Erkek Üretra Darlıkları ve Tedavi Stratejileri

advertisement
e-ISSN:2148-1547
Erkek Üretra Darlıkları ve Tedavi Stratejileriİ
Male Urethral Stricture and Treatment Strategies
Derleme
Başvuru: 29.05.2015
Kabul: 15.07.2015
Yayın: 14.08.2015
Ali Furkan Batur1, Kerem Gencer Kutman1, Ekrem Akdeniz2, Mustafa Suat Bolat2
1
2
Sincan Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği
Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Kliniği
Özet
Abstract
Üretra darlığı; anterior üretrada gelişen, bazen korpus
spongiozumun da dahil olabileceği fibrotik skar
oluşumunun üretrada daralmaya neden olması, üretral
hacmin azalması ve belirgin işeme disfonksiyonu
yapmasıyla karakterize bir hastalıktır. Üretranın
darlıkları hastalarda ciddi morbitelere neden olan önemli
bir sağlık problemidir. Üretra darlıkları tedavi edilmezse
akut üriner retansiyon, prostatit, epididimo-orşit,
hidronefroz, periüretral apse, enfeksiyon, üretra veya
mesane taşı, fistül, sepsis ve böbrek yetmezliğine sebep
olabilir. Çalışmalar tedavi edilmemiş üretra darlığı
hastalarında komplikasyon oranlarının çok yüksek
olduğunu göstermektedir. Tanısında en etkin yöntem
retrograt üretrografidir. Tedavi yöntemleri endoskopik
ve açık cerrahi şeklinde ikiye ayrılmaktadır. Endoskopik
tedavi yöntemleri arasında dilatasyon, soğuk bıçak ve
lazerle internal üretratomi ve üretral stentlerin
yerleştirilmesi bulunmaktadır. Bu yöntemlerden en çok
uygulanılanları halen soğuk bıçak internal üretrotomidir.
Endoskopik yöntemler hem uygulama kolaylığı hem de
maliyet olarak başlangıçta daha avantajlı görünse de
uzun süreli başarı oranlarının çok düşük olması ve tekrar
cerrahi gereksinimi ihtimallerinin yüksek olması bu
yöntemlerin hala sorgulanır durumda olmasına neden
olmaktadır. Açık rekonstrüksiyon teknikleri ise yüksek
maliyetli ve cerrahisi güç olarak görülse de deneyimli
ellerde uzun süreli başarı oranları çok yüksektir. Buna
karşın komplikasyon oranlarının endoskopik yöntemlere
kıyasla çok daha düşük olması belirgin avantajlarıdır. Bu
farklara rağmen üretra darlığı tedavisinde seçim yine de
darlığın yeri, uzunluğu, spongiofibrozisin bulunması ve
darlığın karakteri gibi faktörlerle belirlenmektedir.
Urethral strictures are diseases that occurs in anterior
urethra which charecterizes with fibrotic scars
involving corpus spongiosum leads to narrowing of
the urehra, decreases of the volume of the urethra, and
thus causes prominent voiding dysfunction. Urethral
strictures are important health problem with leading to
serious comorbidities. They can cause morbidities
such as acute urinary retention, prostatitis, epididymoorchitis,
hydronephrosis,
periurethral
abcess,
infection, urethra/bladder stones, fistulas, sepsis, and
renal failure in case of non-treatment. Studies have
shown high complication rates of untreated urethral
stricture patients. The most effective method in the
diagnosis is retrograde urethrography. Treatment
strategies divide into endoscopic and open surgeries.
Dilation, cold-knife and laser urethrotomy and placing
of the urethral stents constitute the endoscopic
treatment options. Cold-knife internal urethrotomy is
the most chosen endoscopic treatment method.
Endoscopic methods are still under debate due to low
long-term success rates and high risks of re-operation
requirements, although they seem favorable at the
beginning with the aspects of application easiness and
cost-effectiveness. Open reconstruction methods have
excellent long-term success rates in experienced
hands, although they seem disadvantaged with the
aspects of high costs and difficult to apply relatively.
Also open techniques have clear advantage with very
low complication rates. However, although there are
clear differences between two methods, the treatment
choice of urethral strictures still depend on the
location and length of the stricture, presence of
spongiofibrosis, and character of the stricture.
Anahtar kelimeler: Tedavi, Üretra, Üretral darlık
Keywords: Treatment, Urethra, Urethral strictures
Giriş
Sorumlu Yazar: Ekrem Akdeniz, Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Kliniği
Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Kliniği
[email protected]
The Cystoscope (279-287)
Sayfa 279
e-ISSN:2148-1547
Giriş
Üretra darlığı (ÜD) anterior üretrada gelişen, bazen korpus spongiozumun da dahil olabileceği fibrotik skar
oluşumunun üretrada daralmaya neden olması, üretral hacmin azalması ve belirgin işeme disfonksiyonu
yapmasıyla karakterize bir hastalıktır [1]. Dünya sağlık örgütü en son yaptığı tanımlamayla ÜD olarak sadece
anterior üretradaki darlıkları dahil etmiş, posterior üretrada radikal prostatektomi veya travmaya bağlı olan
darlıkları üretral kontraktür veya üretral stenoz olarak tanımlamıştır [2].
