kategori ıııb kron ik pelvik ağrı sendromlu hastalarda ürodinami

advertisement
T.C. SAĞLIK BAKANLIĞI
BAKIRKÖY DR. SADİ KONUK
EĞİTİM ve ARAŞTIRMA HASTANESİ
ÜROLOJİ KLİNİĞİ
Şef: Prof. Dr. Ali İhsan TAŞÇI
KATEGORİ IIIB KRONİK PELVİK AĞRI
SENDROMLU HASTALARDA ÜRODİNAMİ
BULGULARI
UZMANLIK TEZİ
Dr. Selçuk ŞAHİN
İSTANBUL- 2008
T.C. SAĞLIK BAKANLIĞI
BAKIRKÖY DR. SADİ KONUK
EĞİTİM ve ARAŞTIRMA HASTANESİ
ÜROLOJİ KLİNİĞİ
KATEGORİ IIIB KRONİK PELVİK AĞRI SENDROMLU
HASTALARDA ÜRODİNAMİ BULGULARI
UZMANLIK TEZİ
Dr. Selçuk ŞAHİN
TEZ DANIŞMANI
Op. Dr. Volkan TUĞCU
İstanbul- 2008
TEŞEKKÜR
Asistanlık eğitimim boyunca bilgi ve deneyimlerinden yararlanma fırsatı
bulduğum, her konuda desteğini bizlerden hiç esirgemeyen, her konuda çok şey
öğrendiğim, klinik şefimiz sayın Prof. Dr. Ali İhsan Taşçı’ya, tez çalışmamda olduğu gibi,
her konuda destek ve katkılarını
esirgemeyen Op.Dr. Volkan Tuğcu’ya teşekkür ederim.
İhtisas sürem boyunca tüm bildiklerini benimle paylaşan, yetişmemde emeği geçen
kliniğimiz uzmanlarından Op.Dr. Turgay Seymen, Op.Dr.Nadir Kalfazade, Op.Dr.Necati
Gürbüz ve Op.Dr.Ekrem Güner’e, asistanlığımın ilk senelerinde birlikte çalıştığımız
Op.Dr. Mahmut Yetkin, Op.Dr. Ali Rıza Sığırcı, Op.Dr. Murat Dinçer ve Op.Dr. Hakan
Moralı teşekkürlerimi sunarım.
Yine ihtisas sürem boyunca beraber çalışmaktan büyük zevk duyduğum asistan
arkadaşlarım Muzaffer Baş, Serdar Karadağ, Bedi Özbay, Eray Kemahlı, Bekir Aras,
Selim Taş, Hakan Polat, Ernis Su, Alper Bitkin, Bircan Mutlu ve Erkan Sönmezay’a
teşekkür ederim.
Ayrıca ihtisas sürem boyunca yardım ve güleryüzlerini esirgemeyen başta sorumlu
hemşiremiz Şennur Çavdar olmak üzere tüm klinik ve ameliyathane çalışanlarına teşekkür
ederim.
Selçuk Şahin
2008
İÇİNDEKİLER
1. GİRİŞ ve AMAÇ
2. GENEL BİLGİLER
3. YÖNTEM ve GEREÇ
4. BULGULAR
5. TARTIŞMA
6. SONUÇ
7. KAYNAKLAR
1. GİRİŞ ve AMAÇ
Prostatit; prostat bezinin inflamasyonu anlamına gelmektedir. Erişkin erkeklerin perine,
pelvis, suprapubik alan ve dış genital organlar bölgesinde ağrı ve işeme semptomları ile
seyreden klinik bir durumdur. Cinsel işlev bozuklukları ve psikolojik problemler sıklıkla
tabloya eşlik eder (1). Prostatit 50 yaşından küçük erkeklerde en sık, 50 yaşından sonra da
benign prostat hiperplazisi ( BPH ) ve prostat kanserinin ardından 3. en sık tanı konulan
ürolojik hastalıktır (2).
1 ) Kategori I- Akut Bakteriyel Prostatit,
2 ) Kategori II- Kronik Bakteriyel Prostatit,
3 ) Kategori III- Kronik Pelvik Ağrı Sendromu ( KPAS )
Kategori IIIA- İnflamatuar Kronik Pelvik Ağrı Sendromu ( KPAS )
Kategori IIIB- Noninflamatuar Kronik Pelvik Ağrı Sendromu ( KPAS )
4 ) Kategori IV- Asemptomatik İnflamatuar Prostatit olmak üzere 4 grupta
sınıflandırılmaktadır. Bu gruplar içerisinde klinik pratikte en sık karşılaşılan KPAS, kendi
içinde inflamatuar ve non-inflamatuar olmak üzere iki gruba ayrılır. Bu tanımlayıcı ayırım
prostat masajı ile elde edilen sekresyonda lökosit seviyelerinin ölçülmesi ile yapılır (3).
Kronik prostatit ( KP ) etyolojisi hakkında birçok teori öne sürülmüştür. Etyolojide
en çok üzerinde durulan; mikrobiyolojik faktörler, disfonksiyonel işeme, intraprostatik
duktal reflü, immünolojik değişiklikler, nöral disregülasyon, pelvik taban yapısı
anormallikleri ve psikolojik sebeplerdir. Fakat hastaların pek çoğunda etyoloji tam olarak
aydınlatılamamakta ve genel olarak tanı ölçütleri zayıf kalmaktadır. Bu nedenle hastalara
ampirik tedaviler verilmektedir.
KPAS’nun etyolojisinde en çok üzerinde durulan teorilerden biri; disfonksiyonel ve
yüksek basınçlı işeme ve muhtemelen bununla ilişkili intraprostatik kanallara idrar
reflüsüdür (4). Persistan obstrüktif ve irritatif işeme semptomlarından sorumlu olduğu
düşünülen sebepler içinde mesane boynu ya da üretral obstrüksiyon ve mesane boynu
hiperplazisi ya da fibrozisi bulunmaktadır (5-8). Bu hastalıkların tanısı ürodinami ile
konulmaktadır. Literatürde bu hastalardaki ürodinami bulguları ile ilgili farklı görüşler
mevcuttur. Bir çok araştırmacı bu hastalarda obstrüktif tipte ürodinamik bulgular
saptamıştır (9,10). Bazı çalışmalarda ise dolum sistometrisinde anormallikler saptanmıştır
(11). Bazı araştırmacılar ise kronik alt üriner sistem semptomları olan erkeklerin genelde
KP şeklinde yanlış tanı aldıklarını iddia etmişler ve tanı konmamış kronik işeme
bozukluğuna dikkat çekmişlerdir (12-14). Bazı yayınlarda hastaların çok az bir kısmında
ürodinamik anormallikler saptamışlardır (15).
Bu çalışmadaki amacımız;
- Noninflamatuar KPAS’lu hastalarda ürodinamik bulguları araştırmak,
- Ürodinamik incelemelerin tanı ve tedavi aşamasındaki yerini literatür ile
karşılaştırmaktır.
2. GENEL BİLGİLER
2.1. Tarihçe
Binsekizyüzlü yıllara kadar prostatit semptomlarının gelişiminin tekrarlayıcı perineal
travma
( ata binmek ya da at arabasına kötü bir şekilde yerleştirilmiş sert koltuklar üzerinde
sürücülük yapmak ) ve aşırı ya da anormal cinsel pratiklerle ilişkili olduğuna
inanılmaktaydı. Legneau, 1815 yılında prostat bezindeki inflamasyonu ilk tarif eden kişi
olsa da, Verdes, 1918’de prostatit patolojisini ilk kez doğru olarak tarif etmiştir (16).
Yirminci yüzyılın büyük bir kısmında primer tedavi yöntemi tekrarlayan prostat
masajlarından ibaretti (16-19). Yirminci yüzyılla başlayan modern çağda hastalığın kliniği,
patolojisi ve prostatik spesmenlerin mikroskobik inceleme sonuçları tanımlanmıştır.
Bundan kısa bir süre sonra alt üriner traktustaki bakteriyel ve sitolojik lokalizasyon
çalışmaları tanımlanmış ve 1930’larda standardize edilmiştir (20-23). Pasteur ve diğer
mikrobiyologların infeksiyöz hastalıklarla ilgili çalışmaları sonrası ürologlar, prostatitin
gerçekte infeksiyöz bir hastalık olduğunu düşünmüşler. Bindokuzyüzotuzlarda
sulfonamidlerin kullanılmaya başlanmasıyla temel tedavi yaklaşımı antimikrobiyal tedavi
olmuştur (24). Daha sonra 1950’ler ve 1960’larda ise kültürde üretilen bakterilerin
gerçekten semptomlara neden olup olmadığı soruları ortaya çıkmıştır (25-27).
Asemptomatik erkeklerde yapılan kontrol çalışmalarında benzer mikrobiyolojik profiller
ortaya konmuştur (28).
Prostatit tedavisinin modern çağı 1960’larda Meares ve Stamey’in dört kap alt üriner
traktus lokalizasyon çalışmasını tanımlaması ile başlamıştır (29). Bu sayede prostat
spesmenlerinde bakteri bulunan oldukça küçük bir hasta grubunda antimikrobiyal tedavi
anlamlı hale gelmiştir.
İlerleyen yıllarda KP etyolojisi ve tedavisi hakkında birçok çalışma yapılmıştır.
Tedavide birçok ilaç ve yöntem denenmiştir. Bunlardan bazıları α-blokerler, COX-2 (
siklooksijenaz-2 ) inhibitörleri, pentosan polisülfat, allopurinol, finasterid, kuersetin,
haftada 3 kez ejakülasyon, transüretral prostat rezeksiyonu, balon dilatasyon, hipertermi,
transüretral iğne ablasyon tedavisi ve radikal prostatektomidir (30). Bütün bu gelişmelere
rağmen KP ürolojinin en zor konularından birisidir. Araştırmacılar KP tanı ve tedavisi ile
ilgili çalışmalara devam etmektedirler.
2.2. Epidemiyoloji
Prostatit prevalansı, diğer iki prostat hastalığı olan benign prostat hiperplazisi ( BPH )
ve prostat kanseriyle rekabet edecek düzeylerdedir. Prostatit 50 yaşın altındaki erkeklerde
en sık konulan ürolojik tanıdır. Elli yaşın üzerindeki erkeklerde de BPH ve prostat
kanserinden sonra 3. en sık konulan tanı prostatittir ve bu grupta % 8 oranında prostatit
tanısı konulmaktadır (2). McNaughton-Collins ve ark, tarafından yapılan ve Amerika
Ulusal Ambulatuar Medikal Bakım Taramasının ( NAMCS ) verilerinin kullanıldığı bir
çalışmada; Amerika’da doktor muayeneleri sonucunda yılda 2 milyon prostatit tanısının
konulduğu saptanmıştır (2). 1990’ların ortalarında Wiskonsin’de ürologlar yılda ortalama
100 prostatit tanısı koymaktaydılar (31). Benzer şekildeki bir çalışmada, Kanadalı
ürologlar % 38’i yeni tanı alanlar olmak üzere, ayda ortalama 11 prostatit tanısı
koymaktaydıylar (32). Dane bölgesi ve Wiskonsin’deki tarama çalışmalarında ve yine
Wiskonsin ulusal koruma ünitesinin genç erkeklerle yaptığı tarama çalışmasında, 20-50
yaş arası erkeklerin % 5’inde prostatit geçirme anamnezi olduğu bulunmuştur (31,33).
Hollanda’daki, tarama çalışmasında, % 4 oranında geçirilmiş prostatit anamnezi olduğunu
bulmuşlar (34). Robert ve ark, Minesota’daki Olmsted bölgesinde medikal kayıtları
yapılmış 2113 erkek hastanın verilerini tekrar gözden geçirdiklerinde ( ortalama 50 aylık
takip süresi ) klinisyenlerin prostatit tanısı koyma oranının % 11 olduğunu bulmuşlar (35).
Klinisyenin koyduğu prostatit tanısının güvenirliliğinin yeterli olmaması ve
prostatitle ilgili hasta grupları ile doktor verilerinin toplanmasının uzun zaman almasından
dolayı bu epidemiyolojik çalışmaların çoğu sınırlı verilere sahiptir. Uluslararası ( İngiltere,
Fransa, Hollanda, Kore ) düzeyde epidemiyolojik bir çalışma olan Urepik çalışmasında sık
görülen ürolojik hastalıklar, dizüri prevalansı, perineal ve penil rahatsızlık hissine ait
bilgiler toplanmıştır (36). Nickel ve Sorensen’in semptom skorlamasını temel alan bir
analizi kullanmalarıyla, yaşları 40-79 arasındaki 4800 erkek hastanın prostatit benzeri
semptomları ölçülebilmiştir (37). Bir yıl boyunca erkeklerin % 35’i en az bir prostatit
semptomuna sahiptiler ve bu erkeklerin % 8’i bunu minör bir problem olarak
tariflemekteydiler (38). Kanada’da yapılan ve popülasyona dayalı bir çalışma olan Lennox
ve Addington bölge çalışmasında, genel erkek popülasyonunda prostatit benzeri
semptomların prevalansını saptamak için onaylanmış Ulusal Sağlık Enstitüsü Kronik
Prostatit Semptom İndeksi ( NIH-KPSİ ) kullanılmıştır (39). Bu çalışmada, yaşları 20-74
arasındaki erkek katılımcıların % 9,7’si perinede ya da ejakülasyon sırasında ağrı
tarifliyorlardı ve total ağrı skoru 4 ya da daha fazlaydı. Bu lokalizasyon ve seviyedeki ağrı
yakınması çoğu klinisyeni KP tanısına götürmeye yetiyordu. Bu yaş grubunda, % 6,6
erkekte bir hafta boyunca benzer semptomlar mevcuttu ve ağrı skoru 8 ve daha üstündeydi
(40).
Geleneksel olarak prostatit genç erkeklerin hastalığı olarak bilinmektedir.
Epidemiyolojik çalışmalarda prostatitin, ileri yaşlarda gözlemlenen BPH ve prostat
kanserinin aksine, tüm yaş grubundaki erkeklerde gözlemlenebileceği bildirilmiştir.
Olmsted bölge çalışmasında 66 yaş ve üzerindeki erkeklerle kıyaslandığında prostatit tanısı
koyma oranı; 18-35, 36-50, 51-65 yaş gruplarında sırasıyla 1,6, 2,6 ve 2,1 kat daha fazla
bulunmuştur (35). Klinisyence prostatit tanısı konulan olguların yaşa özgü prevalansı 2049 yaş arasında en yüksekken 70 yaş ve üzeri grupta da yüksek prevalans değerleri
mevcuttur. Genel olarak akut ya da kronik prostatit tanısı koyma olasılığı 85 yaşındaki
bireyde % 26’dır. Urepik çalışmasının takip sonuçları analiz edildiğinde erkeklerin 40-49
yaşlarda % 5,9 ve 70-79 yaşlarda % 6,8’inde orta dereceden şiddetliye varan oranlarda
prostatit semptomları olduğu bildirilmiştir (36,41). Lennox ve Addington bölge
çalışmasında 50 yaş altındaki erkeklerdeki prostatit benzeri semptomların prevelansı ( bir
haftada en azından hafif semptomu olanlar % 11,5 ) ile 50 yaş üzerindekilerin prevalansı (
bir haftada en azından hafif semptomu olanlar % 8,5 ) arasında anlamlı fark bulunmamıştır
(40).
2.3. Histopatoloji
Patologlara göre prostatit, prostat parankimi içerisinde inflamatuar hücre sayısının
artması şeklinde tanımlanır (42). Prostatik inflamasyona, prostatit, BPH ve prostat
kanserinde rastlanabilir (43-45). Otopsi serilerinde herhangi bir prostat hastalığı olmayan
erkeklerin prostat doku örneklerinde, % 44 oranında prostatik inflamasyon gözlenmiştir
(46).
Prostattaki kronik inflamasyon görünümü, prostat hastalığı olan ya da olmayan
hastaların prostat dokularında gözlemlenebilmektedir. En sık gözlemlenen inflamasyon
paterni prostat asinilerinin hemen komşuluğundaki stromada gözlemlenen lenfositik
infiltrasyondur (47). İnflamatuar yapının yoğunluğu; dağınık lenfositik görünümden yoğun
lenfoid nodüllerine kadar değişkenlik gösterebilir. Stromal lenfositik infiltrasyonlar sıklıkla
periglandüler inflamasyonla birliktedir. Yaygın, küme şeklinde ve daha az sıklıkta
lenfositik nodüller ile dağınık şekildeki plazmositler, fibromüsküler stromada duktuslar ve
asinilerle aşikar bir ilişki olmaksızın gözlemlenirler. Glandüler epitel ve lümen tarafından
sınırlandırılan inflamatuar hücre infiltrasyonu, prostatit ve BPH ile birliktelik gösterirken,
asemptomatik hastalarda izole bir bulgu olarak nadiren gözlemlenir. İntraepitelyal
inflamatuar hücreler; nötrofiller, lenfositler, makrofajlar ya da bunların tümünün
birlikteliği şeklindeyken, nötrofil ve makrofajlar tipik bir şekilde lümen içinde bulunurlar.
2.4. Etyoloji
2.4.1. Mikrobiyolojik
2.4.1.1. Gram Negatif Üropatojenler
Gram negatif bakterilerden gastrointestinal flora kaynaklı Enterobacteriaceae ailesi,
bakteriyel prostatite en sık neden olan etkenlerdir. En sık gözlemlenen mikroorganizma,
infeksiyonların % 65-80’inde identifiye edilen Escherichia coli suşlarıdır (48-50).
Olguların % 10-15’inde Pseudomonas aeuroginosa, Serratia türleri, Klebsiella türleri ve
Enterobacter aerogenes tespit edilmiştir (51,52).
Bakteriyel prostatit patogenezinde ürovirülans faktörleri önemli bir rol
oynamaktadır. Örneğin bakteri P-fimbriyası üroepitelyal hücrelere bağlanarak bakterinin
üriner traktusa girişini kolaylaştırmanın yanında prostat glandının kendisinde de derin
infeksiyon oluşumuna sebep olabilmektedir (53-54). Escherichia coli’nin alt üriner
traktusta kolonize olması mannoz duyarlı fimbriya olarak da bilinen tip 1 fimbriyası ile
kolaylaşmaktadır. Reseptörü üroepitelyal
üromukoidde sıklıkla bulunur. İnsanlarda sistit yanında prostatit oluşmasında da bu
birlikteliğin sıklıkla varolduğu gösterilmiştir (55). Akut bakteriyel prostatitin gelişimi
sırasında tip 1 fimbriyada faz değişikliği oluşabilir (56). Bakteri glanddaki duktusların dip
kısımlarına yerleşir, vücut savunması ve antibiyotiklerce tehdit edildiğinde de agregasyon (
biyofilm olarak adlandırılır ) eğilimi gösterir. Bu durum, sistit antibiyotiklerle tedavi edilse
bile bakterinin prostat glandında kalmasını sağlamaktadır (57,58).
2.4.1.2.Gram Pozitif Bakteriler
Enterokokların, dokümante edilmiş prostat infeksiyonlarının % 5-10’undan sorumlu
olduklarına inanılmaktadır (51,59,60). Anterior üretrada kommensal şekilde bulunsalar da
diğer gram (+) mikroorganizmaların patogenezdeki rolü tartışmalıdır (61). Staphilococcus
saphrofiticus, hemolitik streptokoklar, Staphilococcus aureus ve diğer koagülaz negatif
stafilokoklar gibi gram (+) mikroorganizmaların etyolojide rol aldığı bir grup otörce ileri
sürülmüştür (59,60). Nickel ve Costerton, koagülaz negatif stafilokokların prostatik
sekresyonlarda bulunduğunu ve aynı zamanda KP’li erkeklerden alınan transperineal
prostat biyopsi örneklerinde de ( mikroskopi ve kültürde ) bu bakterilerin olduğunu
göstermişlerdir (58). Her ne kadar bu ve diğer çalışmalarda koagülaz negatif
stafilokokların KP patogeneziyle ilişkili olduğu ileri sürülse de, söz konusu bakterilerin
basit bir prostatik kolonizasyona mı sebep oldukları yoksa gözlemlenen inflamasyon ve
semptom kompleksini mi oluşturdukları gösterilememiştir.
2.4.1.3. Anaerobik bakteriler
Prostata özgü spesmenlerin anaerobik kültürlerinin yapıldığı çalışmalarda az sayıda
hastada anaerobik bakteri tespit edilebilmiştir (62-64). Bu bulgu kesin değildir ve
anaerobik bakterilerin rolü aslında bilinmemektedir.
2.4.1.4. Korinabakteri İnfeksiyonu
Korinabakteri türleri prostatın nonpatojenleri olarak kabul edilseler de prostatitin
etyolojik ajanlarından oldukları iddia edilmektedir (65). Dominque ve ark, PS’nın rutin
kültürlerinde, bu kültürü zor korinabakterlerin tespit edilemeyeceğini ileri sürmüşlerdir
(66). Prostatik sıvının direkt gram boyamasıyla görünen, değişken boyanma özelliği
gösteren pleomorfik kokobasiller, rutin kültür ortamlarında büyümemektedirler. Bu şişkin
pleomorfik basiller, floresan akridin orange boyaması ile görülebilirler. Tanner ve ark,
polimeraz zincir reaksiyon tekniğini kullanarak, KP’li 17 hastanın % 65’inde bakteriyel bir
bulguyu ( filogenetik olarak korinabakteri türlerinin hakimiyetindeki gram (+)
mikroorganizmalarda ) saptayabilmişlerdir (67). Bu hastaların yaklaşık yarısı
antimikrobiyal tedaviye cevap verme eğilimindeyken, bu bakterinin moleküler bulgularına
hangi hastaların sahip olduğu belirtilmemiştir.
2.4.1.5. Klamidya İnfeksiyonu
Kronik prostatik inflamasyonda etyolojik bir ajan olarak Chlamydia trachomatis’in
bulunduğuna dair deliller şüpheli ve tartışmalıdır. Mardth ve Colleen, kontrol grubunda %
3 olmak üzere KP’li erkeklerin üçte birinde Chlamydia trachomatis’e karşı oluşan
antikorları tespit etmişlerdir (67). Shortliffe ve ark, non-bakteriyel prostatitlilerin %
20’sinin prostat sıvılarında antiklamidyal antikorların olduğunu göstermişlerdir (69).
Koroku ve ark, C. trachomatis spesifik immunglobulin A’yı (IgA) kronik nonbakteriyel
prostatitli olguların % 29’unda tespit etmişlerdir (70). Bruce ve ark, KP olgularının %
56’sının C. trachomatis ile infekte olduğunu bulmuşlardır (71). Bir takip çalışmasında,
Bruce ve Reid 31’inin klamidyal prostatit olduğuna inanılan abakteriyel prostatitli 55
erkeğin 6’sında; klamidyal prostatit tanısı koymak için mikroorganizmanın kültür ya da
immunfloresansla identifiye edildiği kesin kriterleri ortaya koymuşlardır (72). Kuroda ve
ark, prostatitli erkeklerin % 20’sinde, hastaların üretrasında C. trachomatis’i saptamışlardır
(73). Diğer araştırmacılar da benzer sonuçlara ulaşmışlardır (74). Chlamydia, prostatik
doku spesmenlerinden de izole edilmiştir. Poletti ve ark, kronik abakteryel prostatit tanılı
erkeklerin transrektal aspirasyon biyopsi dokularında C. trachomatis’i izole etmişlerdir
(75). Abdelatif ve ark, in situ hibridizasyon tekniğini kullanarak transüretral yolla alınan
prostat dokularında, erkeklerin % 30’unda kronik abakteriyel prostatitin histolojik
delillerini saptamışlardır (76). Shurbaji ve ark, histolojik olarak prostatit bulgusu olan
erkekleri inflamasyon olmaksızın BPH’sı olan olgularla karşılaştırdıklarında, prostatit
olgularının % 31’inde parafindeki sekresyonlarda C. trachomatis’i saptamışlardır (77).
Mardh ve Colleen, KP olgularının üçte birinde C. trachomatis’in bulunduğunu iddia
etmişlerse de, yaptıkları takip çalışmasında kullandıkları kültür ve serolojik testlerle
idyopatik prostatitte, C. trachomatis’in etyolojik bir ajan olduğunu gösterememişlerdir (7880). Shortliffe ve Wehner, prostatik sıvıda antiklamidyal antikor titrelerini
değerlendirdikleri çalışmalarında da benzer bir sonuca ulaşmışlardır. Kontrol grubunun %
12’sinde ( nonbakteriyel prostatitlilerin % 20’sine kıyasla) antikorlar tespit edilmiştir (81).
Berger ve ark, KP’li hastaların üretra örneklerinin kültüründe C. trachomatis’i
üretememişler ve bu hastalarda bu bakteriye karşı lokal ya da serolojik bir immün yanıt
bulgusunu saptamamışlardır (82). Doble ve ark, kronik abakteriyel prostatitli hastaların
prostatlarındaki anormal alanlardan alınan transperineal biyopsilerde kültür ya da
immünofloresan yöntemle Chlamydia saptayamamışlardır (83). Krieger ve ark, KP’li
hastaların biyopsi dokularının ancak % 1’inde Chlamydia saptayabilmişlerdir (84). Krieger
ve arkadaşlarının, daha sonra yaptıkları lokalizasyon ve kültür serisinde de, hem üretra
hem de prostat spesmenlerinde Chlamydia üretilememiştir (85).
2.4.1.6. Üreoplazma İnfeksiyonu
Ureoplasma urealitichum, asemptomatik ve nonspesifik üretritli erkeklerin
üretralarından sıklıkla izole edilen bir mikroorganizmadır. Weidner ve ark, abakteriyel
prostatitin bulgu ve semptomlarına sahip hastaların prostata özgü spesmenlerinde yüksek
oranda U. urealitichum konsantrasyonu olduğunu bulmuşlardır (86). Isaac ve ark, kronik
nonbakteriyel prostatitli hastaların % 8’inin prostat sekresyonlarında U. Urealitichum’u
kültürde göstermişlerdir (87). Fish ve Danziger, prostatitli hastaların % 13’ünde anlamlı U.
urealitichum konsantrasyonları olduğunu bulmuşlardır (88). Spesifik antimikrobiyal tedavi
ile mikroorganizmalar tüm olgularda ortadan kaldırılabilmektedir. Ohkawa, KP’li 143
hastanın 18’inin prostatında U. urealitichum izole etmişlerdir. Antibiyotik tüm olgularda
mikroorganizmayı ortadan kaldırırken, 10 hastada semptomlar düzelmiş, 4 olguda da
PS’daki lökositler tedaviyle kaybolmuştur (89).
Diğer araştırmacılar benzer teknikler kullanarak nonbakteriyel prostatitli hastalarda
U. Urealitichum’u gösterememişler (90). Tüm bu çalışmalarda karşılaşılan en büyük
problemin kontrol grubunun çalışmaya dahil edilememesi ve toplanan spesifik prostat
örneklemelerinin muhtemel üretral kontaminasyona maruziyetinin engellenmesinin
zorluğu olduğu söylenmiş.
