Dış+Kapak ERMENİSTAN - Bahçeşehir Üniversitesi

advertisement
T.C.
BAHÇEŞEHİR ÜNİVERSİTESİ
ULUSLARARASI GÜVENLİK VE STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ
TÜRKİYE – ERMENİSTAN
YENİ DÖNEM Mİ ?
İSTANBUL
EKİM - 2009
İÇİNDEKİLER
GİRİŞ ....................................................................................................... 1
BÖLÜM 1:
STRATEJİK PARAMETRELER...............................................................6
1.KARABAĞ SORUNU
1.1. Tarihsel Arka Plan ............................................................................ 6
1.2. 1988 – 1994 Arası Gelişmeler .......................................................... 9
1.3. Minsk Süreci ................................................................................... 14
1.4. Karabağ Sorununa İlişkin Görüş ve Değerlendirme ....................... 17
2 . ERMENİSTAN STRATEJİK ALGISI VE AÇILIM SÜRECİNE
İLİŞKİN GENEL DEĞERLENDİRME ............................................. 20
2 .1. Ermenistan’ın Stratejik Perspektifi: Erivan bölgesini ve dünyayı nasıl
algılıyor? ................................................................................ 20
2.2 Ermenistan Stratejik Kültüründe Sınır Aşan Milliyetçilik ve Irksal
Faktörler ................................................................................ 21
2.3. Ermenistan Güvenlik Anlayışı ve Tehdit Algısı ............................... 26
2.4. Ermenistan Stratejik Kültüründe Konsept Çeşitliliği ve Risk
Minimizasyonu....................................................................... 29
2.4.1. Ermenistan Stratejik Kültürü Işığında Türkiye İçin Değerlendirme
............................................................................................... 32
2.5. Açılım Sürecinin Diğer Aktörler, Küresel ve Bölgesel Parametreler
Açısından Değerlendirilmesi.................................................. 34
EK: 1
SOYKIRIM İDDİALARI VE YANSIMALARI.......................................... 48
3. Türk Tarihinde Ermeniler ................................................................... 48
3.1. Ermeniler ve Din............................................................................. 49
3.2.Ermeni Nüfusu................................................................................. 50
3.3. Millet-i Sadıka’dan Şark Meselesine............................................... 52
3.4.Ermeni Cemiyetleri .......................................................................... 56
3.5. I. Dünya Savaşı Öncesinde Ermeniler............................................ 60
3.5.1. Rusya-Ermeni İlişkileri ................................................................. 60
3.5.2. 19. ve 20. yy. ’da Ermeni Nüfusu................................................. 62
3.5.2.1. Resmi Kaynaklarda Ermeni Nüfusu.......................................... 62
3.5.2.2. Ermeni Kaynaklarında Ermeni Nüfusu...................................... 67
3.6. I. Dünya Savaşı’nda Ermeniler ....................................................... 77
3.6.1. Ermeni Çetelerine Karşı Alınan Tedbirler .................................... 78
3.6.2. Tehcir Kararı ................................................................................ 83
3.7. Ermeni Mezalimi ........................................................................... 113
3.8. ‘Sözde Soykırım’ın Hukuki Boyutu................................................ 117
3.9. Sözde Soykırım Propagandası ..................................................... 119
4. Soykırım İddialarının Siyasi Etkileri ................................................. 122
ÖZEL NOT........................................................................................... 126
KAYNAKÇA ......................................................................................... 131
EKLER ................................................................................................ 134
TABLOLAR VE HARİTALAR
Tablo 01: Öldürülen ya da Göç Etmek Zorunda Bırakılan Türk ve
Müslüman Nüfusun Yıllara Göre Dağılımı ............................................... 7
Harita 01: İşgal Altındaki Azerbaycan Toprakları ve Karabağ’ın Durumu..
............................................................................................................... 11
Tablo 02: İşgal Edilen Bölgelerden Kaçan Azerilerin Sayısı................. 13
Tablo 03: 16. Yüzyıl’da Anadolu’nun Çeşitli Yerlerindeki Müslüman ve
Gayrimüslim Nüfus ............................................................. 50
Tablo 04: İkinci Meşrutiyet Dönemi Meclislerin Etnik Yapısı ............... 54
Tablo 05: Osmanlı İmparatorluğu’nda Ermeni İsyanlarının Listesi ....... 59
Tablo 06: Osmanlı Devleti’nin Nüfusu 1831 ......................................... 63
Tablo 07: Osmanlı Devleti’nin Nüfusu 1834 ......................................... 64
Tablo 08: Osmanlı Devleti’nde Nüfusun Dağılımı 1881/82-1893 ......... 65
Tablo 09: Osmanlı Develti’nde Nüfus 1894-1897 ................................. 66
Tablo 10: Osmanlı Devleti’nde Nüfusların Cemaatlere Göre Dağılımı
1906/07-1914...................................................................... 67
Tablo 11: Marcel Leart (Kirkor Zöhrap)’a Göre Osmanlı Devleti’nde
Ermeni Nüfusu 1882.............................................................. 68
Tablo 12: Vilâyat-I Sitte’de Ermeni Nüfusu 1912 Marcel Leart (Kiokor
Zöhrap)’a Göre ...................................................................... 69
Tablo 13: Osmanlı Devleti’nde Ermeni Nüfusu 1912 Ermeni
Patrikhanesi’nin İstatistiklerine Göre ..................................... 69
Tablo 14: Osmanlı Devleti’nde Ermeni Nüfusu Ermeni Patrikhanesinin
İstatistiklerine Göre................................................................ 70
Harita 02: 1912 Yılı Anadolu’da Ermeni Nüfusu .................................... 71
Harita 03: Osmanlı Vilayetleri’nde Etnik Dağılım .................................. 72
Tablo 15: 1914 Senesi Farklı Milletler Resmi İstatistiği ......................... 72
Tablo 16: Erzurum Vilayeti’ndeki (Vilayat-ı Sitte’de yer alır) Müslüman Ve
Ermeni Nüfusa Ait Osmanlı İstatistikleri ................................ 74
Tablo 17: Vilâyat-ı Sitte’de Ermenilerin Genel Nüfus İçindeki Ortalama,
En Az Ve En Fazla Oranları .................................................. 74
Tablo 18: Resmi Sayıma Göre Osmanlı Devleti’nde Ermeni Nüfusu .... 75
Tablo19:
Ermeni
ve
Ermeni
Yanlısı
Kaynaklara
Göre
Osmanlı
Devleti’nde Ermeni Nüfusu .................................................... 76
Tablo 20: Tehcir Sırasında Usulsuz Davrandıları Gerekçesiyle Divan-I
Harbe Sevk Edilen Kişilerin Bölgelere Göre Dağılımı............ 91
Tablo 21: Divan-ı Harplerde Yapılan Yargılamaların Sonucunda Verilen
Cezalar (1916 itibariyle)......................................................... 91
Tablo 22: Tehcir Sırasında Sevk Edilen ve Yerlerinde Kalan Ermeniler
............................................................................................. 110
Tablo 23: Tehcir ile İskan Arasındaki Kayıpların Beyanı ..................... 111
Tablo 24: Çeşitli Ülkelere 1914-1920 Yılları Arasında Gerçekleşen
Göçler Ve Göçmen Sayıları................................................. 112
Tablo 25: Ermeniler Tarafından Katledilen Türkler (1919-1921) ......... 114
Tablo 26: Ermeni İddiaları Üzerine Yayınlar ........................................ 120
Tablo 27: Arşivleri Ziyaret Eden Yabancı Araştırmacı Sayısı ............. 121
Türkiye ve Ermenistan arasında kalıcılaşma eğilimi gösteren anlaşmazlıkların çözümüne
ilişkin çalışmaların her iki ülke karar vericileri ve kamuoyları ile paylaşıldığı yaşadığımız
süreçte ulusal kimlikli sorunlara duyarlılık ve sorumluluğumuzun bir gereği olarak
hazırladığımız analizi bilgilerinize sunuyoruz.
Türkiye Ermenistan ilişkilerini araştırmak isteyecekler, referans kimliğindeki bilgi ve
belgeleri de analizimizin ekinde bulabileceklerdir.
Merkezimizce gerçekleştirilen analiz/projeksiyon çalışmaları, raporlar ve terörizmle ilgili
araştırmaların tümüne elektronik ortamda www.busam.bahcesehir.edu.tr adresinden
ulaşabileceğinizi ayrıca bilgilerinize sunarız.
Saygılarımızla.
Ercan ÇİTLİOĞLU
Uluslararası Güvenlik ve Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkanı
Giriş
Kimi zaman bağımsız çoğu zaman ise büyük bir devletin himayesi altında
yaşayan Ermeniler, bulundukları coğrafyada tarih boyunca küresel boyutta başat bir
güç olarak belirememişlerdir. Yayıldıkları coğrafya günümüz Doğu Anadolu,
Ermenistan, Azerbaycan, Gürcistan, İran’ın kuzeybatısı ve Anadolu’nun güneyi
(Kilikya) olan söz konusu toplum , jeopolitik açıdan işgallere ve güç mücadelelerine
açık bir alanda konuşlanmış; ancak en yoğun oldukları bölgelerde dahi ekseriyeti
oluşturmakta zorlanmıştır (Kocaş, 1990).
Ermeni halkının kökenleri hakkında farklı tezler ortaya konmakla birlikte, nihai
bir sonuca ulaşılmasını sağlayacak somut kanıtlar bulunmamaktadır. Tezlerden en
geniş kabul göreni, resmi görüşü de yansıtacak şekilde, Hayk efsanesi1 olsa da,
anılan tezin yanı sıra Frigyalılar’ın bir kolu oldukları, Hititler veya Urartular’ın torunu
olabilecekleri, Hayasalılar’a dayandıkları hatta Türki (Turkic) ya da proto–Türkler ile
akraba olabilecekleri hakkında dahi birçok tez vardır (Aslan, 2004; Kocaş 1990;
Türközü, 1995’ten aktaran Aslan, 2004; Kırzıoğlu, 1952’den aktaran Aslan, 2004;
Gürün 1988’den aktaran Aslan, 2004; Yavuz, 1968’den aktaran Aslan, 2004).
Her ne kadar Ermeniler’in kökeni üzerine farklılaşan iddialar bulunsa da,
Ermeniler’in tarih içerisinde yoğunlukla yaşadığı topraklar hakkındaki ilk yazılı kayıtlar
Hitit Krallığı’ndaki hiyerogliflere ve Asurlular’dan kalma yazıtlara dayanmaktadır.
Dünya geneline yayılmış “Armenia” ya da Türkçe’deki karşılığı olan “Ermenistan”
kelimesi ise ilk olarak Pers Hükümdarı Dara (Daryus) yazıtlarında görülmüştür
(Özgüldür ve diğerleri, 2001).
Tarihsel olarak Ermenistan olarak adlandırılan topraklardaki ilk krallık Urartular
olmuştur. Başkentleri (Tuşpa) bugünkü Türkiye sınırları içerisinde (Van ili ve çevresi)
bulunan Urartular, yörede ilk kalıcı eser bırakan medeniyet olmuşlardır. M.Ö. 6.yy’da
Medler’in kontrolüne geçen bölge kısa süre sonra ise Persler’in hakimiyetine girmiştir.
İki asır süren Pers dominasyonu bölgeyi sadece siyasal olarak değil kültürel ve dini
konularda da etkisi altına almış; Persler idari olarak bölgeyi satraplıklara (vilayet)
bölmüş, Zerdüştlük bölgede yayılmıştır.
1
Hayk Hz. Nuh’un torunu olan, kavme ismini vermiş 400 yaşında ölen bir kahraman olarak kabul
edilmektedir. Bu nedenledir ki Ermeniler kendilerini Hay, topraklarını da Hayk ya da Hayastan olarak
da adlandırmaktadırlar.
1
M.Ö. 331 yılında Büyük İskender’in Pers İmparatorluğu’na son vermesi
üzerine bölge Helenistik kültürün etkisi altına girmiştir. Siyasi olarak İskender’in
komutanlarından Selefkus’un idaresi altında bulunan Ermeniler, M.Ö. 190 yılında
bölgede görevli bir general olan Artexias liderliğinde bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir.
M.Ö. 1.yy’da kendini krallar kralı ilan eden Büyük Dikran döneminde Ermeni
kontrolündeki sınırlar Hazar’dan Akdeniz’e kadar uzanmıştır. M.S. 64’te Ermeni
topraklarının bir kısmı Part hakimiyetine girmiş ve Roma-Part arasında mücadelelere
sahne olan bölgede bir nevi tampon görevi görmüştür.
Ermeniler tarihte bilinen en eski Hristiyan topluluktur. Roma İmparatoru
Constantine’in tüm inançlara toleransı öngören Milan Fermanı’nı (Edict of Milan) ilan
etmesinden 12 sene önce 301’de Ermeniler devletin resmi dini olarak Hristiyanlığı
kabul etmiş, 405’te ise birleştirici unsur olarak önemli bir rol oynayan Ermeni
alfabesini oluşturmuşlardır (Ermenistan Dışişleri Bakanlığı [web], 2009).
5.yy’da Sasaniler tarafından kontrol altına alınan Ermeni topraklarında Vartan
Mamikonyan önderliğinde Sasanilerle mücadele edilmiş, başarılı olunmuş; ancak
çatışmalar sonlanmamıştır (Kocaş, 1990; Ermenistan Dışişleri Bakanlığı [web],
2009). 7.yy’da Müslümanlığın yayılmasıyla birlikte Araplar tarafından işgal edilen
bölge, 9.yy’da tekrar Ermeni hakimiyetine girmiştir. 11.yy’daki Bizans işgaline kadar
sanat, edebiyat gibi alanlarda büyük gelişimler gösteren toplum; şehirleşme ve ticari
konularda atılımlar yapmış, başkent Ani’nin nüfusu 100.000’i geçmiştir. Bizans’ın
Büyük Ermenistan olarak da adlandırılan bölgeyi ele geçirmesiyle Ermeniler’in büyük
bir kısmı güneye, Küçük Ermenistan’a, göç etmiş; Selçuklular’ın bölgeye gelişiyle
Kilikya’daki Ermeni oluşumu perçinlenmiştir.
Kilikya Krallığı döneminde Ermeni aydınlanmasının altın devri yaşanmıştır.
Anılan dönemde Ermeniler kültür, sanat, edebiyat, sosyal hayat gibi birçok alanda
Avrupa’dan etkilenmiştir. Kilikya’da üç asır süren Ermeni hakimiyeti 1375 yılında
Mısır’dan gelen Memluklar tarafından sonlandırılmıştır. Büyük Ermenistan’daki
Ermeniler ise Selçuklular’ın bölgeye girmesiyle Bizans’a karşı mücadelelerini bitirmiş,
13.yy’da ise bölge Moğol işgaline maruz kalmıştır
Ermeniler’in bulunduğu topraklar 16. ve 17. yy’da batıda önemli bir güç
merkezi olarak beliren Osmanlılar ile doğudaki Safeviler arasında bölünmüştür.
Özellikle Osmanlılar’ın Çukurova’yı ele geçirmesiyle Memluklular’dan sonra bir diğer
Türk devletinin hakimiyetine giren Ermeniler, gayri müslimlere tanınan inanç
2
serbestisi kapsamında özgürce yaşamışlardır2. Osmanlı içerisinde birçok resmi
kurumda önemli görevler üstlenen Ermeniler verdikleri hizmetlerden ötürü “millet-i
sadıka” (sadık millet) olarak nitelendirilmişlerdir (Halaçoğlu, 2006).
1789 Fransız İhtilali’nin getirdiği milliyetçilik ve ayrılıkçılık akımlarından en son
etkilenen toplumlardan biri olan Ermeniler, Osmanlı’nın bulunduğu coğrafyada ve
Ermeniler’in yaşadığı bölge üzerinde etkili olmak isteyen dış güçler tarafından
‘koruyuculuk’ (protektora) adı altında kışkırtılmış, özellikle 19.yy sonlarına doğru
ayrılıkçı talepler çerçevesinde; isyan çıkarma, önde gelen politik figürlere suikast
girişimleri gibi eylemlerde bulunmuşlardır3.
1. Dünya Savaşı öncesinde komitacılık faaliyetleriyle örgütlenen ayrılıkçı
Ermeniler, Ermeni toplumunu Osmanlı Ordusu’na karşı, gerek Rus safına geçerek
düzenli birlikler halinde, gerekse cephe gerisi gerilla faaliyetleriyle savaşma
hususunda kışkırtmış ve sivil halka yönelik sistematik katliamlarda bulunmuşlardır.
Sadece Türkleri değil bölgede yaşayan kimi Ermenileri de hedef alan söz konusu
terör dalgası, doğu cephesinde yürütülen savaş çerçevesinde sivil can kaybı ve
askeri ikmal güvenliğinin sağlanması amacıyla Ermeniler’in cepheden uzak
bölgelere sevkiyle önlenebilmiştir.
1. Dünya Savaşı sonrası Osmanlı Hükümeti ile imzalanan ancak geçersiz
kalan Sevr Antlaşması’nda kendilerine vadedilen toprakları elde edemeyen
Ermeniler, 1918’de kurulan Erivan merkezli devletleri yönetiminde harekete geçmiş;
ancak Doğu Cephesi Komutanı Kazım Karabekir tarafından mağlup edilerek Gümrü
Antlaşması’nı imzalamışlardır. 29 Kasım 1920’de Sovyet cumhuriyetlerinden biri
olarak ilan edilen Ermeni devletinin Türkiye ile olan sınırları, Ankara’daki meclisin
1921’de Sovyetler ile yaptığı Moskova Antlaşması ve diğer Sovyet cumhuriyetlerine
yönelik olarak düzenlenen Kars Antlaşması sonucunda nihai halini kazanmıştır.
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin dağılmasını müteakip, yapılan
referandum sonucunda bağımsızlığını ilan eden Ermenistan’ı ilk tanıyan ülkelerden
biri Türkiye Cumhuriyeti olmuştur. Karabağ konusunda 1992’de Azerilerle çatışmaya
başlayan Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarını işgal etmesi üzerine sınırlarını
2
Ermeniler’in huzur içinde yaşadıklarının da bir kanıtı olarak çeşitli yörelerden Kilikya coğrafyasındaki
şehirlere önemli miktarda göç alınması da gösterilebilir. Bölgedeki bazı şehirlerin demografik yapısı ve
miktarı için bkz. Halaçoğlu, Yusuf “Ermeni Tehciri” (9.Baskı) Babıali Kültür Yayıncılığı, İstanbul, 2006
3
Sözü edilen konuyla ilgili bilgilendirme ve belgeler çalışmanın devamında detaylı olarak ele
alınacaktır.
3
kapatan Türkiye, Ermenistan’a ekonomik ve siyasi yaptırımlar da uygulamaya
başlamıştır. Anayasası ve Bağımsızlık Bildirgesi’nde Türkiye’ye yönelik toprak ve
soykırımı tanıma talepleri olan Erivan yönetimi, halihazırda bölge ülkelerinin bir
kısmıyla güncel, siyasi ve tarihi sorunlara sahiptir.
Yukarıda aktarılan tarihsel sürece sahne olan Kafkasya jeopolitiği günümüzde;
İran, Hazar Havzası, Rusya, Türkiye gibi çok önemli bölgesel faktörler ile çok etnikli
bir iç yapının etkisi altında şekillenmiş son derece dinamik ve devinimli bir yapıyı
tanımlamaktadır. Söz konusu jeopolitiğin içinde yer alan jeostratejik parametreler ise
değişken ve hareketlidir. Küçük etnik grupların politik davranışlarından; Moskova,
Ankara gibi başkentlerin strateji ve siyasetlerine kadar “Kafkasya politikalarını”
oluşturan tüm unsurlar da anılan hızlı döngüye katılarak “bir günü dünyanın
genelinden daha hızlı yaşadığı” söylenebilecek bu bölgenin temel niteliklerini
meydana getirirler.
Kafkasya jeopolitiği ve bölgesel jeostratejik parametreler içinde, Ermenistan ve
Ermeniler önemli bir yer tutmaktadır. Zira, çevresindeki kim komşuları ile sınır
problemleri yaşayan, diasporası ile Fransa, ABD gibi önemli güç merkezlerinde etki
sahibi olan söz konusu ulus; gerek Azerbaycan, gerekse Türkiye ile çatışma
zeminleri yaratarak kimliğini söz konusu zeminler üzerine inşa etmektedir. Başka bir
anlatımla, genel olarak Kafkasya’da ve özel olarak da Ermenistan’da; kişiye hangi
ulusun mensubu olduğu sorusu yöneltildiğinde alınan yanıt, milli kimliği ne ölçüde
tanımlıyorsa; hangi ulusa mensup olmadığı sorusuna verilecek yanıt da aynı ölçüde
etkilidir demek yanlış olmayacaktır.
1915 olaylarını soykırım olarak yorumlayan, bağımsızlık bildirgesinde
Türkiye’nin bir bölümü için “Batı Ermenistan” ifadesini kullanan Erivan; Azerbaycan
topraklarının yaklaşık %20’sini işgal altında tutmaktadır. Bu yönüyle saldırgan bir dış
politika izlediği söylenebilecek söz konusu ülkenin, pratikteki imkan ve kabiliyetleri ise
bir o kadar sınırlıdır.
Çalışma kapsamında ortaya konacağı üzere, ırksal faktörleri de içeren ve
Ermenistan sınırlarını aşan aşırı bir milliyetçilik anlayışıyla Erivan; kendi söylemiyle
“ulusal idealleri” gereğinde ekonomik kayıplar pahasına ayakta tutmaya devam
etmektedir.
4
Bu çalışmanın üzerinde şekillendiği üç temel unsur bulunmaktadır. Bunlar:
Karabağ sorunu, açılım süreci ve stratejik değerlendirmeler ile sözde soykırım
iddialarıdır. Bu bağlamda çalışma iki ana bölüme ayrılmıştır. İlk bölümde sırasıyla;
Karabağ sorununun tarihsel arka planı ve konuya ilişkin görüşler ile ikinci bölümde
Ermenistan–Türkiye ilişkilerinin dinamikleri, bölgesel dengeler, konuyla ilintili
aktörlerin yaklaşım ve duruşları; açılım sürecine ilişkin değerlendirmelerle birlikte
okuyucunun dikkatine sunulacaktır.
Çalışmanın birçok bölümü tarihsel detaylandırma açısından yoğun bulunabilir.
Bunun temel nedeni, Ermenistan’ın birçok problem alanına; mitolojik sayılabilecek
unsurlar da dahil olmak üzere tarihsel bir mağduriyet algısı ile yaklaşmasıdır.
Belirtilen noktadan hareketle bu araştırmanın amacı, okuyucuyu Erivan ve diaspora
tarafından tekrarlanma sıklığı nedeniyle neredeyse bir ön kabuller silsilesi
haline gelen tarihsel yanılgılar hususunda aydınlatmaktır.
Stratejik değerlendirmeler bölümünde, Kafkasya politikalarının çok aktörlü ve
değişken doğaya sahip dinamikleri bağlamında geniş analizlere yer verilmiştir. Konu,
Ankara, Washington, Moskova, Bakü, Erivan ve Tahran merkezli olarak ele alınmış;
Avrupa’nın genel perspektifi de açıklanmaya çalışılmıştır.
İkinci ana bölümü oluşturan soykırım iddialarında, yine tekrar sıklığı ve Ermeni
propaganda yetenekleri dolayısıyla ön kabullere dönüşen tarihsel ve demografik
veriler ile tehcir olayına ışık tutulmaya çalışılacaktır. Böylelikle, Ermenistan’ın tarihsel
argümanlarının neredeyse sorgulanamaz görülen dogmatik karakteri –ki, kimi
ülkeler “soykırımın” entelektüel bir faaliyet olarak dahi sorgulanmasına karşı tavır
almışlardır– irdelenecektir.
Çalışmanın sonuna; ayrıca teorik bilgilerden ve tarihsel detaylardan
arındırılarak; işlevsellik ve zaman tasarrufu boyutu artırılmış stratejik tavsiye
notu bölümü eklenmiştir.
Ekler bölümünde konuya ilişkin, Ermenistan Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi
de dahil olmak üzere, hemen tüm belgeleri bulmak mümkündür.
5
BÖLÜM 1
STRATEJİK PARAMETRELER
1. KARABAĞ SORUNU
Çalışmanın bu bölümünde görünürde 1988 yılında başlamış ancak temelleri
19. yüzyıla uzanan Karabağ sorunu, bölgedeki demografik değişimler ve söz konusu
değişimlerin bölgeye etkileri ile günümüzde hala çözüm bekleyen anılan sorunun
temel parametreleri ele alınacaktır.
Tarihsel arka planın açıklanmasıyla başlayacak olan bölüm; Karabağ
sorununa ilişkin değerlendirmelerle sona erecektir. Bununla birlikte, konuya ilişkin
stratejik değerlendirmeler, müteakip bölümde daha kapsamlı olarak ele alınmaktadır.
1.1. Tarihsel Arka Plan
Karabağ Bölgesi uzun yıllar boyunca farklı Türk toplulukları ve devletlerinin
egemenliği altında olmuştur. 1826 yılındaki Rus işgali ile birlikte bölgenin kontrolü
Çarlık Rusya’sına geçmiştir. Ruslar, Türkmençay Antlaşması ile hakimiyetleri altına
aldıkları, Revan (bugünkü Erivan), Nahcivan ve bunlarla birleştirdikleri Karabağ ile
birlikte anılan yerlerde bir idari yapı oluşturmuşlardır. Oluşturulan idari yapıya
“Armanskaya Oblast” (Ermeni Vilayeti) adı verilmiştir (Karabekir, 1995’ten aktaran
Kızılkaya 2007). Söz konusu bölgede idari yapı kısa süre sonra değiştirilerek geçici
bir askeri idarenin merkezi haline dönüştürülmüştür (Bala,1993’ten aktaran Kızılkaya
2007). Gerçekleştirilen uygulamalar göz önüne alındığında fark edilen husus
Rusya’nın askeri stratejik amaçları doğrultusunda bölgede bir Ermeni Devleti kurma
isteğidir (Aslanlı, 2003). Zira Rusya için stratejik öneme sahip ve Müslüman
devletlerle çevrili bir coğrafya olan bugünkü Ermenistan topraklarında kurulacak
Hristiyan bir devlet, Rusya’nın Akdeniz ve Orta Doğu’ya rahatlıkla ulaşabilmesini ve
bölgeye nüfuz edebilmesini oldukça kolaylaştıracaktı.
Söz konusu bölgenin demografik özellikleri 1828 yılında başlayan Ermeni göçü
ile değişmiş olsa da 1832 yılında Çarlık Rusya’sı tarafından yapılan resmi sayımda
özellikle Karabağ nüfusunun %64.8’i Türk (Azerbaycanlı), %34.8’inin de Ermeni
olduğu saptanmıştır (Aslanlı, 2001). Bölgede daha sonra yaşanan “nüfus değişimi”
Amiral Bristol’un tuttuğu günlükte şu şekilde anlatılmaktadır (Mc Carthy, 1988’den
aktaran Kızılkaya 2007) :
6
“General Dro’nun yanında (bulunarak) hizmet görmüş subayların verdiği
raporlardan biliyorum ki, savunmasız köyler topçu ateşine tutulmuştur ve
sonra işgal edilmişlerdir; eğer orada kaçmamış yerli halktan (Müslüman)
kimse bulunmuş ise bunlar vahşice öldürülmüşlerdir. Köy talan edilmiştir.
Bütün hayvan sürüleri gasp edilmiş ve sonunda köy yakılmıştır. Bu eylemler
Müslümanları (Türkleri)
defetme amacıyla düzenli ve sistemli biçimde
yürütülmüştür.”
Benzer şekilde Erivan Ruslar tarafından işgal edilmeden önce bölgede
Müslüman ekseriyetin bulunduğu bilinmektedir. 1832 yılında yaşanan göçler ile
Ermeni nüfusu Müslüman nüfusa neredeyse eşit konuma gelmiş, anılan tarihten
yaklaşık 30-40 yıl sonra da çoğunluğu oluşturmuştur. Bölgede öldürülen ya da göç
etmek zorunda bırakılan Türk ve Müslüman nüfusun yıllara göre dağılımını gösteren
tablo aşağıda verilmiştir:
TABLO 01: ÖLDÜRÜLEN YA DA GÖÇ ETMEK ZORUNDA BIRAKILAN TÜRK VE
MÜSLÜMAN NÜFUSUN YILLARA GÖRE DAĞILIMI
Yıllar
Öldürülen ve Göç Etmek Zorunda Bırakılan Türk ve
Müslüman Nüfus
1828
35 Bin
1905-1906
Bilinmiyor
1918-1920
220-249 Bin
1948-1953
53 Bin
1988-1989
208-217 Bin
Toplam
516-554 Bin
KAYNAK: Bozkuş D., Yıldız,
“Ermenistan’ın Demografik Yapısı ve Ermenistan’da
Azınlıklar”, Ermeni Araştırmaları Dergisi, Ankara, ASAM Yayınları, sayı: 23-24, 2006.
Bölgede 20. yüzyılın başlarına kadar çatışmalara rastlanmamakla birlikte
küçük çapta da olsa Ermeni isyanları çıkmıştır. “Büyük Ermenistan”ı kurmak isteği ile
7
örgütlenmeye başlayan Ermeni Taşnak Partisi, 1900’lü yılların başlarında eylemlerine
başlamış, etnik gerilimin göreli olarak arttığı gözlemlenmiştir.