Erkek ÜD sadece Amerika Birleşik Devletleri’nde bile yıllık 5000 yatışlı hasta ve 1.5 milyon ayaktan poliklinik
hastası olarak üroloji kliniklerinde yoğunluklu olarak yer almaktadır. ÜD, tedavi edilmezse akut üriner retansiyon,
prostatit, epididimo-orşit, hidronefroz, periüretral apse, enfeksiyon, üretra veya mesane taşı, fistül, sepsis ve
böbrek yetmezliğine sebep olabilir. Çalışmalar tedavi edilmemiş ÜD hastalarında komplikasyon oranlarının çok
yüksek olduğunu göstermektedir. ÜD insidansının %0.2-1.2 gibi yüksek rakamlarda olduğu ve özellikle de 55 yaş
üzeri erkeklerde bu hastalığın sıklığının çok belirgin olarak arttığı tespit edilmiştir [3].
Etiyoloji ve Patogenez
Konjenital ÜD olarak tanımlanan darlıklar haricinde tüm darlıklar üretral epitelyum ve/veya korpus
spongiozumun bir şekilde travmasından sonra oluşmaktadır. Konjenital ÜD herhangi bir travma hikayesi,
enfeksiyon hikayesi ve/veya inflamatuar bir hadise hikayesi olmayan hastalarda üretranın küçük bir alanında olan
darlıklar için tanımlanmaktadır ancak çok nadir görülmektedir [1]. Üretranın normal mukozasında yer alan
psödostratifiye kolumnar epitelyum travma sonrası skuamöz metaplazi ile yer değiştirmektedir. Sonrasında bu
epitelde bulunan küçük çatlaklardan içeri doğru sızan idrar, zaman içerisinde korpus spongiozumu da invaze
edebilen fibrotik reaksiyona neden olmaktadır. Bu süreçten dolayı başlangıçta herhangi bir semptoma neden
olmayan üretral travmalar ileride semptomatik obstrüktif işeme bozukluğuna dönüşebilmektedir [4].
ÜD patogenezinde genellikle üretral spongioz dokudaki ekstraselüler matrikste hücresel değişiklikler olmaktadır.
Burada normal konnektif doku, fibroblastlarla döşeli yoğun liflerle yer değiştirmektedir. Burada özellikle kollajen
tip 3’ün tip 1’e oranında azalma olduğu histopatolojik çalışmalar ile kanıtlanmıştır. Yine bu değişikliğe düz kasın
kollajene oranının azalması ve darlık olan fibrotik bölgede nitrik oksit sentezinde belirgin artış olması eşlik eden
diğer histopatolojik değişikliklerdir [5,6].
Posterior üretral kontraktürler/stenozlar, radikal prostatektomi ve/veya radyoterapi sonrası gelişebilir. Anterior
ÜD’nın birçok nedeni bulunmaktadır. Bunlar arasında eyer tipi travmalar, pelvik kemik fraktürleri, iyatrojenik
travmalar (kateterizasyon, enstrümentasyon, geçirilmiş hipospadias onarımı cerrahisi vb), inflamatuar hadiseler
(gonore veya liken skleroza bağlı) ve konjenital-idiopatik durumlar yer almaktadır [7].
Tanı ve Değerlendirme
Semptomatik ÜD olan erkek hastalar polikliniğe çoğunlukla idrar yaparken zorlanma, idrar kesesini tam
boşaltamama, zayıf idrar akımı gibi obstrüktif işeme şikayetleri ile başvurmaktadırlar. Bunların yanında ÜD’ye
bağlı gelişen komplikasyonlar olan tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu, prostatit, epididimit, orşit, hematüri
ve/veya mesane taşıyla gelen hasta sayısı da oldukça fazladır. Fizik muayenede çok fazla bulgu olmamakla
beraber fibrozisin fazla ve derin olduğu hastalarda anterior üretrada fibrotik doku palpasyonla tespit
edilebilmektedir. Eğer bu muayenede tespit edilen bir fibrotik yapı varsa derinliğinin ve skar dokusunun
yoğunluğunun değerlendirilmesi de gerekmektedir. Bu şikayetlerle başvuran, fizik muayenesi yapılan ve ÜD’den
şüphelenilen hastalarda tanısal tetkik olarak idrar analizi ve üroflowmetri ile başlamak gerekmektedir. İdrar yolu
enfeksiyonu varlığı veya yokluğu bize sonraki süreçte yapılacak tetkikler için de bilgi verir ve yol gösterir.
Üroflowmetride hastanın obstrüktif paternde düşük debide ve uzun sürede idrar yaptığı görülecektir. Sonrasında
yapılacak postvoid ultrasonografide rezidü idrar olması da tanısal açıdan yararlı bir göstergedir. Ultrasonografi
The Cystoscope (279-287)
Sayfa 280
e-ISSN:2148-1547
mesanede rezidü idrar varlığı yanında taş varlığını da bize gösteren ve üst üriner sistemi de değerlendirmemizi
sağlayacak yararlı bir tetkiktir. Bir sonraki basamakta hastaya retrograt üretrografi ve voiding sistoüretrografi
yapılır. Bu tetkikler ile darlığın yeri, uzunluğu ve ciddiyeti değerlendirilir. Tipik olarak darlık olan kısımda üretral
lümenin daralmış olduğu ve darlığın proksimalinde dilatasyon olduğu izlenir. Eğer bu iki tetkikle hala ÜD
hakkında fikir sahibi olunamamışsa hastaya sistoskopi yapılabilir ve darlığın bulunduğu yer ve ciddiyeti hakkında
daha ayrıntılı bilgi sahibi olunabilir. Sistoskopi üretral meatustan girilerek yapılabileceği gibi suprapubik
sistostomiden fleksible sistoskopla girilerek de değerlendirme yapılabilir. Penil yüzeyel ultrasonografi fibrozisin
boyutu, yerleşimi ve ciddiyeti açısından preoperatif olarak kıymetli bilgiler verebilmektedir [8,9]. Ayrıca
ultrasonografi durumun daha ciddi olduğu durumlarda üretradan ve suprapubik sistostomiden sıvı verilerek
hidrodistansiyon oluşturularak da intraoperatif olarak da uygulanalabilir. Bu tetkikle darlık hakkında azami
derecede bilgi sağlanmış olur ve buna göre tedavi yaklaşımı seçilebilir.
