ilk epizod psikoz için yüksek risk altında olan bireylerin nöro

advertisement
T.C.
SAĞLIK BAKANLIĞI
Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman
Ruh Sağlığı Ve Sinir Hastalıkları
Eğitim Ve Araştırma Hastanesi
4. Psikiyatri Klinik Şefliği
Baştabip, Doç. Dr. Medaim YANIK
Klinik Şefi, Doç. Dr. M. Emin CEYLAN
ŞİZOFRENİ VE BİPOLAR BOZUKLUĞU OLAN HASTALARIN
ÇOCUKLARININ KONTROL GRUBU AİLELERİN ÇOCUKLARI
İLE NÖROKOGNİTİF İŞLEVLER AÇISINDAN
KARŞILAŞTIRILMASI
Uzmanlık Tezi
Dr. Jülide GÜLER KENAR
İstanbul 2006
TEŞEKKÜR
Asistanlık sürecim boyunca, bilgi, deneyim ve klinik
yaklaşımlarından yararlandığım klinik şefim, hocam ve tez
danışmanım Sayın Doç. Dr. M. Emin CEYLAN’a, sağladığı
huzurlu çalışma ortamı nedeniyle başhekimimiz Sayın Doç. Dr.
Medaim
YANIK’a,
rotasyon
eğitimini
yanlarında
tamamladığım klinik şeflerim Doç. Dr. Niyazi UYGUR’a, Doç.
Dr. Fulya MANER’e, Doç. Dr. Duran ÇAKMAK’a, Doç. Dr.
Sevim BAYBAŞ’a, Prof. Dr. Ümran TÜZÜN’e, tezime
katkılarından dolayı Psk. Cahit KESKİNKILIÇ’a, Dr. Serhat
ÇITAK’a, Doç. Dr. Ahmet TÜRKCAN’a, Dr. Can GER’e,
asistanlık sürem boyunca birlikte çalıştığım servis uzmanlarım,
asistan arkadaşlarım, hemşire ve yardımcı sağlık personeline,
kendilerinden çok şey öğrendiğim hastalarıma ve bana tezimi
hazırladığım süre boyunca desteğini esirgemeyen eşime ve
birlikte geçireceğimiz değerli zamandan ödün veren kızım
Yağmur Bilge KENAR’a teşekkür ederim.
2
İÇİNDEKİLER
Giriş ve Amaç ............................................s. 3
Genel Bilgiler ..............................................s. 7
Yöntem ve Gereçler ......................................s. 61
Bulgular .........................................................s. 70
Tartışma ve Sonuç..........................................s. 81
Özet ................................................................s. 90
Summery .........................................................s. 91
Kaynaklar .........................................................s. 92
3
GİRİŞ VE AMAÇ
Son dönemlerde pek çok araştırmacı tarafından şizofreninin bir nörogelişimsel defekt olduğu
düşüncesi ileri sürülmeye başlanmıştır. Bu görüşe göre, henüz klinik semptomlar kendini
göstermeden önce, hatta beyin gelişimi sırasında, birincil beyin hasarı, nörogenezde aksama,
nöronal migrasyonda bozulma, hücresel farklılaşmada yetersizlik ve sinaptik budanmada
bozulma gibi nedenlerle şizofreni gelişmeye başlamaktadır. Şizofren hastaların çoğu
premorbid nörogelişimsel anormallikler (asosyallik, nörolojik belirtiler, minör fiziksel
anormallikler, azalmış bil,işsel ve nöromotor fonksiyon gibi) gösterebilirler. Şizofren
hastalarda gözlenen yapısal anormalliklerin pek çoğu hastalığın başlangıcında ortaya çıkar,
hatta hastalıktan önce bile olabilir (Ceylan, 1993).
Şizofreninin “nörogelişimsel bir bozukluk olduğu” hipotezi bazı bulgular tarafından
desteklenmektedir (Weinberger, 1995). Beyin gelişimi ve matürasyonundaki anomaliler,
prenatal dönemde başlıyor gibi görünmekle birlikte çocukluk dönemi boyunca da devam
ediyor olabilir (Woods, 1998). Baş, saç göz, ağız, el ve ayaklardaki küçük anatomik defektler
olarak görülen ve ilk veya ikinci trimesterdeki bazı etkilenmelere bağlı olduğu düşünülen,
minör fiziksel anomaliler şizofreni hastalarında etkilenmemiş kardeşleri ve genel popülasyona
göre daha fazla görülmektedir (Murphy ve Owen, 1996; Ismail ve ark., 1998). Obstetrik
komplikasyonlar, özellikle hipoksik-iskemi ile ilişkili komplikasyonlar, daha sonraki şizofreni
gelişme riskini arttırmaktadır (Zornberg ve ark., 2000; Geddes ve Lawrie, 1995, Cannon ve
ark., 2002). Nöropatolojik bulgular şizofreni hastalarının beyin gelişimlerinde anomaliler
olduğunu göstermekte; gliozis yokluğu, her ne kadar bunu kanıtlamasa da, bunun fetal orijinli
olduğunu göstermektedir (Heckers, 1997; Dwork, 1997). Gebelik sırasındaki enfeksiyon ve
malnütrisyon da şizofreni gelişme riskini arttırabilir (Susser ve ark., 1996; Mednick ve ark.,
1988; Barr ve ark., 1990; Brown ve ark., 2000).
Eğer şizofreni anormal nörogelişimin bir sonucuysa, gelişimdeki anomalilerin çocukluk
çağı boyunca
kendini herhangi bir şekilde göstereceği varsayılabilir. Yapılan çalışmalar
erişkin dönemde başlayan şizofreniyi, çocukluk veya ergenlikte emosyonel, bilişsel, motor
ve/veya sosyal gelişimde gecikme veya anomaliler ile ilişkili bulmuştur. Bu erken çocukluk
motor gelişim aşamalarına erişmede gecikmeyi ( Jones ve ark., 1994), motor koordinasyon
problemlerini (Crow ve ark., 1995; Rosso ve ark., 2000) ve de nöromotor gelişimdeki diğer
problemleri (Fish ve ark., 1992; Walker ve ark., 1999; Cannon ve ark., 1999; Rosso ve ark.,
2000), kontrol çocuk grubuna göre daha düşük IQ ve kognitif testlerde daha kötü performansı
4
( Crow ve ark., 1995; David ve ark., 1997; Kremen ve ark., 1998; Davidson ve ark., 1999;
Cannon ve ark., 2000), konuşma problemlerini (DeLisi ve ark., 1991; Jones ve ark., 1994;
Bearden ve ark., 2000) ve sosyal uyumda zorluklarını (Walker ve ark., 1993; Crow ve ark.,
1995; Malmberg ve ark., 1998; Davidson ve ark., 1999; Bearden ve ark., 2000)
kapsamaktadır.
Yüksek- Risk (YR) çalışması, hastalığı geliştirmek açısından artmış risk taşıyan kişilerin
incelenmesi ile, hastalığın etyolojisi konusunda çalışmayı ifade etmektedir (Cornblatt ve
Obuchowski, 1997). Şizofreni için en önemli risk faktörü genetiktir: En son ikiz
çalışmalarından elde edilen kalıtsal risk % 83‘tür ( Cannon ve ark., 1998; Cardno ve ark.,
1999). Herhangi bir özel çevresel faktörün şizofreni için kesin risk oluşturmaması nedeniyle
sadece çevresel faktörlere maruz kalma ile şizofreni için risk taşıyan çocukları tanımlamak
mümkün değildir. Bu çocukları tespit etmenin tek yolu, şizofreni açısından pozitif aile
hikayesi olanların değerlendirilmesidir. Şizofreni YR çalışmalarında hasta ebeveynlerin
çocukları izlenmektedir, çünkü bu kişilerde şizofreni gelişme riski %10’dur ve her iki
ebeveyn hastaysa bu oran hemen hemen %50’ye kadar artmaktadır; oysa genel popülasyonda
bu risk %1’dir (Gottesmann, 1994).
Şizofreni YR çalışmaları 1920’lerde psikiyatrik olarak hasta annnelerin çocukları ile
yapılmış küçük çalışmalar ile başlamıştır. 1952’de başlayan “The New York Infant Study”,
çalışma desenine uzunlamasına takip (longitudinal follow-up) ekleyen ilk çalışmadır (Fish ve
ark., 1992). Şizofreni YR çalışmaları çevresel ve genetik faktörleri ve onların şizofreni
etyolojisindeki etkileşimini araştırmayı ve şizofreni için erken öngörü unsuru tanımlamayı
amaçlamaktadır. Basitleştirilecek olursa, genetik riskin yaklaşık katkısı YR çocukları
kontrollerle karşılaştırarak, çevresel faktörlerin yaklaşık katkısı ise şizofreni gelişen YR
çocukları hastalıktan etkilenmemiş olanlarla karşılaştırarak değerlendirilebilir. Şizofreninin
erken öngörü unsurları, çocukluk çağı ve ergenlik dönemi boyunca tekrarlayıcı
değerlendirmeler , daha sonra da erişkinlik döneminde şizofreni geliştiren ve geliştirmeyenler
karşılaştırılarak belirlenebilir.
Psikotik bozuklukların çocukluk çağı prekürsörlerinin araştırılması, etyolojik
mekanizmalarının anlaşılmasını ve bozukluğun erken saptanması ve tedavisini sağlayabilir
(McDonald ve ark. 2004).
Şizofreninin öncü belirtilerini araştıran ve onların erken öngörü unsuru olarak kullanımını
amaçlayan çalışmalar şu stratejileri kullanmaktadır: yüksek risk çalışmaları, doğum kohort
çalışmaları veya retrospektif (retrospective and follow-back) çalışmalardır. Bu stratejilerin
herbirinin güçlükleri ve kaçınılmaz sınırlılıkları vardır (Dawidson ve Weiser, 2000). Yüksek
5
risk ve doğum kohort çalışmalarının avantajları epidemiyolojik popülasyondan alındıkları için
şizofreni hastalarını temsil etmeleri ve önyargılı hatırlama eğiliminden etkilenmemeleridir.
Doğum kohort çalışmalarının dezavantajı normal gelişim ve sık görülen hastalıkların risk
faktörlerini değerlendirmek için tasarlanmış olmalarıdır. Premorbid değerlendirmeler
şizofreni ile ilişkili olduğu düşünülen davranış ve semptomları hedeflemediğinden premorbid
belirti ve bulguları gözden kaçırabilirler.
Retrospektif ve geriyedönük takip (follow-back) çalışmalar, şizofreni hastalarının
premorbid öykülerini değerlendirmektedir. Bu çalışmalar hem hastaların ve yakın
akrabalarının hatırladıklarına hem de arşiv verilerine ( eğitim ve askeri otoriteler tarafından
uygulanan rutin psikometrik testleri, okul ve kişisel kayıtlar) dayanmaktadır. Bu stratejinin
avantajı geniş, kolay eldeedilebilir veriler sağlaması ve böylece bazı hipotezlerin yüksek
istatistiksel güçle test edilmesini sağlamasıdır. Dezavantajı ise, doğum kohort çalışmalarında
olduğu gibi, şizofreni ile ilişkili anomalileri hedeflememesidir. Ek olarak bu stratejinin
premorbid anomaliler ile şizofreni arasındaki ilişkinin öngörü unsuru olarak değerini
olduğundan fazla değerlendirme potansiyeli vardır. Bu prediktif model şizofreninin genel
toplumdaki düşük insidansını yeterince dikkate almazsa oluşabilir. Bazı geriyedönük takip
çalışmaları (follow-back studies) (David ve ark., 1998; Malmberg ve ark., 1998), gelecekte
şizofreni geliştiren kişilerde bilişsel ve davranışsal bozuklukların kantitatif ve kalitatif
değerini doğrulayarak, doğum kohort çalışmalarına çok benzer sonuçlar elde etmiştir.
Şizofren hastaların çocuklarında, normal aileler tarafından evlat edinilmiş olsalar bile,
şizofren olma olasılığı, genel popülasyona göre 10-15 kez fazladır. Dolayısıyla şizofren
hastaların çocuklarında yapılan araştırmalar en azından iki nedenden dolayı önemlidir;
bunların ilki, şizofreninin genellikle geç ergenlik ve erken yetişkinlik çağında başlayan bir
hastalıklar grubu olması ve bazı premorbid özelliklerin tanınmasının birtakım koruyucu
önlemlerin alınmasına yardımcı olabilmesidir. İkincisi ise şizofreni için çocukluk çağı
işaretlerinin tanınması hastalığın doğal seyrinin açıklanmasına yardımcı olabilmesidir (Demir
Ç., 2002).
Bu çalışmada, şizofreni ve davranış problemler ile dikkat, bellek, yürütücü işlevler gibi
nörokognitif işlevler arasındaki ilişki; şizofreni ile ilgili yüksek risk ve ultra-yüksek risk
konusunda günümüze kadar ortaya konmuş literatür bilgileri gözden geçirilmiş ve davranış ve
nörokognitif bozuklukların aile içi benzerlik gösterebileceği bilgisine dayanarak, bu
belirtilerin şizofren ebeveyne sahip çocuklardaki varlığının araştırılması ve ileri dönem
takiplerle şizofreninin bir erken öngörü unsuru olarak anlamlarının değerlendirilmesine yol
açılması hedeflendi.
6
GENEL BİLGİLER
Şizofreni sözcüğü psikiyatri dışı alanlarda çalışmakta olan birçok hekime, işitsel ve görsel
varsanıları, bizar hezeyanları ve saldırganlığı çağrıştırmaktadır. Bu çağrışımın en önemli
nedeni bu belirtilerin hastanın çevresi ile olan uyumunu ileri derecede bozmasıdır. Gerçekte
bu çağrışım önemli ölçüde yanlıştır. Hastaların uzun süreli izlendiği çalışmalarda şizofreni
hastalarının zaman içinde pozitif belirtilerinde azalma izlenirken, negatif belirtilerinde ise
artma olduğu tespit edilmiştir. Son 20 yıl içinde negatif belirtilerin daha iyi anlaşılması
yönünde çok sayıda çalışma yapılmıştır. Bu çalışmaların sonucunda şizofreninin temelinde
negatif belirtiler olduğu kadar bilişsel işlevlerin kaybının önemli bir yer tuttuğu anlaşılmıştır.
Bilişsel işlev terimi dikkat, bellek, algılama, sıralama, planlama, bilgi işleme ve problem
çözme gibi birçok zihinsel işlevi kapsamaktadır. Şizofrenide bilişsel işlevlerle ilgili çalışmalar
1993’te bilimsel yayınların çok az bir kısmını (%7) oluştururken, 1997’ye gelindiğinde
neredeyse dörtte birini (%24) kapsamaktadır (Green MF, 1999).
Modern psikiyatri topluluğu bilişsel işlevlerde kaybın önemini, kanıtları ile ortaya
çıkarmadan çok önce Kraepelin ve Bleuler, gözlemlerinde şizofreni hastalarındaki bilişsel
kayıplara dikkat çekmişlerdir. Kraepelin (Kraepelin E, 1971), şizofreni hastalarında iki farklı
dikkat alanında sorun olduğunu gözlemiştir. Bunlardan ilki “aktif dikkat” (aufmerksamkeit)
olarak isimlendirdiği, kişinin kendi inisiyatifi ile dikkatini uzun süreli odaklaması ile ilgili
süreçtir. Diğeri ise, çevreden gelen uyaranlardan yoğun olarak etkilenen “pasif dikkat”tir
(auffassaung). Kraepelin bu iki dikkat alanından pasif dikkat ile ilgili sorunların hastalığın
akut olarak alevlendiği dönemler ile hastalığın kronikleştikten sonraki dönemlerinde belirgin
olduğunu fark etmiştir. “Aktif dikkat” ile ilgili sorunlar hastalığın bütün evrelerinde
izlenmektedir. Bu tanımlamalar bugün kullandığımız “sürekli-sustained- dikkat” ve “seçiciselective-dikkat” tanımlamalarına uymaktadır. Kraepelin’in 100 sene önce tespit ettiği
şizofreni hastalarındaki dikkat sorunları modern testlerde aynı şekilde gösterilmiştir (Ceylan,
2005).
Eugen Bleuler (Bleuler E, 1950) şizofreni hastalarındaki bilişsel kayıplara farklı bir açıdan
değinmiştir. Bleuler, şizofreni hastalarındaki belirtileri “temel” ve “yardımcı” belirtiler olarak
ikiye ayırmıştır. Temel belirtiler basit ve karmaşık olmak üzere iki alt tipten oluşur. Basit
olanlar çağrışım ve duygulanımda (affect) bozulma ve ambivalanstır. Bunların bir araya
gelmesi ile ortaya otizm gibi karmaşık belirtiler çıkar. Otizmde pasif dikkat önem
kazanmaktadır. Bleuler, otistik durumun çevreye dikkatin verilememesi sonucu olabileceğine
dikkat çekmektedir. Bleuler temel belirtilerin hastalık boyunca devam ettiği üzerinde durmuş
7
ve yardımcı belirtiler olan varsanılar, hezeyanlar, davranış ve konuşma anormalliklerinin
sadece hastalığın alevlendiği dönemlerde belirgin hale geldiğini belirtmiştir (Ceylan, 2005).
ŞİZOFRENİ
Risk Faktörleri
Şizofreninin en önemli araştırma konularından biri olan risk faktörleri toplumsal,
gelişimsel, biyolojik, genetik gibi çok çeşitlidir. Bunlar şizofreniyi açıklamaya yönelik
kuramlar için çıkış noktası olmuştur.
Şizofreni başlangıç yaşı konusunda da çalışmalar net olarak bir rakam vermemekte, ancak
45 yaşın altında ve daha sık olarak 15-25 yaş aralığında olduğu kabul edilmektedir. Şizofreni
kadın ve erkeklerde eşit oranda görülür. Ancak erkeklerdeki başlangıç yaşı kadınlara göre
daha düşüktür. Kadınlarda şizofreni başlama yaşı erkeklere göre 5-10 yaş daha geçtir.
Erkeklerde ortalama 18-19, kadınlarda ortalama 28-29 yaşlarında başladığı ve 25-30 yaşları
arasında ilk kez hospitalize edilen şizofren hastaların çoğunluğunun erkek olduğu
bilinmektedir (Ceylan, 1993; Kültür, 1997).
Şizofreninin risk faktörleri çok çeşitlidir ve bunlardan önemli bir etken genetik
faktörlerdir. Şizofrenlerin birinci dereceden akrabalarında şizofreni gelişme olasılığının
normal kişilerin akrabalarına göre en az beş kat daha yüksek olduğu, buna karşılık hem anne
hem de babanın şizofren olduğu durumda çocuklarının şizofreni gelişme olasılığının %40
olduğu bildirilmiştir. Yapılan ikiz çalışmalarında monozigot ikizlerde hastalık konkordansı %
33-78 arasında bulunurken, aynı oran dizigot ikizlerde %8-28 arasında bulunmuştur. Evlat
edinme çalışmaları da bu yöndeki hipotezi desteklemektedir. Genetik duyarlılık, ailesel
şizofrenlerin normal akrabalarında, ailesel olmayan şizofrenlerin normal akrabalarına göre
daha yüksektir. Bu model daha önce ortaya atılmış bulunan şizofrenide “nöroentegrasyon
defekti” teorisiyle uyuşmaktadır. Bu teoride konjenital olarak gelen bir nöroentegrasyon
defekti, adolesan dönemde hastalığın ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu defekt ne kadar
şiddetli olursa ortaya çıkan şizofreni kliniği de o ölçüde şiddetli olmaktadır (Marcus, 1985;
Işık, 1997; Ceylan, 1993).
8
NÖROGELİŞİMSEL HİPOTEZ
Şizofrenide nörogelişimsel anormalliğin ne zaman başladığı sorusu halen araştırılmaktadır.
Bu konu ile ilgili olarak pek çok nörogelişimsel model ileri sürülmüştür:
1) Erken nörogelişimsel modeller, erken yaşlardaki varolan lezyonların hayatın daha ileri
dönemlerinde ortaya çıkan normal nörogelişimsel olaylarla etkileşime girdiğini ileri
sürmektedir.
2) Geç nörogelişimsel model olarak isimlendirilen alternatif bir model, Feinberg tarafından
ileri sürülmüştür. Bu model şizofreninin, postnatal gelişim boyunca ortaya çıkan serebral
korteksteki
normal
matürasyon
sürecindeki
bir
sapmadan
kaynaklandığını
varsaymaktadır. Bu süreçte, hayatın ilk yıllarında aşırı sinaptik üretimi takiben bilişsel
gelişim için gerekli beyin bölgelerindeki nöronların sinaptik eliminasyonu (budanma)
takip eder. Feinberg, şizofreninin sinaptik budanmadaki bir anormallik sonucu oluştuğunu
ileri sürmektedir. Feinberg’e göre “Bu süreçteki anormalliklerin bir sonucu olarak çok
fazla, çok az ya da yanlış sinapslar elimine edilmektedir.” (Ceylan, 2001)
Şizofreninin nörogelişimsel bir defektin sonucu olduğunu ileri süren hipotezin
araştırılmasındaki popüler bir yaklaşım da beynin yapısal simetrisi üzerinde çalışmaktır.
Beynin yapısal hacmindeki asimetriler sıktır ve limbik sistem yapıları solda sağa göre daha
küçüktür. Çünkü sol hemisfer sağ hemisferden daha uzun bir zaman periyodunda gelişir.
Olumsuz çevresel faktörler gelişimi sekteye uğratabilir. Bazı BT ve MRI çalışmaları,
şizofrenide sol taraf anormalliklerinin sağ taraftan daha fazla olduğunu desteklemektedir.
Shenton ve ark. (1992), hipokampus hacmindeki küçülmenin sadece sol tarafta olduğunu ve
bir sol-sağ asimetrisinin sadece şizofreni hastalarında olduğunu bulmuşlardır. Buna karşılık
Bartley ve ark. (1993), yaptıkları karşılaştırmalı bir ikiz çalışmasında, ileri sürülen sağ-sol
farklılığını gözlemlememişlerdir. Beyin yapılarının biçimlerindeki düzensizliklerin bir
nörogelişimsel bozukluğa eşlik etmesi beklenen bir durumdur. Postmortem çalışmalarda
görülen hipokampustaki gri cevher deformasyonları, temporal lobun lateral yüzündeki gri
cevher düzensizlikleri bu düşünceyi desteklemektedir. Gelişen teknoloji sayesinde elde edilen
yapısal bulgular, şizofreninin tek bir hastalık olmadığını; sendromun karakteristikleri olan
varsanılar, sanrılar, bozulmuş düşünce sürecinin altında farklı etyolojilerin olduğunu
düşündürmektedir (Ceylan, 2001).
Şizofreninin neo-Bleulerian modeline göre nörogelişimsel anomaliler nöral devrelerdeki
yanlış bağlantılardan (misconnections of neural circuits) kaynaklanır, ki bu da şizofreninin
tüm alt tiplerinde görülen, zihinsel aktivitenin akışkan koordinasyonunda bozulmaya (bilişsel
9
dismetri olarak adlandırılır) neden olur (Andreasen ve ark., 1999). Negatif, pozitif ve
dezorganize semptomlar gibi şizofreni ile ilişkili fenomenler kognitif dismetriye bağlı olarak
gelişir. Kognitif dismetride çeşitli bölgelerdeki nöronal devrelerde yıkım (disruption)
sonucunda motor, bilişsel ve affektif semptomlar ortaya çıkar (Middleton ve Strick, 2000).
İnsanda postnatal matürasyonel değişikliklerin çocukluktan puberteye kadar ortaya çıktığı
gözlemi, şizofreni ve manik-depresif bozukluk gibi adolesan döneminde başlayan psikiyatrik
hastalıkların patofizyolojisinin temelinde bu “geç” matürasyonel süreçteki hataların olması
gerektiği düşüncesi ile tutarlılık göstermektedir (Feinberg ve ark. 1990). Fakat şizofreni
başlangıcını tespit etmek zordur. Dikkat yetersizliği gibi negatif semptomlar puberteden önce
başlayabilir (Mukherjee ve ark. 1991). Bu nedenle matürasyonel olaylar pozitif psikotik
semptomlar gibi tipik olarak adolesan dönemde ortaya çıkan semptomları daha iyi
açıklayabilir.
Endofenotipler, şizogen, şizotipi, şizotaksi kavramları
Şizofreninin çok boyutlu bulgu ve belirtilerinin tanımlanması, şizofreninin, şizofreni veya
şizofreni spektrumunu oluşturan daha ılımlı durumlarının (ör.: şizotipal kişilik boz.) geçerli
tanısı için gerekli DSM tanı kriterlerinden daha geniş, daha kapsamlı bir bozukluk olduğunu
göstermiştir. Bu “alternatif fenotipler” veya “endofenotipler” tanıyı oluşturan klinik
semptomlardan
daha
fazla
hastalığın
etyolojik
faktörlerinin
görünümlerini
yansıtabileceğinden önemlidir (William ve ark., 2005).
Genetik yüksek risk çalışmaları adolesan veya genç erişkinlik dönemine odaklanmıştır,
çünkü şizofreni gelişme riski bu dönemde en yüksek seviyeye ulaşmaktadır (Gottesman,
1991). Artmış klinik semptom düzeyi genetik yüksek risk çalışmalarına dahil edilmek için
gerekli değildir, oysa klinik yüksek risk çalışmalarında kişilerde prodromal semptomlar gibi
klinik problemler veya anomaliler vardır (Seidman ve ark., 2003).
Kısmi olarak Rado’nun “şizotipler” ve “şizotipal davranışlar”ın şizofreniye genetik
eğilimden kaynaklandığı görüşüne (Rado, 1953; Rado, 1960) dayanarak Meehl (1962, 1989)
“şizogen”in “şizotaksi” olarak isimlendirilen “nöral entegratif defekt” oluşturduğu şeklinde
bir model geliştirmiştir. Altta yatan nöral defekt “şizotipi” olarak isimlendirilen fenotipe yol
açmaktadır, ki bu da sosyal öğrenme gibi çevresel değişkenlerle ve diğer poligenik faktörlerle
(ör. düşük veya yüksek anksiyeteye yatkınlık) etkileşime giren kişilik organizasyonu tipidir.
Çalışmaların çoğu göstermiştir ki şizotaksi şizofreni hastalarının nonşizotipal ve nonpsikotik
akrabalarında beyin yapısı ve işlevi, bilişsel işlevler, affekt ve sosyal işlevsellikte anomaliler
10
ile karakterize olabilen klinik olarak önemli bir durumdur (Faraone ve ark., 2001; Seidman ve
Wencel, 2003).
Şizofreni hastalarının ailelerinde pozitif semptomların değil, negatif semptomların
(özellikle düz affekt ve avolisyon) sıklıkla artmış olduğu gözlenmiştir (Tsuang ve ark., 1991).
Şizotaksideki negatif semptomlar, DSM-IV şizotipal kişilik bozukluğundaki negatif
semptomlarla aynıdır. Bu durumda bunlar “negatif şizotipi” boyutunu yansıtmaktadır, ki bu
pozitif ve dezorganize boyutla birlikte DSM-IV bozukluğunu oluşturmaktadır (Tsuang ve
ark., 2002). Tsuang ve arkadaşlarının çalışmasında (Tsuang ve ark., 1999b) anhedoni ve
asosyalite (ör. az sayıda romantik ilişki ve yakın arkadaş), şizotaksili kişilerde en yaygın
gözlenen negatif semptomlardı.
Şizotaksinin tanı kriterleri sözel bellek, dikkat ve/veya yürütücü işlevlerdeki bilişsel
defisitleri de kapsamaktadır. Bu alanlardaki bilişsel defisitler sıklıkla akrabalarda da görülen
şizofreninin çekirdek özelliğidir (Heinrichs ve Zakzanis, 1998; Kremen ve Hoff, 2004;
Kremen ve ark., 1994).
Meehl “şizotaksi” durumuna uyan vakaların çoğunun ilerlediğini ve şizotipi veya şizofreni
semptomları gösterdiğini belirtmiştir (Meehl, 1989). Faraone ve arkadaşları ise (Faraone ve
ark., 2001; Faraone ve ark., 1999) şizotaksinin stabil bir sendrom olduğu ve çoğu vakada
şizotipal kişilik bozukluğu veya şizofreniye ilerlemediği hipotezini ileri sürmüştür. Yaptıkları
ampirik çalışmalar bilişsel bozukluklar gibi şizotaksinin temel semptomlarının şizofreni
hastalarının birinci derece akrabalarında
%20-50 oranında görüldüğünü göstermiştir
(Faraone ve ark., 1995a; Faraone ve ark., 1995b). Şizotipi ve şizofreni gelişen kişilerin sayısı
daha da düşük olduğundan, bu araştırmacılar şizotaksiyi şizofreni ve şizotipiden daha geniş
bir kavram olarak ele almışlardır. Şizofreni hastalarının birinci derece akrabalarının sadece %
10’unda psikoz gelişmesi (Gottesman, 1991) ve %10’dan azında şizotipal kişilik bozukluğu
gelişmesi (Battaglia ve ark., 1995; Battaglia ve Torgersen, 1996) bu görüşü desteklemektedir.
Faraone ve arkadaşlarının şizotaksi, ve şizotipi veya şizotipal kişilik bozukluğu tanımları
arasında önemli derecede örtüşme vardır. Örneğin negatif semptomlar (Tsuang ve ark., 2002)
ve bilişsel bozukluklar (Siever ve Davis, 2004; Voglmeier ve ark., 2000) her iki durumda da
görülmektedir. Ana fark pozitif septomların düzeyindedir, ki bunlar şizotakside tipik olarak
düşük, şizotipi/şizotipal kişilik bozukluğunda daha yüksek ve şizofrenide en yüksek
düzeydedir.
Meehl şizotaksinin etyolojisinin tamamen genetik olduğunu belirtmiştir. Gebelik ve doğum
komplikasyonları gibi erken çevresel olumsuzluklar şizofreni gibi nörogelişimsel bozukluklar
açısından riski arttırabildiğinden (Buka ve ark., 2001a; Buka ve ark., 2001b; Zornberg ve ark.,
11
2000) ve genlerin nörobiyolojik etkileri çevresel olumsuzlukların biyolojik etkilerinden
ayırmak herzaman mümkün olmadığından Meehl’den farklı olarak bu yazarlar şizotaksiyi her
iki faktörün kombine etkisi olarak görmektedir.
Meehl şizofreninin poligenik “kolaylaştırıcılar (potentiators)” ve çevresel faktörlerle
etkileşen baskın bir şizogene bağlı olarak geliştiğini belirtmiştir. Oysa günümüzde yaygın
kabul gören görüşe göre şizofrenide birçok vaka hafif veya orta etkili çok sayıda genin
kombinasyonunun olumsuz çevresel faktörlerle birlikteliğinden ortaya çıkmaktadır (Faraone
ve ark., 2004; Gottesman, 2001).
Tablo-1: Orijinal ve yeniden düzenlenen şizotaksi kavramı arasındaki benzerlik ve farklılıklar
İlgili Boyutlar
Gözlenebilen,tanımlanabilen fenotip
Genetik etyolojinin türü
Meehl' in versiyonu
Hayır
Major Gen
Tsuang ve arkadaşlarının
versiyonu
Evet,çok sayıda boyutta
Çoğu vakada poligenetik
Karışık,genetik - çevresel etyoloji
Hayır
Evet, birçok vakada
Çocukluk ve erişkinlikte çevresel
faktörler(örn. Madde kullanımı tarafından
modülasyon)
Evet
Evet
Evet
Evet
Evet
Evet
Şizotipi veya Şizofreni
Çoğu vakada stabil şizotaksi,az
sayıda vakada şizotipal kişilik
bozukluğu veya şizofreni
Çocukluk çağı,adolesan dönemi ve
erişkinlikte başka genetik faktörler (örn.
Karakter (temparament) ) tarafından
modülasyon
Günümüzdeki nörogelişimsel durum ile
uyum
Klinik Sonuç
Tablo - 2 : Şizofreni,Şizotipal Kişilik Bozukluğu ve Şizotaksi arasındaki benzerlik ve farklılıklar
Nörogelişimsel bozukluk
Genetik ve çevre etyoloji
Israrlı (persistent) nonpsikotik
pozitif semptomlar
Israrlı (persistent) psikotik pozitif
semptomlar
Belirgin negatif semptomlar
Bilişsel defisitler
Şizofreni
Evet
Evet
Şizotipal Kişilik Bozukluğu
Evet
Evet
Şizotaksi
Evet
Evet
Evet
Evet
Hayır
Evet
Evet (sıklıkla)
Evet
Hayır
Evet veya Hayır
Evet
Hayır
Evet
Evet
Şizofrenide Progresif Olarak Ventriküler Boyutta Artma
12
Sofistike beyin görüntüleme teknikleri genç yetişkin şizofrenlerde madde kullanımı, travma
veya bilinen diğer beyin atrofi nedenleri ile açıklanamayan serebral ventriküler genişlemeyi
göstermektedir.
Literratürde
normallerle
karşılaştırıldığında
şizofreni
hastalarının
beyinlerinde azalmış bir büyüklük saptayan çalışmalar vardır (Ceylan,2001). Kortikal atrofi,
çok eski dönemlerden beri bilinmektedir ve genişlemiş ventriküllerle ilişkilidir (Vita ve ark.
1988; D’Amato ve ark. 1992). Ventriküler genişleme ile hem azalmış serebellar, hem de
azalmış hipokampal büyüklük arasında da benzer ilişkiler saptanmıştır (Coffman ve Nasrallah
1985; Nasrallah ve ark. 1985; Sandyk ve ark. 1991).
Şizofrenide Nörodejenerasyon
Feinberg, programlanmış sinaptik eliminasyondaki bir defisitin şizofreniye neden
olabileceğini ileri sürmüştür. İnsanda postnatal matürasyonel değişikliklerin çocukluktan
puberteye kadar ortaya çıktığı gözlemi, şizofreni ve manik-depresif bozukluk gibi adolesan
döneminde başlayan psikiyatrik hastalıkların patofizyolojisinin temelinde bu “geç”
matürasyonel şüreçteki hataların olması gerektiği düşüncesi ile tutarlılık göstermektedir
(Feinberg ve ark. 1990). Fakat şizofreninin başlangıcını tespit etmek zordur. Dikkat
yetersizliği gibi negatif semptomlar puberteden önce başlayabilir (Mukherjee ve ark. 1991).
Bu nedenle matürasyonel olaylar pozitif psikotik semptomlar gibi tipik olarak adolesan
dönemde ortaya çıkan semptomları daha iyi açıklayabilir (Ceylan, 2001).
Şizofrenide minör fiziksel anomaliler
Şizofreni hastalarında minör fiziksel anomali (MFA) oranı artmıştır (McNeil ve ark., 2000;
Green ve ark., 1989; Schiffman ve ark., 2002). MFA’ler ve dermatoglifik anomaliler (Fearon
ve ark., 2001; Reilly ve ark., 2001; van Oel CJ ve ark.,2001) araştırmacıların dikkatini
çekmiştir, çünkü beyin gelişimi açısından en önemli dönem olan gebeliğin erken dönemindeki
fetal gelişimi yansıtırlar. Altı veya daha fazla MFA kesim noktası (cutoff score) olarak
kullanıldığında, sağlıklı kontrollerin sadece %5’i bu kriteri karşılamaktadır, oysa şizofreni
hastalarının %60’ı altı veya daha fazla MFA’ye sahiptir (McNeil ve ark., 2000).
Şizofrenide nöromotor sapmalar
13
Nöromotor sapmalar (ör. motor koordinasyon güçlükleri, istemsiz hareketler, ayna
hareketleri, kas tonusu ve gücünde sapmalar), normal kontroller ve diğer psikiyatrik bozukluk
hastaları ile karşılaştırıldığında, şizofreni hastalarında artmıştır, ancak şizofreniye spesifik
değildirler (McNeil ve Cantor-Graae, 2000).
Şizofrenik hastalarda tekrarlayıcı hareketler sırasında (parmak vurma testi gibi) yavaşlama
ortaya çıkmakta ve bu yavaşlama motor hareketin zorlaşması ve karmaşıklaşması ile birlikte
artmaktadır. Hastalar basit bir motor hareket yaptıkları zaman (butona basma gibi), fiziksel
eforları süreklilik gösterememekte ve düzensiz olmaktadır (Vrtunski ve ark., 1986).
Elektrofizyolojik çalışmalardan da motor işlev bozukluğuna ait çeşitli kanıtlar elde
edilmiştir. İstemli bir ödevi yerine getirirken motor hareketin başlamasından önceki hazırlık
dönemi şizofrenik hastalarda kontrollere göre daha uzun bulunmuştur (Singh ve ark., 1992).
Şizofrenik hastaların hareketleri gözle izlemede başarısız oldukları çok önceden beri
bilinmektedir. Bu hareketleri izlemedeki başarısızlığın şizofrenide önemli bir defisiti
gösterdiği ve psikotik semptomların oluşumuna karışan mekanizmalardan biri olabileceği ileri
sürülmüştür (Ceylan, 2005). Şizofrenik hastaların grafomotor ödevlerde belirgin hatalar
yaptıklarına dair çalışmalar vardır (Bilder ve Goldberg, 1987). Şizofrenide motor
anormallikle ilgili en çok okulomotor sistem üzerinde çalışılmıştır. Bir objeyi gözle izlemeleri
istendiği zaman şizofrenik hastalar çeşitli anormallikler göstermekte, hedefin hızına uymakta
başarısız olmaktadırlar (Levy ve ark., 1993).
Şizofrenide elektrofizyolojik bulgular
Olayla ilişkili potansiyeller şizofreninin olası biyolojik belirteci olarak çalışılmıştır
(Friedman ve Squires-Wheeler, 2001). P300 rasgele (random), beklenmedik uyarıdan 300
milisaniye sonra kaydedilen olayla ilişkili potansiyeldir. Artmış P300 latansı ve azalmış
amplitüd (sağ temporal loba göre sol temporal lopta daha belirgin amplitüd düşüklüğü)
şizofreni riskinin sabit karakter belirteçleri (stable trait markers) olabilir (O’Donnell ve ark.,
1999; Blackwood, 2000).
Şizofrenide fonksiyonel nörogörüntüleme çalışmaları
14
PET ve serebral kan akımı ölçümleri kullanılarak yapılan çalışmalar sonucunda, şizofrenide
frontal loblardaki metabolik hızda düşme olduğu artık bilinmektedir (Ingvar ve Franzen 1974;
Buchsbaum ve Haier 1987; Buchsbaum 1990; Buchsbaum ve ark. 1992). Benzer bulgular
SPECT (Single photon emission computed tomography) kullanılarak da elde edilmiştir
(Andreasen ve ark. 1992; Rubin ve ark. 1991). Şizofrenik hastalar bir kognitif test olan
Wisconsin Card Sorting Test’i süresince, Xenon 133 inhalasyon tekniği kullanılarak
incelenmiş ve frontal lobların aktivasyonunda bir yetersizlik olduğu görülmüştür (Weinberger
ve ark. 1986).
Genel olarak şizofrenideki fonksiyonel nörogörüntüleme çalışmalarından elde edilen
veriler, şizofrenik hastalarda hipofrontalitenin geliştiğini desteklemektedir. Nöroleptik
almayan ilk epizod hastalardaki hipofrontalite gözlemleri bu bulgunun nöroleptik tedavisinin
bir sonucu olmadığını ve hastalığın kronisitesi ile ilgili olmadığını desteklemektedir (Ceylan,
2001).
Şizofrenide olfaktor identifikasyon defisitleri
Olfaktor identifikasyon defisitleri hem antipsikotik kullanan hem de nöroleptik-naif
şizofreni hastalarında görülebilir (Moberg ve ark., 1999). Bu bulgu hastalar ve onların
biyolojik akrabalarında anormal beyin işleyişinin göstergesi olabilir (Kopala ve ark., 2001).
Şizofreni yükü olan ailelerin psikotik ve psikotik olmayan üyelerinin çoğunda, yaş ve cinsiyet
açısından benzer kişilere göre, olfaktor identifikasyonda bozukluk görülmektedir (Kopala ve
ark., 2001). Şizofren ailelerinin psikotik üyelerinin %58’i ve psikotik olmayanlarının da %
34’ü bozukluk düzeyinde performans gösterirler, ki bu oran sağlıklı gönüllülerde %9’dur.
Şizofrenide el dominansı
Egan ve arkadaşları, şizofreni hastaları ve kontrol grubu arasında Edinburg El Tercihi
Skalası ve karışık el tercihi (mixed handedness) açısından belirgin fark saptamamıştır.
Bundan da öte karışık el tercihi ve nörolojik bulgular arasında da ilişki olmadığını
bulmuşlardır. Karışık ve sağ-dışı el tercihi (non-right-handedness) şizofreni hastalarının
kardeşlerinde de daha fazla bulunmamıştır (Egan ve ark., 2001). Anormal serebral
lateralizasyon ve şizofreni için genetik risk arasında bağlantı olduğu (Crow, 1995; Elvevag ve
Weinberger, 1997) düşünülmekle birlikte, yukarıda bahsedilen bulgular karışık el tercihinin
15
nörolojik bulgularla ilişkili olmadığını ve belirgin ailesel komponenti olmadığını
göstermektedir.
Şizofrenide bilişsel işlevler
Son on yılda şizofreni ve bilişsel işlevlere ilgi ve bu konudaki araştırmalar belirgin artış
göstermiştir. Bununla birlikte şizofrenide bilişsel bozukluk olduğunun anlaşılması ve hatta
spesifik bozukluk alanlarının anlaşılması 19. yüzyıl sonlarında şizofreninin tanımlandığı
döneme dayanmaktadır (Harvey ve Sharma, 2002).
Günümüzde bildiğimiz tanımıyla şizofreni, kökenini Kraepelin (1919) ve Bleuler (1950)’in
klinik tanımlarından alır. “Dementia praecox” Kraepelin’in, hastalığın gelişimsel teorisini de
kapsayan, şizofreninin tanımlayıcı formülasyonudur. Demans gibi şizofreni de öncelikle
bilişsel bozukluk olarak düşünülmüş ve erken erişkinlikte başlayıp birçok vakada ilerleyici
işlevsel ve entellektüel yıkıma yol açtığı belirtilmiştir. Bu konudaki yazılarında Kraepelin
dikkat, motivasyon, öğrenme, problem çözme ve diğer bilişsel becerilerde bozukluk
tanımlamıştır. Kraepelin’in öğrencileri şizofreni ve bilişsel işlevler konusundaki ilk
çalışmaları yapmışlardır. Çalıştıkları konuların, sözel beceriler ve motor beceri öğrenme
(motor skill learning) (işlemsel öğrenme- procedural learning- olarak da bilinir), günümüzde
de yaygın çalışma konusu olması ilginçtir. Sonuç olarak şizofrenide bilişsel işlevler
alanındaki çalışmaların konusunun son 100 yılda fazla değişmediğini söyleyebiliriz (Harvey
ve Sharma, 2002).