2.4.1.7. Diğer Mikroorganizmalar
Candida, aspergillosis ve koksidiomikozis gibi diğer mikotik ajanlar da prostatik
inflamasyon sebeplerindendir (91,92). Virüslerin prostatik inflamasyonla ilişkileri olsa da
bu ajanların prostatitteki rolleri sistematik olarak değerlendirilmemiştir (93). Prostatit
benzeri semptomları olan hastaların prostat glandlarında trichomonas varlığı da
tanımlanmıştır (94).
2.4.1.8. Kültürü yapılamayan mikroorganizmalar
Prostatite sebep olan etyolojik mikroorganizmaların tespitini sağlayan kültür
tekniklerini ilgilendiren bir çok sınırlamalar vardır (95,96). Bakteri obstrükte prostatik
kanalların içinde ya da prostatik kanalların duvarına yapışmış halde agrege olmuş biyofilm
tabakası içerisinde bulunabilir (97). Nickel ve Costerton, antimikrobiyal tedaviyle PS
kültürleri steril olan fakat semptomları devam eden kronik bakteriyel prostatit tanısı almış
hastaların % 60’ında, yapılan prostat biyopsilerinde elde edilen dokuların kültüründe
pozitiflik ( ilk mikroorganizma ile aynı tipte) saptamışlardır (58). Berger ve ark, özellikle
kommensal ve dış ortama hassas mikroorganizmaları tespit etmek için idrar ve
transperineal prostat biyopsi örneklerinin kültürünü yapmışlardır (98). Bu araştırmacılar,
PS’da inflamasyon bulgusu olan erkeklerde, inflamasyon bulgusu olmayanlara göre;
biyopsi materyali kültürlerinde bakteri izole edilme sıklığı, anaerobik bakteri kültürünün
pozitif bulunma sıklığı ve total bakteri sayılarının daha yüksek olduğunu ve daha çok
bakteri türünün izole edilebildiğini saptamışlardır. Krieger, Keay ve Riley, klinik, kültür ve
moleküler biyolojik metodların ( polimeraz zincir reaksiyonu ) bir kombinasyonunu
kullanarak inflamasyon, PS ve prostat dokusunda bakteriye spesifik 16S rRNA varlığı
arasında kuvvetli bir korelasyon olduğunu bulmuşlardır (99-101). Tanner ve ark, rRNA’yı
temel alan moleküler bir yöntemi kullanarak, KP’li 17 hastanın 11’inde bakteriyel bir
bulguyu saptamışlardır (67). Çevresel bakterilerin ancak % 10’undan azının identifiye
edilebildiği tahmin edilmektedir. Çevresel etkenlere aşırı duyarlı ve kültürü yapılamayan
mikroorganizmalar, prostat glandında bulunabilir ve inflamatuar proçeslerin oluşumuna ve
semptomların gelişmesine katkıda bulunabilirler. Kültürü olmayan ve çevresel etmenlerden
çabuk etkilenen organizmaların rolüne dair lehte ve aleyhte delilleri tekrar değerlendiren
araştırma, mikroorganizmaların rolü konusunda kararsız kalmaktadır. Mikroorganizma
dışında bir etyolojik sebebin de olabileceği unutulmamalıdır (102).
2.4.2. Prostatik konak savunmasının değişikliği
Bakteriyel kolonizasyonu kolaylaştıran risk faktörleri ya da prostatın potansiyel
patojenik bakterilerce infekte olması şu durumlarda olmaktadır: intraprostatik duktal reflü,
fimozis, spesifik kan grupları, korunmasız anal rektal cinsel ilişki, üriner sistem
infeksiyonu, akut epididimit, kalıcı üretral kateterler, kondom kateter drenajı ve tedavi
edilmemiş infekte idrar varlığında yapılan transüretral cerrahi girişimler (4,103-106).
Prostatın sekretuar disfonksiyonu prostatik sekresyonların içeriğindeki, prostatitli
hastalarda tanı koydurucu olabilen bir değişiklikle karakterizedir. Fruktoz, sitrik asit, asit
fosfataz, magnezyum, kalsiyum ve çinko içeren prostatik antibakteriyel faktör
seviyelerinde bir azalma olurken; pH, laktat dehidrogenaz izoenzim-5’in laktat
dehidrogenaz-1 izoenzimine oranı, seruloplazmin ve kompleman C3 gibi inflamatuar
proteinlerin düzeyi artmaktadır (106). Prostatın sekretuar fonksiyonundaki bu tanımlanan
değişikliklerden, prostatik sekresyonların normal antibakteriyel yapısının değişmesi de
sorumludur. Prostatik antibakteriyel faktördeki düşüş, prostatik sıvının intrensek
antibakteriyel aktivitesinde bir düşmeye sebep olabilirken, alkalen pH temel
antibiyotiklerin prostatik doku ve sıvıya geçişine engel olabilir (107,108). Bununla birlikte
bu içeriksel değişikliklerin inflamasyonun sebebi mi, sonucu mu olduğu bilinmemektedir.
2.4.3. Disfonksiyonel İşeme
Yüksek basınçlı disfonksiyonel akım paternlerine sebep olan anatomik ya da
nörofizyolojik obstrüksiyonlar, prostatit sendromunun patogenezine dahil edilmektedir.
Ürodinamik çalışmalar birçok hastanın, özellikle prostatodinisi olan olguların maksimal
idrar akım hızlarının azaldığını ve obstrüktif akım paternine sahip olduklarını göstermiştir
(9). Video-ürodinamik çalışmalarda prostatit sendromu olan çoğu olguda mesane
boynunun huni şeklini almasında yetersizlik yanında bu bölgede vezikoüretral dissinerjik
paternin olduğu gösterilmiştir (12,14). Bu dissinerjik işeme perineal-pelvik nöral sistemde
otonomik aşırı stimulasyona sebep olabilir ve kronik nöropatik ağrı durumu ortaya
çıkabilir. Alternatif olarak bu yüksek basınçlı disfonksiyonel işeme duyarlı bireylerde
intraprostatik duktal reflüye neden olabilir.
2.4.4. İntraprostatik Duktal Reflü
İdrar ve muhtemel bakterinin prostatik kanallara reflüsünün, prostatik
inflamasyonun patogenezinde rol oynayan en önemli etyolojik mekanizmalardan biri
olduğu ileri sürülmektedir (4). Anatomik olarak periferik zonun duktal drenajı diğer
prostatik zonlara kıyasla intraprostatik duktal reflüye daha hassastır (6,7). Kirby ve ark,
nonbakteriyel prostatit tanısı alan erkeklerin mesanesine karbon partikülü solüsyonu instile
etmişler. Nonbakteriyel prostatitli erkeklerde cerrahi sonrasında karbon partiküllerini PS,
makrofajlar, prostatik asini ve duktal sistemde saptamışlar (4). Persson ve Ronquist’e göre
PS’da yüksek ürat ve kreatinin olması durumunda prostatik kanallara idrar reflüsünün
olduğu varsayılabilir (109). Prostat taşı, prostatik sekresyonda olmayan sadece idrarda
bulunan maddelerden oluşmaktadır (110). Bu durum üriner intraprostatik reflünün
olduğunun ve bunun da muhtemelen prostat taşı oluşumuna katkıda bulunduğunun bir
delilidir. Prostat glandı içine patojenik bakteri reflüsü olması halinde bunlar prostat taşı
içinde korunan agregatlar oluşturarak prostata yerleşebilirler. Koruyucu bakteriyel
agregatlar ya da biyofilmler sayesinde oluşan bu tip bakteriyel kolonizasyon prostat taşı ile
birliktelik gösterebilmektedir ve bu durum uygun antibiyotik kullanılmasına rağmen
dirençli KP ve bunu takiben rekürren idrar yolu infeksiyonu ( İYE ) oluşumuna sebep
olabilir. Ludwig ve ark, transrektal ultrasonografi kullanarak prostat inflamasyonu
olmayan erkeklere kıyasla kronik inflamatuar prostatiti olan erkeklerde prostat taşı olma
olasılığının anlamlı bir şekilde arttığını bulmuşlardır (111). Kimyasal, bakteriyel ya da
immünolojik stimulasyondan kaynaklanan inflamasyon, artmış intraprostatik basıncın
muhtemel sebebi gibi gözükmektedir ve bu basınç artışı transperineal yolla yerleştirilen bir
basınç ölçerle kaydedilebilir (112).
2.4.5. İmmünolojik Değişiklikler
Bakteriyel prostatitte, lokal prostatik immün sistem, infeksiyonla aktive edilir. Akut
bakteriyel prostatitte serum ve prostatik sıvıda antijen spesifik IgA ve IgG, infeksiyonun
başlamasından hemen sonra tespit edilebilir ve başarılı antibiyotik tedavisini takiben bu
immünglobülinler 6-12 ay içinde normal seviyelerine inerler (113,114). Prostat spesifik
antijen
( PSA ) düzeyleri bakteriyel prostatitin akut epizodunda belirgin artabilir ve 6 hafta içinde
normal seviyeye yavaş bir şekilde iner (115). Kronik bakteriyel prostatitte serum
immünglobulinlerinde bir artış gözlenmezken prostatik sıvıdaki IgG ve IgA seviyeleri
artmaktadır (114). Başarılı antibiyotik tedavisini takiben aylar içinde IgG seviyeleri
normale inerken IgA ( özellikle sekretuar IgA ) seviyesi 2 yıl kadar yüksek kalabilir (113).
Kronik bakteriyel prostatitin diğer bir bulgusu da antikorla kaplanmış bakterilerin idrar, PS
ve semende tespit edilmesidir (109).
Nonbakteriyel prostatit, bilinmeyen antijenler ya da otoimmünitenin yol açtığı
immünolojik olayların aracılık ettiği bir inflamasyona sekonder olarak gelişebilir. IgA ve
IgM antikor seviyeleri ( mikroorganizma spesifik olmayan ) artmaktadır. Benzer
antikorlarla birlikte kompleman C3 ve fibrinojen de KP’li hastaların prostat biyopsilerinde
saptanmıştır (69). Hayvan modeli ve insan çalışmalarında prostatitin otoimmün bir proçes
olduğu iddia edilmiştir (117,118). Sitokin üretimi gibi diğer spesifik immünolojik
değişiklikler de inflamasyon proçesinde rol oynamaktadır (119). Başlatan sebep ne olursa
olsun, prostatik inflamasyonu olan hastalardaki prostatitin gelişiminde immünolojik
kaskadın önemli bir rolü var gibi gözükmektedir (120).
2.4.6. Kimyasal olarak indüklenen inflamasyon
Araştırmacılar KP’li hastaların prostatik sekresyonlarında idrar ve idrar
metabolitlerinin
( ürat vb. ) bulunduğunu göstermişlerdir (109). Bu araştırmacılar prostatik inflamasyon ve
bunu takiben oluşan semptomların idrardaki zararlı maddelerin prostatik kanallara
reflüsüne sekonder gelişen kimyasallarla indüklenmiş bir inflamasyon olduğunu
düşünmektedirler.
2.4.7. Nöral Disregülasyon
Bazı araştırmacılar, duyusal ve motor rahatsızlıkların ayrı ayrı ya da beraberce alt
üriner traktusun nöral disregülasyonuyla birlikte olduğunu ve bu durumun santral sinir
sisteminin edinilmiş bozukluklarından biri olabileceğini ileri sürmektedirler (121).
Zermann ve Schmidt, kronik pelvik ağrı hastası 103 kişiyi özel bir nörolojik ünitede tetkik
etmişlerdir. Bu erkeklerin çoğunda, somatik innervasyonu olan pelvik taban kaslarındaki
bilinçli kontrolün yetersiz olduğunu göstermişlerdir (122). Bu araştırmacılar, bulgularının
santral sinir sistemi ile periferik hedef olan pelvik taban kasları arasındaki fonksiyonel bir
bozukluğu yansıttığı kararına varmışlardır.
2.4.8. Pelvik Taban Kas Yapısının Anormallikleri
Bazı klinisyenler ağrı kaynağının spesifik olarak pelvik kas tabakasının; sakrum,
koksiks, iskiadik tüberkül, pubik ramus ve endopelvik fasya gibi bölgelere yapışma
alanlarından kaynaklandığına inanmaktadırlar (123). Bu alanlar prostat ve mesanenin yakın
komşuluğundadır. Bu bölgelerdeki miyofasiyal tetik noktalarının oluşumunda; kalça ve alt
ekstremitelerin mekanik bozuklukları, kronik idrar tutma paternine yol açan tuvalet
eğitimi, seksüel istismar, tekrarlayıcı minör travma ve konstipasyon, kronik pelvik uyarı
yapan spor aktiviteleri, travma ve alışık olunmadık biçimde yapılan seksüel aktivite,
rekürren infeksiyonlar ve cerrahi gibi sebeplerin rol oynadığı hipotezi öne sürülmüştür
(123).
2.4.9. İnterstisyel Sistit Benzeri Sebep
İnterstisyel sistit, primer olarak kadınlarda gözlemlenen bir kronik pelvik ağrı
sendromu şeklinde tanımlanabilir ve bazı araştırmacılar kronik nonbakteriyel prostatitin de
bu patolojiye benzer bir sebepten oluşabileceğini öne sürmektedirler. Ne yazik ki
interstisyel sistitin sebebi halen bilinmemektedir, ancak patolojik mekanizmanın
erkeklerde görülen KP ya da KPAS’dakine oldukça benzer olduğu düşünülmektedir (124).
Bazı araştırmacılar prostatit tanısı almış hastaların semptomlarından sorumlu, mesaneye
yönelik bir interstisyel sistit mekanizmasının olduğunu ve prostatın bu durumdan indirekt
olarak etkilendiğini öne sürmüşlerdir (125). Kesin olan, interstisyel sistit ve KP’deki ağrı
ve işeme semptomlarının bazı açılardan örtüştüğüdür ve KP’li hastaların sistoskopik ve
ürodinamik bulguları interstisyel sistitli hastalarınkine benzemektedir (11,126,127).
2.4.10. Psikolojik Sebepler
KP sendromlarının gelişmesinde ve artmasında psikolojik faktörlerin önemli rol
oynadığı düşünülmektedir. KP’nin psikopatolojisini değerlendiren bazı araştırmacılar bu
sendromun psikosomatik bir hastalık olarak değerlendirilmesi gerektiği kararına
varmışlardır (128,129). De La Rosette ve ark, KP’li 50 hastalık bir grupla vazektomi için
başvuran 50 hastalık grubu karşılaştırdıklarında, gruplar arasında istatistiksel olarak
anlamlı fark olduğunu ( KP’li hastalarda kişilik bozukluğu skorları yüksek bulunmuş ),
prostatitli ve psikiyatrik hasta grupları arasında ise çok küçük skor farkı olduğunu
bulmuşlardır (130). Berghuis ve ark, 51 KP hastasını kronik ağrısı olmayan 34 erkekle
kıyasladıklarında depresyon ve psikolojik rahatsızlıkların KP’li hastalarda sık olduğu
sonucuna varmışlardır (131). Egan ve Krieger, KP’li hastaları tedavi için araştırılan kronik
bel ağrılı hastalarla karşılaştırmışlardır. Prostatit olgularında majör depresyon sıkken, bel
ağrılı hastalarda somatik odaklı depresyon ve anksiyete saptanmıştır (132). Yakın tarihli bu
çalışmalar psikolojik faktörlerin bu hastalıkta önemli olduğunu göstermektedir, fakat bu
grup hastaları nörotik olarak ya da psikopatolojik bir hastalığa sahip olarak değerlendirmek
doğru gözükmemektedir.
2.4.11. Birbiriyle İlişkili, Çok Nedenli, Multifaktöriyel Etyolojiler
Hem etyolojik mekanizmaların çokluğu hem de çoğunlukla olay başladıktan sonra
bulguların progresyonu ya da kısır döngüsü KP’nin multifaktöryel etyolojiye sahip
olduğunu düşündürmektedir.
2.5. Tanım ve Sınıflandırma
2.5.1. Geleneksel Sınıflandırma
Geleneksel sınıflandırma sistemi Meares ve Stamey’in prostatit sendromlarının
ayırıcı tanısını yaptığı klasikleşmiş bir makalesine dayanmaktadır (29). Bu makalede KP’li
dört hastadan alınan ardışık kültürler ayrıntılı bir şekilde tanımlanmış ve Meares-Stamey
dört kap testi adıyla kullanılmaya başlanılmıştır. Bu testle edinilen 10 yıllık deneyim
sonucunda prostatitin dört kategorisini tanımlayan bir sınıflandırma sistemi Drach ve ark,
tarafından 1978’de tanımlanmıştır (133). Bu dört kategorinin ayırt edilmesi prostatik
sıvının mikroskopi ( lökosit, inflamatuar hücre kümeleri, mukus debriler, oval yağ
cisimleri ve makrofajların tespiti ) ve kültürlerinin
( geleneksel üropatojenlerin belirlenmesi ) analizine dayanmaktadır.
Prostatik sıvının püy içermesi, infeksiyöz hastalık bulguları ve prostatik sıvının
kültüründe üreme olması durumunda akut bakteriyel prostatit tanısı konulur. Kronik
bakteriyel prostatit tanısı, eşlik eden idrar yolu infeksiyonu ( İYE ) ya da bariz sistemik
bulgular olmaksızın pürülan prostatik sıvıda bakterilerin bol miktarda bulunmasıyla
konulur. Nonbakteriyel prostatit tanısı, prostatik sıvı kültüründe anlamlı sayıda bakterinin
olmadığı ancak prostat sıvısında mikroskobik pürülan görünümün sebat etmesi ile konulur.
Prostatodini, bundan önceki iki tanıda bulunan ağrı ve işeme şikayetlerinin olması, fakat
anlamlı bakteriüri ve prostatik sıvıda püyün olmaması ile tanınır. Prostatit sendromlarının
geleneksel ve Ulusal Sağlık Enstitüsü ( NIH ) sınıflandırma sistemi tablo 1’de
gösterilmiştir.
Drach’ın önerdiği sınıflandırma yaklaşık 30 yıl süreyle yaygın kabul görmüş ve
birçok çalışmaya temel oluşturmuştu. Bu sınıflama sisteminin önemli kısıtlamaları vardı.
Bunlar; Meares-Stamey dört kap testinin çoğu klinisyence kullanılmaması, çok az sayıda
hastaya sonradan kronik bakteriyel prostatit tanısı konulacağının anlaşılması, spesifik
tedaviye
( antibiyotik gibi ) cevaplılığın klasifikasyon sisteminden bağımsız olduğuna inanılması ve
prostatit sendromları olan hastaların kolayca bir kategoriye dahil edilememeleridir (
örneğin önceden kullandığı antibiyotik sebebi ile kültürde üremesi olmayan hastalar ya da
prostat bezine ait olmayan bir sebebi olduğuna inanılan KP’li hastalar ) (31,134).
2.5.2. Ulusal Sağlık Enstitüsü Sınıflandırması
Geleneksel tanı ve sınıflandırma sistemlerinin sınırlılığı,1995’de, prostatit
konusunda Amerika Ulusal Sağlık Enstitüsünün ( NIH ) uzlaşma toplantısının yapılmasına
önayak olmuştur. Bu toplantı sonucunda araştırma amaçlı spesifik bir sınıflandırma sistemi
geliştirilmiştir
(Tablo 1) (135). Yeni tanımlamaya göre ağrı, abakteriyel kronik prostatitteki ana
semptomdur
( değişken orandaki işeme ve seksüel disfonksiyonla birlikte ) ve KP’li hastaları kontrol
grubu ile ya da başka tipte genitoüriner yakınması ( ör. BPH ) olanlarla ayırmada optimal
kriterdir. Bu sınıflama iki ana konuda geleneksel olandan ayrılmaktadır; bunlar kategori
III- KPAS ve kategori IV- asemptomatik inflamatuar prostatit.
Kategori I, geleneksel sınıflama sistemindeki akut bakteriyel prostatitin, kategori II
ise kronik bakteriyel prostatitin karşılığıdır. Kategori III, standart mikrobiyolojik
metodlarla üropatojenik mikroorganizmanın tespit edilemediği genitoüriner ağrı durumu
olarak tanımlanmaktadır. Bu sendromda, kategori IIIA ya da inflamatuar KPAS ( PS’da,
prostat masajı sonrası idrarda ya da semende bol lökosit olmasıdır ) ve kategori IIIB
noninflamatuar KPAS
( benzer spesmenlerde lökosit olmamasıdır ) şeklinde alt gruplara ayrılmıştır. Kategori IV
ya da asemptomatik inflamatuar prostatit majör bir problem olmuştur ve geleneksel
sınıflama sistemince ihmal edilmiştir. Prostata özgü spesmenlerde ( PS, semen ve doku
biyopsileri ) anlamlı oranda lökosit saptanırken ( veya bakteri ya da her ikisinin birlikteliği
) tipik kronik pelvik ağrının olmaması durumunda hastalar kategori IV prostatit olarak
sınıflandırılırlar. BPH ya da prostat kanserli hastaların histolojik spesmenlerinde ve infertil
hastaların semen spesmenlerinde tespit edilen inflamasyon da bu duruma dahil edilebilir.
Uluslararası Prostatit Ortak Çalışma Grubu 1998’de Washington’da toplandı ve bu
toplantıda sadece klinik araştırmalarda değil klinik uygulamada da bu sınıflama sisteminin
değerliliği teyit edildi.
2.6. Klinik Tablo
2.6.1. Kategori I - Akut Bakteriyel Prostatit
Kategori I, akut bakteriyel prostatit, alt üriner traktusun nadir fakat önemli bir
infeksiyöz hastalığıdır. Bu hastalık irritatif ve obstrüktif işeme semptomlarına, akut gelişen
ağrının eklendiği ateşli sistemik hastalık tablosu ile karakterizedir. Hastalar tipik olarak
pollaküri, acil işeme hissi ve dizüriden şikayetçilerdir. Kesik kesik idrar yapma,
kalibrasyonda azalma, ıkınarak idrar yapma ve hatta üriner retansiyonun dahil olduğu
obstrüktif işeme şikayetleri sık gözlenir. Hastalar perineal ya da suprapubik ağrıdan
yakınırlar ve bu tabloya eksternal genital yapılardaki ağrı ya da rahatsızlık şikayeti eşlik
edebilir. Ek olarak ateş, terleme, halsizlik, bulantı-kusma ve hatta hipotansiyonun eşlik
ettiği bariz septisemi bulguları ve anlamlı sistemik semptomlar da görülebilir.
2.6.2. Kategori II - Kronik Bakteriyel Prostatit
Kategori II, kronik bakteriyel prostatitin tanısındaki en önemli ipucu, dokümente
edilmiş rekürren İYE anamnezinin bulunmasıdır. Dört kap testi kullanılarak kronik
bakteriyel prostatit tanısı konulan hastaların % 25-43’ü rekürren İYE anamnezi
vermektedir (136,138). Hastalar akut epizod aralarında nispeten asemptomatiktirler ya da
uzun süreli bir KPAS ile karakterizedirler. Bakteriyel prostatit prevalansı prostatit
olgularında % 5-15’ tir (136,138). En büyük ve ayrıntılı klinik çalışmalardan birinde,
Weidner ve ark, KP semptomları olan hastaların % 4,4’ünde bariz bakteriüri olduğunu
bulmuşlardır (139).
Tablo 1. Prostatit sendromlarının sınıflandırılması
Geleneksel
Amerika Ulusal Sağlık
Tanım
Enstitüsü ( NIH )
Akut Bakteriyel Prostatit
Kategori I
Prostatın akut infeksiyonu
Kronik Bakteriyel Prostatit
Kategori II
Prostatın kronik infeksiyonu
Sınıflanamayan
Kategori III Kronik Pelvik
Standart yöntemlerle prostat
Ağrı Sendromu ( KPAS )
içinde üropatojen bir bakteri
saptanamamış kronik
ürogenital ağrı
Nonbakteriyel Prostatit
Kategori IIIA
Prostat masajı sonrası idrar
( İnflamatuar KPAS )
sedimentinde, semende ya
da
prostat sekresyonunda
belirgin lökosit bulunması
Prostatodini
Kategori IIIB
Prostat sekresyonu, prostat
( Non-inflamatuar KPAS )
sonrası sedimenti ya da
semende önemsiz sayıda
lökosit
Sınıflanamayan
Kategori IV
Prostat sekresyonu, prostat
Asemptomatik inflamatuar
masajı sonrası idrar
Prostatit
sedimenti ya da semende ya
da prostat histolojik
örneklerinde lökosit (
ve/veya
bakteri ) bulunması
2.6.3. Kategori Ill-Kronik Pelvik Ağrı Sendromu ( KPAS )
İnflamatuar kategori IIIA KPAS’nu temsil eden semptomlar, noninflamatuar
kategori IIIB hastalıktakilerden ayırt edilemeyebilir. KPAS’lu hastaların semptomları geniş
bir şekilde Krieger ve ark, tarafından çalışılmıştır (140). Krieger ve ark, prostatit kliniğinde
KP’li 50 hastayı 75 kontrol hastasıyla kıyaslayarak değerlendirmişlerdir. Prostatit semptom
skorlarının gelişimiyle Neal ve Moon, Brahler ve ark, Krieger ve ark, tarafından
semptomlar en iyi şekilde tanımlanmıştır (140-142). Tüm bu çalışmalardaki belirgin
semptom çoğunlukla perine, suprapubik bölge ve peniste olan ancak testis, kasık ve belde
de olabilen ağrıdır. Ejakülasyon sırasında ya da sonrasındaki ağrı hastaların çoğunda
saptanan bir bulgudur. Acil işeme hissi, pollaküri, ıkınarak ve kesik kesik idrar yapma gibi
irritatif ve obstrüktif işeme bulguları çoğu hastada bu sendromla birliktedir. Erektil
disfonksiyon KPAS’lu hastalarda bildirilmiştir ancak bu sendromun patognomonik bir
bulgusu değildir. Tanım olarak sendrom 3 aylık süreden sonra kronik olmaktadır.
Semptomların zamanla artma ve azalma eğilimi vardır. Ancak KP’de semptom
kompleksinin yıllar içindeki doğal gidişatı bilinmemektedir.
2.6.4. Kategori IV-Asemptomatik İnflamatuar Prostatit
Kategori IV-Asemptomatik inflamatuar prostatit tanım olarak semptomlara sebep
olmayan bir durumdur. Hastalık BPH, artmış PSA seviyeleri, prostat kanseri ya da
infertilite ile birliktelik gösterir. PS ya da semenin mikroskobik incelemesi, BPH ve prostat
kanserine ait ameliyat dokularının ya da prostat biyopsi dokularının histolojik
değerlendirmesi ile prostatik inflamasyona ait bulgular açığa çıkarılır.