Tüm bu tetkikler bize cerrahi öncesi darlık hakkında ayrıntılı bilgi verir ve cerrahi şekli buna göre seçilir. Cerrahi
öncesi darlığın stabil kalması amacıyla 6-12 hafta öncesinden hastaya takılacak bir suprapubik sistostomi
girişimin başarısını arttırır. Bu üriner diversiyon şekli üriner retansiyonda olan, sık üriner sistem enfeksiyonu
geçiren, üretral apsesi veya fistülü olan hastalarda çok faydalı olmaktadır. Tercihen hastaya cerrahi öncesi 6 hafta
üretral kateter takılmamış olması ve kendi kendine kataterizasyon uygulamamış olması gerekmektedir. Bu da
üretranın stabil olmasını dolayısıyla da darlığın da stabil olmasını sağlamaktadır [4].
Tedavi yönetimleri
Endoskopik tedavi yöntemleri
Üretral dilatasyon
Üretral dilatasyon, ÜD tedavisinde kullanılmakta olan en eski ve basit metoddur. Burada dilatasyon yaparak elde
edilmesi gereken temel kazanım spongiofibrozun artmadan uzayarak incelmesidir [1]. Üretral dilatasyonun bir çok
şekli ve metodu bulunmaktadır. Balon, filiform veya kendi kendine kateterle dilatasyon bunlardan bir kaçıdır. Son
yıllarda yapılan çalışmalar üretral dilatasyon ve internal üretratomi arasında rekürrens ve komplikasyon oranları
bakımından fark olmadığını ortaya koymuştur [10,11]. Ancak bu çalışmalarda randomize bir seçim yapılmadığını da
belirtmek yerinde olacaktır.
İnternal üretrotomi
İnternal üretrotom üretradaki herhangi bir darlığın transüretral yoldan soğuk bıçakla üretrotom vasıtasıyla
kesilmesi işlemidir. İnternal üretrotominin amacı darlığı keserek üretral lümenin genişlemesini sağlamaktır.
İyileşme sonrası daha fazla kalibrede bir lümenle daha yüksek debili bir akımın oluşması temel amaçtır [1].
Ürologların büyük bir kısmı internal üretrotomiyi saat 12 hizasına yapılan tek bir insizyon şeklinde öğrenirler.
Ancak bu lokasyon anterior duvarda korpus spongiozumla en yakın komşulukta ve en ince kesim olan saat 10 ile
saat 2 arasına denk geldiği için günümüzde sorgulanmaktadır. Burada yapılacak derin bir insizyon hastada erektil
disfonksiyona sebep olabilir. Mekanizma olarakta bu bölgedeki insizyonun, korpus kavernozum ve korpus
spongiozum arasında fistül oluşturabileceği düşünülmektedir [1,12]. İnternal üretrotomi yararlığı yanında birçok
komplikasyona da sebep olabilen ve yarar-zarar oranları iyice tartışılması değerlendirilmesi gereken bir
ameliyattır. Başarı ve rekürrens oranları açısından çok geniş bir aralık verilmesi de bu denileni destekler
niteliktedir. Geniş hasta serili birçok çalışma sonuçlarına göre internal üretrotominin %8-80 arasında değişen
başarı oranları bulunmaktadır. Elbette burada hastaların doğru sınıflandırılması ve başarının ne olarak
belirlendiğinin objektif bir parametre ile değerlendirilmesi gerekmektedir [13,14,15,16].
ÜD’nin internal üretrotomi ile tedavi sonrası rekürrensi belirlemede birkaç ayrı sınıflama üzerinden değerlendirme
yapılmaktadır. Bunlar arasında darlığın uzunluğu, darlığın yeri, rekürrense kadar geçen süre, tekrarlayan internal
The Cystoscope (279-287)
Sayfa 281
e-ISSN:2148-1547
üretrotomilerin varlığı, işlem sonrası takılan üretral kateterin varlığı ve işlem sonrası düzenli aralıklarla kendi
kendine temiz aralıklı kateterizasyonun varlığı en çok sınıflandırma yapılanlar olarak göze çarpmaktadır. Darlık
olan segmentin <2cm, 2-4cm ve >4cm olarak belirlendiği önemli bir çalışmada 12 yıllık rekürrens riskleri
sırasıyla %40, %50 ve %80 olarak tespit edilmiştir. Bunun yanında aynı çalışmada her 1cm darlık artışında
rekürrens riskinin 1.22 (%95 CI,1.05-1.43) olarak arttığı tespit edilmiştir [10]. Bulbar, penil ve membranöz
darlıkların ayrı ayrı değerlendirildikleri bir çalışmada rekürrens oranlarının sırasıyla %58, %84 ve %89 olarak
bulunduğu belirtilmiştir [17]. Yine rekürrens riskini arttıran faktörler arasında rekürrensin ilk 6 ayda olup
olmamasının önemli bir etken olduğu bulunmuştur. İlk 6 ayda rekürrens riskinin en yüksek seviyede olduğu
bulunmuştur [10]. Tekrarlayan internal üretrotomilerin progresif olarak kötü sonuçlara neden olduğu bulunmuştur.