Bolşevik İhtilali ile bölgede meydana gelen otorite boşluğu sonucunda
Azerbaycan ve Ermenistan 1918 yılında bağımsızlıklarını ilan etmişler ve Karabağ,
Azerbaycan’ın özerk bir bölgesi olarak uluslararası kabul görmüştür. Her iki ülke
1920 yılında Sovyet egemenliği altına girdikten sonra da Karabağ, göçler sonrası
barındırdığı Ermeni ekseriyete karşın Azerbaycan’ın bir bölgesi olarak anılmaya
devam etmiştir. Ancak anılan durum Ermenileri rahatsız etmiş ve isyanları artırmıştır.
Söz konusu kararın arkasından, bölgede etnik karışıklık yaratarak Moskova’ya
yönelecek tepkileri önlemek ve potansiyel etnik tepkiyi tarafların birbirlerine
yöneltmesini sağlamak düşüncesi bulunduğu değerlendirilebilir (Aslanlı, 2001).
Ayrıca kararın anılan şekilde alınması bölgede Ermenistan ve Azerbaycan arasında
çıkabilecek herhangi bir sorunda iki ülkenin Moskova’ya başvurmalarını gerektirecek,
böylelikle de Moskova yönetimine bölgeye rahatlıkla müdahale edebilme olanağı da
sağlanacaktı (Lütem, 2007). İsyanların artması üzerine Rusya Komünist Partisi
Kafkas Bürosu’nun teşviki ve uyarılarıyla 7 Temmuz 1923 tarihinde Karabağ’da özerk
bir yönetim kurulmuştur.4 Bu tarihten sonra iki ülke arasındaki gerginlik olayların
yeniden başlayacağı 1980’li yılların sonuna kadar bir süreliğine de olsa sona ermiştir.
Şiddetli çatışmaların başladığı 1988 yılına kadar olan dönemde farklı zaman
dilimlerinde Azerbaycan Türkleri zorla göç ettirilmişlerdir. Söz konusu uygulamanın
bölgedeki Azerbaycan Türk nüfusunu mümkün olduğu kadar azaltmak ve hatta yok
etmek, sosyal faaliyet alanlarını kapatarak coğrafyadaki kültürel varlıklarına son
vermek amacıyla yapıldığını söylemek yanlış olmayacaktır (Cabbarlı, 2002).
Anılan süreç içerisinde Ermenilerin zaman zaman Karabağ’ın kendilerine
bağlanması yönündeki istekleri dile getirilmiş olsa da, Moskova’nın karşı tutum
sergilemesi gerginliğin artmasını önlemiştir.
Bilindiği üzere 1985 yılında SSCB yönetiminin başına Gorbaçov geçmiş,
“perestroyka” ve “glastnost” dönemleri başlamıştır; bu kapsamda ekonomik ve siyasi
sistem yeniden yapılandırılmaya çalışılmış ancak beklenen başarı sağlanamamıştır.
Söz konusu politikalar SSCB içinde bastırılmış milliyetçilik duygularının ön plana
çıkmasını sağlamış, anılan
4
dönemde gerek Karabağ dışındaki gerekse Karabağ
Ayrıntılı bilgi ve konu ile ilgili kararname için bkz. Azerbaycan Cumhuriyeti Resmi İnternet Sitesi
8
içindeki Ermenilerin, Karabağ’ın Ermenistan’a bağlanması yönündeki ısrarları önemli
artış göstermiştir.
1.2. 1988 – 1994 Arası Gelişmeler
1988 yılına kadar sakinliğini koruyan mesele anılan yılda tekrar ve daha
önceki halinden çok daha şiddetli bir biçimde gündeme gelmiştir. Dağlık Karabağ
Özerk Bölgesi Yerel Meclisi, Ermenistan’ın da teşviki ile 1988 yılı Temmuz ayında
Azerbaycan’dan ayrılma kararı almış, ancak Azerbaycan Yüksek Sovyeti Başkanlık
Divanı yerel meclisin kararını geçersiz ilan etmiştir (Aslanlı, 2001). Müteakip olarak
konu SSCB Yüksek Sovyeti Başkanlık Divanı tarafından değerlendirilmiş, Divan,
Karabağ sorununun varlığını kabul ettiklerini ancak sorunun Azerbaycan’ın toprak
bütünlüğüne dokunulmadan çözüleceğini, konu ile ilgili kararın SSCB anayasası 78.
maddesi5 uyarınca alınacağını ifade etmiştir (Aslanlı, 2001).
1989 yılı başlarında, gerginliğin artması, Ermenistan ve Azerbaycan
yönetimlerinin sorunlara çözüm bulmakta yetersiz kalmaları nedeniyle Dağlık
Karabağ Özerk Bölgesi yönetimi Moskova’ya bağlı hale getirilmiştir. Karabağ’ın
anılan şekilde yönetimi aynı yılın Kasım ayına kadar devam etmiş, Kasım ayından
sonra ise Sovyet Yüksek Kurulu Azerbaycan’ın Karabağ’a tam özerklik veren
kanunlar çıkarması konusunda baskı yapmıştır.6
1990 yılı başlarında Karabağ bölgesindeki gerginliğin şiddetli çatışmalara
dönmesi üzerine Sovyet Yüksek Meclisi bölgeye müdahale etmek üzere askeri
birlikler göndermiş; Bakü, Karabağ ve Karabağ’a yakın bölgelerde olağanüstü hal ilan
edilmiştir.
23 Ağustos 1990 tarihinde ilan edilen Ermenistan Bağımsızlık Bildirgesi’nde7
Ermenistan’ın SSCB’den ayrıldığını belirten bir madde olmaması dikkat çekicidir.
Ancak aynı tarihlerde SSCB’nin çöküş sürecinin sonuna yaklaşıyor olması
Ermenistan’la birlikte diğer Sovyet cumhuriyetlerinin yakında tamamen bağımsız
olacaklarının habercisi olmuştur.
Nitekim Ermenistan SSCB’nin yıkılmasından önce, ancak Bağımsızlık
Bildirgesi’nin ilanından sonra 21 Eylül 1991’de tam bağımsızlığını (SSCB’den
ayrıldığını) ilan etmiştir. Parlamento’da 18 Ekim 1991’de alınan karar ile
5
78. madde: “Herhangi bir Sovyet cumhuriyetinin sınırı onun rızası olmadan değiştirilemez”
Ayrıntılı bilgi için bkz. Haydar Aliyev Vakfı, Azerbaycan Cumhuriyeti Resmi İnternet Sitesi
7
Bağımsızlık Bildirgesinin orijinal metni için bkz. Çalışmanın Ekler Bölümü.
6
9
Azerbaycan’ın bağımsızlığı da ilan olunmuş, Aralık ayında yapılan referandumla da
onaylanmıştır. Karabağ ve çevresinde çatışmaların artması üzerine Azerbaycan
Parlamentosu 26 Kasım 1991’de Karabağ’ın özerk statüsünü kaldırmış, bölgenin Milli
Birlik Konseyi tarafından idare edileceğini bildirmiştir. Bunun üzerine Moskova,
Ermenistan
ve
Azerbaycan’dan
Karabağ’ın
hukuki
statüsünü
değiştirecek
eylemlerden kaçınmalarını istemiştir (Lütem, 2007). Anılan açıklamadan çok kısa bir
süre sonra, SSCB resmen dağılmamışken Karabağ Ermenileri bağısızlıklarını ilan
etmişler (10 Aralık 1991) ve Ermenistan tarafından tanınmışlardır. Tahmin edileceği
üzere söz konusu karar Azerbaycan tarafından kabul edilmemiş, çatışmaların
artmasına neden olmuştur.
Anılan dönem içerisinde Azerbaycan’ın hem siyasi hem de askeri açıdan
yetersiz bir durumda olması Bakü açısından önemli bir dezavantaj oluşturmuştur.
Dönem itibariyle Azerbaycan’ın bölgedeki tek müttefiki Türkiye’dir, ancak Türkiye’nin
söz konusu dönemde bölgede etkin bir rol oynamasının mümkün olduğu
söylenemez.
Öte
yandan
Kafkasya
bölgesindeki
diğer
ayrılıkçı
hareketleri
(Gürcistan’da Abhazya ve Acara, Azerbaycan’da Karabağ) desteklemesi sebebiyle
Ermenistan, Rusya ile müttefik durumdadır. Dolayısıyla her türlü askeri ve ekonomik
destek kimi zaman örtülü olsa da Rusya’dan sağlanmaktadır.
1992 yılında çatışmalar ve işgaller tepe noktasına ulaşmıştır. Nitekim
Azerbaycan topraklarının önemli bir kısmı bu dönemde işgal edilmiştir. Özelikle Şubat
ayında Stepanakert’te gerçekleştirilen Hocalı saldırısı, sivil kayıplar ve şiddet boyutu
dolayısıyla büyük tepki uyandırmıştır. Saldırıda 600’den fazla sivilin öldürüldüğü
kaydedilmiş olup, 1300 kişiden fazla insanın katledildiği de iddia edilmektedir.
Saldırıda kullanılan silah ve mühimmatın son derece gelişmiş olması hem
Azerbaycan’ın saldırıya karşı koymasını zorlaştırmış hem de her ne kadar somut
bulgular ile kanıtlanamasa da Rusların Ermenilere yardım ettiği iddialarını
güçlendirmiştir. Anılan dönemde Ermenistan’ın BDT’ye üye olması ve topraklarında
bir Rus üssünün bulunmasına izin vermesi sonucu Ermenistan’ın Rus desteğini aldığı
düşünülmektedir (Aslanlı, 2001).
Hocalı saldırısından sonraki tarihlerde ardı ardına Şuşa ve Laçin bölgeleri
işgal edilmiş, Karabağ’ın tamamına yakın bir bölümü Ermeni kontrolü altına girmiş,
Ermenistan ve Karabağ arasında bir koridor ile toprak bütünlüğü sağlanmıştır.
10
Aynı dönemde Ermenistan’ın Nahcivan’a saldırması dikkatlerin bu bölgeye
kaymasına neden olmuş, saldırıdan bir kaç gün önce bazı BDT devletleri arasında
imzalanan Kolektif Güvenlik Antlaşması ile anılan bölgedeki saldırının büyüme riski
artmıştır. Zira söz konusu antlaşmayı imzalayan devletler, taraflardan birinin güvenliği
tehlikeye düştüğünde birbirlerine yardım edeceklerini taahhüt etmişlerdir. Dolayısıyla
Ermenistan’ın güvenliğinin Nahcivan nedeniyle tehlikeye girmesi halinde Rusya’nın
olaya müdahale etmesinin önü açılmıştır. Söz konusu krize yönelik diplomatik
girişimler ile ABD, AB, NATO gibi figürlerin açıklamaları bunalımın daha fazla
büyümeden
sonlanmasını
sağlamıştır
(Lütem,
2007).
Nahcivan
konusunda
belirtilmesi gereken bir husus bölgenin özerk statüsünü belirleyen düzenlemelerde,
Nahcivan’ın özerk statüsünün bozulması halinde devletlerin nasıl tasarrufta
bulunacaklarının belirtilmemesidir. Olası bir durumda davranış seçişi tamamen
ülkelerin inisiyatiflerine bırakılmıştır. Anılan durumun krizi sürekli kıldığı ve gerilimi bir
potansiyel risk olarak sürdürdüğü düşünülmektedir.
HARİTA 01: İŞGAL ALTINDAKİ AZERBAYCAN TOPRAKLARI VE KARABAĞ’IN
DURUMU
KAYNAK: Azerbaycan Savunma Bakanlığı Resmi İnternet Sitesi yönlendirme linkleri,
www.karabakh.org
11
AÇIKLAMA: Koyu kırmızı ile gösterilen alan Dağlık Karabağ Bölgesi, onun etrafını
çevreleyen ve kesik çizgiler ile belirtilen alan ise işgal edilmiş olan Azerbaycan topraklarıdır;
Laçin, Kelbecer, Ağdam, Fuzuli,Cebrayil, Gubadlı ve Zengilan Rayonları. Beyaz renkli
çadırlar geçici mülteci kamplarını, siyah renkli çadırlar ise ülke içinde yerinden edilmişlerin
yerlerini göstermektedir.
Yukarıdaki haritada da görüldüğü üzere Azerbaycan’ın Ermenistan tarafından
işgal edilmiş olan bölgeleri Karabağı çevrelemekle birlikte kendi sınırındaki
bölgelerdir. Sorunun çözülmesi girişimlerinde dile getirilen Laçin Bölgesinden bir
koridor
açılması,
Ermenistan
ve
Karabağ
arasındaki
toprak
bütünlüğünü
sağlayacaktır.
1992 yılında farklı zamanlarda ve farklı ülkelerin arabuluculuklarıyla kısa süreli
ateşkesler sağlanmaya çalışılsa da her iki tarafın da ateşkes karşıtı tutumları –ki, söz
konusu
tutumlar
ateşkes
koşullarının
dengeli
ve
adaletli
bir
biçimde
oluşturulamamasından kaynaklanmaktadır– kalıcı barışı mümkün kılmamıştır.
Karabağ’da 1993 yılı bir önceki kadar olmasa da yine işgallerin ve çatışmaların
yoğun olarak yaşandığı bir dönem olmuştur. Ateşkes çalışmaları bu dönemde de
sürdürülmüş ancak işgallerin önüne geçilememiştir. 4 Nisan’da Kelbecer’in işgali ile
konu Türkiye tarafından Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK)’ne götürülmüş;
BMGK’ nin konu ile ilgili 822 sayılı kararı 30 Nisan 1993 tarihinde kabul edilmiştir.
Söz konusu kararda Kelbecer dahil olmak üzere Azerbaycan’ın yakın zamanda işgal
edilmiş diğer bölgelerinden tüm işgalci güçlerin çekilmesi istenmiş, barış süreci
çerçevesinde AGİT Minsk Grubu’nun çalışmalara başlaması talep edilmiştir. Anılan
kararda (ve konu ile ilgili alınan 853, 874 ve 884 sayılı diğer kararlarda) saldırgan
tarafa herhangi bir yaptırımda bulunulacağı belirtilmediği ve caydırıcı önlemler
alınması öngörülmediği için, Ermenistan’ın saldırgan tutumunu değiştirmesi ya da
işgalin sona ermesi yönünde ciddi bir etkisi olduğunu söylemek mümkün değildir.
İşgaller sonucunda bölgeden kaçanların (kaçkınların) Azerbaycan içinde
barınma, güvenlik ve benzeri sorunları ortaya çıkmıştır. Söz konusu problemlerin
çözülmesi ekonomik açıdan çok da iyi durumda olmayan Azerbaycan için kolay
olmamıştır. Keza ülke içinde göreli düşük olan hayat standartları, göçmenler için
daha da çekilmez hale gelmiştir.
12
TABLO 02: İşgal Edilen Bölgelerden Kaçan Azerilerin Sayısı
İşgal Edilen Bölge
Bölgeden Kaçan Azerilerin Sayısı
Yukarı Karabağ
192.300
Laçin
59.500
Şuşa
29.500
Kelbecer
50.500
Ağdam
158.000
Fuzuli
100.000
Cebrayil
51.600
Gubadlı
30.300
Zengilan
33.900
Toplam
705.600
KAYNAK: OĞAN, Sinan. “Ermenistan’ın Tehcir Politikası ve Neticesi: Azerbaycan’da
Göçmen Sorunu”, Ermeni Araştırmaları Dergisi, Ankara, Bahar 2003, 118-143.
Azerbaycan’ın geçmişte askeri ve politik açılardan yetersizliğinin aleyhine
sonuçlar doğurduğunu belirtmiştik. Benzer şekilde Azerbaycan’da yaşanan iç
istikrarsızlıkların Karabağ politikalarına da yansıması nedeniyle, Karabağ sorununun
Azerbaycan aleyhine sonuçlanması ya da “potansiyel sonucun” aleyhte bir eğilim
göstermesi tahmin edilebilir bir durumdur. Haydar Aliyev’in 3 Ekim 1993’te iktidara
gelmesiyle Karabağ sorunu farklı bir boyut kazanmıştır. Sorunun Azerbaycan lehine
çözümlenebilmesini sağlamak için girişimlerde bulunan Aliyev BDT’ye üye olmak ve
BP’nin temsil ettiği Batılı petrol şirketlerinden oluşan bir konsorsiyum ile antlaşma
imzalamak gibi iki stratejik adım atmıştır. Bu çerçevede, BDT’ye üye olarak Rusya ile
olan ilişkilerin geliştirilmesi ve düzeltilmesi, Rus desteğinin alınması, Batılı petrol
şirketleri ile antlaşmalar yapılarak Batılı ülkeler ile iyi ilişkiler kurulması amaçlanmıştır.
Karşılıklı ve sürekli olarak devam eden çatışmalar, tarafların dirençlerinin
zayıflamasına neden olmuş ve 1994 yılının Mayıs ayında ateşkesi mümkün kılmıştır.
9 Mayıs 1994 tarihinde Azerbaycan, Ermenistan ve Karabağ Ermenilerinin temsilcileri
arasında Bişkek Protokolü imzalanmış ve Azerbaycan topraklarının %20’si işgal
13
altında olduğu halde kalıcı ateşkes sağlanmıştır. Ateşkesin sağlanmasından sonra
BM tarafından sorunun çözümü için görevlendirilen başlıca aktörlerden biri olan
Minsk Grubu’nun çalışmaları başlamıştır.
1.3. Minsk Süreci
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı bünyesinde Karabağ sorununun barışçıl
yollarla çözülmesini sağlamak amacıyla kurulmuş olan Minsk Grubu, Rusya, ABD ve
Fransa tarafından “eş başkanlık” statüsü ile yönetilmektedir. Minsk Grubunun süreç
içerisinde aktif bir rol oynadığı gözlenmekle birlikte, BMGK kararlarına benzer şekilde
bağlayıcı ya da caydırıcı yaptırımları haiz kararlar alıp uygulama yetkisine sahip
olmadığı için sorununun günümüzde hala çözülmemiş bir problem alanı olarak
kalmasında etkisi olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.
Ateşkes sağlandıktan sonra Minsk Grubu, Karabağ sorununun çözümü için
farklı zamanlarda taraflara çeşitli planlar sunmuştur. Ancak plan maddeleri tarafların
çıkarlarına uygun olmadığı gerekçesiyle zaman zaman Ermenistan zaman zaman da
Azerbaycan tarafından reddedilmiştir.
1997 yılının Mayıs ayında hazırlanan bir plan sorunun çözümü için atılan
önemli adımlardan birini teşkil etmekte ve aşağıdaki maddeleri içermektedir (Lütem,
2007):
•
Karabağ Azerbaycan’a bağlı özerk bir bölge olacak,
•
Karabağ kendi anayasasını hazırlama hakkına sahip olacak,
•
Ermenistan güçleri Karabağ dışındaki Azerbaycan topraklarından ve Şuşa
kentinden çekilecek,
•
Anılan bölgelerde güvenlik AGİT güçlerince sağlanacak,
•
Karabağ serbest ekonomik bölge olacak.
Yukarıda maddeleri belirtilen plan Azerbaycan tarafından kabul edilmiş olsa da
Ermenistan tarafından reddedildiği için yürürlüğe konamamıştır.
Aynı yılın Aralık ayında ele alınan bir başka planda aşamalı işgal edilen
topraklardan aşamalı olarak çekilme öngörülmüştür. Ermenistan’ın Şuşa ve Laçin
koridoru hariç işgal edilen topraklardan çekilmesi, anılan iki bölgenin durumunun
sonra tayin edilmesi önerilmiştir. Ancak benzer nedenlerden dolayı anılan plan da
14
kabul edilmemiştir. Planın bazı maddelerinin Azerbaycan toprak bütünlüğünü dikkate
almaması da reddedilme sebeplerinden olmuştur. Nitekim 1998 yılında ele alınan bir
başka planda Karabağ ve Azerbaycan ortak bir devlet kurması önerilmiş, ancak
toprak bütünlüğü zedelendiği gerekçesiyle söz konusu plan Azerbaycan tarafından
reddedilmiştir. Karabağ sorununa çözüm bulma süreci yukarıda sözü edilenlere
benzer girişimler ile devam etmiştir.
Batılı devletlerin sorunun çözülmesi için girişimleri 2000’li yıllara gelindiğinde
artmıştır. Çeşitli konferanslar ve bazı devletlerin arabuluculuğu ile Azerbaycan ve
Ermenistan devlet başkanları bir araya gelmiş, sorunun çözümü ile ilgili isteklerini dile
getirmişlerdir. 2005 yılında Minsk Grubu’nun öncülüğünde ele alınan bir başka plan
aşağıdaki çözüm önerilerini sunmuştur:
•
Karabağ bölgesi etrafında, Ermenilerce işgal edilmiş olan yedi rayondan
(bölge) beşinin boşaltılarak Azerbaycan’a verilmesi,
•
Nahcivan bölgesinin Ermenistan ve Karabağ’dan geçecek bir yolla
Azerbaycan’a bağlanması, bu yolun ve Ermenistan ve Azerbaycan sınır
bölgelerinin uluslararası bir barış gücü tarafından denetlenmesi,
•
Karabağ’ın statüsünün, bağımsız mı olacağı, Ermenistan’a mı, yoksa
Azerbaycan’a mı bağlı olacağı 10-15 yıl sonra yapılacak bir referandumla
saptanması.
Karabağ’da mevcut durumda sorunun başlangıcından beri Ermenistan’a
bağlanmayı her fırsatta dile getiren Ermeni ekseriyet olduğu göz önünde
bulundurulduğunda, Ermenistan’ın de facto egemenlik kurduğu Karabağ’da 10 ila 15
yıl içerisinde yapılacak referandum çerçevesinde bu defa de jure bir hakimiyet
kuracağı kaçınılmazdır, şeklinde bir değerlendirme yapmak çok da yanlış
olmayacaktır.
Sorunun tarafı olan iki ülke Azerbaycan ve Ermenistan Avrupa Konseyi’ne
(Council of Europe) üye olduktan sonra Avrupa Konseyi konuyla yakından ilgilenmiş
ve 25 Ocak 2005 tarihinde Karabağ sorunu ile ilgili karar almıştır. Söz konusu
kararda, Karabağ’da çatışmaların 10 yıldan fazla sürmesinin esefle karşılandığı,
Azerbaycan topraklarının önemli bir kısmının işgal altında bulunduğu ve ayrıca
Karabağ’ın ayrılıkçı Ermeni güçler tarafından kontrol edildiği ifade edilmektedir.
Yine söz konusu karar, Karabağ’daki çarpışmaların bazı etnik unsurların bölgeden
15
çıkarılmasına ve etnik temizliğe benzer şekilde tek etnisiteden oluşan bölgeler
yaratılmasına neden olduğu vurgulanmaktadır. Kararda bir devlet toprağından bir
bölgenin ayrılarak bağımsızlık kazanmasının, ilgili bölge halkının demokratik
desteğini temel alan yasal ve barışçı bir süreç içerisinde gerçekleşebileceği ifade
edilmektedir. Bir silahlı çatışmayla etnik unsurların zorla göç ettirilmesi ve ilgili
bölgenin fiilen diğer bir devlete ilhak edilmesi sonucunda bir bölgenin ayrılmasının ve
bağımsızlık kazanmasının mümkün olmayacağını da vurgulamaktadır (Lütem, 2007).
Avrupa Konseyi’nin konu ile ilgili kararının orijinal metni bölümün sonunda
sunulmuştur:
Yukarıda sözü edilen görüşmelerin dışında iki ülke arasında Minsk Grubu’nun
öncülüğünde 2004 yılında “Prag Süreci” olarak adlandırılan müzakereler başlamıştır.
Bazı Ermeni kaynaklarına göre söz konusu süreç Azerbaycan’ın karşı çıkışları
nedeniyle baltalanmış, çözüme ulaşılamamıştır8.
Karabağ sorununun çözümü ile ilgili yakın dönemde atılmış en somut
adımlardan biri 6 Haziran 2008 tarihinde Azerbaycan ve Ermenistan başkanlarının
St. Petersburg’da bir araya geldiği toplantıdır. Anılan toplantıda müzakerelerin
temelini oluşturması öngörülen “Madrid İlkeleri” olarak adlandırılan öneriler kabul
edilmiştir. Söz konusu ilkeler:
1. Ermenistan
askeri
kuvvetlerinin
Karabağ’ı
çevreleyen
Azerbaycan
topraklarından çekilmesi,
2. Anılan bölgelerdeki Azeri göçmenlerinin durumlarının yeniden düzenlenmesi,
3. Yerleri değiştirilen kişilerin ve mültecilerin eski yerlerine geri dönme hakkına
sahip olmaları,
4. Karabağ ve Ermenistan’ın Laçin koridoru ile bağlanması,
5. Dağlık Karabağ bölgesine barışı koruyucu güçlerin getirilmesi,
6. Azerbaycan’a verilen toprakların askeri varlıktan arındırılması,
7. Ermenistan – Karabağ dış iletişimini üzerindeki engellerin kaldırılması, Türkiye
Ermenistan sınırının açılması,
8. Dağlık
Karabağ’ın
statüsünün
belirlenmesi,
nihai
referandum ile belirlenmesi,
8
Ayrıntılı bilgi için bkz. Ermenistan Dışişleri Bakanlığı Resmi İnternet Sitesi
16
statüsünün
ise
bir
9. Barış gücü harekâtı dâhil uluslararası güvenlik garantileri ve yardımların temin
edilmesi,
şeklinde özetlenebilir. Burada dikkati çeken husus; Karabağ sorununun çözümüne
ilişkin prensipleri belirten bir dokümanda, soruna taraf olmayan Türkiye ile
Ermenistan ilişkilerini düzenlemeye yönelik bir maddenin de konulmuş olmasıdır.
Hemen ardından aynı yılın Kasım ayında, Minsk Grubu’nun eş başkanlarından
Rusya’nın girişimi ile Karabağ Sorunu ile ilgili bir deklarasyon yayınlanmıştır. Söz
konusu deklarasyon;
a) Dağlık Karabağ sorununun siyasi ve barışçıl yollarla çözülmesi,
b) Dağlık Karabağ sorununun uluslararası hukuk kurallarına göre çözülmesi ve
düzenlenmesi,
c) Sorunun çözüm sürecinde Minsk Grubu’nun yardımlarının devam etmesinin
taahhüt edilmesi,
d) Müzakerelerin Madrid İlkeleri çerçevesinde yürütülmesi,
e) Sorun çözüldükten sonra uluslararası statükonun garanti altına alınması,
f) Karşılıklı güven ortamını oluşturulması
amaçlarını taşımakta idi. Anılan deklarasyon ile sorunun çözümü için ilerleme
kaydedildiyse de nihai bir çözüme ulaşılamamıştır.
1.4. Karabağ Sorununa İlişkin Görüş ve Değerlendirme
Çalışmanın ilgili bölümlerinde de aktarıldığı üzere, Türkiye-Ermenistan
yakınlaşmasının, diplomatik ilişkilerin yeniden tesisinin, sınırın açılmasının ve söz
konusu ilişkilerin geliştirilmesinin, uluslararası konjonktür ile bağlantılı olduğu
değerlendirilmektedir. Bölgedeki güç dengeleri ve jeopolitik-jeostratejik yaklaşımlarda
kimi değişikliklere yol açabilecek bir gelişme olarak değerlendirilen TürkiyeErmenistan yakınlaşmasının, Azerbaycan-Ermenistan ilişkileri ve Dağlık Karabağ
sorunu ile yakından ilgili olduğu düşünülecek olursa, Dağlık Karabağ sorununun
geleceğinin, belirtilen uluslararası konjonktürün geleceği ile de yakından ilgili olduğu
değerlendirilmektedir.
Azerbaycan tarafının, özelikle 2009 Nisan ayından bu yana TürkiyeErmenistan
ilişkilerindeki
gelişmelere
verdiği
17
tepkiler,
Azerbaycan’ın,
Dağlık
Karabağ’da “kabul edilebilir” bir çözüme ulaşılmadan, Türkiye ile Ermenistan
arasındaki diplomatik ilişkilerin tesisine kesinlikle karşı çıktığını açık şekilde ortaya
koymaktadır. Azerbaycan’ın söz konusu reaksiyonlarla bağlantılı dış politik gelişmeler
kapsamında, özellikle enerji alanında, Rusya ile ilişkilerini derinleştirebilecek olması,
Türkiye’ye yönelik enerji fiyatlarında potansiyel değişiklikler, şüphesiz, bölgedeki güç
dengelerini değiştirebilecek nitelikte gelişmeler olacaktır. Dolayısıyla, Dağlık Karabağ
sorununda tarafların üzerinde mutabakata varabilecekleri bir çözümün geliştirilmesi
Türkiye-Ermenistan ilişkilerindeki gelişmelerin de etkisiyle, bir ön şart kimliğinde
ortaya çıkmaktadır. Türk yetkililerin, Dağlık Karabağ sorunu çözülmeden, Türkiye
Büyük
Millet
Meclisi’nin
protokolleri
onaylamayacağını
açıklaması,
Türkiye
Cumhuriyeti Başbakanı’nın, Minsk Grubu üyelerine, Dağlık Karabağ sorununun
çözümü konusunda bir “gelişme” sağlanması için çabalarını hızlandırmaları gerektiği
yönündeki
çağrıları,
belirtilen
parametreler
bağlamında
anlamlıdır.
Ancak,
Azerbaycan tarafında, “gelişmenin” ne anlama geldiği ve sınırları konusunda
kuşkuların varlığı da göz ardı edilmemelidir.
Türkiye-Ermenistan yakınlaşması ile ilgili değerlendirmelerde sıkça dile
getirilen, çalışmanın ilgili diğer bölümlerinde de üzerinde durulan faktörlerden birisi,
zamanın Ermenistan’ın yanında olmadığıdır.
