KTÜ Orman Fakültesi Orman Mühendisliği Bölümü Orman

advertisement
KTÜ Orman Fakültesi Orman Mühendisliği Bölümü
Orman entomolojisi Ders Notu
Orman Yangını (Ateş)
Böcek Zararı
1
1
GİRİŞ
Zoolojinin böceklerle ilgilenen dalına entomoloji denir. Entomoloji, terim olarak böcek bilimi
demektir. Bu bilimin inceleme alanı böceklerdir. Bilinen hayvan türlerinin yaklaşık dörtte üçünü
böcekler oluşturur. Böcekler o kadar yaygın ve çoktur ki günlük yaşamı birçok yönden etkilerler.
Bu nedenle, entomoloji bilimi ayrı bir disiplin halinde gelişmiştir.
Böcekler, Arthropoda (eklembacaklılar) şubesinin Insecta sınıfını oluştururlar.
Eklembacaklılar şubesi ıstakozlar, yengeçler, karidesler, örümcekler, akrepler, sinekler,
arılar,
kınkanatlılar,
sivrisinekler,
kelebekler,
karıncalar,
gibi
yaygın
hayvanları
içerir.
Eklembacaklıların 1 milyondan fazla bilinen türü vardır. Yeryüzünün bütün bölgelerinde bulunurlar
ve insanlar için çok büyük önemdedirler.
The Animal Phyla
(Hayvanlar Aleminin Şubeleri)
The Big Nine
(Hayvanlar Aleminin Dokuz Büyük Şubesi)
The vast majority of all animal species (over 95%) belong to the phyla listed here, sometimes called the ‘Big Nine’.
Phylum
Phylum
Phylum
Phylum
Phylum
Phylum
Porifera (Süngerler)
Cnidaria (Haşlamlılar)
Platyhelminthes (Yassı solucanlar = Karaciğer sülükleri)
Nematoda (Yuvarlak solucanlar)
Annelida (Halkalı solucanlar)
Mollusca (Yumuşakçalar)
Phylum Arthropoda (Eklembacaklılar)
Phylum Echinodermata (Derisidikenliler)
Phylum Chordata (Sırtipliler)
Eklembacaklılar şubesi beş sınıfa ayrılır. Bunlar Crustacea (Kabuklular), Chilopoda
(Çıyanlar), Diplopoda (Kırkayaklar), Arachnida (Örümcekler, Akrepler, Akarlar ve Keneler) ve
Insecta (Böcekler) sınıflarıdır.
Eklembacaklılar şubesi çok büyük sayıda benzer olmayan türlerden oluşsa da, bütün
eklembacaklılar bazı ortak özellikleri paylaşırlar.
1. Eklembacaklıların eklemli bacakları vardır. Eklembacaklıların üyeleri oynar
eklemlerde birbirine bağlı birkaç parçadan oluşur.
2. Eklembacaklıların karbonhidrat ve protein olan kitinden oluşmuş dış iskeletleri
vardır. Dayanıklı, hafif dış iskelet içindeki yumuşak vücut kısımlarını korur. Dış iskelet
su geçirmezdir ve pek çok eklembacaklının başarıyla karada yaşamasına olanak veren
fazla su kaybını önler. Dış iskelet esnek olmadığından ve büyüyemediğinden, yavru
eklembacaklılar deri değiştirme denilen dönemsel bir işlem geçirmek zorundadırlar.
2
3. Halkalı solucanlar gibi, bütün eklembacaklılar bölütlüdürler. Ancak, bu vücut
bölütleri özel vücut bölgelerini oluşturmak için çoğunlukla değişmiş ve kaynaşmıştır.
4. Eklembacaklılar çok iyi gelişmiş bir sinir sistemine sahiptir.
5. Eklembacaklıların açık bir dolaşım sistemleri vardır.
Carolus Linnaeus, known as the "father of modern taxonomy".
Crustacea sınıfı, kabuklular ıstakozlar, kerevitler, yengeçler, karidesler, su pireleri,
tespih böcekleri, Cirripedialar ve diğer pek çoğunu içerir (Şekil 1-1). Kabukluların çoğu
denizseldir, fakat bazısı tatlı suda yaşar. Tespih böcekleri gibi birkaçı karada nemli yerlerde
yaşar.
Vücutları
önde
cephalothoraks
ve
arkada
abdomen
olarak
şekillenmiştir.
Cephalothoraksın sırtsal ve yan yüzlerini koruyan ve örten dış iskelet kısmına üst kabuk
denir. Kabuklular büyüklükte, mikroskobik su pirelerinden 3.5 metrelik bacak açıklığı olan
dev yengeçlere değişir. Mikroskobik kabuklular pek çok büyük deniz hayvanları için temel
besin kaynağıdırlar. Kabuklular, başta bulunan iki çift antenin varlığıyla ayırt edilirler. En az
beş çift bacak taşırlar.
Carpilius maculatus
3
Şekil 1-1. Crustacea Örnekleri
Chilopoda sınıfı, Çıyanlar ya da “yüz bacaklılar”ı içerir. Gerçekten, bazı çıyanlar 150
çitten daha fazla bacağa sahiptirler, ancak 30 ile 35 çift en yaygın olanıdır. Bir çıyan altı
bölütten yapılmış ayrı bir başa sahiptir. Başı, pek çok benzer bölütten yapılmış uzun, solucan
benzeri, hafif yassılaşmış vücut izler (Şekil 1-2). Çıyanlar karda yaşar ve yaygın olarak kütük
ve taşların altları gibi karanlık, nemli yerlerde bulunurlar.
4
Şekil 1-2. Chilopoda
Çıyanlarda, başın gerisindeki biri ve en son ikisi dışındaki bütün vücut bölütlerinin birer
çift bacakları vardır. Başta bir çift anten ve çeşitli ağız parçaları vardır. Çıyanlar temelde
böceklerden beslenir. Çıyan kurbanını birinci vücut bölüdünde bulunan zehirli kıskaç ile ısırır.
Küçük çıyanlar insanlara zararlı
değildir. Yaygın ev çıyanı yaklaşık 2.5 santimetre
uzunluktadır. Geceleyin, hamamböcekleri, tahtakuruları ve diğer böceklerle beslenir.
Diplopoda sınıfı, Kırkayaklar ya da “bin bacaklılar”ı içerir. Bin tane bacakları yoktur,
fakat 300 çiftten daha fazlasına sahiptirler (Şekil 1-3). Çıyanlar gibi, kırkayaklar ayrı bir başa
ve pek çok bölütten yapılmış uzun, solucan şeklinde bir vücuda sahiptirler. Son iki bölüt
dışında, kırkayakların her bir bölütte bir çift bacakları vardır. Baş bir çift anten ve çeşitli ağız
parçaları taşır. Kırkayakların, çıyanların aksine zehirli kıskaçları yoktur. Çıyanlar hızlı hareket
edebilmelerine karşın, kırkayaklar çok daha yavaş hareket ederler. Temelde çürüyen bitkisel
5
materyalle beslenirler. Taciz edildiklerinde, kırkayaklar çoğunlukla kedilerini bir top gibi
sararlar. Pek çoğunun kötü kökü veren “pis koku” bezleri vardır.
Şekil 1-3. Diplopoda
Arachnida sınıfının üyeleri arachnidler, örümcekleri, akrepleri, keneleri, akarları ve
Phalangileri içerir (Şekil 1-4). Bazı arachnidler insanlar ve diğer hayvanlar için rahatsız edici
ve hatta tehlikelidirler. Akarlar ve keneler insanlar, köpekler, tavuklar ve sığırları içeren pek
çok hayvanların derilerinde geçici parazitler olarak yaşarlar. Akarlar çoğunlukla dayanılmaz
kaşıntılara neden olurlar. Keneler ateşli humma ve sığır hummasını içeren bazı hastalıkları
taşırlar. Akrepler, kuyruklarıyla sokarlar. Sokma çok acı verici olsa da, çoğunlukla insanlar
için
ölümcül
değildir.
Örümcekler
genelde
zararsızdır.
Gerçekten,
böceklerle
beslendiklerinden, çoğunlukla yararlıdırlar. Örümcekler taciz edilmedikçe nadir olarak
sokarlar.
Arachnidlerin çoğu karda yaşar ve çoğu böcekleri andırır. Arachnidlerin vücudu baş ile
göğüs ve karından ibarettir. Bu hayvanların antenleri de çiğneyici çeneleri de yoktur. Hepsi
baş ile göğüste, altı çift eklemli üyeleri vardır. Üyelerin birinci çifti avı delmede kullanılan
uzun sivri diş şeklindeki keliseralardır. Avın vücut sıvıları ardından emici midenin eylemiyle
6
örümceğin ağzına çekilir. Çoğunlukla, keliseralarla bağlantılı zehir bezleri avı felç eden bir
zehir enjekte eder. Üyelerin ikinci çifti, pedipalpler kimyasallara ve dokunmaya karşı
duyarlıdırlar. Pedipalpler besini tutar ve erkek tarafından üremede kullanılırlar. Bundan
sonraki üyeler dört çift yürüme bacaklarıdır.
Örümcek
Akrep
Akar
Kene
7
Şekil 1-4. Arachnidler
Örümceklerde ve bir diğer küçük arachnid grubunda, karnın sonunda üç çift iplik
memeciği vardır. iplik memecikleri karının içindeki ipek bezleri tarafından üretilen ipeği
örmek için kullanılır. Sıvı protein iplik memeciklerinden dışarı sıkıldıkça, iplikçik olarak
8
sertleşir. Örümcekler bu iplikçikleri pek çok amaç için kullanırlar. Bazısı bunları içinde av
yakaladıkları ağlar oluşturmak için kullanır. İplikçikler yuvaların içini kapatmak ve döllenmiş
yumurtalar için koza yapmak için de kullanılır. Örümcekler ayrıca iplikçikleri ulaşım aracı
olarak da kullanırlar. Kendi kendilerine iplikçikle ağaçlardan inebilirler.
Örümcekler
(Arenea)
takımı
türlerinin
20.000’den
fazlası
tanımlanmıştır.
Tekdüze
prosoma’larının dar bir pedicelle segmentsiz opisthoma’ya bağlanmasıyla karakterize edilirler.
Pedipalp’lar dokunma duyusuna sahip, bacak benzeri yapılardır, gezme bacaklardan daha
kısadırlar. Erkekte bunlar intromittent organlar olarak değişikliğe uğramışlardır ve erkek
örümcekler pedipalp üzerindeki terminal şişkinlikle tanınırlar. Chelicerae’ler iki segmentlidir fakat
chelate değillerdir. Distal segmentinin ucu sivridir ve uç kısmında zehir kanalının girişi vardır. Zehir
bezi chelicera’nın taban kısmında olabileceği gibi daha çoğunlukla prosoma’nın ön kısmında
bulunur.
Akreplerin (Scorpiones) dünya üzerinde yaklaşık 600 türü tanımlanmıştır. Güçlü chelate
pedipalp’leriyle büyük Arachnid’lerdir. Karın damla biçimindeki iğnenin kavisli bir iğne şeklini
almasıyla sonlanır. Akrepler, gün boyunca taşlar, kabuklar ve diğer cisimler altında saklanan
gececil yaratıklardır. Çöl türleri bazen 2.4 m derinliğe kadar çukur açarlar. Yaklaştıkları pektinle
anlaşılan avları için pusuda beklerler. Pektinler, vücudun altında, dördüncü bacak parçasının
hemen arkasında yer alan
levha benzeri yapılardır. Titreşimlere duyarlıdırlar ve yerle temasta
olduklarında avın yaklaştığı konusunda duyumsal bilgi sağlarlar. Av pedipalplarla yakalandığında,
iğne hemen vücudun üst kısmına getirilir ve ava saplanır. Ava kas hareketiyle, iğneyle toksin
enjekte ederler.
Akarlar (Acari) bazen Arachnida’nın bir alt sınıfı olarak düşünülmüştür. Şekil olarak büyük
ölçüde çeşitlilik gösteren, 0.3- 0.5 mm. uzunluğunda, prosoma ve opisthosoma kaynaşmış olan,
abdominal segmentleri belirsiz veya olmayan küçük Arthropod’lardır. Pedipalplar, belirgin
gnathosoma içinde chelicerae ile birleşmiş algılayıcı yapılardır. Akarlar zararı belirten önemli
ajanlardır ve patojenlerin taşıyıcılarıdır.
Insecta, böcekler, sınıfı, biyolojik olarak hayvanlar içerisindeki en başarılı gruptur.
Bilinen türü 900000'den fazladır. Bazılarının tatlı sularda, bazılarınınsa tuzlu sularda
yaşamasına rağmen hemen tüm böcekler karasal hayvanlardır. Böceklerin boyutları, 0.25
milimetre
boyundaki
küçük böceklerden, kanat
açıklığı 30 santimetre olan tropikal
pulkanatlılara kadar değişiklik gösterir. Fakat birçok böceğin boyu 2.5 santimetreden daha
kısadır. Böcekler, göğüslerinin üç bölütlü olması ve her göğüs bölüdünde bir çift bacağın
bulunması ile tanınırlar. Bu nedenle altı bacaklı anlamına gelen hexapoda bu sınıfın adı olarak
kullanılır. Böcekler, Arthropoda şubesi içinde bulunan diğer formlardan, bazı vücut yapılışları
bakımından ayrı ve yeknesak bir grup oluştururlar.
1. Böcekler uçabilen yegane omurgasızlardır. Uçabilme yetenekleri onlara yiyecek
ararken uzun mesafelerde gitme olanağı sağlar. Uçma özellikleri onlara düşmanlarından
kaçma ve yeni ortamlara yayılabilme olanağı sağlar.
9
2. Böceklerin, beslenme ve üreme uyumlarında oldukça büyük bir çeşitlilik vardır. Bu
uyumlar, böceklerin her çeşit ortamda bulunmalarına ve birçok ortamdan besin sağlamalarına
olanak verir.
3. Böcekler oldukça yüksek üreme oranına sahiptir. Tek bir dişi bir defada yüzlerce, hatta
binlerce yumurta koyabilir. Bu yumurtalar çok çabuk gelişirler ve bir yıl boyunca sırasıyla
milyonlarca yeni nesil üretebilirler.
4. Böcekler çoğunlukla küçüktür, bu da yaşamak için geniş alanlara gereksinimleri olmadığı
anlamına gelir.
Bütün böceklerde - baş, göğüs ve karın olmak üzere üç ayrı vücut kısmı vardır. Başta,
bir çift anten, birkaç ağız parçası ve birçoğunda bileşik göz bulunur. Göğüste, üç çift yürüme
bacağı vardır. Ayrıca uçan böceklerde, kanatlar da göğüste yer alır. Karın, 11 bölütlü olabilir,
bacak benzeri ekleri yoktur.
Bütün böcekler eşeyli ürerler. Yumurtalar dişinin yumurtalıklarında ve spermler erkeğin
erbezlerinde üretilir. Çok az böcekte, yumurtadan minyatür ergin çıkar. Genç birey, her defasında
daha büyüyerek deri değiştirir. Böcekler, yumurtadan ergine gelişinceye kadar belirgin değişimlere
uğrarlar. Bu bir dizi değişikliklere başkalaşım denir ve bu süreç hormon denetimi altındadır.
Çekirgeler, cırcırböcekleri ve hamamböceği gibi bazı böceklerde yarı başkalaşım görülür. Bu
tip gelişimde, yumurtalardan nimfler çıkar. Nimf ergine benzer fakat belirgin ergin özelliklerinden
yoksundur. Çekirge nimfi ergine benzer fakat kanatları ve üreme organları yoktur. Nimfler birkaç
kez deri değiştirirler. Her deri değiştirmede biraz daha büyür ve ergine benzerler. Yarı
başkalaşımdaki gelişme basamakları yumurta, nimf ve ergindir.
Birçok böcek tam başkalaşım geçirir. Güveler, kelebekler, kınkanatlılar, arılar ve sinekler
tam başkalaşım gösterir. Bu tip gelişimde, yumurtalardan bölütlü, solucana benzer larvalar çıkar.
Bu larvalar çoğunlukla tırtıl, kurtçuk veya manas olarak bilinir. Bu aktif evrede larva beslenir ve
büyür. Birkaç deri değiştirdikten sonra, larva, pupa denilen bir dinlenme evresi geçirir. Pupa bir
koza veya kendi dış vücut örtüsünden oluşan bir koruyucu örtü ile örtülüdür. Pupa evresi süresince
larvaya ait dokular, ergine ait yapılara dönüşür. Değişimler tamamlandığında, örtü veya koza açılır
ve ergin ortaya çıkar. Tam başkalaşımdaki gelişme basamakları yumurta, larva, pupa ve ergindir.
Başkalaşım basamakları, beyin hormonu, deri değiştirme hormonu ve gençlik hormonu adlı
üç hormonun etkileşimiyle kontrol edilir.
Böceklerle ilgili konularda çalışan bilim adamlarına entmologlar denir. Entomologlar
Insecta sınıfını iki alt sınıfa ayırmışlardır. Bunlar Apterygota, kanatsız böcekler ve
Pterygota, kanatlı böcekler alt sınıflarıdır.
Kanatsız böcekler, kanatların olmaması ve çok basit bir başkalaşın (ametabola)
geçirmeleri ile kanatlı böceklerden ayrılırlar. Kanatsız böceklerde göğüs daha az gelişmiştir
ve çoğunlukla karın, kanatlı böceklerin erginlerinde bulunmayan stil benzeri ekler taşır.
Thysanura, Diplura, Protura ve Collembola takımlarına ayrılırlar (Şekil 1-5). Protura,
Collembola ve Diplura takımları Thysanura takımı ve kanatlı böceklerdekinin (ectognathous)
aksine baş kapsülünün içine kapanmış ağız parçalarına sahiptirler. Bu üç takımda antenler,
10
gözler ile vücut ve bacakların bölütlenmesi ve özelleşmesi Thysanura takımındakinden
farklıdır.
Böceklerin çok büyük bir çoğunluğu Pterygota, kanatlı böcekler alt sınıfında yer alırlar
ve çoğunda erginler kanatlıdır. Kanatlı böceklerde göğüs büyümüş ve kanat desteği için
sağlamlaşmıştır. Ergin öncesinde yarı veya tam başkalaşım geçirerek gelişirler.
Kanarlı böcekler, büyük oranda kanatların ve ağız parçalarının yapısına bağlı olarak bazı
takımlara ayrılırlar. Takımların adları çoğunlukla, kanat anlamına gelen –ptera eki, örneğin,
Orthoptera=Düz kanatlılar (Şekil 1-6), Diptera=İki kanatlılar (Şekil 1-7), Coleopteraa=Kın
kanatlılar (Şekill 1-8), Lepidoptera=Pul kanatlılar, ile sonlanır.
Tablo 1. Böcek Takımları
Apterygota, Kanatsız Böcekler, Ametabola (Başkalaşımsız) Böcekler
Thysanura
Diplura
Protura
Collembola
Kılkuyruklar
Kuyruklasıçrayanlar
Pterygota, Kanatlı Böcekler, Metabola (Başkalaşımlı) Böcekler
Exopterygota
Hemimetabola
Ephemeroptera
Odanata
Orthoptera
Isoptera
Plecoptera
Dermaptera
Embioptera
Psocoptera
Mallophaga
Anoplura
Thysanoptera
Hemiptera
Heteroptera
Homoptera
(Dışsalkanatlılar)
(Yarıbaşkalaşımlı)
Birgünlüksinekler
Yusufçuklar
Düzkanatlılar
Termitler
Taşsinekleri
Kulağakaçanlar
Ağörenböcekler
Kitapbitleri
Kıl ve Deribitleri
Bitler
Kirpikkanatlılar
Yarıkanatlılar
Endopterygota (İçselkanatlılar)
Holometabola (Tambaşkalaşımlı)
Neuroptera
Coleoptera
Strepsiptera
Mecoptera
Trichoptera
Lepidoptera
Diptera
Siphonaptera
Hymenoptera
Farklıkanatlılar
Eşkanatlılar
11
Sinirkanatlılar
Kınkanatlılar
Yelpazekanatlılar
Akrepsinekleri
Güvebenzerleri
Pulkanatlılar
İkikanatlılar
Pireler
Zarkanatlılar
Ametabola
Hemimetabola
12
Holometabola
(A)
(B)
(C)
(D)
Holometabola
13
Thysanura
Collembola
Şekill 1-5. İki Apterygota Örneği.
Kanatlı böcekler, yarı başkalaşım geçiren, pupal evresi olmayan ve ergin öncesi nimf
olarak adlandırılan Exopterygotalar ve tam başkalaşım geçiren, pupal evreleri olan ve ergin
öncesi larva olarak adlandırılan Endopterygotalar olarak da ayrılırlar.
14
Şekil 1-6. Bazı Orthoptera Örnekleri
Böcekler o kadar yaygın ve çoktur ki günlük yaşamı birçok yönden etkilerler. Böcekler, her
yıl tarım ve ormancılıkta ürünlerde milyarlarca dolar zarara neden olmaktadır. Böcekler, Hollanda
karaağaç hastalığı ve mısır tanesi kararması hastalıkları gibi birçok bitki hastalığını yayarlar. Ayrıca
birçok hayvan hastalığı da bulaştırırlar: sivrisinekler sıtma, sarıhumma ve fil hastalığı; ev sinekleri
dizanteri ve tifo; çeçe sinekleri Afrika uyku hastalığı; bitler tifüs; ve pireler veba taşırlar. Böcekler
ayrıca eşyalara da zarar verirler: termitler oduna; pul kanatlılar ve halı kınkanatlıları giyeceklere,
kumaşlara,
kürklere
ve
halılara;
çatalkuyruk
kağıtlara
zarar
verir;
ve
buğdaybitleri,
hamamböcekleri ve karıncalar yiyecekleri bozarlar.
Ayrıca böceklerin önemli işlevleri de vardır. Çeşitli böcekler, ürün veren bitkilerin
tozlaşmasında önemlidir. Örneğin, arılar elma ve armut çiçeklerini, yonca ve çilekleri
tozlaştırır. Böceklerden sağlanan ürünler, arılardan elde edilen bal; lak böceklerinden elde
15
edilen ve şellak yapımında kullanılan lak; ve ipek böceklerinden elde edilen ipeği
içermektedir.
İpekböceği larvaları
Bazı böcekler insanlara ve eşyalara zararlı olan diğer böcekleri yok ederler. Gelinböcekleri,
portakal ve limonda zararlı olan koşnil ve unlubitleri yerler. Peygamberdeveleri yakalayabildikleri
tüm böcekleri yerler. Parazitarılar, yumurtalarını larvaların içine koydukları için sonuçta onları
öldürürler. Suda yaşayan böcekler sivrisinek larvalarını yerler. Ayrıca böcekler kuşlar, kurbağalar
ve balıklar için besin kaynağıdırlar. Son olarak, bazı böcekler ölü bitkileri ve hayvan artıklarını
yiyerek, temizleyici olarak görev yaparlar.
Diğer hayvan veya böceklere zarar vermeden, zararlı böcekleri kontrol altında tutmanın
yollarını bulmak bilim adamları için başlıca problemdir. Kimyasal insektisitler, çevreyi zehirler ve
zararlı ve faydalı böceklerin her ikisini de öldürürler. Diğer hayvanlara ve insanlara da zararlıdırlar.
Ayrıca zaman içerisinde böcek populasyonları kimyasallara karşı dayanıklı hale gelirler.
Birçok bilim adamı, biyolojik kontrol yöntemlerinin kimyasal insektisitlerden daha güvenli
olduğuna inanmaktadır. Biyolojik kontrol, erkeklerin kısırlaştırılıp salıverilmesi; dirençli bitkiler
16
yetiştirilmesini; sadece zararlı böcekleri yok edecek spesifik parazitoid ve predatörler tespit
edilmesini; ve böcekleri tuzaklara çekmek için feromonların kullanılmasını içerir.
Şekil 1-7. Bazı Diptera Örnekleri
17
Şekil 1-8 Bazı Coleoptera Örnekleri
18
Bölüm 1
BÖCEKLERİN DIŞ YAPISI (MORFOLOJİ)
2 VÜCUT ÖRTÜSÜ
Ergin böceklerin tipik olarak baş (cephalo), göğüs (thorax) ve karın (abdomen) olarak
ayrılmış üç parçalı vücutları vardır (Şekil 2). Bütün arthropodlar gibi, her böcek, temelde benzer
olan birtakım halka ya da segmentlerden oluşan bölütlü bir vücuda sahiptir. Böcek vücudunda
altısı başta, üçü göğüste ve on biri karında olmak üzere temelde 20 parça vardır. Ancak, bazıları
birbiriyle kaynaşmıştır ve tamamını saymak olanaksızdır (Şekil 2-1 ve 2-2).
19
Şekil 2.1. Ergin Bir Böcekte (Coleoptera) Vücut Kısımlarıın Üstten Görünüşü
A. Baş, B. Göğüs, C. Karın,
sc. scapus, fu. funicula, c. clypeus, md. madibula, a. anten, v. vertex,
o. ommatidium, sc. scutellum, e. elytron, ce. epipleura, py. pygidium
20
Şekil 2.2. Vücut Kısımlarının Alttan Görünüşü.
pl. dudak anteni, pm. çene anteni, h. coxa, t, trochanter, f. femur, ti. tibia,
ta. tarsus, mos. mesosternum, mas. metasternum, st. abdominal segmentler,
py. pygidium,
Vücut örtüsü, büyük oranda, temelde alt epidermis hücreleri tarafından salgılanan, hücresel
yapısı olmayan karmaşık bir katman olan kutikuladan (cuticle) oluşur. Kutikulanın en büyük
bileşeni, kutikulanın kuru ağırlığının %60’ını oluşturan ve kitin olarak bilinen azotlu bir
polisakkarittir. Kutikulaya çeşitli proteinler bağlanmıştır. Çoğu sergmentlerde kutikula sikleritler
denilen dayanıklı levhacıklar oluşturmak için sertleşmiştir. Kutikula, segmentler arasında, vücuda
hareket olanağı veren bağlantılar oluşurarak, yumuşak ve esnek kalmaktadır. Kutikuladaki
materyallerin en ilginci resilin denilen kauçuk benzeri bir proteindir. Bu protein çoğunluk,
göğüste meydana getirilir.
21
Bir takım bölütlere (segmentlere) ayrılmış olan böcek vücudunun dış tarafı integüment
(vücut örtüsü) adı verilen deri ve bunun, özellikle ergin böceklerde yer yer küçük ya da büyük
levhacıklar (scelerite) halinde kitinleşmesiyle sert bir durum alan bir dış iskeletle kaplanmıştır.
Kitinsel levhacıkların bazıları da dikiş (sture) adını alan sınırlar ile birbirine bitişmiş durumdadır.
Bükülme ve uzama özelliği olmayan kitinsel levhalar, böceğin hareket etmesini ve büyümesini
önleyecek
özelliktedir. Fakat deriden oluşan kısımlar böceğin hareketine, zamanla deri
değiştirmesine ve böylece büyümesine olanak sağlar. Dış iskelet vücudu dışardan gelecek zararlı
etkenlerden koruduğu gibi, vücudun su kaybını da önler. Kasların bağlanma yeri olarak görev
yapar. Vücut örtüsü dıştan içe doğru kutikula, hypodermis ve kaide zarı denilen katmanlardan
meydana gelmiştir (Şekil 2-3).
Şekil 2.3. Bir Böcekte Vücut Örtüsünün Şekilsel Bölümleri
2-1 Kutikula
Microscopic structure
A typical arthropod exoskeleton is a multi-layered structure with four functional
regions: epicuticle, procuticle, epidermis and basement membrane.[1] Of these, the epicuticle is a
multi-layered external barrier that, especially in terrestrial arthropods, acts as a barrier
against desiccation. The strength of the exoskeleton is provided by the underlying procuticle, which is
22
in turn secreted by the epidermis. Arthropod cuticle is a biological composite material, consisting of
two main portions: fibrous chains of alpha-chitin within a matrix of silk-like and globular proteins, of
which the most well-known is the rubbery protein called resilin. The relative abundance of these two
main components varies from approximately 50/50 to 80/20 chitin protein, with softer parts of the
exoskeleton having a higher proportion of chitin. Although the cuticle is relatively soft when first
secreted,
it
soon
hardens
in
a
poorly-understood
process
that
involves dehydration and/or tanningmediated by hydrophobic chemicals called phenolics. Different
types of interaction between the proteins and chitin leads to varying mechanical properties of the
exoskeleton.
In addition to the chitino-proteinaceous composite of the cuticle, many crustaceans,
some myriapods and the extinct trilobites further impregnate the cuticle with mineral salts, above all
calcium carbonate, which can make up up to 40% of the cuticle. This can lead to great mechanical
strength.
Tipik bir eklembeceklı dışiskeleti dört işlevsel bölgesi olan çok katmanlı bir yapıdır.
Bunlar; epikutikula, prokutikula, epidermis ve kaide zarıdır (bazal membrane) (Kaynak 1). Bu
katmanlardan, epikutikula, özelliklle karasal ekelembacaklılarda su kaybını önleyici bir engel
ödevi gören çok katmanlı dışsal bir settir. Dış iskeletin sertliği yine epidermis tarafından
salgılanan daha aşağıdaki prokutikula katmanı tarafından sağlanır. Eklembacaklı kutikulası iki
temel kısımdan ibaret biyolojik birleşik bir maddedir. Bu kısımlar ipek benzeri dizeyli alphakitin lif zincirleri ve en tanınmışları resilin adlı kauçuk benzeri bir protein olan globular
proteinlerdir.
Bu iki bileşenin orantısal miktarları, dış iskeletin yumuşak kısımları daha yüksek kitin
oranına sahip olacak şekilde yaklaşık 50/50 ile 80/20 kitin protein şeklinde değişir.
Kitin ilk salgılandığında nispeten yumuşak olsa da, daha sonra tam anlaşılmamış,
dehidratasyon ve/veya phenolikler adı verilen hidrofobik kimyasallar tarafından tanning
mediated karıştığı bir işlemle sertleşmektedir. Proteinler ile kitin arasındaki farklı çeşitteki
etkileşimler bu dış iskeletin mekanik özelliklerini değiştirmektedir. In addition to the chitinoproteinaceous composite of the cuticle, many crustaceans, some myriapods and the
extinct trilobites further impregnate the cuticle with mineral salts, above all calcium carbonate,
which can make up up to 40% of the cuticle. This can lead to great mechanical strength.
Mechanical properties
The two layers of the cuticle have different properties. The outer, sclerosed layer is very strong
under compressive forces, but much weaker under tension.[2] When it fails, it does so by
cracking.[2] The inner layer is not sclerosed, and is thus much softer; it is able to resist tensile
forces but is liable to failure under compression.[2]
This combination is especially effective in resisting predation, as predators tend to exert
compression on the outer layer, and tension on the inner.[2]
The degree of scleritisation affects how the cuticle responds to deformation. Below a certain
point - and this point will be higher the more scleritised the cuticle is - deformation is elastic and
the original shape is returned to after the stress is removed. Above this point, plastic (nonreversible) deformation occurs until finally the cuticle cracks.[2]
23
Segmentation
The arthropod exoskeleton is typically divided into different functional units to allow flexibility in
an often otherwise rigid structure. For example, the head is a fused capsule; and the trunk is
often divided into a series of articulating sclerites called tergites. In addition, the characteristic
limbs of arthropods need to be jointed. The internal surface of the exoskeleton is often
elaborated into a set of specialised structures called apodemes that allow the attachment of
muscles. Such endoskeletal components of the arthropod skeleton can be highly complex, as in
crabs and lobsters.
Ecdysis
VİDEO:

Time series photos of a Tibicen Dog Day Cicada moulting in Ohio USA.
See also main article: Ecdysis
The relative rigidity of the exoskeleton means that continuous growth of arthropods is not
possible. Therefore, growth is periodic and concentrated into a period of time when the
exoskeleton is shed, called moulting or ecdysis, which is under the control of a hormone
called ecdysone. Moulting is a complex process that is invariably dangerous for the arthropod
involved. Before the old exoskeleton is shed, the cuticle separates from the epidermis through a
process called apolysis. New cuticle is excreted by the underlying epidermis, and mineral salts
are usually withdrawn from the old cuticle for re-use. After the old cuticle is shed, the arthropod
typically pumps up its body (for example, by air or water intake) to allow the new cuticle to
expand to a larger size: the process of hardening by dehydration of the cuticle then takes place.
Newly molted arthropods typically appear pale or white, and darken as the cuticle hardens.
[edit]References
1.
^ NC State University
2.
^ a b c d e Nedin, C. (1999), "Anomalocaris predation on nonmineralized and mineralized
trilobites", Geology 27 (11): 987–990, Bibcode 1999Geo....27..987N, doi:10.1130/00917613(1999)027<0987:APONAM>2.3.CO;2
Vücudun en dış kısmını kaplar. Epidermisin üst tarafında bulunur. Ektoderm kökenlidir;
epidermis tarafından salgılanır. İçerisine birçok organik ve inorganik bileşiğin katılmasıyla,
çoğunlukla, sert bir yapı kazanır. Genellikle belirgin iki çeşidi vardır. Birincisi kuvvetli ve eğilmez
bir yapı oluşturarak, skleritleri, diğeri ise çoğunluk eklem yerlerinde bulunan ve esnek bir yapı
gösteren zar (membran)'ları oluşturur. Birincisi, destek ödevini yüklenirken, ikincisi bu skleritler
arasındaki esnek bağlantıyı sağlar.
Kutikula, birçok mekanik ve kimyasal etkene karşı olağanüstü derecede dayanıklıdır. Suyu
hemen hemen hiç geçirmez. Gaz alış-verişi de sadece bazı eklem yerlerindeki zarlarda olabilir.
Kutikulayı oluşturan su, protein, kitin, yağ gibi maddelerin oranı türden türe ve yaşa göre
değişmektedir. Kutikula, epikutikula ve prokutikula diye iki ana katmandan oluşmuştur.
24
Epikutikula. Vücut örtüsünün en üstteki katmanıdır. Çevre koşullarına büyük bir dayanıklılığı
vardır. Kitin içermez. Dıştan içe doğru dolgu, mum, kutikulin ve sert katmanları içerebilir. Dolgu
katmanı integümentin en dıştaki katmanıdır. Bazen mum katmanı ile kaynaşmış olabilir. Suda
yaşayan böceklerde çoğunlukla kaybolmuştur. Mum katmanı vücudu sıkıştırılmalardan ve dış
etkenlerden korur. Balmumuna benzer yapı gösterir. Kutikulin katmanının ana maddesi kinon
denen bir maddeyle sertleşmiş kutikulin'dir.
The cuticle is made up of two layers; the epicuticle, which is a thin, waxy water-resistant outer
layer containing no chitin, and a layer beneath it, the procuticle. This is chitinous and much thicker
than the epicuticle, and consists of two layers, the outer exocuticle and the inner endocuticle. The
tough and flexible endocuticle is built from numerous layers of interwoven fibrous chitin and proteins.
while the exocuticle is rigid and sclerotized.[1] The exocuticle is greatly reduced in many soft-bodied
insects, especially the larval stages (e.g., caterpillars).
Prokutikula. Epikutikula ile epidermis (hypodermis) arasında bulunur. Kutikulanın epidermis
tabakasına oturmuş en içteki katmanıdır. En tanınmış temel bileşiği kitin (chitin)'dir. Kitin, kapalı
formülü (C8H13O5N)x olan, yani azot içeren bir polisakkarittir. Prokutikula da kendi içinde üç
tabakaya ayrılmıştır. Eksokutikula, en dıştaki dar ve tamamen sertleşmiş tabakadır. Özellikle
skleritlerde oluşmuştur. Skleritler arasındaki zarda ya parça parça görülür ya da hiç görülmez.
Mesokutikula, ortadaki sağlam yapılı ve dayanıklı tabakadır. Daha çok skleritlerin zarlara geçiş
yerlerinde gözükür. Endokutikula, içte, genellikle tam sertleşmemiş, yatay plakalardan oluşmuş bir
tabakadır. Eklem yerlerinde iyi görülür.
Chemically, chitin is a long-chain polymer of a N-acetylglucosamine, a derivative of glucose. In its
unmodified form, chitin is translucent, pliable, resilient and quite tough. In arthropods, however, it is
often modified, becoming embedded in a hardened proteinaceous matrix, which forms much of
the exoskeleton. In its pure form it is leathery, but when encrusted in calcium carbonate it becomes
much harder.[2] The difference between the unmodified and modified forms can be seen by comparing
the body wall of a caterpillar (unmodified) to a beetle (modified).
From the embryonic stages itself, a layer of columnar or cuboidal epithelial cells give rise to the
external cuticle and an internal basement membrane. The majority of insect material is held in the
endocuticle. The cuticle provides muscular support and acts as a protective shield as the insect
25
develops. However since it cannot expand with the insect, the external sclerotised part of the cuticle is
periodically shed in a process called "moulting". As the time for moulting approaches, most of the
exocuticle material is reabsorbed. In moulting, first the old cuticle separates from the epidermis
(apodysis). Enzymatic moulting fluid is released in between the old cuticle and epidermis which
separates the exocuticle by digesting the endocuticle and sequestering its material for the new cuticle.
When the new cuticle has formed sufficiently, the epicuticle and reduced exocuticle are shed
inecdysis.[3]:16-20
1. ^ Gullan, P. J.; P. S. Cranston (2005). The Insects: An Outline of Entomology (3 ed.). Oxford: Blackwell
Publishing. pp. 22–24. ISBN 1-4051-1113-5.
2. ^ Campbell, N. A. (1996) Biology (4th edition) Benjamin Cummings, New Work. p.69 ISBN 0-80531957-3
3. ^ Gene Kritsky. (2002). A Survey of Entomology. iUniverse. ISBN 978-0-595-22143-1
The skeletal materials of insects and many other "lower" animals are biopolymer composites,
in which chitin (polysaccharide) fibrils are separated by a matrix of protein. X-ray fiber
diagrams show that in many of these systems both the fibrous and matrix components are
ordered. We have developed a model for the three-dimensional structure of a typical insect
chitin-protein complex, that from the ovipositor of the ichneumon fly Megarhyssa. The x-ray
pattern shows that crystalline α - chitin fibrils are arranged hexagonally with a center to
center distance of 7·25nm. This hexagonal packing is confirmed by electron microscopy of
stained ovipositor sections. The protein forms a helical sheath around each chitin fibril, with
six protein subunits repeating in 3·06nm along the fiber axis. Fourier reconstruction of the
electron micrographs also reveals a sixfold arrangement of subunits in the protein matrix.
The structure provides a basis for the discussion of fiber-matrix interactions in these and
other structural tissues, such as collagen and cellulose containing systems.
JOHN BLACKWELL, , LOUIS T. GERMINARIO1, and , MARK A. WEIH2
Case Western Reserve University, Department of Macromolecular Science, Cleveland, OH
44106
1
2
Current address: Tennessee Eastman Company, Kingsport, TN 37662.
Current address: Lord Corporation, Erie, PA 16512.
Biological Activities of Polymers
Chapter 12, pp 149–162
Chapter DOI: 10.1021/bk-1982-0186.ch012
ACS Symposium Series, Vol. 186
ISBN13: 9780841207196eISBN: 9780841208797
Publication Date (Print): May 12, 1982
Copyright © 1982 AMERICAN CHEMICAL SOCIETY
26
2-2 Hypodermis
Buna epidermis (üst deri) de denir. Çokhücrelilerin tümünde bulunan epidermis, böceklerde,
üstte kutikulayı, altta ise kaide zarını salgılar. Epidermis, kutikulanın altında bulunduğundan
dolayı, çoğunlukla, hypodermis olarak adlandırılır. Ontogenetik olarak ektodermden oluşmuştur ve
her zaman bir tabakalıdır. Epidermisin salgısından üste doğru kutikula, alta doğru kaide zarı
oluşur. Epidermis tabakasının içerisinde, yapısal ve işlevsel olarak birbirinden farklılaşmış bir takım
hücreler bulunur. Bunlar: Örtü hücreleri, salgı hücreleri, kıl hücreleri, duyu hücreleri ve
önositlerdir.
Örtü hücrelerinin esas görevleri örtü tabakası olmalarıdır. Epidermis tabakasının büyük bir
kısmını bu hücreler oluşturur.
Salgı hücreleri çoğunlukla epidermis örtü hücrelerinin arasında bulunurlar ve kutikula
tabakasının içerisine çıkıntı yaparak bir kanalla dış ortama açılırlar. İçlerinde salgı granülleri ve
salgıların depo edildiği kofullar çok iyi görülür. Bazen birçok salgı hücresi ortak bir kanalla dışarı
açılır. Bunlara bileşik bezler denir. Bu bezler, salgılarına göre kabaca şu gruplara ayrılabilirler:
Kutikula oluşturan bezler, mum bezleri, lak bezleri, tükürük bezleri, yağ bezleri, zehir bezleri,
yakıcı bezler, koku bezleri, ipek bezleri, feromon bezleridir. Bu bezlerin özellikleri ve salgıları, salgı
organları kısmında incelenecektir.
Kıl hücrelerinin oluşturduğu çeşitli yapıda, kalınlıkları farklı, birçok duyusal ve koruma kılına
rastlanır.
Duyu hücrelerinin birçoğu epidermis kökenli olmasına karşın, içeriye doğru çökmekte ve
yapılarında büyük sapmalar olmaktadır.
Önositler epidermis hücrelerinden meydana gelirler. Çoğunlukla epidermis hücrelerinin kaide
kısmında bulunurlar; kutikula ile ilişkileri yoktur. Özellikle larva evresinde büyüklükleri artar.
Çünkü, deri değiştirmede, kutikulayı yeniden salgılayan hücreler bunlardır.
27
A: Cuticle and epidermis; B: Epicuticle detail . 1: Epicuticle; 1a: Cement layer; 1b:Wax layer; 1c: Outer
epicuticle; 1d:
Inner
membrane; 6: epidermic
epicuticle. 2: Exocuticle; 3: Endocuticle; 2+3:Procuticle; 4: Epidermis; 5: Basement
cell; 6a: Pore
canal;7: Glandular
cell; 8: Trichogen
cell; 9:Tormogen
cell; 10: Nerve; 11: Sensilia; 12: Hair; 13: Gland opening.
KAYNAK:
Arthropod exoskeleton Wikipedia
2-3 Kaide Zarı
Epidermis hücrelerinin taban kısmı, deliksiz bir kaide zarı ile astarlanmıştır. Bu zara kaide
zarı (lamina basalis veya basal memebrane) adı verilir. Keza bu zar vücut boşluğuna kadar
uzanan salgı hücrelerini ve tüy oluşturan hücreleri de örter. Ancak içeriye doğru çok kuvvetli
olarak çökmüş duyu hücreleri bu zardan ayrılmıştır. Çok ince bir zardır.
2-4 Vücut Örtüsündeki Dış ve İç Çıkıntılar
28
Kutikulanın dış yüzeyi düz bir yapı göstermez. Her türün kendine özgü girintili çıkıntılı bir
kutikula yapısı vardır.
Kıl şeklinde uzamış, sert yapılı Trichom veya Microtricha denen uzantılar, yalnız kutikulayı
oluşturan maddelerden meydana gelmiştir. Bu çıkıntıların epidermis ile herhangi bir teması ya da
bağlantıları yoktur. Bunlara yalancı kıllar da denir.
Setae ya da Macrotricha denen gerçek tüyler ya da kıllar, ekso- ve epikutikuladan oluşmuş,
içi boş, etrafını çeviren kutikulaya bir zar aracılığıyla eklem gibi bağlanmış, epidermise temas eden
yapılardır. Gerçek tüyler ve kıllar bir epidermis hücresinin yapıya katılmasıyla oluşur. Bazısı düz,
bazısı tüylü durumda olabilen kıllar gördükleri işe göre duyu kılları, koruma kılları, temizleyici
kıllar, yapışıcı kıllar gibi tiplere ayrılabilirler. Bazı böcek kıllarının insan ve hayvan derisini
kaşındırdığı ve hatta çok daha fazla rahatsız ettiği bilinmektedir; bu gibi kıllara ağılı veya zehirli
kıllar adı verilir. Örneğin, Thaumetopoea pityocampa (Den. & Schiff.) (Çam kese böceği)
(Lepidoptera: Thaumetopoea) ve Euproctis chrysorrhoea (L.) (Altın kıçlı kelebek) (Lepidoptera:
Lymantriidae) larvalarının zehir kılları vardır.
Pullar yassılaşmış gerçek kıllardır. Olgunlaştıklarında içleri boşalır ve havayla dolar.
Epidermisteki belirli hücrelerin mitozla büyümesiyle ve içerisine pigment yığılmasıyla oluşur. İlkel
formlarda pullar düzensiz dizilmelerine karşın, gelişmişlerde kiremit dizilimi gibi düzenli bir yapı
kazanmıştır. Kelebeklerin güzel renkleri pullardan ileri gelir. Bazı pullar koku da yayarlar. Bazı
böcekler yumurtalarını vücutlarında bulunan kıl ve pullarla örter; bu kıllar çoğunlukla abdomen
sonunda bulunur.
29
Şekil XXX. Kelebek kanadındaki pullar
Bazı böceklerde vücut örtüsünü oluşturan tüm tabakaların, hatta epidermis ve kaide zarının
da katılmasıyla, dışarıya doğru çıkıntılar meydana gelmiştir. Bunlar genellikle vücut üzerindeki
çengelleri, uzun ve kuvvetli dikenleri, mahmuzları oluşturur. Bazen bu çıkıntıların üzeri yukarıda
anlatılan tüy ve kıllarla da donatılmış olabilir.
Vücut üzerinde, epidermisin yapısına katılmadığı düğme ve meme şeklindeki çıkıntılara
tüberkül, çizgi şeklindeki kıvrımlara da karina denir.
Vücut duvarının içeriye doğru yaptığı çıkıntılar, yani girintiler de vardır. Bunlara Entapophys
ya da sadece Apophys denir. İçeriye çöken bu kısımlar kaslara destek ödevini görürler. Bu
yapıların içi boştur. Bu boşluk kutikula ile dolarsa o zaman Apodeme diye adlandırılır. Vücut
duvarındaki birçok yapının da katıldığı, derinliğine meydana gelen bölmelere Fragma denir. Vücut
duvarında, çok defa sadece kutikulanın katıldığı, bazen de fragmaların dıştan görünen kısımlarının
oluşturduğu, genellikle skleritler arasında görülen sture denen çukurlar vardır.
30
RENK OLUŞUMU
Böceklere esas rengi veren kısım deridir. Fakat eğer deri yeterince saydamsa hemolenf,
bağırsak içeriği, yağ dokusu da bu renklerin oluşumunu değişik oranlarda etkileyebilir. Rengin
oluşumuna göre böceklerin renkleri çeşitli gruplara ayrılır.
2-5
Pigment Renkleri
Pigment, belirli dalgaboylarındaki ışığı absorbe eden bir maddedir.
Absorbe edilmeyen
dalgaboyları aktarılır veya yansıtılır. Böylece, içinde pigment bulunan materyal, absorbe edilmeyen
dalgaboylarının renginde görünür. Örneğin, kırmızı görünen bir top kırmızı ışığı yansıtır ve diğer
dalgaboylarını absorbe eder.
Böceklerde, pigment renkleri, bulundurdukları renk maddeleri (pigmentler) nedeniyle
meydana gelir ve bazı ışık dalgalarının emilip, diğerlerinin yansıtılması sonucu ortaya çıkar.
Yansıtılan ışınlar böceğin rengi olarak görülür.
Bu pigmentlerden melanin, eksokutikula içerisinde tanecikler halinde dağılmış, zor çözünen
bir pigmenttir. Bu pigmentin oluşumu için oksijen gerektiğinden, vücutta, renk maddesi son deriyi
değiştirdikten ancak belirli bir süre sonra, tam oluşabilir. COCCİNELLA
Beyaz, sarı ya da kırmızı renkler çok defa pterin pigmentin türevlerinden dolayı ortaya çıkar.
Melanin, kutikulada birikmesine karşın pterinler epidermis hücreleri bölgesinde bulunurlar.
Melaninin renklendirdiği kısmın altıdaki dokularda metabolizma hızı yüksek, pterinler altındaki
31
dokularda metabolizma hızı düşüktür. Üyelerin ucundaki koyu renklenmelerin nedeni çoğunlukla
buna dayanır. Eşekarılarında abdomendeki renklerin yoğunluğu, altında bulundurduğu dokuların
metabolizma düzeyinin yüksekliğini yansıtır.
Bilirubinoid ve daha seyrek olarak porphyrin şeklinde rastlanan safra renk maddeleri yeşil
ve mavi renkleri oluştururlar.
Bazı renk maddeleri, çok defa besinlerle birlikte bitkilerden vücuda alınırlar. Carotin, vücut
tarafından emilerek kelebeklerde her iki kanada, örtük kanatlılarda ise çoğunlukla üst kanada
yığılır. Domatesin esas renk maddesi olan lycopin bazı böceklerde özellikle uğurböceklerinde
(Coccinellidae) bulunur.
Salgı maddelerinin oluşturduğu renkler, vücuttan çıkan birçok salgının, özellikle mum
salgısının vücudun üzerine pudra şeklinde, taneli ve ipeğimsi bir şekilde yayılmasıyla oluşur. Birçok
Homopter türünde ve Libellula (Odonata) erkeklerinde keza altın böceklerinde (Cetonia) ve birçok
Tenebrionidae türündeki pudralı renk bu şekilde oluşmuştur.
2-6 Yapısal Renkler
Kutikulada bulunan lamelciklerin çeşitli dizilimleriyle, ışığın farklı dalgalarının, farklı yönlerde
kırılması sonucu ortaya çıkar. Çok çeşitleri vardır. Doğanın en canlı renkleri bunlardır. Özünde
herhangi bir renk maddesi yoktur. Bir ya da birçok ince saydam kutikula plakacıklarının güneş
ışığını kırmasıyla ve yansıtmasıyla meydana getirdiği gökkuşağı renkleri girişimli (interferens)
renkler grubuna girer. Fiziksel olarak yeterince ince olan her saydam tabaka güneş ışığını yansıtır.
Bu olaya interferens denir. Böceklerin metalik ve ışıldayan renkleri bu şekilde oluşur.
Bazen yapısal renkleri kuvvetlendirmek amacıyla lamelciklerin bulunduğu katmanın altındaki
tabakalarda pigment birikimi görülür. Eğer yapısal renkler pigment renkleriyle birlikte oluşursa,
renklenme çok daha parlak olarak ortaya çıkar.
32
Vücut üzerinde, çoğunlukla türlere özgü, çeşitli desenler bulunur. Bunların şekli genellikle
kalıtsal olmasına karşın, büyüklükleri ve koyulukları, çevre koşulları ve iç koşullarla denetlenebilir.
Kalıtsal renkler hemen her zaman simetrik olarak ortaya çıkar. Bazı desenler ve renkler bazı
türlerde çok büyük varyasyon gösterir. Tamamen açık renkten tamamen koyu renge değişim
eunomi olarak bilinir. Ancak, desen yeri her zaman kalıtsal olarak sabittir.
Kural olarak, böcekler, bulundukları ortama mükemmel denecek derecede uyum gösterirler.
Doğadaki ortama, gerek renk, gerekse desenler bakımından uyulmasına homokromi, gerek renk,
gerekse desenler bakımından bir bitki ya da hayvanı taklit etmesine de mimikri denir. Bu taklit,
çoğunlukla zehirli bir hayvanı taklit etme şeklinde ortaya çıkar. Mekanizması tam anlamıyla
aydınlatılamamıştır.
Uroplatus phantasticus
Böceklerde Savunma
Homokromi - Eşrenklilik
Kar tavuğunda mevsimlere göre kamuflaj ve stil değişimi (Kış, Sonbahar ve İlkbahar).
33
Mimikri – (Renk ve desen bakımından bir bitkiyi taklit etme)
Mimikri – (Rrenk ve desen bakımından bir hayvanı taklit etme)
3
BAŞ (CEPHALO)
Baş genel olarak göğsün ön tarafında yer almıştır; fakat bazı familyalarda, örneğin
Bostrychidae (Coleoptera) familyasında göğsün alt tarafındadır. Tek bir segment gibi görünmesine
rağmen embriyonik olarak altı, yani göğüstekinin
iki katı segmentten yapılmış olduğu
zannedilmektedir. Bu segmentler, baştaki iç organları içine alan sert bir kapsül seklinde
34
birbirleriyle kaynaşmıştır. Bağlantı yerlerine stur (sture) denir. Sturlar arasındaki alanlar, yerlerine
göre isim alırlar.
Ergin böceklerin kafa duvarındaki en belirgin sınır hatları büyük bileşik gözlerdir. Bunlar altı
baş segmentinden birini temsil ederler. Bazı böceklerde başın tepesi (vertex)'ndan aşan, bileşik
gözler arasında orta hat üzerinde ve öne doğru iki kola ayrılan, tamamı ters Y harfine benzer
yapıda, sap kısmı başın üstünden göğse ve kolları öne doğru uzanan iz halinde bir çizgi veya stur
epicranial (coronal) stur vardır. Kafa duvarında bu sturun kolları arasında kalan veya stur
bulunmayan böceklerde buna karşılık gelen alan front veya frons olarak bilinir. Bu alan
çoğunlukla orta ocellus’u taşır. front'un aşağısındaki diğer iki alan veya skleritler enine sturlarla
tipik olarak birbirinden ayrılmıştır. Bunlardan bazen iki parçalı olan üstteki clypeus ve daha
aşağıdaki üstdudak (labrum) adını alır. Clypeus, bir tarafı ile ağzı üstten sınırlayan labrum'un alt
tarafına, diğer tarafıyla da kafa kapsülüne bağlanan hareketsiz bir parçadır.
Başın yukarı kısmında bileşik gözler arasındaki alana tepe (vertex) denir. Başın yan
taraflarının aşağısı, bileşik gözlerin gerisi ve arasına genae (yanak) denir. Başın göğse dayanan
parçasına occiput denir. Postgenae adı verilen aşağı ve yan tarafları, çoğunlukla at nalı
şeklindedir. Occiput
besinlerin, sinir iplerinin, dorsal kan damarının ve trakenin baştan göğse
geçtiği baş kapsülünün küçük arka deliğini kuşatmıştır. Bu geçit foramen occipitale (arkakafa
deliği) adını alır. Başın, boyunla bağlandığı kısmın kitinleşmiş bölgesine postocciput (arkakafa),
yumuşak kısmına da cervix (boyun) denir. Başa derimsi bir zarla yapışmıştır. Bu zarın her iki
tarafında cervicalia denen iki küçük plakçık vardır. Boynun ön kısmı başın son segmentine, arka
kısmı ise göğsün ilk segmentine aittir.
Baş üzerinde, yanlarda ve yukarıya doğru yerleşmiş bir çift bileşik göz, çoğunlukla bunların
arasında ve genel olarak 3 (bazen 1) adet nokta göz, bir çift anten ile bir çift mandibula ve iki
çift maxilla ile bunları üstten örten üst dudak (labrum)’ın meydana getirdiği ağız parçaları
görülür (Şekil 3-1).
35
Şekil 3-1. Karasinek, Dutkımılı ve Balarısında Baş Kapsülleri
3-1 Gözler
Böcekler iki temel görsel reseptör çeşidine sahiptirler. Bunlar bileşik göz ve basit nokta gözler
(ocelli) dir. Türlerin büyük çoğunluğu bu iki çeşitten bir veya diğerine sahip olurken, her ikisi de
kaybedilmiş de olabilir. Bileşik göz iki büyük olandır ve çoğu böcekte oldukça belirgindir, ancak bu
göz çeşidi larvalarda asla bulunmaz.
Noktagöz'ün, tepegözler (dorsal noktagözler veya dorsal ocelli) ve yan noktagözler
(laterel ocelli) olarak başlıca iki çeşidi vardır (Şekil 3-2).
36
Şekil 3-2. Böcekte Gözler
Tepegözler nimf veya ergin böceklerde vertex'de
tipik bir üçlü grup olarak bileşik gözlerle
birlikte bulunurlar. Bununla birlikte kelebekler dahil bazı böceklerde hiç bulunmazken güvelerde
anten kaideleri yanında iki adettir.
Yan noktagözler (Stemmata) holometabol böceklerde larvaların yegane gözleri olup, bir ile
altı çift arasında veya daha fazla değişen sayılarda, yanak (genae)'ta yer alırlar (Şekil 3-3).
37
Bir karasinekte baş ve bileşik gözler
Musca domestica
Karasinekte bileşik göz yüzeyinin bir
görüntüsü (elektron mikroskopunda 450
büyütme
taramması
kullanılarak
sağlanmıştır)
Marangoz arıda bileşik gözler
Odonata (Yusufcuk) Bileşik gözler
38
Bileşikgözler böceğin başında iki yanda tümsek şeklinde yuvarlak, oval veya böbrek şeklinde
alanlar halinde, işlevlerini ima eden abartılı parlak görünüşleriyle çoğunlukla en fazla göze çarpan
organlardır. Her bileşikgöz, kendi özel optik sistemine sahip, çoğunlukla altıgen, çok sayıdaki
ommatidiumdan (bir çeşit noktagözden) yapılmıştır. Ommatidium sayısı böceğin yaşama yeri ve
davranışlarına bağlı olarak oldukça değişiktir. Örneğin, Solenopsis cinsi karıncalarda çiftleşme
uçuşunda dişileri bulacak olan erkeklerde 400, topak altında yaşayan işçilerde 6 veya 9 adettir.
Lampyris'in kanatsız dişisinde 300, kanatlı erkekte 2500'dür. Karasinek, Musca domestica, ve
balarısı, Apis mellifera, 'da 4000 dolayında; Dytiscus'ta 9000, Çatalkuyruklu kelebek, Papilio
polyxenes, 17000 ve görüş keskinliği çok yüksek olan Subakiralerinde (Odonata) 10.000 – 28.000
adettir.
Noktagöz ve bileşikgözler, ayrıntılı olarak duyu organları kısmında incelenecektir.
Şekil 3-3. Tırtılın Baş Kapsülü ve Yan Nokta Gözler
39
Meyve sineğinden esinlenilerek, panoramik görüş sağlayan yapay "petek göz" geliştirildi.
Avrupalı bilim adamları, sinekler ve benzer hayvanların farklı yönlerdeki hızlı hareketleri aynı anda
"yakalama" özelliğini ilk kez yapay göze aktarmayı başardı. PNAS dergisinde yayımlanan araştırmada bilim
adamları, meyve sineklerinin gözünü örnek alarak geliştirilen, "CurVACE" adı verilen prototipin bükülme
olmadan, çevredeki farklı ışık yoğunluklarına uyum sağlayabilen, yüksek çözünürlüğe sahip panoromik bir
görüş sağladığını vurguladı.
Yapay gözün, hızın son derece önemli olduğu durumlarda, örneğin karada ya da havada çarpışmaların
engellenmesi için, 3 boyutlu tespit sistemlerinde kullanılabileceği belirtildi.
Araştırmacılar, 360 derecelik görüş elde etmek açısından 2 yapay gözün sırt sırta yerleştirilmesinin yeterli
olduğunu ifade etti. AA
3-2 Antenler
Yüksek organizasyonlu hayvanların hiçbirinde, böceklerin (ve akrabalarının) antenleri ile
karşılaştırılacak bir organ yoktur. Tüm gerçek böcekler ikinci baş segmentinin uzantıları olan bir
çift antene sahiptirler. Diğer eklembacaklılardan örümcek, akar, kene ve akreplerin antenleri
yoktur. Çıyan ve kırkayaklar böcekler gibi bir çift antene sahipken, kerevit, ıstakoz ve yengeçte iki
çifttir.
Pek çok böcek antenlerle yönünü hisseder, tehlikeyi sezer, besinini keşfeder, eşini bulur.
Antenler karıncalarda olduğu gibi en azından bazı durumlarda
türün
bireyleri arasındaki
haberleşmede, sineklerde olduğu gibi koklama organlarının taşınmasında, dişi sivrisinekte olduğu
gibi işitmede veya nadiren de olsa eş veya av yakalamada kullanılır. Antenleri koparıldığında veya
zarar gördüğünde pek çok böcek büyük bir sıkıntı ve bazen kendini idare edemez bir hal gösterir.
40
Bu bir çift uzun, esnek, çok duyarlı
dokunaçlar çevreyi algılayabilmeden öte, bu çok faal
hayvanlara çok büyük üstünlük sağlar.
Antenler Protura takımında tamamen körelmiştir. Diğer böceklerin tümünde çeşitli tipte bir
çift anten vardır. Gerçek segmentli antenler yalnız Collembola ve Diplura takımlarında mevcuttur.
Bunlarda, antenin son segmenti hariç, diğer segmentler kaslarla donatılmış olup, ayrı ayrı hareket
etme yeteneğine sahiptirler. Johnston organı yoktur.
Antenler değişik sayıda segmentten meydana gelmiştir ve bunlara baştan itibaren sıra
numarası verilir. İlk ikisi daima diğerlerinden şekil ve büyüklük bakımından farklıdır. Anteni başa
bağlayan birinci segmente scapus = anten kaide segmenti onun üzerindekine de pedicellus =
anten ara bileziği denir. Diğer parçaların her birine flagellum veya funiculus denir. Scapus'tan
çıkan kaslar pedicellus'un ve diğer parçaların hareketini sağlar. Pedicellus ve diğer parçalar
kassızdır. Kural olarak pedicellus'ta Johnston Organı vardır. Flagellum'ların şekline göre birçok
anten tipi ayırt edilir (Şekil 3-4).
Kabuk böceklerinin anten yapısı
41
Böcek antenleri şekil ve büyüklük bakımından son derece değişiktir ve pek çoğu
sınıflandırmada kullanılır. Belirli ortak tiplere özel adlar verilmiştir (Şekil 3-4).
İplik Şeklinde (Filiform) Anten. Tüm segmentler yaklaşık aynı kalınlıktadır ve birleşme
yerlerinde göze çarpan büzülme yoktur. Carabidae (Coleoptera) türleri.
Şekil 3-4. Anten Çeşitleri
Tespih
(Moniliform)
Şeklinde
Anten:
Aralarında
belirgin
büzülmeler
olan
küresel
segmentlerden yapılmış olup, tamamı boncuk dizisi şeklini andırır. Rhysodidae (Coleoptera)
familyası türlerinde görülür.
Kıl Şeklinde (setaceous) Anten. Daha kalın bir kaideden çok narin bir uca doğru gittikçe
inceldiğinden, tabandan uça doğru segmentlerin büyüklüğündeki belirgin bir azalma ile karakterize
edilir. Tettigoniidae (Orthoptera) türleri örneği.
Topuz Şeklinde (clavate) Anten: Uca doğru kademeli olarak genişler, uca yakın segmentler
ortadaki uzunluktan daha büyüktürler. Pieridae (Lepidoptera).
42
Topuzlu (capitate) Anten: Uca doğru genişleme topuz şeklindeki antendekinden daha ani ve
daha fazladır.
Yaprak Şeklinde (Lamellata) Anten: Sondaki genişleme anten ekseninden hemen tamamen
bir yöndedir ve geniş, yassılaşmış levhalar şeklindedir. Scarabaeidae (Coleoptera) familyası türleri.
Testere Şeklinde (Serrate) Anten: Kıl şeklindeki anten segmentleri eksenden bir yöne doğru
testere dişleri şeklinde uzamıştır. Elateridae (Coleoptera) türleri.
Dirsek Şeklinde (Geniculate) Anten: Scapus çok uzundur ve diğer anten halkalarının ekseni
belirgin bir açı yapar. Bu nedenle bir dirsek şekli meydana gelir. Apidae (Hymenoptera) türleri.
Tarak Şeklinde (Pectinate) Anten: Testere şeklindeki antendeki çıkıntıların tarak dişi
şeklinde uzamış halidir. Anobiidae ve Prochroidae (Coleoptera) türleri.
İki Taraflı Tarak Şeklinde (Bipectinate) Anten: Tarak dişi gibi çıkıntılar her bir halkanın iki
yanında uzamıştır. Lymantriidae (Lepidoptera) familyası erkekleri.
Diken Şeklinde (Aristate) Anten: Az sayıda halkadan yapılmıştır, sonuncudan iri bir kıl
çıkmıştır. Bu kıl bazen kirpikli, bazen çıplaktır. Tachinidae (Diptera) türleri.
Tüyülü (Plumose) Anten: Anten halkalarından bol sayıda ince uzun tüyler çıkar. Culicidae
(Diptera) türleri.
AĞIZ TİPLERİ VE PARÇALARI
Öncelikle besinlerin alınmasında kullanılan ağız, her zaman başın ön veya alt tarafına
yerleşmiştir. Ağız üyelerinin baştaki konumlarına göre, genel olarak ortohnathhous, prognathous
ve hypognathous olarak bilinen üç ayrı durum mevcuttur. Örneğin, çekirgelerde baş büyük ve
hypognathous’tur. Bunun anlamı, başın, geri kalan kısmının altında çiğneyici çeneleri olan düşey
konumda bir yüze sahip olmasıdır.
3-3 Çiğneyici Ağız Tipi
Bu tipe ısırıcı veya kemirici ağız adı da verilir. Bu şekilde ağız yapısına sahip böcekler
besinlerini ısırıp çiğnemek suretiyle alırlar. Bu en yaygın ağız tipi olup, Thysanura, Orthoptera,
Dermaptera, Isoptera, Mallophaga, Trichoptera, Coleoptera, Neuroptera takımları ve bazı
Hymenoptera türleri ile Lepidoptera larvaları (tırtılları) dahil pek çok böcek larvasında bulunur.
Temel ağız tipidir (Şekil 3-5).
Labrum (Üstdudak): Clypeus'a bağlanmış, duyu kılları ile donatılmış, ağzı üstten kapatan
kapak şeklinde tek parçalı geniş ve yassı bir yapıdır. Esas olarak baş kapsülünün bir parçasıdır.
Locustidae, Gryllidae (Orthoptera)
türlerinde,
labrumun iç alt veya gerideki yüzünü
oluşturan epipharynx, ayrılmaz bir şekilde ona bitişmiş ve ağzın tavanından yemek borusuna
kadar uzanmıştır. Duyumsal bir alan olup, son tat alma organlarını içerdiği kabul edilmektedir.
43
Mandibula (Üstçene): Labrum'un hemen altında ve yanlara doğru yer almıştır. Her zaman
segmentsizdir. Kaidesi aşağı yukarı üç köşelidir. Sadece yanlara hareket edebilir. İç kenarı birçok
dişçikle donatılmıştır. Bunlar, besinlerin ısırılmasında ve çiğnenmesinde rol oynar. Yırtıcılıkla
geçinen böceklerde bu dişçikler genellikle uzun ve sivri, herbivorlarda ise geniş, küt ve kısadır.