Bu durum hastada tekrarlayan internal üretrotomiye ihtiyaç duyulmasının prognoz açısından kötü bir gösterge
olduğu belirtilmiştir. Bununla ilgili yapılan çalışmalarda 2 yıllık bir süreçte 2. internal üretrotomi sonrası darlık
olmama oranları %30-50 arasında, 4 yılda bu oranların %0-40 arasında olduğu bulunmuş ve eğer 3.internal
üretrotomi yapılmışsa işlemi takiben 2 yıllık süreçte bu oranın %0 olduğu tespit edilmiştir [12,13,16,17].
Genel olarak gerekirse, ÜD’ler içerisinde internal üretrotominin en başarılı olduğu hasta grubu bulbar üretrada yer
alan, 1.5cm’den küçük olan ve spongiofibrozisin eşlik etmediği olan hastalar olarak belirlenmiştir [12,17,18]. Diğer
yandan bir ÜD’nin internal üretrotomi sonrası tekrar etmesi riskini arttıran faktörler arasında geçirilmiş internal
üretrotomi öyküsünün, penil ve/veya membranöz üretrada olan darlıkların, 2cm’den daha uzun darlıkların, multipl
darlıkların, işlem esnasında olan üriner enfeksiyonun ve yaygın spongiofibrozisin eşlik ettiği darlıkların
bulunması yer almaktadır [12,17,19-22].
İnternal üretrotomilerin en yaygın ve en sık görülen komplikasyonları arasında rekürrens, perirenal hematoma,
üretral hemoraji ve idrarın - işlem esnasında verilen sıvının (serum fizyolojik olması önerilir) perispongiozal
dokulara sızması bulunmaktadır. Daha önce de ifade edildiği gibi,10 ile saat 2 arasında yapılacak derin
insizyonlarla fistül ve sonrasında erektil disfonksiyon gelişim riski bulunmaktadır. Erektil disfonksiyon bu haliyle
derin insizyonlardan sonra gelişebildiği için daha uzun ve yoğun darlıkların internal üretrotom ile tedavisinden
sonra gelişme riskinin arttığı bilinen bir durumdur [23]. Komplikasyonları değerlendiren bir meta-analizde soğuk
bıçak internal üretrotomilerin genel komplikasyon oranının %6.5 olduğu belirlenmiştir. Ayrıntıya girildiğinde ise
erektil disfonksiyon %5, üriner inkontinans %4, ekstravazasyon %3, hematüri %2, üriner sistem enfeksiyonu %2,
epididimit %0.5, üriner retansiyon %0.4 ve skrotal apse %0.3 oranlarında hesaplanmıştır [24].
Enjekte edilebilir maddeler
ÜD’de yer alan fibrotik skar dokularının çözülmesi amacıyla içerisine bazı maddelerin enjekte edilmesi ve
böylece internal üretrotomi sonrası rekürrens oranlarının azaltılması da hedeflenmiş ve bu amaçla çalışmalar
yapılmıştır. Bu amaçla kullanılan ve en fazla ümit vadeden madde olarak ‘Mitomisin C’ öne çıkmıştır [25]. Bundan
başka ‘Triamsinalon’ isimli madde enjeksiyonu sonuçları da olumlu olarak bulunmuştur. Ancak bu konudaki
çalışmalar çok kısıtlı hasta sayısı ile yapılmıştır ve takip süreleri çok uzun değildir. Bu konuda yapılacak daha
geniş hasta serili prospektif randomize çalışmalara ihtiyaç vardır [26,27].
Lazer üretrotomi
Soğuk bıçakla yapılan işleme alternatif olarak çeşitli lazer teknolojilerinin kullanıldığı internal üretrotomi
tedavileri de ÜD için araştırılmıştır ve hala araştırılmaktadır. ÜD hastalığında kullanılan lazer şekilleri arasında
karbon dioksit, argon, potasyum titanil fosfat(KTP), neodmiyum-ytrium aluminyum garnet(Nd:Yag),
holmiyum:Yag ve excimer bulunmaktadır. Tüm bu lazer teknolojilerinin değişik teknik özellikleri bulunmaktadır.
Dokularda bu özellikler ile çeşitli seviyelerde yakma meydana getirmekte ve değişik derinliklerde doku
penetrasyonuna neden olmaktadırlar [1,24,28,29].
Lazer tedavi yöntemlerinin her birisinin kendisine has avantajları ve dezavantajları bulunmaktadır. Bunlar
The Cystoscope (279-287)
Sayfa 282
e-ISSN:2148-1547
arasında önemlilerinden olan bir tanesi karbon dioksit lazerin sadece gaz sistoskopiyle kullanılma zorunluluğu
olması ve bununla bağlantılı olarak da hastada gaz embolisi gelişimi riski olmasıdır [24]. KTP ve Holmiyum:Yag
lazer ile yapılan internal üretrotomi tedavileri birbirlerine benzer etkilere neden olmaktadır. Özellikle
Holmiyum:Yg lazerle alakalı olarak literatür gittikçe birikmektedir ve özellikle kısa ve çok derin olmayan
darlıklarda olumlu sonuçları olabileceği bildirilmektedir [1]. Şu ana kadar yayımlanan kılavuzların hiçbirisinde
belirgin olarak bir lazer internal üretrotomi şekli ve çeşidi önerilmemektedir. Ancak 2011 yılında ürologlar
arasında yapılan bir anket çalışmasında bu verilere rağmen anterior ÜD tedavisinde ürologların %20 gibi yüksek
oranlarda lazer tedavilerini tercih ettiğini belirtmesi bu konunun ileride de gündemde olacağı hipotezini
desteklemektedir [30].