Dağlık Karabağ sorununun çözümü ile ilgili yaklaşımlar göz önünde
bulundurulduğunda, zaman probleminin, Ermenistan tarafı açısından, salt Türkiye ile
olan sınırın açılması bağlamında değil; Azerbaycan ile yürüttüğü müzakerelerin bir
çözüme kavuşturulabilmesi bakımından da önemli bir etken kimliğinde olduğu
değerlendirilmektedir.
Ermenistan’daki ekonomik gelişim, Azerbaycan’la kıyaslandığında oldukça
yavaş ve zayıf kalmıştır. Azerbaycan’ın savunma bütçesinin, bugün itibariyle,
Ermenistan’ın tüm bütçesinden daha fazla olduğu belirtilmektedir. Dolayısıyla, zaman
ilerledikçe, Azerbaycan ile Ermenistan silahlı kuvvetleri arasındaki fiziki güç açığının
derinleşmesi söz konusu olabilecektir.
Ermenistan’ın savunma bütçesinin, Azerbaycan ile karşılaştırılamayacak
düzeyde olması (Azerbaycan’ın savunma bütçesinin yaklaşık dörtte biri), Azerbaycan
askeri kapasitesi, Bakü’nün Ermenistan’a ve Dağlık Karabağ’daki yönetime karşı fiili
üstünlük
elde
etmesini
sağlamaktadır.
Azerbaycan
savunma
yeteneklerinin
ulaşabileceği seviye konusunda, Azeri askeri–stratejik kültürü ve SSCB döneminin
18
yarattığı alışkanlıklar sonucu oluşan moral faktörler nedeniyle, belirsizlikler mevcut
olsa da, müzakere masasında, belirtilen durumun, Azerbaycan’a bir avantaj sağladığı
açıktır.
Öte yandan Ermenistan’ın askeri üstünlükleri de göz ardı edilmemelidir. Dağlık
Karabağ çevresinde işgal altında tutulan bölgelerin oluşturduğu “ön cephenin”,
Ermenistan ve Dağlık Karabağ’daki Ermeni kuvvetleri için önemli bir avantaj
oluşturduğu düşünülmektedir.
2009 Nisan ayından bu yana Azerbaycan tarafından yapılan açıklamalar
incelendiğinde, Azerbaycan Silahlı Kuvvetleri’nin, Dağlık Karabağ’ı özgürleştirmek
için hazır olduğunun vurgulanması göze çarpmaktadır. Azerbaycan tarafında bazı
eski devlet adamlarının, ordunun Ermenistan’la savaşmak için hazırlık yaptığını
açıklamaları da aynı döneme denk gelmiştir. Buna karşın, çalışmanın genelinde
belirtildiği üzere, bu tip açıklamaların gerçeği yansıtmadığı ve konjonktürel koşulların
geniş çaplı bir Azeri operasyonuna uygun olmadığı değerlendirilmektedir. Yine de
anılan gelişmeler, Erivan üzerindeki caydırıcı etkisi dolayısıyla ciddiye alınmalıdır.
Azerbaycan kamuoyunun, Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkilerin seyrine,
uluslararası aktörlerin kamuoyunda isteksiz ve güvenilmez olarak algılanan davranış
biçimlerine bağlı olarak, Ermenistan işgali altında tutulan toprakların geri alınması için
sert güce başvurulması yönünde bir baskı unsuru haline gelebilme olasılığı da
yukarıda belirtilenlerle birlikte ele alınması gereken bir konudur. Bu durum kuşkusuz
ki, Aliyev yönetimini en çok zorlayan hususlardan biri olma potansiyelini taşımaktadır.
Dağlık Karabağ ve çevresinde Ermenistan tarafından işgal altında tutulan
bölgelerin geleceği ile ilgili yürütülen tartışmaların ve bir bütün olarak Azerbaycan ile
Ermenistan arasındaki ilişkilerin, iki ülke iç politikalarında etkili olduğu bilinmektedir.
Azerbaycan içinde yaşanan ve Dağlık Karabağ sorunu ile bağlantılı gelişmelerin,
ülkenin iç siyasetini, özellikle 90’lı yıllar boyunca etkilediğini söylemek mümkündür.
Ermenistan iç siyaseti ise, Dağlık Karabağ sorunu ile daha iç içe geçmiş
durumdadır. Robert Koçaryan’ın iktidara gelmesinden bu yana geçen süre içinde,
Dağlık Karabağlı Ermenilerin, Ermenistan içinde önemli bir etkinlik kazandıklarını
söylemek mümkündür. Ermenistan’da kamuoyunun tutumu bu durumu daha da
derinleştirmektedir.
19
Karabağ sorunu, Avrupa Birliği güvenlik yapılanması için de, benimsenen ilke
ve yöntemler bağlamında, yeteneklerini ve güvenilirliğini kanıtlama açısından risk ve
fırsatları içinde barındıran bir denklem olma niteliğini taşımaktadır. Avrupa güvenlik
yapılanmasının, çatışmaların çözümü ve barışın korunması çalışmalarına verdiği
önem bilinmektedir. Kafkasya ve Orta Asya bölgeleri ile ilişkilerini geliştirme
iddiasında
olan
Avrupa
Birliği’nin
Dış
ve
Güvenlik
Politikaları
ile
birlikte
değerlendirildiğinde, uluslararası çaba neticesinde tarafların üzerinde uzlaşacağı bir
çözümün
bulunabilmesinin,
belirtilen
kapsamda,
AGİT
için
önemli
olduğu
değerlendirilmektedir.
Karabağ sorunu bağlamında Türkiye odaklı değerlendirmeler ilerleyen
aşamalarda daha ayrıntılı olarak ele alınacaktır.
2. ERMENİSTAN STRATEJİK ALGISI VE AÇILIM SÜRECİNE İLİŞKİN
DEĞERLENDİRME
2.1. Ermenistan’ın Stratejik Perspektifi: Erivan bölgesini ve dünyayı nasıl
algılıyor?
Erivan’ın ülke, bölge ve sistem algısı ile yakın ve uzak komşuluk ilişkilerini
hangi parametreler çerçevesinde ve nasıl bir perspektifle yorumladığını irdelemek
önem arz etmektedir. Zira, soykırım iddiaları, Dağlık Karabağ, Türk–Ermeni sınırının
durumu gibi Ankara–Erivan hattındaki politik ajandanın önemli maddeleri; barışçıl ya
da çatışmacı güvenlik stratejilerinden9 hangisi kapsamında çözümlenmeye çalışılırsa
çalışılsın; Ankara’nın, muhatabının psiko–politik niteliklerini ve stratejik kültürünü10
göz önünde bulundurması zorunlu görünmektedir.
Ermenistan’ın stratejik algı ve perspektifininin sağlıklı biçimde analiz
edilebilmesi amacıyla, çalışmanın bu bölümünde ağırlıklı olarak Ermenistan
9
Barışçıl güvenlik stratejileri tarafların çatışmaya varmadan diplomatik, ekonomik, müzakere gibi
zeminlerde uyguladıkları güvenlik stratejileridir. Çatışmacı güvenlik stratejilerinde de diplomasi,
ekonomi bir araç olarak kullanılabilmekte ancak bu noktada ayırıcı husus; tek yanlı karar alma ve
çatışmayı bir seçenek olarak göz önünde bulundurma faktörleridir. Ayrıntılı bilgi için bkz. Beril
Dedeoğlu, Uluslararası Güvenlik ve Strateji, Yenyüzyl Yayınları, İstanbul, 2008.
10
Stratejik karar alıcıların eğilim ve alışkanlıklarının toplamını ifade etmek için kullanılır. İlk kez,
Synder tarafından literatüre sokulduğu bilinmektedir (1977). Stratejik kültür, karar alma süreçlerinde
akılcılığın yanında; politik seçkinlerin tutumları üzerinde etkin karakteristiği yansıtmaktadır.
20
kaynaklarından yararlanılmıştır. Belirtilen çerçevede, Ermenistan’ın anayasası,
bağımsızlık bildirgesi, ulusal güvenlik strateji belgesi, askeri doktrini, ulusal savunma
doktrini, vatandaşlık kanunu gibi devletin temel niteliklerini ve önceliklerini ortaya
koyan resmi belgeleri esas alınmıştır. Bu sayede, manüpilasyona ve bilgi kirliliğine
fazlasıyla açık olduğu düşünülen söz konusu sahada; klasik bilgistratejik
bilgistratejik analiz analitik sürecinin açıklayıcı niteliğinin oldukça güçlendirildiği
düşünülmektedir.
Ayrıca, Türkiye–Ermenistan ilişkileri üzerine, Türkiye’de faaliyet gösteren ve
Türk uzmanların görev yaptığı bir düşünce kuruluşunca hazırlanan bir çalışmanın;
faaliyetin hedefleri değil ancak bulguları hususunda nesnellik kaygısını özellikle
taşıması gerektiği düşüncesindeyiz. Bu nedenle, mesleki eğilimler ve tarih algısı
nedeniyle istem oluşabilecek ön yargıların önüne geçilmesi ile Erivan’ın algıları analiz
edilirken, Türk literatüründen ya da öznel ve radikal Ermeni literatüründen özenle
kaçınılması gerektiği değerlendirilmektedir. Zira, bilimselliği zedeleyici bir seçicilik ile
gerçeği bulunduğu zeminden olumlu ya da olumsuz yönde saptırabilecek bir hayli
yayın, özellikle Türk–Ermeni ilişkileri alanında, mevcuttur. Bu nedenle, özellikle
Erivan
yönetimine
getirilebilecek
moral
nitelikli
eleştiriler
de
göz
önünde
bulundurularak salt Ermenistan resmi belgelerinden yararlanılması uygun bulunmuş,
geriye kalan referanslara teorik açıklayıcılık kapsamında başvurulmuştur.
2.2. Ermenistan Stratejik Kültüründe Sınır Aşan Milliyetçilik ve Irksal
Faktörler
Ermeni Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi’nde dikkat çekici bulunan başlıca
unsur, oldukça sert ve tamemen subjektif unsurlara dayandığı ya da Ermenistan
ulusal sınırları dahilinde kaldığı hususunda önemli kuşkular yaratan bir milliyetçilik
anlayışının varlığıdır.
“Ermeni Kimliğinin korunması ve sürdürülmesi” ifadesinin, giriş bölümünde,
temel hedefler arasında kullanıldığı söz konusu starateji belgesi, birinci bölümünde
“Ermenistan Cumhuriyeti Ulusal Güvenliğinin Temel Değerlerini”
tanımlamış;
“Ermenistan dahilindeki ve diasporadaki Ermeni ulusunun kimliğinin korunması ve
geliştirilmesi”, ulusal güvenlik anlayışının temel değerlerinden biri olarak ilan
edilmiştir. “Ulusal Güvenliği Garanti Eden Faktörler ve Politikalar” başlıklı ikinci bölüm
ise Ermenistan–Diaspora ilişkilerinin sürekli geliştirilmesini ve diaspora potansiyelinin
“daha geniş eylemselliğini” amaçlamaktadır. Ayrıca, “Ermeni ulusal ruhani mirasının
21
ve ulusal kimliği sembolize eden faktörlerin geliştirilmesi” gibi romantik milliyetçi
retoriği çağrıştıran moral hedefler de öngörülmüştür (Ermenistan Ulusal Güvenlik
Strateji Belgesi, 2007). Herhalde yukarıda sunulan ifadeler dahi, Erivan’ın bu
çalışmanın genelinde açıklanacak olan; yüksek ve maceracı ulusal idealler ile
oldukça kısıtlı imkan ve kabiliyetler arasına sıkıştığı değerlendirilen askeri–politik
açmazlarını açıklar niteliktedir.
Kanımızca dikkatle üzerinde durulması gereken hususlardan biri de; Erivan’ın,
“Ermeni Ulusu’nu korumak”
ve diasporanın kimlik temelinde dahi güvenliğini
sağlamak gibi iddalı misyonlar üstlenirken, açık bir Ermeni Ulusu ya da diaspora
tanımı yapmamış olmasıdır. Bu nedenle Erivan’ın ve Ermeni elitinin, Ermenistan
vatandaşlığı ile sınırlanmayan, ki Ermenistan vatandaşlığına hak kazanma kriterleri
de ırksal faktörleri nedeniyle tartışmaya fazlasıyla açıktır, ucu açık bir “Ermeni kimliği”
algısından söz etmek mümkün görünmektedir. Söz konusu durum, Ermenistan’ın
Rusya Federasyonu ile stratejik işbirliğine karşın, Avrupa’da ya da ABD Kongresi’nde
bulduğu yoğun sempati ve desteği açıklarken; bölgede Erivan merkezli revizyonizm
ya
da
irredentizm
kaygılarına
da
somut
zemin
ve
rasyonel
gerekçe
oluşturabilmektedir. Başka bir ifadeyle, Ermeni etnik kökenine sahip her bireyi
Ermenistan ulusal güvenlik stratejisinin ve paradigmasının bir unsuru kabul etmek,
ırkçı ve tehditkar olabilecek bir yaklaşımı (en azından) anımsatmaktadır demek yanlış
olmayacaktır.
Yukarıda belirtilenlere ek olarak, Erivan’ın vatandaşlık algısının da irdelenmesi
yerinde olacaktır. Ermenistan vatandaşlık yasasının (1995), birinci maddesi, ikinci
paragrafında; “Ermeni etnisitesini haiz olan bir bireyin [a person of Armenian
ethnicity],
kolaylaştırılmış
prosedürlerin
ardından
Ermenistan
vatandaşlığı
kazanabileceği” belirtilmektedir. Yine aynı yasanın 13. maddesinde, kişinin “Ermeni
soyundan gelmesi [is Armenian by origin –is of Armenian ancestry–]” durumunda, ki
buradan Ermenistan vatandaşı anne ya da babadan doğmak kastedilmemiş olup,
belirtilen durum ayrı bir maddede ele alınmıştır; Ermenistan vatandaşlığına hak
kazandığı belirtilmektedir. Başka bir ifadeyle, Erivan belki anayasasında açıkça ırka
dayalı bir yurttaşlık tanımı yapmamaktadır ancak ırk faktörü, tek başına Ermenistan
vatandaşlığı kazanmak için yeterli bir unsur olabilmektedir.
Ermenistan
vatandaşlık
kanununun
(1995),
demografik
faktörler
ve
Ermenistan’daki düşük yaşam kalitesi nedeniyle çift vatandaşlığa geniş bir serbesti
22
tanıması ya da vatandaşlık kabullerinde esnek davranması doğal kabul edilmelidir.
Bununla birlikte, “Ermeni etnisitesi” ya da “Ermeni soyundan gelmek, Ermeni kökenli
olmak” gibi ifadeler, İkinci Dünya Savaşı öncesinde ve esnasında yaşanan trajediler
de düşünüldüğünde ürkütücü görünmektedir. Zira, vatandaşlığa hak kazanmak için
Ermenice’ye hakim olmak dahi; Ermeni soyundan gelmek koşulundan ayrı bir
maddede ele alınmış; böylece Ermeni soyu ya da etnisitesi ifadesinin; “Ermenice
konuşan bireyler” çıkarımına indirgenmesi de hemen hemen olanaksızlaşmıştır
(Ermenistan vatandaşlık kanunu, 1995).
Ermenistan Bağımsızlık Bildirgesi de (1990), resmi kayıtlarda Ermeni
milliyetçiliğinin incelenmesi yönünde önemli örneklerden biridir. Anılan bildirge de,
diaspora Ermenileri’nin Ermenistan Cumhuriyeti vatandaşlığı hakkına sahip olduğunu
belirtmekte ancak net bir “diaspora Ermenileri” tanımı yapmamak suretiyle, sınır aşan
ve ırksal faktörler içeren Ermeni milliyetçiliğinden izler taşımaktadır kanaatindeyiz.
Ayrıca, politik psikoloji literatüründe önemli bir yer tutan ve yası tutulmamış,
kolektif bir saplantı haline getirilmiş ve esasından uzaklaşarak düşmanca bir hal
almış psiko–sosyal travma şeklinde tanımlanabilecek olan “seçilmiş travma”
faktörünün ve revizyonizmin de; Ermenistan Bağımsızlık Bildirgesi’nde yansıması
olduğu düşünülmektedir. Bildirgenin 11. maddesi, “Ermenistan Cumhuriyeti, Osmanlı
Türkiyesi ve Batı Ermenistan’da
1915 soykırımının uluslararası tanınmaya
kavuşması amacını destekler” ifadesine yer vermektedir (Ermenistan Bağımsızlık
Bildirgesi, 1990).
Kanımızca yukarıdaki ifade, barındırdığı iki husus bakımından dikkatle
incelenmeye değer görülmelidir. Söz konusu hususlardan ilki, bağımsızlık bildirgesi
gibi; ulusal karakter ile bağımsızlık azim ve kararlılığını vurgulayan bir dokümanda
1915 soykırım iddialarına yer verilmiş olmasıdır. Buradan hareketle denilebilir ki,
soykırım faktörü Ermeni toplumu açısından 1948 Soykırım Suçunun Önlenmesi ve
Cezalandırılması Sözleşmesi’yle tanımlanan ve insanlığa karşı işlenmiş bir suç olan
genocide eylemini aşarak; ulusal kimliği oluşturan takıntılı bir kolektif mağduriyet
psikolojisi haline gelmiştir. “Bitmeyen yas” olarak da adlandırılabilecek ve sağlıklı bir
tepki olmaktan oldukça uzak olan söz konusu durum, akılcılığın önüne sıklıkla
geçebilmektedir (Volkan, 1999; Çevik, 2009). Dolayısıyla, Ermeni politik seçkinlerinin,
soykırım iddialarını sürekli gündemde tutarak saldırgan bir tutum sergilemeleri,
nitelikleri daha önce vurgulanan Ermeni milliyetçiliğinin canlı ve “arzu edilen
23
radikallikte” tutulmasına hizmet ederken; diğer yandan da, mağduriyet psikolojisinin
yarattığı ruh halinin toprak talepleri gibi akılcılık ve gerçekçilikten oldukça uzak
tutumların geliştirilmesine neden olabilmektedir.
Belirtilmesi gerekli görülen ikinci husus da, halihazırda Türkiye Cumhuriyeti’nin
egemenlik alanı olan bir bölgeden “Batı Ermenistan” olarak söz edilmesidir
(Ermenistan Bağımsızlık Bildirgesi, 1990). Bu çalışma, belirtilen hususta farklı bir
yaklaşım ortaya koymaya çalışacaktır. Zira, Türkiye’de ilgili alanda yapılan
çalışmaların hemen tümü, haklı gerekçelerle, söz konusu ifadenin barındırdığı
saldırgan yaklaşıma odaklanmaktadır. Anılan saldırgan yaklaşım irdelenecek olmakla
birlikte; “Batı Ermenistan” ifadesinin çok daha karmaşık kodlar içerdiğini söylemek
mümkündür.
Öncelikle belirtilmelidir ki, bu çalışmanın ortaya koyduğu 16. yüzyıla kadar
uzanan tarihsel demografik veriler, bölgenin nüfus ekseriyeti bakımından “Batı
Ermenistan” olmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Bununla birlikte, yine bu
çalışmada yer verildiği üzere Nuh Peygamber’in gemisinin Ağrı Dağı’nda olduğuna
inanılması ve Ermeni toplumunun Nuh Peygamber ile bulunduğunu ileri sürdüğü soy
bağı; rasyonel ölçütler içerisinde ancak mitolojik bir değer ifade etmekte ve belki de
kültürel antropoloji araştırmalarına konu olabilecek nitelikleri barındırmaktadır.
Binlerce yıl öncesine uzanan mitolojik efsanelere ya da bir veya birkaç
milenyum öncesinin sosyo–politik ve demografik koşullarına dayanılarak; 21. yüzyıl
uluslararası sisteminde ulus devletlerin sınırlarını yeniden belirlemek; herhalde hiçbir
toplumun sahip olamayacağı bir politik ayrıcalıktır. Ayrıca, Ermeni siyasi seçkinleri ve
entelektüellerinin; çevrelerindeki ulus ve toplulukların da mitolojilerinin olduğunu, bir
ya da birkaç milenyum öncesinde bugün bir kısmı kendi ulusal egemenlik alanları
dışında kalan coğrafyalarda yaşadıklarını ve Ermenistan Bağımsızlık Bildirgesi’ne
yansıyan tutumun sakıncalı bir örnek teşkil ediyor olabileceğini göz önünde
bulundurmalarının zaruri olduğu düşüncesindeyiz.
Sonuç olarak belirtilmelidir ki, Ermeni milliyetçiliğine yönelik Türk literatüründe
bulunan; mağduriyet psikolojisi, etnisite vurgusu, sınır aşan nitelikler, ofansif realist
tutum gibi faktörlerin mevcudiyetinin yanı sıra bu çalışmanın tespiti, tüm bu niteliklerin
Erivan’ın tavrı ve devlet–halk (ki halk ifadesi yurttaşlık ile sınırlı değildir) arasında
karşılıklı etkileşimle ortaya çıkan sert, güvenlik odaklı ve resmi niteliği de haiz bir
milliyetçilik anlayışının var olduğudur. Çalışma genelinde de yinelenebileceği üzere,
24
gerek Karabağ sorununun çözümünün ve gerekse Türkiye–Ermenistan ilişkilerinin
normalleşmesinin önündeki en büyük engel olarak anılan anlayışın bulunduğu
değerlendirilmektedir. Zira, söz konusu paradigma değişmediği sürece barış süreci
salt hukuki garantiler ve pragmatik sonuçlar üzerine kurulacaktır ki; örneğin 1959–60
Londra–Zürih Antlaşmaları’nın güçlü garantilerinin Kıbrıs’taki statüko üzerinde ne
denli bir koruma sağlayabildiği veya Lozan’ın Ege Adaları’nın silahsızlandırılmasını
ne ölçüde temin edebildiği bu hususta anımsanmalıdır kanaatindeyiz.
DİASPORA
ERİVAN
YÖNETİMİ
ERMENİSTAN
KAMUOYU
Sınır aşan ve Irksal Faktörler İçeren Ermeni Milliyetçiliği Döngüsü
Başka
bir
anlatımla,
toplumlar
arasındaki
psiko–politik
zemin
normalleştirilmeden hukuki, askeri ya da politik düzenlemelerin sağlayacağı
garantilerin konjonktürel koşullara fazlasıyla bağımlı olacağı ve ilişkilerde istikrar
adına yeterince güçlü teminatlar veremeyeceği düşünülmektedir.
Bu nedenle Türk entelektüellerinin özellikle açılım sürecinde “fazlasıyla
özeleştirel” bir tavır geliştirdiği değerlendirilmektedir. Zira Türkiye’nin statükoculuk ile
“suçlandığı”11 bir dönemde; Azerbaycan’ın topraklarının işgal edildiği ve Türkiye
Cumhuriyeti topraklarının bir bölümünün “Batı Ermenistan” olarak adlandırıldığı,
Ermenistan vatandaşlığı için “Ermeni soyu” faktörünün bir kabul koşulu olarak
değerlendirildiği statükonun, Erivan’ın öngördüğü bir sonuç olduğu unutulmamalıdır.
11
Uluslararası ilişkiler terminolojisi statükonun korunması eğilimine (statükoculuk) doğal ve genel bir
olumsuz moral anlam yüklememektedir. Söz gelimi, barışçıl bir ortamda statükocu olmak; barışı
sağlayan parametrelere ilişkin süreklilik iradesi anlamına gelebilecektir.
25
2.3. Ermenistan Güvenlik Anlayışı ve Tehdit Algısı
Bu bölüm çerçevesinde yanıt aranacak olan temel sorulardan biri, Ermenistan
yönetici seçkinlerinin ve devletinin bölgeyi ve sistemi güvenlik bağlamında nasıl
algıladığıdır. Öncelikle belirtilebilir ki, Erivan’ın son derece hassas ve fazlasıyla
kuşkucu bir güvenlik algısı bulunmaktadır. Birçok niteliği ile ofansif realist12 bir
uluslararası ilişkiler paradigmasının varlığını hissettiren söz konusu yaklaşım;
örneğin, Türkiye’nin Azerbaycan ile stratejik ortaklık geliştirmesini temel tehdit olarak
algılamaktadır (Ermenistan Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi, 2007; Ermenistan Askeri
Doktrini, 2007).
Güvenlik ve stratejiye ilişkin teorik yaklaşımlarda genel kabul gördüğü üzere,
ulusal güvenlik strateji ya da siyaset belgeleri daha makro yaklaşımlara yer verirken;
askeri
doktrin
ve
ulusal
savunma
doktrini
gibi
dokümanlar
ise
konuları
detaylandırmakta ve özel alanlara indirgemektedir (Bartholomees [ed], 2008). Erivan
da son dönemde hazırladığı belgeler ile yukarıda aktarılan kuralı bozmamakla
birlikte; Karabağ sorunu, Ermenistan’a yönelik izolasyonlar ve Türkiye–Azerbaycan
stratejik ortaklığı ile Azerbaycan’ın askeri modernizasyon faaliyetlerine güvenliğe
ilişkin hemen her resmi belgede yineleyerek yer vermektedir. Kimi bölümlerinin tekrar
eden yakınma ve kaygılar silsilesinden oluştuğu söylenebilecek Ermeni güvenlik
strateji belgeleri ve doktrinleri; uluslararası sistemi ve sistemin gerek devlet, gerekse
uluslararası ve ulus ötesi güçlü aktörlerini, entegrasyon yolu ile “kazanılacak”
güvenlik garantileri olarak görmektedir. Ayrıca söz konusu belgenin, Ermenistan
Devleti tarafından uygulanacak “her politikaya” bizzat temel teşkil edeceğini
belirtmesi de, Ermenistan’ı anlamak hususunda oldukça geçerli bir referans niteliği
taşıdığını ortaya koyar niteliktedir (EUGSB, 2007).
Yukarıda belirtilen tablo çerçevesinde, Erivan’ın kendisini Türkiye ve
Azerbaycan tarafından, özellikle Karabağ odaklı paranoid bir bölgesel tehdit
atmosferinde hissettiği; Rusya ile stratejik ortaklık, ABD ve AB ile uzak komşuluk
ilişkileri, barış gücü operasyonları ile AB ve NATO gibi kurumların hemen her
programına iştirak etmek suretiyle entegrasyon süreçlerinin güçlendirilmesi ve
12
Tehdit algılamalarını doğrudan meydan okumalara değil, muhatabın göreli olarak güçlenmesine
odaklı geliştiren realist uluslararası ilişkiler paradigması
26
diaspora
aracılığıyla
güvenlik
endişelerini
dengeleme
yoluna
gittiği
değerlendirilmektedir.
Ayrıca Ermenistan Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi’nin (EUGSB) (2007),
“Ermeni diasporasında ulusal ve kültürel kimliğin zayıflamasını” ulusal güvenliğe
yönelik bir dış tehdit kategorisinde değerlendirmesi dikkat çekicidir. Erivan’ın sınır
aşan ve ırksal faktörleri de içeren resmi milliyetçilik anlayışı çerçevesinde;
Ermenistan sınırları dışında yaşayan, bulundukları ülke ve uluslararası kamuoyunu
etkileme kabiliyeti bulunan tüm “Ermeni kökenli” topluluklar ve bireyler, birer ulusal
güvenlik garantisi olarak değerlendirilmektedir.
Aynı şekilde EUGSB (2007), ulusal güvenliğe yönelik iç tehditler bölümünde
ulusal
moral
unsurlar
ve
vatanseverlik
anlayışı
için
öncelikle
aileyi
“görevlendirmekte”; “ulusal ideallerin yeterince farkında olunmaması” ve ulusal
kimliğin “yanlış yorumlanmasını” birer iç tehdit olarak sınıflandırmaktadır. Dolayısıyla
resmi milliyetçi söylem ve paradigmanın EUGSB’de teknik bir anlam kazanarak
gözlemlendiği söylenebilir.
Ermenistan Askeri Doktrini (2007) temel olarak:
 Azerbaycan’ın askeri modernizasyon faaliyetlerini,
 Türkiye–Azerbaycan stratejik ortaklığı ve söz konusu ilişkinin ortaya
koyduğu gelişmeleri,
 İzolasyonları dış tehditler olarak tanımlamış; kitle imha silahlarının
yayılması, uluslararası terörizm gibi bu tür belgeler açısından konjonktürel retorik
olarak tanımlanabilecek hususlara da yer vermiştir.
Bununla birlikte Ermenistan Askeri Doktrini (2007) açısından asıl dikkat çekici
olan hususun askeri güvenliği sağlayan unsurların belirtilmesi sırasında ortaya çıktığı
düşünülmektedir. Doktrin, söz konusu unsurları:
 İmkan ve kabiliyeti bakımından yeterli düzeyde bulunan bir silahlı kuvvetler,
 Askeri güvenlik alanından işbirliğine uygun koşullar yaratacak uluslararası
entegrasyon süreçleri,
 Bölge ülkeleri ile silahlı çatışma riskini azaltacak faktörler ile
27
 BM, NATO, KGAÖ, AGİT gibi uluslararası figürlerin bölgedeki istikrarı
güçlendiren faaliyetleri şeklinde sıralamaktadır.
Yukarıda ortaya konulan durumdan anlaşılacağı ve daha önce de belirtildiği
üzere, Erivan’ın, askeri doktrin gibi teknik bir belgede dahi; uluslararası kuruluşlara ve
entegrasyon süreçlerine silahlı kuvvetleriyle birlikte bir güvenlik garantisi olarak atıfta
bulunması, Ermenistan stratejik kültürünün uluslararası sistemin bizatihi kendisini bir
güvenlik aktörü olarak algıladığı ve uzak komşuluk ilişkilerini bölgede Azerbaycan ve
Türkiye’yi dengelemek için kullandığı düşünülmektedir.