Maxilla (Altçene): Birçok segmentten oluşmuştur; çift yapılıdır. İlk kısmı iki segmentten,
cardo ve stipesten oluşmuştur. Stipes, 4 veya 5 parçadan oluşmuş palpus (çoğulu Palpi)
maxillaris ( çene duyargaları = Dokunaçları)'i taşır. Besinin aranmasına ve incelenmesine hizmet
eder. Stipes'in ortasında, uca doğru, iç tarafta lacinia (=lobus internus), dış tarafta ise galea
(=lobus externus) denen, yaprak şeklinde segmentli iki yapı daha vardır. Lacinia'nın uç-iç tarafı,
sivri birkaç dişçik ve diken içerir. Çiğnemede, mandibula kısmen destek ödevi görür. Ayrıca besini
tutmaya, yani ağız deliğini kapamaya ve kısmen de besini daha küçük parçalara ayırmaya yarar.
Galea'nı çiğnemede görevi yoktur. Maxilla ait segmentlerin hemen hepsi, her yönde hareket
edebilecek şekildedir.
Şekil 3-5. Çekirgede Çiğneyici Ağız Tipinin Parçaları
Ön ağız boşluğu veya ağız zemininde, çoğunlukla labiumum ön iç duvarına bitişik, dil
benzeri bir uzantı olan hypopharynx bulunur. Özellikle İpekböceği ve hastalık taşıyan bazı
böceklerde önemli olan, böcek tükürük bezlerinin açıldığı bir oluk parçasını andırır.
Labium (Altdudak): Başlangıçta çift yapılı olan bu üye, daha sonra kaidesinden ortasına
kadar birleşerek, bir parçalı plaka şekline dönüşmüştür. Kaynaşan koksopoditler kaidede
postmentum’u, uç kısımda ise prementum’u meydana getirir. Postmentum, çoğunlukla,
submentum denen bir kaideye ve mentum denen bir parçaya bölünmüştür. Kaide tarafı cervix'in
karın tarafına doğru uzanır. Prementum, yanlarda, kural olarak 3 segmentli, körelmiş bir palpiger
ile yan yana prementuma eklem yapmış, palpus labialis (altdudak duyargaları = dokunaçları)'i
44
taşır. Maxilla'daki lacinia ve galea'nın yerine glossae (dil) ve paraglossae (yan dil) denen, birer
parçadan oluşmuş iki plakçık vardır. Bazen bu iki plakçık birleşerek ligula’yı yapar.
3-4 Yalayıcı-emici Ağız Tipi
Çiğneyici ağız tipine en yakın ağız tipidir. Üstdudakla (labrum) üstçene (mandibula) ilk
şekillerini korurlar. Bunlar, besinin delinmesinde ya da şekil verilmesinde kullanılır. Buna karşın,
emme ödevini görebilmek için altçene (maxilla) ve altdudak (labium) hafifçe dirsek şeklinde
bükülebilir. Altçene ve altdudak birleşerek labiomaxillar sistem’i oluşturur. Altdudağın (labium)
dil (glossum) kısımları birleşerek uzun bir emme oluğu meydana getirirler. Altdudağın dokunaçları
(palpus) ile birinci maksilla'rın dış yaprakları bu oluğun etrafını saran bir kılıf oluşturur.
Paraglossum körelmiştir. Bu tip ağza arılarda rastlanır (Şekil 3-6).
Şekil 3-6. Balarısında Yalayıcı-Emici Ağız Tpinin Parçaları
Bir
işçi
balarısında
oval
ipliğimsi
antenlerin
ve
bileşik
gözlerin,
karmaşık
ağız
parçalarının görüldüğü başın anterior-lateral
görünüşü (Yaklaşık X12)
45
The honey bee mouthparts are
adapted to a lapping mode of
feeding in which liquid food
adhering to a 'tongue' or labial
glossae is transferred from
flower to mouth. Image right
shows top of mouthparts. The
two triangular structures in the
centre of image are the
mandibles. Below protrudes the
elongate and fused labial
glossae which forms a hairy
tongue.
(Approx. X50)
The lower part of the elongate
fused labial glossae is seen in
this image. The glossae or
tongue (rough structure in
lower part of image) is
surrounded by the maxillary
galeae (smooth areas at top)
and the labial palps (one is
protruding to the left) forming a
tubular proboscis containing a
food canal. When feeding the
honey bee dips its tongue into
the nectar which adheres and
the the tongue is retracted so
that adhering liquid is carried
into the space between the
galeae and labial palps.
(Approx. X90)
46
Honey bee head - same area
as in 2nd image centre top showing pollen grains adhering
to hairs - bees facilitate
transfer of pollen from one
plant to another.
(Approx. X700)
3-5
Emici Ağız Tipi
Lepidopteraların Erginlerinde görülür. Sadece sıvı besin alabilirler.
Mandibula ile labium (duyargaları hariç) çok küçülmüştür. Buna karşın birinci maksilların
galea'ları birer yarım oluk şeklini alarak uzamış ve her iki yarım oluğun karşılıklı gelmesiyle de
uzun bir emme borusu oluşmuştur. Emme borusu kullanılmadığı zaman, ağzın altında helezon
şeklinde kıvrılmış olarak kalır. Besleneceği zaman ileriye doğru uzatılır. Bu tip ağza besinlerini
emmek suretiyle alan kelebeklerde rastlanır. Bazı kelebeklerde bu hortum kısmen ya da tamamen
körelmiştir; sadece ikinci maksilların palpus kısmı kalmıştır. Bu tip ağza sahip olanlar
beslenemezler (Şekil 3-7).
47
Şekil 3-7. Kelebeğin Emici Ağız Tipi
3-6
Delici-Emici Ağız Tipi
Bazı böcekler, bitki ve hayvan dokuları içerisinde bulunan çeşitli sıvıları emerek beslenirler.
Bu nedenle ağız parçaları önce bu dokuyu delmeye, sonra sıvıyı emmeye uygun durumdadır. Bu
ağız tipine sahip böcek gruplarında, ağız parçalarının yapısında birçok değişiklikler vardır. Fakat
çoğunlukla, bunlar üç grup altında incelenir.
Altı iğneli delici-emici ağız. Culicidae (Sivrisinek) ve Tabanidae (Bügelek) türlerinde
görülen tiptir Labium oluk şeklini alır (Proboscis) ve bu oluğun üst tarafı, yine bir oluk şeklini almış
Labrum tarafından kapatılır. Mandibulalar ve maksillaların iç yaprakları ile hypopharynx delme
ödevini yürütebilmek için değişikliğe uğramışlardır. Delme aygıtı ikisi mandibuladan, ikisi
maxilladan, biri hypopharynxden biri de labrumdan meydana gelmiş altı iğnelidir. Bu delme aygıtı,
labiumun meydana getirdiği oluk içerisinde bulunur. Hypopharynx iğnelerinin ortasında delik
(tükürük kanalı) olması tükürük salgısının akmasına izin verir. Kanın emildiği kanal ise
hypopharynx ile labrum arasındaki boşluktur (emme kanalı). İğnelerin uzunluğu labiumdan hatta
vücudun uzunluğundan fazla olabilir. Dinlenme sırasında, her üç tipte de, iğneler böcekler arasında
karın altına doğru uzatılır. Tüm bu gruplarda iğneler labium oluğunun içinde aşağıya-yukarıya
doğru kaydırılır. Bu aygıttaki emmeyi yapan kısım, son tarafı hypopharynxle kapatılmış olan oluk
şeklindeki labrumdur.
Dört iğneli delici-emici ağız. Tahtakurularında ve pirelerde rastlanır. Bu tip delici-emici
ağız tipinde, hypopharynx ve labrum iğneleri bulunmaz. Labrum oransal olarak kısadır. Delmede
kullanılan maksilla iğnelerinin içe bakan tarafları, iki yarım kanal içerir. Bu iğnelerin yan yana
gelmeleriyle, birbirinden ayrı iki kanal meydana gelir. Mandibular iğneler ise kanalsızdır. Bunlar,
48
alttan ve üstten maksillar iğnelere dayanarak onların delme ve emme işlevlerini kolaylaştırır. Üst
kanal emmeye, alt kanal da besini akışkan hale getiren tükürük salgısını akıtmaya yarar. İğneler
doku içerisine daldırıldığında, labiumun oluşturduğu oluk, dirsek gibi kıvrılmış durumda dışarıda
kalır. Hemiptera takımı (Homoptera ve Heteroptera alt takımları) ait bitki özsuyu emen
böceklerde de bu tip ağız görülür.
İki iğneli (Emici uçlu) ağız tipi. Bazı sineklerde görülür. Mandibula (iğnesi ile birlikte)
tamamen kaybolmuş; maxillanın ise sadece palpusu kalmıştır. Labium oluşturduğu olukta yalnız
iki iğne bulunur. Bu iğnelerden biri hypopharynxten, diğeri labrumdan yapılmıştır. Tükürük kanalı
yine hypopharynx içindeki delik, emme kanalı ise hypopharynx ile labrum arasındaki boşluktur.
Delme işi labium tarafından yapılır. Labiumun oluşturduğu hortumun ucunda bir yastık labellum
bulunur.
Karasineklerde (Musca spp.) ağız tipi esas itibariyle bu şekilde ise de, son iki iğneciğini de
kaybetmiştir, yani tamamen iğnesizdir. Dolayısıyla delme işini yapamaz, yani sokamaz.
Labellumları da tükürük salgısını besinin üzerine etkili bir şekilde yayabilmek ve tekrar emebilmek
için belirgin şekilde büyümüştür (Şekil 3-8).
49
Şekil 3-8. Karasinekte Ağız Parçaları
4
GÖĞÜS (THORAX)
Böcek vücudunun ikinci bölümüdür. Üç segmentten meydana gelmiştir. Önden arkaya
doğru birincisine Ön göğüs (Prothorax), ikincisine Orta göğüs (Mesothorax) ve üçüncüsüne Arka
göğüs (Metathorazx) denir. Göğüs segmentlerinin her birine bir çift bacak bağlanmıştır. Meso- ve
metathorax, pterygota (Kanatlı Böcekler)'da kural olarak iki çift kanat taşır. Bu son iki segmente,
birlikte prothorax denir. Göğsün segmentleşmesi en iyi şekilde Apterygota (Kanatsız Böcekler)'da
görülür. Bu böceklerde üç segment çoğunluk birbirinin benzeridir. Kanatlı böceklerde segmentlerin
kaynaşmasından dolayı, bazen bu üçlü görünümden sapmalar ortaya çıkar. Örneğin, Orthoptera,
Coleoptera, Hemiptera gibi pek çok böcek takımında prothorax diğerlerine göre gayet iri
yapılıştadır (Şekil 4-1). Hymenoptera takımında ise aksine bu segment küçük kalmıştır. Yürümek
yerine hemen tamamen uçarak hareket eden böceklerde, örneğin kelebek ve sineklerde göğüs
halkaları birbiriyle kaynaşmış durumdadır. Segmentler ancak aralarındaki izlerden ayırt edilebilir.
Bir thorax
segmenti, üstte tergum , iki yanda pleura ve altta sternum adı verilen
kısımlardan meydana gelmiştir.
Tergum, göğsün sırt kısmındaki parçalarını ifade eder. Bunların her birine notum denir.
Sırasıyla, Pronotum, Mesonotum ve Metanotum adını alır.
Kanatları taşıyan segmentlerin (Pterothorax) tergumları kuvvetli olarak kitinleşmiştir.
Terguma üstten bakıldığında, ortada büyük bir alanı kaplayan ve yanlarda kanatların dibine doğru
uzanan kısma alinotum, iki tergum arasında, bir çeşit ara tergum gibi görünen bileziklere
postnotum denir.
50
Alinotumun üzerinde çoğunlukla V şeklinde ve V-Sturu denen bir sturu hemen hemen
böceklerin çoğunda görmek mümkündür. Bu stur alinotumu iki önemli bölgeye ayırır. Öndeki
bölgeye scutum, arkadaki bölgeye scutellum denir. Scutellum, kanatların arka kenarına doğru
inerek kanat ligamenti’ni oluşturur. Mesothorax scutellumuna kalkancık denir. Kanat örtüsü
bulunan böceklerde, kapanmış kanat örtülerinin kökleri arasında, kolaylıkla görülebilir. Scutumun
ön kısmı (Prescutum) kanadın önünde yanlara kıvrılarak episternum üzerine doğru prealar denen
bir çıkıntı meydana getirir.
Şekil 4-1. Çekirgede Göğüs Segmentleri
Göğsün sırt tarafındaki bu plakalar böceklerin yaşayışına uygun olarak değişik şekiller
almıştır. Bazen öndeki pronotum büyüyerek diğer tergumları (çekirgelerde) hatta tüm vücudu
(Tetrigidae ve bazı Homoptera'larda) örtebilir. Bazılarında korunmak için silahlanma, bazılarında
öne doğru uzayarak başı örtme (hamamböceklerinde) durumu görülür. Coleoptera türlerinde
yeknesak bir kalkan halinde olup boyun kalkanı adını alır.
Göğüsün yan tarafları, yapıları farklı olan sert plakalarla örtülmüştür. Bu plakalara pleurum
(çoğulu pleura), plakaların zar ya da sturlarla diğer plakalardan ayrıldığı kısmına da pleurit adı
verilir. Kanadın vücuda bağlandığı yerde kanadın aşağı yukarı hareket etmesini sağlayan
fulcurum denen bir boğaz vardır.
Göğsün karın tarafına sternum denir. Yanlarda pleura ile ilişkide olan plakalardan
yapılmıştır. Plakalar bulundukları segmentlere göre, pro-, meso- ve metasternum adını alır.
Bacaklar, pleura ile sternum arasından çıkarlar.
51
BACAKLAR VE ÇEŞİTLERİ
4-1 Bacakların Yapısı
Ergin böceklerin hemen hepsi, her göğüs segmentinde birer çift olmak üzere toplam üç çift
bacağa sahiptir. Bacaklar, içleri boş, silindirik segmentlerden meydana gelmiştir. Tüm böcek
bacakları bağımsız hareket edebilen ve her zaman aynı düzende olan tam beş parçadan oluşur.
Thoraxdan başlama sırasına göre bu parçalara Coxa, Trochanter, Femur, Tibia ve Tarsus adı verilir
(Şekil 4-2).
Şekil 4-2. Genelleştirilmiş Bacak Yapısı
52
Coxa (Kalça). Bacağın thorax segmentlerine bağlandığı kısmıdır. Sadece bir segmentten
oluşur. Küremsi, silindirimsi veya konik şekilde, çoğunlukla kısa ve kalın yapılıştadır. İkiye
ayrılmıştır; önde olana coxa vera, arkada olana meron denir. Coxadan önce, çoğunlukla iyi
görülmeyen bir subcoxa vardır.
Trochantar (Femur Bileziği). Gayet kısadır. Bazı böceklerde, en belirgin olarak parazit arılar
ve Odonata'da birinci ve ikinci trochantar olarak ikiye ayrılmıştır. Bazen bir sonraki parça ile
kaynaşmıştır.
Femur (Baldır). Bacağın en iri ve kuvvetli kısmıdır. Özellikle sıçrayıcı tipteki bacaklarda,
örneğin Orthoptera takımında çok iyi gelişmiştir.
Tibia (Uyluk). İnce ve uzun yapılı olan bu kısım, çoğunlukla diken veya mahmuz çıkıntıları
ile donatılmıştır. Birçok böcekte , tibianın femur içerisinde yatacağı bir yiv vardır.
Tarsus (Ayak). Bacağın sonunda bulunan bu kısım 1 ile 5 arasında değişen ve tarsi denilen
parçalardan oluşur. Collembola ve Protura'da ve böcek larvalarının çoğunda tarsal kısım tek bir
tırnaktan oluşmuştur. Diğer böceklerde tarsusların son kısmı (Pretarsus), bir çift keskin kavisli
çengel ya da pençeden yani tırnaklar (Ungues)'dan oluşur. Bu tırnak çifti, son tarsal segmentin
üst-uç kenarıyla eklemlidir. Tırnaklar kuvvetli olarak kitinleşmiştir. Tırnaklar arasında, çoğunlukla
derimsi yapıda, bazen sırt tarafı kitinleşmiş arolium denen bir kabarcık vardır. Bu kabarcığın her
iki yanında, derimsi yapılı birer birer çıkıntı daha vardır. Bunlara pulvillus (çoğulu pulvilli) denir.
Alt tarafta, aroliumun altına uzanan kitinleşmiş veya yumuşak zarımsı uzantıya empodium denir.
Tüm bu yumuşak yastık veya taban şeklindeki yapılar, böceklerin hareketinde çok önemli olan
tutunma ve yapışmayı sağlarlar. Örneğin, karasinekte bu yumuşak tabanlar üzerinde, her biri
yapışkan bir madde sızdırarak sineğin son derece pürüzsüz yüzeyler üzerinde aşağı yukarı
yürümesini sağlayan pek çok mikroskopik oyuk tüyleri vardır.
Bir böceğin üç çift bacağının tarsi sayıları aynı homomer olabildiği gibi bunun aksi
heteromer durum da görülür. Homomer olanlar tarsusu meydana getiren segmenlerin sayısına
göre: beşli (Pentamer) Mantidae, Carabidae, Danaidae, Chalcididae ve diğer pek çok familyada;
dörtlü (Tetramer) Tettigoniidae, Curculionidae familyalarında; üçlü (Trimer) Acrididae, Spheridae
familyaları ile Hemiptera, Homoptera, Dermaptera gibi bazı takımlarda; ikili (Dimer) Aphididae
familyası ve Mallophaga takımında; birli (Monomer) Coccoidae üst familyasında; yapılar gösterir.
4-2
Bacak Çeşitleri
Bacaklar hemen her zaman tüm ergin böceklerde ve genellikle diğer evrelerde mevcuttur.
Bununla birlikte bazı böcek larvaları tamamen bacaksızdır. Bazı böcek larvalarında, en belirgin
olarak kelebek tırtıllarında, göğse birleşik üç çift bacağa ek olarak, yine bacak olarak kullanılan, 28 çift arasında değişen, ete benzer kaynaşmamış karın çıkıntıları (proleg) vardır.
Hareketli böceklerin incelenmesinde en çok dikkati çeken, böceklerin çok değişik amaçlar
için bacaklarını kullanabilmeleridir. Böceklerde bacaklar, insanların ellerini kullanmaları gibi pek
çok ödevi, hatta bazen ağız parçalarının gördüğü kazma, taşıma, dövüşme gibi işleri yerine
getirirler. Yürüme ve sıçramaya ek olarak, böcekler
bacaklarını çoğunlukla kazma, yakalama,
hissetme, yüzme, yük taşıma, yuva yapma ve vücut parçalarını temizlemede kullanırlar.
53
Ödevlerine göre çeşitli bacak şekilleri Bacakların yapısı yukarıda açıklanan şekle uymakla birlikte,
gördükleri ödeve göre bacak şekillerinde değişiklikler görülür. En çok farklılaşma 1. ve 3. bacak
çiftlerinde görülür (Şekil 4-3.).
Şekil 4-3. Farklı İşlevler İçin Değişiklikler Gösteren Böcek Bacakları
Yürüyücü bacak. En temel bacak tipidir. Birçok böcek grubunda görülür. Bu tipe en iyi
örnek hamamböcekleri (Blattoptera)'dir. Yürüyücü bacağa sahip Ichneumonidae (Hymenoptera)
türlerinde trochanter iki segmentlidir.
Sıçrayıcı bacak. Çok kuvvetli kaslarla donatılmış bir femur ve oldukça kuvvetli ve uzun bir
tibia bulunur. Sıçrama için tibia femur altına çekilir ve yere doğru bir seğirtme hareketi yapılır.
Çeşitli çekirgelerin yer aldığı
Acrididae ve Tettigoniidae (Orthoptera) familyalarında, Gryllidae
(Orthoptera), Halticinae (Chrysomelidae, Coleoptera) alt familyasında ve diğer bazı böceklerde
Örneğin,
Siphonaptera
takımında,
Psyllidae
(Homoptera),
Chalcididae
(Hymenoptera)
familyalaraında sıçrayıcı bacak vardır.
Kazıcı bacak. Tüm bacak kısımları kalın ve kuvvetli bir yapıdadır. Genişlemiş olan tibia bir
kürek ödevi görür. Alt tarafında bulunan dört büyük diş, kazma işini kolaylaştırır. Tarsusun ilk iki
54
segmenti de kuvvetlice genişlemiştir. En belirgin olarak, Danaburnu, Gryllotalpa gryllotalpa (L.)
(Orthoptera, Gryllotalpidae) ve bazi Scarabaeidae (Coleoptera) türlerinde görülür.
Toplayıcı bacak. İşçi balarısı ve diğer bazı arılarda arka bacak çifti besinlerin toplanması
ve taşınmasına uygun şekildedir. Tarasusun kaide segmentindeki (Metatarsus) düzgün tüy sıraları
polenlerin toplanmasında kullanılır. Tibianın büyük kenar tüyleri polenleri kovana taşımak için
polen sepetini meydana getirmiştir.
Balarısı, Apis mellifera (L.) (Hymenoptera, Apidae)'nın işçileri çiçekler üzerinde dolaşarak,
vücudunun çeşitli yerlerine yapışan polenleri metatarsus segmentinde fırça adı verilen düzgün
sıralar halindeki kıllarla toplar. Bundan sonra, örneğin sağ bacak fırçasında toplanan polenler, sol
bacağın tibiasının tarsusa bakan yüzündeki kalın, tarak adı verilen kısım ile taranarak toplanır. İlk
tarsus segmentinin tibiaya bakan yüzündeki kılların oluşturduğu mahmuz tarafından itilerek
tibianın dış yüzündeki sepet adı verilen çöküntüye geçirilir. Sepetin etrafındaki kıllar, topak haline
gelen polenleri tutar. Arı ikinci bacak çifti ile de bu kısma ara sıra dokunarak, polenlerin iyice
yerleşmesini sağlar (Şekil 4-4).
Şekil 4-4. Balarısında Arka Göğüs Bacağı
Temizleyici bacak. Birçok böcekte, özellikle arılarda, antenleri toz ve polenlerden
temizleyebilmek için, ön bacakların tibiasında özel temizleyici bir yapı vardır. Nymphalidae
(Lepidoptera) familyasından bazı türlerin ön bacaklarının birinci parça dışındaki ayak parçaları çok
küçülmüş ve hatta erkeklerde tamamen yok olmuştur. Bu bacakların ince yapılı femur , tibia ve
tarsus kısımları sık ve uzun kıllarla kaplıdır. Bu bacaklar sadece kelebeğin baş kısmının
temizlenmesinde kullanılır.
Yüzme bacağı. Suda yaşayan böcekler, bacaklarını yüzme organı olarak kullandıkları için
değişik yapı kazanmış Suda yaşayan böceklerin bacaklarında su içinde veye yüzeyinde kolay
yüzmeyi
sağlayacak
çeşitli
değişiklikler
görülür.
Coleoptera
takımından
Dytiscidae
ve
Hydrophilidae familyalarına ait böceklerde tibia ve özellikle tarsus segmentlerinin iç yüzeylerinde
55
geriye doğru uzanmış iri kıllar bulunur. Bacaklar geriye itildiğinde, suya karşı gelen bu kıllar
böceğin ilerlemesini sağlar. Bacaklar ileri çekilirken, bu kıllar segmentler üzerine yattığı için, bu
hareket kolayca sağlanır. Heteroptera takımından suda yaşayan Belostomidae, Corixidae ve
özellikle Notonectidae (sırtüstü yüzenler)'lerde arka bacağın tibia ve segmentsiz tarsusu kürek gibi
ödev görür. Corixidae familyasında son iki çift bacak yüzücüdür.
Yakalayıcı bacak. Peygamberdevelerinde (Mantodea) çok uzun bir ön göğse bağlı olan ön
bacaklar avlarını yakalamak için kullanılır. Bu tip bacakta, çok fazla uzamış olan coxa, öne doğru
yöneltildiğinde, ön bacağın, başın çok ötesine uzanmasını sağlar. Femur ile tibianın birbirine karşı
gelen yüzeyleri testere dişçikleri ve dikenimsi çıkıntılara sahip olduklarından av bu iki bacak
parçası arasında sıkıştırılarak yakalanır; çok defa da kısmen parçalanmış olur.
4-3 Kanatlar
Böceklerin bir özelliği, varlıklarını sürdürme çabalarında çok büyük bir üstünlük olarak
görülen kanatlara sahip olmalarıdır. Kanatlar böceklere (a) her yerde beslenebilecek uygun besin
bulma, (b) düşmanlarından ve diğer tehlikelerden çabucak kaçma, (c) yaygın olarak dağılma ve
çiftleşebileceği uygun eşi bulma ve yumurta koyma ve (d) pek çok hayvansal düşmanlarının kolay
erişemeyeceği yumurta koyma yerlerini seçme imkanı verir.
Böceklerden başka kanatları olan bir omurgasız hayvan grubu yoktur.
Kanatlar
omurgalıların iki grubunda, kuşlar (Aves) ve memelilerde (Mammalia) de gelişmiştir. Ancak, böcek
kanatları, kuşlardaki ve yarasalardaki kanat gibi ön üyenin değişmesiyle ortaya çıkmamıştır.
Onlarla ancak anologtur. Kas taşımaz.
Ergin böcekler düzenli olarak altı bacağa sahip olurken, kanatların sayısı farklı türler
arasında değişiktir. Böcekler tam gelişinceye veya erginleşinceye kadar, görev yapabilecek
kanatlara sahip olmazlar ve pek çok böcekte erginlerin de kanatları yoktur. Kanatlar Apteygota alt
sınıfında primer olarak yoktur. Ancak Pterygota'da ve yalnız pterothorax'da bulunurlar. Pireler,
bitler , bazı karınca ve bitki bitleri gibi bazı böcekler bitki üzerinde aynı yerde, toprak içinde ya da
diğer hayvanların vücudunda daha az aktif halde yaşayan, kanatlardan yoksun formlardır. Bazı
Coleoptera türlerinin kanatları körelmiş ve kullanılmaz olduğundan uçma yetenekleri yoktur.
Termitler (Isoptera) ve karıncalar gibi tek bir çiftleşme uçuşundan sonra ve topraktaki hayatlarına
başlamadan önce kanatlarını koparıp veya yırtıp atarlar. Hiç bir böceğin dört tek ya da iki çiftten
daha fazla kanadı yoktur. Bazı böceklerin sadece bir çift kanadı vardır. Pek çok böcek hayat boyu
kanatsızdır. Bazılarında yalnız erkekte ya da dişide kanatlar mevcuttur. Bazılarında küçülerek pul
şeklini almıştır (Şekil 4-5).
4-4 Kanatların Gelişimi
Kanatlar, hemimetabol (yarı başkalaşımlı) böceklerde, gelişimin ilk evrelerinde oluşmaya
başlar ve her deri değişiminde biraz daha büyür. Holometabol (tam başkalaşımlı) böceklerde,
kanat taslağı ilk olarak metamorfoz sırasında oluşur.
Kanatlar, genç bir çekirge veya tahtakurusu, kokondan yeni çıkmış bir kelebek veya teneral
bir sinekte incelendiğinde kolayca anlaşılabileceği gibi, her biri vücut örtüsünden kıvrımlanan, içi
56
boş birer kese olarak meydana gelir. Böcek pupa veya son nimf dönemine ait deriden çıktıktan
hemen sonra, kanatlar genişletilir, çeperleri bir arada yassılaşır ve birleşir, böylece kesenin üst ve
alt çeperleri kaynaşır ve tek bir zardan ayırt edilemez olur. İki Çeper, biraz ayrı kaldıkları ve
arasında kanat zarının gerildiği bir tür içi boş lümenler (borucuk şeklinde boşluk) ağı yapmak için
kalınlaştıkları belirli çizgiler dışında bu yolla sıkıca kaynaşırlar. Bu içi boş doğrusal lümenler, trake
ve sinirlerin uzandığı yerlerde oluşur ve kan dolaşımı ile hiç bir ilgisi olmayan, kanat ağını yapan
kanat damarları olarak bilinir. Bu damarlar arasında kalan çeşitli şekillerdeki alanlara hücreler,
alan tamamen damarlarla çevriliyse kapalı hücreler, alan bir ara damar olmaksızın kanat sonuna
uzanıyorsa açık hücreler denir. Kanat damarlarının kesin sayısı, dallanması ve düzeni, yaygın
olarak çeşitli böcek alt takım, familya, cins ve türlerinin sınıflandırılmasında kullanılır (Şekil 4-6)
Şekil 4-5. Çeşitli Böcek Takımlarında Kanat Şekilleri
57
4-5 Kanat Yapısı
Kanat damarları, boyuna damarlar ve enine damarlar olarak ikiye ayrılır. Kalın boyuna
damarlar kanada
destek oluşturmalarının ötesinde, hemolenfin bu yolla pompalanmasını da
sağlarlar. Her boyuna damar, trake ve sinir içerir. Boyuna damarların tümü trake taşır. Enine
damarlar kanadın sağlamlaşmasını sağlar. Hiç bir zaman trake taşımazlar. Boyuna damarlar
çıktıkları köklerin birbirinden ayrı olmasına göre üç bölgeye ayrılır. Kanatlı böceklerde, kanadın
katlanması çoğunlukla bu bölgeler arasındaki hat boyunca olur.
En büyük bölge olan öndeki bölge en kuvvetli damarları taşır ve costal alan olarak
adlandırılır. Bu alanın ismi, kanadın en öndeki (C) costa denen boyuna birinci damardan gelir. Bu
damar genellikle kalınlaşmış bir yapı gösteren kanadın ön kenarını oluşturur; dallanmaz. Costa'nın
altında uçta basit olarak ikiye dallanmış (Sc) subcosta bulunur. Daha altta birçok dallara ayrılmış
(R) radius bulunur. Radius kural olarak enine bir damarla (M) media ile birleşmiştir. Media da
birçok dala ayrılmıştır ve keza bunların da aralarında enine damarlar vardır. Media caudal denen
enine bir damar ile daha aşağıdaki boyuna damar (Cu) cubitus ile birleşmiştir. Costal alan,
Cubitus'tan türediği kabul edilen; fakat ayrı bir damar gibi yapı kazanan (Pcu) postcubitus ile
kapanır.
Costal alanın arka tarafında anal alan ya da vannus denen bölge gelir. Öndeki bölge ile,
cubital oluk denen, çoğunluk katlanabilen, boyuna bir hat ile ayrılmıştır. Bu hatta plica vannalis
de denir. Düzkanatlılarda (Orthoptera) vena dividens denen ek bir boyuna damar daha vardır.
Anal saha içerisinde, kaidesinde çoğunluk eklemli dallanmış, (A) anales denen damarlar vardır.
Anal sahanın arka kısmında ise bazı gruplarda iyi görülebilen jugal alan ya da jugum
denen bir alan daha vardır. Bu, anal saha ile genellikle plica jugalis ya da jugal oluk denen
ikincil bir boyuna katlanma bağlantısı halinde birleşmiştir. Bu bağlantı çok defa kaybolmuş da
olabilir.
Bu
alan,
bazen
dallanmış
bazen
ağ
şeklinde
dallanmış
jugales
damarı
ile
sağlamlaştırılmıştır.
Enine damarlar birleştikleri boyuna damarlara göre adlandırılırlar. Yalnız costa ile
subcosta'yı birleştiren damara humeral denir. Diğerleri kurala uyar. Örneğin, costa ile ya da
subcosta ile radius arasındaki
costal, radius'un kolları arasındaki radial, radius-3 ile radius4
arasındaki damara sectorial, radiusun sekonder kolu ile media'nın ilk kolu arasındaki radiomedial, cubitusun kolları arasındaki cubital, cubitus ile anal damar arasındaki cubito-anal, anal
damarlar arasında anal enine damarları olarak adlandırılır.
Boyuna damarların bazıları birçok böcek grubunda tamamen kaybolduğundan damar
sayısında azalmalar görülür. Bazı gruplarda ise özellikle enine damarlarda büyük bir artış gözlenir.
Boyuna damarların tümü, kanadın dibinde, doğrudan doğruya ya da bağdoku aracılığı ile
küçük plakçıklara bağlanmıştır. Plakçıklar arasındaki bağdoku bağlantısına plica basalis denir.
İkinci kanat eklemi olarak bilinen bu bağlantılar aracılığıyla kanadın ayası hareketsiz alinotum ile
birleştirilir. Bu bağlantılar axillaria (tekil axillarium) olarak bilinir. Costanın kaide aksillariyumu
humeral plakçık’tır. Üst kanat ile bu plakçık arasında birçok duyu kılcığı ile bezenmiş, yastık
şeklinde zarımsı örtü kılları vardır. Bu duyusal yapıya tegula denir. Subcosta ile ön alan çıkıntı
58
arasında pterale-1 bulunur ve radiusun kökünde bulunan pterale-2 ile eklemlidir. Kanadın
altında ve üstünde bulunur. Aralarındaki bağdoku bağlantısına plica basalis denir.
Şekil 4-6. Kanat Yapıları
4-6
Kanat Şekilleri
Kanatlı böceklerde kanat şekli büyük değişiklikler gösterir. Bazen bitlerde olduğu gibi her iki
kanat çifti tamamen ortadan kalkar. Sineklerdeki (Diptera) arka kanatlar denge organına
(haltera) dönüşerek uçmada işlevini yitirir (Şekil 4-7). Bazen kanadın tümü incelerek uzar ve
kenarları uzun tüylerle bezenerek (bazı Thysanoptera, Coleoptera, Hymenoptera ve Lepidoptera
türlerinde) etkili bir yüzey meydana getirir. Bazı kelebeklerde kanat birçok iplikçiğe bölünmüştür.
Birçok böcek, uçma için yalnız metathorax'daki kanatlarını kullanır. Ön kanatları kalınlaşarak
koruma ödevini yüklenir. Hamamböcekleri ve çekirgelerde bu kalınlaşma ve sertleşme tam
59
olmadığı için, damarlanma kısmen bellidir. Fakat kanat derimsi şekilde kitinleşmiştir. Bu şekilde
derimsi olarak kitinleşen kanat çeşidine tegmina (tekil, tegmen) denir (Şekil 4-8). Örtük
kanatlılarda (Coleoptera) ön kanadın damarları tamamen kaynaşarak kaybolmuş ve kuvvetlice
kitinleşerek vücudun son kısmını koruyan bombeli kalın bir kın meydana getirmiştir. Dinlenme
durumunda pterothorax ve abdomen'i örten bu kanat çeşidine elytra (tekil, elytron) denir (Şekil
4-9). Hemiptera'da ön kanadın sadece kaide kısmı (Corium ve Clavus) kuvvetlice kitinleşerek
koruyucu bir bölge oluşturmuştur. Bu tür kanada da hemielytra (tekil, hemielytron) denir.
Kulağakaçanlarda (Forficula spp.), alt kanat, boyuna birkaç defa katlanır. Birçok böcek grubunda,
özellikle çekirgelerde, enine katlanma, yani bir yelpaze görünümü vardır. Böceklerin bazılarında,
örneğin, birgünsineklerinde (Ephemeroptera) ve su bakirelerinde (Odanata), kanatlar katlanmaz.
Şekil 4-7. Haltera
60
4-7
Uçma
Pterothorax kaslarının büyük bir kısmı uçma işlevini yüklenmiştir. Uçma, göğüs kaslarının
doğrudan doğruya ya da dolaylı etkisiyle gerçekleştirilir. Kanatlar kural olarak yukarıdan aşağıya
doğru çırpılır.
Dolaylı etkiye sahip kanat kasları doğrudan doğruya kantlara bağlı değildir. Kasların
kasılması birçok mekanik düzenekle bir titreşim meydana getirir ve bu titreşim kaslara iletilir.
Kanatlar, çırpılmadan daha çok bir titreşim hareketiyle yönlendirilir.
Kanatların aşağıya doğru çırpılmasında arka kanadın arka kenarı zayıf damarlı olduğu için
yukarıya doğru, yukarı doğru çırpıldığında ise aşağıya doğru bükülür. Birinci durumda havaya
dayanma yüzeyi büyürken, ikinci durumda dayanma yüzeyi küçülür ve dolayısıyla böcek, toplam
değer bakımından yukarıya doğru iten bir güç kazanır. Böceklerin birçoğunda yatay ve dikey uçma
yetenekleri birleşmiş olup, her yöne uçma özelliği vardır. Bu yetenek kanatları kulaç atar gibi
döndürmek için gelişen kaslar aracılığıyla olur.
Bazı böceklerde her kanat çifti kendi başına bağımsız olarak çırpılır; fakat senkronize
edilmiştir, yani iki kanat çifti de aynı anda çırpılır. Yalnız su bakirelerinde kanat çiftlerinin çırpılması
alternatiftir, yani biri diğerinden sonra çırpılır. Bu şekilde kanat çırpan su bakirelerinin uçuş hızı çok
yüksektir. Bir ön kanadını bir arka kanadını çırpan su bakirelerinde vücudun takla atmasını
önleyebilmek için özellikle abdomende uzama görülür.
Şekil 4-8. Tegmen
Diğer gelişmiş kanatlı böceklerde, aerodinamik bakımından daha uygun bir yapı kazanılması
için, yapısal ya da işlevsel olarak dört kanadın sanki iki kanatmış gibi hareket etmesi sağlanmıştır.
Çünkü dört kanatlılık, aerodinamik kurallar açısından, iki kanatlılıktan daha kullanışsızdır
61
Şekil 4-9. Elytron
İşlevsel olarak iki kanatlı gibi davranma özelliği, ön ve arka kanatların birbirine
bağlanmasıyla olur. Birçok durumda, ön kanat, uçma işlevini yürütmek için gelişerek büyümüştür;
arka kanat ise küçülür, hatta iyi uçucularda ön kanadın bir parçasıymış gibi hareket etmeye başlar.
Ön ve arka kanadın birbirine bağlanması için çeşitli yapılar gelişmiştir. Bazı kelebeklerde
(Micropterygoidae) ve (Hepialoidae) ön kanadın kaidesinin arka kısmı jugum denen parmak
şeklinde bir çıkıntı taşır. Bağlantı şekline göre bu kelebekler jugatae olarak sınıflandırılır.
Frenatae grubu içine giren diğer kelebeklerde ise arka kanadın costası, kuvvetli ve uzun kıllarla
donatılmış, frenulum denen bir çıkıntı taşır. Frenulum, ön kanadın arka kenarının alt kısmında,
retinaculum dene bir bölgeye tutunur. Bal arlarında ise arka kanadın costasında bulunan
retinaculum, bir sıra, kuvvetli, kanca şeklindeki kıldan oluşmuştur. Bu kancalar ön kanadın
kıvrılmış arka kenarına takılır (Şekil 4-10).
Düzkanatlıların (Orthoptera) ve birgünsineklerinin (Ephemeroptera) pek azında, sineklerin
(Diptera) ve erkek yelpazekanatlıların (Strepsiptera) hepsinde bir kanat çiftinin tamamen
kaybolmasıyla iki kanatlılık işlevi doğrudan sağlanmıştır. Sineklerde arka ve yelpazekanatlılarda ön
kanat çifti bir tokmak şeklini alarak haltera denen, duyu, daha doğrusu denge organı işlevini
üzerine alan bir yapı şekline dönüşmüştür.
Morfolojik iki kanatlılık görülen sineklerin bazılarında, daha ileri bir aşama olarak,
metathorax'ın
tamamen
körelmesiyle
yapısal
iki
kanatlılık
meydana
gelmiştir.
Örneğin,
Cyclorrhapha sineklerin metathorax'ları körelmiştir, ancak ikinci fragmayı pek az geçen bir
tergum'a sahiptir.
Hızlı uçan böceklerde, her iki kanadın işlev birliğinin ötesinde, frekans (saniyede çırpma)
sayısında da büyük ölçüde artmalar görülür. İyi uçucu olmayan gündüz kelebeklerinin bazılarında
bu frekans sayısı 10, birgünsineklerinde (Ephemeroptera) ve taşsineklerinde (Plecoptera) 15-20
62
olmasına karşın, iyi uçucu böcekler olarak kabul edilen karasinekte (Musca domestica L.) 190,
balarısı (Apis mellifera L.) 200, çok iyi uçanlarda ise bu sayı 1000'e kadar ulaşır. Frekans sayısına
bağlı olarak uçuş hızlarında da değişmeler görülür. Karasineklerde hız 8 km, polen yüklü arılarda
9, polensizlerde 13 km, subakirelerinde 30, sığırsineklerinde (Tabanus spp.) 50, bazı Sphingidae
türlerinde 54 km/saattir.
Bazı böcekler, çoğunlukla zarif yapılı olanlar hava akımında planör uçuşu yapabilirler (bazı
göçücü çekirgeler ve subakireleri). Hatta kıtalararasındaki böcek göçleri belki bu yolla
gerçekleşmektedir. Çoğunlukla yerden itibaren 100-200 metreye kadar yükseklikte uçmalarına
karşın, bazı böcek türlerinin 1500-2000 metreye kadar çıktıkları saptanmıştır.
Şekil 4-10. Balarısının Arka Göğüs Kanatında Hamuli
63
5
KARIN (ABDOMEN)
Karın, temelde 11 segment ve segment olarak kabul edilmeyen bir telsondan oluşmuştur
(Şekil 5-1). Sineklerde (Diptera) 1. ve 2. segmentler, diğer böceklerin birçoğunda 10. ve 11.
segmentler ayrı ayrı ya da her ikisi 9. segment ile kaynaşmış olabilir. Arılarda ve karıncalarda
(Hymenoptera) abdomenin öndeki birkaç segmenti iyice incelerek göğüse bağlanır (Şekil 5-2).
Şekil 5-1. Dişi Çekirgede Karın
Onbirinci segment, çoğunlukla, embriyolojik evreler hariç, tamamen körelmiştir. Yalnız
böceklerden bir takım (Collembola), embriyolojik olarak da sadece 9 segment ve bir telsona
sahiptir. Onbir segment Protura'da tam olarak görülebilir. Böceklerin çoğunda 8. segmentten
sonraki segmentlerde (terminal segmentler) çeşitli amaçlar için değişmeler görülebilir.
Kural
olarak dişi böceklerin eşeysel açıklığı 8. segmentte ya da onun arkasındadır; erkeklerinki 9.
64
segmentten dışarıya açılır. Bu nedenle bu iki sagmente genital segment, bundan önceki
segmentlere pregenital segmentler, sonraki segmentlere de postgenital segmentler ya da
terminalia denir.
Pregenitel segmentler çok basit olarak kitinleşir. Sırt tarafındaki plakalara tergum, karın
tarafındaki plakalara sternum denir. Birçok türün larvalarında, bu plakacıklar, daha çok hareket
sağlayabilmek için, birçok parçaya ayrılmıştır. Abdomen segmentlerinde göğüste görülen gerçek
üyeler ve kanatlar yoktur. Pleura plakacıkları da kaybolmuştur. Tergumu sternuma bağlayan zar
üzerinde, yalnız 8. segmente kadar olan stigmalar (hava delikleri) civarında kitinleşme görülür.
Temelde,
pregenital
segmentler
göğüs
segmentlerine
göre
basit
yapılıdır.
Postgenital
segmentlerden 10. segment en basit olanıdır. Çok defa sternumu küçülmüştür. Bazen yanlarda
pygopodium denen bir çift üye kalıntısı taşır . Onbirinci segment basit yapılı böceklerde küçük de
olsa görülür. Plakaları telsonu anal kapak olarak çevirir. Bir parçalı tergumu epiprokt olarak
adlandırılır. Sternumdan türemiş bir çift plakacığa da paraprokt denir.
Şekil 5-2. Balarısında Karın
65
Böceklerin çoğunda 8. ve 9. segmentlerin donanımı, çiftleşmeyi sağlayacak şekildedir.
Dişide, bu segmentlerin uzantıları, yumurta koymaya yarayan, bir boru şeklinde bir ovipositor
(yumurtakoyma borusu) oluşturur (Şekil 5-3). Saltatoria (uzun antenli çekirgeler), Odonata
(subakireleri),
Thysanoptera
(saçakkanatlılar),
Hemiptera
(yarımkanatlılar),
Hymenoptera
(zarkanatlılar)'da tipik olarak orthopteroid yumurtakoyma borusu bulunur. Bazı zarkanatlılarda
(Hymenoptera) ovipositor işlev dağiştirerk, zehiriğnesi şekline dönüşmüştür. Acridoidae (kısa
antenli çekirgeler) olduğu gibi, bazı durumlarda Orthopteroid yumurtakoyma borusunda
körelmeler görülür. Diğer birçok böcekte ise, Orthopteroid yumurta koyma borusundan yapı ve
şekil bakımından çok değişik yumurta koyma borusu tipleri vardır. Bazı Planipennia
ve
Raphidiidae (Neoroptera)'de eşeysel segmentlerin karın tarafındaki uzantıları boru şeklindedir.
Plecoptera, Mallophaga, birçok Coleoptera,, Planipennia, Mecoptera, Trichoptera, Diptera,
Lepidoptera basit ve incelmiş karın sonu segmentlerine sahiptir. Öndeki segmentlerin içine
çekilmiş durumda bulunan bu segmentler, yumurta bırakılacağı zaman bir tüp şeklinde dışarıya
doğru çıkarılır (Şekil 5-4).
Entognath Apterygota'da kavuşma aygıtı gelişmemiştir. Thysanura'da her iki testisin
mezodermel çıkış kanalı vasa deferentia = tohum kanalı (tekil vas deferens) birleşerek peniste ortak
bir gonoporusa açılır. Erkek dış eşeysel organın en basit yapısı Ephemeroptera'da görülür. Bunlarda
her testis bir vas deferens taşır. Odonata'da eşey hücreleri, meydana getirildikten sonra, 2. abdominal
sternumda oluşmuş çiftleşme organına taşınır. Diğer kanatlı böceklerin tümünde, tohum kanalları,
doğrudan doğruya dışarı açılmaz. Ontogenetik gelişim sırasında 9. sternumdan bir çift çıkıntı olarak
meydana gelen phallus’lardan her biri, biri dışta paramer diğeri içte mesomer olmak üzere boyuna
iki parçaya ayrılırlar. Her mesomer’in ucundan, içeriye doğru çökmek suretiyle, ektodermel bir ductus
ejaculatorius meydana gelir ve bu ikisi daha sonra birleşerek ductusu yapar. Dolayısıyla vas
deferens'ler ile dış ortam arasındaki ilişki bu kanalla sağlanmış olur.
66
Şekil 5-3. Böcek Yumurta Koyma Boruları
Onbirinci segmentin ön kenarından, epiprokt ile paraprokt'un arasındaki bağlantı zarından
iki taraflı cercus çıkar. Bu abdomen üyesi harekette kullanılmaz ve duyarga (anten) ödevini görür.
Cercus (çoğul Cerci) kısa ve basit yapılı olabildiği gibi (Mantoptera, Blattoptera, Gryllida), uzun ve
bilezikli (segmentli) (Thysanura, Ephemeroptera) olabilir. Acrididae (kısa antenli çekirgeler)'de bir
uç segmentçikle temsil edilir. Dermeptera (kulağakaçanlar) ve Japygidae (Diplura)'de cercus tam
bir kıskaç şeklindedir. Odonata (subakireleri) larvalarında trake borucukları ile donatılmış yaprak
şeklindedir. Ephemeroptera (birgünsinekleri) larvalarında terminal flament ile birlikte ipliksi bir
yüzme organı meydana getirir. (Thysanura, ve çoğu Plecoptera)
CollembolOrthopteroida'da ilk abdominal segmentteki üye kalıntıları, sternum ortasında
duran bir ventral tüpe dönüşmüştür. Bu tüpün ucundan hemolenfin baskısıyla iki uç baloncuğu
çıkar. Bu tüp temizlenmeye, solunuma, su almaya, yapışmaya yarar. Üçüncü karın segmentinde,
sıçrama çatalının kancası olarak ödev gören retinaculum bulunur. Sıçrama çatalı furcula ise 4.
karın segmentinin üye çiftinden kaynaklanır.
Kanatsız böceklerden Diplura ve Thysanura'da orta ve arka bacakların coxa'sı ile eklemli,
özel kaslarla hareket ettirilen çıkıntılara stylus (çoğul styli) denir. Aynı şekilde, 2-9. abdominal
segmentler de birer çift stylus taşırlar. Bu styluslar kanatlı böceklerin bazı gruplarında son
sternumun ucunda görülebilir.
67
Şekil 5-4. Karasinekte Karın Segmentleri ve Ovipositor
Bitkibitlerinde (Aphidoidea, Homoptera) birçok türün 5. ve 6. abdomen segmentinin sırt
kısmında, ince, türe özgü yapılarda olan bir çift sırtborusu siphunculus = Corniculus bulunur.Bu
borular Aphididae türlerinde özellikle değişik bir yapı gösterir. Rahatsız edildiklerinde bu organın
ucundan mum içerikli hemolenf hücreleri salgılanarak saldırganın ağız parçalarının birbirine
yapışması sağlanır. Bu madde ayrıca alarm feromonu olarak tehlikenin diğer bireylere iletilmesine
yarar.
68
BÖLÜM II
İÇORGANLARIN YAPI VE İŞLEYİŞİ
(ANATOMİ VE FİZYOLOJİ)
6 SİNDİRİM SİSTEMİ
Vücutta boydan boya uzanan sindirim kanalı, değişik bölgeler ve yapılarla farklılaşmaya
uğramıştır. Bu kanal en içte tek tabakalı bir epitel, onun dışında halkalı, onun dışında boyuna
kaslar ile, en dişta, sölomon splanşinik yapraklardan meydana gelmiş çok ince bir tabaka olan
membrana propria (tunica)'dan oluşmuştur. Membrana propria da dışta peritonal bir kılıf ile
örtülmüştür.
Bağırsak, embriyolojik kökeni farklı olan üç bölgeden yapılmıştır. Bunlar sırasıyla, ön, orta
ve sonbağırsaktır (Şekil 6-1)
69
6-1 Önbağırsak
Ektodermel stomodeumdan meydana gelmiştir. Epiteli ektoderm epiteli gibi kutikula içerir.
Önbağırsak başta bulunan ağız açıklığı ile başlar ve şu kısımları içerebilir.
Farinks (Yutak). Güçlü halka kaslarla ve genellikle sırt kısmında boyuna uzanan kaslarla
donatılmıştır. Lümeni dilator denilen ışınsal kaslarla genişleyebilir.
Şekil 6-1. Böcekte Sindirim Borusu
Bu kaslar aracılığıyla yutma hareketi meydana gelir. Halka kasların peristaltik hareketi ile,
besin, daha sonraki bölümlere aktarılır.
Oesophagus (yemek borusu). Halka kasların zayıf gelişmesi ve boyuna kasların
kaybolmasıyla özellik kazanmıştır.
Ingluvies (kursak). Çok zayıf halka ve boyuna kaslarla donatılmıştır. Bu kaslar birbirleriyle
kaynaşma yaparlar ve gevşek bir ağ meydana getirirler. Çok fazla genişleme yeteneğine sahip
kursak, çoğunlukla besin macunu ya da hava ile doludur.
Proventriculus (çiğneyici Mide). Halka ve boyuna kaslar çok iyi gelişmiştir. İç taraftaki
kutikula içeriğinin diken, diş ve çeşitli şekillerde birçok çıkıntısı, kasların etkisiyle birbirine sürtülür
ve bu arada besin parçaları öğütülür. Besinin ortabağırsağa geçişi çığneyici midenin son kımındaki
kasların düzenlemesi ile olur. Besinin gerisin geriye gelmesini de önbağırsağın son kısmındaki
kapakçıklar önler.
Valvula Cardica (mide giriş kapağı). Ortabağırsağa açılan bir epitel kıvrımdır. Besinin
geriye dönmesini engeller.
6-2 Ortabağırsak (Ventriculus)
Endodermden meydana geldiğinden, kitinle astarlanmamıştır. Çok defa mesentron olarak
da adlandırılır. Önbağırsağın ortabağırsağa açıldığı yerde çelenk şeklinde ya da çift olarak dizilmiş
birçok tüpçük vardır. Bunlara coeaca ya da caeca (körbağırsak) denir.Bu körbağırsak uzantıları
yapı bakımından ortabağırsağa benzer ve bağırsak yüzeyini büyütmeye yarar. Bazı böceklerde
körbağırsak yüzey ve hacim bakımından ortabağırsaktan daha büyük olabilir. Mide (Ventriculus)
belirsizdir.
70
Ortabağırsağın kasları, genellikle, düzenli bir ağ şeklinde halkalı ve boyuna kaslardan
meydana gelmiştir. Membrana proprianın iç tarafında prizmatik epitel tabakası bulunur. Epitel
hücrelerinin ödevi belirli maddeler için salgı çıkarmak, özellikle bazı enzimleri
salgılamak ve
sindirimi tamamlanmış besinleri emmektir. Bu epitel hücrelerinden bağırsak lümeni içerisine çubuk
şeklinde mikrovillus (çoğul mikrovilli) denen hareketsiz birçok uzantı çıkar. Mikrovillusların
oluşturduğu bu fırça gibi tabakaya rhabdorium denir.
Mikrovilluslar arasından salgılanmak
ya da mikrovillusların yıkılmasıyla, salgı, salgı
hücrelerinden bağırsak lümenine aktarılır. Salgı, apokrin, merokrin ya da holokrin tarzda
salgılanabilir. Apokrinde salgı damlacıkları hücrenin tepesinden salgılanır, merokrinde bu
salgılanmaya hücrenin bir kısmı da bizzat katılır, holokrinde ise bu salgılanmaya hücrenin tümü
katılarak hücre ortadan kalkar ve ve yerine yenisi oluşur.
Emilme aktif taşımanın yanısıra her zaman permasyon (kolloid yapısındaki maddelerin
difüzyonu) ve difüzyonla olur; hiçbir zaman katı besinleri almak için fagositoz görülmez. Bağırsak
epitelinin ilginç olan üçüncü bir ödevi de, alınan besinlerin yüksek moleküller halinde bağlanarak
hemolenf için gerekli moleküllerin oluşturulmasıdır.
Epitel hücreleri sinir bağlantılarından ve donatımlardan yoksundur. İşlevleri hormonlar ve
besin varlığıyla düzenlenir. Buna karşın kas katmanları sinir donatımına sahiptir; peristaltik
hareketler sinir uyarılarıyla düzenlenir.
Eskiyen ve dökülen ortabağırsak hücrelerinin yerine yenileri gelir. Genç hücreler, ya tek tek
ya da birkaç tanesi bir arada olmak üzere, epitelin kaidesindeki rejenerasyon diski ya da yuvası
içerisinde bulunur.
Böceklerin ortabağırsak epiteli, kaba besin parçalarının yaralayıcı etkilerinden korunmak için
mukoz hücrelerine sahip değildir. Özellikle katı besinlerle beslenen böceklerde, genellikle
ortabağırsak epiteli tarafından koruyucu bir yapı peritrophic membran (besinzarı) salgılanır. Bu
zar, kitin fibrillerinden yapılmıştır ve esas maddesi proteindir. Sindirilen besinler ve sindirim
enzimleri bu zardan geçerler. Her besin alımında, bu zar yeniden oluşur. Dolayısıyla bağırsak
epiteli zararlı etkilerden korunmuş olur. Bitki özsuyu ve kan emen böceklerde bu zar oluşmaz.
6-3 Sonbağırsak
Önbağırsak gibi ektodermal kökenli olduğundan kitinle astarlanmıştır. Ektodermin içeriye
çöken kısmına proktoderm denir. Kuvvetli yapıdaki halka ve boyuna kaslarla donatılmıştır. Boyuna
kaslar iç tarafta, halka kaslar dış tarafta bulunur. Önden arkaya doğru sonbağırsak şu kısımlara
ayrılmıştır.
Pylorus. Artık maddelerin ve Malpiki tüplerinden gelen atık maddelerin toplanması için
balon şeklinde bir kısımdır.
Valvula Pylorica. Halka şeklinde kuvvetli bir kasla donatılmış bir epitel kıvrımıdır.
Ortabağırsak içeriğinin daha sonraki kısımlara geçmesini düzenler ve ayrıca besinzarının mekanik
olarak parçalanmasını sağlar.
Ileum (incebağırsak). Sonbağırsağın orta kısmını meydana getirir.
71
Colon
(kalınbağırsak).
Yapısı
ile
incebağırsaktan
büyük
farklılıklar
göstermez.
Kalınbağırsağın sonunda bir epitel kıvrımı görülür.
Valvula Rectalis. Kuvvetli bir daralma meydana getirerek valvula pylorica gibi besinzarının
ortadan kaldırılmasında yardımcı olur.
Rectum (arkabağırsak). Çok defa kaslı bir kese şeklinde büyümüştür. Duvarları kalın bir
epitel taşır ve alışılagelmiş şekilde 3-6 kadar rektal püskülle donatılır. Bu püsküllerin çeperi tek ya
da çift olabilir. Dıştaki epitelin oluşumuna, göç eden kan hücreleri de katılır. Bu püsküller bağırsak
içeriğindeki suyun büyük bir kısmının emilmesini üzerine almıştır. Rectumun sonunda, özellikle
kalınlaşmış yuvarlak bir kas, kapama ödevini görür. Arkabağırsak, iki taraftan anüs kapakları ile
sınırlanmış olan anüsten dışarıya açılır.
6-4
Beslenme ve Sindirim
Organizmaların ihtiyaç duydukları besinleri sağlamalarının iki temel yolu vardır.
Bazı
organizmalar bu
besinleri
basit inorganik maddelerden yapma ya da
sentezleme yeteneğindedir. Bu organizmalar ototroflardir. Yeşil bitkiler, yeşil algler
ve değişik diğer mikroorganizma çeşitleri ototroftur. Ototrofların pek çoğu, kendi
organik bileşiklerini yapmak için ışık enerjisi ile çevrenin karbondioksit ve suyunu
kullandıklarından
fotosentetiktirler. Bu organizmalara fototroflar denir. Bununla
birlikte, bazı ototrof bakteri çeşitleri, enerji kaynağı olarak ışık kullanmazlar. Bunlar
kemosentetiktir,
organizmalara
enerjiyi,
kemotroflar
özel
kimyasal
denir.
Kendi
tepkime
organik
çeşitlerinden
besinlerini
sağlarlar.
Bu
sentezleyemeyen
organizmalar heterotroflardır. Bütün hayvanlar ve belirli mikroorganizma çeşitleri
heterotroftur. Bu tür organizmalar besin içeriklerini diğer bitki veya hayvanların
hazırladığı besinlerden almak veya yemek zorundadırlar.
Bir organizmada hücrelerin kullanacağı bir besinin, mutlaka hücre zarlarından
geçmesi gerekir. Yiyeceklerdeki besin molekülleri, çoğunlukla hücre zarlarından
geçemeyecek büyüklüktedir. Bu yüzden, hücrelerin kullanacağı besin moleküllerinin
çoğunun daha küçük ve basit şekillere parçalanması gerekir. Besin moleküllerinin
parçalandığı bu işleme sindirim denir.
Sindirim terimi çoğunlukla, besinlerin basit bileşiklere kimyasal parçalanmasını
ifade der. Pek çok organizmada, besin parçaları kimyasal değişikliğe uğramadan,
önce kesilir, ezilir ya da küçük parçalara ayrılır. Bu işlem besinlerin mekanik
parçalanmasını sağlar. Kimyasal sindirim, besin taneciklerinin yüzeyinde görev
yapan,
sadece
sindirim
enzimleri
tarafından
yürütülür.
Böylece,
mekanik
parçalanma, daha fazla besin yüzeyini sindirim enzimlerinin işleyişi ile karşı karşıya
getirerek, besinleri, daha hızlı bir kimyasal sindirim için hazırlar. Kimyasal sindirim,
mekanik sindirim gibi değişik evrelerde meydana gelir. Büyük moleküller daha
72
küçük moleküllere bölünür, arkasından bunlar daha da basit şekillere parçalanır.
Kullanılabilir en basit sindirim ürünleri, sindirimin son ürünleridir.
Böceklerde, öncelikle bitkisel ve hayvansal kökenli her türden besinlerin tüketilmesine
dayalı her çeşit beslenme tarzına rastlanır. Kural olarak etle beslenenlerde bağırsak en kısa,
bitkiyle beslenenlerde uzun ve dışkı yiyicilerde ise en uzundur.
Besinleri genel olarak karbonhidrat, protein ve yağ olarak üç ana grupta toplanır. Tükürük
salgısında çok defa nişastayı parçalayan amilaz, ortabağırsakta yine karbonhidratları parçalayan
amilaz, maltaz, intervaz, laktaz; proteinleri parçalayan proteaz ve peptidaz; yağları parçalayan
lipaz salgılanır. Kural olarak bir hayvan ne kadar değişik besin alıyorsa o kadar değişik enzim
çıkarır. Hayvansal beslenenlerde proteaz, bitkisel beslenenlerde karbohidraz, yağ kurtlarında lipaz
baskın olmasına karşın, sadece kanla beslenenlerden, örneğin Glossina'da yalnız proteaz; yaprak
özsuyu emenlerde, yalnız intervaz bulunur. Selülozu parçalayabilmek için bazı böcekler tarafından
bir miktar selülaz salgılanmasına karşın, bu enzimin çoğu simbiyonat bakteriler tarafından çıkarılır.
Tükürük bezi ya amilaz ya da balarılarında olduğu gibi intervaz içerir.
Apoplastik yolda,
sükroz, hücre duvarına bağlı "asit intervaz" enzimi aracılığı ile glukoz ve fruktoza
hidrolizlenir. Birçoğunda da hiç enzim taşımaz ya da kan emicilerde olduğu gibi değişik amaçlar
için farklı enzim ve sıvılar içerir.
Bazı yırtıcılarda (Adephaga ve Planipennia) ve leş yiyicilerde (Panorpa) bağırsak dışı
sindirim görülür. Ortabağırsak sıvısı dışarıya kusularak besinin dışarıda sıvı haline geçmesi
sağlanır. Keza Dytiscus'da ortabağırsak sıvıları mandibul kanalı ile avın içerisine pompalanır.
Sindirim, kural olarak ortabağırsakta olur; ancak termitlerde (Isoptera) arka bağırsaktadır.
Selülozlu besinleri sindirecek enzimleri yoktur; arkabağırsaktaki mikroorganizmalar sindirim işini
yapar. Termitler, bu mikroorganizmalar olmadan, yedikleri odundan besin sağlayamazlar. Odun
tanecikleri protozoanlar tarafından hücre içine alınır; protozoanlar için gerekli enerjinin serbest
bırakılması için selüloz fermente edilir. Üretilen asetik asit termitlerin arka bağırsak çeperinden
absorbe edilir ve termitin enerji üretimi için hücresel solunumda okside edilir. Besin (yenen odun)
içindeki selülozun yaklaşık %70’i sindirilir. Termitlerin sindirim sisteminde yaşayan Trichonympha
(Protista: Mastigophora)’dır. Protozoaların yayılışı bu mutualizme bağlı olmaktadır, sadece bir cins
ve oxymonad ve trichomonad türleri ile hypermastigote kamçılılar sadece termitlerde ve
Cryptocercus (odun hamamböceklerinde)‘ta bulunmaktadır.
Ek olarak, Protozoanlarla, bazıları azot tutan, bu tür (odun gibi) düşük azotlu besinlerde
termitler için önemli bir azot kaynağı sağlayan pek çok bakteri mevcuttur (Breznak, 1975). Bu
bakteriler termitlerle olduğu gibi protozoanlarla da mutualistik ilişki içindedir. Geviş getiren
memelilerin işkembesinde bulunan methanogenic bakteriler termitlerde de bulunmakta ve
selülozun sindiriminden kısmen sorumlu olabilmektedirler.
Böcek protoazları pH 7'nin üzerindeki ortamlarda etki gösterdiğinden, pepsin çeşidi enzimler
(genellikle pH 2.4'de optimal etki gösterirler) azdır. Bağırsak içeriği genellikle nötrdür. Fakat bazı
larvalarda pH 9-10'dur.
73
Önbağırsakta emilme pek azdır; en fazla hamamböceklerinde kursakta yağlar emilir.
Ortabağırsak emilmenin esas merkezidir. Keza sonbağırsak da geçirgendir; suyun büyük bir kısmı
buradan emilir. Dışkının şekli bazı türlerde (örneğin, odun güvelerinde ve odun yiyen diğer bazı
böceklerde) karakteristiktir.
Genellikle insanlar için gerekli vitaminlerin bir kısmı böcekler için de vitamindir. Vitamin B12
(kobalamin) ve askorbik asit (vitamin C) böcekler için ya hiç ya da pek az gereklidir. Fakat birçok
hayvanda sentez edilen (örneğin insanda kolesterol) sterin (=sterol) böcekler için vitamindir ve
besinlerle dışarıdan alınır. Bizdeki temel aminoasitlerin büyük bir kısmı böcekler için de temel
aminoasittir. Yalnız sineklerde ek olarak glisin ve alışılmamış şekilde pürin ve çekirdek asitlarine
gereksinme duyulur. Temel yüksek yağ asitlerine de gereksinme duyarlar. Bunların eksikliğinde
deri değiştirme tam olmaz. Keza anorganik tuzların da besinler içerisinde eser miktarda da olsa
bulunması gerekir.
Besin gereksinmesi, diğer değişken sıcaklıklı hayvanlarda olduğu gibi sıcaklığın değişmesiyle
büyük ölçüde değişir. Yüksek sıcaklıklarda daha çok besin alma gereğini duyarlar. Biyolojik
dönemlerine göre de büyük değişiklikler görülür. Birçoğunun pupa evresinde ve bazı böceklerin
kısa ömürlü erginlerinde (Ephemeroptera'da olduğu gibi) beslenme görülmez. Bu evrelerde
vücutlarında biriktirdikleri yağları kullanırlar.
7 DOLAŞIM SİSTEMİ
7-1 Dolaşım Organları ve Dolaşım
Bir dolaşım sisteminin üç bileşeni vardır. Bunlar: (1) taşınan materyallerin içinde
çözündüğü bir sıvı, (2) bu sıvının, içinde aktığı borular ağı veya vücut boşlukları ve (3) bu
sıvıyı bu borularda veya boşluklarda yürüten bir araçtır. Hayvanlarda, dolaşım sıvısı
çoğunlukla kan adını alır. Sistem içinde kanı pompalayan organa kalp denir. Dolaşım, farklı
şekilleri olan, açık ve kapalı dolaşım sistemleri ile sağlanır. Böcekler, taşıyıcı sıvının
(hemolymph) vücut boşluklarında dolaştığı açık dolaşıma sahiptir.
