İZMİR İLİNDE SATIŞA SUNULAN ET VE ET ÜRÜNLERİNDE

advertisement
EGE ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ
(YÜKSEK LİSANS TEZİ)
İZMİR İLİNDE SATIŞA SUNULAN ET VE ET
ÜRÜNLERİNDE Escherichia coli O157:H7
ARANMASI VE SAPTANMASI
Seçil BAYAR
Temel ve Endüstriyel Mikrobiyoloji Anabilim Dalı
Bilim Dalı Kodu: 401.01.04
Sunuş Tarihi: 15.06.2007
Tez Danışmanı: Doç. Dr. Mustafa ATEŞ
Bornova-İZMİR
III
Seçil BAYAR tarafından Yüksek Lisans tezi olarak sunulan “İzmir
İlinde Satışa Sunulan Et ve Et Ürünlerinde Escherichia coli O157:H7
Aranması ve Saptanması” başlıklı bu çalışma E.Ü. Lisansüstü Eğitim ve
Öğretim Yönetmeliği ile E.Ü. Fen Bilimleri Enstitüsü Eğitim ve Öğretim
Yönergesi’nin ilgili hükümleri uyarınca tarafımızdan değerlendirilerek
savunmaya değer bulunmuş ve 15.06.2007 tarihinde yapılan tez savunma
sınavında aday oybirliği/oyçokluğu ile başarılı bulunmuştur.
Jüri Üyeleri:
İmza
Jüri Başkanı : Doç. Dr. Mustafa ATEŞ
Raportör Üye: Prof. Dr. İsmail KARABOZ
Üye
: Yard. Doç. Dr. H. Halil BIYIK
IV
V
ÖZET
İZMİR İLİNDE SATIŞA SUNULAN ET VE ET ÜRÜNLERİNDE
Escherichia coli O157:H7 ARANMASI VE SAPTANMASI
BAYAR, Seçil
Yüksek Lisans Tezi, Biyoloji Anabilim Dalı
Tez Yöneticisi: Doç. Dr. Mustafa ATEŞ
Haziran 2007, 89 sayfa
Bu çalışmada, İzmir ilinde satışa sunulan et ve et ürünlerinde
Escherichia coli O157:H7’nin aranması ve saptanması gerçekleştirilmiştir.
Bunun için, kasap ve marketlerden farklı zamanlarda sağlanan 10 adedi kuzu
kıyma, 10 adedi dana kıyma, 22 adedi sosis, 26 adedi salam, 18 adedi dana
döner ve 14 adedi sucuk olmak üzere toplam 100 adet et ve et ürünü örneği
incelenmiştir. Ayrıca bu örneklerde tespit edilen toplam aerobik mezofilik
bakteri sayıları ile E.coli O157:H7’nin varlığını arasındaki korelasyon
araştırılmıştır. Örneklerin analizinde, ilk önce toplam aerobik mezofilik
bakteri sayımları gerçekleştirilmiştir. Daha sonra Sorbitol negatif ve Dryspot
E.coli O157 latex test kiti ile tepkime veren koloniler E.coli O157 olarak
tanımlanmıştır. O157:H7 ID Agar ile ikinci bir doğrulama testi yapılmıştır.
E.coli O157:H7 kuzu kıyma örneklerinde %20 (2/10) oranında, dana kıyma
örneklerinde %40 (4/10) oranında, dana döner örneklerinde %11,1 (2/18)
oranında, sosis örneklerinde ise %9,05 (2/22) oranında tespit edilirken 26
adet salam ve 14 adet sucuk örneğinin hiç birinde E.coli O157:H7 varlığı
tespit edilmemiştir. Elde edilen sonuçlar, E.coli O157:H7 açısından pozitif
örneklerde toplam aerobik mezofilik bakteri sayıları ile E.coli O157:H7’ nin
varlığı arasında bir bağlantı olmadığını göstermiştir.
Anahtar Kelimeler: E.coli O157:H7, et ve et ürünleri, korelasyon
VI
VII
ABSTRACT
INVESTIGATION AND DETERMINATION OF
Escherichia coli O157:H7
IN MEAT AND MEAT PRODUCTS WHICH SOLD IN IZMIR
BAYAR, Secil
MSc in Biology Department
Supervisor: Ass. Prof. Dr. Mustafa ATES
June 2007, 89 pages
In this study, the investigation and determination of E.coli O157:H7
was done in meat and meat products which sold in Izmir. Therefore 10 calf
minced meat, 10 lamb minced meat, 22 sausage, 26 salami, 18 Turkish calf
doner and 14 spicy sausage samples was obtained from retail markets and
butcheries in different times in Izmir. Furthermore, the correlation between
the numbers of total aerobic mesophilic bacteria which were fixed in these
samples and the presence of E.coli O157:H7 was investigated. In the analysis
of samples first, the count of total aerobic mesophilic bacteria was done.
Later the colonies that were sorbitol (-) and made agglutination with Dryspot
E.coli O157 latex agglutination test kit were identified as E.coli O157. After
the second confirmation test was done with O157:H7 ID Agar. E.coli
O157:H7 (20%) was found in the lamb minced meat. In calf minced meat
samples E.coli O157:H7 (40%) was found. E.coli O157:H7 (11.1%) was
found in the Turkish calf doner. In sausage samples E.coli O157:H7 (9.05%)
was found E.coli O157:H7. However E.coli O157:H7 wasn’t determining in
spicy sausage and salami samples. Results reveal that in the samples which
are positive for E.coli O157:H7, there is no connection between the numbers
of total aerobic mesophilic bacteria and the presence of E.coli O157:H7.
Key Words: E.coli O157:H7, meat and meat products,correlation
VIII
IX
TEŞEKKÜR
Tez konumun belirlenip yürütülmesinde bana destek olan ve
yardımlarını esirgemeyen kıymetli hocam sayın Doç. Dr. Mustafa ATEŞ’ e,
her zaman yardımlarını esirgemeyen Temel ve Endüstriyel Mikrobiyoloji
Bölümü eğitim elemanlarına ve araştırma görevlilerine, çalışmalarım
sırasında bana yardımcı olan tüm arkadaşlarıma en içten dileklerimle
teşekkürlerimi sunarım.
Ayrıca tez çalışmalarım süresince beni maddi-manevi destekleyen ve
karşılaştığım güçlükleri benimle paylaşan ve bulunduğum yere gelmemde
büyük emekleri olan kıymetli aileme tüm kalbimle teşekkür ederim.
X
XI
İÇİNDEKİLER
Sayfa
ÖZET ………………………………………………………………. V
ABSTRACT…………………………………………………………VII
TEŞEKKÜR……………………………………………………….. IX
ŞEKİLLER DİZİNİ………………………………………………. XV
ÇİZELGELER DİZİNİ…………………………………………… XVII
1.GİRİŞ……………………………………………………………… 1
2.LİTERATÜR ÖZETİ……………………………………………...6
2.1.Escherichia coli İle İlgili Genel Bilgiler ………..………………..6
2.1.1. Morfolojik ve biyokimyasal özellikleri………………………...6
2.1.2. Antijenik yapı…………………………………………………..7
2.2. Escherichia coli’ nin Patojenik Grupları…………………………7
2.2.1. Enteroinvaziv E.coli (EIEC)…………………………………..8
2.2.2. Enteropatojenik E.coli (EPEC)…………………………………8
2.2.3. Enteroagregatif E.coli (EAggEC, EAEC)……………………....9
2.2.4. Enterotoksijenik E.coli (ETEC)………………………………...9
2.2.5. Diffüz Adherent E.coli (DAEC)………………………………..10
2.2.6. Enterohemorajik E.coli (EHEC)………………………………..10
2.3. E.coli O157:H7………………………………………………….15
2.3.1. Non-O157 E.coli serotipleri……………………………………15
2.3.2. E.coli O157:H7 enfeksiyonunun kaynakları ve salgınlar………18
2.3.3. Biyokimyasal ve antijenik özellikleri…………………………..20
2.3.4. Gelişmesi ve canlı kalması…………………………………......22
2.3.4.1. Asit toleransı………………………………………………….23
2.3.4.2. NaCl toleransı………………………………………………...24
XII
İÇİNDEKİLER(Devam)
Sayfa
2.3.4.3. Sıcaklığın etkisi………………………………………………25
2.3.5. Kontrolü………………………………………………………..26
2.3.6. Yaptığı hastalıklar……………………………………………..30
2.3.6.1. Hemorajik Kolitis……………………………………………30
2.3.6.2. E.coli O157:H7’ nin neden olduğu kansız diyare…………...31
2.3.6.3. E.coli O157’ nin asemptomatik infeksiyonları……………...31
2.3.6.4. Hemolitik Üremik Sendrom…………………………………32
2.3.6.5. Trombotik Trombositopenik Purpura……………………….33
2.3.7. Virulans faktörleri……………………………………………..33
2.3.7.1. Kromozomda lokalize olan virulans faktörleri………………33
2.3.7.1.1. Shiga toksin (stx) ve stx çeşitleri…………………………..33
2.3.7.1.2. Enterosit silme lokusu
(Locus of Enterocyte Effacement=LEE)…………………………….37
2.3.7.2. Plazmitin aracılık ettiği virulans faktörleri…………………..43
2.3.7.2.1. Enterohemolizin (Ehly)……………………………………43
2.3.7.2.2. Tip ІІ salgılama sistemi (ETP)……………………………..44
2.3.7.2.3. Katalaz peroksidaz (KatP)………………………………....44
2.3.7.2.4. Serin proteaz (EspP)……………………………………….45
2.3.7.3. Diğer kromozomal ve plazmidal virulans faktörleri………...45
2.3.8. Belirlenmesi……………………………………………………48
2.3.8.1. Klasik yöntemler…………………………………………….48
2.3.8.2. Gelişmiş ve hızlı testler……………………………………...52
2.3.9. E.coli O157:H7 enfeksiyonunu önleme yolları………………..56
XIII
İÇİNDEKİLER(Devam)
Sayfa
2.3.10. Tedavi prensipleri……………………………………………57
3. MATERYAL VE METOD……………………………………...59
3.1. Materyal…………………………………………………………59
3.1.1. Et ve et ürünleri……………………………………………….59
3.1.2. Tamponlanmış Peptonlu Su (TPS)……………………………59
3.1.3 Cefixime-Vancomycin ilaveli Tamponlanmış Peptonlu Su
(CV-TPS)……………………………………………………..59
3.1.4. Plate Count Agar (PCA)………………………………………60
3.1.5. Cefixime/K-Tellurit Sorbitol MacConkey Agar
(CT-SMAC )………………………………………………………..60
3.1.6. O157:H7 ID Agar (O157 H7 ID-F)…………………………..61
3.1.7. Nutrient Agar (NA) …………………………….....................62
3.1.8. Dryspot E.coli O157 Latex test………………………………63
3.2. Metod……………………………………………………………64
3.2.1. Örneklerin alınımı……………………………………………..64
3.2.2. Homojenizasyon ve seyreltme işlemleri ……………………...64
3.2.3. Toplam aerobik mezofilik bakteri sayımı……………………..64
3.2.4. E.coli O157:H7 zenginleştirme prosedürü……………………64
3.2.5. E.coli O157:H7 izolasyon prosedürü…………………………65
3.2.6. Dryspot E.coli O157 Latex test ile doğrulama testi…………..65
3.2.7. Stok kültürlerin hazırlanması ve bu kültürlerin O157:H7 ID
Agar üzerinde yeniden doğrulanması………………………………69
XIV
İÇİNDEKİLER(Devam)
Sayfa
4. BULGULAR………………………………………………………70
5. TARTIŞMA VE SONUÇ…………………………………………78
6. KAYNAKLAR…………………………………………………….85
7.ÖZGEÇMİŞ………………………………………………………..89
XV
ŞEKİLLER DİZİNİ
Sayfa
Şekil
Şekil 2.1: Patojenik E.coli gruplarının patogenezi………………………14
Şekil 2.2: Shiga toksinin yapısı………………………………………….35
Şekil 2.3: TTSS
(Type III Secretion System=Tip Üç Salgılama Sistemi)………….39
Şekil 2.4: LEE lokusu ve bu lokusta kodlanan proteinler………………40
Şekil 2.5: E.coli O 157:H7 konukçu-hücre etkileşimi…………………..42
Şekil 2.6: Tir proteininin yapısı…………………………………………43
Şekil 2.7: Pedestal yapısı………………………………………………..43
Şekil 2.8: Uluslar arası referans strain E.coli O 157:H7’ nin virulans
faktörlerinin genetik yerleşimi……………………………………47
Şekil 4.1: Et ve et ürünlerinde E.coli O 157:H7’nin dağılımı (%)……...71
XVI
XVII
ÇİZELGELER DİZİNİ
Çizelge
Sayfa
Çizelge 2.1: Diyarejenik E.coli gruplarının neden olduğu salgınlardaki
karakteristik özellikler ve kaynaklar veya araçlar…………………………13
Çizelge 2.2: Shigatoksin üreten E.coli serotipleri…………………………17
Çizelge 2.3: Patojenik E.coli’ lerin büyüme sınırı parametreleri………….25
Çizelge 4.1: İncelenen et ve et ürünlerinde E.coli O157:H7 dağılımı…….71
Çizelge 4.2: İncelenen kuzu kıyma örneklerinde, örneklerin E.coli O157:H7
açısından durumu ve toplam aerobik mezofilik bakteri sayıları………….72
Çizelge 4. 3: İncelenen dana kıyma örneklerinde, örneklerin E.coli O157:H7
açısından durumu ve toplam aerobik mezofilik bakteri sayıları………….72
Çizelge 4. 4: İncelenen sucuk örneklerinde, örneklerin E.coli O157:H7
açısından durumu ve toplam aerobik mezofilik bakteri sayıları……….....73
Çizelge 4. 5: İncelenen sosis örneklerinde, örneklerin E.coli O157:H7
açısından durumu ve toplam aerobik mezofilik bakteri sayıları………….74
Çizelge 4. 6: İncelenen salam örneklerinde, örneklerin E.coli O157:H7
açısından durumu ve toplam aerobik mezofilik bakteri sayıları………….75
Çizelge 4. 7: İncelenen dana döner örneklerinde, örneklerin E.coli O157:H7
açısından durumu ve toplam aerobik mezofilik bakteri sayıları…………76
Çizelge 4. 8: E.coli O157:H7 açısından pozitif olan et ve et ürünlerinde
toplam aerobik mezofilik bakteri sayılarının ortalaması…………………77
XVIII
1
1. GİRİŞ
Escherichia coli (E.coli), Gram negatif, Enterobacteriaceae ailesi içerisinde
Escherichia genusuna bağlı, fakültatif anaerob, çoğunlukla hareketli, sporsuz, çubuk
şeklinde bir bakteridir. Son yıllarda, konakçı hücrelerine bakteriyal yapışma
modellerini, bağlanmanın etkilerini, toksin üretimi ve yayılmasını kapsayan virulans
faktörlerini içeren virotipik sınıflandırmaya göre, sindirim sistemi hastalıklarına yol
açan E.coli’ nin 5 virotipi bildirilmektedir. Bunlar, ETEC (Enterotoksijenik E.coli),
EPEC (Enteropatojenik E.coli), EIEC (Enteroinvasiv E.coli), EHEC (Enterohemorajik
E.coli) ve yeni tanımlanan EAggEC (Enteroaggregative E.coli)’ dir (Temelli, 2002).
EHEC’ nin patojenik E.coli’ nin ayrı bir sınıfı olarak tanımlanması iki anahtar
epidemiyolojik gözlemin sonucudur. Bunlardan ilki 1983 yılında Riley ve arkadaşları
tarafından rapor edilmiştir. Bu bilim adamları, şiddetli ve kramplı karın ağrıları ve
sulu ishali takip eden kanlı ishal ile karakterize edilen farklı bir sindirim sistemi
hastalığının iki salgınını araştırmışlardır. Bu hastalık, Hemorajik Kolitis (HC) olarak
adlandırılmakta ve bir fast food restoran zincirindeki pişirilmemiş hamburgerlerin
vücuda alınmasıyla ilişkilendirilmektedir. Bu tür hastalığa sahip hastalardan alınan
dışkı örneklerinde nadir olarak izole edilmiş E.coli serotipi, O157:H7 bulunmuştur.
İkinci anahtar gözlem 1983 yılında Karmali ve arkadaşları tarafından yapılmıştır. Bu
bilim adamları dışkıda fekal sitotoksin ve sitotoksin- üreten E.coli ile bağlantılı olan
Hemolitik Üremik Sendrom (HUS)’ un seyrek görülen durumları arasındaki ilişkiyi
rapor etmişlerdir. HUS’ un (Böbrek yetersizliği, mikroangiopatik anemi ve
trombositopeni ile karakterize edilir ve üçlü bir sendrom olarak tanımlanır.) tipik
olarak kanlı ishal hastalıklarından önce oluştuğu ve Hemorajik Kolitis’ ten (HC) ayırt
edilmesinin imkansız olduğu bilinmektedir. Biri E.coli serotipine diğeri ise özgül bir
sitotoksine dayanan bu iki anahtar klinik mikrobiyolojik gözlem, intestinal ve renal
hastalıklara yol açan bağırsak patojeni sınıfının önemini arttırmaktadır.
Karmali ve arkadaşları tarafından kullanılan sitotoksin analizi, ilk kez 1977’de
Konowalchuk ve arkadaşları tarafından rapor edilmiştir. Bu araştırıcılar kültüre
1
2
edilmiş Vero hücreleri üzerinde geri dönüşümsüz sitopatik etki üreten bazı E.coli
suşlarından elde edilmiş kültür filtratlarının, CHO ya da Y- 1 hücreleri üzerinde
sitopatik etki göstermeyen ETEC LT’ den tamamen farklı olduğunu rapor etmişlerdir.
Aynı dönemde O’Brien ve arkadaşları, belirli E.coli suşlarının özütlerinin HeLa
hücrelerine sitotoksik olduğunu ve bu sitotoksik aktivitenin saf Shigella dysenteria 1
(Shiga) toksinine (Stx) karşı hazırlanmış antitoksinle nötralize edilebileceğini
açıklamışlardır. Bu bilim adamları daha sonra ishalli hastalıklardan izole edilen bazı
E.coli suşlarının Shiga benzeri bir toksin (SLT=SBT) ürettiklerini rapor etmişlerdir.
Buna Konowalchuk ve arkadaşları tarafından bildirilen ve Vero sitotoksin üreten bir
suş da dahildir. Daha sonra O’Brien ve arkadaşları Shiga-benzeri toksin ve Vero
toksinin aynı toksin olduğunu göstermişlerdir. Riley ve arkadaşları ise O157:H7’ nin
bu toksini ürettiğini saptamışlardır. Bağımsız olarak Johnson ve arkadaşları Kanada’
da ki Hemorajik Kolitisli (HC) hastalardan izole edilen suşların Vero hücreleri
üzerinde aktif olan bir sitotoksin ürettiklerini rapor etmişlerdir. Karmali ve arkadaşları
bu patojenle ilgili olarak yayınladıkları makalede, HUS ve HC arasındaki yaygın
virulans faktörünün Vero sitotoksin/Shiga benzeri toksin olduğunu ve intestinal ve
böbreklerle ilgili dokuların zarar görmesinden yine bu patojenin sorumlu olduğunu
açıklanmışlardır (Nataro ve Kaper, 1998).
Stx ailesi, immunolojik olarak çapraz olmayan tepki veren ve Stx1 ve Stx2
olarak adlandırılan 2 büyük grup içerir. Tek bir EHEC suşu sadece Stx1, sadece Stx2
yi yada bu toksinlerin ikisini yada Stx2’ nin bir çok formunu ifade edebilmektedir
EHEC’ den elde edilen Stx1, S.dysenteria 1’ nın Shiga toksini ile hemen hemen
aynıdır (Bazı suşlardan elde edilen Stx1 ler, tek bir aminoasit bazında farklılık
gösterebilirler. Bununla beraber diğer suşlardan elde edilen Stx1 ler dizilim çeşitliliği
göstermezler.). Prototipik Stx1 ve Stx2, A ve B alt birimi bazında % 55 ve 57 baz
dizilimi benzerliğine sahiptir. Stx1 oldukça iyi korunmuş olup Stx2 içerisinde baz
dizilimlerinde çeşitlilik söz konusudur (Nataro ve Kaper, 1998).
2
3
Birçok ülkede (Arjantin, Avustralya, Belçika, Danimarka, Almanya, İsviçre,
İsrail, Güney Afrika ve İtalya), E.coli O157:H7 ile kontamine olmuş gıdaların
tüketilmesi sonucu ortaya çıkan çok sayıda gıda zehirlenmesi bildirilmiştir. E.coli
O157:H7, ABD’ de her yıl 16.000 kişinin hastalanmasına ve 900 kişinin ölümüne ve
yaklaşık 200- 600 milyon dolar ekonomik zarara neden olmaktadır. İngiltere’ de
sadece 1996 yılında 506 vakaya, İskoçya’ da 1990- 1996 yılları arasında 700 kişinin
hastalanmasına, Japonya’ da da 7000 okul çağındaki çocuğun zehirlenmesine neden
olmuştur (Alişarlı ve Akman, 2004).
Etken, vücuda alındıktan sonra inkübasyon periyodu 3- 8 gün arasında
değişmekte ve genellikle krampla seyreden karın ağrısı, kusma, mide bulantısı,
gastroenteritis, ishal, kanlı ishal ve hemorajik kolit gibi klinik semptomlara neden
olmaktadır. Bunlardan hemorajik kolit, yaklaşık 5- 10 gün sonra ilerleyerek
Hemorajik Üremik Sendroma (HUS) dönüşebilmekte, bu da şiddetli anemi ve böbrek
yetmezliği ile komplike olabilmektedir. HUS semptomları gösteren özellikle okul
çağındaki çocuklar ile yaşlı bireylerin yaklaşık %5’ i akut dönemde ölmekte, VTEC
O157 ile enfekte olan insanların ise yaklaşık %50’ si hastanelerde tedavi edilmektedir.
EHEC, ayrıca Trombotik-Trombositopenik Purpura (TTP)’ ya neden olmakta,
özellikle yaşlı bireylerde beyin trombozlarına neden olarak ölüm şekillendirmekte ve
letaliteyi arttırmaktadır (Alişarlı ve Akman, 2004).
EHEC; gıdadan, sudan ve insandan insana bulaşabilmektedir. Birçok duruma
sığır orijinli kontamine gıdaların vücuda alınması neden olmaktadır. Amerika’da evde
yada bir restoranda hazırlanmış pişirilmemiş hamburgerlerin vücuda alınması
salgınların en önemli nedenlerindendir. Kuzey Amerika’ dan rapor edilen en büyük
salgın, Aralık 1992 ve Ocak 1993’ de bir fast-food restoran zincirinden yenen
hamburgerlerden kaynaklanmıştır. Yapılan başka bir çalışmada evde hazırlanan
hamburgerlerin seyrek görülen O157:H7 enfeksiyonlarının en önemli kaynağı olduğu
gösterilmiştir. Fakat bu çalışmayı yapanların belirtiklerine göre bazı enfeksiyonlar,
pişirilmemiş hamburgerlerin doğrudan vücuda alınmasından değil, gıdayı hazırlayan
3
4
insanlar
tarafından
gıdaların
karşıt
kontaminasyona
maruz
bırakılmasından
kaynaklanmaktadır. Bu kişiler çiğ kıymayı elledikten sonra ellerini yıkamadıkları için
böyle bir kontaminasyona neden olmaktadır. Rosto eti ve çiğ süt gibi sığır orijinli
diğer gıdalar, sığırlardan, kuşlardan veya koyunlardan elde edilmiş diğer tip etler
doğrudan salgınlarla bağlantılıdır (Nataro ve Kaper, 1998).
Başlangıçta hamburgerlerle bağlantılı salgınlarla karşılaştırıldığında EHEC’ nin
neden olduğu hastalıklardaki aracıların çeşitliliği zamanla artmaktadır. Son yıllardaki
salgınlar, mayonezin, pastorize edilmemiş elma suyunun ve fermente edilmiş sert
salamların tüketilmesiyle bağlantılıdır. Bahsedilen son iki aracı E.coli O157:H7’ nin
önemli bir özelliğini ortaya çıkarmıştır. Bu özellik, gıdalarda diğer patojenlerin
yaşamlarını
sürdüremediği
düşük
pH
koşullarında
E.coli
O157:H7’
nin
büyüyebilmesidir. Bu organizma asidik koşullara adapte olabilmekte ve bu durum
organizmanın birkaç gün için pH 3,4 hayatta kalabilmesine olanak sağlamaktadır.
Yeşillikler gibi çiğ sebzelerin bazı salgınlarda aracılık ettiği bilinmektedir. Japonya’
da son yıllarda görülen 9000 vakada, pişirilmemiş kırmızı turp filizinin bu vakalardaki