Belirgin bilişsel işlev bozukluğunun şizofrenide yaygın olduğu, hastaların %75’inden
fazlasını etkilediği düşünülmektedir. Hastalarla sağlıklı kontrollerin karşılaştırıldığı bir
çalışmada, hastaların sadece %27’sinin bilişsel yetenekleri normal sınırlarda bulunmuştur
(Palmer BW ve ark., 1997). Goldberg ve arkadaşları (Goldberg TE ve ark., 1990),
şizofreniden
etkilenmiş
ve
etkilenmemiş
tek
yumurta
ikizlerini
karşılaştırdıkları
çalışmalarında şizofreni tanısı almış olan kardeşlerin %85’inin, hasta olmayan kardeşlerine
göre bilişsel işlev testlerinde daha kötü performans gösterdiklerini bulmuşlardır. Bu çalışmada
şizofreni hastalarının bilişsel performansı normal aralıkta olsa bile, etkilenmeyen ikizlerine
göre daha düşük bulunmuştur (Ceylan, 2005).
Şizofrenide bilişsel işlevler hakkındaki çalışmaların ilk yıllarında tartışma alanlarında biri,
şizofreni hastalarının tüm testlerde aynı derecede kötü performans mı gösterdiği, yani global
bir entellektüel bozukluk mu olduğu, yoksa bir veya daha fazla kritik işlev alanında mı
bozukluk gösterdikleridir (Chapman ve Chapman, 1973). Bu tartışma halen kesin sonuca
16
ulaşmamıştır. Bazı araştırmacılar şizofrenideki temel bozukluğun tüm beceri alanlarında (skill
areas) yaygın bir bozukluk olduğunu düşünmektedir. Başka araştırmacılar ise bellek, dikkat
ve problem çözme gibi alanlarda spesifik bozukluk olduğunu ve bunun genel düşük
performanstan ayrı olduğunu belirtmektedir.
Şizofrenide bilişsel işlevler konusundaki araştırmaların ilk yıllarında pozitif, negatif veya
dezorganize semptomlar veya fonksiyonel defisitin bilişsel performansla ilişkisiz bulunması
şizofrenide bilişsel işlevlerin önemini vurgulamıştır (Harvey ve Sharma, 2002). Şizofreni
hastalarında işitsel varsanılar ve diğer pozitif belirtilerin şiddetinin çeşitli nöropsikolojik
testlerle ölçülen bilişsel işlevlerdeki bozukluğun şiddeti ile korele olmadığı bulunmuştur
(Addington ve ark., 1991; Davidson ve ark., 1995). Aynı hastaları psikotik oldukları ve
olmadıkları dönemlerde değerlendiren ve sonuçları karşılaştıran çalışmalar daha da
inandırıcıdır. Çalışmalarda hastaların psikotik oldukları ve remisyonda oldukları dönemlerde
benzer düzeyde bellek ve dikkat bozukluğu göstrerdikleri bulunmuştur (Harvey ve ark., 1990;
Nuechterlein ve ark., 1986).
Birçok çalışma dikkat (Cornblatt ve ark. 1999), entellektüel işlevler (Davidson ve ark.,
1999) ve kısa süreli bellek (Harvey ve ark., 1981) alanlarında, şizofreni belirtileri gelişmeden
önce, bozukluk olduğunu saptamıştır. Bu da bilişsel işlevlerdeki bozulmanın psikotik
semptomlara bağlı olmadığını göstermektedir. Sonuç olarak bilişsel işlevlerde bozukluklar
varsanılar gibi pozitif psikotik semptomlardan önce, semptomlar sırasında ve sonrasında
vardır ve şiddeti de pozitif semptomların şiddeti ile ilişkili değildir.
Bunu destekleyen çok az veri olmasına rağmen nöroleptik tedavisinin bilişsel işlevlerdeki
bozuklukların nedeni olduğu inanışı da yaygındır. Ampirik literatür göstermektedir ki
gerçekte tipik nöroleptik ilaçların şizofrenideki önemli bilişsel işlevlerinin çoğu üzerinde etki
göstermemektedir (Blyler ve Gold, 2000; Medalia ve ark., 1988; Spohn ve Strauss, 1989). Bir
istisna, tipik nöroleptik tedavisinde hafif düzeyde etkileniyor gibi görünen, motor becerilerdir
(Blyler ve Gold, 2000). Dikkat ölçümlerinin kısıtlı bir alt grubu tipik nöroleptik tedavisinden
etkilenmektedir (Oltmanns ve ark., 1979; Serper ve ark., 1994) ve tüm bu ölçümlerde tedavi
ile düzelme saptanmıştır. Antipsikotik tedavinin bilişsel işlevlerdeki bozulmadan sorumlu
olmadığını gösteren tarihsel bir gerçek de şizofrenide bilişsel bozuklukların antipsikotik
ilaçların kullanılmaya başlanmasından önce geniş bir şekilde tanımlanmış olmasıdır. Bazı
bağımsız çalışmalar nöroleptik naif hastaların birkaç yıldır antipsikotik tedavisi alan
hastalarla benzer bilişsel bozukluk şiddeti ve profili gösterdiğini saptamıştır (Bilder ve ark.,
1992; Hoff ve ark., 1999; Saykin ve ark., 1994).
17
Şizofreninin birçok klasik tanımında düşük motivasyon, letarji ve sosyal ve eğitim başarısı
ile ilgi ve eforun azaldığını gösteren başka belirtiler tanımlanmıştır. Düşük motivasyonun
düşük bilişsel performansın nedeni olduğu düşünülmüşse de bunun doğru olmadığına
inanmak için bazı nedenler vardır. Birincisi motivasyon düşüklüğünün klinik oranları düşük
bilişsel performans ile korele değildir (Harvey ve ark., 1996). İkincisi şizofreni hastalarının
bazı farklı bilişsel testlerdeki performansı premorbid düzeyleriyle uyumludur. Örneğin okuma
becerisi premorbid eğitim düzeyi ile uyumludur (Harvey ve ark., 2000), daha önce
kendilerine verilen bilgilerin tanınması da sıklıkla bozulmamıştır, oysa ipucu verilmeden
gecikmesiz olarak hatırlama becerisi ağır olarak bozulmuştur (Paulsen ve ark., 1995). Son
olarak, entellektüel performans, özellikle sözel IQ alanında, dikkat ve bellek gibi bilişsel
performansın diğer alanlarından daha az bozulmuştur (Gold ve ark., 1992). Testler sırasında
yeterli çabanın olmaması gibi basit bir açıklama, bazı testlerde normal bazılarında ise düşük
performansı açıklayamamaktadır.
Bilişsel işlevlerin farklı alanlarını ölçen testlerdeki performansın pozitif semptomların
şiddetinden çok negatif semptomların şiddeti ile ilişkili olması olasıdır (Addington ve ark.,
1991; Addington 2000). Bunun bir açıklaması bilişsel testlerdeki düşük performansın negatif
semptomların bir işlevi olması ve ikisinin aslında birbirinden tam ayırt edilemediğidir.
Bilişsel semptomlar ve negatif semptomların tanımında da örtüşme vardır. Affekt düzleşmesi
bilişsel performans ile en az koreledir (Blanchard ve ark., 1994), oysa aloji, sosyal ve mesleki
defisitler daha fazla koreledir (Harvey ve ark., 1996; 1997). Aynı zamanda hastalar uzun
süreli psikiyatrik tedaviden sonra toplum içine döndüklerinde negatif semptomları
düzelmekte veya değişmemekte, fakat bilişsel işlevleri değişmemekte veya kötüleşmektedir
(Leff ve ark., 1994). Bu da negatif semptomların çevresel ve sosyal durumlara ikincil
olabileceğini, bilisel işlevlerin ise bunlardan etkilenmediğini göstermektedir (Harvey ve
Sharma, 2002).
Birçok çalışma şizofreni hastalarının görsel ve işitsel bilgi işleme, sözel beceriler ve
çalışma belleğini ölçen testlerde ayırt ettirici defisitler gösterdiklerini saptamıştır (Harvey ve
Sharma, 2002). Sağlıklı kontrollerle karşılaştırıldığında şizofreni hastalarının entellektüel
işlevleri ölçen testlere göre bellek işlevlerini ölçen
testlerde daha düşük performans
gösterdikleri bulunmuştur (Gold ve ark., 1992). Bazı şizofreni hastaları hastalık öncesi
duruma göre enttelektüel azalma göstermekle birlikte bazıları göstermemektedir (Goldberg ve
ark., 1993). IQ puanları hastalık öncesi dönemle benzer olan hatalar da soyutlama ve problem
çözme alanlarında belirgin bilişsel defisitler göstermektedir (Weickert ve ark., 2000). Bu
konuda yeterli çalışma olmamakla birlikte bazı son bulgular göstermektedir ki bilişsel
18
bozukluklar şizofrenide diğer hastalık belirtilerinden daha yaygındır (Harvey ve Sharma,
2002). Psikozu olan kişilerde nöropsikolojik defisitler tüm disfonksiyon aşamalarında
bulunmaktadır ve tedaviye yanıtı etkileyen rezidüel semptomlardır (Green, 1996; Green ve
ark., 2000).
Nöropsikolojik işlevlerdeki bozukluk gibi nonpsikotik özellikler bozukluğun çekirdek
semptomlarıdır (Green 1996; Neuchterlein ve Dawson 1984; Seidman, 1983). Daha hafif
nonpsikotik spektrum bozukluğu olan kişiler arasında bu semptomlar tüm yetersizlik
(disability) aşamalarında bulunmakta ve psikoza eğilim veya risk faktörlerinin altını çiziyor
olabilir (Erlenmeyer-Kimling, 2000; Faraone ve ark., 2001).
Sonuç olarak sağlıklı kişilere göre şizofreni hastaları bilişsel işlevleri ölçen testlerde
sıklıkla daha düşük performans göstermektedir. Daha da önemlisi şizofreni hastaları nörolojik
ve dejeneratif bozuklukları olan hastalardan da daha düşük performans göstermektedir
(Harvey ve Sharma, 2002). Şizofreni hastaları kapalı kafa travmalı hastalardan daha düşük
global bilişsel performans (Temkin ve ark., 1999) ve temporal ve frontal loblarda fokal
epilepsisi olan hastalardan daha düşük bellek ve kavramsal (conceptual) performans (Gold ve
ark., 1994) göstermektedir. Kronik alkolik hastalardan daha kötü belleğe sahiptirler (Allen ve
ark., 1999) ve Alzheimer hastaları ile aynı hızda yeni bigi öğrenirler (Davidson ve ark., 1996).
Yapılan çalışmalar bilişsel alandaki kayıpların pozitif ve negatif belirtilere göre hastanın
işlevselliğini daha fazla etkilediğini göstermiştir (Green ve ark., 2002). Bu da şizofrenideki
bilişsel bozuklukların önemini desteklemektedir.
Şizofrenide bilişsel defisitlerin şiddeti:
1) hafif düzeyde bozukluk gösterenler:
algısal beceriler ( perceptual skills)
tanıma belleği (recognition memory)
isimlendirme
2) orta düzeyde bozukluk gösterenler
çelinebilirlik (distractibility)
hatırlama belleği (recall memory)
görsel-motor beceriler (visuo-motor skills)
çalışma belleği
3) ağır düzeyde bozukluk gösterenler
sözel öğrenme
yürütücü işlevler (executive functions)
19
uyanıklık hali (vigilance)
motor hız
verbal akıcılık
(Harvey ve Sharma, 2002).
Şizofrenide zeka
Zeka ölçümleri yukarıda bahsedilen bilişsel işlevler gibi beynin belli anatomik yapılarını
içeren işlevler yerine genel işlevlerin hepsi hakkında bilgi vermektedir. Şizofreni hastalarında,
çevresel ve ailesel değişkenler de dikkate alındığında beklenenden daha düşük IQ skorları
elde edilmektedir (Aylward ve ark., 1984). Bu skorlar hastalığın seyri süresince genel olarak
değişmezler (Goldberg ve ark., 1993; David ve ark., 1997).
Şizofrenide dikkat
Dikkat bozuklukları şizofrenide ilk tanımlanan bilişsel bozukluklar arasındadır. Hem
Kraepelin (1919) ve hem de Bleuler (1911) şizofreni hastalarının dikkatini toplamakta
zorlukları olduğunu belirtmiştir. Bu dikkati odaklama bozuklukları hem uygun uyaranda
dikkati sürdürme yeteneğini hem de ilgisiz uyaranlardan çok ilgili uyaranlara dikkatini verme
yeteneğini içermektedir.
Dikkat, kişinin çevrede ilgili uyaranları tanımasını [bulma (detection)], diğer uyaranlardan
çok bu uyarana odaklanmasını [seçici dikkat (selective attention)], işlendiği sürece dikkatini
uyaran üzerinde sürdürmesini [dikkatini sürdürme (sustained attention)] mümkün kılan ve
daha ileri düzey işlemler için uyaranın transferine izin veren, işlemler takımını
tanımlamaktadır.
Çevrede her zaman çok sayıda bilgi kaynağı vardır. Bununla birlikte bilgi işlemenin bazı
yönlerinin eşzamanlı uygulanması adaptif açıdan önemlidir; bu “paralel işleme (parallel
processing)” olarak bilinir. Bazı bilgi işleme ödevleri sadece ayrı ayrı yapılabilir ve bir
sonraki ödeve başlamada önce bir önceki ödev tamamlanmalıdır; bu “seri işleme (serial
processing)” olarak isimlendirilir. Örneğin eşzamanlı konuşma ve yürüme kolaydır, oysa
eşzamanlı konuşma ve daktilo yazma daha zordur, eşzamanlı konuşma ve şarkı söyleme ise
daha da zordur. Bazı seri işlemler tekrarlayan uygulamalarla paralel hale gelebilir, ve bu daha
önce “kontrollü (controlled)” olan işlemin “otomatik” hale gelmesidir.
20
Seçici dikkat (selective attention) veya odaklanmış dikkat (focused attention) dikkatin,
diğer çevresel uyaranları yok sayarak, bazı uyaranlara odaklanma becerisidir. Dikkati
sürdürme (sustained attention) veya vijilans ise dikkatin sürdürülmesi ve işlenen uyaranlar
sıklık açısından relatif olarak az iken gösterilen çaba ile ilişkilidir. Vijilansın klasik testi
Continuous Performance Test’tir (CPT; Rosvold ve ark., 1956). Şizofrenide dikkatle ilgili
çalışmalarda en çok kullanılan iki test “Reaksiyon Zamanı” ve “Sürekli Performans Testi
(SPT)”dir. Reaksiyon zamanını ölçen testlerde şizofreni hastaları daha uzun bir reaksiyon
zamanı göstermektedir (Braff, 1993). SPT’deki performans bozukluğu şizofreni hastalarında
literatürde en sık tekrar eden bulgulardan biridir (Nuechterlein ve ark.,1992; Nuechterlein,
1991; Orzack ve Kornetsky, 1996; Cornblatt ve ark., 1989). SPT’deki performans düşüklüğü
hastalığın dönemlerinden bağımsızdır. Klinik olarak remisyonda olduğu düşünülen hastalarda
da düşük performans izlenmektedir (Steinhauer ve ark., 1991).
Diğer bilişsel bozukluklardan farklı olarak dikkat bozuklukları, negatif semptomlardan çok,
formal düşünce bozukluğu gibi dezorganizasyon semptomları ile daha sıkı bağlantı
göstermektedir. Diğer birçok bilişsel bozukluk gibi, dikkat bozuklukları da akut psikotik
epizodun remisyonundan sonra da devam etmektedir. Bu kalıcı dikkat bozuklukları
antipsikotik tedavisinin bir sonucu değildir, çünkü bilişsel bozuklukların diğer birçok
alanından farklı olarak konvansiyonel antipsikotikler bile bazı dikkat bozukluklarını
azaltmaktadır (Oltmanns ve ark., 1979; Serper ve ark., 1994). Ayrıca dikkat bozuklukları
tedavi edilmeyen hastalarda da açıkça gözlenmektedir (Harvey ve Pedley, 1989).
Şizofrenide bellek ve öğrenme
Bellek, üzerinde çalışılması en zor alanlardan bir tanesidir. Bunun en önemli nedeni belleğin
alt gruplarının çok iyi ayrıştırılamamasıdır. Diğer yandan bellek işlevlerini test ederken
öğrenme işlevini bellek işlevlerinden ayırt etmek son derece güçtür. Belleği değişik açılardan
bölmek mümkündür. Bu bölünmelerden bir tanesi, belleği sözel ve sözel olmayan şeklinde
bölmektir (Ceylan, 2005). Her ne kadar Bleuler hastaların sözel bellek işlevlerinde ciddi bir
sorun olmadığını düşünmüş ise de yapılan çalışmalarda, şizofreni tanısı almış kişilerin sözel
belleklerinde ciddi performans kayıpları olduğu gösterilmiştir (Nachmani, 1969). Daha
ayrıntılı çalışmalarda ise sözcüklerin geri çağrılmasında sorunların sözcük tanımadaki
sorunlardan daha fazla olduğu tespit edilmiştir (Calev, 1984; Clare ve ark., 1993; Paulsen ve
ark., 1995). Buradaki temel sorunun kodlama ve kodlama sonrası geri çağrılma düzeyinde
21
olduğu düşünülmektedir. Hastalığın kronikleşmesi ile kodlama sonrası sorunlar ortaya
çıkmaktadır (Green, 1998).
Saykin ve arkadaşları ilaç kullanmayan hastaların bütün bilişsel işlevlerini yaş, cinsiyet ve
eğitim düzeyleri açısından eşleştirilmiş kontrol grubu ile karşılaştırmışlar ve en belirgin
performans kaybının sözel bellekte olduğunu görmüşlerdir (Saykin ve ark., 1991). Bu
bulgular tedavi almamış ilk epizod şizofreni hastalarında da tekrar edilmiştir (Saykin ve ark.,
1994). Hastaların takiplerinde belirgin değişiklikler izlenmemektedir (Censits ve ark.,1997).
Ayrıntılı olarak belleği inceleyecek olur isek, belleğin “implicit” ve “explicit” formları
olduğunu görmekteyiz. “Explicit” bellek, bilinçli olarak hatırlanan ve kelimelere dökülen
yaşanan ve kaydedilen olaylar veya zihinsel süreçlerdir. “Implicit” bellek ise bilinçli düzey
dışında gerçekleşir. Bir kelime listesi okuyarak hatırlamak, bir resim hakkında hikaye
anlatmak, bir tezi sunmak birer “explicit” bellek görevidir. Bisiklet kullanmayı öğrenmek ise
“implicit” belleğin bir işlevidir. “Explicit” bellek sözel akıcılık testleri ile sınanırken,
“implicit” bellek ise genellikle motor testler ile sınanmaktadır (Ceylan, 2005). Yukarıda
belirtildiği gibi şizofreni hastalarında “explicit” bellekte belirgin kayıplar olduğu halde
“Pursuit Rotor Test” ile yapılan çalışmalarda belirgin bir kayıp ile karşılaşılmamıştır
(Granholm ve ark., 1993).
Explicit bellek içinde yer alan semantik bellek yüklendiği işlemler nedeniyle bilişsel
işlemlerde son derece önemli bir yer tutar. Semantik bellek kelimelerin kendisi ve anlamının
depolandığı yerdir. Aynı zamanda bu kelimelerin dışarıdaki nesnelerle ilişki kurulmasında
görevler üstlenmiştir (Ceylan, 2005). Semantik belleğin temporal lob yapıları ile ilişkili
olduğu bilinmektedir. Semantik bellek sorunlarının şizofrenide önemli bir yer tuttuğu önceden
beri bilinmektedir (Feinstein ve ark., 1998; Goldberg ve ark., 1998). McKay ve arkadaşları
(McKay ve ark., 1996) şizofreni hastalarında semantik alandaki performanslarının Alzheimer
hastalarından farklı olmadığını bulmuşlardır. Semantik bellekteki sorunlar formel düşünce
bozukluğu ile ilişkili bulunmuştur (Goldberg ve ark., 1998).
Şizofreni açısından önemli bazı başka bellek çeşitleri vardır. Bunlardan biri olan işlemsel
bellek (procedural memory) anlamsal underpinning’i olmayabilen beceri ve motor hareketleri
öğrenme yeteneğini ifade etmektedir. Parçaları görünümlerine göre sınıflamayı ve şekilleri
kopyalamayı öğrenme işlemsel belleğe örnektir . Epizodik bellek çevresel ve kişisel olaylarla
ilgili
bellektir.
Gün
içerisinde
neler
olduğunu,
planlanan
şeylerin
tamamlanıp
tamamlanmadığının hatırlanması epizodik belleğe örnektir. Medial temporal lob, diensefalon,
hipokampus ve ilgili orta hat yapılarındaki lezyonlar epizodik ve deklaratif bellek
sistemlerinde (episodic and declarative memory systems) belirgin bozukluklara yol
22
açmaktadır (Gabrieli, 1998), frontal lob lezyonları ise bu tip bozukluklarla daha az ilişkilidir.
Bazal gangliyonlarda hasara yol açan durumlar işlemsel öğrenmedeki defisitlerle ilişkilidir
(Paulsen ve ark., 1995b). Anlamsal (semantik) bellek ve belleğe yardım etmek için anlamsal
stratejileri kullanma yeteneğindeki bozukluklar frontal lob ve lateral temporal korteksin bazı
bölgelerindeki lezyonlara bağlı olarak gelişiyor görünmektedir. Fonksiyonel görüntüleme
çalışmaları kelime listesi öğrenme sırasında medial temporal lobun, anlamsal bellek
sisteminin kullanımı sırasında ise lateral temporal korteksin aktive olduğunu göstermiştir.
Şizofreni hastalarında çok sayıda bellek işlevlerinde geniş ve ağır defisitler vardır ve bunlar
şizofrenide bilişsel işlevlerin en yaygın çalışıldığı kısmıdır. Bellek şizofrenide en ağır
bozukluk gösteren bilişsel alanlardan biridir (Saykin ve ark., 1991). Bununla birlikte belleğin
bazı bölümleri nispeten korunmuştur ve hafif düzeyde bozukluk göstermektedir. Hikaye veya
kelime listesi okuduklarında şizofreni hastaları sağlıklı kişilerden daha az öğrenirler (Saykin
ve ark., 1991). Kelime listesi veya hikaye tekrarlanırsa, sağlıklı kişilerden yine daha az bilgi
elde ederler ve böylece daha düşük “öğrenme eğrisi” gösterirler (Davidson ve ark., 1996).
Aynı zamanda sağlıklı kişilere göre, hatırlamayı kolaylaştırmak için bilginin anlamsal
yapısını (semantic structure of information) daha az kullanabiliyorlar (Harvey ve ark., 1986).
Spesifik olarak, eğer kelime listesi farklı anlamsal kategorilerden (hayvanlar, meyveler)
bilgiler içeriyorsa, sağlıklı kişilerin tamamı muhtemelen bilgileri kümeler halinde geri
söylerler. Şizofreni hastaları ise bilgileri küme halinde hatırlama eğilimi göstermezler.
Bazıları (Aloia ve ark., 1996) anlamsal yapıda (semantic structure) anomalilerin şizofreninin
en önemli özelliklerinden biri olduğunu göstermiştir. Daha önce kendilerine okunan bilgileri
ipucu ve herhangi bir yardım olmadan tekrarlamaları istendiğinde (“serbest hatırlama”)
şizofreni hastalarının sağlıklı kişilerden daha az bilgi hatırladıkları gözlenmiştir (Paulsen ve
ark., 1995a). Tezat olarak daha önce verilen verilerin tanınma becerisi çoğu şizofreni
hastasında genelde normaldir (Calev, 1984). En az 50 yıldır “korunmuş tanıma (spared
recognition)” olarak isimlendirilen bu bellek fenomeni tekrarlayan bir şekilde saptanmıştır
(Chapman ve Chapman, 1973). Sonuç olarak şizofreni hastaları sağlıklı kişilere göre
kolaylaştırılmış, ipucu verilen hatırlamadan daha düşük yararlanma becerisi gösterirler. Bu
öğrenme sırasında kelimelerin anlam kodlamasındaki bozukluklardan kaynaklanabilir.
Şizofreni hastalarına bilgilerin verilişi sırasında anlam kodlamasını (semantic encoding)
güçlendirmek için manipülasyonlar uygulandığında, bilgilerin geri çağırılması sırasında
ipuçlarına daha fazla yanıt verirler.
Şizofreni hastalarındaki öğrenme bozuklukları demans hastalarındaki kadar ağır ve
kalıcıdır. Bazı çalışmacılar bozukluğun anterograd amnestik durumları yansıttığını saptamıştır
23
(Tamlyn ve ark., 1992). Bazı çalışmalar şizofreni hastalarını Alzheimer tipi demans hastalarla
karşılaştırmış ve öğrenme bozukluklarının iki grup arasında çok benzer olduğunu bulmuştur
(Davidson ve ark., 1996; Heaton ve ark., 1994). Bozukluk düzeyi sadece bir kez verilen bilgi
(örneğin paragraf öğrenme) ve birkaç kez verilen bilgide (örneğin öğrenme eğrisini
belirlemek üzere kelime listesi öğrenme) benzerdir. Persantil olarak ifade edildiğinde
şizofreni hastaları normal beklenenden 2-3 deviasyon daha düşük bir hızda öğrenirler.
Hatırlama bozuklukları öğrenme bozukluklarından biraz daha hafif düzeyde gibi
görünmektedir. Gecikmiş hatırlama performansı sıklıkla normal dağılımın 5. ve 10. persantili
arasındadır. Tanıma belleği (recognition memory) yaş ve eğitim düzeyine uygun normal
değerlere benzer (bozukluk olmayan) bulunmuştur. Sonuçta yeni bilgi öğrenme yeteneğindeki
bozulmanın, bu bilgileri sonradan tekrar oluşturabilme yeteneğindeki bozulmadan daha ağır
olduğu söylenebilir.
Başlangıçta semptom şiddetinin bellek defisitlerinin şiddeti ile ilişkili olduğu gösterilmiştir.
Gerçekte hastalığın kronisitesi bellek bozuklukları ile daha güçlü bir şekilde ilişkili
görünmektedir. Bazı çalışmalar daha şiddetli bellek bozuklukları gösteren hastaların, kronik
hastalık seyri göstermeye ve tedaviye dirençli olmaya daha eğilimli olduğunu göstermiştir
(Calev ve ark., 1983; Landro ve ark., 1993; Harvey ve ark., 1998).
Sözel akıcılık testinde (verbal fluency task) kişilerden sıklıkla bazı semantik
kategorilerden, örneğin hayvanlar, kelime serisi oluşturması istenir (Gourovitch ve ark.,
1996). Şizofreni hastaları sağlıklı kişilere göre aynı kategoriden mantık dizgesi izleyen
kelimeler oluşturmada zorlanırlar. Örneğin sağlıklı kişiler sıklıkla iki genel boyutta (vahşievcil, büyük-küçük gibi) bilgiler oluştururlar. Mesela grup halinde oluşturulan büyük çiftlik
hayvanları (at, eşek, inek) ve bunu izleyen büyük vahşi hayvan kümesi (aslan, kaplan, ayı)
buna bir örnektir. Bu yapı şizofreni hastalarında tipik olarak bozulmuştur, ki bu da semantik
belleğin depolama yapısının bozulduğunu göstermektedir (Aloia ve ark., 1996). Semantik
belleğin yapısındaki bu bozukluğun, şizofreni hastalarının yeni bilgilerin kodlamasını
kolaylaştırmak için semantik bilgiyi kullanma becerilerindeki problemlerin altında
yatabileceği öne sürülmektedir. Semantik belleğe ulaşmadaki bozukluklar ağırdır ve yeni bilgi
öğrenme becerisindeki bozukluklarla uyumludur, hatırlama belleğindeki (recall memory)
bozukluklardan ise daha şiddetlidir.
Yukarıda tartışılan bellek bozukluğu tiplerinden farklı olarak şizofrenide prosedural bellek
bozukluklarının varlığı tartışmalıdır. Şizofreni hastalarının motor beceri öğrenmede defisitleri
olduğu açıktır. Kortikal orijinli pür amnestik sendrom hastaların çoğundan farklı olarak
şizofreni hastalarının motor öğrenme hızının daha düşük olduğuna, ve sağlıklı kontrollere
24
göre daha fazla motor hatalar gösterdiklerine dair bulgular vardır (Kern ve ark., 1998).
Şizofrenide prosedural öğrenmenin değerlendirmesini karışık hale getiren faktörlerden biri,
bellek işlevlerinin diğer yönlerinden farklı olarak, konvansiyonel antipsikotik tedavisinin
prosedural öğrenmeyi olumsuz etkilediğinin bilinmesidir. Bellek ölçümlerinin çoğu
konvansiyonel antipsikotik tedaviden relatif olarak etkilenmemektedir. Konvansiyonel
antipsikotikler bazal gangliyonlardaki dopamin reseptörlerini bloke etmektedir, ki burası
prosedural öğrenmenin gerçekleştiği beyin bölgesidir. Prosedural öğrenmedeki bozukluk
sıklıkla deklaratif bellekte görülen bozukluk düzeyinde değildir. Şizofreni hastaları deklaratif
bellek testlerinde, normal kişilerin 15. persantili düzeyinde performans gösterirler, ki bu da
yukarıda tanımlanan diğer bellek bozukluklarından daha hafif düzeydedir.
Alzheimer hastalarından farklı olarak şizofreni hastalarında bellek bozuklukları erken
dönemde başlamakta ve hastalar tüm yaşamlarını önemli düzeyde bozulmuş olan bellek
işlevleri ile geçirirler. Şizofrenide bellek bozuklukları geniş kapsamlı ve şiddetlidir.
Muhtemelen bunlar şizofrenide en ağır bozukluklardır ve belirgin adaptif etkilenmeye yol
açmaktadırlar.
Şizofrenide çalışma belleği (working memory)
Şizofrenide üzerinde en fazla çalışılan bellek alt tiplerinden bir tanesi çalışma belleğidir.
Çalışma belleği kısa süreli belleğin bir işlevidir; kapasitesi oldukça sınırlıdır ve ancak 6-7
kadar bilgiyi saklayabilir (Ceylan, 2005). Çalışma belleği, bilgilerin kısa süre tutulduğu ve
adaptif amaçla hemen işlendiği belleği kapsamaktadır. “Primer”, “yakın (immediate)” veya
“kısa süreli” bellek olarak da bilinen çalışma belleği gerek duyulduğunda bilgilerin akılda
tutulduğu ve uzun süreli depolama için işleme sokmak üzere transfer edildiği veya atıldığı
işlemlerin toplamıdır. Bu çalışma belleği bilgisi uzamsal (spatial), yakın görsel alan içindeki
yerleşim gibi veya sözel, telefon numarası gibi, olabilir. Çalışma belleği aynı zamanda
zihindeki bilginin kaynağı hakkında da bilgi taşımaktadır, örneğin “Bu düşünceyi bana biri mi
söyledi yoksa bunu ben kendim mi düşündüm?”. Çalışma belleğinde depolanan bilgi çeşitleri
uzamsal yerleşim (spatial locations), nesne tanıma (object identity), ardıllık bilgisi (sequence
data), bilginin kaynağı (source of information) ve duygusal yan anlamı (emotional
connotation) kapsamaktadır. Her ne kadar çalışma belleği oldukça sınırlı bir kapasiteye sahip
ise de bilgilerin kategorize edilmesi bu kapasiteyi arttırmaktadır. Yapılan çalışmalarda çalışma
belleği kullanımı sırasında prefrontal kortekste bir grup nöronun devamlı surette ateşlendiği
görülmektedir (Goldman-Rakic, 1993; Goldman-Rakic, 1994). Çalışma belleğinde tutulan
25
bilgiye gereksinim ortadan kalktığında ateşlenmiş olan nöronların söndüğü görülmektedir
(Goldman-Rakic, 1991; Fuster, 1959). Yürütücü işlevlerin gerçekleşmesi için aynı anda çok
sayıda bilginin zihne çağırılması ve zihinde tutulması gerekmektedir. Bu nedenle çalışma
belleği yürütücü işlevlerin gerçekleşmesi için son derece önemlidir. Çalışma belleğindeki
bilgi, işlendikten kısa süre unutulur, bu da gün içerisinde kişilerin maruz kaldığı bilgiler
dikkate alındığında, unutmanın adaptif bir işlevi olduğunu göstermektedir. Bu çalışma belleği
fonksiyonlarından herbirinin, kısa süre önce saptanan uzamsal yerleşimin hatırlanmasından
adaptif unutmaya kadar, şizofrenide bozuk olduğunu düşünmek için nedenler vardır. Bu
çalışma belleği fonksiyonlarının herbirinin önemli işlevi vardır, dolayısıyla çalışma belleği
bozuklukları şizofrenideki en önemli bilişsel bozukluklardan biridir. Gerek uzamsal gerekse
sözel çalışma belleği testlerinde şizofreni hastalarında, sağlıklı deneklere göre performans
düşüklüğü bulunmuştur (Goldman-Rakic, 1994).
Çalışma belleğinin orijinal kuramsal modeli Alan Baddeley (Baddeley ve Hitch, 1974)
tarafından ortaya konulmuştur. O çalışma belleğinin iki genel komponentinin olduğunu
varsaymıştır: kısa süreli depolama sistemleri (hizmet eden sistemler/köle sistemleri) [brief
storage systems (slave systems)] ve santral işlemci (central executive). Her köle sisteminin
duysal modaliteye spesifik ve depolama kapasitesi sınırlı olduğu varsayılmaktadır (Baddeley,
1986). Bu sistemler verileri basit bir şekilde, değişiklik yapmadan, tutarlar. Santral işlemci
modaliteye spesifik depoda tutulan bilgileri işleyen ve işlem yükündeki değişikliklere, herbir
hizmet eden sistemin kapasitesini aşan yükün inip çıkışlarını kontrol altında tutmak için diğer
bilişsel kaynakları tahsis ederek işlem yükündeki değişikliklere yanıt veren sistemdir. Santral
işlemci aynı zamanda hangi bilginin unutulmasına izin verileceği, hangisini ilgili işlem için
seçileceği ve uzun süreli depoya taşınacağına kara vermektedir.
Çalışma belleğinde tam kayıp varsa, kişi en basit yürütücü (executive) ödevleri bile yerine
getiremez. İşlemenin (working) kortikal lokalizasyonu yürütücü işlevlerin çoğu ile aynı gibi
görünmektedir. Aynı zamanda yürütücü işlevlerle çalışma belleği aynı şey değildir, bir çok
çalışma belleği işlevlerinin görünen yürütücü komponenti yoktur. Örneğin basit uzamsal
yerleşimin hatırlanmasının yürütücü komponenti yoktur. Küçük çalışma belleği komponenti
olan yürütücü işlevler vardır. Bunların ayrı, fakat birbirine bağımlı bilimsel yapılar olduğunu
anlamak ve hastada çalışma belleği bozukluğunun olmasının yürütücü işlevlerinin bozuk
olduğunu göstermediğinin ve tam tersinin de geçerli olmadığının bilinmesi önemlidir.
Tedavi çalışmaları norepinefrin (NE) aktivitesini arttıran ilaçların şizofreni hastalarında
spasiyal çalışma belleğini iyileştirdiğini göstermiştir. Bunun iki önemli bilimsel yanı vardır.
Birincisi bu bellek işlevlerinin primatlarda açıkça frontal loblara yerleşmiş olmasıdır. Uyaranı
26
almaktan sorumlu nöronlar posterior kortikal alanlarda bulunmaktadır, bellekte tutma
sırasında aktif olan nöronlar ise frontal bölgededir (Williams ve Goldman-Rakic, 1995).
Şizofreninin uzun süredir frontal lob işlevlerindeki bozukluk olarak kavramsallaştırılması
dikkate alındığında, spasiyal çalışma belleğindeki bozukluklar ile ilgili bu bulgu frontal
korteksin bazı tip disfonksiyonlarının önemli göstergesi olabilir. Çalışma belleği testlerinin
uygulandığı sırada şizofreni hastaları frontal loblarını sağlıklı kişiler düzeyinde aktive
edememektedir.
Dopamin şizofreninin biyolojik modelinin merkezinde yer almıştır. Şizofreninin patolojisi
ile ilişkili daha yeni tanımlamalar dopaminerjik sistemin global aktivasyon artışından çok
bölgesel dopaminerjik anomalilere odaklanmaktadır (Davis ve ark., 1991). Son dekad
boyunca kortikal dopaminerjik nöronların aktivite düşüklüğü şizofrenideki bilişsel
bozuklukların en önemli modeli olmuştur. Bazı çalışmalar kortikal dopaminerjik nöronlarda
düşük aktivite veya azalmış proliferasyon (Okubo ve ark., 1997) ve bu nöronların düşük
aktivitesi ile çalışma belleğini de kapsayan frontal lobla ilişkili olduğu düşünülen bilişsel
testlerdeki bozukluk arasında korelasyon (Daniel ve ark., 1991; Kahn ve ark., 1994)
saptamıştır.
Şizofrenide başka çalışma belleği bozukluğu tipleri de vardır. Gerçekte basit spasiyal
gecikmiş cevap testleri bellekle( çalışma belleği komponentinin çoğu olmadan) ilişkilidir.
Çalışma belleğinin çok farklı yönleri tanımlanmıştır ve bunları çoğu da şizofrenide
bozulmuştur. Nesne çalışma belleği (object working memory) görsel alandaki nesnelerin
görsel yönelimli çalışma belleğini ifade etmektedir. Kompleks bir uyarı durumu, örneğin
Londra veya New York sokak resmi, gösterilip kısa bir süre sonra kişiye mavi bir araba görüp
görmediğ sorulduğunda, bu nesne çalışma belleğidir. Bu çalışma belleği tipi, basit uzamsal
yerleşimle ilgili olan çalışma belleğinden hafifçe farklı kortikal lokalizasyon paterni
gösterebilmektedir (Wilson ve ark., 1993).
Şizofreni hastaları, sekonder bellek, yürütücü işlevler ve dikkatteki daha şiddetli
bozuklukları ile kıyaslandığında, kısa süreli bellek uzamının (short term memory span) basit
ölçümlerinde (digit span gibi) belirgin bozukluk göstermemektedir. Aynı zamanda şizofreni
hastalarının sağlıklı kişilere göre bir item daha düşük kısa süreli bellek uzamı gösterdikleri
bulunmuştur (Gruzelier ve ark., 1988).
27
Şizofrenide yürütücü işlevler
Yürütücü işlevler strateji oluşturma, onların uygunluğunu test etme, en iyi stratejiyi seçme,
ilgisiz bilgilerin etkisinden kaçınma ve uygunluğunu kaybeden stratejileri ortadan kaldırmayı
kapsayan
problem çözme yeteneğini içermektedir. Yürütücü işlevler aynı zamanda yarışan
istekler arasında dönüşümü ve bunun için gerekli adaptif kayma çabasını da kapsamaktadır.
Yürütücü işlevler, problemi çözemeyecek kadar küçük ve diğer devam eden aktiviteleri
engelleyecek kadar büyük olmayan çabayla, farklı bilişsel becerileri ve kaynakları yönetme
becerisini de kapsamaktadır.
Yürütücü olarak değerlendirilen bir diğer alan da bazı sözel beceri ödevleridir. Özellikle
sözel akıcılık (verbal fluency), semantik ve fonolojik ihtiyaca göre sözel yanıt oluşturma
sıklıkla yürütücü işlev olarak değerlendirilir. Geçmişte bu tip işlevler “frontal lob işlevleri”
olarak bilinirdi. Bununla birlikte yürütücü işlevlerle frontal lob işlevlerinin tam olarak aynı
şey olmadığını düşünmek için nedenler vardır. Yürütücü yapıda olmayan bazı frontal lob
işlevleri vardır ve yürütücü işlev testlerindeki performanstan sadece frontal lobun sorumlu
olmadığını gösteren bazı bulgular vardır.
Yürütücü işlev ödevlerinin frontal lobla ilişkili olduğunu gösteren iki ana fizyolojik bulgu
alanı vardır. Bunlardan ilki bu testlerin uygulanması sırasında frontal lobun aktive olması
(Callicott ve ark., 2000), ikincisi ise lokalize lezyonlarla yürütücü işlev testlerinde
performansın düşmesidir (Stuss ve Benson, 1986). Ek olarak beynin diğer alanlarındaki
lezyonlar da klasik yürütücü işlev testlerinde performans düşüklüğüne yol açmaktadır
(Anderson ve ark., 1991). Örneğin frontal loblarda direkt lezyon etkisi olmayan subkortikal
demans hastaları da yürütücü işlev bozuklukları göstermektedir. Kaudat nükleusun başının
dejenerasyonu ile ilişkili progresif bir durum olan Huntington hastalığı şizofrenideki kadar
ağır yürütücü işlev bozukluklarına yol açmaktadır (Paulsen ve ark., 1995c).
Yürütücü işlevlerin prototip testi Wisconsin Kart Eşleştirme Testi’dir [Wisconsin Card
Sorting Test (WCST)]. Geç 1940’larda kavramsal işlevleri değerlendirmek için geliştirilen bu
test (Berg, 1948) beş dekad boyunca şizofreni hastalarını değerlendirmek için kullanılmıştır.
WCST için soyutlama, gruplandırma ve sıralama gibi işlevlere gereksinim duyulur; ayrıca
kişinin kendi tepkisini takip etmesi gerekmektedir (Cohen ve Server Schreiber, 1992).
Şizofreni hastalarının bu testte belirgin problemleri vardır ve birçoğu çok sayıda denemeye
rağmen bu testi nasıl yapacaklarını öğrenememektedir (Goldberg ve ark., 1987; Goldberg ve
Weinberger, 1994). Çalışma belleği bozuklukları, son yanıt veya o anki sınıflama kategorisini
hatırlama problemleri nedeniyle, bu testteki performansı güçleştirmektedir. Kavramsal
28
boyutların algılanma becerisindeki bozukluklar (ör: somut düşünme) kişinin farklı potansiyel
sınıflama kavramlarını tanımlayamamasına yol açmaktadır. İmpulsivite kişinin, test kavram
değişikliğini gerektirmeden, kavramı değiştirmesine neden olabilir. WCST farklı nedenlere
bağlı zayıf problem çözmeyi tespit edebilmekle birlikte, özgül bir bilişsel bozukluğu
göstermemektedir. Yürütücü işlevler sırasında sağlıklı kişiler prefrontal kortekslerini aktive
edebilirken, şizofreni hastalarında bu aktivasyon izlenmez (Weinberger ve ark., 1986).