Lazer üretrotomilerinin değerlendirildiği bir meta-analizde genel komplikasyon oranları %12’lerde bulunmuş ve
bu oran soğuk bıçak üretrotomi ile karşılaştırıldığında onun %6.5 oranına göre çok dezavantajlı olarak
değerlendirilmiştir. Lazer üretrotomilerin sık görülen komplikasyonları arasında üriner sistem enfeksiyonu (%11),
üriner retansiyon (%9), hematüri (%5), dizüri (%5), üriner ekstravazasyon (%3), inkontinans (%2) ve fistül
(%1.5) bulunmaktadır [24].
Üretral stentler
ÜD tedavisinde kullanılan üretral stentler geçici ve kalıcı olarak ikiye ayrılmaktadır. Bunlardan geçici olanlar
arasından en yaygın olarak uygulanılanlardan bir tanesi Spanner®stent(SRS medical, USA) stenttir ve 3-12 ay
arasında değişen sürelerde değiştirilmesi gerekmektedir. Erkeklerde özellikle posterior ÜD tedavisinde uygulanılır
[31]
. Kalıcı olarak en yaygın kullanılanlara örnek olarak Urolume® (Endo Health Solutions, USA) ve
Memotherm® (Bard, Germany) verilebilir [32,33]. Ancak sonuçlarının çok olumlu olmaması ve yüksek oranlarda
komplikasyon oranları nedeniyle üretral stentler günümüzde çok yaygın olarak kullanılmamaktadır.
Açık cerrahi rekonstrüksiyon yöntemleri
Üretroplastiler
İnternal üretrotomiler ile üretroplastileri karşılaştıran bir çok çalışma mevcuttur. Bu çalışmalarda uzun dönem
rekürrens oranları, komplikasyon oranları gibi tıbbi parametreler değerlendirildiği gibi bir yandan da maliyet
etkinlik oranları değerlendirilmektedir. Bu çalışmaların hiçbirisi gerçek randomize kontrollü çalışma olmasa da
çıkan sonuçlar hep üretroplastilerin çok daha olumlu sonuçlar verdiğine yöneliktir. Uzun dönem başarı oranları
değerledirildiğinde üretroplastilerdeki %85-90 gibi çok yüksek başarı oranları karşısında üretrotomi
yöntemlerinin %20-30 arasında değişen başarı oranları bu iki tedavi alternatifinin arasındaki durumu
özetlemektedir [34,35]. Sonuç olarak, aslında üretroplastiler ÜD tedavisinde hala altın standart tedavi olarak kabul
edilen tedavi seçenekleridir [34,36]. Ancak devreye maliyet etkinlik hesaplamaları girdiği için ilk basamakta tedavi
yöntemi olarak çoğunlukla endoskopik tedavi yöntemleri seçilmektedir.
Üretroplastiler ile ilgili akıldaki sorulardan bir tanesi de geçirilmiş internal üretrotomilerin açık cerrahiyi etkileyip
etkilememesi meselesidir ki, çeşitli araştırmacılar etkilemediği yönünde bulgular bulmuşlardır [37]. Hatta
geçirilmiş pelvik radyoterapi öyküsünün bile üretroplasti tedavilerinin başarısını etkilemediği yönünde bilgiler
bulunmaktadır [38].
Üretroplasti yöntemleri çok çeşitlilik arz etmektedir. Bunlar arasında primer eksizyon ve uç uca anastomoz, onlay
greftleme ve fleplerin kullanımı en yaygın uygulanılanlardır. Bu yöntemlerin birbirine üstünlüğü konusunda
çelişkili sonuçlar bulunmaktadır [39,40].
Uç uca anastomoz üretroplastisi
The Cystoscope (279-287)
Sayfa 283
e-ISSN:2148-1547
Uç uca anastomoz üretroplastisi çoğunlukla bulbar üretradaki 2cm’den küçük darlıklar için uygulanılan bir tedavi
yöntemidir. Birçok çalışmada %85-90 arasında belirtilen yüksek başarı oranları bulunmuştur [41,42]. Bazı
klinisyenler bu tekniğin özellikle yüksek hasta uyumu nedeniyle genç erkeklerde daha başarılı olduğunu ve daha
uzun segmentlerdeki darlıkların da bu tedavi yöntemi ile tedavi edilebileceğini belirtmektedirler [43].
Onlay serbest greft
Greft üretroplastiler genellikle 2cm’den daha uzun segmetlerdeki ÜD tedavisinde anastomuzun oluşturacağı
gerginliğin olmaması maksadıyla kullanılmaktadır. Greft materyali olarak birçok doku kullanılmıştır. Bunlar
arasında oral mukoza (bukkal veya dil), prepisyum derisi, mesane mukozası ve rektal mukoza yer almaktadır.
