17 EYLÜL 2013 DEVLET VE PKK ARASINDA GELİŞEN SÜREÇ

advertisement
17 EYLÜL 2013
DEVLET VE PKK ARASINDA GELİŞEN SÜREÇ
PKK’nin çekilmeyi durdurma kararından sonra, hükümetin yapacağı düzenlemelerin devam eden
süreç açısından önemli olduğu, PKK ve uzantılarının da siyasi ve askeri pozisyonunu bu değişikliklerin
niteliğine göre şekillendireceği anlaşılmaktadır.
Hükümetin atacağı beklenen adımların mevcut düzende işlevsiz bırakılan temel hak ve hürriyetlere
alan açma şeklinde olacağı anlaşılmaktadır. Bununla birlikte, PKK ile yürütülen silahsızlandırma
sürecinin bir gereği olarak, örgüt üyelerinin adli durumlarını olumlu bir şekilde etkileyecek bazı
düzenlemelerin yapılması da gündemdedir.
İnanç ve etnik temelli zulmün ana kaynağının devlet olduğu bilindiği halde, siyasal çıkarlar uğruna
sistemdeki yapısal yanlışlıklara neşter vurulmadığı bir gerçektir. Pansuman türü geçici ve etkisi sınırlı
birtakım iyileştirmeler, kayda değer bulunsa da sadra şifa olmaktan uzaktır.
Zulüm ve mağduriyetlerin toplum fertleri üzerindeki etkilerinin bütün şiddetiyle devam ettiği bir
ortamda, girilen yolun, zamana yayılan küçük adımlarla katedilmeye çalışıldığı görüntüsünü samimi
karşılamak mümkün değildir.
Temel hak ve hürriyetler noktasında atılması gereken adımların zamana ihtiyaç duyulacak nitelikte
olması, bu hak ve özgürlüklerin kabulü ve tanınması gerektiği şeklinde bir niyet açıklanmasına engel
olmamalıdır.
Hükümet yetkililerinin Kürtlerin temel hak ve özgürlükleri noktasındaki sorumsuzca çıkışlarını,
samimi değillerse ciddiyetsizlik, samimi iseler hukuk tanımazlık olarak değerlendirmek doğru
olacaktır.
Sivil siyasetin öncelendiği ve silahların devre dışı kaldığının ilanından sonra, PKK’nin çekilmenin
durdurulması kararının hemen ardından, tekrar şiddet eylemlerine başvurması, bu kapsamda Siirt ve
Elazığ’da şantiye basıp işçileri kaçırma gibi eylemlere girişmesi düşündürücüdür.
Özellikle sivil halka yönelik olarak gerçekleştirilen bu türden eylemlerin artarak devam etmesi,
çatışmalı ortama zemin hazırlamaktan başka bir anlam içermemektedir.
SEÇMELİ DERSLER VE ANADİLDE EĞİTİM HAKKI
Okulların açılmasıyla birlikte Kur’an-ı Kerim ve Siyer başta olmak üzere, Kürtçe ve diğer dillerin
öğrenilmesine yönelik seçmeli derslerin kayıt ve organizasyonunda ciddi aksamalar olduğu
gözlenmektedir.
Kürt illerinde yoğun bir şekilde talep konusu olan Kur’an-ı Kerim, Siyer ve Kürtçe seçmeli dersler
açısından ihtiyacın yeterince karşılanmadığı, velilerin istekleri dışında başka derslere yönlendirildiği
görülmektedir. Zaten seçmeli ve sınırlı bir düzeyde verilen bu derslere dair ihtiyaçların gerek derslik,
gerekse de öğretmen açısından eksiklikleri bir an önce giderilmelidir.
İslami eğitimin yaygınlaştırılması ve Müslüman toplumun gelecek neslinin İslami ahlak ile
donatılması için, İmam hatip okullarının sayısı artırılmalı, eğitim kalitesi yükseltilmelidir. Bunun yanı
sıra başta Kürt halkı olmak üzere her etnik yapının kendi anadilinde eğitim alabilmesinin önü
açılmalıdır.
Bir kısım devlet ve hükümet yetkililerinin, bu toprakların asıl sahiplerinden olan Kürt halkının
anadilde eğitim hakkını tanımayan, talep sahiplerine yurtdışını adres gösteren akla ziyan
açıklamalarını kınıyoruz.
Anadilde eğitim hakkı için şiddet içermeyen her türlü tepkinin verilmesi gerektiğine inanıyoruz.