Sözel akıcılık (verbal fluency) testleri bazı farklı kavram alanlarına uygun kelimeler
üretmeyi gerektirmektedir. Örneğin kişiden aynı harfle başlayan kelimeler, veya aynı
kavramsal kategoriden (örneğin hayvanlar, meyveler veya sebzeler) üretmesi istenebilir. Tüm
bu yönergeler kişinin semantik veya fonolojik taramayı organize etmesini ve her item için
1dakikadan 90 saniyeye kadar sınırlı bir zamanda veri oluşturmaya devam etmesini
gerektirmektedir.
Şizofreni hastalarında belirgin verbal akıcılık bozukluğu vardır. Bazı araştırmacılar harf
akıcılığı gibi fonolojik tarama ile karşılaştırıldığında hayvanlar gibi semantik taramada
bozukluğun daha fazla olduğunu ileri sürmüştür (Gourovitch ve ark., 1996). Akıcılık
bozuklukları ile korele olan parametreleri değerlendiren çalışmalar göstermiştir ki bellek
bozuklukları fonolojik akıcılık bozuklukları ile daha güçlü korelasyon göstermektedir;
karşılaştırmalı isimlendirme (confrontation naming) gibi diğer sözel becerilerdeki
bozukluklar ise kategori akıcılığındaki bozukluklarla ilişkilidir (Harvey ve ark., 1997).
Stroop etkisinin deneysel psikolojide uzun bir geçmişi vardır ve ilk başta sağlıklı kişilerde
tanımlanmıştır. Şizofreni hastaları bu testte daha fazla zorlanırlar ve bu latans ve hata
oranlarını arttırmaktadır.
Şizofreni hastaları yürütücü işlev performansında farklılıklar göstermektedir ve bu alanda
daha fazla bozukluk gösterenlerin bazı önemli klinik özellikleri vardır (Green, 1996). IQ
düzeylerine göre beklenenden belirgin daha büyük fonksiyonel bozukluk göstermektedirler.
Ağır yürütücü işlev bozukluğu gösteren hastaların içgörü yokluğu gösterme ve
hastalıklarının farkında olmama olasılığının daha yüksek olduğunu gösteren çok sayıda
çalışma vardır. Hastalığın farkında olmama zayıf tedavi uyumu, kendini yaralayıcı tutum
(self-injurious behavior) ve başkalarına yönelik şiddet riski ile korele bulunmuştur. Bazı
çalışmalar hastalığın farkında olmamanın dikkat ve bellek bozuklukları gibi diğer kognitif
bozukluklarla değil, spesifik olarak yürütücü işlev bozuklukları ile ilişkili olduğunu
göstermiştir (Young ve ark., 1993). Sonuç olarak yürütücü işlev bozuklukları, tedaviye
uyumsuzluk ve tehlikeliliği içeren kötü sonuç için risk faktörleri ile ilişkili olabilir.
29
Defisit sendromu, pozitif semptomların remisyonda olduğu dönemde bile hastaların
belirgin negatif semptomlar, sosyal defisitler ve affektif bozukluklar göstermesi olarak
tanımlanmıştır (Carpenter ve ark., 1988). Bazı farklı çalışmalar yürütücü işlev bozukluğunun
bazı bileşenlerinin defisit sendromunun varlığı ile ilişkili olduğunu göstermiştir (Buchanan ve
ark., 1994). Gerçekte yürütücü işlev bozuklukları, açık pozitif semptomların yokluğuna
rağmen motive ve amaca yönelik davranış gösterme becerisinde bozukluk ile kendini
gösteren, bu sendromun merkezi özelliği olabilir.
Bilişsel işlevler ve işlevsel sonuç
1970’li yılların başlarından itibaren çeşitli nörolojik ve nöropskiyatrik durumlar
içinden bilişsel bozuklukların işlevsel sonucunu en çok etkileyen faktör olduğu bilinmektedir
(Heaton ve Pendleton, 1981). İlk epizodları sırasında daha ağır şiddetli bilişsel bozukluklar
gösteren hastaların kronik hastalık seyri gösterme olasılığı daha yüksektir (Breir ve ark.,
1991). Bu hastalar aynı zamanda tedaviye yanıtsızlık, düşük mesleki işlevsellik ve bağımsız
yaşayamama durumunu da göstermektedir. Bilişsel bozukluklar şizofrenide işlevsel sonucun
global ve özgül yönlerinin en iyi öngörücüsü olarak görülmektedir. Deklaratif bellek,
yürütücü işlevler, çalışma belleği ve vijilans işlevsel sonucun çeşitli yönleriyle farklı
korelasyon paternleri göstermektedir. Bilşsel bozuklukların aynı zamanda öğrenme hızını ve
hastaların rehabilatasyondan faydalanma düzeyini azalttığı bilinmektedir. Yürütücü işlevler,
vijilans, sözel öğrenme ve sözel bellek, işlevsel sonucu öngörmede özgül bilişsel alanlar
olarak önerilmiştir. Nörokognitif işlevler içerisinde sözel bellek işlevsel sonuçla en tutarlı
ilişki göstermektedir. Yürütücü işlevler mesleki işlevsellik, yaşam kalitesi ve bağımsız
yaşama becerilerini kapsayan toplumsal işlevsellik ile en güçlü ilişki göstermektedir. Yaşam
boyu iyi sonuç gösteren hastalar ilerleyen yaşla minimal bilişsel değişiklik gösteriyor
görünmektedir (Eyler Zorilla ve ark., 2000;Heaton ve ark.,1994;2001). Bu yaşlı iyi sonuç
hastaları daha genç şizofreni hastalarına göre yaşa uygun normal standartlarla
karşılaştırıldığında artmış bilişsel bozukluk göstermedikleri bildirilmiştir. Bu hastaların
bilişsel
bozukluk göstermediği anlamına gelmemektedir. Bu hastaların çoğunda belirgin
düzeyde bozukluk vardır ve % 70 kadarının “önemli nöropsikolojik bozukluk (substantial
neuropsychological deficit)” klinik kriterlerini karşıladığı görülmektedir (Palmer ve ark.,
1997). Bu yaşamboyu iyi sonuç gösteren hastalar (patients with a lifetime good outcome)
normal yaşlanma sürecinden az veya çok bilişsel bozukluk gösterdiklerine dair önemli bulgu
yoktur (Heaton ve ark., 2001).
30
Progresif ventriküler büyüme, kronik, tedaviye dirençli pozitif semptomları olan şizofreni
hastalarında bulunmuştur. 3 yıllık (Mathalon ve ark., 2001) ve 5 yıllık takip çalışmalarında
(Davis ve ark., 1998) orta yaş kötü sonuç hastalarının ventrikül hacminde ilerleyici büyüme
gösterdikleri bulunmuştur.
Sağlılı kişiler artan yaşla, bilişsel kapasitelerinde düşüklük göstermektedir. Bu azalma
öğrenme, bellek ve dikkat işlevlerinde en büyüktür, uzun süreli bellek ve okuma becerilerinde
ise daha küçüktür; şizofrenide hastalığın başında tam da böyle bir bilişsel bozukluk profili
görülmektedir.
Şizofreni ve erken görsel işleme
Erken görsel işleme işlevlerini test etme amacı ile geliştirilen iki önemli yöntem
bulunmaktadır. Bunlarda ilki “Span of Apprehension Test” (SoA), ikincisi ise Geriye Doğru
Maskeleme-Backward Masking Testi’dir (Ceylan, 2005). Uzun süren izlem çalışmalarında
hastalarda gerek psikotik dönemlerde, gerekse remisyon süresince normal sağlıklı kişilerle
olan farklar korunmaktadır (Nuechterlein ve ark., 1992). Şizofreni hastalarına kendi içinde
bakıldığında, hastaların sadece %50’si SoA testinde anormal sınırlar içinde kalmaktadır.
Anormal sınırlar içinde kalan hastalarda, skorlar özellikle anerji ile ilişkili bulunmuştur.
Geriye Doğru Maskeleme Testi ile yapılan çalışmaların sonuçları SoA testi ile yapılan
çalışmaların sonuçlarına benzemektedir (Green ve ark., 1997). Tıpkı SoA’da olduğu gibi
yüksek şizotipi skorları alan kişilerde de Geriye Doğru Maskeleme Testi skorları yüksek
çıkmıştır (Saccuzzo ve Schubert, 1981; Braff, 1981). Bu testte elde edilen sonuçların
kanıksama ve duysal-motor geçit (sensory-motor gating) sistemlerindeki sorunları yansıttığı
düşünülmektedir (Ceylan, 2005).
Şizofreni ve göz kırpma hareketleri
Sessiz ve sakin bir odada otururken ani yüksek bir ses, irkilmemize ve göz kırpma
hareketini gerçekleştirmemize neden olur. Göz kırpmanın şiddeti irkilmenin şiddetini
yansıtmaktadır. Eğer önden daha düşük genlikte bir ses duyarsak, irkilme şiddetimiz çok daha
düşük olacaktır (Ceylan, 2005). Ancak, şizofreni hastalarında ilk ses sonrası yüksek seste
oluşan irkilmede azalma görülmez (Braff ve ark., 1987). Bu basit gibi görünen fizyolojik işlev
aslında duyusal filtreleme (sensory gating) işlevini yansıtmaktadır ve şizofreni hastalarında
31
bu işlev büyük ölçüde bozulmuştur (Dawson ve ark., 1993). Dolayısıyla şizofreni hastaları
hem içeriden hem de dışarıdan gelen yoğun uyaran bombardımanı altında kalmaktadırlar.
Bilişsel bozuklukların nörogörüntüleme izdüşümleri
Psikozun erken evrelerinde yapısal MRI (Magnetic Resonance Imaging) çalışmaları
göstermiştir ki yapısal değişiklikler şizofreni başlangıcından önce de görülebilir ve psikozun
erken göstergesi olabilir. Ventrikül hacim büyümesi, dopamin D2 reseptör dansitesi,
amfetaminle uyarılmış santral sinir sistemi dopamin salınımı, plazma homovalinik asit ve düz
göz izleme bozuklukları (smooth pursuit eye tracking dysfunction) daha sonra şizofreni
geliştiren kişilerin ilk psikotik epizodunda görülmektedir. Fakat ayrı ayrı bu “ bozukluklar”
özgül değildir, yani birçoğu şizofreni geliştirmeyip başka bir bozukluk geliştiren kişilerde de
görülmektedir (Copolov ve Crook, 2000). Bu biyolojik belirteçler (markers) şizofreniyi
öngörmede kombinasyon halinde kullanıldıklarında faydalı olabilir.
Beynin çalışmasını görüntüleyen üç yöntem vardır: Positron Emission Tomography
(PET), Single Photon Emission Tomography (SPECT veya SPET) ve functional Magnetic
Resonance Imaging (fMRI). PET serebral metabolik aktiviteyi, kan akımını ve reseptör
miktar ve işlevini değerlendirmeye yarayan bir tekniktir. Serebral metabolik aktivite, PET
kullanarak glukoz metabolizması ile ölçülmektedir. Glukoz nöronların enerji kaynağıdır ve
anormal glukoz metabolizması altta yatan patolojinin göstegesidir. Bölgesel glukoz
metabolizması PET’le istirahat halinde ve çeşitli bilişsel ödevlerin uygulaması sırasında
ölçülebilmektedir. SPECT PET’e benzer bir tekniktir ve santral nörokimyasal sistemlerin in
vivo direkt ölçümünde kullanılabilir. Kararsız radiyonüklidler (decaying radionuclides)’den
kaynaklanan tek foton emisyonlarına dayanmaktadır. PET gibi SPECT de nörotransmiter
reseptörlerini, psikotropik ilaçların etki alanlarını ve psikiyatrik hastalığın ve tedavinin
bölgesel beyin aktivitesi üzerindeki fonksiyonel etkisini değerlendirmeye yaramaktadır. Hem
PET hen SPECT radyoaktif tekniklerdir.
Son yıllarda psikiyatrik nörogörüntülemede en önemli gelişme fMRI’ın keşfidir. Bu teknik
PET ve SPECT’e üstündür ve bilişsel işlevi çok kesin nöroanatomik yapılara bağlayan
haritalamaya izin verebilmekte ve böylece şizofreni ve diğer psikiyatrik bozukluklarda
anormal olabilen yapılar ve işlevsel ağları görüntülemeye yardım edebilmektedir. Bu
noninvazif ve güvenli bir tekniktir. PET ve SPECT gibi radyoaktiviteyi kullanmamakta,
beynin nöral aktiviteye doğal hemodinamik cevabını kullanmaktadır.
32
Son dönemdeki çalışmalar şizofreninin ana semptomlarının bir veya daha fazla beyin
alanının anormal işlevine bağlanıp bağlanamayacağını araştırmaktadır. Liddle ve arkadaşları
(1992), dönüm noktası oluşturan makalelerinde, bölgesel beyin kan akımı ve semptomlar
arasındaki ilişkiyi araştırmışlardır. Onlar üç primer semptom kümesi tanımlamışlardır:
Psikomotor yavaşlama (psychomotor poverty), dezorganizasyon ve gerçeği değerlendirme
bozukluğu; ve bunların farklı serebral perfüzyon paterni ile karakterize olup olmadığını
araştırmıştır. Sonuçlar psikomotor yavaşlamanın sol dorsolateral prefrontal korteksin
(hipofrontalite) ve anterior singulatın azalmış aktivitesi ile karakterize olduğunu göstermiştir.
Bu da negatif semptomların frontal lob işlev bozukluğu ile karakterize olduğu fikrini
desteklemektedir. Hastanın dezorganizasyon puanları sağ prefrontal kortekste düşük kan
akımı ile birlikte konuşmanın oluşumunda etkili olan temporal lopta azalmış aktivite
göstermektedir. Son olarak gerçeğin çarpıtılması (reality distortion) puanları hipokampal
bölge ve sol prefrontal korteksteki kan akımı ile pozitif korelasyon göstermektedir. Başka
çalışmalar da benzer bulgular bildirmiştir (Wolkin ve ark., 1992). Schroder ve ark. (1995)
prefrontal glikoz metabolizmasının negatif semptomatoloji ile, hezeyanların ise hipokampusta
azalmış aktivite ile ilişkili olduğunu bulmuştur. SPECT kullanılarak hastadaki hallüsinatuar
durumun sol inferior frontal korteks, sol temporal lob ve anterior singulatta artmış kan akımı
ile ilişkili olduğu bulunmuştur (McGuire ve ark., 1993). Sabri ve ark. daha önce hiç
antipsikotik kullanmamış (drug-naive) bir grup hasta üzerinde çalışmış ve düşünce
bozukluklarının frontal, singulat ve parietal bölgelerde artmış kan akımı ile ilişkili olduğunu
bulmuştur. Spence ve ark. (1998) hastaların başlangıçta (psikotik iken) dorsolateral prefrontal
kortekste (DLPFC) azalmış aktivite gösterdiklerini, fakat 4-6 hafta sonra semptomlar
iyileşince bu bölgelerde artmış kan akımı gösterdiklerini saptamışlardır. Bu da
hipofrontalitenin “trait”ten çok “state” fenomeni olduğunu göstermektedir. Bu konudaki
literatürde çelişkiler olmakla birlikte şizofrenide hipofrontalitenin sadece istirahat durumu
fenomeni (resting state phenomenon) olmadığını, test performansı sırasında frontal bölgelerde
azalmış aktiviteyi de yansıttığına dair bulgular vardır (Andreasen ve ark., 1992; Carter ve
ark., 1998).
Bilişsel işlevlerin klinik bulgular ile ilişkisi
Şizofrenide bilişsel bozulmanın klinik semptomlarla ilişkisi de ilgi odağı olmuştur.
Şizofrenik hastaların çeşitli alt grupları bilişsel işlev bozukluğu yönünden karşılaştırılmıştır.
Özellikle paranoid şizofrenili hastaların diğer şizofreni tiplerine göre daha az bilişsel bozulma
gösterdikleri düşünülmektedir (Ceylan, 2005).
33
Pozitif ve negatif şizofreninin karşılaştırması da çok yapılmıştır. Sıklıkla negatif
semptomlu hastaların daha belirgin bilişsel işlev bozukluğu gösterdiğine ilişkin kanıtlar elde
edilmiştir (Ceylan, 2005). Birçok çalışmada pozitif semptomlar bilişsel işlevlerle ilişkisiz
iken, negatif semptomların kötü bilişsel performansla ilişkili olduğu yönünde bulgular elde
edilmektedir (Goldstein ve Zubin, 1990; Harvey ve ark., 2000). Berman ve arkadaşlarının
(Berman ve ark., 1997) yaptıkları bir çalışmada, negatif semptom skorları yüksek hastalar
yürütücü işlevlerde daha fazla bozulma gösterirken, pozitif semptomları ön planda olan
hastalar dikkatle ilişkili testlerde daha belirgin bir bozulma göstermiştir. Negatif semptomlar
ile bilişsel işlev bozukluğu arasında ilişki bulamayan çalışmalar da vardır (Rubin ve ark.,
1995).
Tüm bu bulgulara karşın genel eğilim şizofrenideki bilişsel işlev bozukluğunun
semptomlardan bağımsız olduğudur. Şizofrenide bilişsel işlev bozukluğunun klinik
semptomların ortaya çıkmasından daha önce mevcut olduğu ve psikotik semptomlardaki akut
alevlenmenin düzeltilmesinden sonra bile dirençli oldukları bilinmektedir (Bilder ve ark.,
1992; Hoff ve ark., 1992). Bilişsel bozukluk, şizofreni semptomlarından bağımsız, birincil,
yaygın bir defisittir ve semptomlar düzeldiğinde de devam etmektedir (Goldberg ve ark.,
1993).
Tedavi ile psikotik semptomların düzeltilmesine rağmen bilşsel işlev bozukluğunun devam
etmesi hastanın yeniden topluma kazandırılmasında bir engel olabilir (Ceylan, 2005).
Şizofrenik hastalardaki bilişsel işlev bozukluğunun kişinin sosyal ve mesleki yeteneklerini
olumsuz etkilediği, ayrıca yaşam kalitesini de önemli derecede bozduğu gösterilmiştir
(Davidson ve Keefe, 1995).
ŞİZOFRENİDE AİLE ÇALIŞMALARI
Çocukluk çağı şizofrenisi hastalarının sağlıklı kardeşlerinde yapısal beyin anomalileri
saptanmıştır (Gogtay ve ark., 2003). Şizotipal kişilik bozukluğu olan kişilerde de gri madde
hacim azalması saptanmıştır, ki bu da şizofreni spektrumu bozukluklarına yatkınlığı
gösteriyor olabilir (Dickey ve ark., 2002).
Çağrışımlarda gevşeme ile karakterize alıngan düşünme (allusive thinking) (her nekadar
şizofreniye spesifik olmasa ve normal kişilerde de görülebilse), şizofreniye yatkınlığın
belirteci (marker) olabilir (McConaghy, 2000). Sağlıklı kontrollerle karşılaştırıldığında
34
şizofreni hastalarının ebeveynleri belirgin olarak daha fazla alıngan düşünme gösterirler
(Catts ve ark., 1993). Şizotipinin diğer elemanları şizofreni için risk belirteci olabilir, ve bazı
çalışmalar şizotipi skorunun şizofreni hastalarının akrabalarını sağlıklı kişilerin akrabalarında
ayırabileceğini göstermiştir (Catts ve ark., 2000).
Kremen ve ark. (Kremen ve ark., 1994) şizofreni hastalarının birinci derece akrabalarında,
nöropsikolojik bulguları şizofreni için potansiyel risk faktörü olarak ele alan literatürü gözden
geçirmişlerdir. Nörokognitif risk belirteçleri, dikkati sürdürme (sustained attention), spasiyal
çalışma belleği (spatial working memory), sözel bellek ve yürütücü işlev bozukluğunu
kapsayabilir (Michie ve ark., 2000; Diwadkar ve ark., 2001). Nonpsikotik akrabalarda en
belirgin bozukluk dikkati sürdürme (sustained attention), algısal motor hız (perceptual motor
speed), düşünce oluşumu ve soyutlamada bulunmuştur (Kremen ve ark., 1992; Egan ve ark.,
2000). Ancak bazıları çoklu, belirgin olmayan nörokognitif bozukluklar göstermektedir
(Tsuang ve ark., 2002).
Birçok çalışma şizofreni hastaları ve onların birinci derece akrabalarında göz izleme
hareketlerinde bozukluk saptamıştır (Levy ve ark., 1994; Lee ve Williams, 2000). Bu alan,
hastalığın altta yatan genetiğini ve etkilenen MSS (merkezi sinir sistemi) devrelerini
açıklamaya yardım edebileceğinden, ilgi çekmektedir (Tsuang, 2000; Levy ve ark., 1994;
Flechtner ve ark.2000). Göz izleme bozukluklarının (düz izleme sırasında azalmış ilerleme ve
artmış sakkad frekansı) hastalar ve onların akrabalarındaki yüksek prevalansı bu bozukluğun
genetik olarak iletilen karakter belirteci (trait marker) olabileceğini göstermektedir. Kişilerden
gözlerini görsel hedefin tersi yönde hareket ettirmesinin istendiği antisakkad ödevi de
çalışılmıştır (McDowell ve ark., 1999; McDowell ve ark., 2002). Kontrollerle
karşılaştırıldığında antisakkad defisitleri şizotipal kişilik bozukluğunda (Cadenhead ve ark.,
2002) ve şizofreni hastalarının birinci derece akrabalarında (Curtis ve ark., 2001) daha çok
görülmektedir.
Şizofreni spektrum bozukluğu olan hastaların birinci derece akrabalarında (Shenton ve
ark., 1989; Thompson ve ark., 1997; Arbelle ve ark., 1997; Docherty ve Gordinier 1999;
Kinney ve ark., 1997) ve ikiz çalışmalarında (Gambini ve ark., 1997; Docherty ve Gottesman,
2000) düşünce bozukluğunun ailesel varlığının saptanması çevreselden çok genetik
komponenti göstermektedir.
Şizofreni hastaları ve akrabalarında silik nörolojik bulguların sıklığı artmış olarak
bulunmaktadır. Silik nörolojik bulguların genel popülasyonda da psikoza yatkınlık ile ilişkili
olduğu anlaşılmaktadır (Barkus ve ark., 2006).
35
ŞİZOFRENİDE YÜKSEK RİSK VE TAKİP ÇALIŞMALARI
Genellikle biyolojik bir işaretin hastalığın başlangıcından önce mi yoksa sonra mı
oluştuğunu ayırdetmek önemlidir. Eğer bir işaret hastalığın başlangıcından önce de varsa,
hastalık için yatkınlığa bağlı karakteristik bir özelliği gösterebilir ve aynı zamanda hastanın
sağlıklı akrabalarında da bulunabilir. Karakteristik özellik gibi bir işaret genetik yatkınlığa
veya erken çevresel risk faktörlerine bağlanabilir. Eğer bir işaret hastalığın başlangıcından
sonra gelişmişse, bu işaretin sağlıklı akrabalarda bulunmayan, hastalık sürecinin bir
tamamlayıcı parçası ya da sekeli olduğu anlaşılır. Bu bulgulardan olan nörolojik bulgular,
genellikle şizofreniye yatkınlığın biyolojik işaretleri olarak düşünülmüştür (King, 1991;
Kolakowska, 1985; Lane, 1996; Marcus, 1985c; Woods, 1987).
Şizofreni İçin Risk Faktörleri
Şizofreni için risk faktörleri aile öyküsü, ileri baba yaşı, velo-kardiyo-fasiyal sendrom,
gebelik sırasındaki maternal enfeksiyonlar, gebelik ve doğum komplikasyonları ve çocukluk
çağı ve ergenlikteki sosyal uyum zorluklarını kapsamakta, ancak bununla sınırlı değildir.
Potansiyel risk belirteçleri (markers) yapısal beyin patolojisi, minör fiziksel anomaliler ve
dermatoglifik anomaliler, nörokognitif defisitler, göz izleme bozuklukları (eye-tracking
dysfunction), bazı elektrofizyolojik bulgular ve olfaktor identifikason bozukluklarıdır
(Compton, 2004).
Şizofreni için potansiyel risk faktörleri:
1) Şizofreni için aile öyküsü
2) İleri baba yaşı
3) Düşük maternal vitamin D veya diğer prenatal beslenme bozuklukları
4) Kromozom 22q11’deki mikrodelesyonlar (velo-kardiyo-fasiyal sendrom)
5) Gebelikte aşırı aç kalma (kıtlık) (famine during pregnancy)
6) İlk trimesterde rubella, influenza ve diğer viral enfeksiyonları kapsayan gebelikte
maternal enfeksiyonlar
7) Rh uyuşmazlığı
8) Gebelik ve doğum komplikasyonları
9) Kış veya ilkbaharda doğmuş olma
10) Anormal fetal büyüme ve düşük doğum kilosu
36
11) Kentsel bölgede doğma/ yetişme
12) Erken dönem merkezi sinir sistemi enfeksiyonları
13) Çocukluk çağı motor, bilişsel veya sosyal gelişimdeki gecikme
14) Çocukluk ve ergenlik çağında sosyal uyum zorlukları
15) Daha düşük zeka düzeyi okul performansında düşme
16) Göç
17) Hiç evlenmemiş olma
18) Çalışmama
19) Obsesif kompulsif bozukluk, sosyal fobi, panik ataklar ve bazı kişilik bozukluklarını
kapsayan psikopatolojik durumlar (Michael ve Compton, 2004).
Velokardiyofasiyal sendrom, genel toplumdakinin 25 katı yaşamboyu şizofreni prevalansı
ile ilişkilidir (Hodgkinson ve ark., 2001). Birçok çalışma şizofreni tanısı almış kişilerin
annelerinde artmış obstetrik komplikasyon insidansı bildirmiştir (McNeil, 1995; McNeil ve
Cantor-Graae, 2000; Hultman ve ark.,1997; Dalman ve ark., 2001; Cannon ve ark., 1990;
Palmer ve ark., 2002; Hollister ve ark., 1996). Sekiz prospektif toplum çalışmasının
metaanalizi üç grup komplikasyonun şizofreni ile ilişkili olduğunu göstermiştir: 1) Kanama,
diabet, Rh uyuşmazlığı ve preeklampsiyi içeren gebelik komplikasyonları; 2) Düşük doğum
ağırlığı, konjenital malformasyonlar ve küçük baş çevresi gibi anormal fetal büyüme ve
gelişme; 3) Uterus atonisi, asfiksi ve acil sezaryeni kapsayan doğum komplikasyonları
(Cannon ve ark., 2002).
Doğum mevsimi ve doğum/yetişme yeri şizofreni riski ile ilişkilidir. Epidemiyolojik
çalışmalar kış ve ilkbahar ayı doğumlarında hafif düzeyde artmış şizofreni insidansı
bulmuştur. Doğum mevsimi, viral maruziyet gibi aday risk modifiye eden değişkenlerin
(McGrath, 2004) varlığını gündeme getiren, bir ana risk faktörü olabilir (Kraemer ve ark.,
2001). Yeni bir Danimarka çalışması yaşamının ilk 15 yılını büyük şehirde geçiren kişilerde
relatif şizofreni riskinin 2,75 olduğunu bulmuştur (Pedersen ve Mortensen, 2001). Bu kentsel
doğum veya yetişmenin şizofreni riskini arttırdığını belirten daha önceki çalışmaların
bulgularını desteklemektedir. Doğum mevsiminde olduğu gibi doğum yerinin de risk
modifiye eden değişkenleri kapsayan bir “vekil risk faktörü” (a proxy risk factor) olduğu
düşünülmektedir.
Hiç evlenmemiş olma ve çalışmama şizofreni geliştirme olasılığı ile yakından ilişkilidir.
Belirgin sosyal ve mesleki yıkımın şizofreni tanısının önemli bir parçası olduğu
düşünüldüğünde, bu bulgu şaşırtıcı değildir. Obsesif kompulsif bozukluk ve sosyal fobi 3.5
37
kattan fazla artmış şizofreni geliştirme olasılığı ile ilişkilidir (Michael ve Compton, 2004).
Bazı diğer çalışmalar çeşitli psikiyatrik semptom ve bozozukluğu olan ergenlerin şizofreni
geliştirme açısından artmış risk taşıdıklarını bulmuştur. Bir İsrail çalışması 16-17 yaşlarındaki
124.244 erkeğin verilerini kullanarak 25 yaşında şizofreni geliştiren kişilerin %26.8’inin
ergenlik döneminde bir psikiyatrik tanı aldıklarını, genel toplumda ise bu oranın sadece %7.4
olduğunu bulmuştur (Weiser ve ark., 2001).
Malaspina ve ark.(Malaspina ve ark., 2001) Jerusalem’de 1964-1976 yılları arasında doğan
87.907 kişide 21 yaşında şizofreni riski ile ileri baba yaşı arasındaki ilişkiyi araştırmıştır.
Baba yaşı 25 yaşı altında olan çocuklarla karşılaştırıldığında şizofreni için relatif risk her 5
yılda orantılı bir artış göstermiştir; 45- 49 yaş grubunda 2.02, 50 yaş ve üzerindeki grupta ise
2.96’ya ulaşmaktadır (anne yaşı ve diğer değişkenler açısından eşitlendikten sonra). Bu
kohorttaki vakaların %26.6’sının ileri baba yaşı ile ilişkilendirilebileceğini; baba yaşı 50 ve
üzeri olan gruptakilerinin ise 2/3’sinin ileri baba yaşı ile ilişkilendirilebileceğini bulunmuştur.
Başka çalışmalar da ileri baba yaşı ile ilişkili artmış şizofreni insidansını desteklemiştir
(Brown ve ark., 2002; Dalman ve Allebeck, 2002).
Daha sonra şizofreni geliştiren kişiler gelişme aşamalarında gecikme, daha düşük zeka,
zayıf veya azalan okul performansı, yalnız oynamaya eğilim, aşırı anksiyete ve minör
nörolojik problemleri kapsayan farklı bir gelişim gösterirler (Davies ve ark., 1998; Isohanni
ve ark., 2000; Jones ve Tarrant, 2000; Fuller ve ark., 2002). Bir İngiliz çalışmasında, daha
sonra şizofreni gelişen kişilerin 7 yaşındayken öğretmenleri tarafından kontrollere göre daha
fazla sosyal uyum problemleri gösterdikleri bildirilmiştir (Done ve ark., 1994). Bundan
sonraki çalışmalar, bu nonpsikotik şizofreni öncü belirtlerinin hastalık sürecinin bir parçası
mı, yoksa nedensel risk faktörü mü olduğunu açıklığa kavuşturmalıdır (Ellison ve ark., 1998).
Diğer potansiyel risk faktörleri göç, virüslere prenatal maruziyet, prenatal açlık ve
malnutrisyon ve santral sinir sistemi viral enfeksiyonları gibi enfeksiyonlara perinatal veya
çocukluk çağı maruziyeti kapsamaktadır. Bir çalışmada 27 erişkin şizofreni hastası ve
eşleştirilmiş 54 kontrol vakası karşılaştırılmış, doğumdan önce annede IgM ve IgG düzeyi
hasta grubunda daha yüksek bulunmuştur (Buka ve ark., 2001). Bu çalışmada annede herpes
simpleks tip-2 virüs glikoproteinlerine karşı gelişen antikor düzeyi ile çocukta psikotik
hastalık arasında bağlantı bulunmuştur. Diğer potansiyel risk faktörleri, örneğin kalabalık aile
(household crowding) (Torrey ve Yolken, 1998) ve düşük maternal vitamin D düzeyi ve diğer
prenatal beslenme bozuklukları (McGrath ve ark., 1999; Brown ve ark., 1996; Susser ve ark.,
1996), dikkatli bir değerlendirmeyi gerektirmektedir.
38
Picker ve Coyle (Picker ve Coyle, 2005) 1963’ten günümüze kadar tüm literatürü PubMed
ile gözden geçirerek yayınladıkları makalelerinde düşük maternal folat ve yüksek homosistein
düzeyinin şizofreni gelişme riskini arttıran potansiyel bir teratojen mekanizma olabileceğini
göstermişlerdir.
Şizofreniye Yatkınlığın Potansiyel Belirteçleri
Nedensel risk faktöründen çok hastalığın belirteçleri (markers) olan diğer öngörü unsurları
(precursors) yatkınlık göstergeleri (Jones ve Tarrant, 2000) (veya risk belirteçleri (risk
markers)) olarak düşünülebilir. Risk belirteci şizofreni geliştirme açısından artmış yatkınlığı
gösteren herhangi bir biyolojik veya nöropsikolojik özelliktir (Kremen ve ark., 1992). Bu
belirteçler hastalarda, hastalık için yüksek risk taşıyanlarda ve bazı etkilenmemiş
akrabalarında görülen ayırt ettirici işaretlerdir. Hem hastalarda hem de etkilenmemiş
akrabalarında görülen bu belirteçler (trait markers) hastalığa yatkınlıkla ilişkili biyolojik
mekanizmalar hakkında ipuçları sunabilir (Pardes ve ark., 1989). Hastalık önleme programı
için sınırlı bir topluluk seçileceği zaman risk belirteçleri yüksek bir topluluk seçilmelidir.
Yakından ilişkili bir terim “endofenotip”tir ve hastalığın klinik görünümlerinden çok
genotiple ilişkili bir biyolojik veya psikolojik bozukluğu ifade eder. Endofenotip genler gibi
nedensel mekanizmalar ile açık semptomlar arasında bir ara görünümdür (Moldin ve
Erlenmeyer-Kimling, 1994). Şizofreni semptomları genotipin kendisinin etkisinden uzak
olabilir (Michie ve ark., 2000). “Şizotaksi” terimi şizofreninin premorbid nörolojik substratını
ifade eder (Tsuang ve Faraone, 2002; Tsuang ve ark., 2000; Faraone ve ark., 2001; Tsuang ve
ark., 2002). En fazla çalışılan şizofreni gelişmesi açısından potansiyel risk belirteçler alttaki
tabloda belirtilmiştir.
Şizofreni için potansiyel biyolojik ve nöropsikolojik risk belirteçleri:
1) Yapısal beyin patolojisi ve fonksiyonel beyin görüntülemesinde patoloji
2) Minör fiziksel anomaliler ve dermatoglifik anomaliler
3) Alınganlık düşünceleri (allusive thinking) ve şizotipi
4) Dikkati sürdürme bozukluğu gibi nörokognitif defisitler
5) Nörolojik belirtiler ve nöromotor farklılıklar
6) Düz göz izleme hareketleri ve antisakkad ödevler gibi göz izleme hareketlerinin
disfonksiyonu
7) P300 latansında artış ve amplitüdde azalma gibi elektrofizyolojik bulgular
39
8) Olfaktor identifikasyon bozuklukları
Yüksek Risk Çalışmalarının Genel Özellikleri
Rochester Uzunlama Çalışması (The Rochester Longitudinal Study), Jerusalem İnfant
Gelişim Çalışması (Jerusalem Infant Development Study) ve İsveç YR Çalışması (Swedish
HR Study) annelerin hamileliği sırasında başlamıştır. Ulusal İşbirliği Perinatal Projesi
(National Collaborative Perinatal Project –NCPP) YR çalışmasında veri toplamaya annelerin
hamileliği sırasında başlanmıştır, ancak YR çalışması olarak takipler daha sonra başlamıştır.
Diğer tüm çalışmalar çocukluk ve ergenlik döneminde başlamıştır. New York İnfant
Çalışması (New York Infant Study), Copenhagen YR Çalışması (Copenhagen Infant HR
Study), İsrael YR Çalışması (Israeli HR Study), ve New York YR Çalışması’nda (New York
HR Study) çocuklar erişkinlik dönemine kadar izlenmiştir.
New York İnfant Çalışması (Fish ve ark., 1992) ilk YR çalışmasıdır. Bu çalışma 1952’de
şizofreninin kalıtsal kısmının nöroentegratif defekt olduğunu varsayan pandismatürasyon
hipotezini test etmek üzere başlatılmıştır. Çocuklar ayrıntılı sistematik değerlendirilmelere
tabi tutulmakla birlikte, örneklem küçüktür, sadece 12 YR çocuğu ve 12 kontrol (Fish, 1987).
Copenhagen YR Çalışması (Parnas ve ark., 1999), ilk istatistiksel olarak önemli çalışmadır
ve özellikle psikofizyolojik ölçümlere ve beyin görüntülemesine odaklanmakla birlikte, geniş
obstetrik ve gelişimsel veriler de toplanmıştır. En büyük çalışma örneklemlerinden birine
sahip olduğu gibi takip süresi de en uzundur.
Ulusal İşbirliği Perinatal Projesi (NCPP) gebelik, doğum ve yenidoğan dönemi (neonatal
period) hakkında bilgiler toplamış ve hayatın ilk 7 yılı içerisinde bazı noktalarda çocukların
mental, motor, duysal (sensory) ve fiziksel gelişimlerini değerlendirmiştir (Goldstein ve ark.,
2000). Boston NCPP YR Çalışması (Boston NCPP HR Study) başlangıçta Boston NCPP
örneklemindeki şizofreni ebeveynli çocuklardan oluşmuştur (Rieder ve ark., 1977).
The Boston and Providence NCPP HR Study, Boston NCPP YR Çalışması’nın
örneklemini, her iki yerdeki DSM-IV’e göre psikotik bozukluk tanısı almış ebeveynlerin
çocuklarını kapsayacak şekilde genişletmiş ve takip çalışması eklemiştir (Goldstein ve ark.
2000).
Hem New York hem de Israel YR Çalışması esas olarak nöropsikolojik değerlendirmelere
odaklanmıştır ve ilki özellikle dikkat bozukluğunun değerlendirilmesini (Erlenmeyer-Kimling
ve Cornblatt, 1992), ikincisi ise YR çocuklarında dikkat eksikliği bozukluğu-benzeri
nöroentegratif bozuklukları (attention deficit disorder-like neurointegrative deficits) ( Marcus
40
ve ark., 1987) vurgulamıştır. Dikkatin değerlendirilmesine odaklanan üçüncü bir çalışma da
Minnesota YR Çalışması’dır (Minnesota HR Study) (Garmezy ve Devine, 1984). İsrael YR
Çalışması da yetiştirilme ortamının etkisini araştırmıştır: çalışma ve kontrol çocuklarının
yarısı kibbutz’ta diğer yarısı ise biyolojik ebeveynlerinin yanında büyümüştür. Stony Brook
YR Projesi (Stony Brook HR Project) aile ortamının değerlendirilmesini vurgulamıştır
(Weintraub, 1987).
St. Louis Risk Araştırma Projesi (St. Louis Risk Research Project) diğer YR çalışmalarına
göre daha psikodinamik yönelimlidir ve ağır fiziksel hastalığı olan ebeveynlerin çocuklarını
da kapsamaktadır (Worland ve ark., 1984a). Rochester Üniversitesi Çocuk ve Aile Çalışması
(University of Rochester Child and Family Study) ebeveyn ve çocuk psikopatolojisi ve
sağlığının gelişimsel etkileşimlerine ve aile sisteminin işlevselliğine odaklanmıştır (Wynne ve
ark., 1987).
İsveç YR Çalışması’nın (McNeil ve ark., 1983) odağı pre- ve perinatal komplikasyonlar ve
erken çocukluk çağı gelişiminin ayrıntılı değerlendirilmesidir, ki bu Jerusalem İnfant Gelişim
Çalışmas’nın da ana ilgi alanıdır (Marcus ve ark., 1981).
Helsinki YR Çalışması (Helsinki HR Study) sistematik olarak 1916-1948 yılları arasında
doğan ve şizofreni nedeniyle Helsinki şehrindeki herhangi bir psikiyatri hastanesinde tedavi
görmüş olan tüm kadın hastaları saptamıştır. Onların 1960-1964 yılları arasında Helsinki’de
doğan çocukları yüksek risk grubunu oluşturmuştur (Wrede, 1984). Dolayısıyla Helsinki YR
Çalışması NCPP YR Çalışmaları ile birlikte epidemiyolojik çalışmalara örnek olarak
değerlendirilebilir (Wrede, 1984; Goldenstein ve ark., 2000).
Emory Üniversitesi Projesi (The Emory University Project) okulöncesi yaştaki YR
çocuklarının nöropsikiyatrik, sosyal ve entellektüel işlevlerini değerlendirmiştir (Goodman,
1987).
Edinburgh YR Çalışması (The Edinburgh HR Study) (Hodges ve ark., 1999) en son
başlayan YR çalışmasıdır ve diğerlerinden biraz daha farklı metodoloji kullanmıştır. YR
grubu 16-25 yaşları arasındadır ve en azından iki birinci veya ikinci dereceden akrabasına
şizofreni tanısı konulmuştur. Bu kişiler 5 yıl boyunca düzenli olarak nöropsikolojik testler ve
MR ile değerlendirilmiştir (Hodges ve ark., 1999).
Nörolojik ve Motor Gelişim
1940’larda yürütülen çocukluk çağı başlangıçlı şizofreni tanılı çocukların takip çalışmaları
nörolojik matürasyonlarında sapmalar gözlemiştir (Fish ve ark. 1992). Bu da Barbara Fish’in
41
“şizofrenide temel olan, en azından erken başlangıçlı ve daha kronik seyirli vakalarda,
nöroentegratif defekttir” önermesine yol açmıştır (Fish ve ark. 1992). O spesifik olarak,
pandismatürasyon (PDM) olarak isimlendirilen infant dönemi nöroentegratif bozukluğunun,
ki bu eşzamanlı ve geçici motor ve/veya görsel motor gelişim geriliği, anormal işlev profili ve
retarde iskelet büyümesinden oluşuyor, daha sonraki şizofreni gelişimini öngörebileceğini
göstermiştir. Erişkin dönemi takibinde şizofreni veya şizotipal veya paranoid
kişilik
bozukluğu tanısı alan yedi kişide de infant döneminde pandismatürasyon saptanmıştır. İsveç
YR Çalışması yaşamın üçüncü ve dördüncü gününde bile şizofreni YR çocuklarında
kontrollere göre daha fazla nörolojik sapma (neurological deviations) bulmuştur (Blennow ve
McNeil, 1991). Walker ve ark.(1994) preşizofreni hastalarının nöromotor işlevlerini, çocukluk
çağında ebevynleri tarafından çekilen ve ev içindeki hareketlerini belgeleyen video
kayıtlarından, değerlendirmiştir. Sonuçlar, kontrol gruplarına göre, daha fazla silik nörolojik
bulgu ve daha zayıf motor beceriler göstermiştir. Bazı kontrol grupları ile karşılaştırdığında,
daha sonra şizofreni geliştiren çocuklarda koreoatetoid hareketler ve üst ekstremitelerin
postür alması gibi nöromotor anomalilerin oranının arttığı gösterilmiştir. Bir diğer çalışmada
Walker ve meslektaşları (Walker ve ark., 1999) şizotipal kişilik bozukluğu tanısı alan
ergenlerde, başka tanılar alan ve normal kontrol gruplarına göre, daha yüksek istemsiz hareket
oranı saptamıştır.