Oral mukoza greftleri elde edilme kolaylığı, kıl folikülü barındırmaması, düşük morbidite oranları, dayanıklılığı
ve mükemmel başarı oranları bakımından en çok tercih edilen greftlerdir [44-46].
Onlay greftlerle ilgili belki de en önemli soru üretranın ventral veya dorsal yüzünden yerleştirilmesi meselesidir.
Her iki yaklaşımın da kendine göre avantajları ve dezavantajları bulunmaktadır. Ancak ventral yoldan
greftlemenin teknik olarak daha kolay olduğu ve üretranın disseksiyonu ile mobilizasyonunun daha az olduğu
uzmanlarca belirtilmektedir. Bu durum da hastada daha az morbidite ve komplikasyon olmasına imkân
vermektedir [47,48]. Ancak diğer yandan dorsal yoldan greftlemede divertikül oluşum riskinin daha az olduğu
bulunmuş ve yeni dokuların kanlanmasına daha uygun bir yöntem olduğu ve daha geniş kalibrede bir üretraya
sahip olunacağı öngörülmektedir [49]. Birçok çalışmada da aralarında çok da fark olmadığı belirtilmektedir [50,51].
Pediküllü flep
Pediküllü flep ilk defa Orandi tarafından 1968'de cilt dokusunun ters döndürülerek yapılması şeklinde
tanımlanmıştır [52]. Bundan sonra Quartey 1970'li yılların sonuna doğru distal penil veya prepisyum dokusunun
üretroplasti amacıyla kullanılması tekniğini anlatmıştır [53]. McAninch bu tekniği daha da geliştirerek 1993
yılında sunmuştur. Bu yöntem Buck’s fasiyasının kanlanmasından faydalanmaktadır [54]. Ancak çalışmalar
göstermiştir ki deneyimli cerrahların serbest greftleri ile pediküllü flepleri arasında uzun dönem başarı oranları
bakımından çok ciddi farklar bulunmamaktadır [55].
Üretroplastilerin komplikasyonları
Üretroplastilerin komplikasyonları nadir olmakla beraber bulunmaktadır. Bunlar arasında erektil ve ejakülatuvar
disfonksiyon, kordi, yara yeri enfeksiyonu, üriner sistem enfeksiyonları, fistül gelişimi, nöropraksi ve inkontinans
yer almaktadır. Üretroplasti yapılırken disseksiyon nedeniyle korporal kan akımına zarar vermemek olası değildir.
Ancak bu kan akımı kollateral damarların 3-6 ayda gelişmesiyle düzelmektedir ve dolayısıyla erektil disfonksiyon
da bu süreç içerisinde düzelmektedir. Yapılan bir çok çalışmada cerrahi rekonstrüksiyon sonrası birinci yılda
hastanın erektil fonksiyonlarında bozulma saptanmamıştır [56,57]. Hatta hastaların büyük bir kısmında ejakülatuvar
fonksiyonlarda belirgin düzelme olduğu da belirtilmiştir [56]. Yine de erektil disfonksiyon için risk faktörü
olabilecek hasta grubu olarak posterior üretral stenozlu hastalar ve uç uca anastomoz yapılan hastalar
belirtilmektedir [57].
Sonuçlar
Üretranın darlıkları çok sayıda hastada görülen, ciddi ve sık morbiditelere yol açan ve sağlık sistemine maddi
olarak da önemli miktarda yük ekleyen hastalık grubudur. Tanısı için uygulanılan etkin yöntem hala retrograt
üretrografidir. Tedavi yöntemleri genel olarak endoskopik ve açık rekonstrüksiyon şeklinde ikiye ayrılmaktadır.
Endoskopik tedavi yöntemleri olarak dilatasyon, soğuk bıçak ve lazerle internal üretrotomi ve üretral stentlerin
yerleştirilmesi bulunmaktadır. Bu yöntemlerden en çok uygulanılanları halen soğuk bıçak internal üretrotomidir.
Endoskopik yöntemler hem uygulama kolaylığı hem de maliyet olarak başlangıçta daha avantajlı görünse de uzun
The Cystoscope (279-287)
Sayfa 284
e-ISSN:2148-1547
süreli başarı oranlarının çok düşük olması ve tekrar cerrahi gereksinimi ihtimallerinin yüksek olması bu
yöntemlerin hala sorgulanır durumda olmasına neden olmaktadır. Bu amaçla araştırmacılar en etkin ve başarılı
endoskopik tedavi yöntemini araştırmaya devam etmektedirler. Açık rekonstrüksiyon teknikleri ise yüksek
maliyetli ve göreli olarak zor cerrahiler olarak görülse de deneyimli ellerde uzun süreli başarı oranları çok
yüksektir ve buna karşın komplikasyon oranlarının endoskopik yöntemlere kıyasla çok daha düşük olması belirgin
avantajlarıdır. Belirgin farklara rağmen ÜD tedavisinde seçim yine de darlığın yeri, uzunluğu, spongiofibrozisin
bulunması ve darlığın karakteri gibi faktörlerle belirlenmektedir. Kompleks ÜD tedavisinde halen etkin yöntemin
ne olduğunun tam olarak bilinmemesi de bu konu ile ilgili eksik noktalardan bir tanesidir.
Kaynaklar
1. Jordan GH, McCammon KA. Surgery of the penis and urethra.In: Wein AJ, Kavoussi LR, Novick AC,
Partin AW, Peters CA, eds. Campbell- Walsh urology. 10th ed. Philadelphia:WB Saunders;
2012.p.956-1000.