2.7. Yaşam kalitesine etkisi
Bu hastalığın sağlık durumu üzerine olan etkisi belirgindir. KPAS tanılı çoğu
hastanın hayat kaliteleri bozulmaktadır. Wenninger ve ark, geniş kapsamlı bir sağlık
durumu ölçümü olan “Hastalık Etki Profilini” kullanarak yaptıkları çalışmada kronik
prostatiti olan hastaların yaşam kalitesinin miyokard infarktüsü, angina ya da Crohn
hastalığı olanlarınki gibi olduğunu bildirilmiştir (143). McNaughton-Collins ve ark, benzer
hayat kalitesi değerlendirme enstrumanlarını 300 hastaya uygulamışlar ve bu bulguları
doğrulamışlardır (144). Bu araştırmacılar, hayat kalitesi değerlendirmesindeki mental
sağlık komponentinin fiziksel komponente nazaran daha sık etkilendiğini bildirmişlerdir.
2.8. Maliyeti
Prostatit, hem hastalar için hem de toplum için önemli ölçüde ekonomik harcama
yapılmasına neden olur. Bu durumun etkisi, birçok hastanın yapmak istedikleri mental ya
da fiziksel aktiviteleri yapmalarını ya da kendileri için planladıkları hedeflere ulaşmalarını
imkansız hale getirir. Doktor viziteleri, tanı teknikleri, uzun süreli tıbbi tedavi, ardarda
minimal olarak invaziv tekniklerin uygulanması ve bazı olgularda yapılan cerrahi sonucu
hastalığın topluma maliyeti artmaktadır. Yakın döneme kadar toplum tarafından yüklenilen
bu masraf, tam olarak değerlendirilmemiştir. Amerika Ulusal Sağlık Enstitüleri Kronik
Prostatit Ortak Çalışma Ağı çalışmasında 3 aydan uzun süredir hasta olan erkeklerdeki
prostatit tanısının sosyoekonomik etkisi incelenmiştir. Bu çalışmada, beklendiği gibi
ekonomik maliyetin çok büyük olduğu tespit edilmiştir (143). Tek başına ABD’deki
belirlenen hasta sayısına dayalı olan bu özel harcamaların, sadece bu ülkede yıllık yüzlerce
milyon ve belki de milyarlarca dolar olabileceği tahmin edilmektedir. İşten uzak kaldığı
süre, düşkünlük ve kişisel verimlilik kaybı ile ilişkili ekonomik maliyetler ise tahmin
edilen bu maliyetlerden anlamlı ölçüde çok daha yüksektir. Prostatit, toplum için temel bir
sosyoekonomik yüktür.
2.9. Kronik Prostatitli Hastaların Değerlendirilmesi
Akut ve kronik bakteriyel prostatit tanısı, klinik bulgular ve lokalizasyon testleri ile
kolaylıkla konurken, kategori III KPAS tanısı altta yatan olası nedenler dışlanarak konur.
Bu yüzden 3 aşamalı bir değerlendirme sistemi geliştirilmiştir. Araştırmalar basit
değerlendirme, ileri değerlendirme ve seçilmiş hastalarda değerlendirme olarak kategorize
edilmiştir (145) (Tablo2).
Genel kabul gören basit değerlendirme tam bir anamnez, parmakla rektal
muayeneyi de içeren fizik muayene ile idrar analizi ve idrar kültürünü içermelidir. İleri
değerlendirme NIH-KPSİ skoru, alt üriner trakt lokalizasyon testi ( 2 veya 4 kap testi ),
idrar akım hızı ölçümü ve rezidüel idrar miktarı tayinidir. Bazı değerlendirmeler seçilmiş
hastalarda yapılmalıdır. Bunlar idrar sitolojisi, semen analizi, üretral sürüntü kültürü,
ürodinami, sistoskopi, transrektal ultrason, pelvik US, CT veya MR’dır (145).
Tablo 2. Kronik pelvik ağrılı hastaların değerlendirilmesi
Basit Testler
Hikaye,
Fizik muayene ( rektal tuşeyi de içeren )
Tam idrar tahlili ve orta akım idrar kültürü
İleri Testler
NIH-KPSİ semptom indeksi
Alt üriner sistem lokalizasyon testi-mikroskopik ve kültür
İdrar akım hızı
Rezidü idrar miktarı tayini
Seçilmiş Hastalar
Klinik
Uluslararası prostat semptom skoru ( IPSS )
Laboratuar
İdrar sitolojisi
Üretral değerlendirme ( VB1 veya kültür için sürüntü materyali )
Semen analizi ve kültürü
Prostat spesifik antijen ( PSA )
İnvaziv çalışmalar
Ürodinamik değerlendirme
Basınç akım çalışmaları
Videoürodinami ( akım ve EMG’ yi de içeren )
Sistoskopi
Görüntüleme
TRUS
Abdominal/Pelvik Ultrason
CT
MRI
2.9.1. Hikaye
Tam bir hikaye alınması KPAS tanısında ilk adımdır. Hikaye ağrının tipini ve
lokalizasyonunu değerlendirmeli, işeme semptomları, seksüel fonksiyon ve semptomların
hayat kalitesine etkisini mutlaka içermelidir. Daha önce geçirilmiş İYE hikayesi ve daha
önceki tedaviler öğrenilmelidir. İş ve sosyoekonomik durum not edilmelidir.
2.9.2. Fizik muayene
Fizik muayene, prostatitli bir hastanın değerlendirilmesinde önemli bir basamaktır
fakat genellikle prostatitli bir hastanın kesin tanısının konmasında ya da daha ileri
sınıflandırmanın yapılmasında faydalı değildir. Fizik muayene diğer perineal, anal,
nörolojik, pelvik ve prostatik hastalıkların ekartasyonuna yardımcı olmaktadır ve prostata
spesifik spesmenlerin elde edilmesini sağlayarak alt üriner traktusun değerlendirilmesinde
önemli bir rol oynamaktadır.
Kategori I, akut bakteriyel prostatitte hastalar; yaygın hiperemi, ateş, taşikardi,
taşipne ve hatta hipotansiyonu içeren sistemik toksisite bulgularına sahip olabilirler.
Hastalarda genellikle suprapubik rahatsızlık hissi vardır ve klinik olarak tespit edilebilen
akut retansiyon tabloya eşlik edebilir. Perineal ağrı ve anal sfinkter spazmı parmakla rektal
muayeneyi güçleştirebilir. Prostatın kendisi genelde sıcak, yumuşak kıvamlı ve aşırı
hassastır. Prostatik sıvının elde edilmesi çoğu zaman gereksizdir ve hatta zararlı bile
olabilmektedir.
Kategori II, kronik bakteriyel prostatit ve kategori III, KPAS’lu hastaların fizik
muayenesi çoğu zaman dikkate değer bulgular vermemektedir. Eksternal genital, kasık
bölgesi, perine, koksiks, eksternal anal sfinkter tonusu ve iç kısımdaki pelvik yan duvarlar
ağrı ve rahatsızlık hissinin yerinin belirlenmesi açısından muayenede değerlendirilmelidir.
Prostatik masaj öncesindeki idrar örneğini verdikten sonra hastaya parmakla rektal
muayene yapılmalıdır. Prostat normal boyut ve kıvamda olabileceği gibi, büyük ve
yumuşak kıvamlı olabilir. Prostat palpasyonu sırasında oluşan ağrının derecesi değişkendir
ve prostatit sendromlarının ayırıcı tanısında faydalı değildir. Prostata spesifik spesmenlerin
elde edilebilmesi için kuvvetle yapılan prostat masajı öncesi, olası nodülarite açısından
prostat dikkatle muayene edilmelidir.
2.9.3. Tam idrar tahlili ve orta akım idrar kültürü
Diğer problemlerin ekarte edilmesinde faydalıdır. Hematüri, piyüri, proteinüri ve
glikozüri değerlendirilmelidir (145).
2.9.4. Semptom değerlendirmesi
Semptomlar, gerek bakteriyel prostatitte, gerekse KPAS’da bir sınıflandırma
parametresi olarak kullanılmak için en güçlü temele sahip görünmektedir. Bu nedenle,
semptomların nicelik olarak ölçülmesi için prostatit semptom anketleri geliştirilmiştir
(146). Bu semptom indekslerinin her biri, spesifik amaçlar ya da çalışmalar için
geliştirildikleri zaman periyodunda yeterli gözükseler de hiçbirinin araştırma ya da klinik
pratikte kullanım açısından ideal test olmadıklarına inanılmaktaydı. Çünkü bunlar kabul
edilen bir ürolojik hastalığa spesifik indekste olması gereken kesin standartlara
uymamaktaydılar (147).
NIH Kronik Prostatit Ortak Çalışma Ağı, KP’deki semptomların ve hayat
kalitesinin ölçümünde, araştırma protokollerinin yanında klinikte de kullanılabilecek
tekrarlanabilir ve geçerli bir belge oluşturdu (39). Sonuç, KP deneyiminin üç çok önemli
kısmına atıfta bulunan 9 soruluk bir test oldu. Semptom skorunda ağrının yeri, şiddeti ve
sıklığıyla ilgili 4 soru mevcuttur. Hasta semptomlarının ikinci en önemli komponenti olan
üriner şikayetler, irritatif ve obstrüktif şikayetleri ilgilendiren iki soruyla testte
bulunmaktadır. Hayat kalitesi, semptomların günlük aktivitelere olan etkisinin sorgulandığı
3 soru ile testte yer almaktadır. NIH-KPSİ uluslararası prostat araştırma birliği tarafından
nihai ölçüm yöntemi olarak kabul edilmiştir. Genel klinik ürolojik uygulamada, bu
semptom indeksinin hastaların takibi ve değerlendirilmesindeki işe yararlılığı
kanıtlanmıştır (148).
Tablo 3. NIH- Kronik Prostatit Semptom İndeksi (NIH-KPSİ):
Ağrı ya da rahatsızlık
1.Bu hafta içinde aşağıdaki bölgelerde herhangi
bir ağrı ya da rahatsızlık hissetiniz mi?
Evet Hayır
a. Rektum ve testis arasındaki bölge
1
0
( perine )
b. Testisler
1
0
c. Penis ucu (idrar yapma ile ilişkisiz )
1
0
d. Belinizin altında, pubik ya da
1
0
mesane bölgenizde
Evet Hayır
2. Bu hafta aşağıdakilerden birini
yaşadınız mı?
a. İdrar yaparken ağrı ya da yanma?
b. Cinsek ilişki sırasında ya da
sonrasında ejakülasyon ağrı ya da
rahatsızlık?
1
1
0 Asla
1 Nadiren
2 Bazen
3 Sıklıkla
4 Genellikle
5 Her zaman
4 5
0
0
0 Hiç
1 Çok az
2 Bazen
3 Çoğu zaman
8. Bu hafta içinde semptomlarınız hakkında ne kadar
düşündünüz?
Yaşam Kalitesi
6 7
8 9 10
Düşünebileceğiniz
en kötü ağrı
İdrar yapma
5. Bu hafta içinde idrar yapmayı bitirdiğinizde
mesanenizin tam olarak boşalmadığı duygusuna
ne sıklıkta kapıldınız?
.
Semptomları Etkisi
0 Hiç
1 Çok az
2 Bazen
3 Çoğu zaman
4.Bu hafta içinde yaşadığınız ortalama ağrı
ya da rahatsızlık günlerinizi en iyi tanımlayan
rakam hangisidir?
2 3
0 Her zaman değil
1 5 defada 1 den az
2 Toplamın yarısından az
3 Yaklaşık yarısında
4Yarısından daha fazla
5 Nerdeyse her zaman
7. Bu hafta içinde semptomlarınız genellikle yaptığınız
şeyleri yapmaktan sizi ne sıklıkta alıkoydu?
3. Bu hafta içinde aşağıda yer alan
bölgelerin herhangi birinda ne sıklıkta
ağrı ya da rahatsızlığınız oldu?
0 1
Ağrı
yok
6. Bu hafta içinde ne sıklıkta idrar yaptıktan iki
saat sonra yeniden idrar yapma isteği duydunuz?
0 Her zaman değil
1 5 defada 1 den az
2 Toplamın yarısından az
3 Yaklaşık yarısında
4 Yarısından daha fazla
5 Neredeyse her zaman
9. Son hafta içinde olduğu şiddette yaşamınızın
kalanını semptomlarınız ile geçirecek olsaydınız
bunun hakkında ne hissederdiniz?
0 Memnun olurdum
1 Hoşnut olurdum
2 Büyük oranda tatminkar olurdum
3 Karmaşık duygular yaşardım yara yarıya
(tatminkar ve tatminsizlik gibi)
4 Daha ziyade tatminsizlik yaşardım
5 Mutsuz olurdum
6 Çok kötü olurdum
NIH Kronik Prostatit Semptom İndeksi
Bölümlerinin Skorlanması
Ağrı: 1a,1b,1c,1d,2a,2b,2c,3 ve 4. maddelerin toplamı
İdrar semptomları: 5 ve 6. maddelerin toplamı
Yaşam kalitesi üzerindeki etki:7,8 ve 9. maddelerin
toplamı
2.9.5. Alt Üriner Sistem Sitolojik Değerlendirmesi ve Kültür Teknikleri
Kategori I, akut prostatitli hastalarda, alt üriner traktusun laboratuar
değerlendirmesinde idrar kültürü yapılması gerekmektedir. Prostat sıvısı elde etmek için
yapılan kuvvetli prostatik masajın klinik tabloyu şiddetlendireceği öne sürülmüşse de bu
durum literatürde gösterilmemiştir. Mikroskopide orta akım idrar örneğinde belirgin
lökosit ve bakteri, kültürde de genellikle tipik üropatojenler tespit edilebilir. Kan
kültüründe de aynı mikroorganizma tespit edilebilir.
1968’de Meares ve Stamey KP’li hastalarda üretra, mesane ve prostat
infeksiyonlarının ayırt edilmesinde dört kap idrar toplama tekniğini tanımlamış ve dört
dekattır bu teknik alt üriner traktusun değerlendirilmesinde “altın standart” olarak kabul
edilmiştir (29). İşenen mesane-1 (İM-1) idrar örneği, üretral spesmeni temsil eden ilk 10
ml’lik idrardır. İşenen mesane-2 (İM-2) spesmeni, orta akım idrarıyla benzerdir ve
mesanedeki idrarı temsil eder. Prostatik sıvı, prostat masajı sırasında üretradan sağılma ile
elde edilen salgıdır. İşenen mesane-3 (İM-3) spesmeni, prostat masajı sonrasındaki
prostatik üretrada kalmış olan PS’yı da içeren ilk 10 ml’lik işenen idrardır. Bu üç idrar
örneği 5 dakika santrifüj edilir ve mikroskopta lökosit ( lökosit agregatları da dahil ),
makrofaj, oval yağ cisimleri, eritrosit, bakteri ve fungus hifleri açısından
değerlendirilmelidir. Kurumamış PS damlası lama konur ve benzer şekilde incelenir. Bu
dört spesmen kantitatif kültür için laboratuara gönderilir.
Kategori II, kronik bakteriyel prostatit tanısı PS ya da İM-3 spesmenlerinde İM-1
ve İM-2’dekilere kıyasla 10 kat artmış bakteri tespit edilmesi ile konur. Akut sistit olan
olgularda lokalizasyon imkansızdır ve bu durumda hasta kısa süreli ( 1-3 gün )
nitrofurantoin gibi bir antibiyotikle tedavi edilebilir. Bu antibiyotikler prostata az geçseler
de mesane kaynaklı bakteriüriyi tedavi edebilirler. Prostat masajı sonrasında alınan idrarda
ya da PS’da bakteri olması kategori II prostatit için tanısaldır. Kategori IIIA KPAS tanısı
kültürde üropatojenlerin üretilememesi ile konulur fakat bol lökosit ( çoğunlukla her büyük
büyütme alanında 10’dan daha fazla lökosit olması şeklinde tanımlanır ) prostata özgü
spesmenlerde ( PS ya da İM-3 ya da her ikisinde ) tespit edilmektedir. Kategori IIIB KPAS
tanısı, üropatojenik bakterilerin kültürde üretilememesi ve PS’nın mikroskopik muayenesi
ya da İM-3 sedimentinde anlamlı lökositin olmaması ile konulur.
Dört kap testi prostatitli hastaların tanısal değerlendirilmesinde altın standart olarak
kalmış olsa da birçok çalışmada klinisyenlerin az ya da çok oranda bu zaman alıcı ve
pahalı testi kullanmadıkları doğrulanmıştır. Premasaj ve postmasaj testi ( ya da iki kap testi
) Weidner ve Ebner tarafından tarif edilmiş ve Nickel tarafından popülarize edilmiş basit,
maliyet-etkinlik oranı iyi olan, KP’li hastaların tarama ve kategorizasyonunda kullanılan
bir testtir (149,150). Hastadan masaj öncesi orta akım idrarı ve prostat masajı sonrasındaki
ilk 10 ml’lik idrar alınır. Bu iki idrar örneğinin mikroskobik ve kültür incelemeleriyle, KP
ile prezente olan hastaların çoğunun sınıflandırılması imkanı doğacaktır. Retrospektif
kişisel seriler ve literatürdeki çalışmalar yeniden gözden geçirildiğinde, Nickel altın
standart Meares-Stamey testine kıyasla bu testin % 91 sensitivite ve spesifitesinin
olduğunu belirtmektedir (151). Üretral ve PS spesmenlerinin çalışılmaması bu test için
sınırlandırıcı bir faktör olarak düşünülebilir. Bununla birlikte klinik üretriti olmayan
hastalarda, Krieger ve ark, inflame üretral örneğin toplanmasında İM-1 örneğine kıyasla
ucu pamuklu çubuğun kullanılmasının daha etkin olacağını göstermişlerdir. Ancak 235
hastalık serilerinde, her büyük büyütme alanında hastaların ancak % 3’ünde birden fazla
lökosit tespit etmişlerdir (85). Alınan üretral spesmenlerin anlamlı üretral inflamasyonu
nadiren tespit edebilmesi ve bu grup hastada nadiren kültürde üreme olması, prostatitli
hastaların ( klinik üretriti olmaksızın ) klinik tedavi yontemini değiştirmemektedir. Aynı
çalışmada PS ile postmasaj idrarını karşılaştırdıklarında, bir ya da her iki testte
inflamasyonu olan hastaların, PS incelemesi ile % 76’sı, postmasaj idrarın incelenmesi ile
% 82’si tespit edilebilmektedir. Ludwig ve ark, PS ve İM-3 örneklerini topladıkları 328
hastalık serilerinde, prostata spesifik inflamasyonun tespitinde İM-3’ün PS kadar doğru
sonuç verdiğini
( % 92 sensitivite, % 99 spesifite) göstermişlerdir (152). Tipik üretral
mikroorganizmaların prostatta lokalize olmaları durumunda premasaj ve postmasaj testleri
yapıldığında, klinisyenler bunları patojenik kabul etme eğilimindedirler ve bu hastaları
tedavi etmektedirler. Üretral ve PS spesmenlerinin incelenmesi ile bakterinin kesin olarak
prostatta lokalize olduğunun gösterilmesi uygun olur. Genel bir kaide olarak, PS’nın
mikroskobik olarak incelenmesi en iyi yöntemdir.
Şekil-1: Meares Stamey dört kap testi ve Pre /Post masaj testi (PPMT)
Tablo 4. Meares Stamey dört kap testi yorumu
Kategori
NIH kategori II
Örnek
Lökosit
Kültür
İM-1
-
İM-2
+/+/-*
EPS
+
+
İM-3
+
+
NIH kategori IIIA Lökosit
Kültür
-
-
+
-
+
-
NIH kategori IIIB
-
-
-
-
Lökosit
Kültür
* Kültür pozitifse kısa süreli antibiyotik tedavisi sonrası değerlendirilmelidir.
Tablo-5: Pre ve post masaj testi (PPMT) yorumu
Kategori
Örnek
Pre -M
Post-M
NIH kategori II
Lökosit
Kültür
±*
±*
+
+
NIH kategori IIIA
Lökosit
Kültür
-
+
+
NIH kategori IIIB
Lökosit
Kültür
-
-
* Kültür pozitifse kısa süreli antibiyotik tedavisi sonrası değerlendirilmelidir.
2.9.5.1. Mikrobiyolojik Faktörler
Geleneksel ve NIH sınıflandırma sistemleri standart üropatojenlerin kültürünün
yapılmasına dayanmaktadırlar. Enterobakteriler ( örnegin E. Coli, Serratia, Klebsiella,
Proteus, Pseudomonas ) en sık gözlenen üropatojenleri temsil ederler ve bunları gram (+)
enterokoklar takip etmektedirler. Tipik olarak üretrada kolonize olan diğer gr (+)
mikroorganizmalar
( Staphilococcus epidermidis, Staphilococcus saphrofiticus, Korinabakteriler ve
Bakteroidesler ), semenin de dahil olduğu prostat spesmenlerinde de ( prostata spesifik
spesmenlerde, preprostatik masaj spesmenlerine kıyasla koloni oluşturan ünite sayısında 10
kattan fazla artış ) bulunabilir ve bunların prostatik inflamasyon semptom kompleksi ile
olan ilişkisi halen açıklığa kavuşmamıştır. Günümüzde bu hastalar kategori III KPAS
olarak sınıflandırılmaktadır ancak daha fazla çalışmaya ait sonuçlar ele geçtikçe prostat
glandındaki bakteriyel patojenite hakkındaki bilgilerimiz artacaktır.
2.9.5.2. Sitolojik Faktörler
Kategori III KPAS’nun iki alt tipinin ayırdedilmesi idrar ve/veya PS’nın sitolojik
değerlendirilmesi ile olmaktadır. İdrar örneği 5 dakika santrifüj edilir ve süspansiyon lam
üzerinde 300-400 büyütmede incelenirken PS’nın bir damlası da lam üzerine konularak
aynı şekilde incelenir. Mikroskopta gözlemlenen lökositler sayısal olarak değerlendirilir.
İnflamatuar KPAS’nu noninflamatuar tipten ayırmak için gerekli olan, büyük büyütme
alanında gözlemlenen lökositlerin anlamlılığı açısından onaylanmış bir üst sınır değeri
bulunmamaktadır. Önerilen limitler 2 ile 20 arasındaysa da, genel görüş PS’da her büyük
büyütme alanında 10 lökositin bulunmasının normalin üst sınırı olarak kabul edilmesi
şeklindedir (6,29,153-155). Ancak PS’daki inflamatuar hücreler zaman ve ejakülasyon
sıklığıyla değişmektedir (156). Bir damla prostatik sekresyon ya da idrar sedimentinin
değerlendirilmesindeki bir dezavantaj da, hücrelerin küme ya da agregatlar oluşturarak
kantifiye edilmelerini gerçekten imkansız hale getirmeleridir. Boyanmamış bir örnekte
lökosit tiplendirmesi ( polimorfonükleer lökosit, lenfosit, monosit, makrofaj )
yapılamamaktadır. Doğru sonucun gerekli olduğu durumlarda ( örneğin araştırma yaparken
) lökositler cam hemasitometrede sayılabilir ( her milimetrekaredeki hücreler kantifiye
edilebilir ) ya da bu işlemi takiben inflamatuar hücre alt tiplerinin ayrımı için örnek
boyanabilir (153).
2.9.6. Üroflovmetri ve rezidüel idrar tayini:
Alt üriner sistem fonksiyonu hakkında önemli bilgiler sağlayabilir. Tedavi ve ileri
testler yapılması kararını etkileyebilir (145).
2.9.7. IPSS:
Özellikle 50 yaş üstü hastalarda önerilir.
2.9.8. İdrar sitolojisi:
İdrar sitolojisi makroskobik veya belirgin mikroskobik hematürisi olanlarla, irritatif
işeme semptomları ve/veya idrarda yanma şikayeti olanlarda endikedir (157).
2.9.9. Üretral sürüntü kültürü:
Üretral inflamasyonu ortaya çıkarır. Ancak prostatit üretral inflamasyonla beraber
olabilir. Üretral sürüntü kültürü prostatit benzeri semptomlarla birlikte üretral rahatsızlık
ve/veya dizüri veya şüpheli cinsel ilişki tanımlayan hastalarda endikedir (85).
2.9.10. Semen analizi ve kültürü:
Semen analizinin klinik değeri çok azdır. İnfertilite ile ilgili hastalarda önemi
olabilir.
2.9.11. Prostat spesifik antijen ( PSA ):
PSA, kategori I ve kategori II bakteriyel prostatitte yükselir. Kategori III prostattitte
de bazen yükselebilir, ancak nedeni ve sıklığı bilinmemektedir (158). PSA taraması rektal
muayenede anormal bulgusu olan veya yaşı ileri olan hastalara yapılmalıdır (159).
2.9.12. Ürodinami:
İleri ürodinamik testler rutin değerlendirme için gerekli değildir. Ürodinami,
mesane çıkım obstruksiyonu, mesane boynu hipertrofisi, detrüsör-sfinkter dissinerjisi
düşünülen hastalarla, tedaviye yanıt vermeyen veya idrar akım hızı/rezidü idrar miktarı
anormal olan hastalara yapılabilir (160).
2.9.13. Sistoskopi
KPAS olan erkeklerin çoğunda sistoskopi klinik deneyimlere dayanılarak
önerilmemektedir. Bununla birlikte KPAS dışında patoloji olasılığının bulunması
durumunda; irritatif ve obstrüktif işeme semptomları veya anormal ürodinamik bulguları
olan ve özellikle hematürili hastalara yapılmalıdır. Bu hastalarda nadiren cerrahi ile
düzeltilebilen alt üriner traktus malignitesi, taş hastalığı, üretra darlığı gibi patolojiler tespit
edilebilir (161).
2.9.14. Görüntüleme:
Prostat hastalıklarını değerlendirmek için en uygun yöntem transrektal
ultrasonografidir (TRUS). Ancak prostatitte tanı değeri tartışmalıdır. Prostatitle ilişkili
olarak heterojen eko yapısı, prostat taşları, prostatik kalsifikasyon, periprostatik venöz
pleksusta genişleme, seminal vezikülde uzama, iç septada kalınlaşma tanımlanmıştır. Taş
varlığı her zaman prostatiti göstermez. Renkli doppler US ve otomatik bilgisayar analizi ile
TRUS etkinliği artırılabilir fakat sonuçlar henüz rutin uygulama için yeterince kesin
değildir. TRUS, prostatit benzeri semptomları olan hastalarda; orta hat prostat kistlerinin
tanısında, prostatik apse tanı ve drenajında ve tıkalı seminal vezikülün drenajında değerli
olabilir (161). Prostat, seminal veziküller, duktus ejekülatoryuslarda patoloji düşünülen
hastalara pelvik US, CT veya MR çekilebilir (161).
2.10. Tedavi
2.10.1. Antibiyotikler:
Prostatit olgularının % 5-10 kadarında tabloya neden olabilen mikroorganizma
izole edilebilmektedir. Buna rağmen birçok üroloğun en sık kullandığı tedavi, kültür
sonucundan bağımsız olarak antibiyotiklerdir (32,162).
Prostat dokusuna ilaç penetrasyonu; antimikrobiyal molekülün yağda
çözünürlüğüne, iyonizasyon derecesine, proteine bağlanma derecesine, büyüklüğüne ve
şekline bağlıdır. Asit antibiyotikler, prostatik sekresyonda plazma seviyesinden düşük
oranda, alkalen antibiyotikler ise daha yüksek oranda tespit edilirler (163).