Ermenistan
Ulusal
Güvenliği
Bölgesel
Tehditler:
Türkiye ve
Azerbaycan
Uzak
Komşuluk ve
Entegrasyon
Garantileri
Ermenistan Tehdit – Sistem Algısı
Erivan yönetiminin güvenlik algısı için başvurulabilecek bir diğer kaynak da;
Ermenistan Savunma Strateji Belgesi’dir (2007). Ermenistan Askeri Doktrini’nin
kapsamı dahilinde ancak ikinci ana bölümde ve “Ermenistan Cumhuriyeti’nin
Savunma Stratejisi” başlığı ile ele alınan belge, EUGSB ve Ermenistan Askeri
Doktrini
gibi
Ermenistan
Cumhuriyeti
28
ve
“Dağlık
Karabağ
Cumhuriyeti’nin”
güvenliklerini
bir
arada
sağlamayı
amaçlayan
ve
Ermenistan’ın
güvenliğini
Ermenistan ile sınırlamayan bir bakış açısına sahiptir.
Ermenistan Savunma Stratejisi Belgesi’nde (2007) göze çarpan unsurlar
aşağıda okuyucunun dikkatine sunulmuştur:
 Söz konusu belge, uluslararası entegrasyon süreçlerini “güvenlik garantisi”
olarak nitelemektedir,
 Gelecek nesiller için “askeri–vatansever” (military–patriotic) eğitimin
organize edilmesi bir hedef olarak belirlenmiştir,
 Rusya Federasyonu ve Ermenistan Cumhuriyeti arasındaki ilişkiler stratejik
ortaklık şeklinde tanımlanmış ve söz konusu ilişkiye askeri güvenlik ölçütünde çok
büyük önem atfedilmiştir,
 NATO da, bizzat adı zikredilerek işbirliği hedefiyle askeri öncelikler
kategorisinde ele alınmaktadır,
 Ermenistan’ın “sürekli bir askeri tehdit” altında olduğu belirtilmektedir,
 Ermenistan Silahlı Kuvvetleri’nin modernizasyonu, seferberlik kabiliyeti ve
hareketliliğine büyük önem verilmektedir,
 Önemli bir Karabağ vurgusu yapılmaktadır,
 Belgenin özü itibariyle savunmacı (defansif)
bir karakterde olduğu
vurgulanmaktadır.
2.4. Ermenistan Stratejik Kültüründe Konsept Çeşitliliği ve Risk
Minimizasyonu
Bu aşamada Ermenistan stratejik kültürünün güvenlik algısı, Ermenistan
Savunma Strateji Belgesi (2007) ve
EUGSB (2007) ile Askeri Doktrin (2007)
kapsamında genel değerlendirmeyle ele alınacaktır. Öncelikle belirtilmelidir ki,
stratejik kültür kavramı, uluslararası ilişkiler literatüründe yeni sayılabilecek bir
olgudur ve genel kabul gören tanımıyla; karar alıcıların alışkanlık ve eğilimlerini
yansıtmaktadır (Synder, 1977; Keohane, 1984). Bu nedenle, “Ermenistan Stratejik
Kültürü” tanımlamasının iki ana faktöre bağımlı olduğu değerlendirilmektedir. Bunlar:
29
 Stratejik kültürün ögesi olarak belirtilecek hususların manüpilasyondan ve
bilgi kirliliğinden uzak; ulusal çıkarların gerçekleştirilmesini amaçlayan resmi
belgelerde yer alması ve
 Belirgin eğilimleri yansıtacak şekilde defaten ve kuvvetle vurgulanmaları
şeklinde belirtilebilir.
Ermeni siyasi seçkinlerinin stratejik kültürünü oluşturan temel üç parametrenin;
yoğun bir tehdit algısı, sınırlı imkan ve kabiliyetler ile oldukça büyük stratejik
hedefler olduğu düşünülmektedir.
Öte yandan, strateji teorilerinin hemen hepsinde öngörülen ve Lykke Modeli ile
görsel tasarım kazanan, hedeflerin araçlar ile orantılı olması ve araçhedef
orantısızlığının
“risk”
faktörünü
beraberinde
getirmesi
hususunun,
Erivan’ı
konseptlerde çeşitliliğe ve özgünlüğe ittiği değerlendirilmektedir (Lykke, 1989’dan
aktaran Bartholomees[ed]. 2008).
STRATEJİ
KONSEPTLER
KAYNAKLAR
HEDEFLER
RİSK
Lykke Modeli
Başka bir anlatımla Erivan oldukça kötü durumdaki ekonomisine ve sınırlı
ulusal güç unsurlarına karşın, Türkiye gibi bir ülkeye karşı agresif politikalar
izleyebilmekte, Azerbaycan topraklarının yaklaşık %20’sini işgal altında tutabilmekte
ve ulusal hedeflerini revizyonist amaçlar kapsamında belirleyebilmektedir. Kanımızca
araçlar ile hedefler arasında oluşan uçurum ya da risk faktörünü dengelemek
amacıyla da; Rusya Federasyonu, AB üyesi ülkeler, ABD, NATO, Kolektif Güvenlik
Antlaşması Örgütü gibi birçok unsur ile eş zamanlı ve farklı niteliklerde ilişkiler
geliştirmekte; çatışmacı ve barışçıl güvenlik stratejilerine eş zamanlı olarak
başvurabilmektedir.
30
Erivan
&Diaspora:
Sınırlı
Olanaklar
Söz
 Karabağ Sorunu
 Sözde soykırım
iddiaları
 Türkiye –
Azerbaycan Stratejik
Ortaklığı
 İzolasyonlar
YOĞUN RİSK FAKTÖRÜ
VE
KONSEPTLERDE
ÇEŞİTLİLİK
konusu
ilişkilerin
geliştirilmesinde
kilit
faktörün
diaspora
olduğu
düşünüldüğünde; ulusal bağları ayakta tutan soykırım “seçilmiş travması” , romantik
milliyetçilik gibi unsurların Ermeni stratejik kültürünün bir parçası olduğu söylenebilir.
Ermenistan dış politikası ve güvenlik stratejilerinin başlıca karakteristik
özelliğinin etkin bir çok taraflılık olduğu gözlemlenmektedir. Anılan çok taraflılık salt
ilişki geliştirilen partnerlerin çeşitliliğinde değil, geliştirilen ilişkilerin niteliğinde de
mevcuttur. Örneğin kimi Güney Amerika ülkeleri (Örn. Arjantin) soykırım iddialarının
uluslararası kabul görmesi hususunda kullanılırken; Rusya Federasyonu (RF) askeri
güvenlik açısından başvurulan taraf olmaktadır. Bu durumun kendisini ulusal
savunma anlayışında gösterdiği; RF ile stratejik ilişkilerden, entegrasyon süreçlerine
kadar birçok unsurun, Ermenistan Silahlı Kuvvetleri gibi ulusal savunmanın birer
aktörü kimliğinde kabul edildiği bilinmektedir.
Yukarıda aktarılan durumun Erivan açısından başlıca getirileri arasında;
“Minsk
Grubu”
örneğinde
de
müşahede
edilebileceği
üzere;
Ermenistan’ın
komşularıyla yaşadığı sorunların “uluslararasılaşma” gibi bir sonuca evrilmesi
gösterilebilir. Bu nedenle Türkiye’nin açılım sürecinin sadece Ermenistan ile Türkiye
arasında kalamayacağı değerlendirilmektedir.
31
RUSYA İLE
STRATEJİK
ORTAKLIK
ULUSAL
SAVUNMA
ANLAYIŞI
ULUSLARARASI
ERMENİSTAN
SİLAHLI
GÜÇLERİ
ENTEGRASYON
SÜREÇLERİ
Erivan’ın Ulusal Savunma Aktörleri Algısı ve Konseptsel Çeşitlilik
2.4.1. Ermenistan Stratejik Kültürü Işığında Türkiye İçin Değerlendirme
Yukarıda sunulan durumun, Ermeni stratejik kültüründe etkin ve yoğun bir risk
minimizasyonu anlayışına işaret ettiği düşünülmektedir. Bununla birlikte anılan risk
minimizasyonu ulusal kaynaklar göz önünde bulundurularak hedeflerin belirlenmesi
aşamasında değil; kaynaklar ile uyumsuz hedeflere ulaşmak amacıyla konseptlerin
çeşitlendirilerek
güçlendirilmesi
suretiyle
gerçekleştirilmektedir.
Bu
teorik
değerlendirmenin, son dönem Türkiye–Ermenistan ajandasına olası ve mevcut
yansımaları aşağıda belirtilmiştir:
 Ermenistan’ın diaspora ile bağlarını kaybetmemesi için Ermeni kimliğini
romantik milliyetçi ve kolektif bir mağduriyet psikolojisi ile örülmüş unsurlarla
beslemesi kaçınılmazdır. Dolayısıyla açılım süreci başarıya ulaşsa dahi, kendi sınırlı
alanında kalacağı ve soykırım iddiaları üzerinde beklenen etkiyi vermeyeceği
öngörülmektedir,
32
 Ermenistan Cumhuriyeti’nin tüm üst düzey güvenlik dokümanlarında
belirtildiği üzere; Türkiye–Azerbaycan stratejik ortaklığının bizatihi kendisi öncelikli bir
tehdit faktörü olarak algılanmaktadır. Dolayısıyla açılım süreci, olası başarısızlık
durumunda dahi, Ankara–Bakü hattında yarattığı güven bunalımı nedeniyle
Ermenistan ulusal güvenlik önceliklerine yarar sağlayabilecek niteliktedir. Bu
bağlamda, Türkiye–Azerbaycan stratejik ortaklığının başka bir anlatımla iki devlet bir
millet anlayışının “sona erdiği” kimi önemli Ermeni analistler tarafından dile
getirilmektedir. Bir tespit kadar temenninin ifadesi gibi görünen söz konusu
değerlendirmeler ışığında, Türkiye ve Azerbaycan’ın aynı anda göreli yalnızlaşması;
Ermenistan’a hem Karabağ hem de soykırım iddiaları gibi iki hayati gündem
maddesinde önemli stratejik üstünlükler sağlayacaktır.
 Açılım sürecinin başarıya ulaşması halinde ise sınırın açılması zayıf bir
akarsuyun okyanus bağlantısına kavuşması tasarımını anımsatır şekilde göreli olarak
Ermenistan’ın sosyo–ekonomik durumunu iyileştirecektir. Böyle bir olasılığın iki
potansiyel sonucu olması beklenmektedir; bunlardan ilki, diasporaya olan ekonomik
bağımlılığın azalmasıyla Erivan–diaspora ilişkilerinin gevşemesi; diğeri de Erivan–
diaspora ilişkilerinin etnik doğası gereği asla gevşeyemeyeceği kabulünden
hareketle, Ermenistan’ın hedefleri ile orantısız kaynaklarını hızla takviye etmesidir.
Dolayısıyla Ankara açısından yaşamsal olduğu düşünülen husus, Ermenistan ulusal
güç unsurlarını oldukça takviye edecek böyle bir gelişmeye koşul olarak soykırım
iddiaları ve Karabağ sorununun çözümü hususunda mutlak ve bağlayıcı garantiler
alınması;
başka
bir
anlatımla
Erivan’ın
stratejik
hedeflerinin
dönüşüme
zorlanmasıdır.
 Türkiye’nin ve uluslararası toplumun, açılıma paralel olarak aldığı ve
alacağı tavır ile birlikte Azerbaycan’ın Karabağ’a ilişkin halihazırda zayıf olan askeri
seçenekleri kısa ve orta dönemde hemen tümüyle gündemden düşecektir. Böyle bir
durumda Ermenistan, çok önemli ulusal güvenlik tehditlerinden aynı anda kurtulmuş
olacaktır. Dolayısıyla açılımın neoliberal ve plüralist uluslararası ilişkiler kuramlarında
görülebileceği üzere kazan–kazan prensibi sonucu sıfır toplamdan farklı, dengeli bir
sonuçla başarıya ulaşması; Türkiye’nin de önemli ulusal güvenlik tehditlerinden
kurtulması ile mümkün olabilecektir. Bu nedenle Ankara’nın AB süreci gibi çok
faktörlü karmaşık denklemlerde oluşturacağı beklentilerden çok, somut ve açık
taahhütler ile kazanımlara gereksinim duyduğu söylenebilir. Başka bir anlatımla
33
Ankara’nın kazançları, Erivan’ın kazançları kadar önemli, aynı dönemler içerisinde
gerçekleşebilecek nitelikte ve sonuçları bakımından denk olmalıdır.
2.5. Açılım Sürecinin Diğer Aktörler, Küresel ve Bölgesel Parametreler
Açısından Değerlendirilmesi
Türkiye ve Ermenistan Dışişleri Bakanlıkları tarafından 31 Ağustos 2009
tarihinde ilan edilen diplomatik ilişkilerin başlatılması ve ilişkilerin geliştirilmesine dair
protokollerin parafe edilerek imza sürecinin başlatılması ile Türkiye–Ermenistan
yakınlaşmasında üçüncü aşamaya girildiği değerlendirilmektedir. Konuya ilişkin
parametrelerin Amerika Birleşik Devletleri’nin Avrasya’daki konumu, Hazar Denizi,
Orta Asya ve Kafkasya bölgelerinin enerji arz ve güvenliği bağlamında ve Rusya
Federasyonu başta olmak üzere “güçlenen” aktörlerin söz konusu coğrafyadaki varlık
ve girişimleri şeklinde sıralanabilecek bir takım faktörleri temel alarak şekillendiği
gözlemlenmektedir.
Türkiye’nin son dönemde komşu coğrafyalarda uyguladığı ve “komşularla sıfır
sorun” ve “sorunlu bölgelerde arabulucu ve yapıcı rol oynama” retoriği üzerine
kurulan dış politikası, söz konusu değişkenler ile bağlantılı olarak değerlendirilmelidir.
Dört sınır komşusu ülkenin üçü ile önemli sorunlara sahip olan Ermenistan’ın,
söz konusu sorunlardan ekonomik ve siyasi anlamda oldukça olumsuz yönde
etkilendiği bilinmektedir. Bu durum, Ermenistan’da sosyo–ekonomik sorunları
tetkikleyerek yaşam standartlarını oldukça düşürmektedir.
Erivan’a Washington’dan ya da Avrupa’dan bakıldığında:
 Rusya Federasyonu ve İran ile geliştirdiği oldukça yakın ilişkileri,
 Jeopolitik olarak Batı’daki ülkelerle olan bağının, özellikle Türkiye ile olan
sınırının kapalı olması nedeniyle zayıf kalması,
 Enerji nakil ve ulaşım hattı projelerinin anılan sorunlar nedeniyle Ermenistan’ı
saf dışı bırakacak şekilde düzenlenmesinin ekonomik ve güvenlik boyutlarındaki
maliyetleri,
Ülkenin ekonomik durumunun dış politikadaki problemlere bağlı olarak
gelişememesi ve dolayısıyla “küreselleşme süreci” ile bütünleşmenin sağlanamaması
gibi faktörler en hassas sorunlar olarak sıralanabilecek niteliktedir.
34
Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa’da bulunan stratejik araştırma ve düşünce
kuruluşlarının yaklaşımları ve söz konusu ülkelerin resmi organlarının Güney
Kafkasya ile ilgili raporları incelendiğinde; bölgeye yaklaşım biçimlerinin Moskova’nın
bölgedeki varlığı ve uygulamalarına endeksli olduğu gözlemlenmektedir (Nichol,
2009).
2008 yılının Ağustos ayında Rusya ile Gürcistan arasında yaşanan kriz ve
sıcak çatışmanın ardından Türkiye–Ermenistan yakınlaşmasının, ABD ve Avrupa
merkezli “cesaretlendirme girişimleri ile paralel olarak” hız kazanması anlamlıdır.
Başka bir anlatımla Gürcistan’da yaşanan çatışma ile Ankara–Erivan ilişkilerinin
yeniden tesisi ve geliştirilmesi yönündeki uluslararası istenç ve baskının arasında
önemli bir korelasyon olduğu düşünülmektedir.
Teknik olarak, Rusya ile Gürcistan arasında çıkan kriz ve Siloviklerin13
yönetimindeki Moskova’nın askeri müdahalesi, bölgedeki jeopolitik dengeleri radikal
biçimde
değiştiren
bir
gelişme
değildir.
Aksine,
analizimiz
söz
konusu
müdahalenin, bölgede halihazırda değişmiş olan dengelerin bir sonucu ya da
bir ilanı olduğu yönündedir. Amerika Birleşik Devletleri’nin Afganistan ve Irak
savaşlarında harcadığı efor, İran ile olan sorunların sıcak çatışmaya evrilme
potansiyelini
muhafaza
etmesi,
Taliban’ın
yüksek
paramiliter
kapasitesi
ve
Pakistan’ın Afganistan’a dramatik yansımaları olan ciddi bir “güvenlik problemine”
dönüşmesi; Washington’un ve “Pentagon’un” Kafkasya’daki yeteneklerini ve hareket
serbestisini önemli ölçüde sınırlayıcı niteliktedir.
Anımsanacak olursa, Ukrayna’daki “turuncu devrim”, Rus politik seçkinleri
tarafından,
açıkça,
nitelendirilmiştir.
“CIA
tarafından
Müteakip
dönemde
gerçekleştirilmiş
Kosova’nın
bir
müdahale”
bağımsızlığının
olarak
tanınması,
Rusya’nın açık ve sert şekilde karşı çıktığı gelişmelerden bir diğeridir. Yukarıdaki
gelişmeler ve benzerleri dolayısıyla çıkarlarının sistematik olarak ihlal edildiği ve
stratejik yeteneklerinin sınırlandırıldığı algısına sahip olan Moskova, Gürcistan’da
gerçekleştirilen askeri operasyon ile hem misilleme kapsamında sert güç unsurlarına
başvurma
eğilimini, hem
de bu zeminde
silahlı
kuvvetlerinin
operasyonel
yeteneklerini ortaya koymuş görünmektedir.
13
Vladimir Putin liderliğindeki Rus Güvenlik Bürokrasisi kökenli elitlere verilen genel addır. 2000
yılından itibaren sistematik olarak Moskova’da siyasi iktidarı domine ettikleri bilinmektedir.
35
Söz konusu kriz, Rusya’nın bölgede çatışmacı güvenlik stratejilerine
başvurabilecek düzeyde askeri–politik yetenekler ile Silovikler dolayısıyla böyle bir
eğilime sahip olduğunun ve Kafkasya’daki güç dengesinin Moskova lehine
bozulduğunun en önemli emaresi olarak değerlendirilmektedir. ABD açısından Kuzey
Kafkasya’da
ve
Rusya
sınırları
içinde
yararlanılabilecek
ayrılıkçı
tutum
sergileyebilecek bölgeler olmasına karşın, kısa vadede, Rusya’nın askeri yöntemleri
de kullanarak böyle bir girişime fırsat tanımayacağı öngörülmektedir (Friedman,
2009).
Amerika Birleşik Devletleri’nin Rusya ile yaşadığı rekabet, İran’la mevcut
sorunlar ile enerji nakil hatları ve yeni boru hattı projelerinin, salt Gürcistan
topraklarından geçiş sağlanacak şekilde stratejik koşulların devam etmesinin neden
olacağı riskler değerlendirildiğinde; Türkiye-Ermenistan yakınlaşmasını destekleyici
trans–Atlantik çabalar anlaşılabilir nitelik kazanmaktadır.
Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa ülkelerinin stratejik öncelikleri içinde,
Avrupa’ya iletilen doğal gaz akışının kaynaklarını çeşitlendirmek ve Avrupa
ülkelerinin doğal gaz temininde Rusya’ya olan bağımlılığını azaltmanın önemli bir yer
tuuttuğu kuşkusuzdur. Türkiye ile Ermenistan arasında diplomatik ilişkilerin
başlatılmasının ve iki ülke arasındaki sınır kapısının açılmasının, Ermenistan’ın
Rusya’ya olan bağımlığını azaltacağını varsayan kimi değerlendirme ve analizler göz
önüne alındığında, uzun vadede Avrupa ile Kafkasya arasında gerçekleştirilebilecek
bir takım projelerin, Ermenistan’ın dahil olacağı bir düzenlemeyle hayata geçirilmesini
beklemek olasıdır.
Türkiye üzerinde mevcut bazı enerji nakil hatlarının proje ve yapım
aşamasında edinilen tecrübeler, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa ülkeleri için,
yeni hayata geçirilecek projelerin gerçekleşme süreçlerinde yeni uygulamalara neden
olacak niteliktedir. Boru hatları projelerinin yüksek maliyetli oluşu, Kafkasya ile
Türkiye üzerinden Avrupa’ya uzanması hedeflenen hatların uzunluğu ile birlikte
değerlendirildiğinde, söz konusu projelerin hem ekonomik hem de güvenlik maliyetini
azaltacak yeni önlemler alınmasına neden olabilir. Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru
hattının proje ve yapım aşamasında karşılaşılan kimi zorluklar söz konusu analizin
tutarlılığını güçlendirmektedir (CSIS, 2009).
Rusya ve bazı Orta Asya ülkeleri arasında son yıllarda enerji alanındaki
işbirliğine bağlı olarak ilişkilerin gelişmesi; Amerika Birleşik Devletleri, NATO ve
36
Avrupa Birliği’nin bölgedeki varlık ve etkinliklerinin sınırlı kalması potansiyelini
beraberinde getirmektedir. Türkiye’nin Kafkasya’da Karadeniz Ekonomik İşbirliği
Örgütü ve Kafkasya İşbirliği ve İstikrar Platformu girişimleri ile somutlaşan dış
politikası, NATO’nun Kafkasya ve Orta Asya’daki girişimlerine destek vermesi,
Atlantik’in her iki yakasına söz konusu coğrafyada etkiliğin artırılması bakımından
önemli bir dış politika seçeneği sunmaktadır.
Washington DC merkezli Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS)
tarafından düzenlenen bir toplantıda Zbigniew Brzezinski “Türkiye’nin Amerika
Birleşik Devletleri için stratejik öneme sahip olmasının nedenlerini” şu şekilde
sıralamıştır: “ (1)Türkiye gerçek ve denenmiş bir müttefiktir. (2) NATO’nun jeostratejik
olarak anahtar öneme sahip bir üyesidir. (3) Avrupa Birliği üyeliğine adaydır. (4)
Müslüman bir demokrasidir. (5) Bölgede istikrar sağlayıcı bir faktördür. (6) İsrail ile
yapıcı işbirliği içindedir. (7) İran üzerinde pozitif etkisi vardır. (8) Eski Sovyetler
Birliği’nin Türkçe konuşan ülkeleri için bir örnektir. (9) Azerbaycan ve Ermenistan
arasında arabuluculuk yapan bir ülkedir. (10) Avrupa’nın enerji kaynaklarını
çeşitlendirmek için bir bağlantıdır.”14
Ankara’nın Erivan ile diplomatik ilişikileri tesis etmesinin, yukarıda sıralanan
sebepler ile bağlantılı olarak, Washington’un stratejik ilgisi dahilinde olması
kaçınılmazdır. Bu bağlamda, medya ve düşünce kuruluşlarında sıkça tartışılan bir
konu olan Türk dış politikasının, kimi ayrışma noktalarına karşın, Amerika Birleşik
Devletleri’nin
Türkiye’ye
komşu
coğrafyalardaki
projeksiyonları
ile
önemli
paralelliklere sahip olduğu düşünülmektedir.
Dışişleri Bakanı Davutoğlu tarafından Türkiye’nin “yeni düzenin kurucusu”
olacağının açıklanması, yukarıda sözü edilen değerlendirmeler bağlamında ele
alındığında, anlam kazanmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri’nin Irak’tan asker
çekme takvimini açıklamış olması ve stratejik odağını Af–Pak (Afganistan–Pakistan)
denklemine kaydırmış olması da dikkate alındığında; Ermenistan ile diplomatik
ilişkilerin tesisine yönelik girişimlerin, üçüncü taraflar ile olan ilişkilerle de bağlantılı bir
büyük stratejinin (Grand Strategy) parçası olduğu izlenimi edinilmektedir.
Kanımızca, Türk dış politikasının “istikrar sağlama” temelinde lanse edilen
niteliği ve Türkiye-Ermenistan yakınlaşmasının, ABD tarafından yukarıda bahsi geçen
14
Söz konusu konuşma ve toplantı için bkz. http://csis.org/multimedia/video-turkeys-evolvingdynamics-strategic-choices-us-turkey-relations , Erişim Tarihi: 25 Eylül 2009
37
parametreler bağlamında değerlendirildiğini öngörmek yanlış olmayacaktır. Daha
açık bir anlatımla, konu Washington açısından söz konusu değişkenler temel alınarak
değerlendirildiğinde, her yıl Nisan ayında Ermenistan-Ermeni Diasporası ile Türkiye
arasında kalmak, negatif etkileri haiz ve aşılması gereken bir durum görünümündedir.
ABD ile birlikte Minsk Grubu’nun eş başkanlıklarını yürüten Fransa ve Rusya’nın
konumları da dikkate alındığında, Türkiye-Ermenistan denkleminin karakteristiği, bir
ikili ilişki sistematiğinden çok,
geniş etkileri olan uluslararası bir soruna karşılık
gelmektedir.
Kafkaslar’daki dengelerin anlaşılabilmesi için, İran üzerinde dikkatle durulması
gereken temel aktörlerden biridir. Söz konusu dengelerin oluşumunda İran’ın
önemsediği bölgesel ortağın ise Ermenistan olduğu düşünülmektedir. İran ve
Ermenistan, diğer komşularıyla yaşanan sıkıntılar ve bölgesel gelişmeler karşısında
birbirlerini politik ve ekonomik zeminde “dış dünyaya açılan kapı” olarak
görmektedirler (Çelikpala, 2009). Tahran yönetimi Erivan’ı Kafkaslar’daki etkinlik
alanı ve giriş noktası olarak değerlendirirken; Ermenistan’ın İran’ı kapalı sınırlar ve
sorunlu
komşulardan
kurtuluş
yolu
olarak
gördüğü
düşünülmektedir.
İran
bağımsızlığını Eylül 1991’de ilan eden Ermenistan’ı 25 Aralık 1991’de tanımış, iki
ülke arasındaki resmi ilişkiler 9 Şubat 1992’ de başlamıştır.
Tahran’ın Ermenistan perspektifi incelendiğinde;
• Ermenistan, Türkiye’nin bölgedeki pozisyonunu dengelemek ve Rusya ile
olan ilişkilerin devam ettirebilmesi adına elde tutulması gerek bir unsurdur.
• İran’ da yaşayan Azeri kökenli nüfus dikkate alındığında, Azerbaycan’ın
sınırlandırılması, gelişebilecek herhangi bir Azeri birleşme eğiliminin önüne
geçilmesinde kullanılabilecek en uygun araç Ermenistan’dır.
Ayrıca ABD ve Batı dünyasında İran aleyhinde faaliyelerde bulunan Yahudi
lobisine karşı, Ermeni lobisinin desteğini sağlamak gerekli görülmektedir.
Erivan’ın İran perspektifine bakıldığında;
• Azerbaycan ve Türkiye sınırları kapalı olan Ermenistan için, İran ülkenin
dünyaya açılan tek kapısı konumuna gelmiştir.
• Türkiye-Gürcistan-Azerbaycan ilişkileri Ermeni stratejik kültüründe
sonu
bütünleşmeye varabilecek stratejik ortaklık olarak görülmektedir. Kafkaslar’da ortaya
38
çıkması muhtemel bu türde bir yapılanma karşısında Ermenistan, bölgede kendisine
bir müttefik edinmek durumundadır (Çelikpala, 2009).
Sözü
edilen
faktörlerin
Ermenistan
ve
İran’ı
birbirine
yakınlaştırdığı
düşünülmektedir. İki ülke arasındaki ilişkiler incelendiğinde, siyasi işbirliğinin devamı
ve derinleştirilmesi adına, ticari ve ekonomik ilişkilerin öne çıkarıldığı görülmektedir.
Derinleşen ekonomik bağların bir takım siyasi ve stratejik sonuçlar yaratması
kaçınılmazdır.
İran’ın Kafkasya’ya olan ilgisi, diğer bölgesel aktörlerle uyumlu bir biçimde
SSCB’nin
dağılmasını
takip
eden
dönemde
başlamıştır.
Çeşitli
aktörlerin
Kafkasya’daki rekabetinde, Hazar’ın statüsü, enerji kaynaklarının paylaşımı ve
taşınması ile ekonomik ve ticari işbirliği konuları önem kazanmıştır. Tahran’ın bu
bakış açısıyla Erivan’la kurduğu ilişkileri şekillendirmesinde Kasım 1992’de Erivan’ da
kurulan “Ermenistan-İran İlişkilerini Geliştirme Komisyonu” dikkat çekmektedir.
Ekonomik ve ticari ilişkilerin geliştirilmesinin ön koşulu olarak söz konusu iki
ülke arasında kara, hava ve demir yolu bağlantılarının gerekliliği üzerinde
durulmaktadır. Türkiye öncülüğünde yürütülen Bakü-Tiflis-Erzurum
demiryolu gibi
projelerle bölgeyi dünyaya bağlayacak ağların, İran ve Ermenistan’ı dışarıda
bırakması nedeniyle, bu türde yatırımların stratejik öneminin arttığı düşünülmektedir.
İran-Ermenistan demiryolu hattının Ermenistan’da başlayacağı nokta için
Yeraık, Vardeniz ve Gagarin olmak üzere üç ayrı seçenekten bahsedilmektedir.