Hemolenf (hemolymph). Vücut boşlukaraında dolaşan sıvıya hemolenf denir. Hemolenf
esas olarak (plazması) sıvıdır. Bunun içerisinde serbestçe dolaşabilen ya da hemolenfi çeviren
dolkulara yapışan, sayısı değişen, renksiz, yalnızca hemolenf içerisinde bulunan hücrelere
hemosit (hemocyt) denir.
Hemolenf çok defa renksiz, pigmentler nedeniyle nadiren hafifce yaşilimsi sarı renkli bir
sıvıdır. Besinmaddelerinin bağırsaktan organlara, yadımlama (metabolizma) son ürünlerinin
dokulardan boşaltım organına ve hormonların gerekli yerlere iletilmesini sağlar. Ayrıca organlar
arasında madde değişiminin meydana geldiği bir ortamdır. Solunumda rolu çok azdır. Bazı
böceklerde tracheae ile donatılmamış organlara oksijenin iletimi hemolenf ile olur. Bu durumda
oksijen hemolenf içinde sadece erimiştir. Buna karşın hemolenfin karbondioksit taşınımında büyük
önemi vardır.
74
Hemolenfin diğer bir görevi yaraları kapatmaktır. Bazı kınkanatlı türlerinde fibril oluşumu ile
gerçek anlamda bir koagülasyon görülür. Diğer böceklerin çoğunda yara kapanması bir plazma
koagülasyonuna dayanmaz. Bunlarda yaranın kapanması, yalancı ayaklarının yardımıyla bir
agglutinasyon (yığılım)'un ortyaya çıkmasına ve oluşan tıkaçın yarayı kapatmasına dayanır.
Larvalarda, ancak yaranın tamamen kapatılamasından sonra yeni deri değişimi yapılabilir. Yara
onarımı, özellikle larvalarda, keza çok defa holometabol böceklerin erginlerinde görülür. Yara
yerinde kan hücrelerinden, özellikle koagulositlerden bir yalancı epitel oluşur ve bu tıkaçın altında
yeni bir kutikula meydana gelir. Daha sonra yara yerinin etrafındaki epitelden bu kutikulaya
hücreler göç eder. Daha sonraki deri değiştirmede yara kaybolur.
Hemositler (Kan hücreleri). İpekböceği larvalarında hemen hücresiz bir hemolenf bulunur.
Böceklerin çoğunda az ya da çok oranlarda kan hücresi hemolenfle birlikte dolaşır. Sayıları
yaralandıklarında, parazit bulundurduklarında ve özellikle deri değiştirdikleri sırada oldukça
yükselir. Gereksinmeye göre sürekli
mitozla çoğalabilirler. Çok farklı yapılardadırlar. Bazı
böceklerde 30 kadar hemosit tipi ve onların da birçok çeşidi tanımlanmıştır.
Vücut boşlukları. Böceklerde tracheae sisteminin daha fazla dallara ayrılmasıyla, dolaşım
sistemi, solunumdaki işlevini tamamen yitirmiştir. Yalnız sırt kan damarı mevcuttur. Bu kapalı sırt
damarı, ilk aşamada hemolenfi vücut içerisine pompalayan, yani kalp ödevi gören ritmik bir
kasılgan organ özelliğindedir. Hemolenf miksosölün yarıkları arasında akar. Gerçek kapalı damar
sistemindeki damarların ödevini yüklenen bu hemolenf boşluklarına sinüs denir. Diyaframla üç
ana odacığa ayrılır. Birinci odacık sırt damarının içinde bulunduğu dorsal sinüs yani pericardial
sinüs; ikinci odacık, diyaframın ventralinde kalan ve eşeysel organlar ile bağırsağın içinde
bulunduğu perivisceral sinüs ve diğer diyaframla ayrılış, en alttaki sinir sisteminin içinde
bulunduğu perineural sinüs = ventral sinüs dür (Şekil 7-1).
Şekil 7-1. Dolaşım Sistemi
75
Kalp ve Aort. Sırt damarı ontogenetik olarak sölom kesesinin sırt tarafındaki hücrelerden
meydana gelmiştir. Kural olarak, sırt damarı, arkada kapalı, önde açık, duvarları ince ve başın arka
kenarından abdomenin sonuna kadar perikardiyal sinüs içerisinde uzanan bir torba şeklindedir.
Vücut boşluğuna açılması, sadece ön taraftaki açık ucuyla değildir. Çok sayıda, metamerik olarak
yanlarda bulunan iki taraflı yarıklar aracılığıyla miksosölle ilişkilidir. Bu yarıklara ostium (çoğul,
ostia) denir.
Sırt damarında ön ve arka kısım diye iki bölge ayırt edilir. Arka kısım abdomende bulunur
ve kalp adını alır. Duvarları sadece belirli çizgili halka kaslardan yapılmıştır. Sarkolemmin
adventitia denen kaide zarı, kalbi, perikardiyal sinüsten ayırır. Sırt damarının ön kısmı aorttur.
Duvarları kalbin duvarları gibidir ve onun gibi kasılgandır. Fakat kas lifleri daha ince ve daha
zayıftır. Kalp ve aortu birbirinden ayırmak zordur. Çünkü aralarında belirgin bir bağlanma yeri
yoktur.
Kalbin hareketleri. Halka kasların kasılmasıyla lümen daralır. Kasların hepsi aynı zamanda
kasılmaz; arkadan öne doğru bir dalga gibi kasılarak gider. Böylece içinde bulunan hemolenfi aort
aracılığıyla başa ve vücut boşluğuna pompalar. Kasılma sayısı türden türe ve hayvanın içinde
bulunduğu ortamın koşullarına göre değişiklik gösterir. Hemolenf, sistolde kalpten dışarıya
atıldıktan sonra, kalp, diyastol haline geçer. Kalbin ve perikardiyal boşluğun genişlemesiyle, açılan
ostiyum yarıklarından, vücut boşluğundaki hemolenf kalbe emilir. Eklembacaklıların kalp impulsları
birincil olarak miyojendir, yani kasın kendisi otonom olarak kasılır, yalnız frekansı ve amplitudu
otonom sinir sistemi tarafından denetlenir. Fakat birçok grubunda nörojen denetleme vardır. Yani
merkezi sinir sisteminin denetimi altında, boyuna sinir kordonunun üzerinde boyuna dizilmiş
76
gangliyonlardan meydana gelen adım-adım şeklindeki impulslar, kalp kasının belirli bir düzen
içerisinde kasılmasını sağlar.
Ostiyumlar ve kapakçıklar. Ostiyum sayısı değişiktir. Bazıları tamamen kapanmış,
bazıları da tanınmayacak kadar körelmiştir. Bazı hamamböcekleri çok defa 13 çift ostiyum taşır.
Bunlardan ikisi göğüste bulunur ve kapanmıştır. Sarı kenarlı su kınkanatlısında (Dytiscus sp.) 8,
balarısı ve suakreplerinde 4, bazı subakiresi larvalarında ise sadece bir açık ostiyum çifti vardır.
Ostiyum, kasılma esasında bir supap kapağı gibi ödev görür. Normal durumda hemolenfin kalbe
girişine izin verir; fakat dışarıya akmasını önler. Bazen ostiyum kapakları, kalp lümeninin içerisine
o kadar uzanır ki, hemolenfin geriye dönmesini önleyen bir çeşit cep kapakçıklar olarak da ödev
görür. Çok defa da ostiyumlar ikincil olarak kapanır ve ostiyum kapakları sadece cep kapakçıkları
olarak ödev görmeye başlar.
Diyaframlar. Hemolenfin vücut içerisinde dolaşımını sadece kalp sağlamaz. Yapısal ve
işlevsel olarak kalbe bağlı dorsal diaphragma (sırt diyaframı) ya da diğer bir adıyla perikardial
septum dolşımda önemli ödev alır. Sırt diyaframı gevşek bağ dokudan oluşmuş düz bir plakadır.
Bu plakanın yapısına kasılgan kanat kasları katılmıştır. Karnın ventral tarafında, çoğunlukla orta
kısmında ayrıca bir ventral diaphragma (karın diyaframı) bulunur. Bu diyafram sternumların iki
yanı arasında gerilerek ve bağırsak ile sinir kordonunun arasından geçerek iki dolaşım boşluğu
meydana getirmiştir. Üsteki boşluk perivisceral sinüs, alttaki de perineural sinüs'tür. Genellikle
yarım diyafram görülür. Bu nedenle arkaya ve yanlara hemolenf pompalanırken bir kısmı da
perineural sinüsten perivisceral sinüse doğru pompalanmış olur.
Yardımcı kalpler ve Ampuller. Diyaframlardan başka bir dizi yardımcı kasılgan organ
daha vardır. Bu organlar hemolenf dolaşımını kuvvetlendirir ve yönünü saptarlar. Bunlara genel
olarak yardımcı kalpler denir. Çoğunlukla vücut üyelerinin ve çıkıntılarının dibinde bulunurlar.
Bunlar olmaksızın dolaşım devam eder; fakat hemolenfin çıkıntılara ve üyelere kanalize edilmesi
güçleşir; dolaşımın etkinliği azalır.
Kanatların kan alabilmesini meso- ve metascutellumda bulunan şekli değişik sırt ampulleri
sağlar. Antenlerin dibinde bulunan ampuller de dolaşımda önemli rol oynar. Birçok böcekte,
bacaklar, boyuna uzanan bir diyaframla, aralarında geçiş oan iki hemolenf boşluğuna ayrılır. Geçiş
genellikle tarsus kısmındadır.
Vücut boşluğundaki hacimleri büyük sinüslerde kan dolaşımı, dar lümenli damarlardakinin
aksine çok yavaştır. Bu nedenle bu bölgelerin hemolenf içindeki besin maddelerini almaları
güçleşir. Bu hacimlerinküçültülmesi için yardımci bazı yapılar gelişmiştir. Uçucu böceklerde, daha
önce, sadece oksijen sağladığı zannedilen hava keselerinin, bu sinüslerin sıkıştırılarak hacminin
küçülmesini ve dolayısıyla kan dolaşımının hızlanmasını da sağladığı bilinmektedir.
8 BOŞALTIM SİSTEMİ
İlk defa İtalyan bilgini Malpighi tarafından gözlenmiştir. Örümcekler ve tracheae'li hayvanlar
için özelleşmiş boşaltım organıdır. Örümceklerde endodermden, diğerlerinde ektodermden
meydana gelir. Çoğunlukla son bağırsak kanalına bir çelenk gibi açılırlar. Ucu kapalı bir tüp
77
şeklindedir; kapalı uç vücut boşluğunda serbestçe bulunur ve tracheae borucukları tarafından sıkı
bir şekilde donatılır. Bu tüpler çoğunlukla dallanmaz. Malpighi tüplerinin sayısı gruplara ve türlere
göre değişir. Bazı kabuklubitlerde iki tane ince uzun, kelebeklerde 6 tane, balarıları ve
düzkanatlıların çoğunda 150 kadar kısa tüpçükten oluşur. Yaprakbitlerinde hiç yoktur. Bunlarda
boşaltımı önositler üstlenmiştir.
Histolojik yapısı bağırsaktakine benzer. Yine içte bir epitel tabakası, dışta membrana propria
vardır. Sayıca az, halkasal, boyuna ve eğik kaslarla donatılmıştır. Ektodermel kökenine karşın,
kitin intimaya sahip değildir. Hücrelerin iç yüzü ortabağırsaktaki rhabdoriumlara benzer şekilde
mikrovilluslar taşır.
Malpighi tüpünün iç kısmındaki salgı, sıvı halinde olmasına karşın, bağırsağa yaklaştıkça üre
granülleri fazlalaşmaya başlar. Çünkü su emilimi vardır ve sonuçta ürikasit kristalleri meydana
gelinceye kadar yoğunlaştırılır. Birçok durumda, her Malpighi tüpü, bağırsağa bağlandığı kısmına
yakın farklı bir bölge taşır. Bu kısım balon gibi genişlemiş ve ampul adını almıştır. Ampulun duvar
hücreleri mikrovillus taşımaz; kuvvetlice uzar ve bağırsağın pylorus bölgesindeki lümene uzantılar
gönderir. Bu uzantılar su rezorpsiyonuna hizmet eder.
Böceklerin Malpighi tüplerinden salgılanan atık maddeler, öncelikle ürikasit, sodyum ve
amonyak tuzlarıdır. Ek olarak sodyum-, mağnezyum- ve kalsiyumkarbonat ile kalsiyum oksalat da
salgılanır. Bütün salgılar ilk olarak sonbağırsağa ukaşır ve oradan da bağırsak atıklarıyla birlikte
dışarıya atılır.
Bağırsak hücrelerinden resorbe edilerek hemolenfe verilen besin maddeleri ilk olarak yağ
cisimciklerine iletilir. Burada oluşan ara tepkimelerle madde değişimi sırasında açığa çıkan artık
maddeler Malpighi bezleri tarafından dışarıya atılır. Bu atık maddeler özellikle gereksiz azot,
yağcisimciklerinde, ürikaside sentezlenerek hemolenfe verilir. Malpighi tüpleri ya hemolenften ya
da doğrudan doğruya besin kanalından atık (ürikasit) maddeleri süzer. Özellikle kara böceklerinde,
su, rektumdaki papillerden büyük ölçüde geriye emilerek katı dışkı meydana getirilir. Sularda
yaşayan bazı böceklerde, azot amonyak şeklinde vücut sıvısından süzülerek dışarıya atılır. Fakat
amonyağın aminoasitlerin deaminasyonu ile mi yoksa boşaltım son ürünlerinin ikincil olarak
değiştirilmesi ile mi oluştuğu şimdilik bilinmemektedir. Karada yaşayanlarda ise artık maddeler,
ürik asit şeklinde atılarak bir su artırımı sağlanır. Bazı böceklerde azotlu artıklar tüm yaşamları
boyunca ya da belirli evrelere kadar, yağ cisimciğinin üre hücrelerinde, perikard hücrelerinde,
epidermis hücrelerinde ve kanat pullarında depo edilirler. Son deri değiştirmede ya da kozadan
çıkışta bu artık maddeler parlak renkli (kırmızı, sarı, yeşil, kahverengi) sıvılar halinda, özellikle
uçarken (kelebeklerde ilk uçuş sırasında) fışkırtılır. Lahana kelebeklerinin sürü halinde ilk uçuşları
sırasında bıraktıkları bu kırmızı sıvılar, Ortaçağ'da kanlı yağmur olarak adlandırılmış ve açlığın
habercisi olarak kabul edilmiştir. Bu renkli maddeye mekonium denir.
Suda yaşayan böceklerde, besinlerle ve deri yoluyla vücut içerisine geçen su, Malpighi
tüplerinden, renksiz bir sıvı (üre ile birlikte) şeklinde son bağırsaktan dışarıya atılır. Buna karşın
kara böceklerinde su, sonbağırsaktan hemen tümüyle geriye emilir. Bu emilimde aktif taşınım da
önemli rol oynar. Bitki özsuyu emenlerde, besin, özel bir filtre ile bağırsakta süzülerek alınır ve
sindirim için bağırsakta tutulur; fazla su dışarıya atılır.
78
Suda yaşayan böceklerde, birçok iyon, pasif olarak sonbağırsaktan ve kutikuladan vücut
içerisine geçer. Malpighi tüpünün seçici bölgelerinin bulunmasıyla, iyon alınımı ve atılımı belirli
kurallar altında olur. Potasyum aktif olarak dışarıra atılırken, bunu klor iyonları pasif olark izler.
Sodyum, sonbağırsakta biraz emilmesine karşın, potasyum pek az emilir. Kalsiyum tuzları
Malpighi hücrelerinde calculi halinde depo edilir. Malpighi bezlerinden salgılanan kalsiyum
karbonat pupa yapanlarda yapı maddesi olark kullanılır. Bazı arı, kınkantlı ve ağkanatlılarda
Malpighi tüplerinden ipeğimsi bir madde çıkarılarak kokon yapımında kullanılır. Bu, pupa olmadan
kısa bir süre önce çıkarılan albüminli bir maddenin havada sertleşmesiyle oluşur. Bazı
ağustosböceklerinde ise yumurtalarının gelişmesi için nemli bir ortam sağlamak ve bırakılan
yumurtaları korumak amacıyla köpüğümsü bir madde çıkarılır. Buna halk dilinde şeytan
tükürüğü denir.
9 SOLUNUM SİSTEMİ
Bir organizma ile çevresi arasındaki oksijen ve karbondioksit değişimi, bu gazların bir sınır yüzeyden
geçişini kapsar. Gaz değişiminin meydana geldiği bu yüzeye solunum yüzeyi denir. Bir solunum yüzeyi
şu karakteristiklere sahip olmalıdır: (1) İçinden hızlı difüzyon olması için, ince çeperli olmalıdır. (2)
Oksijen ve karbondioksit çözelti içinde bulunacağından, ıslak olmalıdır. (3) Bir oksijen kaynağı ile
temasta olmalıdır. (4) Çok hücreli organizmaların çoğunda, çözünmüş materyalleri organizmanın
hücrelerine götürüp getiren taşıma sistemi ile yakın temasta olmalıdır.
Çekirgede solunum sistemi dolaşım sistemine bağlı değildir. Kan oksijen ve karbondioksitin taşınması
için kullanılmaz. Bunun yerine, hava, trake ya da trake borucukları denilen, kollara ayrılan bir hava
borucukları sitemi ile bütün vücut hücrelerine doğrudan taşınır. Hava, çekirgenin vücuduna soluk
delikçikleri denilen on çift açıklıktan girer ve çıkar (Şekil 10-1). Her bir soluk delikçiğinden başlayarak,
trake borucukları giderek küçülen borucuklara ayrılır. Mikroskobik hava borucuklarının sıvı dolu son
uçları vücut hücreleri ile doğrudan temastadır ve gerçek solunum yüzeyidir. Havanın oksijeni burada
trake borucuklarından vücut hücrelerine difüze olur ve karbondioksit vücut hücrelerinden trake
borucuklarına difüze olur.
hava
keseleri
soluk
delikçikleri
trake
boruları
79
Şekil 10-1. Çekirgede Solunum Sistemi
Hava, çekirgenin kaslarının kasılmasıyla trake sisteminin içine ve dışına pompalanır. İçeriye nefes
alırken, karın genişler ve hava öndeki ilk dört çift soluk delikçiğinden trake borucuklarına emilir. Bu
borucuklara bağlı birkaç büyük hava kesesi bu pompalama eylemini destekler. Nefesi dışarı verirken,
karın büzülür, öndeki dört çift soluk delikçiği kapanır ve hava, arkadaki altı çift soluk delikçiğinden trake
borucuklardan dışarıya sızdırılır.
Trake borucukları sistemi küçük hayvanların solunumu için orantısal olarak yeterlidir. Bunun yanında,
büyük hayvanlarda, gerekli hacimdeki gazları böyle bir sistemle ulaştırmak mümkün olamamaktadır.
Çekirgeler ve diğer böcekler hepsi küçük hayvanlardır ve bu hava borucukları sistemi onların ihtiyaçları
için yeterli olmaktadır.
9-1 Stigmalar (Solunum Delikleri)
Böceklerde oksijenin dokulara kadar ulaştırılması ve karbondioksitin alınarak dışarı atılması
tracheae sistemi ile sağlanır. Bu sistem, kollara ayrılarak her organa ulaşan ince hava
borucuklarından meydana gelmiştir (Şekil 9-1). Vücut örtüsünün
içeriye doğru çökmesiyle
meydana gelir. Borucukların iç yüzeylerindeki sarmal kitinsel iplikçikler, açık kalmalarını sağlar.
Tracheae sistemi
dışarıya stigmalar = Spiraculum = solunum delikleri ile açılır.
Stigmalar pleuranın zarımsı kısımlarında bulunur. Başta ve kural olarak birinci göğüs segmentinde
stigma bulunmaz. Bundan sonra gelen iki göğüs segmentinde ve karındaki ilk sekiz segmentte
birer çift stigma bulunur. Genel olarak on çifttir. Bu düzende stigma taşıyanlara holopneus
böcekler denir.
Sularda yaşayan larvalar stigmalarını çok defa tıkarlar. Sivrisinek larvaları zaman zaman su
yüzüne gelerek, arka kısmında boru şeklinde uzamış sifon denen bir uzantının ucunda bulunan 8.
abdominal stigma ile hava alırlar. Suda yaşayan birçok larvada çok defa tüm stigmalar kapalıdır.
Bunlarda, tracheae, ya integüment içerisinden, ya da özellikle karından dışarıya doğru keseler
şeklinde çıkıntı yaparak gaz alışverişi yapar. Ephemeroptera, Plecoptera, Odonata ve birçok
Trichoptera ile birkaç Lepidoptera ve Coleoptera larvası bu tür solonum yapar. Ergin evrade
stigmalar açılır.
Böceklerin stigmaları daha çok oval ya da yarık şeklindedir. Etrafını saran pleura zarının
hizasında değil, kesik koni şeklinde içeriye çöken bir ön boşluğun (atrium) kaide kısmında
bulunur. Bu ön boşluktaki bir kapatma organı, yabancı maddelerin içeriye girmesini önler.
Tabanda bulunan stigma açıklığının kenarlarına stigma dudağı denir. Bu kısımdaki yardımcı
yapılarla stigmanın ağzı açılıp kapatılabilir. Karada yaşayan böceklerde stigmaların açılıp
kapanması, su yitirilmesinin önlenmesi bakımından yaşamsal öneme sahiptir.
9-2 Tracheae Sistemi
80
Stigma dudağının hemen altında tracheae sistemi başlar. Ektodermin, stigmaların
bulunduğu yerden içeriye çökmesiyle oluşurlar. Her tracheae, böceğin dış derisinin yani
integümentinin özel bir amaç için içeriye çökmesiyle oluşur. Tracheae matrix ya da tracheae
epiteli olarak adlandırılan bir katmanlı epitel ile en dışta örtülmüştür. Eğer tracheae izole edilmiş
bir boru halinde düşünülürse; en dışta kaide zarı, onun altında tracheae epiteli ve en içte de ekso-,
pro- ve epikutikuladan oluşmuş, vücudun tümünü dıştan örten tabakanın intima denen iç
çöküntüsü görülür. Intima, tracheae borusunun iç lümen kısmını astarlar. Bu kitin kılıf, öncelikle ,
tracheae borucuklarının büzülmesini önler. Her deri değişiminde intima yenilenir.
Kanatsız böceklerde, basit bir tracheae sisteminde, her stigmadan uzanan kısa bir dal yatay
olarak vücut içerisine girererk bir dorsal, bir visceral ve bir de ventral dalcığa ayrılır. Dorsal daldan
vücudun sırt kısmındaki kaslar ve integüment; visceralden bağırsak, malpighi tüpü, eşeysel bezler,
yağ cisimcikleri; ventral daldan ise, karın kasları, sinir ve karın derisi yararlanır. Yalnız
mesothorax'dan öne doğru prothorax'ı ve başı besleyebilmek için bir ventral bir de dorsal kol
çıkarak uzanır. Öne doğru uzanan dorsal koldan beyine, göze, üst dudak bölgesine ve antenlere
kollar uzanır. Ventral koldan ise, tüm prothorax'a, ilk bacak çiftine, alt dudak bölgesine ve ağız
üyelerine kollar gönderilir. Stigma taşıyan iki göğüs segmentinde, ventral koldan bir dal çıkarak
bacak trakesini yapar.
Metamerlare göre ayrı ayrı olan bu sistem diğer tüm böceklerde ikincil olarak değişikliğe
uğrayarak daha karmaşık bir durum kazanmıştır. Segmentlerdeki tracheae'lerin tümü enine
boyuna birbirine bağlanarak anatomik ve işlevsel bir solunum birliği meydana getirir.Bu
bağlantılara anastomos denir. Enine bağlantılar vücudun karın tarafında, boyuna bağlantılar ise
sırt kısmında sıktır.Stigmaların hemen iç kısmından tüm vücudu yandan boyuna kateden bileşik bir
boru bulunur. Kanatlı böceklerin tümünde ek olarak kanat tracheae'leri görülür. Kanatlara giden
kollar, meso- ve matathorax'ta bacaklara giden tracheae kollardan ayrılarak bir yay yapar ve
tekrar karın tracheae borusuna bağlanır.
Özellikle iyi uçan böceklerin tracheae sistemlerinde ek gelişmeler görülür. En çok görülen
şekli, ana tracheae kollarının genişlemesiyle meydana gelen tracheae keseleri ya da hava
keseleridir. Bu kesecikler fazla sayıda, fakat küçük (Mayısböcekleri), ya da birçok küçük hava
kesesinin kaynaşmasıyla az sayıda, fakat büyük yapıda (balarıları) olabilir. Hava keselerinin tümü
havanın depo edilmesi için kullanılır. Keselerden çıkan ince dallar ve borular dokulara kadar uzanır.
Tracheae kılcallarına tracheol denir. Kural olarak bunların iç çeperi kitin taşımaz. Havanın
oksijeni öncelikle bu tracheolleri saran dokulara diffüzyonla girer. Tracheollerin son kısmının hava
ile değil, bir sıvı (su) sütünu ile dolu olduğu bilinmektedir. Tracheollerin su tutma kuvveti, etrafını
çeviren hemolenfin ozmotik basıncına bağlıdır. Hemolenfin ozmotik basıncı yükseldiğinde
tracheollerin uç kısmındaki su, dokular içine emilir ve temiz hava boşalan kılcallara doğru ilerler.
Ozmotik basıncın düşmesiyle su, dokulardan kılcal borular içine geçmeye başlar ve hava dışarıya
doğru itilir. Sıvının kılcal borular içinde gidip gelmesiyle oksijen içeren hava düzenli olarak
tracheoller içerisine pompalanır.
81
Şekil 9-1. Solunum Sistemi
Havanın geniş lümenli tracheaelere ve hava keselerine pompalanmasında başka etkenler rol
oynar. Vücut duvarının kasler aracılığıyla hacimce genişleyip daralması suretiyle hava içeriye ve
dışarıya pompalanır.
Birçok böcekte abdomenin sırt karın yönde açılıp kapanmasıyla, ya da
segmentlerin boyuna birbirinin içerisine girmesiyle havalandırma meydana gelir. Ayrıca göğüs
birçok böcekte aktif olarak havalandırmaya katılır.
Dokularda oluşan CO2'in bir kısmı tracheollerin uç kısmındaki sıvının içerisine geçer
(karbonik asit haline geçerek) ve yine buradan tracheae yolunu izleyerek dışarıya atılır.
Karbondioksit, oksijene göre çok daha kolay olarak dokulara girebilir. Dolayısıyla kutikulanın
arasındaki geçitlerden ve geniş lümenli tracheaelerden CO2'nin büyük bir kısmı dışarıya atılabilir.
Çalıçekirgelerinde dışarıya atılan CO2'nin %25'i integümentten sızar (diffüzyon yapar). Tracheae
duvarından kan sıvısına sızan oksijen, kısmen erimiş durumda bu sıvıda taşınabilir. Fakat
(Chironomidae larvaları dışında) solunum pigmenti taşımadığından , kanın solunumda önemli bir
rolü yoktur. Sıcaklık yükseldiğinde, hareket halinde ve gelişme evrelerinde oksijene gereksinim
artar.
Sularda yaşayan böceklerin bazıları (su kınkanatlıları ve yarımkanatlıları) vücutlarındaki
tüyler ya da kanat altı ile hava kabarcıklarını suyun altına indirerek yapay bir solunum zarı
meydana getirir. Bu zardan oksijen alışverişi yapılır. Bir kısmında ise (sivrisinek larvalarında
olduğu gibi) stigma bir boyuyla su yüzeyine bağlandığından, oksijen bu yolla elde edilir. Oksijeni
82
çok bol olan sularda yaşayan bazı larvalarda deriden geçen oksijen yeterli olabilir (bazı sineklerde
olduğu gibi). Bir kısmında da değişik yapıda solungaçlar gelişmiştir (Ephemeroptera, Plecoptera ve
Odonata larvalarında olduğıu gibi).
Bazı oksijensiz yaşama yeteneği, anoksibiyoz farklı şekillerde gelişmiştir. Parazit
yaşayanlarda bu yetenek en fazladır. Glikoliz ile elde deilen enerjiyi kullanmak suretiyle bir süre
yaşamsal işlevlerini sürdürebilirler. Fakar er ya da geç laktik asidin oksidasyonu için oksijene
gereksinme gösterirler. Dolayısıyla bu aşamada solunum hareketleri artar. Atsineği (Gasterophilus
spp.) larvaları hayvanın midesinde geliştiği için, oksijen bunalımına çok dayanıklıdır. Normalde
yutulan havadaki oksijeni alırlar. Fakat yeterince oksijen bulamadığı zaman glikojeni yağa
çevirmek suretiyle oksijen elde ederler.
10 SİNİR SİSTEMİ-ENDOKRİN SİSTEM-DUYU ORGANLARI
Bir organizmanın çevresi sürekli değişmektedir. Bu değişikliklerin bazısı vücudun
dışında, dış çevrede meydana gelir. Bu tür dış çevre değişikliği örnekleri bir sıcaklık
değişimi; besinin ortaya çıkması; bir doğal düşmanın belirmesidir. Değişiklikler
organizmanın içinde de meydana gelir. Örneğin, artık bir maddenin konsantrasyonu
yükselebilir; hastalık yapan bir organizma vücuda girebilir; ihtiyaç duyulan bir
maddenin biriktirilen miktarı azalabilir.
Bir organizma, canlı kalmak için, bu iç ve dış değişikliklere tepki göstermek
zorundadır. Organizma homeostasisi sürdürmek mecburiyetindedir. İç çevrenin tüm
etkenlerini belirli limitler içinde tutulmalıdır.
Tepkiler nadiren sadece, bağımsız olaylardır. Bir organizma, vücudunun içinde ve
dışında ortaya çıkan fazla çeşitteki değişikliklere sürekli tepki göstermektedir.
Gerçekten, Bir organizmanın çeşitli canlılık faaliyetleri kendi içlerinde karmaşık tepki
verme örnekleridir. Bu tepkiler mutlaka düzenlenmeli, yani belli ölçüde denetlenmeli
ve doğru yerlere yönlendirilmelidir. Bunlar arasında eşgüdüm sağlanmalı, yani
doğru sıra veya ilişki içinde olmaları sağlanmalıdır.
Bir hücreli ve bazı basit çok hücreli organizmalarda, tepkilerin uyum ve
eşgüdümü, organ hücrelerinin özel etkinliklerini içeren bir bütün olarak her bir
hücrenin bir işlevidir. Tepki vermede bir hücrenin bu yeteneği çoğunlukla uyarılma
olarak adlandırılır. Daha karmaşık çok hücreli hayvanlarda, uyum ve tepkilerin
eşgüdümü sinir sistemi ve endokrin sistem tarafından yönetilir.
10-1 Önositler
Vücut boşluğunun doku ve yapıları, mezodermal kökenli olmasına karşın, önositler,
ektodermal (abdomendeki) kökenlidir. Önositler abdomal stigmaların civarında kaide zarının
83
proksimaline (iç tarafına) doğru zorlayarak girerler. Fakat temas durumlarını devam ettirirler ve
her iki tarafta metamerik dizilmiş balonlar meydana getirirler.
Önositler, son ürünlerini hemolenfe veren, sadece ara maddelerin oluştuğu bir organdır.
İçeriği glikojen, fenol ve yeni epikutikulanın salgılanması sırasında miktarı büyük ölçüde düşen
lipoproteinlerden oluşmuştur. Birçok araştırıcıya göre önositler kutikulin ve mum tabakası için
gerekli maddelerin yapımını sağlar. Yumurta olgunlaşırken, yağca zengin koriyonun (yumurta
kabuğunun) oluşumunda, benzer şekilde görev alır. İki deri değiştirme evresi arasında ve ergin
evrede, önositlerin, mum üretimi için önemli olduğu bilinmektedir. Örneğin hamam böceklerinde
epikutikulanın oluşumu için, balarılarında mum salgısı için önositler gereklidir.
Deri değişimini düzenleyen hormonların yapım yeri büyük olasılıkla yine önositlerdir.
Omurgalılardaki steroyit hormonlar üreten bezlere büyük bir paralelik gösterdikleri anlaşılmıştır.
Birçok böcekte, önositler, prothorax bezi ile birlikte deri değişimi hormonunun sentezine
katılmaktadır.
Böceklerin sinir sistemi, boyuna ve enine bağlantılarla birbiriyle ilişkide olan, çok defa çift
gangliyonlardan oluşmuş bir merkezi sinir sistemi ile, bu merkezden çıkarak tepkime
organlarına uzanan periferik sinirler’den ve çeşitli şekillerdeki duyu organlarından meydana
gelmiştir. Her üç kısım da gelişme sırasında, farklı evrelerde, ektodermin farklı bölgelerinden
meydana gelmiştir. Başta ve vücudun diğer segmentlerinde hücrelerin bir kısmı biraraya gelerek
gangliyonlar’ı oluşturur. Bu gangliyonlar arasında hücre uzantılarından oluşmuş konnektiv
(farklı segmentlerdeki gangliyon çiftlerini birbirine bağlayan boyuna akson) ve kommissur (aynı
segmentteki gangliyon çiftini birbirine bağlayan enine akson) denen sinir yolları ile bağlantılar
kurulmuştur. Merkezi sinir sisteminden çıkan uzantılar periferik sinir sisteminin bir kısmını
oluştururlar. Merkezi sinir siteminden çıkarak tepkime organlarına uzanan sinir uzantılarına,
sinirlerin motorik ya da effektor kısmı ya da efferent yol denir.
Duyu organlarının sinirsel kısımları, vücudun çeşitli kısımlarında, farklılaşmış ektodermden
meydana gelir. Duyu hücrelerinin almaçları (reseptör), merkezi sinir sistemi ile ilişkidedir. Keza
duyu hücreleri de periferik sinir siteminin bir kısmını oluşturur. Duyu hücreleriyle alınan impulsların
merkezi sinir sistemine ulaştırıldığı yola afferent sisnir yolu denir. Bu afferent ve efferent sinir
yolları aynı sinir lifinin içerisinde bulunmasına karşın, farklı şekilde yapıldıklarından işlevleri de
farklı olur.
10-2 Sinir Sisteminin Yapısı
Sinir sisteminin yapıtaşları, sinir hücreleri, neuronlardır. Her sinir hücresi, çekirdek taşıyan
bir hücre gövdesinden ve bu gövdeden çıkarak kısmen sinir yollarını oluşturan sinir uzantılarından
meydana gelmiştir. Hücre gövdesine, çekirdek içerdiği için, perikaryon da denir.
Sinir hücre gövdesi (perikaryon). Omurgalı hayvanların nöronlarındakinin aksine,
böceklerdeki perikaryon, birçok glia hücresinden meydana gelmiş birkaç katmanlı bir kılıfla
örtülmüştür.
Glia hücreleri her zaman zengin sitoplazma içerir ve elementer zarın yığılımından meydana
gelen miyelin kılıftan da yoksundur. Glia hücreleri birbirlerine çok yakın bulunan perikaryonlar
84
arasında sinaps oluşumunu ve dolayısıyla uyarı aktarımını önlemiş olur. Böceklerde uyarı aktarımı
sadece hücre uzantılarının belirli bölgelerinde (sinaplarda) olur.
Sinir uzantıları (aksonlar ve dendritler). Pek az böcekte multipolar nöron vardır. Buna
karşılık diğer bütün nöronlar yapısal ve işlevsel olarak kutuplaşmıştır. Morfolojik olarak
değerlendirildiklerinde
çoğunluk
tek
kutupludurlar.
Kutuplaşmış
sinir
hücrelerinde,
uyarı,
perikaryondan axon ya da neurit denen hücre uzantılarıyla diğer bir yere iletilir. Periferik duyu
hücrelerinde bu iletici aksonlardan başka, örtü hücrelerinin arasından vücut yüzeyine doğru ulaşan
daha ince sinir hücresi uzantıları da vardır, bunlara dendrit denir. Dendritlerin içerisinde uyarı
akımı perikaryona doğrudur.
Sinapslar. Denemeler, akson ve dendritlerin her iki yönde de iletim yeteneğine sahip
olduğunu göstermiştir. Bunu önlemek için nöronların uzantıları arasında sinapslar meydana
gelmiştir. Sinapslar, uyarının, yani impulsların yalnız bir yönde iletilmesini sağlar. Bu yön genellikle
bir hücrenin aksonundan diğer hücrenin dendritine doğrudur.
10-3 Sinir Sisteminin Dağılımı
Gerçek bir sinir sisteminin çalışması üç temel yapı çeşidini gerektirir. Bunlar
reseptörler, sinir hücreleri ve effektörlerdir. Reseptörler ya da duyu organları, iç ve
dış çevredeki belirli değişikliklere, fiziksel güçlere veya kimyasal maddelere duyarlı,
özelleşmiş yapılardır. Bir reseptörün uyarılması, sinir hücreleri yoluyla iletilen
“masajlar” ya da impulslara neden olur. Bu impulslar sonunda, bir salgı bezi veya
bir kas olabilen bir effektöre erişir. Effektör bir salgı bezi ise, sinir yolunun içeriğine
bağlı olarak, faaliyetini azaltarak veya arttırarak impulsa karşılık verecektir.
Bununla birlikte, effektör bir kas ise, bir sinir impulsu, onun sadece kasılmasına
neden olabilecektir.
Bir
reseptörün
bir
sinir
yolundaki
impulsları
tetiklemesi
veya
harekede
geçirmesine neden olan herhangi bir etkene dürtü denir. Dürtüler, reseptörde
elektriksel veya kimyasal değişikliklere neden olarak, sinir impulslarını harekede
geçirir. Böylece, Sinir sistemi
uyumda olayların temel sırası (1) bir reseptörü
faaliyete geçiren bir dürtü, (2) ilişkiyi kuran sinir yolunda impulsların başlatılması
ve son olarak (3) effektörün bir tepkisi olarak meydana gelir.
Bir sinir yolu, belirli bir reseptörle belirli effektör arasındaki basit bir bağlantı
olarak düşünülmemelidir. Hayvanların çoğunda, her bir sinir yolu diğer pek çok sinir
yolları ile kesişir ve birbirine bağlanır. Bir tek reseptörden kaynaklanan impulslar
çoğunlukla bir kaç farklı sinir yollarında iletilir. Bir effektöre erişen impulslar, pek
çok farklı kaynaklardan çok sayıdaki impulsların bir araya gelmesi ve karşılıklı
etkileşiminin sonucudur.
85
Çokhücreli hayvanlar, her biri farklı bir dürtü çeşidine duyarlı birkaç farklı türde
reseptörlere sahiptir. Bu hayvanlarda bulunan duyu organları arasında sıcağa,
soğuğa, ışığa, sese, basınca ve kimyasal maddelere duyarlı olanlar vardır.
En basitleri dışında bütün hayvanlarda, sinir sisteminin faaliyetlerini yöneten ve
düzenleyen özelleşmiş bir sinir hücreleri grubu olan bir beyin vardır. Organizma
karmaşıklaştıkça, beynin yapısı ve işlevleri de karmaşıklaşır.
Cerebral Gangliyon (beyin, özofagus üstü gangliyonu, cerebrum). En ön kısmı, ilk
gangliyon çiftinden ve segmental olmayan bir bölgeden meydana gelmiştir, buraya protocerebrum
denir. Beynin en küçük kısmını oluşturur. Buradan nokta gözlere ve bileşik gözlere sinir uzantıları
çıkar. Bunun iki gangliyon kütlesinin her birine hemispher denir. Deutocerebrum anten
işlevlerinin merkezidir. Çoğunluk bir duyusal bir de motorik dal olmak üzere, yanlardan aynı
kökten çıkmış, kuvvetli bir anten siniri görülür. Duyusal sinir daha kısadır. Tritocerebrum alın
konnektivinin ilkin yeridir. Buradan çıkan sinirler üstdudaka dallanır ve frontal gangliyon ile
bağlantıya geçer. Küçük ve çift olmayan bu gangliyon, stomatogastrik sinir sisteminin merkezidir.
Özofagus altı gangliyonu. Ontogenetik olarak birbirinden ayrılabilen üç çift gangliyondan
meydana gelmiştir. Öncelikle ağız üyelerine giden motorik ve duyusal sinirler buradan çıkar.
Önden arkaya doğru mandibular gangliyon, maksiller gangliyon ve labiyal gangliyon denilen üç
bölgeye ayrılmıştır. Buralardan üstçene, altçene ve altdudağa, labiyal bezlere ve boyun bölgesine
giden sinirler çıkar.
Vücut gangliyon zinciri. Birbirine konnektivlerle bağlanmış gangliyon çiftleri vücut
boyunca segmental olarak dizilmiştir. Kural olarak her göğüs segmentinde ve ilk 7 abdominal
segmentte birer çift gangliyon bulunur. Sekizinci abdominal segmentte, daha sonraki segmentin
gangliyonu ile birleşmiş bir kitle bulunur.
Visceral
sinir
sistemi
(Simpatik
sistem,
Vejetatif
sinir
sistemi).
Diğer
eklembacaklıların hemen hepsinde olduğu gibi, böceklerde de bir visceral sistem vardır. Yapısal
olarak ve tepkime organlarına göre üç kısma ayrılır. Beyin ile birçok bağlantıları vardır.
86
Şekil 3.4. Sinir Sistemi
ENDOKRİN SİSTEM
Çokhücrelilerin tümünde hormon sistemi filogenetik olarak sinir sisteminden gelişmiştir. Bu
nedenle yüksek organizasyonlu hayvanlarda, tüm hormonal olayların denetim mekanizması sinir
merkezlerindedir. Böceklerde bu denetim mekanizması nörosekretorik hücrelerdir.
Hormon, bir organizmanın vücudunun bir kısmındaki hücrelerinden, diğer kısım ya da
kısımlarındaki hücrelerine ulaştırılan kimyasal bir sinyaldir. Hormonlar, sentezlendikleri noktadan
uzaktaki yerlere, çoğunlukla vücut sıvıları içinde taşınan kimyasallardır. Tipik olarak çok küçük
miktarlarda üretilseler de, hedef hücrelerinde büyük bir çeşitlilikteki fizyolojik işlemlere etki ederler
ve büyük değişikliklere neden olurlar. Bu kimyasal habercilerin etkileri ve karşılıklı ilişkileri değişik
ve karmaşıktır. Etkileri, uyarıcı veya engelleyici olabilmektedir. Bazı durumlarda, tek bir hormonun
birçok hedefi olabilmekte ve her bir hedefte farklı etkilere neden olabilmektedir.
Hormon salgılayan yapılar, hep birlikte homeostasisin sürdürülmesine yardımcı olan,
davranışı koordine eden ve büyüme, gelişme ve fizyolojik etkinlikleri düzenleyen endokrin
87
sistemi oluştururlar. Hormonların, böceklerin deri değiştirtme ve başkalaşım işlemindeki rolü çok
önemli olmaktadır.
Böcek vücudunda, hormon üreten hücrelerin en az dört kategorisi bulunmaktadır. Bunlar,
neurosecretory hücreler, neurohemal organlar, neuroendokrin salgı (hormon) bezleri ve içsel
organlardır.
10-4. Endokrin merkezler
Hormonlar böcek vücudunda neuronal, neuroglandular, veya glandular merkezlerde
üretilmektedir (Fig. 3.8). Yumurtalıklar gibi bazı organların hormon üretimi, temel işlevlerine göre
ikincildir, ancak bazı doku ve organlar bir endokrin görev için özelleşmişlerdir.
Neurosekretory
hücreler.
Neurosekretory
hücreler
(neuroendokrin
hücreler
de
denmektedir) uçtan uca sinir sisteminde bulunan uyarlanmış sinir hücreleridir. Büyük gruplarda
böceklerin beyninde ortasal ve yansal konumdaki kümelerde bulunurlar. Hormon sisteminin en üst
düzenleyici merkezleridirler. Özgün kimyasal habercilerin üretiminde ve salgılanmasında,
uyarımdan sorumlu
özelleşmiş sinir hücreleridirler. Bu hücreler, işlevsel olarak, sinir sitemi ile
endokrin sistem arasındaki bir bağlantı olarak ödev görürler.
Bu hücreler bilinen böcek hormonlarının çoğunu üretirler. Başlıca istisnaları, ecdysteroidlerin
ve juvenil hormonların neural olmayan dokular tarafından üretilmesidir. Bununla birlikte,
ecdysteroidlerin ve juvenil hormonların sentezi ve salıverilmesi neurosekretory hücrelerin
salgıladığı neurohormonlar tarafından düzenlenmektedir. Neurosekretory hücrelerden çıkan
aksonlar, corpora cardiaca ve corpora allata’dan uzanan çok küçük sinirler boyunca izlenebilirler.
Bu hücreler, corpora cardiaca tarafından yapılan prothoracicotropic hormon (PTTH) ile aynı veya
çok benzer olarak meydana gelen, düşük moleküler ağırlıklı bir peptid
olan beyin hormonu
üretir ve salgılarlar. Böcek fizyologları, beyin hormonunun neurosecretory hücrelerin içindeyken
daha büyük bir protein taşıyıcıya aktarıldığından şüphelenmekte, bazıları da her bir hücre
kümesinin en fazla üç farklı beyin hormonu (veya hormon taşıyıcı kombinasyonlar) ürettiğini
sanmaktadır. Neurosekretory hücreler sinir kordonunun ventral ganglionlarında da büyük
miktarlarda ortaya çıkmakta, ancak bunların işlevleri bilinmemektedir.
Bu uyarlanmış sinir hücrelerinin salgıları, granüller ya da sıvı halinde oluşur. Sinirsel bir
uyarımdan sonra hücre içerisindeki salgı dışarıya verilir ve yenisi üretilir. Birçok durumda,
organizmaların gelişme ve aktif devreleri ile salgı döngüsü arasında büyük bir uyum vardır.
Buradan, sinir salgılarının bu olayları başlattığı, düzenlediği ve denetlediği ortaya çıkar. Sinir
salgıları her zaman hemolenfe verildiği için hormon olarak kabul edilir.
Bu salgı hücreleri merkez sinir sisteminin farklı bölgelerinde bulunur. Farklı hormonlar farklı
işlevlerin ortaya çıkmasını sağlar. Sadece beyin, çok sayıdaki hormonun denetimini yapar. Bu
merkezin sinirsel hormonları deri değişimini, kutikulanın sertleşmesini, kalp atışını, boşaltımı, su
miktarını, bazı böceklerdeki fizyolojik renk değişimini ve eşeysel bezlerin olgunlaşmasını denetler.
88
Corpora cardiaca. Neurohemal (neuroglandular????) organlar, salgı bezlerine
benzerler, ancak sinir sistemi (veya başka bir hormon) tarafından salıvermek için uyarılıncaya
kadar, salgısal ürünlerini özel bir odacıkta biriktirirler. Corpora cardiaca (tekil: corpus
cardiacum) aortun her iki yanında ve beyinin gerisinde yerleşik bir çift neuroglandular
yapılardır. Kendi neurohormonlarını üretmenin yanında, bu yapılar, beynin neurosekretory
hücrelerinden gelen prothoracicotropic hormonu (PTTH, önceden beyin hormonu veya
ecdysiotropin denilen) içeren neurohormonları biriktirir ve hemolenfe salıverirler.
Prothoracicotropic hormonu (PTTH) öngöğüs salgı bezlerinin salgısal etkinliğini uyarır.
Histolojik yapısına bağlı olarak, corpora cardiaca'nın iki işlevi birden yürüttüğü görülür.
Öncelikle protocerebrumun neurosekresyonu için depo yeri olarak işlev görür ve bu salgılarını
hemolenfe verir.
Öngöğüs salgı bezleri. Böceklerde, en büyük ve en belirgin endokrin salgı bezleri başın tam
gerisinde, öngöğüste bulunurlar. Öngöğüs salgı bezleri dağınık, ikili salgı bezleridir. Farkllı yerlerden
gelişmiş sinir lifleriyle donatılmıştır. Şekli çok değişiktir; çoğunluk tracheae boyunca uzanmıştır ya da
yağ doku içerisine gömülmüştür. Cyclorrhaphous Dipter’de öngöğüs salgı bezleri, corpora cardiaca ve
corpora allata’yı da içeren halka salgı bezinin parçalarıdır. Öngöğüs salgı bezleri, epidermal
hücrelerde kitin ve protein sentezini uyaran ve deri değiştirme ile sonuçlanan fizyolojik olayları
özgün bir tarzda (cascade) tetikleyen
steroid hormonlarla yakın türden olan (ecdysone dahil)
ecdysteroidler’i yaparlar. Bu nedenle, ecdysteroidlere, çoğunlukla “deri değiştirme hormonları”
denir. Hormonların, böceklerin deri değiştirtme işlemindeki rolü çok önemli olmaktadır. Öngöğüs
salgı bezleri bir ecdysteroid olan ve çoğunlukla hydroxilasyondan sonra epidermisin deri değiştirme
işlemini sağlayan ecdysone (bazen deri değiştirme hormonu denir) salgılar. (bölüm 6.3). Bu nedenle
öngöğüs salgı bezleri deri değiştirme bezi olarak da adlandırılır. İki deri değiştirme arasında kendine
özgü bir salgı döngüsü görülür. En kuvvetli gelişimini metamorfozdan hemen önce gösterir. Böcek,
ergin evresine eriştiğinde öngöğüs salgı bezleri körelir ve bir daha asla deri değiştirilmez.
Öngöğüs salgı bezleri, diğer bir kimyasal haberci, prothoracicotropic hormon (PTTH)
tarafından uyarıldıktan sonra ancak ecdysteroidleri üretir ve salıverirler. PTTH, beynin tam
gerisinde, aort çeperleri üzerinde bulunan bir çift neurohemal organlar olan corpora cardiaca
tarafından salgılanan peptid (protein) bir hormondur. Corpora cardiaca, beyindeki neurosecretory
hücrelerden bir sinyal aldıktan sonra ancak stokundaki PTTH hormonunu salıverir. Bunlar, bir
duyuda, beyinden gelen küçük bir iletiyi yanıtlamada büyük bir hormon atımı göndererek, sinyal
yükselteçler olarak rol oynarlar.
Corpora allata. Corpora allata (tekil: corpus allatum) corpora cardiaca’nın tam gerisinde
uzanan, diğer bir neurohemal organ çiftidir. Bu organ çifti küçük, ayrılmış, epitelyumdan türemiş
ikili salgısal yapılardır ve ön bağırsağın her iki yanında yer alırlar. Böceklerin tümünde bulunur.
Bazı böceklerde, kaynaşarak tek bir salgı bezi oluştururlar. İşlevleri, başkalaşımda ve üremede
düzenleyici rolü olan juvenil hormonu (JH) salgılamaktır.
89
Bu organ çifti, ergin öncesi evrelerde ergin karakteristiklerin gelişimini engelleyen ve ergin
evrelerde eşeysel olgunluğu geliştiren bir bileşik olan juvenile hormonu (JH)’u yaparlar.
Beyindeki neurosecretory hücreler JH üreterek, böcekleri larva veya nimf evrelerinde uyarıp
erginleşmeye geçişlerini engelleyen
ve üremeye hazır ergin olduklarında etkinliklerini arttıran
corpora allata’nın etkinliğini düzenler. Juvenile hormonon kimyasal yapısı çok daha sıra dışıdır. Bu
diğer bir hayvan hormonundan çok farklı, çam ağaçlarında bulunan savunma amaçlı kimyasallara
benzeyen bir sesquiterpen bileşiğidir.
Corpora allata’nın büyüklüğü ile hormon aktivasyonu arasında yakın ilişki vardır. Deri değiştirme ve
bununla ilişkin olarak başkalaşımda büyük öneme sahip Juvenil Hormonu diğer bir deyimle gençlik
hormonu üretilir. Metamorfoz olayına katılması, gençlik hormonunun birçok maddenin metabolizmasında
düzenleyici rol oynadığı kanıtlamaktadır. Corpora allata’nın vücuttan çıkarılması tüm dokularda patolojik olarak
değişikliklere neden olur. Yeniden implante edilmesi ise bu anormallikleri büyük ölçüde ortadan kaldırır. Büyük
bir olasılıkla bu değişiklikler protein sentezinin önlenmesiyle ortaya çıkmaktadır. Bu bez tarafından madde
değişimi yönlendirilen dokularda, bez çıkarıldığı zaman, aminoasit birikimi görülür. Keza karbonhidrat ve yağ
metabolizmasını da denetler. Keza devamlı yapısal renk değişimi birçok böcekte bu bez tarafından denetlenir.
Eşeysel olgunluğu etkileyen hormonlar, bununla ilgili olarak davranış değişiklikleri ve çiftleşme isteği bu
bez tarafından düzenlenir. Karbonhidrat alınımı ve kullanımı etkisi altında bulunduran ve yumurta oluşumunu
düzenleyen gonodotropin hormonu da juvenil hormonun etkisi altındadır. Eşeysel organlar ve yardımcı
bezleriyle corpora allata arasında yakın bir ilişki vardır. Son larva evresinde bu bezin çıkarılması ductus
ejaculatoriusun anormal değişimine ya da dişide yardımcı bezlerin körelmesine neden olur; keza dişinin
kopulasyon yapması da önlenir.
Ventral bezler. Birçok hemimetabol böcekte, başın arka kısmının ventral tarafında, zarımsı
boyun derisinin içerisinde, çift yapılı bir hormon bezidir. Öngöğüs salgı bezleri gibi larva evresinde
büyür ve metamorfozdan sonra körelir. Histolojik ve işlevsel olarak prothorax bezine benzer. Çok
defa ikisi homolog organlar olarak kabul edilir.
Perikardiyal bez. Birçok değnekçekirgesinde (Phasmida) aortun ön kısmında, çıkış kanalı
olmayan bir bezdir. Son larva evresinde büyüklüğü en fazladır ve diğer hormonal bezler gibi son
deri değişiminden sonra dejenere olur. Bu nedenle deri değişimi ve metamorfozla ilgili olduğu
kesindir.
İçsel Organlar. Yumurtalıkları, erbezlerini, yağ yapısını ve sindirim sisteminin kısımlarını
içeren vücudun çok sayıda organları ile ilişkide olan, hormon üreten hücrelerdir. Vücudun pek çok
diğer doku ve organları da hormon üretmektedir. Örneğin, yumurtalıklar ve erbezleri, kur yapma
ve çiftleşme davranışlarını koordine etmede görülen gonad hormonlarını üretirler. Sinir sisteminde
ventral ganglionlar (sinir düğümleri), böceğe eski dış iskeletini atmasına yardım eden bir bileşik
(eclosion hormonu) ile yeni bir dış iskeletin sertleşmesini ve kararmasını sağlayan diğer bileşik
(bursicon) üretirler. Su ve tuz dengesini ayarlayarak kandaki çözünmüş şeker miktarını kontrol
eden ve protein metabolizmasını düzenleyen başka hormonlar da vardır.
90
BEYİN
Öngöğüs salgı bezi
Corpora allata
Ecdysteroid
Larva-Larva
Juvenil Hormon
Larva-Pupa
91
Pupa-Ergin
10-5. Hormonlar
Üç hormon veya hormon çeşidi, böceklerde gelişme ve üreme işlevlerinin tamamlayıcılarıdır.
Bunlar ecdysteroidler, juvenil hormonlar ve nörohormonlar (nöropeptidler de denir)’dır.
Ecdysteroidler.
Ecdysteroid, deri değiştirmeyi destekleyen etkinliğe sahip herhangi bir
steroid için kullanılan genel bir terimdir. Tüm ecdysteroidler, böceklerin baştan sentezleyemediği
ve besinlerinden almak zorunda oldukları kolesterol gibi sterollerden türetilirler. Ecdysteroidler
bütün böceklerde bulunur ve en yaygın üyeleri ecdysone ve 20-hydroxyecdysone’nun olduğu
bileşiklerin büyük bir grubunu oluştururlar.
Ecdysone, (α-ecdysone da denir) öngöğüs salgı bezinden hemolymph’e salıverilir ve
çoğunlukla
bazı
peripheral
dokularda
daha
etkin
hormon
olan
20-hydroxyecdysone
dönüştürülür. Böceklerde 20-hydroxyecdysone (geçmiş literatürde çoğunlukla ecdysterone veya
β-ecdysone’a atfedilmiştir) en yaygın ve fizyolojik olarak önemli olan ecdysteroid’dir.
Ecdysone kimyasal yapı olarak bir steroiddir ve omurgasızlarda
yapısı tam olarak
aydınlatılmış ilk hormondur. Bu sadece deri değiştirme hormonu değil, aynı zamanda
metamorfoz hormonu olarak da adlandırılır. İntegümente (vücut örtüsüne) etki ederek kuvvetli
bir
pupa
ve
ergin
kutikulası
sklerotizasyonu
sağlar.
Ayrıca
holometabol
böceklerde
metamorfozdaki köklü değişmelere neden olur.
Deri değiştirmeyi sağlamada ecdysteroidlerin etkisi kapsamlı olarak araştırılmış ve farklı
böceklerde aynı işleve sahip olduğu görülmüştür. Ecdysteroidler dişi böceklerin yumurtalıklarında
da üretilmekte ve yumurtalıkların olgunlaşmasına (örneğin YOLK yumurta sarısı birikimi) veya
embriyonik kutikulanın oluşumu sırasında metabolize olan yumurtaların denk edilmesinde
katılabilmektedir.
Juvenile hormonlar. (Gençlik Hormonu) Akraba sesquiterpenoid bileşiklerin bir cinsinden
oluşur, bu nedenle JH sembolü JH-I, JH-II, JH-III ve JH-0 hormonlarının birini veya bir karışımını
gösterir.
Karışık JH üreten böceklerin olması
(tütün boynuzlu kurdu,
Manduca sexta gibi),
homolog JH’ların ayrılmaz işlevlerinin karmaşıklığını arttırmaktadır. Bu hormonların iki büyük rolü
vardır. Bunlar, başkalaşımı ve üreme gelişimini denetlemektir. Larva karakteristikleri korunur ve
metamorfoz JH tarafından engellenir; ergin gelişimi JH olmadığı bir deri değiştirmeyi gerektirir.
Böylece JH her bir deri değiştirmede farklılaşmanın derecesini ve yönünü denetler (see section 6.3
for details). Ergin dişi böcekte, JH yumurtalarda yumurta sarısı birikimini uyarır ve yardımcı salgı
bezlerinin etkinliğini ve feromon üretimini etkiler. (section 5.11).
Birçok larva evresinin geçirilmesi, gerçekte, juvenil hormonun etkisiyle olmaktadır. Bu gençlik
hormonunu corpora allata üretir. Bir noktada gençlik hormonu ile ecdysone hormonu birbirine
ters yönde etki ederler. Juvenil hormonda etki gösteren bir dizi madde tam olarak bilinmemekle
birlikte, hemen hepsi farnesolün belirli türevleridir.
Juvenil hormon her deri değiştirmede ecdysonun metamorfoz etkisini değiştirerek yeni bir
larva evresinin meydana gelmesini sağlar. Postembriyonik evrede corpora allata, diğer iç
92
organlara ve özellikle öngöğüs salgı bezlerine göre çok az büyür. Gittikçe azalan hemolenfe verilen
juvenil hormon miktarı, bir noktada metamorfozun oluşmasını önleyemez. Bu aşamada
hemimetabol böceklerde ergin deri değişimi ve holometabol böceklerde pupa olma görülür.
Neurohormonlar. Böcek hormonlarının üçüncü ve en büyük sınıfını oluşturur. Çoğunlukla
peptitlerdir (küçük proteinler) ve bu nedenle alternatif adları neuropeptidlerdir. Bu protein
haberciler, JH’ların ve ecdysteroidlerin salgılanmasını içeren böcek gelişim, homeostasis,
metabolizma ve üremesinin pek çok yönünün baş düzenleyicileridirler. Yaklaşık 150 nöropeptid
tanımlanmıştır ve bazıları (muhtemelen çok sayıda) aynı gen tarafından gen duplikasyonu
olaylarından sonra kodlandığı çoklu yapılarda bulunmaktadır. Eşdeğer veya yakın biyolojik
etkinlikteki peptidler arasındaki yapısal çeşitlilik, aktif peptidleri oluşturmak için ayrılmış ve
değişikliğe uğramış çok sayıdaki öncülerden sentezlenmenin bir sonucudur.
Neuropeptidler ya doğrudan sinir aksonları boyunca veya hemolemf ile terminal effektör
yerlerine ulaşırlar veyahut diğer endokrin salgı bezleri (corpora allata ve öngöğüs salgıbezleri)
üzerindeki etkileri ile dolaylı denetim sağlarlar. Engelleyici ve uyarıcı sinyaller her ikisi de
neurohormon düzenlemesine katılırlar. Düzenleyici neuropeptidlerin etkililiği, hedef hücrelerin
plazma zarlarında bulunan stereospesifik yüksek seçicili tutunma yerlerine bağlı olmaktadır.
Hormonlar kendi hedef dokularına taşınımla, vücut sıvıları veya hemolemf ile ulaşır.
Hormonlar çoğunlukla suda çözünebilirdir, ancak bazı hormonlar hemolymphteki proteinlere bağlı
taşınabilir. Örneğin, bazı böceklerde ecdysteroid ve JH bağlayıcı proteinlerin varlığı bilinmektedir.
DUYU ORGANLARI
Vücudun üzerindeki almalar (öncelikle eklem zarı ve yumuşak dokularda, ya da göz gibi dış
ortama açılan pencerelerde ya da diken vs gibi yardımcı yapılara bağlı olarak bulunurlar) uyarıların
alımında en önemli rolu oynar. Alınan impusların hepsi aynı yöntemle merkezi sisnsir sistemine
iletilir. Gittikleri merkeze göre yorum ortaya çıkar (ses, ışık, sıcaklık vs gibi). Duyu hücresinin,
epitel ve kutikular kökenli yardımcı hücreler ile (kıl gibi) yaptığı birliklere duyu organları denir.
Ektodermin farklı bölgelerinden meydana gelirler. Farklı iki mitoz bçölünme ile bir ektoplast
hücresinden 4 oğul hücre meydana gelir. Bu hücrelerden bir tanesi duyu hücresi, diğer üçü ise çok
defa örtü hücrelerini yapar. Böceklerdeki duyu hücreleri, birincil duyu hücresi tipindedir. Çünkü
sadece uyarıyı alıp, impuls halinde çevirmez, ayrıca merkezi sinir sistemine de ulaşmasını sağlar.
Duyu organları ya birkaç duyu hücresinden ya da birçok hücreden yapılmış komplekslerden
ve yardımcı yapılardan meydana gelmiştir.
10-6
Serbest Sinir Uçlu Hücreler
Bu hücreler yardımcı yapılar taşımazlar. Dendritlerini dokuların arasına gönderirler ve
uyarıları bu uzantıları ile alılar.
93
10-7 Duyu Kılları
En basit duyu organlarıdır. Epidermisin aynı yerde oluşan epidermis ve kutikula kökenli kıl
ile duyu hücrelerinin ya da hücresinin ortak bir yapı meydana getirmesi ile oluşurlar. İntegümentin
hemen her yerinde, bazen gruplar halinde bulunurlar. Tatma, koklama, sıcaklık ve ağırlık uyarıları
belirli alanlara toplanmış yapışarla alınır. Koku uzantıları öcelikle vücudun ön kısmına, özellikle
antenin ucuna, tatma epifarinkse; dokunma, ağız üyelerine ve ikincikl olarak bacakların
tarsuslarına toplanmıştır.
10-8 Kordotonal (Chordotonal) Organlar
Duyu hücrelerinin, çoğunlukla iki kutikulanın arasında gerilmesiyle özellik kazanmıştır. İki
kutikulanın karşılıklı hareketi bu sinir hücresinde bir gerginlik değişikliğine neden olacağından
impuls meydana gelir.
Kanatlı böceklerin tümünün antenlertinde bir dizi antenal chordotonal organ vardır.
Antenin ikinci segmentinin duvarları arasına gerilmiş bulunan bu organlar özünde Johnston
Organını oluşturur. İkinci segmentin (pedicellus) üzerine oturmuş diğer anten segmentlerinin
(flagellum) hereketlerini algılar. Yapılarına göre hava akımını, titreşimleri ya da anten kamçısının
(flagellum) konumuna (ağırlığına) göre vücut konumunun değişikliğini algılarlar. Titreşimleri
algıladıklarından dolayı bir çeşit duyma organı ödevini de üstlenmişlerdir.
10-9 Timpanal (İşitme) Organı
Vcüdun farklı yerlerinde trunkal pedal chordotonal organlardan meydana gelmiştir. En iyi
bilinenleri, ses çıkaran böceklerde görülür. Kısa antenli çekirgelerde ve ağustos böceklerinde
abdomenin birinci segmentinin pleurasında; uzun antenli çekirgelerde ve cırcır böceklerinde birinci
bacağın tibiasında bulunur. Keza ses çıkarmayan bazı böceklerde de işitme organı bulunur.
Örneğin bazı gece kelebeklerinde kendilerini avlayan yarasaların çıkardıkları ultra sesleri alabilmek
için abdomenin birinci segmentinin pleurasında; sucul yarımkanatlıların göğsünde işitme organı
oluşmuştur.
Timpanal organ içerisinde, skolopodyumlar ile ilişkili olarak integümentin ince, gerilmiş bir
kısmı vardır; bu zara tymphanum denir. Ağustos böceklerinde, kısa antenli çekirgelerde ve cırcır
böceklerinde olduğu gibi zar dişarıdan görülebildiği halde, uzunantenli çekirgelerde bir cebin
içerisine çekilmiş ve ince bir yarıkla dışarıya açılmış olabilir. İçte, timpanal zara her zaman bir
trake ya da trake kesesi yaslanmıştır.
Zar, basınç alıcısı olarak ödev görür. Gelen ses dalgaları timpanal zar tarafından titreşimlere
dönüştürülür. Bu titreşimler, üzerinde skolopodiyumlar bulunan komşu tarakeye iletilir. Trake
duvarının titreşimi ile ses dalgasının ritmi alınmış olur.
10-10 Işık algılayan Organlar
Bazı kimyasal tepkimeler ışık aracılığıyla oluşur. Bunların bazılarından fotoğraf tekniğinde
yararlanılır. Vücutta ışığa duyarlı bazı maddeler, ışık algıladıklarında diğer bir maddeye dönüşürler
94
ve bu dönüşümden impulslar oluşur. Işığa duyarlı maddeler çoğunluk ışık organları içerisinde
bulunurlar. Fakat bazılarına bu maddeler belirli bir vücut bölgesinde toplanmamış, tüm vücut
yüzeyine dağılmıştır.