2. Buccal mucosal urethroplasty: is it the new gold standard? Bhargava S,Chapple CR. BJU Int. 2004
Jun;93(9):1191-3. Review.
3. Santucci RA, Joyce GF, Wise M. Male urethral stricture disease. J. Urol. 2007; 177:1667–1674.
4. Male urethral strictures and their management Lindsay A. Hampson, Jack W. McAninch, and Benjamin N.
BreyerNat Rev Urol. 2014 January ; 11(1): 43–50.
5. Baskin LS, et al. Biochemical characterization and quantitation of the collagenous components of urethral
stricture tissue. J. Urol. 1993; 150:642–647.
6. Cavalcanti A, Yucel S, Deng DY, McAninch JW, Baskin LS. The distribution of neuronal and inducible
nitric oxide synthase in urethral stricture formation. J. Urol. 2004; 171:1943–1947.
7. Lipsky H, Hubmer G. Direct vision urethrotomy in the management of urethral strictures. Br. J. Urol.
1977; 49:725–728.
8. Buckley JC, Wu AK, McAninch JW. Impact of urethral ultrasonography on decision-making in anterior
urethroplasty. BJU Int. 2012; 109:438–442.
9. McAninch JW, Laing FC, Jeffrey RB. Sonourethrography in the evaluation of urethral strictures: a
preliminary report. J. Urol. 1988; 139:294–297.
10. Steenkamp JW, Heyns CF, De Kock M. Internal urethrotomy versus dilation as treatment for male urethral
strictures: a prospective, randomized comparison. J. Urol. 1997; 157:98–101.
11. Steenkamp JW, Heyns CF, De Kock M. Outpatient treatment for male urethral strictures—dilatation
versus internal urethrotomy. S. Afr. J. Surg. 1997; 35:125–130.
12. Naude AM, Heyns CF. What is the place of internal urethrotomy in the treatment of urethral stricture
disease? Nat. Clin. Pract. Urol. 2005; 2:538–545.
13. Heyns CF, Steenkamp JW, de Kock ML, Whitaker P. Treatment of male urethral strictures: is repeated
dilation or internal urethrotomy useful? J. Urol. 1998; 160:356–358.
14. Sachse H. [Cystoscopic transurethral incision of urethral stricture with a sharp instrument (author’s
transl)]. MMW Munch Med. Wochenschr. 1974; 116:2147–2150.
15. Hjortrup A, Sorensen C, Sanders S, Moesgaard F, Kirkegaard P. Strictures of the male urethra treated by
the Otis method. J. Urol. 1983; 130:903–904.
16. Santucci R, Eisenberg L. Urethrotomy has a much lower success rate than previously reported. J.Urol.
2010; 183:1859–1862.
17. Pansadoro V, Emiliozzi P. Internal urethrotomy in the management of anterior urethral strictures:longterm followup. J. Urol. 1996; 156:73–75.
18. Dubey D. The current role of direct vision internal urethrotomy and self-catheterization for anterior
urethral strictures. Indian J. Urol. 2011; 27:392.
19. Carlton FE, Scardino PL, Quattlebaum RB. Treatment of urethral strictures with internal urethrotomy and
The Cystoscope (279-287)
Sayfa 285
e-ISSN:2148-1547
20.
21.
22.
23.
24.
25.
26.
27.
28.
29.
30.
31.
32.
33.
34.
35.
36.
37.
38.
39.
40.
41.
42.
43.
6 weeks of silastic catheter drainage. J. Urol. 1974; 111:191–193.
Albers P, Fichtner J, Bruhl P, Muller SC. Long-term results of internal urethrotomy. J. Urol. 1996;
156:1611–1614.
Pain JA, Collier DG. Factors influencing recurrence of urethral strictures after endoscopic urethrotomy:
the role of infection and peri-operative antibiotics. Br. J. Urol. 1984; 56:217–219.
Stone AR, et al. Optical urethrotomy—a 3-year experience. Br. J. Urol. 1983; 55:701–704.
McDermott DW, Bates RJ, Heney NM, Althausen A. Erectile impotence as complication of direct vision
cold knife urethrotomy. Urology. 1981; 18:467–469.
Jin T, Li H, Jiang L-H, Wang L, Wang K-J. Safety and efficacy of laser and cold knife urethrotomy for
urethral stricture. Chin. Med. J. 2010; 123:1589–1595.
Vanni AJ, Zinman LN, Buckley JC. Radial urethrotomy and intralesional mitomycin c for the
management of recurrent bladder neck contractures. J. Urol. 2011; 186:156–160.
Tavakkoli Tabassi K, Yarmohamadi A, Mohammadi S. Triamcinolone injection following internal
urethrotomy for treatment of urethral stricture. Urol. J. 2011; 8:132–136.
Mazdak H, et al. Internal urethrotomy and intraurethral submucosal injection of triamcinolone in short
bulbar urethral strictures. Int. Urol. Nephrol. 2010; 42:565–568.
Dutkiewicz SA, Wroblewski M. Comparison of treatment results between holmium laser endourethrotomy
and optical internal urethrotomy for urethral stricture. Int. Urol. Nephrol. 2012; 44:717–724.
Wang L, Wang Z, Yang B, Yang Q, Sun Y. Thulium laser urethrotomy for urethral stricture: A
preliminary report. Lasers Surg. Med. 2010; 42:620–623.
