İLETİŞİM, DİL VE KÜLTÜR İletişim, dil ve kültür çıkma ihtimali düşük

advertisement
İLETİŞİM, DİL VE KÜLTÜR
İletişim, dil ve kültür çıkma ihtimali düşük olan bir konudur. Yine de en azından bir defa da
olsa konuyu okumakta fayda vardır. Ne olur ne olmaz her ihtimale karşı hazırlıklı olmakta
fayda vardır. Bu konu MEB tarafından dokuzuncu sınıfta anlatılan bir konudur. Zaten günlük
hayatta sürekli yaptığımız konuları da içermektedir. Diller diye bölümde belki biraz
zorlanabilirsiniz ama orada da ezberiniz iyi ise onu da rahatlıkla yapabilirsiniz.
A-) İLETİŞİM
İletişim: Duygu, düşünce ve isteklerin yazı, konuşma ve görsel-işitsel akla gelebilecek her
türlü araçla aktarılmasına iletişim denir.
İletişim Türleri: Dille gerçekleştirilen iletişim, Jest ve mimiklerle gerçekleştirilen iletişim,
Resim, şekil, çizgi gibi sembollerle gerçekleştirilen iletişim, simgelerle gerçekleştirilen
iletişim
İLETİŞİM ÖĞELERİ
1-) Gönderici (Kaynak): İletiyi hazırlayan, gönderen kişi.
2-) Alıcı ( hedef): İletinin gönderildiği kişi.
3-) İleti(Mesaj): Gönderilmek istenen duygu, düşünce, bilgi v.s.
4-) Kanal(Araç): İletinin göndericiden alıcıya ulaştığı yol, araç: Ses dalgaları. Hava, Kablo,
gazete, duyu organları, telefon, bilgisayar v.s.
5-) Bağlam: İletişim gerçekleştiği ortam.
6-) Dönüt(Geri bildirim): Alıcının göndericiye verdiği cevaptır.
www.harunardic.net
1
7-)Kod(Şifre): İletinin gönderilme biçimi, şifreleme sistemidir. Her dil doğal bir şifreleme
sistemidir.
8-)Filtre: İletinin alıcı tarafından nasıl algılandığıdır. Alıcının önyargıları, beklentileri,
kültürel durumu, psikolojik durumu algılamayı etkiler.
Şimdi de bunlara örnek verip konuyu daha anlaşılır hale getirelim:
Örnek 1:Ailecek parkta piknik yapan ailede anne çocuğuna yemeğini yedin mi diye sorar.
Çocuk da hayır yemedim diye cevap verir.
Gönderici → Anne
Alıcı → çocuk
İleti → yemeği yedin mi?
Kanal → söz
Bağlam → park
Dönüt → hayır, yemedim
Örnek 2:Bir iş yerinde patron çalışanların uyması gereken kuralları belirten bir kağıt
dağıtmıştır.
Gönderici → Patron
Alıcı → çalışanlar
İleti → kurallar
Kanal → kağıt
Bağlam → işyeri
www.harunardic.net
2
Örnek 3:
İki sevgili telefonda konuşuyormuş. Çocuk kıza beni seviyor musun demiş. Kız da evet
seviyorum demiş.
Gönderici → Çocuk
Alıcı → Kız
İleti → beni seviyor musun?
Kanal → telefon
Dönüt: Evet seviyorum
GÖSTERGE VE TÜRLERİ
Gösterge: Kendi dışında başka bir şeyi gösteren, düşündüren, onun yerini alabilen, kelime,
nesne, görünüş ve olgulara denir. Örneğin bir markanın amblemi o markanın sahibinin
göstergesidir. Örneğin bizim amblemimiz
Harun Ardıç’ın göstergesidir(reklam
kokan hareketler)
Gönderge: İletilen kavramın kendisidir. Yani somut hali, orijinal halidir.
Gösteren: Bir göstergenin konuşmadaki veya yazıdaki karşılığıdır.
Gösterilen: Zihnimizde oluşan kavramdır. Örneğin t.e.l.e.f.o.n harfleri gösteren; bu harflerin
zihnimizde canlandırdığı telefon sözcüğü de gösterilendir.
www.harunardic.net
3
Gösterge Türleri:
1-) Dil Göstergesi: Yazıyla veya sözle gerçekleştirilen her türlü eyleme denir. Her sözcük bir
dil göstergesidir.
2-) Doğal Gösterge: Doğal olan her şey doğal göstergedir. Deprem, sel felaketi, kar
yağması…
3-) Sosyal Gösterge: Sosyal durumları anlatan göstergelerdir. İnsanların iletişim kurmak için
ürettiği şeydir. Aynı zamanda sonradan yapıldığı için yapay göstergedir.
Trafik ışıkları, görgü kuralları, ders zilinin çalması ile öğrencilerin teneffüse çıkması
İLETİŞİMDE KULLANILAN GÖSTERGELER
1-) Dil Göstergeleri: Duygu ve düşüncelerin en iyi aktarılma şekli dildir.
2-) Dil Dışı Göstergeler:
a-)Belirti: İstem dışı gerçekleşen olay ve durumlara karşı yorum kattığımızda ya da onlara
anlam yüklediğimizde ortaya çıkan doğal göstergelerdir. Bir nevi tahmin anlamı da içerir.