Erivan yönetimi bu projeyle aynı zamanda, ülkenin üç merkezi şehri olan Gagarin,
Gavar
ve
Cermuk
bölgelerini
birbirine
bağlamayı
amaçlamaktadır.
Hattın
başlatılabileceği diğer iki şehrin Yeraık ve Verdenis olabileceği düşünülmektedir. Bu
durumda hattın toplam uzunluğunun 443 ile 449 kilometre arasında değişeceği
belirtilmektedir (Bozkuş, 2008). İnşasına 2009 yılı sonlarında başlanması hedeflenen
demir yolunun maliyetinin 1.5-2 milyar dolar civarında olacağı hesaplanmaktadır.
İkili ilişkilerde ticari ve ekonomik boyutun yanı sıra stratejik boyuta da sahip
olan bir diğer alan enerjidir. İki ülke arasındaki enerji sektöründeki işbirliğinin temelleri
1992 ve 1995 yıllarında yapılan anlaşmalarla atılmıştır. İki ülke arasında bir
bölümünün inşası tamamlanmış durumdaki doğal gaz boru hattının yanısıra, milyon
dolarlık ortak projeler bulunmaktadır. Ermenistan ve İran arasındaki boru hattının
39
toplam uzunluğu 150 kilometre olup, bunun 40 kilometresi Ermenistan sınırları içinde
bulunmaktadır (Çelikpala, 2009).
200 milyon doların üzerinde bir maliyete sahip doğalgaz boru hattına, İran
120 milyon dolar yatırım yapmış, geri kalan 90 milyon dolarlık miktar Ermenistan
tarafından karşılanmıştır. Bu miktarın 30 milyon doları da Tahran tarafından
Ermenistan’a kredi olarak verilmiştir. İran tarafından döşenen hattın açılışı Mart
2007’de İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad’ın katılımıyla Ermenistan’ın sınır
kasabası olan Mehri’de yapılmıştır. Hattın tam kapasite çalışması durumunda, yılda
2,5 milyar m³ doğalgazın Ermenistan’a ulaşması hedeflenmektedir. Ermenistan-İran
Hükumetler Arası Komisyonu’nun Eşbaşkanı, Ermenistan Enerji ve Doğal Kaynaklar
Bakanı
Armen
Movisyan
Gevorgiyan’ın
açıklamalarına
göre,
enerji
işbirliği
projelerinin arasında Aras Nehri üzerinde birleşecek yüksek voltajlı bir aktarım
hattının oluşturulması da amaçlanmaktadır.
2008 yılının Ekim ayında İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad’ın Ermenistan
ziyareti iki ülke arasındaki ilişkilerin sıkılaşması olarak yorumlanmaktadır. Ermenistan
ve İran arasında herhangi bir sınır sorunu veya politik uyuşmazlık yaşanmamasının
yanında, İran’daki Ermeni azınlık da Tahran yönetimi tarafından resmi olarak
tanınmıştır.
Türkiye’nin olası Ermenistan açılımının, analitik olarak Erivan açısından
Tahran’ın önemini azaltacağı akla gelebilir. Oysa, Ermenistan stratejik kültürünün
konsept çeşitliliği unsuru dikkate alındığında, Erivan’ın dış politik eksenlerini kolayca
terk etmeyeceği ya da belirli kısıtlamalara indirgemeyeceği düşünülmektedir.
Türkiye’nin Ermenistan açılımı hususunda Tahran’ı kaygılandırabilecek başlıca
unsur, ABD’nin Kafkasya’da nüfuz alanını artıracak olmasıdır. Uzun dönemde İran’ın
Kafkasya özelindeki bölgesel etkinliğini sınırlandırabilecek bu faktör, ABD açısından
ilk bakışta olumlu görülse de; sözü edilen olasılığın Tahran–Moskova işbirliğinin
güçlenmesi sonucuna neden olabileceği de göz ardı edilmemelidir.
Yukarıda belirtilenler ışığında, Kafkasya’nın çok aktörlü yapısının kısa
dönem ve uzun dönem politik sonuçlar arasında uçurumlar yaratabildiği
hususunun vurgulanması gerekmektedir. Kafkaslar, Balkanlar ve Orta Doğu gibi çok
bilinmeyenli ve unsurlu denklemlerin bulunduğu coğrafyalarda taktiksel zemindeki
kurgulamalar; çok farklı stratejik sonuçlara yol açabilmektedir. Nitekim ABD’nin Irak
işgali ile Saddam Rejimi’ni, Afganistan işgali ile Taliban’ı (kısmen) bertaraf
40
ederek çıkarlarına dolaylı olarak hizmet ettiği İran’ın; Türkiye’nin Ermenistan
açılımı ile uzun dönemde Erivan’ı kısmen kaybetse de, Azerbaycan’ı kazanması
seçeneği dışlanmamalıdır.
Yukarıda sözü edildiği üzere, Türkiye-Ermenistan ilişkileri ile ilgili yapılan
değerlendirme ve analizlerde ele alınan konulardan biri de Azerbaycan’ın kendini
nasıl konumlandıracağıdır. Daha önce de belirtildiği üzere, Ermenistan ile Türkiye
arasında diplomatik ilişkilerin başlatılmasının, Moskova’nın bölgedeki etkinliğini
sınırlayacak bir potansiyel yaratacağı değerlendirilmektedir.
Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarını işgalinin devam ediyor oluşu ve Dağlık
Karabağ sorunu üzerinde halihazırda bir anlaşmaya varılamamış olması, sürecin,
Azerbaycan’ın Rusya ve hatta İran’la ilişkilerini derinleştirmesi gibi bir “tepkiye” neden
olup olmayacağının sorgulanmasına neden olmaktadır.
Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı temsilcilerinin, özellikle 2009 Nisan ayından bu
yana, Türkiye ile ilişkilerini gözden geçirerek, Bakü’nün Rusya ve İran ile
yakınlaşabileceğinin sinyalleri olarak “algılanan” açıklamalar yaptıkları bilinmektedir.
Ancak Ankara tarafından Dağlık Karabağ’da bir çözüm olmaması durumunda
Ermenistan ile sınırların açılmayacağı yönünde yapılan açıklamalar mevcuttur.
Azerbaycan’ın Rusya ile ilişkilerini ne derece geliştirebileceği ise sorgulanabilir
durumdadır.
Dağlık Karabağ sorununun çözümü konusunda varılacak bir anlaşmanın,
Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin gelişmesini “gerekli” ve “hazır” kılacak bölgesel
konjonktürün vazgeçilemez bir parçası olduğu değerlendirilmektedir.
Türkiye–Azerbaycan
ilişkilerinin
konumu
ve
Ankara–Erivan
arasında
diplomatik ilişkilerin kurulmasıyla sınırın açılması durumunda Ankara–Bakü hattının
nasıl
şekilleneceği
konusunda
değerlendirmelerde
bulunurken;
Türkiye
ve
Azerbaycan toplumları arasında iletişim başta olmak üzere bir takım eksikliklere
değinmek gerekmektedir. Azerbaycan’ın kuruluşundan itibaren, “bir millet; iki devlet”
söylemi ile temellendirilen psiko–sosyal yakınlığa rağmen, özellikle sivil toplum ve
kültür politikaları alanlarında eksik kalındığı gözlemlenmektedir. Ek olarak, Türkiye’de
Azerbaycan üzerine faaliyet gösteren kuruluşlar oluşturulamamış, Azerbaycan
konusunda çalışan uzmanlar yeterli ölçüde istihdam edilmemiştir. Belirtilen durum,
Türkiye’de Azerbaycan’ın yeteri kadar bilinmemesine yol açtığından, Türkiye-
41
Ermenistan ilişkilerinin seyrine Azerbaycan toplumunun verdiği tepkiler de sağlıklı
olarak değerlendirilememektedir (Aydın, 2009).
Türkiye-Ermenistan yakınlaşması sürecinde ele alınan konulardan bir diğeri,
iki ülke kamuoylarının gelişmelere nasıl tepki vereceğidir. Özellikle batılı uzmanların
yaptığı
yorum
ve
değerlendirmelerde,
sürecin
başarıyla
sonuçlandırılması
bakımından, Türk ve Ermeni kamuoylarının önemi vurgulanmaktadır.
Türkiye’den ziyade Ermenistan’da kamuoyu tepkisinin etki gücünün daha
yüksek olduğu değerlendirilmektedir. Ermenistan’da, Türkiye’ye fazla taviz verildiğini
ve Türkiye’nin “samimi olmadığını” savunan önemli bir kesimin varlığı, Ermenistan
hükümetinin karşılaştığı bir zorluk olarak değerlendirilmektedir. Bununla birlikte
değerlendirmelerimiz, “Türkiye’ye fazla taviz verilmesini istemeyen ve ‘soykırım’
iddiaları konusunda hassas” olan bir kesimin varlığının, Erivan politik eliti için
müzakere
masasında
araç
olarak
yararlanılabilecek
bir
unsur
haline
getirilebileceğidir. Bu durumda Türkiye; salt Erivan yönetimini değil, tüm Ermeni
kamuoyunu tatmin etmek durumunda bırakılabilir. Söz konusu hususun, iç
muhalefetten yararlanılarak gerçekleştirilen klasik bir müzakere yöntemi olduğu
dikkate alındığında; Türkiye’deki muhalefetin sert tutumunun da Türk hükümeti
açısından müzakereler esnasında bir avantaj kimliği taşıma potansiyeli göz ardı
edilmemelidir. Dolayısıyla “Ermenistan açılımının” kaçınılmaz bir boyut kazanması
durumunda, Türkiye’deki muhalefetin işlevselliği:
 Müzakereler süresince Erivan’ın Ermeni kamuoyunun tatmin edilmesi
yönündeki isteklerine politik direnç zemini oluşturmak ve
 Olası açılım sonrasında, Azerbaycan kamuoyunun tümüyle kaybedilmesini
önlemek olacaktır.
Bu nedenle, iç muhalefeti ikna etmemenin, ikna etmekten daha büyük
taktiksel kazanımları olabileceği değerlendirilmektedir. Bununla birikte iç
muhalefetin ikna olmaması; stratejik boyutta, oluşturulacak statükonun sosyo–politik
garantilerden yoksun olması anlamına gelecektir. Bu şekilde varılacak çözümlerin
uzun dönemde varlığını sürdürme potansiyelinin oldukça düşük olduğu; siyasi tarih
deneyimleri sonucu bilinmektedir. Bu nedenle, gerek Ermenistan ve gerekse
Türkiye’de, geniş toplumsal mutabakatlar sağlanmadan yönetilen sürecin, yakın
42
dönemde ivme kazansa da; önemli dayanaklardan yoksun ve kaygan bir statüko
yaratacağı düşünülmektedir.
Türkiye – Avrupa Birliği ilişkileri ve Türkiye’nin AB’ye tam üye olma süreci,
Ermenistan ile ilişkilerin geliştirilmesinden elde edilecek kazançlar bakımından
yapılan değerlendirmelerde ele alınan başka bir konudur. Özellikle Türk literatüründe,
Türkiye’nin Ermenistan ile diplomatik ilişkileri başlatmasının ve sınır kapısının
açılmasının, Avrupa Birliği üyelik müzakerelerinin hızlandırılmasında olumlu etkide
bulunabileceği yönünde değerlendirmelere sıklıkla rastlamak mümkündür. Öte
yandan, AB ile yürütülen müzakerelerde engelleyici nitelikte olan unsurların, esas
olarak, Fransa ve Almanya başta olmak üzere bazı ülkelerin, Türkiye’nin Avrupa
Birliği üyeliğine karşı çıkan ve stratejik temelleri olan net tutumları ile Güney Kıbrıs
Rum Kesimi’ne havalimanları ve limanların açılmaması üzerine sekiz başlığın ele
alınmasının engellenmesidir. Ayrıca özellikle Avrupa medyasında yer alan yorumlar
ve batılı düşünce kuruluşları tarafından yayımlanan çalışmalarda, ilerleme raporlarına
atıfta bulunarak, “reformların yavaşlaması” gibi konuların ön plana çıktığı dikkate
alınacak olursa, Avrupa Birliği tam üyelik sürecine yönelik, gözle görülür bir
gelişmenin, Türkiye-Ermenistan yakınlaşmasına bağlı olmadığı değerlendirilmektedir.
Daha önce de vurgulandığı üzere; Türkiye–AB ilişkileri çok unsurlu bir
denklemdir ve en büyük engeli Avrupa’da Türkiye karşıtı stratejik eğilim
oluşturmaktadır. Söz konusu eğilim, politik seçkinler ve stratejistler tarafından
rasyonel tercihler üzerine kurgulanmakta ancak kamuoyunda Türkiye’nin
imajına ilişkin popülist tepkisellikle yansıma bulmaktadır. Türkiye’nin sosyal
hayatında çizdiği profilin anılan tepkiselliği tetiklediği de bir gerçektir. Bu
nedenle Ermenistan ile sınır kapılarının açılmasının Ankara–Brüksel ilişkileri
üzerindeki etkisinin;
Ankara–Washington, Ankara–Bakü,
Bakü–Erivan, Bakü–
Moskova gibi örneklerden çok daha önemsiz olabileceği göz ardı edilmemelidir.
Bu nedenle, Ermenistan açılımının; AB ajandasının bir parçası olarak ele
alınmasının isabetsiz bir değerlendirme olacağı düşünülmektedir. Buna karşın sınır
kapılarının açılmasının Türkiye–AB ilişkilerine etkisinin sıfır olmasından elbette söz
edilemez. Zira, günümüz uluslararası ilişkiler paradigması; “gündem algısını” oldukça
değiştirmiştir ve etkileşim çok yüksektir.
43
Sonuç olarak “Ermenistan açılımına” ve parametrelerine ilişkin BÜSAM
tarafından ortaya konulan tespitler şu şekilde kategorize edilebilir:
 Mevcut konjonktürde, Ermenistan tarafının, sürecin daha hızlı işlemesini ve
sınırın açılmasını gerektirecek nitelikte yaşamsal jeostratejik ve sosyo–ekonomik
gereksinimleri olduğu düşünülmektedir. Türkiye, uluslararası konjonktürün gereği
olarak diplomatik ilişkileri başlatmayı ve ilişkileri geliştirmeyi tercih etse de,
Ermenistan ile aynı olumsuz koşullarda da değildir. Toprak bütünlüğünün açık şekilde
tanınması, Karabağ konusunda daha net tavizlerin alınması ve tarihsel iddialar ile
ilgili Ermenistan’ın makul bir çizgiye çekilmesi ancak daha sabırlı olunması
nihayetinde elde edilebilecek sonuçlardır. Kanımızca, Türkiye’de sürece ilişkin
eleştirel yaklaşım getiren uzmanların ifade ettikleri üzere, Türk tarafının politikasında
gözlemlenebilecek temel hata, Ermenistan ile ilişkilerin normalleştirilmesi kararı
değildir. Zira bu stratejik bir tercihi yansıtmaktadır ve mevcut durumun sürdürülmesi
gibi avantaj ve dezavantajları bulunmaktadır.
 Gerek Türkiye, gerekse batı açısından Azerbaycan faktörü, gerçekten
sağlıklı bir değerlendirmeye muhtaç görünmektedir. Yine Türk literatüründe
Azerbaycan’ın kaybedilmesine karşı hassasiyet gösteren unsurların dayanak noktası
ulusal moral değerler olmaktadır. Psiko–politik açıdan son derece normal ve kabul
edilebilir olan bu yaklaşımın değeri; stratejik analiz aşamasında önemli ölçüde
düşmektedir.
Bununla
normalleşmesinin,
birlikte,
Bakü’nün
rasyonel
ölçütler
kaybedilmesini
de
Erivan
ile
dengeleyecek
ilişkilerin
sonuçlar
doğurmayacağını göstermektedir. Bir an için ulusal moral değerler bir kenara
bırakılarak, salt stratejik akla; A ülkesinin, kendi ulusu ile aynı dili konuşan, Hazar
gibi önemli bir bölgede, petrol kaynaklarına sahip, ordusu A ülkesinin subaylarınca
yetiştirilmiş ve yine A ülkesine komşu üçüncü bir ülkede nüfusun yarısını oluşturan
özdeş unsurlara sahip (İran’daki Azeri Türk Toplumu kastedilmektedir) B ülkesini;
ekonomik kaynakları, askeri gücü, demografik nitelikleri oldukça kısıtlı, A ülkesinin
toprak bütünlüğünü tanımayan, doğal kaynaklar bakımından oldukça fakir C ülkesi
için
kaybetmesi
ne
ölçüde
rasyoneldir?
sorusunun
yöneltilmesi
gerektiği
düşünülmektedir. Bu nedenle, Ermenistan ile ilişkilerin normalleştirilmesinin
bedeli,
ulusal
hassasiyetler
dikkate
Azerbaycan’ın kaybedilmesi olmamalıdır.
44
alınmadığında
dahi,
kesinlikle
 Karabağ sorununun ve Dağlık Karabağ bölgesinin, Azerbaycan açısından
jeopolitik önemi aşan, ulusal gurur temelinde bir psiko–politik niteliği olduğu
unutulmamaldır. Dolayısıyla, ortaya çıkacak sonucun, Bakü politik çevreleri ve
Azerbaycan kamuoyunda tamamen rasyonel şekilde değerlendirileceğine ilişkin bir
beklentinin olmaması gerekmektedir. Bu nedenle, Ermenistan sınırının açılması
durumunda, Azerbaycan kamuoyunun tatmin edilmesi büyük önem arz edecektir.
Mevcut konjonktürde, Karabağ’daki Ermenistan işgalinin tamamen sona ermesini
beklemek, ulusal gurur bakımından incitici olsa da, olası görünmemektedir. Bununla
birlikte; Azerbaycan’ın Nahcivan ile bağlantısının sağlanması, ki Laçin koridoru bu
anlamda işlevselliği haizdir, aynı zamanda Azerbaycan ve Türkiye’yi sınır komşusu
durumuna getirecektir. Bu noktada Azerbaycan’da Karabağ’ın bir bölümünün
Ermenilere bırakılmasının siyasi bedellerini kaygıyla hesaplaması oldukça muhtemel
görülen bir siyasi iktidarın bulunacağı; Azeri muhalefetinin Aliyev üzerindeki
baskısını, imkanları dahilinde, artırması beklenmelidir.
 Ermeni diasporası ve Ermenistan’ın propaganda yetenekleri dolayısıyla,
Azerbaycan’ın
öneminin
batılı
uzmanlarca
zaman
zaman
hafife
alındığı
düşünülmektedir. Kurgusal bir anlatımla, Azeri politik seçkinlerinin ve kamuoyunun
önemli bir bölümünün, tercümeye gereksinim duymadan takip edebildikleri iki
parlamento TBMM ve Duma; görsel yayın ise Türk ve Rus kanallarıdır. Dolayısıyla,
Trans–Atlantik unsurların Kafkasya’da Rusya ile asıl mücadele zeminlerinden biri
Bakü, Bakü ile temel bağlantı noktası ise Ankara olarak değerlendirilmelidir. Özellikle
2000’li yılların başında; kimi batılı analistlerde görülen, Türkiye’nin ve özellikle Türk
Silahlı Kuvvetleri’nin
güçlendikçe daha etkin ancak daha az tahmin edilebilir ve
güvenilebilir bir ortak olduğu algısı15, Ankara’nın Bakü ile geliştirdiği ilişkilerin de
kuşkuyla karşılanmasına neden olabilmektedir. Bununla birlikte, Azerbaycan’ı,
oldukça inciterek Moskova’ya yakınlaştıracak sonuçlar batı açısından öngörülen
etkilerden çok farklı bir mahiyette ortaya çıkabilecektir.
 Türkiye açısından Ermenistan açılımından beklenebilecek minimum temel
fayda, soykırım iddialarının makul bir zemine çekilmesi ve Azerbaycan’ın Nahcivan
ile bağlantısının kurulması olmaldır. Bununla birlikte Türk ve Ermeni taraflarının
parafe ettiği metinde ne Karabağ ne de Soykırım konularının yer alması, kuşku
yaratmaktadır.
15
Ayrıntılı bilgi için bkz. M. Robert Hickok, Hegemon Rising, Parameters, Summer, 2000.
45
 Belirtildiği üzere, Türkiye’deki iç muhalefetin tavrı, hükümet açısından
müzakereler esnasında avantaja dönüştürülme potansiyelini haizdir. Dolayısıyla söz
konusu tavrın yumuşatılması; Erivan’ın politik direnci bakımından istenmeyen
sonuçlara da neden olabilecek niteliktedir. Bununla birlikte, muhalefetin sert retoriği
ile stratejik temeldeki eleştirilerinin birbirinden ayrı değerlendirilmesi yerinde olacaktır.
Zira, stratejik temeldeki uyarıların dikkate alınmaması; oluşacak statükoyu toplumsal
mutabakattan yoksun bırakabilecektir.
 Bu çalışmanın ilerleyen bölümlerinde aktarılacağı üzere, soykırım
konusunda Ermeni tarafının geri adım atması oldukça radikal bir paradigma
değişikliğini işaret etmektedir ve Sarkisyan’ın sonsuz bir politik hareket serbestisine
sahip olmadığı da unutulmamalıdır. Öte yandan, soykırım iddialarının Türkiye
açısından yaratabileceği politik sonuçların vehameti de herhalde ortadadır.
Dolayısıyla, uzun dönemde Ermenistan ile ilişkilerde tam bir normalizasyon ve “bahar
havası” beklenmemesi gerekmektedir. Güvenlik stratejileri literatürü, çatışmacı ve
barışçıl güvenlik stratejilerinin eş zamanlı olarak uygulanabileceğini göstermekte;
Erivan ve diaspora ise söz konusu zeminde oldukça gelişmiş bir pratiğe sahip
durumdadır. Bu nedenle, “Erivan’ın tavrı” ifadesi “Erivan’ın ve diasporanın
tavırları” paradigması ile yer değiştirmek durumundadır. Bu bağlamda,
ilişkilerin değil, “mümkün olduğunca çok sayıda tutum ve konseptin”
normalleştirilmesi hedeflenmelidir.
 Mevcut durumda, Türkiye’nin inisiyatifinin de sınırlı olduğu bir sürecin
yaşandığı
anlaşılmaktadır.
Afganistan’daki
durum
ve
Bu
bağlamda,
İran
ABD’nin
faktörünün
Irak’tan
sınırlandırdığı
çekilme
süreci,
Washington’un
Kafkasya’daki yetenekleri restore edilecektir. Bununla birlikte, Moskova’da mevcut
elitin stratejik kültürü de göz ardı edilmemelidir. Rusya Federasyonu, Ermenistan
Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi’nde (2007), “stratejik ortak” şeklinde tanımlanan ve
Ermenistan’da önemli bir askeri varlığı bulunan bir güç odağıdır. Gürcistan Savaşı ile
birlikte Kafkasya’da inisiyatifin Moskova’da olduğu belirtilebilir ve söz konusu bölge
tarihsel olarak Rus stratejik ilgi alanı içindedir. Nitekim Rusya Federasyonu 1993
yılından itibaren, Ermenistan’ı da içeren eski Sovyet cumhuriyetlerine yönelik
politikasını, “yakın çevre” doktrini adı altında formüle etmeye başlamıştır. İlk kez 1992
yılı sonunda kabul edilen “Rusya Federasyonu’nun Dış Politika Doktrini” adlı belgede
46
tanımlanan yakın çevre kavramına göre, Ermenistan diğer BDT üyesi ülkelerle birlikte
Rusya’nın yakın çevresini oluşturmaktadır.
Bu nedenle, Ermenistan’ın Rusya’dan kopma noktasına getirilmesi, ki Ermeni
stratejik kültürü ve bölgesel koşulların bunu olanaklı kılacağı düşünülmemektedir,
algısının yaratılması dahi; Moskova’yı konunun aktörleri karşısında sertleşmeye
itebilir. Kritik olarak değerlendirilen bu faktörün Ankara tarafından da dikkate alınması
gerektiği düşünülmektedir.
Sonuç olarak Ermenistan açılımının, soykırım iddiaları ve rasyonel ölçütler
çerçevesinde Karabağ hususunda Türkiye’ye sağlam güvenlik garantileri sağlaması
durumunda getirileri olan bir süreç olacağı açıktır. Bununla birlikte, anılan garantilerin
sağlanamaması ise, süreç başarısız olsa dahi; Ankara- Bakü hattında yaşanan
gelişmeler dolayısıyla Erivan’ın çıkarlarına hizmet edebilecek niteliktedir. Bu nedenle,
stratejik hedeflerden çok konseptlerin tartışılması ve özellikle Türkiye tarafından
geliştirilen çözüm odaklı aceleci tavrın gözden geçirilmesi gerektiği düşünülmektedir.
Annan Planı sonrasında Kıbrıs örneği; çözüm taraftarı görünmenin uluslararası
kamuoyunun tavrı ve stratejik getiriler bakımından öngörülen anlamı ifade
etmeyebileceğini ortaya koymaktadır. Dolayısıyla Türkiye’nin, Ermenistan’ın sosyo–
ekonomik
handikaplarını bir baskı unsuru olarak kullanmasının ve üzerindeki
uluslararası talepleri Erivan ile paylaşmasının yöntemsel olarak benimsenebileceği
düşünülmektedir.
47
EK: 1
SOYKIRIM İDDİALARI VE YANSIMALARI
Türk–Ermeni ilişkilerinde tarihsel perspektif önemli bir yer tutmakla birlikte;
günümüzde tarihin tozlu raflarından çıkarılarak siyasi bir tehdit unsuru haline
dönüştürülen “Ermeni Soykırımı” Osmanlı döneminden Türkiye Cumhuriyeti’ne
kalmış oldukça sorunlu bir mirastır. 1975’ten itibaren çeşitli Ermeni terör örgütlerinin
yaptıkları eylemlerle 60 yıl sonra tekrar ortaya çıkarılan iddialar, Ermeni diasporası
tarafından dünyanın her yerinde planlı bir şekilde dile getirilmiş ve sözde soykırımın
uluslararası tanınma görmesine yönelik yoğun çaba gösterilmiştir. Soykırım birçok
ülke tarafından hukuki bir kavram olarak (genocide) ifade edilmemekle birlikte;
azımsanamayacak sayıda ülke, eyalet, belediye vb. tarafından yasalar veya anma
günü etkinlikleri aracılığıyla zımni ya da açık kabul görmüştür.
Ermeni diasporası sözde soykırımı, 24 Nisan 1915’te İstanbul’da gerçekleşen
tutuklamaları baz alarak her yılın 24 Nisan günü, “1.500.000 Ermeni’nin Türkler
tarafından vahşice katledildiği gün” olarak anmakta ve propagandasını bu doğrultuda
sürdürmektedir. Çalışmanın “Soykırım İddiaları ve Yansımaları” başlıklı ikinci ana
bölümü, soykırım iddialarının tarihsel perspektif içerisinde farklı kaynaklardan
inceleme ve soykırımın günümüze olası siyasi, hukuki ve sosyal etkilerini ortaya
koyma amacını taşımaktadır.
3. Türk Tarihinde Ermeniler
Selçuklular döneminde ilk kez karşılaşan iki toplum, aslen 16.yy.’da
Osmanlıların Anadolu’nun doğusu ve güneyini ele geçirmeleriyle birlikte iç içe
yaşamaya
başlamışlardır.
düşünüldüğünde;
(Anadolu’nun
trajikomik
doğusu)
İki
toplumun
aktüel
bulunabilecek
Ermenilerin
siyasi
husus,
egemenliğine
ve
Büyük
1045’te
kültürel
ilişkileri
Ermenistan’daki
Bizans,
Küçük
Ermenistan’ın (Anadolu’nun güneyi) egemenliğine de 1375’te Mısır’da hüküm süren
Memluklar’ın son vermiş olmalarıdır. Farklı bir anlatımla, günümüzde Ermeniler
tarafından soykırımla suçlanan ne Osmanlı Devleti ne de Türkiye Cumhuriyeti tarihin
herhangi bir döneminde Ermeniler’in bağımsızlığına halel getirmiştir (Çitlioğlu, 2007).
48
11.yy.’da Bizans’ın işgal ettiği topraklarından Orta Anadolu’ya göçe zorlanan
Ermeniler Selçuklular’ın gelmesiyle rahat bir nefes almıştır. Ünlü Ermeni tarihçisi
Matthieu, Melikşah’ın 1086 yılında Doğu Anadolu’dan Suriye’ye yaptığı bir seyahatte,
“Türk hükümdarının geçtiği ülkelerin halkına bir baba gibi davrandığını, Hristiyanlar
için kalbinin sevgi ile dolu olduğunu, bu sebeple birçok şehir ve bölge halkının
kendiliğinden onun idaresine geçtiğini” aktarmıştır (Özgüldür ve diğerleri, 2001).
Ermeniler’in Bizans tarafından sürüldüğü döneme kadar yurtları olan
doğudaki topraklar 1514 yılında, güneydeki topraklar ise 1516 yılında Osmanlılar’ın
eline geçmiştir. Osmanlı himayesine girdikleri ilk günden itibaren zımmi16 sayılarak
ibadetlerini özgürce yerine getirebilen, kendi vergilerini toplayabilen, hukuk
sistemlerini
uygulayan,
nikah
işlerine
bakan
Ermeniler,
Bizans
döneminde
giremedikleri İstanbul’a17 1453’ten sonra ‘Ermeni Patriği’ unvanıyla girmişlerdir (Özel,
2003).
3.1. Ermeniler ve Din
‘Altı Topluluk Patriği’ olarak anılan Ermeni Patriği sadece kendi toplumu değil;
Museviler ve Ortodokslar hariç tüm Hıristiyan cemaatler üzerinde de idari bir yetkiye
sahip olmuştur (Özgüldür ve diğerleri, 2001).