aracılardan biri olduğu saptanmıştır. Bu vakaların birçoğunda aracılık eden meyve ve
sebzelerin sığır dışkısıyla kontamine olduklarına inanılmaktadır. Hastalık için düşük
enfeksiyon dozunun yeterli olması, pişirilmemiş gıdaların tüketilmesi ile beraber
enfeksiyonların ortaya çıkmasındaki en önemli etkenlerdir. Michigan ve Virginia’ da
görülen 2 O157:H7 salgını alfalfa filizinin tüketilmesiyle bağlantılıdır. Yenilenebilir
sular, kuyu suyu ve belediye su sistemleri gibi su kaynakları da salgınlarla
bağlantılıdır. Belediye su sisteminin neden olduğu bir salgın, 243 kişiyi etkilemiş 4
kişinin ölümüne neden olmuştur. Bu salgın, uygun olmayan bir şekilde tamir edilmiş
su sisteminden klorlanmamış suyun dağıtımı sonucu ortaya çıkmıştır. Saklanmakta
olan gıdaların kontaminasyonu, sebzelerin çiğ yenmesi ve su çeşitli enfeksiyon
kaynaklarındandır. Ancak halkın bu kaynaklardan korunması oldukça güç olacaktır.
Bu çalışmada, gelişmiş ülkelerde dahi gıdalardaki kontaminasyon oranı devamlı
yükselen ve halk sağlını gittikçe daha fazla tehdit eden bir bakteri olan E.coli
4
5
O157:H7’ nin dana ve kuzu kıyma, sosis, dana döner, salam ve sucuk örneklerindeki
varlığı ve bu örneklerde tespit edilen toplam aerobik mezofilik bakteri sayısı ile E.coli
O157:H7’nin varlığının korelasyonu araştırılmıştır
5
6
2. LİTERATÜR ÖZETİ
2.1. Escherichia coli İle İlgili Genel Bilgiler
E.coli bütün dünyada üzerinde en çok çalışılan canlı türlerinden biridir. İlk kez
1885 yılında Dr. Thedor Escherichia tarafından izole edilmiştir. Önemi, sadece gıda
mikrobiyolojisinde lokal kirliliğin belirlenmesindeki kullanımından değil, bundan
daha önemli olarak genetik yapısı en iyi bilinen canlı türü olmasından dolayı genetik
araştırmalarda kullanılmasından gelmektedir (Halkman ve ark., 1994 ).
Enterobacteriaceae familyasının Koliform grubu içinde yer alır. Koliform grup
denince, aerob ve fakültatif anaerob, Gram negatif, spor oluşturmayan ve 35oC’ de 48
saat içinde laktozdan gaz ve asit oluşturan tüm çubuk bakteriler anlaşılır. Bu tanım
içinde E.coli Tip I ve Tip II, Enterobacter cloacae, Enterobacter aerogenes,
Klebsiella pneumoniae ve Citrobacter freundii bakterileri koliform grubunu oluşturur.
Koliform içinde sadece E.coli doğrudan barsak kökenlidir. Grubun diğer üyeleri doğal
olarak toprakta bulunabilir. Bu nedenle gıdalarda, içme ve kullanma sularında, deniz
ve göllerde E.coli bulunmasına izin verilmez (Halkman ve ark., 1994 ).
E.coli, insan ve hayvan gastrointestinal florasının devamlı bir elemanıdır ve
burada predominant fakültatif bir organizmadır. Fakat konakçı organizmayla kurulan
denge bozulduğunda E.coli gastrointestinal kanal dışına çıkarak, yerleştiği sistemle
ilgili klinik tablolara sebep olabilir (Tabak,2000).
2.1.1. Morfolojik ve biyokimyasal özellikleri
E.coli; Gram negatif, fakültatif anaerob, çoğunlukla hareketli, sporsuz, 1-2 mm
çapında S tipi koloniler yapan, boyu 2 µm ve eni 1-1,5 µm olan basil şeklinde bir
bakteridir (http://www.mikrobiyoloji.org).
E.coli glikoz, laktoz, maltoz, mannitol, ksiloz gibi şekerleri asit ve gaz yaparak
fermente ederken sükroz, salisin, rafinoz gibi şekerlere etkisi değişkendir. Adenitol,
inozitolü genellikle fermente etmezler. Nişastadan gaz oluşturmazlar. İndol pozitiftir.
6
7
Metil-Red testi pozitif, Vages-Proskauer testi negatiftir. Sitratlı besiyerinde ürerler.
Böylece IMVIC testleri(++--)’dir. Üre besiyerinde üreyi kullanamadığı için üreyemez,
KCN testi negatiftir. Genellikle H2S oluşturmaz. Dezenfektanlara, bazı boya
maddelerine (malaşit yeşili, fuksin vb.), safra ve safra tuzlarına ve %7 NaCl’ ye karşı
duyarlı, fakat ısı ve soğuğa dirençlidir (http://www.mikrobiyoloji.org).
2.1.2. Antijenik yapı
Doğal yaşam ortamı bağırsaklar olan E.coli, diğer barsak bakterileri gibi çeşitli
antijenlere sahiptir. Bunlar:
• O Antijenleri : Somatik antijen olup, ısıya ve alkole dayanıklı, formale dayanıksız,
lipopolisakkarit yapısındadır. Bu antijene göre gruplara ayrılır.
• H Antijenleri : Kirpik antijenleri olup hareketli kökenlerde bulunur. Protein
yapısında ve 100oC’ de ısıtılmaya, alkol ve proteolitik fermentlere dayanıksız, formole
dayanıklıdır.
• K Antijenleri : Kapsül antijeni olup, polisakkarit yapısında ve ısıya dayanıklıdır.
100-200 derecede bir-iki saat kaynatmakla ortadan kaldırılabilir. Bu antijene sahip
bakteriler somatik antiserumları ile aglütinasyon oluşturmaz.
• Fimbria Antijenleri : Özellikle mannaz rezistant fimbriaları bulunan bakterilerde
görülür (http://www.mikrobiyoloji.org).
2.2. Escherichia coli’nin Patojenik Grupları
İnsanlarda diyareye neden olan E.coli serotipleri patojenik, enteropatojenik,
enterovirulent, diyarejenik serotipler olarak adlandırılmaktadır. Bu serotipler virulans
özellikleri, patojenite mekanizması, klinik sendromlar ve O:H serotiplerine göre
başlıca; Enteroinvaziv (EIEC), Enteropatojenik (EPEC), Entero-agregativ (EAggEC,
EAEC), Enterotoksijenik (ETEC), Diffüz Adherent (DAEC), Enterohemorajik
(EHEC) olmak üzere 6 ana grup altında toplanmaktadır. Bununla birlikte, diyareye
neden olan serotiplerin bu şekilde kesin bir ayrımı yoktur. Bu gruplara ilaveten
7
8
fakültatif enteropatojenik (FEEC), verotoksin oluşturanlar (VTEC), önceleri shiga
benzeri toksin oluşturanlar (= shiga like toxin; SLTEC) olarak adlandırılmış olmakla
beraber son zamanlarda doğrudan shiga toksin (Stx; çoğul formda Stxs) oluşturanlar
(STEC) şeklinde tanımlanmış olması, diyare oluşturanlar (DEC) gibi grupların başka
gruplar ile tarif edilebilmesi, diyareye neden olan E.coli’ lerin enfeksiyon veya
intoksikasyon etmeni olarak gruplandırılması bu konudaki terminolojiyi zorlamaktadır
(Halkman ve ark., 2001).
2.2.1. Enteroinvaziv E.coli (EIEC)
EIEC ilk olarak 1944 yılında parakolon basil olarak tanımlanmış daha sonra
E.coli O124 olarak tanılanmıştır. 1971’de EIEC suşlarının tipik EIEC enfeksiyonu
olan kanlı ishale neden olduğu ve fakir ülkelerde yüksek oranda görüldüğü
saptanmıştır. EIEC suşları genel olarak hareketsizdir ve O28ac, O29, O112ac, O121,
O124, O135, O136, O143, O144, O152, O159, O164, O167’i içeren az sayıda O
grubu bulunmuştur. EIEC suşları, enterositleri kaplamakta ve onların şeklini
değiştirerek bu hücrelerin ölümüne neden olmaktadır. EIEC’ nin invaziv karakteri
140MDa’ luk bir invazyon plazmidi tarafından yönetilmektedir. Bu plazmid Tip III
Sekresyon Sistemini (Type III Secrection System=TTSS) ve kendi TTSS efektör
proteinlerini kodlar. TTSS aynı zamanda Salmonella ve Yersinia’ da ki sisteme
benzerdir. Buna ilaveten Shigella spp. ile EIEC suşları arasında fenotipik ve genotipik
benzerlikler bulunmaktadır (Eklund, 2005).
2.2.2. Enteropatojenik E.coli (EPEC)
İlk olarak 1945 yılında John Bray tarafından “Bacillus coli nepolitanum”
ismiyle yaz ishaline neden olan etken olarak rapor edilmiştir. Günümüzde EPEC,
gelişmekte olan ülkelerdeki çocuklarda görülen ishalin yaygın etkenidir. Bu ishalde
ölüm oranı %30 civarındadır. Sporadik EPEC enfeksiyonları ise endüstriyel ülkelerde
görülmektedir. Bununla birlikte endüstriyelleşmiş ülkelerde EPEC’ nin neden olduğu
8
9
salgınlar çok seyrektir. Bu patojenin tanılanması O26, O55, O86, O111, O114, O119,
O125, O126, O127, O128, O142’i içeren serotipik O gruplarına dayanmaktadır.
Günümüzde EPEC’ nin belirlenmesi konukçu hücrelerdeki tutunma─silinme
lezyonlarını kodlayan eae geninin kromozomda bulunması ve Stx üretiminin
olmaması ile gerçekleşir. Buna ilave olarak demet oluşturan pilusların (bundleforming pili= BFP) aracılık ettiği plazmidal EPEC yapışma faktörünü ifade eden
suşlar tipik EPEC suşları olarak tanımlanırken, EAF-plazmidinden yoksun olan suşlar
ise atipik EPEC suşlar olarak tanımlanmaktadır. Endüstriyel ülkelerde atipik EPEC’ in
yaygınlığı gelişmekte olan ülkelerle kıyaslandığında daha yüksektir (Eklund, 2005).
2.2.3. Enteroagregatif E.coli (EAggEC, EAEC)
Gelişen dünyamızda özellikle çocuklarda görülen akut ve uzun süreli ishalin en
önemli etkenidir. Ayrıca turist ishalinin en yaygın nedenidir. 1987’ den beri
gelişmekte olan ülkelerde ortaya çıkan salgınlarda etkinliği artmıştır. EAEC suşları
yaklaşık 90 tane tanımlanmış serotipi içeren oldukça heterojen bir gruptur. Bu
serotipler içinde en yaygın olanlar O15:H18, O44:H18, O77:H18, O111:H12, O125 ve
O126’ dır. EAEC bağırsak epitel hücrelerine karakteristik olarak ot yığınlarına
benzeyen kümeler halinde yapışmalarıyla tanınmaktadır. Patogenez sırasında, EAEC,
bağırsak mukozasına plazmid tarafından kodlanan agregatif (kümeler halinde)
yapışma fimbriası (AAF/I-AAF/III) ile yapışır. Bu yapışma mukus biyofilmi
oluşumunu, inflamasyona bağlı olarak mukozal toksisiteyi ve sitokin salınımını
arttırmaktadır. EAEC’ nin diğer virulans faktörleri; plazmidal enterotoksin (PET) ve
enteroagregatif ısıya dirençli toksin 1 (EAST- 1). Bazı EHEC suşlarının da EAST- 1
oluşturduğu saptanmıştır (Eklund, 2005).
2.2.4. Enterotoksijenik E.coli (ETEC)
ETEC suşlarının insanlardaki ishalli hastalılarla olan ilişkisi 1960 larda ortaya
çıkarılmıştır. O zamandan beri ETEC enfeksiyonlarının gelişmekte olan ülkelerde
9
10
ortaya çıkma oranı artmıştır. ETEC turist ishalinin en yaygın etkenidir ve
endüstrileşmiş ülkelerde ara sıra görülen salgınların nedenidir. Patogenez sırasında,
ETEC, fimbrial kolonizasyon faktölerini (CFs) ve ilgili kolonizasyon faktör
antijenlerini kullanarak bağırsak epitel hücrelerine kolonize olmaktadır. Buna ilave
olarak ETEC suşları, plazmid tarafından kodlanan ısıya dirençli (Heat Stabile
Toxin=ST) ve/veya ısıya duyarlı (Heat Labile Toxin= LT) toksinler üretirler. ST ve
LT toksinleri STa, STb ve LT-I, LT-II olmak üzere alt gruplara ayrılmaktadır.
Bunlardan LT-I, kolera toksini ile %75 amino asit benzerliğine sahiptir. Bundan başka
ETEC’ nin bazı suşları EAEC grubunun karakteristik toksini olan EAST-1’i
üretmektedir. (Eklund, 2005).
2.2.5. Diffüz Adherent E.coli (DAEC)
Hücre çözen E.coli olarak bilinmektedir. 12 aylık çocuklarda ishale neden
olmaktadır ve gelişmiş ülkelerdeki önemli patojenlerden biridir. Kesin patogenezi
hakkında çok az şey bilinmektedir. Fakat DAEC suşları; epitel hücreleri üzerindeki
yaygın yapışma şekilleri, α-hemolizin üretimi ve sitotoksik nekroz faktör 1 ile
karakterize edilmektedir. Buna ilave olarak bütün kromozom ve plazmitlerin aracılık
ettiği fimbrial adhezin F1845 ve plazmitten kodlanan adhezin (AIDA- 1) yaygın
yapışma fenotipi ile ilgilidir (Eklund, 2005).
2.2.6. Enterohemorajik E.coli (EHEC)
İlk olarak 1977 yılında Vero (Afrika yeşil maymunu) hücrelerine sitoksik etki
gösterdiği ve bu hücrelerin ölümüne neden olduğu için verotoksin (VT) adı verilen bir
toksin ürettiği saptanmıştır. O nedenle bu patojenlere verositotoksijenik E.coli
(VTEC)
adı
verilmiştir.
Verotoksinin
saflaştırılması
ve
karakterizasyonu
çalışmalarında O’Brien ve arkadaşları verotoksinin yapı ve biyolojik aktivite
bakımından Shigella dysenteriae tip 1 tarafından üretilen Stx toksini ile büyük
benzerlik gösterdiğini saptamışlardır. Bu yeni toksin aynı zamanda anti-Stx ile
10
11
nötralize olabilmiş ve bu nedenle Shiga benzeri toksin (Shiga-like toxin=SLT) olarak
adlandırılmıştır. SLT toksinlerinin 2 ana grubu olduğu saptanmıştır. Bunlar SLT-I ve
SLT-II veya bilinen adıyla VT1 ve VT2’ dir. Günümüzde bu toksinler Stx1 ve Stx 2
olarak ayrılmış ve çeşitli varyantları içerdiği saptanmıştır (Eklund, 2005).
İlk çalışmalarda ishalli hastalardan izole edilen E.coli suşları Stx üretmiştir.
Fakat ishalli hastalıklarda EHEC’ nin etiolojik veya Stx’ in varlığının olası patolojik
önemi hakkında önemli bir kanıt yoktur. 1982’ de A.B.D’ de 2 Hemorajik Kolitis
salgınına shigatoksijenik E.coli O157:H7 serotipinin neden olduğu saptandıktan sonra
EHEC’ nin insanlardaki enfeksiyon hastalılarla olan bağıda açıkça ortaya konmuştur.
Aşağı yukarı aynı zamanlarda Hemolitik Üremik Sendrom (HUS) adı verilen ve
hastalarda şiddetli klinik sonlara neden olan bir hastalığın dışkıda bulunan fekal
sitoksin ve sitotoksin üreten E.coli ile bağlantılı olduğu saptanmıştır. Bundan başka,
Kanada’ da Johnson ve arkadaşları Hemorajik Kolitisli hastalardan izole ettikleri
E.coli O157:H7 suşlarının vero hücreleri üzerinde aktif olan bir sitotoksin ürettiklerini
rapor etmişlerdir. O zamandan beri EHEC, sadece neden olduğu şiddetli hastalıklarla
değil aynı zamanda düşük enfeksiyon dozu ve insidansının dünya çapında artmasıyla
da önem kazanmıştır. Ve shigatoksijenik E.coli’ nin yaklaşık 450 tane O:H serotipi
bulunmuştur (Eklund, 2005).
EHEC bakterileri bazı kromozomal ve plazmidal virulans faktörlerine sahiptir.
Bununla birlikte, temel virulans faktörleri oldukları düşünülen Stx1 ve/veya Stx2 veya
bunların varyantlarının üretimi kromozomda lokalize olmuş stx genlerinin bir faj
aracılığıyla
kodlanmasıyla
gerçekleşmektedir.
Yapışma
mekanizması
veya
enterohemolizin (Ehly) gibi diğer toksinlerinin üretimi ise çoğaltıcı virulans faktörler
olarak tanımlanmıştır. Bununla birlikte, EHEC’ nin ve Stx ailesinin nomenklatürü
kompleks bir sonuçtur. Enterohemorajik E.coli (EHEC) terimi shiga- benzeri toksinüreten E.coli (Shiga-like toxin-producing= SLTEC) veya Shiga toksini- üreten E.coli’
i (sinonimi verotoksijenik E.coli ) göstermek için kullanılmaktadır. Örneğin, EHEC,
STEC olarak düşünülmektedir. Çünkü STEC intimini kodlayan eae genini taşır ve
11
12
insana patojendir. Dünya Sağlık Örgütüne (WHO 1998) göre EHEC, Stx-üreten E.coli
bakterileridir (Eklund, 2005).
12
13
Çizelge 2.1: Diyarejenik E.coli gruplarının neden olduğu salgınlardaki karakteristik özellikler ve kaynaklar veya aracılar (Eklund, 2005)
Grup
Diyare
ile
Salgınları etkileyen aracılar, kaynakları ve faktörler
Temel virulans faktörleri: kromozomal/plazmidal
Virulans faktörün biyolojik etkisi
İşlem görmemiş su
Tutunma ve bağlanma yeteneği(A/E)
Yapışma, mikrovillusların yıkımı, iyon salınımı
gıda, sütten yapılmış gıdalar, toz ve aerosoller
EPEC Yapışma Plazmiti (EAF)
Yapışma
ilişkilendirildiği
yıl
EPEC
ETEC
EIEC
EAggEC
EHEC
DAEC
1945
1961
1971
1987
1982
1993
İşlem görmemiş su, gıda, sütten yapılmış gıdalar
Demet oluşturan pilus (BFP)
Yapışma
LifA/Efa
Yapışma
Isıya- duyarlı/ dirençli enterotoksin (LT, ST)
İyon salınımı
Isıya- dirençli enterotoksin (EAST)
İyon salınım
Fimbrial kolonizasyon faktörleri (CFs)
Kolonizasyon
Su, gıda, İnsandan insana
Vir/Ics gen bölgesi
Membran kırılmaları, hücre içi hareket
Restoran yemekleri
IpaA, IpaB, IpaC, IpaD, IpaH
İnvazyon, olası inflamasyon
Shigella enterotoksin 1 (ShET1)
İyon salınımı
Su, gıda, İnsandan insana
Isıya- dirençli enterotoksin (EAST)
İyon salınımı
Restoran yemekleri
Kümler halinde Yapışma Fimriası (AAF)
Yapışma
Plazmidal enterotoksin
Serin proteaz, iyon salınımı, sitotoksisite
Kasaplarda satılan etler, hamburgerler, sığır eti, fermente
Shiga toksini (Stx)
Protein sentezini inhibe den rRNA, apoptosis
edilmiş sosisler, beyaz turp filizi, pastorize edilmemiş
Tutunma ve Silme yeteneği (A/E)
Yapışma, mikrovillusların yıkımı, iyon salınımı
gıdalar, klorlanmamış su, salatalar
Enterohemolisin (Ehly)
Eritrositlerin lizizi
E.coli salgı proteini (EspP)
Serin proteaz, koagulasyon faktör V’in yıkımı
Katalaz Peroksidaz (KatP)
İmmün yanıt peroksidazlarının indirgenmesi
ToxB
Yapışma
Çevre, nemli mevsim
Efa-1/LifA
Yapışma
Fimbrial adezin F1845
Yapışma
Yaygın yapışmadaki adezin (AIDA-I)
Yapışma
13
14
Şekil 2. 1: Patojenik E.coli gruplarının patogenezi (Nataro ve Kaper, 1998).
14
15
2.3. E.coli O157:H7
E.coli’ nin özel bir serotipi olan O157:H7 serotipi son yılların en önemli gıda
kaynaklı patojeni olarak kabul edilmektedir. E.coli O157:H7 serotipi ilk kez ABD’ de
1982 yılında 2 salgında 47 vaka ile görülmüş, bunun hemen arkasından çeşitli
ülkelerde de benzeri salgınlar izlenmiştir. Daha öncekiler benzemeyen hastalığın
aniden ortaya çıkması ve çeşitli analizler ile bu bakterinin diğer E.coli serotiplerinden
ayrılığının gösterilmesi O157:H7 serotipinin “muhtemelen laboratuar kaçkını bir
bakteri” olduğunu düşündürmektedir (Noveir ve ark., 2002).
E.coli O157:H7 serotipinin bugün gıdalar ile insanlara bulaşan patojenler
arasında en önemlilerinden biri olması, sadece diğerlerine göre her bakımdan daha
fazla patojeniteye sahip olmasından değil aynı zamanda ısıl işleme oldukça dirençsiz
olmasına rağmen başta yetersiz pişirilmiş hamburgerler olmak üzere et ürünleri ile
salgınlara veya bireysel hastalanmalara neden olabilmesinden kaynaklanmaktadır. Bu
önemi nedeniyle ABD’de kırmızı etlerinde ışınlanmasına izin verilmiştir (Halkman ve
ark., 2001).
Bugün için süt ineklerinin bağırsakları E.coli O157:H7 serotipinin muhtemel
kaynağı kabul edilmektedir. İnek dışkısı ile süte, ete, toprağa, suya ve dolayısıyla her
yere bulaşan bu serotip sonuçta, 1996-1997 yıllarında görülen salgında olduğu gibi,
bitkisel ürünlerle de insanlar taşınabilmektedir (Noveir ve ark., 2002).
Japonya’ da yaz aylarında ortaya çıkan ve 40.000 kadar kişinin zehirlenmesine
neden olan, şu ana kadar her yaştan 11 kişinin ölümüne yol açan ve giderek yayılan
salgının etkeninin E.coli O157:H7 serotipi olduğu saptanmıştır. Japonya’ da alınan
önlemler arasında ellerin sabunla yıkanması, suyun kaynatılarak içilmesi, sebzelerin
iyi yıkanması ve çiğ et yenilmemesi vardır (Halkman ve ark., 1996).
2.3.1. Non-O157 E.coli serotipleri
EHEC serotipleri tarafından ortaya çıkan enfeksiyonlardan çoğunlukla E.coli
O157:H7 serotiplerinin izole edilmesi, bu serotiplerin virulansının daha yüksek olduğu
15
16
fikrini akla getirmekle birlikte diğer serotiplerin sorbitolü fermente etmeleri nedeniyle
izolasyon ve identifikasyonlarında kullanılabilecek biyokimyasal bir metodun
yokluğu, bu serotiplerin tespiti amacıyla doğrudan ürettikleri Stx’ i veya Stx genini
tespit etmeye yönelik yöntemlerin kullanılması zorunluluğunu doğurmuştur (Tabak,
2000).
Yaklaşık 200 civarı serotipe ait E.coli suşları Stx eksprese edebilmektedir. Fakat
bu serotiplerin çoğunda Stx- pozitif ve Stx-negatif suşlar da bulunabilmektedir. Bu
serotiplerin 50’ den fazlası insanlarda görülen kanlı ishal veya HUS ile bağlantılıdır.
İnsanlardaki hastalıklarla ilişkili olan en yaygın non-O157:H7 serotipleri O26:H11,
O103:H2, O111:NM ve O113:H21 serotipleridir. Bu organizmalara bağlı olarak
ortaya çıkan son salgınlar Japonya, Almanya, İtalya, Avustralya, Çek Cumhuriyeti ve
Amerika Birleşik Devletlerinde rapor edilmiştir. Bu salgınların ortaya çıkabilmesi için
5 ile 234 arası organizma yeterli olabilmektedir. Bu salgınların çoğunda enfeksiyonun
kaynağı saptanamamıştır. Kuzey Amerika’da görülen HUS olaylarının %20- 25’ nin