Aynı zamanda belirtide gösteren ile gösterilen arasındaki ilişki bir nedene bağlıdır.
Bir hastanın vücudundaki morluklardan dolayı kendisinin kanser olabileceğine düşünmesi
Duman kokusundan sonra yangın çıktığını düşünmek
Evde otururken eşyaların sallanmasıyla deprem olacağını düşünmek
www.harunardic.net
4
Not: Belirtilerin insan iradesine dayalı bir amacı yoktur. Belirtilere anlamlan biz yükleriz. Bu
anlamlar ya daha önceki yaşantılarımızla ya da bilimsel gerçeklerle bağlantılıdır.
b-)Belirtke: Bilgi vermek amacı güden göstergelerdir. Gösteren ve gösterilen arasındaki ilişki
nedensizdir. Yani gösteren ile gösterilen arasında anlam bağı yoktur ama insanlar bu
göstergeler karşısında ortak hareket eder. Bunun en güzel örneği trafik işaretleridir. Kırmızı
ışık yandığında arabaların durması yeşil yandığında arabaların geçmesi bizim sonradan
uydurduğumuz kurallardır. Bunun yerine yeşil ışıkta durup kırmızı ışıkta da geçebilirdik
çünkü kırmızı renk ile durmak arasında bağlantı yoktur bizim sonradan yaptığımız bir
anlamdır bu.
c-)İkon(Görsel Gösterge): Dili kullanmadan iletiyi aktaran görsel parçalardır. Gösteren ile
gösterilen arsındaki benzerliğe dayanır ve bir gerçekliği doğrudan anlatır.
Örnek: Fotoğraf, resim, heykel, portre…
d-)Simge: Dili kullanmadan iletiyi aktaran görsel parçalardır ama gösteren ile gösterilen
arsındaki benzerlik yoktur.
Güvercinin özgürlüğü temsil etmesi
Zeytin dalının barışı temsil etmesi
Eşit kollu terazinin adaleti temsil etmesi
Not: İkon ve simgenin farkları şunlardır: İkon nesnenin kendisidir; nesneye görsel bakımdan
benzerlik vardır, dini, ahlaki ve toplumsal anlam yüklenmiştir. Simgede ise nesneyle görüntü
arasında benzerlik yoktur.
www.harunardic.net
5
B-) DİL
Dil, insanların duygu, düşünce ve isteklerini karşısındakine aktarmak için kullandığı bir
iletişim aracıdır. Bu bakımdan da iletişim araçları içerisinde en etkili ve güçlü olandır.
Çevremizde gördüğümüz canlı varlıklar birtakım sesler çıkartarak anlaşır. Örneğin köpekler
havlayarak İnsanlar ise kendi aralarında konuşarak, yazarak iletişim kurarlar.
İnsan beyni, duyu organları yoluyla çevresinden edindiği izlenimleri kendi içerisinde
yoğurarak sese ve birtakım kavramlara dönüştürecek yapıya sahiptir. Gerektiğinde çevreden
edindiği izlenimleri ses ya da yazı ile çevresine aktarabilir.
DİLİN BAŞLICA ÖZELLİKLERİ:
 Gelişmiş bir iletişim aracıdır.
 Sosyal ve canlı bir varlıktır.
 Dil birliği, bir milleti oluşturan özelliklerin başında gelir.
 İnsanlar arasında ortak duygu ve düşünceler oluşturur.
 Bir milletin dili; onun tarihi, dini ve kültürüyle iç içedir.
 Seslerden oluşmuş bir anlaşma sistemidir.
a-)Konuşma Dili: Günlük yaşamda, evde, sokakta, çarşı pazarda kullanılan dile konuşma dili
denir.
b-)Yazı Dili: Yazı dili resmî yazışmalarda, gazete ve dergi yazılarında kullanılan dildir. Yazı
dili görme duyusuna hitap eder. Yazı dilinde noktalama işaretlerine ve yazım kurallarına
dikkat edilir. Konuşma diline göre uzun cümleler kullanılır.
www.harunardic.net
6
1-)DİLİN TOPLUM AÇISINDAN ÖNEMİ
Dilin en önemli niteliği toplumdaki insanlar arasında anlaşma sağlayan sosyal bir kurum
olmasıdır. Dil sayesinde toplumdaki bireyler bir araya gelir. Dil birliği, ulusal birliğin
oluşmasında önemli bir rol oynar ve dil; kültür, tarih, felsefe, gelenek ve görenekte birlik
sağlar.
2-) DİL - KÜLTÜR İLİŞKİSİ
Kültürün çeşitli tanımları yapılmaktadır. En genel anlamıyla kültür bir toplumun maddi ve
manevi alanda ortaya koyduğu tüm eserlerdir. Toplumların yaşam biçimleri, gelenekgörenekleri, kullandıkları araç gereçleri, inançları, dili, sanat anlayışı vb. kültürü oluşturur.
Toplumlar yüzyıllar boyu maddi ve manevi alanda çok değerli eserler üretmişlerdir. Bu
eserler gelecek kuşaklara dil sayesinde aktarılır. Örneğin İslâmiyet’ten önceki döneme ait
destan, koşuk, sagu, savlar, Orhun Yazıtları, Dede Korkut Hikâyeleri, Yunus Emre’nin şiirleri
dil sayesinde günümüze dek yaşamışlardır. Günümüz gençleri o eserleri okuyarak o dönemle
ilgili bilgi sahibi olabilirler. Bu bilgilenme dil sayesinde olmaktadır. Bu bakımdan dil önemli
bir kültür taşıyıcısıdır.