1973-1979 yılları arasında hamilelerin kayıtlarının yapılmasıyla başlatılan “Jerusalem
Infant Development Study” adındaki çalışma kapsamında şizofrenik ebeveynli çocukların
sağlıklı ebeveynli olanlar ya da başka psikiyatrik bozukluğa sahip ebeveyn çocuklarıyla
çeşitli parametreler açısından ve farklı gelişim dönemlerinde karşılaştırmaları yapılmıştır. Bu
çalışmanın yayınlanmış olan ara dönem sonuçlarında orta çocukluk çağı boyunca, şizofrenik
ebeveyn çocuklarının bir subgrubunun karşılaştırılan diğer grup çocuklara göre anlamlı olarak
daha fazla oranda algısal ve motor defisitleri kapsayan silik nörolojik bulgu taşıdığı
bildirilmiştir (Nagler, 1985; Marcus, 1985; Sohlberg, 1985; Lifshitz, 1985).
Rochester Uzunlama Çalışması (The Rochester Longitudinal Study) ve Jerusalem Infant
Gelişim Çalışmasında erken çocukluk dönemi, özellikle yaşamın ilk yılı, boyunca çeşitli
değerlendirme aşamaları vardır ve her ikisinde de Bayley İnfant Gelişim Skalaları (Bayley
Scales of Infant Development) (Bayley, 1969; Sameroff ve ark., 1984; Marcus ve ark., 1981)
kullanılmıştır. Her iki çalışmada da, şizofren annelerin bebekleri, 4.ay değerlendirmesi
sırasında Bayley skalalarında daha düşük puanlar almıştır, fakat yaşamın ilk yılının sonunda
fark azalmış (Marcus ve ark., 1981) veya tamamen ortadan kalkmıştır (Sameroff ve ark.,
42
1984). Emory Üniversitesi Projesi annenin tanısı ile çocuğunda nörolojik belirtilerin varlığı
arasında herhangi bir ilişki bulamamıştır (Goodman, 1987).
Boston NCPP YR Çalışması ve İsveç YR Çalışması, ki her ikisi de 6-7 yaşındaki çocukları
değerlendirmiştir, şizofreni YR çocuklarında kontrol grubu çocuklara göre daha fazla
nöromotor sapma saptamıştır (McNeil ve ark., 1993; Rieder ve Nicholas, 1979). Motor
koordinasyon problemleri özellikle Boston NCPP Çalışması’ndaki şizofreni YR çocuklarında
yaygın bulunmuştur (Rieder ve Nicholas, 1979). Jerusalem Infant Gelişim Çalışması
(Jerusalem Infant Development Study)’nın bulguları göstermiştir ki şizofren ebeveyne sahip
çocukların bir kısmı, infant dönemi ve çocuklukta çeşitli nöromotor, bilişsel ve dikkat
problemi açısından mental bozukluğu olmayan veya şizofreni dışı mental bozukluğu olan
ebeveynlerin çocuklarına göre artmış risk taşıyorlar. Hem İsrail YR hem de Jerusalrem İnfant
Gelişim çalışmasında zayıf nörodavranışsal işlevsellik şizofreni YR çocuklarında okul çağı ve
ergenlik döneminde saptanmıştır (Marcus ve ark., 1985, 1987, 1993; Hans ve ark., 1999).
Şizofreni YR çocuklarının motor koordinasyon, sağ-sol oryantasyonu ve denge konusunda da
problemleri vardır (Marcus ve ark., 1985). İsrail YR Çalışması’nda şizofreni YR çocuklarının
%48’i ve kontrolleri %26’sı zayıf nörodavranışsal işlevsellik göstermiştir, Jerusalem İnfant
Gelişim Çalışması’nda bu oranlar sırasıyla %42 ve %22’dir (Marcus ve ark., 1985, 1987,
1993; Hans ve ark., 1999).
Bununla birlikte Jerusalem İnfant Gelişim Çalışması’nda YR çocuklardaki artmış zayıf
işlevselliğe erkek çocuklar neden olmuştur; erkek çocukların %73’ü, kız çocukların ise
sadece %15’i zayıf işlevsellik göstermiştir (Hans ve ark., 1999). Başka bir gerçek de YR
çocukların kalıcı olarak zayıf işlevsellik gösterdiğidir: YR grubundaki zayıf işlevsellik
gösteren adolesanların %40’ı bebeklik (infancy) ve okul çocukluğu dönemindeki
değerlendirmeler sırasında da zayıf işlevsellik göstermiştir; kontrollerin hiçbiri kalıcı zayıf
işlevsellik göstermemiştir (Hans ve ark., 1999). Ergenlik döneminde şizofreni spektrumu
tanısı alan 4 YR çocuğunun tamanı kalıcı zayıf nörodavranışsal işlevsellik göstermiştir (Hans
ve ark., 1999). İsrail YR Çalışması’nda da daha sonra şizofreni spektrumu bozukluğu gelişen
9 kişiden yedisinde zayıf nörodavranışsal işlevsellik görülmüştür (Marcus ve ark., 1987).
New York YR Çalışmasının başlangıç değerlendirmesi şizofreni YR ve diğer gruplar
arasında nöromotor işlevlerde bazı farklar bulmuştur. Nöromotor devians ergenlik
dönemindeki afektif düzleşmeyi öngörmekte ve erişkinlik döneminde şizofreni spektrumu
psikozu gelişen kişilerin %75’ini saptamaktadır (Erlenmeyer- Kimling, 2000; ErlenmeyerKimling ve ark. 2000).
43
Büyük toplumsal (population based) uzunlamasına çalışmalar daha sonra şizofreni gelişen
kişilerin, diğer kişilere ve hatta kendi kardeşlerine göre daha fazla çocukluk çağı entellektüel
bozuklukları, konuşma ve dil problemleri, nöromotor gecikme ve nöromotor bozukluklar
gösterme eğiliminde olduklarını göstermiştir (Jones 1995; Niendam ve ark., 2003; Rosso ve
ark., 2000). Şizofreni hastaları ve kontrollerin çocukluktan itibaren arşiv kayıtlarını
değerlendiren takip çalışmaları daha sonra şizofreni gelişen çocukların daha fazla akademik
problem ve daha fazla motor- koordinasyon güçlükleri yaşama eğiliminde olduklarını
göstermiştir (Cannon ve ark., 1999; Walker ve Levine 1994).
Çığır açan bir çalışmada Fish (Fish, 1984; Fish ve Hagin 1973) anneleri şizofren olan 12
çocuğun ilk günleri ve aylarındaki davranışsal problemlerini tanımlamıştır. Bu anomaliler, 7
çocukta görülen ve çalışmacı tarafından pandismatürasyon olarak isimlendirilen, nörolojik
matürasyonun entegrasyonu ve zamanlamasındaki bozuklukları kapsamaktadır. Üç başka
çalışma ise yüksek risk ve kontrol yenidoğanları karşılaştırmış ve nörodavranışsal gelişim
açısından farklar bulmuştur (Blennow ve McNeil, 1991; Hans ve Marcus 1991; Marcus ve
ark., 1981; Sameroff ve ark., 1982). Şizofren ebeveynli yenidoğanlar yaşamın ilk bir yılında
tekrarlayıcı bir şekilde motor ve sensorimotor alanda daha düşük performans göstermiştir
(Marcus ve ark., 1981).
Şizofren ebeveynli çocuklar ergenlik döneminde minör fiziksel anomalilerin varlığı
açısından değerlendirilmiş ve şizofren ebeveynli çocukların diğer çocuklara göre daha fazla
minör fiziksel anomali gösterdikleri bulunmuştur (Waldrop ve ark., 1968).
Geniş bir doğum kohortunu değerlendirerek, Rosso ve ark. (2000) daha sonra şizofreni
geliştiren 4 ve 7 yaşındaki çocuklarda nöromotor defisitler saptamıştır. Schiffman ve ark.
(2004) (her iki cinsiyeti birlikte değerlendirdiklerinde) genel nöromotor skaladan ve istemsiz
el hareketleri skalasından yüksek puan almanın şizofreniye özgü olmadığını ve şizofreniyi
öngöremeyeceğini bildirmiştir. Ancak hernekadar kadınlarda şizofreni ve diğer psikopatoloji
grubu arasında genel nöromotor skalada fark yoksa da erkeklerde belirgin fark olduğu
bulunmuştur.
Simon ve arkadaşları (Simon ve ark., 2006) şizofreni YR çocukları şizofreni dışı bir
psikiyatrik tanı alan ebeveyne sahip çocukları ve psikiyatrik tanısı olmayan ebeveynlerin
çocuklarını göz muayene skalası (eye exam scale) ve strabismus skalası (strabismus scale) ile
karşılaştırmışlardır. Erişkin dönemde şizofreni spektrumu bozukluğu gelişen çocuklarla başka
nonpsikotik
patoloji
gelişen
veya
herhangi
bir
mental
hastalık
gelişmeyenler
karşılaştırıldığında şizofreni spektrumu bozukluğu gelşenlerin göz muayenesi skalası ve
strabismus skalasında daha yüksek puan aldıkları bulunmuştur. Göz skalası ve strabismus
44
skalasının ortalama puanı yüksek risk grubunda her iki kontrol grubunun ortalama
puanlarından, istatistiksel anlamlılığa ulaşmasa da daha yüksek bulunmuştur. Sonuç olarak bu
çalışmada strabismusun şizofreni spektrumu bozuklukların premorbid markeri olabileceğini
göstermektedir. Schubert ve arkadaşları (Schubert ve ark.,2005) dört yaşındaki görme
bozukluğunun YR çocuklarda şizofreni spektrumu bozukluklarını öngördüğünü ve bunun
nörolojik gelişimdeki bozuklukları yansıttığını düşündüklerini bildirmişlerdir.
Bilişsel İşlevler
Şizofreni spektrumu bozukluğu olan kişilerin kardeşlerinde nöropsikolojik defisitler çok
çalışılmış olmakla birlikte şizofreni hastalarının yüksek risk çocuklarında bu konuda çok daha
az çalışma yapılmıştır (William ve ark., 2005). Şizofreni hastalarının çocuklarındaki
nöropsikolojik defisitler, diğer birinci derecede akrabalarında görülenlerle benzer ve şizofreni
hastalarında görülenlerle kalitatif olarak benzer, ancak sıklıkla daha hafif düzeyde
bulunmuştur (Kremen ve Hoff, 2004; Siever ve Davis, 2004). Özellikle dikkat/çalışma
belleği, sözel deklaratif bellek, yürütücü işlevler, nöromotor ve algısal-motor işlevler
bozulmaya en duyarlı olanlardır (Tablo-3). Bunlar arasında YR çalışmalarında en yaygın
tespit edileni dikkat bozukluğu ve özellikle vijilansı sürdürmede bozukluk (impaired
sustained vigilance)’tur.
Bir dereceye kadar çocukluktaki bilişsel defisitler (dikkat problemleri gibi) kişilerarası
işaretlerin algılanmasını (perception of interpersonal cues) bozuyor ve bu da sosyal
becerilerde bozulmaya yol açıyor gibi görünüyor (Mirsky ve Duncan, 2004).
45
Tablo-3: Yüksek Risk Çalışmaları’ndaki Nöropsikolojik Bozukluklar
Dikkat/vijilans/çalışma belleği
Rutschmenn ve ark., 1980
Marcus ve ark., 1987
Erlenmeyer-Kimling ve Cornblatt, 1992
Erlenmeyer-Kimling ve ark., 2000
Erlenmeyer-Kimling, 2000
Cosway ve ark., 2002
Deklaratif bellek
Byrne ve ark., 1999
Erlenmeyer-Kimling, 2000
Yürütücü işlevler
Asarnow ve ark., 1978
Neale, 1982
Vartievaara ve ark., 1990
Schreiber ve ark., 1992
Byrne ve ark., 1999
Cosway ve ark., 2000
Wolf ve ark., 2002
Nöromotor işlev
Erlenmeyer-Kimling ve ark., 1982
Lifshitz ve ark. 1985
Asarnow ve Goldstein, 1986
Marcus ve ark., 1987
Erlenmeyer-Kimling, 2000
Algısal/motor veya duysal
Neuchterlein ve Dawson, 1984
entegrasyon
Auerbach ve ark., 1993
Lawrie ve ark., 2001
Genel Zeka
Bazı YR çalışmaları (Rieder ve ark., 1977; Goldstein ve ark., 2000; Goodman, 1987;
Mednick, 1968; Dworkin ve ark., 1993; Neale ve ark., 1984; Byrne ve ark., 1999), fakat hepsi
değil (Sameroff ve ark., 1984, 1987; Worland ve ark., 1984b; Sohlberg ve Yaniv, 1985; Klein
ve Salzman 1984) şizofreni YR çocuklarında kontrollere göre daha düşük IQ saptamıştır. Bazı
çalışmalarda YR ve kontrol grubu arasındaki farkın yaşla birlikte azaldığı bulunmuştur
(Goodman, 1987; Dworkin ve ark., 1993), ancak St. Louis Risk Araştırma Projesi’nde tersine
bir eğilim saptanmıştır (Worland ve ark., 1982). New York YR Çalışması’nda erişkin
46
dönemdeki şizofreni düşük IQ ile ilişkili bulunmamıştır (Dworkin ve ark., 1993), fakat
Edinburgh YR Çalışması’nda takipler sırasında psikotik semptomlar geliştiren kişilerde
başlangıç aşamasına göre IQ’da azalma saptanmıştır (Cosway ve ark., 2000). Erişkin
dönemde farklı psikiyatrik bozukluk geliştiren kişiler karşılaştırıldığında, şizofreni
hastalarının 9 yaşında daha düşük IQ’ya sahip olma eğiliminde oldukları saptanmıştır (Ott ve
ark., 1998).
Rochester Longitudinal Çalışması’nda (Semeroff ve ark., 1993) erken çocukluk çağı
değerlendirmeleri sırasında düşük sosyal statünün ve annenin hastalık şiddetinin, annenin
spesifik tanısından daha çok düşük IQ’yu öngördüğü bulunmuştur. Bununla birlikte onlar 13yaş değerlendirmesi için 10 risk faktörü içeren multipl çevresel risk skoru geliştirmişlerdir.
Bu risk faktörleri şunlardır: annenin davranışı, annenin gelişimsel inançları (mother’s
developmental beliefs), annenin anksiyetesi, annenin akıl sağlığı, annenin eğitim durumu, aile
sosyal desteği, aile büyüklüğü, major stesli hayat olayları (major stressful life events), aile
reisliği (occupation of head of household), dezavantajlı azınlık durumu (disadvantaged
minority status (Sameroff ve ark., 1993).
Dikkat
Bilişsel işlevin diğer birçok yönünden farklı olarak dikkat bozuklukları güçlü duyarlılık
belirteci adayıdır. Şizofreni hastalarının çocuklarının, çalışmalarda yagın olarak gösterildiği
gibi, hem sürekli dikkat (sustained attention) (Asarnow ve ark., 1977) hem de seçici dikkat
(Harvey ve ark., 1981) ile ilgili güçlükleri vardır. Bu konudaki en önemli veriler New York
Yüksel Risk Projesi’nde
(New York High Risk Project= NYHRP) Dr. L. Erlenmeyer-
Kimling ve Barbara Cornblatt tarafından elde edilmiştir. Bu çalışmada şizofreni hastalarının
çocukları 30’lu yaşlarına kadar izlenmiştir. NYHRP psikiyatrik olarak hasta ancak şizofren
olmayan kişilerin çocukları ve sağlıklı ebeveynlerin çocukları olmak üzere iki kontrol grubu
içermesi açısından benzersizdir. Bu çalışma özel öneme sahip iki bulgu elde etmiştir. İlki,
dikkatin çok sayıdaki ölçümlerinde bozukluk olarak tanımlanan, global dikkat sapması
(global attentional deviance)’nın şizofrenik ve şizofrenik olmayan ebeveynlerin çocuklarının
en önemli ayıracı olduğudur (Cornblatt ve Erlenmeyer-Kimling, 1985). Bununla birlikte bu
sonuçlar dikkatin özel alanlarının şizofreniye büyük ölçüde özgül olmadığını, ancak çoğul
bozuklukların varlığının şizofreni hastalarının çocuklarını belirlediğini göstermiştir. Daha da
çarpıcı olan ise 12 yaşlarından orta 30’lu yaşlarına kadar izlenen bu çocukların şizofreni ve
ilgili psikozlar geliştiren ve geliştirmeyen olarak iki gruba yaklaşık
47
%85 özgüllük ile
ayrılabilmesidir (Cornblatt ve ark., 1999). Global dikkat sapması olmayan şizofrenik
ebeveynli çocuklar, sağlıklı kişilerin ve affektif bozukluğu olan kişilerin çocuklarından daha
yüksek şizofreni riski taşımamaktadır. Kontrol grubu ile karşılaştırıldığında, daha sonra
şizofreni gelişenlerin 12 yaşındayken görülen dikkat sapmasının seviyesi belirgin yüksektir;
ilk epizod sırasında da hafif düzeyde kötüleşmektedir. Hastalık geliştikten sonra performansta
değişiklik gözlenmemektedir, ki bu da hastalığın kendisinin bu ölçümü etkilemediğini
göstermektedir. Sonuç olarak bu çalışmanın verileri dikkat bozukluklarının şizofreni gelişimi
için potansiyel duyarlılık belirteci olduğunu ve şizofreni hastalarının çocuklarının oluşturduğu
bir örneklemde bir düzeye kadar öngörü gücüne sahip olduğunu göstermektedir. Veriler aynı
zamanda tek dikkat bozukluğunun prognostik önemi olmadığını ve bu poülasyondaki
duyarlılık profilinin tanımlanması için bir dizi ölçüm daha gerektiğini göstermektedir.
Durumu daha karışık hale getiren bir bulgu ise, şizofreni hastalarının şizofreni için yaş riskini
geçecek kadar yaşlı olan akrabalarında da dikkat bozukluklarının görülmesidir. Şizofreni
hastalarının daha yaşlı akrabaları ile yapılan çalışmalarda, sürekli dikkat (sustained attention)
bozuklukları şizotipal kişilik bozukluğu semptomu gösterme ile korele bulunmuştur (Keefe
ve ark., 1997). Ne yazık ki, genel popülasyon örnekleminde şizofreninin, herhangi bir şekilde,
yüksek risk örneklemi ile aynı etkinlikte öngörülebileceğine dair kanıt yoktur.
Sonuç olarak, dikkat ve bilgi işlemedeki bozukluklar şizofreni hastalarında yaygındır ve
hastalığın tüm seyri boyunca görülmektedir. Bu bozukluklar psikotik epizottan önce, epizod
sırasında ve sonrasında görülmektedir
New York YR Çalışması (Erlenmeyer-Kimling ve Cornblatt, 1992) görsel ve işitsel
yöntemli testler kullanarak dikkatin sürdürülmesini (sustained attention), distraktibiliteyi ve
kısa süreli belleği değerlendirmiştir. Şizofreni YR çocukları bu ölçümlerin tümünde daha
zayıf puan almıştır. Dikkat bozukluğu zamanla değişmemiştir (showed temporal stability) ve
şizofreni YR çocuklarında davranışsal uyum ile korele bulunmuştur; bu durum afektif
bozukluk YR çocukları ve kontrol çocuk grubu için geçerli değildir. Çocukluk çağı dikkat
bozukluğu (defisiti) erişkin dönemde şizofreni ile ilişkili psikoz geliştiren şizofreni YR
çocukların % 58’ini öngörmüştür (Erlenmeyer-Kimling, 2000; Erlenmeyer-Kimling ve
Cornblatt, 1992; Erlenmeyer- Kimling ve ark.,2000). Hem New York, hem de İsrail YR
projelerinde çocuk ve adolesanlardaki dikkat bozukluğunun ileri dönemdeki psikozun
kullanışlı prediktörleri olduğu bulunmuştur (Erlenmeyer-Kimling, 2000; Marcus ve ark.,
1987). New York YR Projesi’nde çocukluk çağı dikkat ve nöromotor bozuklukların çocukluk
çağı sosyal becerileri ve affektif düzleşme ile korele bulunmamakla birlikte, bunların
adolesan dönemdeki sosyal beceri ve affektif düzleşmeyi öngördüğü bulunmuştur (Dworkin
48
ve ark., 1993). Ayrıca New York YR Projesi’nde kullanılan dikkat endeksi, kontrollerde değil
ama YR çocuklarında, ergenlik döneminde zayıf global uyum (Erlenmeyer-Kimling ve
Cornblatt, 1987) ve anhedoni (Freedman ve ark., 1998) ve erken erişkinlik döneminde sosyal
defisitler (Cornblatt ve ark., 1992; Dworkin ve ark., 1993; Freedman ve ark., 1998) ile ilişkili
bulunmuştur.
Minnesota YR Çalışması’nda şizofreni YR çocukların bir alt grubunun Continuous
Performance testi’nde daha düşük performans gösterdiği bulunmuştur (Nuechterlein, 1984).
Fakat diğer dikkat ölçümü tiplerinde kontrollerden farklı bulunmamışlardır (Driscoll, 1984).
Jerusalem İnfant Gelişim Çalışması da dikkat bozukluğunu değerlendirmiştir, ancak ayrı
olarak değil global nörodavranışsal işlevin bir parçası olarak analiz edilmiştir (Hans ve ark.,
1999).
İsrail YR Çalışması’nda 11 yaşındaki zayıf dikkat becerileri daha sonraki şizofreninin
gelişmesini öngördüğü bulunmuştur (Mirsky ve ark., 1995a; Marcus ve ark., 1987).
Bellek
Miller ve arkadaşları (Miller ve ark., 2005) psikoz geliştiren şizofreni YR grubunun psikoz
geliştirmeyen YR grubuna göre bazalde sözel öğrenme testinde belirgin olmayan şekilde daha
kötü performans gösterdiklerini bulmuşlardır. Kontrol grubu tüm YR grubuna göre yakın
(immediate) ve gecikmiş öykü hatırlamada belirgin olarak daha yüksek performans
göstermiştir. Zamanla gruplar arasında belirgin değişiklik olmamıştır, ki bu da “trait” özellik
olduğunu göstermektedir. Bu bulgular daha sonra şizofreni geliştiren YR grubunda sözel
bellekte daha büyük bozukluğa işaret etmektedir. Lencz ve arkadaşları (Lencz ve ark., 2005)
klinik yüksek risk grubu (prodromal dönemdeki hastalar) ile yaptıkları çalışmalarında sözel
bellek bozukluğunun şizofreni spektrumu psikotik bozuklukların gelişimi için önemli bir risk
belirteci (risk marker) olabileceğini, yaygın nörokognitif bozukluğun ise nonspesifik yatkınlık
belirteci (vulnerability marker) olabileceğini göstermiştir.
Çalışma belleği
Smith ve arkadaşları (Smith ve ark., 2005) klinik yüksek risk grubu ile yaş ve IQ açısından
eşleştirilmiş
düşük
risk
kontrol
grubunu
spasiyal
çalışma
belleği
testleri
ile
karşılaştırmışlardır. Klinik yüksek risk adolesanları spasiyal çalışma belleğinde, kontrollerle
karşılaştırıldığında bozukluk göstermiştir, fakat çalışma belleği gerektirmeyen spasiyal
49
kontrol testlerinde bozukluk göstermemişlerdir. Küçük bir pilot çalışmaya dayansa da bu
sonuçlar çalışma belleği bozukluklarının psikoz için risk faktörü olabileceğini güçlü bir
şekilde göstermektedir.
Yürütücü işlevler
Şizofrenide yürütücü işlev bozukluklarının çok ilginç bir özelliği, dikkat ve bellek
bozukluklarından farklı olarak, şizofreni geliştirmek açısından risk taşıyan kişilerde
prepsikotik dönemde yürütücü işlevlerin belirgin olarak bozulmamış olmasıdır. Bu da
şizofreni gelişiminin erken fazının yürütücü işlevlerde bozulmayı kapsayabileceğini
göstermektedir. Bu da, yaygın entellektüel bozukluk olmadan şizofreni geliştiren hastalarda
bile yürütücü işlev bozukluğu olduğunu gösteren, son dönem çalışmalar dikkate alındığında
özellikle ilginçtir.
Diğer Bilişsel Fonksiyonlar
Bazı YR çalışmaları pozitif formal düşünce bozukluğu benzeri semptomları
değerlendirmiştir. Copenhagen YR Çalışması’ndaki YR çocukları tek-kelime asosiyasyon
testinde (single-word association test) daha idiyosinkratik ve parçalı (fragmented) bağlantılar
gösterme eğiliminde oldukları bulunmuştur (Mednick ve Schulsinger, 1968). Stony Brook YR
Çalışmasındaki çocukların okul çağı ve ergenlikte bilişsel kayma (sürçme) (cognitive
slippage)- düşünce ve sözel anlatımın zayıf kontrolü- gösterdikleri bulunmuştur (Weintraub,
1987). New York YR Çalışması’nda YR çocuklarında düşünce bozukluğunun varlığı
retrospektif olarak, 9 yaşında yapılıp videoya kaydedilmiş görüşmelerin incelenmesi ile,
değerlendirilmiş ve pozitif düşünce bozukluğunun bu yaşta bile görülebileceği ve erişkin
dönem şizofreni-spektrum bozukluklarını öngördüğü bulunmuştur (Ott ve ark. , 2001). YR
çocuklardaki diğer bilişsel işlev anomalileri zayıf konsantrasyonu (Sohlberg, 1985; Lifshitz
ve ark., 1985), ilişkisiz uyaranları gözardı etme yeteneğinde (ability to ignore irrelevant input)
azalma (Weintraub, 1987), matematik ve hecelemede zayıf performans (Ayalon ve Merom,
1985), zayıf yürütücü (executive) işlev, zayıf mental coding/encoding ve öğrenme ve zayıf
bellek (Byrne ve ark., 1999). New York YR Çalışması’nda sözel kısa süreli bellek
bozukluğunun şizofreni YR çocuklardan şizofreni ile ilişkili psikoz geliştirenlerin %83’ünü
öngörmüştür (Erlenmeyer-Kimling, 2000; Erlenmeyer-Kimling ve Cornblatt, 1992;
Erlenmeyer-Kimling ve ark., 2000).
50
Davranış ve Sosyal Uyum
Sosyal Uyum
Şizofreni hastalarının premorbid özellikleri ile ilgili literatürün gözdengeçirilmesi yaklaşık
üçte birinde sosyal geriçekilme, aşırı duyarlılık (extreme sensitivity), arkadaş edinememe ve
zayıf akademik becerileri kapsayan belirgin premorbid davranış anomalileri gösterdiklerini
saptamıştır (Offord ve Cross, 1969; Rutter, 1984; Watt, 1978; Hartman ve ark. 1984; Aylward
ve ark., 1984).
Affektif psikozlu ve şizofren hastaların premorbid uyumlarını karşılaştıran çalışmalar
şizofrenide sosyal uyumun daha kötü olduğunu göstermiştir (Forster ve ark., 1991; Gureje ve
ark., 1994; Dalkin ve ark.,1994; van Os ve ark., 1995).
Rochester Longitudinal Çalışması’nda (Sameroff ve ark., 1984) ilk dört yıl içerisindeki
sosyal uyum değerlendirilmiş ve depresif bozukluğu olan annelerin çocuklarında, şizofreni
YR çocuklarına göre, daha fazla bozukluk saptanmıştır (Sameroff ve ark., 1984). Annenin
hastalığının ağırlığı ve kronisitesinin ve düşük sosyal statünün, annenin tanısına göre zayıf
sosyal uyumun daha güçlü prediktörü olduğu bulunmuştur (Sameroff ve ark., 1984, 1987).
Bununla birlikte bazı YR çalışmaları okul çağındaki (Nagler ve Glueck, 1985; Hodges ve
ark., 1999; Johnstone ve ark., 2000) ve ergenlik dönemindeki YR çocuklarında (Nagler ve
Glueck, 1985; Marcus ve ark., 1987; Dworkin ve ark., 1993; Hodges ve ark., 1999; Johnstone
ve ark., 2000; Ayalon ve Merom, 1985; James ve Worland, 1983; Rolf, 1972) daha fazla
sosyal uyum problemi bulmuştur. Öğretmenler (Olin ve ark., 1995; Weintraub ve Neale,
1984; James ve Worland, 1983) veya yaşıtları (Ayalon ve Merom, 1985) onları daha agresif,
yıkıcı veya içekapanık veya daha zayıf konsantrasyona ve sınıfta daha düşük katılıma sahip
(Ayalon ve Merom, 1985) ve gelecekte emosyonel ve psikotik problemlere karşı duyarlı
olarak değerlendirmişlerdir (Olin ve ark., 1995). Aynı zamanda hem öğretmenlerinin (Ayalon
ve Merom, 1985; Rolf, 1972) hem de yaşıtlarının (Weintraub ve Neale, 1984; Ayalon ve
Merom, 1985; Garmezy ve Devine, 1984; Rolf, 1972) değerlendirmesine göre yaşıt
ilişkilerinde de sorunları vardır. Bir istisna olarak Helsinki YR Çalışması’nda paranoid
şizofrenili
annelerin
çocukları
öğretmenleri
tarafından,
aynı
sınıftaki
kontrollerle
karşılaştırıldığında daha yüksek okul motivasyonu ve daha iyi sosyal uyuma sahip olarak
değerlendirilmiştir (Wrede, 1984).
Bozulmuş psikososyal işlev de daha sonra gelişecek olan şizofreni veya diğer eksen I
bozukluklarını öngörebilir. İsrail YR Çalışması’nda daha sonra şizofreni spektrumu tanısı
51
alan dokuz çocuktan yedisi davranış bozuklukları göstermiştir (Marcus ve ark. , 1987). Bir
Danimarka çalışmasında (Schiffman ve ark., 2004) 1972’de 11-13 yaş arasındaki 265 çocuk
öğle yemeği yerken standart koşullarda video kaydına alınmıştır. Bu çocukların çoğu şizofren
ebeveyne sahiptir ve dolayısıyla şizofreni spektrumu bozukluğu için risk taşımaktadırlar.
1991’de erişkin psikiyatrik sonmuç verileri (kişilerin %91,3’ü, N= 242) elde edilmiştir.
Sosiabilite skalasındaki ortalama veriler, zihinsel hastalık (mental illness) geliştirmeyen
çocuklara göre daha sonra şizofreni geliştirenlerin daha düşük puan aldıklarını göstermiştir.
Şizofreni dışında bir psikopatoloji geliştirenlere karşılaştırıldığında, şizofreni grubu yine daha
düşük sosiabilite puanı almıştır.
Kopenhagen YR Çalışması’nda YR grubunda daha sonra şizofreni geliştirecek olan
erkeklerin sınıf düzenini uygunsuz davranışlarla daha fazla bozdukları, emosyonel olarak
gergin ve yalnız oldukları ve öğretmenleri tarafından gelecekte emosyonel veya psikotik
problemlere duyarlı olarak değerlendirilmişlerdir (Olin ve ark., 1995). Daha sonra şizofreni
gelişen kadınlar daha sinirli olarak gözlenmiş ve öğretmenleri tarafından gelecekte
emosyonel veya psikotik problemlere duyarlı olarak değerlendirilmişlerdir (Olin ve ark.,
1995). Daha sonra şizofreni geliştiren YR ergenleri de daha fazla kişilerarası zorluklar
yaşamış ve yıkıcı davranışlar sergilemiştir (Parnas ve ark., 1982).
Kopenhagen Yüksek Risk Çalışması’nda (Cannon ve ark., 1990) öğretmenler, ağırlıklı pozitif
semptomlu şizofreni geliştirenlere göre ağırlıklı negatif semptomlu şizofreni geliştiren
yüksek risk çocukların daha fazla negatif davranışlar (ör. arkadaş edinme güçlüğü, pasif
olma, yaşıtlarına sosyal yanıtsızlık, öğretmenin ödül ve cezalarına yanıtsızlık) sergilediklerini
bildirimiştir.
New York YR Çalışması’nda çocukluk çağı davranış problemleri erişkin döneminde,
anksiyete bozukluğu, affektif bozukluk veya madde kötüye kullanım bozukluğu geliştiren
veya herhangi bir psikiyatrik bozukluğu olmayan kişlere göre, şizofreni spektrumu bozukluğu
geliştiren kişilerde daha fazla bulunmuştur (Amminger ve ark., 1999). Çocukluk çağı
davranış problemleri erişkin dönemde daha yüksek Eksen I bozukluk komorbiditesi ile de
ilişkili bulunmuştur (Amminger ve ark., 2000).
New York Yüksek Risk Projesi ve İsrail ve Danimarka Yüksek Risk Çalışmalarını da içeren
bazı çalışmalar şizofreni hastalarının çocuklarında sosyal disfonksiyon tespit etmişlerdir
(William ve ark., 2005). Asarnow yüksek risk protokollerini gözden geçirmiş ve tüm
çalışmalarda yüksek risk çocuklarında sosyal güçlükler tespit edildiğini bildirmiştir
(Asarnow, 1988). Bozukluk alanları (Tablo 3) zayıf sosyal beceriler, içe çekilme
52
(withdrawal), affektif düzleşme, kısıtlı ilgi alanları (restricted interests), ve özellikle erkek
adolesanlarda acting out davranışlarını kapsamaktadır.
Tablo-4: Genetik yüksek risk çalışmalarında bildirilen sosyal/kişilik güçlükleri
Davranış/özellik
referans
kısıtlı ilgi alanları
Dworkin ve ark., 1993
içe kapanık olma (withdrawn)
Leidingham, 1990
zayıf sosyal beceriler
Lawrie ve ark., 2001a
Dworkin ve ark., 1991
affektif düzleşme
Dworkin ve ark., 1991
Lawrie ve ark., 2001a
sosyal izolasyon
Hodges ve ark., 1999
hatalı/agresif davranış (delinquent/agressive behavior
Ledingham, 1990
Hodges ve ark., 1990
acting out/antisosyal davranış (erkeklerde)
Olin ve ark., 1995
Marcus ve ark., 1987
Reddedilmeye hassasiyet (kadınlarda)
Marcus ve ark., 1987
Edinburg Yüksek Risk Çalışması’nda Miller ve arkadaşları (2002) şizotipal kişilik
özellikleri ve takip eden dönemde şizofreni arasında ilişki bulmuştur. Şizotipi için
yapılandırılmış görüşme (Structured Interview for Schizotypy (SIS))’nin dört ekseni sosyal
çekilme, psikotik semptomlar, sosyoemosyonel disfonksiyon ve garip davranıştır. Bu temel
komponentlerin ölçümü kontrol vakalarını, yüksek risk çocuklarını ve şizofreni hastalarını
birbirinden
ayırmaktadır.
komponentinden
herhangi
Yüksek
risk
birinden
çok
grubunda
dört
şizofreni
gelişimi
SIS’in
komponentin
bileşimi
ile
en
dört
iyi
öngörülebilmektedir. New York Yüksek Risk Projesi’nde Moldin ve arkadaşları (1990)
kontrol grubu ve YR çocukları arasında kişilik farklılıkları tespit etmişlerdir. Minnesota
Multiphasic Personality Inventory (MMPI)’dan elde edilen şizofreniye eğilim endeksi (index
of liability for schizophrenia)’nde normalden sapan skorlar alan kişilerin çoğunun şizofreni
hastalarının çocukları olduğu, normal sınırlarda puan alanların çoğunun ise normal
kontrollerden ve affektif bozukluk açısından risk altında olan çocuklar olduğu bulunmuştur.
Benzer bulgular daha sonraki dönemlerde de bildirilmiştir (Bolinskey ve ark., 2001).
53
Şizofreni ve bipolar bozuklukta çocukluk çağı benzerliklerini araştıran iki önemli çalışma
vardır: Camberwell Kollaboratif Psikoz Çalışması ve Dunedin Multidisipliner Sağlık ve
Gelişim Çalışması. Premorbid sosyal uyum şizofreni hastaları (n=70), bipolar bozukluk
hastaları (n=28) ve 100 normal kişide, annelerinin bildirilerine dayanarak değerlendirilmiştir
(Cannon ve ark.,1997). Bu çalışmanın sonuçları çocukluk çağı zayıf sosyal uyum ve erişkin
dönem psikozu arasındaki ilişkiyi desteklemektedir. Geniş toplum örneğinde IQ ve davranış
değerlendirmesinin lineer ilişkisi ilk önce Jones ve ark. (Jones ve ark., 1994) tarafından
gösterilmiş ve İsveç örneği (Lewis ve ark., 1996) ile desteklenmiştir. Zayıf premorbid
uyumun şizofreni için spesifik olmaması ve bipolar bozuklukla da ilişkili olduğu görülmüştür.
Şizofreni ve bipolar bozukluk vakaları arasındaki fark, İngiliz 1946 doğum kohort verilerinin
(Van Os ve ark., 1997) gösterdiği gibi, bozukluğun tipinden çok derecesi ile ilgilidir. Şizofreni
hastaları ve bipolar hastalar arasındaki temel fark okul uyumu ve başarısı alanında olduğu
saptanmıştır. Bipolar hastalar kontrol grubuna benzer okul performansı gösterirken şizofreni
hastaları daha düşük performans göstermiştir. Preşizofrenik çocukların düşük okul
performansı, daha önce tanımlanmış olan şizofrenide zeka düşüklüğü (Aylward ve ark., 1984;
Lewis ve ark., 1996; Jones, 1995; Crow ve ark., 1995) dikkate alındığında, şaşırtıcı değildir.
Bu çalışma, diğer bazı çalışmalarda olduğu gibi (Jones ve ark., 1994; Jones ve ark., 1995;
Olin ve ark., 1995), okul ortamınının, özellikle de yaşıt ilişikileri ve akademik başarının,
erişkin dönemde şizofreni geliştirmeye yatkın çocukların saptanabileceği bir alan
olabileceğini göstermiştir. Jerusalem Infant Gelişimi Çalışması’nda aynı zamanda şizofreni
YR çocuklarınının daha fazla zayıf sosyal uyum, sosyal geri çekilme ve şizofreni spektrumu
semptomları göstermelerinin muhtemel olduğu bildirilmiştir (Hans ve ark., 2005).
Şizofreni ve diğer psikotik bozuklukların çocukluk çağı gelişimsel prekürsörleri Dunedin
Multidisipliner Sağlık ve Gelişim Çalışması’nda (Dunedin Multidisciplinary Health and
Development Study) (Cannon ve ark. 2002) değerlendirilmiştir. Bu 1-yıllık (1972-73) doğum
kohort
çalışmasında 1037 çocuk motor gelişim, dil gelişimi, IQ ve psikolojik, sosyal ve
davranışsal uyum konusunda 3 ve 13 yaş arasında altı değerlendirmeden geçirilmiştir. 26
yaşında psikiyatrik durumları Diagnostik Tanı Çizelgesi (Diagnostic Interview Schedule) ve
DSM-IV tanı kriterlerine göre değerlendirilmiş ve iki grup psikotik bozukluk: şizofreniform
bozukluk (n=36; %3.7) ve mani (n=20; %2) ve bir nonpsikotik hastalık grubu: anksiyete/
depresyon (n=278; %28.5) tespit edilmiştir. 5-11 yaş arasında Rutter Çocuk skalaları (Rutter
Child scales) (Rutter ve ark., 1970) uygulanmıştır. Öğretmen ve ebeveynler çocukları dışa
vuruk (externalizing- type) ve içedönük (internalizing- type) davranış problemleri açısından
değerlendirmiştir. Dışavuruk antisosyal tip davranışı, içedönük davranış ise üzüntü/kaygı ve
54
depresyonu tarif eder. Şizofreni, mani ve anksiyete/depresyon grupları arasında dışavuruk ve
içedönük davranışlar açısından fark saptanmamıştır. Hepsi kontrollerden belirgin olarak daha
kötü bulunmuştur. Daha sonra şizofreni geliştiren çocuklar sosyal izolasyon açısından
kontrollerden farklı bulunmamış, mani ve anksiyete/depresyon grubunun ise kontrollerden
farklı olduğu tespit edilmiştir. Her üç grup da (şizofreniye spesifik değil) yaşıtlar tarafından
dışlanma açısından kontrollerden belirgin olarak farklı bulunmuş. Çocukluktaki nöromotor,
dil ve bilişsel gelişim bozukluğu açısından değerlendirildiğinde sadece şizofreniform
bozukluk grubu kontrollerden önemli derecede farklı bulunmuştur. Motor, dil ve bilişsel
gelişim bozukluğu ve şizofreniform bozukluk arasındaki ilişki cinsiyet, sosyoekonomik
durum, obstetrik komplikasyonlar veya anne ile ilişkili faktörlerden bağımsızdı. Bu sonuçlar,
erken çocukluk çağında oluşan ve şizofreniform bozukluğa spesifik olan, tam gelişimsel
çocukluk çağı bozukluğuna (pandevelopmental childhood impairment) işaret eder. Sonuç
olarak Dunedin çalışması erken dönemde gelişen motor, dil ve bilişsel gelişim
bozukluklarının şizofreni-spektrumu bozukluklarına özgül olduğu ve diğer psikotik
durumlarda (mani gibi) veya nonpsikotik psikiyatrik bozukluklarda (anksiyete ve depresyon)
ile ilişkili olarak ortaya çıkmadığını göstermiştir. Ancak bunlar güçlü prediktör olmaktan
uzaktır. Beklenmedik bir bulgu çocukluk çağı sosyal izolasyonu (5-11 yaş arası) ve
şizofreniform bozukluk arasında anlamlı ilişki bulunmamasıdır,
ki bu ilişki daha önce
yapılmış bazı çalışmalarda (Offord ve ark., 1969; Rutter,1984; Cannon ve ark., 1997; Jones
ve ark., 1994) saptanmıştır. Ancak bu yaşıt ilişki problemlerinin ergenlik döneminde daha
belirgin hale gelmesi mümkündür (Mahlberg ve ark., 1988; Davidson ve ark., 1999).