non-O157:H7 EHEC nedeniyle oluştuğu düşünülmektedir. Şili, Arjantin ve
Avustralya gibi bazı ülkelerde non-O157:H7 EHEC serotipleri HUS olaylarının büyük
bir kısmının nedenidir. Non-O157:H7 EHEC suşları sık sık kansız ishalli hastalardan
izole edilmektedir. Belçika’ da yapılan bir çalışmada fecesten izole edilen Stx-üreten
E.coli suşlarının %62’ sinin non-O157:H7 buna karşılık sadece %32’ sinin O157:H7
olduğu saptanmıştır. Seattle’ da non-O157:H7 Stx-üreten E.coli suşları rutin dışkı
örneklerinin %1.1’ de bulunmaktadır. Bu izolasyon oranı Shigella ve Yersinia spp.’
den yüksek (%0,2) buna karşın Campylobacter (%2,5) ve Salmonella (%3,4) spp.
veya E.coli O157:H7 (%2,9) ’den düşüktür. Boston ve Virjinya’ da hastalardan izole
edilen Stx-üreten bütün E.coli izolatlarının yaklaşık yarısı non-O157:H7 serotipleridir
(Nataro ve Kaper, 1998)
İnsanlarda hastalık tablosu yaratabilme yeteneğine sahip non-O157 E.coli
serotipleri arasında en sık rastlanan serotipler ve ürettikleri toksin tipleri çizelge 2. 2
‘de gösterilmiştir (Tabak, 2000).
16
17
Çizelge 2. 2: Shigatoksin üreten E.coli serotipleri (Tabak, 2000)
Serotip
Stx Tipi
Serotip
Stx Tipi
E.coli O103:H2
1
E.coli OX3:H21
2
E.coli O113:H21
1,2
E.coli O83:H1
1,2
E.coli O165:H25
1,2
E.coli O171:NM
2
E.coli O111:NM
1,2
E.coli O5:NM
1
E.coli O4:NM
1,2
E.coli O26:H11
1
E.coli O45:H2
1
E.coli O125:NM
1
E.coli O126:H27
1
E.coli O145:NM
2
E.coli O121:H19
1,2
E.coli O50:H7
1
E.coli O91:H21
2
E.coli O111:H8
1,2
E.coli O146:H21
1
E.coli O137:H41
1,2
Bugün patojen ve patojen olamayan EHEC serotiplerinin ayrımında kullanılan
en az iki ilave virulans faktörü daha mevcuttur;
1. eae geni tarafından kodlanan “A/E fenotipi”
2.EHEC hemolisini ve çeşitli yapışma faktörlerini eksprese edebilen pO157 plazmidi
Bu ilave özellikler sırasıyla “eae” ve “pCVD419” probları kullanılarak
saptanabilirler. Bu çalışmaların ortak sonucu; hayvan ve et ürünlerinden izole edilen
non-O157 E.coli serotiplerinin çok azında “eae” veya “pO157” genleri mevcutken
insanlarda hastalık etkeni olan non-O157 serotiplerininse hemen hepsinin “pO157”
genleri taşıdığı şeklindedir. Ancak bu faktörleri taşımayan bazı non-O157
serotiplerinin de hastalık yapma yeteneğine sahip olmasından dolayı başka bilinmeyen
virulans faktörlerinin mevcut olabileceği akılda tutulmalıdır (Tabak, 2000).
E.coli O157:H7 patojenitesini araştıran bir çok çalışma, kromozoma entegre
bakteriyofajla kodlanan Stx’ in üzerinde yoğunlaşmasına rağmen, kromozom ve 60
17
18
MDa plazmidi tarafından kodlanan enterohemolisin gibi ek virulans faktörleri
mevcuttur (Tabak, 2000).
2.3.2. E.coli O157:H7 enfeksiyonunun kaynakları ve salgınlar
Bu patojenin başlıca kaynağının daha çok genç sığırlar olmak üzere koyun, keçi,
geyik, kuzu, tavuk, domuz, kedi, köpek ve martılar olduğu bilinmektedir. Genelde
dışkıdaki yaygınlığın % 0- 10 oranında değişmekle beraber, genç hayvanlarda daha
fazla olduğu, sığır dışkısında 5oC’ de 70 güne kadar canlılığını koruyabildiği ve
verotoksin üretme kapasitesini kaybetmediği ortaya konulmuştur. Epidemiyolojik
olarak insanlara geçiş, direkt olarak meslekle ilgili hayvanla temas şeklinde, indirekt
olarak dışkı ve atıklarla kontamine olmuş gıdaların, içme ve halka açık yüzme havuzu
olarak suların alınması durumunda, çiğ ya da yetersiz pişirilmiş gıdaların hazırlanması
sırasında temas edilen araçlar veya eller vasıtasıyla oluşabilen kros kontaminasyonlar
ile ve en önemlisi kişiden kişiye temas (oral-fekal yolla) aracılığıyla olmaktadır.
Ayrıca asemptomik taşıyıcı olan enfekte insanlar da patojenin geçişinde rol
oynamaktadırlar (Temelli, 2002).
E.coli O157:H7 enfeksiyonlarının önemli bir kaynağı, hayvansal orijinli
gıdalardır. Bu patojenin geçişindeki başlıca gıdalar; sığır eti ve ürünleri ile işlenmemiş
çiğ süt ve ürünleridir. Birçok salgında, yetersiz pişirilmiş hamburgerlerin şüpheli gıda
olduğu bildirilmektedir. Bunun yanında soğuk sandviçler, hot dogs, rosto, kurutulmuş
kürlenmiş salam, kurutulmuş fermente sucuk, çiğ sütten yapılan peynirler, yoğurt,
alfalfa ve beyaz turp filizi, pastörize olmayan meyve suları ( elma, portakal), çiğ taze
meyve ve sebzeler (marul), mayonez, elma şırası, pişmiş mısır, kanatlı hayvan,
domuz, geyik, kuzu etleri de çeşitli salgınlarda kaynak olarak gösterilmektedir
(Temelli, 2002).
Kesimhanelerde derinin yüzülmesi ve iç organların çıkarılması sırasında sığır eti
kontamine olabilmektedir. Etin parçalanması, kıyılması sırasında yüzeyden iç
kısımlara geçen bakteri, yeterli ısıl işleminin yapılmadığı durumlarda canlılığını
18
19
sürdürmekte ve halk sağlığı açısından önemli bir risk oluşturmaktadır. Güney
Yorkshire’ da Sheffield bölgesindeki yerel mezbahalardan alınan sığır etlerinin
tüketimi ile 1992 Mayıs- Haziran aylarında gözlenen salgınların incelenmesi
sonuncunda, 2103 sığır rektal svab örneğinin 84’ ü (%4) E.coli O157:H7 bakımından
pozitif, pozitif örneklerin 78’ inin (%93) ise verotoksin ürettikleri tespit edilmiştir.
1999 yılında New York’ da çocuk kampında, dondurulmuş kıymadan kaynaklanan
E.coli O157:H7 enfeksiyonun gözlendiği bildirilmektedir. Bundan başka, 1994’ de
fermente salam tüketimine bağlı bir salgın da rapor edilmektedir (Temelli, 2002).
Meyve ve sebzelerin kontaminasyonu, sığır ve diğer ruminantların ekili alanlara
girmeleri, çiftçilerin gübrelerden uygunsuz bir şekilde yararlanmaları ve arazi
sulamada atık suların kullanılması sonucunda şekillenmekte, bunlara uygulanan
kesme ve dilimleme işlemleri sonucu salınan sular, bakterinin gelişmesine olanak
sağlamaktadır. Dünyadaki E.coli O157:H7’ ye ait en büyük salgın, 1996’ da Japonya’
da beyaz
turp
filizlerinden
kaynaklanan
9451
adet
enfeksiyon
vakasının
gözlenmesiyle ortaya çıkmıştır. 1997’ de Michigan ve Virginia’ da birbirini takip eden
salgınlarda, sorumlu gıdanın aynı tohumlardan gelişen alfalfa filizleri olduğu,
kontaminasyonun hasat sırasında veya sonrasında elle müdahale edilmesi ve işlenmesi
sonucunda ortaya çıktığı, bakteri sayısının artışında filizlenme dönemindeki nem ve
ısı şartlarının önemli bir etken olduğu belirtilmektedir. 1991’ in sonlarında
Güneydoğu Massachusetts’ de, pastörize edilmemiş taze sıkılmış elma suyunun
tüketilmesi sonucu 18 kişinin etkilendiği, 4 çocukta HUS’ un geliştiği salgında,
elmaların yerden fekal kontaminasyona maruz kaldığı ve yıkanmadığı tespit
edilmiştir. 1980’de Kanada’ da yine bu tip bir salgın gözlenmiştir (Temelli, 2002).
Çiğ süt ve ürünlerine bakterinin bulaşması, meme başlarından, sağım makineleri
ile alet ve ekipman hijyeni, yetersiz pastörizasyon, pastörizasyon sonrası
kontaminasyon ile olabilmekte, son yıllarda bu ürünlerin tüketimine bağlı salgınlar
sıklıkla gözlenmektedir. 1986’ da Minesota’ da çiğ süt tüketen 2 kişide HUS
şekillenmesi sonucunda bakterinin ilk kez çiğ süt ile ilişkisi ortaya çıkarılmıştır.
19
20
Pastörize sütten kaynaklanan bir diğer salgında, 100’den fazla kişi enfekte olmuş, 9
kişide HUS gelişmiş ve 1 yaşlı kadında TTP gözlenmiştir. Güney Kanada’ da
anaokulu çocuklarında, çiftlikte taze çiğ süt tüketiminden kaynaklanan bir enfeksiyon
bildirilmiştir. 1998’de Batı ve Orta Wisconsin’ de 4 adet E.coli O157:H7
enfeksiyonunda şüpheli gıdanın, süt imalathanelerinde 60 günden daha az olgunlaşma
periyodunda tutulan taze peynirler olduğu rapor edilmiştir (Temelli, 2002).
Genellikle su kaynaklı hastalık salgınları, su kaynağının (kaynak, kuyu suyu) ya
yetersiz korunmasından yada distilasyon, karbonasyon, ozonasyon, filtrasyon gibi
uygulamaların yetersizliğinden şekillenmektedir. Atıkların taşması, seller ve yüzey
suları ile karışması sonucu bakteriyal populasyonun toprağa geçmesiyle, yeraltı
(kaynak) suları kontamine olmaktadır. Bakteri ve virüsler, yeraltı sularında yüzey
sularına göre daha uzun süre canlı kalabilmekte ve büyük
bir tehlike
oluşturmaktadırlar. 1991 yılını yaz aylarında Oregon’ da yapay göldeki fekal
kontaminasyon sonucu, 21 çocuğun enfekte olduğu, aynı yıl Missouri’ de kaynak
sularının dezenfekte edilmemesi sonucu 243 kişinin etkilendiği ve 4 kişinin öldüğü
salgınlar bulunmaktadır. Ayrıca Güney Afrika’ da da içme ve sulama sularının
kontaminasyonu sonucu 2000 adet E.coli O157:H7 vakası bildirilmiştir (Temelli,
2002).
2.3.3. Biyokimyasal ve antijenik özellikleri
E.coli O157:H7 serotipi diğer E. coli’ lerden; 44,5oC ve üzerinde gelişememesi,
sorbitolü fermente edememesi, β-glucuronidase enzimine sahip olmaması, buna karşın
eae genine sahip olması, 60 mDa plazmid taşıması ve yaygın olarak görülmeyen
5000- 8000 Dalton moleküler ağırlıkta OMP ekspresyonu ve enterohemolisin üretimi
ile ayrılır. E.coli’ lerin %95’ i sorbitolü 24 saat içinde fermente ederken E.coli
O157:H7 sorbitolü 48 saat içinde fermente edememektedir. Bununla beraber Birleşmiş
Milletler Dünya Sağlık Örgütü (WHO)’ ne göre SLTEC O157 suşları arasında sorbitol
pozitif olanlara da rastlanılmaktadır. E.coli O157:H- suşları sorbitol pozitiftir. Yine
20
21
E.coli’ lerin %97’ si β- glucuronidase enzimi içerirken E.coli O157:H7 serotipi βglucuronidase negatiftir. Yeni bir tip hemolisin olarak kabul edilen enterohemolisin,
verotoksin pozitif E.coli O157:H7 ve E.coli O157:H- serotipleri tarafından üretilirken,
bu özellik diğer E.coli’ lerde yoktur. Enterohemolisin sadece eritrositleri yıkanmış
kanlı agar petrilerinde belirlenebilir. Bu şekilde 33 adet verotoksik E.coli O157:H7 ya
da E.coli O157:H- izolatının 32 adedinin enterohemolisin ürettiği gösterilmiştir.
Bunların dışında E.coli O157:H7 serotipi diğer E.coli’ lere göre safra tuzlarına daha az
dayanıklıdır. Antijenik yapısı diğer E.coli’ ler ile kesin bir ayrım sağlar (Halkman ve
ark., 2001).
E.coli’ nin florojenik MUG belirteci uidA geni tarafından kodlanan βglucuronidase enziminin aktivitesine bağlıdır. EHEC E.coli O157:H7’ de bu genin
varlığı gösterilmiş olmakla beraber, yapılan sekans analizleri bu serotipte uidA
geninde birkaç baz mutasyonu olduğunu göstermiştir. Bu nedenle E.coli O157:H7
serotipinde diğer E.coli’ lerde tipik olan MUG reaksiyonu negatiftir (Halkman ve ark.,
2001).
E.coli
O157:H7’
nin
O157
antijenik
determinantı
bakterinin
selüler
lipopolisakkaritinin polisakkarit kısmında bulunur. Yapısal analizler sonucunda bu
determinant D-glukoz, L-fukoz ( 6-deoksi-L-galaktoz), 2-asetamido-2-deoksi-Dgalaktoz,4-asetomido-4,6-dideoksi-D mannoz(1:1:1:1)’ dan oluşan ve tekrarlanan
tetrasakkarid ünitelerinin doğrusal polimeri olarak tanımlanmıştır (Halkman ve ark.,
2001).
MUG negatif E.coli O157 izolatlarının verotoksin pozitif olduğu söylenebilir.
Bir çalışmada 188 E.coli O157 serotipinin MUG ve verotoksin testleri yapılmış,
bunlardan 155 E.coli O157:H7, 10 E.coli O157:H-, ve 1 E.coli O157:H (rough) olmak
üzere166 adedi MUG negatif ve verotoksin pozitif iken, diğer 22 izolat (2 O157:H7, 1
O157:H, 19 diğer H tipleri; H6, H16, H19, H25, H42, H45) MUG pozitif ve
verotoksin negatif olarak bulunmuştur (Halkman ve ark., 2001).
21
22
E.coli suşları arasında serolojik bir bağlantı olduğu ilk kez 1921’ de Dodgeon ve
arkadaşları tarafından belirtilmiş, sonra 1937’ de Lowel E.coli’ nin kapsül ve somatik
olmak üzere 2 çeşit antijeni olduğunu ileri sürmüş, 1943’ de ise Kaufmann flagella
antijenini de göstermiştir. Buna göre E.coli’ de O1-O171 arasında gösterilen 165
somatik O antijeni, K1- K90 arasında gösterilen 90 kapsül antijeni ve H1-H56
arasında gösterilen 56 flagella H antijeni saptanmıştır. Çeşitli araştırmalar ile 171 O
antijeni belirlenmiş ise de bunlarda, 31, 47, 67, 72, 94 ve 122 numaralılar listeden
çıkarılmış ve 165 O antijeni kalmıştır. En son çalışmalar göre bugün 174O, 56 H ve
80 K antijeni olduğu saptanmıştır. E.coli’ nin somatik O antijenleri ile Salmonella,
Shigella, Citrobacter ve Providencia cinsi bakteriler arasında önemli ölçüde çapraz
reaksiyonlar bulunmaktadır. Termostabil özellik gösteren O antijenlerinden en çok
rastlanan 25 kadar antijendir. Hücre zarında, kılıfında ya da kapsülde bulunan kapsül
K antijenleri L, B ve A grubundadır. Bunlardan L ve B grubu yüzeysel somatik
antijenler, A grubu ise kapsül antijenleridir. K antijenleri de termostabil özellik
gösterir. Kapsül antijenleri içinde ayrıca Vi, a, β, F antijenleri de vardır. Monofazik
olan H antijenleri ise sadece hareketli türlerde bulunur ve ısıya duyarlıdır. Flagellar H
antijenleri birbirleri ve diğer bakterilerin H antijenleri ile çapraz reaksiyon vermezler.
E.coli O157 ile Escherichia cinsi içindeki diğer 4 sorbitol negatif türün antijenik
ilişkisinin araştırıldığı bir çalışmada 24 E.hermanii, 12 E.fergusonii, 12 E.vulneris ve
1 E.blattae izolatı poliklonal antiserum ile tüpte aglütinasyon ve lateks lam
aglütinasyon testine alınmışlardır. Bunlarda sadece 4 E.hermanii izolatı serolojik
olarak çapraz reaksiyon vermiştir. Bunlar ilaveten Citr.freundii suşlarınında E.coli
O157 antiserumu ile aglütinasyon verdiği bildirilmektedir (Halkman ve ark., 2001).
2.3.4. Gelişmesi ve canlı kalması
E.coli O157:H7 serotipi de diğer E.coli’ ler gibi optimum olarak 37oC’ da ve pH
7.2’ da gelişir. E.coli O157:H7 serotipinin gelişmesi üzerine yapılan çalışmaların çoğu
bu serotipin izolasyon çalışmalarına yöneliktir (Halkman ve ark., 2001).
22
23
2.3.4. 1. Asit toleransı
Çeşitli araştırmalar gıda kaynaklı Hemorajik Kolit vakalarında anahtar rol
oynayan E.coli O157:H7’ nin aside dirençli olduğunu ve bu toleransının midenin
kuvvetli asit ortamından rahatlıkla geçmesini sağladığını göstermiştir. Bu bakterinin
aside direnci insanlarda enfeksiyon dozunun çok düşük olmasını etkileyen bir faktör
olarak kabul edilmektedir. Salmonella’ nın tersine olarak 1- 2 pH olan insan
midesinde yaklaşık 3 saat süren sindirim sırasında canlı kalabilmesi ve buradan
bağırsağa geçmesi bu ilişkiyi açıklamaktadır. Benzer şekilde mayonez, fermente etler,
cottage peyniri gibi asitli gıdalarda diğer patojenler inhibe olurken, bunun E.coli
O157:H7’ nin rahatlıkla gelişebilmesi için bir avantaj olduğu gösterilmiştir. Bu
özelliği ile elma suyu ve geleneksel olarak güvenli kabul edilen fermente et
ürünlerinde canlılığını koruyabilmektedir. pH’ sı 3,6-4,0 olan elma şarabında 8oC’ da
31 gün canlı kalabilen E.coli O157:H7’ nin %40’ dan fazla mayonez içeren pH 5,406,07 olan et salatasında canlılığını uzun süre koruyabildiği, pH4,2’ de birkaç hafta
canlı kalabildiği, hatta et salatasının karakteristik pH’ sın da gelişebildiği, sırasıyla
asetik, laktik ve sitrik asitlerin etkili olduğu belirlenmiştir (Halkman ve ark., 2001).
Sığırların sindirim-boşaltım sistemlerindeki düşük pH ve organik asitler
varlığının daha sonra karkasa bulaşma potansiyeli olan E.coli O157:H7 serotipi ve
diğer patojenlerin aside dirençliğini artırabileceği düşünülmektedir. Yapılan çeşitli
çalışmalar bu bakterinin aside toleransının artırabileceğini, asit cinsinin aside olan
tolerans artırımında etkili olduğu ve suş farklılıklarının aside dirençlikte önemli
olduğunu göstermiştir (Halkman ve ark., 2001).
E.coli O157:H7 suşlarının ekstrem asit (pH3) koşullarda canlılıklarını
sürdürebilmelerinin araştırıldığı bir çalışmada asitle indüklenmiş oksidatif sistem,
asitle indüklenmiş arjinine bağlı sistem ve glutamata bağlı sistem olmak üzere
önceden karakterize edilen 3 asit dirençlilik sistemi test edilmiştir. Çeşitli asit direnç
sistemlerinin patojen E.coli’ nin mide (pH 1- 3) ve barsak (pH4,5- 7) ortamlarındaki
asit streslerinde canlılığını korumasında etkili olduğu, bir kez indüklendikten sonra
23
24
asit direnç sisteminin 4oC’ da ki soğuk depoda aktif halde uzun süre stabil kaldığı ve
bu bulgunun özellikle gıda endüstrisi için önemli olduğu belirtilmiştir. Benzer şekilde
aside direncin gelişme fazı ile doğrudan ilgili olduğu ve en yüksek direncin durma
fazında olduğu belirlenmiş, aside bir kez direnç kazanıldıktan sonra bunun soğuk depo
ortamlarında da korunduğu, sığırların sindirim ve boşaltım sistemlerinde asidik ortama
direnç kazanan bu patojenin karkas bulaşması halinde soğuk depo ortamında
canlılığını uzun süre koruyacağı ve etten elde edilecek asitli ürünlerde de ortam
sıcaklığı gibi diğer koşulların uygun hale gelmesi ile gelişmesini rahatlıkla
sürdürebileceği gösterilmiştir (Halkman ve ark., 2001).
2.3.4. 2. NaCl toleransı
E.coli
O157:H7
serotipi
yüksek
tuz
konsantrasyonlarına
da
direnç
göstermektedir. Glass ve ark. tarafından yapılan araştırmada E.coli O157:H7’ nin
%6,5 NaCl’ da gelişebildiği, NaCl’ ün inhibisyon etkisinin %8,5 derişimde başladığı,
200 ppm nitrit ve %4,0 NaCl içeren, pH’ sı 5,6 olan sıvı besiyerinde gelişebildiği,
%3,5 NaCl ve 69 ppm sodyum nitritli ve pH’ sı 4,8 olan fermente sucukta indirgendiği
ancak 40C’da 2 ay süren depolama sırasında kullanılan starter kültüre bağlı olmaksızın
tümüyle inhibe olmadığı bulunmuştur. Bir başka çalışmada mTSB broth besiyerine
ilave edilen %3,5 ve %6,5 NaCl konsantrasyonlarında 30- 40 saat inkübasyon süresi
sonunda E.coli O157:H7 serotipinin 108 kob/ml düzeyine eriştiği saptanmıştır. Bir
başka
araştırmada
ise
gelişme
üzerine
düşük
sıcaklık
ve
yüksek
tuz
konsantrasyonunun etkisi piliç ekstrakt broth ve triptik soya (TS) broth besiyerinde
incelenmiş, 37oC’ da piliç ekstrakt broth besiyerinde %8; 10oC’ da piliç ekstrakt
brothda %6 ve TS brothda %4 NaCl konsantrasyonunda E.coli O157:H7’ nin inhibe
olduğu, bakterinin 4oC’ da gelişemediği gösterilmiştir. Buna karşı bir görüş ise E.coli
O157:H7’ nin aside kayda değer ölçüde yüksek bir direnç göstermediği ve %6,5 NaCl
içeren TS broth besiyerinde gelişemediği belirtilmektedir (Halkman ve ark., 2001).
24
25
2.3.4. 3. Sıcaklığın etkisi
E.coli O157:H7 serotipinin normal gelişme sıcaklığının birkaç derece fazlasında
inkübasyona bırakıldığı bir çalışmada hücrelerin yeni bir grup protein sentezleyerek
daha sonra kendileri için öldürücü olabilecek sıcaklıklara karşı daha iyi direnç
gösterdikleri bulunmuştur. Aerobik ve anaerobik koşullarda gelişen E.coli O157:H7’
ye ısı şok uygulanmasının ısıl işlemde canlı kalabilen bakteri sayısını artırdığı,
bakteriye uygulanan ılımlı bir ısı şokunun bakterinin inhibisyonu için seçilen proses
sıcaklığında canlı kalabilme yeteneğini yükselttiği görülmüştür. TS broth ve işlenmiş
salama ısıl işlem ile strese sokulmuş E.coli O157:H7’ nin inokule edildiği bir
çalışmada ise TS broth besiyerinde pH ve su aktivitesine bağlı olmaksızın 5oC’ da
depolanmanın E.coli O157:H7’ nin canlılığını iyi bir şekilde koruduğu, işlenmiş
salamda su aktivitesi ve pH’ nın canlılık azalmasında 1-2 log birimi etkili olduğu
gösterilmiştir (Halkman ve ark., 2001).
Çizelge 2.3: Patojenik E.coli’ lerin büyüme sınırı parametreleri
Minimum
Maksimum
Sıcaklık (oC)
7-8a
44-46b
pH
4.4c
9.0
Aw
0.95