3-)DİLİN İŞLEVLERİ
a-) Göndergesel(Gönderici) İşlevi: Dilin, bilgiyi olduğu gibi aktarma işlevine denir. Daha
çok bilgi vermek maksadıyla yazılan metinlerde kullanılır.
Atatürk 1938 yılında vefat etmiştir.
Bir yıl 365 gün 6 saattir
Türkçe sondan eklemeli bir dildir.
www.harunardic.net
7
b-)Heyecan İşlevi: Gönderici mesajı heyecan ve duygularını dile getirmek maksadıyla
meydana getirmişse dil heyecan işlevinde kullanılmıştır.
Aman Allah’ım! Bir insan bunu nasıl yapar?
Vay vay kimleri görüyorum!
Hey sen ne yapıyorsun orada?
c-)Alıcıyı Harekete Geçirme İşlevi: Harekete geçirme işlevi de diyebiliriz. Bu daha çok emir
kipindeki cümlelerde meydana gelmektedir.
Çabuk yanıma gel
Akşam soruları çöz
Tv’yi kapat.
d-)Kanalı Kontrol İşlevi: Mesaj, kanalın, mesajı iletmeye uygun olup olmadığını öğrenmek
maksadıyla meydana getirilmişse kanalı kontrol işlevinde kullanılmıştır. Kısacası soru
cümlelerine kanalı kontrol işlevi diyebiliriz.
Kitaptaki soruları çözdünüz mü?
Eşyaları topladın mı?
e-)Sanatsal(Şairane) İşlev: Mesajın sınırlarını belirleyen işlevdir. Mesajın iletisi kendinde
ise dil şiirsel(şairane) işlevinde kullanılır. Sanata özgü gerçeklik söz konusudur.
Akşam ,yine akşam,yine akşam;
Bir sırma kemerdir suya baksam.
Akşam,yine akşam,yine akşam;
www.harunardic.net
8
Göllerde bu dem bir kamış olsam.
f-)Dil Ötesi İşlevi: Bir ileti dille ilgili bilgi vermek üzere düzenlenmişse o iletide dil, dil ötesi
işlevde kullanılmıştır. İletiler dili açıklamak, dille ilgili bilgi vermek için düzenlenir.
Sıfat ismi niteleyen ya da belirten sözcüklerdir.
Fiilimsiler olumsuzluk ekini alabilir.
4-)DİL İÇİ FARKLILAŞMALAR
a-)Lehçe: Bir dilin birbirinden uzak bölgelerde, çeşitli nedenlerle, ses, söz dizimi ve söz
varlığı bakımından değişikliğe uğramış biçimine denir.
Ağızda genellikle ses ve söyleyiş farklılığı varken, lehçede ses ve söyleyiş farklılığıyla
birlikte, dilin yapısı (söz dizimi) ve söz varlığı da değişmektedir. O kadar ki, bu farklılıklar
zamanla lehçelerin birer dil olmasına bile yol açmaktadır. Söz gelimi, Latincenin çeşitli
lehçeleri arasındaki farklılık zamanla o kadar büyümüştür ki, sonunda Fransızca, İtalyanca,
İspanyolca, Portekizce, Rumence gibi diller ortaya çıkmıştır.
b-)Şive: Lehçe farklılaşmasının ortaya çıktığı zamana göre daha yakın dönemde meydana
gelen ve daha çok ses ve şekil değişmeleridir. Örneğin Azerice, Kıpçak ve Kırgızca
Türkçenin şivelerdir.
c-)Ağız: Aynı coğrafi sınırlar içerisinde sözcüklerin yöreden yöreye, şehirden şehre göre
değişebilen söyleyiş(ses) farklılıklarına denir
Geliyorum kelimesinin çeşitli Anadolu ağızlarında geliyom, gelirem, geliyem şeklinde
söylenmesi gibi.
www.harunardic.net
9
d-)Argo: Belli bir kesimin, genellikle de belli bir meslekten olan kişilerin kendi aralarında
oluşturup konuştukları, bu nedenle ortak dili konuşan diğer insanların anlayamadığı özel dile
denir. Argo terimi, eskiden, daha çok kaba dil karşılığı olarak külhanbeyi, ayak takımı ağzı
için kullanılırdı ama bu anlayış büyük ölçüde değişmiştir.
Argo, sanıldığının tersine, anlam değişiminin güçlü olduğu, nükteli, etkili bir dildir. O kadar
ki, argo sözcükler, öbekler, zamanla ortak dilin söz varlığına da girer, ulusça kullanılır.
Örnekler:
inek (çok çalışkan olmak)
dümen (hile)
palavra (uydurma söz ya da haber; uzun ve boş konuşma),
5-)DİL BİLGİSİ VE BÖLÜMLERİ
Ses bilgisi (Fonetik): Dilin seslerini inceleyen bölümüne ses bilgisi denir
Biçim bilgisi (Morfoloji): Sözcükleri biçim yönünden inceleyerek, kök ve eklerin yapısını
belirleyen bilim dalına biçim bilgisi denir.