Walker ve meslektaşlarının çalışması (Walker ve ark., 1993) şizofreni hastaları ve kontrol
grubunun çocukluk çağında evdeki hareketlerini incelemiştir. Daha sonra şizofreni geliştiren
kızların bebeklikten ergenlik dönemine kadar, aynı cinsiyetten kontrol grubuna göre, daha az
sevinç ifadesi gösterdikleri; preşizofrenik erkek çocukların ise ergenlik öncesi ve erken
ergenlik döneminde, anlamlı olmayan düzeyde daha fazla negatif
ifadeler (negative
expressions) gösterdikleri gözlenmiştir.
Öğretmenlerin bildirilerine dayanarak şizofreni ebeveynli çocukların, şizofreni dışı
psikiyatrik tanısı olan veya sağlıklı ebeveynlerin çocuklarına göre daha fazla sosyal çekilme
(socially withdrawal)
gösterme eğiliminde oldukları bulunmuştur (Hans ve ark., 1992).
Şizofreni ebeveynli çocuklar ve diğer çocuklar arasında agresyon ve diğer yıkıcı davranışlar
açısından fark bulunmamıştır. Bundan da öte şizofreni ebeveynli çocuklarda zayıf nöromotor
işlevsellik ve sosyal çekilme problemleri ilişkili bulunmuştur. Sosyal uyumla ilgili benzer
bulgular ergenlik dönemindeki takipte de tespit edilmiştir. Gençlerin ve ebeveynlerin
55
bildirilerine dayanarak şizofreni hastalarının çocuklarında, başka psikiyatrik bozukluk olan
veya sağlıklı ebeveynlerin çocuklarına göre, daha fazla sosyal immatürite ve yaşıtlarıyla daha
az bağlanma (engagement) görüldüğü saptanmıştır (Hans ve ark., 2000). Şizofreni ebeveynli
çocukların özellikle karşı cinsle ilişkilerinde güçlük yaşadıkları bildirilmiştir.
Anne-Bebek Etkileşimi
Rochester Longitudinal Çalışması’nda çocukları dört aylıkken, hem depresyon hem de
şizofreni tanılı annelerin kontrollere göre daha az spontan olduğu ve çocuklarına daha az
yakınlık gösterdiği, fakat çocukların 12 aylık olduğu değerlendirmede annenin tanısının
etkisinin ortadan kalktığı bulunmuştur. Bununla birlikte annenin hastalığının ağırlığı ve
kronisitesi anne-bebek etkileşimindeki problemlerele ilişkilidir (Sameroff ve ark., 1984).
Emory Üniversitesi Projesi’nde şizofrenili anneler, kontrol grubu annelere göre çocuklarına
daha zayıf affektif ifade (affectional involvment) ve yanıtlama (responsiveness) göstermiş ve
bu da çocuğun IQ’sunu belirgin olarak etkilemiştir (Goodman ve Brumley, 1990). Şizofren
annelerin çocuklarının büyüdüğü ortam belirgin olarak daha kötü bulunmuş, ancak annenin
eğitim düzeyi ve hastalık şiddetinin bunu etkilemediği saptanmıştır (Goodman ve Brumley,
1990). İsveç YR Çalışması’nda anne-bebek etkileşimi ilk 2 yıl boyunca düzenli aralıklarla
değerlendirilmiştir (Persson- Blennow ve ark., 1988). Etkileşim şizofreni YR grubunda,
kontrollere göre kalııcı olarak daha olumsuzdur (Naslund ve ark., 1985; McNeil ve ark.,
1985; Persson-Blennow ve ark., 1986) ve 1 yaşında anksiyöz bağlanma şizofreni YR
grubunda daha yaygındır (Naslund ve ark., 1984). Kontrollerle karşılaştırıldığında şizofreni
YR çocukları, yaşamlarının ilk 1 yılında, daha sık total yabancıdan korkma eksikliği
göstermiştir (Naslund ve ark., 1984). 6 yaşında, Çocukların Global Değerlendirme Skoru
(Children’s Global Assessment Score) ile değerlendirilen, mental bozukluklar YR grubunda
erken çocukluk (6 aydan 2 yaşa kadar) döneminde annenin psikotik epizodları ile ilişkili
bulunmuştur (McNeil ve Kaij, 1987). Anne-bebek etkileşimi değerlendiren çalışmalardan
hiçbiri erişkin dönemi takibini tamamlamamıştır.
Psikiyatrik Semptomlar
Copenhagen YR Çalışması’nda (Mednick ve Schulsinger, 1968) başlangıç değerlendirmesi
sırasında mental hastalığı olan çocuklar çalışmadan çıkarılmıştır. Buna rağmen psikiyatrik
görüşmede YR çocukların %24’ünün zayıf veya relatif olarak zayıf uyum gösterdiği, düşük
riskli çocuklarda ise bu oranın sadece %1 olduğu saptanmıştır (Mednick ve Schulsinger,
1968). Birkaç başka YR çalışmasında da ilk değerlendirmede YR çocuklarında daha fazla
56
nonspesifik psikopatoloji bulunmuştur (Worland ve ark., 1984a; Weintraub, 1987; Kugelmass
ve ark., 1995). İsrail YR Çalışması’nda 16 yaşındaki yüksek anksiyete oranları gelecekte
şizofreni gelişmesini öngörmüştür (Kugelmass ve ark., 1995).
Hem Copenhagen hem de New York YR çalışmasında MMPI kullanılmıştır. Copenhagen
YR Çalışması’nda daha sonra şizofreni geliştiren şizofreni YR çocukları, etkilenmemiş
olanlara göre MMPI’ın frekans (frequency) ve psikotisizm skalalarında daha yüksek puan
almışlardır (Parnas ve ark., 1999). New York YR Çalışması’nda YR çocuklarının MMPI
cevaplarından yeni bir skala, Şizofreni Eğilimi Skalası (Schizophrenia Proneness Scale),
geliştirilmiş ve onun şizofreni spektrum bozukluklarının etkin öngörücüsü olduğunu
saptanmıştır (Bolinskey ve ark., 2001).
Hem New York hem de Copenhagen YR Çalışması daha sonra şizofreni geliştiren şizofreni
YR çocuklarının MMPI’ın psikozla ilişkili skalalarında daha yüksek puan aldıklarını
saptamıştır (Parnas ve ark., 1999; Bolinskey ve ark., 2001). Bu bulgular bir son dönem kohort
çalışmasının, çocukluk çağı olası veya kesin psikotik semptomlarının erişkin dönemde
şizofreni gelişimini öngördüğü şeklindeki gözlemini desteklemektedir (Poulton ve ark.,
2000). Psikotik benzeri semptomları olan çocuklar belki de, varolan sorunları geçse bile,
özellikle ailesinde şizofreni öyküsü varsa, çocukluk ve ergenlik dönemi boyunca izlenmelidir
(Niemi ve ark., 2001).
New York Yüksek Risk Çalışması’nda düşünce bozuklukları ve davranış anomalilerinin,
erişkin dönemde şizofreni geliştiren çocuklarda görülüp görülmediği araştırılmıştır (Ott ve
ark., 2002). Bunun için 9 yaşındayken yapılan görüşmelerin video kayıtları Düşünce, Dil ve
İletişim Skalası (Scale for the Assessment of Thought, Language and Communication(TLC))
ve Akıl Sağlığı Değerlendirme Formu (Mental Health Assessment Form (MHAF)) ile
değerlendirilerek düşünce bozuklukları ve semptomlar derecelendirilmiştir. Pozitif ve negatif
düşünce bozuklukları ve negatif semptomlar erişkin dönemde şizofreni ile ilişkili psikoz
geliştiren çocuklarda, her iki karşılaştırma grubundan belirgin olarak daha fazla bulunmuştur.
Pozitif semptomlara artmış eğilim, özellikle semptomlarında affektif komponent olan erişkin
şizofreni hastalarında saptanmıştır. Daha önce akut şizofrenide bildirilen bu bağlantı, bu
çalışmada ilk psikotik epizottan yıllar önce gözlenmiştir. Şizofreni ile ilişkili psikoz grubunda
hem negatif, hem de pozitif düşünce bozuklukları artmış bulunmuştur. Ancak pozitif düşünce
bozukluğu konusunda ebeveyn riski ile erişkin dönem sonucu arasında belirgin etkileşim
bulunmuştur. Negatif düşünce bozuklukları, ebeveyn riskinden bağımsız olarak şizofreni ile
ilişkili sonuçla bağlantılı olmakla birlikte, pozitif düşünce bozuklukları, tamamı şizofreni
ağırlıklı şizoaffektif (schizoaffective, mostly schizophrenia) tanılı affektif yüksek risk
57
grubundaki (HRAff) şizofreni ile ilişkili psikoz grubunda özellikle artmıştır. Erişkin dönemde
major affektif bozukluk tanısı alan şizofreni yüksek risk grubundaki (HRSz) kişiler artmış
pozitif düşünce bozukluğu puanı alma eğilimi göstermişlerdir. Genel olarak şizofreni ile
ilişkili ve affektif patoloji kombinasyonu olan kişiler ve şizofreni için genetik risk taşıyan
affektif
bozukluğu
olan
kişiler
pozitif
düşünce
bozukluklarına
özellikle
duyarlı
bulunmuşlardır.
Düşünce bozukluğu, nörogelişimsel hipotez kontekstinde belirgin bir önem kazanmıştır
(Weinberg, 1995; Asarnow, 1999). Düşünce bozukluğunun, akut psikotik epizodlarda
bağımsız olarak, bozukluğun başlangıcı ve seyrinde var olması (Marengo ve Harrow, 1997;
Schultz ve ark., 1997; Asarnow, 1999) şizofreninin çekirdek patofizyolojisi ile bağlanısını
göstermektedir. Düşünce bozukluğunun beyin disfonksiyonu ve anatomik anomaliler ile
ilişkisi el dominansındaki anormal kayma (Satz ve Green, 1999), verbal akıcılık ve semantic
priming’te bozukluklar (Goldenberg ve ark., 1998; Aloia ve ark., 1998; Mesure ve ark.,
1998), N-metil-D- aspartik asit reseptörlerinin anormal aktivitesi (Adler ve ark., 1999),
bölgesel beyin kan akımındaki farklı anomaliler (Sabri ve ark., 1997; McGuire ve ark., 1998)
ve koroid pleksus kalsifikasyonu (Bersani ve ark., 1999) ile gösterilmiştir. Düşünce
bozukluğu büyük olasılıkla genetik olarak indüklenen, şizofrenin erken dönemi ve seyri
boyunca var olan, bozukluğun temelini oluşturan anatomik ve fizyolojik anomaliler ile ilişkili
olan bir bozukluktur (Ott ve ark., 2002).
Şizofreni için risk taşıyan çocuklar erken ve orta ergenlik dönemi ve erken erişkinlik
döneminde sosyal beceri ve düşünce bozukluğu göstermektedir (Dworkin ve ark., 1990, 1991,
1993). Negatif semptomlar ve multipl şizotipal özellikler gibi klinik bulgular şizofreni
hastalarının çocuklarında ergenlik ve erken erişkinlik döneminde gözlenmiştir (Squires –
Wheeler ve ark., 1992, 1997).
Diğer Bulgular
Yetiştirilme Ortamının Stabilitesi
Copenhagen YR Çalışması’nda yaşamın ilk 10 yılında ebeveyn yokluğu ve kurumsal çocuk
bakımı ile ilgili veriler toplanmıştır (Mednick ve Schulsinger, 1968). Başlangıçta çocuklukta
ebeveyn yokluğunun daha sonra şizofreni gelişme riskini arttırdığı gözlenmiştir. Bununla
birlikte bu ebeveyni olmayan çocuğa uygulanan bakımın tipi ile ilişkili bulunmuştur (Walker
ve ark., 1981). Kurum bakımı, özellikle YR erkeklerde, ileride şizofreni gelişimi ile güçlü bir
58
şekilde ilişkili olmakla birlikte, akrabalar veya sağlıklı bakımveren ebeveynlerin (foster
parents) yanında kalan çocuklarda hasta annenin yokluğunun faydalı olduğu gözlenmiştir.
Babanın yokluğu sadece YR erkeklerde antisosyal özelliklerle ilişkili bulunmuştur (Walker ve
ark., 1981). Erken yetiştirilme ortamının ağır değişkenliğinin (instability) özellikle ağırlıklı
pozitif semptomlarla giden şizofreni gelişme riskini arttırdığı bulunmuştur (Cannon ve ark.,
1990). Aynı çalışmada (Schiffman ve ark., 2002) çalışmanın başında çocukların
ebeveynleriyle ilişkisini değerlendirmek üzere psikososyal görüşme yapılmıştır. YR
çocuklarının kontrollere göre,anneleriyle daha kötü ilişkileri olduğu ve babalarıyla da daha
kötü ilişki eğilimi olduğu saptanmıştır. YR çocuklarında her iki ebeveynle zayıf ilişki daha
sonra şizofreni gelişimi ile ilişkili bulunmuştur (Schiffman ve ark., 2002).
Yapısal Beyin Bozuklukları
Edinburg YR Çalışması (Lawrie ve ark., 1999) uzunlamasına takibine beyin
görüntülemesini ekleyen ilk YR çalışmasıdır. Başlangıç magnetik rezonans görüntülemesinde,
YR
adolesanları
eşleştirilmiş
kontrollerle
ve
ilk
epizod
şizofreni
hastalarıyla
karşılaştırılmıştır. YR kişilerin bulguları genel olarak kontrollerle ilk epizod hastaları
arasındadır. Sol amigdala-hipokampal kompleks hacminde belirgin farklar ortaya çıkmıştır;
ilk epizod hastalarında diğer iki gruba göre belirgin olarak daha küçük ve YR grubunda
kontrollere göre belirgin olarak daha küçük bulunmuştur. YR kişilerde kontrollere göre
talamus da önemli derecede daha küçüktür. YR grubunda , en azından bir etkilenmiş birinci
dereceden akrabası olan kişiler, sadece ikinci dereceden akrabalarında şizofreni olanlara göre,
daha küçük bölgesel beyin hacmine ve daha büyük ventriküler hacme sahiptir, ki bu da
yapısal beyin anomalilerinin çoğunlukla genetik olarak belirlendiğini göstermektedir (Lawrie
ve ark., 1999).
Copenhagen YR Çalışması’nda YR ve kontrol çocuklarına erişkin dönemde bilgisayarlı
beyin tomografisi uygulanmıştır. Edinburg YR Çalışması’nda olduğu gibi kortikal ve
ventriküler serebrospinal sıvı- beyin oranı artan genetik risk ile orantılı bir şekilde lineer
olarak artmaktadır (Cannon ve ark., 1993). Genetik risk, ventriküler sistemin büyümesini
öngörmede, doğum komplikasyonlar ile etkileşmektedir (Cannon ve ark., 1993). Şizofreni,
şizotipal kişilik bozukluğu gelişen ve etkilenmemiş YR kişiler karşılaştırıldığında, şizofreni
gelişen YR kişilerde ve şizotipal kişilik bozukluğu olan YR kişilerde eşit derecede sulkus
genişlemesi bulunmuştur, oysa ventriküler büyüme sadece şizofreni gelişen YR kişilerde
belirgindir (Cannon ve ark., 1994).
59
Fiziksel Anhedoni
New York YR Çalışması’nda YR çocuklarda fiziksel anhedoni Fiziksel Anhedoni Skalası
(Physical Anhedonia Scale (PAS)) ile değerlendirilmiştir (Freedman ve ark., 1998). PAS
skorları direkt olarak erişkin dönemde empati yokluğu ve şüpheci yalnızlık (suspicious
solitude) ile ilişkili bulunmuştur. Erkek YR çocukların PAS skorları, kızlara göre daha yüksek
bulunmuş, ve yüksek skorlar erişkin dönemde zayıf sosyal sonuç ile ilişkili olarak
değerlendirilmiştir (Freedman ve ark., 1998).
ŞİZOFRENİNİN ÖNGÖRÜLMESİNİN YARARLARI
McGorry ve ark.’nın, düşük doz risperidon ve bilişsel-davranışçı terapinin ihtiyaca bağlı
değerlendirmeyle (needs-based intervention) karşılaştırıldığı, psikoza ilerleme açısından
yüksek risk taşıyan 59 hastanın 6 ay izlendiği, yakın zamanda yayınlanan randomize
kontrollü çalışmasında 12 aylık sürede psikoz başlangıcında gecikme ve insidansta olası
azalma göstermiştir (McGorry ve ark., 2002). Psikoz başlangıcının geciktirilmesi bozuklukla
ilişkili psikososyal yetersizliğin azaltılmasında belirgin etki gösterebilir (Davidson ve Weiser,
2000).
60
YÖNTEM VE GEREÇLER
Bu araştırmaya 30 şizofren ebeveynli çocuk (şizofreni yüksek risk grubu), 25 bipolar
bozukluk tanılı ebeveyn çocuğu (bipolar yüksek risk grubu) ve 30 psikiyatrik tanısı olmayan
(sağlıklı) ebeveyn çocuğu dahil edildi. Şizofreni ve bipolar bozukluk tanılı hastaların tamamı
Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma
Hastanesi’ne başvuran hastalardan alındı. Şizofreni yüksek risk grubu akut servislerde
yatmakta olan veya ayaktan tedavi biriminden tedavisi sürdürülen hastaların çocuklarından
seçildi. Bipolar yüksek risk grubu Duygudurum Polikliniği’den ayaktan tedavisi sürdürülen
hastaların çocuklarından, sağlıklı kontrol grubu ise yaş ve cinsiyet açısından eşleştirilmiş
normal (psikiyatrik açıdan sağlıklı) ebeveyn çocuklarından seçildi. Şizofreni ve bipolar
bipolar bozukluk tanısı DSM-IV tanı kriterlerine göre konulmuştu.
Olguların seçim ölçütleri
I)Dahil etme ölçütleri
1) DSM-IV tanı ölçütlerine göre “şizofreni” tanısını koydurtacak ölçütleri tamamen dolduran
ve 9-15 yaş arası çocuğu olan kişiler,
2) Bu hastaların DSM-IV tanı ölçütlerine göre herhangi bir psikiyatrik bozukluk tanı
kriterini doldurmayan, 9-15 yaş arası sağlıklı çocukları,
3) DSM-IV tanı ölçütlerine göre “bipolar bozukluk” tanısını koydurtacak ölçütleri tamamen
dolduran ve 9-15 yaş arası çocuğu olan kişiler,
4) Bu hastaların DSM-IV tanı ölçütlerine göre herhangi bir psikiyatrik bozukluk tanı
kriterini doldurmayan 9-15 yaş arası sağlıklı çocukları,
5) DSM-IV tanı ölçütlerine göre herhangi bir psikiyatrik bozukluk tanı kriterini doldurmayan
ve 9-15 yaş arası çocuğu olan sağlıklı kişiler,
6) Bu sağlıklı kişilerin 9-15 yaş arası DSM-IV tanı ölçütlerine göre herhangi bir psikiyatrik
bozukluk tanı kriterini doldurmayan sağlıklı çocukları araştırmaya dahil edilmiştir.
61
II) Dışlama ölçütleri
A) Ebeveynler için
1. Psikoaktif madde bağımlılık öyküsü olanlar,
2. Kafa travması, epilepsi ve başka bir major nörolojik bozukluk ya da nörolojik komponenti
bulunan bir somatik bozukluk öyküsü olanlar,
3. Şizofreni veya bipolar bozukluğun yanı sıra komorbid bir diğer psikiyatrik hastalık tanısı
olanlar.
B) Çocuklar için
1.
9 yaş altı ve 15 yaş üstü olanlar,
2.
Psikoaktif madde kullanım öyküsü olanlar,
3.
Kafa travması, epilepsi ve başka bir major nörolojik bozukluk ya da nörolojik
komponenti bulunan bir somatik bozukluk öyküsü olanlar,
4.
Bipolar bozukluk ya da çocukluk çağı psikotik bozukluğu olanlar,
5.
Başka herhangi bir psikiyatrik sorun nedeniyle halen tedavi görmekte olanlar,
6.
Mental retardasyonu olanlar (IQ<70 olanlar),
Çalışmada Kullanılan Gereçler
1) Sosyodemografik veri formu: Hasta ebeveyn sosyodemografik veri formu, Sağlıklı
ebeveyn sosyodemografik veri formu ve Çocuk sosyodemografik veri formu şeklinde üç
ayrı form düzenlendi. Ebeveynlerle ilişkili sosyodemografik veri formları yaş, cinsiyet,
öğrenim düzeyi, medeni durum, çalışma durumu, çocuk sayısı, sosyal güvence, sosyal
destekler, tanıyı kapsamaktadır. Çocuklar için hazırlanmış sosyodemografik veri formu
ayrıca doğum ve nöromotor gelişim öyküsü, aile içi fiziksel kötüyekullanım veya ihmali
değerlendirmektedir.
2) 4-18 yaş çocuk ve gençler için davranış değerlendirme ölçeği (Achenbach Behavioral
Check List): Çocuğun ebeveyni veya öğretmeni tarafından doldurulan, minör ve major
davranış bozukluklarını değerlendiren bir ölçektir.
62
3) Alexander zeka testi: Pratik zekayı değerlendiren bir testtir.
4) Sözel akıcılık testi: Beyin hasarından sonra bir çok hastada konuşmada ve sözel üretimde
bozulmalar görülür. Bu, çoğunlukla afazik hastalarda ortaya çıkar, ancak sözel akıcılıkta
bozulma, afazi dışında, frontal hasarlarda, özellikle Broca alanının içinde kalan sol frontal
alan hasarında da gözlenir (Lezak, 1995). Milner ve Petrides, dil için baskın hemisferi sol
olan hastalarda, sol frontal hasarın sözel akıcılıkta bozulmaya neden olduğunu
bildirmişlerdir (Milner ve Petrides). 1965’te Talland, bellek bozukluğu olan hastalarda
sözel üretimiincelemek için deneklerinden, bir dakikada, “caddede görülebilecek şeyler”i,
ardından yine bir dakikada, hayvan isimlerini saymalarını istemişti. Daha sonraki yıllarda
bu testin farklı versiyonları oluşturulmuştur. Günümüzde en sık kullanılan kategoriler
hayvanlar, bir süpermarketten alınabilecekler, meyve ve sebzeler ve içeceklerdir (Lezak,
1995). Bu çalışmada sözel akıcılık, denekten bir dakika boyunca aklına gelen tüm hayvan
isimlerini sayması istenerek uygulanmıştır. Üretilen sözcük sayısı
puan olarak
kaydedilmiştir, ayrıca perseverasyon sayısı da belirtilmiştir.
5) Ardışık kategori adlandırma testi: Test ilk olarak Newcombe tarafından, denekten bir
dakika içinde objeler, hayvanlar ve sonra da sırayla bir kuş bir renk söylemesi istenerek
uygulanmıştı. Sol frontal hasarlı hastalar bu testte sağ frontal hasarlı ve normal
deneklerden daha düşük puanlar almışlardır (Lezak, 1983). Geçtiğimiz yıllarda bu test bir
meyve, bir insan ismi şeklinde Dünya Sağlık Örgütü Kognitif Değerlendirme Prepilot
Bataryası’na konmuştur. Bu çalışmada testin bu formu uygulanmış, oluşturulan kategori
sayısı puan olarak kaydedilmiş, ayrıca perseverasyon ve kayma hatası sayısı da
belirtilmiştir.
6) Luria’nın üçlü ilmik çizim testi: Düz bir kağıda üçlü ilmik şekli çizilip, örnek şeklin
altına aynısını satırın sonuna kadar çizmesi istenerek uygulanmış ve perseverasyon sayısı
puan olarak kaydedilmiştir.
7) Luria’nın alternatif çizim sekansları: Düz bir kağıda birbirine bağlı üçgen ve
karelerden oluşan şekil kağıdın üçte birine kadar çizilip bırakılır. Denekten örnek şeklin
altına aynısını satırın sonuna kadar kesintisiz olarak çizmesi istenir. Bu test ile cevap
inhibisyonu araştırılmaktadır. Eğer kişi kare ve üçgenleri arka arkaya çizemiyorsa cevap
inhibisyonu yeteneğinin kaybolduğu, sürekli kare ya da üçgen çizmesi halinde
63
perseverasyon düşünülür. Bu test uygulandıktan sonra perseverasyon ve rotasyon hatası
sayısı puan olarak kaydedilmiştir. Perseverasyonların varlığı sıralama ve planlama
becerisinde bozulma ve cevap kalıbını değiştirmede zorluk olduğunu düşündürmektedir
(Weintraub ve Mesulam,1985). Malloy ve Richardson, dorsolateral prefrontal devrenin
değerlendirilmesinde ardışık çizimlerin kullanıldığını belirtmişlerdir. Absher ve
Cummings de ardışık çizimlerin, cevap kalıbını değiştirme ve sürdürme becerisini
değerlendirdiğini ve frontal lob hasarlı hastaların perseveratif cevaplar oluşturduğunu
bildirmişlerdir (Absher ve Cummings, 1995; s. 187).
8) Wisconsin Kart Eşleştirme Testi (Wisconsin Card Sorting Test, WCST): Soyutlama
yeteneğini ve bu yeteneğin çeşitli yönlerini betimleyen bu test frontal lob hastalarına çok
duyarlı az sayıdaki testten biridir. 4 adet uyarıcı kart ve 64’er tepki kartının olduğu 2 kart
destesinden oluşmaktadır. Kartların her birinde değişik renk ve miktarda şekiller
bulunmaktadır. Kullanılan şekiller artı, daire, yıldız veya üçgen; şekillerin miktarı bir, iki,
üç veya dört; şekillerin renkleri ise kırmızı, yeşil, mavi veya sarıdır. Dört uyaran kart ile
tepki kartlarından belli bir kategoride eşleştirme yapabilme ilkesine göre uygulanan bu
testte kişiye her tepki sonrası yaptığı eşlemenin “doğru” veya “yanlış” olduğu
belirtilmekte ve 10 doğru yanıt bir kategoriyi oluşturmaktadır. Bir kategori oluşturduktan
sonra kişiye belirtilmeden eşleme kategorisi değiştirilmektedir. Kişi 6 kategori oluşturana
veya tüm kartlar bitene kadar test sürdürülmektedir.
WCST’de denekler tepkilerini motor olarak, yani hareketleriyle vermektedir. Bu
tepkileri test uygulayıcısı, standart kayıt formunu kullanarak kaydetmektedir. WCST’de
hesaplanan 13 puan şunlardır:
1) toplam cevap sayısı (WCST1): WCST2 ve WCST3 toplamından oluşmaktadır.
2) toplam yanlış sayısı (WCST2)
3) toplam doğru sayısı (WCST3)
4) tamamlanan kategori sayısı (WCST4): art arda 10 kez doğru tepkilerin verilmiş olduğu
kategorilerin toplamını ifade etmektedir.
5) perseveratif tepki sayısı (WCST5): ardışık 10 doğru tepkiden sonra da bir önceki kategori
için doğru olan eşleme ilkesine göre veya birey tarafından geliştirilmiş bir perseverasyon
ilkesine göre tekrarlanan tepkilerin toplamından oluşmaktadır.
6) perseveratif hata sayısı (WCST6): perseveratif olan tepkilerden aynı zamanda da yanlış
olanlarıdır.
64
7) perseveratif olmayan hata sayısı (WCST7): toplam hata sayısından perseveratif hata sayısı
çıkarılarak elde edilmektedir.
8) perseveratif hata yüzdesi (WCST8): toplam perseveratif hata sayısının testteki toplam
tepki sayısına bölünüp 100’le çarpılması, perseveratif hata yüzdesini vermektedir.
9) ilk kategoriyi tamamlamada kullanılan deneme sayısı (WCST9): ilk kategoriye ilişkin
tepkilerin toplamı, ilk kategoriyi tamamlamada kullanılan tepki sayısını oluşturmaktadır.
10) kavramsal düzey tepki sayısı (WCST10): birbirini izleyen en az üç doğru tepkiden oluşan
doğru tepkilerin toplamından oluşmaktadır.
11) kavramsal düzey tepki yüzdesi (WCST11): kavramsal düzey tepki sayısının toplam cevap
sayısına bölünerek 100’le çarpılması ile elde edilmektedir.
12) kurulumu sürdürmede başarısızlık puanı (WCST12): deneğin art arda 5-9 doğru tepki
verdiği, ancak ardışık 10 doğru tekrar ölçütüne ulaşamadığı tepki bloklarının sayısından
oluşmaktadır.
13) öğrenmeyi öğrenme puanı (WCST13): En az üç kategoriyi tamamlayan deneklerde
hesaplanan bu puan için, her bir kategorideki hata sayısı o kategorideki toplam tepki
sayısına bölünüp 100’le çarpılmakta ve böylece her kategorinin hata yüzdesi
hesaplanmaktadır. Daha sonra bir önceki kategorinin hata yüzdesinden bir sonraki
kategorinin hata yüzdesi çıkarılarak fark puanları hesaplanmakta, fark puanlarının
ortalaması, öğrenmeyi öğrenme puanını oluşturmaktadır.
WCST soyut düşünme ve kategori ya da kurulumu değiştirme davranışını değerlendirmek
amacıyla geliştirilmiştir. Soyutlama ve kavramsallaştırma becerisini değerlendirdiği gibi,
kişinin oluşturduğu kurulumu sürdürebilme, gerektiğinde bu kurulumu değiştirebilme gibi
frontal karmaşık dikkat sisteminin değerlendirilmesinde de yararlı bir testtir. Gerek
soyutlama, akıl yürütme ve kavramsallaştırma becerisi, gerekse karmaşık dikkat (dikkati
sürdürme, sebatlılık, amaca yönelik davranışı sürdürme, enterferansa/çeldiricilere direnç,
uygun olmayan tepki eğilimini ketleme), frontal hasarlar sonucu bozulur. WCST dikkat,
özellik belirleme, perseverasyon, çalışma belleği, yürütücü işlevler, kavramsallaştırma ve
soyut düşünme gibi özelliklerle ilişkilendirilmektedir. Bir frontal lob testi olarak kullanılan
WCST, sağ frontal lobda dorsolateral prefrontal korteksi de içeren bir yayılıma sahiptir.
9) Stroop Renk Kelime Testi: İlk kez Stroop tarafından geliştirilmiş olan bu testin daha
sonra pek çok modifikasyonu ortaya çıkmıştır. Temel olarak zamana ve verilen işe bağlı
65
olarak dikkatin yoğunlaştırılması ve sürdürülebilmesini değerlendirir. Ayrıca algıların
birbiri üzerindeki bozucu etkilerini ortaya koyabilmektedir. Stroop testi araya karışan
bozucu uyaranlara karşı direnebilmeyi, uygunsuz uyaranları ve uygunsuz tepki
eğilimlerini durdurup bastırabilmeyi en iyi değerlendiren testlerin başında gelir. Böyle
testler, genellikle, birbiriyle yarışan tepki eğilimleri yarattıktan sonra, bu eğilimlerden
birinin durdurulup ketlenmesini, ötekinin ortaya konulmasını gerektiren testlerdir. Stroop
testinde de renk söyleme eğilimi ile okuma eğilimi pekiştirildikten sonra, okuma
cevabının bastırılıp ketlenmesi beklenir. Kaldı ki, görülen bir yazının okunması çok
yerleşmiş, otomatikleşmiş bir eğilim olduğundan, bunun durdurulması daha da zordur.
Birçok değişik şekli olan Stroop testinin orijinali Stroop tarafından 1935’te
geliştirilmiştir. Stroop testi renkli kare ya da yuvarlakların rengini söylemenin kelime
okumaktan daha uzun zaman aldığı, renk isimlerinin kendi ifade ettiği renkten başka renklerle
yazıldığı kelimelerin rengini söylemenin daha da uzun zamanda yapılabildiği bulgusu
temeline dayanır. Yarışan cevap eğilimleriyle başa çıkmak, uygunsuz cevap eğilimini
ketlemek, seçici dikkati sebatlı bir şekilde sürdürmek gibi zorluklarla baş etmeyi gerektirdiği
için, frontal lob hasarlarına, özellikle de Cummings’in belirttiği (1993) orbito-frontal
döngünün herhangi bir yerindeki hasara duyarlıdır.
Bu çalışmada kullanılmış olan Stroop Testi TBAG formu, orijinal Stroop Testi (Stroop,
1935) ile Victoria Formunun (Spreen ve Strauss, 1991) birleşiminden oluşturulmuştur.
Victoria Formunda olduğu gibi, Stroop Testi TBAG Formu 14.0 sm x 21.5 sm boyutlarındaki
dört beyaz karttan oluşmaktadır. Her kartın üzerinde seçkisiz olarak sıralanmış 4’er maddeden
oluşan 6 satır bulunmaktadır. Bu kartlar testin “uyarıcı” maddeleridir. Bu uyarıcılar ve
bunlara deneğin vermesi gereken tepkiler, yani yerine
getirmesi gereken “görevler” (task)
tablo-5’te gösterilmiştir.
Stroop Testi TBAG Formunda, Victoria Formunda kullanılan mavi, yeşil, kırmızı ve
sarı renkleri ile bu renklerin isimleri kullanılmaktadır. 1. Kartın üzerinde beyaz zemin üzerine
siyah olarak basılmış renk isimleri bulunmaktadır. Bu kart, orijinal Stroop Testinin bir
özelliğidir. 2. Kartta farklı renklerde basılmış renk isimleri bulunmaktadır. Ancak her
kelimenin basımında kullanılan renk, kelimenin ifade ettiği renkten farklıdır; örneğin,
“kırmızı” kelimesi sarı renkte basılmıştır. Bu kart tüm Stroop testlerinin temel uyarıcısı ve en
kritik bölümüdür. 3. Kartta farklı renklerde basılmış, 0.4 sm çapında daireler bulunmaktadır.
Bu uyarıcı Victoria Formundan alınmıştır; orijinal Stroop Testinde bu uyarıcılar kare
şeklindedir. 4. Kartta ise farklı renklerde basılmış nötr kelimeler (“kadar”, “zayıf”, “ise”,
“orta” kelimeleri) bulunmaktadır.
66
Stroop Tersti TBAG Formu beş bölüm halinde uygulanmaktadır (tablo-5). Bu
bölümler ve ilgili kartlar, uygulama sıralarına göre şöyledir: Siyah olarak basılmış renk
isimlerinin bulunduğu kartın (1. Kart) okunduğu 1.Bölüm; farklı renklerde basılmış renk
isimlerinin bulunduğu kartın (2. Kart) okunduğu 2. Bölüm; renkli basılmış dairelerin
bulunduğu karttaki (3. Kart) dairelerin renginin söylendiği 3. Bölüm; renk ismi olmayan nötr
kelimelerin bulunduğu karttaki (4. Kart) kelimelerin renklerinin söylendiği 4. Bölüm ve farklı
renklerde basılmış renk isimlerinin bulunduğu 2. Karttaki kelimelerin renklerinin söylendiği
5. Bölüm. Tablo-5’te görüldüğü gibi, Stroop Testi TBAG Formunun uygulanmasında 2. Kart,
iki kez kullanılmaktadır (2. ve 5. Bölümler).
Tablo-1: Stroop Testi TBAG Formunun İ çeriği
Bölümler
Uyarıcılar
Uyarıcı Kartın Kapsamı
1. Bölüm
1. Kart
2. Bölüm
3. Bölüm
4. Bölüm
2. Kart
3. Kart
4. Kart
5. Bölüm
2. Kart
Siyah basılmış renk isimleri
Farklı renkte basılmış renk
isimleri
Renkli basılmış daireler
Renkli basılmış nötr kelimeler
Farklı renkte basılmış renk
isimleri
Görev
Renk isimlerini
okuma
Renk isimlerini
okuma
Rengi söyleme
Rengi söyleme
Rengi söyleme
Stroop Testi TBAG Formunun bilgi işleme hızı, değişen talepler doğrultusunda algı
hedefini değiştirebilme ve otomatik süreçlerin bozucu etkisine karşı koyabilme, dikkat edilen
uyarıcılarla edilmeyenlerin paralel işlenmesi gibi süreçleri ölçtüğü ve dikkat için “altın
standart” niteliğinde olduğu belirtilmiştir (MacLeod, 1991). Yürütücü işlevlerin kapsamında
da ele alınan bu gibi yeteneklerle ilgili kritik beyin alanlarının başında, ergenlik çağına kadar
gelişimini sürdüren prefrontal bölge gelmektedir (Casey, Giedd ve Thomas, 2000; Cycowicz,
2000; Goldman-Rakic, 1987; Karakaş ve H.M. Karakaş, 2000; Karakaş ve ark., 2002).
Günümüzde Stroop testinin, frontal lob fonksiyonlarını değerlendirmede kullanılması
konusunda geniş bir görüş birliği vardır (Malloy ve Richardson, 1994). PET (Positron
Emission Tomography) gibi ileri fonksiyonel görüntüleme teknikleriyle yapılan çalışmalar,
67
normal deneklerde, Stroop testi esnasında orbital ve anterior singulat frontal alanların aktive
olduğunu göstermiştir (Malloy ve Richardson, 1994).
10) Edinburg El Tercihi Skalası (Edinburg Handedness Inventory): El tercihlerinin
belirlenmesi için uygulanan, günlük aktiviteler sırasında, 10 ayrı el aktivitesinin
gerçekleştirilmesinde kullanılan el veya elleri sorgulayan ve buna bağlı olarak da kişinin
solak, sağlak veya her iki elini de kullanabilen olduğuna karar verilmesinde kullanılan bir
ölçektir.
11) Sayı Menzili Testi (Digit Span Test): Primer sözel dikkatin değerlendirilmesinde
Wechsler Memory Scale (WMS)’nin “Digit Span” alt testi kullanıldı. İki aşamadan oluşan
bu testin “ileri sayı menzili (düz sayı dizisi)” olarak adlandırılan ilk bölümünde deneğe
birer saniye aralıklarla okunan tek rakamlı sayıları, testi veren kişinin okumasının hemen
ardından aynı sırayla tekrarlaması istenir. Bu bölümün maksimal skoru 8’dir. “Geri sayı
menzili (ters sayı dizisi)” olarak adlandırılan ikinci bölümde ilk bölümdeki ilkeye uygun
olarak okunan sayıların denek tarafından tersinden aynı sırayla söylemesi istenir. Bu
bölümün maksimal skoru 7’dir.
Hem ileri, hem de geri sayı menzilinde gitgide birer birer artan sayıda rastgele rakamlar
saniyede bir hızında okunur, yani işitsel dikkat gerektirir. Bazı hastalık gruplarında ileri ve
geri menzil farklı olabilir. Bu nedenle ikisini ayrı puanlamak uygundur. İleri menzilin normali
6+-1’dir (erişkinler için). İleri menzil bellek testinden çok dikkati ölçen bir testtir (Algının
pasif menzili). Stres ve kaygı testi önemli ölçüde etkiler, menzili kısaltır. Sayı menzili sol
hemisfer hasarlarına duyarlıdır. Geri menzil testinde de kişiden sayı dizilerini sondan başa
doğru tekrarlaması istenir. Normaller ileri menzilden bir ila iki eksik sayıyı tersten
söyleyebilir. Geri menzilde, ileri menzilden farklı olarak, bir miktar verinin depolanması ve
çalışma belleğini kullanarak yeni bir dizi oluşturması gerekir, yani hem bellek hem de geri
çevirme süreçlerinin eş zamanlı yürümesi gereklidir. Genellikle sol hemisfer hasarlı ve görme
alanı defektli hastaların geri menzili daha düşüktür.
12) Corsi Block’s Testi: Görsel dikkati ölçmek için kullanılır. Aynı zamanda bu testte görsel
anlık belleği değerlendirmeye yarar. Bu testte, sadece kare şekillerinin olduğu bir kağıt
deneğin önüne konur ve belli bir sırayla dokunulan karelere deneğin de sırasıyla dokunması
istenir. Bu giderek artan basamaklarda tekrar edilir ve doğru yaptığı en son sıra test puanı
olarak kaydedilir. Aynı işlem tersten de yapılır, yani denekten, uygulayıcı tarafından
68
dokunulan karelere, tam tersi sırayla dokunması istenir. İlk uygulamada (aynı sırayla
dokunma) kırmızı karelerin olduğu bir kağıt, ikinci uygulamada (ters sırayla dokunma) ise
yeşil karelerin olduğu kağıt kullanılır.
13) Vizüel Reprodüksiyon Testi: Görsel belleğin değerlendirilmesi için WMS’nin “vizüel
reprodüksiyon” alt testi kullanıldı. Her biri ayrı bir kart üzerine çizilmiş 3 ayrı şeklin 10’ar
saniye süreyle deneğe gösterilerek, gösterme işleminden hemen sonra şekli hatırladığı
kadarıyla çizmesi istenir. İlk bölümde nonverbal anlık bellek, ikinci bölümde ise nonverbal
anlık bellek, ikinci bölümde ise nonverbal geciktirilmiş kendiliğinden hatırlama test edilir
14) Sözel Bellek Süreçleri Testi (SBST): Test 15 tane birbiriyle ilişkisiz kelimeden oluşan
kelime listesinin 10 kere ya da tüm liste hatasız tekrar edilinceye kadar okunup, her seferinde
deneğin cevapları kaydedilmek suretiyle uygulanır. 30 dakika sonra denekten daha önce
öğrenmiş olduğu kelimeleri hatırlaması (delayed recall, geciktirilmiş hatırlama) istenir.
Deneğin hatırlayamadığı kelimeler için “tanıyarak hatırlama (recognition) denemesi yapılır.
Bu amaçla, her bir kelimenin, o kelimeyle anlamsal olarak aynı kategoriden olan bir kelime
ve sessel (fonetik) olarak benzeyen bir kelime arasına karıştırılmış olarak daha önce
hazırlanmış bir liste deneğe gösterilerek (örnek olarak, listedeki “davul” kelimesinin yerine
“duvar”, “davul” ve “zurna” kelimeleri gösterilerek) tanınması beklenir.
69
BULGULAR
I)Sosyodemografik bulgular
A. Ebeveyn
Tablo-1: Ebeveyn eğitim düzeyi
YOK
Grup 1 - Sağlıklı Kontrol
Grup 2 - Bipolar
Grup 3 - Şizofreni
5
3
6
Okur-Yazar İlk
4
0
7
Lis e
34
41
37
Yüks ek
14
1
6
Median
3 İlk
4 İlk
4 İlk
Ebeveynlerin eğitim düzeyi arasında üç grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark
bulunmadı.