Sodyum klorid
%2.5 NaCl de büyüme hızlı
%6.5 NaCl de büyüme yavaş
%8.5 NaCl de büyüme yok
a. Sütte 6.5oC’ de büyüme tespit edilmiştir.
b. EHEC’in bazı suşlarında büyüme için maksimum sıcaklık 440C’ den daha düşüktür.
c. E.coli O157:H7’ nin 4.4’ten daha düşük pH’ larda da canlı kaldığı saptanmıştır
(Bell, 2002).
25
26
2.3.5. Kontrolü
Asitlik ve tuza olan direncin tersine olarak E.coli O157:H7 serotipi yüksek
sıcaklığa Salmonella’ dan daha fazla duyarlıdır ancak donma sıcaklıklarına kayda
değer ölçüde dirençlidir ve -20oC’ da 9 ay süre ile sayıda çok az bir azalma ile
canlılığını koruyabilmektedir (Halkman ve ark., 2001).
Yapılan bir çalışmada araştırıcılar hamburgerlerin merkezine E.coli O157:H7
inokule etmişler, hamburgerleri üretici firmanın önerisine göre pişirmişler ve sonuçta
bu pişirme sonunda E.coli O157:H7’ nin hamburgerlerde belirlenemediğini, ancak
üretici önerisinin altında pişirme sonucunda E.coli O157:H7’ nin canlı kalabileceğini
göstermişlerdir. Pişirme için 68,3oC’ da 15 saniyenin yeterli olduğu, köftelerin
ızgaraya konulmadan önce bir süre oda sıcaklığında bekletilmesi ile ısıl işleme
direncin azaldığı gösterilmiştir (Halkman ve ark., 2001).
Çiğ süte aşılanan E.coli O157:H7 serotipi ve diğer bakterilerin HTST yöntemi
kullanılarak pastörizasyon ile termal inaktivasyonunun araştırıldığı bir çalışmada 16,2
saniye sürede E.coli O157:H7’ de 60,0oC’ da en çok 2 log birimi 63,0oC’ da en çok 4
log birimi canlılık azalması olduğu, 64,5oC’ da ise başlangıçta 105 kob/ml olan
canlılığın tümüyle ortadan kaldırıldığı bulunmuştur (Halkman ve ark., 2001).
Bu bakterinin ışınlama uygulamalarına dirençsiz olduğu ve dolayısıyla başta et
ürünleri olmak üzere ışınlamanın gıdalar için kayda değer bir hijyen güvencesi
sağlayacağı çeşitli araştırmalar ile gösterilmiştir.
60
Co ya da
137
Cs kaynağından elde
edilen ışınlar ile gıdaların korunması oldukça yaygın bir uygulama olup, başta E.coli
O157:H7 olmak üzere pek çok patojenin özellikle katı gıdalardaki eleminasyonu için
kullanılmaktadır. Genel olarak donma sıcaklığı altında olan gıdaların ışınlanması daha
az etkili iken, ABD’ de E.coli O157:H7 enfeksiyonlarını önlemek için kırmızı etlerin
ışınlanmasına izin verilmiştir (Halkman ve ark., 2001).
E.coli
O157:H7
suşlarının
aside
dirençliliği
ışınlamaya
dirençliliğini
etkilemektedir. pH’ ya bağlı durma fazı asit dirençliğinin ışınlama dirençliliği ile
26
27
kıyaslandığı bir çalışmada suş farklılıklarının önemli olduğu, aside direnç kazanmanın
ışınlamaya da direnç kazandırdığı tespit edilmiştir (Halkman ve ark., 2001).
Aroma kayıplarına neden olduğu için hammaddeye ısıl işlem uygulanamayan
elma şaraplarında UV’ nin etkisinin incelendiği bir çalışmada 254 nm dalga
boyundaki UV lambası ile sağlanan ışınlama ile E.coli O157:H7’ de 3,81 log azalma
sağlandığı ve UV lambanın bu amaçla kullanılabileceği gösterilmiştir (Halkman ve
ark., 2001).
Laktik asit bakterilerinin fermantasyon boyunca E.coli O157:H7 üzerindeki
antagonistik etkisi pek çok çalışma ile araştırılmaktadır. Laktik asit bakterileri
psikrotrof ve patojenleri buzdolabı sıcaklığında dahi inhibe edebilen metabolitleri
salgılama özellikleri ile tanınmaktadır. Örneğin Lactobacillus lactis’ in ürettiği H2O2’
in pek çok patojen üzerinde inhibisyon etkisinin olduğu kanıtlanmıştır (Halkman ve
ark., 2001).
Yapılan bir araştırmada pastörize edilmiş ve çiğ yağlı ve yağsız süte 2 farklı
konsantrasyonda aşılanmış bu sütler farklı sıcaklıklarda 28 güne kadar inhibisyona
bırakılmıştır. Deneme sonuçlarında E.coli O157:H7’ nin 5oC’ da gelişmediği hatta 28
gün sonunda 2 log kob azalması olduğu, 8oC’ da ilk 4 günde yaklaşık 1-2 log kob
artma olduğu 22oC’ da ise 4 gün içinde pH’ ın 4 katına düşmesi sonunda E.coli
O157:H7’ nin sayısında sayısın da hızla azalma olduğu, pastörize edilmemiş sütte ise
refakatçı floranın varlığına ve bunların antagonistik etkisine bağlı olarak pastörize
süttekine göre daha yavaş geliştiği belirlenmiştir. Benzer bir çalışma labneh peynirleri
ile yapılmış, E.coli O157:H7 populasyonunun fermantasyon sırasında arttığı ve bir
gecelik soğuk depoda bekletme sırasında aynı kaldığı, sonra giderek azaldığı ve 2 gün
sonra 2- 4 logaritma birimi azaldığı ve 4 gün sonra belirlenemeyecek sayıya indiği ve
dolayısı ile geleneksel labneh peynirinin bu patojen açısından güvenilir olduğu
gösterilmiştir. Bu bulgulara karşı ticari laktik asit starter kültürü ile inokule edilmiş
sütte 4 ve 7oC’ lar da 5 gün süre sonunda starter kültürün bu patojenin canlılığını
etkilemediği gösterilmiştir (Halkman ve ark., 2001).
27
28
Bir diğer çalışmada starter katılmış ve katılmamış sucuklara farklı düzeylerde
E.coli O157:H7 aşılanmış ve fermantasyon boyunca sayı incelenmiş, bulgular bu
serotipin sucuk olgunlaştırma süresi içinde tümüyle ortadan kalktığını göstermiştir.
Buna karşın bu bakterinin aside dirençli olduğu için geleneksel olarak güvenli olduğu
kabul edilen fermente etlerde canlılığını koruduğuna ilişkin bulgular olduğuna
yukarıda da değinilmiştir (Halkman ve ark., 2001).
E.coli O157:H7 ilave edilmiş kıymalarda refakatçi floranın etkisini araştırıldığı
bir çalışmada yüksek sayıdaki refakatçi floranın hem aerobik hem de anaerobik
koşullar altında E.coli O157:H7’ nin gelişmesini inhibe ettiğini, refakatçi floranın
%80 Lactobacillus sakei olmak üzere laktik asit bakterilerinden oluştuğu, kıymaların
doğal refakatçi florasının E.coli O157:H7 gelişmesi üzerinde etkili olduğu
gösterilmiştir. Benzer şekilde E.coli O157:H7’ nin yoğurt, ekşi krema ve tereyağında
aynı düzeyde asitlendirilmiş skim milk ortamına göre daha fazla inhibe olduğu,
Pediococcus
acidilactici
kullanılarak
yapılan
laboratuar
ölçekli
sosis
fermantasyonunda E.coli O157:H7 gelişmesinin nitrit varlığı ile engellenebildiği
bulunmuştur. Enterohemorajik E.coli’ nin süt ve kıymada gelişmesi üzerine düşük
sıcaklık ve refakatçi floranın etkilerinin incelendiği bir çalışmada düşük sayıda
refakatçi flora varlığında 80C’ da gelişme olduğu, ancak bu sıcaklıkta yüksek sayıda
refakatçi flora varlığında gelişmenin olmadığı, yüksek sayıdaki refakatçi floranın
E.coli’ nin gelişmesini engellediği, yüksek refakatçi flora varlığı veya 5oC düşük
sıcaklıkta gelişme olmasa dahi canlılığın korunduğu, sonuçta 5oC’ da korumanın
gıdalarda riski koruduğu, 8oC ve üzerindeki sıcaklıkların ise riski artıracağı
gösterilmiştir (Halkman ve ark., 2001).
E.coli O157:H7 inhibisyonu için çeşitli kimyasallar denenmektedir. Bunlar
arasında klor özellikle içme ve kullanma suları için başarılı olarak tanımlanırken,
çeşitli dezenfektanların organik asitler göre daha etkili olduğu belirtilmektedir. Yağlı
ve yağsız sığır etleri için klor heksidin, bağ doku için hidrojen peroksit, elma
şaraplarında
28
%0,1
sodyum
benzoat
çözeltisi
etkili
dezenfektanlar
olarak
29
değerlendirilmiş ayrıca et endüstrisinde kullanılan gıda katkılarından emülsifer olarak
kullanılan monolaurin ve baharat ekstraktı olan eugenol de yine etkili bileşikler olarak
belirlenmiştir (Halkman ve ark., 2001).
Çeşitli bitkilerin E.coli O157:H7 üzerindeki etkileri araştırılmaktadır. Ticari
ürün olan “protecta one” ve “protecta two” adlı bitki ekstraktları ete aşılanmış E.coli
O157:H7 üzerine %2,5 konsantrasyonda püskürtülmüş ve ilk gün etki görülmemekle
beraber 4oC’ da 7 günlük depolama sonunda bu bakteride 1,3 log/cm2 düzeyinde
indirgeme sağlanmış ve bitki ekstraktlarının bir miktar indirgeme yapabileceği
belirtilmiştir. Buna karşı %1 konsantrasyondaki sarımsak tozu çözeltisinin 6 saat gibi
bir süre içinde 107kob/ml düzeyindeki E.coli O157:H7’ yi tümüyle öldürdüğü,
dolayısı ile sarımsağın gıda korumada etkili olduğu gösterilmiştir. Turpgiller
(Crucifera) familyası üyelerinde bulunan ve gerek sıvı ortamlarda gerek buhar
formunda kuvvetli bir antimikrobiyal etkisi olduğu bilinen allyl isothicyate’ ın E.coli
O157:H7 üzerindeki etkisinin buhar formunda ve bakteri gelişme fazında iken yüksek
düzeyde olduğu bulunmuştur. Benzer bir araştırmada ise % 0,1 asetik asit içeren
sirkenin E.coli O157:H7’ nin gelişmesini engellediği gösterilmiştir (Halkman ve ark.,
2001).
E.coli O157:H7’ ye özgü bakteriyofajlar ile yapılan çalışmalarda bakteriyofajın
sadece E.coli O157:H7 serotiplerine özgü olduğu, bakteriyofajın E.coli O157 olmayan
bakterileri lize etmediği ve dolayısı ile bakteriyofaj uygulaması ile bu bakterinin
hayvanlarda ve gıdalarda diğer mikrofloraya zarar vermeden kontrol altına
alınabileceği gösterilmiştir (Halkman ve ark., 2001).
Bdellovibrio spp.’ nin Gram negatif bakterilerin periplazmasında gelişmektedir.
Bu özellikleri nedeni ile kontaminasyonda etkili olan paslanmaz çelik tank
yüzeylerinden E.coli O157:H7’ nin arındırılabileceği düşünülmüş, Bdellovibrio: E.coli
O157:H7 oranı 10:1 olarak yapılan denemede E.coli O157:H7’ nin 24 saat süre içinde
3,61 log birimi, indirgendiği gösterilmiştir (Halkman ve ark., 2001).
29
30
2.3.6. Yaptığı hastalıklar
E.coli O157:H7 enfeksiyonları gençlerde daha etkilidir. Japonya’ da yapılan
araştırmalarda gençlerin ve çocukların E.coli O157:H7 serotipinin yapmış olduğu
hastalıklara duyarlığı açık bir şekilde gösterilmiştir. Dışkılarında bu bakteriye
rastlanan 20 yaş altındaki kişilerin %80’ den fazlası tipik semptomları gösterirken,
yine dışkılarında E.coli O157:H7 serotipi bulunan 30-46 yaş arasındaki kişilerin %70’
i tipik semptomları göstermemiştir (Halkman ve ark., 2001).
Diyarejenik E.coli’ lerin (DEC) neden olduğu gıda kaynaklı hastalıkların klinik,
halk sağlığı ve ekonomik önemi vardır. Sadece E.coli O157:H7 serotipinin neden
olduğu hastalıkların tedavi giderleri ve iş gücü kaybı bedelinin yılda 229-610 milyon
US$ olduğu tahmin edilmektedir (Halkman ve ark., 2001).
Bu serotipin yapmış olduğu başlıca hastalıklar;
2.3.6. 1. Hemorajik Kolitis
1982’ de Oregon ve Michigan’ da çeşitli kanlı ishal sendromları olan iki olayda
spesifik restoran zincirlerindeki hamburger tüketimi sonucunda gözlenmiştir.
Hemorajik Kolitis’ in sendromları çeşitli abdominal kramplar, kanlı dışkı ve çok az
ateştir. Vakaların yarısında dışkıdan E.coli O157:H7 izole edilmiş ve bu vakaların hiç
birinde sağlık kontrolünün olmadığı görülmüştür. Sonradan bu serotipin Stx ürettiği
gösterilmiştir. Stx çok çeşitli çalışmalar sonucu Hemorajik Kolitisin önemli bir sebebi
olarak gösterilmiştir (Kapper, 1998).
Hemorajik Kolitis aniden ortaya çıkan kramplı karın ağrıları ile başlar ve 24- 48
saat içinde sulu diyare ile devam eder. Diyare sırasında görülen kan artar ve dışkı
zamanla tümüyle kan olur. Hastalığın ortaya çıkması genellikle 3- 9 gün (ortalama 4
gün), hastalık süresi 2- 9 gündür. Hastalığın ortalama 8 gün sürdüğü şeklinde
kaynaklara da rastlanmaktadır. Kramplı karın ağrılarının doğum sonrasına benzer
yoğunlukta olduğu ve apandisit ağrısından daha şiddetli olduğu bildirilmektedir. Bu
30
31
hastalık Shigelloziste tanımlanan dizanteri ve invaziv E.coli’ nin neden olduğu
gastroenteritisten ateş olması ve kanlı dışkı ile ayrılmaktadır (Halkman ve ark., 2001).
2.3.6. 2. E.coli O157:H7’nin neden olduğu kansız diyare
E.coli O157:H7 enfeksiyonlarının çoğu sulu diyareyle başlayıp daha sonra kanlı
diyare ile seyreder. Sporadik vakaların büyük kısmında E.coli O157:H7 enfeksiyonlu
hastaların %95’ den fazlası kanlı diyarelidir. Benzer çalışmalarda, epidemiler
sırasında enfekte kişilerin %17- 30’ unda ve sporadik vakaların %4- 5’ inde kan
görülmez. Bu enfeksiyonlarda kanlı diyarenin daha yüksek oranda bulunmasının
nedeni; kanlı diyarenin tıbbi olarak daha çok önem arz etmesi ve doktorların bu gibi
vakaları daha çok dikkate alıp kültür isteminde bulunmalarından kaynaklanmaktadır.
Kansız diyareli kişilerde, kanlı diyareli kişilere oranla daha az sıklıkta HUS ve TTP
gibi komplikasyonlar görülür. Kansız diyare, E.coli O157:H7 dışındaki diğer EHEC
serotiplerinde daha fazla gözlenir. Bununla birlikte kansız diyare E.coli O157:H7’ nin
neden olduğu hastalıkların hem sporadik hem epidemik olanlarında görülmektedir
(Arslantürk, 1996).
2.3.6.3. E.coli O157’nin asemptomatik enfeksiyonları
E.coli O157:H7 genellikle semptomu olmayan kişilerden izole edilmez. Bununla
beraber, epidemiler sırasında bazen semptomsuz kişilere rastlanılmaktadır. Bir
araştırmada üç anaokulunda iyi pişirilmemiş sütlerin içilmesi sonucu oluşan E.coli
O157:H7 epidemisi sırasında semptomsuz çocukların dışkısında E.coli O157:H7 izole
edilmiş ve benzer şekilde bakım evlerindeki epidemilerde de semptomsuz kişilerde
E.coli O157:H7 serotipi saptanmıştır. Diğer bakım evlerindeki epidemilerde enfekte
hamburger yiyen asemptomatik kişilerin dışkısından E.coli O157:H7 izole edilmiştir.
Asemptomatik enfeksiyonların sık tekrarlanması çok az bir olasılıktır (Arslantürk,
1996).
31
32
SLT- 1 ve SLT- 2’ ye karşı oluşan antikorların sağlıklı kontrol grubunda %1420 oranında mevcut olması, EHEC’ in tüm dünyada yayılmış olmasının serolojik
göstergesidir. Asemptomik enfeksiyonlar EHEC’ e karşı önceden oluşan bağışıklıktan
salgınlar EHEC’in geçici olarak intestinal mukozaya kolonize olmasıyla ortaya çıkar
(Arslantürk, 1996).
2.3.6. 4. Hemolitik Üremik Sendrom
İlk olarak 1955’ de tanımlanmıştır. HUS çocuklardaki akut renal yetmezliğin
önemli nedenlerinden birisidir. İngiltere’ de çocuklarda yapılan bir çalışmada,
HUS’un akut renal yetmezliğin en sık ve en önemli nedeni olduğu saptanmıştır.
Sıklıkla yaz aylarındaki sporadik vakalar ve küçük epidemiler halinde görülür. Bu
sendrom sıklıkla kanlı diyareyle seyreden gastroenteriti takiben akut olarak başlayan
mikroanjiopatik hemolitik anemi, trombositopeni ve renal yetmezlik ile karakterize
edilir. Bu sendromun etkeni E.coli O157:H7’ dir. Epidemilerin çıktığı bölgelerdeki
hastalarda bu komplikasyonların gelişme oranı etkilenen populasyona göre değişiklik
gösterir. Yayılım hızı toplum arasında çok düşüktür. Genellikle çocuklarda ve yaşlı
insanlarda yüksektir (Arslantürk, 1996). Yaşlılarda HUS; ateş ve TTP olmak üzere iki
ilave semptom ile görülür. Bu durumda yaşlılarda ölüm oranı ortalama %50’ ye
çıkmaktadır (Halkman ve ark., 2001).
Klinik olarak HUS gösteren hastalarda, ciddi bir hastalık seyri veya bazen
sarılık ve sıklıkla yüksek tansiyon oluşmaktadır. Hastaların sıklıkla diyaliz ve kan
nakline gereksinim duydukları ve kalp yetmezliği, koma, kalp krizi gibi
kardiovasküler ve merkezi sinir sistemi hastalıklarının gelişebildiği bildirilmektedir
(Özbaş, Aytaç, 1995).
HUS insandan insana bulaşan ve küçük epidemiler oluşturan mevsimsel dağılım
gösteren bir sendrom olup, toksinlerle oluşmaktadır. İngiltere’ de ve Amerika’ da
birkaç çalışmada ve Kanada’ da yapılan bir çalışmada klasik HUS’ lu hastaların %90’
ında verotoksin üreten E.coli saptanmıştır. Bu sendrom yüksek oranda verotoksin
32
33
üreten iki patojenle (E.coli ve S.dysenteriae) ilişkilidir. HUS’ lu hastaların dışkısından
verotoksin saptanabilmektedir. Yine bu hastalarda toksini nötralize eden antikorlar
vardır (Arslantürk, 1996).
2.3.6. 5. Trombotik Trombositopenik Purpura
TTP, mikroanjiopatik hemolitik anemi, trombositopeni, nörolojik hastalık, renal
hastalık ve ateş ile karakterize edilir. TTP, birçok yönüyle HUS’ a benzerdir. Fakat
sıklıkla erişkinlerde görülür, çoğu zaman ateşle birliktelik gösterir ve hastalığın
öncesinde HUS’ un bir belirtisi olan diyare gibi bulgular görülmez. Yapılan
çalışmalarda hastaların %14’ ünde karın ağrısı olduğu saptanmıştır (Arslantürk, 1996).
2.3.7. Virulans faktörleri
E.coli O157:H7’ nin virulans faktörleri, kromozomda ve plazmitte lokalize
olanlar olmak üzere 2 ana gruba ayrılmaktadır (Eklund, 2005).
2.3.7. 1. Kromozomda lokalize olan virulans faktörleri
EHEC’ in en önemli bakteriyel virulans faktörünün lizogenik, lambdoid
bakteriyofajlar tarafından kodlanan Stx1, Stx2 veya bunların varyantlarının üretimi
olduğu önerilmiştir. Diğer önemli virulans faktörü ise kromozomda lokalize olan ve
intimini (E.coli bağlanma ve tutunma proteini) kodlayan eae geninin kullanımıdır. Bu
proteinler EHEC’ nin bağırsak epitel hücrelerinin yüzeyine bağlanmalarını
sağlamaktadır (Eklund, 2005).
2.3.7.1.1. Shiga toksin (Stx) ve stx çeşitleri
EHEC suşlarının en önemli özelliği, Stx toksinlerinin ana grupları olan ve
antijenik olarak birbirlerinden ayrılan Stx1 ve Stx2’ i üretmeleridir. EHEC
bakterilerinin Stx1’ i Shigella dysenteriae serotip 1 tarafından üretilen Shiga toksinine
çok benzemektedir. Stx1’ ler arasında ve özellikle Stx2 de 10 tane varyant
33
34
tanımlanmıştır. Ana varyant grupları; Stx1c, Stx1d, Stx2c, Stx2dac, Stx2e, Stx2f veya
Stx2g’ dir. Amino asit sequens seviyeleri karşılaştırıldığında Stx1 ve Stx2 toksinleri
birbirlerine yaklaşık %59 benzerdir. Buna karşın Stx2 varyantları ile Stx 2, % 84- 99
gibi bir benzerliği paylaşmaktadır. Stx grup genleri ya lambdoid bakteriyofajları yada
kromozom üzerinde lokalize olmuştur. Ek olarak; EHEC, birden daha fazla Stxkodlayan bakteriyofaj taşıyorsa, birden fazla Stx’ i eksprese edebilmektedir (Eklund,
2005).
Stx toksinleri bir A alt birimi ve pentamerik bir B alt birimini içeren
holotoksinlerdir. 5’ li B alt birimi kalın halka şeklinde bir yapı oluşturur ve A-alt
biriminin C-ucu bu halkaya kovalent olmayan bir şekilde bağlanmaktadır. Ökaryotik
hücre membranlarındaki Stx aile üyeleri için olan reseptör globotriosilseramittir
(Gb3). Sadece domuz edema hastalık toksini olan Stx2e uzun glikolipit olan
globotetraosilseramite (Gb4) bağlanır. Hedef hücreye bir kere bağlandıktan sonra, Stx
toksin molekülleri bağırsak epitel hücrelerinin endositik mekanizması tarafından
veziküller ile birleştirilir, taşıyıcı Golgi ağı ve Golgi cisimciğinden endoplazmik
retikulum ve nüklear membrana transfer edilmektedir. Daha sonra, Stx A alt birimi
proteaz tarafından parçalanır ve katalitik olarak aktif A1 ve A2 fragmentleri oluşur.
Toksinin salınan A1 alt birimi, protein sentezinin peptid zinciri uzama basamağını
etkiler ve bu olay hücrenin ölümüyle sonuçlanır. Bununla birlikte, bazı hücrelerde
toksin vezikülleri lizozomlar tarafından etkisiz hale getirilebilmektedir. Kan akışı ile
birlikte Stx toksini spesifik Gb3 reseptörlerince zengin organlara (örneğin böbrekler)
taşınmaktadır. Her ne kadar Stx1 ve Stx2 benzer etki tarzına sahiplerse de
toksisitelerinin ortaya çıkışı farklı olabilmektedir. Stx1 ile karşılaştırıldığında, Stx2
insan renal mikrovasküler endotelyal hücrelerine 1000 kat daha toksiktir (Eklund,
2005).
34
35
Şekil 2. 2: Stx toksininin yapısı a) Stx1 toksinin kristal yapısı, b) Shiga toksin
Stx1'in B alt birimlerinin hücre zarı tarafından bakıldığı haliyle görünümü
(tr.wikipedia.org)
a)B altbirimleri resmin altında, A altbirimi üsttedir. B altbirimleri reseptörlerine
bağlandıklarında hücre zarı resmin alt tarafında bulunur.
b)Resmin sadeliği için A alt birimi gösterilmektedir, normalde resim düzleminin arka
tarafında yer alır. Önde görünen şeker molekülleri Gb3 reseptörlerinin bağlandığı
yerlerde bulunmaktadır.
35
36
1983’ de, kromozomlarında entegre halde lambda bakteriyofajı taşıyan E.coli
O26:H11 ve E.coli O157:H7 salgın suşlarında Stx üretimi için gerekli olan genetik
bilgi bulunmuştur. Son 10 yılda, 60 Kb boyutundaki (stxA; A alt birimini, stxB, B alt
birimini kodlar.) bazı lambda bakteriyofajları tarafından kodalanan Stx toksinleri
bulunmuştur. Bu bakteriyofajlar, E.coli dahil bir çok enterik bakterinin konukçu
hücrelerinin
lizogenizasyonuna
neden
olabilmektedir.
Stx
genleri,
lambda
bakteriyofajının spesifik bir gen bölgesinde (geç faz bölgesi) yer almaktadır. Lambda
faj DNA’ sı bakteriyal konukçu hücrenin kromozomal genomuna entegre olduğunda,
stx genleri genetik kontrol altında sessiz kalmaktadır. Fakat faj, replikatif veya litik
döngüyü başlattığı zaman oldukça fazla bir şekilde eksprese olurlar ve bunun
sonucunda faj üretimi ve bakteriyal liziz gerçekleşmektedir. Litik döngünün başlaması
ultraviyole (UV) ışığı veya antibiyotikler gibi DNA’ ya zarar verici ajanlarla
bakterilerin karşı karşıya kalmasından sonra ortaya çıkmaktadır. Litik döngü
sonucunda, bakteriyofaj partiküllerinin yeni jenerasyonu ve Stx çevreye salınmaktadır
(Eklund, 2005).
Stx1 ve stx2’nin çeşitli varyantları tanımlanmıştır. Bu varyantlar A veya B alt
birimlerindeki bir veya iki amino asit farklılıklarına göre ayrılmaktadırlar. Bununla
birlikte, bu ayrımların bazı farklı tipleri nomenklatürde bu toksinleri ayırt etmek için
kullanılmakta ve bu da resmi olmayan bir nomenklatür yaratmaktadır. Bununla
birlikte,
genomik
restrüksiyon
profillerine
dayanarak
bazı
stx
ayrımları
yapılabilmektedir. Örneğin;stx1/stx1vO111(bundan sonra stx1), stx2, stx2c/stx2vha/stx2vOX393
(bundan sonra stx2c), stx2vhb, stx2vO111/stx2OX392 ( bundan sonra stx2vO111 ve stx2vOX392),
stx2e ve stx2ev genleridir. Ek olarak, Stx ve VT toksinlerinin sinonimlerine dayanarak,
Pierard ve arkadaşları tarafından bulunan yeni toksinler VT2-Ount (bundan sonra stx
2d-ount)
ve VT2d-OX3a (bundan sonra stx2d-OX3a) olarak ayrılmıştır. HUS hastaları
veya önemli semptomlara sahip hastalarla ilişkilendirilen en geçerli toksinler Stx2,
Stx2c ve Stx2dac toksinleridir. Buna karşın, Stx toksininin B alt biriminin Stx2d-Ount
varyantı insanlarda daha ılımlı semptomlar gösteren bir hastalığa neden olmaktadır.
36
37
Stx2e tipik olarak domuzlarda edema hastalığına neden olmaktadır. Stx2f temel olarak
güvercin ölümleri ile ilişkilidir ve Stx2g ise bir toksin olarak tanımlanmış ve
öküzlerde bulunmuştur (Eklund, 2005).
Bununla birlikte, her ne kadar Stx üretiminin EHEC’ in ana virulans faktörü
olduğu düşünülse de, HUS veya diyareli hastalardan izole edilen suşlar arasında shiga
toksini üretmeyen O157:H- E.coli suşları bulunmuştur. Nitekim, duyarlı hastalarda
önemli semptomlara neden olan ve Stx olmayan virulans özellikleri daha