Trimethoprim, prostat ve doku sıvısında yoğunlaşır, sulfometaksazol ve ampisilin
ise
yoğunlaşmaz. Florokinolonlar zvitterionik ( ne tam asit, ne de tam baz ) olduğundan, çeşitli
pH aralıklarında prostatta yoğunlaşabilirler. Karbenisilin, FDA onaylı tek prostatit ilacıdır,
ancak prostatik sekresyonda gösterilememiştir. Aminoglikozidler ise prostatik sekresyonda
yoğunlaşmazlar.
Akut bakteriyel prostatitte parenteral bakterisidal antibiyotikler, örneğin geniş
spektrumlu penisilin deriveleri, 3. Kuşak sefalosporinle beraber veya tek başına
aminoglikozidler verilir (164). Hastanın semptomları yatışınca kültüre göre oral
antibiyotiğe geçilir. Bu amaçla kinolonlar 2-4 hafta verilebilir (165).
Kategori II kronik bakteriyel prostatitte ve kategori IIIA KPAS’da eskiden beri
kullanılan Cotrimoxazole’ün kür oranları % 15-60 arasında bildirilmiştir (166-168).
Cotrimoxazole’ün trimetoprime karşı bir avantajı yoktur ve ciddi yan etki riski de olduğu
için önerilmez (169).
Norfloksasin, siprofloksasin, ofloksasin, lomefloksasini içeren kinolon tedavisinin
sonuçları daha iyi görünmektedir ve bakteri eradikasyon oranı daha fazladır (162). Ancak
uzun dönemde rekürrens fazladır. Yapılan bir çalışmada kronik bakteriyel prostatitli
hastalara 28 gün siprofloksasin verilmiş, % 89 oranında eradikasyon elde edilmiştir. Ancak
eradike edilmiş hasta oranı dokuz ay sonra % 59’a düşmüştür (170). Daha yeni
florokinolonlar olan levofloksasin, gatifloksasin gibi ajanlar atipik patojenlere karşı daha
aktiftirler. Ancak henüz güvenilir klinik çalışmalar yoktur (162). Oral kinolonlar kronik
bakteriyel prostatitte 4-6 hafta kullanılmalıdır. Hastalar tedavi sonrası periyodik olarak
takip edilmeli ve uygun tedavi verilmelidir. Nispeten yüksek dozlar gereklidir ve oral
tedavi tercih edilir (162). Kronik bakteriyel prostatitte gram-negatif etkinliği iyi olmasına
rağmen aminoglikozidler önerilmemektedir. Çünkü sadece parenteral formu vardır. Doza
bağımlı toksisite oluşur ve iki veya üç dozdan sonra monitörizasyon gerektirir. Ayrıca
gram (+) bakterilere karşı etkinliği azdır. Oral β laktam antibiyotikler prostata iyi penetre
olamadıklarından ve onlara karşı allerjisi olan hastalarda kontrendike olduklarından dolayı
önerilmezler. Eğer bir intrasellüler bakteri saptandıysa ya da şüpheleniliyorsa tetrasiklin
veya eritromisin verilmelidir (163).
Kategori IIIA KPAS antibiyoterapiye iyi cevap verir (11). Bir oral florokinolon 2
hafta boyunca verilmelidir. Sonra hasta tekrar değerlendirilmeli ve eğer olumlu sonuç
alındı ise tedaviye devam edilmelidir. Toplam tedavi süresi olarak 4-6 hafta önerilmektedir
(162).
Kategori IIIB noninflamatuar KPAS’da ve kategori IV asemptomatik inflamatuar
prostatitte antibiyotiklerin rolüyle ilgili görüş birliği yoktur (162). Kategori IIIB hastaların
bir kısmının antibiyotik tedavisiyle iyileştiği gözlendiğinden, antibiyotiklerle bir deneme
yapılması önerilmektedir (171,172).
2.10.2. Alfa reseptör blokerleri:
KPAS hastaları alt üriner sistem yakınmalarına sahiptir. Bu durum, işeme sırasında
mesane boynunun gevşememesine bağlı gibi görünmektedir (9,10). İşeme bozukluğu,
idrarın prostatik kanala reflüsüne yol açar, bunun sonucunda inflamasyon ve ağrı gelişir.
Mesane boynu ve prostat alfa reseptörlerden zengindir. Bu tedavinin mantığı şu hipoteze
dayanır. Alfa adrenerjik reseptör blokajı çıkım obstruksiyonunu düzeltebilir, akım ve
intraprostatik duktal reflü düzelebilir (161).
Difenoksibenzaminle fenoksibenzamini sırasıyla plaseboyla kıyaslayan iki
çalışmada da bu nonselektif α-blokerlerle anlamlı semptomatik iyileşme olduğu
bulunmuştur. Bununla birlikte kabul edilemeyecek sıklıkta yan etkiler görülmüştür
(173,174). Selektif α-1 bloker alfuzosin, Qmax’ta belirgin artış ve semptom skorunda hafif
düzelme sağlamaktadır (175). Bir çalışmada kategori IIIA veya IIIB grubunda bulunan 25
hasta terazosinle 1 ay tedavi edildiğinde % 76 semptomatik düzelme sağlanmış, 2 ay sonra
bunların % 58’i asemptomatik olarak kalmış, % 42’ sinde ise semptomların nüks etmesi ile
tekrar tedavi başlatılması gerekmiştir (176).
Alfa blokerler kronik prostatitin tüm formlarında etkilidir. Yalnızca semptomları
iyileştirmekle kalmaz, pozitif EPS kültürleri ile tanımlanan rekürrensi de azaltırlar (177).
Alfa
blokerlerin kısa bir zaman periyodu için verilmesi durumunda semptomlar ve ürodinamik
bulguların tekrarladığı gözlenmiştir. Böylece idame tedavisi olarak semptomsuz periyotta
en
az 6-8 ay önerilmektedir. Böylece doğru terapötik doza ulaşılması sağlanır. Alfa blokerler
uzun dönemde α-1a reseptör down regülasyonu ile bu reseptörlerin ekspresyonunu
azaltabilir (178).
2.10.3. Antiinflamatuar ajanlar ve immünmodülatörler:
Kategori III KPAS’da prostatik inflamasyon vardır. Semende ve PS’da sitokin
seviyeleri artmıştır (161,119,179). Nonsteroidal antiinflamatuar ajanlar, steroidler ve
immünsupresifler teorik olarak prostat içindeki inflamatuar parametreleri düzeltir ve
semptomlarda düzelme sağlarlar.
Nimesulid, ketoprofen, siklooksijenaz inhibitörü rofecoxib, KPAS’da faydalıdır
fakat çok az hasta tam şifa bulur. İnterstisyel sistitle benzer özelliğinden dolayı tedavide
pentosan polisülfat
( antiinflamatuar, glikozaminoglikan ) denenmiş. Bir çalışmada bu ilaç 32 hastaya verilmiş,
6 ay sonra hastalarda % 40 düzelme görülmüştür (180). Çeşitli antiinflamatuar ajanlar,
immünmodülatörler ve sitokin inhibitörleri KP’de kullanılabilecek potansiyel ilaçlardır,
fakat klinik etkinlikleri prospektif klinik çalışmalarla belirlenmek zorundadır.
2.10.4. Çizgili kas gevşeticiler:
KPAS’nun, perinede ve pelvik tabanda düz ve çizgili kasta nöromüsküler
düzensizliğe bağlı bir fenomen olduğu düşünülmüştür (174). Baklofen ( çizgili kas
gevşeticisi ) ile kategori IIIB’de % 37 semptomatik rahatlama gösterilmiştir. Kronik
abakteriyel prostatitte diazepam ve antibiyotik karşılaştırılmış, aralarında semptomatik
rahatlama açısından fark bulunmamıştır (161). Alfa blokerler düz kasları gevşetirken
çizgili kas gevşeticileri eklenirse, ilave medikal ve fizik tedavi sağlayacağı savunulmuştur
(174).
2.10.5. Hormon tedavisi:
Prostatın büyümesi ve fonksiyonları, başta androjenler olmak üzere lokal hormonal
çevreden etkilenir. Teorik olarak antiandrojenler, 5-α redüktaz inhibitörleri dahil, prostatik
glandüler dokuda gerileme, özellikle yaşlı ve BPH veya prostatiti olanlarda işeme
parametrelerinde düzelme ve intraprostatik duktal reflüde azalma sağlar (44). KP veya
prostatodinalı 4 hastada finasteridin semptomlarda potansiyel düzeltici etkisi gözlenmiştir
(181). Kronik prostatitli 41 hastanın 1 yıl plasebo ( % 25, 10 hasta ) ve finasterid ile ( %
75, 31 hasta ) tedavi edildiği çalışmada finasterid grubunda, BPH ve prostatit semptom
skorunda düzelme sağlanırken, ağrı skorunda fark bulunmamıştır (182).
2.10.6. Fitoterapötik ajanlar:
İn vitro araştırmalarda 5-α redüktaz enzimi inhibisyonu ve alfa adrenerjik reseptör
blokajı etkisi gösteren, mesane kontraktilitesini etkileyen ve antiinflamatuar özellikli bir
çok bitki ekstresi gösterilmiştir (44). Klinik çalışmalarda üç fitoterapötik ajan denenmiştir:
Cernilton ( arı polen ekstresi ), quercetin ( doğal bir flavonoid ) ve saw palmetto ( bir
palmiye türünün çekirdeğinden elde edilir ). Plasebo kontrollü bir çalışmada, bir aylık
quercetin tedavisiyle % 25 semptom skoru düzelmesi sağlanırken, plaseboda bu oran % 20
olarak bulunmuştur (183). Cernilton ile ağrı ve irritatif işeme semptomlarında % 50’den
fazla düzelme görülmüştür (184,185). Saw palmetto ile finasteridin karşılaştırıldığı bir
çalışmada bir yıl sonunda finasteridin anlamlı etkisine karşılık saw palmetto grubunda
anlamlı bir iyileşme izlenmemiştir (186).
2.10.7. Allopurinol:
Persson ve Ronquist, idrarın prostat kanallarına reflüsünün pürin ve primidin
metabolitlerinin prostatik kanallarda yoğunlaşmasını arttırdığı ve inflamasyona neden
olduğunu
öne sürmüşler (109). Bundan yola çıkılarak, bu metabolitlerin seviyesini azaltan
allopurinol tedavide denenmiştir. Yapılan klinik çalışma verileri çelişkili bulunmuştur
(187,188).
2.10.8. Kombine ilaç tedavileri:
KPAS’nun etyolojisinin heterojen olduğu teorisinden yola çıkarak, hastalara çeşitli
ilaçların kombine verilmesinin daha etkili tedavi sağlayacağı fikri öne sürülmüştür.
Ruggeri ve ark, alfa bloker ve antikolinerjiklerin birlikte kullanıldıklarında tek başına
verilmelerine göre daha faydalı olduğunu göstermişler (189). Shoskes ve ark, antibiyotik,
antiinflamatuar ve nöromusküler ajanların uzun süre aşamalı bir yaklaşımla
kullanılmasının efektif ve kalıcı bir tedavi olduğunu bildirmişler (190). Buna karşılık,
Tuğcu ve ark, doksazosini tek başına ve ibuprofen ve tiokolşisid ile kombine ederek
verdikleri iki grup hastayı plasebo kontrollü karşılaştırmışlar. Her iki grupta plaseboya
kıyasla anlamlı iyileşme saptamışlar. Fakat iki grup arasında tedavi etkinliği ve kalıcılığı
açısından fark gözlememişler (191).
2.11.8. Fizik tedavi:
2.11.8.1. Prostatik masaj:
20. yüzyılın başlarında prostatit için ana tedavi şekli olmuştur. Meares ve
Stamey’in 1968’deki bilimsel yaklaşımı ile terk edilmiştir. Ancak standart medikal
tedavilerin etkisiz kaldığı dirençli KP semptomları olan hastalarda hala popülaritesini
korumaktadır. Tedavi edici etkisinin tıkanmış prostat kanallarının drenajını sağlaması,
sirkülasyonunu ve antibiyotik penetrasyonunu düzeltmesi olduğu düşünülmektedir (192).
Sık ejakülasyon prostat masajıyla aynı fonksiyonu göstererek faydalı olabilir (156).
2.11.8.2. Perineal veya pelvik taban masajı, miyofasial tetik nokta gevşetme tekniği:
Kronik prostatitli hastaların çoğunda özellikle de KPAS’da özel bazı anatomik
bölgelerde rahatsızlık hissi tanımlanmıştır. Anderson, uzamış ya da kronik gerilim,
distansiyon ya da kas bantlarında distorsiyonun ağrıdan sorumlu tetik noktaların
oluşumuna sebep olduğuna inanmaktadır (123). Bu tetik noktalara tedavide; ısı terapisi,
masaj, iskemik kompresyon, germe, anestezik injeksiyonu, akupuntur, elektronöral
düzenleme, gevşeme egzersizleri, yoga, hipnoz gibi beyin-vücut etkileşimleri kullanılır.
Yalnızca alternatif tedavilerdir ve plasebo etkileri vardır (161).
2.11.8.3. Biofeedback:
KPAS ile birlikte olan işeme ve ağrı yakınmaları muhtemelen işeme sırasındaki
psödodissinerji veya tekrarlayan perineal kas spazmı sonucudur. Biofeedback, bu süreci
iyileştirme potansiyeline sahiptir. Bu konuda kontrollü klinik çalışmalara ihtiyaç vardır.
2.11.9. Minimal invaziv tedaviler:
2.11.9.1. Balon dilatasyon:
Bu tedavinin etkisi asla kanıtlanamamıştır ve balon dilatasyon klinik pratiğe
girmemiştir. Bir çalışmada, 5 hastada prostatik hipertermi ve balon dilatasyonu kombine
edilerek, bir hastada belirgin, üç hastada ise kısmi düzelme sağlandığı bildirilmiştir (193).
Başka bir çalışmada ise bu tekniğin faydası gösterilememiştir (162) .
2.11.9.2. Minimal invaziv cerrahi:
Kronik nonbakteriyel prostatitli hastalarda Transurethral Needle Ablation ( TUNA )
ve neodymium:yttrium-aluminium-garnet ( Nd-YAG ) lazer ile belirgin fayda sağlandığını
bildiren çalışmalar vardır (194). Ancak kontrollü çalışmalar yoktur.
2.11.9.3. Mikrodalga hipertermi ve termoterapi:
Mikrodalga işlemi yoluyla prostatın ısıtılmasının inflamatuar sürecin doğal çözülme
süresini kısalttığı, beraberinde kronik inflamasyon alanında fibrozis veya skar oluşumunu
hızlandırdığına inanılmaktadır. İlave olarak ısı tedavisi, transüretral mikrodalga
termoterapi ile yüksek derecelerde uygulanarak, inflamasyon gösteren prostat glandından
gelen ağrı duyusunu taşıyan afferent sinir fibrillerini değiştirebilir ( intraprostatik
sempatektomi ). Prostat glandındaki kültürde üremeyen bakterileri mikrodalga enerjisi
öldürebilir. Transrektal mikrodalga hipertermi tedavisi ile % 75 semptom düzelmesi
sağlandığı bildirilmiştir (195). Isı tedavisi umut verici bir tedavi yaklaşımıdır, fakat geniş
çaplı çalışmalar yapılıncaya kadar, yalnızca dirençli veya aşırı yakınması olanlarda
kullanılmalıdır.
2.11.9.4. Cerrahi:
Hastaların incelenmesi sırasında tanı konulan özel bir endikasyon bulunmadıkça
KP’li hastaların tedavisinde cerrahi önemli bir rol oynamaz. Bu endikasyonlar sistoskopi
veya TRUS ile konur. Ürodinamide mesane boynu darlığı saptanarak endoskopik insizyon
yapılanların fayda gördüğü bildirilmiştir (12). Dirençli ve tekrarlayan KP hastaları için
radikal transüretral prostat rezeksiyonu ( TURP ) önerilmiştir (196). Radikal retropubik
prostatektominin az sayıda KPAS hastasında faydalı olduğu gösterilmiştir (197). Halen
yeterli sayıda klinik seriler ve uzun süreli takip serileri yoktur. Bu tip cerrahi uygulamalar
güncel bilgilerle önerilemez.
2.12. Ürodinamik Laboratuar Testleri
Ürodinamik çalışmalar, alt üriner sistemin depolama ve işeme fonksiyonlarını
araştırmak ve bu sistemde ortaya çıkabilecek problemler hakkında bilgiler elde etmek için
yapılan bazı testlere verilen addır. Bu testler sonucunda mesane ve sfinkter fonksiyonları
hakkında çok değerli bilgiler elde etmek mümkün olmaktadır.
Üriner semptomlara yönelik hasta öyküsü genellikle doğru olmayabilir ve hekimi
yanlış yönlendirebilir. İşeme günlüğü, alt üriner sistem değerlendirmesinde önemli
derecede tavsiye edilen bir tanı aracıdır. Güvenilir bir yorum için en az 2-3 gün süresince
kaydedilmelidir (198,199). Hasta günlük sıvı alımını, idrar yapma sıklığını, miktarını, gece
idrar yapma sayısını, idrar kaçırma durumunu ve idrar kaçırırken ne yapmakta olduğunu
kaydeder. Maksimum işenen volüm ve mesane kapasitesi hakkında fikir verir.
Ürodinamik incelemeler çeşitli bölümlerden oluşur. Her hastaya bütün testler
uygulanmamalı, mesanenin değerlendirilmesi düşünülen fonksiyonu ile ilgili test ya da
testler seçilmelidir. Ürodinamik testleri aşağıdaki ana başlıklar altında inceleyebiliriz:
1. Üroflovmetri
2. Sistometri
3. Kaçırma noktası basınçları
4. UPP ( Üretral basınç profili )
5. Basınç Akım Çalışmaları
6. Pelvik EMG
7. Video ürodinami
8. Ambulatuar ürodinami
2.12.1. Üroflovmetri ve rezidüel idrarın değerlendirilmesi:
İdrar akım hızını ölçmek için yapılan noninvaziv bir testtir. Mesanenin boşaltım
fonksiyonu hakkında fikir verir
Günümüz üroflovmetrilerinde ölçüm için ağırlık transducerleri veya dönen disk
metodu kullanılmaktadır. Hasta özel bir kabın içine idrarını yapar, bu kap transducer
vasıtasıyla bilgisayara bağlıdır veya dönen bir diskin üzerine yapılan idrar sonrası diskin
sabit bir hızla dönmesi için gerekli kuvvet miktarı ve bu gücün akım ile oranlaması ile
sonuçlar elde edilir.
Üroflov yapılacak hasta iyi hidrate olmalı ve mesanesi iyice dolu olmalıdır. İşenen
idrar hacminin 150 ml’nin altında kaldığı hallerde yorum yapmak zor olup yanlış tahminler
yapılabilir. Hastanın her zamanki akımlarına benzer bir akım tespit etmek önemlidir ve
böyle olup olmadığı hastaya sorulmalıdır. Güvenilir bilgi için test 2-3 kez tekrar
edilmelidir (200,201).
Yapılan idrar hacmi ve hızı otomatik olarak ölçülür, işeme eğrisi grafik olarak
belirlenir. Hastanın işediği idrar miktarı olan işenen hacim ‘Vcomp’ olarak; ölçülebilen
akımın ortaya çıktığı zaman süreci akım süresi ‘TQ’ olarak; hastanın işeme süresince idrar
yapmak için uğraştığı total süre işeme zamanı ‘T100’ olarak; hastanın idrarını yaparken
ulaştığı en yüksek hız ‘Qmax’ olarak; işenen idrar hacminin akım süresine bölünmesiyle
elde edilen değer olan ortalama akım hızı ‘Qave’ olarak ifade edilmektedir. Normalde idrar
akım hızı erkeklerde 20-25 ml/sn, kadınlarda 25-30 ml/sn’dir. Bu değerlerin ilerleyen yaşla
birlikte azalacağı unutulmamalıdır. Genellikle 10-15 ml/sn’den az olan bir akım hızı
patolojik kabul edilir.
Üroflovmetri tanı koyma amaçlı kullanılmaz daha ziyade, rezidüel idrar ölçümüyle
birleştirildiğinde, işeme eyleminin etkinliğini taramada hızlı ve ekonomik bir araç olarak
karşımıza çıkar. Çünkü, idrar akım hızı detrüsör adalesinin kasılmasına, üretral açıklık ve
sfinkter gevşemesine bağlıdır. Üroflovun düşük olması detrüsör adalesinin iyi
kasılamamasına, sfinkterlerin yeterince gevşeyememesine veya mesane boynundan itibaren
eksternal üretral meatusa kadar herhangi bir yerde mevcut bir obstrüksiyona bağlı olabilir.
BPH, üretra darlığı, detrüsör-sfinkter-dissinerjisi ( DSD ), atonik mesane ve diabetik
sistopati üroflovun değişik etyolojilere bağlı azaldığı çeşitli hastalıklardır. Anormal
üroflovmetrisi olan hastalarda, işeme problemlerinin izahı açısından daha ileri tetkik
yapmak gerekir.
2.12.2. Sistometri:
Mesanenin depolama fonksiyonunu ve dolum fazında mesanenin hassasiyetini
anlamak için yapılan çok önemli bir testtir. Sistometri süresince, mesane dolarken ortaya
çıkan basınç ölçüldüğü gibi kendiliğinden veya provakasyon testleri ile ( öksürme, su sesi,
elleri ıslatma, pozisyon değiştirme gibi ) ortaya çıkabilen istemsiz kasılmalar da
gösterilebilir. Bu tetkik sayesinde mesane kapasitesi, mesane içi basınç, mesanenin
hassasiyeti ve kompliansı rakamsal olarak ve eğriler halinde kaydedilir. Sistometri aletine
bağlı basınç veya ağırlık transduceri vardır. Ölçümler bu cihazlar vasıtasıyla otomatik
olarak yapılırken tetkiklerle ilgili çeşitli grafikler izlenip bazı manevralar yaptırılıp
mesanenin bunlara yanıtı izlenebilir.
Sistometri esnasında mesaneyi doldurmak için sıvı veya gaz kullanılır. Günümüzde
yaygın olarak kullanılan izotonik NaCl verilerek yapılan sistometridir. Sistometri
esnasında kullanılan sıvı vücut sıcaklığına eşit ya da yakın olmalıdır. Dolum hızı ICS
tarafından standardize edilmiştir:
<10 ml/dk
yavaş dolum
10-100 ml/dk
orta hız dolum
>100 ml/dk
hızlı dolum
Sistometriye başlamadan hastaya idrar yaptırılır. Bunu takiben takılan kateter ile
önce mesanede rezidüel idrarın kalıp kalmadığı araştırılır. Sonra da işleme başlanır. Tetkik
mesaneye takılan iki yollu bir kateter ve rektal yoldan konan bir rektomanometri kateteri
yardımıyla yapılır. Genellikle 6-12 F kateterler kullanılır. Mesaneye konan kateterin bir
ucu içeriye sıvı gönderen pompaya diğeri de basınç transducerına bağlıdır. İntraabdominal
basıncın ölçüldüğü balonlu veya valvli rektal tüp de yine başka bir basınç transducerına
bağlanır. Böylece hem intravezikal basınç (Pves), hem intraabdominal basınç (Pabd), hem
de ikisinin farkı olan gerçek detrüsör basıncını
( Pves-Pabd= Pdet) saptamak mümkün olur.
Mesane belirli bir hızla sıvı vermek suretiyle doldurulur. Mesane duyumu, dolum
esnasında hastaya mesane dolum derecesini fark edip etmediği sorularak değerlendirilir.
Sistometriye başlayıp, mesane doldurulurken hastadan ilk defa idrar hissettiği anda bunu
bildirmesi istenir. Bu değer ilk idrar hissidir. İlk idrar hissinin 50 cc’den sonra ortalama
150-200 ml’de gelmesi beklenir. Daha sonra hastanın idrarının geldiği ve işeme isteğinin
olduğu ancak tutabildiği normal idrar hissi, daha da sonra sürekli idrarını yapma isteği ve
kaçırma korkusunun olduğu kuvvetli idrar isteği, sonra tutamayacak gibi çok sıkıştığı
urgency ve eğer ortaya çıkarsa ağrı hissi kaydedilebilir. Bu kayıtlara dayanarak hastada
hipersensitif ( hacimler düşüktür ) ya da hiposensitif ( hacimler yüksek, duyu azdır )
mesane olduğu sonucuna varılabilir.
Normal bir insanda mesane kapasitesi 350-500 ml olup, çocuklarda (yaş+2)x30
formülüyle hesaplanabilir. Her insanın üç farklı mesane kapasitesi vardır. Birincisi
sistometrik kapasite ( dolum sistometrisinin sonunda elde edilen hacim ), ikincisi hastanın
artık idrarını kesinlikle tutamayacağını ifade ettiği anda ölçülen miktar olan maksimum
sistometrik kapasite ve sonuncusu olan anestezi altında mesanenin doldurulabildiği en
fazla sıvı miktarını gösteren anestezik kapasitesidir.
Mesane kompliansı, belirli bir hacim değişikliğine karşın mesane basıncında
gözlenen değişiklik olarak tanımlanır. İşlem bitiminde hacim değişikliğinin (∆V) basınç
değişikliğine (∆Pdet ) bölünmesiyle hesaplanır. Komplians= ∆V/∆Pdet ve ml/cmH2O
cinsinden ifade edilir. Azalmış mesane kompliansı bu değerin 20 ml/cmH2O’ nun altında
olması olarak tanımlanır. Mesane kompliansı düşük ise hipokomplian, yüksek bulunursa
hiperkomplian mesaneden bahsedilir. Komplians azalmışsa basınç/hacim eğrisi dikleşir ve
düşük hacim artışlarında basınç hızla yükselir (202).
İstemsiz kasılmalar ve detrüsör hiperaktivite kavramı: Detrüsör stabilitesi MSS’nin
mesane işlevini kontrolündeki bütünlüğü yansıtır. Anstabil mesane denildiğinde, ya
spontan olarak kasılan ya da dolum sistometrisi sırasında idrarını tutmaya çalışan
hastalarda uyarıcı yanıt olarak kasılan mesane akla gelir. Nörolojik bir hastalığı olan
kişilerde görüldüğünde detrüsör hiperrefleksisi, nörolojik rahatsızlığı olmayanlarda ise
detrüsör instabilitesi adını alır (202).
Mesane instabilitesi asemptomatik olabilir, ancak tipik olarak sık idrara çıkma, gece
idrara kalkma, ani idrar sıkıştırması ve buna bağlı idrar kaçırma semptomlarına yol açar.
İdyopatik detrüsör aşırı aktivitesi; Pdet’de en az 15 cmH2O’dan daha fazla bir artış olması
veya ani idrar sıkıştırması ile beraber görülen herhangi bir istemsiz basınç artışı olarak
yorumlanmaktadır (203,204).