Ferguson GG, Bullock TL, Anderson RE, Blalock RE, Brandes SB. Minimally invasive methods for
bulbar urethral strictures: a survey of members of the American Urological Association.Urology. 2011;
78:701–706.
McKenzie P, Badlani G. Critical appraisal of the Spanner™ prostatic stent in the treatment of prostatic
obstruction. Med. Devices (Auckl.). 2011; 4:27–33.
Milroy E, Allen A. Long-term results of urolume urethral stent for recurrent urethral strictures. J.Urol.
1996; 155:904–908.
Sertcelik MN, Bozkurt IH, Yalcinkaya F, Zengin K. Long-term results of permanent urethral stent
Memotherm implantation in the management of recurrent bulbar urethral stenosis. BJU Int.
2011;108:1839–1842.
Wong SSW, Narahari R, O’Riordan A, Pickard R. Simple urethral dilatation, endoscopic urethrotomy, and
urethroplasty for urethral stricture disease in adult men. Cochrane Database of Systematic Reviews.
2010:CD006934. Issue 1.
Iversen Hansen R, Guldberg O, Moller I. Internal urethrotomy with the Sachse urethrotome. Scand.J. Urol.
Nephrol. 1981; 15:189–191.
Wright JL, Wessells H, Nathens AB, Hollingworth W. What is the most cost-effective treatment for 1 to
2-cm bulbar urethral strictures: Societal approach using decision analysis. Urology. 2006; 67:889–893.
Barbagli G, Palminteri E, Lazzeri M, Guazzoni G, Turini D. Long-term outcome of urethroplasty after
failed urethrotomy versus primary repair. J. Urol. 2001; 165:1918–1919.
Koraitim MM. Failed posterior urethroplasty: lessons learned. Urology. 2003; 62:719–722.
Wessells H, McAninch JW. Current controversies in anterior urethral stricture repair: free-graft versus
paedicled skin-flap reconstruction. World J. Urol. 1998; 16:175–180.
Park S, McAninch JW. Straddle injuries to the bulbar urethra: management and outcomes in 78 patients. J.
Urol. 2004; 171:722–725.
Eltahawy EA, Virasoro R, Schlossberg SM, McCammon KA, Jordan GH. Long-term followup for
excision and primary anastomosis for anterior urethral strictures. J. Urol. 2007; 177:1803–1806.
Cooperberg MR, McAninch JW, Alsikafi NF, Elliott SP. Urethral reconstruction for traumatic posterior
urethral disruption: outcomes of a 25-year experience. J. Urol. 2007; 178:2006–2010.
Morey AF, Kizer WS. Proximal bulbar urethroplasty via extended anastomotic approach—what are the
limits? J. Urol. 2006; 175:2145–2149.
The Cystoscope (279-287)
Sayfa 286
e-ISSN:2148-1547
44. Maarouf, AM., et al. Buccal versus lingual mucosal graft urethroplasty for complex hypospadias repair. J.
Paed. Urol. http://dx.doi.org/10.1016/j.jpurol.2012.08.013
45. Lumen N, Oosterlinck W, Hoebeke P. Urethral reconstruction using buccal mucosa or penile skin grafts:
systematic review and meta-analysis. Urol. Int. 2012; 89:387–394.
46. Markiewicz MR, et al. The oral mucosa graft: a systematic review. J. Urol. 2007; 178:387–394.
47. Kellner DS, Fracchia JA, Armenaka NA. Ventral onlay buccal mucosal grafts for anterior urethral
strictures: long-term followup. J. Urol. 2004; 171:726–729.
48. Wessells H. Ventral onlay graft techniques for urethroplasty. Urol. Clin. North Am. 2002; 29:381–387.
49. Barbagli G, Palminteri E, Guazzoni G, Cavalcanti A. Bulbar urethroplasty using the dorsal approach:
current techniques. Int. Braz. J. Urol. 2003; 29:155–161.
50. Patterson JM, Chapple CR. Surgical techniques in substitution urethroplasty using buccal mucosa for the
treatment of anterior urethral strictures. Eur. Urol. 2008; 53:1162–1171.
51. Barbagli G, Guazzoni G, Lazzeri M. One-stage bulbar urethroplasty: retrospective analysis of the results
in 375 patients. Eur. Urol. 2008; 53:828–833.
52. Orandi A. One-stage urethroplasty. Br. J. Urol. 1968; 40:717–719.
53. Quartey JK. One-stage penile/preputial cutaneous island flap urethroplasty for urethral stricture: a
preliminary report. J. Urol. 1983; 129:284–287.
54. McAninch JW. Reconstruction of extensive urethral strictures circular fasciocutaneous penile flap. J. Urol.
1993; 149:488–491.
55. Dubey D, et al. Dorsal onlay buccal mucosa versus penile skin flap urethroplasty for anterior urethral
strictures: results from a randomized prospective trial. J. Urol. 2007; 178:2466–2469.
56. Erickson BA, Wysock JS, McVary KT, Gonzalez CM. Erectile function, sexual drive, and ejaculatory
function after reconstructive surgery for anterior urethral stricture disease. BJU Int.2007; 99:607–611.
57. Xie H, et al. Evaluation of erectile function after urethral reconstruction: a prospective study.Asian J.
Androl. 2009; 11:209–214.
The Cystoscope (279-287)
Powered by TCPDF (www.tcpdf.org)
Sayfa 287
Download