Gregoryen mezhebine mensup olan ve Kütahya’da ruhani merkezleri bulunan
Ermeniler, 1326’da başkent olmasını müteakip Bursa’ya naklolmuş ve ayrı bir
cemaat şeklinde örgütlenmelerine izin verilmiştir (Halaçoğlu, 2006).
1781’den itibaren Katolik rahiplerin faaliyetleri neticesinde Ermeniler’in bir
kısmı Katolikliği benimsemiş, Osmanlı Devleti 1831’de Ermeni Katolik Kilisesi’nin
kuruluşuna onay vermiştir (Süslü ve diğerleri, 1995). 1859 yılında da Protestan
misyonerlerin 19.yy boyunca yaptıkları faaliyetler neticesini vermiş ve Ermeni
Protestan Kilisesi Osmanlı tarafından tanınmıştır (Gürün, 1983). Ortodoksluğa
mensup Ermeniler de göz önüne alındığında, Ermeniler’in dört mezhep arasında
bölündüğü anlaşılabilecek, soykırım yapıldığı üzerine ortaya konan iddialarda
“Hangi Ermeniler?” sorusuna daha doğru cevap verilebilecektir.
16
Kendi dinlerini değiştirmeksizin ehl-i kitap oldukları için bir İslam devletinin korumasından
yararlanabilen gayrımüslimlere verilen ad.
17
Ayrıntılı bilgi için bkz. “Batılılar’ın Gözüyle”, Özel, Sabahattin. İstanbul, 2003.
49
3.2. Ermeni Nüfusu
Osmanlı Devleti’nde 19.yy’a gelinene kadar resmi bir nüfus sayımı
görülememekle birlikte, vergi toplama amacıyla hazırlanan Tahrir Defterleri’nde
demografik açıdan çok detaylı bilgiler bulunabilmektedir. Unutulmamalıdır ki Osmanlı
Devleti üretimde tarım ve hayvancılığa bağlı olan ve kısaca değinmek gerekirse
Tımar Sistemi uygulayan bir ekonomik yapıyı haizdir. Bu bağlamda devletin verimli
bir şekilde vergi toplaması için detaylı tutulmuş bilgilere sahip olması gerekir ki,
özellikle haraç, cizye gibi yüksek vergiler veren gayrimüslimlerin Tahrir Defterleri’nde
eksik gösterilmesi olasılığı 16.yy.’da imkansız denecek kadar düşüktür.
16.yy’da Ermeni nüfüsuyla ilgili aşağıda verilen tabloda çeşitli kent ve
kasabalardaki müslüman ve gayrimüslim unsurlar detaylı olarak gösterilmiştir.
TABLO 03: 16. Yüzyılda Anadolu’nun Çeşitli Yerlerindeki Müslüman Ve
Gayrimüslim Nüfus
ŞEHİRLER
MÜSLÜMAN
HRİSTİYAN
ERMENİ
YAHUDİ
NASRANİ
Adana
8.690
-
501
-
-
Adıyaman
6.312
-
369
-
-
Amasya
7.775
1.810
-
365
-
Arapkir
6.912
1.092
602
-
-
Ayas
4.074
-
230
-
-
Ayntab(Antep)
18.126
-
236
-
-
Berendi
3.442
-
-
-
-
Besni
2.223
-
181
-
-
Birecik
13.708
2.160
925
-
-
Cüngüş
2.523
141
593
-
-
Çemişkezek
8.851
1.803
6.520
-
-
Çermik
3.124
-
586
-
-
Dırahlu
4.352
-
-
-
-
Diyarbekir(Amid)
101.176
19.177
3.226
-
-
Dündarlı
10.199
-
-
-
-
Ergani
4.933
-
1.972
-
-
Erzincan
2.069
-
839
-
-
Gilimgad
3.460
-
-
-
-
50
Gümüşhane
5.027
-
-
-
-
Hacılu
4.158
-
-
-
-
Harput
8.209
4.638
2.650
-
-
Kafurnu
6.877
896
258
-
-
Karaisalu
2.785
-
716
-
-
Kayseri
27.711
6.746
2.463
-
-
Kazâbâd
15.254
2.014
321
-
-
Kınık
7.869
-
-
-
-
Kiğı
4.587
1.733
1.779
-
-
Kosun
15.850
-
-
-
-
Koşmur
4.550
-
-
-
-
Kulb
2.097
1.655
180
-
-
Lâdik
23.986
1.463
-
-
-
Mardin
46.083
12.837
8.888
664
268
Merzifon
6.414
-
863
-
-
Muş
6.134
-
2.281
-
-
Nusaybin
8.601
602
806
-
-
Ruha(Urfa)
16.671
-
1.542
-
-
Sağman
7.023
6.555
3.132
-
-
Sarıçam
15.152
-
-
-
-
Savur
23.093
2.986
89
-
-
Sincar
5.892
-
-
257
-
Sis(Kozan)
19.618
1.951
1.075
-
-
Sivas
11.651
13.663
-
-
-
Siverek
9.768
-
680
-
-
Tarsus
26.875
-
135
-
-
Tokat
7.078
4.628
-
-
-
Tozanlu
3.190
789
-
-
-
Ulaş
11.590
-
-
-
-
Yıldız
3.158
29
-
-
-
Yüregir
12.050
-
-
-
-
TOPLAM
580.950
89.168
44.638
1.286
268
KAYNAK: Ermeni Tehciri, HALAÇOĞLU, Yusuf. İstanbul, 2006.
51
Yukarıdaki tabloda görüldüğü üzere Ermeni nüfusu Osmanı Devleti toplam
nüfusunun yaklaşık %6’sını oluşturmaktadır ki, bu oran, tıpkı Müslümanların %80’lik
oranında olduğu gibi, çalışmanın devamında ele alınacak olan 1. Dünya Savaşı
öncesindeki oranlarla büyük ölçüde paralellik göstermektedir.
3.3. Millet-i Sadıka’dan Şark Meselesine
Ermeniler Osmanlı Devleti’nde tarih boyunca göremedikleri bir huzur
ortamında yaşamışlar, devlet hizmetinde bulunabilmişler, hiç bir zaman ‘öteki’
olmamışlar ve yararlı hizmetlerinden dolayı kendilerine millet-i sadıka (sadık millet)
ünvanını almışlardır.
Osmanlı Devleti, Ermenileri tebaası kabul etmiş ve “devlet kapısında”
müslümanlardan ayrı tutmamıştır. Osmanlılar döneminde Ermeniler üst düzey devlet
görevlerine getirilmiş, önemli hizmetlerde bulunmuşlardır. Anılan dönemde Ermeniler
21 paşa unvanı, 22 bakanlık, 7 elçilik, 11 konsolosluk, 41 üst düzey memuriyet
üstlenmişlerdir (Arman, 1977’den aktaran Çitlioğlu, 2007). Aşağıda bazı üst düzey
makamlarda görev yapmış Ermeniler sıralanmıştır:
ÂYÂN ÂZALARI (SENATÖRLER)
Mareşal Ohannes Kuyumcuyan Paşa
Abraham Eramyan Paşa
Manuk Azaryan
Gabriel Noradunkyan
MİLLETVEKİLLERİ
1876 Birinci Meşrutiyet Meclisindeki Milletvekilleri
Ohannes Allahverdi
Meclisi Mebusan Reis Vekili
Sebuh Maksudyan
İstanbul Milletvekili
Rupen Yazıcıyan
Edirne Milletvekili
Sahak Yavrumyan
Bursa Milletvekili
Hamazasb Ballaryan
Erzurum Milletvekili
Manuk Karcıyan
Halep Milletvekili
Mikael Altıntop
Ankara Milletvekili
52
Agop Şahinyan
Sivas Milletvekili
Taniyel Karaciyan
Erzurum Milletvekili
1908 İkinci Meşrutiyet Meclisindeki Milletvekilleri
Krikor Zohrap18
İstanbul Milletvekili
Bedros Hallaçyan
İstanbul Milletvekili
Agop Babikyan
Tekirdağ Milletvekili
Agop Boyacıyan
Tekirdağ Milletvekili
Artin Boşgezenyan
Halep Milletvekili
Dr. Nazaret Dagavaryan
Sivas Milletvekili
İstepan İspartalıyan
İzmir Milletvekili
Hamparsum Boyacıyan19
Kozan Milletvekili
Kegam Dergarabedyan
Muş Milletvekili
Karakin Pastırmacıyan20
Erzurum Milletvekili
Vahan Papazyan21
Van Milletvekili
1914 Meclisindeki Milletvekilleri
İstepan Çıracıyan
(Başkanlık Divanı Katibi)
Ergani Milletvekili
Onnik İhsan
İzmir Milletvekili
Bedros Hallaçyan
İstanbul Milletvekili
Krikor Zöhrap
İstanbul Milletvekili
Agop Hırlakyan
İstanbul Milletvekili
Kegam Dergarabedyan
Maraş Milletvekili
Artin Boşgezenyan
Muş Milletvekili
Dikran Barsamyan
Sivas Milletvekili
Matyos Nalbantyan
Kozan Milletvekili
Karabet Tomayan
Kayseri Milletvekili
18
Sadi Kocaş ‘Krikor Zohrap’ ismini kullanmakla birlikte kimi kaynaklarda ‘Kirkor Zöhrap’ olarak da
geçmektedir.
19
I. Dünya Harbi’nde Murat namı ile maruf Çete başı.
20
I. Dünya Harbi’nde Armen Garo namı ile maruf Çete başı.
21
I. Dünya Harbi’nde Çete başı.
53
Varteks Serengülyan
Erzurum Milletvekili
Dışişleri Bakanlığı Merkez Teşkilatında Hizmet Edenler
Gabrıyel Nopradukyan
Bakan
Ohannes Sakız Paşa
Müsteşar
Artin Dadyan Paşa
Müsteşar
Harutyum Dadyan Paşa
Müsteşar
Manuk Azaryan
Müsteşar
KAYNAK: Tarihte Ermeniler ve Türk Ermeni İlişkileri, KOCAŞ, M. Sadi. İstanbul, 1990.
TABLO 04: II. Meşrutiyet Dönemi Meclislerin Etnik Yapısı
Yıl
Toplam
Türk
Arap
Arnavut
Rum
Ermeni Yahudi
Slav
1908
288
147
60
27
26
14
2
10
1912
284
157
68
18
15
13
4
9
1914
259
144
84
-
13
14
4
-
KAYNAK: Her Yönüyle Ermeni Sorunu, T.C. Kara Kuvvetleri Komutanlığı Kara Harp Okulu
Komutanlığı. Ankara, 2001.
Ermeniler sadece sadakatleriyle ve devlete sundukları hizmetleriyle değil
Türklere olan kültürel benzerlikleri ile de dikkat çekmişlerdir. 1835-1839 yılları
arasında Türkiye’de bulunan Helmuth Von Moltke Ermeniler için;
“Bu Ermeniler’e, hakikatte, Hristiyan Türkler denilebilir. Rumlar’ın
kendi özelliklerini korumalarına karşın Ermeniler Türk adetlerini, hatta
dilini benimsemişlerdir. Dinleri onların Hristiyan olarak tek kadınla
evlenmelerine izin verir, fakat onlar Türk kadınlarından fark edilmez,
ayrılmaz.”
sözlerini sarf etmiştir (Göyünç, 1966’dan aktaran Özgüldür ve diğerleri, 2001).
1789 Fransız İhtilali sonrasında içerisinde birçok milleti barındıran Osmanlı
İmparatorluğu ayrılıkçı taleplerle çalkalanmaya başlamıştır. Bulgarlar, Sırplar,
Yunanlar
arka
arkaya
bağımsızlık
mücedelesine
girişmişler
ve
başarıya
ulaşmışlardır. Tıpkı anılan milletlerde olduğu gibi Ermeniler de, en geç talep
edenlerden biri olmakla birlikte, bağımsızlıklarını talep etmişler ve bu amaçla
mücadele vermişlerdir.
54
Ermeni meselesine derinlemesine odaklanıldığında anlaşılacaktır ki, 19. ve
20.yy’da Türk–Ermeni ilişkileri ‘mazlum bir milletin egemenlik talebi ve kanlı bir
şekilde bastırılmaları’ şeklinde vuku bulmamıştır. Ermeniler 1863 yılında çıkarılan
Ermeni Milleti Nizamnamesi ve 400 üyeli genel meclis ile adeta bir azınlık
cumhuriyetine sahip olmuş, yaşadıkları kasabalarda iki – üç haneye dahi sahip
olsalar idare meclisinde temsil edilmeleri zorunlu kılınmıştır (Özel, 2003). Anılan
siyasi haklar ve sosyo–kültürel koşullar da değerlendirildiğinde, bağımsızlık talebinin
arkasında İngiltere ve Rusya22 gibi dönemin büyük siyasi aktörleri ve güç
mücadelelerinin varlığı müşahede edilmektedir.
1774’te Küçük Kaynarca Antlaşması ile Osmanlı Ortodoksları üzerinde söz
sahibi olmaya başlayan Rusya, 1856’da Paris Antlaşması ile Balkan Hristiyanları’nın
imtiyazlarını genişletmiştir. Osmanlı iç işlerine yapılan müdahaleler sonucu 1804’te
Sırplar imtiyaz, 1829’da Yunanlılar bağımsızlık, 1878’de Romanya, Karabağ,
Sırbistan bağımsızlık, Bulgaristan ise önemli imtiyazlar elde etmiştir. Batıda
Osmanlı’yı oldukça hırpalayan ve Balkanlar’da Osmanlı üstünlüğünü ortadan
kaldıran devletler, 1878’de Ayastefanos ve Berlin Antlaşamaları ile Ermenilere olan
stratejik ilgilerini yoğunlaştırmışlardır.
Osmanlı Devleti’ne karşı sürdürülen tutumun sonucu Ermenileri provoke
etmeye ve bu cemaate imtiyazlar kazandırmaya çalışan, ‘Şark Meselesi’(Doğu
Sorunu) olarak da adlandırılan politikalar ilk olarak 1878 yılında Ayastefanos ve
Berlin’de Ermenilere yönelik ıslahat maddeleri içeren bir antlaşma ile resmiyet
kazanmıştır.
Ermeniler’in soykırım olarak niteledikleri tehcirin ilk sinyalleri 1828 yılında
Erzurum Valisi Galip Paşa’nın Rus sınırındaki Ermenileri iç bölgelere göç ettirmeyi
Babıali’ye teklif etmesi ile belirmiştir. Anılan teklif 1828-1829 Rus Savaşı’nda
Ermeniler’in Osmanlı’ya ihanet ederek Rus ordusuna yazılmaları ve Erzurum’un
22
Rus – Ermeni ilişkileri 18.yy başlarına I.Petro’ya kadar uzanmaktadır. Rus – İran
savaşlarında Ermeniler’den üst düzeyde yararlanılmış, Rus topraklarına yerleşmek için davet edilen
Ermeniler, Türkmençay Antlaşması sonucu ele geçirilen Revan ve Nahçıvan’da bir Ermeni vilayeti
kurulması üzerine bölgeye yerleşmişlerdir. Ayrıntılı bilgi için bkz. Kemal Beydilli, “1828-1829 OsmanlıRus Svaşı’nda Doğu Anadolu’dan Rusya’ya Göçürülen Ermeniler”
55
teslim olmasında pay sahibi olmaları nedeniyle gelmiş, Ruslar’ın Kafkasya’daki
hakimiyeti pekişmiştir.
1877’de başlayan 93 Harbi’nde, Ruslar doğuda yaşayan Ermeniler’den
yararlanma yoluna gitmiştir. Savaşı kazanan Ruslar’dan “emeklerinin karşılığını” bir
an önce almak isteyen Ermeni meclisi Patrik Nerses ve İzmirliyan başkanlığında Çar
II. Aleksandr’a ulaştırılmak üzere temel olarak aşağıdaki üç talebi kapsayan bir
muhtıra hazırlamışlardır;
1- Fırat’a kadar olan bölgenin Türkler’e geri verilmemesi ve
buraların Ararat ili ile birleştirilerek Rusya’ya bağlı bir Ermenistan
kurulması,
2- Arazi ilhakı olmayacaksa, Bulgaristan’a ve Bulgar milletine
verilecek imtiyazların Ermeni milletine de verilmesi
3- İşgal edilen topraklar boşaltılacaksa, Babıali’den ıslahat için
maddi
teminat
alınması
ve
ıslahatın
uygulama
ve
tamamlanmasına kadar, Rus askerlerinin işgal ettikleri toprakları
boşaltmamaları (Uras, 1976’dan aktaran Halaçoğlu, 2006).
Bu arada Ermeni haklarını koruduğunu iddia eden, bu doğrultuda soykırımın
ilk propagandalarını hazırlayan devletlerden biri olan İngiltere ise Ermeniler’in
Rusya’nın güdümüne girdiğini anlamış, özellikle Kars’ın Çar’ın eline geçmesinin
Rusların sıcak denizlere inerek sömürgeleri ile olan bağlantısını tehdit edebileceğini
öngörerek Osmanlı’ya Kıbrıs adasını da “geçici bir süre” işgal etmek koşuluyla
Ermeni konusunda yardım etmiştir.
3.4. Ermeni Cemiyetleri
Uluslararası arenada destek gören hatta bizati yönlendirilen Ermeniler
Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu zayıf durumdan da yararlanarak birçok
cemiyet, dernek ve ihtilalcı partiler kurmaya başlamışlardır. 1878 yılında Van’da Kara
Haç Cemiyeti, 1881’de Erzurum’da Anavatan Müdafileri Derneği gibi birçok Ermeni
örgütü kurulmakla birlikte yapısı ve giriştiği eylemler dikkate alındığında temel olarak
üç Ermeni örgütü varlığını hissettirmiştir.
56
•
Armenakan: 1885 yılında Van’da kurulan örgütün sloganı “kan
dökmeden özgürlük olamayacaktır” şeklinde belirlenmiştir. Propaganda
amaçlı çıkardıkları Armenia gazetesinin 1895’te Osmanlı’ya, 1896’da
ise Rusya’ya girişi yasaklanmıştır. Van İsyanı’na aktif olarak katılan
örgüt üyelerinin büyük bir kısmı öldürülmüş, kalanlar ise Hınçak ve
Taşnaklara katılmıştır (Çitlioğlu, 2007).
•
Hınçaklar: 1887’de Cenevre’de kurulan örgüt amacını “Türkiye
Ermenistan’ını işgalden kurtararak Rusya ve İran Ermenistan’ı ile
birleştirmek” olarak açıklamıştır. 1908’de meşrutiyet ilanı üzerine ihtilal
fikirlerini bıraktığını açıklayan örgütün 1910, 1911, 1912, 1913 yıllarına
ait karar defterlerinde “Silah, cephane ve patlayıcı madde sağlanması;
silah talimi yapılması...” gibi maddeler bulunmaktadır (Başbakanlık
Devlet Arşivi, 2001).
•
Taşnaksutyun:
Ambleminde
intikamı
simgeleyen
hançer
figürü
bulunduran, Ermeni siyasi kuruluşlarından en yaygını olan Taşnaklar’ın
temel amacı siyasi ve iktisadi bağımsızlık elde etmektir. Dünyanın
birçok yerinde örgütlenen ve Ermeni davasının propagandasını yapma
amacını taşıdığını belirten örgüt, Hınçaklar’dan farklı olarak “Birleşik,
özgür ve bağımsız bir Ermenistan kurmak, Türkiye’nin soykırımı
tanımasını ve tazminat ödemesini sağlamak, Türk işgalindeki Ermeni
topraklarını kurtararak özgür Ermenistan’a bağlamak” amacında
olduklarını belirtmişlerdir (Çitlioğlu, 2007).
Ermeni terör örgütlerinin çıkardığı ilk ciddi olaylar İstanbul Kumkapı’da
Hınçaklar’ın Ermeni halkı kışkırtması üzerine meydana gelmiştir. Van Valisi’ne
suikast teşebbüsünü İç Anadolu’da arka arkaya patlak veren isyanlar izlemiştir23.
1891 yılında Padişah II. Abdülhamit’in Ermeniler için çıkardığı genel affa rağmen
Ermeniler komitacılık faaliyetlerine devam etmişlerdir (Uras, 1976).
Sadece Türkler’e karşı değil, Ermeni vatandaşlara da yönelen eylemlerden
1894 yılında Patrik Aşıkyan nasibini almış ancak kendisine düzenlenen suikast
girişimi başarısız olmuştur. Rusçuk Ermeni Komitesi Başkanı Mıgırdıç Tütüncüyan ve
23
Listesi de sunulan isyanların detayları için bkz. Halaçoğlu, Yusuf. ‘Ermeni Tehciri’ İstanbul, 2006.
57
Ermeni avukat Artın Dirserkisyan ise Patrik kadar şanslı olamamış, 1895’te Ermeni
komitacılar tarafından öldürülmüşlerdir (Karacakaya, 2001).
Sasun ayaklanması Avrupa’da büyük yankı uyandırmış, kurulan uluslararası
tahkikat komisyon 20 Temmuz 1895’te yayınladığı raporda Ermeniler’in masum
olmadığını açıklamıştır (Küçük, 1986; Kuran, 1956).
Ermeni komitalarının en
sansasyonel eylemi ise 1905 yılında Padişah’a karşı girişilen suikast teşebbüsü
olmuştur. Ermeni çetelerinin halklar arasında husumet yaratma amaçlı kışkırtmalarını
ise 6 Mart 1909’da Rus Büyükelçisi’nin ‘Osmanlı İmparatorluğu’nda Durum’ adlı gizli
haberde gözlemleyebilmek mümkündür;
“Bitlis’teki
Ermeniler’in
ne
Türkler’den
ne
de
Kürtler’den
şikayetleri varken, Ermeni komitacı dernekleri kurulmakta ve dernekler
geniş faaliyetlerde bulunmaktadır... İhtilal fikrinde olan Ermeniler’i bir
araya getirerek yönetime karşı mücadele için kışkırtmaktalar... Çoğu
Ermeni’nin, bu tür eylemlerin Ermeniler’e zarardan başka bir şey
getirmeyeceğini ve silah için para vermiyeceklerini söyledikleri, bunun
üzerine Ermeni ihtilal komitelerinin şiddet kullanma ve karşı çıkanları
kılıçtan geçirme tehdidiyle bu tür grupları sindirdikleri öğrenilmiştir.”24
Büyükelçi’nin Türklerle Ermeniler arasındaki ilişkileri;
“Van’da iki müslüman ve bir Ermeni milletvekili seçilmişti.
Müslümanların Hristiyanlara karşı bir düşmanlığı yoktu. Türkler, özellikle
subaylar, Ermenilerle dostça ilişkiler kurmaya çalışmaktadırlar. Fakat
Ermeniler,
komitacı
Ermeniler
tarafından
kışkırtılarak
Türkler’e
yaklaşmıyorlar.”
sözleriyle açıklaması, bütün bir Ermeni planının halklar arası husumet ve
anlaşamamazlık üzerine değil; bilakis iyi ilişkilere rağmen dış güçlerin kışkırtması
neticesinde ortaya çıktığının kanıtı niteliğindedir.
Aşağıdaki listede 1. Dünya Savaşı’na kadar olan dönemde başlıca Ermeni
isyanları kronolojik sırayla ele alınmıştır.
24
Rusya Dış Politika Arşivi
58
TABLO 05: Osmanlı İmparatorluğu’nda Ermeni İsyanlarının Listesi
İSYAN
TARİH
Anavatan Müdafileri Olayı
8 Aralık 1882
Armenakan Çeteleriyle Çatışma
Mayıs 1889
Musa Bey Olayı
Ağustos 1889
Erzurum İsyanı
20 Haziran 1890
Kumkapı Nümayişi
15 Temmuz 1890
Merzifon, Kayseri, Yozgat Olayları
1892 – 1893
Birinci Sasun İsyanı
Ağustos 1894
Zeytun (Süleymanlı) İsyanı
1 – 6 Eylül 1895
Divriği (Sivas) İsyanı
29 Eylül 1895
Babıali Olayı
30 Eylül 1895
Trabzon İsyanı
2 Ekim 1895
Eğin (Mamuratü’l Aziz) İsyanı
6 Ekim 1895
Develi (Kayseri) İsyanı
7 Ekim 1895
Akhisar (İzmit) İsyanı
9 Ekim 1895
Erzincan (Erzurum) İsyanı
21 Ekim 1895
Gümüşhane (Trabzon) İsyanı
25 Ekim 1895
Bitlis İsyanı
25 Ekim 1895
Bayburt (Erzurum) İsyanı
26 Ekim 1895
Maraş (Halep) İsyanı
27 Ekim 1895
Urfa (Halep) İsyanı
29 Ekim 1895
Erzurum İsyanı
30 Ekim 1895
Diyarbakır İsyanı
2 Kasım 1895
Siverek (Diyarbakır) İsyanı
2 Kasım 1895
Malatya (Mamuratü’l-Aziz) İsyanı
4 Kasım 1895
59
Harput (Mamuratü’l-Aziz) İsyanı
7 Kasım 1895
Arapkir (Mamuratü’l-Aziz) İsyanı
9 Kasım 1895
Sivas İsyanı
15 Kasım 1895
Merzifon (Sivas) İsyanı
15 Kasım 1895
Ayintab (Halep) İsyanı
16 Kasım 1895
Maraş (Halep) İsyanı
18 Kasım 1895
Muş (Bitlis) İsyanı
22 Kasım 1895
Kayseri (Ankara) İsyanı
3 Aralık 1895
Yozgat (Ankara) İsyanı
3 Aralık 1895
Zeytun İsyanı
1895 – 1896
Birinci Van İsyanı
2 Haziran 1896
Osmanlı Bankası Baskını
14 Temmuz 1896
İkinci Sasun İsyanı
Temmuz 1897
Sultan Abdülhamid’e Suikast
21 Temmuz 1905
Adana İsyanı
14 Nisan 1909
KAYNAK: Ermeni Sorunu Temel Bilgi ve Belgeler, LÜTEM, Ömer Engin (Der.). Ankara,
2007.
3.5.
I. Dünya Savaşı Öncesinde Ermeniler
3.5.1. Rusya-Ermeni İlişkileri
Savaşın hemen öncesinde Ruslar’ın Ermenilere yönelik Doğu Anadolu’daki
yardımlarının bir hayli arttığı gözlemlenmiştir. Rus büyükelçisinin 26 Kasım 1912
tarihinde dönemin Dışişleri Bakanı Sazanof’a gönderdiği rapor Ruslar’ın niyetlerini ve
Ermeni çetelerinin hazırlıklarını ortaya koymaktadır;
“...Ermeni halkının gittikçe Rusya tarafını tutmakta olduğunu
göstermektedir ve bu isteğin gerçekten de içten ve samimi olduğu
ortadadır. Rusya’ya olan sempati Ermeni burjuvası ve aydınları arasında
da
yaygındır...
Van,
Bayezid,
Bitlis,
60
Erzurum
ve
Trabzon
konsoloslarımızın bildirdiklerine göre bu vilayetlerdeki Ermeniler’in hepsi
Rusya tarafındadırlar ve bizim ordularımızı bekliyorlar; veya Rusya’nın
kontrolü altında reformlar yapılmasını istiyorlar. 21 Kasım’da Bayezid
Konsolosu’nun bildirdiğine göre, bütün Ermeniler, Türkiye’ye karşı
düşmanca tavırda bulunuyorlar ve Rusya’nın protektörlüğünü, Ermeni
topraklarını işgal etmelerini bekliyorlar. Ermeni Patriği, Rusya’ya,
Türkiye’deki Ermeni halkını kurtarması için yalvarmaktadır... her an
ayaklanmalar ve düzensizlik ortaya çıkabilir...”25
Osmanlı Devleti Hariciye Nezareti’nde hukuk müşaviri olan Hrant Vartabet ise
1916 yılında gerçekleştirilen kilise reformunu destekleyen yazısında tarihi bir
saptamada bulunarak Rusya’nın Osmanlı’daki Ermeniler’e olan ilgisini şu sözlerle
ifade etmektedir;
“Osmanlı taraftarı olan Ermeniler çoğunlukta oldukları halde,
Rusya’nın çeşitli oyunlarıyla Katogikos seçimlerini, Rus aleti olan
Ermeniler kazanmışlar... ve bunlar (Ermeniler) İstanbul Patrikliği
kanalıyla Türkiye’deki yönetimle Ermeniler’in arasını açmışlardır...”
Van Başkonsolosu General Mayewski Genelkurmay’a gönderdiği raporunda
“Doğu Hristiyan kiliselerinin Ermeni milli hislerini tahrik ederek, hiç sıkılmadan,
Türkiye’de bir Ermeni meselesi yarattıklarını” ifade etmektedir (Özel, 2003).
Trabzon’daki Avusturya–Macaristan İmparatorluğu Konsolosu Moricz ise 30
Ocak 1914 tarihli raporunda Rus–Ermeni ilişkilerinin boyutunu şu satırlarla
açıklamaktadır;
“Ruslar Ermenileri harekete geçireceklerdir. Bu maksatla çok
para harcıyorlar, gizlice asilerin hizmetine silah sevk ediyorlar ve bir
Ermeni ayaklanmasının patlak vermesine aracılık ediyorlar” (Göyünç,
2000).