Ancak bunun çocuklarımızın eğitimi üzerinden yapılmasını doğru bulmuyor, okulları boykot etme
çağrılarının bir faydasının olmadığına inanıyoruz.
ALEVİLER VE CEMEVİ TARTIŞMALARI
Herkes inanıp inanmamakta veya inandığı şekilde yaşamakta serbesttir. Din ve inanç noktasında bir
dayatma ve zorlama içerisine girilmesini kabul etmiyoruz. Devlet zulmüne maruz kalan kesimlerden
biri de şüphesiz alevilerdir.
Yıllarca iç çatışmanın bir tarafı olarak, sünnilerle birlikte alevi kimlikleri ön plana çıkarılan
vatandaşların, yüzyıllar içinde şekillenmiş anlayış ve yaşayış biçimlerine devlet eliyle sürekli bir
müdahalenin olduğu bir gerçektir.
Çoğunlukla kendilerini İslam içerisinde kabul eden Alevilerin, toplanma veya semah mekanları
olarak kullandıkları cemevlerinin statüsü üzerinden son zamanlarda bir tartışma yürütülmektedir.
Cami ve cemevini aynı mekanda bir araya getirme projesinin, zorlama ve yakışıksız buluyoruz.
Caminin ve cemevinin ayrı olması gerektiğini, caminin aleviler de dahil mezhep ve meşrep farklılığı
her ne olursa olsun, tüm Müslümanların ortak ibadet mekanı olduğu, cemevinin camiye alternatif gibi
sunulmasının yanlış olduğu unutulmamalıdır.
Amaç, ibadet ve kültür mekanlarını iç içe geçirmek değil, geçmişte çatışmaya taraf olmuş farklı
mezhep sahibi insanların bir araya gelmesi ve birbirlerine tahammül ve saygı göstermeleri ve
kaynaşması için, var olan haksızlık ve eksikliklerin giderilmesi olmalıdır.
Cemevlerinin niteliği, ibadethane olup olmadığı sorunu siyasetin konusu değildir. Cemevlerinin
statüsü fıkhi bir meseledir. Devlet bu konuda şekillendirici rol üstlenmemeli, mezhepler arası
ayrımcılığa son verilmelidir.
MISIRDAKİ GELİŞMELER
Darbe sonrası iktidarı ele geçiren yönetim, gücünü pekiştirmek ve İhvan hareketini zayıflatmak için
her türlü yolu denemeye devam etmektedir.
Zulüm ve suçlarını örtmek, gayrimeşru faaliyetlerini rahat yürütebilmek için, olağanüstü hal
süresini uzatan cuntacılar, öldürme ve tutuklama furyasına devam etmektedirler.
Bununla da yetinmeyip yönetim aleyhine olduğunu düşündükleri on binlerce imamın vaazına da
yasak getirerek halkın bilinçlenmesi ve yönetime karşı olan duruşlarını zayıflatmak ve gevşetmek
istemektedirler.
Cuntacı yönetimin, çıkarlarını korumak için uğraştıkları emperyalist ve siyonist odakların desteğinin
devamını sağlayabilmek için, zulümlerine her gün bir yenisi eklemektedirler.
Bu zulümlerin halkın iradesini çelikleştirmekten ve darbecilerin alaşağı edilmesini
kolaylaştırmaktan başka bir işe yaramadığını göstermesini, Mısır halkına bir an evvel zafer vermesini
Rabbimizden niyaz ediyoruz.
AVRUPA’DA İSLAM DÜŞMANLIĞI
Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde Müslümanlara yönelik saldırılarda gözle görülür bir artış
yaşanmaktadır. Fransa’da başörtülü bir bayana yönelik saldırı, İngiltere’de Müslümanların terör
suçlamasıyla yoğun bir şekilde gözaltına alınması ve bir Müslümana ait evin kundaklanarak yakılması
sonucunda, bir anne ve çocuğunun hayatını kaybetmesi, İslam düşmanlığının ve Müslümanlara
tahammülsüzlüğün birer örneğidir.
Halkı Müslüman ülkeleri, farklı inançlara tahammülsüz gibi göstermeye çalışan Avrupa devletleri,
kendi ülkelerindeki Müslümanlara yönelik, gerek devlet gerekse de suç örgütlerinin eliyle
gerçekleştirilen saldırılarla sıkça gündeme gelmektedir. Batı dünyasının, farklı inançlara ve özellikle de
Müslümanlara saygı ve tahammül konusunda hiç de gösterildiği gibi olumlu olmadığı, bu vesileyle bir
kez daha anlaşılmıştır.
Download