Tablo-2: Ailenin gelir düzeyi
Grup 1 - Sağlıklı Kontrol
Grup 2 - Bipolar
Grup 3 - Şizofreni
En Düş ük Düş ük
0
3
8
Orta
13
7
7
Yüks ek
13
14
11
En Yüks ek
3
1
4
Median
1 Orta
1 Orta
0 Düş ük-Orta
Her üç grup arasında gelir düzeyi açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı.
B. Çocuk
Tablo-3: Çocukların yaş ortalamaları
70
Grup 1 - Sağlıklı Kontrol
Grup 2 - Bipolar
Standart
Ortalama Sapma Median
BCL
12,17
1,66
Ortalama
9
12,04
Grup 3 - Şizofreni
Standart
Sapma Median
1,72
30
Ortalama
Standart
Sapma Median
12,77
1,91
24,5
Kruskal
Wallis
Test
değeri
Dunn
5,8400 fark yok
Her üç grup arasında çocukların yaş ortalaması açısından istatistiksel olarak anlamlı fark
saptanmadı.
Tablo-4: Çocukların cinsiyeti
Grup 1 - Sağlıklı Kontrol
Grup 2 - Bipolar
Grup 3 - Şizofreni
Kız (Sayı) Erkek (Sayı) Kız (Oran)
14
16
14
11
19
11
46,7%
56,0%
63,3%
Erkek (Oran)
53,3%
44,0%
36,7%
Üç grup arasında çocukların cinsiyeti açısından anlamlı fark bulunmadı.
II) Çocuk bilişsel işlevleri ve davranış problemleri
Tablo-5: 4-18 yaş çocuk ve gençler için davranış değerlendirme ölçeği davranış bozukluğu
toplam puanı
Grup 1 - Sağlıklı Kontrol
Grup 2 - Bipolar
Standart
Ortalama Sapma Median
BCL
16,83
16,94
Ortalama
9
27,08
Grup 3 - Şizofreni
Standart
Sapma Median
12,59
30
Ortalama
30,4
Standart
Sapma Median
19,98
24,5
Kruskal
Wallis
Test
değeri
Dunn
14,1300 1-2;1-3
Ebeveynler tarafından bildirilen davranış bozukluğu toplam puanları açısından
karşılaştırıldığında sağlıklı kontrol grubunun en düşük, şizofreni grubunun ise en yüksek puan
aldığı saptandı. Hem bipolar, hem de şizofreni grubunun, sağlıklı kontrol grubundan
istatistiksel olarak farklı olduğu bulundu.
Tablo-6: Edinburg el tercihi skalası
71
Grup 1 - Sağlıklı Kontrol
Grup 2 - Bipolar
Standart
Ortalama Sapma Median
Edi
1,27
0,64
Ortalama
1
Grup 3 - Şizofreni
Standart
Sapma Median
1,16
0,55
Ortalama
1
Kruskal
Wallis
Test
değeri
Standart
Sapma Median
1,3
0,65
1
Dunn
1,3500 fark yok
Üç grup arasında fark saptanmadı. Her üç grupta da sağ el dominansı ağırlıktaydı.
Tablo-7: IQ puanları
Grup 1 - Sağlıklı Kontrol
Standart
Ortalama Sapma Median
IQ
120,652 16,6122
Grup 2 - Bipolar
Ortalama
121
Grup 3 - Şizofreni
Standart
Sapma Median
112,3 22,5624
Ortalama
Standart
Sapma Median
112 108,8667 16,9436
109,5
Kruskal
Wallis
Test
değeri
Dunn
5,8396 fark yok
Sağlıklı kontrol grubunda IQ en yüksek, şizofreni grubunda ise en düşük bulunmuş
olmakla birlikte her üç grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı.
Tablo-8: görsel bellek puanları
Grup 1 - Sağlıklı Kontrol
Grup 2 - Bipolar
Standart
Ortalama Sapma Median Ortalama
GB-1
GB-2
GB-T
12,90
11,50
3,63
1,13 13,00
2,21 11,50
0,61
4,00
Grup 3 - Şizofreni
Standart
Sapma Median Ortalama
11,84
9,48
3,32
2,06 12,00
3,10 10,00
0,80
3,00
11,73
9,90
3,43
Standart
Sapma Median
2,24 12,00
3,02 10,00
0,86
4,00
Kruskal
Wallis
Test
değeri
Dunn
4,93 fark yok
7,35 2-1
2,57 fark yok
GB-1 : Kısa süreli görsel bellek
GB-2 : Uzun süreli görsel bellek
GB- T : Görsel bellek - tanıma
Kısa süreli görsel bellek puanı şizofreni ve bipolar grupta sağlıklı gruba göre daha düşük
bulunmakla birlikte istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı. Uzun süreli görsel bellek
puanı ise şizofreni ve bipolar grubunda sağlıklı gruba göre belirgin olarak daha düşük
bulunmakla birlikte, istatistiksel olarak anlamlı fark sadece sağlıklı ve bipolar grup arasında
bulundu. Görsel tanımada ise üç grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı.
Tablo-9: Wechsler Bellek Skalası-hikaye alt testi (mantıksal bellek) puanları
72
Grup 1 - Sağlıklı Kontrol
Grup 2 - Bipolar
Standart
Ortalama Sapma Median Ortalama
MB-1
MB-2
14,80
12,83
3,27 15,00
3,15 13,00
Grup 3 - Şizofreni
Standart
Sapma Median Ortalama
13,12
11,40
4,30 13,00
4,29 12,00
Standart
Sapma Median
13,67
12,73
3,72 14,50
3,89 13,00
Kruskal
Wallis
Test
değeri
Dunn
2,99 fark yok
1,50 fark yok
MB-1 : Kısa süreli mantıksal bellek
MB-2 : Uzun süreli mantıksal bellek
Kısa ve uzun süreli mantıksal bellek testinde üç grup arasında istatistiksel olaraık
anlamlı fark bulunmadı.
Tablo-10: Sözel bellek süreçleri testi puanları
Grup 1 - Sağlıklı Kontrol
Standart
Ortalama Sapma Median
SBST1
SBST2
SBST3
SBST4
SBST5
SBST6
SBST7
7,00
120,03
7,13
14,43
13,87
1,13
15,00
Grup 2 - Bipolar
Ortalama
1,70
7,00
13,35 125,00
1,83
7,00
1,01 15,00
1,11 14,00
1,11
1,00
0,00 15,00
Standart
Sapma Median
7,28
118,88
7,36
14,28
13,32
1,64
14,96
2,54
7,00
14,13 123,00
2,06
8,00
1,17 15,00
1,84 14,00
1,82
1,00
0,20 15,00
SBST1 : Anlık bellek (Immediate memory)
SBST2 : Toplam öğrenme puanı
SBST3 : En yüksek öğrenmenin tamamlandığı satış
SBST4 : En yüksek öğrenme puanı
SBST5 : Hatırlama (Recall)
SBST6: Tanıma (Recognition)
SBST7 : Toplam hatırlama
73
Grup 3 - Şizofreni
Ortalama
7,40
123,43
6,80
14,53
13,40
1,50
14,90
Standart
Sapma Median
1,69
8,00
13,64 127,50
1,95
7,00
0,86 15,00
1,38 14,00
1,33
1,00
0,31 15,00
Kruskal
Wallis
Test
değeri
0,97
2,19
1,44
1,04
1,69
1,05
3,34
Dunn
fark
fark
fark
fark
fark
fark
fark
yok
yok
yok
yok
yok
yok
yok
Sözel bellek süreçleri testinin 7 parametresinde de üç grup arasında anlamlı fark
bulunmadı.
Tablo-11: Luria üçlü ilmik testi puanları
Grup 1 - Sağlıklı Kontrol
Standart
Ortalama Sapma Median
LURIA-1
0,33
0,84
0,00
Grup 2 - Bipolar
Ortalama
0,16
Grup 3 - Şizofreni
Standart
Sapma Median
0,47
Ortalama
0,00
0,83
Standart
Sapma Median
2,18
Kruskal
Wallis
Test
değeri
0,00
Dunn
1,47 fark yok
LURIA-1 : Luria üçlü ilmik testi perseverasyon
Şizofreni grubunun perseverasyon puanı her iki kontrol grubuna göre daha yüksek
olmakla birlikte aralarındaki fark istatistiksel anlamlılık düzeyine ulaşmamaktadır.
Tablo-12: Luria’nın alternatif çizim sekansları testi puanları
Grup 1 - Sağlıklı Kontrol
Standart
Ortalama Sapma Median
LURIA-2A
LURIA-2B
0,13
0,20
0,73
0,61
0,00
0,00
Grup 2 - Bipolar
Ortalama
0,40
0,56
Grup 3 - Şizofreni
Standart
Sapma Median
1,12
1,12
0,00
0,00
Ortalama
0,27
1,37
Standart
Sapma Median
0,69
2,17
0,00
1,00
Kruskal
Wallis
Test
değeri
2,48 fark yok
11,69 1-3
LURIA – 2A : Luria’ nın alternatif çizim sekansları testi – perseverasyon sayısı
LURIA – 2B : Luria’ nın alternatif çizim sekansları testi – rotasyon sayısı
Hem şizofreni, hem de bipolar grupta perseverasyon puanı sağlıklı kontrol grubundan
daha yüksek bulunmakla birlikte istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. Rotasyon
74
Dunn
hatası puanı şizofreni yüksek risk grubunda her iki kontrol grubuna göre daha yüksek olmakla
birlikte istatistiksel olarak anlamlı fark sadece şizofreni yüksek risk ve sağlıklı kontrol grubu
arasında saptanmıştır.
Tablo-13: Corsi blok testi puanları
Grup 1 - Sağlıklı Kontrol
Standart
Ortalama Sapma Median
CORSI B-1
CORSI B-2
CORSI B-3
5,77
5,10
10,87
1,04
0,99
1,76
Grup 2 - Bipolar
Ortalama
6,00
5,00
11,00
Grup 3 - Şizofreni
Standart
Sapma Median
5,48
4,80
10,28
1,12
1,15
1,97
6,00
5,00
11,00
Ortalama
5,50
4,90
10,40
Standart
Sapma Median
1,25
0,88
1,87
5,50
5,00
10,00
Kruskal
Wallis
Test
değeri
Dunn
1,34 fark yok
1,52 fark yok
2,45 fark yok
CORSI B-1 : Corsi blok – düz
CORSI B-2 : Corsi blok – ters
CORSI B-3 : Corsi blok – toplam
Her üç grup arasında Corsi blok-düz, Corsi blok-ters ve Corsi blok-toplam puanları
arasında fark saptanmadı.
Tablo-14: Digit span testi puanları
Grup 1 - Sağlıklı Kontrol
Standart
Ortalama Sapma Median
DS - 1
DS - 2
DS - 3
5,43
4,37
9,87
1,33
0,96
1,89
5,00
4,00
9,00
Grup 2 - Bipolar
Ortalama
Standart
Sapma Median
5,08
3,68
8,76
DS – 1 : Sayı menzili (Digit span) – düz
DS – 2 : Sayı menzili (Digit span) – ters
DS – 3 : Sayı menzili (Digit span) – toplam
75
Grup 3 - Şizofreni
0,86
0,99
1,45
5,00
4,00
9,00
Ortalama
5,20
4,27
9,43
Standart
Sapma Median
1,00
1,26
1,87
5,00
4,50
9,50
Kruskal
Wallis
Test
değeri
Dunn
0,25 fark yok
6,04 fark yok
3,91 fark yok
Digit span-düz, digit span-ters ve digit span-toplam puanları arasında üç grup arasında
fark saptanmadı.
Tablo-15: Sözel akıcılık testi (bir dakikada hayvan ismi sayılması) puanları
Grup 1 - Sağlıklı Kontrol
Standart
Ortalama Sapma Median
VA -1
VA -2
VA -3
VA -4
VA -5
VA -6
7,9333
4,2667
3,5
2,8333
18,533
0,3667
1,8925
1,9464
1,3582
1,6626
4,1501
0,6149
8
4
3
3
19,5
0
Grup 2 - Bipolar
Ortalama
Grup 3 - Şizofreni
Standart
Sapma Median
7,12
4,52
3,36
2,24
17,24
0,56
1,7397
1,6361
1,9122
2,0058
4,136
0,9165
Ortalama
Standart
Sapma Median
7
7,2 1,6274
5
4,0667
1,484
4
2,8333 1,4875
2
2,4333 1,5241
18 16,5333 2,8616
0
0,8667 1,0417
8
4
3
2
16,5
0,5
Kruskal
Wallis
Test
değeri
5,0293
1,0752
2,5919
2,5911
4,0270
3,9874
Dunn
fark
fark
fark
fark
fark
fark
VA-1: ilk 15 saniyede sayılan hayvan ismi sayısı
VA-2: 15-30 saniye arasında sayılan hayvan ismi sayısı
VA-3: 30-45 saniye arasında sayılan hayvan ismi sayısı
VA-4: 45-60 saniye arasında sayılan hayvan ismi sayısı
VA-5: bir dakika içinde sayılan toplam hayvan ismi sayısı
VA-6: perseverasyon sayısı
İlk 15 saniye, 15-30 saniye arası, 30-45 saniye arası, 45-60 saniye arası puanları ayrı
ayrı karşılaştırıldığında üç grup arasında belirgin fark saptanmadı. Toplam puanlar
karşılaştırıldığında ise en yüksek puanın sağlıklı kontrol grubunda, en düşük puanın ise
şizofreni yüksek risk grubunda olduğu görüldü. Perseverasyon puanı ise şizofreni yüksek risk
grubunda en yüksek, sağlıklı kontrol grubunda ise en düşük bulundu. Ancak bu farklar
istatistiksel olarak anlamlı düzeyde değildi.
Tablo-16: Ardışık kategori adlandırma testi (bir dakikada sırayla insan ismi-meyve ismi
sayılması) toplam puanı
76
yok
yok
yok
yok
yok
yok
Grup 1 - Sağlıklı Kontrol
Grup 2 - Bipolar
Standart
Ortalama Sapma Median
VA -7
8,1333 2,0634
Ortalama
8
Grup 3 - Şizofreni
Standart
Sapma Median
7,28 1,9044
7
Ortalama
Standart
Sapma Median
7,0667 1,6595
Kruskal
Wallis
Test
değeri
Dunn
7,0806 3-1
7
Oluşturulan toplam kategori sayısı açısından üç grup karşılaştırıldı. Sağlıklı kontrol grubunun
ortalama 8,13, bipolar kontrol grubunun ortalama 7,28, şizofreni yüksek risk grubunun ise
ortalama 7,07 kategori oluşturabildiği saptandı. Şizofreni yüksek risk grubu ve sağlıklı
kontrol grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde bir fark olduğu bulundu.
Tablo-17: Stroop testi puanları
Grup 1 - Sağlıklı Kontrol
Standart
Ortalama Sapma Median
STRP-1A
STRP-1C
STRP-2A
STRP-2B
STRP-2C
STRP-3A
STRP-3B
STRP-3C
STRP-4A
STRP-4B
STRP-4C
STRP-5A
STRP-5B
STRP-5C
12,70
0,03
12,70
0,00
0,03
16,10
0,03
0,20
21,80
0,00
0,27
30,97
0,30
1,43
4,81
0,18
3,87
0,00
0,18
5,13
0,18
0,41
7,35
0,00
0,64
10,48
0,79
1,07
Grup 2 - Bipolar
Ortalama
10,00
0,00
12,00
0,00
0,00
14,50
0,00
0,00
20,00
0,00
0,00
30,00
0,00
1,00
Standart
Sapma Median
15,92
0,04
14,96
0,04
0,12
17,64
0,08
0,20
24,20
0,08
0,40
34,88
0,88
1,64
11,87
0,20
7,32
0,20
0,33
7,24
0,28
0,41
9,05
0,28
0,91
13,32
1,17
1,38
STRP-1A: Stroop testi-1. bölüm-süre
STRP-1B: Stroop testi-1. bölüm- hata sayısı
STRP-1C: Stroop testi-1. bölüm-düzeltme sayısı
STRP-2A: Stroop testi-2. bölüm-süre
STRP-2B: Stroop testi-2. bölüm-hata sayısı
STRP-2C: Stroop testi-2. bölüm-düzeltme sayısı
STRP-3A: Stroop testi-3.bölüm-süre
STRP-3B: Stroop testi-3. bölüm-hata sayısı
STRP-3C: Stroop testi-3. bölüm-düzeltme sayısı
77
Grup 3 - Şizofreni
12,00
0,00
12,00
0,00
0,00
14,00
0,00
0,00
21,00
0,00
0,00
31,00
0,00
2,00
Ortalama
14,40
0,07
14,83
0,10
0,10
17,77
0,17
0,23
22,23
0,03
0,63
32,40
0,20
1,90
Standart
Sapma Median
7,58
0,37
9,08
0,40
0,40
4,57
0,53
0,63
4,33
0,18
0,85
7,29
0,61
1,32
12,00
0,00
13,00
0,00
0,00
17,00
0,00
0,00
22,00
0,00
0,50
31,50
0,00
2,00
Kruskal
Wallis
Test
değeri
1,94
0,02
1,13
1,98
1,51
2,88
1,13
0,09
1,92
2,54
6,43
1,89
10,14
1,58
Dunn
fark yok
fark yok
fark yok
fark yok
fark yok
fark yok
fark yok
fark yok
fark yok
fark yok
1-3
fark yok
3-2,1-2
fark yok
STRP-4A: Stroop testi-4. bölüm-süre
STRP-4B: Stroop testi-4. bölüm-hata sayısı
STRP-4C: Stroop testi-4. bölüm düzeltme sayısı
STRP-5A: Stroop testi-5. bölüm-süre
STRP-5B: Stroop testi-5. bölüm-hata sayısı
STRP-5C: Stroop testi-5. bölüm-düzeltme sayısı
Süreler karşılaştırıldığında, her beş uygulamada da, şizofreni yüksek risk grubu ve bipolar
yüksek risk grubunun sürelerinin sağlıklı kontrol grubundan daha uzun olduğu görüldü; ancak
bu fark istatistiksel olarak anlamlı düzeyde değildi. Hem şizofreni hem de bipolar yüksek risk
gruplarının daha fazla hata ve düzeltme yapma eğiliminde oldukları görüldü. Dördüncü
uygulamada (renk ismi olmayan kelime rengi söyleme) şizofreni yüksek risk grubunun
sağlıklı kontrol grubuna göre, istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha fazla düzeltme yaptığı
görüldü. Beşinci uygulamada (renk ismi olan kelime rengi söyleme) ise bipolar kontrol
grubunun hem sağlıklı kontrol grubundan, hem de şizofreni yüksek risk grubundan,
istatistiksel olarak anlamlı düzeyde, daha fazla hata yaptığı bulundu.
Tablo-18: Wisconsin kart eşleştirme testi puanları
Grup 1 - Sağlıklı Kontrol
Standart
Ortalama Sapma Median
WCST1
WCST2
WCST3
WCST4
WCST5
WCST6
WCST7
WCST8
WCST9
WCST10
WCST11
WCST12
119,60
50,33
69,27
3,87
33,20
28,53
21,80
23,07
18,33
52,57
45,57
1,03
14,09 128,00
21,81 55,00
13,16 72,00
1,76
3,50
20,60 33,00
28,53 28,50
11,94 22,50
11,67 22,50
20,41 11,00
18,52 57,50
19,18 45,00
1,30
1,00
Grup 2 - Bipolar
Ortalama
119,24
49,52
69,72
3,80
32,32
28,80
20,72
23,48
22,64
52,92
46,16
1,20
WCST1: Toplam tepki sayısı
WCST2: Toplam yanlış sayısı
WCST3: Toplam doğru sayısı
WCST4: Tamamlanan kategori sayısı
WCST5: Toplam perseveratif tepki sayısı
WCST6: Toplam perseveratif hata sayısı
78
Standart
Sapma Median
14,56 128,00
22,30 47,00
14,90 74,00
2,06
4,00
22,22 23,00
17,84 21,00
11,94 17,00
13,19 17,00
27,80 12,00
19,68 60,00
20,48 49,00
1,47
1,00
Grup 3 - Şizofreni
Ortalama
119,63
50,83
68,80
3,97
32,20
27,93
22,90
22,30
24,60
54,10
47,20
1,10
Standart
Sapma Median
14,74 128,00
22,48 51,00
15,00 72,00
1,85
4,00
24,43 28,00
18,46 25,00
13,57 22,50
13,94 19,50
29,20 12,00
19,01 59,50
19,56 46,50
1,37
1,00
Kruskal
Wallis
Test
değeri
0,19
0,10
0,13
0,10
0,53
0,19
0,24
0,44
2,50
0,22
0,06
0,17
Dunn
fark
fark
fark
fark
fark
fark
fark
fark
fark
fark
fark
fark
yok
yok
yok
yok
yok
yok
yok
yok
yok
yok
yok
yok
WCST7: Toplam perseveratif olmayan hata sayısı
WCST8: Perseveratif hata yüzdesi
WCST9: İlk kategoriyi tamamlamada kullanılan tepki sayısı
WCST10: Kavramsal düzey tepki sayısı
WCST11: Kavramsal düzey tepki yüzdesi
WCST12: Kurulumu sürdürmede başarısızlık puanı
Wisconsin kart eşleştirme testinde üç grup arasında, 12 parametrenin hiçbirinde anlamlı
fark bulunmadı.
79
TARTIŞMA VE SONUÇ
Bu çalışmada ebeveynlerin eğitim durumu ve ailenin sosyoekonomik durumu açısından
aralarında fark olmayan 30 adet ebeveyni şizofren olan çocuk, 25 bipolar bozukluk tanılı
ebeveynin çocuğu ve 30 sağlıklı ebeveynin çocuğu, davranış bozukluğu ve nörokognitif
işlevler açısından karşılaştırılmıştır. Üç grup arasında çocukların yaş ortalamaları ve cinsiyet
dağılımı açısından fark yoktu. Ebeveynler tarafından doldurulan 4-18 Yaş Çocuk ve Gençler
için Davranış Değerlendirme Ölçeği (Achenbach Behavioral Check List) toplam puanları
açısından üç grup karşılaştırıldığında hem şizofreni yüksek risk (YR), hem de bipolar YR
grubunun sağlıklı kontrol grubuna göre daha fazla davranış bozukluğu gösterdiği saptandı.
Şizofren ebeveynli çocukların sağlıklı kişilerin çocuklarına göre daha fazla davranış
bozukluğu gösterdikleri, daha önce yapılmış, birçok çalışmada da gösterilmiştir. Ancak
şizofreni YR ve bipolar YR grubunu davranış bozuklukları açısından karşılaştıran
çalışmaların sayısı son derece az ve sonuçları çelişkilidir. Genel olarak hem şizofreni, hem de
bipolar bozukluk tanılı kişilerin çocuklarının bazı davranış anomalileri gösterdikleri
bildirilmiştir, ki bu da bu çalışmanın sonuçları ile uyumludur.
Çalışmada üç grup arasında IQ açısından fark saptanmadı. Bu literatürdeki birçok
çalışmanın sonucu ile (Sameroff ve ark., 1984, 1987; Worland ve ark., 1984b; Sohlberg ve
Yaniv, 1985; Klein ve Salzman 1984) uyumludur. Ancak şizofreni YR çocuklarında
kontrollere göre daha düşük IQ tespit eden çalışmalar (Rieder ve ark., 1977; Goldstein ve
ark., 2000; Goodman, 1987; Mednick, 1968; Dworkin ve ark., 1993; Neale ve ark., 1984;
Byrne ve ark., 1999) da vardır.
Çalışmada sözel dikkati değerlendirmek için Digit Span Test, görsel dikkati
değerlendirmek için ise Corsi Block’s Testi kullanıldı. Her iki testin tüm alt puanları
açısından üç grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı. İki yüksek risk
çalışmasında (Edinburg Yüksek Risk Çalışması ve New York Yüksek Risk Çalışması) dikkat
bozukluğunun
şizofreniyi
öngördüğü
bulunmuştur. Ancak
Edinburg Yüksek
Risk
Çalışması’nda şizofreni YR çocukları (16-25 yaş), sağlıklı kontrol grubu ve ilk epizod
şizofreni hastaları karşılaştırılmıştır. Oysa bu çalışmada, New-York Yüksek Risk
80
Çalışması’nda olduğu gibi kontrol grubu olarak, sağlıklı kontrol grubunun yanında, bipolar
affektif bozukluk YR grubu kullanılmıştır. Her iki çalışmada da şizofreni YR grubunda
dikkatin sağlıklı kontrol grubuna göre daha bozuk olduğu bulunmuştur. New York Yüksek
Risk Çalışması’nda bipolar affektif YR grubunda dikkatin sağlıklı kontrol grubundan daha
kötü, şizofreni YR grubundan ise daha iyi olduğu bulunmuştur. Bu çalışmada aynı sonuçların
alınmamasının nedeni, yukarıda bahsedilen iki çalışmaya göre daha küçük gruplarla çalışılmış
olması ve dikkati sürdürme (sustained attention)’nin değerlendirmeye alınmamış olması
olabilir. New York Yüksek Risk Çalışması’nda dikkatin değerlendirilmesi için “dikkat
deviansı endeksi (attentional deviance index)” kullanılmıştır, ki bu birçok dikkat işlevinin
toplamını, ama özellikle de Continuos Performance Test ile değerlendirilen dikkati sürdürme
yeteneğini, yansıtmaktadır. New York Yüksek Risk Çalışması’nda da ifade edildiği gibi
dikkatin farklı parametreleri ayrı ayrı değil, ancak bunların toplamı şizofreniyi
öngörebilmektedir.
Bu çalışmada yürütücü işlevleri değerlendirmek için Luria Üçlü İlmik Çizim Testi, Luria
Alternatif Çizim Sekansları Testi, Stroop Renk Kelime Testi, Sözel Akıcılık Testi,
Ardışık Kategori Adlandırma Testi ve Wisconsin Kart Eşleştirme Testi kullanıldı.
Wisconsin Kart Eşleştirme Testi’nin dorsal ve ventral prefrontal korteksin, Sözel akıcılık
testlerinin frontal-temporal bölgeleri, Stroop Renk Kelime Testi’nin ise singulo-frontal
nöral ağı (network) değerlendirdiği düşünülmektedir.
Stroop testi karmaşık dikkat işlevlerini de kapsayacak şekilde yürütücü işlevleri
değerlendirmektedir. Stroop testi-dördüncü uygulamada (renk ismi olmayan kelime rengi
söyleme) şizofreni yüksek risk grubunun sağlıklı kontrol grubuna göre, istatistiksel olarak
anlamlı düzeyde daha fazla düzeltme yaptığı görüldü. Stroop testi-beşinci uygulamada (renk
ismi olan kelime rengi söyleme) ise bipolar kontrol grubunun hem sağlıklı kontrol grubundan,
hem de şizofreni yüksek risk grubundan, istatistiksel olarak anlamlı düzeyde, daha fazla hata
yaptığı bulundu. Bu bulgular göstermektedir ki Stroop testi bozuklukları, şizofreni YR
çocuklarında sağlıklı kontrol grubuna göre daha belirgindir, ancak şizofreni YR grubuna
spesifik değildir ve bipolar affektif bozukluk YR grubunda da görülebilmektedir. Bu sonuç
literatürdeki çalışmalarla uyumludur. Zallat ve arkadaşları, Stroop testinde enterferansa
artmış duyarlılık ve azalmış inhibisyonun şizofreni ve bipolar bozukluğa ailesel yatkınlığın
belirteci (marker) olabileceğini bildirmiştir (Zallat ve ark., 2004)
Stroop Testi TBAG Formunun bilgi işleme hızı, değişen talepler doğrultusunda algı
hedefini değiştirebilme ve otomatik süreçlerin bozucu etkisine karşı koyabilme, dikkat edilen
uyarıcılarla edilmeyenlerin paralel işlenmesi gibi süreçleri ölçtüğü ve dikkat için “altın
81
standart” niteliğinde olduğu belirtilmiştir (MacLeod, 1991). Yürütücü işlevler kapsamında da
ele alınan bu gibi yeteneklerle ilgili kritik beyin alanlarının başında, ergenlik çağına kadar
gelişimini sürdüren prefrontal bölge gelmektedir (Casey, Giedd ve Thomas, 2000; Cycowicz,
2000; Goldman-Rakic, 1987; Karakaş ve H.M. Karakaş, 2000; Karakaş ve ark., 2002).
Günümüzde Stroop testinin, frontal lob fonksiyonlarını değerlendirmede kullanılması
konusunda geniş bir görüş birliği vardır (Malloy ve Richardson, 1994). PET (Positron
Emission Tomography) gibi ileri fonksiyonel görüntüleme teknikleriyle yapılan çalışmalar,
normal deneklerde, Stroop testi esnasında orbital ve anterior singulat frontal alanların aktive
olduğunu göstermiştir (Malloy ve Richardson, 1994). Yüksek Risk çalışmaları kapsamında
Stroop testi performansı daha önce değerlendirilmemiştir. Şizofreni hastaları ve onların
birinci derece akrabaları ve de bipolar bozukluk hastaları ve onların birinci derece
akrabalarının sağlıklı kontrol grubuyla, Wisconsin Kart Eşleştirme Testi (WCST), Sözel
Akıcılık Testi ve Stroop Testi açısından karşılaştırıldığı bir çalışmada, sağlıklı kontrol grubu
dışındaki gruplarda Stroop Testi’nde orantısız bir yavaşlama tespit edilmiştir. Şizofreni
grubu, tüm testlerde, sağlıklı kontrol grubuna göre daha düşük performans göstermiştir.
Bipolar bozukluk grubu, onların birinci derece akrabaları ve şizofreni hastalarının birinci
derece akrabalarında Stroop Testi’ndeki düşük performans düşüklüğü dışında patoloji
saptanmamıştır. Dolayısıyla çalışmacılar, StroopTesti’nde interferansa artmış duyarlılık ve
azalmış inhibisyonun hem şizofreni, hem de bipolar bozukluğa ailesel duyarlılığın belirteci
(marker) olabileceğini düşünmüştür (Zalla ve ark., 2004).
Wisconsin Kart Eşleştirme Testi’nde üç grup arasında fark bulunmadı. Bu genel olarak
daha önceki çalışmaların verileriyle uyumludur, ancak şizofreni YR ve bipolar YR grubunu
WCST açısından değerlendiren çalışmalarda, WCST ergenlik veya erişkin dönemde
uygulanmıştır. Oysa bu çalışmada 9-15 yaş arası çocuklara uygulanmıştır. WCST çocuklarda
da yürütücü işlevleri değerlendirmek için kullanılan bir testtir, ve YR çalışmalarında olmasa
da dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (ADHD), öğrenme bozuklukları vb çocuk
psikiyatrisi ile ilgili konulardaki çalışmalarda yaygın olarak kullanılmaktadır. New York
Yüksek Risk Çalışması’nda WCST 16-25 yaş arasında uygulanmış, şizofreni YR grubunun
bipolar YR ve sağlıklı kontrol grubuna göre belirgin olarak daha düşük performans gösterdiği
bulunmuştur. Ancak test uygulamasından önce veya kısa süre sonra psikotik semptomlar
geliştirenlerle hastalık geliştirmeyenler arasında belirgin fark bulunmamıştır. Dolayısıyla
şizofreni hastalarının çocuklarındaki WCST performansının şizofreni hastalarınkini yansıttığı
ve şizofreni hastalarının çocuklarını, şizofreni dışı bir hastalığı olan kişilerin çocuklarından
ayırabildiği belirtilmiştir. WCST defisitlerinin şizofreniye duyarlılığın özgül ailesel
82
göstergesi (spesific familial indicator of vulnerability) olabileceği, fakat şizofreni YR grubu
içinden gelecekte hasta olacak ve olmayacak kişileri ayıramadığı ifade edilmiştir (Wolf ve
ark., 2002). Edinburg Yüksek Risk Çalışması’nda da şizofreni YR grubunun sağlıklı kontrol
grubuna göre WCST’te daha düşük perfpormans gösterdiği bulunmuştur, ancak bu çalışmada
da WCST 16-25 yaş aralığında uygulanmıştır, ayrıca bipolar YR grubu yerine ilk epizod
şizofreni grubu kulanılmıştır.
Şizofrenide yürütücü işlevlerde bozukluk olduğu birçok çalışmada gösterilmiştir. Ancak
bipolar bozukluk hastalarının yürütücü işlevlerini değerlendiren çalışmaların sayısı çok daha
azdır ve sadece bir kısmı şizofreni ile karşılaştırmalıdır. Bipolar bozuklukta yürütücü
işlevlerde bozukluk olduğunu bulanlar olduğu gibi normal olduğunu bulanlar da vardır.
Bipolar bozukluk hastalarının çocuklarını, nörokognitif işlevler açısından, değerlendiren
çalışmaların sayısı, şizofreni hastalarının çocuklarını değerlendiren çalışmalardan çok daha
azdır. Bu da iki grup arasında sağlıklı karşılaştırma yapmayı engellemektedir. Bir çalışmada
WCST’teki bozukluğun bipolar bozukluklu annelerin ergenlik dönemindeki çocuklarında
bipolar bozukluğu öngördüğü bildirilmiştir (Meyer ve ark., 2006). Tam tersi WCST
performansının ailesel yatkınlıkla değil, klinik fenotiple ilişkili olduğu, yani hastalığın
başlangıcından sonra bozulma olduğunu gösteren çalışmalar da vardır (Frangou ve ark.,
2005).
Değişik Stroop testi formları (orijinal Stroop, Victoria Formu, Nehemkis ve Lewinsohn
Formu, Dodrill Formu) üzerinde yapılmış olan çalışmalar, Stroop etkisinin yaşla birlikte
değişen bir özellik olduğunu ortaya koymuştur (Lezak, 1983; Panek, Rush ve Slade, 1983;
Spreen ve Strauss, 1991). Yaşa bağlı değişiklikler, Stroop Testi TBAG Formunun 395
denek üzerinde yürütülmüş olan norm geliştirme çalışmasında da elde edilmiştir. Verilere
uygulanan ANOVA, 20-82 aralığında incelenmiş olan yaşın, beş alttestin tümündeki süre
puanlarını anlamlı (p<.001) olarak etkilediğini göstermiştir (Karakaş ve Başar, 1993, 1995;
Karakaş, Eski ve Başar, 1996; Karakaş ve ark., 2000). Stroop testinin Türk toplumu için
hesaplanan norm değerlerinde, ilerleyen yaşla birlikte puanlarda düzenli bir artma elde
edilmiştir.
Stroop Testi TBAG Formunda gelişim etkisi sadece yetişkinlerde değil, 6-11 yaş arası
çocuklarda da gösterilmiştir. Kılıç ve arkadaşlarının (2002) ilkokul çocuklarını kapsayan bu
standardizasyon çalışmasında, yaşın bütün süre puanları üzerinde anlamlı, ve sürelerde
kısalma şeklinde, olumlu yönde etkisi olduğu belirlenmiştir. 1., 2. ve 3. bölüm tamamlama
süreleri açısından 1. sınıf grubu diğer sınıf düzeylerinden anlamlı olarak farklı olmuştur. Bu
bulgular, okuma ve renk söyleme gibi bilişsel işlemlerin 1. sınıf düzeyinde anlamlı bir gelişim
83
ve değişim geçirdiğini göstermektedir. Okuma ve renk söyleme becerisinde yaşa bağlı olarak
saptanan artışlar, işlem hızı/tepki süresi gibi bilişsel yetiler üzerinde gelişimin etkisini
gösteren daha önceki çalışmaların bulgularıyla aynı doğrultudadır (Cerella ve Hale, 1994;
Grigorenko, 2001; Travis, 1998). Kılıç ve arkadaşlarının (2002) Stroop Testi TBAG
Formunun 6-11 yaş arası ilkokul çocukları üzerindeki çalışmasında, bozucu etkiyle ilgili 5.
bölümü tamamlama süresi puanlarının, incelenen yaş sınırı olan 11 yaşa kadar artması, devam
etmekte olan frontalizasyon sürecinden beklenen bir sonuçtur. (Rubia ve ark., 2000)
Yüz beş ilkokul öğrencisi üzerinde yapılan bir çalışmada, puanların 10-12 yaşa kadar arttığı
görülmüştür; 12 yaşındaki deneklerden elde edilen WCST puanları genç yetişkinlik
döneminde elde edilen puanların düzeyine erişmektedir (Chelune ve Baer, 1986; Rosselli ve
Ardila, 1993) . Stroop testi ve WCST ile ilgili bu bulgular yürütücü işlevlerin geç dönem
nörogelişimsel etkilenmelere açık olduğunu göstermektedir. Yani çocukluk döneminde
şizofreni YR, bipolar bozukluk YR çocukların sağlıklı kişilerin çocuklarıyla benzer
performans gösterirken, adolesan dönemde yürütücü işlevlerde performans düşmesi
göstermeleri olasıdır. Yürütücü işlevlerdeki bozulmanın hastalık sürecinin bir parçası mı
olduğu, yoksa erken öngörü unsuru mu olduğunu değerlendirmek için adolesan dönemdeki
asemptomatik YR grubunun prodromal dönemdeki YR çocuklar ve ilk epizod şizofreni
hastalarıyla yürütücü işlev testleri ile karşılaştırılması uygun olacaktır.
Bir dakika içinde sırasıyla bir insan bir meyve ismi sayılması şeklinde uygulanan, bir çeşit
sözel akıcılık testi olan Ardışık kategori adlandırma testinde şizofreni YR grubunun,
sağlıklı kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde daha az kategori oluşturduğu bulundu. Luria
alternatif çizim sekansları testinde şizofreni YR grubunun, sağlıklı kontrol grubuna göre
anlamlı düzeyde daha fazla rotasyon hatası yaptığı bulundu. Hem Ardışık kategori
adlandırma testi, hem de Luria alternatif çizim sekansları testi yürütücü işlevleri
değerlendiren testlerdir. Bu iki testteki bozukluk, şizofreni YR grubunda yürütücü işlevlerde
bozukluk bulan diğer çalışmalar ile uyumludur.
Bu çalışmada sözel bellek Sözel bellek
süreçleri testi ve Wechsler Bellek Skalası (Wechsler Memory Scale, WMS)’nın hikaye alt
testi ile değerlendirilmiştir. Görsel bellek ise WMS’in görsel reprodüksiyon alt testi ile
değerlendirilmiştir. Üç grup arasında sözel bellek açısından anlamlı fark bulunmadı. Bipolar
bozukluk, şizofreni ve sağlıklı kontrol grubunun WCST, Stroop testi ve Sözel akıcılık
testindeki performans açısından karşılaştırıldığı bir çalışmada, bipolar bozukluk ve şizofreni
grubu arasında sadece Sözel akıcılık testinde anlamlı fark bulunmuştur; şizofreni grubu bu
testte bipolar gruba göre belirgin olarak daha düşük performans göstermiştir. WCST ve
84
Stroop testinde ise her iki hastalık grubu düşük performans göstermiştir (Frangou ve ark.,
2006).
IQ düşüklüğünün şizofreniye spesifik olmadığı, daha az düzeyde de olsa affektif psikozlu
kişiler ve affektif psikoz açısından yüksek risk taşıyan çocuklarda da görüldüğüne dair
bulgular vardır (van Os ve ark., 1997; Tarrant ve Jones, 1999; Gilvarry ve ark., baskıda).
Goldstein ve arkadaşları (2000) şizofreni YR, bipolar YR ve sağlıklı kontrol grubu
çocuklarını karşılaştırdıkları çalışmada ebeveyn tanısının 7 yaşındaki IQ üzerinde belirleyici
etkiye sahip olduğunu tespit etmişlerdir. Psikoz için yüksek risk taşıyan çocukların, düşük
risk taşıyanlara göre belirgin olarak daha düşük IQ’ya sahip olduğu bulunmuştur. Bunun
şizofreni YR çocuklar için belirgin, bipolar YR grubu için ise hafif düzeyde olduğu tespit
edilmiştir (Goldstein ve ark., 2000).
Şizofreni için yüksek risk taşıyan çocuklarda gelişimsel problemler kontrollere göre daha
sıktır. Onlarda bebeklikten itibaren olan ve okul-çocukluğu ve ergenlik döneminde de devam
eden nörolojik ve motor gelişim anomalileri vardır. YR çalışmalarının çoğu, ancak hepsi
değil, şizofreni YR çocuklarında kontrollere göre daha düşük IQ, dikkat bozuklukları ve daha
zayıf okul ve sosyal uyum bulmuşlardır.
Ancak bu bulgular şizofreni için spesifik değildir; diğer bozukluklar için yüksek risk
taşıyan çocuklarda da benzer gelişimsel problemler görülmektedir, fakat bunlar genellikle
şizofreni YR çocuklarındakinden daha hafif düzeydedir. Şizofreni geliştirme açısından risk
taşıyan çocuk ve ergenler bilişsel ve davranışsal testlerde, toplum normlarının (0.5-1.0
standart sapma ile) altındadır (Jones ve ark., 1994; Done ve ark., 1994). Bununla birlikte bu
tip hafif bozukluklar ileride hastalık geliştirmeyen ve şizofreni dışında psikiyatrik bozukluk
geliştirenlerde de yaygındır, dolayısıyla şizofreniye spesifik değildir.
Şizofreni YR çocuklarında en sık gözlenen nörokognitif bozukluk dikkat bozukluğudur
(Sohlberg, 1985; Lifshitz ve ark., 1985; Erlenmeyer- Kimling ve Cornblatt,1992; Weintraub,
1987; Garmezy ve Devine, 1984). New York YR Çalışması’nda çocukluk dönemindeki dikkat
bozukluğu erişkin dönemde şizofreni spektrumu psikozu geliştiren şizofreni YR kişilerin %
58’ini öngörmüştür (Erlenmeyer-Kimling, 2000; Erlenmeyer-Kimling ve Cornblatt, 1992;
Erlenmeyer-Kimling ve ark., 2000). Aile çalışmaları da dikkat eksikliğinin hem şizofreni
hastalarında hem de onların etkilenmemiş birinci derece akrabalarında belirgin olduğu, ancak
akrabalarında daha hafif düzeyde olduğu bulunmuştur (Michie ve ark., 2000). Hastadaki
dikkat eksikliği klinik durumdan bağımsızdır, ki bu da bozukluğun duruma bağımlı (state
dependent) değil karakter (yapı) bağımlı (trate dependent) olduğunu göstermektedir (Michie
ve ark., 2000). Dikkati sürdürme (sustained attention) bozukluğu genetik çalışmalar için
85
şizofreni
yatkınlığının
en
umut
vaadeden
fenotipik
göstergelerinden
biri
olarak
değerlendirilmektedir (Michie ve ark., 2000). Bu aynı zamanda “şizotaksinin de anahtar
özelliklerinden biridir; “şizotaksi” terimi Meehl (1989) tarafından, şizofrenini öncesinde
varolan, ancak şizofreniye ilerlemesi kural olmayan premorbid nörolojik yapıyı tanımlamak
için önerilmiştir (Tsuang ve ark.,2000).