Köken bilim (Etimoloji): Dildeki sözcükleri köken (çıkış) bakımından inceleyen bilim dalına
köken bilim denir.
Anlam bilim (Semantik): Sözcükleri anlam yönüyle inceleyen bilim dalına anlam bilim
denir.
Cümle bilgisi (Sentaks): Sözcüklerin birbiriyle olan ilişkilerini, cümledeki görevlerini
inceleyen bilim dalına cümle bilgisi denir.
www.harunardic.net
10
6-) YAPILARINA GÖRE DİLLER
Dünya dilleri, dili oluşturan kelimelerin, eklerin, bu eklerin kuruluş ve işleyişleri gibi yapı
bakımından gösterdikleri benzerliklerine göre üç gruba ayrılır:
a-)Tek heceli diller(ayrımlı diller)
Özellikleri:
 Bu gruptaki dillerde kelimeler bir heceden oluşmaktadır.
 Cümleyi meydana getiren kelimeler, ek almazlar ve şekil değişikliğine uğramazlar.
 Bu dillerde kelimenin görevi cümle içindeki sırasından ve vurgusundan anlaşıldığı için
çok zengin bir vurgu ve tonlama sistemi vardır.
 Kelime çeşitleri özel seslerle ayırt edilmediği için aynı kelime yerine göre hem isim ,
hem sıfat, hem fiil, hem edat v.b. olabilmektedir.
 Sözcükler her zaman kök halindedir.
 Bir sözcük yerine göre farklı anlam kazanabilir.
 Çince, Tibetçe, Vietnamca, Endonezyaca bu gruptadır.
b-)Eklemeli Diller(bitişken, bağlantılı diller)
Özellikleri:
 Bu gruptaki dillerde tek veya çok heceli kelime kökleriyle ekler vardır.
 Türetme veya çekim sırasında kökte bir değişme olmaz.
 Ekler kelime sonuna veya başına gelir.
 Türkçe, Moğolca, Mançuca, Macarca, Japonca, Korece, Estonca, Eskimoca, Gürcüce,
Amerikan Kızılderililerinin dili, Tunguzca,
Fince bu grupta yer alan diğer
dillerdendir.
www.harunardic.net
11
c-)Çekimli Diller(bükümlü diller)
Özellikleri:
 Kelime kökleriyle ekler vardır. Fakat yeni kelimeler türetilirken veya çekim yapılırken
kelime kökünde değişiklikler olur.
 Çekim sırasında kelimelerin kökü tanınmayacak bir hale gelir.
 Hintçe, Arapça, Farsça, Almanca, İngilizce, Fransızca, İspanyolca, Portekizce,
İtalyanca, Yunanca, Rusça, Sırpça, Bulgarca, Romence, Hırvatça, Arnavutça, Çekçe,
İbranice,
Ermenice, Latince, Urduca, Tacikçe, Peştunca,
Habeşçe, Felemenkçe
(Hollanda’da ve Belçika’nın bir kısmında kullanılan dil). Lehçe (Lehistan bölgesinde
kullanılan dil) bu grupta yer alan dillerdendir.
METİN YAPISI
Bağdaşıklık: Eklerin, kelimelerin ve kelime gruplarının aralarında oluşturdukları anlam
bağıntılarına denir.
Bağlaşıklık: Eklerin, kelimelerin ve kelime gruplarının dil bilgisi kurallarına uyularak yan
yana getirilmesine yani bunlarla cümle oluşturulmasına denir.
BAĞDAŞTIRMA: Kelimelerin yeni bir anlam ifade etmek için yan yana gelerek oluşturduğu
söz gruplarına bağdaştırma denir. İsim ve sıfat tamlamaları bunun en güzel örneklerini içerir.
Alışılmış
Bağdaştırma:
Dilde
yaygın
olarak
kullanılan
ifadelerle
oluşturulan
bağdaştırmalardır. Kelimeler ilk anlamlarıyla kullanılır. üç kişi, duvar rengi, memur maaşı
Alışılmamış Bağdaştırma: Birbiriyle uyuşmayan ifadelerden oluşturulan bağdaştırmadır.
Kelimeler yan ve mecaz anlamlarıyla kullanılır, imgesel, sanatlı bir anlatım vardır.
sevdanın rengi, aşk ateşi, renkli kişilik, elma yanak,
www.harunardic.net
12
KÖKENLERİNE GÖRE DİL AİLELERİ
Hint-Avrupa
Asya
Hami-Sami
Çin-Tibet
Bantu
Avrupa
Ural-Altay
Ural
Altay
Macarca
Türkçe
Fince
Moğolca
Estonca
Mançuca
Hint
İran
Latin
Germen
Islav
Arapça
Çince
Hintçe
Farsça
İtalyanca
Almanca
Rusça
İbranice
Tibet
Urduca
Peştunca
İspanyolca
İngilizce
Sırpça
Tacikçe
Romence
Bulgarca
Tunguzca
Fransızca
Hırvatça
Korece
Habeşçe
Afrika dil.
Çekçe
.