10-11 Dermal (Deriden) Işık Algılanması
Bazı kelebek tırtılları dinlenme sırasında vücutlarının koyu renkli sırt kısımlarını kuvvetli ışığa
karşı çevirler. Bunlarda sadece göz değil, tüm vücut yüzeyi ışığa duyarlıdır. Çünkü gözler tamamen
kapatılsa dahi ışığa tepki gözlenir. Hamam böceklerinde ve unkurtlarında gözler kapatıldıktan
sonra da ışıktan kaçma görülür. Mağalarda yaşayan bazı gözsüz kınkanatlılar ya da gözsüs termit
işçileri ışığı farketme yeteneğindedirler.
Birçok böcekte gün uzunluğu ile, yani fotoperiyotla, gelişme kademeleri arasında yakın bir
ilişki kurulmuştur. Böylece, türlerin çoğunda, diyapoz bu yolla başlatılır. Yine bu yolla yaprak
bitlerinde ve diğer birçok partenogenetik çoğalan hayvanda eşeyli bireylertin ortaya çıkması,
örneğin yazın genellikle sadece dişilerin meydana gelmesi sağlanır. Gündüz uzunluğu 14 saatin
altına düştüğü zaman, erkekler meydana gelmeğe başlar. Burada, ışık, gözlerden değil baş
kapsülünün dokusu içinden geçerek beynin belirli merkezlerine etki eder.
10-12 Gözler
Işığa duyarlı pigmentler, vücudun belirli bölgelerinde, epitermis hücrelerine toplanır ve
belirli hücrelere (görme hücrelerine) bağlanırsa göz oluşumu başlamış demektir. En basit olanları,
küçük, siyah bir benek şeklinde olanlarıdır. İki ya da üç hücreden daha fazla olmayan görme
hücrelerinin ışığa duyarsız pigment granülleri ile dolu manto hücreleri tarafından çepeçevre
çevrilmesiyle oluşurlar. Bu manto hücreleri optik yalıtkanlığı sağlar. Görme hücrelerinin üzerine
gelen kutikula saydamlaşarak ışığın içeriye geçmesine izin verir. Keza özel bir yapı göstermeksizin,
kutikula, görme hücreleri için bir çeşit mercek ödevi görür. Bu saydam kutikulaya cornea denir.
Korneayı yapan hücreler, bu durumda corneagen hücrelere denktir.
Noktagöz (Basitgöz = Ocellus). Noktagözlerin görevleri konusunda kesin bir bilgi yoktur.
Bütün böceklerde aynı oldukları da tartışmalıdır. Genellikle böcekler noktagözleri kapatıldığında
ışık değişimlerine daha yavaş tepki gösterirler. Diğer taraftan bileşikgözleri kapatılmış; fakat nokta
gözleri açık bırakılmış birçok böcekte, örneğin, balarısında, sirkesineğinde sanki tamamen körmüş
gibi tepki görülür. Noktagözler bileşik gözlere etki eden uyarıların meydana getirdiği etkileri
kuvvetlendirmektedir. Başlıca iki çeşidi vardır.
Yan Noktagözler. Holometabol böcek larvalarında başın yan taraflarında noktagözlere
verilen isimdir. Bu gözlerin, ışık farkını, yönü, hareketi ve kural olarak uzaklığı saptadığı kabul
edilir. Larval gözlerin metamorfoz sırasında kaybolması genel bir durumdr.
Dorsal Noktagözler (Tepegözler). Noktagözlerin ana tipi oaln dorsal gözler ergin evrede
oluşur. Bunlar alaında ve başın tepe çizgisinde olmak üzere üç adettir.
Bileşikgözler
(Facetgözler,
Petekgözler).
Çok
sayıda
ommatidiumdan
(bir
çeşit
noktagözden) yapılmıştır.Her ommatidium kendi özel optik sistemine sahiptir. Ommatidium sayısı
türlere göre değişmektedir.
95
Bileşikgözün tamamı bir phragma diğer bir deyimle, göz kapsülü tarafından çevrilmiştir ve
altta da kaide zarina dayanmıştır. Kaide zarı görme hücrelerinin aksonları ve tracheaeler ile
delinmiştir. Gececil böceklerde tracheae bu kısımda sıkı bir ağ yapar; buna retinatapetum denir.
Bu yapı, ışığı tekrar geriye yansıtarak, almaçların ışıkran ikinci defa yararlanmasını sağlar; fakat
aynı zamanda ışığın bir kısmı gözden dışarıya da yansıtıldığı için bu tip böceklerin gözlerinde
geceleri parlama görülür. Her ommatidium farklı yapıda farklı ödev gören hücreden meydana
gelir. Optik sistemleri kornea ve kural olarak dört kristal hücresinin (=Semperik Hücreler)
birleşmesiyle oluşan koniden meydana gelmiştir.
Ommatidiumların tüm hücreleri epidermisten farklılaşmıştır. Hemimetabol böceklerde bu
farklılaşma embriyonik ve keza postembriyonik gelişme sırasında bir larva evresinden diğer bir
larva evresine doğru adım adım olur. Holometabol (tam başkalaşımlı) böceklerde bileşikgöz yalnız
metamorfoz sırasında larvanın yan noktagözleri (stammata) civarında farklılaşarak ortaya çıkar.
Görme hücreleri ve retina pigment hücreleri sonuçta kaide zarı ile ilişkilerini yitirirler.
Metamorfozdan önce kristal ana pigment ve yan pigment hücreleri kornea oluşumuna katılırlar. Bir
ommatidiumun kısımlarının oluşumu ve dizilimi çok farklıdır.
Bileşikgözde oluşan hayal, birbiri yanısıra duran noktaların alınımı şeklindedir ve her nokta,
bir ommatidium tarafından mozaik gibi algılanır.
BÖLÜM III
11 BÖCEKLERDE ÜREME VE GELİŞME
96
YUMURTA VE DÖLLENME
11-1 Yumurta
Olgunlaşmasını tamamlamış yumurta, yumurta hücresi tarafından meydana getirilen ince
bir yumurta sarısı (vitellus) zarı ve follikül epiteli tarafından salgılannan chorion ile çevrilmiştir.
Yumurtanın şekli çok değişik olabilir. Bazı türlerde yaklaşık küre, bazılarında ince uzundur; keza
kıvrılmıiş, bir taraflı ya da iki taraflı konkav (içbükey) olabilir. Çoğunluk oval ve hafifce eğridir.
Yumurta sarısının (besin maddesinin = vitellusun) dağılımına göre böcek yumurtaları tipik
olarak sentrolesitaldir. Ooplazma, göresel olarak ince, dış yüze toplanmış (periferik) periplazma
ile çekirdeğin etrafını çeviren avlu plazma ve bu iki plazma bölgesini birbirine bağlayan plazma
köprüleri ile tüm yumurta içerisinde gevşek bir ağ şeklinde uzanan retikuloplazmadan meydana
gelmiştir. Retikuloplazmanın ara boşluklarında yumurta sarısı besin maddeleri = vittellus bulunur.
Yumurta
sarısı
topak
ya
da
kese
şeklindeki
proteinlerden,
farklı
büyüklüklerdeki
yağ
damlalarından, ince granüllü glikojen parçacıklarından oluşmuştur.
Yumurta
zarı.
Yumurtasarısı
zarı
birçok
böcekte
ince
ve
sağlam
bir
zardır.
Segmentasyon başlayınca bu zarı ayırmak artık olanaksızdır. Birçok sinekte iki katmandan
meydana geldiği bilinmektedir; katmanın biri yumurta hücresi, diğeri follikül hücreleri tarafından
salgılandığından koriyon olarak da değerlendirilir.
Yumurta kabuğu (Chorion). Follikül hücreleri tarafından salgılanır. Koriyon genel olarak
iki kısımdan meydana gelmiştir. Dıştaki katmana exochorion, içtekine endochorion denir.
Koriyon, eğer üzerinde delik taşımazsa yumurtanın döllenmesini olanaksız kılar. Bu
nedenle belirliş yerlerinde spermaların girmesi için bir ya da birçok delik vardır. Bu deliklere
mycropyl denir. Mikropiller ya koriyonun çok inceldiği yerlerde bulunur ya da kortiyonu enine
aşan kanaldan oluşur. Mikropil, genellikle yumurtanın ön kutpunda, bazen koriyonun özellikle
kabarmış, şişkinlik yapmış ya da uzamış bir kısmının ucunda bulunur.
Yumurtada
suyun
düzenlenmesi.
Koriyon,
yumurtayı
koruyan
ve
içeriğinin
düzenlenmesini sağlayan bir katman olarak bilinir. Yumurtalarını başka hayvanların hemolenfine
bırakan parazitik arıların yumurtalarında bu katman çok incedir. Koriyon sadece su yitirilmesini
önlemez, aynı zamanda dışarıdan su almasını da kolaylaştırır. Yumurtanın su alması aktif bir
olaydır; madde değişimi ile birlikte miktarı değişir.
Nemli yerlere ve suya bırakılan yumurtalar koriyonlarından su alarak, hacim ve ağırlık
olarak artarlar. Bazı durumlarda koriyon parçalanır; yumurta da yalnız yumurta sarısı zarı ve belki
seroza-kutikula zarı aracılığıyla sarılmış olarak kalır.
Gaz alışverişi. Solunum gazlarının koriyondan diffüzyonu mümkündür. Eğer koriyon ince
ise bu gaz değişimi tüm yüzey ile olur. Kural olarak, koriyon, yumurta hücresi ile dış ortamı
97
birbirine bağlayan ince kanallarla donatılmıştır. Bu kanallar keza belirli bölgelere de toplanmış
olabilir ya da tüm yüzeye dağılmıştır.
11-2 Çiftleşme ve Döllenme
Döllenme her zaman dişinin vücudu içerisinde olur. Gonatlar ortadan kaldırılsa dahi,
böceklerdeki eşeysel içgüdü devam eder. Dişi, yumurtaları olgunluğa ulaşmadan dahi çiftleşme
yapabilir ve sperma, reseptakulum içerisinde bekletilir. Dişi, erkek tarfından çoğunluk aktif olarak
aranır. Toplu uçuşlarda (birgünsinekleri, arılar, karıncalar vs) eşey bulmak kolaylaşır. Bundan
başka, gözle, titreşimle ve kokuyla dişiyi bulma çok yaygındır. Dişiyi bulmada en etkin faktör,
kuşkusuz feromonlar'dır. Dişinin çeşitli bezleri tarafından çıkarılan bu maddeler çok eser halde
dahi etkindirler. İlk defa İpekböceğinde (Bombyx mori) 500.000 koku bezinin özütü çıkarılmak
suretiyle 10 mg kristalize feromon, bombykol elde edilmiştir. Sesle uyarı ağustos böceklşerinde
ve çekirgelerde yaygındır.
Böceklerin birçoğunda ve yarasalarda zamanlama problemi ilginç bir yolla çözülmektedir.
Çiftleşmeden sonra, sperma dişide özel yapılar içinde saklanır ve daha sonraki bir süre içinde
yumurtaları döllemek için kullanılır. Örneğin, kraliçe arıda, bir çiftleşme ile, yaşamı süresince
koyacağı yüz binlerce yumurtayı dölleyecek yeterli sperma depolanır. Spermanın bu kadar
uzun bir dönem nasıl canlı kalabildiği bilinmemektedir.(Bölüm 17: Mayoz ve Eşeyli Üreme)
Yumurta bırakılmak için dişarıya itilirken reseptakulumun önünden geçer. Reseptakulumun
içerisinde bulunan spermanın küçük bir kısmı yumurtaya itilir. Mikropilden giren birçok spermadan
yalnız bir tanesi, büyük bir olasılıkla yumurtaya giren ilk sperma yaşamasına devam eder; diğerleri
hemen ölürler ve yumurta hücresi tarfından absorbe edilirler. Kural olarak ancak bu evreden sonra
yumurta hücrelerinin olgunlaşma bölünmeleri başlar ve bu sürede 4 haploid çekirdek oluşur. Bu
çekirdeklerden yalnız bir tanesi dişi ön çekirdeğine dönüşür. Diğerleri kutup çekirdeği olarak ölür
ve emilirler. Bu bölünmde, ilk önce oosit çekirdeği birbirini izleyen iki bölünme ile iki kutup iki de
esas hücre çekirdeği meydana getirir.
11-3
Yumurta Koyma
Böceklerin bir kısmının yavrularını canlı olarak doğurdukları (vivipar böcekler) bir kısmının
larva (larvipar) ya da pupa (pupipar) halinde bıraktıkları bir yana bırakılırsa, çoğunluğunun uygun
yerlere döllendikten sonra yumurta koydukları görülür. Her türün yumurta koyma ortamı kendine
özgüdür. Birçoğunda tüm yaşam boyunca bir defa, bazılarında (arı ve karıncalarda olduğu gibi)
defalarca yumurtlama görülür. Yumurta sayısı çoğunlukla 20 - 100 civarındadır. Beslenmenin ve
diğer ortam koşullarının yumurta sayısını değiştirdiği bilinmektedir. Yumurtalar tek tek ya da paket
halinde bırakılır.
Kural olarak yumurtalar, çıkacak larvaların besin bulabilecekleri yere veya yakınına konur.
Örneğin, Tarla çekirgeleri yumurtalarını ince topraktan yapılmış paketler (yüksükler) halinde
toprağa koyarlar (Şekil 11-1). Lymantria dispar (L.) ve Euproctis chrysorrhoea (L.)
98
(Lepidoptera, Lymantriidae)'de yumurtalar, sırasıyla ağaç gövdelerine ve yaprakların alt yüzüne
kümeler halinde bırakılır.
Kabuk böceklerinde üreme yolları
Şekil 11-1. İribaş Çayırçekirgesinde Üreme ve Gelişme
Yumurtalar gelişigüzel bırakıldığı gibi özel şekiller meydana gelecek şekilde de konur.
Örneğin, Çam keseböceği Thaumetopoea pityocampa (Schiff.) (Lepidoptera, Thaumetopoeidae)
kural olarak iki iğneyaprağı birleştirerk bunun etrafına bir mısır koçanını andıracak şekilde,
Malacosoma neustria (L.) (Lepidoptera, Lasiocampidae), kurşunkalem kalınlığındaki dallara yüzük
99
tarzınde, Chrysomelidae (Yaprak böcekleri) familyasındaki böceklerin birçoğu yan yana düzgün
sıralar oluşturacak şekilde, Kabukböcekleri (Coleoptera, Scolytidae) kabuk altına veya odunda
açtıkları yollara sıralar ya da kümeler halinde yumurta koyarlar.
GELİŞME
Zigot çekirdeğinden mitoz bölünme ile çok sayıda oğul ve torun çekirdek oluşur. Bölünen bu
çekirdekler daha sonra belirli ölçülerde değişerek ileride böcek larvalarını oluşturacak doku ve
organları yaparlar. Bu ilk gelişmeye, yani larva oluncaya kadar olan gelişmeye primer gelişme
denir. Organların histolojik değişimleri embiyolojik gelişme sırasında tamamlanır (Şekil 11-2 ).
Soldan sağa: Evre 1 (%5), Evre 3 (%10), Evra 7 (%20), Evre 10 (%30) Evre 12 (%40) Evre 19 (%50)
100
Evre 20 (%60),
Evre 23 (%70)
Evre 24 (80)
Evre 25 (90)
Evre 27
(%100)
Şekil 11-2. Bir Çekirge Embriyosunda Primer Gelişme Evreleri
Yumurtadan ya ergine biraz benzeyen (hemimetabol) nimf (nymph) ya da hiç benzemeyen
(holometabol) larva bir yavru çıkar. Çoğunluk her ikisine de yani nimfe de larva denir. Genç
larvanın dışarıya çıkmasından kısa bir süre önce histolojik farklılaşmasını tamamlamış organlar
işlevlerini gösterir. Koriyon çeşitli şekillerde parçalanır. En sık görüleni yarılma çizgisi boyunca
görülen kabuktaki incelmedir.
Yumurtadan çıkan larva postembriyonik olarak gelişmeye devam eder. Büyüme, deri
değiştirme ile olur. Eski kutikulanın yerine yenisi gelir. Deri değiştirme çeşitli larva evrelerini
birbirinden ayırır. Son deri değiştirildikten sonra, tamamen gelişmiş olan ergin imago meydana
gelir. Gelişme evrelerine göre, larva, pronimf, nimf, prepupa, pupa diye çeşitlere ayrılırlar. Deri
değiştirmenin ismlendirilmesi, onu izleyen evrenin ismiyle olur. Örneğin , larval deri değiştirme,
larvanın; pupa derisi pupanın; imajinal deri değiştirme, erginin meydana gelmesi için oluşur. Eğer
ergin, birçok Apterigota ve Ephemeroptera'da olduğu gibi deri değiştirmeye devem ediyorsa, buna
ergin ya da ek deri değiştirme denir. Değiştirilen deri her zaman dökülmez. Eğer eski deri yeni
kutikula ile birlikte böceği sararsa buna pharat, son iki deri aynı şekilde böceği sararsa buna da
dipharat denir. Bir pharat evresinin çözünen kutikulası eğer sertleşmişse, o zaman hareketler
büyük ölçüde önlenmiş olur ve buna da coarctat denir.
101
Two instars of a caterpillar of Papilio polytes
Bütün böcekler postembriyonik gelişme sırasında larva evrelerini yaşarlar. Bu evrelerin
sayıları, takımdan takıma, bazen türden türe, hatta birkaç durumda aynı tür içinde dahi
değişiklikler gösterir. Japyx, yalnız bir larva evresine sahiptir, buna karşın Ephemeroptera'da 40
kadar deri dseğiştirme görülür. Genel olarak 4-5 larva evresi vardır. Beslenme durumuna ya da
çevrenin sıcaklığına göre değişme görülebilir. İyi beslenemeyen küçük kalmış kelebek tırtıllarının
bazıları, iyi beslenen iri kelebek tırtıllarından daha çok deri değiştirmiştir. Yüksek sıcaklıkta birkaç
deri değiştirme hızla birbirini izler. Yumurtadan çıkan larvaya yumurta larvası ya da genç larva
son larvaya da yaşlı larva, olgun larva denir.
102
Orange Mint Moth Adult, Pyrausta orphisalis (Lepidoptera: Pyralidae)
Erginde görülen bazı yapıların taslağı, eğer, ancak geç larval evrelerde ortaya çıkıyorsa, bu
evredeki böceklere nimf denir. Birçok böcekte kanat taslaklarının ancak geç larval evrelerde
görülmeye başlaması, bu böceklerin larvalarının nimf olarak adlandırılmasını sağlar. Eğer taslaklar
genç larval evrelerin başından beri görülüyorsa, çok defa, yine larva olarak adlandırılır.
Nimf terimi, Yunanca gelin ya da genç kız anlamına gelmektedir. Mitolojide nimf, dağları,
ormanları ve suyu mesken tutmuş güzel bir gelinin temsil ettiği, aşağı mertebeden doğa
tanrılarından biridir. Entomolojide nimf, yarıbaşkalaşımlı böceklerin ergin öncesi evreleridir.
Odonata, Orthoptera, Isoptera, Heteroptera, Homoptera, Thysanoptera, Anoplura, Dermaptera,
Mallophaga ve Psocoptera(Corrodentia)’nın ergin öncesi evreleri nimf olarak bilinir. Nimflerin bazı
yaygın karakteristikleri vardır. Kanatlar vücudun dışında gelişir (bazısında geç nimf dönemlerinde).
Bileşik gözler çoğunlukla vardır ve bu türler çoğunlukla karasaldır. Ergin öncesinde herhangi bir
dinlenme (pupa) evresi yoktur. Vücut şekli ve yapıları, beslenme alışkanlıkları çoğunlukla
ergininkine benzerdir.
103
Thysanoptera’da, ikinci veya üçüncü döneme kadar kanat izlerinin hiçbir belirtisi yoktur.
Psocoptera(Corrodentia)’da kanat geliştiren türlerde de nimfler kanat taslaklarından yoksundur.
Thysanoptera ve erkek Alleyrodidae ve Coccidae’de bir pupa olma belirtisi vardır. Erkek Coccidae
koza dahi oluşturur. Heteroptera akımının Corixidae, Belostomidae, Nepidae ve diğer bazı küçük
familyalarının nimfleri yarı-suculdurlar. Suların altına inerler ve önmeli bir süre burada kalırlar,
ancak hava ile solunum yaparlar.
Entomolojide, sucul karakterli nimfler için naid terimi kullanılır. Mitolojide naid, göller,
akarsular, kaynaklar ve çeşmelerde yaşayan ve onlara yaşam ve devamlılık veren doğa
tanrılarından biridir. Naid olarak adlandırılan ergin öncesi evreleri olan sadece üç böcek takımı
vardır. Bunlar Plecoptera, Ephemoroptera, ve Odonata’dır. Naidlerin bazı ortak karakteristikleri
vardır. Suculdurlar; kapalı solunum delikleri vardır, solungaçlarla solunum yaparlar ve çiğneyici
tipte ağız parçaları vardır. Çoğu yırtıcılıkla geçinir, ancak Ephemeroptera nimfleri temelde
herbivordur, bitki döküntüleri ve alglerle beslenirler, ancak bazıları aynı zamanda hayvansal besin
alırlar.
İmajinifugal gelişim yalnız holometabol böceklerin larvalarına özgüdür. Coleoptera,
Hymenoptera, Neuroptera, Lepidoptera, Diptera, Trichoptera, Mecoptera ve Siphonoptera bu tip
gelişme gösterir. Erginleşmeden önceki devreye metamorphose denir. Bu hareketsiz evre
çoğunluk pupa ya da krizalit (chrysalis) olarak adlandırılır. Bu evrede çok büyük değişiklikler olur,
çoğunluk, çıkan ergin ile pupa giren larva arasında dış görünüş bakımından herhangi bir benzerlik
görülmez. Bu nedenle tam başlaşım yani holometabol denir. Pupa evresinde besin alınmaz.
Kanat ve eşey organlar ilk defa bu evrade oluşur ve gelişir.
BAŞKALAŞIM
Şekil değişikliğini belirten başkalaşım (metamorphosis; çoğul, metamorphoses) terimi,
Yunanca meta, değişme ve morphe, şekil sözcüklerinden gelmektedir. Başkalaşım, bir böceğin
yumurtadan larva, pupa ve ergine veya yumurtadan nimf ve ergine gelişiminde geçirdiği
değişiklikler
dizisi
olarak
tanımlanır.
Bu
değişiklikler
yarıbaşkalaşım
(hemimetabola)
ve
tambaşkalaşım (holometabola) olarak iki ana grup altında incelenir.
11-1 Yarıbaşkalaşım (Hemimetabola)
Pek çok böcek türünde, yavru, kanatlarının olmaması dışında, dıştan ergine çok benzer.
Ancak, gelişmenin bir aşamasından sonra, kanatlar, küçük kanat taslakları olarak vücudun dışına
eklenmiş olarak görülebilirler. Yavru böcek geliştikçe erginini daha fazla andırır. Bu tür gelişime
kademeli ya da basit başkalaşım denir. Bu böceklerin yavrusuna nimf (nimph) denir. Nimfler
yaygın olarak erinleri ile aynı alışkanlıklara sahiptirler ve çoğunlukla birlikte beslenirler. Bunun bir
örneği, ergin ve nimfleri her zaman aynı bitki üzerinde bulunan bitki bitleridir. Çekirge nimf ve
erginleri çayır ve otları yerler ve otlaklarda birlikte sıçrarken görülürler. Basit veya kademeli
başkalaşımlı böcekler Plecoptera, Ephemeroptera, Odonata, Embioptera, Orthoptera, Isoptera,
104
Dermaptera, Thysanoptera, Mallophaga, Anoplura, Heteroptera ve Homoptera takımlarına aittir.
Bu böceklerin tamamı yarıbaşkalaşımlı (hemimetabola) olarak bilinirler.
Yarıbaşkalaşımda gerçek pupa evresi yoktur. Kanat kasları, eşey organları ve redüksiyon
bölünmeleri (gonatların gelişimi, gametlerin oluşumu) gözönüne alınmazsa, ergine benzerler.
Embriyonal kutikula her zaman vardır. Aşağıdaki şekilde gruplara ayrılırlar. Yarıbaşkalaşım kendi
içinde Palaeometabola, Heterometabola ve Neometabola şeklinde gruplara ayrılır.
Palaeometabola’da
nimfler,
vücut
yapılarının
bazılarındaki
şekil
değişiklikleri
ile
erginlerinden ayrılırlar. Ametabola ve prometabola diye iki çeşidi vardır.
Bunlardan ametabol (epimetabol) başkalaşımda, böceğin gelişiminde, büyüme dışında,
başka bir değişiklik yoktur.
Apterygota, kanatsız böcelerde görülür. Yumurtadan çıkan yavru
ergini andırır ve gelişme süresince hemen hiç bir değişiklik göstermez. Bu böcekler daha rahat
gelişebilmek için deri değiştirirler. Ancak bu evreler, büyüklük dışında, büyük çoğunlukla aynı
görünümdedir. Bu böceklerin ergin öncesi evrelerine nimf denilmektedir. Ancak yavru daha doğru
ve tercih edilen terim olmaktadır. Yavruların erginlerden farkı, eşeysel organların tam gelişmemiş
olmasıdır. Diğer tüm özellikleri bakımından erginlerine benzerler. Bir tek deri değiştirmden
(Protura), bir çok deri değiştirmeye (Thysanura) kadar her çeşidi görülür (Şekil 11-3 ).
Şekil 11-3. Ametabola
Prometabol başkalaşım görülen Ephemeroptera (Mayıssinekleri) türleri, kanatlı hale
eriştikten sonra deri değiştiren yegane böceklerdir. Nimfler (naid) suda yaşar. Kanat taslakları
adım adım gelişir. Kanatların tam geliştiği sondan bir önceki evrede (subimago) bir deri daha
değiştirilerek ergin olurlar (Şekil 11- 4). Son dönemdeki nimfler beslenmeyi durdurur ve kısa bir
süre ya bitki gövdelerine tırmanır ya da daha çok su yüzeyinde sürüklenir veya yüzerler. Burada,
birkaç saniye içinde, nimfal deri yırtılır ve kanatlı böcek dışarı çıkar. Yeni erginleşmiş çoğu
böceklerin aksine, bu böecek, uçuşu büyük oranda hava akıntıları ile yönlendirilse, de hemen
uçabilir. Ancak bu kanatlı böcek ergin mayıssineği değil, daha donuk renkli subimago’dur. Renginin
105
donukluğu, nimfal deriden ıslanmadan çıkmasını desteklediği zannedilen, çok ince tüylerle kaplı
olmasındandır. Uygun bir dinlenme yerine ulaşan bu saubimagolar birkaç saat içinde (bazı türlerde
sadece birkaç dakika) deri değiştirir daha parlak ergin tasarımlara dönüşürler. Bu böceklerin ergin
evreleri çok kısadır. Sindirim sistemleri ve ağız parçaları körelmiştir. Çoğu türlerde erginler bir
günden daha az yaşar. Bazıları da en fazla bir hafta yaşayabilir.
Şekil 11-4. Prometabola
Nimfler abdomenin yanlarından gelişmiş levha şeklinde trakeal solungaçlarla solunum
yaparlar. Bu solungaçlardan çoğunlukla yedi çift vardır ve bunlar vücudun geri kalan kısmına
uzanan ince trakeleri içerirler. Oksijen sudan bunların içine diffüze olur. Bütün mayıssineklerinin
nimfleri üç uzantıya sahipken, erginlerde orta flament yoktur.
Heterometabola’da, kanatlar her zaman larval gelişimin başından itibaren taslak halinde
adım adım gelişerek son şeklini alır. Çok defa eşey organları da aynı şekilde gelişerek son şeklini
alır. İki çeşidi vardır.
Archimetabol başkalaşım Odonata ve Plecoptera'da görülür. Nimfler suda yaşarlar,
tracheae solungaçları vardır. Odonata'da bir deviyasyon özellik olarak maske bulunur. Yumurtadan
çıkan nimfler, trake içeren ince çeperli levhalar olan trakeal solungaçlarla solunum yaparlar.
Gerçek yusufçuklarda (Anisoptera) solungaçlar abdomen içinde saklanmışrır. Ancak matmazel
böceklerinde (Zygoptera), cerci ve vücudun sonundaki merkezi uzantının değişikliğe uğramasıyla
gelişirler. Anisoptera nimfleri Zygoptera nimflerinden çok daha iridir. Tüm Odonata nimfleri,
erginleri gibi karnivordur. Kanatların gelişiminden ve gözlerin kademeli büyümesinden farklı
olarak, nimfal yaşam sırasında görülür çok az değişiklik olur. Nimfal yaşamın uzunluğu büyük
çoğunlukla hakim sıcaklığa ve besin teminine bağlıdır, ancak Zygopteraların çoğu yaşam
döngülerini bir yılda tamamlarlar. Anisoptera türlerinde bu dönem bir ile beş yıl, hatta daha uzun
olabilmektedir. Nimfal yaşam süresi çoğunlukla 10 ile 15 ay arasında olmaktadır.
Nimf, kanatlı ergin form için deri değiştirmesine yakın, uygun bir bitki gövdesine tırmanır.
Kısa bir dinlenmeden sonra, deri yırtılır ve erginin baş ve göğsü dışarı çıkar. Bunu, karının
tamamen nimfal deriden çekilip çıkarılmasından önceki diğer bir dinlenme izler. Ardından kanatlar
106
ve vücut tam boyutlarına gelişir. Odonataların çoğu sabahın karanlık, erken saatlerinde erginleşir
ve desteklere sıkıca tutunmuş olarak görülür. Bu yeni erginler güneşle ısındıkça, şekil değişikliğinin
kanıtı olan atılmış derilerini geride bırakıp uçarlar.
Paurometabol başkalaşım Orthoptera, Heteroptera ve kısmen Homoptera’da görülür.
Kanatlar adım adım gelişir. Nimfler Çoğu karasaldır (Şekil 11-5).
Şekil 11-5. Paurometabola (Hemimetabola)
Neometabola’da kanat taslakları oldukça geç evrelerde ortaya çıkar. Larva ve nimf evresi
birbirinden iyi bir şekilde ayrılır. Dört farklı çeşidi vardır. Bunlardan homometabol başkalaşım
107
Phylloxeridae'nin kanatlı erginlerinde ortaya çıkar. Kanatlar preimajinal evrede ortaya çıkar.
Remetabol başkalşım Thysanoptera'da görülür. Kanatsız iki larva evresi (pronimf), bunu
izleyen, sakin, kanat taslaklı iki nimf evresi vardır. Parametabol başkalaşım Coccina
erkeklerinde görülür. İlk iki larva evresinde kanat taslağı yoktur; yaşlı larva bacaksızdır; son iki
nimf evresinde ve ergin evrede besin alınmaz. Dişiler neotendir; bir deri değişimi eksiktir.
Allomatabol Başkalaşım Aleyrodina'da görülür. Kanatsız, yassı yapılı dört larva evresi vardır. İlk
larva evresi hareketli, diğerleri küt bacaklıdır. Dördüncü evrede yani en son larva evresinde kanat
taslağı ortaya çıkar. Bu özelliği ile holometabol böceklere en yakın olan gruptur.
11-5 Tam Başkalaşım (Holometabola)
Bu başkalaşım çeşidinde, yavrular erginlerinden çok farklıdırlar. Hiçbir dışsal kanat izi
yoktur. Yavrular larva olarak bilinir. Larva evresi ergine hiç benzemez. Erginden önce gerçek bir
pupa evresi meydana gelir. Bu evrede beslenme yoktur ve böcek dış görünüşte hareketsizdir.
Pupadan çıktıktan sonra ancak ergin özelliği kazanılır. Larval evredeki birçok yapı tamamen
ortadan kalkar (Şekil 11-6). Bu tür başkalaşıma sahip böceklere topluca holometabola denir.
Bunlar Coleoptera, Neuroptera, Trichoptera, Lepidoptera, Mecoptera, Diptera, Siphonaptera,
Strepsiptera ve Hymenoptera takımlarını içerirler. Böceklerin en çok zararlı oldukları evre larva
evreleridir. Birçok larva ve pupa tipi vardır.
(B)
(A)
108
(C)
(D)
Şekil 24-4. Kelebekte Gelişme. (A) Yumurtlama (B) Larva, (C) Pupa, (D) Ergin
109
Şekil 11- 6. Holometabol Başkalaşım
Coccinella 7-punctata
110
111
112
113
114
115
116
117
118
HOLOMETABOL BAŞKALAŞIMDA LARVA TİPLERİ
Holometabol böceklerde larvalar önce iki temel tipe ayrılabilir.
Oligomer Larva. Platygasterinae, (Hymenoptera) endoparazitik genç larvaları özellikle
tipiktir. Bunlarda abdomen segmentleri tam gelişmemiştir. Keza mandibulun dışındaki diğer üyeler
de körelmiştir. Bunlara protopod larvalar denir.
Eumer Larva. Vücut segmentlerinin tümü gelişmiştir. Üyeler farklı şekillerde yapılmıştır. Şu
gruplara ayrılırlar.
11-6 Oligopod Larvalar
Embriyolojik gelişmenin oligopod fazına uygun olarak bu larvalarda abdominal üyeler
körelmiştir. Ancak arka itici olarak 1. segmentte pygopodium kalmıştır. Göğüs bacakları
genellikle çok uzundur. Çok çeşitli değişiklikler gösterirler. Bu değişikliklere göre dört ana grup
altında toplanırlar.
Campodeid larva. Diplura (Apterygota) takımından Campodea türlerine benzedikleri için
bu ad verilmiştir. Campodeid tipi larvalar bazı Carabidae (Coleoptera) türlerinde görülür. Yalın
gözle bakıldığında Campodea ile karıştırılır. Ağız parçaları çiğneyici tiptedir. Bu larvalar ince uzun
göğüs bacakları taşırlar. Abdomenlerinin sonunda, segmentsiz, bazen çok uzun ve genellikle
kıllarla donatılmış iki uzantı taşırlar. pseudocercus diye adlandırılan bu uzantılar esasında cercus
değildir; 9. segmentin uzantılarında oluşmuştur. Onuncu ve onbirinci segmentlerin kaynaşması ile
oluşan silindir şeklindeki yapı, bu yalancı serkusların arasından geriye doğru uzanır. Hızlı hareket
ederler. Antenleri gözükür. Vücut, sırt-karın yönünde basılmıştır. Bazı Coleoptera ve Neroptera
türlerinde bulunur.
119
Manas tipi larva (Tombul larva). En tipik örnekleri Mayısböceklerinde (Coleoptera,
Scarabaeidae) görülür. Silindirik vücut genel olarak tombul, abdomenin arka ucu tipik olarak
şişkinleşmiştir. Göğüs bacakları oldukça uzundur, fakat yürümede tam olarak kullanılmazlar.
Toprak içinde, ağaç gövdelerinin çürümekta olan kısımlarında, bitkisel ve hayvansal materyallerin
bozulduğu yarlarda bulunurlar. Her zaman kıvrık olarak dururlar. Ağız parçaları çığneyicidir. Bu
larvalar genellikle kök zararlılarıdırlar.
120
Tesbihböceği şeklindeki larvalar. Göğüs, vücudun en geniş yerini oluşturur ve arkaya
doğru gittikçe daralma meydana gelir. Dış görünüşü tesbih böceklerine benzer. En tipik olanları
Silphidae'de (Coleoptera) görülür.
Tırtıl benzeri larva (Erucoid larva). Bir çok Trichoptera larvası bu gruba aittir. Kum ve
bitki parçalarından meydana gelmiş kılıflarından çıkarılan larvanın abdomenin 1. segmentinde, sırt
tarfında bir, yanlarda iki tane tutunma dişi taşıdığı görülür. İlk 7 abdominal segment, sırt ve karın
tarafında bir dizi ince duvarlı tüpcük taşır. Onuncu abdominal segmentin kancası da larvanın kılıfa
tutunmasını sağlar.
11-7 Polypod Larvalar (Tırtıllar)
Abdomenlerinde işlevleri farklı olan üyeler vardır. Yapışma organlarıyla donatılmış bu küt
ayaklar (anüs bacakları), eklemsiz olduklarından gerçek üye sayılmazlar. Bu nedenle çok defa
yalancı bacaklar da denir. Tırtıllar, en göze çarpıcı olarak kelebeklerde görülür. Göğüsteki üç çift
bacak tüm tırtıllarda oldukça iyi gelişmiştir. Göğüs üyeleri biri kaide olmak üzere dört segmentten
oluşmasına karşın, abdominal üyeler iki segmentlidir. Tırtılların hepsi çiğneyici ağız tipine sahiptir.
Silindir biçiminde olurlar. Üzerleri çok defa yakıcı kıllarla, bazen dikenlerle ve çıkıntılarla
donatılmıştır. Serbest olarak bitkilerin üzerinde ya da toprak, meyve, tohum içinde bulunabilirler.
En yaygın zararlı larva tipleri bu gruba dahildir. Belirgin üç gruba ayrılırlar.
Gerçek tırtıllar. Göğüsteki üç çift bacağa ek olarak 3-6. ve 10. abdominal segmentlerde
de birer çift abdomen bacağı vardır. Toplam 8 çift bacak taşırlar Şekil 11-7). Geometridae
familyası dışında, Lepidoptera takımı larvalarının tümü bu gruptandır.
121
Şekil 11-7.
Gerçek Bir Tırtılın Çizimsel Taslağı (1),
Başın Önden Görünüşü (2), Çeşitli
Familyalarda Ortakarın bacağının İşleme Düzenlemeleri (2 ve 3).
Mühendis tırtılları. Üç çift göğüs bacakları ile abdomenin 6. ve 10. segmentelerindeki iki
çiftle toplam beş çift bacakları vardır. Onuncu segmentteki ve çok defa 9. segmentteki üye
pygopodium ya da arka itici olarak adlandırılır. Lepidoptera takımının Geometridae familyası
türleri bu tip larvalardır. Mühendisböcekleri diğer kelebek tırtıllarına göre daha değişik şekilde
hareket derler. Arka itici ile 9. abdominal segmentteki üye (anüs bacağı) göğüse doğru yaklaşır.
Abdomenin büyük bir kısmı kedi sırtı şeklinde kıvrılır ve anüs bacakları zemine tutunur, daha sonra
vücudun ön kısmı ileriye doğru açılarak bir arşınlama hareketi yapar (Şekil 11-8 ).
122
Şekil 11-8. Mühendis Tırtılı
123
124
Yalancı tırtıllar. Üç çift göğüs bacakları yanında, abdomende 6-8 çift bacak bulunur (Şekil
11-9). İlk abdominal bacak ikinci abdomen segmentinde bulunduğundan, göğüs bacakları ile
abdomen bacakları arasında bir boş segment bulunur. Hymenoptera takımının Symphyta alt
takımının, özellikle yaprakarılarının larvaları bu tiptir.
Şekil 11- 9. Yalancı Tırtılda, (a) Göğüs ve (b) Karın Bacakları
Zaraea inflata
125
11-8 Apoda Larvalar.
Eumer larva grubuna giren bu tip larvalarda göğüs üyeleri ya kalıntı halinde körelmiş ya da
tamamen kaybolmuştur. Segment devinimiyle sınırlı bir şekilde hareket ederler. Kapalı yerlerde
yaşadıklarından bu evrede gözleri yoktur.
Eucephala (Başlı) larvalar. Ön kısımda sklerotize olmuş bir baş kapsülü vardır. Göğüste
kısmen körelmiş ayaklar bulunur. Bu gruba kazıcı kelebek larvalarının büyük bir kısmı, sivrisinek
larvaları (Culicidae), bazı kınkanatlı (Coleoptera takımı) larvaları (Cerambycidae, Buprestidae,
Curculionidae: Scolytinae), arıların (Apidae) ve pirelerin (Siphonaptera) larvaları girer. Baş
kapsülü çok küçüktür (Şekil 11-10 ).
126
Şakil 11-10. Bazı Coleoptera Larvaları.
A. Curculionidae, B. Scolytidae, C. Cerambycidae, D. Buprestidae
Hemicephal ve Acephal (Başsız) larvalar. Baş iyice körelmiş ve kısmen larva
vücudunun içerisine çekilmiştir. Brachycera'da (Diptera) ve özellikle Cyclorrhaph sineklerde
görülür. Tipulidae (Diptera)'de baş küçülmüştür. Ön uç sivrilmiş ve baş kapsülü kaybolmuştur;
ventralde kuvvetlice kitinleşmiş bir çift ağız kancası taşır. Vücut arkaya doğru yuvarlaklaşmış ve
yumuşak bir kitle halindedir. Son kısımda bütün genişliğince kesilmiştir. Bu keşik kısmın sırt
tarafımnda bir çift stigma vardır.
BAŞKALAŞIM-DEĞİŞİM- METAMORFOZ
Yarıbaşkalaşıma ait gelişme sırasında, ergin özellikleri ortaya çıkarken, larvaya ait
yapılılar kaybolmaya başlar. Ergin özellikleri embriyo evresinde oluşmaya başlayabilir ve her
larva evresinde biraz daha gelişir. Ergin özellikleri, larva evresinde
ve tambaşkalaşımlı
böceklerin çoğunda olduğu gibi pupa evresinde de oluşabilir.
Ergine ait taslaklar geliştikçe, larvaya özgü organlar aynı derecede yıkılır. Bu yıkılma otoliz,
histoliz, liyosityoz veya fagositoz ile olur. Otolizde larval hücreler çözünmeye başlar. Liyositozda
larval hücreler dıştan sindirilir. Fagositozda bazı hücreler mevcut doku hücrelerini yutarak ortadan
kaldırır. Histoliz, larvadaki doku veya hücrelerin her hangi bir şekilde yıkılmasıdır. Bu işlemler çok
kez birlikte ortaya çıkar.
Ergin taslakları çeşitli şekillerde ortaya çıkar. Yarıbaşlaşımlı böceklerde ergin taslakları dış
taslaklar halindedir ve her deri değiştirmede biraz daha büyürler. Tambaşklaşımlı böceklerde ilk
kanat taslağı pupa evresinde görülür. Buna karşın, ergin taslağı gerçekte genç larva evresinde
oluşur, ancak larval gelişme sırasında çok az gelişir.
Sadece
vücut
çıkıntılarının
değil,
iç
organların
da
kendi
ergin
taslakları
vardır.
yarıbaşkalaşımlı böceklerde organ başkalaşımı çok fazla olmadığından tambaşkalşımlılara oranla
127
daha az ergin taslağı taşırlar. Yarıbaşkalaşımlı böceklerdeki belirli larval organların ergin organlara
gelişimi ile, organların tümünün yeniden oluşumu arasında birçok geçiş formları vardır. bu
formlara göre holometabol gelişme tipi birçok gruba ayrılır.
11-9
Holometabol Böceklerde Pupa Tipleri
Holometabol böceklerin tümünde son larva evresi ile ergin arasında hareketsiz, besin
alınmayan bir pupa evresi vardır. Bu evrede ergin vücut şekil ve çıkıntıları fark edilebilir.
Pupa Dectica = Çeneli Pupalar. Olgun pupalarda hareketli ve kuvvetlice kitinleşmiş
mandibulaların
bulunmasıyla özellik kazanmışlardır. Bu mandibulalarla pupa kokonu ısırılarak
delinir. Kanat ve üye taslakları vücut üzerinde serbest olarak durur. Bu tip pupa Trichoptera,
Neuroptera, Megaloptera, Mecoptera ve Micropterygidae’de bulunur.
Pupa Adectica = Çenesiz Pupalar. Kitinleşmiş ve hareketli mandibulaları yoktur. Diğer tüm
pupalar bu gruba girer.
a. Pupa Exarata (Serbest Pupa). Vücut uzantıları kitinleşmemiş, hareketli değil; fakat
vücuda da yapışmamışlardır. Neuroptera, Trichoptera, Çoğu Coleoptera ve az bir Lepidoptera
(Tischeriidae)’nin exarate pupaları vardır (Şekil 11-12). Birçok çeşidi vardır.
a1. Pupa Libera (Gerçek Serbest Pupalar). Coleoptera, Siphonaptera’nın büyük kısmı ve
Hymenoptera’nın hemen hepsi bu tip pupa sahiptir. Balarılarının pupu buna tipik bir örnektir.
Şekil 11-12. Scolytinae Kabuk böcekleri ve Curculionidae Hortumlu böcekler (Coleoptera)
Pupaları
a2. Pupa Dipharata Coarctata (Çıngıraklı Pupalar). Vücut uzantıları hiçbir zaman
görülmez. Özellik kazanmış Diptera (Cyclorrhapha) ve bazı Homoptera (Coccidae, Stylopidae)’da
görülür. Sondan bir önceki larva evresinin derisi atılmaz. Larva pupa olduğunda bu deri yavaş
yavaş pupa derisi haline dönüşmeye başlar ve bir kitinleşme meydana gelir. Bu durumda tek bir
pupa iki deri ile çevrilmiştir. Sallandığında ses geldiği için çıngıraklı pupa denir.
b. Pupa Obteca (Mumya Pupalar). Vücut uzantıları (antenler, bacaklar, ve kanat taslakları)
serbest olarak durmaz. Bu uzantılar bir mumyadaki gibi vücuda yapışıktır. Birçok Lepidoptera, bazı
Coleoptera (Coccinellidae) ve daha ilksel Diptera (Nematocera ve birçok Brachycera)’larda bulunur.
128
Vücuda yapışmış olmalarına karşın vücut uzantılarının tümünün taslağı görülebilir. Kutikula kuvvetlice
kitinleşmiştir.
Bu tür pupa, sıkıca oturmuş, çoğunlukla hareketsiz olan karnın ucu dışında tüm vücut
parçalarını kuşatan az çok saydam deri ile kaplıdır. Krizalit terimi, Lepidoptera, özellikle
kelebek pupaları ve sadece gümüş veya altınımsı işaretler (deri ya da pullar) taşıyan
pupaların bazıları için sıkça kullanılır.
129
ERGİN EVRESİ
Ergin, son deri veya kılıfın kendine özgü dikiş yerinden yırtılmasıyla dışarıya çıkar. Bu
son kılıf, bir örtü olarak, son deri, pupa veya çıngıraklı pupa veya toprak içerisinde pupa
yerine geçen bazı yapılar olabilir. Çıkan erginin kanat taslakları genişlemeye ve normal şeklini
almaya başlar. Kanatların açılması, son deriyi ya da pupaa örtüsünü baş aşağı asılı olarak
terk edenlerde, kanat ağırlığının etkisi ile ve yerde son örtüyü terk edenelerde , örneğin
kelebeklerde, hemolenfin kanadın laküner sistemi içerisine pompalanmasıyla meydana gelir.
İntegümentin renklenmesi son deri değişiminden kısa bir süre önce ya da sertleşme sırasında
meydana gelir.
130
Şekil 11-13. Kelebek Larva ve Ergini
Böceklerin çoğu ayrı eşeyli çoğalır. İki eşey arasında kural olarak iç ve dış eşeysel
organlar ve ikincil eşeysel özellikler bakımından farklar vardır. Eşeyler arasındaki bu farklara
“Eşeysel Dimorfismus” denir. Dişiler kural olarak daha büyük ve hantal yapılı, daha az
hareketli, yumurta taşıdıkları için abdomenleri daha şişkindir. Kanatlar kaybolmuşsa, bu
kaybolma veya körelme kural olarak ilk defa dişilerde görülür. Bazı türlerin (Lucanus cervus)
erkekleri
dişilerinden
daha
büyük
yapılıdır.
Bazı
dişiler
larva
formunda
kalırlar
(ateşböceklerinin dişilerinde olduğu gibi). Parazitoid formlarda, organların büyük bir kısmında
körelme görülür. Erkekler, çiftleşmek için dişileri aktif olarak aradıkları için duyu organları çok
daha iyi gelişmiştir. Bileşik gözleri daha büyük, antenleri daha çok dallanmıştır.
Dişilerde besin gereksinmesi daha çok olduğu için ağız üyeleri daha iyi gelişmiştir.
Örneğin sivrisineklerde dişiler kanla beslendikleri için ağız üyeleri daha değişik yapılarla
(delici iğneler gibi) desteklenmiştir. Buna karşın bunların erkekleri sadece nektar emerler.
Böceklerde erkekler kural olarak daha renklidir. Buna karşın, dişiler, erkeklerin bulabilmesi
için birçok feromon bezi ile donatılmış olabilir.
131
132
ÜREME DEVRESİ
133
Erginleşme devresini üreme devresi izler. Üreme devresi gruplara göre değiştiği gibi,
bireylere bağlı olarak da kısmen değişebilir.
Ergin evresi kısa olan ve ergin evresinde çoğunlukla beslenmeyen birçok türde
(Ephemeroptera, Plecoptera, bazı Hymenoptera ve Lepidoptera türlerinde), pupadan yeni
çıkan ergin işleve hazır eşeysel bezlere sahiptir. Diğer formların çoğunda eşeysel bezlerin ilk
olarak bir olgunlaşma geçirmesi gereklidir. Ancak ondan sonra eşeysel hücreleri verebilirler.
Termitlerde, yumurtalıklar ve testisler bu gelişmeyi aynı zamanda yaparlar. Kelebek, sinek ve
birçok
yarımkanatlılarda
bu
olgunlaşmayı
yalnız
yumurtalıklar
geçirmek
zorundadır.
Kelebeklerde bunun için yağ cisimciklerinden bazı maddeler alınması gereklidir. Birçok
sinekte ise yumurtalıkların olgunlaşması ve yumurtanın gelişmesi için bir beslenme
döneminin yaşanması gerekmektedir. Karınca ve termit kraliçelerinde, kanat çiftleşme
uçuşundan sonra atılır. İşlevsiz kalan kanat kasları yavaş yavaş yıkılır ve yumurtalıkların
olgunlaşması için kullanılır. Yatak tahtakurularında, çiftleşmeden sonra, fazla olan spermler
vücut tarafından emilir ve bu şekilde elde edilen maddeler yumurtalıkların olgunlaşması için
kullanılır. Eşeysel olgunluk için birkaç gün ile birkaç hafta arasında değişen bir süreye
gereksinme vardır. Kabuk böceği (Scolytidae) türlerinin eşeysel olgunluk için beslenmelerine
olgunluk yiyimi denir.
Böcekler
kural
olarak
ayrı
eşeyli
olarak
çoğalırlar.
Gamogenetik
üreyenlerde,
redüksiyon bölünmeleri ile testis ve yumurtalıkta haploid kromozom sayısı sağlanır.
Döllenmeden sonra, zigotta ise diploid sayı yeniden oluşturulur.
11-10
Parthenogenese (Döllemsiz) Üreme
Yumurtanın döllenmeden gelişmesine ve yeni bir yavrunun meydana gelmesine denir.
Parthenogenetik üreme Şu gruplara ayrılabilir.
İsteğe bağlı parthenogenese. Balarılarının kraliçeleri isteğine bağlı olarak bazı
yumurtalarını döllendirmez. Bu döllenmemiş yumurtalardan erkek arılar meydana gelir.
dölenmiş yumurtalardan ise dişi arılar meydana gelir. Bunlardan 10 mg arı sütü ile
beslenenler üreme yeteneği olan kraliçe arıya ve 3 mg arısütü yiyenler üreme yeteneği
olmayan işçi arılara gelişirler.
Balarılarının erkeklerinde döllenme olmadan segmentasyon olduğu için vücut hücreleri
ve eşey hücreleri haploid kromozomludur. Eşey bezleri mayoz bölünme geçirmeden eşeysel
hücreleri verdiği için sonuçta 4 sperma değil iki tane sperm meydana gelir. genç larva
evresinde vücut hücreleri haploiddir. Daha sonra vücudun büyüklüğünü sağlayabilmek için
hücrelerde sinsitiyum şeklinde poliployitleşme görülür.
134
Zorunlu parthenogenese. En azından bir dölde yumurtaların tümü döllenmemiş kalır ve
yeni
bireyler döllemsiz yumurtalardan meydana gelir. Bunun Sabit, Döngülü, Coğrafik
parthenogenese gibi çeşitleri vardır. Bunlardan Döngülü Parthenogenese (Heterogonie)’de bir veya
birkaç parthenogenetik dölü, gamogenetik bir döl izler. Bitki bitlerinde (Aphidoidae) ve
mazıarılarında (Cynipidae) görülür. Gerçek bir polimorfizm gösterirler. Parthenogenetik ve
gamaogenetik döller, ancak primer ve sekonder konukçuların varlığında meydana gelebilmektedir.
Bunlarda kromozom sayısı diploiddir. Diployitleşme, ya olgunlaşma bölünmesinin ortadan
kalkmasıyla
(galarılarından
Neuroterus
cinsinde) ya da redüksiyon bölünmenin ortadan
kalkmasıyla (yaprakbitlerinde) olur.
11-11
Biyolojik Dönem ve Generasyon
Generasyon terimi entomolojik kaynaklarda birkaç farklı anlamda kullanılmaktadır. Birincisi, bir
böceğin yaşam döngüsünü tamamlama süresi, ikincisi, bir silsiledeki erginlerin koydukları yumurtalardan çıkan
bireylerin hepsi ve normalde aynı zamanda olgunlaşan, ancak kısmen “kardeş generasyon” kavramı için de
kullanılmaktadır. Kardeş generasyon kavramı, malesef son 35 yıldır yanlış halde kullanılmaktadır. Aynı dişinin
ikinci kuluçkasını açıklamak için değil de ikinci kuluçka için yumurta koyan kınkanatlıların grubu için
kullanılmıştır
The term "generation" is used in Romanian entomological literature with several different meanings: firstly, the period of time to
complete the life cycle of an insect, secondly, all the individuals that hatch from eggs laid by one series of parents, and normally mature at
about the same time, but also as part of the "sister generation" concept. Unfortunately, this concept has been used in an incorrect manner
during the past 35 years, describing not the second brood of the same female, but the group of beetles which are laying the second brood.
Illustrating the original meaning of this concept with a series of definitions taken from different languages, the author encourages the use of
the term in its original sense.
Yazar: Neil, O., Yayıncı : Ministerul Industrializarii Lemnului si Materialelor de Constructii (MILMC), Oficiul de Informare Documentara
135
Böceklerin yaşam boyunca geçirdikleri yumurta, larva, pupa (varsa) ve ergin dönemlerinin
her birine Biyolojik Dönem denir. Yarıbaşkalaşımlı böceklerin 3, tambaşkalaşımlıların 4 biyolojik
dönemi vardır.
Gelişme Dönemi. Bir böceğin, yumurta döneminden başlayıp, ergin hale gelmesine kadar
geçen süredir.
Generasyon (Döl). Bir böceğin konulan yumurtadan başlayarak olgun bir birey haline gelip
tekrar yumurta koymasına kadar geçen zamana (süreye) generasyon denir. Çeşitli böceklerin
generasyon sürelerini tamamlamaları için geçen zaman çok değişiktir. Bu dönem çoğunlukla üç
temel çeşitte olur.
Bir yıllık generasyon (Univoltine). Gelişme dönemini tamamlayıp yumurta koymasına
kadar bir yıl geçen böceklerin geenerasyonuna denir. Bu zaman takvim yılına bağlı değildir.
Örneğin, bir yılın Mayıs ayından başlayan generasyon izleyen yılın Mayıs ayına kadar sürer.
Bir yılda iki generasyon (Bivoltine). Bir yıllık süre içinde böceğin iki generasyonunu
tamamlamasıdır.
Örneğin
Göknar
büyük
kabukböceği,
(Coleoptera: Scolytidae)’nin yılda iki genarasyonu vardır.
Pityokteines
curvidens
(Germ.)
Birinci generasyon Nisan ayında başlar
Haziran ayında tamamlanır. İkinci generasyon aynı yılın Haziran ayında başlar ve izleyen yılın
Nisan ayında tamamlanır. Böylece bir yıllık yani 365 günlük sürede iki generasyon meydana
getirilir.
Bir yılda ikiden fazla generasyon (Multivoltime). Bir yıl içinde üç veya daha fazla
generasyon meydana getirilmesidir. Örneğin, Akdeniz çam kabukböceği, Orthotomicus
erosus (Woll.) (Coleoptera: Scolytidae) sıcak iklimlerde yılda 3-4 generasyon meeydana
getirir. Uygun koşullarda generasyon sayısı 5-6 hatta bazı çok uygun geçen yıllarda 7-8
olabilmektedir.
Herhangi bir böceğin generasyon durumu ile ilgili kolaylıkla fikir edinebilmek için
Rhumbler’in aşağıdaki biyo formülü kullanılır.
Yumurta Evresi
Pupa Evresi
-
Larva Evresi
+
Ergin Evresi
Buna göre Pityokteines curvidens’in biyo formülü şöyledir.
4
-
6 7 +
56
7
7
-
34 +
8 9, 3
4
136
137
Bachalpsee in the Swiss Alps; generally mountainous areas are less affected by human activity.
Biyolojik Çeşitlilik, ekolojik döngüler, türler arası ilişkiler
BÖLÜM IV
12. BÖCEK EKOLOJİSİ VE EPİDEMİYOLOJİSİ
Biyolojinin ana bölümlerinden biri olan ekoloji, diğer bilim dalları gibi yavaş ve kesikli bir gelişme
göstermiştir. Ekoloji, daha çok yirminci yüzyılın ikinci yarısında önem kazanan, nispeten yeni bir
bilimsel disiplindir. Bununla birlikte, sistematik ekolojik araştırmaların kökleri antik zamanlara, örneğin
hayvan göçları ve bitki biyocoğrafyası üzerinde ilk gözlemleri yapan sırasıyla Aristotle and
Theophrastus’a kadar uzanabilmektedir. Alexander Humboldt (1769 – 1859), Charles Darwin (1809 –
1882), Alfred Russel Wallace (1823 – 1913) ve Karl Möbius (1825 – 1908) gibi ondokuzuncu yüzyılın
bazı dikkate değer bilim adamları, organizmaların etkileşen gruplarlarını işlevsel olarak bağlantılı bir
bir topluluk olarak tanılayan biyocoğafya temelli pek çok önemli katkılar yapmışlardır.
Ekoloji terimi (Almanca: Oekologie) ilk olarak Alman biyolog Ernst Haeckel tarfından
1866’da “organızmanın çevresiyle ilişkisinin kapsamlı bilimi” olarak kaydetilmiştir. Bu konuda ilk
önemli kaynak Danimarka’lı botanikçi Eugenius Warming tarfından (1895) yazılmış ve üniversitede
138
ders olarak okutulmuştur. Bu ilk çalışmadan dolayı Warming, bazen ekolojinin kurucusu olarak
nitelenir.
Tüm canlı organizma çeşitlerinin özel bir çevrede yaşamlarına olanak veren adaptasyonları vardır.
Organizmalar besin temini ve üremenin yanında doğal düşmanlarından sakınmak için çeşitli uyumlar gösterirler.
Canlı organizmalar, su temini, sıcaklık değişim ve dağılımları, ışık miktarı ve toprak bileşimi gibi çevrelerindeki
fiziksel etmenlerden etkilenirler. Bu fiziksel çevre de içinde yaşayan organizmalardan etkilenir. Örneğin, belirli
organizmalar kayaların toprağa parçalanmasına etki eder ve bitki gelişimi gölcüklerin dolmasını destekler. Sonuçta,
organizmalar aynı alanda yaşayan diğer organizmalardan etkilenir. Organizmaların kendi aralarında ve çevreleriyle
olan etkileşimleriyle ilgilenen biyoloji dalına ekoloji denir.
Ekoloji (ökoloji), Latince, oikos (ev, yaşam yeri, organizmaların konutu) ve logy (bilim)
kelimelerinin birleşmesinden meydana gelmiş bir terimdir. Bilimsel olarak ekoloji, canlıların
yaşam yerlerinde incelenmesi ya da organizma ya da organizma gruplarının birbiriyle
ve çevreleriyle olan karşılıklı ilişkilerini araştıran bir bilim olarak tanımlanabilir.
Ekolojinin çok çeşitli kısımları mevcuttur. Fakat burada kısaca izahına çalışılacak olan böcek
ekolojisi,
daha
ziyade
böceklerin
bireysel
ekolojisine
(birey
ekolojisi=Autecology,
autökologie) ait konular olacak ve böceklerin olağanüstü çoğalmalarını önleyici etkenler ile ilgili
konulara ağırlık verilecektir.
Her böcek türü, bulunduğu ortamın çok değişken nitelikte olan çeşitli faktörlerinin aynı
andaki etkileri ile karşı karşıyadır. İşte, böcekleri hayat evrelerinin en az bir fazında doğrudan
doğruya etkileyen ortamın her elamanına ekolojik etken denir.
Böcekleri ve genellikle onların üremesini etkileyen ekolojik faktörleri Abiyotik, Besin ve Beslenme,
Konukçu Dayanıklılığı ve Biyotik Faktörler olarak 4 grup altında toplayabiliriz. Adı geçen ekolojik faktörlerin
kombinasyonuna Çevre Direnci (Doğanın Karşı Ağırlığı=Sınırlayıcı Faktörler) de denir.
139
Karbon Döngüsü
Organik bileşikler, doğal olarak, sadece canlı organizmaların vücudunda ya da
ürünlerinde ve kalıntılarında bulunan karbon bileşikleridir. Organik bileşikler,
karbonun yanında hemen her zaman hidrojen ve çoğunlukla oksijen ve azot
içerirler. Fosfor ve kükürt ile küçük miktarlarda demir, kalsiyum, sodyum, klor ve
potasyum içerebilirler. Organik bileşiklerin oluşturulması açısından bu elementler
içinde özellikle karbonun dolaşımı dolayısıyla karbon döngüsü çok önemli
olmaktadır. Karbon biyolojik ve fiziksel çevre arasında karbon döngüsünde
dolaşır.
Karbon döngüsü, karbonun biyosfer, pedosfer, jeosfer, hidrosfer ve atmosfer
arasındaki değişiminin biyokimyasal çevrimidir.
140
Karbon döngüsü en çok bulunan elementin geri dönüşümünü sağlayan ve onu
biyosferin tüm organizmalarının yeniden kullanımına sunan yeryüzündeki en
önemli döngülerden biridir.
Karbon döngüsü çoğunlukla değişim yollarıyla bağlantılı beş büyük karbon
kaynağı olarak düşünülmektedir. Bu kaynaklar şunlardır:

Atmosfer

Tatlı su kaynakları ve toprak karbonu gibi canlı olmayan organik materyal içeriği ile ayrılan
karasal biyosfer.

Çözünmüş inorganik karbon ve canlı ve cansız deniz biota’sı içeren denizler,

Fosil yakıt içren sedimentler

Volkanlar ve jeotermal sistemlerle manto ve yerkabuğundan atmosfer ve hidrosfere
salıverilen yeryüzündeki içsel karbon.
Yıllık karbonun devinimleri, kaynaklar arasında karbon değişimleri, çeşitli
kimyasal, fiziksel, jeolojik ve biyolojik işlemlerden dolayı meydana gelmektedir.
Okyanuslar yeryüzü yüzeyine yakın en büyük aktif karbon havuzunu içerirler,
ancak bu havuzun derin okyanus kısmı atmosferle hızlı bir değişim göstermez.
Küresel karbon stoku karbon kaynakları veya karbon döngüsünün özgün bir
çevrimi (örneğin, atmosfer – biyosfer) arasındaki karbon değişiminin (kazançlar
ve kayıplar) bir dengesidir (tartısıdır). Bir havuz veya kaynağın karbon stokunun
izlenmesi, havuz veya kaynağın karbondioksit için bir kaynak veya bir alıcı (sink)
olarak mı işlev gördüğü hakkında bilgi sağar.
Yeryüzü atmosferi %0.035 karbondioksit, CO2, içermekte ve biyolojik çevre,
karbonu şekerler, yağlar ve proteinler olarak alıkoyan bitkilere bağlı olmaktadır.
Bitkiler fotosentezde güneş ışığını kullanarak karbonu glikozda bağlar ve bu
işlemde oksijen, O2, salıverirler. Bitkiler, diğer metabolik işlemlerle glikozu diğer
şekerlere, protein veya yağlara dönüştürebilirler. Hayvanlar karbon
gereksinimlerini tükettikleri ve sindirdikleri bitkilerden sağlarlar ve böylece
karbon biyotik çevre içinde besin sisteminde dolaşır. Herbivorlar bitkilerden
beslenir, ancak kendileri karnivorlara yem olurlar.
Karbon fiziksel çevreye birkaç yolla döner. Bitkiler ve hayvanlar solunum yapar
ve bu esnada çevreye CO2 salıverirler. Ancak bitkiler, karbondioksitin
üretebildiklerinden daha fazlasını fotosentezde tüketmektedirler. Karbondioksitin
141
fiziksel çevreye geri dönmesinin diğer bir yolu ölü bitki ve hayvanlarla
olmaktadır. Ölü organizma bünyeleri ayrıştırıcılar tarafından tüketilir. Bu işlemde,
karbonun bir kısmı fosilleşme yoluyla fiziksel çevreye geri döner. Karbonun bir
kısmı diğer organizmaların ayrıştırıcıları tüketmesiyle biyolojik çevrede kalır.
Ancak açık farkla, karbonun çoğu, karbondioksit solunumuyla fiziksel çevreye
geri döner.
Carbon Cycle
Organic chemicals are made from carbon more than any other atom, so the Carbon
Cycle is a very important one. Carbon between the biological to the physical
environment as it moves through the carbon cycle.
Earth's atmosphere contains 0.035% carbon dioxide, CO2, and the biological
environment depends upon plants to pull carbon into sugars, proteins, and fats. Using
photosynthesis, plants use sunlight to bind carbon to glucose, releasing oxygen (O2)in
the process. Through other metabolic processes, plants may convert glucose to other
sugars, proteins, or fats. Animals obtain their carbon by eating and digesting plants, so
carbon moves through the biotic environment through the trophic system. Herbivore eat
plants, but are themselves eaten by carnivores.
Carbon returns to the physical environment in a number of ways. Both plants and
animals respire, so they release CO2 during respiration. Luckily for animals, plants just
happen to consume more CO2 through photosynthesis than they can produce. Another
route of CO2 back to the physical environment occurs through the death of plants and
animals. When organisms die, decomposers consume their bodies. In the process, some
of the carbon returns to the physical environment by way of fossilization. Some of it
remains in the biological environment as other organisms eat the decomposers. But by
far, most of the carbon returns to the physical environment through the respiration of
CO2
142
143
EKOLOJİK ETKENLER
144
Güneşten gelen elektromanyetik ışınım bir foton akımı olarak kavramlaştırılabildiğinden,
ışıma enerjisi (radiant enerji) bu fotonlarla taşınan enerji olarak düşünülebilmektedir. Diğer
şekilde, elektromanyetik ışınım, enerjiyi, salınımlı elektrik ve manyetik alanlarında taşıyan bir
elektromanyetik dalga olarak düşünülebilmektedir. Bu iki görüş tamamen eşdeğerdir ve
kuantum alan teorisinde birbiriyle bağdaşıktır. Elektromanyetik ışınımın çeşitli frekansları
olabilmektedir. Herhangi bir elektromanyetik sinyalde mevcut frekans kuşakları keskin olarak
ayrılabilmektedir. Foton olgusunda, her bir fotonun taşıdığı enerji kendi frekansıyla
orantılıdır. Dalga olgusunda, bir monokromatik dalganın enerjisi onun şiddeti ile orantılıdır.