25
Rusya Dış Politika Arşivi
61
Rus büyükelçi Moskova’ya bu uyarılarda bulunurken Ermeni komitaları da
büyükelçiyi doğrular nitelikte bir tutum göstererek Türkiye’deki şubelerine şu
talimatları vermiştir;
“Rus ordusu sınırdan ilerler ve Osmanlı ordusu geri çekilirse her
tarafta birden eldeki vasıtlarla baş kaldırılacaktır. Osmanlı ordusu iki
ateş arasında bırakılacak, resmi binalar bombalanacak, iaşe
depolarına sabotajlar düzenlenecek; aksine Osmanlı ordusu taarruza
geçerse Ermeni askerleri Ruslar’a katılacak ve silah altına alınanlar
kıtalarında kaçarak, Türk birliklerinin geri cephelerine zarar vermek ve
ülke içinde çeşitli olaylar çıkarmak için çeteler kuracaktır.” (Genelkurmay
Yayınları, 1979’dan aktaran Halaçoğlu, 2006).
Ruslar’ın kışkırtma ve yardımlarının, Ermeni komitacılarının da örgütlenme
konusunda başarılı oldukları 3. Ordu Komutanlığı’ndan I. Dünya Savaşı’nın henüz
başlamadığı bir tarih olan 23 Ekim 1914’te gönderilen yazıda anlaşılmaktadır.
Rapora göre Kağızman’da çoğu Osmanlı uyruğu olan 8 bin Ermeni asker kaçağı
toplanmış, Ruslar anılan unsurları silahlandırarak çete şeklinde örgütlemiş, halk da
besleyip giydirmiştir. Aynı rapora göre Van sınırında da Ermeniler’in silahlandırıldığı
ve isyana hazır oldukları tespit edilmiştir (Halaçoğlu, 2006).
3.5.2. 19. ve 20.yy. ’da Ermeni Nüfusu
3.5.2.1 Resmi Kaynaklarda Ermeni Nüfusu
Çalışmanın bu bölümünde ayrı bir başlık açarak Ermeni nüfusun Osmanlı
adına uluslararası bir soruna dönüşerek ‘Şark Meselesi’ halini almasından soykırım
iddialarının ortaya atıldığı tarihe kadar olan dönemdeki Ermeni demografik yapısının
detaylı olarak incelemesi yapılacaktır. Günümüzde sıklıkla telafuz edilen “1.500.000
Ermeni’nin katledilmesi” ifadesinin gerçekleşebilme ihtimalini ortaya koymak
açısından demografik veriler hayati önem arz etmektedir. Anılan veriler incelenirken
sadece Osmanlı verilerini değil Ermeni kaynaklı, özellikle de Patrikhane kaynaklı,
verileri de incelemek çalışmanın bilimselliği ve nesnelliği bakımından önemlidir.
Osmanlı Devleti’ndeki ilk nüfus sayımı Padişah II. Mahmut döneminde 1831
yılında yapılmıştır. Yukarıda da belirtildiği üzere vergi toplama amaçlı tutulan tahrir
62
defterlerinde nüfusla ilgili doğruluğu net bilgiler elde edilebilmektedir ancak anılan
kayıtların nüfus tespitinden ziyade vergi toplama gibi farklı amaçlara hizmet etmesi
bazı konularda yetersiz bilgiler alınmasına neden olabilmektedir.
1831 yılında yapılan ilk nüfus sayımına dair sonuçlar kimi yazarlara göre
farklılık arz etse de, Kemal Karpat’ın, sayımın esas kayıtlarını kullandığı için en doğru
sayıları verdiği düşünülmektedir (Özgüldür ve diğerleri, 2001).
TABLO 06: Osmanlı Devleti’nin Nüfusu 1831
MÜSLİM
REAYA
KIPTİ
YAHUDİ
ERMENİ
AVRUPA
ANADOLU
TOPLAM ve GENEL
Nüfus
487.971
2.002.921
%
37.04
86.2
2.490.892
68.42
Nüfus
783.333
297.130
1.080.463
%
59.46
12.79.
29.67
Nüfus
33.905
1802
35.707
%
2.6.
0.8
0.98
Nüfus
10.133
5.164
15.297
%
0.8
0.22
0.42
Nüfus
2.099
16.643
18.742
%
0.1
0.71
0.51
1.317.441
2.323.660
3.641.101
GENEL TOPLAM
KAYNAK: Ottoman Population, K. Karpat’tan aktaran T.C. Kara Kuvvetleri Komutanlığı
Kara Harp Okulu Komutanlığı, Her Yönüyle Ermeni Sorunu, Ankara, 2001
Tabloda da görüldüğü üzere 1831 sayımı verileri Osmanlı’nın gerçek
nüfusunu vermekten çok uzaktır. 1839 yılında Tanzimat Fermanı ile başlayan
dönemde düzenli merkezi nüfus kayıt sistemi kurulmasıyla birlikte 1844 yılında yeni
bir sayım yapılmış, anılan sayımda Osmanlı Devleti’nin toplam nüfusu 35 milyon
olarak belirlenmiş, Ermeni nüfusun 2.400.000 kişiyle yaklaşık olarak ülkenin %7’sini
oluşturduğu tespit edilmiştir.
63
TABLO 07: Osmanlı Devleti’nin Nüfusu 1844
AVRUPA
ASYA
AFRİKA
TOPLAM
Osmanlılar (Türkler)
1.100.000
10.700.000
-
11.800.000
Slavlar*
7.200.000
-
-
7.200.000
Rumenler
4.000.000
-
-
4.000.000
Arnavutlar
1.500.000
-
-
1.500.000
Rumlar
1.000.000
1.000.000
-
2.000.000
Ermeniler
400.000
2.000.000
-
2.400.000
Yahudiler
70.000
100.000
-
170.000
Tatarlar
230.000
-
-
230.000
Araplar**
-
900.000
3.800.000
4.700.000
Suriyeli, Keldaniler***
-
235.000
-
235.000
Dürziler
-
25.000
-
25.000
Türkmenler****
-
90.000
-
90.000
Kürtler****
-
1.000.000
-
1.000.000
15.500.000
16.050.000
3.800.000
35.000.000
GENEL TOPLAM
*Osmanlı Devleti’ndeki
oluşmaktadır.
Slavlar;
Bulgarlar,
Prenslik
Sırpları,
Boşnaklar
ve
Karadağlılar’dan
** Esası Arap olan (Mısır vs.) Afrika halkları da buna dahildir.
*** Suriyeliler içinde yer alan Maruniler’in nüfusu, 140.000; Yahudiler’in ise 70.000’dir. Keldaniler, 16
kabileden meydana gelir ve nüfusları 25.000 civarındadır.
**** Bu iki kavram “Konar-Göçer” anlamında kullanılmıştır.
KAYNAK: M. A. Ubicini, Türkiye 1850’den aktaran T.C. Kara Kuvvetleri Komutanlığı Kara
Harp Okulu Komutanlığı, Her Yönüyle Ermeni Sorunu, Ankara, 2001
1881/82 tarihlerinde II. Abdülhamit zamanında yapılan ve 1893 tarihinde
padişaha sunulan nüfus sayımları sonucunda Osmanlı Devleti nüfusu yaklaşık 18
milyon olarak tespit edilmiştir26.
26
1881/82 nüfus sayımı verileri ile ilgili bazı spekülasyonlar bulunmaktadır. Konuyu en çok irdeleyen
yazarlardan Kemal Karpat “Ottoman Population Records And The Census of 1881/82-1893”
makalesinde toplam nüfusla ilgili olarak 17.388.562 rakamını telafuz etmekte iken Ottoman Population
adlı kitabında 17.388.604 rakamını vermektedir. Devletin resmi istatistik yayınında ise nüfus
18.316.295 olarak açıklanmıştır. Karpat’ın dayandığı kaynak Başbakanlık Arşivi iken, Karpat’ın
rakamlarındaki farlılığı işaret eden B. Eryılmaz İstatistik Umum İdaresi’nin 1900/1 tarihli yayınını esas
almaktadır. Ayrıntılı bilgi için bkz. T.C. Kara Kuvvetleri Komutanlığı Kara Harp Okulu Komutanlığı, Her
Yönüyle Ermeni Sorunu, Ankara, 2001
64
TABLO 08: Osmanlı Devletinde Nüfusun Dağılımı 1881/82 – 1893
TOPLAM NÜFUS (KADIN-ERKEK)
Müslümanlar
12.587.137
Rumlar
2.332.197
Ermeniler
1.001.465
Bulgarlar
817.801
Katolikler
149.786
Yahudiler
184.006
Protestanlar
36.238
Latinler
18.240
Süryaniler
22.598
Gayrimüslim Kıptiler
3.153
Yabancı Uyruklular
235.983
%
72.39
Gayrimüslimler Toplamı
4.801.467
27.61
Genel Toplam
17.388.604
100
KAYNAK: “Her Yönüyle Ermeni Sorunu” T.C. Kara Kuvvetleri Komutanlığı, Kara Harp Okulu
Komutanlığı, Ankara, 2001.
1881/82-1893 istatistiklerine göre Ermeni nüfus toplam nüfusun %6’sına denk
düşmektedir. 1844 yılına göre toplam nüfusun dramatik miktarda azalması 1844 yılı
nüfus sayımındaki sorunlar, Osmanlı’nın 1844–1893 yılları arasında kaybettiği büyük
miktarda toprak, nüfus ve savaşlarda verilen zaiyatlar da hesaba katılarak
değerlendirilmelidir.
Osmanlı nüfusu, 1894-1897 yılları arasında ise tabloda da belirtilen kaynaklar
doğrultusunda 18–19 milyon civarında seyretmiş, Ermeniler toplam nüfus içerisindeki
yaklaşık %6’lık oranlarını muhafaza etmişlerdir.
65
TABLO 09: Osmanlı Devleti’nde Nüfus 1894 – 1897
1894*
1895
1896
1897
Müslümanlar
21.507.304
13.821.250
14.150.023
14.111.960
Rumlar
2.505.782
2.337.343
2.363.826
2.569.794
Ermeniler
994.065
1.031.824
1.013.680
1.042.374
Bulgarlar
819.138
821.246
884.055
830.209
Katolikler
139.765
141.174
212.966
120.479
Yahudiler
184.397
190.983
203.965
215.524
Protestanlar
36.130
42.242
43.033
44.360
Latinler
18.232
21.473
21.692
22.335
Süryaniler
10.618
-
-
-
Gayrimüslim Kıptiler
-
3.923
-
19.550
Yabancı Uyruklular
-
239.800
237.517
-
993.252
43.960
41.640
73.738
27.208.683
18.735.218
19.142.396
19.050.323
Diğerleri**
GENEL TOPLAM
* 1894 nüfusunda Hicaz ve Yemen de bulunmaktadır. Hicaz ve yemen hariç toplam nüfus;
17.637.203’tür.
** Burada, “Kadim Süryaniler, Maruniler ve Keldaniler” vb. Gruplar kastedilmektedir.
Kaynaklar: Ottoman Republic, K. Karpat’tan aktaran T.C. Kara Kuvvetleri Komutanlığı Kara
Harp Okulu Komutanlığı, Her Yönüyle Ermeni Sorunu, Ankara, 2001
1894: Başbakanlık Arşivi, Başbakanlık Arşivi, Yıldız/Sadaret, Hususi Maruzatı, 3. Cilt, 1312,
No:2072
1895: Başbakanlık Arşivi, Yıldız/Perakende, 1171: “Sicill-i Nüfus İdare-i Umumiyesi”, 17
Ramazan 1312 (14 Mart 1895)
1896: Başbakanlık Arşivi, Yıldız/Perakande, 1313/1459
1897: İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi, Türkçe Yazmalar, 9184.
Ermeni nüfusu üzerine telaffuz edilen resmi rakamlardan son olarak 1906/7 ve
1914 nüfus sayımlarını aktarmak ve daha sonra Ermeni kaynaklarına başvurmak
etmek yerinde olacaktır. Osmanlı Devleti’nde nüfus üzerine birçok yayında bulunan
Kemal Karpat ve S. J. Shaw 1906/7 nüfus sayımları ile ilgili verdikleri rakamlarda
aynı kaynakları kullanmakla birlikte farkıl rakamlardan söz etmektedirler (Özgüldür ve
diğerleri, 2001). Bahsi geçen fark yaklaşık olarak 13.000’dir ve hata payı içerisinde
değerlendirilebileceği düşünülmektedir. 1906/7 sayımına göre Osmanlı nüfusu
yaklaşık 20.900.000 kişiye ulaşmıştır. 1914 sayımı ile ilgili ise adı geçen iki yazarın
da verileri aynı olup nüfus 18.500.000’e düşmüştür. Kısa vadede meydana gelen bu
66
düşüşte yukarıda da belirtilen toprak, nüfus ve savaş sebebiyle meydana gelen insan
kaybı göz önünde bulundurulmalıdır.
TABLO 10: Osmanlı Devleti’nde Nüfusun Cemaatlere Göre Dağılımı 1906/7 –
1914
1906/7
CEMAATLER
1914
Nüfus
%
Nüfus
%
Müslümanlar
Rumlar
15.508.753
74.26
15.044.846
81.12
2.823.063
1.729.738
Ermeniler
Bulgarlar
Rumlar-Katolik
Ermeniler-Katolik
Protestan
Latin
Maruniler
Süryaniler
Keldaniler
Yahudiler
Kıptiler
Yab. Uyruklular
Diğer*
Gayrimüslimler T.
GENEL TOPLAM
1.031.708
1.161.169
761.530
14.908
29.749
62.968
89.040
67.833
52.485
65.844
20.496
24.845
28.738
47.406
36.985
54.750
2.371
13.211
253.435
187.073
16.470
11.169
197.760
-
32.047
34.751
5.375.877
25.74
3.475.170
18.88
20.884.630
100
18.520.016
100
* Burada, K. Karpat’ın “Cossacklar, Wallachianlar, Yakubiler, Samaritanlar ve Yezidiler, Kadim
Süryaniler, Nesturiler, Dürziler, Serbianlar” başlıkları altında verdiği rakamların toplamı alınmıştır.
KAYNAK: Ottoman Population, K. Karpat’tan aktaran T.C. Kara Kuvvetleri Komutanlığı,
Kara Harp Okulu Komutanlığı, “Her Yönüyle Ermeni Sorunu”, Ankara, 2001
1906/7: Memalik-i Osmaniyye’de Dahil-i Tahrir Olan Nüfusun İcmali, İstanbul Üniversitesi
Kütüphanesi, Türkçe Yazmalar, Nu: 94.
1914: Memalik-i Osmaniyye’nin 1330 (1914) Senesi Nüfus İstatistiği, İstanbul, 1919.
3.5.2.2. Ermeni Kaynaklarında Ermeni Nüfusu
Ermeni kaynaklarına bakıldığında verilerin uyuşmazlığı ve abartılması
gözlemlenebilmektedir. İngiliz sefaretinin nüfus konularındaki uzmanı olan Binbaşı
Trotter
7
Eylül
1980’de
İngiliz
sefirine
67
hazırladığı
muhtırada
“rakamların
uyuşmazlığına” değinmiş, 15 Şubat 1882’de ise büyükelçiye sunduğu muhtırada
anılan rakamların ciddiyetsizliğini;
“Berlin listesinde (Berlin Konferansı’na sunulan Ermeni nüfusu
listesi), ciddiyetten uzak bir gayretle Van ve Erzurum’daki Ermeni
nüfusu
1.150.000
kişiye
yükseltilmişti.
Bilahare
bütün
ihtimaller
çerçevesinde hakiki rakamın 450.000’i geçemeyeceğini ortaya koydum.
1880’de Patrik’in sefarete verdiği
rakamlar ise 373.500 Ermeni ve
85.000 Nestoryen’di.” (Gürün, 1983).
şeklinde ifade etmiştir.
Marcel Leart adını kullanan 1908 ve 1914 meclisi milletvekili olan Kirkor
Zöhrap’ın (1913), 1882 ve 1912 yıllarına ait Patrikhane’den aldığını belirttiği verilerin
gerçek Patrikhane verileri değerlendirildiğinde çarptırılmış olduğu anlaşılmaktadır
(Özgüldür ve diğerleri, 2001).
TABLO 11: Marcel Leart (Kirkor Zöhrap)’a Göre Osmanlı Devleti’nde Ermeni
Nüfusu 1882
Doğu Vilayetleri
Van
Bitlis
Diyarbekir
Erzurum
Elazığ
400.000
250.000
150.000
280.000
270.000
Sivas
280.000
TOPLAM
GENEL
TOPLAM
Asya
Adana (Kilikya)
Halep
Trabzon
Bursa
Aydın (İzmir)
Ankara, Konya ve
Kastamonu
Suriye, Musul,
Bağdat, Beyrut ve
Basra
İzmit (Sancak)
1.630.000
Avrupa
280.000
100.000
120.000
60.000
120.000
İstanbul ve civarı
Edirne
Diğer Bölgeler
135.000
50.000
10.000
120.000
40.000
65.000
835.000
195.000
2.660.000
KAYNAK: La question Armenienne a la Lumiere des Documents, Marcel Leart (Kirkor
Zöhrap), Paris, A Challamel, 1913’den aktaran Ottoman Population, K. Karpat’tan aktaran
T.C. Kara Kuvvetleri Komutanlığı Kara Harp Okulu Komutanlığı, Her Yönüyle Ermeni Sorunu,
Ankara, 2001
68
TABLO 12: Vilâyat-I Sitte’de Ermeni Nüfusu 1912 Marcel Leart (Kiokor
Zöhrap)’a Göre
Vilayetler
Toplam
Toplam İçinde Türk
Ermeni
Erzurum
630.000
240.000
215.000
Van
350.000
47.000
185.000
Bitlis
382.000
40.000
180.000
Harput
450.000
102.000
168.000
Diyarbakır
296.000
45.000
105.000
Sivas
507.000
192.000
105.000
2.615.000
666.000
1.018.000
TOPLAM
KAYNAK: K. Gürün’den aktaran T.C. Kara Kuvvetleri Komutanlığı, Kara Harp Okulu
Komutanlığı, Her Yönüyle Ermeni Sorunu, Ankara, 2001.
Aşağıdaki tabloda ise Ermeniler açısından resmi sayılabilecek rakamları veren
Patrikhane’nin istatistikleri bulunmaktadır.
TABLO 13: Osmanlı Devleti’nde Ermeni Nüfusu 1912 Ermeni Patrikhanesi’nin
İstatistiklerine Göre
Toplam Nüfus
Vilâyât-ı Sitte
1.018.000
Vilâyât-ı Sitte'nin Dışındakiler
145.000
Kilikya
407.000
Avrupa Türkiyesi
530.000
TOPLAM
2.100.000
KAYNAK: Muslims and Minorities, J. McCarthy’den aktaran T.C. Kara Kuvvetleri
Komutanlığı, Kara Harp Okulu Komutanlığı, Her Yönüyle Ermeni Sorunu, Ankara, 2001.
69
TABLO 14: Osmanlı Devleti’nde Ermeni Nüfusu Ermeni Patrikhanesinin
İstatistiklerine Göre
Vilayetler
1878
1880*
1880**
1881
1882
1912
-
215.177
111.000
128.478
280.000
215.000
Van
1.150.000
184.000
-
133.859
400.000
185.000
Bitlis
-
164.508
252.500
130.460
250.000
180.000
Diyarbakır
-
-
88.000
-
150.000
105.000
Elazığ
-
-
155.000
107.059
270.000
168.000
Sivas
-
-
199.245
243.515
280.000
165.000
1.330.000
658.500
-
-
-
1.018.000
Adana
-
-
-
-
280.000
-
Halep
-
-
-
-
100.000
-
Trabzon
-
-
-
-
120.000
-
Hüdavendigar
-
-
-
-
60.000
-
Aydın
-
-
-
-
50.000
-
Ankara
-
-
-
-
-
-
Kastamonu
-
-
-
-
-
-
Konya
-
-
-
-
120.000
-
İzmit
-
-
-
-
65.000
-
1.330.000
658.500
-
2.425.00027
-
Erzurum
TOPLAM
TOPLAM
KAYNAKLAR:
1878 : Berlin kongresine verilen istatistik.
1880*: Sir Charles Dilke’ye verilen istatistik,
1880**: Patriğin Listesi
1881: Patriğin Listesi
1882: “Population Armenienne de la Turqiue Avant la Guerre, Statistiques Etablis
Par le Patriarcat Armenien de Constantinopole, Paris, 1920.
1912: “Population Armenienne” Paris,1920.”’den aktaran T.C. Kara Kuvvetleri
Komutanlığı, Kara Harp Okulu Komutanlığı, Her Yönüyle Ermeni Sorunu, Ankara, 2001.
27
Orjinal metinde 1.018.000 rakamı telafuz edilmekle birlikte toplam 2.425.000 olmakta, orjinal metin
de tablo haricinde verdiği bilgilerde 1882 yılı için 2.425.000 rakamını telafuz etmektedir.
70
Yukarıdaki veriler değerlendirildiğinde, Ermeni iddialarının temel tezini
Vilayat-ı Sitte’nin (altı vilayet) Ermeni toprakları olduğu oluşturmaktadır. Zöhrap’ın
rakamları
değerlendirildiğinde
Ermeniler
anılan
vilayetlerde
çoğunluktadırlar.
Patrikhane’nin rakamları ise ekseriyet konusunda, tutulan verilerin özü gereği, hiç bir
bilgi sunmamaktadır. Ermeni ekseriyeti hakkında elde değerlendirmeye elverişli üç
temel veri vardır. Bunlar Osmanlı resmi nüfus kayıtları, Ermeni iddiaları ve tarafsız
aktörlerdir. Amerikalı bilimadamı Justin McCarthy 1912 yılında Anadolu’daki etnik
unsurlarla ilgili çalışmasında Vilayat-ı Sitte olarak adlandırılan vilayetlerin tamamında
ekseriyetin Müslümanlar’da olduğunu ortaya koymaktadır.
HARİTA 02: 1912 Yılı Anadolu’da Ermeni Nüfusu
KAYNAK: “The Anatolian Armenians, 1912-1922” McCarthy, Justin. Armenians in the
Ottoman Empire, İstanbul, 1984.
71
HARİTA 03: Osmanlı Vilayetleri’nde Etnik Dağılım
KAYNAK: “The Anatolian Armenians, 1912-1922” McCarthy, Justin. Armenians in the
Ottoman Empire, İstanbul, 1984.
Türk tarafının sunduğu resmi rakamlar da McCarthy’nin (1984) hiçbir vilayette
ve tarihte Ermeniler’in demografik ekseriyete sahip olamadıkları bu yüzden altı
vilayeti kapsayan bir yapı kurmalarının mümkün olmadığı tezini destekler niteliktedir.
Aşağıdaki tablo Osmanlı vilayetlerindeki nüfusun resmi verilere dayanarak etnik
dağılımını göstermek açısından aydınlatıcı olacaktır.
TABLO No: 15 1914 Senesi Farklı Milletler Resmi İstatistiği
VİLAYETLER
MÜSLÜMANLAR
RUMLAR
ERMENİLER
İSTANBUL
560.434
205.752
82.880
EDİRNE
360.411
224.680
19.773
BURSA
474.114
74.927
60.199
İZMİR
1.249.067
299.097
20.267
ADANA
341.903
8.974
52.650
72
SİVAS
939.735
75.324
147.099
MAMÜRETÜLAZİZ
446.379
971
79.821
DİYARBEKİR
492.101
1.935
65.850
TRABZON
921.128
161.524
38.899
ERZURUM
673.297
4.864
134.337
BİTLİS
309.999
--
117.492
VAN
179.380
1
67.792
ANTALYA (Sancak)
235.762
12.385
630
ANKARA
877.285
20.240
51.556
HALEP
576.320
21.954
40.843
BOLU (Sancak)
399.281
--
117.492
KAYSERİ (Sancak)
184.292
26.590
50.174
ÇANAKKALE (Sancak)
149.903
8.550
2.474
ESKİŞEHİR (Sancak)
140.678
2.613
8.592
İZMİT (Sancak)
226.859
40.048
55.852
İÇEL (Sancak)
102.034
2.307
341
KARAHİSAR (Sancak)
277.659
632
7.439
KARESİ (Sancak)
359.804
97.497
8.653
KASTAMONU
737.302
20.958
8.959
HARPUT
446.379
971
79.821
KONYA
750.712
25.150
12.971
KÜTAHYA (Sancak)
303.348
8.755
4.548
MARAŞ
152.645
34
32.322
MENTEŞE (Sancak)
188.916
19.923
12
NİĞDE (Sancak)
227.100
58.312
4.936
URFA (Sancak)
149.384
2
16.718
ÇATALCA (Sancak)
20.048
36.791
842
ZOR (Sancak)
65.770
45
232
KAYNAK: Arşiv Belgeleriyle Ermeni Faaliyetleri 1914 – 1918 I. CİLT, Genelkurmay
ATASE ve Genelkurmay Denetleme Başkanlığı Yayınları, Ankara, 2005.
73
TABLO No:16 Erzurum Vilayeti’ndeki (Vilayat-ı Sitte’de yer alır) Müslüman Ve
Ermeni Nüfusa Ait Osmanlı İstatistikleri
Yıllar
Müslüman
1897-1880
Ermeni
Sayfa
52.341
230
1881/82-1883
312.206
73.857
164
1894
445.648
101.138
191
1895
509.948
110.319
194
1896
509.980
110.319
196
1897
513.446
109.818
198
1906-1907
551.506
109.310
200
1914
673.297
125.657
226
KAYNAK: Erzurum’da Ermeni Olayları (1918-1920) (Hatıralar-Belgeler-Kazılar), Aslan,
Betül. Atatürk Üniversitesi Yayınları, Erzurum, 2004.
TABLO No:17 Vilâyat-ı Sitte’de Ermenilerin Genel Nüfus İçindeki Ortalama, En
Az Ve En Fazla Oranları
Vilayet
En Az %
En Çok %
Kaynakların Ortalaması
Erzurum
15.94
21.12.
18.84
Van
17.10.
39.90
28.10.
Bitlis
20.72
39.99
29.76
Diyarbakır
11.60.
18.96
14.80
Elazığ
12.10.
33.60
18.31
Sivas
10.16.
15.68
12.97.
Vilâyât-ı Sitte Ortalaması
14.60
28.20
20.46
KAYNAK: Her Yönüyle Ermeni Sorunu, T.C. Kara Kuvvetleri Komutanlığı Kara Harp Okulu
Komutanlığı, Ankara, 2001.
74
Resmi rakamlar (Osmanlı Devleti nüfus kayıtları) ve Ermeni kaynakların yıllara
göre derlenmiş halleri aşağıdaki tablolarda verilmiştir. Özellikle Ermeniler’in iddia
ettikleri sayıların kaynakça olarak kullanılan verilerden çarpıtılarak alındığını ve
anılan
uyuşmazlıklara
bizatihi
üçüncü
şahısların
raporlarında
yer
verildiği
düşünüldüğünde Osmanlı Devleti sınırlarındaki Ermeni nüfus üzerine objektif bir
değerlendirmede bulunulabilecektir.
TABLO No:18 Resmi Sayıma Göre Osmanlı Devleti’nde Ermeni Nüfusu
Sayım
Ermeni Nüfusu
%
Toplam Nüfus
1831
18.742
0.51
3.641.101
1844
2.400.000
6.78.
35.350.000
1881/82
1.001.465
5.75.
17.388.604
1894
994.065
3.65.
27.208.683
1895
1.031.824
5.5.
18.735.218
1896
1.013.680
5.29.
19.142.396
1897
1.042.374
5.47.
19.050.323
1906/7
1.173.233
5.61.
20.884.630
1914
1.294.851
6.99.
18.520.016
KAYNAK: Her Yönüyle Ermeni Sorunu, T.C. Kara Kuvvetleri Komutanlığı, Kara Harp
Okulu Komutanlığı, Ankara, 2001.
75
TABLO No:19 Ermeni ve Ermeni Yanlısı Kaynaklara Göre Osmanlı Devleti’nde
Ermeni Nüfusu
Kaynaklar
Yıl
Genel (Dünya)
F. Von Raden
1856
Patrikhane
1882
M. Leart
1882
S. Cox
1880-86
V. Vardapet
1886
A. Ter Minassian
19.yy sonrası
Patrikhane
1912
M. Leart
1912
J. Lepsius
1913
J. De Morgan
1914
Hovannisian
1914 öncesi
K. Aslan
1914
Pastırmacıyan
1914
R. Basmacıyan
1915
Hastahane Takvimi
Y. Khatanasian
Y. Topçiyan*
-
-
Türkiye'de
Düşünceler
2.400.000
Avusturyalı
2.425.000
28
-
2.660.000
-
2.400.000
ABD Büyükelçisi
-
1.263.000
Gregoryen E.
3.500.000
2/3'ü
-
1.018.000
V. Sitte'de
-
1.018.000
"
-
1.880.000
Çobanyan'dan naklen
4.160.000
2.380.000
-
1.5-2.000.000
-
1.800.000
4.100.000
2.100.000
-
2.380.000
-
2.500.000
-
-
2.500.000
-
1.131.125
Wambery'den naklen 9 ilde
Rusya: 1.700.000
* Y. Topçiyan, Wambery'den naklen 9 il için 1.131.125 rakamını veriyor. Halbuki, Prof. Wambery, 12
Ocak 1893'te Pester Lloyd Gazetesi'nde yayımlanan makalesinde 9 vilayette toplam 587.235 Ermeni
olduğunu yazmıştır. Bkz. BOA., Osmanlı Belgelerinde Ermeniler, C: XI., s.XXVI vd. (Altı vilayete Adana,
Halep, Hakkari ilave ediliyor.)
KAYNAK: Her Yönüyle Ermeni Sorunu, T.C. Kara Kuvvetleri Komutanlığı Kara Harp Okulu
Komutanlığı, Ankara, 2001.