bilinememektedir. Bununla birlikte, stx genlerinin kaybı bazı suşlar arasında çok hızlı
bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Suşların izolasyonu veya depolanması sırasında STEC
suşlarında stx genlerinin kaybı, bu suşların virulansının çalışılmasına yardımcı olacağı
düşünülmektedir. Bu suşlar tanıda stx negatif varyantalar olarak görünür fakat klinik
ve epidemiyolojik olarak stx pozitif suşlardır (Eklund, 2005).
2.3.7.1.2. Enterosit silme lokusu ( Locus of Enterocyte Effacement =
LEE)
Birçok EHEC straini enterosit silme lokusunun (LEE) patojenite adasına (PAI)
sahiptir. Bu lokus, tip III sekresyon sistemini (TTSS) kodlar. Bu sistem virulans
determinantlarının salgılanması ve taşınımı ile EPEC tarafından üretilenlere benzer
olan efektör proteinleri ile bağlantılıdır. LEE; intestinal epitel hücrelerine yapışma ile
ilgili proteinlerin oluşumu, konukçu sinyal transdüksiyon yol izlerinin başlaması ve
A/E lezyonlarının oluşumunu içermektedir. Her ne kadar E.coli tarafından salgılanan
EspA, EspB, EspD, intimin, transfer intimin reseptörü (Tir) gibi proteinlerin
benzerliği 67%’ den 88%’ e çıkmışsa da, EHEC ve EPEC’ in LEE lokuslarından
kodlan proteinlerin sequensleri %94 oranında tanımlanmıştır. TTSS’ in bileşikleri
(Esc/Sep proteinleri), EspB, Tir ve olası diğer proteinlerin ökaryotik hücreye
taşınması için bir yapı meydana getirir. Bundan başka E.coli tip II sekresyon sistemi
adı verilen ikinci bir gizemli TTSS bulunmuştur. Bu yeni sistem potansiyel olarak
37
38
E.coli O157:H7 ve non-O157’ nin LEE lokusu içindeki genlerin ifade edilmesini
etkileyebilmektedir (Eklund, 2005).
38
39
Şekil 2. 3: TTSS (Type III Secretion System=Tip Üç Salgılama Sistemi)
(http://www.genome.jp)
39
40
Şekil 2.4: LEE lokusu ve bu lokusta kodlanan proteinler (bmc.ub.uni-potsdam.de)
40
41
Patogenez sırasında, E.coli tarafından salgılanan EspA tüp benzeri bir yapı
(translocon) oluşturur ve EspB, EspD, ve Tir gibi diğer proteinlerin konukçu
membranına geçmesini sağlar. Bu transferden sonra, Tir (Trans İntimin Reseptörü)
membrana bağlanır ve ilmik şeklinde bir yapı oluşturur. Bu yapının N ve C uçları
konukçu hücrenin sitoplazmasında iken orta kısmına eae geni tarafından kodlanan dış
membran proteini olan intimin bağlanır. Bu bağlanma konukçu hücrenin sinyal yol
izlerini uyarır, uyarma sonucunda hücrenin sitoiskeletinde değişiklikler meydana gelir.
Bunlar, aktinin depolimerizasyonu, mikrovillusların kaybolması, pedestal bir yapı
oluşması ve konukçu hücrenin ölümüdür (Eklund, 2005).
EHEC suşlarında, LEE tarafından kodlanan proteinlerin ekspresyonu için
istenen ve yine LEE tarafından kodlanan bir regülatör (Ler) vardır. EPEC ve EHEC’
in bir parçası olan Ler, plazmid tarafından kodlanan regülatör (Per) ile ilişkilidir. Ler’
in aynı zamanda A/E lezyonu için temel olmayan ilave virulans faktörlerinin
ekspresyonunu düzenlediği saptanmıştır (Eklund, 2005).
LEE ile ilişkili genler ( yapışma proteinini (intimin) kodlayan eae geni ve alt
tipleri) tanı ve epidemiyolojik bir önem taşımaktadır. LEE lokusu taşıyan E.coli
soyuna bağlı olarak, LEE bölgesinin büyüklüğü ( 36’dan 111 kb’ a kadar) çeşitlilik
göstermektedir ve 17 farklı intimin tipi bulunmuştur. HUS ve Hemorajik Kolitis
salgınlarında en çok karşılaşılan O157:H7/H-, O111:H-, O26:H11/H- gibi EHEC
serotipleri arasında en tipik intimin alt tipleri eae-α , -β ve –γ’ dır. HUS hastalarından
izole edilen O157, O26, O103, O111 ve O145 gibi önemli EHEC serogruplarında eae
geninin varlığı LEE’ nin patojenitesini desteklemektedir. Bununla birlikte, Stx üreten
suşların LEE negatif serogruplarının bulunduğu ve bu gruplarında hastalıkla ilişkili
olduğu ortaya çıkmıştır. Örneğin; O grubu içerisinde bulunan O103 ve O174 vg.. İlave
olarak, her ne kadar LEE’ in en temel yapışma mekanizmalarından biri olduğu
düşünülse de, yeni tanımlanan ve LEE’ in dışında kodlanan yapışma faktörlerinin ve
fimbrianın, EHEC’ in patojenitesini yönettiğinden şüphe edilmektedir (Eklund, 2005).
41
42
Şekil 2. 5: E.coli O157:H7 konukçu-hücre etkileşimi a)EHEC O157: H7 konukçu
çevresel uyarılara karşılık verir ve dış membranına adezin moleküleri eksprese
eder. b) EHEC O157: H7 konukçu hücre yüzeyinde bulunan mikrovilluslara
bağlanır. c) LEE4 (EspA, D, B translokon), mRNA (mavi ile gösterilen) TTSS’ in
iç membranına tranfer edilir. Meydana gelen Esp proteinleri iğne benzeri bir
kompleksin içerisinden dışarıya gönderilir. Bu yolla taşıma ve salgılama birleşir.
d) EHEC O157: H7, uzun bir EspA flamenti oluşturur. Bu flament, konukçu
hücre içine taşınan intimin reseptörünün (Tir) enfeksiyonuna izin vermektedir.
Bu reseptör hücreye membran kısmından girmektedir. Daha sonra EHEC O157:
H7 Tir-intimin etkileşimi sayesinde konukçu hücreye sıkıca bağlanmaktadır. e)
Konukçu hücrenin sitoiskeleti, EHEC O157: H7’ in konukçu hücre membranına
bağlanması ve bunun sonucunda A/E lezyonunun oluşması ile yeniden
düzenlenmektedir. (Quantrell, et all., 2004.)1A
A.
B.
C.
D.
E.
)
42
43
Şekil 2.6. Tir proteinin yapısı
Şekil 2.7. Pedestal yapısı
Şekil 2.6 ve 2.7 Tir proteini ve pedestal yapısı (www.finlaylab.biotech.ubc.ca)
2.3.7.2. Plazmitin aracılık ettiği virulans faktörleri
EHEC suşları, plazmidin aracılık ettiği birçok protein taşımaktadır. Bunlar;
EHEC-hlyA tarafından kodlanan Ehly, etpD tarafından kodlanan Tip II Salgılama
Sistemi (ETP), clyA tarafından kodlanan hemolitik protein ( sitolizin A) ve stcE
tarafından kodlanan esteraz inhibitör- spesifik metalloproteaz’ dır. Bununla birlikte,
SF O157:H- suşlarının sadece fimbrianın ekspresyonu için özel olan bir gen bölgesini
taşıdığı gösterilmiştir. EHEC suşlarından farklı olarak SF O157 izolatlarında
plazmidin aracılık ettiği katalaz peroksidaz (KatP, katP) ve serin proteaz (EspP, espP)
yoktur (Eklund, 2005).
2.3.7.2.1. Enterohemolizin (Ehly)
EHEC suşları yaygın olarak 60 Mda luk bir plazmite sahiptir. Bu plazmid
enterohemolitik fenotipten sorumlu 4 tane okunan gen bölgesi (open readin frame =
43
44
ORFs) taşımaktadır. Ehly proteinini kodlayan bu genler EHEC- hlyC, EHEC-hlyA,
EHEC- hlyB olarak isimlendirilmiştir. Bu genler E.coli α-hemolizin genleri ile
oldukça ilişkilidir. E.coli α-hemolizin operonundaki genlere olan bu benzerliklerinden
dolayı bu şekilde isimlendirilmişlerdir. Ehly proteini por oluşturucu bir rol oynar,
ökaryotik hücrelerde sitolizin olan RTX toksin içinde yeniden yapılanır, eritrositleri
lizize eder ve EHEC bakterilerinin patojenik bir mekanizması olduğu düşünülür.
EHEC-hly genlerinin okunan gen bölgelerinde meydana gelen mutasyonlar,
enterohemolitik fenotipin indirgenmesine veya kaybolmasına neden olmaktadır.
EHEC suşları arasında EHEC-hlyA’ nın bulunması ve Ehly üretimi tipiktir. Buna
karşın, SF O157:H- suşlarında, suşlar tipik olarak EHEC-hlyA’ ya sahiptir fakat bu
genlerin enterohemolitik aktivitesi açıkça gösterilmemiştir.(Eklund, 2005).
2.3.7.2.2. Tip II salgılama sistemi (ETP)
Tip II salgılama yol izi sistemi, gram-negatif bakterilerde patojenite
faktörlerinin bakteriyal hücre dışına taşınmasını sağlar. Yapılan DNA analizleri,
EHEC suşlarının plazmitlerinde ki ETP sistemine ait 13 tane okunan gen bölgesi
bulunduğunu ortaya çıkarmıştır. Buradaki genler sırasıyla etpC’ den etpO’ a kadar
sıralanmıştır. Bununla birlikte, ETP sisteminin tam fonksiyonu ve spesifitisi tam
olarak anlaşılamamıştır (Eklund, 2005).
2.3.7.2.3. Katalaz peroksidaz (KatP)
KatP, bifonksiyonel, bakteriyal bir katalaz peroksidazdır. Bir aminoterminal
sinyal
peptid
içerir.
Bu
peptidin
sitoplazmik
membrana
transfer
edildiği
düşünülmektedir. NSF O157 suşlarından farklı olarak KatP, E.coli O157’ in vahşi
tiplerinin periplazmasında temel olarak bulunmaktadır. SF O157 izolatlarında ise tipik
olarak katP genleri yoktur (Eklund, 2005).
44
45
2.3.7.2.4. Serin proteaz (EspP)
Diğer Esp protenilerinden ( EspA, EspB, EspD) farklı olarak salgılanan serin
proteaz EspP’ ye plazmid aracılık etmektedir. EspP, in vitroda insan koagulasyon
faktör V’ i parçalayabilmekte ve Hemorajik Kolitis’ in şiddetini arttıran yardımcı
virulans faktör olabilmektedir. Örneğin, EHEC enfeksiyonuna yakalanmış 6 çocuktan
5’inin serumu saflaştırılmış EspP proteini ile reaksiyon vermiştir. Bununla birlikte,
NSF O157 suşlarından farklı olarak, SF O157 izolatlarında tipik olarak espP genleri
yoktur (Eklund, 2005).
2.3.7. 3. Diğer kromozomal ve plazmidal virulans faktörleri
EHEC’ in içerdiği virulans faktörlerine diğer bir örnek, endotoksinler gibi
yapısal yüzey proteinleridir. İlave olarak, EHEC bakterileri arasında başka birçok
virulans faktörleri tanımlanmıştır. Bazı suşlarda, limpostatin üretimi ve efa1
tarafından kodlanan yapışma EHEC faktörü (Efa1) saptanmıştır. Bunun yanı sıra
virulans plazmid pO113 tarafından kodlanan yeni STEC kendi kendini aglütine eden
adezin Saa’ ın patogeneze katılabildiği bulunmuştur. pO113 plazmiti büyük hemolizin
plazmiti olarak bilinmekte ve LEE-negatif suş olan O113:H21’ den izole edilmektedir.
Bu suş, HUS salgınlarından sorumludur. Son yıllarda pO113’ ün nükleotid dizilimi
saptanmıştır. Bunun sonucunda EspP gibi patojenik transfer bölgeleriyle yüksek
oranda benzerlik taşıdığını gösterilmiştir. Bu plazmid, yeni bir tip IV pilus biyosentez
lokusu taşımaktadır. Bu lokus, elverişli plazmid transferinde gerekmektedir. Diğer
virulans faktörü olarak , EAEC grubunun ısıya dayanıklı enterotoksini
(EAST),
EHEC suşları arasında da saptanmıştır. Bunun dışında, yeni bir virulans toksinin
üretimi, subtilaz veya sitolizin A (ClyA), bazı EHEC suşlarının veya Stx-negatif
E.coli O157 suşlarının virulansına yardımcı bir faktör olabilmektedir. İlave olarak, SF
EHEC O157:H- suşlarında bulunan plazmidal sfp gen bölgesinin (sfpA, sfpH, sfpC,
sfpD,
sfpJ
ve
sfpG)
mannoza
dayanıklı
hemaglütinasyonu
ve
fimbrianın
ekspresyonunu yönettiği belirlenmiştir. İlginç olan bu gen bölgesinin katP ve esp gen
45
46
bölgelerinin yakınlarında olmasıdır. Birçok SF O157:H- suşu, CDT-V ile ayrılan yeni
tip bir toksin olan CDT toksinini kodlayan kromozomal gen bölgesine sahiptir. Bu
toksin E.coli O157:H7’ de seyrek olarak bulunmaktadır. Plazmid pO157’ in aracılık
ettiği yeni tanımlanan toksinler arasında, ToxB’ ye ait geniş bir clostradial toksin
ailesi tanımlanmıştır. Bu A-B toksinleri hücreye girişte rol oynar. Buda hücre
sitoiskeletinin düzenlenmesi ve diyarenin oluşmasıyla sonuçlanabilmektedir (Eklund,
2005).
46
Şekil 2. 8: Uluslar arası referans strain E.coli O157:H7’in virulans faktörlerinin
genetik yerleşimi (Eklund, 2005)
48
2.3.8. Belirlenmesi
E.coli O157:H7 serotipinin çeşitli gıda, klinik ve çevre örneklerinde aranmasına
yönelik olarak kısaca klasik ve gelişmiş olarak 2 ana grupta toplanabilecek çeşitli
yöntemler bulunmaktadır. Diğer bakterilerin aranmasında olduğu gibi E.coli O157:H7
serotipi aranmasında da klasik yöntemler ile gelişmiş yöntemler kıyaslandığında
klasik yöntemler sarf malzemesi gideri açısından avantajlı ancak iş gücü maliyeti,
analizin duyarlığı ve süre açısından dezavantajlıdır. (Halkman ve ark., 2001)
2.3.8. 1. Klasik yöntemler
E.coli O157:H7’ nin belirlenmesi için kullanılan klasik yöntemlerin büyük
çoğunluğu selektif zenginleştirme ve katı besiyerine ekim aşamalarını içeren var/yok
testleri şeklindedir. Bu testlerde analiz edilen belirli bir miktar örnekte bu bakterinin
varlığı ya da yokluğu araştırılır. Buna göre materyalde E.coli O157:H7’ nin varlığının
gösterilmesi sırasıyla selektif bir sıvı besiyerinde zenginleştirme, selektif ve ayırt edici
bir katı besiyerine ekim, şüpheli kolonilerin biyokimyasal ve/veya lateks
agglutinasyon testleri ile E.coli O157 olarak belirlenmesi ve en son olarak izolatın H7
antijeni içerip içermediğinin belirlenmesidir. E.coli O157 olduğu saptanan izolatların
verotoksin analizlerinin de yapılması gerekmektedir (Halkman ve ark., 2001).
Klasik yöntemlerle E.coli O157:H7 izolasyonunda yoğun refakatçi flora
varlığına bağlı olarak sıklıkla sahte negatif sonuçlar alınabilmektedir. Benzer şekilde
analiz edilen diğer mikroorganizmalarda da olduğu gibi, selektif zenginleştirme ortamı
olarak kullanılan besiyerinde E.coli O157:H7 serotipi ile aynı düzeyde gelişebilen
E.coli tip 1, Citr. freundii, Enterobacter spp., Hafnia alvei gibi yakın akraba türler
selektif katı besiyerinde de rahatlıkla gelişebilmekte ve eğer başlangıçta E.coli
O157:H7 sayısı bu flora içinde yeterli bir oranda değil ise bu bakterilerin baskılaması
nedeni ile analiz sonucu hatalı olarak negatif alınmaktadır (Halkman ve ark., 2001).
Refakatçi floranın E.coli O157:H7 belirlenmesindeki maskeleme şeklindeki
olumsuzluğu yanında sıvı besiyerinde doğrudan bu bakterinin gelişmesini engellemek
48
49
ve dolayısı ile belirlenmesini tümden olanaksız kılmak gibi olumsuzlukları da vardır.
Klasik yöntemlerle analiz edilen örnekte E.coli O157:H7 varlığının belirlenmesi bir
anlamda refakatçi floranın baskılanabilmesi ile doğrudan ilişkilidir (Halkman ve ark.,
2001).
Gıdalarda fekal koliform ve dolayısı ile E.coli’ nin belirlenmesi için kullanılan
inkübasyon sıcaklığı olan 44-45,5oC sıcaklık sınırı refakatçi floranın gelişimini
baskılarken, E.coli’ nin gelişimini teşvik etmekte, ancak E.coli O157:H7 bu sınırda
zayıf olarak gelişmektedir (Halkman ve ark., 2001).
E.coli O157:H7 serotipinin klasik yöntemlerle belirlenmesi amacı ile kullanılan
selektif besiyerleri içinde modifiye EC (mEC) broth, modifiye triptikaz soy (mTS)
broth, LST broth, EZ coli zenginleştirme besiyeri ve özellikle kümes hayvanları ile
yapılan analizlerde önerilen piliç ekstrakt broth bulunmaktadır. Genel olarak 1:9
oranında besiyeri ile homojenize edilen örnek 37oC’ da 24 saat inkübasyona
bırakılmakta, bu sürenin sonunda selektif bir katı besiyerine ekilmektedir. mTSB
brotha 0,05 mg/l Cefixime, 10 mg/l Cefsuladin ve 8 mg/l Vancomycin ilavesi ile ön
zenginleştirme besiyeri daha da selektif hale getirilebilmektedir. Zenginleştirme
kültürlerinin hidrofobik grid membran filitreden (HGMF) geçirilip, bu filitrelerin
selektif katı besiyeri üzerine yerleştirilmesi de yaygın uygulama bulmaktadır
(Halkman ve ark., 2001).
Selektif katı besiyeri olarak bugün en yaygın kullanılan sorbitol MacConkey
(SMAC) agar ve bu besiyerinin çeşitli modifikasyonlarıdır. Bu besiyerinin standart
MacConkey agardan farkı bileşiminde laktoz yerine sorbitol bulunmasıdır. E.coli
O157:H7 serotipi sorbitol negatif olduğu için bu besiyerinde renksiz koloniler
oluşturmakta, buna karşı sorbitolü kullanan bakterilerin oluşturduğu asitlik bir pH
indikatörü yardımı ile kolonilerin kırmızı görülmesine neden olmakta, böylece E.coli
O157:H7 serotipi sorbitol pozitif bakterilerden ayırt edilmektedir. Her ne kadar E.coli’
lerin çoğu sorbitolü fermente edebilir iken %6 kadar E.coli sorbitol negatiftir. Bu
atipik suşlar da gıdalarda bulunabilmektedir. Bu nedenle her sorbitol negatif E.coli
49
50
suşu O157:H7 serotipi olarak değerlendirilmemeli, basit olarak MUG testi ile izolatın
E.coli tip 1 olup olmadığı kontrol edilmelidir (Halkman ve ark., 2001).
Standart MacConkey agar ve dolayısı ile SMAC agar besiyerleri sırası ile laktoz
ve sorbitol reaksiyonlarına dayalı olarak yeterli düzeyde bir ayırt edici özellik
sağlamakla beraber, her iki besiyeri de oldukça zayıf bir selektivitiye sahiptir ve
dolayısı ile hedef bakteri yanında akraba pek çok bakterinin de gelişmesine izin
vermektedirler. Bu nedenle SMAC agar besiyeri çeşitli selektif katkılar ile
desteklenmekte ve böylece besiyerine refakatçi floranın daha yüksek düzeyde
baskılanmasını sağlayacak selektivite kazandırılmaya çalışılmaktadır. Bu katkılar
arasına antiserum, 5-bromo-4-chloro-3-indoxyle-β-D-glucuronic acid cyclohexyl
ammonium salt; BCIG, cefixime ve tellurite, ramnoz ve cefixime ve MUG çeşitli
araştırmalarda denenmiştir. Bunlar arasında yeni bir sefalosporin olan cefixime
sorbitol negatif olan Proteus spp.’ nin inhibisyonu için önemlidir. Tellurit ile
desteklendiğinde E.coli O157:H7 dışında kalan ve başta yükseltilmiş inkübasyon
sıcaklığı olmak üzere diğer yöntemler ile baskılanamayan diğer E.coli’ leri de önemli
ölçüde etkilemektedir (Halkman ve ark., 2001).
SMAC dışında, phenol red sorbitol (PRS) + MUG agar, L-EMB agar,
hemorragic colitis (HC) agar, enterohemorrhagic E.coli (EHEC) agar, BCM O157
agar, CHROMagar O157, modifiye edilmiş EMB (mEMB) agar, Fluorocult E.coli
O157 agar, standart enterik agar ve purple agar base+ %1 sorbitol besiyeri
kombinasyonlu besiyerleri de çeşitli denemelerde kullanılmıştır (Halkman ve ark.,
2001).
Klasik yöntemle E.coli O157:H7 aranmasında son aşama selektif katı
besiyerinden izole edilen şüpheli kolonilerin tanımlanmasıdır. Bu tanımlama O157
serotipi biyokimyasal testler ile yapılabileceği gibi doğrudan lateks aglütinasyon testi
ile de yapılabilmekte, ancak O157 olduğu belirlenen izolatın H7 olup olmadığı H7
antiserumu ile belirlenebilmektedir (Halkman ve ark., 2001).
50
51
E.coli O157:H7 serotipi E.coli tip 1’ den β-glucuronidase enzimi içermemesi ve
sorbitol negatif olması ile ayrılır. Bir diğer deyiş ile E.coli tip 1’ in belirlenmesine
yönelik tüm temel identifikasyon testleri E.coli O157:H7 serotipi belirlenmesi için de
kullanılabilir. Buna göre E.coli O157:H7 serotipinde MUG, hidrojen sülfür oluşturma,
Voges-proskauer, sorbitol testleri negatif, laktoz, glikozdan gaz oluşturma, indol,
metil red, hareket ve lisin dekarboksilaz testleri ise pozitiftir. Aynı biyokimyasal test
sonuçlarını veren diğer bakteriler Kluyvera ascorbata ve Kluyvera cryocrescens
olmakla beraber bu türler rutin gıda kontrollerinde selektif zenginleştirme ve selektif
katı besiyerine geçme aşamalarında inhibe olmaktadırlar (Halkman ve ark., 2001).
E.coli O157 suşlarının serolojik esaslarla belirlenmesinde en yaygın olarak
kullanılan latex agglutinasyon kiti iki adet latex solüsyonu içermektedir. Bunlardan
test solüsyonu, E.coli O157 antijenine özel tavşan antikorları ile kaplanmış latex
partiküllerinden oluşmakta iken, kontrol solüsyonu ise pre-immun halde tavşan
globulinleri içermektedir. Test edilen kültürler SMAC agar üzerinde geliştirildikten
sonra, sorbitol negatif olan koloniler, latex testine tabi tutularak test sonucu 1 dakika
içinde tespit edilebilmektedir. Fekal örneklerde bulunabileceği gibi daha çok çiğ süt
ve dana eti gibi gıdalardan izole edilen E.hermannii sorbitol negatif olup E.coli O157
antiserumu ile agglutine olabilmekte ve böylece E.coli O157 ile karıştırılabilmektedir.
Buna göre özellikle gıdalarda bulunan E.hermannii’ nin izolasyonu için kullanılan
SMAC besiyerlerinin yanı sıra sellobiyoz-MacConkey agar bazı araştırmacılar
tarafından kullanılmaktadır. Böylece E.hermannii sellobiyoz fermentasyonu ile E.coli
O157’ den ayırt edilmektedir. E.coli O157:H7 serotipi ile E.hermannii arasındaki
serolojik benzerlik sahte identifikasyon sonuçlarına neden olmaktadır. E.coli O157
olarak tahmin edilen kültürlerin sarı pigment oluşturma, sellobiyoz fermentasyonu ve
KCN’ de gelişme testlerinin de yapılması önerilmektedir (Halkman ve ark., 2001).
Yapılan bir çalışmada araştırıcılar sığır dışkısından izole ettikleri ve E.coli ’ler
içinde sadece O157:H7 serotipine özgüllük gösteren spesifik bir kolifajın E.coli O157
51
52
identifikasyonunda başarı ile kullanılabileceğini göstermişlerdir (Halkman ve ark.,
2001).
E.coli O157 olarak saptanan izolatın H7 olup olmadığının saptanmasında H7
antiserumu çeşitli besiyerlerine katılarak immobilizasyon testi uygulanmaktadır
(Halkman ve ark., 2001).
2.3.8. 2. Gelişmiş ve hızlı testler
Klasik yöntemlerle bir çok enfeksiyon teşhis edilebilmekte ise de bunlar bazen
yetersiz kalabilmekte ve özellikle refakatçi floranın maskelemesi nedeniyle çoğu kez
sahte negatif sonuçlar alınabilmektedir. Bu nedenle, giderek gelişen analiz teknikleri
içinde başta DNA esaslı testler ve immuno enzimatik yöntemler olmak üzere çeşitli
analiz yöntemleri üzerinde çalışılmakta, bunlardan bir kısmı ticari olarak üretilip
pazarlanmaktadır. Bu yöntemlere son zamanlarda yeni serolojik metotlar, özellikle,
immunoassay, radioimmunoassay (RIA), floresan immunoassay (FIA), enzim
immunoassay
(EIA),
immun
peroksidaz
testleri
vs.
katılarak
bakterilerin
belirlenmesinde daha güvenli ve erken sonuçlar alınmaktadır. Ancak, bu testler pahalı
olduğu gibi yetişmiş personele ve iyi donatılmış laboratuarlara gereksinim
duymaktadır (Halkman ve ark., 2001).
İmmunolojik belirleme ve identifikasyon sistemleri analiz süresinde kayda değer
bir kısalma sağlamaktadır. Bunlar arasında latex aglütinasyon, ELISA, koloni
immunblot analizleri, direkt immunofloresan filtre ve immun yakalama teknikleri
E.coli O157:H7 analizlerinde kullanılmaktadır. Bu amaçla O ve H antijenlerine karşı
monoklonal ve poliklonal antiserumlar geliştirilmiştir. Bu sistemlerde 1 gecelik
inkübasyon sonrasında 1 kob/g’ dan daha az sayıda olan E.coli O157:H7 varlığı
belirlenebilmektedir. İmmunokimyasal analizlerde O157 serotipinin sadece O
antijenine yada O157:H7’nin tüm antijenlerine karşı antikorlar kullanılmaktadır
(Halkman ve ark., 2001).
52
53
Doyle ve Schoeni tarafından geliştirilen yöntem E.coli O157:H7 ile doğal olarak
kontamine olmuş çiğ et ve çiğ sütlerde başarılı bir şekilde kullanılabilmektedir. Bu
uygulamada 18- 24 saatlik selektif zenginleştirmeden sonra kültürün çeşitli
dilüsyonları HGMF’ den geçirilmekte, bu filtreler nitroselüloz kağıt üzerinde ve bir
selektif besiyerinde 37oC’ da 24 saat süre inkübe edilmekte, her nitroselüloz kağıt için
VT-1 ve VT-2 antiserumları kullanılarak immunblotlar hazırlanmakta, HGMF’ lerdeki
immunpozitif kolonilerin E.coli O157:H7 olup olmadığı biyokimyasal, serolojik ve
verositotoksisite testleri ile doğrulanmaktadır. Bu yöntem ile gıdalarda E.coli