Cohort ve askerlik (conscript) çalışmaları düşük IQ’nun şizofreni gelişme riskini
arttırdığını bulmuştur. YR çalışmalarının bulguları daha farklıdır.
Bazı YR çalışmaları ve birçok cohort çalışması zayıf sosyal becerilerin ilerleyen zamanda
şizofreni gelişimini öngördüğünü bulmuştur (Mirsky ve ark., 1995b; Olin ve ark., 1995;
David ve ark., 1997; Bearden ve ark., 2000; Davidson ve ark., 1999; Jones ve ark., 1994).
Copenhagen ve İzrail YR çalışmalarında yıkıcı okul davranışı daha sonra gelişecek olan
şizofreniyi öngörmektedir (Mirsky ve ark., 1995b; Olin ve ark., 1995).
Şizofreni gelişen YR çocukları şizofrenili tüm kişileri temsil etmemektedir, çünkü bunların
sadece küçük bir kısmının ebeveyn(ler)inde şizofreni hastalığı vardır. Bununla birlikte kohort
çalışmalarının verileri bu kognitif ve davranışsal işaretlerin (marker) şizofreniye duyarlılık
göstergesi olarak geçerliliğini desteklemektedir. Toplum düzeyinde özgüllük ve duyarlılığı
kabul edilemeyecek kadar düşük olmakla birlikte, önleyici programlarda daha duyarlı YR
çocukları saptamada faydalı olabilir (Niemi ve ark., 2003).
Genel olarak YR çalışmalarının bulguları şizofreninin nörogelişimsel hipotezini
desteklemektedir: şizofreni açısından genetik risk taşıyan çocuklarda gelişimsel problemler
kontrollerden daha fazladır, ve bunların birçoğu gelecekte gelişecek olan şizofreniyi öngörür.
Bununla birlikte tanımlanan gelişimsel öngörü unsurları (prekürsörleri) şizofreniye spesifik
değildir ve hiçbiri onunla yeterli ilişki göstermemektedir (Jones ve Tarrant, 1999). YR kişileri
şizofreni gelişiminden koruyan faktörler var mı henüz bilinmiyor. Bununla birlikte Finlandiya
Evlat edinme Çalışması ( Finnish Adoptive Study) çocukluk çağı yetiştirilme ortamında
iletişim bozukluklarının olmamasının böyle bir faktör olabileceğini göstermiştir (Wahlberg ve
ark., 1997).
Edinburg YR Çalışması dışındaki tüm YR çalışmaları 30-40 yıl önce başlamıştır. Bunun
sonucunda çalışmaların birçoğu artık geçerli olmayan bir metodoloji kullanmıştır ve
değerlendirmeler daha az ilişkili kişiler üzerinde yapılmıştır. Bir başka problem de YR
çocuklarının sadece yaklaşık %10’unda şizofreni gelişmesidir, ki bu da duyarlılık göstergeleri
ile ilgili öngörülerin kesin olmasını engellemektedir (Niemi ve ark., 2003). Yung ve ark. kısa
bir izlemde psikoz başlangıcı açısından yüksek risk taşıyan kişileri tanımlayabilen kriterler
geliştirmiştir. Bu kriterler şunlardır: haftada birkaç kez oluşan zayıf psikotik semptomlar,
86
mental durumdaki bu değişiklik en azından bir haftadır var VEYA bir haftada spontan olarak
ortadan kalkan geçici psikotik semptomlar VEYA herhangi bir psikotik bozukluk veya
şizotipal kişilik bozukluğu için aile öyküsü ve en azından bir aydır İşlevselliğin Genel
Değerlendirilme Skalası’nda (Global Assesment of Functioning scale) 30 veya daha fazla
puan kaybına neden olan mental durum veya işlevsellikteki herhangi bir değişiklik (Yung ve
ark., 1998). Bu kriterleri kullanarak seçilen kişilerde 6 ay içerisinde psikoza dönüşme oranı %
40’tır. Bu kriterler, psikozun hemen öncesinde varolan ve psikoz gelişmesini hızlandıran
(kolaylaştıran) veya önleyen faktörlerin değerlendirilmesinde uygun olmakla birlikte,
şizofreni ile ilişkili çocukluk çağı gelişimsel faktörlerin değerlendirilmesinde faydalı değildir.
Bir diğer metod da kromozom 22q11 delesyonu (Murphy ve Owen, 2001) veya t(1:11)(q43,
q21) translokasyonu (Clair ve ark., 1990) gibi genetik anomaliler; veya ileri preterm doğum,
prenatal viral enfeksiyonlar veya çocukluk çağı santral sinir sistemi enfeksiyonu gibi şizofreni
ile ilişkili olduğu düşünülen çevresel faktörlere aşırı maruziyet nedeniyle şizofreni ve diğer
psikotik bozukluklar için önemli derecede yüksek risk taşıyan kişilerin longitudinal olarak
izlenmesidir. Diğer bir olasılık ise dikkat bozuklukları veya MMPI’dan türetilmiş skalalar
gibi YR çalışmaları tarafından tespit edilen yatkınlık işaretlerinin veya psikoza yatkın
kişilerin belirlenmesi için geliştirilen diğer skalaların kullanılmasıdır (Chapman ve Chapman,
1987). Bununla birlikte bu kriterlere uyan yeterli sayıda kişi bulmak zor olabilir ve bu özel
gruplardan elde edilen bulgular diğer şizofreni hastalarına genelleştirilemeyebilir.
Sadece birkaç YR çalışması erişkin dönem izlemini tamamlamıştır, ki bu hangi gelişimsel
anomalilerin gelecekte şizofreni veya ilişkili bozuklukların gelişmesini öngördüğü ve böylece
yatkınlık göstergesi olarak işlev gösterdiğini belirlemek için gereklidir. Tamamlanmış olan
Copenhagen, New York ve İzrail YR çalışmaları ise şizofreni etyolojisinin araştırılmasında
yeterli bilgi sağlamamıştır. Diğer YR çalışmalarının izlemleri ve daha sonraki çalışmaların bu
verileri genişleteceği umulmaktadır (Niemi ve ark. 2003).
Bu çalışma metodoloji açısından en çok New York Yüksek Risk Çalışması’na
benzemektedir ve bir yüksek risk çalışmasının başlangıç değerlendirmesi olarak
planlanmıştır. Daha önceki yüksek risk çalışmalarının kısıtlılıklarının bir kısmını taşıdığı gibi
kendi özgül kısıtlılıkları da vardır. En önemli kısıtlılığı denek sayısının azlığıdır, ancak her bir
çocuğun, kullanılan kapsamlı nörokognitif batarya ile, değerlendirilmesi ortalama üç saat
sürdüğünden ve dahil edilme kriterlerine uygun olup çalışmaya katılmayı kabul eden kişileri
bulma güçlüğü nedeniyle, bu çalışmanın sınırları içinde daha yüksek sayıya ulaşılamadı.
Bipolar bozuklukta şizofreniye benzer nörokognitif işlev bozuklukları yaygın olarak
bildirildiğinden, şizofreni yüksek risk çalışmalarında kontrol grubu olarak, sağlıklı kişilerin
87
çocuklarının yanında, bipolar hastaların çocuklarının değerlendirilmesi değerli veriler
sağlayabilir. Her iki hastalığın “trait” ve “stait” özelliklerinin değerlendirileceği çalışmalara
ihtiyaç vardır. Kontrol grubu olarak ilk epizod şizofreni hastalarını değerlendirmek (Edinburg
Yüksek Risk Çalışması’nda olduğu gibi) bu açıdan önemlidir. Şizofreni alt tipleri arasında
nörokognitif işlevler açısından farklılıklar olduğunu bildiren çok sayıda çalışma vardır. Bu
nedenle şizofreni YR çalışmalarında, şizofreni hastalarının çocuklarının, şizofreni alt tiplerine
göre, ayrı gruplar halinde değerlendirilmesi daha tutarlı veriler sağlayabileceği düşünülebilir.
Aynı şekilde bipolar bozukluk hastalarının çocuklarının da, ebeveyninde psikotik özellikler
olup olmamasına göre iki gruba ayrılması da uygun olabilir. Şu ana kadar hiçbir YR
çalışmasında böyle bir uygulama yapılmamıştır. Ayrıca ebeveynlerden birinin şizofren veya
bipolar affektif bozukluk hastası olmasının çocukların eğitimini, dolayısıyla da test
sonuçlarını etkileyebileceği, ve genetik faktörlerin yanında çevresel faktörlerin de etkili
olabileceği düşünülebilir. Geleneksel “yüksek risk” çalışmaları (genetik yüksek risk
çalışmaları)’ndan sonra prodromal dönemi değerlendiren “ultra yüksek risk çalışmaları”
(klinik yüksek risk çalışmaları) da geliştirilmiştir. Bu çalışmalarda, yardım almak için
başvuran kişiler arasından, daha önce belirtilen kriterlere uyanlar değerlendirilmektedir.
Bunlar daha kısa takip süreleri nedeniyle avantajlıdır, ancak çocukluk çağı belirteçlerini
değerlendirmek için uygun değildir. Genetik yüksek risk grubunda, klinik yüksek risk
kriterlerini de karşılayan kişilerin (yani hem genetik YR hem de klinik YR kriterlerini
karşılayan kişilerin) takibini yapan bir çalışmaya PubMed aracılığıyla taranan literatürde,
rastlanmadı. Böyle bir çalışma da şizofreninin “yapısal (trait)” ve “durumsal (stait)”
özelliklerini anlamamızda katkı sağlayabilir.
88
ÖZET
Pek çok araştırmacı tarafından şizofreninin bir nörogelişimsel defekt olduğu düşüncesi ileri
sürülmektedir. Bu görüşe göre şizofren hastaların çoğu premorbid nörogelişimsel
anormallikler (asosyallik, nörolojik belirtiler, minör fiziksel anormallikler, azalmış bilişsel ve
nöromotor fonksiyon gibi) göstermektedirler. Şizofren hastalarda gözlenen bazı bilişsel
anormalliklerin ailesel benzerlik gösterdiği izlenmiştir. Şizofren ebeveyne sahip çocukların
şizofreniye yakalanma riski sağlıklı ebeveyne sahip çocuklardan yüksektir. Bu verilerden yola
çıkarak, çalışmada şizofren ebeveynlerin çocuklarında davranış anormalliklerinin, dikkat ve
bellek bozukluklarının, yürütücü
işlev bozukluklarının varlığının
değerlendirilmesi
amaçlanmıştır. Bu amaçla ebeveyni şizofren olan ve yaşları 9-15 olan 30 çocuk, aynı yaş
aralığında olan 25 bipolar ebeveyn çocuğu ve yine 9-15 yaşlarında olan 30 sağlıklı ebeveyn
çocuğu çalışmaya dahil edilmiştir. Tüm çocuklara 4-18 Yaş Arası Çocuklar İçin Davranış
Değerlendirme Testi, Edinburg El Tercihi Skalası, Alexander Zeka Testi, Sayı Menzili Testi,
Corsi blok testi, WMS Görsel reprodüksiyon testi, WMS Hikaye alt testi, Sözel bellek
süreçleri testi, Luria üçlü ilmik testi, Luria alternatif çizim sekansları testi, Wisconsin kart
eşleştirme testi, Stroop renk kelime testi, Sözel akıcılık testi ve Ardışık kategori adlandırma
testi kullanılmıştır. Verilerin istatistiksel analizi CTF Bist B. Dahnnu danışmanlığı ile
UNISTAT 5.0 ® programında, Kruskall Wallis testi uygulanılarak, yapıldı. Şizofren ebeveyne
sahip çocuklarda çeşitli bilişsel ve davranışsal anormallikler bulunmuş olmakla birlikte bunun
şizofreni hastalarının çocuklarına özgül olmadığı ve bipolar affektif bozukluk tanılı
ebeveynlerin çocuklarında da görüldüğü görülmüştür. Bu sonuçların şizofrenide erken öngörü
unsuru olarak anlamlarının değerlendirilmesi için uzunlamasına takip gerekmektedir.
89
SUMMARY
It is assesed by meny authors that schizophrenia is a neurodevelopmental defect. According
to this opinion most of the schizophrenic individuals have premorbid neurological
abnormalities (eg. Associality, neurological signs, minor physical abnormalities, decreased
cognitive and neuromotor functioning). Some of this cognitive abnormalities in schizophrenic
individuals point a familial similarity. The risk of onsetting schizophrenia in the children
whose parents are schizophrenic is higher than those who have healthy parents. According to
this data, this study aims to find out the value of the behevioral abnormalities; attention,
memory and executive function deficits in the offspring of schizophrenic parent as an
predictors of the disease. In the study 30, 9-15 year-old offspring of schizophrenic parent; 25
offspring of bipolar affective disorder, who too are 9-15 year-old; and 30 9-15 year-old
offspring of healthy parents was evaluated. To all offspring Achenbach Behevioral Check
List, Edinburgh Handedness Inventory, Alexander IQ Test, Digit Span Test, Corsi Block’s
Test, WMS Visual Reproduction Test, WMS Story Recall Test, Stroop Colour Word Test,
Wisconsin Card Sorting Test, Verbal Fluency Test, Luria Test’s was performed. Istatistical
analisis of data was made with UNISTAT 5.0 ® program, with help of CTF Bist B. and
Kruskall Wallis Test was used. In the offspring of schizophrenia parents some behevioral and
cognitive abnormalities was found, but this was not spesiphic to them and similar
abnormalities was found in the offspring of bipolar affective disorder patients too. It is needed
to perform a long-term follow-up for evaluation of this results as a marker of schizophrenia
90
Kaynaklar:
1. Cannon M, Jones P, Murray R, Obstetrik complications and schizophrenia: historical and
meta-analytic review. Am J Psychiatry 2002; 159: 1080-1092.
2. McDonald C, Schulze K, Murray R, Wright P, Schizophrenia: Challenging the Orthodox,
Chapter 23: Childhood similarities and differences between schizophrenia and bipolar
disorder, 206
3. Offord D, Cross L, Behavioral antecedents of adult schizophrenia, Arch Gen Psychiatry
1969; 21: 267-283.
4. Rutter M, Psychopathology and development: 1. Childhood antecedents of adult
psychiatric disorder, Aust NZ J Psychiatry 1984; 18: 225-234.
5. Watt NF, Patterns of childhood social development in adult schizophrenics, Arch Gen
Psychiatry 1978; 35: 160-165.
6. Hartman E, Milofsky E, Vaillant G, Vulnerability to schizophrenia: prediction of adult
schizophrenia using childhood information, Arch Gen Psychiatry 1984; 41:1050-1056.
7. Aylward E, Walker E, Betters B, Intelligence and schizophrenia: meta-analysis of the
research, Scizophr Bull 1984; 10:430-459.
8. Foerster A, Lewis S, Owen M, Murray R, Premorbid adjustment and personality in
psychosis: effects of personality and diagnosis. Br J Psychiatry 1991; 158:171-176.
91
9. Gureje O, Aderibigbe, Olley O, Bamidele RW, Premorbid functioning in schizophrenia: a
controlled study of Nigerian patients, Compr Psychiatry 1994; 35: 437-440
10. Dalkin T, Murphy P, Glazebrook C, Medley I, Harrison G, Premorbid personality in firstonset psychosis, Br J Psychiatry 1994; 164: 202-207.
11. van Os J, Takei N, Castle D, Wessley S, Der G, Murray RM, Premorbid abnormalities in
mania, schizophrenia, acute schizophrenia and chronic schizophrenia, Soc Psychiatry
Psychiatr Epidemiol 1995; 30: 274-278
12. Cannon M, Jones P, Gilvarry C et al, Premorbid social functioning in schizophrenia and
bipolar disorder: similarities and differences, Am J Psychiatry 1997; 154: 1544-1550.
13. Jones PB, Rodgers B, Murray RM, Marmot MG, Child developmental risk factors for
adult schizophrenia in the British 1946 birth cohort, Lancet 1994; 344: 1398-1402.
14. Lewis G, David A, Malmberg A, Allebeck P, Personality and low IQ as possible risk
factors for schizophrenia, [Abstract] Eur Psychiatry 1996; 11:242.
15. Jones P, Childhood motor milestones and IQ prior to adult schizophrenia: results from a
43 year old British birth cohort, Psychiatrica Fennica 1995; 26: 63-80.
16. Crow TJ, Done DJ, Sacker A, Childhood precursors of psychosis as clues to its
evolutionary origin, Eur Arch Psychiatry Clin Neurosci 1995; 245: 61-69.
17. Olin SS, John RS, Mednick SA, Assesing the predictive value of teacher reports in a high
risk sample for schizophrenia: a ROC analysis, Schizophr Res 1995; 16: 53-66.
18. Addington J. Cognitive functioning and negative symptoms in schizophrenia. In: Sharma
T., Harvey P.D., eds. Cognition in schizophrenia. Oxford: Oxford University Press, 2000,
193-209.
19. Addington J., Addington D., Maticka- Tyndale E., 1991. Cognitive functioning and
positive and negative symptoms in schizophrenia. Schizophr. Res. 4: 123-34.
20. Adler C.M., Malhotra A.K., Elman I., Goldberg T., Egan M., Pickar D., Breier A., 1999.
Comparison of ketamine-induced thought disorder in healthy volunteers and thought
disorder in schizophrenia. Am. J. Psychiatry 156 (10), 1646-1649.
21. Allen D.N., Goldstein G., Aldarando F. Neurocognitive dysfunction in patients diagnosed
with schizophrenia and alcoholism. Neuropsychol. 1999; 20: 723-37.
22. Aloia M.S., Gourovitch M.L., Weinberger D.R., Goldberg T.E. An investigation of
semantic space in patients with schizophrenia. J. Int. Neuropsychological Society 1996; 2:
267-73.
92
23. Aloia M.S., Gourovitch M.L., Missar D., Pickar D., Weinberger D.R., Goldberg T.E.,
1998. Cognitive substrates of thought disorder, II, specifying a candidate cognitive
mechanism. Am. J. Psychiatry 155 (12), 1677-1684.
24. Anderson S.W., Damasio H., Jones R.D., Tranel D. Wisconsin Card Sorting test
performance as a measure of frontal lobe damage. J. Clin. Exp. Neuropsychol. 1991; 13:
909-22.
25. Andreasen N.C., Rezai K., Alliger R. Et al., 1992. Hypofrontality in neuroleptic-naive
patients and in patients with chronic schizophrenia. Assessment with xenon 133 singlephoton emission computed tomography and the Tower of London. Arch. Gen. Psychiatry
49: 943-58.
26. Andreasen N., Nopoulos P., O’Leary D.S., Miller D.D., Wassink T., Flaum M., 1999.
Defining the phenotype of schizophrenia: cognitive dysmetria and its neural mechanism.
Biol. Psychiatry 46, 908-920.
27. Amminger P, Pape S, Rock D, Roberts S, Ott SL, Squires- Wheeler E, Kestenbaum C,
Erlenmeyer-Kimling L, 1999, Relationship between childhood behavioral disturbance and
later schizophrenia in the New York High-Risk Project, Am J Psychiatry 156, 525-530.
28. Amminger G, Pape S, Rock D, Roberts S, Squires-Wheeler E, Kestenbaum C,
ErlenmeyeKimling L, 2000, The New York High-Risk Project: comorbidity for Axis I
disorders is preceded by childhood behavioral disturbance, J Nerv Ment Dis. 188, 751756.
29. Arbelle S., Magharius W., Auerbach J.G., Hans S.L., Marcus J., Styr B., Caplan R., 1997.
Formal thought disorder in offspring of schizophrenic parents. Isr. J. Psychiatry Relat. Sci.
34, 210-221.
30. Asarnow R.F., Steffy R., Cleghorn J.M., MacCrimmon D.J., 1977, Attentional assessment
of foster children vulnerable to schizophrenia. J. Abnorm. Psychol. 86: 267-75.
31. Asarnow R.F., 1999. Neurocognitive impairments in schizophrenia: a piece of the
epigenetic puzzle. Eur. Child Adolesc. Psychiatry 8 (Suppl. 1), 1/5-1/8.
32. Ayalon M., Merom H., 1985. The teacher interview. Schizophr. Bull. 11, 117-120.
33. Baddeley A.D.Working memory. Oxford: Oxford Science Publications, 1986.
34. Baddeley A.D., Hitch G.J. Working memory. In: Bowers G., ed. Recent advances in
learning and motivation. New York: Academic Press, 1974, 47-90.
35. Barr C., Mednick S., Munk-Jorgensen P., 1990. Exposure to influenza epidemics during
gestation and adult schizophrenia. Arch. Gen. Psychiatry 47, 869-874.
93
36. Bayley N., 1969. Bayley Scales of Infant Development. Psychological Corporation, New
York.
37. Bearden C., Rosso I., Hollister J., Sanchez L., Hadley T., Canon T., 2000. A prospective
cohort study of childhood behavioral deviance and language abnormalities as predictors
of adult schizophrenia. Schizophr. Bull. 26, 395-410.
38. Berg E.A. Sample objective test for measuring flexibility in thinking. J. Gen. Psychol.
1948; 39: 15-22.
39. Bergman A., Wolfson M., Walker E., 1997. Neuromotor functioning and behavior
problems in children at risk for psychopathology. J. Abnorm. Child Psychol. 25, 229-237.
40. Bersani G., Garavini A., Taddei I., Tanfani G., Pancheri P., 1999. Choroid plexus
calsifications as a possible clue of serotonin implication in schizophrenia. Neurosci.Lett.
15: 259 (3), 169-172.
41. Bilder R.M., Lipshitz-Broch L., Reiter G. Intellectual deficits in first episode
schizophrenia: evidence for progressive deterioration . Schizophr Bull 1992; 18: 437-48.
42. Blanchard J.J., Kring A.M., Neale J.M. Flat affect in schizophrenia: a test of
neuropsychological models. Schizophr Bull 1994; 20: 311-25.
43. Blennow G., Mc Neil T., 1991. Neurological deviations in newborns at psychiatric high
risk. Acta Psychiatr. Scand. 84, 179-184.
44. Bleuler E., 1950. Dementia Praecox or the Group of Schizophrenias (J. Zinkin, Trans.).
International Universities Press, New York (original work published 1911).
45. Blyler C.R., Gold J.M. Cognitive effects of typical neuroleptics: Another look. In: Sharma
T, Harvey P.D., eds. Cognition in schizophrenia. Oxford: Oxford University Press, 2000,
241-65.
46. Boks M.P., Russo S., Knegtering R., van den Bosch R.J., 2000. The specificity of
neurological signs in shizophrenia: a review. Schizophr. Res. 43, 109-116.
47. Bolinskey K., Gottesman I., Nichols D., Shapiro B., Roberts S., Adamo U., ErlenmeyerKimling L., 2001. A new MMPI-derived indicator of liability to develop schizophrenia:
evidence from the New York High-Risk Project. Assessment 8, 127-143.
48. Breier A., Schreiber J.L., Dyer J., Pickar D., 1991. National Institute of Mental Health
follow-up study of schizophrenia: prognosis and predictors of outcome. Arch. Gen.
Psychiatry 48: 239-46.
49. Brown A.S., Susser E.S., Butler P.D., Andrews R.R., Kaufmann C.A., Gorman J.M., 1996.
J. Nerv. Ment. Dis. 184: 71-85.
94
50. Brown A.S., Schaefer C.A., Wyatt R.J. ve ark., 2002. Paternal age and risk of
schizophrenia in adult offspring. Am. J. Psychiatry 159:1528-33.
51. Brown A., Schaefer C., Wyatt R., Goetz R., Begg M., Gorman J., Susser E., 2000.
Maternal exposure to respiratory infections and adult schizophrenia spectrum disorders: a
prospective birth cohort study. Schizophr. Bull. 26, 287-295.
52. Buchanan R.W., Strauss M.E., Kirkpatrick B. et al. Neuropsychological impairments in
deficits vs. Nondeficit forms of schizophrenia. Arch. Gen. Psychiatry 1994, 51: 804-11.
53. Buka S.L., Tsuang M.T., Torrey E.F., Klebanoff M.A., Bernstein D., Yolken R.H., 2001.
Maternal infections and subsequent psychosis among offspring. Arch. Gen. Psychiatry 58:
1031-7.
54. Byrne M., Hodges A., Grant E., Owens D., Johnstone E., 1999. Neuropsychological
assessment of young people at high genetic risk for developing schizophrenia compared
with controls: preliminary findings of the Edinburgh High Risk Study (EHRS). Psychol.
Med. 29, 1161-1173.
55. Cadenhead K.S., Light G.A., Geyer M.A., McDowell J.E., Braff D.L., 2002.
Neurobiological measures of schizotypal personality disorder: defining an inhibitory
endophenotype? Am. J. Psychiatry 159: 869-71.
56. Calev A., Venables P.H., Monk A.F. Evidence for distinct verbal memory pathologies in
severely and mildly disturbed schizophrenics. Schizophr. Bull. 1983; 9: 247-64.
57. Calev A. Recall and recognition in chronic nondemented schizophrenics: the use of
matched tasks. J. Abnorm. Psychology 1984; 93: 172-7.
58. Callicott J.H., Bertolino A., Mattay V.S. et al. Psychological dysfunction of the
dorsolateral prefrontal cortex in schizophrenia revisited. Cereb. Cortex 2000; 10: 1078-92.
59. Cannon T., Mednick S., Parnas J., 1990. Antecedents of predominantly negative and
predominantly positive-symptom schizophrenia in a high-risk population. Arch. Gen.
Psychiatry 47, 622-632.
60. Cannon T., Mednick S., Parnas J., Schulsinger F., Praestholm J., Vestergaard A., 1993.
Developmental brain abnormalities in the offspring of schizophrenic mothers: I.
Contributions of genetic and perinatal factors. Arch. Gen. Psychiatry 50, 551-564.
61. Cannon T.D., Mednick S.A., Parnas J., Schulsinger F., Praestholm J., Vestergaard A.,
1994. Developmental brain abnormalities in the offspring of schizophrenic mothers: II.
Structural brain characteristics of schizophrenia and schyzotypal personality disorder.
Arch. Gen. Psychiatry 51, 955-962.
95
62. Cannon T., Kaprio J., Lönnqvist J., Huttunen M., Koskenvuo M., 1998. The genetic
epidemiology of schizophrenia in a Finnish twin cohort. Arch. Gen. Psychiatry 55, 67-74.
63. Cannon M., Jones P., Huttunen M., Tanskanen A., Huttunen T., Rabe-Hesketh S., Murray
R., 1999. School performance in Finnish children and later development of schizophrenia.
Arch. Gen. Psychiatry 56, 457-463.
64. Cannon T., Bearden C., Hollister J., Rosso I., Sanchez L., Hadley T., 2000. Childhood
cognitive functioning in schizophrenia patients and their unaffected siblings: a prospective
cohort study. Schizophr. Bull. 26, 379-393.
65. Cannon M., Jones P.B., Murray R.M., 2002. Obstetric complications and schizophrenia:
historical and meta-analytic review. Am. J. Psychiatry 159: 1080-92.
66. Cardno A., Marshall E., Coid B., Macdonald A., Ribchester T., Davies N., Venturi P.,
Jones L., Lewis S., Sham P., Gottesman I., Farmer A., McGuffn P., Reveley A., Murray
R., 1999. Heritability estimates for psychotic disorders. The Maudsley twin psychosis
series. Arch. Gen. Psychiatry 56, 162-168.
67. Carpenter W.T. Jr., Heinrichs D.W., Wagman A.M.I. Deficit and nondeficit forms of
schizophrenia: the concept. Am. J. Psychiatry 1988; 145: 578-83.
68. Carter C.S., Perlstein W., Ganguli R. et al., 1998. Functional hypofrontality and working
memory dysfunction in schizophrenia. Am. J. Psychiatry 155: 1285-7.
69. Casey B.J., Giedd J.N., Thomas K.M. (2000). Structural and functional brain development
and its relation to cognitive development. Biological Psychology, 54(1-3), 241-57.
70. Catts S.V., McConaghy N., Ward P.B., Fox A.M., Hadzi-Pavlovic D., 1993. Allusive
thinking in parents of schizophrenics: meta-analysis. J. Nerv. Ment. Dis. 181: 298-302.
71. Catts S.V., Fox A.M., Ward P.B., McConaghy N., 2000. Schizotypy: phenotypic marker as
risk factor. AusT. N.Z.J. Psychiatry 34 (suppl): 101-7.
72. Chapman L.J., Chapman J.M. Disordered thought in schizophrenia. New York: Appleton,
Century, Crofts, 1973.
73. Chapman L.J., Chapman J.P., 1987. The search for symptoms predictive of schizophrenia.
Schizophr. Bull. 13, 497-503.
74. Clair D.S., Blackwood D., Muir W., Carothers A., Walker M., Spowart G., Gosden C.,
Evans H., 1990. Association within a family of a balanced autosomal translocation with
major mental illness. Lancet 336, 13-16.
75. Copolov D., Crook J., 2000. Biological markers and schizophrenia. Aust N.Z. J.
Psychiatry 34: 108-12.
96
76. Cornblatt B.A., Erlenmeyer-Kimling L., 1985. Global attentional deviance as a marker of
risk for schizophrenia: Specificity and predictive validity. J. Abnorm. Psychol. 94: 47086.
77. Cornblatt B., Obuchowski M., 1997. Update of high-risk research: 1987-1997. Int. Rev.
Psychiatry 9, 437-447.
78. Cornblatt B., Obuchowski M., Roberts S., Erlenmeyer-Kimling L. Cognitive and
behavioral precursors of schizophrenia. Dev. Psychopathol. 1999; 11: 487-508.
79. Cosway R., Byrne M., Clafferty R., Hodges A., Grant E., Abukmeil S., Lawrie S., Miller
P., Johnstone E., 2000. Neuropsychological change in young people at high risk for
schizophrenia: results from the first two neuropsychological assessments of the Edinburgh
High Risk Study. Psychol. Med. 30, 1111-1121.
80. Crow T., Done D., Sacker A., 1995. Childhood precursors of psychosis as clues to its
evolutionary origins. Eur. Arch. Psychiatry Clin. Neurosci. 245, 61-69.
81. Cummings J.L. (1993). Frontal-subcortical circuits and human behavior. Archives of
Neurology, 50, 873-880.
82. Curtis C.E., Calkins M.E., Grove W.M., Feil K.J., Iacono W.C., 2001. Saccadic
disinhibition in patients with acute and remitted schizophrenia and their first-degree
biological relatives. Am. J. Psychiatry 158: 100-6.
83. Cycowicz Y.M. (2000). Memory development and event-related brain potentials in
children. Biological Psychology, 54, 145-174.
84. Dalman C., Allebeck P., 2002. Paternal age and schizophrenia: further support for an
association. Am. J. Psychiatry 159: 1591-2.
85. Dalman C., Thomas H.V., David A.S., Gentz J., Lewis G., Allebeck P., 2001. Signs of
asphyxia at birth and risk of schizophrenia: population-based case-control study. Br. J.
Psychiatry 2001; 179: 403-8.
86. Daniel D.G., Weinberg D.R., Jones D.W., ve ark. The effect of amphetamine on regional
cerebral blood flow during cognitive activation in schizophrenia. J. Neurosci. 1991; 11:
1907-17.
87. David A., Malberg A., Brandt L., Allebeck P., Lewis G., 1998. IQ and risk for
schizophrenia: a population-based cohort study. Psychol. Med. 27, 1311-1323.
88. Davidson M., Harvey P.D., Powchik P. et al., 1995. Severity of symptoms in geriatric
chronic schizophrenic patients. Am. J. Psychiatry 152: 197-207.
97
89. Davidson M., Harvey P.D., Welsh K. et al. Cognitive impairment in old-age
schizophrenia: a comparative study of schizophrenia and Alzheimer’s disease. Am. J.
Psychiatry 1996; 153: 1274-9.
90. Davidson M., Reichenberg A., Rabinowitz J., Weiser M., Kaplan Z., Mark M., 1999.
Behavioral and intellectual markers for schizophrenia in a apparenly healthy male
adolescents. Am. J. Psychiatry 156, 1328-1335.
91. Davidson M., Weiser M. 2000. Early diagnosis of schizophrenia-the first step towards
secondary prevention. Acta Psichiatr. Scand. 2000: 101:7-10.
92. Davies N., Russell A., Jones P., Murray R.M., 1998. Which characteristics of
schizophrenia predate psychosis? J. Psychiatr. Res. 32:121-31.
93. Davis K.L., Kahn R.S., Ko G., Davidson M. Dopamine in schizophrenia: review and
reconceptualization. Am. J. Psychiatry 1991; 148: 1474-86.
94. Davis K.L., Buchsbaum M.S., Shihabuddin L. et al., 1998. Ventricular enlargement in
poor outcome schizophrenia. Biol. Psychiatry 43: 783-93.
95. De Lisi L. E., Boccio A. M., Riordan H., Hoff A.L., Dorfman A., McClelland J., Kushner
M., VanEyl O., Oden N., 1991. Familial thyroid disease and delayed language
development in first –admission patients with schizophrenia . Psychiatry Res. 39, 39-50.
96. Dickey C.C., McCarley R.W., Voglmaier M.M. ve ark., 2002. Smaller left Heschl’s gyrus
volume in patients with schizotypal personality disorder. Am. J. Psychiatry 159: 1521-7.
97. Diwadkar V.A., Sweeney J.A., Boarts D., Montrose D.M., Keshavan M.S., 2001.
Oculomotor delayed response abnormalities in young offspring and siblings at risk for
schizophrenia. C.N.S. Spectrums 6: 899-903.
98. Done D.J.,Crow T.J., Johnstone E.C., Sacker A.,Childhood antecedents of schizophrenia
and affective illness: social adjustment at ages 7 and 11. B.M.J. 1994; 309: 699-703.
99. Docherty M.N., Gordinier S.W., 1999. Immediate memory, attention and comunication
disturbances in schizophrenia patients and their relatives. Psychol. Med. 29 (1), 189-197.
100.Docherty M.N., Gottesman I.I., 2000. A twin study of communication disturbances in
schizophrenia. J. Nerv. Ment. Dis. 188 (7), 395-401.
101.Driscoll R., 1984. Intentional and incidental learning in children vulnerable to
psychopathology. In: Watt N.F., Anthony E.J., Wynne L.C., Rolf J.E. (Eds.), Children at
Risk for Schizophrenia. A Longitudinal Perspective. Cambridge Univ. Press, New York,
pp. 320-326.
102.Dwork A., 1997. Postmortem studies of the hippocampal formation in schizophrenia.
Schizophr. Bull. 23, 385-402.
98
103.Dworkin R.H., Green S.R., Small N.E., Warner M.L., Cornblatt B.A., ErlenmeyerKimling L., 1990. Positive and negative symptoms and social competence in adolescents
at risk for schizophrenia and affective disorder. Am. J. Psychiatry 147, 1234-1236.
104.Dworkin R.H., Bernstein G., Kaplansky L.M., Lewis J.A., Rinaldi A., Shilliday C.,
Erlenmeyer-Kimling L., 1991. Childhood precursors of affective vs. Social deficits in
adolescents at risk for schizophrenia and affective disorder. Am. J. Psychiatry 148 (9),
1182-1188.
105.Dworkin R., Cornblatt B., Friedmann R., Kaplansky L., Lewis J., Rinaldi A., Shilliday
C., Erlenmeyer-Kimling L., 1993. Childhood precursors of affective vs. social deficits in
adolescents at risk for schizophrenia. Schizophr. Bull.19, 563-577.
106.Egan M.F., Goldberg T.E., Gscheidle T., Weirich M., Bigelow L.B., Weinberger D.R.,
2000. Relative risk of attention deficits in siblings of patients with schizophrenia. Am. J.
Psychiatry 157: 1309-16.
107.Ellison Z., van Os J., Murray R., 1998. Special feature: childhood personality
characteristics of schizophrenia: manifestations of, or risk factors for, the disorder. J. Pers.
Disord. 12, 247-261.
108.Erlenmeyer-Kimling L., 2000. Neurobehavioral deficits in offspring of schizophrenic
parents: liability indicators and predictors of illness. Am. J. Med. Genet. 97, 65-71.
109.Erlenmeyer-Kimling L., Cornblatt B., 1987. The New York High-Risk Project: a
followup report. Schizophr. Bull. 13, 451-461.
110.Erlenmeyer-Kimling L., Cornblatt B., 1992. A summary of attentional findings in the
New York High-Risk Project. J. Psychiatr. Res. 26, 405-426.
111.Erlenmeyer-Kimling L., Adamo U., Rock D., Roberts S., Bassett A., Squires Wheeler E.,
Cornblatt B., Endicott J., 1997. The New York High-Risk Project: prevalence and
comorbidity of Axis I disorders in offspring of schizophrenic parents at 25-year followup. Arch. Gen. Psychiatry 54,1096-1102.
112.Erlenmeyer-Kimling L., Rock D., Roberts S., Janal M., Kestenbaum C., Cornblatt B.,
Adamo U., Gottesmann I., 2000. Attention, memory, and motor skills as childhood
predictors of schizophrenia-related psychoses: the New York High-Risk Project. Am. J.
Psychiatry 157, 1416-1422.
113.Eyler Zorrilla L.T., Heaton R.K., McAdams L.A. et al., 2000. Cross-sectional study of
older outpatients with schizophrenia and healthy comparison subjects: no differences in
age-related cognitive decline. Am. J. Psychiatry 157: 1324-6.
99
114.Faraone S.V., Green A.I., Seidman L.J., Tsuang M.T., 2001. “Schizotaxia”: clinical
implications and new directions for research. Schizophr. Bull. 27: 1-18.
115.Fearon P., Lane A., Airie M., et al., 2001. Is reduced dermatoglyphic a-b ridge count a
reliable marker of developmental impairment in schizophrenia? Schizophr. Res. 50: 1517.
116.Fish B., 1984. Characteristics and sequelae of the neurointegrative disorder in infants at
risk for schizophrenia: 1952-1982. In: Watt N.F., Anthony E.J., Wynne L.C., Rolf J.E.
(Eds.), Children at Risk for Schizophrenia. A Longitudinal Perspective. Cambridge Univ.
Pree, New York, pp. 423-439.
117.Fish B., 1987. Infant predictoes of the longitudinal course of schizophrenic development.
Schizophr. Bull. 13, 395-409.
118.Fish B., Marcus J., Hans S., Auerbach J., Perdue S., 1992. Infants at risk for
schizophrenia: sequelae of a genetic neurointegrative defect. Arch. Gen. Psychiatry 49.
221-235.
119.Flechtner K.M., Steinacher B., Mackert A., 2000. Subthreshold symptoms and risk
markers (e.g., eye tracking dysfunction) in schizophrenia. Compr. Psychiatry 41: 86-9.
120.Freedman L.R., Rock D., Roberts S.A., Cornblatt B.A., Erlenmeyer-Kimling L., 1998.
The New York High-Risk Project: attention, anhedonia and social outcome. Schizophr.
Res. 30, 1-9.
121.Friedman D., Squires-Wheeler E., 1994. Event-related potentials (ERPs) as indicators of
risk for schizophrenia. Schizophr. Bull. 20: 63-74.
122.Fuller R., Nopoulos P., Arndt S., O’Leary D., Ho B.C., Andreasen N.C., 2002.
Longitudinal assessment of premorbid cognitive functioning in patients with
schizophrenia through examination of standardized scholastic test performance. Am. J.
Psychiatry 159: 1183-9.
123.Gabrieli J.D.E. Cognitive neuroscience of human memory. Annual Rev. Psychol. 1998;
49: 87-115.
124.Gambini O., Campana A., Macciardi F., Scarone S., 1997. A preliminary report of strong
genetic component for thought disorder in normals. A twin study. Neuropsychobiology 36
(1), 13-18.
125.Garmezy N., Devine V., 1984. Project competence: the Minnesota studies of children
vulnerable to psychopathology. In: Watt N.F., Anthony E.J., Wynne L.C., Rolf J.E., (Eds.),
Children at Risk for Schizophrenia. A Longitudinal Perspective. Cambridge Univ. Press,
New York, pp. 289-303.
100
126.Geddes J., Lawrie S., 1995. Obstetric complications and schizophrenia: a meta-analysis.
Br. J. Psychiatry 167, 786-793.
127.Gilvarry C., Takei N., Russell A., Rushe T., Hemsley D., Murray R.M., 2000. Premorbid
IQ in patients with functional psychosis and their first-degree relatives. Schizophr. Res.,
417-429.
128.Gogtay N., Sporn A., Clasen L.S. ve ark., 2003. Structural brain MRI abnormalities in
healthy siblings of patients with childhood-onset schizophrenia. Am. J. Psychiatry 160:
569-71.
129.Gold J., Randolph C., Carpenter C.J., et al. Forms of memory failure in schizophrenia. J.
Abnorm. Psychol. 1992; 101: 487-94.
130.Gold J.M., Hermann B.P., Randolph C. et al. Schizophrenia and temporal lobe epilepsy. A
neuropsychological analysis. Arch. Gen. Psychiatry 1994; 51: 265-72.
131.Goldberg T.E., Weinberger D.R., Berman K.F. et al. Further evidence for dementia of the
prefrontal type in schizophrenia? A controlled study of teaching the Wisconsin Card
Sorting test. Arch. Gen. Psychiatry 1987; 44: 1008-14.
132.Goldberg T.E., Torrey E.F., Gold J.M. et al. Learnin and memory in monozygotic twins
discordant for schizophrenia. Psychol. M ed. 1993; 23: 71-85.
133.Goldberg T.E., Weinberger D.R. Schizophrenia, training paradigmas, and the Wisconsin
Card Sorting Test redux. Schizophr. Res. 1994; 11: 291-6.
134.Goldberg T.E., Aloia M.S., Gourovitch M.L., Missar D., Pickar D., Weinberger D.R.,
1998. Cognitive substrates of thought disorder. I: the semantic system. Am. J. Psychiatry
155 (12), 1677- 1684.