Bu, aynı şiddete, ancak farklı frekanslara sahip iki elektromanyetik dalgadan, yüksek
frekanslı olanın daha az foton içereceğini belirtmektedir.
Elektromanyetik dalgalar bir cisim tarafından soğurulduğunda, bu dalgaların enerjisi
genellikle ısıya dönüştürülür. Fotonlar soğurulduğu cisimlerin yüzeyinde atom ve molekülerin
bağlarını gevşetir ve titreşmelerine neden olur. Titreşim hareketi ile açığa çıkan ısı güneşin
ısıtması olarak adlandırılır. Güneş ışığının ışıdığı yüzeyleri ısıtması bunun çok iyi bilinen bir
sonucudur. Çoğunlukla bu olgu, özel olarak kızılötesi ışınımla eşleştirilir, ancak herhangi bir
çeşit elektromanyetik ışınım, soğurulduğu bir cismi ısıtır. Elektromanyetik dalgalar ayrıca,
enerjileri başka tarafa yönlendirilerek veya dağıtılarak, yansıtılabilir veya saçılabilirler.
İşlevsel ekolojinin hemen tüm aşamaları doğrudan veya dolaylı olarak güneşin ışınım
enerjisinden etkilenmektedir. Gezegenimizin ekolojik enerji stokuna girdi sağlayan güneşten
yayılan elektromanyetik enerjinin farklı dalga boyları vardır. Güneşin ışınım enerjisi ısı üretir,
yaşamın kimyasal tepkimelerinde aktif enerji olarak ölçülen fotonları sağlar. Yaşam biyolojisi
belirli bir sıcaklık aralığında yürür. Isı, sıcaklığı düzenleyen bir enerji şeklidir. Gelişme hızını,
etkinliği, davranışı ve birincil üretimi etkiler. Sıcaklık ısı enerjisinin şiddet ya da yoğunluk
etkenidir ve büyük ölçüde güneş ışınımının tekerrür oranına bağlıdır. Yatay ve dikey uzamsal
sıcaklık değişikliği büyük ölçüde iklimleri ve sonuçta yeryüzünün her tarafında farklı
ekosistemlerde (veya biome’larda) biyolojik çeşitliliğin dağılımını ve birincil üretimin düzeyini
etkiler. Isı ve sıcaklık ayrıca, çok büyük oranda dış çevre sıcaklığı tarafından düzenlenen ve
ona bağlı olan bir vücut sıcaklığına sahip olan poikilotherm ile içsel olarak düzenlenen ve
metabolik enerji harcanarak sürdürülen bir vücut sıcaklığına sahip olan homeotherm
hayvanlardaki iki metabolizma sınıfı ile etkin bir ilişki içindedir ve onları farklı şekilde
etkilemektedir.
Işık yeryüzünün birincil enerji kaynağıdır. Bitkiler, algler ve bazı bakteriler ışık soğurur
ve fotosentezle enerji özümlerler. Fotosentez veya H2S’nin inorganik fiksasyonu ile enerji
özümleme
yeteneğindeki
organizmalar
ototroflardır.
Ototroflar
birincil
üretimden
ve
metabolik yoldan biyokimyasal entalpik (enthalpic) bağlarda potansiyel enerji olarak
depolanan ışık enerjisinin özümlenmesinden sorumludurlar. Heterotroflar enerji ve besinlerini
sağlamak için ototroflardan beslenirler.
145
Işık koşulları sucul çevrede de değişir. Işık suya geçtiği kadar absorbe edilir. Böylece
mevcut ışık miktarı derinliğin artması ile azalır. Işığın geçtiği su katmanına fotik (photik) zon
denir. Yeryüzünde meydana gelen fotosentezin yaklaşık %80’i bu fotik zonda meydana gelir.
Onun altındaki zon, hiç ışık olmayan aphotik zondur. Birkaç kemotropf dışında, aphotik zonda
yaşayan organizmalar enerjilerini photik zondan aşağı doğru sürüklenen veya göçen
organizmalardan sağlar.
Işık, üretim ve enerji temini arasında bir bağıntının olması, yeryüzünde ekosistem
dinamiklerinin dağılım, kompozisyon ve yapısını etkilemektedir. (ormancılıkta ekosistem tabanlı
planlama, ekosistem dinamikleri, ilişkileri) Belirli bir ekoloji veya çevredeki bir populasyon veya
türde değişen dinamikleri etkileyen ekolojik etkenler çoğunlukla abiyotik (cansız) ve biyotik
(canlı) diye ikiye ayrılırlar.
Çevrenin abiyotik etkenleri
Organizmaların kendi aralarında ve çevreleriyle etkileşimlerinin araştırılmasında, her iki, canlı ve cansız
etkenler değerlendirilmektedir. Biyotik ya da canlı etkenler, çevredeki tüm canlı organizmaları ve diğer canlılar
üzerindeki doğrudan ve dolaylı etkilerini içerir. Abiyotik ya da cansız etkenler su, oksijen, ışık, sıcaklık, toprak ile
inorganik ve organik besinleri içerir.
Abiyotik etkenler özel bir çevrede ne tür organizmaların yaşayabileceğini belirler. Örneğin, çöllerde çok az
temin edilebilir su vardır ve sıcaklık günlük olarak çok sıcak ile soğuk arasında değişir. Bu koşullarda sadece uyum
sağlamış, adaçayı çalısı (sagebrush) ve kaktüs gibi bitkiler yaşayabilir. Tahıl, meşe ağaçları ve orkideler gibi diğer
bitki çeşitleri çöllerde yaşayamaz. Bu bitkiler uyum sağladıkları, değişik abiyotik koşullara sahip diğer çevrelerde
gelişirler.
Abiyotik etkenler jeolojik-Jeomorfolojik, coğrafik, hidrolojik ve iklimsel (klimatolojik)
parametrelerdir. Bitki ve hayvanların özgün bir birlikteliği için yaşama yeri sağlayan, özel bir
takım cansız ekolojik etkenler tarafından karakterize edilen, çevresel olarak aynı yapıdaki
koşulların olduğu bir alan veya bölge biyotop olarak adlandırılır. Biyotop tam olarak habitat
terimi ile eş anlamlıdır, ancak habitatın konusu bir tür veya bir populasyon olurken,
biyotopun konusu bir biyolojik topluluktur. Habitat veya biyotopları doğrudan etkileyen
özgün abiyotik etkenler ışık, sıcaklık, su, hava ve toprağı kapsar. Işık, fotosentezle
ekosisteme enerji sağlar. Sıcaklık, ????? bazı türler için ısıya tolerans çok önemli olsa da,
belirli uç değerleri aşmamalıdır. Düşük sıcaklık, böceklerin coğrafi dağılımını ve mevsimsel
etkinlik şekillerini (patterns) etkileyen en temel çevresel kısıttır.
impacting the geographic distribution and seasonal activity patterns of insects.
Low temperature is a major environmental constraint
Su, aynı zamanda yaşam ve çevre için gerekli olan
bir maddedir. Su, yağış dediğimiz yağmur, kar, çiy ve sis şeklinde atmosferden salıverilir.
Yıllık yağış şekilleri (miktarları ve mevsimlere dağılışları gibi) enlem ve yükselti ile
bağlantılıdır ve ayrıca dağlar ve büyük su kütleleri gibi yerel özellikler tarafından etkilenir.
Hava, canlı türlerine oksijen, azot ve karbondioksit sağlar, polen ve sporların yayılmasına,
böceklerin ve kuşların uçmasına izin verir. Toprak, aynı zamanda bir besin ve fiziksel destek
kaynağıdır. Toprağın pH’sı, tuzluluğu, azot ve fosfor içeriği, su tutma yeteneği ve kıvamı
hepsi etkilidirler. Ayrıca, büyük boyutlu çevresel değişiklikler ve doğal yıkımlar da abiyotik
etmenler içinde değerlendirilir.
146
Doğada organizmaların araştırılmasında, ekologlar, dikkatlerini çoğunlukla belirli bir
doğal çevre çeşidindeki belirli bir organizma grubuna odaklarlar. Belirli bir türün belirli bir
alan
içindeki
tüm
bireylerini
içeren
organizmaların
doğadaki
en
yalın
grubu
bir
populasyon’dur. Belirli bir alandaki farklı organizma populasyonlarının hepsi bir topluluk
(biocenose)
oluşturur. Topluluk, bitki, hayvan ve mikroorganizma populasyonlarının bir
grubudur. Her bir populasyon, aynı türün bireyleri arasındaki üremenin ve belirli bir yerde ve
belirli bir zamanda birlikte yaşamanın bir sonucudur.
Bir ekosistem, bir topluluğu ve onun fiziksel çevresini içerir. Bir ekosisteme, her iki
abiyotik ve biyotik etmenler dahildir.
Ekosistemin canlı ve cansız kısımları arasında süren
materyal değişimi vardır. yeyüzündeki tüm ekosistemler birbirine bağlıdır. Organizmalar
ekosistemin birinden diğerine geçerler.
Su ve diğer inorganik maddeler bir ekosistemden
diğerine taşınır. Organik bileşikler de, taşıdıkları enerji ile birlikte ekosistemler arasında
aktarılırlar.
Bir ekosistemdeki her bir organizma çeşidinin (TÜR) içinde yaşadığı özel bir çevre
bölümü vardır. Bu onun habitatı (yaşama yeri)’dir. Bir ekosistem içinde meydana gelen
karmaşık etkileşimlerde her bir türün özel bir rolü de vardır. Bir türün ekosistemdeki rolü
onun nişi’dir. Bir organizmanın habitatı nişinin elemanı, sadece parçasıdır. Ayrıca, besinlerini
nasıl, ne zaman ve nereden sağlandığını, üreme davranışını ve çevresine ve ekosistem
içindeki diğer türlere olan doğrudan ve dolaylı etkilerini de içerir.
Bir populasyon yetersiz sayıdaki bireylerden ibaret olduğunda, bu populasyon yok olma tehlikesindedir; türün bireylerinin
katıldığı composed bütün toplulukların çökmesi bir türü yok olmaya götürebilir. Küçük populasyonlarda, aynı soydan olma
topluluğu daha da güçsüzleştiren kalıtsal çeşitliliğin azalması ile sonuçlanabilir. monokültür
Biyotik ekolojik etkenler de topluluğun yaşama yeyteneğini etkiler; bu etkenkler ya
tür içi veya türler arası ilişkiler olarak değerlendirilir. Tür içi ilişkiler bir populasyonu
oluşturan
aynı
türün
bireyleri
arasında
kurulmuş
olan
ilişkilerdir.
Bunlar
işbirliği
(dayanışma) veya rekabet ilişkileridir. Rekabet, alan ayırma ve bazen sıradüzen
toplulukların örgütlenmesi ile ilgilidir. Türlerarası ilişkiler,
sayıdaki etkileşimlerdir ve çoğunlukla yararlı,
farklı türler arasındaki çok fazla
zarar verici veya etkisiz olarak nitelendirilirler.
En önemli ilişki, ekolojideki zorunlu besin zincirleri kavramlarını yönlendiren predasyondur.
Herbivor türler bitkisel besinlerle beslenirler ve karnivorlar tarafından tüketilirler, ancak
bunların her ikisi de daha büyük karnivorlara av olabilir.
Türlerarası diğer ilişkiler asalaklık, bulaşıcı hastalıklar ve iki türün aynı ekolojik nişi
paylaştığında ortaya çıkabilen sınırlı kaynaklar için rekabeti kapsar. Çeşitli canlılar arasında
var olan etkileşimler, büyümeleri, yaşamaları ve üremeleri için organizmalar tarafından
alınan ve sonunda atıklar olarak uzaklaştırılan mineral ve organik maddelerin kalıcı bir
karışımı ile sürdürülmektedir. Elementlerin (özellikle karbon, oksijen ve azot’un) ve suyun bu
değişmez döngüsü biyojeokimysal döngüler olarak adlandırılır. Bu döngüler, insan etkileri, uç
hava halleri veya olağan dışı jeolojik olaylar dışında, biyosferde değişmez bir kararlılığın
147
güvenceleridirler. Kendi kendine yürüyen bu düzen, negatif geri besleme denetimi ile
sürdürülmekte, ekosistemlerin devamlılığını güvenceye almaktadır.
Ekosistemler kararlı görünse de zamanla değişme geçirirler. Değişme, ekosistemde
yaşayan organizmaların çevreyi değiştirmesiyle meydana gelir.
süksesyon olaylarından sonra, klimaks denilen
Her ekosistem, ekolojik
ideal bir duruma gelişme eğilimindedir.
Klimaks topluluk milyonlarca yılda gelişir. Klimaks topluluklar çoğunlukla baskın bitki
formlarıyla nitelendirilir. Bir klimaks topluluğun baskın bitkileri çevrenin fiziksel etkenleri
tarafından belirlenir. Yeterli yağış ve uygun toprağın olduğu yerde, klimaks topluluk büyük
olasılıkla bir ormandır. Orman yapısını destekleyecek yeterli su yoksa, klimaks topluluk çayır
ve diğer bazı bitki çeşitlerinden meydana gelir. Hayvan yaşamı bitki toplulukları ile değişir.
Doğu Ladini Picea orientalis (L.) Link Doğu Karadeniz Bölgesinde, Ordu Melet Çayının
doğusunda, Doğu Karadeniz Dağlarının denize bakan (deniz etkisi altındaki) yamaçlarında
doğal olarak yayılmıştır. Batı Karadeniz bölgesinde görülen kaplumbağa bu
bölgede
yaşamaz. Çam kese böceği Thaumetopoea pityocampa Orta ve batı Karadenizdeki varlığına
rağmen bu bölgede görülmez. Kırmızı orman karıncası Formica rufa, batı Karadeniz
ormanlarında ve doğu karadenizin Karadeniz ardı ormanlarda (Aluçra)
yayılış alanında yaşamaz.
148
yaşarken ladinin
ABİYOTİK ETKENLER
Böceklerin yaşam ortamını ve dolayısıyla çoğalmalarını sınırlayan tüm etkenler arasında abiyotik
faktörler üzerindeki çalışmaların daha enstantif ve konuyu aydınlatıcı olduğunu söyleyebiliriz. Özellikle, sıcaklık,
böceklerin çoğalma ve gelişme oranı ile onların coğrafik ve lokal dağılışları üzerinde önemli rol oynamaktadır.
Buna karşın, ancak birkaç böcek türünün sıcaklıkla olan ilişkileri kesin olarak aydınlanabilmiştir. Keza, ışık,
nem, hava akımları ile ilgili diğer hususların böceklerle olan ilişkilerine ait bilgiler çok noksandır. Fakat bu
konular üzerinde de geniş çalışmalar yapılmaktadır.
Hayvanlar üzerinde etkileri görülen abiyotik etkenler çok çeşitlidir. Bu kısımda böceklerle ilgili abiyotik
etkenlerden en önemlileri üzerinde durulacaktır.
149
12-1
Işık
Yeryüzündeki hemen tüm canlılar için enerji doğrudan veya dolaylı olarak güneş
ışınlarından sağlanır. Güneş ışınlarının yoğunluk veya şiddeti ile aydınlatma süresi ya da gün
uzunluğu, enleme göre değişir. Ekvatorun çevresindeki bölgeler en yüksek yoğunlukta güneş ışığı
alırken, kuzey ve güney kutup bölgeleri düşük yoğunlukta ışık alırlar. Ekvator kuşağı ile kutup
bölgeleri arasında kalan alanlarda görece gündüz ve gece uzunlukları, yazın daha uzun ve kışın
daha kısa süreli gün ışığı ile mevsime göre değişir.
Güneş ışınlarının yoğunluğu ve aydınlatma süresi bitkilerin gelişimini ve çiçeklenmelerini,
meyve tutma ve geliştirmelerini (bitki fenolojisi) etkileyen temel etmendir. Bazı bitkiler yüksek ışık
yoğunluğuna ve uzun günlere gereksinim duyarken diğerleri düşük ışık yoğunluğunda ve kısa
günlerde gelişirler. Pek çok hayvanda göç, kışlama, yazlama ve üreme davranışları gece ve
gündüzün göreceli (relative) uzunluklarından (ışık devirselliği = fotoperiyodisite) etkilenir.
Fotoperiyodizm, organizmaların yaşam sürelerince mevsimsel etkinliklerin düzenlenmesinde
gün uzunluğunu önceden alınan bir işaret olarak değerlendirme ve kullanma yetenekleridir. Pek
çok hayvan, özellikle yukarı enlemlerde yaşayanlar, mevsimlere bağlı uygun davranışsal ve
gelişimsel stratejilerini düzenlemek için gün uzunluğunu ön bilgi olarak kullanırlar. Bunların en
yaygın olanı böceklerdeki kışlama diyapozunun başlatılması ve pek çok hayvan gruplarındaki
mevsimsel üreme stratejileridir. Gün uzunluğu ve dolayısıyla yıl içinde mevsim bilgisi pek çok
hayvan için yaşamsaldır. Belirli biyolojik ve davranışsal değişiklikler bu bilgiye bağlıdır.
Fotoperiyod, sıcaklık değişiklikleri ile birlikte, kürk ve tüy renginin değişimini, göç olgusunu,
kışlamaya girişi, çiftleşme davranışını ve hatta eşey organlarının gelişimini hareket geçirir.
Fotoperiyodizm, özellikle geri dönüşü olmayan ve gelecek bir zamanda veya uzak bir yerde
sonuçlanacak olan fizyolojik ve gelişimsel işlemlerin başlatılmasında önemli olmaktadır.
Fotoperiyod, eklembacaklılarda diyapoz, göç ve üremeye öncülük eden neuroendokrin
basamakların başlatılması için ilk hareket veya engel işareti sağlar. Besin, sıcaklık ve nemle
etkileşiminden dolayı, fotoperiyod bu etkinliklerin tamamlanma hızlarını da ayarlayabilir.
Fotoperiyod ile sıcaklık arasında bir etkileşim olduğunda, yüksek sıcaklıklar uzun gün etkilerini ve
düşük sıcaklıklar kısa gün etkilerini destekleme eğilimindedir. Örneğin, ılık, nemli yazların ve sert
kışların olduğu ılıman çevrelerde, özellikle orta karasal iklimlerde, uzun gün eklembacaklıları
çoğunlukla kısa veya kısalan günlerin başlattığı bir hibernal (kışsal) diyapoza girer. Yazları sıcak
ve kurak, kışları yumuşak ılıman çevrelerde, kısa gün eklembacaklıları uzun günlerin başlattığı bir
aestival (yazsal) veya her iki, uzun ve kısa günlerin neden olduğu aestival ve hibernal diyapoza
girebilir. Yukarı enlem veya kutup eklembacaklıları gelişmeyi iki veya daha fazla yıla yayabilir ve
bireyleri yaşam döngüleri süresince iki veya daha çok evrede fotoperiyodik olarak ayarlanan iki
veya daha fazla diyapoza girebilirler
Fotoperiyod, devam etmekte olan gelişimden diyapoza geçmede zamanlama açısından
çok önemlidir, ancak diyapoz çoğunlukla kendiliğinden veya düşük sıcaklıkların uzayan etkisine
(donmaya) tepki olarak sona ermektedir. Eklembacaklılarda, photoperiodism ile ilgili ışık algılama
nokta gözleri, bileşik gözleri veya beynin kendisini kapsar.
150
Gün uzunluğunun yorumlanmasından sonra, yürütücü veya durdurucu fotoperiyodik tepki,
beyinden, peptid hormonlar aracılığıyla, juvenil hormonun (bir terpenoid) salıverilmesini
düzenleyen corpora allatada (allatostatins and allatoropins) veya ecdysteroid salıveren ön göğüs
salgı bezlerinde (prothoracicotropichormone) veya ipek böceğinde (Bombyx mori) neural
bağlantılarla diyapoz hormonu (bir peptid) salıveren suboesophageal ganglionda başlatılır.
Eklembacaklıların çoğunda, mevsimsel polyfenizimlerin (polyphenisms) ve mevsimsel gelişmenin,
diyapozun, göçün ve üremenin fotoperiyodik denetimi juvenil hormonu, ecdysteroidi veya onların
etkileşimini kapsar.
Bilindiği üzere güneş ışınları ekolojik yönden, kızılötesi (Infrared = Infraruj), Morötesi (Ultraviole) ve Işık (Görünen ışınlar) diye üç
sınıfa ayrılır. Böcekler ışığın yoğunluğu (şiddeti), rengi (dalga boyu) ve süresi tarafından etkilenir. Bu etkiler çeşitli şekillerde kendini gösterir.
Işıktan kaçan hayvanlar (Foto negativ) kırmızı ışığı, bunun tersi olan Foto pozitif karakterliler, mor ışığı severler. Işığın parlaklığından
hoşlanmayan böcekler de sarı renkte toplanırlar.
Genellikle toprak altında; odun, meyve yaprak gibi bitki kısımlarında yaşayan ve galeri açan böceklerde Işıktan kaçma görülür.
Buna karşın genç tırtıllarda ışığa yönelim (Pozitif Heliotropizm) mevcuttur. Örneğin, Euproctis chrysoorhoea
(L.) (Lepidoptera,
Lymantriidae) tırtılları baharda yuvalarını terk ederek ışığa doğru (dal uçlarına) hızla hareket ederler. Bu harekette besinin de önemi
mevcuttur. Zira genç yapraklar dalların ucunda bulunur. Yapılan araştırmalar tırtılların Güneş seven (Heliofil) tipte olduğunu göstermiştir.
Fakat, bu durum onların açlıktan ölmesine neden olacak kadar güneşe yöneldiği anlamına gelmez. Güneşli günlerde birçok tırtıllar yaprak ya
da dalların alt yüzeylerinde bulunur. Bu konuda enterasan durumlarda mevcuttur. Örneğin, Parnassius apollo (L.) (Lepidoptera, Papilionidae)
tırtılları güneş ışığı olmadan beslenemezler. Aynı türün kelebekleri de güneş ışınları vücutlarına doğrudan doğruya gelmezse uçamazlar. Buna
karşın beslenmeleri kapalı yerlerde olmayanları, gündüz gizlenirler ve gece karanlıkta beslenmeğe başlarlar. Örneğin, Noctuidae
(Lepidoptera) familyasına bağlı birçok böcekte olduğu gibi.
Böcekler ışığın farklı dalga boylarından da etkilenirler. Bu durum beslenme ya da
yumurtlama yönünden yararlı olmaktadır. Örneğin kelebek sarı, kırmızı ve mavi rengi, yeşilden
ayırt edebilirler. Besin alacakları çiçekleri bu özelliklerinden yararlanarak bulabildikleri gibi, aynı
kelebeklerin çoğu yumurtalarını yeşil renkli taze yapraklara koyarlar.
Işık şiddetinin böcekler üzerindeki etkisinin önemi Cydia pomenella (L.) (Lepidoptera,
Tortricidae) kelebeklerinde saptanmıştır. Bu böcekler en fazla yumurtlama 26.7ºC sıcaklıkta ve 11.5 metre-mum ışık altında görülür. Fakat, bazı türlerde, örneğin ışıktan kaçan (karanlıkta
yaşayan) Trogederma granarium Everts (Coleoptera, Dermestidae) larvaları yüzde yüz ışık ya da
yüzde yüz karanlıkta hemen aynı gelişmeyi göstermişlerdir.
Işık renginin böcek gelişmesi yönünden de önemli etkileri vardır. Örneğin, Bonbyx mori (L.)
(Lepidoptera, Bombycidae)’nin üçüncü dönem tırtılları, yetiştirildikleri değişik renkli fanuslardan,
menekşe renkli olanının altında gelişmesini hızlandırdığı saptanmıştır. Aynı durum Arctia caja (L.)
(Lepidoptera, Arctiidae) tırtıllarında da gözlenmiştir. Bunlar da menekşe renkli ışık altında, diğer
ışıklardakinden iki kat fazla yaprak yemişler ve kelebekleri mavi ve kırmızı ışıkta yetiştirenlerden
14 gün önce meydana gelmiştir
Yapılan araştırmalardan Foto periyodisite (Işık Devreselliği)’nin, yani günlük ışıklanma
süresinin değişmesinin, böcekler üzerinde de etkisi olduğu anlaşılmıştır. Örneğin, bitki türlerinde
(Homoptera, Aphidoidae) gün uzunluğunun kısalması halinde kanatlı formlar meydana gelir. Bu
türlerde Foto Periyodisite uzarsa parthenogenetik üreme artar. Bunun aksi, yani günlük ışıklanma
151
süresinin kısalması (sonbaharda) sexual üremeyi artırır. Işık devirselliği böceklerdeki diyapoz
olayında da etkisini gösterir. Örneğin, Cydia molesta (Busck) (Lepidoptera, Tortricidae)’da günde
14 saatten fazla ışıklanma, diyapozu önler.
Morötesi ışınların öldürücü etkileri önemlidir. Örneğin, çeşitli bakteriler, funguslar ve virüsler
gibi hastalık etmenleri bu ışınlar tarafından büyük oranda yok edilir. Bu ışınların varlığı Drosophila
melanogaster Meigen (Diptera, Drosophilidae)’in ışığa yönelme tepkisini artırır. Yapılan denemeler,
insanların görmediği mor ötesi ışınların, böcekler tarafından alındığını ve buna karşı tepki
gösterdiklerini ortaya koymuştur. Yapılan tespitlerden, özellikle
Melanophila (Coleoptera,
Buprestidae) cinsinin orta bacaklarındaki ısı organları ile orman yangınlarındaki ısı ve dumanı
hissettikleri ve hatta 4.8 km uzaklıkta çıkan bir yangını algıladıkları saptanmıştır.
Teorik olarak, ışığı da sıcaklıkta olduğu gibi, optimum, etkili, hareketsiz ve öldürücü zonlara
ayırabiliriz. Bu zonlar ve ekseriyetle optimum, türlere göre değişmektedir. Işığın böcekleri aktif
hale getirici etkisi en iyi şekilde Chrysobothris (Coleoptera, Buprestidae) türlerinin erginlerinde
görülmüştür. Bu böcekler havanın sıcaklığı ne kadar yüksek olursa olsun, bulutlu havalarda
hareketsiz
kalırlar.
Yapılan
bir
araştırmada
39ºC’da
normal
ölüm
reaksiyonu gösteren
Drosophila’nın 30ºC’da ve 480 mumluk kuvvetli bir ışık altında ölüme yöneldiği saptanmıştır.
Yukarıdaki açıklamalardan, ışığın böceklere karşı olan etkisini sıcaklıktan ayırmanın güç
olduğu anlaşılmaktadır. Fakat ışığında böcekler hayatında önemli bir yeri olduğu söylenebilir.
12-2. Sıcaklık
Böceklerin faaliyetini düzenleyen abiyotik etkenlerin en önemlilerinden biri sıcaklıktır.
Sıcaklık, güneşten gelen kırmızı ötesi ışınların dünyadaki cisimlere çarpması sonucu meydana
gelen ısı enerjisinin şiddet (yoğunluk) etkenidir. Sıcaklık birimi olarak santigrad ( C), fahrenheit
( F) ve réaumur ( R) dereceleri kullanılır. Ekolojik çalışmalarda birimleri çevirmek için C/5 = R/4 =
F-32/9 formülden yararlanılır.
Sıcaklığın Genel Etkisi. Böcekler Poikilothermal (değişken vücut sıcaklığı) hayvanlardır.
Yani, iç sıcaklıkları çevreye göre değişir ve vücut sıcaklıklarını fizyolojik olarak ayarlayamazlar.
Bilinen bir milyondan fazla hayvan türünün 20 000 kadarı hariç, geri kalanları değişken ısılı
hayvanlardır. Fakat bir kısım böceklerin sıcaklıklarını optimum bir derecede tutabilmek için bazı
davranışlara başvurdukları gözlenmiştir. Örneğin, sosyal böcekler ve özellikle bal arılarının kışlık
kümeleri
çevre
sıcaklığından etkilenmezler. Kanat
çırpmaları
vücuttaki
yedek besinlerin
oksidasyonu ve bunlara ek olarak kümeyi kuşatan arıların oluşturduğu dış kabuğun yalıtkanlığı
onları çevrelerinden asgari 10 C yüksek sıcaklığa sahip kılar. Yaz aylarında ise kovanların sıcaklığı
35 C’da sabit tutulur. Bu tip sosyal böcekler çevrelerinin mikro klimaları üzerinde az da olsa bir
ayarlama gücüne sahiptirler. Su sosyal çabaları sonucu olarak bağımsız değişken ısılı duruma
gelirler. Bunlar gibi, toprak içerisinde yaşayan Coleoptera takımına ait bazı böcekler, solunum
borularında buharlaştırma sağlayarak, vücut sıcaklıklarını 2ºC düşürebilirler.
Böceklerin sıcaklığa karşı olan toleransları türlere göre değişiklik gösterir. Geniş sıcaklık
değişmelerine tolerans gösteren böceklere Eurythermal; dar sınırlar içinde sıcaklık değişmelerine
152
tolerans gösterenlere Stenothermal böcekler denir. Stenothermal böcekleri de iki gruba
ayırabiliriz (Şekil 12-1).
Sıcaklığa tolerans sınırlarının karşılaştırılması
1. DAR SINIRLAR İÇİNDEKİ Düşük sıcaklıklara karşı az tolerans gösterenlere Oligothermal
(Mikrothermal) formlar adı verilir. Örneğin, Himalaya dağlarında bulunan Collembola ve
Diptera türleri.
2. DAR SINIRLAR İÇİNDEKİ Yüksek sıcaklıklara karşı az tolerans gösterenlere Polythermal
(Megathermal) böcekler denir. Örneğin, kuş ve memeliler üzerinde ektoparazit olarak yaşayan
böcekler.
Böceklerin kaba ölçü sınırları içerisinde kalarak, 6-35ºC arasında faal oldukları saptanmıştır.
Böcekler için en uygun (optimal) sıcaklık +26ºC olarak kabul edilir. Uç sıcaklıkların minimumu 50ºC ve maksimumu +65ºC’dir.
Düşük sıcaklıklar. Düşük öldürücü sıcaklıklar türe ve mevsimlere göre değişir. Yapılan
araştırmalar, aynı türün sonbahar ve kış, ilkbahar ve yaza oranla daha fazla soğuğa dayandığını
göstermiştir. Diğer yönden, tropik mıntıkalarda yaşayan böceklerin ılıman mıntıka türlerine oranla
soğuğa karşı daha hassas olduklarını göstermiştir.
Yapılan gözlemler, bazı böceklerin normal yaşayışlarını çok düşük sıcaklıktaki yerlerde
geçirebildiklerini göstermiştir. Örneğin, Astagobius angustatus Schmidt (Coleoptera, Silphidae), 1.7ºC ile +1.0ºC arasında değişen buz mağaralarında yaşamaktadır. Bunlar soğuğa adapte olmuş
böceklerdir. Kuzey yarım kürenin ılık iklimli bölgelerindeki böcekler soğuğa dayanması yönünden
iki gruba ayrılır :
1. Vücut sıcaklıkları -10 ya da -30ºC’a düşse de yaşayabilenler. Bu böceklerin vücudu
içerisinde çok defa buz oluşur, fakat sıcaklık artışı başlayınca canlılıklarını kazanırlar. Bu böceklerin
erginlerinde donma (ölme) -35ºC, larvalarında -50ºC’a kadar inebilir. Örneğin, Callosomia
promethea (Drury) (Lepidoptera, Saturniidae) adlı kelebeğin pupası -35ºC’da dahi ölmez. Kışı
yumurta döneminde geçiren Lymantria dispar (L.) (Lepidoptera, Lymantriidae)’ın yumurtalarının 29ºC’a kadar dayandığı saptanmiştır.
153
2. Suyun donma noktasında (0ºC) ölen böcekler. Hatta bazı tropik türlerin, örneğin
Tribolium
confusum
Duval
(Coleoptera,
Tenebrionidae)’un
6-7ºC’da
ancak
birkaç
hafta
yaşayabildiği saptanmıştır. Birçok böcekler 0ºC’nin biraz altındaki sıcaklıklarda ölürler.
Yukarıdaki örnekler, böceklerin soğuğa dayanma bakımından geniş ölçüde farklılık
gösterdiğine açıklık getirmektedir. Ayrıca dondurucu soğukları olan yerlerdeki böceklerin hayat
dönemlerine ait dayanıklılık da değişiktir. Ya da hiç olmazsa bir dönem düşük sıcaklıklara karşı
koyabilmektedirler. Bir böcek kışa, dayanıklı dönemde girerse ilkbahara kadar hayatiyetini
sürdürür; aksi halde ölür.
Yapılan tespitlere göre, kışlama yerine giden böceklerde soğuktan korunmak için bir takım
değişiklikler görülür:
(1) Etkinliklerini oldukça azalır,
(2) Metebolik su meydana getirilmesi azalır,
(3) Soğuğa dayanmada önemli rolü olan vücut sıvısındaki tuz ve Kolloid’lerin
yüzde oranı artar,
(4) Hücrelerdeki serbest su, vücut kolloid’lerine bağlanır.
Fakat bu hazırlıklar sonucu kazanılmış olan soğuğa dayanıklılık erken ya da geç donlara
karşı yarar sağlayamaz. Bu nedenle de zamansız düşük sıcaklıklar böcek populasyonlarının
azalmasında önemli rol oynar.
Orta enlemlerde ve kara iklimine sahip yerlerde görülen böcek-sıcaklık ilişkileri şekil 122’de gösterilmiştir. (Z) ile belirtilen optimum’dan daha aşağıda (K) ile gösterilen Soğuktan
uyuşma başlangıcı (15ºC) noktası bulunur. Sıcaklığın biraz daha düşmesiyle Geçici uyuşukluk
görülür.
Sonra
Aşırı
soğuma
devresine
gelir.
Aşırı
soğuma
olayı
böceklerin
soğuğa
dayanmalarında önemli bir rol oynar. Bu esas olarak donmadan korunma şeklidir. Böceğin
herhangi bir döneminde (yumurta dâhil) vücut çevre ile birlikte soğur ve sıcaklık gerçek su donma
noktasının çok altına düşse bile buz oluşmaz. Böceğin sıcaklığı çevreninkini -10ºC ya da -15ºC’a
kadar izler ve T1 (kritik nokta )’e gelir. T1 noktasında vücutta bulunan saklı sıcaklık açığa çıkar ve
vücut iç sıcaklığı örneğin -1.5ºC’a kadar yükselir; yani adeta bir geri tepme görülür. Bu yükseliş
böcekler için hayat sigortası gibidir. Bu dönemde çevre sıcaklığında bir artma görülürse, böcekteki
sıcaklık yükselmesi devam eder ve böcek yeniden aktivite kazanır. Fakat böyle bir sıcaklık artışı
olmazsa, vücut sıvısı yavaş yavaş donmaya başlar ve T2 noktasından sonra donma tamamlanır ve
T3 noktasında Mutlak ölüm meydana gelir. Kışlayan böceklerde bu aşırı soğuma çok defa geniş
ölçüde görülür. Hatta bu olay sonucunda -50ºC sıcaklığa kadar dayanma mümkün olur.
154
Böcek etkinliği - sıcaklık bağıntıları
Böcekler kış soğuğunda göç etme, kışlama ya da fazla enerji harcamayı gerektiren
çabalarını durdurarak kaçınabilir. Örneğin, karada yaşayan böcekler sık sık coğrafi göçler yaparlar.
Bu hususta kelebekler daha çok dikkati çekerler. Kuzey Amerika’da yaşayan Danaus plexippus (L.)
(Lepidoptera, Danaidae ) adlı kelebeğin erginleri sonbahar başlarında toplu halde güneye göçerler.
Böylece kış soğuklarından korunmuş olurlar. Buna benzer bir durum Pentatomidae (Hemiptera)
familyasından Eurygaster ve Aelia cinslerine bağlı türlerde de görülür. Fakat bunların göçü fazla
sıcaklık bastırınca başlar. Bu böcekler yaz sıcaklıklarını ve kış soğuğunu geçirecekleri dağlara
giderler.
Yukarıda da açıkladığımız üzere, Eurygaster intecriceps (Süne) ve Aelia spp. (Kımıl)
türleri yaz sıcaklığından kaçarak yazlamaya giderler. Örneğin, Eurygaster cinsleri yazın havanın
ısınmasıyla Haziran-Kasım arasında dağda kalır; Kasım’dan Mart ayının ortasına kadar
kışlamaya (Hibernation) gider.
Euproctis chrysorrhoea (L.)’de kışlama diyapozu görülür.
Bazı böcek türlerinin gelişmelerini tamamlayabilmeleri için, belirli bir dönemlerinde, kış
soğuklarında kalmaları şarttır. Örneğin, Malacosama neustria (L.) (Lepidoptera, Lasicampidae)
yumurtaları içerisinde embriyo gelişmesi olursa da, kış soğuğuna uğramadan tırtıllar yumurtayı
terk etmezler. Bazı türlerde, kış soğuk olmazsa embriyo gelişmesi olmaz ya da kışlama dönemi
atlatılamaz.
Yüksek sıcaklıklar. Yüksek sıcaklığın böcekler üzerine çok değişik etkileri vardır. Bunların
önemlileri aşağıda özet olarak verilmiştir.
155
Yüksek sıcaklığa dayanıklılık. Böceklerin ölümüne sıcaklığın yüksekliği kadar, süresinin de
etkisi vardır. Fakat bu etkileri kapsayan doyurucu bir formül bulunamamıştır. Yapılan
araştırmalarda tüm dikkat, sıcaktan ileri gelen ölümden çok, sıcağa dayanıklılıkta toplanmıştır.
Böceklerin sıcağa dayanmasında bazı uyumlar etkili olmaktadır. Bunlar arasında; (1) Derilerinden
su buharlaştırma, (2) Balarısının kovanına su püskürtüp kanatlarıyla bunu buharlaştırması, (3)
Hareketsiz kalarak enerji harcamasını ENAZA minimuma indirmesi söylenebilir. Sonuncu hususa
Aestivation (Yazlama) denir. Örneğin, Hypera punctata (Gyll.) (Coleoptera, Curculionidae)
erginleri yaz başlarına doğru ortaya çıkar, beslenir ve sıcakların başlamasıyla yazlama durumuna
(hareketsiz) geçer.
Yukarıda da açıkladığımız üzere, Eurygaster intecriceps (Süne) ve Aelia spp. (Kımıl)
türleri yaz sıcaklığından kaçarak yazlamaya giderler. Örneğin, Eurygaster cinsleri yazın havanın
ısınmasıyla Haziran-Kasım arasında dağda kalır; Kasım’dan Mart ayının ortasına kadar kışlamaya
(Hibernation) gider.
Sıcaktan meydana gelen Geçici uyuşukluk böcek türüne göre değişir. Genel olarak
uyuşukluğun başlangıcı 38-40ºC civarındadır; 46-50ºC arasında ise Sıcaktan sürel uyuşukluk
başlar. Tırtıllar için ölüm, çoğunluk 40ºC’ın biraz üstündedir. Örneğin, Ephestia (Anagasta)
kühniella Zeller (Lepidoptera, Phycitidae) için bu değer 43ºC’dır. Fakat Pyrausta nubilalis (Hübner)
(Lepidoptera, Pyralidae) tırtılları 54ºC’da 15 dakikada ölür. Ephydridae (Diptera) familyasının
larvaları 65ºC’daki suda yaşayabilirler.
12-2 Sıcaklığın Böcek Metobolizmasına ve Biyolojik Olayların Hızına Etkisi
Anormal yüksek sıcaklıklarda birçok kelebek pupalarının (Agrotis spp., Ephestia spp. vb.)
oksijen tüketimi artmakta ve daha fazla yağ kullanılmaktadır. Bu durum ölüm oranını
artırmaktadır. Aktif haldeki bir böceğin en az oksijen sarfettiği sıcaklığı o böcek için Optimum
sıcaklık olarak kabul ederiz. Örneğin, Galleria mellonella (L.) (Lepidoptera, Pyralidae)’da toplam
metabolizma 30ºC’da en azdır. Fakat daha aşağı ve yukarı sıcaklıklarda metabolizma artar. Bu
duruma bakarak, bu tür için optimal sıcaklığın 30ºC olduğu söylenebilir.
Biyolojik olayların hızı, organizmanın normal olarak faaliyet gösterdiği en yüksek sıcaklık
derecesine kadar artar. Böceklerin gelişme dönemlerindeki (embriyo, larva, pupa) sıcaklık artışı
onların büyümelerinde; ergin böceklerde sıcaklık artışı fizyolojik olayların hızlanmasında kullanılır.
Sıcaklık artışı ile biyolojik olaylar arasındaki ilişkiyi ortaya koymak amacıyla birçok matematiksel
EŞİTLİK formülden yararlanılmıştır. Bu formüllerden en uygun olanı SANDERSON, PEARS, BLUNCK
ve BODENHEIMER tarafından kullanılmıştır:
Thermal Konstant
t (T-C) = Th.C.
Bu formülde: EŞİTLİK
t= gelişme süresi (gün)
T= ortam sıcaklığı (ºC)
C= gelişme eşiği (ºC)
156
Th.C.= Thermal Konstant (günderece)
Gelişme eşiği, belirli bir fizyolojik olayın ya da hayatın herhangi bir döneminin
tamamlanabilmesi için gerekli olan en düşük sıcaklıktır. Yani bu sıcaklık derecesi altında gelişme
yoktur. Thermal Konstant, bir dölün tamamlanabilmesi için gerekli olan sıcaklık derecesi ve gün
çarpımını gösterir ve günderece olarak ifade edilir. Bir böceğe ait C ve Th.C. değerlerini
bulabilmek için, o türün iki ayrı sıcaklık ortamındaki gelişme sürelerini bilmek gerekir. Örneğin,
yapılan tespitlerde orantılı nem %55’da sabit kalmak üzere Ips typographus (L.) (Coleoptera,
Scolytidae)’un 24ºC’da 26 ve 20ºC’da 41 günde geliştiği saptanmıştır. Buna göre formüller:
26 (24-C) = Th.C.
41 (20-C) = Th.C. olur.
26 (24-C) = 41 (20-°C)
C = 13.1ºC (Gelişme eşiği)
Bundan sonra:
26 (24-C) = Th.C.
26 (24-13.1) = Th.C.
26 x 10.9 = Th.C.
Th.C. = 283.4 günderece
41(20-13.1) = 283.4 günderece
Bu iki değer bulunduktan sonra formül
t = Th.C./ T-C şeklinde kullanarak, değişik (T)
sıcaklıklarına karşıt olan (t) değerleri koordinatlar sistemi üzerinde işaretlenecek olursa bir
Hyperbol meydana gelir (şekil 12-3). Bu hiperbol, adı geçen böceğin gelişmesi üzerine sıcaklığın
etkisini göstermektedir.
Burada şu hususu belirtmek gerekir ki, yukarıdaki değerler ve çizimi tarif edilen grafik, A
Hiperbolü’ne aittir. Ekolojik araştırmalarda ayrıca B ve C hiperbolleri de kullanılmaktadır. Bunların
anlamları şunlardır(Şekil ):
A Hiperbolü = yumurta döneminden ergin hale gelip, yumurtlamaya başlama zamanına
kadar geçen süreye ilişkindir.
B Hiperbolü = yumurta döneminden ergin hale gelip yumurtaların yarısını koyduğu güne
kadar geçen süreye ilişkindir.
C Hiperbolü = yumurtadan ölüme kadar geçen süreye ilişkindir.
157
Şekil . Ips typographus (L.)’un A hiperbolu (Orantılı nem: %55)
Şekil . Akdeniz meyve sineği, Ceratitis capitata (Wied)’nın A, B ve C hiperbolleri
Birçok böcekler üzerinde yapılan çalışmalar sonucu, Gelişme eşiği ve Thermal Constant
(Sıcaklık Değişmezi)’ları halinde çıkarılmıştır. Bu hususta önemli bazı böceklere ait değerler Tablo
da verilmiştir.
Tablo . Bazı böceklerde Gelişme eşiği (°C) ve Thermal Konstant (Th.C.) değerleri
Böcek Türü
Thrips tabaci
Taxoptera aurantii
Psoudococcus citri
Pericerya purchasi
Rodolia cardinalis
Spodoptera exiqua
Ceratitis capitata
Gelişme eşiği (ºC)
11.0
7.5
8.4
0
10.4
11.4
12.4
158
Th.C. (güderece)
504
120
525
2074
394
378
339
Tablo . Bazı böceklerde Gelişme eşiği (°C) ve Thermal Konstant (Th.C.) değerleri
Ips typographus
Col. Curculionidae
13.1 °C
283.4 Günderece
12-3 Sıcaklığın Diğer Etkileri
Sıcaklığın böcekler üzerinde daha birçok etkileri mevcuttur. Bunlardan önemlileri aşağıda
verilmiştir:
1. Lymantria monocha (L.) (Lepidoptera, Lymantriidae)’nın genç tırtıllarıyla yapılan
denemede,
sıcaklığın
artması
böceklerin
hareketlerini
hızlandırmaktadır.
Fakat
sıcaklığın
32.5ºC’dan sonra yükselmesi ile hareketlerde yavaşlama görülür. Örneğin, 15ºC’de böceğin hızının
14 cm/dakika; 32.5ºC’da 46 cm/dakika olduğu halde 37.5ºC’da hızın 36 cm/dakika’ya düştüğü
saptanmıştır.
2. Sıcaklık değişmesi sonucunda metabolizmada karşıt değişmelerin geriye dönebilir
(Reversibl) ve geçici karakterde olması olağandır. Fakat sıcaklığın değişmesi ile böcek
fenotipindeki irreversibl değişmeler daha çok dikkati çeker. Çünkü bunlar hem az bulunur, hem de
daha belirgindir. Örneğin, Drosophila melanogaster Meigen (Diptera, Drosophilidae)’de sıcaklığın
artışı ile petek gözleri oluşturan facet sayısı artar. Ayrıca Iphiclides podalirus L. (Lepidoptera,
Papilionidae)’da birinci döl kelebeklerinin tipik örnekler olmasına karşın (ilkbahar dölü ), ikinci döle
ait kelebeklerin (yaz dölü) renk modifikasyonları meydana getirir.
3. Sıcaklığın artması böceklerdeki eşey oranının dişi lehine bozulmasına neden olur.
Örneğin, Lymantria monacha üzerindeki denemeler bunu kanıtlamıştır. Bu oran değişmesinin
erkek ve dişi tırtıllardaki ölüm farklılığından ileri geldiği tespit edilmiştir.
4. Sıcak zamanlarda dişilerin bıraktığı yumurta sayısı da artar. Bunun nedeni, yüksek
sıcaklığın cinsel organların fizyolojik faaliyetlerini artırmasıdır. Örneğin, Cydia funebrana
(Treitschke) (Lepidoptera, Tortricidae), 15ºC’da 40, 20ºC’da 50 ve optimum sıcaklıkta 100
yumurta bırakır.
5. Sıcaklığın artması, yukarıdaki hususlar da dikkate alındığında, döl veriminde etkili olur.
Özellikle, döl sayıları sınırlı olmayan böceklerde bu durum önem kazanır. Uygun sıcaklıkların böcek
salgınları ile bağıntıları ve bunun önemi, bizleri bazı matematiksel formüllere yaklaştırmaktadır. Bir
159
böceğin Gelişme eşiği Thermal Konstant ve o yerin aylık sıcaklık ortalamaları bilinirse o böceğin
yılda vereceği döl sayısı bulunabilir. Örneğin, Ceratitis capitata (Wied.) (Akdeniz meyve sineği)
(Diptera, Trypetidae)’nın Ankara’daki yıllık döl sayısı şu şekilde hesaplanır:
Yukarıda verilen Tablodan bu böceğe ait C (Gelişme eşiği)’nin 12.4 ºC ve Th.C. (Thermal
Konstant)’ın 339 günderece olduğunu görmekteyiz. Ankara’ya ait aylık sıcaklıklar da Tabloda
gösterilmiştir.
Tablo . Ankara’ya ait aylık sıcaklık ortalamaları ve etkili sıcaklıklar
Aylık sıcaklık ortalamaları 12.4ºC altında olan aylar süresince gelişme olmayacağı, önceki
bilgilerimiz içindedir. Buna göre C. Capitata Ankara’da ancak V-X. Aylarda gelişme gösterecektir.
Bu aylarda sıcaklıkların yalnız gelişme eşiği üzerinde olan kısımları gelişmede etkili olacaktır.
Bunlara Etkili sıcaklıklar (Efektif sıcaklıklar) denir. Ayları 30’ar gün kabul edecek olursak, yıllık
etkili sıcaklıklar toplamı:
( 3,8 + 6,9 + 10,5 + 11,4 + 5,7 + 1,1 ) x 30 = 1182 günderece olur.
Bir dölün gelişmesi için gerekli günderece 339 olduğuna göre, yıllık döl sayısı:
1182/339 = 3.5 olur.
Yapılan tespitlerde C. capitata’nın B Hiperbol değerinin 745 günderece ve C Hiperbolü’nün
ise 1218 günderece olduğu da saptanmıştır.
Bu bilgilerden yararlanarak yine teorik olarak her bir dölün başlama ve sona erme tarihleri
de hesaplanabilir:
Mayıs ayında etkili sıcaklıklar toplamı
: 3.8 X 31 = 117.8 günderce
Haziran ayında etkili sıcaklıklar toplamı
: 6.9X 30 = 207.0 günderece
Temmuz ayından 2 günlük etkili sıcaklıklar : 10.5X 2 = 21,0 günderece
Toplam
:
345,8 günderece
Bu hesaplamalara göre, aynı türün iki dölü 1 Mayıs günü başlayıp, 2 Temmuz’da sona
erecektir. Hesaplamalar sonucu diğer döllere ait tarihler de bulunabilir:
Birinci Döl 1 MAYIS’ta Başladığında 63 Gün Sürmekte ve 2 TEMMUZ’da Tamamlanmaktadır.
İkinci Döl 3 TEMMUZ’da Başladığında 31 Gün Sürmekte ve 3 AĞUSTOS’ta Tamamlanmaktadır. 304
+34,4
Üçüncü Döl 4 AĞUSTOS’ta Başladığında 32 Gün Sürmekte ve 4 Eylül’de Tamamlanmaktadır.
5 Eylülden 31 Ekim’e kadar 26x5.7 + 31x1.1= 148,2 + 34,1 =182,3 günderece’lik gelişme
gelecek yıla aktarılır.
160
Yukarıdaki orantıların payları döl numarasını, paydaları sürelerini ve tarihler döllerin başlama
günlerini göstermektedir. Artan 182 günderece, gelecek ilkbaharda gelişmesini tamamlayacak
olan son dölün bu yıldan topladığı enerji miktarını göstermektedir.
Burada şu hususun da açıklanması gerekir ki, bir yerdeki etkili sıcaklıklar toplamı, herhangi
bir böceğin gelişmesi için yeterli olmayabilir (örneğin, kuzey bölgeler). Bu durumda önemli iki
husus ortaya çıkar: (1) Böceğin kuzeye doğru yayılması sınırlandırılmış olur. Yani böcek belirli bir
sınırdan daha kuzeye (yeterli günderece toplamına ulaşılamayan yerlerde) yayılamaz; (2)
Sıcaklığın iki yılda bir döl vermesine müsaade etiği yerlerde, bazı böceklerde, alt türlerin
doğmasına sebep olabilir.
Sıcaklığın uç değerleri (maksimum ve minimum) de ekolojik yönden çok önemlidir.
Örneğin, Euproctis chrysorrhoea (L.) (Lepidoptera, Lymantriidae) kışın -23.7ºC’ya dayanabildiği
halde, Thaumetopoea pityocampa (Schiff.) (Lepidoptera, Thaumetopoeidae) tırtılları -12.5ºC’dan
daha düşük sıcaklıklarda ölür.
Bu husus böceğin dünya üzerindeki yayılışını sınırlar. Örneğin,
Ankara çevresindeki sıcaklığın kışın -15 ve -20ºC’a düşmesi nedeniyle Th. pityocamba burada
yaşayamaz. Keza, bu böceği Karadeniz mıntıkasında ortalama 1000 ve Akdeniz yörelerinde 1250
m’nin üstündeki yörelerde görmek mümkün değildir.
Böceklerin faaliyete başlamasında enlem ve boylam dereceleriyle yüksekliğin de etkisi
vardır. Böceklerin gelişmesi, her bir yüksek enlemde (1 derece) ve her 100-130 m yükseklikte 3-4
gün geriler. Örneğin, aynı böcek türü 36 ve 37. enlem derecelerinde de yaşıyorsa ve 36. enlemde
uçma zamanı 1 Mayıs’ta meydana geliyorsa, 37. enlemde bu dönem 5-6 mayıs’ta gerçekleşir.
Bazı bölgelerde sıcaklık bağıntıları belirli bir enlem boyunca da değişir. HOPKINS, “Doğudan
batıya gidildikçe her 5 boylamda 4 gün gecikme vardır” demektedir. Bu kural, Kuzey Amerika’da
ve Avrupa fenolojileri üzerindeki gözlemlerin bir sonucudur. Fakat bu kesin ve genel bir kural
olarak kabul edilemez.
12-5
Nem (Yağış)
Böceklerin yaşamı ve özellikle gelişme süresi ve yayılışları ile ölüm oranı üzerinde etki yapan
çevrenin önemli etkilerinden biri de nemdir. Nemin de, sıcaklık ve ışıkta olduğu gibi, belirli
optimumu ve öldürücü miktarları vardır. Örneğin, Ips typographus (L.) (Coleoptera, Scolytidae)’un
sıcaklık ve neme göre olan gelişme süreleri Tablo 4’te verilmiştir.
Tablo. Ips typographus’un sıcaklık ve neme göre gelişme süreleri
Sıcaklık (ºC)
24
24
20
20
Orantılı Nem (%)
55
95
55
95
Gelişme süresi (gün)
26
32
41
48
Fakat böceklerde nemin ekstrem miktarlarının (maksimum, minimum) sıcaklıkta olduğu gibi
kesin rakamlarla sınırlandırılması güçtür. Nemin fazla ya da noksan oluşu, böceklerin derhal
ölümüne değil, faaliyetlerinin aksamasına neden olur. Bununla beraber, böceklerin birçoğu
161
faaliyetleri için belirli bir neme gereksinim gösterirler. Örneğin, Anobiidae (Coleoptera) türleri
nemli odunların içinde yaşayamazlar. Bunun aksine, odun içinde yaşayan ve funguslarla beslenen
böcekler, örneğin Xyleborus ve Trypodendron (Coleoptera, Scolytidae) türleri kuru odunlarda
gelişmezler.
Böceklerin nem ile olan ilişkilerine ait bazı tespitler aşağıda verilmiştir:
1. Birçok böcekler ışık tuzağına ya da aydınlık bir yüzeye yağmurlu havada, açık bir
geceden daha çok sayıda gelirler. Fakat birçok araştırıcılar gece kelebeklerinin uçuşu ile nem
arasında bir uygunluk bulamamışlardır. Buna karşın, Noctuidae (Lepidoptera) familyası türlerinin
en fazla uçuşu %54 nem olan gecede tespit edilmiştir.
2. Orta derecede bağıl nem tırtıllar için en uygun olanıdır. Nemce doymuş hava
Choristoneura fumiferana (Clem.) (Lepidoptera, Tortricidae) tırtıllarının yemesini durdurur ve
böceğin gelişme süresi uzamış olur. Günlük ortalama bağıl nem %40’dan aşağı düşerse Culex
pipiens fatigans Wied. (Diptera, Culicidae)’ın beslenmesi sona erer. Bu böceğin beslenmesi için en
uygun nem %50’dir. Çevre nemi %40’dan aşağı ve %95’den yukarı olursa bu sivrisinek insanlara
saldırmaz. Diğer taraftan Bruchus sp. (Coleoptera, Bruchidae) larvaları yüksek bağıl nemde daha
çabuk; buna karşın yumurta ve pupaları daha yavaş gelişir.
3. Bağıl nemin bir diğer etkisinin dişi/erkek oranı üzerinde olduğu saptanmıştır. Örneğin,
Aporia crataegi (L.) (Lepidoptera, Pieridae) tırtılları düşük bağıl nemde yetiştirilirse daha çok dişi
ergin meydana gelir. Fakat nem yüksek ise erkekler daha fazla çıkar.
4. Çok yüksek bağıl nem, böceklerde hastalığa neden olun fungusların gelişmesi için
uygun bir ortam yaratır. Örneğin, Enthomophtora grylli (Fries) Thaxt. (Entomophthorales,
Entomophthoracae) fungusu, çekirgeleri yüksek nemde öldürür
ABİYOTİK FAKTÖRLERİN İŞBİRLİĞİ
Yukarıda adı geçen abiyotik faktörler bir böceği ayrı ayrı değil, birlikte etkiler. Bu nedenle
böcekler ya da onların populasyonları, abiyotik etkenlerin her birine ayrı ayrı değil, tümüne birlikte
tepki göstermek ve yaşamlarını sürdürmek zorundadırlar. Abiyotik faktörler arasında birçok önemli
karşılıklı ilgi ve bağıntılar vardır.
12-8 Sıcaklık-Nem işbirliği
Bu iki etken, üzerinde en çok araştırma yapılmış çifttir. Her biri, birçok durumlarda, diğerine
etkide bulunur. Özellikle her böceğin, sıcaklık ve nem kombinasyonuna göre belirlenmiş bir
optimumu vardır. Kombinasyon, bu optimumdan uzaklaştığı oranda adı geçen böceğin gelişmesi
güçleşir ve ölüm oranı o ölçüde artar. Örneğin, Schistocerca gregaria (Forsk.) (Sudan çekirgesi)
(Orthoptera, Acrididae)’nın yumurtalarının gelişmesi için 30ºC sıcaklık ve %100 bağıl nem ve
Ceratitis capitata (Wied.) (Diptera, Trypetidae)’nın yumurta ve larvaları için 16-32ºC sıcaklık ve
%75-85 bağıl nem optimumu oluşturulur.
162
Her böceğin en iyi şekilde gelişebileceği ve en yüksek sayıda ergin oluşturabileceği sıcaklık
ve nem değerleri mevcuttur. Bu değerlerin kapladığı alana en uygun gelişme (Vital Optimum)
adı verilir. Şayet değişik sıcaklık ve nem değerlerinde yetiştirilen böceklerin ölüm yüzdeleri
koordinatlar sistemine işlenir ve eşit değerlerden eğriler geçirilirse, meydana gelen şekle Ölüm
Diyagramı denir. Ölümün en az olduğu orta kısım, adı geçen Vital Optimum’dur. Bunun dışında
uygun gelişme, daha dışta uygun olmayan gelişme ve en dışta olanaksız (imkansız) alanları
vardır (Şekil 12-4).
Şekil 12-4. Elma içkurdu, Cydya pomonella (L.) (Lepidoptera: Tortricidae) pupalarının ölüm
diyagramı. Sıcaklık ve nem değerlerinin eşleşmeleri değerlendiriliyor.
12-9 Sıcaklık-Yağış işbirliği
Bu iki çift de böcekler için uygun olan ya da olmayan alanları gösterir. Örneğin, Dociostaurus
maroccanus (Thunb.) (Fas çekirgesi) (Orthoptera, Acrididae)’un değişik hayat dönemleri için
Vital Optimum değerleri Tablo 5’de verilmiştir.
Bir böceğin belirli bir yerde gelişip gelişemeyeceğini kestirmek için adı geçen alandan ve
Klimogram (Klimograf)’dan yararlanılır. Klimogram, bir yerin aylık sıcaklık ortalamaları ile
aylık ortalama bağıl nem ya da aylık yağış miktarlarının birlikte çizilmiş krokisidir.
Bir yerin klimogramı ile bir böceğin en uygun yaşama alanı ve diğer alanlarını aynı
koordinatlar sistemine yerleştirecek olursak, o yerin, o böcek için uygun olup olmadığı ortaya
çıkar. Şekil 80, 4 ayrı yerin klimogramlarının bibiri ile kıyaslanmalarına olanak vermektedir.
Şekildeki klimoogramlardan ,)’nın yaşamı için uygun olanı Honolulu’ya ait bulunmaktadır. Hartum
(sudan) ise daima gelişme eşiği üzerinde olmasına karşın 9 ay hoşgörü sınırları dışında
kalmaktadır.
163
Belirli bir yerin klimogramı, uzun yıllara ait ortalama sıcaklık ve bağıl nem (ya da yağış)
değerleri ele alınarak çizilmektedir. Fakat bu, özellikle iklim koşulları yıldan yıla farklıca olan
yerlerde sadece genel bir fikir verebilir. Zira, bu durumda o yerin çeşitli yıllara ait klimogramları
aynı alana düşmeyecektir. Bunun epidomiyoloji bakımından önemi büyük olup bu durum
Bonitasyon bakımından daima göz önünde bulundurulur. Bonitasyon, belirli bir yerde, belirli
bir zamanda bir hayvanın populasyon yoğunluğunu ve zararlı olma nedenlerini tahmin
etmektir. Fakat salgın ya da olağanüstü çoğalma bakımından bir tek yılın uygunluğu (döl sayısı
fazla olanlar hariç) yetmez.
Şekil . Dünyanın bazı şehirlerine ait klimogramlar ve Ceratitis capitata’nın gelişme alanları:
(a) Paris, (b) Napoli, (c) Kahire, (d) Hartum (Sudan), (e) Ankara, (f) Honolulu. Şehirlerin
ait olduğu ÜLKELER
12-6 Toprak
Birçok böcekler, hayatlarının devamı için doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak toprağa
bağlıdırlar. Toprağın fiziksel ve kısmen kimyasal yapısı, sıcaklığı ve ıslaklığı böcekleri çeşitli
yönlerden etkiler.
Toprak yapısı. Bu yapı, kayalaşmış kilden, gevşek yapılı kuma kadar değişme gösterir.
Kayalaşmış kil topraklarında pek az böcekler bulunur. Zira, bu toprak içinde hareket çok zordur.
Bu yönden tınlı topraklar en uygun olanıdır. Farklı böcek grupları, farklı topraklardan hoşlanırlar.
Toprak yapısının aynı türün populasyonu üzerindeki etkisi Amerika Birleşik Devletleri’ndeki
Agrotis orthogonia Morr. (Lepidoptera, Noctuidae)’nın durumundaki değişmeden anlamak
mümkündür. Bu türün tırtılları Kuzey Amerika’nın orta bölgelerinde önceleri az bulunuyordu.
164
Çayırların büyük ölçüde bozulup işlenmesi sonucu böcekte görülen populasyon artışı ekinlerde
büyük zararlara neden olmuştur. Zira, böcek isteğine uygun toprak yapısına kavuşmuş oldu. Buna
karşı kumlu topraklar Viteus vitifolii (Fitch) (Homoptera, Phylloxeridae) için uygun değildir. Fakat
Scarabaeidae (Coleoptera) familyası türleri bu tip topraklarda iyi bir gelişme sağlarlar. Genellikle,
toprakta tünel açan böcekler sert yapılı topraklardan hoşlanmazlar.
Toprak sıcaklığı. Günlük sıcaklık değişmeleri toprağın alt kısımlarına oranla üstte daha
fazladır. Fakat mevsimlik değişmeler toprağın alt tabakalarına işler. Sıcaklığın derinlere işlemesi
güneşlenme, atmosfer koşulları ve yerel toprak özelliklerine bağlıdır. Koyu görünüşlü topraklar,
açık renklilerden daha çabuk ısınır. Bu durumlar toprakta yaşayan böceklerin faaliyetlerine tesir
eder.
Toprak ıslaklığı.Toprağın çeşitli faktörlerle meydana gelen ıslaklığı, bu ortamda yaşayan
böcekleri çeşitli şekillerde etkiler. Örneğin, ıslak topraklar Diptera türleri için oldukça uygundur.
Bu takımdan Trypetidae familyası türlerinin bolluğu yüksekçe toprak ıslaklığına bağlıdır. Aynı
takımdan Tipulidae türleri çok ıslak topraklardan hoşlanır.
Yağışlı yerlere alışmış türler, fazla toprak ıslaklığından etkilenmezler. Keza, çöl böcekleri
kuraklığın artmasına uyum sağlarlar. Pupa dönemini toprakta geçiren pek çok türün erginlerinin
çıkışı toprak ıslaklığının artmasına bağlıdır. Örneğin, Rhagoletis cerasi (L.) (Kiraz sineği) (Diptera,
Trypetidae)’nin miktarı, ilkbahar sonunun ya da yaz başlarının yağışlı geçmesi nedeniyle artar.
Bu durum halk arasında, kirazların kurtlanmasına yol açtığı inancını yerleştirmiştir.
Toprağın kimyasal maddeleri. Toprak içerisinde bulunan kimyasal maddeler bitki ile
beslenen böceklerin populasyon ve yayılmalarına etki ederler. Bir toprak fosforlu ve potaslı
gübrelerle gübrelenirse bu toprakta yetişen bitkilerin dokuları daha sıkı olur. Bunlar, sokucu emici
böceklere karşı, azotça zengin topraklarda yetiştirilen bitkilere oranla daha dayanıklıdırlar. Zira bu
bitkilerde hücre sertleşmesi meydana gelir. Topraktaki kimyasal bileşikler ile böceklerin
büyümeleri arasında pek az bir uyarlık bulunabilmiştir. Bu hususta geniş araştırmalara gerek
vardır.
12-7 Hava akımları (rüzgârlar)
Hava akımları, diğer hususlar eşit olmak koşuluyla, yüksek basınçlı yerlerden düşük basınçlı
alanlara doğrudur. Sıcaklık farklılığı, bu akımların meydana gelmesinin önemli etkenidir. Bu tür
hava akımları, yerden yüksekliği, ılıman iklimli yerlerde 9-10, tropik bölgelerde 15 km olan
troposfer tabakasında görülür.
Rüzgârlar böcekler üzerinde doğrudan doğruya ve dolaylı çeşitli etkilerde bulunur. Bunların
önemlileri aşağıda verilmiştir:
Rüzgârın çevreye etkisi. Rüzgârlar değişik sıcaklıklardaki havayı başka yerlere taşıyarak
böcekler üzerinde doğrudan doğruya etkili olur. Ayrıca havanın buharlaşma gücüne etkide
bulunarak sıcaklığın düşmesine ve toprak ıslaklığının azalmasına neden olur(dolaylı etkiler). Özet
olarak, rüzgârlar büyük ve küçük çeşitli yaşam yerlerinin oluşmasında rol oynarlar.