O157:H7 varlığı başarı ile gösterilmekle beraber, rutin kullanımının uygun olmadığı
bildirilmektedir. Buna benzer bir uygulamada HGMF’ de gelişen E.coli O157
kolonilerinin belirlenmesi için immunolojik yöntemle boyamada H7 dışındaki
serotipleri de içeren spesifik MAb kullanılmaktadır. Bu yöntemde HGMF’ de gelişen
koloniler petride yeniden üretilip immunolojik olarak boyanmakta, kullanılan MAb
tüm E.coli O157 serotipleri ve N grup Salmonella suşları ile reaksiyona girdiği için
immun pozitif koloniler yine biyokimyasal ve serolojik yöntemlerle kontrol
edilmektedir. Enterohemorajik E.coli O157:H7 ve O26:H11 için üretilen spesifik bir
MAb E.coli O157 antijeni ya da O157 poliklonal antikorları ile çapraz reaksiyona
giren diğer bakteriler ile çapraz reaksiyon vermemekte, MAb özel olarak sadece
enterohemorajik E.coli O157:H7 ve O26:H11 serotipinde bulunan 2 dış membran
proteini ile reaksiyona girmektedir. Bu yüksek spesifikliğinden dolayı MAb gıda ve
klinik örneklerde bu E.coli serotiplerinin hızlı belirlenmesi için yararlı bir
immunoassay olarak tanımlanmaktadır (Halkman ve ark., 2001).
USDA ve FSIS (ABD Tarım Bakanlığı Gıda Güvenliği ve Kontrolü Şubesi)
etlerden E.coli O157:H7 izolasyonu için geliştirdiği yöntem 3M petrifilm E.coli
petrileri ve poliklonal O157 antikor ile immunolojik boyama esasına dayanmaktadır.
Zenginleştirme kültürünün çeşitli dilüsyonları petri film petrilerine ekilmekte, oluşan
koloniler doğrudan temas ile nitroselüloz kağıtlara alınmakta, buradaki immun pozitif
koloni beneklerine uyan petri film petrilerindeki koloniler ve zenginleştirme
53
54
kültüründen bu kez SMAC-BCIG agara ekim yapılmakta, şüpheli koloniler EMB agar
ile PRS-MUG agar besiyerlerine sürülmekte, tipik E.coli O157:H7 kolonileri lateks
aglütinasyon
testine
alınmakta,
ayrıca
biyokimyasal
ve
serolojik
olarak
doğrulanmaktadır (Halkman ve ark., 2001).
E.coli O157:H7’ nin zenginleştirme ve katı besiyeri kullanılmadan antikordirek epifluoressent filtre tekniği (Ab-DEFT) ile doğrudan sayımı mümkündür. Bu
analiz yöntemi ile 15 dakika süre ile tripsin ve Triton X-100 ile muamele edilen kıyma
5 mm por çaplı ön filitreden sonra 0,2 mm por çaplı siyah polikarbonat filtreden
geçirilmekte ve son filtre doğrudan fluorescein ile işaretlenmiş anti-O157 poliklonal
antikor ile boyanıp yıkanmakta ve epifloresan mikroskopta incelenmekte, böylece 1
saatten daha az bir süre içinde analiz tamamlanmaktadır (Halkman ve ark., 2001).
SLT- 1 ve SLT- 2 antikorları için ELISA yöntemleri kullanımı HeLa hücre
sitotoksisitesi nötralizasyon analizleri ile benzer sonuçlar vermiştir. Gerek ELISA
uygulamaları gerek nötralizasyon testleri enfekte olmuş hastaların belirlenmesinde
duyarlı değillerdir. Bununla beraber E.coli O157 lipopolisakkarit antikorları için
ELISA tekniklerinin her ikisi de duyarlı ve spesifik olarak bulunmuş ve E.coli
O157:H7 ile enfekte olmuş kişilerin belirlenmesinde antitoksik antikorlardan
muhtemelen daha yararlı olarak yorumlanmıştır. (Halkman ve ark., 2001)
İmmunolipozomlar kullanılarak geliştirilen ve bir kolorimetrik immuno analiz
yöntemi olan “immunoliposome sandwich assay” ile E.coli O157:H7’ nin yıkama ve
inkübasyon aşamalarına gerek duyulmadan 8 dakika gibi kısa bir süre içinde
belirlenebileceği ve immunopolizomların sadece E.coli O157:H7 ile bağlanabileceği
ve hiçbir çapraz reaksiyon alınmadığı transmisyon elektron mikroskobik analizler ile
gösterilmiştir (Halkman ve ark., 2001).
Dışkı örneklerinde E.coli O157:H7’ nin belirlenebilmesi için geliştirilmiş ve 1
saatten daha az sürede sonuç veren hızlı bir ELISA yönteminde diğer enterik
patojenler ile çapraz reaksiyon alınmamıştır. Bu yöntem dışkılarda E.coli O157’nin
54
55
aranması için doğru ve kolay uygulanabilir olarak değerlendirilmiştir (Halkman ve
ark., 2001).
E.coli O157’ nin hızlı ve basit olarak belirlendiği bir diğer enzim immunoassay
sistemi polymacron’ dur. Bu sistemin esası test örneğinin sodyum cholate ile 100oC’
da 10 dakika ısıtılması ile ekstrakte edilen E.coli O157 antijeninin immuno enzimatik
yöntemle belirlenmesidir (Halkman ve ark., 2001).
Yine ticari bir kit olan EZ Coli ise standart mikropipette bulunan E.coli O157
için spesifik olan hızlı immunoassay yöntemi olup E.coli O157 ve laktozu fermente
eden diğer koliform bakteriler için selektif olan tek aşamalı zenginleştirme besiyeri ve
E.coli O157 aranmasında 6 aylık raf ömrüne sahip mikropipet ucu formunda bir
mikrofilament ELISA testi olan EZ coli detektör uç olmak üzere iki unsurdan
oluşmaktadır. EZ coli kitinin başarılı bir kit olarak tanımlanmasına karşın, bir başka
çalışmada EZ coli kiti ile pozitif sonuç alınan örneklerde standart kültürel yöntemlerle
E.coli O157 izole edilememiş, dolayısı ile bu kitin kullanımı doğrulama açısından
endişe ile karşılanmıştır. EZ Coli ticari kiti dışında benzer şekilde geliştirilmiş olan
başka ticari kitler de vardır. Bunlardan BioMerieux’ un Mini Vidas sistemi ve
Organon Teknika’ nın EHEC-TEK sistemi en çok kullanılanlar arasındadır. Her ne
kadar Mini Vidas için 7 basamaklı, EHEC-TEK için 11 basamaklı bir işlem
uygulanırken EZ coli için 14 basamak bulunmakta ise de analiz sürelerinin Mini
Vidas’ da 45 dakika, EHEC-TEK’ de 90 dakika iken EZ coli’ de sadece 9-10 dakika
olması EZ coli için büyük bir üstünlük sağlamaktadır (Halkman ve ark., 2001).
İmmunomanyetik ayırım yöntemi ile çalışan sistemler üzerinde son yıllarda
yoğun bir ilgi vardır. İmmunomanyetik ayırım yönteminde O157 spesifik antikorların
paramanyetik parçacıklara tutturulması şeklinde bir selektif zenginleştirme ile dışkıda
107 kob/g koliform bakteri bulunurken 102 kob/g düzeyindeki E.coli O157:H7
belirlenebilmiştir. Bu yöntem pek çok araştırıcı olarak güvenilir ve duyarlı olarak
bulunmuş ve doğrulama için doğrudan izolasyon sağlaması nedeni ile diğer gelişmiş
analiz yöntemlerine göre avantajlı olarak tanımlanmıştır. Electrochemi luminescence
55
56
(ECL) ile kombine edilmiş immunomanyetik ayırım (immunomagnetic seperation =
IMS) sistemi olan bir ticari sensör ile gıdalarda E.coli O157 1 saatten daha az sürede
belirlenebilmektedir (Halkman ve ark., 2001).
Nükleik asit esaslı analizler ağırlıklı olarak DNA Stxs geni ya da eae genine
spesifik DNA probu kullanan yöntemler ve PCR analizleri olarak 2 gruba ayrılır.
Bunlardan Stxs genine özel nükleik asit esaslı testler sadece Stxs üreten patojenlere
spesifik olmakla beraber, 60 kadar farklı E.coli serotipi ile hatta Citr. freundii’ nin de
Stx II varyantlarını üretebilmesi nedeni ile bu testler doğrudan O157:H7
belirlenmesinde kullanılamamaktadır. Aynı şekilde eae genine spesifik yöntemlerde
de sadece E.coli O157:H7 değil, diğer EPEC serotipleri de pozitif sonuç
verebilmektedir. Oysa β-glucuronidase (uidA) geni ile ilgili analizlerde böyle bir
kısıtlama yoktur. Son olarak sadece E.coli O157:H7 serotipinin uidA geninin belirli
bir bölgesine duyarlı olan 18 bp’ lik oligpnükleotid DNA probu PF-27’ nin oldukça
başarılı bir şekilde kullanılabildiği belirtilmektedir. Multiplex PCR analizleri duyarlı,
spesifik ve O157:H7 serotipinin fenotipik varyantlarını belirleyebilecek düzeyde iken,
bu sistemin çok kompleks ve gıdalar ile klinik örneklerin rutin analizlerinde
kullanılamayacak kadar pahalı olduğu belirtilmektedir (Halkman ve ark., 2001).
Enterohemorajik
E.coli
dışındaki
pek
çok
VTEC
suşunun
insanları
hastalandırmadaki önemi ve bu suşların Hemorajik Kolit ve HUS ile ilişkisinin
bilinmemesi nedenleri ise gıdalardaki verotoksijenik E.coli’ lerin belirlenmesi daha
yararlı olabileceği görüşü de vardır. VT-1 ve VT-2’ yi kodlayan DNA’ nın
kullanıldığı gen prob analizlerinde sadece enterohemorajik E.coli serotipleri olan
O157:H7 ve O26:H11 değil tüm VT-1 ve VT-2 üreten E.coli’ ler belirlenebilmektedir
(Halkman ve ark., 2001).
2.3.9. E.coli O157:H7 enfeksiyonunu önleme yolları
Enfeksiyonu önlemek için, tarımsal üretimden, gıdaların işlenmesi ve
hazırlanmasına kadar olan prosesin, her basamağında kontrol önlemlerinin alınması
56
57
gerekmektedir. Hijyenik kesim uygulamaları ile karkasın dışkı ile kontaminasyon riski
azaltılmaktadır. Çiftliklerde, gıda işlek yerlerinde ve kreşlerde çalışan personelin,
güvenli gıda sağlama teknikleri, çiğ ve pişmiş gıdalardan kaynaklanabilen direkt ve
indirekt çapraz kontaminasyonlar ve personel hijyeni konularında eğitilmesi,
bakterinin
insanlara
geçişini
minimuma
indirgemede
önem
taşımaktadır.
Enfeksiyonun yayılmasını engellemek için, özellikle çocukların tuvalet sonrasında,
yemek öncesinde, çiftlik hayvanları ve çiğ gıdalarla temastan sonra ellerini sabunla
uygun bir şekilde yıkaması sağlanmalıdır (Temelli, 2002).
Gıdalarda bulunan EHEC’ i elimine etmek için uygulanan en etkili metodun
ısıtma (pişirme veya pastörizasyon) olduğu bildirilmektedir. Pastörize edilmemiş süt
ürünleri ve meyve suları ile yetersiz pişirilmiş kıyma, et ürünleri ve hamburgerlerin
tüketiminden kaçınılmalıdır. Özellikle bu tip gıdalara uygulanan ısı işleminin ürünün
her yerinde (merkezi dahil) 70oC ve üzerinde olması, etin pembe renginin kaybolup
gri-kahverengiye dönüşmesi ve et suyunun tamamen uzaklaşması ile yeterli pişirme
sağlanabilmektedir (Temelli, 2002).
Klorlanmamış suların, içilmemesi veya gıda işlek yerlerindeki ekipmanların
yüzey temizliğinde kullanılmaması, klor veya diğer etkili dezenfektanların
uygulandığı suların tüketilmesi gerekmektedir. Tahıl, meyve ve sebzelerin
sulanmasında kullanılan atık suların belli işlemlerden geçirilmesi önerilmektedir.
Şüpheli suların tüketilmeden önce mutlaka kaynatılması sağlanmalı, bunun yanında
işlem görmemiş havuz veya göl sularında yüzmenin patojen geçişi için bir risk olduğu
öğretilmelidir (Temelli, 2002).
2.3.10. Tedavi prensipleri
EHEC serotipleri ile ortaya çıkan enfeksiyonların tedavisinde temel stratejiyi
oluşturan 3 amaç;
1) Gastrointestinal semptomların ciddiyet ve süresini azaltmak,
2) HUS gibi sistemik komplikasyonların gelişmesini önlemek,
57
58
3) Enfeksiyonun yakın çevredekilere bulaşmasına engel olmaktır.
Antibiyotik kullanımı her üç amaca da hizmet etmektedir. HUS gelişmiş
hastalardaki antibiyotik kullanımının, hastalık semptomlarında belirgin azalma
sağladığını bildiren yayınlar mevcuttur. Fakat EHEC infeksiyonlarında antibiyotik
kullanımının HUS tablosu gelişmesini önlemekte yetersiz kaldığı görüşü, aksi
görüşlere rağmen geçerliliğini korumaktadır. EHEC serotiplerinin bir çok antibiyotiğe
duyarlı olmalarına rağmen akut gastroenterit tedavisinde antibiyotik kullanımı tavsiye
edilmektedir. Bu öneri ile uyumlu başka çalışmada, 1996 yılındaki Japonya’ da ki bir
salgın sırasında spesifik bir antibiyotik olan ‘FOFAMİSİN’ kullanımının HUS
gelişme riskini azalttığı bildirilmiştir (Tabak, 2000).
Bazı retrospektif çalışmalarda ise antibiyotik kullanan hastaların HUS açısından
risk altında oldukları bildirilmiştir. Fakat bu çalışmalar prospektif çalışmalar değil,
randomize çalışmalar olup, hastaların klinik tablolarının ciddiyeti, onları antibiyotik
kullanmak zorunda bırakmıştır. Antibiyotik kullanımının zararı iki şekilde
açıklanabilir; birincisi bakteriyal liziz sonucu açığa çıkan toksinin yarattığı tahribat
ikincisi de antibiyotik kullanımı ile baskı altına alınmış gastrointestinal flora etkisi ile
toksin emiliminde artış olmasıdır (Tabak, 2000).
EHEC’ e bağlı gelişen renal yetmezlik için önerilen dializ, hemofiltrasyon,
eritrosit ve platelet transfüzyonu gibi destekleyici yöntemlerdir. Daha ciddi vakalar ise
renal transplantasyona ihtiyaç duyabilirler (Tabak, 2000).
Ümit veren bir tedavi yöntemi ise ‘Synsorb-Pk’ dır. Synsorb-Pk, Stx reseptörü
olan Gb3 analogu sentetik maddedir ve barsak lümenine Stx’ i bağlayarak emilmeden
atılmasını sağlamaktadır (Tabak, 2000).
58
59
3. MATERYAL VE METOD
3.1. Materyal
3.1.1. Et ve et ürünleri
Çalışmada materyal temini için İzmir ilinin çeşitli market ve kasaplarından
farklı zamanlarda 10 adedi kuzu kıyma, 10 adedi dana kıyma, 22 adedi sosis, 26 adedi
salam, 18 adedi dana döner ve 14 adedi sucuk olmak üzere toplam 100 adet et ve et
ürünü örneği temin edilmiştir.
3.1.2. Tamponlanmış Peptonlu Su (TPS) (Merck)
gr/litre
Pepton
10.0
NaCl
5.0
Na2HPO4
3.5
KH2PO4
1.5
Bir denemede TPS toplam 495 ml olarak hazırlanmıştır. Dehidre besiyeri
9,9g/495 ml konsantrasyonda distile su içinde eritilmiştir. 450 ml’ si 10-1’ lik
seyreltmede kullanılmak üzere 500 ml erlene alınmış, geri kalan 45 ml ileri
seyreltmeler için 5 tüpe eşit paylaştırılmıştır. İçerisinde TPS bulunan erlen ve tüpler
otoklavda 121oC’ de 15 dakika steril edilmiştir. Sterilizasyon sonrası 25oC’de
pH7.2±0,2’ dir.
3.1.3. Cefixime-Vancomycin ilaveli Tamponlanmış Peptonlu Su
gr/litre
Pepton
10.0
NaCl
5.0
Na2HPO4
3.5
59
60
KH2PO4
1.5
mg/litre
Cefixime
0.55
Vancomycin
8.0
pH7.2 ± 0.2
Zenginleştirme işlemi için 10-1 lik seyreltme TPS suyuna 500 ml için 0,05 mg/L
“Cefixime” ve 8 mg/L “Vancomycin” ilave edilmiştir.
3.1.4. Plate Count Agar (PCA) (Difco)
gr/litre
Tripton
5.0
Yeast ekstract
2.5
Glukoz
1.0
Agar
9.0
pH 7.0±0.2
Bir denemede PCA toplam 75 ml olarak hazırlanmıştır. Dehidre besiyeri
1,31g/75 ml konsantrasyonda distile su içinde eritilmiştir ve otoklavda 121oC’ de 15
dakika steril edilmiştir. Sterilizasyon sonrası 25oC’de pH7.0±0,2’ dir. PCA petrilere
450C iken dökülmüştür.
3.1.5. Cefixime/K-Tellurit Sorbitol MacConkey Agar (CT-SMAC)
gr/litre
60
Pepton
20.0
Sorbitol
10.0
Safra tuzları
1.5
NaCl
5.0
Nötral red
0.03
Kristal viyole
0.001
61
Agar
15.0
mg/litre
Cefixime
0.05
K-tellurit
2.5
pH 7.1±0.2
Bir deneme için toplam 30 ml CT-SMAC Agar kullanılmıştır. Fakat diğer
denemelerde düşünülerek 500’ er ml lik 3 şişede toplam 1500 ml CT-SMAC Agar
hazırlanmıştır. Her bir 500 ml lik ortam için 25,75g/500 ml olacak şekilde dehidre
besiyeri yeri distile suda eritilmiş ve otoklavda 121oC’ de 15 dakika steril edilmiştir.
Sterilizasyon sonrası 25oC’de pH7.1±0,2’ dir. Hazırlanmış besiyeri berrak ve kırmızı
renklidir. Otoklav sonrasında 45oC’ ye soğutulan besiyeri içine (500 ml besiyeri için)
0,5 ml K-Tellurit ve 250 µl Cefixime ilave edilmiştir. CT ilave edilmiş besiyeri petri
kaplarına 25-30 ml/petri olacak şekilde dökülmüş ve bu petri kapları oda sıcaklığında
bırakılmıştır.
3.1.6. O157:H7 ID Agar (O157 H7 ID-F) (Biomerix)
gr/litre
Jelatin pepton
5.5
Yeast ekstract
6.0
NaCl
5.0
Na2CO3
0.13
Nötral red
0.01
Sodyum deoksikolat
1.5
Karbohidrat karışımı
24.0
Aktivatör karışımı
0.25
Kromojenik substratların
karışımı
0.25
Agar
12.5
61
62
pH 7.1
O157:H7 ID agar 200 ml lik bir şişe içerisinde donmuş bir halde temin
edilmiştir. Deneme sırasında içerisinde kaynayan su bulunan sıcak su banyosunda
erimesi için 45 dakika tutulmuştur. 45-50oC’ ye ayarlanmış ve termostatik olarak
kontrol edilen su banyosuna konmadan önce 15 saniye oda sıcaklığında bekletilmiştir.
Besiyerinin sıcaklığı 45oC’ ye ulaştığında steril petri kaplarına 30’ er ml dökülerek
besiyeri paylaştırılmıştır. Hemen kullanılmayacak olan ve içerisinde besiyeri bulunan
petriler buzdolabında muhafaza edilmiştir.
3.1.7. Nutrient Agar (NA) (Difco)
gr/litre
“Lab-Lemco” powder
1.0
Yeast ekstract
2.0
Pepton
5.0
NaCl
5.0.
Agar
15.0
pH 7.4±0.2
Denemede toplam 500 ml NA hazırlanmıştır. 500 ml’ lik besiyeri şişesinde
dehidre besiyeri 14g/500 ml konsantrasyonda distile suda eritilmiştir. Daha sonra
besiyeri şişesi içerisindeki ortam kaynayıncaya kadar mikrodalga fırında tutulmuştur.
Bunun nedeni ortamın tüplere dağıtımı esnasında sorun yaşanmasını engellemektir.
Ortam her birine 5 ml besiyeri olacak şekilde 100 tüpe bölüştürülmüştür. Bu tüpler
otoklavda 121oC’ de 15 dakika steril edilmiştir. Otoklavlandıktan sonra tüpler,
içindeki besiyeri kapağa değmeyecek şekilde yatırılmış ve bu halde soğumaya
bırakılmıştır. Ekim için hemen kullanılmayacak tüpler buzdolabında saklanmıştır.
62
63
3.1.8. Dryspot E.coli O157 Latex test (DR 120M)
Kit içeriği
1.DR 121 M Dryspot E.coli O157 reaksiyon kartları
2.DR 122M Pozitif kontrol şeritleri (strips)
3.DR 123M Negatif kontrol şeritleri
4.Karıştırma çubuklar
5.Plastik poşet klipsleri
63
64
3.2. Metod
3.2.1. Örneklerin alınımı
İzmir ilinin çeşitli market ve kasaplarından farklı zamanlarda 10 adedi kuzu
kıyma, 10 adedi dana kıyma, 22 adedi sosis, 26 adedi salam, 18 adedi dana döner ve
14 adedi sucuk olmak üzere toplam 100 adet 50’ şer gramlık et ve et ürünü örneği
steril torbalara konularak laboratuara getirilmiştir.
3.2.2. Homojenizasyon ve seyreltme işlemleri
Steril torbada laboratuara getirilen analizi yapılacak 50 gr’ lık örnek steril
Waring markalı blendera konulmuş 2 dakika HI ayarda parçalanarak analize uygun
boyuta getirilmiştir. Daha sonra bu örnek içerisinde 450 ml tamponlanmış peptonlu su
(TPS) bulunan erlene aktarılıp karıştırılarak homojen hale getirilmiş ve bu sayede 10-1
lik seyreltme hazırlanmıştır. Elde edilen bu 10-1 lik seyreltmeden içerisinde 9 ml TPS
bulunan tüpe 1ml alınarak 10-2’lik seyreltme hazırlanmıştır. Bu seyreltme tekniği
kullanılarak 10-5’ e kadar seyreltme yapılmıştır.
3.2.3. Toplam aerobik mezofilik bakteri sayımı
Toplam aerobik mezofilik bakteri sayımı için, hazırlanan her seyreltmeden
(10-1─10-5) 1 ml alınmış ve steril petri kabına aktarılmıştır. Her petrinin üzerine steril
şartlarda 45oC’ civarında 15-20 ml PCA (Plate Count Agar) dökülmüştür. Bu petriler
35-37oC’ de 24- 48 saat inkübasyona bırakılmıştır. Bu sürenin sonunda toplam aerobik
mezofilik bakteri sayımları yapılmıştır.
3.2.4. E.coli O157:H7 zenginleştirme prosedürü
Toplam aerobik mezofilik bakteri sayımı için yapılan işlemden sonra
zenginleştirme işlemi için 10-1 lik seyreltme TPS suyuna 500 ml için 0,05 mg/L
64
65
“Cefixime” ve 8 mg/L “Vancomycin” ilave edilmiştir. Zenginleştirme yöntemi
gereğince bu seyreltme 37oC’de 20- 24 saat inkübasyona bırakılmıştır.
3.2.5. E.coli O157:H7 izolasyon prosedürü
Zenginleştirme işlemi sonrasında 10-1’ lik seyreltmeden 0,1 ml alınarak içinde
oda sıcaklığında donmuş halde 25-30 ml CT-SMAC (Cefixime-Tellurit içeren
Sorbitol MacConkey Agar) bulunan steril petri kabına konulmuş ve yayma yöntemiyle
ekim yapılmıştır. Ekim sırasında steril halde cam L-baget kullanılmıştır. Petriler 24
saat 35-37oC’ de inkübasyona bırakılmıştır.
İnkübasyon sonunda E.coli O157 kolonileri CT-SMAC üzerinde 1-2 mm
çapında saman sarısı renginde/renksiz olarak gözlenmiştir. Her petriden 5 tipik E.coli
O157:H7 kolonisi alınarak doğrulama testi yapılmıştır.
3.2.6. Dryspot E.coli O157 Latex test ile doğrulama testi
1. DR 121M kartlar poşet üst kısımdan açılarak çıkarılmış, gerekli miktarda kart
alındıktan sonra nem almaması için poşetin ağzı kitin içinden çıkan klipslerle
kapatılmıştır.
65
66
2. Reaksiyon kartında bulunan test ve kontrol dairelerine birer damla fizyolojik
tuzlu (%0,85 NaCl ağırlık/hacim ) su damlatılmıştır .
3. Steril öze kullanarak şüpheli kolonilerden 2-5 adet alınmış, test halkasındaki
ve kontrol halkasındaki fizyolojik tuzlu su içinde parçacık kalmayacak şekilde
süspanse edilmiştir. Bu işlemler sırasında her iki dairedeki kültür ayrı bir öze ile
karıştırılmıştır.
66
67
4. Kitin içinden çıkan karıştırma çubuklar yardımıyla fizyolojik tuzlu su ve
kültür süspansiyonu kurutulmuş mavi parçacıklar ile halkanın ucuna kadar yayılmıştır.
Kart 60 saniye boyunca dairesel olarak karıştırılmış ve normal ışık altında
aglutinasyon incelenmiştir.
67
68
60 saniye içinde test halkasında gözlenen aglutinasyon suşun E. coli O157
olduğunu gösterir. 60 saniye geçtikten sonra oluşan aglutinasyon dikkate
alınmamamıştır.
68
69
3.2.7. Stok kültürlerin hazırlanması ve bu kültürlerin O157:H7 ID
Agar üzerinde yeniden doğrulanması
E.coli O157 olduğu doğrulama testiyle kabul edilen kolonilerden 2- 3 koloni
alınarak içerisinde 5ml nutrient agar bulunan YNA tüpüne (Yatık Nutrient Agar) stok
için çizgi ekim yapılmıştır. Bu tüpler 37oC’de 24 saat inkübasyona bırakılmıştır.
İnkübasyondan sonra tüplerden bir öze dolusu alınan kültür, içerisinde oda
sıcaklığında donmuş 30 ml O157:H7 ID Agar bulunan steril petri kaplarına her
seferinde yakma yöntemi ile ekilmiştir. Daha sonra petri kapları 37oC’ de 24 saat
inkübasyona bırakılmıştır. İnkübasyon sonrasında besiyerinde E.coli O157:H7’nin
karakteristik kolonileri yeşil ya da mavimsi-yeşil renklidir
69
70
4. BULGULAR
Bu araştırma ile en çok tüketilen et ve et ürünlerinden olan kuzu kıyma, dana
kıyma, dana döner, sosis, salam ve sucukların E.coli O157:H7 yönünden
kontaminasyon sıklığı ve bu ürünlerde tespit edilen toplam aerobik mezofilik bakteri
sayısı ile E.coli O157:H7’nin varlığının korelasyonu araştırılmıştır. Bu amaçla, İzmir
il merkezindeki çeşitli market ve kasaplardan farklı zamanlarda temin edilen 10 adet
kuzu kıyma, 10 adet dana kıyma, 18 adet dana döner, 22 adet sosis, 26 adet salam,14
adet sucuk örneği analiz edilmiştir.
Analizler sonucunda,
E.coli O157 kuzu kıyma örneklerinde %20 (2/10)
oranında, dana kıyma örneklerinde %40 (4/10) oranında, dana döner örneklerinde
%11,1 (2/18) oranında, sosis örneklerinde ise %9,05 (2/22) oranında tespit edilirken
26 adet salam ve 14 adet sucuk örneğinin hiç birinde E.coli O157:H7 varlığı tespit
edilmemiştir (Tablo 4.1 ve şekil 4.1).
Yine analizler sonucunda E.coli O157:H7 açısından pozitif olan 2 kuzu kıyma
örneğinde toplam aerobik mezofilik bakteri sayısı ortalamasının 7,2×103 kob/g, 4
pozitif dana kıyma örneğinde ortalamanın 3,9×105 kob/g, 2 pozitif dana döner
örneğinde ortalamanın 1,5×105 kob/g ve 2 pozitif sosis örneğinde ise ortalamasının
1,0×104 kob/g olduğu tespit edilmiştir (Tablo 4.2).
70
71
Çizelge 4. 1: İncelen et ve et ürünlerinde E.coli O157:H7’ nin dağılımı
Analiz edilen örnek
n
E.coli O157:H7
n1
Kuzu kıyma
10
2 (%20)
Dana kıyma
10
4 (%40)
Dana döner
18
2 (%11,1)
Sosis
22
2 (%9,05)
Salam
26