135.Goldman-Rakic P.S. (1987). Development of cortical circuitry and cognitive functions.
Child Development, 58(3), 601-622.
136.Goldstein J., Seidman L., Buka S., Horton N., Donatelli J., Rieder R., Tsuang M., 2000.
Impact of genetic vulnerability and hypoxia on overall intelligence by age 7 in offspring
at high risk for schizophrenia compared with affective psychosis. Schizophr. Bull. 26,
323-334.
137.Goodman S.H., 1987. Emory University project on children of disturbed parents.
Schizophr. Bull. 13, 411-423.
138.Goodman S.H., Brumley H.E., 1990. Schizophrenic and depressed mothers: relation
deficits in parenting. Dev. Psychol. 26, 31-39.
139.Goodman S., Emory E., 1992. Perinatal complications in births to low socioeconomic
status schizophrenic and depressed women. J. Abnorm. Psychol. 101, 225-229.
101
140.Gottesmann I., 1994. Schizophrenia epigenesis: past, present, and future. Acta Psychiatr.
Scand. 90, 26-33.
141.Gottesman II, Gould T.D., 2003. The endophenotype concept in psychiatry: etymology
and strategic intentions. Am. J. Psychiatry 160: 635-45.
142.Gourovitch M.L., Goldberg T.E., Weinberg D.R. Verbal fluency deficits in patients with
schizophrenia: semantic fluency is differantially impaired as compared to phonological
fluency. Neuropsychology 1996; 10: 573-7.
143.Green M.F., Satz P., Gaier D.J., Ganzell S., Kharabi F., 1989. Minor physical anomalies
in schizophrenia. Schizophr. Bull. 15:91-9.
144.Green M.F. What are the functional consequences of neurocognitive deficits in
schizophrenia? Am. J. Psychiatry 1996; 153: 321-30.
145.Gruzelier J., Seymour K., Wilson L. Et al. Impairments on neuropsychologic tests of
temporohippocampal and frontohippocampal functions and word fluency in remitting
schizophrenia and affective disorders. Arch. Gen. Psychiatry 1988; 45: 623-9.
146.Hans S., Marcus J., Nuechterlein K., Asarnow R., Styr B., Auerbach J., 1999.
Neurobehavioral deficits at adolescence in children at risk for schizophrenia: the
Jerusalem Infant Development Study. Arch. Gen. Psychiatry 56, 741-748.
147.Harvey P., Winters K.C., Weintraub S., Neale J.M. Distractibility in children vulnerable
to psychopathology. J. Abnorm. Psychology 1981; 90: 298-304.
148.Harvey P.D., Earle-Boyer E.A., Wielgus M.S., Levinson J.C. Encoding, memory and
thought disorder in schizophrenia and mania. Schizophr. Bull. 1986; 12: 252-61.
149.Harvey P.D., Pedley M. Auditory and visual distractibility in schizophrenics: clinical and
medication status correlations. Schizophr. Res. 1989; 2: 295-300.
150.Harvey P.D., Docherty N.M., Serper M.R., Rasmussen M., 1990. Cognitive deficits and
thought disorder. II. An eight-month followup study. Schizophr. Bull. 16: 147-56.
151.Harvey P.D., Keefe R.S.E. Cognitive impairment in schizophrenia and the implications of
atypical neuroleptic treatment. CNS Spectrums 1997a; 2: 41-55.
152.Harvey P.D., Lombardi J., Leibman M. et al. Cognitive impairment and negative
symptoms in schizophrenia: a prospective study of their relationship. Shizophr. Res. 1996;
22: 223-31.
153.Harvey P.D., Leibman M., Lombardi J. et al. 1997b Verbal fluency in geriatric and
nongeriatric chronic schizophrenic patients. J. Neuropsychiatry Clin. Neurosci. 9: 584-90.
102
154.Harvey P.D., Howanitz E., Parella M. et al. Cognitive, adaptive and symptomatic features
of schizophrenia in late life: a comparison of nursing home, chronically hospitalized and
acutely admitted patients. Am. J. Psychiatry 1998; 155: 1080-6.
155.Harvey P.D., Moriarty P.J., Friedman J. et al.Differential preservation of cognitive
functions in geriatric patients with lifelong chronic schizophrenia: less impairment in
reading compared to other skill areas. Biol. Psychiatry 2000; 47: 962-8.
156.Harvey P.D., Sharma T., 2002. Understanding and Treating Cognition in Schizophrenia:
A Clinician’s Handbook. Cromwell Press, Trowbridge, Great Britain.
157.Heckers S., 1997. Neuropathology of schizophrenia: cortex, thalamus, basal ganglia, and
neurotransmitter- specific projection systems. Schizophr. Bull. 23, 403-421.
158.Heaton R.K., Pendleton M.G., 1981. Use of neuropsychological tests to predict patients
everyday functioning. J. Con. Consult. Psychol. 49: 807-21.
159.Heaton R.K., Paulsen J.S., McAdams L-A et al. Neuropsychological deficits in
schizophrenics: relationschip to age, chronicity, and dementia. Arch. Gen. Psychiatry
1994; 51: 469-76.
160.Heaton R.K., Gladsjo J.A., Palmer B.W. et al., 2001. Stability and course of
neuropsychological deficits in schizophrenia. Arch. Gen. Psychiatry 58: 24-32.
161.Hodges A., Byrne M., Grant E., Johnstone E., 1999. People at risk of schizophrenia. Br.
J. Psychiatry 174, 547-553.
162.Hodgkinson K.A., Murphy J., O’Neill S., Brzustowitcz L., Bassett A.S., Genetic
counselling for schizophrenia in the era of molecular genetics. Can. J. Psychiatry 2001;
46: 123-30.
163.Hoff A.L., Sakuma M., Weineke M. et al. Longitudinal neuropsychological follow-up
study of first episode schizophrenia. Am. J. Psychiatry 1999; 156: 1336-41.
164.Hollister J.M., Laing P., Mednick S.A., 1996. Rhesus incompatibility as a risk factor for
schizophrenia in male adults. Arch. Genet. Psychiatry 53: 19-24.
165.Hultman C.M., Öhman A., Cnattingius S., Wieselgren I.M., Lindström L.H.,1997.
Prenatal and neonatal risk factors for schizophrenia. Br. J. Psychiatry 170: 128-33.
166.Ismail B., Cantor-Graae E., McNeil T., 1998. Minor physical anomalies in schizophrenia
patients and their siblings. Am. J. Psychiatry 155, 1695-1702.
167.Isohanni M., Jones P., Kemppainen L. ve ark., 2000. Childhood and adolescent predictors
of schizophrenia in the Northern Finland 1966 birth cohort-a descriptive life-span model.
Eur. Arch. Psychiatry Clin. Neurosci. 250: 311-9.
103
168.Isohanni I., Järvelin M. R., Jones P., Jokelainen J., Isohanni M., 1998. School
performance as a predictor of psychiatric hospitalization in adult life. A 28-year follow-up
in the Northern Finland 1966 birth cohort. Psychol. Med. 28, 967-974.
169.Isohanni I., Järvelin M.R., Jones P., Jokelainen J., Isohanni M., 1999. Can excellent
school performance be a precursor of schizophrenia? A 28-year follow-up in the Northern
Finland 1966 birth cohort. Acta Psychiatr. Scand. 100, 17-26.
170.James C., Worland J., 1983. School behavior in adolescent children of parents with
mental disorder. J. Nerv. Ment. Dis. 171, 234-240.
171.Johnstone E., Abukmeil S., Byrne M., Clafferty R., Grant E., Hodges A., Lawrie S.,
Owens D., 2000. Edinburgh High Risk Study findings after four years: demographic,
attainment and psychopathological issues. Schizophr. Res. 46, 1-15.
172.Jones P., Tarrant C., 1999. Specificity of developmental precursors to schizophrenia and
affective disorders. Schizophr. Res. 39, 121-125.
173.Jones P.B., Tarrant C.J., 2000. Developmental precursors and biological markers for
schizophrenia and affective disorders: specificity and public health implications. Eur.
Arch. Psychiatry Clin. Neurosci. 250: 286-91.
174.Jones P., Rodgers B., Murray R., Marmot M., 1994. Child developmental risk factors for
adult schizophrenia in the British 1946 birth cohort. Lancet 344, 1398-1402.
175.Jones P., Rantakallio P., Hartikainen A.L., Isohanni M., Sipilä P., 1998. Schizophrenia as
a long-term outcome of pregnancy, delivery, and perinatal complications: a 28-year
follow-up of the 1966 North Finland general population birth cohort. Am. J. Psychiatry
155, 355-364.
176.Kahn R.S., Harvey P.D., Davidson M. et al. Neuropsychological correlates of central
monoamine function in chronic schizophrenia: relationship between CSF metabolites and
cognitive function. Schizophr. Res. 1994; 11: 217-24.
177.Karakaş S. ve Karakaş H.M. (2000) Yönetici işlevlerin ayrıştırılmasında multidisipliner
yaklaşım: Bilişsel psikolojiden nöroradyolojiye. Klinik Psikiyatri, 3(4), 215-227.
178.Karakaş S., Yalın A., Irak M., and Erzengin Ö.U. (2002). Digit span changes from
puberty to old age for different levels of education. Developmental Neuropsychology, 22
(2), 423-453.
179.Keefe R.S.E., Silverman J.M., Mohs R.C. et al., 1997. Eye-tracking, attention, and
schizotypal personality symptoms in nonpsychotic relatives of schizophrenic patients.
Arch. Gen. Psychiatry 54: 169-77.
104
180.Kern R.S., Green M.F., Marshall B.D. Jr et al. Risperidone vs haloperidol on reaction
time, manual dexterity and motor learning in treatment-resistant schizophrenia patients.
Biol. Psychiatry 1998; 44: 726-32.
181.Kinney D.K., Holzman P.S., Jacobson B., Jansson L., Faber B., Hildebrand W., Kasell E.,
Zimbalist M.E., 1997. Thought disorder in schizophrenia and control adoptes and their
relatives. Arch. Gen. Psychiatry 54 (5), 475-479.
182.Klein R.H., Salzman L.F., 1984. Response-continggent learning in children at risk. In:
Watt N.F., Anthony E.J., Wynne L.C., Rolf J.E. (Eds.), Children at Risk for
Schizophrenia. A Longitudinal Perspective. Cambridge Univ. Press, New York, pp. 371375.
183.Kraemer H.C., Stice E., Kazdin A., Offord D., Kupfer D., 2001. How do risk factors
work together? Mediators, moderators, and independent, overlapping, and proxy risk
factors. Am. J. Psychiatry 158: 848-56.
184.Kraepelin E., 1919. Dementia praecox and paraphrenia. Edinburgh: E & S Livingstone.
185.Kremen W.S., Tsuang M.T., Faraone S.V., Lyons M.J., 1992. Using risk markers to
compare conceptual models of genetic heterogeneity in schizophrenia. J. Nerv. Ment. Dis.
180: 141-52.
186.Kremen W., Buka S., Seidman L., Goldstein J., Koren D., Tsuang M., 1998. IQ decline
during childhood and adult psychotic symptoms in a community sample: a 19-year
longitudinal study. Am. J. Psychiatry 155, 672-677.
187.Kremen W.S., Seidman L.J., Pepple J.R., Lyons M.J., Tsuang M.T., Faraone S.V., 1994.
Neuropsychological risk indicators for schizophrenia: a review of family studies.
Schizophr. Bull. 20: 103-19.
188.Kugelmass S., Faber N., Ingraham L.J., Frenkel E., Nathan M., Mirsky A.F., Shakhar G.
B., 1995. Reanalysis of SCOR and anxiety measures in the Israeli High-Risk Study.
Schizophr. Bull. 21, 205-217.
189.Landro N.I., Orbeck A.L., Rund B.R. Memory functioning in chronic and non-chronic
schizophrenics, affectively disturbed patients and normal controls. Schizophr. Res. 1993;
10: 85-92.
190.Lawrie S., Whalley H., Kestelman J., Abukmeil S., Byrne M., Hodges A., Owens D.,
Johnstone E., 1999. Magnetic resonance imaging of brain in people at high risk of
developing schizophrenia. Lancet 353, 30-33.
191.Lee K.H., Williams L.M., 2000. Eye movement dysfunction as a biological marker of
risk for schizophrenia. Aust. N.Z.J. Psychiatry 34 (suppl): 91-100.
105
192.Leff J.P., Thornicroft G.,Coxhead N., Trieman N. The TAPS Project. 22: A five-year
follow-up of long stay psychiatric patients discharged to the community. Br. J. Psychiatry
1994; 165 (Suppl. 25): 13-17.
193.Levy D.L., Holzman P.S., Matthysse S., Mendell N.R., 1994. Eye tracking and
schizophrenia: a selective review. Schizophr. Bull. 20: 47-62.
194.Liddle P.F., Friston K.J., Frith C.D. et al., 1992. Patterns of cerebral blood flow in
schizophrenia. Br. J. Psychiatry 160: 179-86.
195.Lieberman J., 1999. Is schizophrenia a neurodegenerative disorder? A clinical and
neurobiological perspective. Biol. Psychiatry 46, 729-739.
196.Lifshitz M., Kugelmass S., Karov M., 1985. Perceptual-motor and memory performance
of high-risk children. Schizophr. Bull. 11, 74-84.
197.MacLeod C.M. (1991). Half a century of research on the Stroop Effect: An integrative
review. Psychological Bulletin, 109, 162-203.
198.Malaspina D., Harlap S., Fenning S. Ve ark., 2001. Advancing paternal age and risk of
schizophrenia. Arch. Gen. Psychiatry 58: 361-7.
199.Malmberg A., Lewis G., David A., Allebeck P., 1998. Premorbid adjustment and
personality in people with schizophrenia. Br. J. Psychiatry 172, 308-313.
200.Marcus J., Auerbach J., Wilkinson L., Burack C., 1981. Infants at risk for schizophrenia,
the Jerusalem Infant Development Study. Arch. Gen. Psychiatry 38, 703-713.
201.Marcus J., Hans S., Lewow E., Wilkinson L., Burack C., 1985. Neurological findings in
high-risk children: childhood assessment and 5-year follow-up. Schizophr. Bull. 11, 85100.
202.Marcus J., Hans S.L., Nagler S., Auerbach J.G., Mirsky A.F., Aubrey A., 1987. Review of
the NIMH Israeli Kibbutz-City Study and the Jerusalem Infant Development Study.
Schizophr. Bull. 13, 425-438.
203.Marcus J., Hans S., Auerbach J., Auerbach A., 1993. Children at risk for schizophrenia:
the Jerusalem Infant Development Study: II. neurobehavioral deficits at school age. Arch.
Gen. Psychiatry 50, 797-809.
204.Marengo J.T., Harrow M., 1997. Longitudinal courses of thought disorder in
schizophrenia and schizoaffective disorder. Schizophr. Bull. 23 (2), 273-285.
205.Mathalon D.H., Sullivan E.V., Lim K.O., Pfefferbaum A., 2001. Progressive brain
volume changes and the clinical course of schizophrenia in men: a longitudinal magnetic
resonance imaging study. Arch. Gen. Psychiatry 58: 148-57.
106
206.McConaghy N., 2000. Should we ignore dimensional risk factors in prevention of
schizophrenia? Signposts to prevention. Aust. N.Z.J. Psychiatry 34 (suppl): 22-5.
207.McDowell J.E., Myles-Worsley M., Coon H., Byerley W., Clementz B.A., 1999.
Measuring liability for schizophrenia using optimized antisaccade stimulus parameters.
Psychophysiol 36: 138-41.
208.McDowell J.E., Brown G.G., Paulus M., et al., 2002. Neural correlates of refixation
saccades and antisaccades in normal and schizophrenia subjects. Biol. Psychiatry 51: 21623.
209.McGrath J., 1999. Hypothesis: is low prenatal vitamin D a risk-modifying factor for
schizophrenia? Schizophr. Res. 40: 173-7.
210.McGrath J., 2000. Universal interventions for the primary prevention of schizophrenia.
Aust. N.Z.J. Psychiatry 34:58-64.
211.McGuire P.K., Shah G.M., Murray R.M., 1993. Increased blood flow in Broca’s area
during auditory hallucinations in schizophrenia. Lancet 342: 703-6.
212.McGuire P.K., Quested D.J., Spence S.A., Murray R.M., Frith C.D., Liddle P.F., 1998.
Pathophysiology of positive thought disorder in schizophrenia. Br. J. Psychiatry 173, 231235.
213.McNeil T.F. Perinatal risk factors and schizophrenia: selective review and
methodological concerns. Epidemiol. Rev. 1995; 17: 107-12.
214.McNeil T.F., Cantor-Graae E., Minor physical anomalies and obstetric complications in
schizophrenia. Aust. N.Z.J. Psychiatry 2000; 34(suppl): 65-73.
215.McNeil T., Kaij L., 1987. Swedish High-Risk Study: sample characteristics at age 6.
Schizophr Bull. 13, 373-381.
216.McNeil T., Kaij L., Malquist-Larsson A., Näslund B., Persson-Blennow I., Mc Neil N.,
Blennow G., 1983. Offspring of women with nonorganic psychosis: development of a
longitudinal study of children at high risk. Acta Psychiatr. Scand. 68, 234-250.
217.McNeil T., Näslund B., Persson-Blennow I., Kaij L., 1985. Offspring of women with
nonorganic psychosis: mother- infant interaction at three-and- a- half and six months of
age. Acta Psychiatr. Scand. 71, 551-558.
218.McNeil T., Harty B., Blennow G., Cantor-Graae E., 1993. Neuromotor deviation in
offspring of psychotic mothers: a selective developmental deficiency in two groups of
children at heightened psychiatric risk. J. Psychiatr. Res. 27, 39-54.
219.McNeil T.F., Cantor-Graae E., 2000. Neuromotor markers of risk for schizophrenia. Aust.
N.Z.J. Psychiatry 34 (suppl): 86-90.
107
220.Medalia A., Gold J., Merriam A., The effects of antipsychotics on neuropsychological
test results of schizophrenics. Arch. Clin. Neuropsychology 1988; 3: 249-71.
221.Mednick S.A., 1968. Some premorbid characteristics related to breakdown in children
with schizophrenic mothers. J. Psychiatr. Res. 6 (Suppl. 1), 267-291.
222.Mednick S., McNeil T., 1968. Current methotodology in research on the etiology of
schizophrenia. Psychol. Bull. 70, 681-693.
223.Mednick S., Schulsinger F., 1968. Some premorbid characteristics related to breakdown
in children with schizophrenic mothers. J. Psychiatr. Res. 6, 267-291.
224.Mednick S.A., Parnas J., Schulsinger F., 1987. The Copenhagen High-Risk Project,
1962-86. Schizophr. Bull. 13, 485-495.
225.Mednick S., Machon R., Huttunen M., Bonett D., 1988. Adult schizophrenia following
prenatal exposure to an influenza epidemic. Arch. Gen. Psychiatry 45, 189-192.
226.Meehl P.E., 1989. Schizotaxia revisited. Arch. Gen. Psychiatry 46, 935-944.
227.Mesure G., Passerieux C., Besche C., Widlocher D., Hardy-Bayle M.C., 1998.
Impairment of semantic categorization processes among thought-disordered schizophrenic
patients. Can. J. Psychiatry 43, 271-278.
228.Michie P., Kent A., Stienstra R., Castine R., Johnson J., Dedman K., Wichmann H., Box
J., Rock D., Rutherford E., Jablensky A., 2000. Phenotypic markers as risk factors in
schizophrenia: neuroconitive functions. Aust. N. Z. J. Psychiatry 34 (Suppl.), 74-85.
229.Middleton F.A., Strick P.L., 2000. Basal ganglia and cerebellar loops: motor and
cognitive circuits. Brain Res. Rev. 31, 236-250.
230.Mirsky A., Kugelmass S., Ingraham L., Frenkel E., Nathan M., 1995a. Overview and
summary: twenty-five-year followup of High-Risk Children. Schizopr. Bıll. 21, 227-239.
231.Mirsky A., Silberman E., Latz A., Nagler S., 1995b. Adult outcomes of high-risk
children: differential effects of town and kibbutz rearing. Schizophr. Bull. 21, 150-154.
232.Moldin S.O., Erlenmeyer-Kimling L., 1994. Measuring liability to schizophrenia: progres
report 1994: editor’s introduction. Schizophr. Bull. 20: 25-9.
233.Murphy K., Owen M., 1996. Minor physical anomalies and their relationship to the
aetiology of schizophrenia. Br. J. Psychiatry 168, 139-142.
234.Murphy K., Owen M., 2001. Velo-cardio-facial syndrome: a model for understanding the
genetics and pathogenesis of schizophrenia. Br. J. Psychiatry 179, 397-402.
235.Michie P.T., Kent A., Stienstra R., et al., 2000. Phenotypic markers as risk factors in
schizophrenia: neurocognitive functions. Aust. A.Z.J. Psychiatry 34 (suppl): 74-85.
236.Nagler S., Glueck Z., 1985. The clinical interview. Schizophr. Bull. 11, 38-47.
108
237.Näslund B., Persson-Blennow I., Mc Neil T., Kaij L., Malmquist-Larsson A., 1984.
Offspring of women with nonorganic psychosis: fear of strangers during the first year of
life. Acta Psychiatr. Scand. 69, 435-444.
238.Näslund B., Persson-Blennow I., McNeil T., Kaij L., 1985. Offspring of women with
nonorganic psychosis: mother-infant interaction et three and six weeks of age. Acta
Psychiatr. Scand. 71, 441-450.
239.Neale J.M., Winters K.C., Weintraub S., 1984. Information processing deficits in children
at high risk for schizophrenia. In: Watt N.F., Anthony E.J., Wynne L.C., Rolf J.E. (Eds.),
Children at Risk for Schizophrenia. A Longitudinal Perspective. Cambridge Univ. Press,
New York, pp. 264-277.
240.Nuechterlein K., 1984. Sustained attention among children vulnerable to adult
schizophrenia and among hyperactive children. A longitudinal perspective. In: Watt N.F.,
Anthony E.J., Wynne L.C., Rolf J.E. (Eds.), Children at Risk for Schizophrenia. A
Longitudinal Perspective. Cambridge Univ. Press, New York, pp. 304-312.
241.Nuechterlein K.H., Edell W.S., Norris M., Dawson M.E., 1986. Attentional vulnerability
indicators, thought disorder, and negative symptoms. Schizophr. Bull. 12: 408-26.
242.O’Donnell B.F., McCarley R.W., Potts G.F., et al., 1999. Identification of neural circuits
underlying P300 abnormalities in schizophrenia. Psychophysiol. 36: 388-98.
243.Okubo Y., Suhara T., Suzuki K. et al. Decreased prefrontal dopamine D1 receptors in
schizophrenia revealed by PET. Nature 1997; 385: 634-6.
244.Olin S.C.S., John R.S., Mednic S.A., 1995. Assessing the predictive value of teacher
reports in a high risk sample for schizophrenia: a ROC analysis. Schizophr. Res. 16, 5366.
245.Oltmanns T.F., Ohayon J., Neale J.M. The effect of anti-psychotic medication and
diagnostic criteria on distractibility in schizophrenia. J. Psychiatric Res. 1978; 14: 81-91.
246.Ott L.S., Spinelli S., Rock D., Amminger P., Erlenmeyer-Kimling L., 1998. The New
York High Risk Project: social and general intelligence in children at risk for
schizophrenia. Schizophr. Res. 31, 1-11.
247.Ott S.L., Roberts S., Rock D., Allen J., Erlenmeyer-Kimling L., 2002. Positive and
negative thought disorder and psychopathology in childhood among subjects wirth
adulthood schizophrenia. Schizophrenia Research 58: 231-239.
248.Ott S., Allen J., Erlenmeyer-Kimling L., 2001. The New York High-Risk Project:
observations on the rating of early manifestations of schizophrenia. Am. J. Med. Genet.
(Neuropsychiatr. Gen.) 105, 25-27.
109
249.Palmer B.W., Heaton R.K., Paulsen J.S. et al., 1997. Is it possible to be schizophrenic yet
neuropsychologically normal? Neuropsychology 11: 437-46.
250.Palmer C.G.S., Turunen J.A., Sinsheimer J.S. ve ark., 2002. RHD maternal-fetal
genotype incompatibilility increases schizophrenia susceptibility. Am. J. Hum. Genet.. 71:
1312-9.
251.Pardes H., Silverman M.M., West A., 1989. Prevention and the field of mental health: a
psychiatric perspective. Ann. Rev. Public Healh 10: 403-22.
252.Parnas J., Schulsinger H., Mednick S.A., Taesdale T.W.,1982. Behavioral precursors of
schizophrenia spectrum. Arch. Gen. Psychiatry 39, 658-664.
253.Parnas J., Taesdale T.W., Schulsinger H., 1985. Institutional rearing and diagnostic
outcome in children of schizophrenic mothers. Arch. Gen. Psychiatry 42, 762-769.
254.Parnas J., Cannon T., Jacobsen B., Schulsinger F., Mednick S., 1993. Lifetime DSM-IIIR diagnostic outcomes in the offspring of schizophrenic mothers. Arch. Gen. Psychiatry
50, 707-714.
255.Parnas C.J., Cannon T., Schulsinger F., Mednick S., 1999. MMPI variables predictive of
schizophrenia in the Copenhagen High-Risk Project: a 25-year follow-up. Acta Psychiatr.
Scand. 99, 432-440.
256.Paulsen T.J., Heaton R.K., Nsadek J.R. et al. The nature of learning and memory
impairments in schizophrenia. J. Int. Neuropsychol Soc. 1995a; 1: 88-99.
257.Paulsen J.S., Salmon D.P., Monsch A. et al. Discrimination of cortical from subcortical
dementias on the basis of memory and problem-solving tests. J. Clin. Psychol. 1995b; 51:
48-58.
258.Paulsen J.S., Butters N., Sadek J.R. et al. Distinct cognitive profiles of cortical and
subcortical dementia in advanced illness. Neurology 1995c; 45: 951-6.
259.Pedersen C.B., Mortensen P.B., 2001. Evidence of a dose-response relationship between
urbanicity during upbringing and schizophrenia risk. Arch. Gen. Psychiatry 58: 1039-46.
260.Persson-Blennow I., Näslund B., McNeil T., Kaij L., 1986. Offspring of women with
nonorganic psychosis: mother-infant interaction at one year of age. Acta Psychiatr. Scand.
73, 207-213.
261.Persson-Blennow I., Binett B., Mc Neil T., 1988. Offspring of women with nonorganic
psychosis: mother-infant interaction and fear of strangers during the first year of life. Acta
Psychiatr. Scand. 78, 379-383.
110
262.Poulton R., Caspi A., Moffitt T.E., Cannon M., Murray R., Harrington H., 2000.
Children’s self- reported psychotic symptoms and adult schizophreniform disorder. Arch.
Gen. Psychiatry 57, 1053-1058.
263.Reilly J.L., Murphy P.T., Byrne M., et al., 2001. Dermatoglyphic fluctuating asymmetry
and atypical handedness in schizophrenia. Schizophr. Res. 50: 159-68.
264.Rieder R., Nicholas P., 1979. Offspring of schizophrenics: III. Hyperactivity and
neurological soft signs. Arch. Gen. Psychiatry 36, 665-674.
265.Rieder R.O., Rosenthal D., Wender P., Blumenthal H., 1975. The offspring of
schizophrenics: Fetal and neonatal deaths. Arch. Gen. Psychiatry 32, 200-211.
266.Rieder R., Broman S., Rosenthal D., 1977. The offspring of schizophrenics: II. Perinatal
factors and IQ. Arch. Gen. Psychiatry 34, 789-799.
267.Rolf J., 1972. The social and academic competence of children vulnerable to
schizophrenia and other behavior pathologies. J. Abnorm. Psychol. 80, 225-243.
268.Rosso I., Bearden C., Hollister J., Gasperoni T., Sanchez L., Hadley T., Cannon T., 2000.
Childhood neuromotor dysfunction in schizophrenia patients and their unaffected siblings:
a prospective cohort study. Schizophr. Bull. 26, 367-378.
269.Rosvold H.E., Mirsky A., Sarason L. et al. A continuous performance test of brain
damage. J. Consult. Psychology 1956; 20: 34-50.
270.Rund B., Borg N., 1999. Cognitive deficits and cognitive training in schizophrenic
patients: a review. Acta Psychiatr. Scand. 100, 85-95.
271.Rutter M., Sroufe L., 2000. Developmental psychopathology: concepts and challenges.
Dev. Psychopathol. 12, 265-296.
272.Sameroff A., 2000. Developmental systems and psychopathology. Dev. Psychopathol. 12,
297-312.
273.Sabri O., Erkwoh R., Schreckenberger M., Owega A., Sass H., Buell U., 1997.
Correlations of positive symptoms exclusively to hyperfusion or hypofusion of cerebral
cortex in never-treated schizophrenics. Lancet 14; 349 (9067), 1735-1739.
274.Sabri O., Erkwoh R., Schreckenberger M. et al., 1997. Altered relationships between
rCBF in different brain regions of never-treated schizophrenics. Nuklearmedizin 36: 194201.
275.Sameroff A., Barocas R., Seider R., 1984. The early development of children born to
mentally ill women. In: Watt N.F., Anthony E.J., Wynne L.C., Rolf J.E. (Eds.), Children at
Risk for Schizophrenia. A Longitudinal Perspective. Cambridge Univ. Press, New York,
pp. 482-513.
111
276.Sameroff A., Seifer R., Zax M., Barocas R., 1987. Early indicators of developmental risk:
Rochester Longitudinal Study. Schizophr. Bull. 13, 383-394.
277.Sameroff A., Seifer R., Baldwin A., Baldwin C., 1993. Stability of intelligence from
preschool to adolescence: the influence of social and family risk factors. Child Dev. 64,
80-97.
278.Sameroff A.J., Bartko W.T., Baldwin A., Baldwin C., Seifer R., 1998. Family and social
influences on the development of child competence. In: Lewis M., Feiring C. (Eds.),
Families, Risk, and Competence. Lawrence Erlbaum Assosciates, New Jersey, pp. 187206.
279.Satz P., Green M.F., 1999. Atypical handedness in schizophrenia: some methodological
and theoretical issues. Schizophr. Bull. 25 (1), 63-78.
280.Saykin A.J., Gur R.C., Gur R.E. et al. Neuropsychological function in schizophrenia:
selective impairment in memory and learning. Arch. Gen. Psychiatry 1991; 48: 618-24.
281.Saykin A.J., Shtasel D.L., Gur R.E. et al. Neuropsychological deficits in neuroleptic
naive patients with first episode schizophrenia. Arch. Gen. Psychiatry 1994; 51: 124-31.
282.Schiffman J., Ekstrom M., LaBrie J., Schulsing (er F., Sorensen H., Mednick S., 2002.
Minor physical anomalies and schizophrenia spectrum disorders: a prospective
investigation. Am. J. Psychiatry 159: 238-43.
283.Schiffman J., LaBrie J., Carter J., Cannon T., Schulsinger F., Parnas J., Mednick S., 2002.
Perception of parent-child relationships in high-risk families, and adult schizophrenia
outcome of offspring. J. Psychiatr. Res. 36, 41-47.
284.Schroder J., Wenz F., Schad L.R., et al., 1995. Sensorimotor cortex and supplementary
motor area changes in schizophrenia. A study with functional magnetic resonance
imaging. Br. J. Psychiatry 1995; 167: 197-201.
285.Schultz S.K., Miller D.D.,Oliver S.E., Arndt S., Flaum M., Andreasen N.C., 1997. The
life course of schizophrenia, age and symptom dimensions. Schizophr. Res. 23 (1), 15-23.
286.Serper M.R., Davidson M., Harvey P.D. Attentional predictors of clinical change during
neuroleptic treatment. Schizophr. Res. 1994; 13: 65-71.
287.Shenton M.E., Solovay M.R., Holzman P.S., Coleman M., Gale H.J., 1989. Thought
disorder in relatives of psychotic patients. Arch. Gen. Psychiatry 46, 897-901.
288.Sohlberg S., 1985. Personality and neuropsychological performance of high-risk children.
Schizophr. Bull. 11, 48-60.
289. Sohlberg S., Yaniv S., 1985. Social adjustment and cognitive performance of High-Risk
Children. Schizophr. Bull. 11, 61-65.
112
290.Spence S.A., Hirsch S.R., Brooks D.J., Grasby P.M., 1998. Prefrontal cortex activity in
people with schizophrenia and control subjects. Evidence from positron emission
tomography for remission of “hypofrontality” with recovery from acute schizophrenia. Br.
J. Psychiatry 172: 316-23.
291.Spreen O. and Strauss E. (1991). A compendium of neuropsychological tests:
Administration, norms and commentary. New York: Oxford Univ. Pr.
292.Spohn H.E., Strauss M.E. Relation of neuroleptic and anticholinergic medication to
cognitive functions in schizophrenia. J. Abnorm. Psychol. 1989; 98: 478-86.
293.Squires-Wheeler E., Skodol A., Erlenmeyer-Kimling E., 1992. The assessment of
schizotypal features over two points in time. Schizophr. Res. 6, 75-85.
294.Squires-Wheeler E., Friedman D., Amminger G.P., Skodol A., Porteous D.J., Roberts S.,
Pape S., Erlenmeyer-Kimling E., 1997. Negative and positive dimensions of schizotypal
personality disorder. J. Pers. Disord. 11 (3), 285-300.
295.Stroop R.J. (1935). Studies of interference in serial verbal reactions. Journal of
Experimental Psychology, XVII (6), 643-661.
296.Stuss D.T., Benson D.F. The frontal lobes. New York: Raven Press, 1986.
297.Susser E., Neugebauer R., Hoek H., Brown A., Lin S., Labovitz D., Gorman J., 1996.
Schizophrenia after prenatal famine: further evidence. Arch. Gen. Psychiatry 53, 25-31.
298.Tamlyn D., McKenna P.J., Mortimer A.M. et al. Memory impairment in schizophrenia:
its extent, affiliations and neuropsychological character. Psychol. Med. 1992; 22: 101-15.
299.Temkin N.R., Heaton R.K., Grant I. et al. Detecting significant change in
neuropsychological test performance: a comparison of four models. J. Int. Neuropsychol.
Soc. 1999; 5: 357-73.
300.Thompson M.C., Asarnow J.R., Hamilton E.B., Newell L.E., Goldstein M.J., 1997.
Children with schizophrenia-spectrum disorders: thought disorder and communication
problems in a family interactional context. J. Child Psychol. Psychiatry 38 (4), 421-429.
301.Torrey E.F., Yolken R.H., 1998. At issue: is household crowding a risk factor for
schizophrenia and bipolar disorder? Schizophr. Bull. 24: 321-4.
302.Tsuang M., 2000. Schizophrenia: genes and environment. Biol. Psychiatry 47: 210-20.
303.Tsuang M.T., Stone W.S., Faraone S.V., 2000. Toward reformulating the diagnosis of
schizophrenia . Am. J. Psychiatry 157, 1041-1050.
304.Tsuang M.T., Faraone S.V., 2002. Diagnostic concepts and the prevention of
schizophrenia. Can. J. Psychiatry 47: 510-7.
113
305.Tsuang M.T., Stone W.S., Tarbox S.I., Faraone S.V., 2002. An integration of
schizophrenia with schizotypy: identification of schizotaxia and implications for research
on treatment and prevention. Schizophr. Res. 54: 169-75.
306.Tsuang M.T., Stone W.S., Faraone S.V., 2002. Understanding predisposition to
schizophrenia: toward intervention and prevention. Can. J. Psychiatry 47: 518-26.
307.van Oel C.J., Baare W.F., Hulshoff Pol H.E., et al., 2001. Differentiating between low and
high susceptibility to schizophrenia in twins: the significance of dermatoglyphic indices in
relation to other determinants of brain development. Schizophr. Res. 52: 181-93.
308.Velakoulis D., Wood S.J., McGorry P.D., Pantelis C., 2000. Evidence for progression of
brain structural abnormalities in schizophrenia: beyond the neurodevelopmental model.
Aust. N. Z. J. Psychiatry 34 (Suppl.), 113-126.
309.Wahlberg K.E., Wynne L., Oja H., Keskitalo P., Pykäläinen L., Lahti I., Moring J.,
Naarala M., Sorri A., Seitamaa M., Läksy K., Kolassa J., Tienari P., 1997. Geneenvironment interaction in vulnerability to schizophrenia: findings from the Finnish
Adoptive Family Study of Schizophrenia. Am. J. Psychiatry 154, 355-362.
310.Walker E., Aylward E., 1984. The High-Risk Mthod: the Swedish High-Risk Project. In:
Mednick S., Harway M., Finello K. (Eds.), Handbook of Longitudinal Research, vol. 5.
Praeger, New York, pp. 453-455.
311.Walker E., Cudeck R., Mednick S., Schulsinger F., 1981. Effects of parental absence and
institutionalization on the development of clinical symptoms in high-risk children. Acta
Psychiatr. Scand. 63, 95-109.
312.Walker E., Grimes K., Davis D., Smith A., 1993. Childhood precursors of schizophrenia:
facial expressions of emotion. Am. J. Psychiatry 150, 1654-1660.
313.Walker E., Diforio D., Baum K., 1999. Developmental neuropathology and the
precursors of schizophrenia. Acta Psychiatr. Scand. 99 (Suppl. 395), 12-19.
314.Walker E.F., Savoie T., Davis D., 1994. Neuromotor precursors of schizophrenia.
Schizophr. Bull. 20: 441-51.
315.Walker E.F., Lewis N., Loewy R., Palyo S., 1999. Motor dysfunction and risk for
schizophrenia . Dev. Psychopathol. 11: 509-523.
316.Weickert T.W., Goldberg T.E., Gold J.M. et al. Cognitive impairments in patients with
schizophrenia displaying preserved and compromised intellect. Arch. Gen. Psychiatry
2000; 57: 907-13.
317.Weinberg D., 1995. Schizophrenia: from neuropathology to neurodevelopment. Lancet
346, 552-557.
114
318.Weintraub S., 1987. Risk factors in schizophrenia: the Stony Brook High-Risk Project.
Schizophr. Bull. 13, 439-450.
319.Weintraub S., Neale J.M., 1984. The Stony Brook High-Risk Project. In: Watt N.F.,
Anthony E.J., Wynne L.C., Rolf J.E. (Eds.), Children at Risk for Schizophrenia. A
Longitudinal Perspective. Cambridge Univ. Press, New York, pp. 243-285.
320.Weiser M., Reichenberg A., Rabinowitz J. Ve ark., 2001. Association between
nonpsychotic psychiatric diagnoses in adolescent males and subsequent onset of
schizophrenia. Arch. Gen. Psychiatry 58: 959-64.
321.Williams G.V., Goldman- Rakic P.S. Modulation of memory fields by dopamine D1
receptors in prefrontal cortex. Nature 1995; 376: 572-5.
322.Wilson F.A.O., O’Scalhaide S.P., Goldman-Rakic P.S. Dissociation of object and spatial
processing domains in primate frontal cortex. Science 1993; 260: 1955-8.
323.Wolkin A., Sanfilipo M., Wolf A.P. et al., 1992. Negative symptoms and hypofrontality in
chronic schizophrenia. J. Arch. Gen. Psychiatry 49: 959-65.
324.Woods B., 1998. Is schizophrenia a progressive neurodevelopmental disorder? Toward a
unitary pathogenetic mechanism. Am. J. Psychiatry 155, 1661-1670.
325.Worland J., Lander H., Hesselbrock V., 1979. Psychological evaluation of clinical
disturbance in children at risk for psychopathology. J. Abnorm. Psychopathol. 88, 13-26.
326.Worland J., Weeks D., Weiner S., Schechtman J., 1982. Longitudinal, prospective
evaluations of intelligence in children of risk. Schizophr. Bull. 8, 135-141.
327.Worland J., James C., Anthony J., McGinnis M., Cass L., 1984A. St. Louis Risk
Research Project: comprehensive progress report of experimental studies. In: Watt N.F.,
Anthony E.J., Wynne L.C., Rolf J.E. (Eds.), Children at Risk for Schizophrenia. A
Longitudinal Perspective. Cambridge Univ. Press, New York, pp. 105-147.
328.Worland J., Weeks D., James C., Strock B., 1984b. Intelligence, classroom behavior, and
academic achievement in children at high and low risk for psychopathology: a structured
equation analysis. J. Abnorm. Child Psychol. 12, 437-454.
329.Wrede G., 1984. Vulnerability to schizophrenia: a theoretical and empirical approach.
General Psychology Monographs, Number B5. University of Helsinki, Helsinki, pp. 47115.
330.Wrede G., Mednick S., Huttunen M., Nilsson C., 1980. Pregnancy and delivery
complications in the births of an unselected series of Finnish children with schizophrenic
mothers. Acta Psychiatr. Scand. 62, 369-381.
115
331.Wynne L.C., Cole R.E., Perkins P., 1987. University of Rochester Child and Family
Study: risk research in progress. Schizophr. Bull. 13, 463-476.
332.Young D.A., Davila R., Scher H. 1993. Unawareness of illness and neuropsychological
performance in schizophrenia. Schizophr. Res. 10: 117-24.
333.Yung A., Phillips L., McGorry P., McFarlane C., Francey S., Harrigan S., Patton G.,
Jackson H., 1998. Prediction of psychosis: a step towards prevention of schizophrenia. Br.
J. Psychiatry 172 (Suppl. 33), 14-20.
334.Zornberg G., Buka S., Tsuang M., 2000. Hypoxic-ischemia related fetal/neonatal
complications and risk of schizophrenia and other nonaffective psychoses: a 19-year
longitudinal study. Am. J. Psychiatry 157, 196-202.
335.Cannon M.., Caspi A., Moffitt T.E. VE ARK., Evidence for early-childhood, pandevelopmental impairment specific to schizophreniform disorder: results from a
longitudinal birth cohort. Arch Gen Psychiatry 2002; 59: 449-456.
336.Rutter M., Tizard J., Whitmore K., Education, Health and Behaviour. Longmans:
London, 1970.
337.Malmberg A., Lewis G., David A., Allebeck P., Premorbid adjustment and personality in
people with schizophrenia. Br. J. Psychiatry 1988; 172: 308-313.
338.Davidson M., Reichenberg A., Rabinowitz J., Weiser M., Kaplan Z.,
Mark M.,
Behavioural and intellectual markers for schizophrenia in apparently healthy male
adolescents. Am. J. Psychiatry 1999; 156: 1328-1335.
116
117
Download