Rüzgârın böcek yaşamına etkisi. Kuvvetli rüzgârlar böceklerin yaşamında bir takım
zorluklar meydana getirir. Bu durum, özellikle uçuş gücü düşük böceklerde daha belirgindir.
165
Kuvvetli rüzgârlı yerlerdeki böcekler kuytu yerlere bağlı kalırlar ve toprakta tünel açma eğilimi
gösterirler. Bazı böcekler, örneğin gece ve gündüz kelebekleri, kendilerini toprak üzerine
yapıştırırlar ve ancak hava durulunca uçarlar.
Rüzgârın böcek yapısına etkisi. Ada ve dağ gibi sınırlanmış yerlerde sürekli olarak
kuvvetli rüzgârlar esiyorsa, bu gibi yerlerde kanatsız formların fazla olduğu gözlenmiştir. Örneğin,
Madeira adasında yerli Coleoptera türlerinin üçte birinin uçma kabiliyeti yoktur. Tibet’in yüksek
ve rüzgârlı yaylalarındaki çekirgelerde de aynı durum mevcuttur. Fakat bu yaylaların eteklerinde
yaşayan aynı türler kanatlıdır.
Rüzgârın böceklerin yayılmasına etkisi. Rüzgârlar yardımıyla böcekler kilometrelerce
uzağa taşınırlar. Bu taşıma şekilleri böcek göçlerinde çok etkilidir. Örneğin, Kuzey Afrika’da
yaşayan Sphingidae (Lepidoptera)’lerin güney rüzgarlarının yardımıyla Akdeniz’i aşarak Kuzey
Almanya’ya kadar geldikleri bilinmektedir. Aynı şekilde Pyrameis cardui L. (Lepidoptera,
Nymphalidae) erginleri Afrika’dan Avrupa’ya, hatta İzlanda’ya kadar uçarlar. Danaus plexippus
(L.) (Lepidoptera, Danaidae) kelebeklerinin bazıları rüzgârlarla Kuzey Amerika’dan İngiltere’nin
güney sahillerine sürüklendikleri bilinmektedir.
Rüzgârlarla taşınan hayvanlara hava planktonu da denir. Bu gruba dahil türler kanatsız ya
da zayıf uçan böceklerdir. Örneğin, Kuzey Avrupa’da yaşayan bazı Aphidoidae (Bitki bitleri)
türlerinin rüzgârla Grönland’a ve hatta Kanada’ya geçtikleri saptanmıştır. Fakat bunların hiçbirisi
hayat dönemlerini havada tamamlayamaz.
Rüzgârın öldürücü etkileri. Bazı durumlarda sıcak rüzgârlar, böcek populasyonları
üzerinde öldürücü etkilere sahip olurlar. Örneğin, 4 Eylül 1931 günü İsrail’de esen ve gölgede
sıcaklığı 47.5ºC’ye çıkaran hamsin rüzgarı bölgedeki Rodolia (Novius) cardinalis (Muls.)
(Coleoptera, Coccinellidae) populasyonunu hemen hemen tamamen yok etmiştir.
Rüzgârın koku taşıması. Rüzgârlar gerek cinsel, gerekse gıda kokuları taşımasıyla
böceklerin birbirlerini ve gıdalarını bulmalarını sağlar. Örneğin, Lymautria dispar (L.) (Lepidoptera,
Lymantriidae) kelebeğinin dişisini salgıladığı cinsel kokular (Feremon) rüzgârla uzaklara kadar
iletir. Böylece erkeğin, dişisini bulması kolaylaşır.
12-10 Tüm abiyotik etkenlerin işbirliği
Bir böcek türünün yayılma alanı, onun ölümüne neden olan tüm abiyotik etkenlerin
kombinasyonu tarafından sınırlanmıştır. (İleride görüleceği üzere bu etkenlere diğer bazı etkenler
de –Biyotik, Besin ve beslenme, Konukçu dirençliliği-katılmaktadır.). Yani bu alanın dışında ölüm
%100’dür. Bu yayılma alanı, böceğin fazla üremesine uygun olup olmaması yönünden iki
mıntıkaya ayrılır: (1) Kitle değişim mıntıkası; Tüm etkenlerin bazı seneler elverişli gitmesi
sonucunda, böceğin zararlı olacak derecede fazla ürediği mıntıka. (2) Sürekli zarar mıntıkası;
Böceğin üremesi için tüm etkenlerin daima optimal olduğu mıntıka.
Böceklerin birey sayısını artmasında tün etkenlerin kombinasyonunun önemi büyüktür. Yani
tüm etkenlerin optimal kombinasyonunda bulunan böcekler, en çok yavru meydana getirirler.
166
BESİN VE BESLENME FAKTÖRLERİ
Böcekler doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak bitki ile beslenen hayvanlardır. Bu nedenle,
böcekle için bitkilerin önemi büyüktür. DARWIN zamanından beri besinin gelecek döllerin fazla
çoğalmasını sağlayan ya da önleyen bir etken olduğu kabul edilmektedir. Bu edenle ekoloji
yönünden önemli olan böceklerin besin ve beslenmeleri üzerinde durmak gerekir.
12-11
Konukçu Seçimi
1.Beslenme, 2. Yumurta koyma, 3. Barınma ve 4. Savunma
Orman böceklerin çoğu ya sadece tek bitki türü ile (Monofag), ya da birbirine yakın birkaç
akraba bitki türü ve cinsi ile (Oligofag) beslenirler. Birçok böceklerde çok çeşitli bitkiler yerler
(Polifag). Örneğin, Acleris undulana (Wlsgm.) (Lepidoptera, Tortricidae) Sedir (Monofag);
Thaumetopoea pityocampa (Schiff.) (Lepidoptera, Thaumetopoeiidae) Çam türleri (Oligofag) ve
Lymantria dispar (L) (Lepidoptera, Lymantriidae) yapraklı ve iğne yapraklılarda (Polifag) zarar
yapar.
Monofag türler konukçularına kesin olarak bağlıdırlar. Bu böcek türleri, yakın akraba bir bitki
türüne aktarılsalar bile, ya beslenmedikleri için ölürler, ya da besin alsalar bile gelişmelerini
tamamlayamazlar. Bu nedenle monofag türlerin yeryüzündeki yayılışında, bitki sınırlayıcı bir etki
gösterir. Bir böceğin yeni adapte olmak istediği bir yerde asıl konukçusu yoksa, iklim koşulları ve
diğer etkenler ne kadar uygun olursa olsun böcek orada yerleşemez. Polifag türlerde bu durum
söz konusu değildir. Diğer taraftan, monofag bir böcek konukçu bitkisinin yenmeye en uygun
döneminde ortaya çıkar. Şayet monofag bir böceğin larvaları herhangi bir nedenle yumurtadan
geç çıkarlarsa yiyecekleri bitki kısmı elverişsiz bir duruma geleceğinden beslenemez ve ölürler.
Konukçu seçimi konusunda böceklerde görülen diğer bazı önemli hususlar aşağıda
verilmiştir: Bazı böceklerde konukçu değiştirme görülür. Örneğin, Pineus orientalis (Dreyfus)
(Homoptera, Adelgidae) türü, Türkiye’de Fundatrix, Gallicola, kısmen Sexupar ve Sexula
generasyonlarını Picea orientalis (Doğu ladini); Sistens ile kısmen Sexupar generasyonlarını da
çamlar
(Pinus
sylvestris) üzerinde
geçirir. Böylece
P. orientelis
primer-sekonder-primer
konukçularda yaşayarak hayat dönemlerini tamamlar.
Senede birden fazla döl veren bazı böcekler aynı bitkinin farklı kısımlarıyla beslenirler.
Örneğin, Prays oleale (Bern.) (Lepidoptera, Hyponomeutidae)’nın yılda 3 generasyonu vardır.
Bunlardan 1. nesil çiçeklerle beslenir; buna Anthophagus nesli denir. 2. nesil meyvelerle
beslenir; buna Carphophagus nesli denir. 3. nesil ise yapraklarla beslenirler ve buna da
Phyllophagus nesli adı verilir.
Belirli bir bitki üzerin de yaşayan böcekler konukçunun tükenmesi halinde, başka bir
konukçuya uymak ya da ölmek durumu ile karşılaşırlar. Bu konudaki çalışmaları 3 grupta
167
toplayabiliriz:
Bazı
böcekler,
örneğin
Malacosoma
disstria
Hübner
(Lepidoptera,
Lasiocampidae) kolaylıkla ve hiçbir hastalık izi göstermeden konukçu değiştirilebilir. Bir kısım
böcekler bir bitkiden yakın akraba olan bir başkasına, ancak
Andricus gallaeitinctoria
BÖCEK EPİDEMİYOLOJİSİ
Bu hususta ormanı oluşturan çeşitli meşcerelerin ve hatta tek tek ağaçların sağlık
durumlarının da kontrol altında bulundurulması gerekir. Bu nedenle epidomiyolojik araştırmalar
ormanın sağlığını ölçen ve değerlendiren çeşitli indekslerin (ölçütlerin) elde edilmeleri için
gereklidir. Orman toplumunun sağlık hizmetlerine olan gereksinmeleri, zararlı sıklığının ve bunun
nerelerde ve hangi türlerde görüldüğünün saptanması ile ölçülür. Ormanın sağlığına yönelik
çalışmaların etkinliği, herhangi bir zararlıdan etkilenen fertlerin ya da meşcerelerin azalması ile
saptanır.
Bir bölgede ya da tüm ülkede ormanın sağlığını zedeleyen sorunların tanımlanması yanında,
hizmetin yürütülebilmesi için yeterli personel ve paranın da bulunması zorunludur. Bu tip çalışma
ve uygulamalara ne miktar paranın verileceği ve harcamaların nasıl yapılacağı genellikle
politikacılar tarafından kararlaştırılır. Yani konu her türlü politik etkiye açıktır.
12-12 Epidemilerin İncelenmesi
Ormanda epidemiyi oluşturan nedenler çeşitli olabilir. İlk bakışta ya da incelemede ana
nedenin, örneğin kabuk altında büyük populasyonu bulunan bir kabuk böceği olduğu saptanabilir.
Fakat sekonder karakterli olan kabuk böceklerinin primer bir duruma geçmesini sağlayan ana
nedenleri ortaya çıkarmak gerekir. Ormanı ya da ağacı zayıf düşürüp böceğin gelmesini ve
üremesini kolaylaştıran nedenler arasında, örneğin iklim koşulları, toprak, yetişme çevresi, ortam
kirlenmesi, ağacın fizyolojik isteklerine uygun olmayan ortamda yetiştirilmesi vb. nedenler olabilir.
Bu bakımdan bir yerde çıkan epidemide esas nedeni ya da nedenleri araştırırken çok titiz
davranmak gerekir.
Bir ormanda genellikle, epidemiler ilerlemiş dönemlerinde belirgin olurlar ve göze çarparlar.
Zararlının epidemi durumuna gelinceye kadar geçirdiği aşamalar çoğunlukla gözden kaçar. Bu
nedenle epideminin doğal seyri tam olarak bilinmediğinden, özellikle o zararlıya karşı
uygulanabilecek savaşın zaman bakımında ayarlanmasında hatalar doğar. Burada şunu da
belirtmek gerekir ki, uzun gözlem ve incelemelere dayalı çalışmalar hem zaman alıcı, hem de
pahalı olmaktadır. Fakat yinede epidemilere neden olan zararlıların doğal gidişini belirleyecek
çalışmalara büyük gereksinim vardır.
Zaralıların epidemiyolojik özellikleri onların tanımına yarayan temel belirtilerin tamamlayıcı
bir parçasıdır. Bu nedenle her epidemiyi yaratan etkenin iyi bir şekilde incelenmesi ve her bir
olaydaki davranışını iyi bir şekilde saptamak gerekir. Bir zararlıya ait epidemiyolojik özellikler, aynı
alanda bile bazen farklı görünümler arzeder. Bu nedenle epidemilerin çok iyi bir şekilde
168
incelenmesi ve sınıflandırılması zorunludur. Böylece gelecekteki epidemilerde ve onlarla savaşta
hata oranı azaltılmış olur.
12-13 Savaş Yöntemlerinin Değerlendirilmesi
Zararlılarla savaşta kullanılan yöntemlerin etkinlik derecelerinin saptanması önemli bir
konudur. Yani bir zararlı ile savaş tamamlandıktan sonra o ormanda zararlının durumu periyodik
olarak incelenmelidir. Fakat bu kural genellikle ihmal edilen işler arasındadır. Şunu da belirtmek
gerekir ki, bir savaş yöntemi değerlendirilirken sadece uygulama yöntemi ile ilacın etkinliğini
saptamak yeterli değildir. Ayrıca uygulama esnasında ulaşım, personel eğitiminin durumu, zaman,
harcanan para gibi konularda da durum değerlendirmesi yapılmalıdır. İlacın maliyeti koruma
etkinliği üzerinde özellikle titizlik gösterilmelidir.
Bu konuda önemli bir nokta da yapılacak savaşın mı yoksa çevre koşullarının düzeltilmesinin
mi (önleyici tedbirler) daha etkin olacağı karşılaştırılmalı ve araştırmalarla saptanmalıdır. Geniş
çapta yapılacak savaş yöntemlerinin değerlendirilmesinde epidermiyologlara, istatistikçilere ve
devletin desteğine gerek vardır.
Epidemiyolojide, yukarıda adı geçen amaçların gerçekleştirilmesi çok yoğun ve dikkatli
çalışmalar gerektirir. Bazen bir araştırma, birkaç amacı birlikte kapsar.
12-14 Zararlı Böceklerin Zarar Tipine Göre Ayrımı
Orman ağaçlarının çeşitli kısımlarında zarar yapan böcekler, yaptıkları zararın yerine ve
durumuna göre, çeşitli kısımlara ayrılırlar. Böcek epidemiyolojisinde en çok kullanılan zarar tipleri
aşağıda verilmiştir.
Fizyolojik zararlı. Bitkilerin hayatını tehdit eden ve sağlıklarına zarar veren böceklere
Fizyolojik zararlı böcekler denir. Örneğin, Tomicus (Blastophagus) piniperda (L.) (Coleoptera,
Scolytidae) ve Melolontha melolontha, Amphimallon solstitiale (Coleoptera, Scarabaeidae)
gibi.
Teknik zararlı. Bitkilerin hayatlarını tehdit etmeyen, fakat yaptıkları zararla odunun
ekonomik değerini düşüren böceklere Teknik zararlı böcekler denir. Örneğin, kabuk
böceklerinden Trypodendron lineatum ve Xyleborus dispar (Coleoptera, scolytidae) türleri ve bazı
teke böcekleri gibi.
Primer zararlı. Sağlam ve sağlık durumları iyi olan bitkilerde zarar yapan böceklere
Primer zararlı böcekler denir. Örneğin, Thaumetopoea pityocamba (Schiff.) (Lepidoptera,
Thaumetopoeidae), Lymantria dispar (L.) ( Lepidoptera, Lymantriidae) ve Tortrix viridana (L.)
(Lepidoptera, Tortricidae) gibi.
Sekonder zararlı. Sağlık durumları iyi olmayan, yani çeşitli nedenlerle hastalanmış ve cılız
kalmış ağaçlarda zarar yapan böceklere Sekonder zararlı böcekler denir. Örneğin, Kabuk
böcekleri (Coleoptera: Scolytidae)’in ekserisi ve Hortumlu böceklerden Pissodes (Coleoptera)
169
türleri gibi. Bununla beraber fazla üredikleri ya da yeter miktarda isteklerine uygun besin
bulamadıkları taktirde sekonder zararlı böcekler primer zararlı olabilirler.
Kültür zararlısı. Kültür alanlarında zarar yapan ve böylece yeni bir meşcerenin kurulmasını
tehlikeye koyan böceklere Kültür zararlısı böcekler denir. Örneğin, Melolontha melolontha (L.)
(Adi Mayısböceği) larvaları, Hortumlu böceklerden Hylobius abietis (L.) (Coleoptera) gibi.
Meşcere zararlısı. Yaşlı ağaçlarda zarar yapan ve dolayısıyla meşcereleri tehdit eden
böceklere Meşcere zararlı böcekler denir. Örneğin, çeşitli Kabuk böcekleri. Bununla beraber,
bazen kültür zararlısı ile meşcere zararlısı kesin olarak birbirinden ayırt etmek mümkün olmaz.
12-15 Populasyon Büyümesi ve Dalgalanmalar
Bir ormanda yaşayan herhangi bir zararlı, o ormandaki normal zararsız miktarı aşarsa, bu
zararlının bir populasyon büyümesi (Populasyon patlaması=Kitle üremesi) yaptığından söz edilir.
İşte bir zararlının ormandaki miktarının artması ya da gerilemesini göstermek için Büyüme eğrisi
(Salgın eğrisi) kullanılır.
Fakat genellikle her zararlıya ait epidemiler oldukça sabit bir başlangıç, yayılma, yükseliş,
tepe, duraklama, düşüş, ölme ve yeniden düzenlenme kısımlarını gösterirler (şekil 81).
Epidemilerin şiddet kaybetmesine Kriz (Crisus) denir. Onun için tüm epidemilerin yere ve
zamana bağlı olarak bir başlangıç ve son buluş tarihleri vardır. Eğrinin kaybolma bölümü apsis
eksenine yaklaşmakla beraber, hakikatte ne kadar uzatılırsa uzatılsın çoğu zaman oraya kadar
inmemektedir. Eğrinin tepeye
doğru yükselişi, çoğunlukla, tepeye vardıktan sonrasında
inmesinden daha hızlıdır.
Diğer taraftan böceklerde görülen populasyon dalgalanmaları sabit değildir. Her böcek
türünün kendine has bir dalgalanma biçimi mevcuttur. Bu hususta sabit populasyon, periyodik ve
düzensiz dalgalanmalar gibi deyimler kullanılır.
EPİDEMİLERİN ANA NEDENLERİ
Böcek zararları her zaman bir epidemi ile sonuçlanmaz. Bir epideminin meydana gelebilmesi
için belirli faktörlerin birlikte etki yapması, bunların belirli düzeyde olması ve ayrıca tüm koşulların
aynı zamanda gerçekleşmesi zorunludur. Bunlardan birisi mevcut olmazsa epidemi gerçekleşmez.
Epidemiyi meydana getiren ana nedenleri üçe ayırabiliriz: Etmen (Etken), Konukçu
(Konakçı) ve Çevre faktörleri.
12-16 Etmen (Etken = Zararlı Tür)
Etmen yönünden epidemiyi meydana getiren nedenleri, azgın bir etmenin varlığı, etmenin
çoğalma potansiyeli, etmenin inekulum potansiyeli ve etmenin yayılması gibi 4 kısım altında
incelemek mümkündür.
Azgın (Agresif) bir etmenin varlığı. Bir epidemi için mutlaka bir etmen mevcut olmalıdır.
Bu etmen çoğalmadan epidemi meydana gelmez.
170
Bir bölgede agresif etmenler her zaman bulunmayabilir ya da bir etmen her zaman agresif
olmayabilir. Etmenin hassas evreleri mevcuttur. Bu hassas evrelerde etmenin çoğalma olasılığı
düşük olup, bitkilerde kolayca hastalık meydana getirmezler. Bazı böcekler genetiksel olarak
yüksek populasyon çoğalmasına sahiptir. İşte bu tip etmenlere Agresif etmen denir.
Yabancı orjinli etmenler. Her ülkenin, biri kültür çağının başlamasından önce, diğeri o
tarihten bu yana diğer memleketlerden çeşitli şekillerde gelmiş hayvan faunası vardır. Örneğin,
geçen asrın sonunda bu asrın başlarında Avrupa ile Kuzey Amerika arasında karşılıklı birçok
etmenler taşındı. Fakat genellikle agresif etkenlerin kendi vatanlarında, sonradan taşındıkları yere
oranla daha sakin oldukları gözlenmiştir. Fakat bunlar elverişli bir ortam bulunca kendilerini daha
kuvvetli olarak hissettirirler. Örneğin, Avrupa’dan Kuzey Amerika’ya taşınan Lymantria dispar (L.)
(Lepidoptera, Lymantriidae) yeni ülkesinde büyük zararlara neden olmaktadır. Bunun nedenleri
arasında hem anavatandaki asalak topluluğun bulunmaması, hem de anavatandaki zarar
yapmadığı iğne yapraklı ağaç türlerini severek yemesidir. Böylece bu etmen gittiği yerin doğal
koşullarına uyarak epidemik bir durum almıştır.
Ülkeler arası taşınan bazı türler Tablo 6’da verilmiştir.
Buna karşın aşağıdaki 3 böcek türü Avrupa faunasına sonradan katılmıştır:
Erisoma lanigerum (Hausmann) (Hom., Pemphigidae), Acanthoscelides optectus (Say)
(Col., Bruchidae), Leptinotarsa decemlineata (Say) (Col., Chrysomelidae).
Bu tip zararlıları tanımak karantina bakımından önem taşırsa da her zararlı böceğin kendi
anavatanındaki durumu iyi bilinmeli ve taşındığı ülkedeki etkinliği de çok iyi izlenmelidir.
Bir bitkinin bölgedeki yerli bir etmenden zarar görmesi. Bu hususta özellikle kozmopolit bitki
türleri önemlidir. Zira bu türler o yörenin diğer bitkilerinde bulunan çeşitli etmenlerden kolayca
zarar görebilirler. Bu hususta en iyi örnek Kavak’tır. Zira Kavağın zararlıları 200 adet civarındadır.
Kozmopolit bitki türü olan Kavak yeni yetiştirilme alanında ki yerli zararlıların büyük saldırısına
uğrar.
12-17 Etmenin (Zararlı Türün) çoğalma potansiyeli
Böceklerin üreme potansiyeli, yetişme çevresinin birçok yok edici ve engelleyici faktörlerine
karşın çok büyüktür. Eğer böceklerin potansiyeli, doğa tarafından sınırlanmış olmasaydı, onların
üremeleri sonsuza doğru giderdi.
Ormanda zarar yapan bir böceğin üreme potansiyeli mevsimden mevsime olduğu gibi bir
yerden bir yere göre de değişir. Zaman ve yer yönünden olan bu değişmeler, ormancıları fazlasıyla
ilgilendirmektedir. Zira bu değişmeleri iyi bilmek, böcek zararlılarına karşı alınabilecek önlemleri ve
savaş yöntemlerini zamanında planlamak için önemlidir.
Üreme potansiyelini etkileyen faktörler
Bir böceğin çoğalma potansiyeli:
 Dişinin koyduğu yumurta miktarına,
 Cinsiyet faktörüne (Eşey Oranı)
 Gelişme periyodunun süresi bağlıdır.
171
Yumurta miktarı: Böceklerin yumurta koyma ya da genç nesil yetiştirme kudreti, üreme
potansiyelinin tespitinde önemli rol oynayan ana faktörlerden biridir. Çeşitli böceklerin dişileri,
oldukça geniş sayıda yumurta koyarlar. Bir dişi böceğin koyduğu yumurta sayısı bir adetten
yüzbinlere kadar değişir. Örneğin, bitki bitlerinden bazıları Fundatrix (Döllerin anası)’leri kışı
geçiren tek yumurta koyduğu halde, örneğin kraliçe arı 500 000 yumurta koyar. Kabuk böcekleri
40-50, odun arıları 100, koşniller 250-1500, pireler 400, kelebekler 300, bitki bitleri 1000 ve
Meloidae türleri 4000-6000 kadar yumurta koyarlar.
Cinsiyet faktörü (eşey oranı): Bu faktör böcekler tarafından konulan yumurtalardan
meydana gelen fertlerin dişi ve erkek oranını ifade eder. Genel olarak Parthenogenese ile çoğalan
türlerde
dişilerin
miktarı
fazladır.
Örneğin,
Pristiphora
erichsonii
(Htg.)
(Hymenopyera,
Tenthredinidae) üzerinde yapılan araştırmalardan, 100 yumurtadan 96’sının dişi ve 4’ünün erkek
çıktığı saptanmıştır.
Bunun gibi, Parthenogenese ile üreyen Bitki bitlerinin (Aphidoidae) birçok generasyonlarında
tamamıyla dişiler meydana gelmektedir.
Cinsiyet faktörü, dişiler miktarının toplam fertlere bölünmesinden elde edilir. Örneğin, yarı
yarıya dişi ve erkek meydana getiren türlerde cinsiyet faktörü 0.5; hiç erkeği bulunmayan türlerde
1.0’dir. yukarıda adı geçen ve 100 yumurtadan 96 dişi ve 4 erkek çıkaran Pristiphora erichsonii’nin
cinsiyet faktörü ise 0.96 olarak gösterilir.
Gelişme periyodunun uzunluğu: Böceklerin üreme potansiyeli yumurta miktarı ve cinsiyet
faktöründen başka, her generasyonun tamamlanabilmesi için geçen zamana da bağlıdır. Böcek
türlerine göre çok değişik olan bu zamanın uzun ya da kısa oluşunun böceklerin çoğalma
potansiyeli üzerinde büyük rolü vardır. Örneğin, generasyon süresi ne kadar kısa ve generasyon
sayısı ne kadar fazla olursa, böceğin üreme enerjisi o kadar fazla olur.
12-18 Üreme Potansiyelinin Hesaplanması
Böceklerin üreme potansiyeli hakkında bir fikir edinebilmek için yapılacak hesaplamalarda,
önce böceklerin çoğalmasını sınırlayan çeşitli doğal etkenlerin olmadığını kabul etmek gerekir.
Buna göre yukarıda ki bilgilerden (yumurta miktarı, cinsiyet faktörü ve gelişme periyodunun
uzunluğu) yararlanarak, bir böceğin çoğalma potansiyelini hesaplayalım. Bunun için Üreme emsali
denilen
formülden
yararlanılır.
BREMER
(1929)
tarafından
geliştirilen
basitleştirilerek aşağıda verilmiştir.
Üreme emsali genel olarak bir fert için:
m = a.b’dir.
Formülde:
m = teorik üreme emsali ya da dişilerin generasyondaki miktarını,
a = bir dişinin koyduğu yumurta adedini,
b = cinsiyet faktörü’nü ifade eder.
Eğer birey sayısı (n) ise formül:
172
formül
(EŞİTLİK)
m = n. (a.b) olur.
Böceğin yılda (x) adet generasyonu varsa formül.
Bir birey için
: mx = 1x(a.b)x
(n) adet birey için : mx = n.(a.b)x
Şekillerini alır. Bu konudaki çeşitli örnekler aşağıda verilmiştir.
Doğanın etkinliği. Doğada böceklerin üremesi hiçbir zaman sonsuza ulaşmaz. Çeşitli doğal
etkenler nedeniyle önemli bir kısmı ölür. Şimdi çeşitli etkenler sonunda ölecek böcek miktarını
teorik olarak inceleyelim:
Bir türün birey sayısının, generasyonların değişmesinde az çok eşit kalabilmesi için dişinin
bireylerinden:
n (a.b)- n = n (a.b- 1)
kadarının üremeden ölmesi gerekir. Burada :
d = a.b – 1’e Normal İmha Emsali denir.
Normal İmha Oranı (q) ise.
q = d/m = a.b – 1/ a.b = 1 – 1 /a.b ‘dir
Yani her yıl bu kadar böcek ölecektir. Bu miktar (%) olarak ifade edilirse:
% q = 100 (1 – 1 /a.b) olur.
Şayet böceğin bir senede (x) adet genarasyonu varsa o zaman formül:
% q = 100 ( 1 – 1/ (a.b)x) şeklini alır.
Örneğin, a=50, b=0.5 ve x=1 olsa: q= %96 olur.
Eğer x=3 olursa, bu taktirde: q= %99.99 olur.
Şu halde bir böceğin fert sayısının aynı düzeyde kalabilmesi için, üremeden önce her
generasyondaki fert adedinin %96 ya da % % 99.99’unun yok olmasının gerekmektedir. Demek
oluyor ki, böcek türlerinin sınırsız üremeğe ulaşamaması için, her generasyona ait fertlerin büyük
bir kısmının üremeden önce çeşitli faktörlerin etkisi ile yok olması gerekmektedir.
Tablo . Lymantria dispar ve Pineus pini’nin I-IV generasyondaki birey sayıları.
173
12-19 Etmenin İnekulum Potansiyeli
Birçok organizmalar belirli bir potansiyel düzeye ulaşmadan zarar yapamazlar. İşte,
organizmaların zarar yapabilecek miktarına İnekulum potansiyeli denir. Şayet bir alanda
ya da ülkede zararlı uygun bir ortam bulup gelişmiş ise, orada zararın şiddeti ile inekulum
biriminin miktarı arasında bir ilişki olduğunu düşünmek gerekir. Örneğin, Doğu Karadeniz
yörelerinde Doğu Ladin’inde zarar yapan Dendroctonus micans (Kug) (coleoptera, Scolytidae)
ancak birim alanda belirli bir düzeye ulaşınca zarar gücü artmaktadır.
Genellikle toprakta yaşayan böceklerin (Kök zararlıları) inekulum potansiyelini saptamak
oldukça zordur. Buna karşın hava ve tohumların içindeki böceklerin inekulum potansiyeli daha
kolay ölçülür. Örneğin, çeşitli tohumlar içindeki larvaların, genellikle Megastigmus spp.
(Hymenoptera, Torymidae) miktarı kolayca hesaplanabilir. Böceklerin zararlılık potansiyelini ölçme
ve tespite yarayan çeşitli yöntem ve formüller geliştirilmiştir.
Bir yörede bulunan bir böceğin inekulum potansiyelinin şiddeti bazı koşullara göre değişiklik
gösterir. Bu koşulların önemlileri aşağıda verilmiştir.
Uzaklık: bir böceğin inekulum potansiyeli uzaklığa göre değişir. Bu potansiyelin en yüksek
olduğu yer, genellikle zararlının ilk görüldüğü yerdir. Buraya Zararlı ya da Hastalık ocakları
denir. Buralarda zararlı hem şiddet, hem de sayı bakımından yüksektir. Bu noktadan itibaren
yayılmaya başlayan zararlının sayı ve şiddeti gittikçe azalır, yani entansitesi düşer. Uzaklık,
inekulum sayı ve şiddetini önemli derecede etkiler. Fakat bu etki, hava yolu ile dağılan inekulumda
daha çok görülür.
Doğal ve yapay faktörle. Bazı zararlılar, doğal faktörlerin etkisiyle kaynağından uzaklaktıkça
zayıflar. Örneğin, hava ile yayılan bir zararlı uçuş esnasında çok sıcak ya da kurak yerlere
rastlayabilir. Bu durumda zararlı canlılığını ve zararlı olma yeteneğini kısmen ya da tamamen
kaybedebilir. Bazen de zararlı böcek yeni ulaştığı yerde uygun koşullar bulamaz. Bu da zararlının
174
hayatiyetini kaybetmesine neden olur. Ya da zararlının yeni gittiği yöredeki konukçu bitkiler bu
zararlıya dayanıklı olurlar. Bu durumda zararlı yeni yörede zayıf duruma düşer.
İnekulum potansiyeli bazen de yapay faktörler nedeniyle zayıf olabilmektedir. Örneğin,
inekulum kaynağına daha önce ilaç atılmışsa, bu kaynakta inekulum zayıf düzeyde bulunabilir.
BÖLÜM V
13. ZARARLI BÖCEKLERLE SAVAŞ
Böceklerle yapılacak savaş yöntemini seçerken, bunun yöresel koşullara uygun olması
gerekir. Bu koşullar ise her memleket için, hatta bir memleketin çeşitli yerlerinde başka başkadır.
Belirli bir mahallede uygulanması düşünülen savaş yöntemi, başka bir yer için uygun olmayabilir.
Bu hususta ürünün cinsi, yetiştirme dönemi, böceğin biyolojisi, ekolojik etkenler, coğrafi durum,
savaşın şekli vb. koşullar savaştan önce daima dikkate alınmalı ve savaşa başlamadan önce bu
koşullar etraflıca incelenmelidir.
Birçok böceklerin biyolojilerinin ekseriyetle gizli olması, yaşadıkları yerlere güçlükle
ulaşılabilmesi ve vücutlarının küçük bulunması gibi sebepler, onlara karşı yapılacak savaşı çok kere
güçleştirmekte ve başarı ihtimallerini de azaltmaktadır. Bundan dolayı böceklere karşı ürünü
korumada kültürel önlemlere, kimyasal ya da mekaniksel savaştan daha fazla önem vermek
gerekir. Bu tip önlemler aynı zamanda, örneğin kimyasal savaş için yapılacak masraflardan
olanaklar ölçüsünde tasarruf edilmesini de sağlar. Alınan koruyucu önlemlere karşı böcekler
normal zararsız miktarı aşarsa, o zaman onlara karşı direkt savaşa geçmek zorunluluğu doğar.
13-1 Savaşın Ekonomik Yönü
Böcek zararlarını, insan yardımıyla önlemeye ya da yok etmeye yönelik önlemleri kapsayan
UYGULAMALI SAVAŞ, amacına ulaşırken ekonomik tedbirlere önem vermek zorundadır. Bunun için
yapılmasına karar verilen bir savaşta maliyet ve sağlanacak kar ayrı ayrı hesap edilmelidir. Yalnız
böceklerle yapılacak bir savaşta maliyetin hesaplanması önceden yapılabilirse de, savaşın sonunda
elde edilecek karın önceden saptanması oldukça zordur. Örneğin, bir böcek afetinde yapılacak
savaş giderleri, genel kara kıyasla oldukça azdır. Fakat az şiddetli afetlerde, durum tamamen
aksinedir. Ayrıca, bir epideminin şiddetini ve meydana getireceği zararı tahminde genellikle hatalar
yapılır. Diğer taraftan bazı böceklerin zararı, görünüşüne asla uymaz. Örneğin, senelerce
Kızılçam’ların iğne yapraklarını yiyen Thaumetopoea pityocampa (Schiff.) (Lepidoptera,
175
Thaumetopoeidae) ağaçlarda ölüme neden olmamaktadır. Buna karşın yüksek bir populasyona
sahip Ips sexdentatus (Börner) (Coleoptera, Scolytidae) kabuk böceği, üzerinde yaşadığı
ağaçları ilk yıl içinde öldürmektedir.
13-2 Populasyon düzeyi ve ürün ilişkileri
Zararlılarla savaşta tespiti en zor olan husus, böcek populasyonları ile ürün kayıplarının
saptanmasıdır. Bu konudaki çalışmalar sonucunda genel bir kriter bulunamamıştır. Zira bu husus
çok karışık bir yapı göstermektedir. İklim, değişik toprak karekterleri, çok senelik bitkilerde verimi
etkileyen faktörlerin fazlalığı, zararlıların her yıl aynı yoğunlukta olmaması gibi birçok etkenler
zararlının populasyonu ile verim arasındaki ilişkiyi etkilemektedir. Gelişmiş ülkelerde bile zararlı ile
savaşta teorik bazı rakamlar kullanılmaktadır. Birçok hallerde zararlının zarar eşiği bilinmediğinden
ilaç firmalarının tavsiyelerine göre savaş yapılmaktadır.
Bir böcek ile savaşa karar vermede, o böceğin ekonomik zarar düzeyi ile ekonomik zarar
eşiğini hesaplamak gerekir. Aksi halde yapılan savaştan istenilen yararlar sağlanamayacağı gibi,
fazladan emek ve ilaç gideri ortaya çıkar.
Zararlının populasyonu ile ürün arasındaki ilgilere ait deneyimler aşağıdadır:
Genel Denge Durumu (GDD)
Çevre koşulları sürekli olarak değişmemesi koşuluyla, bir zararlı populasyonun uzun bir
süreyi içine alan dönemdeki ortalama yoğunluğudur (Şekil 12-6). O yörede bulunan biyotik ve
abiyotik etkenler nedeniyle, o türün populasyonlarında sürekli değişmeler olmaktadır. Bu
dalgalanmalardan sonra populasyon tekrar belirli bir düzeye gelmeye çalışır. İşte populasyonun
belirli düzeye gelmesine Genel Denge Durumu (Populasyon Dengesi) denilmektedir. Kısaca,
genel denge durumu, bir populasyonun ortalama yoğunluğudur. Burada şunu unutmamak gerekir
ki, GDD, herhangi bir türe ve belirli bir alandaki populasyona aittir.
176
Şekil . Belirli bir süre içinde bir böcek populasyonunun gösterdiği değişiklikler.
Ekonomik zarar düzeyi
Ekonomik zarara neden olan en düşük populasyon yoğunluğudur. Buradaki ekonomik
zarardan amaç, herhangi bir savaş yönteminin getirdiği giderlere denk ya da bundan büyük olan
bir değerdir. Ekonomik zarar düzeyi, alandan alana, mevsimden mevsime ve sabit olmayan
ekonomik değerlere göre değişmektedir (Şekil 12-7).
Ekonomik zarar eşiği
Herhangi bir zararlı populasyonunun, ekonomik zarar düzeyine erişmesine engel olmak için
savaş yapılmasını gerektiren yoğunluktur (Tablo 9). Bu değer, ekonomik zarar düzeyinden daha
düşük bir değerdir (Şekil 12-7). Bu nedenle, zararlının populasyonu ekonomik zarar düzeyine
gelmeden önce savaşa başlamalıdır. Ürün kaybından sonra yapılacak savaş, populasyonun
çoğalmasına engel olsa bile, arzulanan ekonomik savaş yapılmamış olur. Yöredeki engelleyici
faktörler o zararlının ekonomik zarar eşiğine gelmesini sağlayamazsa, o savaşa başlamak
zorunluluğu meydana gelir.
Yukarıdaki açıklamaların sonucu olarak denilebilir ki, bir zararlının genel denge durumu,
ekonomik zarar düzeyi ve ekonomik zarar eşiği, bitki türüne, mevsime, alana ve insanoğlunun
arzusuna göre değişmektedir.
13-3 Değişik Türlerin Populasyonu ile Ürün İlişkileri
177
Çeşitli zararlıların populasyonu ile ürün arasındaki ilişkilerde farklı durumlar mevcuttur. Şekil
84, genel denge durumunu göstermektedir. Bu genel durumdan ayrılan tiplerden bazı örnekler
aşağıda verilmiştir:
1. En yüksek populasyonları, ekonomik zarar eşiğinin altında olan zararlılar. Bu tip
zararlılarla savaşa gerek yoktur (Şekil ). Bunlara Ekonomik zararı olmayan tür denir.
2. Populasyonu ender olarak ekonomik zarar eşiğinin üzerine çıkan zararlılar. Bu
zararlılarla savaşmak gerekir (Şekil 84B). Bu türlere Ender olarak zararlı tür adı verilir.
178
3. Genel denge durumu, ekonomik zarar eşiğine yakın olan zararlıların populasyonu çok
sık aralıklarla ekonomik zarar eşiğini aşmaktadır (Şekil ). Bazen zararlıların GDD’u ile ekonomik
zarar eşiği aynı düzeyde olabilir. Her iki durumda da bu zararlı ile çok sık aralıklarla savaş
zorunluluğu doğar. Sık savaş uygulaması da GDD’da değişiklikler meydana getirir. Bu türler
Genellikle zararlı tür denir.
4. Ekonomik zarar eşiği, GDD’nun altında olabilir (Şekil ). Bu zararlılarla savaş çok zordur.
Özellikle, bu tip zararlılarla yapılan kimyasal savaşta, kısa sürede dayanıklılık problemi ile
karşılaşılmaktadır. Bu tip zararlılara karşı, çevre koşullarını değiştirerek GDD’na etkide bulunmaya
çalışılmalıdır. Ayrıca biyotik faktörleri daha etkili duruma sokmak gerekir. Bunlara Sürekli zararlı
tür (Tehlikeli tür = Vahim tür) adı verilir.
179
Burada şu hususların bilinmesinde yarar vardır:
 Bazı türlerle, ekonomik zarar düzeyi ve ekonomik zarar eşiği dikkate alınmadan
savaş yapmak gerekmektedir. Örneğin, Kavak’larda zarar yapan Saperda carcharias (L.)
(Büyük kavak teke böceği) (Coleoptera, Cerambycidae)’ın Karantina tolerans’ı sıfırdır. Bu
nedenle birçok ülke, ithal edilen kavak odunlarında bu böceğin herhangi
bir biyolojik
evresine ait bir tek bulaşıklığı dahi kabul etmemektedir. Yapılacak iş, bu böceğin
populasyon düzeyi ne olursa olsun, böceğe karşı mutlaka savaş yapılmasıdır.
 Bazı zararlı türler ise her yıl salgın yapabilirler. Bu nedenle bunlar daima
gözlenmeli ve zamanı gelince savaşa başlanmalıdır. Örneğin, Çam keseböceği, yerli
çekirgeler (Acrididae), kabuklu bitlerin çoğu (Coccoidea üst familyası) vb.
Bir zararlı ile özellikle kimyasal savaşa karar vermek genelde oldukça zor bir iştir. Bu
hususta halen uygulanan en doğru yol, maliyetin (giderlerin) potansiyel yarara oranı’nı göz
önünde bulundurmaktır. Bu oranda paydanın büyüklüğü savaşın gereğini kanıtlar. Örneğin,
Coleoptera takımının Elateridae (Telkurtları) familyasında bu oranı 1/10 kadardır. Bu böceklere
karşı her yıl savaş yapılsa ve 10 yılda sadece 2 defa maliyetin 10 katı kar sağlansa, yinede toplam
giderin iki katı sağlanmış olur. Bu taktirde ortalama oranı ½ olur ki, bu da savaş için her zaman
çekicidir. Fakat burada önemli bir husus, zararlının savaş yapılan yerde bulunup bulunmadığıdır.
Örneğin, telkurdu savaşı yapılan yerlerin %25’inde zarar olasılığı saptanmışsa, maliyet/potansiyel
yarar oranı, ¼ olur ki, bu durumda savaş zararsız kapatılmış olur.
Böceklerle kimyasal savaşa karar verirken, kullanılan ilaç miktarına karşı ürün artışı
gösteren Dozaja tepki eğrisi de kullanılmaktadır (Şekil 85). Bu eğri S harfi şeklinde asimetrik
180
(Logaritmik çizilişi simetrik) bir eğridir. Düşük uygulamalarda ürün artışı çok olduğu halde, bu artış
sonra yavaşlar ve nihayet düşer. Her zararlı için dozaja tepki eğrisi çizilebilir. Populasyonun yoğun
olduğu bu savaş iyi bir yatırımdır. Böcek buluşmasının zayıf olduğu hallerde kar, giderleri ancak
karşılayabilir.
13-4 Savaş Yöntemlerinin Sınıflandırılması
Zararlıların bitkilerde yaptıkları çeşitli zararların gerek doğal kuvvetler (Doğal Savaş)
gerekse insan yardımıyla (Uygulamalı Savaş) önlenmesine ya da hiç olmazsa azaltılmasına yönelik
yöntem ve harcanan çabalara Zararlılarla Savaş denir. Ağaçlarda zarar yapan böceklerle
yapılacak savaş yöntemlerini çeşitli gruplara ayırmak mümkündür. Zararlılarla yapılan savaş,
izlediği yol bakımından aşağıdaki şekilde sınıflandırılabilir:
1.
Doğal Savaş: DOĞAL DENGE: Çevre Direnci: Doğal kuvvetlerin böceklere olan
etkilerinden yararlanmak.
2.
Yasal Savaş (yasal önlemler): Yasal yollardan yararlanarak zararlıların
yayılmasını önleme. Örneğin, karantina, ambargo, muayene, sertifika uygulamak vb.
3.
Mekanik
Savaş:
Zararlı
böcekleri
toplama,
tuzakla
yakalama,
böcekli
materyalleri yok etmek, çevre koşullarını değiştirmek vb.
4.
Fiziksel Savaş: Yakmak; sıcaktan, Radyoaktivite’den ve elektrikten yararlanmak.
5.
Kültürel Savaş (Kültürel önlemler): Ormanın karışıklılığını ve kapalılığını
düzenlemek; meşcere kurma ve yetiştirme ile kesim tekniği yöntemlerine uymak; toprak bakımı,
dayanıklı türler yetiştirmek, gıda kaynaklarını değiştirmek.
6.
Biyolojik Savaş: Zararlı böcekleri yok etmek için çeşitli etken gruplardan
(mikroorganizma, böcek yiyen Vertebreta’lar, predatör Arthropoda türleri, asalak böcekler) ve
genetik yöntemlerden yararlanmak.
7.
Kimyasal Savaş: tozlama, püskürtme, sisleme, fumigasyon, sterilizasyon, zehirli
yemler kullanmak vb.
8.
Entegre (TAM = TÜM= Tümleşik mücadele) Savaş- Entegre Zararlı
Düzenlemesi: Çevre ve orman sahibi için uzun vadede en az masrafla en iyi yararları
sağlayabilecek olan ve populasyon dinamiğine dayanan yöntemlere önem verilerek, savaş
yöntemlerinin kombine edilmesi sonucu yarar elde etmektir.
Yukarıda adı geçen savaş yöntemlerinden, Doğal Savaş dışındakiler Uygulamalı Savaş
önlemleri olarak adlandırılabilir.
Zararlılarla savaşta insanoğlu tarafından uygulanan ilk yöntemler zararlıları en kısa yoldan
direkt olarak öldürmek amacını taşıyordu. Daha sonra pratik koruyucu yöntemler uygulanmış ve
bunları kimyasal savaş yöntemleri izlemiştir. Tüm çabalara karşı zararlı böceklerle savaşta
arzulanan düzeye ulaşılamamıştır. Bugün, zararlılarla savaşta uygulanabilir tüm yöntemler, böcek
zararının derecesine ve şekline göre incelenmekte, ya ayrı ayrı ya da biri diğeriyle kombine
edilerek kullanılmaktadır. Böylece zararlının ekonomik zarar eşiği altında bulundurulmasına gayret
181
edilmekle beraber kullanılan tüm yöntemlerin çevreye olacak muhtemel yan ve art etkileri asgari
düzeyde tutulmaya çalışılmaktadır.
DOĞAL SAVAŞ
İnsanoğlunun yardımı olmadan doğal kuvvetlerin böcek populasyonunu azaltması ya da yok
etmesi Doğal Savaş olarak tanımlanır. Buna Çevre Direnci ya da Doğanın Karşı Ağırlığı da
denir. Çevre Direnci’nin bir sonucu olarak böceklerin önemli bir kısmı ya çoğalmadan önce ya da
çoğaldıktan sonra ölürler.
Doğal savaşın içerdiği faktörleri genellikle üç ana grup altında toplayabiliriz. Bunlar: Abiyotik
(cansız), biyotik (canlı) ve topografik faktörlerdir.
Abiyotik (Cansız) faktörler
Böceklerin doğada sınırsız bir şekilde çoğalarak kitle üremesi (epidemi) yapmasına engel
olan abiyotik faktörler arasında iklim faktörleri en başta gelir. İklim faktörleri içinde, özellikle
sıcaklık, böcekleri direkt olarak etkileyerek onların populasyonlarının çoğalmasına engel olduğu
gibi bazı mevsimlerde böcek generasyonlarının miktarını da düzenleyici etkilerde bulunabilirler.
Nem ve sıcaklık konukçu bitki türlerinin, yetişme koşullarını etkileyerek, bitki ile beslenen
böceklere indirekt olarak etki yaparlar.
Biyotik (Canlı) faktörler
Mikroorganizmalar (bakteriler, funguslar, virüsler), böcek yiyen Vertebrata’lar (kuşlar,
balıklar, amphibia’lar, memeliler), predatör (yırtıcı) Arthropoda’lar (örümcekler, akarlar,
böcekler) ve parazitoid (asalak) böcekler zararlı böcek populasyonlarını azaltıcı doğal yaratıklardır.
Topografik faktörler
Ana topoğrafik faktörler, örneğin yükselen dağ sisileri, geniş su kaynakları (okyanuslar,
denizler) ve büyük çöller, böceklerin yayılmasını engelleyici etkilerde bulunur. Bu engellerin
etkileri, özellikle yavaş yayılma özelliğine sahip başka ülkelerden gelmiş türler üzerinde oldukça
belirgin bir şekilde görülür. Örneğin, 1907 yılında ilk defa ABD’nin Massachusetts Eyaletinde
görülen Pyrausta nubilalis (Hübner) (Avrupa mısır delicisi) (Lepidoptera, Pyralidae), Colorado
eyaletine ancak 1953 yılında ulaşabilmiştir. Keza Güney Avrupa’dan ABD’ne giren Hypera postica
(Gyll.) (Alfalfa hortuhlu böceği) (Coleoptera, Curcilionidae) ilk defa 1904 yılında Utah
Eyaletinde görülmüş ve fakat Washington Eyaletine 1955 yılında varabilmiştir.
Yukarıda adı geçen topoğrafik engeller o yerin iklim koşullarınıda etkileyerek, bazı böceklerin
yayılmasını sınırlar. Bir kısım böceklerin dağların bir yüzünde bulunup diğerinde bulunmadığı
saptanmıştır. Keza, bazı böcekler, örneğin Cydia nigricana (Stephens) (Bezelye kelebeği)
(Lepidoptera, Tortricidae), geniş su havzaları yakınına yerleşmiştir.
YASAL SAVAŞ (YASAL ÖNLEMLER)
182
Her memleket, gerek ülkeleri dahilinde ki zararlılarla savaşı organize edebilmek, gerekse
içinde böcek ya da hastalık bulunan maddelerin memlekete giriş ve çıkışını kontrol altına alabilmek
için yasalar çıkartılmıştır. Yasal önlemlerin amacı, zararlının, yayılmasını önlemektir.
6968 (5996 sayılı yasa ile değiştirilmiştir) sayılı Zirai Mücadele ve Zirai Karantina
Kanunu’nun 2. Bölümü Zirai Karantinayı ilgilendirmekte olup Memlekete giren ve memleketten
çıkan bitkilerin tabi tutulacağı muameler’e ayrılmıştır. Bu bölümün ilk (Kanunun 3.) maddesine
dayanarak memlekete girecek ya da transit olarak geçecek her türlü maddede bulunmaması
istenen, kısaca ithali ve transit olarak geçmesi yasak olan bitkisel maddeler, hastalık ve böcekler
1977 yılında liste halinde yayınlanmıştır. Ormanlarımız için önemli olanlar aşağıda verilmiştir.
YENİ KANUN: VETERİNER HİZMETLERİ, BİTKİ SAĞLIĞI, GIDA VE YEM KANUNU
(Kanun No. 5996 Kabul Tarihi: 11/06/2010)
Tanımlar
MADDE 3- (1) Bu Kanunun uygulanmasında;
82) Zararlı organizma: Bitki veya bitkisel ürünlere zarar veren bitki, hayvan veya patojenik ajanların tür, streyn
veya biyotiplerini,
23) Faydalı organizma: Biyolojik evresinin herhangi bir dönemini zararlı organizma üzerinde geçiren ve bu
organizmanın popülasyonunu sınırlayabilen parazitoit, parazit, predatör ve patojenleri,
41) Karantina: Hastalık veya zararlı organizmaların ülkeye girişini veya ülke içinde yayılmasını önlemek
amacıyla, hayvan, hayvansal ürün, bitki, bitkisel ürün ve diğer maddeler ile bulaşma ihtimali bulunan madde ve
malzemelerin kontrol altına alınmasını,
DÖRDÜNCÜ KISIM
Bitki Sağlığı
BİRİNCİ BÖLÜM
Zararlı organizmaların kontrolü ve yükümlülükler
MADDE 15- (1) Bitki ve bitkisel ürünlerde zarar yapan organizmaların yurt içine girişi veya yurt içinde yayılmasını
engellemek için aşağıdaki esaslar uygulanır:
-(2) Zararlı organizmalara karşı yapılacak mücadelenin esasları Bakanlıkça (Tarım ve Köyişleri Bakanlığı)
belirlenir. Mücadelenin Bakanlıkça belirlenen esaslara göre yapılması zorunludur.
-(3) Devlet ormanlarında bulunan zararlı organizmalarla yapılacak mücadele hizmetleri Bakanlıkça belirlenen
esaslara göre, Çevre ve Orman Bakanlığı (Orman ve Su İşleri Bakanlığı) tarafından yapılır. Zararlı organizmalarla
yapılacak mücadelenin hem orman hem tarım sahalarını ilgilendirmesi hâlinde, mücadele bu Kanun hükümleri
çerçevesinde Bakanlık ile Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından işbirliği hâlinde yürütülür.
-(8) Zararlı organizma mücadelesinde kullanılacak faydalı organizmaları üretenler, ithalatını yapanlar,
piyasaya arz edenler ve kullananlar Bakanlıkça belirlenen esaslara uymak zorundadır.
-(12) Zararlı organizma ile mücadeleyi, ticarî amaçla yapmak isteyen gerçek ve tüzel kişiler Bakanlıktan onay
almak zorundadır.
-(14) Bu maddenin uygulanması ile ilgili usul ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelik ile belirlenir.
183
Tarım ve Köyişleri Bakanlığından: 21.08.2010-27679 Resmi gazete
ZİRAİ KARANTİNA YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK
MADDE 1 – 10/2/2009 tarihli ve 27137 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Zirai Karantina Yönetmeliğinin
ekinde yer alan EK- 4 ün, birinci ve ikinci bölümleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
Memlekete girmesi yasak olan bitki ve maddeler
8.3.1991 tarihli 20808 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Zirai Karantina Yönetmeliğinin 2. maddesi uyarınca orman ürünlerinin
ithali Orman Bakanlığı’nın ileri süreceği esaslara uyularak belli karantina kapılarından yapılabilir.
Yeni Yönetmelik: 10/2/2009 tarihli ve 27137 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Zirai Karantina
Yönetmeliğinin
Memlekete girmesi yasak olan zararlılar
Iridomyrmex humilis (Mayr.) (Arjantin karıncası) (Hymenoptera, Formicidae), Lymantria
monacha (L.) (Rahibe kelebeği) (Lepidoptera, Lymantriidae), Matsucoccus feytaudi Ducasse (Çam
pamuklu biti) (Homoptera, Xylococcidae).
Memlekette sınırlı olarak bulunan ve ithali yasak olan zararlılar
Cryptoorrhynchus lapathi (L.) (Kızılağaç hortumlu böceği) (Coleoptera, Curculionidae),
Quadraspidiotus perniciosus (Comst.) (San-Jose koşnili) (Homoptera, Diaspitidae), Saperda
carcharias (L.) (Büyük kavak tekeböceği) (Coleoptera, Cerambycidae), Yphantria cunea (Drury)
(Amerikan beyaz kelebeği) (Lepidoptera, Arctiidae).
Aynı şekilde memleket içerisinde birçok bitkisel maddeler, böcekler ve diğer zararlılar iç
karantinaya tabidir.
Fidan, bağ-bahçe kontrolleri ile ilişkili olanlar
Viteus vitifolii (Fitch.) (Bağ flokserası) (Homoptera, Phylloxeridae), Pseudaulacaspis
pentagona (Targ.) (Dut kabuklubiti) (Homoptera, Diaspididae), Eriosoma lanigerum (Hausm.)
(Homoptera, Pemphigidae), Metatetranychus ulmi Koch. (Meyve ağacı kırmızı örücü akarı)
(Acarina, Tetranychidae), Meloidogyne Spp. (Tylenchida, Meloidogynidae).
Tohum ve tarla ile ilişkili olanlar
Gnorimoschema operculella (Zell.) (Patates güvesi) (Lepidoptera, Gelechiidae), leptinotarsa
decemlineata (Say) (Patates böceği) (Coleoptera, Chrysomelidae), Heterodera schachtii Schmid.
(Şeker pancarı nematodu) (Tylenchida, Heteroderidae).
13-5 Mekaniksel Savaş
İnsanoğlunun zararlılara karşı uyguladığı ilk savaş yöntemi mekaniksel savaş olmuştur. İlk
çağlarda insanlar zararlıları mevcut bir araç ile ( taş, sopa vb.) öldürmüşlerdir. Bu nedenle
184
mekaniksel savaş, insan-zararlı ilişkileriyle başlamış en eski savaş yöntemidir. Mekaniksel savaş,
genellikle işçi gündeliklerinin yüksek olduğu memleketlerde savaş maliyetini artırdığından ancak
uygun koşullarda kullanılmaktadır.
Toplamak. Çeşitli böceklerin yumurta, larva, pupa ve erginlerini toplayıp yok etmek
suretiyle yapılan savaştan eskisi kadar olmamakla beraber yine de yararlanılmaktadır.
Yumurta toplamak, ancak yumurtalarını kümeler halinde koyan böceklere, örneğin,
Lymantria dispar (L.)’a karşı uygulanır. Yumurtalar iğne yapraklara, örneğin Thaumetopoea
pityocamba (Schiff.) ya da sürgünlere, örneğin Malacosoma neustria (L.) (Lepidoptera,
Lasiocampidae) toplu halde bırakılmış ise, sürgün ve iğne yapraklar toplanıp yumurtalarla birlikte
yakılır. Çamkese böceğinin larva yuvaları (keseleri) makaslarla kesilerek toplanmakta ve etrafı su
dolu adacıklar üzerinde tutulmaktadır. Adacıklarda tutulmaları (1) etrafa dağılıp ağaçlara
ulaşmalarına engel olmak ve (2) larvalarda bulunan parazitoidlerin uçup ormandaki larvalara geri
dönüşünü sağlamak içindir.
Büyük ve miktarı az olan böceklerin bitki ya da toprak üzerinde bulunan larvaları elle
toplanır. Toprak işlenirken meydana çıkan mayıs böceği larvalarıyla danaburunları da toplanarak
öldürülür. Yüksek boylu ağaçların üzerinde bulunan zararlılar için ağaçların altına bezler serilir ve
ağaçlar sarsılarak bezin içine dökülen böcekler toplanıp yok edilir.
Böceklerin erginlerini toplamak, daha ziyade Mayıs böceği ve benzerleriyle Hylobitıs abietis
(L.) (Coleoptera, Curculionidae) ve genç ağaçlardaki tırtıllara karşı uygulanır.
Toplamak suretiyle yapılan savaşın başarılı olması için bunun birkaç gün sonra tekrarlanması
gerekir.
Pusuya Düşürmek (Tuzakla Yakalamak). Toplanması güç olan ve gizli yerlerde yaşayan
böcekleri çeşitli yöntemlerle pusuya düşürerek yakalayıp yok etmek mümkündür. Bu usullerden
hala uygulananlar şunlardır:
185
186
Tuzak ağaçları
Kabuk altında ya da odun içinde üreyen böcekleri (Kabuk böcekleri, odun deliciler), yumurta
koymak için cezbeden kesilmiş ya da gövdeleri halka şeklinde yontularak boğulmuş ağaçlara
Tuzak ağacı denir. Özellikle sekonder zararlı böcekleri yok etmek için kullanılan tuzak ağaçları
yatan ve dikili olmak üzere iki şekilde hazırlanır. Yatan tuzak ağaçlarının kontrolü dikililerine oranla
daha kolay olduğundan pratikte genellikle yatan tuzak ağaçları kullanılır. Tuzak ağaçlarının
hazırlanma zamanı, böceğin generasyon durumu ve uçma zamanı ile ilgilidir.
Tuzak ağaçları, ekseriya savaşı yapılacak böceğin uçma zamanından 2-4 hafta önce
hazırlanır. Zamanın tespitinde, ağacın özelliği ile kabuk kalınlığının etkisi vardır. Az miktarda zarar
olduğunda her hektar için 5-10 adet tuzak ağacı yeterlidir. Fakat büyük afetlerde bu miktar 50-60
ağaca kadar çıkabilir. Tuzak ağaçlarının dallarının kesilip kesilmemesi eşit etkiye sahiptir. Erken
uçan Geç uçan kabuk böcekleri.
187
Böcek kuluçkalarının bulunduğu tuzak ağaçlarının kabukları bezler üzerinde soyularak
dökülen böceklerle birlikte yakılır. Kabuğun ne zaman soyulacağının saptanması çok önemlidir.
Kabuklar erken, yani böcekler ağaca girerken soyulursa, böceklerin bir kısmı açıkta kalarak dikili
ağaçlara gitmek zorunda kalırlar. Şayet kabuk soyma işi geç, yani böcekler erginleşerek ağacı terk
ettikten sonra yapılırsa, bu durumda da tuzak ağacı hazırlamakla böceğin yok edilmesine değil,
aksine çoğalmasına yardım edilmiş olur. Bundan dolayı tuzak ağaçlarındaki böceklerin gelişmeleri
sürekli olarak, yaklaşık on günde bir kontrol edilir ve ilk konan yumurtalardan meydana gelen
larvalar pupa haline geçmeden önce kabuklar bezler üzerinden soyularak dökülen böceklerle
birlikte yakılmak suretiyle yok edilir. Tuzak ağaçlarına ilk gelen bireylerin koyduğu yum çıkan
bireylerinn gelşmişlik düzeyleri ile son konulan yumurtalardan çıkan bireylerin gelişmişlik düzeyleri
arasındaki farklar. Örneğin Ips sexdentatus’un yum, larv, gelişim sürelerine bağlı olarak ilk yum
pupa olma süresi.
Böcağin yaşam döngüsü
Uçma zamanı
Uçma periyodu
Erken uçan kabuk böcekleri
Geç uçan kabuk böcekleri
Tuzak ağaçlarına ilk gelen bireyler ile son gelenlerin gelişmişlik düzeylerti arasındaki fark
Emerald ash borer (Agrilus planipennis Fairmaire) is a small (1/2 inch long and 1/8 inch
wide) bright green beetle that is native to Asia. It was discovered near Detroit, Michigan in
2002 and has since killed more than 15 million ash trees. Large infestations are
concentrated in Michigan and Ontario, Canada, but smaller infestations have been found in
Ohio, Indiana, Maryland, and Virginia.
Asya kökenli dışbudak delicisi Süslü böcek Agrilus planipennis Fairmaire (Coleoptera:
Buprestidae) Michigan’da Detroit yakınlarında tespit edildiği 2002 yılından buyana 15 milyon
dışbudak ağacını kurutmuştur. Daha büyük salgınları ABD’de Michigan ve Kanada’da
188
Ontario’da yoğunlaşırken, düşük düzeydeki salgınlarına Ohio, Indiana, Maryland ve
Virginia’da rastlanmaktadır.
189
190
Yeşiltepe Bölgesi
Maçka Bölgesi
30
25
20
15
10
5
31.08.2006
19.08.2006
07.08.2006
26.07.2006
14.07.2006
02.07.2006
20.06.2006
08.06.2006
27.05.2006
15.05.2006
0
03.05.2006
Tuzak Başına Ortalama Böcek Miktarı
35
Tuzakların Kontrol Tarihleri
Şekil U. Maçka ve Yeşiltepe Bölgesinde 800–1200m’lerde bulunan tuzaklarda tarihlere göre yakalama
miktarları (Beşir Yüksel)
Ips sexdentatus'un Doğu Karadeniz Bölgesi'nde yıllık yaşam döngüsü ve biyolojik
evreleri (1800 m’ye kadar)
191
Ips sexdentatus'un Sarıkamış dolaylarında yıllık yaşam döngüsü ve biyolojik evreleri
(2000-2400 m)
192
193
194
Tuzak odunları
Bunlar hortumlu böceklerle kabuk böceklerini yakalamak için kullanılır. Yeni kesilmiş olan
ağaçların dal ve tepelerinde 8-10 cm çapında ve 1 m uzunluğunda yuvarlak odunlar hazırlanarak
lüzumlu görülen yerlere konur. Tuzak odunları, tuzak kabukları gibi çabuk kurumazlar ve onlardan
daha kolaylıkla sağlanabilirler.
Tuzak odunlarının böcekleri çekmek hususundaki etkilerini artırmak için bunların bir
tarafındaki kabuğunu soymak ve kabuksuz kısmı alta gelecek şekilde, evvelce toprakta açılmış
olan oluk şeklinde çukurlara yerleştirmek de düşünülebilir. Bir hektar için 30-60 tuzak odununa
gereksinim vardır. Tuzak odunları, böcekleri cezbetmek hassalarını 3-4 hafta korurlar. Bunların
tamamen kurumadan önce yenilenmeleri gerekir. Hazırlanmış olan tuzak odunlarına gelen
böcekler birkaç gün ara ile toplanarak öldürülürler.
Orman bahçıvanı tuzak - ağacı odunları
Tuzak kabukları
Ladin ormanlarındaki Hortumlu böceklerle, köklerde üreyen Kabuk böceklerini cezp etmek
için yeni kesilmiş ağaçlardan elde edilen, kenarları 20-30 cm boyunda olan dörtgen şeklindeki
kabuklardan yararlanılır (Şekil 86).
Bu amaç için hazırlanmış taze kabuklar, iç tarafları alta gelecek şekilde ya ölü örtüden
temizlenmiş toprak üstüne, ya da iki kabuk alınarak bunların iç tarafları birbirine bakacak şekilde
üst üste getirildikten sonra toprağın üstüne konur. Bundan sonra üzerine bir taş, aralarına da
195
küçük bir ladin dalı yerleştirilir. Bu suretle hazırlanan kabukların altına ya da arasına gelen
böcekler toplanarak öldürülür. Bir hektar için duruma göre 60-120 kadar tuzak kabuğuna
gereksinim vardır. Kabukları nemli havalarda 14, kurak zamanlarda ise 8 gün sonra
kuruyacağından, bu durum göz önünde tutularak tazeleriyle değiştirilir. Kabukların altına ya da
arkasına yerleştirilen dallar besin arayan böcekleri cezp etmeğe yarar.
Tuzak macunu halkası
Zararlı böceklere karşı savaşta kullanılan bu yöntem, ağaç gövdelerine göğüs hizasında
halka şeklinde tuzak macunu sürmek suretiyle uygulanır (Şekil 87). Macun halkası, kışı toprak
içerisinde geçiren, gövdenin alt kısmına konmuş olan yumurtalardan meydana gelen, bir ağ ile
toprağa inen, rüzgâr ve fırtına etkisiyle aşağıya düşen tırtılların besin almak için ağaca çıkmalarına
engel olur. Aynı zamanda toprak örtüsünde erginleşen kanatsız dişilerin ince dallara yumurta
koymak üzere tırmanmalarını ve biyolojileri gereği gövdeyi izleyerek toprağa girmek zorunda
bulunan böceklerin aşağıya inmesini önler.