2.11.3. Kaçırma noktası basınçları
VLPP: Valsalva ile idrar kaçırma tayini
Mesaneyi 6 F çift lümenli kateter kullanarak 200 ml doldurup hastadan valsalva
manevrası yapması istenir. Kaçak olursa kaydedilir. Kaçak olmazsa aynı işlem 250 ml’de
tekrarlanır. Kompliansı normal olan bir mesanede abdominal basınç 250 cmH2O’ ya kadar
çıksa bile normal bir üretradan idrar kaçağı olmaması gerekir. VLPP 90 cmH2O üzeri
anatomik stres inkontinans, VLPP 60 cm su altı sfinkter yetmezliği için güvenilir bir kriter
olarak kabul edilmektedir (205).
Detrüsör kaçırma noktası basıncı ( DKNB ):
Nörojen mesanesi olan bir hastanın mesanesindeki basınç yükselmesiyle birlikte
idrarını kaçırdığı andaki basınçtır. Bu değer ile üst üriner sistem bozuklukları arasında
korelasyon vardır. DKNB> 40 cmH2O olduğunda üst üriner sistem risk altındadır (206).
Yüksek DKNB varlığında aynı zamanda reflüyü belgelemek için videoürodinami
yapılmalıdır.
2.11.4. Üretral basınç profili ( UPP ):
Bu incelemenin sadece çok sınırlı bir yeri vardır. Patolojik bulguları gösteren
parametrelerde görüş birliği sağlanamamıştır (207).
2.11.5. Basınç Akım Çalışmaları:
Üroflovmetrinin işeme problemli hastanın değerlendirilmesinde sınırlı bilgi
vermesinden dolayı, doğru tanıyı koymak için atılması gereken bir sonraki adım basınç
akım çalışması yapmaktır. Mesanenin boşaltma fonksiyonu ile ilgili en doğru bilgiler
basınç akım çalışması yapılarak, yani mesane içi basınç kaydedilirken hastanın idrarını
yapması ve idrar akım hızının kaydedilmesi ile saptanır. Ayırt edilmesi diğer ürodinamik
testlerle çok zor olan idrar akımındaki azalma bulgusunun detrüsör kasılmasındaki bir
soruna mı yoksa mesane çıkışından sonraki bir obstrüksiyona mı ( örn:BPH ) bağlı
olduğunu anlamak için ideal bir yöntemdir (208).
Basınç akım çalışması genellikle 6 veya 7 F çift lümenli ince bir kateter yardımıyla
yapılır. Aynı anda karın içi basıncı ölçebilmek için de rektumdan balonlu bir kateter
takılmalıdır. Hastaya standart bir sistometri yapılıp, mesane kapasitesine kadar
doldurulduğunda hastaya iyice rahatlaması ve mümkün olduğunca günlük yaşantısındaki
gibi yani her zaman yaptığı tarzda idrar yapması söylenir. Bu işlem sonucunda hem
kasılma gücü hem de idrarın akım hızı ortaya çıkar. Böylece hastanın sorununun
detrüsörden mi yoksa infravezikal bir obstrüksiyondan mı kaynaklandığı anlaşılmış olur.
Detrüsör açılma anı basıncı, akım ölçümüne başlandığı an kaydedilen detrüsör
basıncıdır. İnfravezikal tıkanıklığı olan hastalarda yükselme eğilimindedir ve 80
cmH2O’dan fazla olan basınçlar çıkış tıkanıklığını gösterebilir (209).
Maksimum akımdaki detrüsör basıncı (PdetQmax), akım hızı maksimum olduğu
zamanki işeme kasılmasının büyüklüğüdür. Eğer bu basınç 100 cmH2O’dan fazla ise, akım
hızı normal olsa bile çıkış tıkanıklığına işaret eder (209).
Bu çalışmalar sonucunda idrar akım hızı düşük, mesane içi basınç yüksek ise
obstrüksiyon; hem akım hızı hem de mesane içi basınç düşük ise detrüsör yetersizliği
düşünülür. Normal bir erkek genellikle 40-60 cmH2O Pdet ile işerken, kadınlar tipik olarak
daha düşük basınçlarla işerler (200). Tıkanıklık için tanısal olacak kritik bir basınç ve akım
değeri üzerinde fikir birliği yoktur. Fakat Qmax 10 ml/sn’nin altında iken Pdet değeri 100
cmH2O’nun üzerinde olan bir hastada tıkanma olduğu fazla tartışma götürmez. Asıl zorluk
şüpheli sonuç elde edilen hastalarda yaşanır. Bu konuda çeşitli nomogramlar kullanılır.
ICS tarafından standart bir nomogram önerilmiştir (208,210).
BOOI ( Bladder outlet obstruction index ) = PdetQmax - 2Qmax formülüyle hesaplanan
mesane çıkımı obstrüksiyon indeksi sonucuna göre;
BOOI
>40
– obstrüksiyon var
BOOI
< 20 – obstrüksiyon yok
BOOI
20-40 - şüpheli
BCI (Bladder contractility index ) = PdetQmax + 5Qmax formülüyle hesaplanan mesane
kontraktilite indeksi sonucuna göre;
BCI
>150
-
hiperkontraktil
BCI
<100
-
hipokontraktil
BCI
100-150 -
normokontraktil
Formülleri kullanılarak obstrüksiyon veya detrüsör yetersizliği tanıları değerlendirilir.
2.11.6. Pelvik Elektromiyografi ( EMG )
Eksternal sfinkter fonksiyonunu direkt olarak ortaya koyabilen tek testtir. İdrar
yapma sorunlarıyla başvuran hastalara yapılacak ürodinamik tetkikin önemli bir parçasıdır.
Normal zamanlarda istirahat halindeyken eksternal sfinkterin EMG aktivitesi sürekli olarak
düşük bir bazal seviyede seyreder. Bu durum sadece miksiyon yaparken değişir. Uykuda
bile düşük bir bazal EMG aktivitesi mevcuttur. Karın içi basıncın arttığı durumlarda
inkontinansa yol açmamak için eksternal sfinkterin daha çok kasıldığı yani EMG
aktivitesinde artış olduğu gözlenebilir. Oysa işeme esnasında eksternal sfinkterin EMG
aktivitesinin tamamen azaldığını ve işeme bitip mesane boşaldıktan sonra EMG
aktivitesinin tekrar bazal seviyeye çıktığını görmek mümkündür. EMG yaparken
günümüzde yüzeysel veya iğne elektrotları kullanılmaktadır. İğne elektrotları ile daha
hassas sonuçlar almak mümkünse de takılırken hastaya acı vermesi ve yerinden oynayınca
tekrar takabilmek için hastaya yine aynı rahatsızlığı yaşatmak açısından cazip değildir.
Yüzey elektrotları daha az hassas olarak kabul edilse de rutin bir ürodinamik çalışma için
yeterli olmaktadır. Bir hastada bilinen bir nöropati varsa o zaman detaylı ve hassas sonuç
veren iğne elektrotlarını kullanmak yararlı olabilir. Ürodinami esnasında EMG yapmanın
pek çok yararı vardır. Özellikle detrüsör sfinkter dissinerjisi tanısı koyarken çok önem
kazanır. Normalde miksiyon esnasında yani detrüsör kasılırken dış sfinkterin gevşemesi
gerekir. Oysa bu hastalarda aksine dış sfinkter kasılı kalır. Yine EMG’nin normal olması
hastanın perineal kaslarını istemli olarak normal bir şekilde kasması kortikospinal traktın
sağlam olduğunu gösterir.
2.11.7. Videoürodinami
Ürodinamik ölçüm ve testler yapılırken aşağı üriner sistem de radyolojik olarak
görüntülenirse bu tetkike videoürodinami adı verilir. En az artefaktın olduğu en doğru
tanının konabildiği ürodinaminin altın standardıdır. Ancak oldukça pahalıdır, deneyimli
personele ihtiyaç duyulur ve kompleks yapıları vardır. Videoürodinami ile aşağı üriner
sistemin hem fonksiyonu incelenmekte hem de anatomisi görüntülenmektedir. Standart
ürodinamik testler ile tanısını koymakta güçlük çekilen detrüsör sfinkter dissinerjisi gibi
antiteler, obstrüksiyonların yer ve uzunlukları, mesane desensusu, vezikoüreteral reflü gibi
durumlar bu tetkik yardımıyla kolaylıkla tespit edilebilmektedir. Videoürodinaminin en
önemli avantajı ürodinamik parametrelerin radyolojik verilerle korele edilebilmesidir.
2.11.8. Ambulatuar ürodinami
Birçok biyolojik sistemde olduğu gibi mesane de depolama fonksiyonunu uzun bir
zaman dilimi içinde yaptığından laboratuar şartlarında kısa sürede ve bir anlamda suni bir
ortam yaratılarak yapılan tetkiklerin gerçek fizyolojik olayları yeterince yansıtmayacağı
düşünülmüş ve ambulatuar ürodinami sistemleri geliştirilmiştir. Burada amaç gün boyunca
hastanın tamamen kendi koşullarıyla ortaya çıkan verileri kaydetmek ve bu doğal verilerin
ışığında bir tanı koyabilmektir. Ancak özel cihazlar ve hastayı yönlendirecek tecrübeli bir
ürodinami ekibine gereksinim vardır. Ayrıca yapılan birçok araştırma sonucunda da
görülmüştür ki bazı özel şartlar dışında klinikte yapılan ürodinamik testler de mesane
disfonksiyonlarını yeterince gösterebilmektedir.
3.
YÖNTEM ve GEREÇ
Mart 2006- Temmuz 2007 tarihleri arasında polikliniğimize prostatit düşündüren alt
üriner sistem semptomları ve ağrı ile başvuran 18-45 yaş arası hastalar değerlendirildi.
Bütün hastalara ayrıntılı anamnez, parmakla rektal muayeneyi de içeren tam bir fizik
muayene, nörolojik muayane, tam idrar tahlili ( TİT ) ve idrar kültür antibiogramı ( İKAB )
içeren basit değerlendirme yapıldı. Amerika Ulusal Diabet, Sindirim ve Böbrek
Hastalıkları Enstitüsü’nün ( NIDDK ) tanı kriterlerine göre çalışmaya dahil edilme
kriterlerine uygun olan hastalar incelendi ( Tablo 6 ). İdrar tahlilinde lökosit saptanmayan
ve kültüründe üreme olmayan hastalara dört kap testi yapıldı. EPS veya İM-3’de
mikroorganizma ve lökosit saptanmayan veya bir büyük büyütme alanında <10 lökosit
saptanan hastalara kategori IIIB KPAS tanısı konuldu. Diğer patolojiler dışlandıktan sonra
kategori IIIB KPAS tanısı konulan 40 hasta çalışmaya alındı. Hastalara NIH-KPSİ skoru
doldurtuldu, üroflov ve ultrasonografi ile prostat boyutu ve postmiksiyonel rezidü idrar
ölçümü yapıldı.
Kırk hastaya ürodinamik inceleme yapıldı. Çalışma öncesi 3 günlük işeme günlüğü
doldurtuldu. İnceleme kliniğimizde mevcut bulunan ‘Life-Tech, Inc.’ model multikanallı
ürodinami cihazı ( MMS Solara, Ankara, Türkiye ) kullanılarak yapıldı. Hastalara testin
neden yapıldığı, ayrıntıları ve aşamaları anlatıldı ve yazılı onam formu alındı.
Uluslararası Kontinans Derneğinin standart önerilerine göre ürodinamik inceleme
yapıldı (200). Tüm hastalara spontan sıkışmalarını takiben üroflov ve postmiksiyonel
rezidü idrar ölçümü yapıldı. Mesaneyi doldurmak ve basıncını ölçmek için 8 F dual
lümenli kateter kullanıldı. Standart balonlu kateter abdominal basıncı ölçmek için rektal
yoldan takıldı. Takiben infüzyon hızı 50 ml/dk olacak şekilde vücut ısısındaki izotonik
NaCl kullanılarak hasta sırtı üstü yatar pozisyonda dolum sistometrisi yapıldı. Mesane
doldurularak ilk idrar hissi ( ml ), inhibe edilemeyen detrüsör kontraksiyonları, mesane
kapasitesi ( ml ), komplians ( ml/cmH20 ) değerleri kaydedildi. Detrüsör basıncı bilgisayar
tarafından Pdet= Pves- Pabd formülüyle otomatik olarak hesaplandı. Pelvik taban
elektromyografi yüzeyel elektrotlar kullanılarak yapıldı. Maksimum sistometrik kapasiteye
ulaşıldıktan sonra dolum sistometrisine son verildi. Takiben hastalara oturur pozisyonda
veya ayakta iken basınç akım çalışması yapıldı. Detrüsör kontraktilitesi, maksimum
akımdaki işeme basıncı, maksimum idrar akım hızı ve işeme sırasındaki EMG aktivitesi
kaydedildi.
Maksimum akım hızı ( Qmax ) >15 ml/sn, akım eğrisi normal ve işenen volüm
>150 ml ise üroflov normal kabul edildi. Hipersensitivite tanısı, mesane ve pelvik bölgede
ağrı ile birlikte mesane kapasitesinin 300 ml’nin ve ilk idrar hissinin 100 ml’nin altında
olması durumunda konuldu. İdyopatik detrüsör aşırı aktivitesi; ani idrar hissi ve idrar
kaçırmayla ilişkili detrüsör basıncında istemsiz bir artış veya bu his olmadan basınçta 15
cmH2O ve üstünde bir artış olması olarak tanımlandı. Mesane kompliansı Uluslararası
Kontinans Derneği tarafından önerilen standartlara uygun olarak hesaplandı. Hesaplanan
değer < 20 ml/cmH2O ise hipokomplian mesane tanısı kondu (202).
Ürodinamik obstrüksiyon, Uluslararası Kontinans Derneği nomogramı ve mesane
çıkım obstrüksiyon indeksine (BOOI= PdetQmax – 2 Qmax) göre tanımlandı (207,208).
Psödodissinerji tanısı distal sfinkter seviyesinde obstrüksiyon ile sfinkter EMG’de
intermitten artış şeklinde tanımlandı.
İncelemeler sonucu obstrüktif bulgular saptanan hastalara α-reseptör blokeri (
terazosin 5 mg tb 1x1 ), anstabil mesane veya overaktif mesane gibi depolama bozukluğu
saptananlara antikolinerjikler ( tolterodin 2 mg tb 1x1 ), detrüsör sfinkter dissinerjisi
olanlara diazepam 5 mg cap 1x1 verilmesi planlandı ( Şekil 1 ). Ürodinamik anomali tespit
edilmeyenlere klasik algoritme göre tedavi verildi ( Şekil 2 ).
Tablo 6. Amerika Ulusal Diabet, Sindirim ve Böbrek Hastalıkları Enstitüsü’nün (NIDDK)
tanı kriterleri
Çalışmaya alınma kriterleri
• > 18 yaş erkek hasta
• Pelvik bölgede ( penis, skrotum, perineum, inguinal bölge, suprapubik alan vb )
en az 3 aydır devam eden ağrı ya da rahatsızlık hissi
Çalışma dışında bırakma kriterleri
• Genitoüriner traktusta kanser
• Aktif üriner sistem taş hastalığı
• Genitoüriner sistemin Herpes enfeksiyonu
• Son 3 ay içerisinde bakteriüri varlığı (orta akım idrarında en az 100.000 koloni)
• Son 3 ay içerisinde antibiyoterapi kullanmış olmak
• Perirektal inflamatuar hastalıklar
• İnflamatuar barsak hastalığı
• Pelvik radyoterapi veya sistemik kemoterapi hikayesi
• İntravezikal kemoterapi hikayesi
• Son 3 ayda üriner traktın dokümente edilmiş gonore, chlamydia, mycoplasma ya da
trikomonas ile enfeksiyonu
• Son 3 ay içerisinde teşhis edilmiş epididimit
• Üretral striktür (< 12Fr )
• Nörojenik mesane hikayesi
• Son 3 ay içerisinde geçirilmiş prostat cerrahisi ( sistoüretroskopi hariç ) varlığı
Kategori IIIB KPAS
↓
Ürodinamik incelemeler
↓
↓
Obstrüktif bulgular
↓
Anstabil mesane
Psödodissinerji
↓
Normal
bulgular
Overaktif mesane
↓
Terazosin 5 mg tb
↓
Diazepam 5 mg cap 1x1
↓
tedavi
Tolterodin 2 mg tb 1x1
Şekil 1. Ürodinamik bulgulara göre tedavi şeması
Kategori IIIB kronik prostatit klasik tedavi algoritması
↓
↓
Klasik
Antibiyoterapi ( 4-6 hafta )
↓
Alfa bloker
Üçlü tedavi ( Analjezik, kas gevşetici, α bloker )
↓
İyileşme
Tedaviye devam
↓
Cevap yoksa
Destekleyici tedavi
1 ) Relaksasyon egzersizleri
2 ) Psikoterapi
3 ) Yaşam stili değişimi
4 ) Alternatif tedaviler (
akupunktur )
Şekil 2. Klasik tedavi şeması
Obstrüktif semptom ve bulguları olan ve tedaviye yanıt vermeyen hastalara 12-Fr
fleksibl sistoskopla ( Wolf, Germany ) üretrosistoskopi yapıldı. Hruz’un tanımladığı
şekilde mesane boynunun görünümü; dolum fazı sırasında dinamik olarak
değerlendirilmesi yanında, hastada mesane dolumu hissi olduğunda statik olarak
değerlendirildi. Mesane boynu düzeyinde obstrüksiyon derecesini değerlendirmek için
standardize edilmiş bir metod olmadığından mesane boynu hipertrofisi endoskopik
görünümün seviyesine göre şöyle tanımlandı; normal, orta veya ciddi obstrüksiyon ( Şekil
3 ). Sadece mesane boynunun görünümü dinamik olarak endoskopik dolum sırasında ve
statik olarak mesane tam dolduğunda aynı kalırsa orta veya ciddi mesane boynu
hipertrofisi tanımı yapıldı (211).
İstatistiksel İncelemeler
İstatistiksel analizler için SPSS ( Statistical Package for Social Sciences ) for
Windows 15.0 programı kullanıldı. Çalışma verileri değerlendirilirken tanımlayıcı
istatistiksel metodların
( ortalama, standart sapma ) yanısıra niceliksel verilerin karşılaştırılmasında normal
dağılım gösteren parametrelerin gruplar arası karşılaştırmalarında student t testi kullanıldı.
Normal dağılım göstermeyen parametrelerin gruplar arası karşılaştırmalarında Mann
Whitney U test kullanıldı. Sonuçlar % 95’lik güven aralığında, anlamlılık p<0.05
düzeyinde değerlendirildi.
Normal
Normal görünümde ve yeterli
açıklıkta
mesane boynu, sistoskobun pasajı
rahat
Orta decede
mesane boynu
hipertrofisi
Dar g
Dar görünümde mesane boynu,
sistoskobun pasajı rahat
Ciddi mesane
Aşırı dar mesane boynu,
sistoskobun
boynu hipertrofisi
pasajı hala mümkün
Şekil 3. Mesane boynu hipertrofisinin endoskopik görünümünün tanımlanması
4. BULGULAR
Hastaların yaşları 21 ile 42 arasında değişmekte olup ortalama yaş 29,4±5,1 idi.
Ortalama semptom süresi 8,65 aydı. Ortalama Qmax 18,6 ml/sn, ortalama prostat volümü
16,9 ml, ortalama sistometrik mesane kapasitesi 476 ml, ortalama postmiksiyonel rezidüel
idrar volümü 24,9 ml olarak saptandı.
Ürodinamik inceleme sonucu 11 hastada obstrüktif işeme paterni, 3 hastada
idyopatik mesane aşırı aktivitesi ve bir hastada mesane hipersensitivitesi saptandı.
Obstrüktif bulgu saptanan 11( % 27,5 ) hastanın ( grup 1 ) verileri, diğer 29 ( % 72,5 )
hasta ( grup 2 ) ile karşılaştırıldı.
Tablo 7: Yaş ve semptom sürelerinin gruplara göre değerlendirmeleri
Test değ,
Grup 1 ( n=11 )
Grup 2 ( n=29 )
p
Ort±SD
Ort±SD
Yaş ( yıl )
28,3±5,7
29,8±4,9
Semptom süresi ( ay )
9,4±5,9
8,3±6,6
t: 0,814;
p:0,421
t: 0,485;
p:0,631
t: student t test
İki grubun yaş ve semptom süreleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık
görülmedi (p>0.05).
Yaş (yıl)
ortalama
30
25
20
15
10
5
0
Grup 1
Şekil 4: Yaş dağılım grafiği
Grup 2
Tablo 8: Gruplara göre NIH-KPSİ, Ağrı, İşeme ve Yaşam Kalitesi skorlarının
değerlendirmesi
Test değ,
Grup 1 ( n=11 )
Grup 2 ( n=29 )
Ort±SD
Ort±SD
23,4±2,6
23,9±2,4
9,3±1,4
10,3±1,2
Z:2,021
( 10.0 )
( 10.0 )
p:0,043*
6,3±1,3
6,0±1,1
Z:0,719
( 6.0 )
( 6,0 )
p:0,472
7,72±0,78
7,58±1,01
Z: 0,840;
( 8.0 )
( 8.0 )
p:0,401
p
NIH-KPSİ
t: 0,539;
p:0,593
Ağrı
İşeme
Yaşam kalitesi
t: student t test
Z: Mann Whitney U test
*p<0.05
Gruplar arasında NIH-KPSİ değerleri istatistiksel olarak anlamlı farklılık
göstermezken (p>0.05). Ağrı skoru grup 1’de anlamlı düzeyde düşük olarak saptanmıştır
(p<0.05). İşeme ve yaşam kalitesi skorları arasında anlamlı farklılık göstermemektedir
(p>0.05).
Tablo 9: Gruplar arasında Qave, Qmax, PMR, Prostat volümü ve PdetQmax
değerlendirmesi
Test değ,
Grup 1 ( n=11 )
Grup 2 ( n=29 )
Ort±SD
Ort±SD
10,3±3,8
14,7±2,8
Z: 3,115;
( 10,0 )
( 15,0 )
p:0,002**
28,1±20,4
23,6±12,6
Z:0,336
( 25,0 )
( 20,0 )
p:0,737
17,5±5,4
16,5±3,9
Z:0,260
( 15,0 )
( 15,0 )
p:0,795
14,1±4,1
20,4±3,5
Z:3,739
(21,0)
p:0,001**
p
Qave
PMR
Prostat volümü
Qmax
(13,0)
83,4±16,2
47,7±6,9
Z: 4,704
(45,0)
p:0,001**
PdetQmax
(80,0)
Z: Mann Whitney U test
**p<0.01
Qave ve Qmax düzeyleri grup 1’de anlamlı düzeyde düşük olarak bulunurken
(p<0.01); PMR ve prostat volümü düzeyleri obstrüksiyon durumuna göre anlamlı farklılık
göstermedi (p>0.05). PdetQmax ölçümleri de grup 1’de anlamlı düzeyde yüksek olarak
saptandı (p<0.01).
Qmax
ortalama
25
20
15
10
5
0
Grup 1
Grup 2
Şekil 5: Qmax ölçümlerinin gruplara göre dağılımı
PdetQmax
ortalama
90
80
70
60
50
40
30
20
10
0
Grup 1
Grup 2
Şekil 6: Pdet Qmax ölçümlerinin gruplara göre dağılımı
İdyopatik mesane aşırı aktivitesi saptanan 3 hastanın 2 tanesinde obstrüktif bulgular
saptandı. Bu hastaların semptom skoru ortalamanın üstünde bulundu. Eksternal sfinkter
elektromiyografisinde hiçbir hastada detrüsör sfinkter dissinerjisi lehine bulgu saptanmadı.
Ürodinamiye bağlı komplikasyonlar şöyleydi; 1 hastada üriner retansiyon, 2
hastada hematüri, 3 hastada idrar yolu infeksiyonu, 1 hastada ürosepsis nedeniyle
hospitalizasyon.
Ürodinamik bulgular sonucu 11 hastaya terazosin, 1 hastaya detrusitol ve geri kalan
hastalara kliniğimizde uyguladığımız klasik algoritme göre tedavi verildi.
Tedaviye dirençli 4 hastaya yapılan sistoskopide orta ve ciddi derecede mesane
boynu hipertrofisi saptandı.
5. TARTIŞMA
Prostatit, erişkin erkeklerin ürogenital sistem ve perine bölgesinde ağrı ve alt üriner
sistem semptomları ile seyreden bir hastalıktır (1). Üroloji pratiğinde en sık karşılaşılan
konulardan biridir. Batı toplumlarındaki yaygınlığı % 9 dolayında bildirilmektedir (36).
Kronik prostatiti olan hastaların yaşam kalitesinin miyokard infarktüsü, angina ya da
Crohn hastalığı olanlardaki gibi olduğu bildirilmiştir (143). Uzun zamandır bilinen bir
hastalık olmasına rağmen tanı ve tedavi konusunda yeterli gelişme sağlanamamıştır. Halen
hastaların büyük kısmında etyoloji aydınlatılamamakta ve tatmin edici iyileşme
sağlanamamaktadır.
Prostatit konusunda en önemli gelişmelerden biri, 1960’larda Meares ve Stamey’in
dört kap alt üriner traktus lokalizasyon testini tanımlaması olmuştur (29). Bunu takiben,
Drach tarafından bir sınıflandırma yapılmış ve yaklaşık otuz yıl süreyle yaygın olarak
kullanılmıştır (133). Ancak pratikte görülen; nonbakteriyel prostatitin ya da prostatodininin
etiyolojisini aydınlatmaktaki yetersizlik, tedavide ilerleme sağlamaması gibi sıkıntılar
nedeniyle 1995 yılında NIDDK ( National Institute of Diabetes and Digestive and Kidney
Disease ) öncülüğünde gerçekleştirilen bir çalışma sonucunda yeni bir sınıflandırma
sistemi önerilmiş, bu sınıflandırma geniş ölçüde kabul görerek yaygınlaşmıştır (135).
Ayrıca bir semptom skoru geliştirilmiştir. NIH-KPSİ adı verilen semptom skoru bir çok
dile çevrilmiştir. Klinik ve araştırmalarda kullanılabilecek böyle bir sınıflama ve semptom
skorunun geliştirilmesi bu konuda çalışmalar yapılmasını stimüle etmiştir.
Yeni sınıflamaya göre en sık prostatit formu tip III kronik prostatit veya kronik
pelvik ağrı sendromudur. Bu sendrom kendi içinde inflamatuar ve noninflamatuar olmak
üzere iki gruba ayrılır. Bu tanımlayıcı ayırım prostat masajı ile elde edilen sekresyonda (
EPS ) lökosit seviyelerinin ölçülmesi ile yapılır (3).
Kronik bakteriyel ve nonbakteriyel prostatitin etyolojisi tam olarak
anlaşılamamıştır. Çeşitli mekanizmaların hastalığın gelişiminde etkili olduğu öne
sürülmüştür. Bunlardan bazıları mikrobiyolojik faktörler, disfonksiyonel işeme,
intraprostatik duktal reflü, immünolojik değişiklikler, nöral disregülasyon, pelvik taban
yapısı anormallikleri ve psikolojik sebeplerdir.