Lehçe
www.harunardic.net
13
TÜRK YAZI DİLİNİN TARİHİ GELİŞİMİ (Serhat Gültekin )
Türkler, 6. yüzyıldan itibaren değişik bölgelerde, farklı alfabelerle yazılı dil yadigârları
bırakmışlardır. Bu eserlerde din, alfabe, konu… gibi farklılıkların yanında kullanılan
malzemede de çeşitlilik vardır. Bunların bazıları taşlar üzerine, bazıları ağaç kütüklerine,
bazıları derilere, kâğıtlara yazılmıştır.
ESKİ TÜRKÇE
Köktürkler döneminden itibaren yazılı metinlerle takip edilen ve gelişmesini 13. yüzyıla kadar
tek yazı dili olarak sürdüren Türkçedir. Bu dönemde Türkçenin yayılma alanı ana hatlarıyla
kuzeyde Yenisey ırmağı çevresinden ve Moğolistan’dan başlayıp Doğu Türkistan’ın güney
sınırına; doğuda Mançurya’dan batıda Aral gölü ve Hazar denizine kadar olan bölgeyi içine
alan Orta Asyadır. Eski Türkçe; Köktürk, Uygur ve Karahanlı dönemlerini içine alır.
Birbirinden ayrı bölgelerde yeni kültür merkezleri kuran bütün Türkler, hangi boydan
olurlarsa olsunlar hep bu yazı dilini kullanmışlardır.
Dil bilgisi yapısı bakımından Köktürk, Uygur ve Karahanlı dönemi eserleri arasında önemsiz
bir iki fark dışında değişiklik olmamakla birlikte bu dönemde birbirinin yerine geçen ve
birbiri ardından kurulan Türk devletlerinde Türkçeye, devletin girdiği yeni
medeniyet
dairesinden yabancı kelimeler girmiştir. Meselâ, Köktürklerden sonra yeni bir medeniyet ve
din arayışı içinde olan Uygur Türklerinin söz varlığında, Sanskritçe kelimeler, Budizm ve
Manihaizme ait Türkçe kelimeler görülmektedir.
Karahanlıların İslâmiyet’i kabul
etmelerinden sonra ise Türkçeye, Arapça ve Farsçadan yeni kelimeler girmiş, bunun yanında
www.harunardic.net
14
Türkçeden Müslümanlıkla ilgili yeni kelimeler (yapı bilgisinde değişikliğe gitmeden)
türetilmiştir. Bunlar dışındaki söz varlığı ise ortaktır.
KUZEY – DOĞU TÜRKÇESİ, BATI TÜRKÇESİ
11. yüzyıla kadar Altaylardan Hazar ve Karadeniz’in kuzeyine, hatta Orta Avrupa ve
Balkanlara doğru giden Türkler, İslâmiyet’i kabul ettikten sonra ve İran devletlerinin de
ortadan kalkmasıyla 11. yüzyılın ilk yıllarından başlayarak bugünkü Azerbaycan,
İran
üzerinden Anadolu’ya doğru yönelmeye başlamışlardır. Sonunda 13. yüzyılda Azerbaycan ve
Anadolu yeni bir Türk yurdu hâline gelmiştir. Türklerin batıda Anadolu’ya, kuzeyde
Karadeniz’in kuzeyi ve batısına kadar yayılmaları, buralarda yeni kültür merkezleri
oluşturmaları, o bölge halkının ağzı ile eserler yazmaları sonucunda Türk yazı dili
çeşitlenerek yayıldığı bölgelere göre biri Kuzey – Doğu Türkçesi, diğeri Batı Türkçesi olmak
üzere iki kola ayrıldı. 13. yüzyılda Türkçenin ikinci bir yazı dili ortaya çıktığı için bu yüzyıl
Türkçenin bir dönüm noktası olarak da değerlendirilir.
KUZEY – DOĞU TÜRKÇESİ
Orta Türkçe döneminde, Eski Türkçenin bir devamı olarak 13. ve 14. yüzyıllarda Orta Asya
ile Hazar denizinin kuzeyindeki Türkler arasında kullanılan yazı dilidir. Eski Türkçenin
birçok izlerini taşımakla birlikte yeni Türkçenin özellikleri de yavaş yavaş şekillenmeye
başlamıştır.
Kuzey ve Doğu Türkçesi arasındaki farkların giderek artmasıyla bu yazı dili, 15. yüzyılda
Kuzey Türkçesi ve Doğu Türkçesi olarak iki kolda gelişmesini sürdürmüştür:
www.harunardic.net
15
A) Kuzey Türkçesi
Kıpçak Türkçesi ve Tatar Türkçesi olarak da adlandırılan Kuzey Türkçesi, Hazar denizinin
kuzeyinden batıya doğru yayılan Türklerin kullandıkları yazı dilidir. Aslında bu yazı dilinin
Doğu Türkçesi yazı dilinden pek de farklı bir yanı yoktur. Ancak Kazan ve çevresinde
bilhassa 18. ve 19. yüzyıllarda gelişme göstermiştir. Bu dönemde tarihî yazı dilini kullanan
Türk gruplarının yavaş yavaş edebî dillerine kendi ağızlarından kelimeler kattıklarını görürüz.
Gaspıralı İsmail’in “Dilde, fikirde, işde birlik.” uranı ile yayımladığı Tercüman gazetesi
Kazan Türkçesini İstanbul ve Taşkent Türkçeleriyle birleştirmeyi amaçlamıştır. Bugünkü
Kazan Tatarlarının,
Kırgızların ve Kazakların dilleri Kuzey Türkçesinin önde gelen
kollarındandır.