İyi bir tuzak macununda aranan özellikler şunlardır:
 Özgül ağırlığı sudan az olmalı,
 Güneşte erimemeli,
 Yağmurda yıkanmamalı,
 Rüzgârda kurumamalı,
 Yapışkanlığını en az 3-4 ay korumalı,
 Her mevsimde kullanılabilmeli,
 Ucuz olmalı
Tuzak macunu halkası şu şekilde uygulanır: önce, keskin bir bıçakla kabuk kambiyumunda
herhangi bir zarar meydana gelmemek üzere gövdenin üst kabuğu çepeçevre halka şeklinde
yontulur. Bundan sonra yontulan yere bir fırça ya da aletle 5 cm genişlik ve macunun cinsine göre
0.2-0.8 cm kalınlığında olmak üzere macun sürülür. Macun halkası, üzerine tuzak macunu
sürülmüş şerit şeklindeki parşömen kâğıdını gövdeye sarmak suretiyle de yapılabilir. Yalnız ağaca
sarılmış olan bu kâğıdın gövdeye iyi oturtulması için alt ve üst kısımlarının sağlam bir sicimle sıkıca
bağlanması gerekir.
Macun halkasının yapılış zamanı, böceğin biyolojisine göre ayarlanır. Bir hektar için gerekli
tuzak macunu, halkanın genişlik ve kalınlığına göre 25-100 kg arasında değişir.
1945 senesine kadar çok fazla kullanılan bu usulün yerini bugün daha ziyade Zehirli halka
yöntemi almış bulunmaktadır.
Işık tuzakları
196
Böceklerin birçoğu geceleri ışık (genellikle ultraviolet ışık) bulunan yerlere giderler. Onların
bu özelliklerinden yararlanarak böceklerle savaşta ışık tuzaklarından yararlanılır. Işık tuzaklarının
esası, aydınlatılmış bir yüzeye ya da ışığa gelen böcekleri yakalamaktır. Işığa gelen böcek ya tuzak
macunu ya da öldürme şişelerinde toplanır. Işık tuzaklarına zararlı böceklerle beraber yararlı
böcekler de gelir. Bundan başka tuzaklara genellikle erkek böcekler ilgi gösterir. Bundan dolayı
ormanlarda yapılan savaşlarda ışık tuzaklarından yararlanılmaz. Bununla beraber, böceklerin uçma
zamanını ve çok uçtukları günleri tespit etmek ve böceklerin tür ve miktarı hakkında fikir
edinebilmek gibi çalışmalar için ışık tuzaklarından yararlanılabilir.
197
Tuzak bitkileri
Zararlı böceklerin zararlı oldukları yerlere onların sevdiği bitkiler ekilir ya da dikilir. Örneğin,
çilek, pancar ve özellikle yeşil salatalık gibi bitkiler Mayıs böceği, Polyphylla fullo (F.) (Coleoptera,
Scarabaeidae) ve Elateridae (Coleoptera) larvaları ile savaş için kullanılır. Bu bitkilerin
yapraklarının birdenbire solması, köklerinin zararlılar tarafından yenmekte olduğunu gösterir.
Hastalanan bitkiler toprağı ile birlikte çıkarılarak köklerinde toplanan böcekler öldürülür.
Fidanlıklarda telkurtlarının zarar yaptıkları yastıklara patates, pancar, havuç, yonca vb.
parçaları toprak yüzeyinden 3-4 cm derinlikte olmak üzere yerleştirilir. Bunlar arasıra
kontroledilerek yemeğe gelen larvalar öldürülür.
Tuzak hendekleri
Bu hendekler, toprak üzerinde hareket eden tırtıl ve böcekleri ( örneğin, Hylobius abietis
(L.) ve Gryllotalpa gryllotolpa (L.) (Orthoptera, Gryllotalpidae)
yakalamak için yararlıdır.
Korunmak istenen alanın etrafına 25-30 cm genişliğinde ve 30-35 cm derinliğinde kenarları dik bir
hendek kazılır ve tabanına aşağı yukarı onar adım aralıkla 10-12 cm derinliğinde çukurlar açılır.
Gerektiğinde bu çukurlara saksılarda yerleştirilebilir. Hendekler arasıra kontrol edilerek içine düşen
zararlı böcekler öldürülür, yararlılar ise serbest bırakılır. Bu usul kumlu topraklarla kayalık yerlerde
kullanılamaz.
198
Tuzak çukurları
Koşan ve yürüyen böcekleri yakalamak için kullanılır (Şekil 88). Bunun için, toprağa
kenarları dik ve böceğin çıkamayacağı şekilde düz satıhlı bir kap yerleştirilir. Bu amaçla cam kaplar
kullanmak en iyisidir. Kabın ağzına, içine böcek yiyen hayvanların (örneğin, kurbağa vb.)
girmelerine engel olmak için tahta ya da yassı bir taş konur kabın içine böcekleri cezp etmek için
çeşitli yemler (örneğin çürümüş meyve, hayvan leşleri vb.) yerleştirilir ve tuzak sık sık kontrol
edilerek kabın içerisine düşen böcekler toplanır.
Tuzak yığınları
Telkurtları ve Danaburunları sonbaharda gübre ve komposto yığınları içinde toplanırlar. Bu
zararlıları yakalamak için uygun yerlerde gübre ve komposto yığınları hazırlanır. Yığınlar ara sıra
kontrol edilerek buraya gelmiş böcekler toplanarak öldürülür.
Çinko levhalarla yakalamak
Fas çekirgesi, Dociostaurus maroccanus (Thunb.) ile Çöl çekirgesi, Schistocerca gregaria
(Forskal) (Orthoptera, Acrididae)’nın nimflerine karşı savaşta çinko levhalardan yararlanılır.
Levhalar çekirge sürülerinin gittikleri doğrultuya dikey olarak dikilir. Kilometrelerce uzunlukta olan
bu levhalara çarpan böcekler, onların önünde açılmış tuzak çukurlarına düşerler. Bunlar çeşitli
yöntemlerle öldürülürler (Şekil).
Yemler ve yem tuzakları
Şişelerin ya da çeşitli kapların içine konan kemik parçaları, sulandırılmış melas, pekmez,
hamur mayası vb. maddeler yardımıyla çeşitli böcekleri (sinek, arı vb.) yakalamak mümkündür.
Bu yöntemle dişi böcekleri yumurta koyma zamanında yakalamak güçtür. Zira dişiler bu sırada
tembel oldukları için tuzağa gelmezler. Ayrıca bu yöntemle yararlı böceklerin önemli bir kısmı da
yok edilmiş olur.
Yukarıda adı geçen yemleri ağaçlara sürmek suretiyle de böcekleri yakalamak kabildir.
Yemler herhangi bir ilaçla da karıştırılarak tuzağa konabilir. Böylece böcekler hem yakalanmış,
hem de öldürülmüş olurlar.
Gıda Kaynağını Değiştirmek
199
Böceklerin
gıda
kaynaklarını
değiştirmek
suretiyle
onlarla
savaşmak
mümkündür.
Böceklerin, gıda kaynaklarını değiştirmek, gıdanın miktarını azaltarak, bileşimini değiştirerek ve
kimyasal ya da mekaniksel engeller kullanarak sağlanır.
Gıdanın miktarını azaltmak
Zararlı böceklerin gereksinimi olan gıdanın azaltılması ya da yetersiz hale getirilmesi,
özellikle orman ürünlerini korumada etkili bir savaş yöntemidir. Bu, ürünü çabuk kullanma, yeni
kesilmiş tomrukların kabuklarını soyma ve artık metaryalin yok edilmesi ile gerçekleştirilir.
Tomruk ve diğer orman ürünlerinin kısa süre içerisinde kullanılması, bu materyalleri böcek
zararından korumanın en emin yoludur. Fakat bu basit koruma yönteminin ne kadar sık olarak
dikkatten kaçtığı ya da ihmal edildiğide bir gerçektir. Bir ağaç kesildikten ya da öldükten kısa bir
süre sonra böcek saldırılarına karşı hassaslaşır. Kesilen ağacın floem ve diriodun kısmı kurudukça,
odunda yaşayan böcekler için daha az çekici olur. Odunu böcek ve fungus zararından korumanın
en etkili yollarından biri, onu kesilir kesilmez kullanmak, gecikmeden yangın, böcek, rüzgâr ve
diğer etkenlerden kurtarmaktır. Buna çabuk işlem denir. Eğer ağaçlar bir ilkbahar yangını sonucu
ölmüşlerse, çabuk kullanma problemi tamamen ortadan kalkar; çünkü ağaçlar yangından birkaç
hafta sonra odun delici böceklerin saldırısına uğrar. Buna karşı yine de ağaçları kurtarmaya hemen
başlamak gerekir.; fakat ağır kayıplardan kaçınılamaz. Diğer taraftan, eğer ağaçlar yazın ya da
sonbaharda ölürse, ertesi yılın ilkbaharına kadar önemli şekilde zarar görmez. Bu durumda odunu
zarar görmeden kurtarmak için yeterli zaman mevcuttur.
Örneğin, Floksera’ya karşı Amerikan anaçlarının kullanılması iyi sonuçlar vermiştir. Amasya
elması da Eriosoma lanigerum (Hausman) (Homoptera, Pemphigidae) (Elma ağacı kan biti)’a
karşı dayanıklıdır.
Ormancılıkta da böceklere karşı dayanıklı ya da bağışık türler ya da ırklar yetiştirmeğe
çalışılmaktadır. Bu konuda LARSEN, yalnız fungus değil, böceklere karşı da dayanıklı fertlerin ağaç
ıslahçılarına büyük ipuçları verdiğini belirtmektedir. Fakat şimdiye kadar ki çalışmalar daha ziyade
funguslara karşı dayanıklı türler ve ırklar üzerinde yoğunlaştırılmış ve şimdiden iyi sonuçlar
alınmağa başlanmıştır. Örneğin, Kestane mürekkep hastalığı, Pytophthora cambivora (Petri)
Buism. (Perenosporales, Pythiceae)’ya karşı Çin kestanesi (Castanea pumila Miller) iyi sonuçlar
vermiştir.
Bitki Nöbetleşmesi
Kültürel önlemlerin diğer bir yöntemi de bitki nöbetleşmesini (münavebe) uygulamaktır.
Bitki nöbetleşmesinin bazıları zararlılarla savaşa hizmet ederler. Özellikle uzun hayat dönemine ve
sınırlı konukçuya sahip türlerle gelişmelerinin bazı dönemlerinde oldukça hareketsiz olan zararlılara
karşı nöbetleşme ile iyi bir surette savaşılabilir. Ürünün değişmesi bu tür zararlıların besin
kaynaklarını sınırlar. Hayat dönemi uzun olan böceklerden Telkurtları ve Mayıs böceği larvaları bu
tipe iyi birer örnektirler. Fakat bu yöntem yayılma yeteneği fazla olan ya da göç eden (göçmen)
200
böcekle karşı etkili olmamaktadır. Tarımda özellikle ekin-sebze nöbetleşmesi ya da bunun aksi
yapılabileceği gibi, buna bir de köklü bitki katılarak iyi bir sonuca ulaşılabilir.
13-6 Biyolojik Savaş
Geçmiş zamanlardan beri, bir yerde zararlı böcek afeti meydana geldiğinde, entomologlar
dikkatlerini asalak, yırtıcı patogenlerin faaliyetlerine yöneltmişlerdir. Bu nedenle adı geçen
organizmaların zararlılarla savaşta kullanılması çok önceleri başlamıştır. Bu organizmaların
özellikle zararlı orman böceklerine karşı kullanılması fikri oldukça çekici bulunmuştur. Zira, eskiden
orman böcekleriyle savaşın çok güç olduğu ve bunlarla başa çıkılamayacağı kabul edilirdi. Bugün
bile zararlılarla savaşta bu organizmalardan yararlanmanın ne kadar güç olduğu anlaşılmış
bulunmaktadır. Fakat yinede bu alanda büyük çabalar sarfedilmektedir. Birçok organizmalar, kitle
üremesi yapan ya da yapma olasılığı olan böceklerin olağanüstü çoğalmasını önleyici birer etken
olarak doğada rol oynarlar. İşte böcek populasyonu, dolayısıyla böcek zararını azaltmak için canlı
organizmalardan (yerli ya da yabancı) yararlanmak suretiyle yapılan savaşa biyolojik savaş denir.
201
Biyolojik Savaşın Geçmişi
Biyolojik savaşta Predatör (Yırtıcı) böceklerden yararlanma diğer organizmalardan daha
eskidir. Bu hususta Asya’da yırtıcı karıncalardan yararlanıldığı ve narenciye zararlılarına karşı ilk
defa Milattan sonra yaklaşık 900 ve 1200 yıllarında kullanıldığı bilinmektedir. Arabistan’da her yıl
dağlık mıntıkalardan getirilen yırtıcı karınca kolonileri hurma ağaçlarında zarar yapan başka bir
karınca türüne karşı kullanılmıştır.
Hindistan’dan 1762 yılında Mauritius’a nakledilen Acridotheres tristis (L.) (Mynah kuş)
(Passeres, Sturnidae), çekirgelerden Nomadacris septemfasciata (Serv.) (Acrididae) ile savaşta
başarılı olmuştur. Hemiptera’lardan Picremeus bidens (L.) (Pentatomidae) 1776 yılı civarında
Avrupa’da Cimex lectularis (L.) (Cimicidae) ile savaş için tavsiye edilmiştir. İngiltere’de bağ
sahipleri, faydalı Gelin böceklerini (Coleoptera, Coccinellidae) yiyen kuşları tarlalarından
uzaklaştırma çarelerine başvurmuşlardır. Bitki ve seralardaki Afit’lerle savaşmak için Gelin
böceklerinden yararlanılmıştır. BOISGIRAUD, 1840 yılında Fransa’da Kavak’larda zarar yapan
Lymantria dispar (L.) tırtıllarıyla savaşmak için fazla miktarda Koşucu böceklerden Calosoma
sycophanta
(L.)
(Coleoptera,
Carabidae)’dan
yararlanılmıştır.
1844
yılında,
Jamaika’dan
Barbados’a nakledilen Bufo marinus (L.) (Anura, Bufonidae), zararlılarla savaşta kullanılmıştır.
Zararlı böceklerle savaşta asalaklardan yararlanmanın geçmişi ise oldukça yenidir. Bu
hususta ALDROVONDI ilk defa 1602 yılında Pieris brassicae (L.) (Lepidoptera, Pieridae) tırtılları
içinde Apanteles glomeratus (L.) (Hymenoptera, Braconidae)’un yaşadığını tespit etmiş, fakat bu
durum daha sonra yaklaşık 1700 yılında VALLISNIERI tarafından değerlendirilmiştir. Bundan sonra
RAEUMUR, DEGEER, ERASMUS DARWIN (CHARLES DARWIN’in babası), HARTIG gibi ilim adamları
asalaklar üzerinde çalışmışlardır.
Asalaklarla biyolojik savaşta ilk beynelmilel transfer PLANCHON ve RILEY tarafından 1873
yılında yapılmış ve bir Amerika asalağı olan Rhizoglyphus phylloxerae Riley (Acarina,
Tyroglyphidae) bağlarda zarar yapan Floksera ile savaşmak üzere Fransa’ya nakledilmiştir. 1874
yılında Bitki bitleriyle savaşmak üzere Coccinella undacimpunctata (L.) (Coleoptera, Coccinellidae),
İngiltere’den Yeni Zellanda’ya nakledilmiştir. SOUNDERS, 1882’de ABD’nde mevcut asalaklardan
Trichogramma minitum Riley (Hymenoptera, Chalcididae)’u Kanada’ya ithal etmişlerdir. RILEY,
Lahana kelebeği tırtıllarıyla savaşmak üzere, 1883 senesinde İngiltere’den ABD’ne Apanteles
glomeratus’u nakletmiştir.
Geçmişteki deneyimlerden sonra, bu konuda yapılan ilk büyük çalışma torbalı koşnil, Icerya
(Pericerya) purchasi (Mask.) (Homoptera, Margarodidae)’ye karşı 1888 yılında Avusturalya’dan
Kaliforniya’ya nakledilen Cryptochaetum iceryae (Will.) (Diptera, Agromyzidae) ile Gelin
böceklerinden Rodolia (novius) cardinalis (Muls.) (Coleoptera, Coccinellidae)’in kullanılmasıyla
yapılmıştır. Bundan sonra ABD’nde çok geniş bir alanda yapılan en büyük biyolojik savaş projesi
Lymantria dispar’a karşı olmuştur. Son 70 yıl içinde 50’den fazla yırtıcı ve asalak böcek, dünyanın
202
birçok ülkesinden ABD’ne ithal edilmiştir. Bunlar içinde 10 asalak ve 2 yırtıcı, Lymantria dispar
afetlerine karşı yararlı sonuçlar vermiştir. Aynı durum, diğer memleketlerde de yapılmaktadır.
Yukarıda özet olarak verilen çalışmalar, mekaniksel ve kimyasal savaş yanında biyolojik
savaşın da varlığını ve önemini tanıtmaktır. Bugün birçok ülkeler bu savaşın gelişmesi için lüzumlu
ve haklı çabalara koyulmuşlardır.
Biyolojik Savaşın Problemleri
Bu savaş yöntemi, diğer yöntemlerle kıyasla en zor ve en çok bilgi isteyen savaş yöntemidir.
Bu savaşta kullanılacak etkili türün, o yörenin ekolojik koşullarına uyması gerekir. Bu nedenle
biyolojik savaşta kullanılacak yararlı türlerin seçiminde dikkatli olmalı ve tüm titizlik gösterilmelidir.
Biyolojik savaşta kullanılacak organizmalar genellikle üç kaynaktan sağlanır. Bu kaynaklarla
bunlar hakkındaki bilgiler aşağıda özet olarak verilmiştir.
1.Yararlı organizmaların ülke dahilinden sağlanması. Bir zararlı ile biyolojik savaşta önce o
zararlının doğal düşmanlarının iyi bir şekilde saptanması gerekir. Bunlar arasında bazıları bizzat
bulundukları yerlerden alınarak böceğin zarar yaptığı mıntıkaya yerleştirilirler. Örneğin, Formica
rufa (L.) (Kırmızı orman karıncası) (Hymenoptera, Formicidae) grubu böceklerin yuvaları
kraliçelerle birlikte alınarak yeni yörelerine monte edilir. Diğer bazıları da örneğin asalaklar, eğer
doğadan yeterli ölçüde sağlanamazsa, bunlar özel yetiştirme laboratuarlarında çoğaltılırlar.
Bundan sonra gerekli yerlere bırakılırlar. Burada şunu da unutmamak gerekir ki, yararlı türün,
zararlı böceğin hangi hayat döneminde etkili olduğu iyi bilinmeli ve buna göre araziye
bırakılmalıdır.
2. Biyolojik savaşta kullanılacak etken grupların diğer ülkelerden ithal edilmesi. Bu husus,
genellikle, o yörede doğal düşmanları bulunmayan ekzotik zararlılar için uygulanmaktadır. Burada
ithali yapılacak yararlı tür, ya bulunduğu ülkeden bizzat doğadan ya da oradaki laboratuarlarda
yetiştirilerek sağlanır. Bu türler ithal edilecek ülkelerde de yetiştirilebilirler. Lymantria dispar’ın
ABD’deki biyolojik mücadelesi.
3. Biyolojik savaşta rol oynayan diğer canlıların korunması. Birçok canlı grubu, örneğin
kuşlar, memeliler, zararlı böceklerle beslenirler. Bunların yaşam ortamlarında korunmaları biyolojik
savaşın önemli bir kısmını oluşturmaktadır.
Yukarıda adı geçen hususların sağlanması oldukça zor bir iştir. Bu nedenle biyolojik savaşa
karar vermeden önce, etkili türlerden sağlanacak yararın önceden tartışılarak saptanması gerekir.
Biyolojik Savaşta Kullanılan Etken Gruplar
İnsanoğlu biyolojik savaşta çeşitli canlılardan yararlanmaktadır. Bunlar arasında en
önemlileri böceklerdir. Böcekler dışında etken gruplarla yapılan biyolojik savaşlarda arzulanan
203
başarı sağlanamamıştır. Bu gruplardan ancak, doğada yayılma ve yaşamalarına yardımcı olmak
suretiyle yararlanmak şimdilik uygulanabilecek en iyi yöntem olarak görülmektedir.
Çok çeşitli bir organizma grubu gıda ve çevre koşullarını değiştirmek, salgın hastalıkların
çıkmasına öncülük etmek ya da böcekleri yemek suretiyle faydalı rol oynarlar. Bunları 4 ana
grupta toplamak mümkündür.
Mikroorganizmalar
Doğada böceklerin hastalanmasına neden olan ve sonra onları öldüren, orijini bakteri,
fungus, virüs ya da Protista olan birçok mikroorganizmalar mevcuttur. Bunların zararlı böceklerle
savaşta
kullanılması
üzerine
birçok
memleketlerde
geniş
araştırmalar
ve
uygulamalar
yapılmaktadır.
Bakteriler
Birçok bakteriler böceklerde kitle halinde ölümlere neden olurlar. Fakat bu bakterilerin pek
çoğundan yapay yollarla yararlanmak mümkün olmamıştır. Bunlardan yalnız birkaç tanesi biyolojik
savaşta iyi sonuçlar vermiştir.
Böceklerle ilişkisi olan en önemli bakteri grupları aşağıda verilmiştir.
Familya
Cins
----------------
-----------------
Enterobacteriaceae
Serratia, esherichia
Pseudomonododaceae
Pseudomonas
Bacillaceae
Bacillus
Bunlardan Bacillus pluton White arı larvalarında çok yaygın olan Bozuk kurt hastalığı’nı
meydana getirir. Aerobacter aerogenes var. acridiorum d’Her. (Eubacteriales, Entorobacteriaceae)
türü, Dociostaurus maroccanus (Thunb.) (Orthoptera, Acrididae) bağırsaklarında bulunur; nemli
ve soğuk havalarda ölüme sebep olur. Flacheri hastalığı da ipek böceklerinde, Bombyx mori (L.)
(Lepidoptera, Bombycidae), vücuttaki maddelerin sıvılaşmasına neden olur.
Böceklerde önemli zarara neden olan bakteriler daha ziyade spor meydana getiren gruptur.
Bu tip bakteriler ormanlardaki zararlı böcekler üzerinde önemli rol oynarlar. Bazı mevsimlerde tüm
konukçularının her ferdini öldürürler. Yapılan araştırmalarda sporların kuraklığa ve yüksek sıcaklığa
karşı çok dayanıklı olduğunu göstermiştir. Fakat spor vermeyen bakteriler ekstrem fiziksel
koşullara oldukça hassastırlar. Bu çalışmalar sonunda böceklerle savaşta spor veren bakterilerden
yararlanma tavsiye edilmektedir.
Son yıllarda oldukça yüksek Patogenik bakteri olan Bacillus thuringiensis Berliner
thuringiensis’e büyük önem verilmiştir. Bunun biyolojik savaşta bakterilerin çoğundan daha fazla
ümit verici olduğu saptanmıştır. Bu bakterinin sporları, doğada uygulanmak üzere toz, ıslanabilir
204
toz ya da sıvı prepatlar halinde piyasada mevcuttur. Bu sporların püskürtüldüğü böcekler,
sporların içindeki bir zehirli madde (toksin) nedeniyle ölürler. Fakat bu basil, böcekler arasında
bulaşıcı hastalık durumu yani epizootic yaratmaz. Basilin her defasında, diğer insektisidlerle olduğu
gibi, yeniden uygulanması gerekir. Bu bakteri ile özellikle tırtıllara karşı başarılı bir şekilde savaşılır
ve selektif (seçici) olduğundan yararlı türleri öldürmez.
Bacillus thuringiensis (or Bt) is a Gram-positive, soil-dwelling bacterium, commonly used as
a biological pesticide; alternatively, the Cry toxin may be extracted and used as a pesticide. B.
thuringiensis also occurs naturally in the gut of caterpillars of various types
of moths and butterflies, as well on leaf surfaces, aquatic environments, animal feces, insect rich
environments, flour mills and grain storage facilities.[1][2]
During sporulation, many Bt strains produce crystal proteins (proteinaceous inclusions), called δendotoxins, that have insecticidal action. This has led to their use as insecticides, and more
recently to genetically modified crops using Bt genes. Many crystal-producing Bt strains, though,
do not have insecticidal properties.[3]
Discovery and mechanism of insecticidal action
B. thuringiensis was first discovered in 1901 by Japanese biologist Ishiwata Shigetane.[4] In
1911, B. thuringiensis was rediscovered in Germany by Ernst Berliner, who isolated it as the
cause of a disease called Schlaffsucht in flour moth caterpillars. In 1976, Robert A. Zakharyan
reported the presence of a plasmid in a strain of B. thuringiensis and suggested the plasmid's
involvement in endospore and crystal formation.[5][6] B. thuringiensis is closely related
to B.cereus, a soil bacterium, and B.anthracis, the cause ofanthrax: the three organisms differ
mainly in their plasmids. Like other members of the genus, all three are aerobes capable of
producing endospores.[1] Upon sporulation, B. thuringiensis forms crystals
of proteinaceous insecticidal δ-endotoxins (called crystal proteins or Cry proteins), which are
encoded by cry genes.[7] In most strains of B. thuringiensis, the cry genes are located on
a plasmid (in other words, cry is not a chromosomal gene in most strains).[8][9][10]
Cry toxins have specific activities against insect species of the orders Lepidoptera (moths and
butterflies), Diptera (flies and
mosquitoes), Coleoptera (beetles), Hymenoptera (wasps, bees, ants and sawflies)
and nematodes. Thus, B. thuringiensis serves as an important reservoir of Cry toxins for
production of biological insecticides and insect-resistant genetically modified crops. When
insects ingest toxin crystals, the alkaline pH of their digestive tract denatures the insoluble
crystals, making them soluble and thus amenable to being cut with proteases found in the insect
gut, which liberate the cry toxin from the crystal.[8] The Cry toxin is then inserted into the insect
gut cell membrane, forming a pore. The pore results in cell lysis and eventual death of the
205
insect.[11][12] Research published in 2006 has suggested the midgut bacteria of susceptible larvae
are required for B. thuringiensis insecticidal activity.[13]
In 2000, a novel functional group of Cry protein, designated parasporin, was discovered from
non-insecticidal B. thuringiensis isolates.[14] The proteins of parasporin group are defined as
"Bacillus thuringiensis and related bacterial parasporal proteins that are non-hemolytic but
capable of preferentially killing cancer cells". As of January 2013, parasporins comprise six
subfamilies (PS1 to PS6).[15]
Use of spores and proteins in pest control
Spores and crystalline insecticidal proteins produced by B. thuringiensis have been used to
control insect pests since the 1920s and are often applied as liquid sprays.[16] They are now
used as specific insecticides under trade names such as Dipel and Thuricide. Because of their
specificity, these pesticides are regarded as environmentally friendly, with little or no effect
on humans, wildlife, pollinators, and most other beneficial insects and are used in Organic
farming.[17]
Bacillus thuringiensis serovar israelensis, a strain of B. thuringiensis is widely used as
a larvicide against mosquito larvae, where it is also considered an environmentally friendly
method of mosquito control.[18]
Formulations of Bt that are approved for organic farming in the US are listed at the website of
the Organic Materials Review Institute (OMRI)[19] and several university extension websites offer
advice on how to use Bt spore or protein preparations in organic farming.[20][21]
Use of Bt genes in genetic engineering of plants for pest
control
The Belgian company Plant Genetic Systems (now part of Bayer CropScience) was the first
company (in 1985) to develop genetically engineered (tobacco) plants with insect tolerance by
expressing cry genes from B. thuringiensis.[22][23]
Usage
In 1995, potato plants producing Bt toxin were approved safe by the Environmental Protection
Agency, making it the first pesticide-producing crop to be approved in the USA.[25] For current
crops and their acreage under cultivation, see genetically modified crops.
Insect resistance
In November 2009, Monsanto scientists found the pink bollworm had become resistant to the
first generation Bt cotton in parts of Gujarat, India - that generation expresses one Bt
gene,Cry1Ac. This was the first instance of Bt resistance confirmed by Monsanto anywhere in
the world.[26][27] Monsanto immediately responded by introducing a second generation cotton with
multiple Bt proteins, which was rapidly adopted.[26] Bollworm resistance to first generation Bt
cotton was also identified in the Australia, China, Spain and the United States.[28]
206
[edit]Secondary
pests
Several studies have documented surges in "sucking pests" (which are not affected by Bt toxins)
within a few years of adoption of Bt cotton. In China, the main problem has been
withmirids,[29][30] which have in some cases "completely eroded all benefits from Bt cotton
cultivation”.[31] A 2009 study in China concluded that the increase in sucking pests depended on
local temperature and rainfall conditions and increased in half the villages studied. The increase
in insecticide use for the control of these secondary insects was far smaller than the reduction in
total insecticide use due to Bt cotton adoption.[32] Another study published in 2011 was based on
a survey of 1,000 randomly selected farm households in five provinces in China and found that
the reduction in pesticide use in Bt cotton cultivars is significantly lower than that reported in
research elsewhere, consistent with the hypothesis suggested by recent studies that more
pesticide sprayings are needed over time to control emerging secondary pests, such as aphids,
spider mites, and lygus bugs.[33]
Similar problems have been reported in India, with both mealy bugs[34][35] and aphids[36] although
a survey of small Indian farms between 2002 and 2008 concluded that Bt cotton adoption has
led to higher yields and lower pesticide use, decreasing over time.[37]
[edit]Possible
problems
Further information: Genetically modified food controversies
[edit]Lepidopteran toxicity
The most publicised problem associated with Bt crops is the claim that pollen from Bt maize
could kill the monarch butterfly.[38] This report was puzzling because the pollen from most maize
hybrids contains much lower levels of Bt than the rest of the plant[39] and led to multiple follow-up
studies.
The initial study apparently was flawed by faulty pollen-collection procedure; researchers fed
nontoxic pollen mixed with anther walls containing Bt toxin.[40] The weight of the evidence is that
Bt crops do not pose a risk to the monarch butterfly.[41] Monarch butterflies have no innate
relationship to maize crops in the wild, and are not believed to consume maize pollen (or pollen
of related plants) in either life stage.
[edit]Wild maize genetic mixing
A study published in Nature in 2001 reported that Bt-containing maize genes were found in
maize in its center of origin, Oaxaca, Mexico.[42] In 2002 Nature "concluded that the evidence
available is not sufficient to justify the publication of the original paper."[43] A significant
controversy happened over the paper and Nature's unprecedented notice.[44][45]
A subsequent large-scale study, in 2005, failed to find any evidence of genetic mixing in
Oaxaca.[46] A 2007 study found that "transgenic proteins expressed in maize were found in two
(0.96%) of 208 samples from farmers' fields, located in two (8%) of 25 sampled communities.
Mexico imports a substantial amount of maize from the US, and due to formal and informal seed
networks among rural farmers, there are many potential routes of entrance for transgenic maize
into food and feed webs."[47] A study published in 2008 showed some small-scale (about 1%)
introduction of transgenic sequences in sampled fields in Mexico; it did not find evidence for or
207
against this introduced genetic material being inherited by the next generation of
plants.[48][49] That study was immediately criticized, with the reviewer writing that "Genetically any
given plant should be either non-transgenic or transgenic, therefore for leaf tissue of a single
transgenic plant, a GMO level close to 100% is expected. In their study, the authors chose to
classify leaf samples as transgenic despite GMO levels of ∼0.1%. We contend that results such
as these are incorrectly interpreted as positive and are more likely to be indicative of
contamination in the laboratory."[50]
[edit]Disproven link to colony collapse disorder
As of 2007, a new phenomenon called colony collapse disorder (CCD) began
affecting bee hives all over North America. Initial speculation on possible causes ranged from
new parasites to pesticide use[51] to the use of Bt transgenic crops.[52] The Mid-Atlantic Apiculture
Research and Extension Consortium published a report in March 2007 that found no evidence
that pollen from Bt crops is adversely affecting bees.[53] The actual cause of CCD remains
unknown, and scientists believe that it may have multiple causes.[54]
[edit]See
also

Biological insecticides

Western corn rootworm

Genetically modified food
References
1.
^ a b Madigan M, Martinko J (editors) (2005). Brock Biology of Microorganisms (11th ed.).
Prentice Hall.
2.
^ Nicolette du Rand. Isolation of Entomopathogenic Gram Positive Spore Forming Bacteria
Effective Against Coleoptera. Submitted in fulfillment of the requirements for the degree of Doctor of
Philosophy. University of KwaZulu-Natal, Pietermaritzburg, South Africa. July 2009 [1]
3.
^ Roh, JY; Choi, JY; Li, MS; Jin, BR; Je, YH (2007). "Bacillus thuringiensis as a specific, safe,
and effective tool for insect pest control". Journal of microbiology and biotechnology 17 (4): 547–
59. PMID 18051264. edit
4.
^ Roh JY, et al. (2007) Bacillus thuringiensis as a specific, safe, and effective tool for insect
pest control. J Microbiol Biotechnol. 17(4):547-59.
5.
^ Zakharyan R.A et. el. (1979). "Plasmid DNA from Bacillus thuringiensis". Microbiologiya 48
(2): 226–229. ISSN 0026-3656.
6.
^ Thomas Clement Cheng,(1984) Pathogens of invertebrates: application in biological control
and transmission mechanisms, Society for Invertebrate Pathology Meeting Volume 7 page 159 [2]
208
7.
^ Circkmore N. "Bacillus thuringiensis toxin nomenclature". Archived from the original on 9
October 2008. Retrieved 2008-11-23.
8.
^ a b Stahly D.P (1984). "Biochemical Genetics of the Bacterial Insect-Control Agent Bacillus
thuringiensis: Basic Principles and Prospects Engineering.". Biotechnol. Genet. Eng. Rev. 2: 341–
63. ISSN 0264-8725.
9.
^ Clayton C. Beegle and Takhashi Yamamoto (1992). "INVITATION PAPER ( C. P.
ALEXANDER FUND) : History of Bacillus thuringiensis berliner research and development". Canadian
Entomologist 124 (4): 587–616.doi:10.4039/Ent124587-4.
10.
^ XU Jian, LIU Qin, YIN Xiang-dong and ZHU Shu-de (2006). "A review of recent
development of Bacillus thuringiensis ICP genetically engineered microbes". Entomological Journal of
East China 15 (1): 53–58.
11.
^ Babu M, Geetha M. "DNA shuffling of Cry proteins". Retrieved 2008-11-23.
12.
^ Dean D.H. ( October 1984)."Biochemical Genetics of the Bacterial Isect-Control Agent
Bacillus thuringiensis:Basic Principles and Prospects for Genetic Engineering". Biotechnology and
Genetic Engineering Reviews-vol.2,341-363.
13.
^ Broderick NA, Raffa KF, Handelsman J (October 2006). "Midgut bacteria required for
Bacillus thuringiensis insecticidal activity". Proc. Natl. Acad. Sci. U.S.A. 103 (41): 15196–
9. Bibcode 2006PNAS..10315196B.doi:10.1073/pnas.0604865103. PMC 1622799. PMID 17005725.
14.
^ Mizuki E et al (2000) Parasporin, a Human Leukemic Cell-Recognizing Parasporal Protein
of Bacillus thuringiensis Clin Vaccine Immunol 7(4):625-634
15.
^ Official Website of the Committee of Parasporin Classification and Nomenclature Accessed
Jan 4, 2013
16.
^ Lemaux, Peggy (February 19, 2008). "Genetically Engineered Plants and Foods: A
Scientist's Analysis of the Issues (Part I)". Annual Review of Plant Biology 59: 771–
812. doi:10.1146/annurev.arplant.58.032806.103840.PMID 18284373. Retrieved 9 May 2009.
17.
^ Staff (19 February 2003) Bt Toxins, Used By Organic Farmers As An Environmentally Safe
Insecticide, Found To Kill Parasitic Roundworms UC San Diego, Division of Biological Sciences,
Retrieved 26 July 2012
18.
^ Poopathi S and Abidha S (2010) Review: Mosquitocidal bacterial toxins (Bacillus
sphaericus and Bacillus thuringiensis serovar israelensis): Mode of action, cytopathological effects and
mechanism of resistance Journal of Physiology and Pathophysiology 1(3):22-38, November 2010
209
19.
^ http://www.omri.org/simple-opl-search/results/BACILLUS%20THURINGIENSIS BT
formulations at OMRI]
20.
^ Caldwell B et al. October 2005 MATERIAL NAME: BACILLUS THURINGIENSIS
(BT) Resource Guide for Organic Insect and Disease Management. ISBN 0-9676507-2-0
21.
^ W.S. Cranshaw for Colorado State University Extension Service. Updated November 02,
2012. Bacillus thuringiensis Fact Sheet
22.
^ Höfte H, de Greve H, Seurinck J (December 1986). "Structural and functional analysis of a
cloned delta endotoxin of Bacillus thuringiensis berliner 1715". Eur. J. Biochem. 161 (2): 273–
80. doi:10.1111/j.1432-1033.1986.tb10443.x. PMID 3023091.
23.
^ Vaeck M, Reynaerts A, Hofte A (1987). "Transgenic plants protected from insect
attack". Nature 328 (6125): 33–7.Bibcode 1987Natur.328...33V. doi:10.1038/328033a0.
24.
^ Jan Suszkiw (November 1999.). "Tifton, Georgia: A Peanut Pest Showdown". Agricultural
Research magazine.Archived from the original on 12 October 2008. Retrieved 2008-11-23.
25.
^ Genetically Altered Potato Ok'd For Crops Lawrence Journal-World - 6 May 1995
26.
^ a b Cotton in India
27.
^ Pallava Bagla. (2010) Hardy Cotton-Munching Pests Are Latest Blow to GM Crops Science
327(5972): 1439[3]
28.
^ Tabashnik BE et al (2008) Insect resistance to Bt crops: evidence versus theory Nature
Biotechnology 26: 199 - 202[4]
29.
^ Lu Y et al (2010) Mirid Bug Outbreaks in Multiple Crops Correlated with Wide-Scale
Adoption of Bt Cotton in China. Science 328(5982):1151-4[5]
30.
^ Susan Lang, Cornell Chronicle "Profits die for Bt cotton in China" Retrieved on 2009-4-6
31.
^ Wang, S et al (2008) Bt-cotton and secondary pests. International Journal of Biotechnology
10: 113–121[6]
32.
^ Wang ZJ et al (2009) "Bt Cotton in China: Are Secondary Insect Infestations Offsetting the
Benefits in Farmer Fields?" Agricultural Sciences in China 8(1):83–90[7]
33.
^ Zhao JH, et al (2011) Benefits of Bt cotton counterbalanced by secondary pests?
Perceptions of ecological change in China. Environ Monit Assess. 173(1-4):985-94[8]; Erratum
published 2012 Aug 5.[9]
34.
^ Bhaskar Goswami, InfoChange "Making a meal of Bt cotton" Retrieved on 2009-4-6
210
35.
^ India Times "Bug makes meal of Punjab cotton, whither Bt magic?" Retrieved on 2009-4-6
36.
^ Stone, G. D. (2010). "Field versus Farm in Warangal: Bt Cotton, Higher Yields, and Larger
Questions". World Development 39 (3): 387–398. doi:10.1016/j.worlddev.2010.09.008.
37.
^ Krishna, V. V.; Qaim, M. (2012). "Bt cotton and sustainability of pesticide reductions in
India". Agricultural Systems107: 47. doi:10.1016/j.agsy.2011.11.005. edit
38.
^ Losey JE, Rayor LS, Carter ME (May 1999). "Transgenic pollen harms monarch
larvae". Nature 399 (6733): 214.Bibcode 1999Natur.399..214L. doi:10.1038/20338. PMID 10353241.
39.
^ Mendelsohn M, Kough J, Vaituzis Z, Matthews K (September 2003). "Are Bt crops
safe?". Nat. Biotechnol. 21 (9): 1003–9. doi:10.1038/nbt0903-1003. PMID 12949561.
40.
^ Hellmich RL, Siegfried BD, Sears MK (October 2001). "Monarch larvae sensitivity to
Bacillus thuringiensis- purified proteins and pollen". Proc. Natl. Acad. Sci. U.S.A. 98 (21): 11925–
30. Bibcode 2001PNAS...9811925H.doi:10.1073/pnas.211297698. PMC 59744. PMID 11559841.
41.
^ "Bt Corn and Monarch Butterflies". USDA Agricultural Research Service. 2004-0329. Archived from the original on 6 November 2008. Retrieved 2008-11-23.
42.
^ Quist D, Chapela IH. (2001) "Transgenic DNA introgressed into traditional maize landraces
in Oaxaca, Mexico." Nature. 14(6863):541-3.[10]
43.
^ Kaplinsky N, et al (2002) "Biodiversity (Communications arising): maize transgene results in
Mexico are artefacts." Nature 416(6881):601-2; discussion 600, 602. Epub 2002 Apr 4.[11]
44.
^ http://www.pbs.org/now/science/genenature.html
45.
^ http://www.organicconsumers.org/articles/article_17133.cfm
46.
^ Ortiz-García S, et al (2005) "Absence of detectable transgenes in local landraces of maize
in Oaxaca, Mexico (2003-2004)." Proc Natl Acad Sci U S A. 2005 Aug 30;102(35):12338-43.[12]
47.
^ Serratos-Hernández, JA et al (2007) "Transgenic proteins in maize in the Soil Conservation
area of Federal District, Mexico" Frontiers in Ecology and the Environment 5: 247–252. [13]
48.
^ Piñeyro-Nelson A, et al 2009, epub 2008) "Transgenes in Mexican maize: molecular
evidence and methodological considerations for GMO detection in landrace populations." Mol Ecol.
18(4):750-61.[14]
49.
^ http://www.nature.com/news/2008/081112/full/456149a.html
50.
^ Schoel B, Fagan J. (2009) "Insufficient evidence for the discovery of transgenes in Mexican
landraces." Mol Ecol. 2009 Oct;18(20):4143-4; discussion 4145-50. Epub 2009 Sep 28.[15]
211
51.
^ "ARS : Questions and Answers: Colony Collapse Disorder". ARS News. 2008-0529. Archived from the original on 5 November 2008. Retrieved 2008-11-23.
52.
^ Latsch G (2007-03-22). "Are GM Crops Killing Bees?". Spiegel
(International). Archived from the original on 5 December 2008. Retrieved 2008-11-23.
53.
^ Galen P. Dively (2007-03-28). "SUMMARY OF RESEARCH ON THE NON-TARGET
EFFECTS OF BT CORN POLLEN ON HONEYBEES". Retrieved 2010-01-12.
54.
^ http://news.bbc.co.uk/1/hi/sci/tech/7925397.stm 'No proof' of bee killer theory
Funguslar
Fungusların bulaştığı böcekler hastalanarak çok kere kısa ya da uzun bir süre sonra ölürler.
Fakat funguslar, orman böcekleriyle savaşta başarılı sonuç vermezler. Çünkü, asalak funguslar
oldukça sıcak ve nemli koşullarda böcek afetlerine karşı etkili olurlar. Bunun sonucu olarak,
funguslara gereksinim duyulduğu epidemilerde, mevcut nem oranı ya çok az ya da hiç yoktur. Bu
durum fungusların gelişmesine engel olur. Fakat nemli periyotlarda, mevcut fungus inekulumu,
orman böceklerinin çoğalmasını engelleyici rol oynar.
Böcekleri öldüren funguslar uzun süre saprofit olarak yaşarlar. Koşulların uygun olduğu
durumlarda, mevcut olan inekulum canlı böceklere saldırıya hazır durumdadır.
Funguslardan böceklerde zarar yapan türler genellikle Zygomycetes, Ascomycetes ve
Deuteromycetes sınıflarına dâhildirler.
Sınıf Zygomycetes (Zigomisetler): Bu sınıfa bağlı funguslar böceklerin özellikle karın
boşluğunda gelişirler. Bunlardan Entomophthorales takımına dâhil Entomophthora türleri
Orthoptera,
Coleoptera,
Lepidoptera,
Hymenoptera
ve
Diptera
türlerinin
gelişim
dönemlerinde zararlı olurlar. Bazı Entomophthora türleri aşağıda verilmiştir.
Entomophthora muscae (Cohn) Fries: Karasineklerde zarar yapar. Bu fungusun meydana
getirdiği hastalık her yıl, özellikle ilkbaharda meydana çıkar. Bu hastalıktan ölen sinekler duvar ve
pencere kenarlarında, etrafına beyaz konidiler saçılmış olarak görülürler.
Entomophthora grylli (Fries) Thaxt: Çekirgelere ve özellikle nemli geçen yıllarda
Anadolu’daki Calliptamus italicus italicus (L.) (Orthoptera, Acrididae)’da zarar yapar. Bu fungus
1930 yılında samsun mıntıkasındaki çekirgelerin salgın halinde hastalanarak ölmesine neden
olmuştur.
Entomophthora aulicae Reich: Lymantria dispar (L.) (Lepidoptera, Lymantriidae)’in
tırtıllarına zarar yapar.
Sınıf Ascomycetes (Askomisetler): Bu sınıfın Hypocreales takımına dâhil Berkelella,
Nectria ve Ophionectria; Clavicipitales (Hypomycetales) takımından Cordyceps özellikle önemli
cinslerdir. Bunlardan hemen 200 türü kapsayan Cordyceps, çeşitli Lepidoptera, Coleoptera,
Homoptera, Diptera, Hymenoptera ve Orthoptera türlerinde zarar yaparlar. Örneğin,
212
Cordyceps militaris Lk. Nemli orman topraklarındaki tırtıl ve pupalara, örneğin Çam keseböceği
tırtıllarına geçerek onları öldürür. Cordyceps entomorrhiza Fries’da çeşitli böceklerin larvalarında
zarar yapar.
Form-Sınıf Deutoromycetes (Enfeksiyon etmeni funguslar): Bu form-sınıfa dâhil
Acremonium, Beauveriia, Isaria ve Metarrhizium cinslerine bağlı türler çok önemlidir. Bunlardan
Isaria farinosa Fries çeşitli tırtıl ve pupalara, özellikle toprakta kışladıkları sırada zarar yaparlar.
Gerek orman, gerekse tarım alanlarındaki ölü toprak örtüsü birçok fungusları ve fungusların
zararlı oldukları böcekleri barındırır. Fungusların yaşaması için gayet elverişli bir zemin oluşturan
bu örtü korunarak hastalığa neden olan fungusların yaşaması ve devamlılığı sağlanabilir.
Virüsler
Birçok
virüslerin
böceklerin
hastalanmasına
neden
olarak
afetleri
kontrol
ettikleri
bilinmektedir. Virüsler, genellikle mekanik olarak bir konukçudan diğerine yumurta koymak
suretiyle nakledilir. Çiğneyici ağız parçalarına sahip böcekler özellikle yaprak yiyenler, virüs
enfeksiyonlarına
daha
hassastırlar.
Bu
hususta
yaprak
yiyen
Lepidoptera
tırtıllarıyla
Hymenoptera’nın yalancı tırtılları fazla zarar görürler. Bu virüsler, genellikle 2-3 yılda bir
meydana çıkan epidemilerde çoğalarak birçok larvayı öldürür ve böylece böcek afetini ortadan
kaldırırlar. Virüs hastalıkları hakkındaki ilk bilgimiz 1889 yılında Avrupa’da Lymantria monocha (L.)
(Lepidoptera, Lymantriidae) Wipfel hastalığı’nın bulunması üzerine yapılan çalışmalarla
başlamıştır. Daha sonra 1907’de, aynı tip bir hastalık ABD’nin New England eyaletinde Lymantria
dispar (L.) populasyonu üzerinde müşahade edilmiştir. Ölen larvaların solgun bir görünümde
olması nedeniyle buna solgun hastalığı adı verilmiştir.
Solgun hastalığı, alınan gıda ile böcek vücuduna ulaşır. Virüs vücuda yerleşince, genellikle
kan hücreleri ve bazı dokuları öldürür. Hasta larva önce uyuşuk bir durum alır ve sonra yemesine
son verir. Ölmeden önce, ağacın tepesine tırmanır ve arka bacaklarına asılı olarak ölür. Dokuları
koyulaşır, ayrışır ve vücutları sıvı haline geçer. Nihayet, küçük parçalara ayrılır ve ağaçta kurur.
Virüslerin orman böcekleriyle savaşta kullanılması, ABD’nde 1976 yılına kadar deneme
döneminde idi. Sonra Çevre Koruma Dairesi Orgyia pseudotsugata (McDunn.) (Lepidoptera,
Lymantriidae) larvalarına karşı Baculovirus cinsinin bir Nucleopolyhedrous virüs (NPV)’unu
kullanma iznini aldı. Böylece bu virüs hakkındaki uygulama yöntemleri, çevre ve insan sağlığının
korunması, kalıntı miktarı gibi hususlar üzerinde yoğun çalışmalar bulunmaktadır. NPV ile
Lymantria dispar’a karşı da savaşmak için 1978’de izin alınmıştır.
Virüslerle biyolojik savaş yapmak için genellikle hastalığın etkisiyle (Polyhedrosis) ölmüş
tırtıllar kullanılır. Bu tırtılların ezilmesiyle hazırlanan süspansiyon epidemi alanına püskürtülür.
The nuclear polyhedrosis virus (NPV) which belongs to the sub group Baculoviruses is
a virus affecting insects, predominantly moths and butterflies. It has been used as a pesticide for
crops infested by insects susceptible to contraction. Though commercialization of the viral
213
pesticide is slow as the virus is very species specific, making it effective under certain
circumstances.
The virus strain itself is protected in a polygonal structured capsid. This enables the virus to
infect cells more easily, and aids in reproduction of the virus. When the capsid is broken down
within a host, virus strains are released and begin reproduction. Once there is a significant build
up of virus, symptoms become noticeable.
Heliothis sp. is a cosmopolitan insect pest attacking at least 30 food and fibre yielding crop
plants. They have been controlled by the application of NPV's Baculovirus heliothis. In 1975,
Environmental Protection Agency, U.S.A. registered the B.heliothis preparations.
Related Science Fiction: This virus is not dangerous to humans, but in the novel The Cobra
Event by Richard Preston, the strain was altered with the Variola Minor virus (small pox) to
create a highly contagious and lethal neurovirus called the ‘Cobra Virus’ – which affected
humans as well as insects.
Symptoms
Symptoms are:[citation needed]

Discoloration (brown and yellow)

Stress (regurgitation)

Decomposition (liquification)

Lethargy (slow-moving to no movement at all. Refusal to eat)
The virus enters the nucleus of infected cells, and reproduces until the cell is assimilated by the
virus and produces crystals in the fluids of the host. These crystals will transfer the virus from
one host to another.
The host will become visibly swollen with fluid containing the virus and will eventually die turning black with decay.
Transmissibility
The virus is unable to affect humans in the way it affects insects as our cells are acid-based,
when it requires an alkaline-based cell in order to replicate. It is possible for the virus crystals to
enter human cells, but not replicate to the point of illness.
It is transferred from insect to insect through crystals in all of their bodily emissions. As the virus
is in the crystal-like capsid, it requires to be broken down by the alkaline digestive system of the
insects to be released.
Mortality in infected insects is nearly 100%
Bleach and ultra-violet light have been found to prove effective in killing the virus.
214
[edit]Applications
Lymantria dispar,commonly known as gypsy moth, is a serious pest of forest trees. It has been
successfully controlled by gypsy moth Baculovirus i.e. NPV preparations. There are another pest
of forest trees, the species of sawfly (Neodiprion sertifer, N. lecontei, N. pratti pratti, etc.), which
have been successfully controlled by their NPV's.NPV's have also been commercially produced
against Brassica pest (Trichoplusia) and cotton pest (Spodoptera litura) under the name biotrolVTN and biotrol-VSE respectively.
[edit]References
http://www.bio.davidson.edu/.../virusstructure.html [1]
http://www.geocities.com/rainforest/2153/np.html [2]
http://www.nysaes.cornell.edu/ent/biocontrol/pathogens/viruses.html [3]
http://www.answers.com/topic/nuclear-polyhedrosis-virus?cat=technology [4]
A Text Book Of Biotechnology by R.C.Dubey ISBN 81-219-2608-4
"The Cobra Event" - Richard Preston
Protista’lar
Bu grup içinde orman böcekleriyle ilişkili önemli türler bulunmaktadır. Bunlardan Pristophora
schubergi Zwölfer, çeşitli böceklerin tırtıl, pupa ve erginlerine, özellikle Euproctis chrysorrhoea (L.)
ile Lymantria dispar (L.)’ın tırtılları zarar yapar. Hastalanan tırtılların orta sindirim borusu süt gibi
beyaz bir renk alır. Bu hastalığın ekonomik önemi büyüktür. Arazide yapılan araştırmaların birinde
Lymantria dispar’ların %70’inin ve Euproctis chrysorrhoea’ların da %84’ünün bu hastalığa
yakalanmış olduğu tespit edilmiştir. Pristophora schubergi’nin asalak böcekler kadar ekonomik
önemi mevcuttur.
Bundan başka, Haplosporidium typographi Weiser’nin, Avrupa kabuk böceklerinden Ips
typographus (L.)’u enfekte ettiği bilinmektedir.
Böcek yiyen Vertebreta’lar Sonraya
alınacak
Bu grup içerisinde özellikle kuşlar ve memeliler, zararlı böceklerle savaşta büyük rol
oynayarak dikkat çekmektedir. Bunların bazı orman böcekleri populasyonu üzerinde etkili oldukları
bilinmektedir. Buraya dâhil önemli hayvanlar aşağıda verilmiştir.
Balık ve Amphibia’lar
215
Böceklerin balık, kurbağa ve semenderler için önemli gıda kaynağı olduklarına dair bol
literatür mevcuttur. Fakat Balık ve Amphibia’ların böcek populasyonu üzerindeki etkilerine dair
ancak birkaç literatür vardır. İnsan sağlığı ve rekreasyon alanları için zararlı olan sivrisineklerle
savaşta
sivrisinek
balıkları,
Gambusia
affinis
Baird
and
Girard
(Cyprinodontiformes,
Poeciliidae) kullanılmaktadır. Bu balıktan aynı amaçla Çukurova yöresinde de yararlanılmaktadır.
Bu balığın bir biyolojik savaş aracı olarak geniş bir şekilde kullanıldığı bilinmektedir. Bu balık
ABD’nin Virginia ve Kaliforniya eyaletleriyle Hawai Adalarında, Avrupa, Afrika ve Malezya’da
başarılı sonuçlar vermiştir. Fakat bu balığı kullanmada bazı sorunlar mevcuttur. Bunlardan bazıları
şunlardır:
yetiştirmenin
pahalı
oluşu,
soğuk suda meydana gelen ölümler, yerli
balık
populasyonuna olan etkileri vb. Bufo marinus
Kuşlar
Tüm Vertebreta’lar içinde, kuşlar en önemli böcek yiyen hayvanlardır. Birçok kuş türü tüm
hayatları boyunca sadece böcek yiyerek geçinirler. Bunlar arasında kırlangıçlar ve gece atmacaları
anılabilir. Birçok tohum yiyen kuşlar da, yuva dönemlerinde böcek yerler. Zira tohum yiyen
böcekler, yuvalarını böceklerin fazla oldukları dönemlerde yaparlar ve böcek populasyonunun
azalmasında önemli rol oynarlar. Bu nedenle ormancılar yararlı kuş türlerini yalnız korumakla
kalmayıp, aynı zamanda kışın yemlemek ve yuva yapabilmelerine sağlamak amacıyla uygun yerler
hazırlamak suretiyle onları korumalıdır.
Kuşların besin gereksinimlerini tespit etmek için ya midelerini tetkik etmek, ya da bunları
böcekle beslemek gerekir. Bu hususta yapılan araştırmaların birinde 2 adet Karabaş, Parus major
(L.) (Passeres, Paridae)’in saat 6’dan 19’a kadarki 13 saatlik süre içinde 187 Malacosoma
neustria (L.) (Lepidoptera, Lasiocampidae) ve Earias chlorana (L.) (Söğüt örücüsü)
(Lepidoptera, Noctuidae) pupasını yedikleri tespit edilmiştir. Bir başka denemede de 1 adet
Mavi karabaş, Parus coeruleus (L.)’ın günde 1000’den fazla böcek yumurtası yediği görülmüştür.
Böcek yiyen kuşlar arasında Cuculus canorus (L.) (Guguk kuşu) (Cuculi, Cuculidae) başta
gelmektedir. Yapılan bir araştırmada, bir Guguk kuşunun midesinde 2 cm uzunluğunda 88 adet
Thaumetopoea processionea (L.) (Meşekeseböceği) tırtılı ve bir başkasının midesinde de 110 adet
Tortrix viridana (L.) (Yeşil meşe bükücüsü) tırtılı ile 10 tane Mayıs böceği bulunmuştur.
Yukarıda adı geçen türlerden başka Sığırcık (Sturnus vulgaris), Bülbül, İspinoz, Çoban
aldatan, Turna nevileri, Ağaçkakan (Dendrocopos major), Leylek, Tavuk, hindi vb. böcek yiyen
başlıca kuşlardır.
Böceklerle geçinen kuşlar, Biosönoze’nin önemli üyeleri olduklarından doğadaki ahengin
devamı için çok lüzumludurlar. Fakat böcek yiyen kuş türlerinin bir böcek epidemisini tamamen
ortadan kaldırması hiçbir zaman beklenemez.
Kuşların bu yararlı faaliyetleri, böceklerin fazla bulunmadığı normal zamanlarda yaptıkları
önleyici etkilerinde görülür.
216
Böcek yiyen kuşların bir yöreden diğer bir yöreye nakledilmesi pratikte iyi sonuçlar
vermemiştir. Bazı türler getirildikleri yeni alanlarda çoğalmışlar ve yerli türlere arzulanmayan bir
ortak olarak onların miktarını azaltmışlardır.
Böceklerin zararlı etkilerini önlemek için, böceklerle geçinen kuşları korumak çok önemli bir
tedbirdir. Bunun pratik bir şekilde gerçekleştirilmesi için aşağıdaki hususların sağlanmasına
çalışılmalıdır.
1.
Böcek yiyen kuş türlerinin yuva yapabilmesi için ormanın ve ağaçların
uygun yerlerine yapay kuş yuvaları asmalıdır. ABD’nde yapılan bir araştırmaya göre,
yapay kuş yuvalarının konulduğu ormanlarda Coleotechnites milleri (Busck) adlı Yaprak
delicisinin miktarının %30 azaldığı saptanmıştır. Fakat yapay kuş yuvalarının her yıl
temizlenmesi gerektiği unutulmamalıdır.
2.
Açıkta üreyen kuşların yuva yapabilmelerini kolaylaştırmak üzere kuş
koruma ağaçları denilen fazla dallı bitkiler yetiştirilmelidir.
3.
Ötücü kuşların düşmanları ile savaş etmelidir.
4.
Kuşları kışın fena havalarda yemlemelidir.
Memeliler
Hemen hemen tüm karnivor hayvanlar böcek yerler. Birkaçı da sadece tamamen böcek ve
diğer Arthropod’larla geçinirler. Diğer taraftan insektivor olmayan bazı memeliler birçok orman
böceklerini öldürürler. Örneğin, yapılan bir araştırmada tarla farelerinin, bazı yıllarda ve bazı belirli
alanlarda, asalak böcekleri öldürdükleri kadar Pristiphora erichsonii (Htg.) (Hymenoptera,
Tentredinidae) kokanlarıda tahrip ettikleri saptanmıştır.
Hayatlarının tamamını ya da bir kısmını toprak altında ya da toprak üstünde geçiren
böcekler, Insectivora (Kirpi, köstebek, sivri fareler) ve Rodentia gruplarına dâhil hayvanlar
tarafından yenilirler. Buna karşın memeli hayvanlar, gerek tür, gerekse fert sayısı bakımlarından
böceklerin ölümlerine neden olan diğer hayvanlara oranla daha azdır. Bununla beraber memeli
hayvanlardan bazıları belirli zararlı böcekleri yemek suretiyle önemli derecede yararlı olurlar.
Örneğin, Yarasa (Chyroptera=Parmak kanatlılar), Sivri fare (Sorex sp.), Köstebek, Tilki, Porsuk,
bazen Sincap ve Gelincik gibi hayvanlar böcek yerler. Bu hususta yarasalar kadar yabani ve ehli
domuzlar da önemlidirler. Yaban domuzları toprakta yaşayan ve kışı toprak içinde geçiren zararlı
böcekleri ve özellikle mayıs böceği larvalarını yerler. Ehli domuzların yalnız uzun hortumlusu, yani
fazla ıslah edilmemiş olan ırkı topraktaki böcekleri yemektedir.
Böcek yiyen memeli hayvanları dar bir görüşle tamamen yok etmek doğru değildir. Böcek
yiyen memeli hayvanlara, ormanda yapılacak böceklerle savaş programında önem verilmelidir.
12-9 Predatör (Yırtıcı) Arthropoda’lar
Genellikle zararlı hayvanları parçalamak suretiyle hayatlarını sürdüren hayvanlara predatör
(Yırtıcı=Avcı) denir. Bunlar arasında zararlı böcekleri parçalayarak yiyen birçok Arthropoda
217
(Eklem bacaklılar) türleri mevcuttur. Bu hayvanlar avlarına bağlı değildirler. Gelişmeleri süresince
birden fazla, hatta pek çok av ile beslenirler.
Önemli bir yırtıcı Arthropoda grubu orman böcekleri üzerinde yaşayarak onların miktarını
azaltıcı rol oynar. Bunların önemlileri aşağıda verilmiştir.
Örümcekler ve akarlar
Arthropoda’ların böcekler sınıfı dışında bulunan örümcekler (Araneida) ve akarlar
(Acarina) ormanda önemli predatörler arasında bulunurlar. Genel gözlemler bunların önemli
olduklarını göstermekte ise de oynadıkları roller üzerindeki çalışmalar oldukça azdır.
Ormanda yaşayan yararlı örümcek grupları zararlı böcekleri, özellikle kelebek tırtılları ve
yaprak bitlerini yerler. Örümceklerin böcek yiyen kuşlardan daha yararlı oldukları bildirilmektedir.
ABD’nde yapılan bir araştırmada, Choristoneura fumiferana (Clem.) (Lepidoptera, Tortricidae)
epidemilerindeब örümceklerin 0.4 hektarlık bir alanda 75000 adede ulaştığını göstermiştir.
Ağ ören örümcekler sadece uçan böcekleri değil, aynı zamanda özellikle kendilerini ağaçtan
ipeğimsi iplikle boşluğa salıveren küçük larvaları da yakalar. Avcı örümcekler, genellikle böcek
populasyonunun fazla oldukları yörelerde avlanırlar. Dünyanın en obur hayvanı olarak bilinirler. Bu
enteresan hayvanlar hakkındaki çalışmaların yoğunlaştırılması bizlere yeni ve enteresan bilgiler
sağlayacaktır.
Ayrıca, çok çeşitli bir akar grubunun orman böceklerini yiyerek yararlı oldukları
bilinmektedir. Fakat bunlar hakkında da yeterli çalışmalar mevcut değildir. Akarların Lepidosaphes
ulmi (L.) (Homoptera, Diaspididae) koşnillerinin yumurtalarını yedikleri ve ayrıca çeşitli kabuk
böceklerinin yumurta ve larvaları üzerinde yaşadıkları bilinmektedir.
Bugün Türkiye’de de çok çeşitli bir akar grubunun yaşadığı saptanmıştır. Fakat bunların
zararlı böceklerle olan ilişkileri hakkındaki aydınlatıcı bilgiler azdır.
Predatör böcekler
Böcekleri yemek suretiyle geçinen predatör böcekler, asalak böceklerle beraber, doğada
bozulan dengeyi tekrar meydana getirmek hususunda oldukça önemli rol oynarlar. Dünyada
yüzlerce yırtıcı böcek türü, diğer böcekler üzerinde yaşarlar. Bu böceklerin bağlı olduğu önemli
takımlar aşağıda verilmiştir.
218
An antlion lies in wait under its pit trap, built in dry dust under a building, awaiting
unwary insects that fall in. Many pest insects are partly or wholly controlled by other
insect predators.
219
Takım: Orthoptera (Düz kanatlılar); Bu takım mümessilleri genellikle tarım ve bazen de
orman alanlarında zararlı olurlar. Fakat bazıları, örneğin Mantidae (Peygamber develeri) çeşitli
böceklerin tırtıllarını yiyerek geçinirler. Mantis religiosa Peygamber devesi
Takım: Hemiptera (Yarım kanatlılar); Fitofag olan bu türler bitkilerin özsuyunu (besin
suyu) emerler. Fakat birçok familyalar tamamen predatör olarak yaşarlar. Bunlar arasında
Reduviidae, Phymatidae, Pentatomidae ve Miridae familyaları söylenebilir.
Takım: Neuroptera (Sinir kanatlılar); Bu takımın Chrysopidae ve Hemerobiidae
familyalarının larvaları ve erginleri afid ve adelgid’leri parçalayarak yerler. Myrmelon formicarius
Karınca arslanı
Takım: Coleoptera (Örtük kanatlılar); Çeşitli böcekleri parçalayarak yiyen önemli türleri
kapsar. Bu türler genellikle Carabidae, Cicindelidae, Coccinellidae, Cleridae ve Ostomidae,
Rhizophagidae familyalarına dâhildir.
Carabidae (Koşucu böcekler) türleri larva ve ergin dönemlerinde çeşitli böcekleri
parçalayarak yerler. Önemli türleri arasında Calosoma sycophanta (L.) ve Procerus scabrosus Oliv
mevcuttur. Campodeid tip larva Calosoma sycophanta (L.) Thaumetopoea pityocampa Çamkese
böceğinin biyolojik mücadelesinde kullanılmaktadır.
Cicindelidae (Kum böcekleri) türleri dünyanın hemen her tarafında yaşarlar. Larvaları
kumlu topraklarda açtıkları deliklerin ağzında pusu kurarak yakınlardan geçen avları yakalarlar.
Türkiye’deki türler Cicindela cinsine dâhildirler. Cicindela campestris ve Cicindela sylvatica
Coccinellidae (Uğur böcekleri) türlerinin larva ve erginleri, bitkilerin yaprak ve dalları
üzerinde serbest dolaşarak yaprak bitlerini, kalkanlı bitleri kelebek tırtıllarını ve çeşitli böceklerin
larvalarını yerler. Bu böceklerin gıda gereksinimleri fazladır. Rodolia cardinalis, Torbalı koşnil,
Pericerya purchasi’e karşı kullanılmaktadır. Coccinella 7-punctata uğur böceği
Planococcus citri (Turunçgilunlubiti)’nin Cryptoleamus montrouzerii ile biyolojik mücadelesi
yapılmaktadır.
Cleridae (Alacalı böcekler)’lerin larva ve erginleri çeşitli kabuk böceklerinin larva ve
erginleri üzerinde yırtıcılıkla geçinirler. Bunlar arasında en önemlisi Thanasimus (Clerus)
formicarius (L.)’dur.