Etyolojik faktörler içinde en eski olanı ve belki de en fazla üzerinde durulanı,
mikroorganizmalarla ilgili olandır. Prostatitlerle ilgili birçok çalışma mikroorganizmaların
sebep olduğu infeksiyöz bir etyolojiye bağlı olabileceğini düşündürmektedir. Fakat
hastaların sadece % 5-10’luk kısmında bakteriyel bir etyoloji saptanabilir. Yaklaşık % 90
olguda etyoloji bilinmiyor (212). Kronik prostatitli hastalardan düşük oranlarda bakteri
izole edilmesi ve antimikrobiyal tedaviye karşı yanıt oranlarının çok değişken olması, bu
tablonun görüldüğü hastaların en azından önemli bir bölümünde bakterilerin dışında da
etkenlerin olabileceğini düşündürmektedir (213).
KPAS’lu hastalarda ağrı dominant semptomdur fakat irritatif ve obstrüktif işeme
semptomları da bu sendromda gözlemlenebilir. Bir çok otör bu semptomlardan alt üriner
sistemin yapısal ve fonksiyonel bozukluklarının sorumlu olduğunu öne sürdüler. Bu
semptomlardan sorumlu olduğu düşünülen sebepler içinde mesane çıkımı disfonksiyonu,
mesane boynu hiperplazisi ve pelvik taban kasları spazmı ( psödodissinerji ) olabileceği
söylenmiş (5-8). Bu durumlar, disfonksiyonel yüksek basınçlı işeme ve intraprostatik
kanallara idrar reflüsüne yol açan fizyolojik laminar idrar akımında bozulmaya yol açabilir.
İntraprostatik duktal kanallara reflünün varlığını ilk kez Kirby gösterdi. Kirby ve ark,
nonbakteriyel prostatit tanısı alan erkeklerin mesanesine karbon partikülü solüsyonu instile
etmişler. Nonbakteriyel prostatitli erkeklerde cerrahi sonrasında karbon partiküllerini EPS,
makrofajlar, prostatik asini ve duktal sistemde saptamışlar (4). Persson ve Ronquist,
EPS’da yüksek ürat ve kreatinin olmasını prostatik kanallara idrar reflüsü olmasına
bağlamışlar (109). İnfeksiyon olmaksızın idrar ve ürat gibi metabolitlerin prostat
kanallarına geçişinin inflamatuar yanıtı uyarabileceğini düşünmüşlerdir. Asidik idrarın
reflüsü sonucu irritasyon, inflamasyon ve ağrı oluştuğu iddia edilmektedir. Prostat
taşlarında yalnızca idrarda bulunan bazı moleküllerin bulunması bu teoriyi
desteklemektedir (110).
Kimyasal, bakteriyel ya da immünolojik stimulasyondan kaynaklanan inflamasyon,
artmış intraprostatik basıncın muhtemel sebebi gibi gözükmektedir ve bu basınç artışı
transperineal yolla yerleştirilen bir basınç ölçerle kaydedilebilir. Mehik, 48 Kat III KPAS
hastası ile 12 kontrol grubu hastasının intraprostatik doku basıncını incelemiş. KPAS
hastalarında kontrol grubuna göre yüksek basınç bulunmuş. İnflamatuar KPAS olan
hastalarda basınç noninflamatuar KPAS olanlardan daha yüksekmiş. Buna dayanarak
artmış doku basıncının inflamasyonla alakalı olduğunu öne sürmüş. Prostat glandı,
Denonviller fasyası, endopelvik fasya ve ön yüzde cerrahi kapsül ile puboprostatik ligaman
tarafından oluşturulan bir kompartman sistemi ile çevrilidir. Bu teoriye göre prostat
glandındaki inflamasyon doku ödemine, dolaşım bozukluğuna ve hipoksiye neden olur. Bu
basınç artışı travmatolojideki kompartman sendromunda olduğu gibi ağrı sebebi olabilir
(112).
Bu bulgulardan hareketle KP’li hastaların alt üriner sistem fonksiyonlarını
araştırmak için ürodinamik çalışmalar yapılmıştır. Bazıları, ağrının ve bunu izleyen irritatif
ve obstrüktif işeme semptomlarının mesane boynu problemlerine, detrüsör-sfinkter
disfonksiyonuna veya işeme bozukluğunun yol açtığı yüksek basınçlı işemeye bağlı alt
üriner sistem obstrüksiyonundan kaynaklandığını bildirmektedir.
Yaşlı erkeklerde benign prostatik obstrüksiyon mesane çıkım obstrüksiyonunun
majör sebebidir. Bununla birlikte gençlerde obstrüktif nedenler; primer mesane boynu
obstrüksiyonu, benign prostatik obstrüksiyon ve disfonksiyonel işeme olarak 3 kategoriye
ayrılır (214).
Disfonksiyonel işeme ürodinamik bulguları; artmış işeme basıncı, üretral
rabdosfinkterin normal refleks gevşememesi, membranöz üretra ve mesane arasında artmış
basınç gradyenti, detrüsör aktivitesi sırasında yetersiz mesane boynu açılmasıdır.
Disfonksiyonel işeme değişik terimlerle tanımlanmıştır; psödodissinerji, öğrenilmiş işeme
bozukluğu, eksternal sfinkter spastisitesi, nonrelakse eksternal üretral sfinkter bunlardan
bazılarıdır (14,215,216).
Barbalias ve ark, prospektif bir çalışmada KPAS hastaları ve aynı yaştaki kontrol
grubuna videoürodinami (VÜD) ve basınç akım çalışması (BAÇ) yapmışlar. Sonuçlar
genel olarak benzermiş, fakat KPAS hastalarında maksimal üretral kapanma basıncının
anlamlı olarak yüksek olduğu bulunmuş (9). Videoürodinamide prostatik ve membranöz
üretral segmentin distalinde daralma ve proksimal üretrada inkomplet açılma bulunmuş.
Bunun üretral hipertoniye bağlı fonksiyonel bir obstrüksiyon olduğunu öne sürmüşler. Bu
yüksek basıncın hastaların işeme dışındaki irritatif semptomlarını ve ağrıyı
açıklayabileceğini söylemişler. İşeme sırasında inkomplet sempatik relaksasyona bağlı
proksimal ve distal üretral segmentte daralmanın intraprostatik duktal reflüye neden
olabileceğini düşünmüşler. Çizgili pelvik taban kaslarının tam gevşemesine rağmen
inkomplet düz kas gevşemesi fonksiyonel üretral obstrüksiyonu açıklayabilir ve
semptomlara neden olan patofizyolojik mekanizmalardan birisi olduğu kabul edilmektedir.
KP’li hastaların ürodinami bulgularının; maksimal akım ve ortalama üriner akım hızlarında
düşme, maksimal üretral kapanma basıncında anlamlı artış, işeme sırasında eksternal
üretral sfinkter seviyesinde daralmaya eşlik eden mesane boynunun huni şeklini almasında
yetersizlik olduğunu bulmuşlar (9,10).
Hellstrom ve ark da, prostatodinalı 3 hastada prostatik üretrada artmış basınç ve
voiding sistoüretrografide intraprostatik reflüyü gösterdi (13).
Theodorou ve ark, prostatodina tanısı konulan 43 hastaya ürodinami yapmışlar.
Prostatodinalı hastalarda mesane boynu seviyesinde fonksiyonel obstrüksiyon ve dolum
sistometrisinde artmış sensitivite saptamışlar. Hastaların büyük bir kısmında düşük idrar
akım hızı olduğunu görmüşler. Bu hastalara basınç akım çalışmasıyla simültane
sistoüretrografi yapıldığında % 64’ünde mesane boynu seviyesinde fonksiyonel
obstrüksiyon olduğunu konfirme etmişler. Ayrıca sistometri sırasında hastaların önemli bir
kısmında sensöryel problemler bulmuşlar. Bu bulguların hastaların irritatif semptomlarını (
frekuensi, urgency, noktüri ) açıklayabileceğini söylemişler (217).
Primer işeme bozukluğu tanımlanan erkeklerin aslında yanlış tanı konulmuş KP
hastaları oldukları otörlerce iddia edilmiştir (11,218,219). KPAS’nun çok geniş bir
semptom kompleksi vardır. Genç erkeklerde pelvik ve perineal ağrı ile alt üriner sistem
semptomları birçok hastalıkta görülen ortak bulgulardır. Bu nedenle AÜSS olan genç
erkeklerde yanlışlıkla KPAS tanısı konulduğunu iddia etmişler.
Siroky ve ark, rekürren işeme semptomları ve perigenital ağrısı olan ya da her iki
durumun olduğu daha önceden KP tanısı almış 47 erkek hastanın % 50’sinde ürodinami ile
mesane arefleksisine eşlik eden nonrelakse perineal taban yapısı ( çizgili kas spazmı ) ve
diğer % 36’lık grupta da mesane hiperrefleksisi ile beraber çizgili sfinkter relaksasyonu
saptamışlardır (11).
Webster ve ark, altısı kronik prostatit 16 hastaya voiding sistoüretrografi ile aynı
anda VÜD yapmışlar. Dört hastada detrüsör instabilitesi bulunmuş. Bunun muhtemelen
çıkım obstrüksiyonuna sekonder geliştiğini öne sürmüşler. Bütün hastalarda mesane
açılmasında yetersizlik mevcutmuş. Bu durumu mesane boynunun floroskopik
görüntüsüyle kantifiye etmişler (218).
Kaplan ve ark, kronik alt üriner sistem semptomları olan genç erkeklerin genelde
KP şeklinde yanlış tanı aldıklarını iddia etmişler ve tanı konmamış kronik işeme
bozukluğuna dikkat çekmişlerdir (12-14). Bu sonuç KP tanılı 137 erkeğe yapılan VÜD
tetkiklerine dayanmaktadır. Bu hastalar daha önce başarısız antibiyotik tedavisi almışlar.
Ürodinamik anormalliklerin % 54 hastada primer mesane boynu obstrüksiyonu, % 24
hastada membranöz üretrada lokalize fonksiyonel obstrüksiyon ( psödodissinerji ), % 17
hastada yetersiz mesane kontraksiyonu, % 5 hastada akontraktil mesane şeklinde değişken
olabileceğini göstermişlerdir. Detrüsör instabilitesini bu erkeklerin % 49’unda tespit
etmişlerdir (12).
Kaplan ve ark, başka bir çalışmalarında, KP tanısı alan genç erkeklerin işeme
disfonksiyonundan, işeme sırasında eksternal üretral sfinkterin istemli fakat disfonksiyonel
kontraksiyonunun ( psödodissinerji ) sorumlu olabileceğini söylemişler. VÜD yaptıkları
psödodissinerjiye sekonder işeme disfonksiyonu tanısı konulan 23-50 yaş arası 43 erkeği
retrospektif olarak değerlendirmişler. Bu hastalar daha önce noninflamatuar KP tanısı
konularak başarısız antibiyotik ve alfa bloker tedavisi almışlar. VÜD ile detrüsör
instabilitesi 17 ( % 40 ), mesane çıkım obstrüksiyonu 30 ( % 70 ), bozulmuş detrüsör
kontraktilitesi 13 ( % 30 ) hastada bulmuşlar (13).
Te ve Kaplan nonbakteriyel prostatit tanısı konularak başarısız ampirik tedavi almış
34 hastayı değerlendirmişler. Sistoüretroskopide 13 hastada median bar hipertrofisi ve
mesane boynu yüksekliği bulmuşlar. VÜD’de 31 hastada mesane boynu seviyesinde
obstrüksiyon ve 27’ sinde eşlik eden inhibe edilemeyen mesane kontraksiyonları varmış
(14).
Hruz ve ark, tedaviye dirençli 48 kategori IIIB KPAS hastasını mesane çıkım
obstrüksiyonu objektif parametreleri olan endoskopi ve ürodinami ile değerlendirmişler.
Üretrosistoskopide, hiçbir hastada üretra darlığı görülmemiş, 29 ( % 60 ) hastada anlamlı
mesane boynu hipertrofisi ( MBH ) izlemişler. MBH’nin, daha önce geçirilmiş
infeksiyonlar veya nedeni bilinmeyen artmış adrenerjik stimülasyon sonucu gelişen
fibrozis sonucu geliştiğini söylemişler. MBH olan hastalarda ürodinamide diğer gruba göre
artmış detrüsör açılma basıncı ( 49 vs 29 mlH2O ), PdetQmax ( 55 vs 34 mlH2O ), PMR (
67 vs 17 ml ) ve azalmış Qmax ( 10 vs
17 ml/sn ) bulmuşlar. Bu farklılıklar istatistiksel olarak anlamlı bulunmuş (p<0.05). NIHKPSİ ağrı ve yaşam kalitesi skorları arasında fark yokmuş. Fakat üriner semptomlar MBH
grubunda daha fazlaymış. MBH’ye bağlı mesane çıkım obstrüksiyonunun sistoskopik
derecelendirilmesi subjektif bir yöntemdir. Bununla birlikte, mesane boynu
obstrüksiyonunun, BAÇ parametreleri üretrosistoskopide mesane boynunun yetersiz
açılmasıyla korele bulunmuş (211).
Bu araştırmacıların genel görüşü; genç erkeklerde pelvik ağrı ile ilişkili işeme
disfonksiyonunun sıklıkla yanlış olarak kronik prostatit tanısı aldığı şeklindedir. Özellikle
obstrüktif üriner semptomları olan hastalarda daima fonksiyonel mesane boynu
disfonksiyonunu düşünmek gerektiğini söylemişler. Kronik prostatit tanısı konularak
tedavi verilmiş ve semptomları düzelmemiş hastalarda fonksiyonel mesane boynu
obstrüksiyonunun sık olduğunu gözlemlemişler. Ayrıca hastaların önemli bir kısmında
detrüsör ve sfinkter fonksiyonlarında bozukluk saptamışlar. Ürodinaminin bu hastaların
tanısı ve doğru tedavisi için mutlaka yapılmasını tavsiye etmişler.
Bu görüşün tersini savunan Mayo ve ark, ürodinami ünitelerine değişik şikayetler
nedeniyle yönlendirilen hastaların sonuçlarını, KP’li hastalarla karşılaştırmışlar. Ağrı ve
LUTS şikayeti ile ürodinami yapılan hastalarda % 11 oranında mesane boynu
obstrüksiyonu saptanmış. Dolum sistometrisinde, hipersensitivite 11 ( % 30 ), detrüsör
instabilitesi 2 ( % 5 ) hastada saptanmış. Detaylı anamnez üroflov, PMR ve retrograd
üretrografi sonrası KP tanısı konulan hastalarda detrüsör instabilitesi oranı sadece % 1,6
imiş. Prostatitli hastalarda mesane boynu obstrüksiyonu da aynı oranda bulunmuş (15).
KP’li hastalarda ürodinamik anomalilerin çok nadir olduğunu ve hastaların noninvaziv
metodlarla değerlendirilmesinin yeterli olduğunu söylemişler.
Bizim 40 hastalık grubumuzdaki hastalar daha önce kronik prostatit tanısı ile tedavi
almamışlardı. Hastalar tanı konulmadan önce, hikaye ve gerekli testlerle detaylı olarak
değerlendirildi. Semptomlara yol açabilecek diğer hastalıklar ekarte edildi. Hastalara
kliniğimizde bulunan multikanallı ürodinami aleti ile konvansiyonel ürodinami yaptık.
İnceleme ve tanımlamalar ICS tarafından önerilen şekilde yapıldı (202). Obstrüksiyon
tanısını, konvansiyonel ürodinamik çalışmalar artmış işeme basıncı ve azalmış idrar akım
hızını göstererek koydurabilir. Basınç akım çalışmaları, mesane çıkım obstrüksiyonunu
bozulmuş detrüsör kontraktilitesinden ayırmakta kullanışlı olduğu halde obstrüksiyon
bölgesini göstermez. VÜD, konvansiyonel ürodinamiye ek olarak alt üriner sistemin
anatomik bozuklukları hakkında bilgiler sağlar (218,219). EMG, sfinkter bölgesindeki
fonksiyonel obstrüksiyonu saptamakta yardımcı olur. Biz konvansiyonel ürodinami ile
EMG bulgularını konfirme ederek değerlendirme yaptık. Hiçbir hastada anormal sfinkter
aktivitesi saptanmadığı için obstrüksiyonun mesane boynu seviyesinde olduğunu
düşünüyoruz. Ayrıca 4 hastada fleksibl sistoskopi ile mesane boynu hipertrofisi saptadık.
Hastalarımızda en sık obstrüktif tipte ürodinamik bulgular tespit ettik. 11 ( % 27,5 )
hastada obstrüktif bulgu saptandı. Sadece 3 ( % 7,5 ) hastada idyopatik detrüsör aşırı
aktivitesi gözlendi. Bu hastaların 2 tanesi obstrüktif bulgu saptanan gruptaki hastalardı. Bu
bulgular literatürdeki bazı yüksek değerlerle uyumlu değildi. Sfinkter EMG ile hiçbir
hastada anormal aktivite izlenmedi.
Literatürü incelediğimizde; yüksek oranda ürodinamik anomali saptanan
çalışmalarda genel olarak hasta seçim kriterlerinin çok net olmadığını saptadık. Bu
çalışmaların çoğu, NIH tarafından KP sınıflama ve tanı kriterleri belirtilmeden önce
yapılan çalışmalardır. KP tanısı bir ekartasyon tanısıdır. Tanı koymadan önce hikaye,
muayene ve basit tetkiklerle diğer hastalıklar dışlanmalıdır. Bu çalışmalarda hastaların
nasıl değerlendirildiği ve KP tanısı konulduğu açık değildir. Aynı zamanda bu çalışmalarda
değerlendirilen hastaların büyük kısmının uzun süredir semptomları mevcutmuş. Genelde
KP tanısı konularak başarısız ampirik tedavi almış hastalar seçilmiş. Bizim çalışmamızda
daha önce tedavi almamış hastalar seçildiği için semptom süreleri daha kısa bulundu. Bu
nedenlerden dolayı farklı sonuçlar ortaya çıkmış olabilir. EAU rehberine göre ürodinami,
KP tanısında temel bir test olmayıp opsiyoneldir. Ürodinami, mesane çıkım obstruksiyonu,
mesane boynu hipertrofisi, detrüsör sfinkter dissinerjisi düşünülen hastalarla, tedaviye
yanıt vermeyen veya idrar akım hızı /rezidü idrar miktarı anormal olan hastalar için
önerilmiştir (160). Bizim görüşümüze göre de KP’de ürodinamik bulgular sık saptanmaz.
Ürodinami ilk planda uygulanacak bir test olmamalıdır.
Anormal detrüsör aktivitesinin, gençlerde genellikle obstrüksiyona bağlı olduğu
söylenmiş. İdyopatik detrüsör aktivitesinin obstrüksiyon olmadan çok nadir görüldüğü
saptanmış (220). Ayrıca yapılan bir toplum çalışmasında normal popülasyonda % 10
oranında idyopatik detrüsör aktivitesi bulunmuş (221). Psödodissinerjinin ise daha çok
nörolojik hastalıklara bağlı olduğu söylenmiş. Bazı çalışmalarda psödodissinerji saptanan
hastalar tekrar değerlendirildiğinde nörolojik patolojiler saptanmış. Bizce hastaların temel
değerlendirilmesi yeterli şekilde yapılırsa hastalara yanlış olarak KP tanısı konulma
olasılığı azalır. Buna bağlı olarak KP tanısı ile ürodinami yapılan hastalarda bu anomaliler
daha az oranda saptanır.
Ürodinami KPAS tanısında tartışmalı olduğu halde, işeme disfonksiyonunun tedavi
edilebilir nedenlerinin tanımlanmasında temel testtir. Özellikle, mesane çıkım
obstrüksiyonu tanısında altın standart test basınç-akım çalışmasıdır. Fakat bu invaziv,
pahalı ve morbiditesi olan bir testtir (222). Hastaların bazıları invaziv prosedürleri tolere
edemeyebilir ve vazovagal atak geçirebilir. Noninvaziv metodlar daha az ağrılı,
komplikasyon oranı düşük, hasta kompliansı daha iyi ve daha ucuzdur. Mayo ve ark,
invaziv metodların sadece klinik araştırmalarda kullanılmasını önermişler (15).
Klingler ve ark, BAÇ yapılan hastalarda üriner retansiyon, gros hematüri, İYE ve
ateşi erkek hastaların % 19’unda, bayanların % 1,8’inde saptamışlar. Erkeklerde
komplikasyon oranı ile postmiksiyonel rezidüel idrar volümü ve yaş arasında ilişki
saptanmamış. Erkeklerin % 4,8’inde inceleme sonrası üriner retansiyon gelişmiş. Bunların
hepsinde anlamlı mesane çıkımı obstrüksiyonu mevcutmuş. Ayrıca obstrükte erkeklerde
dizüri ve ağrı daha yüksek oranda bulunmuş. Erkeklerin % 6,2’sinde İYE gelişmiş.
Ürodinamik incelemeler özellikle erkeklerde rölatif olarak yüksek komplikasyon oranı ve
morbiditeye sahiptir. Bizim çalışmamızda da 1 hastada üriner retansiyon, 2 hastada
hematüri, 3 hastada İYE ve 1 hastada ürosepsis nedeniyle hospitalizasyon
komplikasyonları görüldü. Bu nedenle erkek hastalarda invaziv ürodinamik incelemeler
yapılırken hasta seçimi önemlidir ve hasta ile komplikasyonlar konuşulmalıdır (223).
Araştırmacılar ürodinaminin komplikasyonları nedeniyle alt üriner sistem
semptomları olan hastalarda tanıyı predikte edebilecek noninvaziv yöntemler aramışlar.
Khai-Lee Toh ve ark, 50 yaşından genç, yedisi KP olan, 50 hastaya VÜD yapmışlar.
Ürodinami öncesi ve sonrası tanı ve tedavileri karşılaştırmışlar. Ürodinami öncesi hastalar
değişik tedaviler kullanmış. Hastaların 36’sında ( % 72 ) ürodinamik bulgu saptanmış.
Ürodinami sonrası hastaların 40’ının ( % 80 ) tanısı değişmiş. Otuzdört ( % 68 ) hastaya
değişik tedavi verilmiş. Semptomlarla ürodinamik bulgular korele değilmiş. İrritatif
semptomu olan 42 hastanın sadece 9’unda ( % 21 ) anormal detrüsör kontraksiyonu
bulunmuş. Obstrüktif şikayeti olan 34 hastanın 16’sında ( % 47 ) ürodinamik bulgu
saptanmış. Ürodinamik olarak obstrüksiyon saptanan 21 hastanın 5’inde obstrüktif şikayet
yokmuş (214). Sonuç olarak tanının, hikaye ve fizik muayene ile her zaman mümkün
olmayacağını, bu bulguların sadece diğer tanıların ekarte edilmesinde faydalı olduğunu
söylemişler. Bu sonuç AÜSS olan genç erkeklerde ürodinamik çalışma yapılmasını
destekler. Bu hastalarda ürodinami yapılarak problemi tam olarak tanımlayıp hedefe
yönelik tedavilerin başarılı sonuçlar vereceği görüşünü bildirmişler.
Wang ve ark, genç erkeklerde LUTS ve düşük üroflovun etyolojisini VÜD
kullanarak araştırmışlar ve sonuçları klinik semptomlar ve noninvaziv incelemelerle korele
etmişler. Değerlendirme IPSS, böbrek ultrasonografisi, transrektal prostat ultrasonografisi
ve VÜD’u içermiş. VÜD ile disfonksiyonel işeme 39 ( % 43 ), primer mesane boynu
obstruksiyonu 37 ( % 41), bozulmuş detrüsör kontraktilitesi 9 ( % 10 ) ve benign prostatik
obstruksiyon 5 ( % 6 ) hastada bulunmuş. Bozulmuş detrüsör kontraktilitesi olan hastalar,
diğer hastalarla karşılaştırıldığında yüksek semptom skoru ve kötü hayat kalitesi varmış.
Ortalama yaş ve prostat boyutu benign prostatik obstrüksiyon olan grupta daha fazlaymış.
Geri kalan klinik semptomlar veya noninvaziv testler spesifik ürodinamik tanıları predikte
etmiyormuş (224). VÜD düşük idrar akım hızı olan genç erkeklerde doğru tanı koymakta
önerilmiş. Çünkü klinik semptomlar ve noninvaziv testlerin tanı koymada çok az yardımcı
olduğunu söylemişler. Eğer klinik semptomlar ve noninvaziv ürodinamik testler spesifik
ürodinamik tanıyı koymamıza yardımcı oluyorsa, bu takdirde invaziv incelemelerden
kaçınabiliriz demişler.
Buna karşılık Mayo, hikaye, üroflov, PMR ve retrograd üretrografi ile KP tanısı
koydukları hastalarda çok az oranda ürodinamik anomali saptamış. Bu hastalarda tanı için
bu testlerin yeterli olduğunu, ürodinami sonucu hastaların tanısında çok az değişiklik
olduğunu bildirmişler (15).
Nitti ve ark, KP veya pelvik ağrılı hastaları değerlendirmişler. Üroflov, PMR, AUA
semptom skoru ve VÜD yapmışlar. Hastaların 59’unda ( % 69 ) anormal üroflov
saptanmışlar. Primer mesane boynu obstrüksiyonunun en sık ürodinamik bulgu olduğunu
bulmuşlar ve hastaların 40’ında ( % 47 ) bu bulguyu saptamışlar. VÜD sonuçlarına göre
grup 1 ( 18 hasta ); normal ve tanı konulamayan veya sadece sensöryel urgency olan, grup
2 ( 67 hasta ); diğerleri olarak iki gruba ayrılmış. Üroflov, PMR ve semptom skoru iki grup
arasında karşılaştırılmış. Anormal üroflov grup 1’deki 18 hastanın 5’inde ( % 28 ), grup
2’de 67 hastanın 56’sında bulunmuş ( % 84 ) (p<0.0001). PMR değerleri iki grup arasında
farklı değilmiş ( 40.3 vs 40.0 ml). Ortalama total ve depolama semptomları arasında fark
yokmuş, fakat işeme semptom skoru grup 2’de daha yüksekmiş. Hastalarda % 8,5 izole
mesane dolum anomalisi bulunmuş. Bunların % 5,5’i sensöryel urgency, % 3’ü primer
detrüsör instabilitesiymiş. Detrüsör instabilitesi olan hastaların büyük kısmında işeme fazı
anomalileri saptanmış. Genç erkeklerde işeme fazı disfonksiyonu olmadan primer detrüsör
instabilitesi olmasının çok nadir olduğunu söylemişler. İki grup arasında anormal üroflov
bakımından anlamlı fark varmış ( % 28 vs % 84 ). Anormal üroflov seçim kriteri olarak
alındığında % 92 prediktif değeri varmış. Anormal üroflov ve yüksek semptom skoru
birlikte kullanıldığında % 97 oranında ürodinamik anomalileri predikte ediyormuş.
Anormal üroflov ve yüksek semptom skoru ürodinamik tanıyı yüksek oranda predikte
ediyor demişler. Sonuç olarak VÜD sadece refraktör AÜSS’lu hastalarda tanıyı konfirme
etmek için kullanılmalı demişler (220).