B) Doğu Türkçesi
Harezm-Kıpçak Türkçesinin bir devamı olarak 15. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar gelişmesini
sürdüren, Orta Asya (yani Doğu) Türklüğünün yazı dilidir. Çağatayca olarak da adlandırılan
bu yazı dili, Sekkakî, Lütfî, Gedâî,
Ali Şir Nevâyî, Hüseyin Baykara, Şiban Han,
Muhammed Salih; Babür; Ebulgazi Bahadır Han gibi şair ve yazarlar tarafından temsil edilir.
“Klâsik devir Çağatay edebiyatının olduğu kadar, bütün Türk edebiyatının da en önemli
şahsiyetlerinden biri olan Ali Şir Nevâyî, Azerî ve Anadolu sahasında da okunmuş, Osmanlı
şairlerince üstat tanınmış ve XV. yüzyıldan bu yana şiirlerine pek çok nazire yazılmıştır.
Meydana getirdiği divan, mesnevi, tezkire, hâl tercümesi, tarih vb. gibi değişik türlerde;
musiki, aruz, dil, din vb. gibi farklı konularda kaleme aldığı otuza yakın eser, klâsik Çağatay
edebiyatının teşekkülünde ve gelişmesinde büyük hizmet görmüştür.”
Ali Şir Nevâyî’nin Türkçeyle Farsçayı karşılaştırarak Türkçenin Farsçadan üstün olduğunu
anlatan Muhâkemetü’l- Lûgateyn (İki Dilin Muhakemesi) adlı eseri dil tarihi bakımından
özellikle anılmaya değer niteliktedir.
www.harunardic.net
16
Bugünkü Pakistan, Hindistan ve Afganistan topraklarında 16. yüzyılın başlarında büyük bir
Türk devleti kuran Babür Şah, Çağatay şiirinin ve nesrinin güzel örneklerini vermiştir. Babür
Şah’ın Vekayi adlı eseri ise, dünya hatıra edebiyatının önemli kaynaklarındandır.
17. yüzyılda Çağatay Türkçesini temsil eden Ebü’l-Gazi Bahadır Han’ın Şecere-i Türkî ve
Şecere-i Terâkime adlı eserleri meşhurdur.
Doğu Türkçesi günümüzde,
Batı Türkistandaki Modern Özbek Türkçesiyle ve Doğu
Türkistanda Yeni Uygur Türkçesiyle temsil edilmektedir.
BATI TÜRKÇESİ
Hazar’ın güneyinden batıya uzanan ve Azerbaycan (Kuzey Azerbaycan ve Güney
Azerbaycan), Anadolu, Adalar, Rumeli, Irak ve Suriye’de konuşulan Türkçeye Batı Türkçesi
denmektedir. Bugünkü yazı dillerinin sınıflandırılmasında Türkiye Türkçesi, Gagavuz
Türkçesi, Azerbaycan Türkçesi ve Türkmen Türkçesi Batı Türkçesi grubunda yer almaktadır.
Türk yazı dilinin bu kolu Oğuz lehçesine dayandığı için Oğuz grubu olarak da adlandırılır.
12. yüzyılın sonlarıyla 13. yüzyılın başlarından günümüze kadar kesintisiz olarak devam eden
ve Eski Türkçeden sonra oluşan Türkçenin iki büyük kolundan biri olan bu yazı dili,
Türklüğün en büyük ve en verimli yazı dilidir. Türkçenin diğer yazı dillerine göre en çok
gelişme gösteren koludur.
Bugün Batı Türkçesi; Türkiye Türkçesi, Azerbaycan Türkçesi, Gagavuz Türkçesi ve Türkmen
Türkçesi olmak üzere varlığını dört kolda devam ettirmektedir.
Türkmen Türkçesi,
yüzyıllarca Doğu Türkçesinin etkisi altında kaldığından Türkiye Türkçesine yakınlığı
Azerbaycan Türkçesi kadar değildir. Gagavuz Türkçesi de Sovyetler Birliğinin dağılmasından
sonra edebî dil olma yolunda büyük gelişmeler göstermektedir.
www.harunardic.net
17
Türkiye Türkçesi, Batı Türkçesinin ana kolunu oluşturur ve tarihî süreçte kendi içinde üç
döneme ayrılır:
A-) Eski Anadolu (Eski Türkiye) Türkçesi:
13. yüzyılın başlarından 15. yüzyılın sonlarına kadar Anadolu ve Rumeli’de kullanılan, Oğuz
temelindeki Türkçe olup Batı Türkçesinin ilk dönemini oluşturur.
Eski Anadolu Türkçesi, gramer şekilleri bakımından kısmen Eski Türkçeye bağlı olmakla
birlikte, Kuzey ve Doğu Türkçelerine göre hızlı bir gelişme gösterdiği için bu dönemde yeni
gramer şekilleri ortaya çıkmaya başlamıştır.
Eski Anadolu Türkçesini Anadolu’daki siyasî ve sosyal gelişmelere bağlı olarak kendi içinde
Selçuklu Dönemi Türkçesi, Beylikler Dönemi Türkçesi ve Osmanlı Türkçesine Geçiş Dönemi
Türkçesi olmak üzere üç döneme ayırmak mümkündür.