Sucuk
14

TOPLAM
100
10 (%10)
n: Analiz edilen örnek sayısı
n1: n içinde bulunan pozitif örnek sayısı ve yüzdesi
Şekil 4. 1: Et ve et ürünlerinde E.coli O157:H7’ nin dağılımı (%)
Kuzu kıyma
Dana kıyma
Dana döner
Salam
Sucuk
Toplam
Sosis
40
30
20
10
0
E.coli O157:H7
71
72
Çizelge 4. 2: İncelenen kuzu kıyma örneklerinde, örneklerin E.coli O157:H7
açısından durumu ve toplam aerobik mezofilik bakteri sayıları
Örnek materyal: Kuzu
kıyma
Toplam Aerobik
Mezofilik Bakteri (kob/g)
1.örnek
2.örnek
3.örnek
4.örnek
5.örnek
1,2×102
1,1×103
5,0×104
9,9×103
4,5×103



+
+
6.örnek
2,5×104

7.örnek
6,4×10
2
3,8×10
2
7,1×10
1
3,3×10
4
8.örnek
9.örnek
10.örnek
E.coli O157:H7




4
StdSapma: 17571,31 = (1,7×10 )
Çizelge 4. 3: İncelenen dana kıyma örneklerinde, örneklerin E.coli O157:H7
açısından durumu ve toplam aerobik mezofilik bakteri sayıları
Örnek Materyal: Dana
Toplam Aerobik
kıyma
Mezofilik Bakteri (kob/g)
1.örnek
4,0×104
2.örnek
2,0×103
3.örnek
1,5×106
4.örnek
1,4×104
5.örnek
1,0×104
6. örnek
5,0×104
7. örnek
2,0×105
8. örnek
3,6×104
9. örnek
1,8×105
10. örnek
3,1×105
StdSapma: 456520,6 = (4,5×105 )
72
E.coli O157:H7
+

+
+
+





73
Çizelge 4. 4: İncelenen sucuk örneklerinde, örneklerin E.coli O157:H7 açısından
durumu ve toplam aerobik mezofilik bakteri sayıları
Örnek Materyal: Sucuk
1.örnek
2.örnek
3.örnek
4.örnek
5.örnek
6.örnek
7.örnek
8. örnek
9. örnek
10. örnek
11. örnek
12. örnek
13. örnek
14. örnek
Toplam Aerobik
Mezofilik Bakteri (kob/g)
1,3×104
1,6×102
<10
1,4×103
7,6×103
3,0×103
9,0×104
<10
1,8×103
2,0×103
<10
4,6×104
<10
5,2×104
E.coli O157:H7














Stdsapma: 27458,34 = (2,7×104 )
73
74
Çizelge 4. 5: İncelenen sosis örneklerinde, örneklerin E.coli O157:H7 açısından
durumu ve toplam aerobik mezofilik bakteri sayıları
Örnek Materyal: Sosis
Toplam Aerobik
Mezofilik Bakteri (kob/g)
1.örnek
2.örnek
3.örnek
4.örnek
5.örnek
6.örnek
7.örnek
8.örnek
9.örnek
10.örnek
11.örnek
12. örnek
13. örnek
14. örnek
15. örnek
16. örnek
17. örnek
18. örnek
19. örnek
20. örnek
21. örnek
22. örnek
1,2×106
8,0×101
8,5×105
1,9×104
1,6×102
2,0×104
2,3×103
2,1×104
6,0×102
2,3×103
8,0×105
2,0×104
4,0×102
1,8×103
3,0×104
1,6×103
3,5×104
4,0×105
3,3×104
2,4×103
1,7×103
1,0×102
StdSapma: 340099,6 = (3,4 ×105)
74
E.coli O157:H7




+


+














75
Çizelge 4. 6: İncelenen salam örneklerinde, örneklerin E.coli O157:H7 açısından
durumu ve toplam aerobik mezofilik bakteri sayıları
Örnek Materyal: Salam
1.örnek
2.örnek
Toplam Aerobik
Mezofilik Bakteri (kob/g)
2,8×104
5,2×103
3.örnek
4.örnek
5.örnek
6.örnek
7.örnek
8.örnek
9.örnek
10.örnek
11.örnek
12.örnek
13.örnek
14. örnek
15. örnek
16. örnek
17. örnek
18. örnek
19. örnek
20. örnek
21. örnek
22. örnek
23. örnek
24. örnek
25. örnek
26. örnek
3,0×105
3,9×105
3,0×104
<10
<10
6,5×105
<10
1,8×106
3,2×105
1,4×104
1,2×105
2,0×105
<10
4,2×104
1,7×105
<10
6,3×105
4,8×105
2,5×105
<10
5,3×105
7,4×103
2,8×105
<10
E.coli O157:H7


























StdSapma: 381697,4 = (3,8 ×105)
75
76
Çizelge 4. 7: İncelenen dana döner örneklerinde, örneklerin E.coli O157:H7
açısından durumu ve toplam aerobik mezofilik bakteri sayıları
Örnek Materyal: Dana
döner
1.örnek
2.örnek
3.örnek
4.örnek
5.örnek
6.örnek
7.örnek
8.örnek
9.örnek
10. örnek
11. örnek
12. örnek
13. örnek
14. örnek
15. örnek
16. örnek
17. örnek
18. örnek
Toplam Aerobik
Mezofilik Bakteri (kob/g)
2,8×104
2,0×103
1,9×104
6,3×103
1,8×105
3,0×105
1,8×102
5,0×102
1,0×102
4,3×103
2,5×104
1,6×103
4,7×102
2,6×104
3,7×103
1,2×102
6,1×103
2,0×105
StdSapma: 87162,58 = (8,7×104)
76
E.coli O157:H7
+



+













77
Çizelge 4. 8: E.coli O157:H7 açısından pozitif olan et ve et ürünlerinde toplam
aerobik mezofilik bakteri sayılarının ortalaması
Analiz edilen örnek
n
n1
Toplam aerobik
mezofilik bakteri
sayılarının
ortalaması (kob/g)
Kuzu kıyma
10
2
7,2×103
Dana kıyma
10
4
3,9×105
Dana döner
18
2
1,5×105
Sosis
22
2
1,0×104
Salam
26