Üroflovmetri işeme disfonksiyonunun objektif olarak gösterilmesini sağlar. Fakat
en önemli handikapı düşük işeme hızının prostatik obstrüksiyona mı yoksa zayıf detrüsör
kontraksiyonuna mı bağlı olduğunu ayırtedememesidir (225). Üstelik obstrüksiyonu
bulunan hastalar yüksek işeme basıncına rağmen normal işeme hızına sahip olabilirler.
Üroflovmetri sonuçları aynı gün veya farklı günlerde değişik sonuçlar verebilir (226). Bu
nedenlerden dolayı üroflov sonuçlarının hastaların ürodinami sonuçlarını predikte
edemeyeceği söylenmiş.
Bu görüşe karşın Reynard ve ark, 165 hastaya peşpeşe dört üroflov yapmışlar ve
peşinden PMR ölçmüşler. Üroflovmetrinin mesane çıkım tıkanıklığını tahmin etmede
sensitivite ve pozitif prediktif değerinin yüksek olduğunu bulmuşlar. KPAS hastalarında
peşpeşe yapılan birkaç üroflov çalışmaları, BAÇ yapılmasını sınırlandırır demişler (227).
Normal üroflov her zaman normal işeme fonksiyonunu göstermediği halde, normal
ev üroflovmetri sonuçları ile normal VÜD sonuçları not edilmiş (228). Bu sonuca göre
normal üroflov ve LUTS’u olan genç erkeklere rutin olarak invaziv ve zahmetli olan VÜD
yapılmasının gerekli olmadığı söylenmiş.
Bizim çalışmamızda obstrüksiyon saptanan 11 hastanın 8 tanesinde düşük üroflov
mevcuttu. Semptom skorları değerlendirildiğinde 2 grup arasında fark saptanmadı. Sadece
obstrüksiyon saptanan grupta istatistiksel olarak ağrı skoru daha düşüktü. Bu bulgunun
klinik açısından önemi belirlenemedi. Bizce uygun şartlarda iki veya daha fazla üroflov
yapılarak hastanın işeme paterni hakkında değerli bilgiler sağlanabilir. Böylece ürodinamik
incelemlere olan ihtiyaç azalabilir.
Belal ve Abrams, mesane çıkım obstrüksiyonu olan hastalarda basınç-akım
çalışmasına alternatif olabilecek testlerle ilgili yayınların metaanalizini yapmışlar.
Nonürodinamik metodlar; semptomlar, PSA gibi biyokimyasal testler, ultrason ile
postmiksiyon rezidü idrar ölçümü, mesane ağırlığı, prostat konfigürasyon ve boyutu,
intravezikal prostatik protrüzyon ve Doppler rezistif indeksi içerir. Noninvaziv urodinamik
metodlar; üroflovmetri, penil kaf ve kondom metodu ve Doppler ürodinami. Semptomlar,
üroflov ve diğer testleri tek başına veya kombine olarak değerlendirmişler. Ultrason ile
mesane duvar kalınlığı ve mesane ağırlığı ölçümünün noninvaziv mesane çıkım
obstrüksiyonu tanısı koymada umut verici olduğu söylenmiş. Noninvaziv ürodinamik
parameterler olan izovolümetrik detrüsör basıncı, PCR indeksi ve Qmax, mesane çıkım
obstrüksiyonu tanısı koymada potansiyel faydalı metodlar olarak bulunmuş (229,230).
Fakat BAÇ hala tanıda altın standarttır. Bu konuda daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır.
Kronik prostatit konusunda yoğun çalışmalara rağmen hastaların önemli bir
kısmında hastalığın etolojisi ve patofizyolojisi bir sır olarak kalmaya devam etmektedir.
Etyolojisinin kesinlik kazanmamasıyla birlikte, ayırıcı klinik özelliklerin olmaması,
düzensiz tanı ölçütleri ve uzatılmış bir tedavi süreci bu hastalığın yakalayabileceğimizden
çok uzaklarda olduğunu akılcı bir biçimde açıklamaktadır. Ürodinamik incelemeler ve
detaylı testlere rağmen bazı hastalarda semptomlara neden olan patoloji
aydınlatılamamaktadır. Bizim çalışmamızda da hastaların büyük bir kısmında ürodinamik
patoloji saptanmadı. EAU çalışma grubu, prostatit ile ilgili kılavuzların, minimum bir dizi
ayırt edici tanı muayenesi içermekle yetinmemesi gerektiğine inanmaktadır. Deneyimli bir
ürolog, her bireysel hasta için hangi araştırmaların gerekli olduğuna karar vermelidir (145).
KPAS’nun etyolojisi bilinmediğinden, nedene yönelik bir tedavi sorundur ve birçok
tedavi seçeneği sadece deneyimlere dayanmaktadır. İyileştirme günümüzde gerçekçi bir
hedef olmadığından, yaşam kalitesinin düzelmesine yönelik semptom yönetimi
seçilebilecek tek yoldur (1). Günümüzde bu hastalarda basit değerlendirme sonucu tanı
konulması ve tedavi verilmesi önerilmektedir. Detaylı testler yapılmadan ampirik olarak
tedavi kullanılmaktadır. Kategori IIIB hastaların bir kısmının antibiyotik tedavisiyle
iyileştiği gözlendiğinden, antibiyotiklerle bir deneme yapılması önerilmektedir (171,172).
Mesane boynu, proksimal üretra ve prostat düz kası yüksek konsantrasyonda,
çizgili kas kontraksiyonundan sorumlu alfa reseptör bulundurur. Alfa reseptör blokajı düz
kas relaksasyonuna neden olur (161).Yapılan çalışmalarda ürodinamik olarak tanı konulan
hastalarda alfa bloker tedavisi ile yüksek başarı saptanmıştır (175). Çoğu araştırmacı
ampirik olarak tedavi edilen hastalarda yüksek başarı sağlamıştır (176-178). Biz de ampirik
olarak tedavi başlanmasını ve detaylı araştırmanın komplike hastalarda yapılması
gerektiğini düşünüyoruz.
Bazı araştırmacılara göre etyolojide multifaktöriyel nedenler vardır. Bu nedenle
multimodal tedavi önermişlerdir. Etyolojiye neden olduğu düşünülen sebeplere göre
medikal tedavilerin aşamalı veya kombine olarak kullanılması önerilmiştir (188,189).
Medikal tedaviye cevap vermeyen bir grup hastada davranış tedavileri ve alternatif
tedavilerle başarı sağlanmıştır. İnflamatuar olmayan KPAS için bir çok başka tıbbi ve fizik
tedavi yöntemi önerilmiştir. Bununla birlikte, KPAS’lu erkeklerin yaklaşık % 30’unda
semptomların bir yıl içinde ortadan kalkacağı hatırlanmalıdır (231).
Bazı yazarlar mesane boynu insizyonu tedavisi ile yüksek başarı oranları
bildirmiştir. Fakat günümüzde cerrahi tedavinin en son olarak düşünülmesi önerilmektedir
(191-195).
6. SONUÇLAR
•
Prostatit, erişkin erkeklerin ürogenital sistem ve perine bölgesinde ağrı ve alt üriner
sistem semptomları ile seyreden bir hastalıktır.
•
Üroloji pratiğinde en sık karşılaşılan konulardan biridir. Batı toplumlarındaki
yaygınlığı % 9 dolayında bildirilmektedir.
•
En sık rastlanan formu kategori IIIB kronik pelvik ağrı sendromudur.
•
Hastaların pek çoğunda etyoloji tam olarak aydınlatılamamakta ve genel olarak tanı
ölçütleri zayıf kalmaktadır.
•
KPAS’nun etyolojisinde en çok üzerinde durulan teorilerden biri; disfonksiyonel ve
yüksek basınçlı işeme ve muhtemelen bununla ilişkili intraprostatik kanallara idrar
reflüsüdür
•
Literatürde bu hastalardaki ürodinami bulguları ile ilgili farklı görüşler mevcuttur.
•
Bazı araştırmacılar; genç erkeklerde pelvik ağrı ile ilişkili işeme disfonksiyonunun
sıklıkla yanlış olarak kronik prostatit tanısı aldığını söylemişlerdir. Özellikle
obstrüktif üriner semptomları olan hastalarda daima fonksiyonel mesane boynu
disfonksiyonunu düşünmek gerektiğini söylemişler. Ayrıca hastaların önemli bir
kısmında detrüsör ve sfinkter fonksiyonlarında bozukluk saptamışlar. Ürodinaminin
bu hastaların tanısı ve doğru tedavisi için mutlaka yapılmasını tavsiye etmişler.
•
Bizim hastalarımızda en sık obstrüktif tipte ürodinamik bulgular tespit ettik. 11 ( %
27,5 ) hastada obstrüktif bulgu saptandı. Sadece 3 ( % 7,5 ) hastada idyopatik
detrüsör aşırı aktivitesi gözlendi. Bu hastaların 2 tanesi obstrüktif bulgu saptanan
gruptaki hastalardı. Sfinkter EMG ile hiçbir hastada anormal aktivite izlenmedi. Bu
bulgular literatürdeki bazı yüksek değerlerle uyumlu değildi.
•
Literatürü incelediğimizde; yüksek oranda ürodinamik anomali saptanan
çalışmalarda genel olarak hasta seçim kriterlerinin çok net olmadığını saptadık. Bu
çalışmaların çoğu, NIH tarafından KP sınıflama ve tanı kriterleri belirtilmeden önce
yapılan çalışmalardır.
•
KP, bir ekartasyon tanısıdır. Tanı koymadan önce hikaye, muayene ve basit
tetkiklerle diğer hastalıklar dışlanmalıdır. Bu çalışmalarda hastaların nasıl
değerlendirildiği ve KP tanısı konulduğu açık değildir. Aynı zamanda bu
çalışmalarda değerlendirilen hastaların büyük kısmının uzun süredir semptomları
mevcutmuş. Genelde KP tanısı konularak başarısız ampirik tedavi almış hastalar
seçilmiş. Bizim çalışmamızda daha önce tedavi almamış hastalar seçildiği için
semptom süreleri daha kısa bulundu. Bu nedenlerden dolayı farklı sonuçlar ortaya
çıkmış olabilir.
•
EAU rehberine göre ürodinami, KP tanısında temel bir test olmayıp opsiyoneldir.
Ürodinami, mesane çıkım obstruksiyonu, mesane boynu hipertrofisi, detrussor
sfinkter dissinerjisi düşünülen hastalarla, tedaviye yanıt vermeyen veya idrar akım
hızı/rezidü idrar miktarı anormal olan hastalar için önerilmiştir. Bizim görüşümüze
göre de KP’de ürodinamik bulgular sık saptanmaz. Ürodinami ilk planda
uygulanacak bir test olmamalıdır.
•
Ürodinami, invaziv, pahalı ve morbiditesi olan bir testtir. Araştırmacılar
ürodinaminin komplikasyonları nedeniyle alt üriner sistem semptomları olan
hastalarda tanıyı predikte edebilecek noninvaziv yöntemler aramamaktadırlar.
Semptomlar, üroflov ve bazı noninvaziv metodlarla hastaların değerlendirilmesi
umut vericidir.
•
Günümüzde bu hastalarda basit değerlendirme sonucu tanı konulması ve tedavi
verilmesi önerilmektedir. Detaylı testler yapılmadan ampirik olarak tedavi
kullanılmaktadır.
7. KAYNAKLAR
1 ) Nickel JC. Prostatitis. Evolving Management Strategies. The Urologıc Clinics of North
America, Infections in Urology: Nov 1999; 737-751.
2 ) McNaughton-Collins M, Stafford RS, O’Leary MP et al. How common is prostatitis? A
national survey of physician visits. J Urol 1998;159: 1224-1228.
3 ) Shahed AR, Shoskes DA. Oxidative stress in prostatic fluid of patients with chronic
pelvic pain syndrome: correlation with gram positive bacterial growth and treatment
response. J Androl 2000;21: 669-675.
4 ) Kirby RS, Lowe Bultitude MI, et al. Intra-prostatic urinary reflux: an etiological factor
in abacterial prostatitis. Brit J Urol 1982;54: 729-731.
5 ) Orland SM, Hanno PM, Wein AJ. Prostatitis, prostatotis and prostatodynia. Urology
1985;25: 439-459.
6 ) Blacklock NJ: Anatomical factors in prostatitis. Br J Urol 1974;46: 47-54.
7 ) Blacklock NJ: Urodynamic and psychometric observations and their implication in the
management of prostatodynia. In Weidner W, Brunner H, Krause W, Rothague CF:
Therapy of Prostatitis. Munich, Zuckswerdt, 1986; 201.
8 ) Bates CP, Arnold EP, Griffiths DJ. The nature of the abnormality in bladder neck
obstruction. Br J Urol 1975;47: 651-656.
9 ) Barbalias GA, Meares EM, Sant GR. Prostatodynia: Clinical and urodynamic
characteristics. J Urol 1983;130: 514-517.
10 ) Barbalias GA: Prostatodynia or painful male urethral syndrome? Urology 1990;36:
146-153.
11 ) Siroky MB, Goldstein I, Krane RJ. Functional voiding disorders in men. J Urol
1981;126: 200-204.
12 ) Kaplan SA, Te AE, Jacobs BZ. Urodynamic evidence of vesical neck obstruction in
men with misdiagnosed chronic nonbacterial prostatitis and the therapeutic role of
endoscopic incision of the bladder neck. J Urol 1994;152: 2063-2065.
13 ) Kaplan SA, Ikeguchie F, Santarosa RP, et al. Etiology of voiding dysfunction in men
less than 50 years of age. Urology 1996;47: 836-839.
14 ) Kaplan SA, Santarosa RP, D’Alisera PM, et al. Pseudodyssnergia (contraction of the
external sphincter during voiding) misdiagnosed as chronic nonbacterial prostatitis and the
role of biofeedback as a therapeutic option. J Urol 1997;157: 2234-2237.
15 ) Mayo ME, Ross SO, Krieger JN. Few patients with "chronic prostatitis" have
significant bladder outlet obstruction. Urology 1998;52: 417-421.
16 ) Von Lackum WH. The infected prostate. Mayo Clin Proc 1928;3: 14-16.
17 ) Hitchens AP, Brown CP. The bacteriology of chronic prostatitis. Am J Public Health
1913;3:884-891.
18 ) Von Lackum WH. Clinical and experimental data on prostatic infection. J urol
1927;18: 293-300.
19 ) Nickel AC. The bacteriology of chronic prostatitis and seminal vasiculitis and elective
localization of the bacteria as isolated. J Urol 1930;24: 343-357.
20 ) Farman F. Classification of prostatitis. J Urol 1930; 113-117.
21 ) O’Conor VJ. Therapeuticvalue of prostatic massage: With a discussion on prostatitis
and the significance of proper rectal palpation of the prostate gland. Med Clin North Am
1936;19: 1181-1185.
22 ) Henline RB: Prostatitis and seminal vesiculitis: Acute and chronic. JAMA 1943; 608615.
23 ) Campbell MF. Principles of Urology: An Introductory Text to the Diseases of the
Urogenital tract. Philadelphia,WB Saunders,1957;311-314.
24 ) Ritter JS, Lippow C. Pathological and bacteriological processes present in prostatitis
and tissue reaction to therapy. J Urol 1938;39: 111-117.
25 ) O’Shaughnessy EJ, Parrino PS, White JD. Chronic prostatitisfact or fiction. JAMA
1956;18: 540-542.
26 ) Bowers JE, Thomas GB. The clinical significance of abnormal prostatic secretions. J
Urol 1958;79: 976-982.
27 ) Bourne CW, Frishette WA. Prostatic fluid analysis in prostatitis. J Urol 1967;97: 976982.
28 ) Gonder MJ. Prostatitis. Lancet 1963;83: 305-306.
29 ) Meares EM Jr, Stamey TA. Bacteriologic localization patterns in bacterial prostatitis
and urethritis. Invest Urol 1968;5: 492-518.
30 ) Nickel JC, Moon T. Chronic bacterial prostatits: An evolving clinical enigma. Urology
2005;66: 2-8.
31 ) Moon TD. Questionnaire survey of urologists and primary care physicians’ diagnostic
and treatment practices for prostatitis. Urology 1997;50: 543-547.
32 ) Nickel JC. Prostatitis: Myths and realities. Urology 1998;51: 362-366.
33 ) Moon TD, Hagen L, Heisey DM. Urinary symptomatology in younger men. Urology
1997;50: 700-703.
34 ) De la Rosette JJ, Hubregtse MR, Karthaus HF,et al. Results of a questionnaire among
Dutch urologists and general practitioners concerning diagnostics and treatment of patients
with prostatitis syndromes. Eur Urol 1992;22: 14-19.
35 ) Roberts RO, Lieber MM, Rhodes T, et al. Prevalence of a physician-assigned
diagnosis of prostatitis: The Olmsted County study of urinary symptoms and health
status among men. Urology 1998;51: 578-584.
36 ) Boyle P, Keech M, Nonis A,et al: The Urepik study:A cross-sectional survey of
benign prostatic hyperplasia, urinary incontinence and male erectile dysfunction, prostatitis
and interstitial cystitis in the UK,France,the Netherlands and Korea. J Epidemiol Biostat
1998;3: 179-187.
37 ) Nickel JC, Sorensen R. Transurethral microwave thermotherapy for non-bacterial
prostatitis: A randomized double-blind sham controlled study using new prostatitis
specific assessment questionnaires. J Urol 1996;155: 1950-1954.
38 ) Robertson C, Boyle P, Nonis A, et al. International population-based study of
urological conditions: The Urepik study. II. Comparative prostatitis data. J Urol
1999;4(Suppl):32A.
39 ) Litwin MS, McNaughton-Collins M, Fowler FJJ, et al. The National Institutes of
Health chronic prostatitis symptom index: Development and validation of a new
outcome measure. J Urol 1999;162: 369-375.
40 ) Nickel JC, Downey J, Hunter D, et al. Prevalence of prostatitis-like symptoms in a
population based study using the National Institutes of Health Chronic Prostatitis
Symptom Index. J Urol 2001;165: 842-845.
41 ) Robertson C,Boyle P,Mazzetta C, et al: The healthcare burden of prostatitis: The
Urepik study. Eur Urol 2000; 163:26.
42 ) Cotran RS, Kumar V, Robbins SL. Prostatitis. Robbins SL (ed): Robbins' Pathologic
basis of disease, 6th ed. Philadelphia, WB Saunders,1999; 1025-1027.
43 ) True LD, Berger RE, Rothman I, et al. Prostate histopathology in chronic
prostatitis/chronic pelvic pain syndrome, a prospective biopsy study. J Urol 1999;
162:2014-2018.
44 ) Nickel JC, Downey J, Young I, et al. Asymptomatic inflammation and/or infection in
benign prostatic hyperplasia. Br J Urol 1999;84: 976-981.
45 ) Zhang W, Sesterhenn IA, Connelly RR, et al. Inflammatory infiltrate (prostatitis) in
vvhole mounted radical prostatectomy specimens from black and white patients is not
etiology for racial differences in prostate specific antigen. J Urol 2000;163: 131-136.
46 ) McNeal JE. Regional morphology and pathology of the prostate. Am J Clin Pathol
1968;49: 347-357.
47 ) Kohnen PW, Drach GW. Patterns of inflammation in prostatic hyperplasia: A
histologic and bacteriologic study. J Urol 1979,121: 755-760.
48 ) Stamey TA. Pathogenesis and treatment of urinary tract infections. Baltimore,
Williams & Wilkins, 1980; 343-429.
49 ) Lopez-Plaza I, Bosrwick DG. Prostatitis.In Bostwick DG (ed): Pathology of the
Prostate. New York, Churchill Livingstone, 1990; 15-30.
50 ) Weidner W, Schiefer HG, Krauss H, et al. Chronic prostatitis: A thorough search for
etiologically involved microorganisms in 1461 patients. Infection 1991;19: 119-125.
51 ) Meares EM Jr. Acute and chronic prostatitis: Diagnosis and treatment. Infect Dis Clin
North Am 1987;l: 855-873.
52 ) Dilworth JP, Neal DE Jr, Fussell EN, Roberts JA. Experimental prostatitis in
nonhuman primates: I. Bacterial adherence in the urethra. Prostate 1990;17: 227-231.
53 ) Neal DE Jr, Dilworth JP, Kaack MB, et al. Experimental prostatitis in non-human
primates: II. Ascending acute prostatitis. Prostate 1990;17: 233-239.
54 ) Andreu A, Stapleton AE, Fennell C, et al. Urovirulence determinants in Escherichia
coli
strains causing prostatitis. J Infect Dis 1997;176: 464-469.
55 ) Correll I, Agace W, Klenun P, et al. Type-1 fimbrial expression enhances Escherichia
coli virulence for the urinary tract, Proc Natl Acad Sci USA 1996;93: 9827-9832.
56 ) Schaeffer AJ. Potential role of phase variation of type 1 pili in urinary tract infection
and
bacterial prostatitis. Infection 1991;19: 144-149.
57 ) Nickel JC, Costerton JW. Bacterial localization in antibiotic refractory chronic
bacterial
prostatitis. Prostate 1993;23: 107-114.
58 ) Nickel JC, Costerton JW, McLean RJ, et al. Bacterial biofilms: Influence on the
pathogenesis, diagnosis and treatment of urinary tract infections. J Antimicrob Chemother
1994;33: 31-41.
59 ) Drach GW. Problems in diagnosis of bacterial prostatitis: Gram-negative, grampositive
and mixed infections. J Urol 1974;111: 630-636.
60 ) Bergman B. On the prelevance of gram-positive bacteria in prostatitis. Infection
1994; 22(Suppl 1):22.
61 ) Jimenez-Cruz JF, Martinez FM, Allona AA, et al. Prostatitis: Are the gram-positive
organisms pathogenic? Eur Urol 1984;10: 311-314.
62 ) Nielsen ML, Justesen J. Studies on the pathology of prostatitis: A search for prostatic
infections with obligate anaerobes in patients with chronic prostatitis and chronic
urethritis. Scand J Urol Nephrol 1974;8: 1-6.
63 ) Mardh PA, Colleen S. Search for urogenital tract infections in patients vvith
symptoms
of prostatitis. Studies on aerobic and strictly anaerobic bacteria, mycoplasmas, fungi,
trichomonas and viruses. Scand J Urol Nephrol 1975;9: 8-16.
64 ) Szoke I, Torok L, D'Osa E, et al. The possible role of anaerobic bacteria in chronic
prostatitis. Int J Androl 1998;21: 163-168.
65 ) Riegel P, Ruimy R, De Briel D, et al. Corynebacterium seminale sp nov, a new species
associated with genital infections in male patients. J Clin Microbiol 1995;33: 2244-2249.
66 ) Domingue GJ, Human LG, Hellstrom WJ. Hidden microorganisms in "abacterial"
prostatitis/prostatodynia. J Urol 1997;157: 243-247.
67 ) Tanner MA, Shoskes DE, Shahed A, Pace NR. Prevalence of corynebacterial 16S
rRNA sequences in patients with bacterial and "non-bacterial" prostatitis. J Clin Microbiol
1999;37: 1863-1870.
68 ) Mardh PA, Colleen S. Chlamydia in chronic prostatitis. Scand J Urol Nephrol 1972;9:
816.
69 ) Shortliffe LM, Sellers RG, Schachter J. The characterization of nonbacterial
prostatitis:
Search for an etiology. J Urol 1992;148:1 461-1466.
70 ) Koroku M, Kumamoto Y, Hirose T. A study on the role of Chlamydia trachomatis in
chronic prostatitis analysis of anti-Chlamydia trachomatis specific IgA in expressed
prostate secretion by Western-blotting method. Kansenshogaku Zasshi 1995;69: 426437.
71 ) Bruce AW, Chadwick P, Willet WS, et al. The role of chlamydia in genitourinary
disease. J Urol 1981;126: 625-629.
72 ) Bruce AW, Reid G. Prostatitis associated with Chlamydia trachomatis in 6 patients. J
Urol 1989;142: 1006-1007.
73 ) Kuroda K, Sawamura Y, Tajima M, et al. Detection of Chlamydia trachomatis in
urethra
of patients with urogenital infection. Hinyokika Kiyo 1989;35: 453-456.
74 ) Nilsson S, Johanisson G, Lycke E. Isolation of C. trachomatis from the urethra and
prostatic fluid in men with signs and symptoms of acute urethritis. Acta Dermatol
Venereol 1981;61: 456-459.
75 ) Poletti F, Medici MC, Alinovi A, et al. Isolation of Chlamydia trachomatis from the
prostatic cells in patients affected by nonacute abacterial prostatitis. J Urol 1985;134: 691693.
76 ) Abdelatif OM, Chandler FW, McGuire BSJ. Chlamydia trachomatis in chronic
abacterial prostatitis: Demonstration by colorimetric in situ hybridization. Hum Pathol
1991;22: 41-44.
77 ) Shurbaji MS, Gupta PK, Myers J. Immunohistochemical demonstration of
chlamydial
antigens in association with prostatitis. Mod Pathol 1998; 348-351.
78 ) Mardh PA, Colleen S: Chlamydia in chronic prostatitis. Scand J Urol Neohrol 1972;9:
8-16.
79 ) Mardh PA, Colleen S. Search for uro-genital tract infections in parients with
symptoms of prostatitis. Studies on aerobic and strictly anaerobic bacteria, mycoplasmas,
fungi, trichomonas and viruses. Scand J Urol Nephrol 1975;9: 8-16.
80 ) Mardh PA,Ripa KT,Colleen S,et al. Role of Chlamydia trachomatis in non-acute
prostatitis. Br J Vener Dis 1978;54:314-330.
81 ) Shortliffe LM, Wehner N. The characterization of bacterial and nonbacterial prostatitis
by prostatic immunoglobulins. Medicine 1986;65: 399-414.
82 ) Berger RE, Krieger JN, Kessler D, et al. Case-control study of men with suspected
chronic idiopathic prostatitis. J Urol 1989;141: 328-331.
83 ) Doble A, Thomas BJ, Walker MM, et al. The role of Chlamydia tmchomatis in
chronic
abacterial prostatitis: A study using ultrasound guided biopsy. J Urol 1989;141: 332-333.
84 ) Krieger JN, Riley DE, Roberts MC, et al. Prokaryotic DNA sequences in patients
with chronic idiopathic prostatitis. J Clin Microbiol 1996;34: 3120-3128.
85 ) Krieger JN, Jacobs R, Ross SO. Detecting urethral and prostatic inflammation in
patients with chronic prostatitis.Urology 2000;55:186-192.
86 ) Weidner W, Brunner H, Krause W. Quantitative culture of Ureaplasma urealyticum in
patients with chronic prostatitis or prostatosis. J Urol 1980,124:622-625.
87 ) Isaacs JT. Ureaplasma urealyticum in the urogenital tract of patients with chronic
prostatitis or related symptomatology. Br J Urol 1993;72: 918-921.
88 ) Fish DN, Danziger LH. Antimicrobial treatment for chronic prostatitis as a means of
defining the role of Ureaplasma urealyticum. Urol Int 1993;51: 129-132.