Anadolu Selçukluları döneminde bilim dili Arapça, resmî dil Farsça olduğu için Türkçeyle
dinî, ahlâkî özellikler taşıyan ve daha çok halka seslenen eserler yazılmıştır. Bu eserlerin
yazılmasında beylerin; kendi millî dil ve kültürlerine önem veren, Türkçe yazan bilim
adamlarını ve şairlerini koruyup destekleyen tutumları oldukça etkili olmuştur. Bilhassa,
Karamanoğlu Mehmet Bey’in 15 Mayıs 1277’de dellâl çağırtarak yaydığı “Şimden gerü
dîvânda, dergâhta, bârgâhta, mecliste ve meydanda Türkçeden başka dil kullanılmayacaktır.”
fermanı oldukça önemlidir.
Selçuklu devletinin parçalanmasından sonra ortaya çıkan Anadolu Beyliklerinde ise beylerin
de millî geleneklere ve Türkçeye önem vermeleri sonucunda dil ve edebiyat açısından verimli
bir dönem başlamıştır. Bu devirde Selçuklu döneminin az sayıdaki eserlerine karşılık yüzlerce
eser meydana getirilmiştir.
www.harunardic.net
18
Arapça ve Farsça unsurların henüz fazla olmadığı bu dönemin Eski Türkçeden ayrılan
özellikleri olmakla birlikte bugünkü Türkiye Türkçesinin de temelini oluşturur.
B-) Osmanlı Türkçesi:
Pratikte kısaca Osmanlıca diye de adlandırılan Osmanlı Türkçesi, 15. yüzyılın sonlarından 20.
yüzyılın başlarına kadar Osmanlı devletinin sınırları içinde kullanılan yazı dilidir.
Bu dönemin en belirgin özelliği, Arapça, Farsça gibi yabancı dillerden oldukça fazla kelime
ve gramer şeklinin Türkçeye girmiş olmasıdır. Klâsik bir edebiyat oluşturma ve sanat yapma
anlayışıyla Türk yazı dili âdeta Arapça, Farsça ve Türkçe kelimelerden oluşan üçüz bir dil
hâline getirilmiştir. Konuşma diliyle yazı dili arasındaki farklar her geçen gün artarken bir
tarafta konuşulan fakat yazılmayan bir dil; diğer tarafta yazılan fakat konuşulmayan bir dil
ortaya çıkmıştır.
Halka, halkın diliyle seslenen halk şairlerinin yalın Türkçesi yanında sanat yapma endişesiyle
sadece belli bir zümrenin anlayabildiği, halkın anlamadığı, konuşmadığı unsurlar divan
şairleri aracılığıyla dile girmiştir. Bu durum 17. yüzyılda doruğa çıkmıştır.
Dilde ortaya çıkan bu ikilikten kaynaklanan anlaşılmazlık sorunu, 17. yüzyılda mahallîleşme
hareketiyle yavaş yavaş çözülmeye başladı. Bu çözülme 18. yüzyıl boyunca ve Tanzimat’a
kadar devam ettiyse de Türkçe, yabancı kelimelerle yüklü ağır bir dil olarak varlığını Batı
Türkçesinin üçüncü dönemini oluşturan Türkiye Türkçesine kadar sürdürdü.
C-) Türkiye Türkçesi
Batı Türkçesinin bugün içinde bulunduğumuz üçüncü dönemidir. Türkiye Türkçesi
teriminden, Türkiye Cumhuriyeti’nin resmî dili olan ve bugün çok geniş bir alanda kullanılan
Türk yazı dili anlaşılır.
www.harunardic.net
19
Ömer Seyfettin ve arkadaşlarının (Ziya Gökalp, Ali Canip Yöntem, A.Koyuncu) konuşma
dilinden yeni bir yazı dili yaratma amacıyla Genç Kalemler dergisinde başlattıkları Yeni
Lisan hareketi bu dönemin başlangıcı olarak kabul edilir. Yeni Lisan makalesinde bu
hareketin amacı, “Millî bir edebiyat meydana getirmek için önce millî bir dile ihtiyaç vardır.
Bu dil konuşulan dil, İstanbul Türkçesidir. Yazı diliyle konuşma dili birleştirilirse millî bir
edebiyat ancak o zaman dirilecektir. Bunun için de yapılacak tek şey dilde Türkçenin
kurallarını geçerli kılmak olacaktır.” şeklinde özetlenmektedir.
Türkçenin sadeleşmesinde de önemli bir yeri olan Yeni Lisan hareketinin gerçekleşmesinde
bugün de geçerliğini sürdüren ilkeler benimsenmiştir. Bunlardan bazıları şunlardır:
Arapça ve Farsçadan Türkçeye giren dil bilgisi kuralları ve bu kurallarla yapılan bütün
tamlamalar kaldırılmalıdır.
Dilimize Arapça ve Farsçadan girmiş kelimelerle yapılacak yeni isim ve sıfat tamlamaları,
Türkçenin kurallarına göre yapılmalıdır.
Yazı diliyle konuşma dili arasındaki büyük ayrılığı kaldırmak için yazı dili konuşma diline
yaklaştırılmalı, İstanbul konuşması, yazı dili olmalıdır.