Ostomidae (Kemirici böcekler) türleri genellikle predatör olup ağaçların kabukları altında
yaşar. Bu familyadan Temnochila caerulea Oliv. Yapraklı ve iğne yapraklı ağaçların kabukları
altında yaygındır.
Rhizophagidae familyası Dendroctonus micans’ın özgün predatörü Rhizophagus grandis
biyolojik mücadelede kullanılmaktadır.
Takım: Hymenoptera (Zar kanatlılar); bu takımın Formicidae (Karıncalar) familyasından
Formica rufa (L.), Kırmızı orman karıncası, tırtıllar, yaprak arılarının larvaları, kelebek, arı, böcek
yumurtaları ve pupaları ile daha birçok
zararlılar üzerinde yırtıcılıkla geçinirler. Sedir yaprak
kelebeği Acleris undulana’nın biyolojik mücadelesi için yuvaları bulunmadığı alanlara taşınmaktadır
(tarnsplante) edilmektedir.
220
221
13-10 Parazitoid (Asalak ) böcekler
Parazit (Yunanca para= yanında, sitos=besin) , ya belirli bir süre, ya da tüm hayatı
boyunca, doğal olarak kendinden daha kuvvetli başka bir canlının üzerinde ya da içinde yaşar,
organizmanın zararına gelişir ve çoğalır. Paraziti taşıyan canlıya konukçu (=konakçı) denir.
Parazitleri ve bunların konukçuları ile olan ilişkilerini araştıran ilim dalı Parazitoloji’dir.
Parazitoloji’nin böcekleri inceleyen dalına Böcek Parazitolojisi denir. Ayrıca Tıbbi Parazitoloji ve
Veteriner Parazitolijisi de vardır.
222
Orman böceklerinin tüm düşmanları arasında entomologların en fazla dikkatini çekenler
parazit (asalak) böceklerdir.
Parazitler konukçusunun bazen ısı şeklindeki enerjisinden, bazen de onun besin,hücre,
ferment ve hatta hormonlarından yararlanır. Bunlar yaşayışları yönünden konukçularına
bağlıdırlar. Gelişmelerini tamamlamak için çoğu kez bir konukçu yeterlidir.
Parazitlerin erginleri görünüşte büyük farklılıklar arzederler. Fakat larva dönemleri hayret
edilecek derecede aynıdır. Hepsi bacaksız, ağız parçaları fazla azalmış ya da iz halindedir. Kısaca,
gıdalarını en kolay biçimde alabilmek için gerekli yaşam koşullarına uymuşlardır. Bunlara vücut
parçalarını azaltarak spesialize olmuş hayvanlar da denir.
Bir böceğin asalakları her yerde aynı olmayıp, çeşitli yerlerde farklıdırlar. Belirli bir yörede,
belirli bir zararlı böceğin çeşitli hayat dönemlerine zarar yapan asalaklara o böceğin asalak
topluluğu denir. Bir böceğin fazla üreyememesi için, onun asalak topluluğunun tam olması gerekir.
Zararlı böceğin çeşitli hayat dönemlerinde zararlı olan asalaklardan onun çoğalmamasında en fazla
rol oynayanına baş asalak denir.
Parazitliğin çeşitleri
Parazitleri, değişik özellikler dikkate alınarak gruplandırmak mümkündür. Bu grupların
önemlileri aşağıda verilmiştir.
Konukçu dönemlerine göre: Parazitler böceklerin çeşitli hayat dönemlerindeki zararlarına
göre isimlendirilirler. Örneğin, yumurta, larva, larva-pupa, pupa ve ergin parazitleri. Parazitlerin en
etkilileri, böceklerin ilk hayat dönemlerinde yaşayanları, yani yumurta, larva ve larva-pupa
parazitleridir.
Beslenme durumlarına göre: Parazitler hayvanda bulundukları yere göre dış (ekto) ve iç
(endo) parazit olmak üzere ikiye ayrılır. Dış parazitler konukçunun dış yüzeyinde ya da derisi
altında yaşarlar; genellikle kan emerek geçinirler. Örneğin, bit, tahtakurusu, uyuz böceği vb. iç
parazitler ise konukçunun içerisinde yaşarlar. Örneğin, tırtıl sinekleri.
Konukçu miktarına göre: Parazit böcekler bazen bir konukçu türle sınırlıdırlar:
Monofagus parazit. Bazıları birbirine yakın türlerde yaşayabilir: Oligofagus parazit. Bazıları da
çeşitli türlerle beslenirler: Polifagus parazit.
Parazitoid grupları
Genellikle, diğer böcekler üzerinde parazit olarak yaşayan böcekler zararlı fertlerin miktarını
azalttığından dolayı insanoğlunun çıkarları açısından yararlı olarak adlandırılır. Fakat bu tip bir
genelleme tamamen doğru değildir. Zira parazitler, predatörler ve insanlara yararlı böcekler
üzerinde zarar yapan böceklerde mevcuttur. Böylece, bazı böcek parazitleri zararlı olabilir.
Parazitlerde zarar yapan parazitlere Hyperparazit denir. Bunlar parazitlerin kontrol etkisini
azaltırlar. Fakat bir konukçu içindeki parazitler arasındaki rekabet oldukça fazladır. Bir konukçuda
iki ayrı parazit olursa parazitlerden biri diğerini parçalar.
223
Böcek takımları içinde en fazla parazit böcek, Hymenoptera takımında bulunur. Bu
takımın, orman böcekleri üzerinde parazit olarak yaşayan türleri, iki büyük üst familyasının
üyeleridir. Ichneumonoidea ve Chalcidoidea ile Braconidae familyasına . Hymenoptera
takımından sonra parazit böceklerin bulunduğu ikinci büyük takım Diptera’dır. Bu takımdan
Tachinidae familyası çok önemli türleri kapsar.
Hymenoptera Takımı
Ichneumonoidea üst familyası
Chalcidoidea üst familyası
Braconidae familyası
Diptera Takımının
Tacnidae familyası
Hymenoptera: Ichneumonoidea. Binlerce türü içeren Ichneumonoidea’nin yüzlerce
türü
orman
böcekleri
üzerinde
parazit
olarak
yaşar.
Ichneumonoid’lerin
yumurtalarını
konukçularına koymak için ince uzun yumurta koyma boruları (Ovipozitor) mevcuttur. Türlerin
karakterleri ve biyolojileri detayda birbirinden ayrı ise de, aralarında önemli benzerlikler
mevcuttur.
Bu üst familyaya dahil parazit arıların ekserisinin larvaları, diğer böceklerin içinde ya da
üzerinde yaşarlar. Dişiler yumurtalarını kelebeklerin, toprak arılarının ve örtük kanatlıların larva ve
pupalarının, ender olarak ta yumurtalarının içerisine bırakırlar. Yumurtadan çıkan asalak larva,
konukçunun vücut maddesiyle geçinir ve olgunlaştıktan sonra ya konukçunun içinde ya da dışında
küçük bir koza içinde pupa olur. Pupa dönemi genel olarak kısa sürer. Asalak böceklerden
Sarcophaga, Pimpla ve Anomalon cinslerine dâhil türler, konukçu pupa haline geçtikten sonra
onu terk ederler. Demek ki, konukçu böcek parazit böceği larva döneminden başka pupa
evresinde de taşımaktadır.
Hymenoptera: Chalcidoidea. Bu üst familya, Ichneumonoidea üst familyasından daha
fazla tür içerir. Bu türlerin büyük kısmı diğer böcekler üzerinde asalak olarak yaşarlar. Bunlardan
bazılarının larvaları ektoparazit olup konukçunun dışında, bazıları da endoparazit olup konukçunun
içinde beslenirler.
Bu üst familyadan Trichogrammatidae familyası mümessilleri hemen hemen tamamen
yumurta parazitidirler. Bu familyadan, örneğin Trichogramma evanescens Westwood, 150’den
fazla Lepidoptera, Coleoptera, Hymenoptera, Neuroptera, Diptera ve Hemiptera türlerinde
zarar yapmakta ve bu parazitten birçok böceklerle biyolojik savaşta yararlanılmaktadır.
Yine aynı gruptan Enycrtidae familyası türleri, Coccidae (Homoptera) familyası
mümessillerinin iç paraziti, Aphelinidae familyası türleri ise Homoptera’ların dış parazitidir.
Eulophidae türleride birçok yaprak ve gövde delicilerinin dış paraziti olarak Diptera,
Lepidoptera, Hymenoptera ve Homoptera türlerinde yaşamakta ve bunlardan da biyolojik
savaşta geniş ölçüde faydalanılmaktadır.
Hymenoptera: Braconidae. Bu familyanın türleri genellikle tırtıl parazitleridirler. Dişi
erginler, tırtılların içine çok sayıda yumurta koyarlar. Yumurtadan çıkan larvalar, tırtılın iç
224
dokularında beslenirler ve konukçunun dışında ona yapışık ya da ayrı olarak pupa haline geçerler.
Bu gruba dâhil olan Aphidius ve Lysiphlebus cinslerinin türleri Aphidoidea türleri ile beslenirler
(Şekil 92).
Diptera: Tachinidae. Asalak Diptera’lar arasında, Tachinidae familyası türleri orman
zararlıları üzerinde en kuvvetli etkiye sahiptirler. Tachinidae türlerinin bazıları oviparous, bazıları
da larviparous’durlar. Oviparous türler genellikle yumurtalarını konukçusunun vücuduna sıkıca
yapıştırılır. Bundaki amaç, yumurtanın açılmasından önce silinip atılmasına engel olmaktır.
Larviparus türleri larvalarını, larvipositor (larva koyma borusu) vasıtasıyla konukçunun ya üzerine
ya da içine koyarlar.
Konukçu üzerine konan yumurtalardan çıkan larvalar, konukçu böceğin içine girerek onun
vücut maddesiyle geçinirler ve tamamen olgunlaştıktan sonra konukçuyu delip dışarıya çıkarlar.
Tachinidae türleri, sonuncu larva derisinden meydana gelen bir küpçük içinde pupa olduktan
sonra
erginleşirler.
Üzerine
yumurta
bırakılan
her
tırtılın
mutlaka
parazitleşmesi
gerçekleşmeyebilir. Çünkü böcek, bazen yumurta açılmadan önce deri değiştirmiş olabilir. Bununla
beraber Tachinidae türlerinin böcek afetlerinin sönmesinde büyük rol oynadıkları çok kere
görülmüştür.
Biyolojik Savaş Hakkındaki Düşünceler
Bugün için biyolojik savaş hakkındaki genel kanı şudur:
 Asalak ve yırtıcı böcek türleri, orman zararlı böcekleriyle savaşta mucize
yaratırlar.
 Bu böcekler uygun bir şekilde kullanıldıkları takdirde tüm böcek afetlerini ortadan
kaldırabilecek güçtedirler.
Ormancılar genellikle mıntıkalarında yeni bir böcekle karşılaşınca, problemin çözümü için
tüm yaklaşımlara ciddi önem verirler. Zararlıya karşı uygulanan biyolojik savaş süresi dikkate
alındığında CLAUSEN (1951) “genellikle yararlı organizmanın o yöreye yerleşmesi üç yıl içinde
gerçekleşmezse, başarı ümidi azdır” demektedir. Bu hususta COPPEL ve MERTINS (1977),
“genellikle yararlı böcek üç yıl içinde hiçbir yerleşme göstermezse, böcek salma gayretleri ya
başka bir türe ya da başarısız türün başka bir varyetesine harcanmalıdır” diyerek bu konuya
aydınlık getirmektedir.
Bu konuda özet olarak denilebilir ki, zararlı orman böcek populasyonlarını önlemek için
parazit ve predatörlerden yararlanmaya devam etmeliyiz. Fakat şu da bir gerçektir ki,
ormanlarımızı ilmi kurallara uyarak idare edersek, biyolojik yöntemleri, orman böcekleriyle savaşta
yapılacak bir programda kullanmaya gerek kalmaz.
225
13-11 Kimyasal Savaş
Zehir etkisi yapan maddeler (kimyasal bileşikler) kullanarak, bitkileri hastalık, zararlı ve
yabancı otlardan korumak ya da bu zararlıları en az düzeye indirebilmek için yapılan uğraşılara
Kimyasal Savaş adı verilir. Zehir, kimyasal ya da fiziksel-kimyasal özellikleri nedeniyle canlı
organizmalardaki fizyolojik olaylara uygun olmayan etki yapan maddedir. Zehirlilik derecesi de,
genellikle vücudun ağırlık birimine zarar veren ya da öldüren dozu belirlemek suretiyle tespit
olunur.
Kimyasal Maddelerin Çeşitliliği
Bugün Entegre Zararlı Düzenlemesi’ne (EZD) çeşitli dönemlerinde kullanılan 1000’in
üzerinde kimyasal bileşik mevcuttur. Bu bileşikler böcek, hastalık, vejetasyon ve hayvan
(Vertebreta) zararlarıyla savaşta kullanılmaktadır. Bu bileşikler genel olarak Pestisid (Bitki
Koruma İlacı)’ler olarak bilinir. Bu pestisidlerin %35’i insektisidleri oluşturur. Ayrıca böcek
hormanları (gelişmeyi düzenleyenler) ile davranış kimyasalları (yarı kimyasallar) da insektisidler
olarak sınıflandırılır.
Yapılan araştırmalar sonunda, ortaya çıkan birçok yan ve art etkilere karşı kullanılan ilaçlı
uygulamalar, bitki (orman) koruma savaş ve önlemleri içerisinde hemen ilk sırayı almaktadır.
Pestisid’ler etkiledikleri canlı grubuna göre adlandırılmaktadırlar.
İnsektisit
: böcek öldürücüler
Akarisid
: akar öldürücüler
Rodentisid
: kemirgen öldürücüler
Molluskisid : yumuşakça öldürücüler
Nematisid
: nematod öldürücüler
Bakterisid
: bakteri öldürücüler
Fungusit
: fungus öldürücüler
Herbisit
: Yabancı ot öldürücüler
Yukarıda adı geçen pestisid’lerden insektisid’ler bu dersin konuları içerisinde açıklanacaktır.
Diğerleri Zooloji, Koruma ve Fitopatoloji derslerinde ele alınacaktır.
Pratikte kullanılan pestisid’lerin büyük çoğunluğu bitkileri zararlılarla hastalık etmenlerinden
korumaktadır. Bu şekildeki ilaçlara Koruyucu (Protektif) İlaçlar denilmektedir. Bu ilaçlar
genellikle zararlı ya da hastalık etmeni görülmeden önce kullanılmaktadır. Zararlı ya da hastalık
etmenlerini tamamen ortadan kaldırmak için geliştirilmiş ilaçlar da vardır. Bunlara Eradikatif
İlaçlar denir. Toprağın sterilizasyonunda ve tohumların ilaçlanmasında kullanılanlar, genelde
Eradikatif niteliktedirler. Son zamanlarda ayrıca hastalık etmenlerinin zararına uğrayan bitkileri
iyileştiren Kuratif İlaçlar geliştirilmiştir.
226
İnsektisidlerin Tarihçesi
İnsektisidler, insanoğlu yazıyı bilmeden öncede kullanılmıştır. HOMER (M.Ö.: takriben 1000)
Zararlı-öldüren
sülfürden
bahsetmektedir.
CATO
(M.Ö.:
takriben
200),
bir
ziftin
kaynatılmasından çıkan gazın üzüm yapraklarına uygulanmasıyla onları böceklerden korumayı
tavsiye etmektedir. Romalılar zamanında insan biti ile savaşmak için Hellebore kullanılmıştır.
Yunan fizisyenlerinden DIOSCORIDES (M.S.: 40-90) arseniğin zehir etkisini biliyordu.
Çinliler M.S. 900 yıllarında, bahçe zararlıları ile savaşta arsenik sülfür kullanmışlardır. Hâlbuki
arsenik batı dünyasında ilk defa 1669 yılında, bal ile karıştırılarak karınca zehri olarak
uygulanmıştır. MARCO POLO, seyahatnamesinde, 1300 yılında deve uyuzuna karşı yağ
kullanıldığından bahsetmektedir. Tütün ilk defa 1690 yılında, armutlardaki Stephanitis pyri
Fabricius (Hemiptera, Tingidae) ile savaşta kullanılmıştır. Halen bile kullanma alanı olan
Pyrethrum (Piretrin), İranlılar tarafından 1800 yılından önce kullanılıyordu.
İnsektisidlerin modern şekilde kullanılması 1867 yılında Paris Yeşili’nin ilk defa Kolorado
patates böceği, Leptinotarsa decemlineata (Say) (Coleoptera, Chrysomolidae)’a karşı
kullanılmaya başlamıştır. 1939 yılına kadar hemen tüm insektisidler inorganik kimyasal
maddelerle birkaç bitkisel insektisidlerden oluşuyordu. Fakat DDT’nin 1939 yılında insektisid olarak
keşfedilmesi, böceklerle savaşta insektisidlerin yer almasına ve gelişmesine neden oldu. Bu
tarihten sonra o kadar çeşitli insektisid hazırlanmış ve kullanılmıştır ki, bunların sayısını bile tahmin
etmek zordur.
1941-42 yıllarında İngiliz ve Fransız araştırıcıları benzen hekzaklorürü ürettiler. Aynı periyot
içinde de Almanlar fosforlu insektisidleri bularak parathion, TEEP, malathion, demeton ve daha
birçoklarının gelişmesine önderlik ettiler.
13-12 İnsektisidlerin Sınıflandırılması
Yukarıda da açıkladığımız üzere, böcekleri öldüren maddeler için, Böcek Öldürücü İlaç
anlamında olmak üzere İ n s e k t i s i d deyimi kullanılır. Böceklerle savaşta kullanılan
insektisidler ve bunlarla hazırlanmış preparatlar çok çeşitlidir. Zamanla bunlara yenileri
eklenmekte ve birçokları da değerini kaybetmektedir.
Zararlı böceklerle savaşta kullanılan insektisidler çok çeşitli sınıflara ayrılabilir. Bunların
önemlileri aşağıda verilmiştir:
1.
Etki yollarına göre: Mide, temas ve solunum zehirleri;
2.
Etki tarzlarına göre: Solunum ve kan, yakıcı, hücre (Protoplasma) ve sinir
zehirleri;
3.
Kullanma şekillerine göre: Gaz (Fümigant), toz, püskürtme (sıvı) ve yem;
4.
Etki maddelerine göre: İnorganik, doğal organik ve yapay organik.
Bugün böceklerle savaşta kullanılan insektisidler genelde iki ana gruba ayrılabilirler.
 Organik bileşikler: karbon içeren insektisidler;
 İnorganik bileşikler: karbon içermeyen insektisidler.
227
Organik insektisidler de, aşağıda açıklanacağı üzere, birçok gruplara ayrılırlar. Örneğin,
klorlu hidro karbonlar, organik fosforlular, bitkisel vb. Halen doğada mevcut 105 elementin ancak
21 adedi insektisidlerin yapımında kullanılır. Bunların önemlileri karbon, hidrojen, oksijen, nitrojen,
fosfor, klor ve sülfürdür.
1.
Klorlu Hidrokarbonlar
2.
Organik Fosforlu Bileşikler
Etki Maddelerine Göre İnsektisidler
Bilimsel yönden yapılan en uygun bir sınıflandırmadır. Buna göre insektisidler:
1.
İnorganik maddeler: Arsenikli bileşikler, Kükürt ve bileşikleri, Bakırlı
bileşikler (Bakır Sülfat)
2.
Doğal organik maddeler:
a.
Bitkisel maddeler: Nikotin, Piretrin, Rotenon, Neem, Bitkisel
yağlar vb.
3.
4.
b.
Petrol yağları (Madensel yağlar)
c.
Katran yağları (Odunun damıtılması)
Yapay organik maddeler:
a.
Klorlu hidrokarbonlar: DDT, BHC, Toxaphen, Dieldrin vb.
b.
Organik fosforlu bileşikler: Parathion, Malathion, Clorthion vb.
Diğer yapay organik maddeler: Karbon sülfür, Siyan gazı vb.
IPM = Integrated Pest Management =Tüm Savaş =Zararlı Yönetimi
Tümleşik Savaş
228
Türkiye ormanlarında zarar yapan böcekler
GİRİŞ
Ormanlarımızda bulunan ağaç türleri, bulundukları yerlerin doğal türleri olmakla
birlikte, yüzyıllar boyunca yapılan düzensiz yararlanmalar ve tahripler yüzünden, pek
çok alanda dikey ve yatay doğrultulardaki yayılışlarını yitirmişlerdir (Aslankara, 1998).
Ülkemizdeki bütün ormanlar insan müdahalesine uğramış ve bundan etkilenmiş
durumdadır. (Pamay, 1962). Orman ağaçlarımızın gelişimi üzerinde her zaman için
cansız çevre faktörlerinin birinci derecede etkili olmadığı; ağaçların artımına neden olan
faktörleri ortaya çıkarmada öncelikle biyotik faktörlerin, özellikle insanların ormanlar
üzerindeki etki derecesinin bilinmesi gerekmektedir (Çepel ve ark., 1978). Köylerde
yaşayan nüfusun önemli bir bölümü yakacak odun gereksinimleri nedeniyle ormana
bağlıdır. (Anon., 2001).
Ormanlarımızın yapısal gelişimini ve niteliğini tayın eden bu koşullar, kabuk
böceği zarar boyutlarının da temel belirleyicileridir. Bu olumsuzlukların karşıtı olarak,
ülkemiz, kıta düzeyinde bir biyolojik çeşitliliğe sahiptir. Ormanlarımızdaki ağaçlar belirli
alanlardan sağlanan tohumların genotipine değil, doğadaki sınırsız varyasyonların ürünü
kalıtsal bir yapıya sahiptirler. Ormanlarımız, tüm olumsuz etkilerinin üstesinden
gelmede en etkin dayanaklar olan tür çeşitliliği, kalıtsal çeşitlilik ve yapısal çeşitlilik
bakımından yeterince zengindir.
Türkiye ormanlarında böcekler, mantarlar ve diğer canlılar tarafından meydana
getirilen zararlar içerisinde, böcek zararları çok önemli bir yer tutmakta ve bu nedenle
de
bu
konudaki
çalışmalar
daha
yoğunlaşmaktadır. Ormanlarımızda,
çok zararlı
böceklerle mücadele konusunda
50 dolayında böcek türü, çeşitli boyutlardaki
zararları ile etkili olmaktadır. Bu zararlılar ile yılda ortalama 500–800 bin ha alanda
mücadele
yapılmakta
ve
bu
faaliyetler
harcanmaktadır. Son 6 yıl içerisinde, zararlı
için
her yıl
2–4
milyon
ABD Doları
orman böcekleri 2 100 000 ha alanda
yaklaşık 1 900 000 m³ ağacın zayıf düşmesine ve kurumasına neden olmuştur (Anon.,
20003).
Bu çalışmanın amacı, ormanlarımızda zarar yapan kabuk böceklerinin zarar
durumu ve beslenme tercihleri ile salgınlarının temel nedenlerini tartışmak,
beslenme stratejisine sahip Dendroctonus micas (Kug.)
farklı
ve Ips typographus (L.)
(Coleoptera: Scolytidae)’un zarar boyutlarını örnek alarak bu değerlendirmeyi somut
verilere dayandırmaktır.
229
Orman Böceklerinin Zarar Durumu
Beslenme, barınma, savunma vb. etkinlikler bir organizmanın kendi varlığını,
üremesi ise türünün varlığını sürdürmesi içindir. Diğer canlılar gibi böcekler de
beslenme stratejilerinde bunu öne çıkarırlar. Böceklerin besin sağlama eğilimlerinde
sergiledikleri iki temel yönelim tarzı, “primer zararlı” veya “sekonder zararlı” olma
durumları olarak gösterilir.
Primer zararlılar, iyi bir fizyolojik konumdaki canlı ve sağlıklı ağaçlara saldıran ve
bu ağaçlarda yaşayabilen böceklerdir. Bunlar, temelde özsu emen ve yaprak yiyen
böceklerdir. Sekonder zararlılar ise, gelişme yetenekleri, az çok konukçunun yetersiz
fizyolojik durumu ile sınırlandırılan böceklerdir. Sekonder zararlılar,
uygun olduğunda büyük miktarlarda çoğalabilir ve
çevresel koşullar
zararlı olabilirler. Bunlar Kabuk
Böcekleri (Scolytidae), Teke Böcekleri (Cerambycidae), Süslü Böcekler (Buprestidae) ve
Odun Arıları (Siricidae) gibi yaklaşık tüm ksilofag (odunsu gövde veya gövde
kısımlarından beslenen) böcekleri kapsar (Escherichh, 1914; Bovey, 1971).
Primer ve sekonder zararlılar arasındaki ayrımı yapmak zordur. Bazı türleri
kategorize etmek güçtür. Örneğin, Ips sexdentatus ve Ips typohraphus gibi sekonder
zararlı gösterilebilen kabuk böceği türleri, büyük salgınlarında tamamen sağlıklı ağaçlara
saldırırlar ve primer zararlılar olurlar. Bu nedenle, çeşitli türlerin, doğrudan bu
kategorilerden birine veya diğerine ayrılmasının güçlükleri vardır (Kangas, 1950).
Sadece çok iyi fizyolojik koşullardaki sağlıklı ağaçlara saldıran, kesinlikle primer
doğadaki böcekler ile ölü odunla doğrudan ilişkili, kesinlikle sekonder doğadaki böcekler
arasında kalan ve devrik, hastalıklı veya ölmekte olan ağaçlardaki populasyonlara
karşılık gelen ara evreler vardır.
Ips sexdentatus, Ips typographus, Pityokteines curvidens, Tomicus minor, T.
piniperda, Orthotomicus erosus gibi çok yakından tanıdığımız kabuk böcekleri,
bulundukları ormanlarda çok sayıda devrik, kırık ve kesilmiş ağaçlar bulurlarsa çok iyi
gelişir ve hızla çoğalırlar. Kabuk böceklerinin, bu koşulları sağlayan durumlarda, neden
oldukları büyük yıkımlar yıllardan beri bilinmektedir. Bohemya (Çek Cumhuriyeti)’da 7
aralık 1868 tarihinde meydana gelen büyük kasırganın ve 26 Ekim 1870 tarihindeki
hortumun ardından Ips typographus’un bir poulasyon patlaması yapması sonucu
100,000 ha ladin ormanın tahrip olmuş ve bu populasyon patlaması ancak 1875 yılında
durdurulabilmiştir. Aynı tür İsviçre’de 1947-1948 yıllarında 663,000 metre küplük emval
kaybına neden olmuştur (Barbey, 1942). Ülkemizde, Ips sexdentatus’un 1928 yılında
Trabzon Yanbolu Vadisi-Santa ve Değirmendere Vadisi-Meryemana ladin ormanlarında
1928 yılında 250 000 m³ dolayındaki servet kaybı (Bernhard, 1935), 1930’lu yıllarda
yaklaşık bir milyon metre küpe ulaşmıştır (Schimitschek, 1947).
230
Orman Böceklerinin Zarar Şekilleri
Tarım alanlarında olduğu gibi, ormanlarda da mevcut böcek türlerinin yüzde
birinden daha azı gerçek zararlılardır. Çeşitli orman alanlarında, çok az, çoğunlukla
yarım ile bir düzine arasında değişen sayıdaki böcek türü “primer” zararlılar olarak rol
oynarlar. Sekonder karakterli kabul edilen, ancak çoğu kez primer konumda olan türler
da bunun içindedir.
Orman böceklerinin zarar şekilleri dört ana başlık altında toplanabilir.
Bazı böcek türlerinin etkileri, daha sonra, orman ağaçlarından yararlanma
sırasında, yapacak kalitedeki odunun bozulmasına öncülük edebilir. Bunun örnekleri
Pissodes cinsi hortumlu böcekler, Saperda carcharias gibi teke böceği türleri ve Platypus
cylindrus gibi diğer bazı kınkanatlılar ve Xyleborus veya Xyloterus cinsi ambrosia
böceklerdir. Binaların kerestelerinde ve mobilyalarda zarar yapan böcekler de bu
kategoriye eklenebilir. Örneğin ev tekeböceği, Hylotrupes bajulus ve mobilya böcekleri
olarak bilinen Anobidae türleri (Anobium punctatum) bunlardandır.
Diğer türler, ağaçların vejetatif kısımlarındaki tekrarlanan zararlarıyla ağacın
gelişimini engelleyen ve bu yolla artım kaybına neden olan böceklerdir. Bu çeşit zarara
neden olan böcekler, Çamkese böceği Thaumetopoea pityocampa, Sünger örücüsü
Lymantria dispar, Altınkıçlı kelebek Euproctis chrysorrhoea, Yeşil meşe bükücüsü Tortrix
viridana gibi, temelde Lepidoptera türlerdir. Bunlara yaprak arıları Neodiprion sertifer ve
Diprion pini ile Kızılağaç yaprak böceği Agelastica alni, kavak ve soğut yaprak böcekleri
Chrysomela populi, Chrysomela tremula gibi kınkanatlı yaprak böcekleri de eklenebilir.
Koniferler, yaprak tüketici böceklerin zararına, yapraklı türlere göre daha duyarlıdırlar.
Bunların iğne yapraklarını yenilemeleri yavaştır ve toptan yapraklarını kaybetmeleri,
canlılıklarını sürdürmelerine engel olabilir. Ayrıca, bu böceklerin zararını, ağaçları
öldürebilecek kabuk böceği zararları izleyebilir. Pineus orientalis, gibi özsu emen
böcekler, gelişimi azaltmada yaprak tüketici böceklerle aynı etkiye sahip olabilirler.
Tomicus minor, Tomicus piniperda gibi kabuk böcekleri ile Rhyacionia buoliana’nın uç
tomurcuk ve sürgünleri tahrip etmeleri büyüme kaybı ile sonuçlanır.
Bazı böcekler
ise, ağır istila hallerinde ağaçları kurutabilirler. Bu çeşit zarar,
Kabuk böcekleri gibi pek çok ksilofag tür tarafından, bazı koşniller tarafından meydana
getirilir. Ips typographus’un yanında Ips sexdentatus’un, Pityokteines curvidens’in ve
kısmen Dendroctonus micans’ın zararları bu çeşittir. Ülkemizde ve dünyanın büyük bir
kısmındaki ormanlarda karşı karşıya olunan en tehlikeli böcek zararı çeşidi de budur.
Diğer böcekler de, bitkilerde hastalık oluşturan virüs, mantar ve nematod gibi
organizmaların taşıyıcılarıdırlar. Özsu emen böcekler, kabuk böcekleri, teke böcekleri
orman ağaçlarında hastalık etmenlerinin taşınmasında rol alırlar. Kuzey Amerika’da,
231
çam türlerinde çok tehlikeli olan Çam odun nematodu, Bursaphelenchus xylophilus
(Nematoda: Aphelenchoididae), Çam tekeböceği, Monochamus carolinensis (Coleoptera:
Cerambycidae) tarafından taşınır. Bizim için en önemli örnek Scolytıs scolytus ile
Scolytus multistriatus tarafından Karaağaç ölümü hastalığı etmeni Ceratocystis ulmi adlı
mantarın taşınmasıdır. Kuzey Amerike’da bu mantarın taşınmasında, ikinci türe,
Hylurgopinus rufipes türü eşlik etmektedir.
Böcek Salgınlarının Temel Nedenleri
Bir böcek türünün zararlı olmasına neden olan etmenler çok çeşitlidir. Çoğu
iklimsel etkenlerdir. Bunlar, ya bitkileri böceklerin saldırısına daha az dayanıklı yapan bir
stres durumuna neden olarak ya da böceklerin üreme potansiyellerinde artışa
(doğurganlığın, hayatta kalma oranının arttırılmasına) neden olarak rol oynarlar.
Stres, bir bitkinin normal işlevlerini yürütmesini etkileyen ve potansiyel fiziksel ve
metabolik değişikliklere neden olan bir etkendir. Bir etken olarak stres, nispeten kısa bir
dönem için veya kalıcı bir şekilde rol oynar. Düşük verimlilik, toprakta çok yüksek veya
düşük pH düzeyleri, kuraklık, sel, atmosferik kirlenme (küresel ısınma ve iklim
değişiklikleri, ozon tükenimi) ile anormal düşük ve yüksek sıcaklıklar hepsi stres
etkenleridir. Bunlar içinde en önemli baskı unsuru su yetersizliği, yani kuraklıktır.
Kuraklık, ağaçları çeşitli şekillerde etkiler. Bu etkilerin en temel olanları, gelişmede
azalma (özellikle yaprakların, sürgünlerin ve yıllık halka genişliklerinin boyutlarında
azalma); yapraklarda sarımsı renge neden olan, klorofil sentezindeki değişiklikler;
terlemenin azalması nedeniyle sıcaklıkta yükselme; yapraklarda çözünebilir azot
bileşikleri düzeylerinde artış; böcekler tarafından duyulan sesler meydana getiren,
ksilemde bitki besisuyu sıvı kolonunda kesintiler; ozmotik basınçtaki değişmeler; uçucu
bileşiklerin dışarı verilmesi; ve koniferlerde reçine terpenlerinde değişmeler ve reçine
akıtma yeteneğinin azalması şeklinde sıralanabilir. Bu değişiklikler sonucu bitkinin
besinsel niteliği böcekler için iyileştirilmiş olur.
Fransa’da, 1976 yazındaki az rastlanır kuraklığın ardından, konifer ormanları
çeşitli kabuk böceklerinin istilasına uğramış ve pek çok alanda toplu kurumaların
olduğu, “ölü mevkiler” ortaya çıkmıştır. Bu kuraklık döneminde, ladindeki saldırılar
Pityogenes chalcographus, Dendroctonus micans ve onlara eşlik eden Ips typographus
tarafından meydana getirilmiştir. Göknarda, Pityokteines curvşdens’in zararı çoğunlukla
Cryphalus picea tarafından izlenmiştir. Çamlardaki zarara Ips sexdentatus, Tomicus
piniperda ve Ips acuminatus neden olmuştur. Bizim doğal türümüz olmayan lariks de
Ips cembrae’nın zararına uğramıştır. Diğer Kabuk böcekleri (Scolytidae) yanında
Hortumlu böcekler (Curculionidae) ve Süslüböcekler (Buprestidae) de bu alanlara, ancak
sadece kuruyan veya ölen ağaçlara, yerleşmişlerdir (Anon., 1978).
232
Bu durumun belirgin bir örneği 1990’lı yıllarda, ülkemizde Batı Karadeniz
Bölgesinde ortaya çıkmıştır. Uygun yetişme ortamı dışındaki göknar ormanları
kuraklıktan ileri derece etkilenmiştir. Bu etkilenmenin sonuçları iki şekilde ortaya
çıkmıştır. Birincisi, bu alanlardaki ağaçların kuraklıktan dolayı kuruması veya yıllık
artımlarının çok azalmasıdır. İkincisi de, kuraklığın etkisiyle su sağlamada güçlük çeken
ağaçların dirençlerinin kırılması ve savunma mekanizmalarının zayıflaması nedeniyle
Göknar kabuk böceği, Pityokteines curvidens ve ona eşlik eden Cryphalus picea’nın
ağır saldırılarına uğramalarıdır. Ayrıca, üzerlerinde çok yoğun ökseotu, Viscum album
bulunan ağaçların, sağlayabildikleri az miktardaki suyu, bu parazit bitkiyle paylaşmaları
nedeniyle kurumalarının daha çabuk ve yüksek oranda olmasıdır.
Tablo 1. Türkiye Ormanlarında Zarar Yapan Böceklerin Zarar Yerlerine Göre Ayrımı
İğne Yap.
Ağaç. Zarar
Yap. Böcekler
Yapraklı
Ağaçlarda
Zarar
Yapan
Böcekler
Tomurcuk ve
Sürgünlerde
Zarar Yapan
Böcekler
Kabuk Yiyen
Böcekler
Meyvalarda
Zarar
Yapan
Böcekler
Kozalaklarda
Zar. Yap. Böc.
Tür
Acleris undulana
Thaumetopoea pityocampa
Neodiprion sertifer
Diprion pini
Chrysomelidae populi
Chrysomela tremulae
Chrysomela vigintipunctata
Phyllodecta vitellinae
Agelastica alni
Pyrrhalta lineola
Pyrrhalta luteola
Altica quercetorum quercetorum
Crepidodera aurata
Crepidodera aurea
Apoderus coryli
Byctiscus betulae
Rhynchaenus fagi
Hyphantria cunea
Tortrix viridana
Cerura vinula
Phalera bucephala
Lymantria dispar
Euproctis chrysorrhoae
Leucoma salicis
Malacosoma neustria
Eriocampa ovata
Mikiola fagi
Obera linearis
Obera oculata
Rhyacionia buoliana
Gypsonoma dealbana
Vespa crabro
Vespa orientalis
Balaninus elephas
Balaninus glandium
Balaninus nucum
Andricus quercuscalicis
Pissodes validirostris
Dioryctria abietella
233
Yazar İsmi
(Wlsghm.)
Schiff.
(Geoff.)
(L.)
(L.)
Fabr.
(Scop.)
(L.)
(L.)
(Fabr.)
(Müller)
Foud.
(Marsh.)
(Geoff.)
L.
L.
L.
(Drury)
(L.)
(L.)
(L.)
(L.)
(L.)
(L.)
(L.)
(L.)
(Htg.)
(L.)
(L.)
(Den. and Schiff.)
(Fröl.)
L.
Fabr.
(Gyll.)
Marsh.
L.
(Burgsd.)
Gyll.
Den. and Schiff.
Türkçe İsmi
SedirYaprak Kelebeği
Çam Keseböceği
Kızılımtırak sarı çalı antenli yaprakarısı
Çalı Antenli Çam Yaprak Arısı
Kavak yaprakböceği
Söğüt yaprakböceği
Söğüt lekeli yaprakböceği
Söğüt mavi yaprakböceği
Kızılağaç
Söğüt tüylü yaprakböceği
Karaağaç yaprakböceği
Meşe yaprak piresi
Söğüt yaprak piresi
Kavak yaprak piresi
Fındık yaprak bükücüsü
Sigara böceği
Kayın hortumluböceği
Amerikan beyaz kelebeği
Yeşil meşe bükücüsü
Çatal kuyruklu tırtıl
Ay lekeli kelebek
Sünger örücüsü
Altın kelebek
Kavak örücüsü
Halka örücüsü
Kızılağaç yaprakarısı
Kayın yaprak yumrusineği
Fındık tekeböceği
Söğüt tekeböceği
Çam sürgün bükücüsü
Kavak sürgün böceği
Eşekarısı
Doğu eşekarısı
Kestane meyva oyucusu
Meşe palamut oyucusu
Fındık meyva oyucusu
Çam kozalak hortumluböceği
Ladin kozalak kelebeği
Takım
Lepidoptera
Lepidoptera
Hymenoptera
Hymenoptera
Coleoptera
Coleoptera
Coleoptera
Coleoptera
Coleoptera
Coleoptera
Coleoptera
Coleoptera
Coleoptera
Coleoptera
Coleoptera
Coleoptera
Coleoptera
Lepidoptera
Lepidoptera
Lepidoptera
Lepidoptera
Lepidoptera
Lepidoptera
Lepidoptera
Lepidoptera
Hymenoptera
Diptera
Coleoptera
Coleoptera
Lepidoptera
Lepidoptera
Hymenoptera
Hymenoptera
Coleoptera
Coleoptera
Coleoptera
Hymenoptera
Coleoptera
Lepidoptera
F
T
Tha
Di
Di
Chr
Chr
Chr
Chr
Chr
Chr
Chr
Chr
Chr
Chr
Cur
Cur
Cur
A
T
No
No
Lym
Lym
Lym
Las
Ten
Cec
Cer
Cer
T
T
V
V
Cur
Cur
Cur
C
Cur
P
Tür
Phyllaphis fagi
Aphis craccivora
Mindarus abietinus
Özsu Emen
Baizongia pistaciae
Böcekler
Eriosoma lanuginosum
Adelges (Dreyfusia) nordmanniana
Pineus orientalis
Lepidosaphes ulmi
Pericerya purchasi
Scolytus scolytus
Scolytus multistriatus
Blastophagus piniperda
Blastophagus minor
Hylurgops palliatus
Kabukta
Dendroctonus micans
Zarar
Ips sexdentatus
Yapan
Ips typographus
Böcekler
Pityokteines curvidens
Pityokteines spinidens
Pityokteines vorontzovi
Orthotomicus erosus
Pityogenes bidentatus
Cryphalus piceae
Dioryctria splendidella
Kambiyumda
Melanophila picta
Zarar
Pissodes notatus
Yapan
Phoracontha semipunctata
Böcekler
Pissodes pini
Pissodes piceae
Cossus cossus
Odunda
Zeuzera pyrina
Zarar
Urocerus gigas
Yapan
Sirex juvencus
Böcekler
Aromia moschata
Saperda carcharias
Cryptorrhyncus laphati
Rhagium bifasciatum
Ambrosia
Xyleborus dispar
Böcekleri
Xyleborus lineatus
Gryllotalpa gryllotalpa
Köklerde
Amphimallon solstitiale
Zarar
Melolontha melolontha
Yapan Böcekler
Polyphylla fullo
Hylobius abietis
Agrotis segetum
Acleris undulana (Walsingham, 1900)
Şekil. Acleris fimbriana (Thunberg, 1791)
234
Yazar İsmi
(L.)
Koch
Koch
(L.)
(Htg.)
(Eckstein)
(Dreyfus)
(L.)
(Mask.)
(Fabr.)
(Marsh.)
(L.)
(Htg.)
(Gyll.)
(Kug.)
(Boerner)
(L.)
(Germ.)
(Reitt.)
(Jacob.)
(Woll.)
(Herbst)
(Ratz.)
H. -S.
(Pall.)
(Fabr.)
(Fabr.)
(L.)
(IIIig.)
(L.)
(L.)
(L.)
(L.)
(L.)
(L.)
(L.)
Fabr.
(Fabr.)
(Fabr.)
(L.)
(L.)
(L.)
(L.)
(L.)
Schiff.
Türkçe İsmi
Kayın yaprak süslübiti
Akasya sürgünbiti
Göknar maskelibiti
Menengiç galbiti
Karaağaç galbiti
Ladin gal adelgidi
Doğu ladin sürgün galbiti
Virgül koşnili
Torbalı koşnil
Büyük karaağaç kabukböceği
Küçük karaağaç kabukböceği
Büyük orman bahçıvanı
Küçük orman bahçıvanı
Ladin boz kabukböceği
Dev kabukböceği
Onikidişli çam kabukböceği
Sekiz dişli büyük ladin kabukböceği
Büyük göknar kabukböceği
Yataş dişli göknar kabukböceği
Konik dişli göknar kabukböceği
Akdeniz çam kabukböceği
İki dişli çam kabukböceği
Küçük göknar kabukböceği
Reçine kelebeği
Sarı lekeli kavak süslü böceği
Çam kültür hortumböceği
Okaliptüs teke böceği
Yaşlı çam hortumluböceği
Göknar hortumluböceği
Oyucu söğüt kelebeği
Mavi süzgeç kelebeği
Sarı gövdeli odunarısı
Mavi gövdeli büyük odunarısı
Misk teke böceği
Kavak büyük teke böceği
Kızılağaç hortumlu böceği
Uzun boyunlu tekeböceği
Nokta şeritli odun oyucusu
Çizgi çizen odun kabukböceği
Danaburnu
Gümdönümü böceği
Adi mayıs böceği
Haziran böceği
Kahverengi hortumlu böcek
Toprak bozkurdu
Takım
Homoptera
Homoptera
Homoptera
Homoptera
Homoptera
Homoptera
Homoptera
Homoptera
Homoptera
Coleoptera
Coleoptera
Coleoptera
Coleoptera
Coleoptera
Coleoptera
Coleoptera
Coleoptera
Coleoptera
Coleoptera
Coleoptera
Coleoptera
Coleoptera
Coleoptera
Lepidoptera
Coleoptera
Coleoptera
Coleoptera
Coleoptera
Coleoptera
Lepidoptera
Lepidoptera
Hymenoptera
Hymenoptera
Coleoptera
Coleoptera
Coleoptera
Coleoptera
Coleoptera
Coleoptera
Orthoptera
Coleoptera
Coleoptera
Coleoptera
Coleoptera
Lepidoptera
Fam
Callaph
Aphid
Thelax
Pemph
Pemph
Adelg
Adelg
Adelg
Monoph
Scoly
Scoly
Scoly
Scoly
Scoly
Scoly
Scoly
Scoly
Scoly
Scoly
Scoly
Scoly
Scoly
Scoly
Pyral
Bupres
Curculio
Ceramb
Curculio
Curculio
Coss
Coss
Sirici
Sirici
Ceramb
Ceramb
Curculio
Ceramb
Scoly
Scoly
Gryllota
Scaraba
Scaraba
Scaraba
Curculio
Noctu
235
Acleris undulana (Walsingham, 1900)
Asia Minor, Syria, Cyprus, Altai. See [About maps] Oxygrapha
undulana Walsingham, 1900; Ann. Mag. nat. Hist. ser. 7, 5: 373, TL: Zeitun, Asia Minor
Peronea aphorista Meyrick, 1923; Entomologist 56: 278, TL: Platres, Cyprus
Oxygrapha undulana var. coprana Walsingham, 1900; Ann. Mag. nat. Hist. ser. 7, 5:
374
Acleris undulana ab. subcoprana Obraztsov, 1956; Tijdschr. Ent. 99: 154
Acleris undulana ab. lutidorsana [? Caradja] Razowski, 1966; World Fauna Tortricini:
468
Acalla
undulana
;
Kennel,
1908,
80,
t.
4,
f.
48-49
Acleris undulana ; Obraztsov, 1956, 154; Razowski, 1966, 467, f. 701704, t. 36, f. 4; Razowski, 1984, [MP6, 301]
Larva on Cedrus libani [MP6]
236
Silahsız Askerlerimiz Çoğalıyor
15.09.2009 00:00
Antalya Orman Bölge Müdürlüğü’nde Biyolojik Mücadele çalışmalarında başarı yüzdesi yüksek.
Konuya ilişkin olarak bölgeden aktarılan bilgi şöyle;
“Elmalı Orman İşletme Müdürlüğü Çığlıkara Orman İşletme Şefliği’nde 1700 m. yükseklikte Sedir
Ormanları içerisinde bulunan Kırmızı Orman Karıncası (Formica rufa) yuvaları Nisan ayı içerisinde Orman
Zaralıları ile Mücadele Şube Müdürlüğü kontrolünde ve Elmalı Orman İşletme Müdürlüğü tarafından 2009
yılı programında bulunan 50 adet Kırmızı Orman Karıncası uygun yerlere nakledildi.
237
Bir kırmızı orman karıncası yuvası etrafındaki 100 m mesafedeki zararlılara karşı faaliyet
göstermekte, sahada bölünerek çoğalmaktadır.
Elmalı İşletme Müdürlüğü sedir ormanlarında üreme yaparak ormanların kurumalara neden olan
238
Sedir Kabuk Böceği (Orthotomicus tridentatus) ve Sedir Yaprak Kelebeği (Acleris undulana) ile beslenen
karıncaların durumu takip edilmektedir.
Yapılan kontrollerde karıncaların doğal olarak kendileri ayrı yerlerde taşınarak yuva oluşturdukları
tespit edildi.
239
Ayrıca Çığlıkara Ormanlarında 1970’li yıllarda Bolu’dan karınca yuvaları nakledilmiş ancak arşiv
olarak yeterli bir kayda ulaşılamadı. Bu nedenle Çığlıkara Ormanlarında bulunan karınca yuvaları hakkında
ayrıntılı bir envanter çalışması Batı Akdeniz Araştırma Müdürlüğü ile ortaklaşa olarak yapıldı. Fotoğraflar
Batı Akdeniz Araştırma Müdürlüğü’nde görevli Orman Mühendisi Ayhan Serttaş tarafından görüntülendi.
240
Çalışma neticesinde bulunan karınca yuvalarının GPS koordinatları alınarak her birine ayrı numara
241
verildi.
Bu güne kadar toplam 306 adet faal karınca yuvası tespit edildi. Çalışmalar devam etmektedir.”
Çam Kese Böceği, Thaumetopoea pityocampa (Denis & Schiffermüller, 1775)
Çam Kese böceği, ülkemizdeki orman zararlısı
böcekler arasında önemli bir yer işgal
etmektedir. Üst üste birkaç yıl bu zararlının
tahribatına uğrayan ağaçlarda boy büyümesi
gerilemekte ve artım kaybı olmaktadır. Çam
kese böceğinin tahribatı kış aylarında, yani
ağacın gelişme dönemi dışında olduğu için
herhangi bir ölüm söz konusu değildir. Ancak
yoğun ve arka arkaya birkaç yıl tekrarlanan
tahribat ağacı zayıf düşürerek kabuk böcekleri
ve diğer sekonder zararlıların saldırılarına
neden
olur.
Bu böcek başta Kızılçam (Pinus brutia) olmak üzere Karaçam (Pinus nigra), Sarıçam (Pinus silvestris),
Pinus pinaster, Pinus halepensis, Fıstık Çamı (Pinus pinea), Lübnan Sediri (Cedrus libani) bazen de
Juniperus excelsa'larda tahribat yapmaktadır. Böcek yoğunluğu az olduğu zaman genellikle orman
açıklıklarının kenar şeridinde veya münferit ağaçlarda görülür. Fakat yoğunluk arttıkça arız olduğu
ağaç adedi çoğaldığı gibi her ağaçta görülen kese adedi de çoğalır. Çamkese böceği kitle üremesi
yaptığında ibrelerin tamamını yok ederek ağacı çıplak hale getirir. Tırtıllar keselerini genellikle tepe
sürgünlerine yakın dallara veya tepe sürgününün bulunduğu dal çatallarına yapar. İlk 3 gömlek
değişimine kadar devamlı sürgün değiştiren zararlı kışlık kesesini ördükten sonra bir daha kese
değiştirmez ve onu barınak olarak sonuna kadar kullanır. Bu keseden çıkıp beslenen tırtıllar aynı
keseye
döner.
Çamkese böceği Anadolu’nun güney, batı ve kuzey kısımları, batı ve orta Karadeniz bölgesinin güney
kesimlerinde yayılış gösterir. Yoğunluk genellikle rakım yükseldikçe ve bakı kuzeye kaydıkça
azalmaktadır.
Çamkese böceği yumurtalarını 2 veya daha fazla ibreyi birleştirmek suretiyle, genellikle ağacın alt
dallarına bir mısır koçanını andırır şekilde dizeler halinde bırakır. Koçanlarda enine 10, boyuna ise 2030 adet yumurta olmak üzere toplam 150-300 adet yumurta bulunur. Yumurtaların üzerleri dış
242
etkenlere karşı korumak için pullarla
kaplanır. 25-40 gün süren yumurta
dönemi sonunda yumurtadan çıkan
tırtıllar gövdesine nazaran büyük başlı,
6 sı torosid olmak üzere 16 ayaklıdır.
Olgun tırtılların boyu 35-40 mm ye
ulaşır. Karnının alt tarafı sarı renkli
olan tırtılların üzerinde bol miktarda
yanlarda beyaza yakın sarı, sırtta ise
açık kahverengi kıl mevcuttur.
Tırtılların toplu yaşamında iki
faz vardır. Birincisi yumurtadan çıkış ile
ilk soğukların başladığı ve kışlık
keselerini örmeye başladıkları, üçüncü
deri değiştirmesine kadar geçen Ekim-Şubat dönemdir. Bundan sonra ikinci faz başlar. Bu da üçüncü
deri değişiminden, krizalitleşme için toprağa inmeye başladıkları zamana kadar geçen dönemdir. Bu
dönemde keseleri ağızlarından salgıladıkları ipeğimsi bir madde ile devamlı desteklerler. Bu madde ilk
zamanlar parlak bir görünümde olup sonra matlaşırlar. Tırtıllar genellikle geceleri beslenirler. Kapalı
havalarda gündüz de beslendikleri görülmüştür. Sıcaklık 6 °C nin altına düştüğü zaman yuvalarından
çıkmazlar.
Olgunlaşan ve krizalitleşmek için
mutlaka
toprağa
inen
tırtıllar,
kendilerine kestane renginde oval birer
koza örerler. 4 ay devam eden krizalit
dönemi sonunda, yani Eylül ayında
ergin hale geçerek topraktan çıkarlar.
Ancak bu krizalitlerin tamamı aynı
senede ergin hale gelmez, diyapoz
halinde 2, 3 veya 4 yıl toprak altında
kalabilir. Bu yüzden çamkese böceği
ile mücadele projeleri dört yıllık
periyotlara
göre
yapılır.
Ağustos sonu ve Eylül başlarında
kelebekler kozayı delerek topraktan çıkar. Bu zamanda dişi kelebeğin abdomeni yumurta ile dolu
vaziyettedir. Çiftleştikten sonra erkek ölür. Dişi kelebek ise çiftleşmeden sonra bir gün içersinde
yumurtalarını koyarak yumurta koçanını meydana getirir. Kısa bir müddet sonra dişi de ölür.
Parazitoid ve yırtıcıları:
Çamkese
böceğinin
parazitlerinin
bazılarının
isimleri
aşağıdadır.
1- Yumurta parazitleri: Bu parazitler yumurtalar içersinde gelişip onunla beslenen böceklerdir. Bunlar:
Anastatus
bifasciatus,
Ocencyrtrus
pityocampa,
Tetrastichus
servadeii
2- Tırtıl parazitleri: Bu parazitler çamkese böceğinin tırtılının üzerine yumurtalarını koyup tırtılın iç
organlarım yemek suretiyle gelişip, onların ölümünü sağlayan parazitlerdir. Önemlileri; Meteorus
versicolor,
Phyrixe
caudata
‘dır
3- Krizalit parazitleri: Bu parazitler ise gelişimlerini krizalitler üzerinde yapan ve onun içersini yiyerek
beslenen faydalı böceklerdir. Önemli olanlar : Villa brunea (Diptera, Bombylide), Ichneumon rudis
243
(Hymenoptera,
Ichneumonidea),
Conomorium
eremita,
(Hymenoptera
Pteremalidae)
dır.
4- Yırtıcıları: Çamkese böceğinin 8 adet yırtıcısı vardır. Bunlardan; Vespa germanica ve Calosoma
sycophanta en önemlisidir. Calosoma sycophanta ‘nın kurtları Çamkese böceğinin krizalitlerini ve
tırtıllarını
parçalamak
suretiyle
yerler.
Mücadelesi:
Çamkese böceği ile mücadele yöntemleri kısaca mekaniksel, kimyasal ve bu ikisinin kombine edilmesi
demek olan entegre mücadele ve ayrıca biyolojik mücadele olmak üzere gruplandırabiliriz.
ADACIK YÖNTEMİ
Çamkese böceğinin tırtıl parazitoidi Phryxe
caudata ile yırtıcılarından Calosoma
sycophanta ve Dermestes undulatus doğada bol miktarda rastlanmaktadır. Bu faydalı böcekler
vasıtasıyla yapılacak biyolojik mücadelede esas, yürütülecek mekanik mücadele çalışmalarında faydalı
tırtıl parazitleri ve yırtıcıların biyolojine uygun bir zamanlama yaparak çamkese böceğine karşı bu gibi
faydalılara üstünlük sağlamak metodun ana gayesidir. Adacık tesisi oluştururken; ağaçlandırma
sahalarına bitişik boylu meşçereler tercih edilmeli, güneş alan, düz ve kolayca bulunabilen yerlere
kurulmalıdır. Çamkese tırtılları toprağa inişlerinden 4-5 hafta önce tesis tamamlanmalı ve mekanik
olarak toplanan keseler önceden hazırlanmış adacıklara konmalıdır.
Adacıklar, piyasadan temin edilecek
sera (örtü) naylonlarının ölçülerine göre
standardize edilerek 1.40 x 4.00 metre ebadında 6-8 metre karelik bir alanın etrafına 30 santimetre
genişliğinde ve 30 santimetre derinliğinde hendek açılıp, bu hendekten çıkan toprağın bir kısmı adanın
içine atılarak hafif bombe yapacak şekilde tasfiye edilir. Bundan maksat, yağacak yağmurlar
nedeniyle adacıkta su birikintisini önlemek ve suların hendeğe akmasını sağlamaktır. Tesviye işlemi
bittikten sonra, adacık ve hendeklerin yüzeyi, çift katlı sağlam deliksiz sera naylonları ile dışarı taşacak
bir şekilde örtülür. Naylon sermedeki amaç, tırtılların toprağa girmesini engellemek ve hendekteki
suyun toprak tarafından emilmesine mani olmaktır. Naylon serme işinden sonra hendekler 20-21 cm
derinliğinde su ile doldurulur. Toplanan keselerin hendeğe yuvarlanmasını engellemek için adacığın
kısa kenarına birer maden direği konarak maden direklerinin ucuna da naylona değmeyecek şekilde
15-20 cm. eninde tahta çakılmak suretiyle adacık tesisi tamamlanmış olur. Adacığı dış etkilerden
korumak için etrafının 3 sıralı tel çit ile çevrilmesi uygun olacaktır. Keselerde toplanan parazit Tachinid
pupalarının çabuk erginleşmesini sağlamak için adacıktaki keseler gün boyu alt üst edilerek
havalandırılmalıdır. Adacıklarda toplanan keseler ve adacık üzerindeki materyal, parazit ve yırtıcı
uçuşunun tamamlanmasından sonra dışarıya çıkarılarak tamamen yakılmalıdır. (Zira toprağa
giremeyen ergin çamkese tırtılları kese yığıntıları içinde krizalit olabilmekte ve sonbaharda kelebek
olarak doğal alanlarına dönebilmektedir.) Bu yöntemle çamkese böceği tırtıl paraziti ve yırtıcılarının
ormandaki sayısını artırarak daha çok çamkese böceği tırtılının ölmesi amaçlanmaktadır.
244
245
246
ÇAM KESEBÖCEĞİ (Thaumetopoea pityocampa (Schiff.)) (Lepidoptera:
Thaumetopoeidae)’NE KARŞI BİYOLOJİK MÜCADELEDE
Calosoma sycophanta L. (Coleoptera: Carabidae)’NIN KİTLE ÜRETİMİ
247
Calosoma sycophanta L. 3-4 yıl yaşayabilen predatör bir böcektir. C. sycophanta’nın larva ve
erginleri laboratuar şartlarında üretilerek Çam keseböceği (Thaumetopoa pityocampa Schiff.),
Meşe Sünger Örücüsü (Lymantria dispar L.), Altın kıçlı kelebek (Euproctris chrysorhoea), Sedir
Keseböceği (Thaumetopoa solitaria), Halka kelebeği (Malocosoma neustria) gibi zararlı türlere
karşı kullanılabilmektedir. Bir Calosoma sycophanta ergini laboratuar şartlarında günlük 2-3 çam
keseböceğini tam olarak yemekte, 15-16 tanesini de öldürüp bırakmaktadır. Laboratuar
şartlarında bir çiftin bulunduğu üretim kabından 148 adet yumurta elde edilmiştir. Yumurtaları 67 mm uzunlukta yaklaşık 1 mm genişlikte krem-beyaz renklidir. Yumurtadan larvalar toprak ve
nem durumuna göre 4-15 gün arasında çıkmakta, ortalaması 7 gündür. İlk çıkan larvalar krem
renkli olup 8 mm uzunluktadır. 2-3 saat içerisinde önce gri daha sonra siyah renk almaktadır.
Tırtıllarla beslenen larvalar 4-4,5 cm boya kadar ulaşır. Daha sonra larvalar 1 hafta prepupa, 2
hafta pupa dönemi geçirerek ergin olurlar.
248
ÇAM KESEBÖCEĞİ (Thaumetopoea pityocampa (Schiff.)) (Lepidoptera:
Thaumetopoeidae)’NE KARŞI BİYOLOJİK MÜCADELEDE Calosoma sycophanta L.
(Coleoptera: Carabidae)’NIN KİTLE ÜRETİMİ VE ARAZİYE SALIMI
Kışlıklarından çıkan C. sycophanta erginleri yumurta bırakmaları için bol miktarda tırtılla
yaklaşık 1-1.5 hafta beslenmeye ihtiyaç duymaktadırlar. Bu süre esnasında iyi beslenen ve çiftleşen
dişi erginler nemli toprağa yumurtalarını bırakmaktadırlar. Laboratuara getirilen C. sycophanta’ların
yaklaşık % 50’sinin erkek, % 50’sinin dişi olduğu tespit edilmiştir. Buna bağlı olarak bu türün cinsiyet
oranı 0.5 olarak tespit edilmiştir. Calosoma erginleri ölmüş çam keseböceği larvalarını yememekte,
canlı larvalarla beslenmektedirler. Erginler, henüz kitinleşmemiş çam keseböceği pupalarının zar
kısmını parçalayarak beslenmektedirler. C. sycophanta erginleri ortalama günde 10 adet çam
keseböceği larvasını parçalamakta, bunlardan 7 tanesini de yemektedirler. Calosoma larvaları da
ortalama iki günde bir adet çam keseböceği larvası yemekte, birkaç adedini de parçalamakta, ayrıca
Calosoma larvalarının da çam keseböceğinin yeni oluşmuş pupaları ile beslenmektedirler. Calosoma
erginlerinin günlük ortalama 7 adet çam keseböceği larvasını yediği ve yılda 30-40 gün aktif olduğu
dikkate alındığında, bir ergin yıllık ortalama 210-280, 3-4 yıllık ömrü boyunca ise 840-1120 civarında
çam keseböceği larvası ile beslenmektedir.
Kışı toprak içerisinde geçiren C. sycophanta erginleri, Kahramanmaraş Bölgesinde arazide
çam keseböceğinin 4. ve 5. larva dönemlerinde topraktan çıkmakta ve Mart ve Nisan aylarında 3040 gün civarında aktif durumda kalmaktadırlar. Besin verilmeyen Calosoma erginleri yaklaşık 2 ay
açlığa dayanabilmektedirler. Bu predatör böcek türü, çam keseböceğinin biyolojisine uyum
sağlamakta ve populasyonun azalmasında etkili olmaktadır. Arazide çam keseböceğini baskı altına
alması açısından değerlendirildiğinde, Calosoma sycophanta’nın olmadığı alanlardaki her bir kesedeki
çam keseböceği larva sayısı ortalama 121 (69-173), Calosoma sycophanta nın bulunduğu alanlardaki
her bir kesede ise ortalama 32 (21-43) adet yani daha az çam keseböceği larvası bulunmaktadır.
Keseler içinde bulunan Calosoma sycophanta ergini sayı olarak genellikle 1, bazen 2–3 zaman zaman
da çok miktarda da bulunabilmektedir.
Predatör
tür
Calosoma
sycophanta’nın
araziye
bırakılması
konusunda
ülkemizde
populasyonunun en fazla gözlendiği kızılçam ormanları dikkate alındığında, Hektarda ortalama 1200
ağacın olduğu, her bir ağaçta ortalama 1 er adet kese, her bir kesede ortalama 100 adet larva
olduğu hesaplandığında, hektara ortalama 571-428 adet ergin bireyin bırakılması gerekmektedir.
249
Calosoma erginlerinin çam keseböceği pupaları ile beslenmeleri ve Calosoma larvalarının hem çam
keseböceği larvaları ve pupaları ile beslenmeleri de dikkate alındığında hektardaki Calosoma birey
sayısı daha da azalacaktır. Bu çalışma kapsamında elde edilen bilgiler ışığında kitle üretimi ve araziye
salımı ile ilgili aşağıdaki öneriler dikkate alınmalıdır. Erginler kışlaklarından çıktıktan sonra iyi bir
şekilde beslenilmeli ya da araziden beslenmiş erginler getirilmeli, aksi halde erginler yumurta
diyapozuna girmektedirler.
Diyapoza giren erginler daha sonra beslenseler dahi diyapozdan kurtulamamaktadırlar. Bu
durum göz önüne alındığında laboratuara getirilen erginlerin ilk günlerde yeterince beslenmeleri
gerekmektedir.
● Erginlerin yumurta vermeleri için beslenilmelerinde doğal besin olan çam keseböceği
larvaları yada sedir keseböceği (fıstık göz kurdu, Thaumetopoea solitaria) larvaları kullanılmalıdır.
Ciğerle besleme sonucunda erginler yumurta diyapozuna girdiklerinden, ciğer besin olarak ancak
hayatiyetlerini sürdürmeleri için verilmelidir. Ciğer normal halde erginlerin ayaklarına, larvaların ise
vücutlarına yapışarak ölmelerine sebep olduğundan öncelikle buzdolabında dondurulmalı daha sonra
rendelenerek verilmelidir.
● Yumurta ve larvalar için toprak nemi yeterli olmalı, hemen her gün yumurta saklama
kapları ve larva besleme kapları kontrol edilerek kaplardaki küflenme ve nem azlığı giderilmelidir.
Toprak tanelerinin birbirinden rahatça ayrılabileceği düzeydeki nem en uygun nem miktarıdır. Kuru
toprakta yumurtalar kristalleşmekte, çok nemli toprakta ise toprağa yapışarak küflenmektedirler.
Besleme kaplarındaki erginlerin yumurta bıraktığı en uygun nemli toprak derinliği 2.5-3 cm olmalıdır.
● Larvalar kannibalistik olduklarından birinci larva döneminden itibaren besleme kaplarına
tek tek yerleştirilmelidir. Yeni çıkan larvaların en kısa zamanda çam keseböceği veya sedir keseböceği
larvaları ile beslenmeleri gelişimlerinde önemli rol oynamaktadır. Besin olarak verilen un güvesi
larvalarının boyutları küçük olduğundan kaplardan rahatlıkla dışarılara gitmektedirler.
● Laboratuvarda elde edilen larvaların pupa olmaları için yine aynı nem koşullarına ihtiyaç
bulunmaktadır.
Arazide ise pupa olmaları için son dönem larvalar yaklaşık 30-50 cm derinliğinde nemli
toprağa gömülmeleri uygun olmaktadır. Laboratuvarda çalışma esnasında alerji etkisinden en az
etkilenmek amacıyla yumurta toplama, larva kontrolleri mümkünse laboratuvar dışında bir masada
yapılmalıdır. Alerjik durumlarda kullanılmak üzere tuz solusyonu hazır bulundurulmalıdır.
● Elde edilen erginleri bir sonraki yıla saklanması açısından laboratuvarda saklama çok
verimli olmamakta, erginlerin renkleri matlaşmakta özellikle 25 0C nin üzerinde toplu ölümler
gözlenmektedir. Arazide saklamada ise 30-50 cm derinliğe gömülmektedirler. Bu durumda erginlerin
renkleri hem daha parlak hem de ergin ölümleri gözlenmemektedir. En uygun saklama şekli olan
toprakta saklama uygulanmadır.
250
Download