89 ) Ohkawa M, Yamaguchi K, Tokunaga S, et al. Antimicrobial treatment for chronic
prostatitis as a means of defining the role of Ureaplasma urealyticum. Urol Int
1993; 51: 129-132.
90 ) Mardh PA, Colleen S. Search for urogenital tract infections in patients with symptoms
of prostatitis. Studies on aerobic and strictly anaerobic bacteria, mycoplasmas, fungi,
trichomonas and viruses. Scand J Urol Nephrol 1975; 9: 8-16.
91 ) Indudhara R, Singh SK, Vaidynanthan S, Banerjee CK. Isolated invasive candidal
prostatitis.Urol Int 1992; 48: 362-364.
92 ) Schwarz J. Mycotic prostatitis. Urology 1982; 19 :5.
93 ) Benson PJ, Smith CS. Cytomegalovirus prostatitis. Urology 1992; 40: 165-167.
94 ) Gardner W Jr, Culberson D, Bennett B. Trichomonas vaginalis in the prostate gland.
Arch Pathol Lab Med 1996; 110: 430-432.
95 ) Lowentritt JE, Kawahara K, Human LG, et al. Bacterial infection in prostatodynia. J
Urol 1995; 154: 1378-1381.
96 ) Domingue GJ. Cryptic bacterial infection in chronic prostatitis: Diagnostic and
therapeutic implications. Curr Opin Urol 1998; 8: 45-49.
97 ) Nickel JC, MacLean RJL. Bacterial biofilms in urology. Infect Urol 1998;11: 168175.
98 ) Berger RE, Krieger JN, Rothman I, et al. Bacteria in the prostate tissue of men with
idiopathic prostatic inflammation. J Urol 1997; 157: 863-865.
99 ) Krieger JN, Riley DE, Roberts MC, et al. Prokaryotic DNA sequences in patients
with chronic idiopathic prostatitis. J Clin Microbiol 1996; 34: 3120-3128.
100 ) Keay S, Zhang CO, Baldwin BR, et al. Polymerase chain reaction amplification of
bacterial 16S rRNA genes in prostate biopsies from men without chronic prostatitis.
Urology 1999,53: 487-491.
101 ) Riley DE, Berger RE, Miner DC, et al. Diverse and related 16S rRNA-encoding
DNA sequences in prostate tissues of men with chronic prostatitis. J Clin Microbiol
1998; 36: 1646-1652.
102 ) Nickel JC. Prostatitis: An infectious disease? Infect Urol 2000;13: 31-38.
103 ) Van Howe RS: Circumcision and infectious diseases revisited. Pediatr Infect Dis
1998;17: 1-6.
104 ) Lomberg H, Cedergren B, Lefler H, et al. Influence of blood groups on the bioavailability of receptors for attachment of uropathogenicEscherichia coli. Infect Immun
1986;51: 919-926.
105 ) Berger RE, Kessler D, Holmes KK. Etiology, manifestations of epididymitis in
young men: Correlations with sexual orientation. J Infect Dis 1987;155: 1341-1343.
106 ) Meares EM Jr. Acute and chronicprostatitis and prostatodynia. In Fitzpat-rick JM,
Krane RJ (ed): The Prostate. Edinburgh, Churcill Livingstone, 1989, pp 62-75.
107 ) Fair WR, Couch J, Wehner N. Prostatic antibacterial factor. Identity and significance.
Urology 1976; 7: 169-177.
108 ) Fair WR, Cordonnier JJ. The pH of prostatic fluid: A re-appraisal and therapeutic
implications. J Urol 1978; 120: 695-698.
109 ) Persson BE, Ronquist G. Evidence for a mechanistic association between
nonbacterial prostatitis and levels of urate and creatinine in expressed prostatic secretion. J
Urol 1996; 155: 958-960.
110 ) Sutor DJ, Wooley SE. The crystalline composition of prostatic calculi. Br J Urol
1974; 46: 533-535.
111 ) Ludwig M, Weidner W, Schroeder-Printzen I, et al. Transrectal prostatic sonography
as a useful diagnostic means for patients with chronic prostatitis or prostatodynia. Br J
Urol 1994; 73: 664-668.
112 ) Mehik A, Hellstrom P, Lukkarinen O, et al. Increased intraprostatic pressure in
patients with chronic prostatitis. Urol Res 1999; 27: 277- 279.
113 ) Fowler JEJ, Mariano M. Longitudinal studies of prostatic fluid immunoglobulin in
men with bacterial prostatitis. J Urol 1984;131: 363-369.
114 ) Kumon H. Detection of a local prostatic immune response to bacterial prostatitis.
Infection 1992; 20: 5236-5238.
115 ) Neal DE Jr, Clejan S, Sarma D, et al. Prostate specific antigen and prostatitis: I.
Effect of prostatitis on serum PSA in the human and non-human primate. Prostate 1992;20:
105-111.
116 ) Riedasch G, Mohring K, Ritz E. Antibody-coated bacteria in ejaculate in bacterial
prostatitis. Urology 1984;23: 252-255.
117 ) Donadio AC, Gagliano H, Remedi MM, et al. Time-course study of cellular immune
response and testosterone metabolism in an autoimmune model for chronic prostatic
inflammation. J Urol 1998;160: 1546-1550.
118 ) Alexander RB, Brady F, Ponniah S. Autoimmune prostatitis: Evidence of T cell
reactivity with normal prostatic proteins. Urology 1997;50: 893-899.
119 ) Alexander RB, Ponniah S, Hasday J, Hebel JR. Elevated levels of proinflammatory
cytokines in the semen of patients with chronic prostatis/ chronic pelvic pain syndrome.
Urology 1998;52: 744-749.
120 ) Moon TD. Immunology of chronic prostatitis: Etiological and therapeutic
considerations. Curr Opin Urol 1998;8: 39-43.
121 ) Zermann DH, Ishigooka M, Doggweiler R, et al. Chronic prostatitis: A myofascial
pain syndıome? Infect Urol 1999;12: 84-88.
122 ) Zermann DH, Schmidt RA. Neurophysiology of the pelvic floor: Its role in prostate
and pelvic pain. In Nickel JC (ed): Textbook of Prostatitis. Oxford, United Kingdom, ISIS
Medical Media 1999; 95-105.
123 ) Anderson RU. Treatment of prostatodynia (pelvic floor myalgia or chronic
noninflammatory pelvic pain syndrome). In Nickel JC (ed): Textbook of Prostatitis.
Oxford, United Kingdom, ISIS Medical Media 1999; 357-364.
124 ) Sant GR, Nickel JC. Interstitial cystitis in chronic prostatitis: The same syndrome? In
Nickel JC (ed): Textbook of Prostatitis. Oxford, United Kingdom, ISIS Medical Media
1999; 169-176.
125 ) Sant GR, Kominski A. Interstitial cystitis in men is frequently misdiagnosed as
nonbacterial prostatitis/prostatodynia. in Abstracts of the NIDDK/NIH/ICA 1997
International Research Symposium on Interstitial Cystitis, October 30-31, Washington,
DC, 1997; 31.
126 ) Miller JL, Rothman I, Vavendam TG, Berger RE. Prostatodynia and interstitial
cystitis: One and the same? Urology 1995;45: 587-590.
127 ) Berger RE, Miller JE, Rothman I, et al. Bladder petechiae after cystoscopy and
hydrodistension in men diagnosed with prostate pain. J Urol 1998;159: 83-85.
128 ) Mendlewich J, Schulman CC, De Schutter B, et al. Chronic prostatitis:
Psychosomatic incidence. Psychother Psychosom 1971;19: 118-125.
129 ) Mellan J, Raboch J, Kohlicek J. The problem of prostatic neurosis. Cesk Psychiatr
1973;69: 112-117.
130 ) De la Rosette JJ, Ruijgrok MC, Jeuken JM, et al. Personality variables involved in
chronic prostatitis. Urology 1993;42: 654-662.
131 ) Berghuis JP, Heiman JR, Rothman I, et al. Psychological and physical factors
involved in chronic idiopathic prostatitis. J Psychosom Res 1996;41: 313-325.
132 ) Egan KJ, Krieger JL. Psychological problems in chronic prostatitis patients with
pain. Clin J Pain 1994;10: 218-226.
133 ) Drach GW, Fair WR, Meares EM, et al. Classification of benign diseases
associated with prostatic pain: Prostatitis or prostatodynia? J Urol 1978;120: 266.
134 ) Nickel JC. Prostatitis: Myths and ealities. Urology 1998;51: 362-366.
135 ) Krieger JN, Nyberg LJ, Nickel JC. NIH consensus definition and classification of
prostatitis. JAMA 1999;282: 236-237.
136 ) Weidner W, Ludwig M. Diagnostic management of chronic prostatitis. in Weidner
W, Madsen PO, Schiefer HG (eds): Prostatitis-etiopathology, diagnosis and therapy.
Berlin, Springer-Verlag 1994; 158-174.
137 ) Wright ET, Chmiel JS, Grayhack JT, et al. Prostatic fluid inflammation in
prostatitis. J Urol 1994;152: 1-3.
138 ) Krieger JN, Egan KJ. Comprehensive evaluation and treatment of 75 men referred to
chronic prostatitis clinic. Urology 1991;38: 11-19.
139 ) Weidner W, Schiefer HG, Krauss H, et al. Chronic prostatitis: A thorough search for
etiologically involved microorganisms in 1461 patients. Infection 1991;19: 119-125.
140 ) Krieger JN, Egan KJ, Ross SO, et al. Chronic pelvic pains represent the most
prominent urogenital symptoms of chronic prostatitis. Urology 1996;48: 715-721.
141 ) Neal DE Jr, Moon TD. Use of terazosin in prostatodynia and validation of a
symptom score questionnaire. Urology 1994;43: 460-465.
142 ) Brahler E, Wurz J, Unger U, et al. The "Giessen Prostatitis Symptom Score" (GSS):
Standardization of the questionnaire and prevalence of symptoms. (Abstract.) J Urol
1997;157:239.
143 ) Wenninger K, Heiman JR, Rothman I, et al. Sickness impact of chronic nonbacterial
prostatitis and its correlates. J Urol 1996;155: 965-968.
144 ) McNaughton Collins M, Pontari MA, O'Leary MP,et al; Chronic Prostatitis
Collaborative Research Network. Quality of life is impaired in men with chronic
prostatitis: the Chronic Prostatitis Collaborative Research Network. J Gen Intern Med.
2001 Oct;16(10): 656-62.
145 ) Nickel JC. Clinical evaluation of the patient presenting with prostatitis. International
Consensus Conference on advances in the diagnosis and treatment of prostatitis. European
Urology 2003;2: 11-12.
146 ) McNaughton-Collins M, Stafford RS, O’Leary MP, et al. Distinguishing chronic
prostatitis and benign prostatic hyperplasia symptoms: Results of a national survey of
physician visits. Urology 1999; 53: 921-925.
147 ) O’Leary MP, Barry MJ Fowler F. Hard measures of subjective outcomes: Validating
symptom indices in urology. J Urol 1992;148: 1546-1548.
148 ) Nickel JC, Downey J, Feliciano AEJ, et al. Repetitive prostatic massage therapy for
chronic refractory prostatitis: The Philippine experience. Tech Urol 1999;5: 146-151.
149 ) Weidner W, Ebner H. Cytological analysis of urine after prostatic massage (VB3): A
new technique for discriminating diagnosis of prostatitis. in Brunner H, Krause W,
Rothaug CF, Weidner E (ed). Chronic prostatitis. Stuttgart, Schattauer, 1985; 141-151.
150 ) Nickel JC. Practical approach to the management of prostatitis. Tech Urol 1995;1:
162- 167.
151 ) Nickel JC. The Pre and Post Massage Test (PPMT): A simple screen for prostatitis.
Tech Urol 1997;3: 38-43.
152 ) Ludwig M, Schroeder-Printzen I, Ludecke G, Weidner W. Comparison of expressed
prostatitic secretions vvith urine after prostatic massage- a means to diagnose chronic
prostatitis/inflammatory chronic pelvic pain syndrome. Urology 2000; 55: 175-177.
153 ) Anderson RU, Weller C. Prostatic secretion leukocyte studies in non-bacterial
prostatitis (prostatosis). J Urol 1979;121: 292-294.
154 ) Pfau A, Perlberg S, Shapira A. The pH of the prostatic fluid in health and disease:
Implications of treatment in chronic bacterial prostatitis. J Urol 1978;119: 384-387.
155 ) Schaeffer AJ, Wendel EF, Dunn JK, et al. Prevalence and significance of prostatic
inflammation. J Urol 1981;125: 215-219.
156 ) Yavascaoglu I, Oktay B, Simsek U, et al. Role of ejaculation in the treatment of
chronic non-bacterial prostatitis. Int J Urol 1999; 6: 130-134.
157 ) Nickel JC. Cytologic evaluation of the urine is important in the evaluation of chronic
prostatitis. Urology 2002; 60: 225-227.
158 ) Letran JL, Brawer MK. Prostate spesific antigen in prostatitis. In: Nickel JC, editor.
Textbook of Prostatitis. Oxford: ISIS Medical Media 1999:241-245.
159 ) Nickel JC. Treatment of chronic prostatitis lowers serum prostate spesific antigen.
Editorial comment. J Urol 2002;167: 1726.
160 ) Kohn IJ, Te AE, Kaplan SA. The role of urodynamics in evaluating patients with
chronic prostatitis. In: Nickel JC, editor. Textbook of Prostatitis. Oxford: ISIS Medical
Media 1999;227-232.
161 ) Nickel JC. Prostatitis and related conditions. In: Walsh P, et al.,editors, Campbell’s
Urology, 8th ed. Philadelphia: WB Saunders Co; 2002 : 330
162 ) Nickel JC, Nigro M, Valiquette L. et al. Diagnosis and treatment of prostatitis in
Canada. Urology 1998;52: 797-802.
163 ) Stamey TA, Meares EMJ, Winningham DG. Chronic bacterial prostatitis and the
diffusion of drugs into prostatic fluid. J Urol 1970;103: 662-664.
164 ) Naber KG. Antimicrobial Treatment of Bacteral Prostatitis.European Urology
2003;2: 23-26.
165 ) Naber KG, Bergman B, Bishop MC, et al. EAU guidelines on urinary and male
genital tract infections Nijmegen (The Netherlands): Eur Urol 2001; 1-75.
166 ) Drach GW. Trimetoprim sulfamethoxazole therapy of chronic bacterial prostatitis. J
Urol 1974; 111:637.
167 ) Mc Guire EJ, Lytton B. Treatment with Trimetoprim-sulfamethoxazole. Urology
1976;
7: 499.
168 ) Meares EM. Long term therapy of chronic bacterial prostatitis with Trimetoprimsulfamethoxazole. Can Med Assoc J 1975; 112: 22.
169 ) Bjerklund Johansen TE, Gruneberg RN, Guibert J et al. The role of antibiotics in the
treatment of chronic prostatitis: a consensus statement Eur Urol 1998; 34:457-466
170 ) Naber KG, Busch W, Focht J. Ciprofloxacin treatment of chronic bacterial
prostatitis: a prospective, noncomparative multicentre clinical trial with long term follow
up. Int J Antimicrob Agents 2000; 14:143-149.
171 ) Brunner H, Weidner W,Schiefer HG. Studies on the role of Ureplasma urealyticum
and Mycoplasma hominis in prostatitis. J Infect Dis 1983;147(5):807-813.
172 ) Olavi L, Make L, Imo M. Effect of finasteride in patients with chronic prostatitis:a
doubleblind, placebo-controlled, pilot study. Eur Urol 1998;33:24.
173 ) Dunzendorfer U, Kruschwitz K, Letzal H. Effects of phenoxybenzamine on
clinicalpicture, laboratory test results and spermatogram in chronic abacterial prostatitis.
Therapiewoche 1983;33: 4694-4705.
174 ) Osborn DE, George NJR, Rao PN. Prostatodynia-Physiological characterisitics and
rational management with muscle relaxants. Br J Urol 1981;156: 621-623.
175 ) de la Rosette JJ, Karthaus HF, van Kerrebroeck PE, et al. Research in 'prostatitis
syndromes': the use of alfuzosin (a new alpha 1-receptor-blocking agent) in patients mainly
presenting with micturition complaints of an irritative nature andconfirmed urodynamic
abnormalities. Eur Urol 1992; 22:222-227.
176 ) Neal DE Jr, Moon T D. Use of terazosin in prostatodynia and validation of a
symptom score questionnaire. Urology 1994; 43: 460-465.
177 ) Barbalias GA, Nikiforidis G,Liatsikos EN. Alpha-blockers for the treatment of
chronic prostatitis in combination with antibiotics. J Urol 1998;159(3): 883-887.
178 ) Barbalias GA. Why Alfa Blockers in Prostatitis. International Consensus Conference
on Advances in the Diagnosis and Treatment of Prostatitis. Eur Urol 2003; 2: 27-29.
179 ) Nadler RB, Koch AE, Calhoun E A et al. IL-1beta and TNF-alpha in prostatic
secretions are indicators in the evaluation of men with chronic prostatitis. J Urol 2000;164:
214-217.
180 ) Nickel, J. C., Johnston, B., Downey, J. et al.: Pentosan polysulfate therapy for
chronic nonbacterial prostatitis (chronic pelvic pain syndrome category IIIA): a
prospective multicenter clinical trial. Urology 2000; 56: 413.
181 ) Holm M,Meyhoff HH. Chronic prostatic pain: A new treatment option with
finasteride? Scand J Urol Nephrol 1996; 31: 213-215.
182 ) Leskinen M, Lukkarinen O, Marttila T. Effects of finasteride in patients with
inflammatory chronic pelvic pain syndrome: a double-blind, placebo-controlled, pilot
study. Urology 1999;53: 502-505.
183 ) Shoskes DA, Zeitlin SI, Shahed A, et al. Quercetin in men with category III chronic
prostatitis: a preliminary prospective, double-blind, placebo-controlled trial. Urology
1999;54: 960-963.
184 ) Rugendorff EW, Weidner W, Ebeling L, et al. Results of treatment withpollen
extract (Cernilton N) in chronic prostatitis and prostatodynia. Br J Urol 1993;71: 433-438.
185 ) Buck AC, Rees RW, Ebeling L. Treatment of chronic prostatitis and prostatodynia
with pollen extract. Br J Urol 1989;64: 496-499.
186 ) Kaplan SA, Michael A,Volpe and Alexis E TE. A prospective, 1-year trial using saw
palmetto versus finasteride in the treatment of category III prostatitis/chronic pelvic pain
syndrome. J Urol 2004;171(1): 284-288.
187 ) Persson BE, Ronquist G, Ekblom M: Ameliorative effect of allopurinol on
nonbacterial prostatitis: a parallel double-blind controlled study. J Urol 1996;155: 961-964.
188 ) Nickel JC, Siemens DR, Lundie MJ. Allopurinol for prostatitis: where is the
evidence? Lancet 1996; 347: 1711-1712.
189 ) Ruggieri MR, Braverman AS, Pontari MA. Combined use of α-adrenergic and
muscarinic antagonists for the treatment of voiding dysfunction. J Urol 2005;174(5): 17431748.
190 ) Shoskes DA, Hakim L, Ghoniem G, et al: Long-term results of multimodal therapy
for chronic prostatitis/chronic pelvic pain syndrome. J Urol 2003;169: 1406-1410.
191 ) Tugcu V, Tasci AI, Fazlioglu A, et al. A placebo-controlled comparison of the
efficiency of triple- and monotherapy in category III B chronic pelvic pain syndrome
(CPPS). Eur Urol 2007;51(4): 1113-1117.
192 ) Hennenfent BR, Feliciano AE. Changes in white blood cell counts in men
undergoing thrice-weekly prostatic massage, microbial diagnosis and antimicrobial therapy
for genitourinary complaints. Br J Urol 1998; 81: 370-376.
193 ) Suzuki T, Kurokawa K, Suzuki K, et al. Transurethral balloon laser hyperthermia for
chronic non-bacterial prostatitis: a clinical trial. Int J Urol 1995; 2: 29-32.
194 ) Serel TA, Kosar A, Ozturk A, et al. Treatment with neodymium: YAG laser in
patients with chronic prostatitis: a preliminary report. Int Urol Nephrol 1997; 29: 53-58.
195 ) Vassily O, Andrey S, Evgenii D, et al. Efficacy of transrectal microwave
hyperthermia (TRMH) in the treatment of chronic prostatitis. A randomized sham
controlled comparative study. J Urol 1999;161: 33.
196 ) Barnes RW, Hadley HL, O’Donoghue EPN. Transurethral resection of the prostate
for chronic non-bacterial prostatitis. Prostate 1982;3: 215-219.
197 ) Fraizer HA, Spalding TH, Paulson DF. Total prostatoseminal vesiculectomy in the
treatment of debilitating perineal pain. J Urol 1992;148: 409-411.
198 ) Stöhrer M, Goepel M, Kondo A, et al. The standardization of terminology in
neurogenic lower urinary tract dysfunction with suggestions for diagnostic procedures,
Neurourol Urodyn 1999;18: 139-158.
199 ) Homma Y, Ando T, Yoshida M, et al. Voiding and incontinence frequencies:
variability of diary data and required diary length. Neurourol Urodyn 2002; 21: 204-209.
200 ) Reynard JM, Peters TJ, Lim C, et al. The value of multiple free-flow studies in men
with lower urinary tract symptoms. Br J Urol 1996; 77: 813-818.
201 ) Sonke GS, Kiemeney LA, Verbeek AL, et al. Low producibility of maximum urinary
flow rate determined by portable flowmetry. Neurourol Urodyn 1999;18: 183-191.
202 ) Abrams P, Blavias JG, Stanton SL, et al. The standardization of terminology of lower
urinary tract function. Scand J Urol Nephol Suppl 1988;114: 5-19.
203 ) Stephenson TP. The interpretation of conventional urodynamics. In Mundy AR,
Stephenson TP, Wein AJ (eds): Urodynamics. Principles, Practice and Application, 2nd
ed.New York,1994,Churcill Livingstone 1994; 111-132.
204 ) Nitti VW. Cystometry and abdominal pressure monitoring. In Nitti VW (ed):
Practical Urodynamics. Philadelphia, WB Saunders 1998; 15-26.
205 ) Nitti VW, Combs AJ. Correlation of valsalva leak point pressure with subjective
degree of stress urinary incontinence in women. J Urol 1996;155(1): 286-287.
206 ) Madersbacher H, Wyndaele JJ, Igawa Y, et al. Conservative management in
neuropatic urinary incontinence. In: Incontinence, 2nd Edition, Abrams P, Khoury S,Wein
A (eds.), Health Publication Ltd, Plymouth 2002: 697-754.
207 ) Weid KJ, Dmochowski RR. Effect of bladder management on urological
complications in spinal cord injured patients. J Urol 2000;163: 768-772.
208 ) Griffiths D, Hofner K, van Mastrigt R, et al. Standardization of terminology of lower
urinary tract function: pressure-flow studies of voiding, urethral resistance, and urethral
obstruction. Neurourol Urodyn 1997;16:1-18.
209 ) Gerstenberg TC, Anderson JT, Klarskov P, et al. High flow infravesical obstruction
in men: Symptomatology, urodynamics and the results of surgery. J Urol 1982;127: 943946.
210 ) Abrams P: Bladder outlet obstruction index, bladder contractility index and bladder
voiding function. Br J Urol 1999;84: 14-15.
211 ) Hruz P, Danuser H, Studer UE, et al. Non-inflammatory chronic pelvic pain
syndrome can be caused by bladder neck hypertrophy. Eur Urol 2003;44: 106-110.
212 ) De la Rosette JJ, Hubregtse MR, Meuleman EJ, et al: Diagnosis and treatment of 409
patients with prostatitis syndromes. Urology 1993,41: 301-307.
213 ) Lobel B. Chronic prostatitis: What we know, what we donot know and what we
should do? In: ESU Course Handout, 149-161, Istanbul, 2005.
214 ) Khai-Lee Toh AND Chee-Kwan Ng. Urodynamic studies in the evaluation of young
men presenting with lower urinary tract symptoms. Int J Urol 2006; 13: 520-523.
215 ) Raz S, Smith RB. External sphincter spasticity syndrome in female patients. J Urol
1976;115: 443–446.
216 ) Thon W, Altwein JE. Voiding dysfunctions. Urology 1984;23: 323–330.
217 ) Theodorou Ch, Konidaris D, Moutzouris G, Becopoulos Th. The urodynamic profile
of prostatodynia. BJU Int 1999; 84: 461-463.
218 ) Webster GD, Lockhart JL, Older RA. The evaluation of bladder neck dysfunction. J
Urol 1980; 196-198.
219 ) Murnaghan GF, Millard RJ. Urodynamic evaluation of bladder neck obstruction in
chronic prostatitis. Br J Urol. 1984; 56(6): 713-716.
220 ) Nitti VW, Lefkowitz G, Ficazzola M, et al. Lower urınary tract symptoms in young
men: videourodynamic findings and correlation with noninvasıve measures. The Journal of
Urology 2002;168:135–138.
221 ) Turner-Warwick R. Observations on the function and dysfunction of the sphincter
and detrusor mechanisms. Urol Clin N Am 1979; 6(3): 643-655.
222 ) Porru D, Madeddu G, Campus G, et al: Evaluation of morbidity of multi-channel
pressure-flow studies. Neurourol Urodyn 1999;18: 647-652.
223 ) Klingler HC, Madersbacher S, Djavan B, et al. Morbidity of the evaluation of the
lower urinary tract with transurethral multichannel pressure-flow studies J Urol 1998;159:
191-194.
224 ) Wang CC , Yanga SSD, Chena YT, et al.Videourodynamics identifies the causes of
young men with lower urinary tract symptoms and low uroflow. European Urology 2003;
43: 386–390.
225 ) Chancellor MB, Blaivas JG, Kaplan SA, et al. Bladder outlet obstruction versus
impaired detrusor contractility: the role of outflow. J Urol 1991;145: 810-812.
226 ) Feneley MR, Dunsmuir WD, Pearce J, et al. Reproducibility of uroflow
measurement: experience during a double-blind, placebo-controlled study of doxazosin in
benign prostatic hyperplasia. Urology 1996;47: 658-663.
227 ) Reynard JM, Peters TJ, Lim C, et al. The value of multiple free-flow studies in men
with lower urinary tract symptoms. Br J Urol 1996;77: 813-818.
228 ) Yang SS, Wang CC, Chen YT. Home uroflowmetry in the evaluation of boys with
urinary incontinence. J Urol 2003;169(4): 1505-1507.
229 ) Belal M, Abrams P. Noninvasive methods of diagnosing bladder outlet obstruction
in men. Part 1: Nonurodynamic approach. J Urol 2006;176: 22-28.
230 ) Belal M, Abrams P. Noninvasive methods of diagnosing bladder outlet obstruction
in men. Part 2: Noninvasive urodynamics and combination of measures. J Urol 2006;176:
29-35.
231 ) Nickel JC, Downey JA, Nickel KR. Prostatitis-like symptoms:one year later. BJU Int
2002;90: 678-681.
Download