Bu ilkelerden yola çıkarak taklit değil, yeni ve millî bir edebiyat meydana getirilmelidir.
Bu ilkelerden hareketle yabancı kural ve kelimelerden hızla temizlenen Türkçe, Millî
Edebiyat Akımıyla da İstanbul ağzına dayanan bir yazı dili şeklinde gelişmesini sürdürdü.
“Türkiye Türkçesinin gelişmesi içinde Yeni Lisan hareketinden sonra en geniş çalışma Dil
inkılâbı’dır. Dil inkılâbı, dil konusunu, önemi ve gelişme şartları bakımından çok yönlü ve
sağlam bir zeminde ele alma ve olgunlaştırma hareketidir. 1928’de Lâtin alfabesinin kabulü,
1932’de Mustafa Kemal Atatürk tarafından Türk Dili Tetkik Cemiyeti (Türk Dil Kurumu)’nin
www.harunardic.net
20
kuruluşu bu hareketin önemli halkalarıdır. Bu devrede Türkçeye devlet eli uzanmış ve
Türkçeleşme hareketi devletin desteği ile yürütülmüştür. Bu hareketin ana hedefleri şunlardır:
1. Yeni Lisan hareketinden sonra da Türkçede kalmış bazı yabancı gramer şekilleri ve
kelimeleri dilden atmak,
2. Dili, milleti birleştiren, millî kültür etrafında toplayan önemli bir varlık olarak görme
fikrini genişletmek,
3. Türkçeye, yapı ve özelliklerine uygun bir gelişme zemini hazırlamak,
4. Türkçeyi eğitim dili hâline getirmek,
5. Türkçeyi, ilim ve kültür dili hâline getirmek,
6. Türkçeyi bir ilim kolu olarak inceleme ve araştırma konusu yapmak,
7. Dile yeni kelime katacak kelime türetme yollarına işlerlik kazandırarak, bu yolla dili
zenginleştirmek.
Dil inkılâbı ile Türkçede, 1940’lı yıllardan itibaren bir tasfiyecilik hareketi görülür. Zaman
zaman Türkçenin tabiî gelişmesinin önünü tıkayan bu tasfiyecilik hareketi artık hızını
kaybetmiştir. Fakat bugün Türkiye Türkçesi yeni bir tehlike ile karşı karşıyadır. Bu da batı
kökenli kelimelerin kullanılışının gittikçe artmasıdır.”
AZERBAYCAN TÜRKÇESİ
Türkiye Türkçesiyle büyük bir yazı dili ayrılığı göstermeyen Azerbaycan Türkçesi, esasen 16.
yüzyıla kadar Eski Anadolu Türkçesi içinde bir ağız olarak varlığını sürdürmüş, bu yüzyıldan
sonraki gelişmelerle bir lehçe görünümü kazanmıştır. Türkiye Türkçesi batı dillerinden
etkilenirken Azerbaycan Türkçesi, bir dönemdeki Sovyet hâkimiyetinin sonucu olarak
www.harunardic.net
21
Rusçadan; Güney Azerbaycan’ın İran sınırları içinde olması ve komşuluk ilişkileri sebebiyle
de Farsçadan etkilenmiştir.
Azerbaycan Türkçesi bugün bağımsız bir devlet olan Azerbaycan Cumhuriyetinde, İran’daki
Güney Azerbaycan’da ve dağılan Sovyetlerdeki Azerbaycan Türkleri arasında bir yazı dili
olarak kullanılmaktadır.
DİL KURAMLARI:
 Yansıtma Dil Kuramı
 Ünlem Dil Kuramı
 İş Kuramı
 Ruhbilimsel Dil Kuramı
 Ay Dili Kuramı
 Güneş-Dili Kuramı
İş-Dil Kuramı: Bu kurama göre konuşma insanların birlikte iş yaparken çıkardıkları
seslerden doğmuştur. İlk insanlar kesmek, kazmak, vurmak gibi bir işle uğraşırken bazı sesler
çıkartmıştır. Sözcükler de bu biçimde oluşmuştur. Dil eylemlerden doğmuştur.
Ruh bilimsel Dil Kuramı:
Dil, bir şeyi karşısındakine anlatmak amacıyla yüz dilini (jest ve mimik) kullanmasıyla
doğmuştur. Üç evrim basamağı vardır:
Mimik Basamağı, Benzetme Basamağı, Simgeler Basamağı
www.harunardic.net
22
Ay Dili Kuramı: İnsanların ağız hareketleriyle ayın şekillerini taklit ederek sesler çıkardığını
savunan görüştür.
Güneş-Dili Kuramı:
Güneş, bütün varlıklara hayat verdiği gibi dili de yaratmıştır.
Yansıtma Dil Kuramı:
Bu kuram konuşmanın insanın doğadaki sesleri taklit etmesinden doğduğunu savunur.
Ünlem Dil Kuramı: Dilin temeli, insanın ilkel coşkularının bilinçsiz anlatımlarıdır. İlkel
insan, coşkusunu bir takım davranışlarla dışa vururken, bu davranışların coşkusunu anlatmaya
yetmediği yerde sesler çıkartmaya başlamıştır. İşte bu sesler gelişerek dili oluşturmuştur. Bu
kuramı ileri süren Demokritos'tur.
www.harunardic.net
23
Download