Sucuk
14


TOPLAM
100
10
1,4×105
n: Analiz edilen örnek sayısı
n1: n içinde bulunan ve E.coli O157:H7 açısından
pozitif olan örnek sayısı
77
78
5. TARTIŞMA VE SONUÇ
E.coli O157, asidik şartlara, soğutma ve dondurmaya karşı dayanıklı olan, uzun
süre toprak ve dış ortamda canlı kalabilen, göçmen kuşların sindirim florasında da
bulunduğundan uzak bölgelere kolayca yayılabilen bir bakteridir.
E.coli, gıdalarda hem hijyen hem de fekal kontaminasyon indikatörü olarak
oldukça önemlidir. Bu nedenle, gıda güvenliği ve hijyende indikatör bakteri olarak
değerlendirilir. Ancak E.coli’ nin varlığı gıdada mutlak enterik patojenlerin
bulunacağı anlamına gelmediği gibi, aynı şekilde, bir gıdada enterik bir patojen varlığı
da, bu gıdada E.coli’ nin var olduğunu göstermez (Ünlütürk, Turantaş, 1998). Nitekim
Akkuş (1996) sığır kıymasında E.coli saptarken, verotoksin oluşturan Escherichia coli
O157:H7’ yi izole edememiştir. E.coli yakın zamana kadar genelde gıda patojeni
olarak kabul edilmemekteydi, ancak son yıllardaki birçok salgında farklı E.coli
biyotiplerinin rol oynaması, bu bakterinin patojenik potansiyelinin önemsenmesine
yol açmıştır (Alişarlı, Akman, 2004).
Dünya çapındaki E.coli O157:H7 enfeksiyonların çok büyük bir bölümü başta
yetersiz pişirilmiş et ve pastörize edilmemiş süt olmak üzere sığır kaynaklı gıdalar ile
olmuştur (Chapman ve ark., 1993). Natora ve Kaper’e (1998) göre E.coli O157:H7 ile
ilgili oluşan bir çok enfeksiyon özellikle sığır orijinli kontamine gıdaların tüketilmesi
sonucu oluşmuştur. Bu nedenle bu çalışmada tüketici tarafından en çok tüketilen dana
kıyma, kuzu kıyma, sosis, salam, sucuk ve dana döner gibi et ve et ürünleri örnek
olarak alınmıştır. Burada alınan kuzu kıyma örneklerinin dışındaki örneklerin hepsi
sığır etinden yapılmış olan et ürünleridir.
FDA/BAM ve AOAC tarafından önerilen yönteme göre E.coli O157:H7
aranması zenginleştirme, izolasyon ve doğrulama aşamalarından oluşmaktadır (FDA,
1998).
BAM (Bacterial Analytical Manual.,1998) prosedüründe içinde E.coli O157:H7
varlığı araştırılacak olan gıda maddesi 25 gr alınarak zenginleştirme işlemine tabi
tutulmaktadır. Fakat bu çalışmada analiz edilecek her bir et veya et ürünü örneği 50 gr
78
79
alınmış ve işleme tabi tutulmuştur. Bunun nedeni örnek miktarını arttırmak suretiyle
E.coli O157:H7’ nin izole etme olasılığını 2 katına çıkarmaktır.
Harrigan
(1998),
düşük
miktarlardaki
E.coli
O157:H7
sayımlarında
zenginleştirme işlemi yapılmasının gerekli olduğunu belirtmiştir. Zenginleştirme
işlemi sırasında BAM (1998)’ da önerildiği gibi EHEC Enrichment Broth (EEB)
zenginleştirme besiyeri olarak kullanılmamıştır. Harrigan (1998)’ ın belirttiği gibi
içerisine seçici anti-mikrobiyal ajanlar ilave edilmiş tamponlanmış peptonlu su (TPS)
kullanılmıştır. Bunun nedeni E.coli O157:H7’ nin belirlenmesinde doğrudan selektif
ön zenginleştirme yerine önce selektif olmayan bir ortamda canlandırma işlemi
yapılması ile hasar görmüş hücrelerin daha iyi bir şekilde belirlenebileceği ve buna
bağlı olarak klasik yöntemlerin duyarlığının 10 misli artırılabileceğinin gösterildiği
araştırmaların bulunmasıdır. (Halkman ve ark., 2001).
Bu zenginleştirme işleminde gıda maddesinin “Cefixime” (0,05 mg/L) ve
“Vancomycin” (8 mg/L) içeren tamponlanmış peptonlu su ile 10-1’ lik seyreltimi
hazırlanmış ve 370C’ de 20-24 saat inkübe edilmiştir. Bu çalışmada da Harrigan
(1998) ’ ın belirttiği şekilde bir işlem yapılmıştır. Zenginleştirme yapılmasının nedeni
hasar görmüş E.coli O157:H7 hücreleri varsa onların canlandırılması ve bu sayede
belirlenmelerinin kolaylaştırılmasıdır. Bu işlem sırasında tamponlanmış peptonlu su
içerisine Cefixime ve Vancomycin konulmasının nedeni; besiyerini daha seçici hale
getirmektir.
Zenginleştirme işleminden sonra izolasyon işlemi için katı besiyerine ekim
gerçekleştirilmiştir. Katı besiyeri olarak içerisine Cefixime- Potasyum Tellurit ilave
edilmiş Sorbitol MacConkey Agar (CT-SMAC) kullanılmıştır (BAM,1998). Nataro ve
Kaper (1998), E.coli O157:H7’ nin izolasyonunda yaygın olarak kullanılan agar
ortamının SMAC Agar olduğunu belirtmişlerdir. Bu ortam standart MacConkey’ deki
laktozun yerine %1 sorbitol içermektedir. E.coli O157:H7 gibi sorbitolü fermente
edemeyen koloniler bu ortam üzerinde renksiz olarak ortaya çıkmaktadır. Bununla
birlikte, SMAC çok seçici değildir ve gıda testleri için daha az etkilidir. Çünkü normal
79
80
flora bakterileri var olan O157:H7 suşlarını kolaylıkla baskılayabilmektedir. SMAC’ a
Potasyum Tellurit ve Cefixime ilavesi sayesinde, E.coli O157:H7 izolasyonu için
oldukça seçici CT-SMAC agar geliştirilmiştir (BAM, 1998). Cefixime ve Potasyum
Tellurit içeren SMAC (CT-SMAC), Stx-üreten E.coli O157:H7 ve Shigella sonnei
suşlarının büyümesine fırsat verirken, diğer E.coli suşlarının çoğunun büyümesini
inhibe etmektedir (Nataro ve Kaper, 1998). Morganella ve Hafnia gibi sorbitolü
fermente edemeyen suşlar CT-SMAC üzerinde O157:H7 kolonilerine benzer bir
şekilde ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle bir sonraki aşama seçici katı besiyerinden
izole edilen şüpheli kolonilerin doğrulanmasıdır.
Zenginleştirme ve katı besiyerinde inkübasyon aşamalarından sonra izolasyonu
yapılan kültürlerin E.coli O157:H7 serotipi olduklarının, E.coli O157:H7 latex kitleri
(Oxoid) kullanılarak doğrulanması gerekmektedir (Anonim, 2000).
Doğrulama testi, Dryspot E.coli O157 latex test (DR 120M) ile yapılmıştır
(Anonim, 1999). Oxoid Dryspot E.coli O157 latex test, Escherichia coli serogrup
O157’ in tanımlanması için kullanılan latex aglütinasyon testidir. Dryspot E.coli O157
latex test kartları antikor emdirilmiş mavi latex partikülleri ile kaplanmıştır. Bu
antikorlar özel olarak Escherichia O157 serogrup antijenlerine karşı aktiftir. E.coli
O157:H7 antijenleri ile reaksiyona giren antikorlar kart üzerinde aglütinasyon
(pıhtılaşma) oluştururlar (Anonim, 1999). Dryspot latex kitleri kısa sürede sonuç
veren bir yöntem olması yanında, oda sıcaklığında saklanabilmesi, raf ömrünün
uzunluğu ve ayrı bir latex ve kontrol aglütinasyon çözeltisine gerek duyulmaması gibi
avantajlara sahip olduğu için tercih edilmiştir.
Doğrulama testinden sonra E.coli O157 olduğu anlaşılan kolonilerden Yatık
Nutrient Agara (YNA) ekim yapılmıştır. Bunun amacı stok kültür oluşturmaktır.
Latex testinde doğrulandıktan sonra stoğa alınan kolonilerden O157:H7 ID Agar
üzerine 2. doğrulama testi için ekim yapılmıştır. Bu doğrulamanın yapılması
denemenin güvenilirliğini arttırması açısından önemlidir. Bu doğrulama ile daha önce
pozitif olan örneklerin hepsi tekrar pozitif olarak saptanmıştır. Bu ortam VTEC
80
81
O157:H7/H─ klonlarına ait strainlerin saptanması için tasarlanmıştır. Ortam;
karbohidratları, β-D-galaktosidaz ve β-D-glukorinidazın saptanması için kullanılan 2
kromojenik substratı içermektedir. β-D-galaktosidaz E.coli’ nin bütün suşlarında
mevcuttur. β-D-glukorinidaz ise enterohemorajik E.coli (EHEC) O157:H7/H─
dışındaki bütün E.coli suşlarında bulunmaktadır. Ayrıca Gram-negatif çubukların
seçiciliğini arttırmak için sodyum deoksikolatı içermektedir (Bettelheim, 2005).
İnbukasyondan sonra E.coli O157:H7’ nin karakteristik kolonileri yeşil ya da
mavimsi-yeşil olarak görülmektedir. Bunun nedeni besiyerinin içerisinde bulunan 2
kromojenik maddenin bulunmasıdır.
Bu çalışmada analize alınan örneklerde hem E.coli O157:H7 varlığı hemde
örneklerdeki toplam aerobik mezofilik bakteri sayımları yapılmıştır. Bunun sonucunda
alınan 10 kuzu kıyma örneğinin 2’ si E.coli O157:H7 açısından pozitiftir ve bu pozitif
örneklerin toplam aerobik mezofilik bakteri sayılarının ortalaması 7,2×103 kob/g’ dır.
Alınan 10 dana kıyma örneğinin 4’ü E.coli O157:H7 açısından pozitiftir ve bu
örneklerin toplam aerobik mezofilik bakteri sayılarının ortalaması 3,9×105 kob/g’ dır.
Alınan 18 dana döner örneğinin 2’si E.coli O157:H7 açısından pozitiftir ve bu
örneklerin toplam aerobik mezofilik bakteri sayılarının ortalaması 1,5×105 kob/g’ dır.
Alınan 22 sosis örneğinin 2’ si E.coli O157:H7 açısından pozitiftir ve bu örneklerin
toplam aerobik mezofilik bakteri sayılarının ortalaması 1,0×104 kob/g’ dır. Bunun
yanında alınan 26 salam ve 14 sucuk örneğinde E.coli O157:H7’e rastlanmamıştır.
Sucuk ve salam yapımı sırasında uygulanan işlem basamakları veya hazırlanışları
sırasında içerilerine katılan koruyucu maddeler böyle bir sonuca ortaya çıkarmış
olabilir.
Bu sonuçlar göz önüne alındığında 07/07/2006 tarihli ve 26221 mükerrer sayılı
Resmi Gazete’de yayımlanan Türk Gıda Kodeksi Yönetmeliği’ne göre hazırlanmış
“Taze Kırmızı Et ve Hazırlanmış Kırmızı Et Karışımları Tebliği’ ne göre kıyma için
belirtilen toplam aerobik mezofilik bakteri sayısı 5×106 kob/g’ dır. Çalışmada
81
82
kullanılan kuzu ve dana kıyma örneklerindeki toplam aerobik mezofilik bakteri
sayıları bu verilen değerden azdır ve kabul edilebilir değerlerdir.
17.03.2001 tarihli ve 24345 mükerrer sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “Et
Ürünleri Tebliğinde Değişiklik Yapılması Hakkındaki Tebliği’ e” göre et ürünleri için
toplam aerobik mezofilik bakteri sayısı belirtilmemiştir.
Yukarıda belirtilen bu 2 tebliğde de analize alınan örneklerde E.coli O157:H7
bulunmaması gerekmektedir. Bu açıdan pozitif çıkan örnekler kabul edilebilir
değildir.
Örneklerde E.coli O157:H7 aranması ile beraber toplam aerobik mezofilik
bakteri sayımlarının yapılma nedeni aralarında bir bağlantı olup olmadığının
araştırılmasıdır. Tebliğlerdeki veriler ve deneme sonuçları aralarında bir bağlantı
olmadığını göstermektedir.
Çeşitli ülkelerde hayvansal gıdalarda E.coli O157:H7’ nin belirlenmesi amacıyla
yapılan çalışmalarda, Doyle ve Schoeni (1987), perakende satılan 164 sığır etinin 6’
sında (%3,7) ve 205 kuzu etinin 4’ünde (%1,5) E.coli O157:H7’ yi izole ettiklerini
bildirmişlerdir. Willshaw ve ark. (1994) İngiltere’de 134 kıyma, 52 sosis ve 124
hamburger örneklerinden toplam 5 örnekte (5/310) verotoksin oluşturmayan E.coli
O157 tespit etmişlerdir. Fransa’ da yapılan bir başka araştırmada (1997) ise, tavuk,
sosis ve sığır kıymasından oluşan 250 örnekte 4 tavuk, 1 sosis ve 1 kıyma örneğinde
verotoksin oluşturmayan E.coli O157 tespit edildiği bildirilmiştir. Abdul-Raouf ve
ark. (1996), 50 sığır eti kıymasının 3’ ünde (%6) E.coli O157:H7’ yi izole ettiklerini
bildirmişlerdir. Chapman ve ark. (1996), kuzu etinden yapılan 431 adet et ürününün
%5,9’ unda (26/431), sığır etinden yapılan 1631 adet et ürününün %1,5’ inde
(25/1631) ve 208 adet kuzu burger örneğinin %7,2’ sinde (15/208) E.coli O157 izole
edildiğini bildirmişlerdir. Fantelli ve Stephan (2001), İsviçre’ de yaptıkları bir
araştırmada, 211 adet sığır kıymasından %2,3’ ünde (5/211) Shiga-toksin oluşturan
E.coli izole etmişlerdir. Coia ve ark. (2001) çeşitli gıda gruplarından oluşan 2429 adet
örnekte yaptıkları bir çalışmada, E.coli O157’ yi sığır sosis ve burger örneklerinde
82
83
%0,24 oranında bulduklarını bildirmişlerdir. Chapman ve ark. (2001) yaptıkları bir
çalışmada, E.coli O157’ yi 1979 adet sığır kıyması örneğinin 7’ sinde (%0,35) ve 484
adet koyun kıyması örneğinin 1’ inde (%0,21) tespit ettiklerini bildirmişlerdir.
Ülkemizde kıymalarda ve bazı hayvansal kaynaklı ürünlerinde E.coli O157’ nin
varlığı üzerine yapılan araştırmalar sınırlı kalmıştır. Halkman ve ark. (1998) çeşitli
gıdalarda yaptıkları bir çalışmada, E.coli O157’ yi 255 adet çiğ kıyma, 50 adet
hamburger ve 101 adet sucuk örneğinin 1’ inde saptayabilmişlerdir. Sarımehmetoğlu
ve ark., (1998) 100’ er adet hamburger ve İnegöl köftesi üzerinde yaptıkları bir
çalışmada, İnegöl köftelerinin %5’ inin ve hamburgerlerin %2’ sinin E.coli O157 ile
kontamine
ve
izolatların
ise
tümünün
verotoksijenik
özellikte
olduklarını
bildirmişlerdir. Aslantaş ve Yıldız (2002) Kars bölgesinde hayvansal gıdalarda
yaptıkları bir çalışmada, 460 gıda örneğinde ve 80 sığır karkası yüzeyinde E.coli
O157’ yi belirleyememiş, 100 kıyma örneğinin sadece birinde tespit etmişlerdir.
Cebiroğlu ve Nazlı (1999) araştırmalarında, enterohemorajik E.coli O157:H7’ yi
%2,58 (4/155) oranında ve pozitif 4 örneğin 3’ ünü dondurulmuş ve 1’ ini
dondurulmamış hamburgerlerde bulmuşlardır. Aksu ve ark., (1999) hayvansal kökenli
gıdalarda yaptıkları araştırmada, Escherichia coli O157:H7’ yi dana kıymasında %6
(3/50) ve kuzu kıymasında %4 (1/25) oranında belirlemişlerdir.
Bu çalışmada E.coli O157:H7 dana kıyma örneklerinin %40’ inde, kuzu kıyma
örneklerinin %20’ sinde, dana döner örneklerinin %11,1’ inde ve sosis örneklerinin
%9,05’ inde bulunmuştur. Salam ve sucuk örneklerinin hiç birinde E.coli O157:H7’e
rastlanmamıştır. Toplam olarak 100 örneğin 10’unda (%10) E.coli O157:H7’e
rastlanmıştır. Diğer araştırmalarda elde edilen değerler genelde % 1- 6 arasında
değişmektedir. Bu çalışmadaki toplam değer ise %10’ dur. Bu değerler arasındaki
fark, kullanılan metottan, analiz örneği miktarından, alınan örneklerin kaynağından ve
satış şeklinden, bölge ve iklim değişikliğinden, işletme ve personel hijyeni
eksikliğinden kaynaklanmış olabilmektedir.
83
84
Çalışma sonuçları; et ve et ürünü örneklerinde belirlenen kontaminasyon
oranının azımsanmayacak düzeylerde olduğunu, İzmir ilinde hijyen kurallarına
yeterince önem verilmediğini ve tehlikenin halk sağlığını tehdit eder boyutlarda
olduğunu göstermektedir.
84
85
6. KAYNAKLAR
Abdul-Raouf, U.M., Ammar, M.S., Beuchat, L.R., 1996. Isolation of E.coli
O157:H7 from some Egyptian foods. Int. J. Food Microbiol., 29: 423-426
Akkuş, F. 1996. Hazır sığır kıymalarında verotoksin oluşturan E.coli O157:H7
izolasyonu Ankara Üniv. Sağlık Bil. Enst., Doktora Tezi, Ankara
Aksu, H., Arun, Ö.Ö., Aydın, A., Uğur, M., 1999. E.coli O157:H7’ nin
hayvansal kökenli gıda maddelerinde varlığı. Pendik Vet. Microbiol. Derg.,
30(2): 77-81
Alişarlı, M., Akman, H.N., 2004. Perakende Satılan Kıymaların Escherichia coli
O157 Yönünden İncelenmesi, Yüzüncü Yıl Ünv. Vet. Fak. Dergisi 2004, 15(12): 65-69
Anonim 1999. Mikrobiyolojik analiz yöntemlerinde yeni yaklaşımlar, İstanbul
Anonim 2000. Gıda Mikrobiyolojisi ve Uygulamaları, Ankara
Aslantaş, Ö., Yıldız, P. 2002. Kars yöresinde hayvansal gıda kaynaklı E.coli
O157:H7 izolasyonu. Vet. Bil. Derg. 18: 107-111
Aslantürk, A., 1996. 0-15 Yaş Grubu Akut Gastroenterit Olgularında E.coli O157:H7
Serotipinin Araştırılması, R.S Hıfzısıhha Merkezi Araş. Md’ lüğü Uzmanlık
Tezi, Ankara
Bell, C., 2002. Approach to the control of enterohemorrhagic Escherichia coli
(EHEC), International Journal of Biology , 78: 197-216
Bettelheim, K.A., 2005. Reliability of O157:H7 ID agar (O157:H7 ID-F) for the
detection and isolation of verotoxigenic strains of Escherichiz coli belonging to
serogrup O157
Cebiroğlu, H., Uğur, M., 1999. Dondurulmuş hamburger köfte ve diğer köfte
çeşitlerinde
enterohemorajik
E.coli
O157:H7
suşunun
varlığı
üzerine
araştırmalar. İstanbul Üniv. Vet. Fak. Derg., 25 (1): 107-121
85
86
Chapman, P.A., Siddons, C.A., Wright, D.J., Norman, P., 1993. Cattle as a
possible source of verocytotoxin producing Escherichia .coli O157 Infections In
Man Epidemiol Infect 11: 439-447
Chapman, P.A., Siddons, C.A., Cerdan Malo, A.T., Harkin, M.A., 1996.
Lamb products as a potential source of E.coli O157. The Vet., Rec., 26: 427-428
Chapman, P.A., Cerdan Malo, A.T., Ellin, M., Ashton, R., Harkin, M.A.,
2001. E.coli O157 in cattle and sheep at slaughter, on beef and lamb carcasses
and in raw beef and lamb products in South Yorkshire, UK. Int. J. Food
Microbiol., 64: 139-150
Coia, J.E., Johnstan, Y., Steers, N.J., Hanson, M.F., 2001. A aurvey of the
prevalance of E.coli O157 in raw meats, raw cow’ milk and raw-milk cheeses in
South-east Scotland. Int. J. Food Microbiol., 66: 63-69
Doyle, M.P., Schoeni, J.L., 1987. Isolation of E.coli O157:H7 from retail fresh
meats and poultry. Appl. Env. Microbiol., 53 (10): 2394-2396
Eklund, M., 2005. Enterohemorrhagic Escherichia coli (EHEC) Findings from
Humans in Finland, Publications of the National Public Health Institute, 97 p
Fantelli, K., Stephan, R., 2001. Prevalance and characteristics of Shigatoxinproducing E.coli and L.monocytogenes strains isolated from minced meat in
Switzerland, Int. J. Food Microbiol., 70. 63-69
FDA, 1998 “Bacterial Analytical Manual”, 8 th ed., Revision A. AOAC International,
Washington, D.C
Halkman, A. K., Doğan, H. B., Noveir, M. R., 1994. Gıda Maddelerinde
Salmonella ile E. coli Arama ve Sayılma Yöntemlerinin Karşılaştırılması,
Ankara Üniversitesi Araştırma Fonu Projesi No: 92 11 12 01, Ankara
Halkman, A. K., Yılmaz, I., Noveir, M. R., Erdal, N., 1996. Koli Basili
O157:H7, Tübitak Bilim ve Teknik Dergisi, 29 (10): 96-99
86
87
Halkman, A. K., Noveir, M. R., Doğan, H. B., 1998. Çeşitli hayvansal gıda
ürünlerinde E.coli O157:H7 aranması. Proje No: VHAG- 1192, TÜBİTAK
Halkman, A. K., Noveir, M. R., Doğan, H. B., 2001. Escherichia coli O157:H7
Serotipi, Ankara Ünv. Gıda Müh. Bölümü, Ankara, 44 s
Harrigan, W.F., 1998. “Laboratory Methods İn Food Microbiology” Academic
Press, San Diego
Kapper, J.B., O’Brien, A., 1998. Escherichia coli O157:H7 and Other Verotoksin
Producing E.coli Strains, 4-5
Nataro, J. P., Kaper, J. B., 1998. Diarrheagenic Escherichia coli, Clinical
Microbiology Reviews, Jan. 1998 11: 142–201
Noveir, M. R., Doğan, H. B.,
Halkman, A. K., 2002. Çeşitli Hayvansal
Gıdalarda Enterobacteriaceae Üyelerinin Varlığı, Gıda Dergisi, 25(6): 423-428
Özbaş, Y., Aytaç, A., 1995. Escherichia coli O157:H7 Epidemiyolojisi, Gıdalarla
İlişkisi, Patojenitesi ve İzolasyon Yöntemleri, Türk Hijyen ve Deneysel Biyoloji
Dergisi, 52(1) 47-53
Quantrell, R. J. O., Naylor, S. W., Roe, A. J., Spears, K., Gally, D. L., 2004.
EHEC O157:H7 – getting to the bottom of the burger bug. Society for General
Microbiology. 31: 126- 128
Sarımehmetoğlu, B., Küplülü, Ö., Kaymaz, Ş., 1998. Hamburger ve İnegöl
köftelerde E.coli O157:H7 izolasyonu. Ankara Üni. Vet. Fak. Derg., 45:221-227
Tabak,
S.,
2000.
Akut
Gastroenterit
olgularında
Enterohemorajik
ve
Enterotoksijenik E. coli Toksinlerinin Araştırılması, Ankara Ünv. Mikrobiyoloji
ve Klinik Mikrobiyoloji Bölümü Uzmanlık Tezi
Temelli, S., 2002. Gıda Zehirlenmesine Neden Olan E.coli O157:H7 ve Önemi,
Uludağ Ünv., J. Fac. Vet. Med, 21 (2002) 133- 138
Ünlütürk, A., Turantaş, F., 1998. Gıda Mikrobiyolojisi, Mengi Tan Basım Evi,
İzmir
87
88
Vernazy-Rozand, C., Mazuy, C., Ray-Gurriot, S., Boutrand-Loei, S.,
Meyrand, A., Richard Y., 1997. Detection of E.coli O157 in French food
samples using on IMS method and the VIDAS E.coli O157. Lett. Appl.
Microbiol., 25:442-446
Willshaw, G.A., Thirlwell, J., Jones A.P., Parry, S., Salmon, R.L., Hickey,
M., 1994 Verotoxin-producing E.coli O157 in beefburgers linked to on
outbreak of diarrehea, haemorrhagic colitis and haemolytic üremic syndrome in
Britain. Lett. Appl. Microbiol., 19: 304-307
88
89
7. ÖZGEÇMİŞ
1981 yılında İzmir’ de doğan Seçil BAYAR, sırasıyla Yeşilyurt İlköğretim
Okulu, Hasan Tahsin Ortaokulu ve Selma Yiğitalp Süper Lisesinden mezun olmuştur.
1999 yılında girdiği Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümünü 2004 yılında
tamamlamıştır. Aynı yıl Ege Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Temel ve
Endüstriyel Mikrobiyoloji Anabilim Dalında yüksek lisans eğitimine başlamıştır.
“İzmir İlinde Satışa Sunulan Et ve Et Ürünlerinde Escherichia coli O157:H7’nin
Aranması ve Saptanması” üzerine tez çalışması hazırlamıştır.
89
Download