Resmi ve Gayri Resmi tüm kaynaklar incelendiğinde Osmanlı Devleti’ndeki
Ermeni nüfusuyla ilgili üç temel yorum yapılabilir;
•
Ermeni nüfusun Osmanlı Devleti’nin genelinde 1.200.000 – 1.300.000
civarında olduğu,
•
Vilayat-ı
Sitte
(Altı
Vilayet)
olarak
da
adlandırılan
Osmanlı
vilayetlerindeki Ermeni nüfusun 700.000 – 800.000 civarında olduğu,
•
Ermeni nüfusun anılan vilayetlerde ekseriyeti sağlayamadığı; bilakis
toplam nüfusun en çok %25-30’una denk geldiği.
28
Orjinal metinde 4.425.000 sayısı telafuz edilmiştir; ancak aynı eserde geçen farklı bölümlerde ve bu
çalışmada da kullanılan tablolarda Patrikhane’nin verdiği rakamlar 2.425.000 olarak kayıtlara
geçmiştir. Tahminimizce metnin orjinalinde basım hatası mevcuttur.
76
Yıldan yıla resmi istatistiklerde bile dramatik değişim gösterebilen nüfus
rakamlarında;
 Osmanlı Devleti’nin içine sürüklendiği savaşlar nedeniyle toprak ve
dolayısıyla nüfus kaybına uğraması,
 Anılan savaşlarda verilen insan zaiyatının azımsanamayacak boyutlarda
olması,
 Ermeniler’in başta Rusya olmak üzere Avrupa, Birleşik Devletler ve Latin
Amerika’ya yoğun göç hareketinde bulunması nedeniyle değişim meydana
gelmiştir29.
Günümüz Türkiye sınırları içerisinde Ermeni nüfusu 60 bin kişi olarak
görünmektedir (Önder, 2005). Tarihsel süreç içerisinde “Türkiye’deki” Ermeni
demografisinin yaklaşık 1 milyon 200 bin kişiden 60 bine düşmesi; konuya yabancı
olanlar için, ilk bakışta Ermeni tezlerini ve bu doğrultudaki propagandasını doğrular
gibi gözükse de; dış kaynaklarda Türkiye olarak tanımlanan bölge 1915 ile günümüz
arasında çok büyük farklılık arz etmektedir.
Zira, 1915 yılında Lübnan, Halep gibi bugün Türkiye Cumhuriyeti sınırları
dahilinde olmayan bölgelerde de Ermeni ekseriyeti oldukça fazla idi. Sınırların
daralması, söz konusu nüfus azalmasına doğal olarak neden olmuştur. Ayrıca 1915
yılında henüz kurulmuş bağımsız bir Ermeni devleti olmadığı, ve bugünkü
Ermenistan nüfusunun yaklaşık 3 milyon olduğu göz önünde bulundurulursa; anılan
demografinin Doğu Anadolu ve çevresinden göç eden Ermenilerden oluştuğu
kanaatindeyiz.
3.6. I. Dünya Savaşı’nda Ermeniler
Savaşın başlamasıyla birlikte Ermeni çeteler önceden belirledikleri stratejiler
doğrultusunda harekete geçmişlerdir. Türk Ordusu 1914 Aralık’ında Ruslara karşı
taarruza geçerken Ermeni komitacılar da Rus birliklerine katılmaya başlamış veya
cephe gerisinde terörist faaliyetler yürütmüşlerdir. Osmanlı sınırları dahilinde yerel
halkı kışkırtarak isyan eden Ermeniler’in kalkıştıkları en kapsamlı hareketlerden biri
29
Rusya’ya olan göçler özellikle sınırdan geçerek Rusya ve İran Ermenistanı’na göç etme veya savaş
zamanında Rus birliklerine katılma şeklinde gerçekleşmiştir ki bu yöndeki duyumlar ordu karargahları
tarafından rapor edilmiştir. Amerika ve Avrupa kıtalarına göç ise 19.yy sonu ve 20.yy başında vuku
bulmuş, özellikle Birleşik Devletler’e yoğun göç dalgasıyla karşılaşılmıştır. Anılan devlete göç eden
Ermeniler’in listeleri detaylı olarak liman kayıtlarında bulunmaktadır.
77
Van İsyanı’dır. Van Vali Vekili Cevdet Bey’in isyandan önce Ermeni ileri gelenlerini
toplayarak çıkabilecek olayların devlete olası zararlarını anlatmasına karşın savaşın
başlamasıyla birlikte Van ve çevresinde müslümanları hedef alan mezalim artmıştır.
3.6.1. Ermeni Çetelerine Karşı Alınan Tedbirler
Ermeni çeteleri savaşın başlamasıyla birlikte, bir Hınçak komitecisinin 1893’te
yayımlanan şu sözlerinde olduğu gibi vandalist planlarını uygulamaya başlamışlardır:
“İmparatorluğun her yerinde örgütlenen Hınçak çeteleri, Türkleri
ve Kürtleri öldürmek, köylerini yakmak için fırsat gözleyeceklerdir ve
sonra da dağlara kaçacaklardır. Bunun üzerine kuduran müslümanlar
ayaklanarak savunmasız kalan Ermeniler’e saldıracaklar ve bunları
öylesine bir canavarlıkla öldüreceklerdir ki Rusya – insanlık ve Hristiyan
uygarlık adına – memleketi işgal etmek üzere ileriye atılacaktır.”30
Ermeniler’e yönelik ilk tedbir Zeytun’da patlak veren Antep ve civarını da
etkileyen olaylar üzerine yerlerinin değiştirilmesi üzerine olmuştur. Maraş Mutasarrıfı
Mümtaz Bey’in Ermeniler’in nakledilmemesi durumunda olayların büyüyeceği
yönündeki görüşü ve olayların bir türlü yatışmaması üzerine Dahiliye Nazırı Talat
Paşa’nın emriyle nakil gerçekleştirilmiştir.
Ermeni çeteleri Osmanlı ordusu cephedeyken cephe gerisinde sivil halka
zarar vermekte ve bu doğrultudaki eylemlerini köylere kadar iletmiştir. Alınan
kararlardan bazıları;
•
Her Ermeni’nin silahlandırılması,
•
Silah altına çağrılan Ermeniler’in orduya katılmamaları,
•
Silah altına alınanların firar ederek çete ya da gönüllü birliklere
katılması,
•
Rus Ordusu sınırı geçtiği anda askeri ve paramiliter unsurların Ruslar’a
katılması,
•
Osmanlı ordusu ikmal ve telgraf yollarının kesilmesi,
30
Ayrıntılı bilgi için bkz. Dr. Hamlin’in 23 Aralık 1893 tarihli Boston Congregotionalist Journal’de
yayımlanan mektubu, Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, Sayı 32, 1970, s.47
78
•
İki yaşına kadar olan tüm müslümanların görüldükleri yerde
katledilmeleri,
•
Müslüman halkın yiyecek, içecek, mal, mülkünün yakıp yıkılması,
•
Ermeniler’in terk ettikleri bina ve erzakları yakması ve bunların
müslümanlarca yakıldığı propagandası yapılması,
•
Resmi devlet dairelerinin kundaklanması ve jandarmanın öldürülmesi,
•
İsyan ve ihtilaller çıkarmaları,
•
Çıkarılacak isyan ve ihtilallerin faturalarını müslümanlara çıkartarak
propaganda yapılması,
•
İtilaf Devletleri hesabına casusluk ve rehberlik yapılmasıdır (Süslü,
Kırzıoğlu, Yinanç, Halaçoğlu 1995’ten aktaran Halaçoğlu, 2006).
Müslüman halka ve Osmanlı Ordusu’na yöneltilen, yukarıda da sayılan
niyetlerin doğal bir sonucu olarak devlet Ermeni komitacılarına ve komitacıların
isyana teşvik edilmesi amacıyla hedef olarak belirlediği unsurlara karşı önlemler
almaya devam etmiştir. 25 Şubat 1915 tarihli karar, ordudaki Ermeniler’in görev
tanımının tekrar gözden geçirildiğinin bir göstergesi olmakla birlikte anılan şartlarda
dahi Ermeniler’e hiçbir düşmanca harekette bulunulmaması, Naziler’in Yahudiler’e,
ABD’nin Japonlar’a yaptığı gibi toplama kampları oluşturmaması Osmanlı’nın asıl
niyetini açık bir şekilde ortaya koymaktadır.
79
25 ŞUBAT 1915 TARİHLİ BİR ERMENİ AYAKLANMASI HALİNDE
KOMUTANLARIN GÖREV VE YETKİLERİ HAKKINDA
BAŞKOMUTANLIK VEKÂLETİ’NDEN BİRLİKLERE
Osmanlı Ordusu
İstanbul Başkomutanlık Vekâleti
Kurmaybaşkanlığı
1. Şube
Numara: 8682
Gizlidir.
25
Şubat
1915
Müstakil Asayiş Kısmı’na
Bitlis’te bir takım Ermeni eşkıyası ortaya çıkmış ve bazı Ermeni asker
kaçakları eşkıyalığa yönelmiş, Halep’te, Dörtyol’da, Ermeniler tarafından
asker ve jandarmaya saldırı meydana gelmiş ve Kayseri Sancağı’nda
Ermeni evlerinde çok sayıda bomba, Fransızca, Rusça ve Ermenice şifre
grupları bulunmuştur. Bu olaylar, şu anda önemli olmamakla birlikte,
düşmanlarımız tarafından ülke içerisinde bir ihtilal girişimi hazırladığına
işaret etmektedir. Bundan dolayı, aşağıdaki maddelerin yeniden bildirilip,
yayınlanmasına gerek görüldü:
1) Ermeni
erler,
jandarmalarda
gerek
seyyar
kesinlikle
ordularda
silahlı
ve
hizmetlerde
gerek
seyyar
ve
kullanılmayacaklar
sabit
ve
komutanlar ve karargâh emrinde ve dairelerinde de çalıştırılmayacaklardır.
2) Ordu ve kolordu komutanları ve kolordu ve tümen komutan vekilleri ve
mevki komutanları, halk tarafından herhangi bir şekilde hükümet emirlerine
uymama ve silahlı saldırı ve karşı koyma görürlerse, hemen askeri
kuvvetlerle en şiddetli şekilde bastırmaya ve saldırı ve karşı koyuşu
kökünden imha etmeye yetkili ve mecburdurlar. Yine komutanlar, gerek
gördükleri yerde hemen sıkıyönetim ilanına da yetkilidirler.
3) Her yerde uzak görüşlü ve uyanık bulunulmakla birlikte, gerçekte saldırı
belirtileri görülmeyen yerlerde halkı korkutacak baskılardan çekinilmelidir.
Bu şekilde verilen emre göre davranan ve sadâkatten ayrılmamış olanların
zarar görmeyecekleri düşüncesi kuvvetlendirilmeli ve halkı ümitsizliğe
düşürürerek, ayaklanmaya sürüklememelidir.
4) Genel seferberlik durumu nedeniyle savunma ve güvenliğe dair bütün
meseleler askeri göreve ait olduğundan genel olarak mülkî memurlar bu
meselelerde komutanlara başvururlar. Yalnız, İstanbul Vilayeti mülkî
memurları,
güvenliğe
ait
işler
ve
başvuracaklardır.
80
tedbirler
için
Genel
Karargâh’a
5) Güvenlikle ilgili işler için, 3., 4. Ordu ve Irak bölgelerinde en büyük müracat
yeri ordu komutanlıklarıdır. 1. ve 2. Ordu bölgelerinde bu işler için en büyük
müracat
yeri
kolordu
komutanlıklarıdır.
Bu
kolordu
komutanları,
Başkomutanlık Vekâleti ile birlikte ordu komutanlıklarına da bilgi verirler.
6) 3. ve 4. Ordu komutanları olası kovuşturmalar için tedbirler düşünüp
aldıklarını hemen Başkomutanlık Vekâleti’ne bildireceklerdir.
Bu emir:
1., 2., 3., 4. ve Irak ve Havâlisi Komutanlıkları’yla
1., 2., 3., 4. ve 5. Kolordu Komutanlıkları’na
Ve Harbiye, Dâhiliye Nezâretleri’yle, Muhâkemât Müdürlüğü’ne, Müstakil
Asayiş Kısmı’na,
Ordu Dairesi’ne, Jandarma Genel Komutanlığı’na bildirilmiştir.
Güvenlik: 981
Başkomutan Vekili
27 Şubat 1915
Enver
KAYNAK: Türk – Ermeni İhtilafı Belgeler, Özdemir Hikmet ve Yusuf Sarınay (ed.), TBMM
Kültür, Sanat ve Yayın Kurulu Yayınları No: 126, Ankara.
24 Nisan 1915 tarihinde ise Ermeni çetelerinin ayaklanma teşebbüsleri ve
alınması gereken tedbirlere yönelik karar alınmış, komitacılık yapan Ermeni
derneklerinin kapatılması, Ermeni çetelerinin engellenmesi amaçlanmıştır. Karar
doğrultusunda çetelerin elebaşıları tutuklanmış, evraklarına el konmuş ve komite
merkezleri kapatılmıştır. Kamuran Gürün’ün Ermeni Dosyası adlı eserinde (1983)
2.345 kişinin tevkif edildiği belirtilmiş, dönemin Alman Büyükelçisi Wangenheim ise
“24/24 Nisan gecesi ve ertesi akşam aralarında gazeteci, doktor, mebusların da
bulunduğu toplam 500 Ermeni’nin Taşnak İhtilal Örgütü üyesi olmaları sebebiyle
tutuklandığı”nı rapor etmiştir (Göyünç, 2000).
81
İçişleri Bakanlığı
Emniyet Genel Müdürlüğü
3052 Özel Kalemi
Osmanlı Ordusu Başkomutanlığına
Başbakanlıktan, Başkomutanlığa yazılan tezkerenin aslından kopya edilmiştir.
Ermeni komitelerinin Osmanlı memleketindeki siyasi ihtilal teşkilatları ile öteden beri,
kendilerine idari bir özerklik teminine yönelik teşebbüsleri, harbin ilanını takiben Taşnak
Ermeni Komitesinin Rusya’da bulunan Ermenilerin derhal aleyhimize hareketine ve Osmanlı
topraklarındaki Ermenilerin de ordunun zayıf düşmesini bekleyerek o zaman bütün kuvvetleri
ile ihtilale kalkışmalarına dair aldıkları kararları, her fırsattan yararlanmak suretiyle vatanın
hayatına ve geleceğine tesir edecek hain hareketlere cür’etleri, özellikle devletin harp halinde
bulunduğu şu sırada Zeytûn ile Bitlis, Sivas ve Van’da meydana gelen son isyan hareketleri
ile bir kere daha kesinleşmiştir. Esas olarak merkezleri yabancı ülkelerde bulunan ve bugün
unvanlarında bile ihtilalcilik sıfatını koruyan bütün bu komitelerin çalışmalarının Osmanlı
Devleti aleyhine olarak, her türlü sebebe ve vasıtaya başvurmak suretiyle, som emelleri olan
özerkliği elde etmek amacı etrafında toplandığı, Kayseri, Sivas ve diğer yerlerde ortaya
çıkarılan bombalar, Rus ordusuna gönüllü alaylar teşkil ederek Ruslarla birlikte memlekete
saldıran, aslında Osmanlı uyruğunda olan Ermeni komite başkanlarının harekatı ve Osmanlı
ordusunu arkadan tehdit etmek suretiyle pek büyük ölçüde aldıkları tertipleri ve yayınları ile
meydana çıkmıştır.
Bunun üzerine devletin kendisi için duygusal mesele teşkil eden bu cins tertipler ve
teşebbüslerin devam etmesine hiçbir zaman göz yummayacağı, hoş göremeyeceği ve fesat
kaynağı olan komitelerin hala varlıklarını kanuna uygun kabul edemeyeceğinden sözlü olarak
da ifade edildiği gibi, bütün siyasi teşkilatların kaldırılmasını acil ihtiyaç olarak hissetmiş ve
gerekli tedbirleri almıştır. Nubar’ın Hınçak, Taşnak ve benzeri komitelerin gerek başkentte ve
gerekse illerde bulunan şubelerinin derhal kapatılmaları, evrak vesairenin kesinlikle kayıp ve
imhasına imkan bırakmamak suretiyle alınması, komitelerin başkan ve üyelerinin, bu işe
teşebbüs eden şahıslar ile emniyet güçlerince tanınan önemli ve zararlı Ermenilerin hemen
tutuklanmaları, bulundukları yerlerde ikametlerinin devamında sakınca görülenlerin il
dahilinde uygun görülecek yerlerde toplattırılarak kaçmalarına meydan verilmemesi, gerekli
yerlerde silah aramaya başlanarak, her türlü ihtimale karşı komutanlar ile haberleşilerek
kuvvetli bulunması, uygulamaların iyi yapılmasının temini ve bitirilmesi ile ortaya çıkacak
evrak ve belgelerin incelenmesi sonucunda tutuklanan şahısların askeri mahkemeye
82
verilmeleri uygun görülmüştür. Onaylandığı takdirde, gereğinin yapılmak üzere durumun
bildirilmesine izin verilmesi konusu emirlerinize arz olunur.
24 Nisan 1915
İçişleri Bakanı Talât
KOLEKSİYON
KLASÖR NO:
E. DOSYA NO:
Y. DOSYA NO:
FİHRİST NO:
BDH
401
50
1580
1-3
KAYNAK: Arşiv Belgeleriyle Ermeni Faaliyetleri 1914 – 1918, CİLT 1, Genelkurmay
ATASE ve Genelkurmay Denetleme Başkanlığı Yayınları, Ankara, 2005.
Görüldüğü gibi vilayet ve mutasarrıflıklara gönderilen emirde hedef alınan kitle
Ermeni çete başları ve çetelerin faaliyetleri olmasına rağmen her yıl 24 Nisan günü
Ermeni diasporası ve Ermenistan tarafından ulıuslararası bir propaganda sonucunda
soykırımı anma günü olarak kutlanmaktadır.
3.6.2. Tehcir Kararı
27 MAYIS 1915 TARİHLİ GEÇİÇİ KÂNÛN
SEFERDE HÜKÜMET İCRAATINA KARŞI GELENLER İÇİN ASKERİYE TARAFINDAN
ALINACAK TEDBİRLER HAKKINDA GEÇİCİ KÂNÛN
Madde 1: Sefer zamanında ordu, kolordu ve tümen komutanları ve bunların vekilleri ve
müstakil mevki komutanları halk tarafından herhangi bir şekilde hükümet emirlerine ve ülke
savunmasına ve güvenliğin korunmasına dair icraat ve düzenlemelere karşı muhalefet ve
silahla saldırı ve direniş görürlerse derhal askerî kuvvetler ile en şiddetli sûrette bastırmayı ve
saldırı ve direnişi kökünden imha etmeye yetkili ve mecburdurlar.
Madde 2: Ordu ve müstakil kolordu ve tümen komutanları askerî gerekliliklerden dolayı veya
casusluk ve ihanetlerini hissettikleri köy ve kasabaların halkını tek olarak veya topluca diğer
yerlere gönderip, yerleştirebilirler.
Madde 3: Bu kânûn yayın tarihinden itibaren geçerlidir.
Madde 4: Bu kânûnun hükümlerinin yürürlüğünden Başkomutan Vekil ve Harbiye Nâzırı
görevlidir.
83
Meclis-i Umûmî’nin toplanmasında kânûnlaşması teklif olunmak üzere bu kânûn tasarısının
geçici olarak yürürlüğe konmasını ve devlet kânûnlarına eklenmesini buyururum.
27 MAYIS 1915
Mehmet Reşat
Başkomutan Vekili ve Harbiye Nâzırı
Sadrazam
Enver
Mehmet Sait
KAYNAK: Türk – Ermeni İhtilafı Belgeler, Özdemir Hikmet ve Yusuf Sarınay (ed.), TBMM
Kültür, Sanat ve Yayın Kurulu Yayınları No: 126, Ankara.
Ermeni çeteleri yukarıda da belirtildiği üzere cephe gerisinde halkı isyana
teşvik etmek ve sivil müslüman halka katliam gibi faaliyetlerini özellikle Sarıkamış
faciasını müteakip yoğunlaştırmıştır. Dönemin Avusturya–Macaristan İmparatorluğu
Askeri Ataşesi Joseph Pomiankowski Ermeniler’in yaptıkları zulümleri;
“...çok sayıda Ermeni asker, bazı Ermeni subayları, başlarında
bir Ermeni milletvekili olduğu halde kaçıp Rusya’ya gittiler. Bunlar, Rus
hududunu
geçen
Ermeniler’le
birlikte
Ermeni
gönüllü
alaylarına
katıldılar... Müslüman halka barbarca saldırılarda bulundular. Ermeni
haydut çeteleri Osmanlı ordusunun gerisine, ikmal kuvvetlerine,
postalara ve bağımsız birliklere hücum ettiler...”
cümleleriyle açıklamıştır (Pomiankowski 1928’den aktaran Göyünç, 2000’den aktaran
Halaçoğlu, 2006). Alman Büyükelçisi Waggenheim ise Ermeniler’in organize halde
ayaklandıkları ve saldırıya geçtiklerini;
“Van vilayetindeki Ermeniler ayaklanmışlar, Müslüman köylere ve
kaleye saldırıya geçmişlerdir. Kaledeki Türk garnizonu 300 kayıp
vermiş...şehir asilerin eline geçmiştir. 17 Mayıs 1915’te Van Ruslar
tarafından işgal edilmiş, Ermeniler düşman tarafına geçmiş ve
Müslümanları katle başlamışlardır. Bitlis istikametinde 80.000 müslüman
kaçmaya başlamıştır.”
ifadesiyle Alman Dışişleri Bakanlığına iletmiş, Ermeni isyanlarının münferit olaylar
olmadığını, zamanlama açısından stratejik oluşunu (Rus işgali öncesi) ve 300 askeri
öldürebilecek ateş gücünde olduğunu ortaya koymuştur.
84
Osmanlı Devleti zor koşullar altında hayatta kalma mücadelesi verdiği bir
ortamda Ermeniler’in sorun çıkarttıkları bölgelerden tahliyesine karar vermiş, Dahiliye
Nazırı (içişleri bakanı) Talat Paşa’nın 30 Mayıs 1915 tarihli emrinde Ermeniler’in sevk
koşulları ve iskan edilmeleri konulu yönetmelik ilgili tüm kurumlar gönderilmiştir:
30 Mayıs 1915 tarihli savaş hali ve olağanüstü siyası zorunluluklar
dolayısıyla, başka yerlere nakledilen Ermenilerin iskan ve iaşeleri ile diğer
konular hakkında yönetmeliktir.
Madde 1: Nakli gerekli olanların sevklerinin sağlanması, yerel görevlilerin
yönetimine aittir.
Madde 2: Nakledilen Ermeniler, taşınabilir bütün mallarını ve hayvanların
beraberinde götürebilirler.
Madde 3: İskan yerlerine sevk edilen Ermenilerin yol boyunca can ve mallarının
korunmasıyla, iaşe ve dinlenmelerinin sağlanmasından, gidiş yolları üzerinde
bulunan yerel görevliler sorumludur. Bu konuda meydana gelecek gevşeklik ve
ilgisizlikten sırasıyla bütün görevliler sorumludur.
Madde 4: Oluşturulan iskan yerlerine ulaşan Ermeniler duruma ve yere göre; ya
mevcut köy ve kasabalarda ayrı ayrı inşa edilecek evlere ya da yerel idareciler
tarafından
belirlenecek
yerlerde
kurulacak
köylerde
yerleştirileceklerdir.
Köylerin, sağlık şartlarına uygun, tarıma ve gelişmeye uygun yerlerde
kurulmasına özellikle dikkat edilecektir.
Madde 5: İskan bölgelerinde köy kurulmasına elverişli, boş, sahipsiz ve devlete
ait arazi bulunmaması durumunda, devlet malı olan çiftlik ve köylerin iskan için
tahsis edilmeleri uygundur.
Madde 6: Ermenilerin yerleştirilecekleri köy ve kasabalarda, yeniden kurulacak
Ermeni köyleri sınırlarının, Bağdat demir yoluyla birleşme hatlarından ve diğer
demir yolu hatlarından en az 25 kilometre uzaklıkta bulunması şarttır.
Madde 7: Köy ve kasabalarda yeni yapılacak evlere yerleştirilen Ermeniler ile
yeni kurulan köylere yerleştirilen Ermenilerin, nüfus kütüklerine esas olabilecek
bir şekilde düzenli olarak kaydedileceği ve her aileyi oluşturan aile fertlerinin
isim ve yaşlarını açıklayan bir defter düzenlenecektir.
85
Madde 8: Belirlenen yerlere yerleştirilen bir kimsenin, bağlı bulunduğu
komisyonun izni olmadan ve yerel güvenlik makamlarından özel belge
alınmadan başka yerlere gitmesi yasaktır.
Madde 9: İskan edilecekleri yerlere varan Ermenilerin, kesin yerleşimlerine
kadar geçecek olan sürede iaşeleri, ayrıca ihtiyacı olanlara evlerinin inşası için
gerekli harcamaları yerel makamlar, göçmen ödeneğinden karşılayacaktır.
Madde 10: İaşe ve iskan işlerinin hızlı olarak yürütülmesi, göç edenlerin
sağlıklarının korunması ve rahatlarının sağlanmasına ilişkin hususların yerine
getirilmesi, o bölgenin en üst mülki idarecileri, sorumlu yönetici olmak üzere,
göçmen komisyonlarına aittir. Göçmen komisyonu bulunmayan yerlerde
Göçmenler Tüzüğü’ne uygun olarak yeniden kurulması gereklidir.
Madde 11: İaşe ve iskan işlerinin sağlanması ve hızlı olarak yürütülmesi ve
göçmenlerin yeterince sevki; iaşe ve iskan memurlarının tayini, Bakanlıktan izin
alınmak şartıyla, mutasarrıf ve valilere aittir.
Madde 12: İskan edilen her aileye, daha önceki iktisadi durumları ve şimdiki
ihtiyaçları göz önüne alınarak yeterli miktarda arazi verilecektir.
Madde13:
Arazinin
seçimi
ve
dağıtılması
göçmen
komisyonlarınca
gerçekleştirilecektir.
Madde 14: Belirlenen arazinin sınırı ve dönümü tespit edildikten sonra, geçici
belge karşılığında sahiplerine verildikten sonra tapu ve emlak işlemlerine esas
oluşturacak düzenli bir şekilde, özel defterine kaydedilir.
Madde 15: İhtiyaç sahibi olan çiftçi ve meslek sahiplerine, uygun miktarda
sermaye ya da alet ve edevat verilecektir.
KAYNAK: Arşiv Belgeleriyle ermeni Faaliyetleri 1914 – 1918, CİLT 1,
Genelkurmay ATASE ve Genelkurmay Denetleme
Başkanlığı Yayınları,
Ankara, 2005.
Tehcir kararının gerekçeleri ve gayesi;
“...sevklerinden takip edilen gaye, bu unsurun hükümet aleyhine
faaliyette bulunmalarını ve bir Ermenistan hükümeti teşkili hakkındaki milli
emellerini takip edemeyecek bir hale getirilmelerini temin esasına matuftur.
Bu kimselerin imhası söz konusu olmadığı gibi, sevkiyat esnasında
kafilelerin güvenliği sağlanmalı ve muhacirin tesisatından sarfiyat yapılarak
86
iaşelerine ait her türlü tedbir alınmalıdır... Daha önce de belirtildiği gibi
Protestan ve Katolik Ermeniler’in sevk edilmemesi hükümetçe kesin
olarak kararlaştırılmıştır. Ermeni kafilelerine saldırıda bulunanlara veya
bu gibi saldırılara ön ayak olan jandarma ve memurlar hakkında
şiddetli kanuni tedbir alınmalı ve bu gibiler derhal arz edilerek Divan –ı
Harplere teslim edilmelidir.”
emrinde açık bir şekilde belirtilmiştir (Halaçoğlu, 2006). Burada dikkat edilmesi
gereken bir diğer konu, Katolik ve Protestan Ermeniler’in tehcire tabi
tutulmadığı, sadece Ruslarla diresek temasını koruyan Gregoryen ve Ortodoks
Ermeniler’in tehcir edildiğidir.
3 AĞUSTOS 1915 TARİHLİ PROTESTAN ERMENİLERİN SEVK
EDİLMEMELERİ HAKKINDA VALİLİKLERE VE MUTASARRIFLIKLARA
Osmanlı Hükümeti
Dâhiliye Nezâreti
Emniyet Genel Müdürlüğü
Özel: 5028
Gizli
Erzurum, Adana, Ankara, Bitlis, Halep, Bursa, Diyarbakır, Sivas,
Trabzon, Konya, Elazığ, Van Valilikleri’yle, Urfa, İzmit, Samsun, Balıkesir,
Afyon, Kayseri, Maraş, Niğde, Eskişehir Mutasarrıflıkları’na Şifre
Protestan mezhebinde[n] olan Ermenilerden sevk olunmayanların
gönderilmesinden vazgeçilmesi ve vilayetlerin içerisindeki nüfusları ve kalan
ve sevk olunan sayının bildirilmesi.
15 AĞUSTOS 1915
Nâzır
KAYNAK: Türk – Ermeni İhtilafı Belgeler, Özdemir Hikmet ve Yusuf Sarınay (ed.),
TBMM Kültür, Sanat ve Yayın Kurulu Yayınları No: 126, Ankara.
87
3 AĞUSTOS 1915 TARİHLİ KATOLİK ERMENİLERİN SEVK
EDİLMEMESİ HAKKINDA ÇEŞİTLİ VALİLİK VE MUTASARRIFLIKLARA
Osmanlı Hükümeti
Dâhiliye Nezâreti
Emniyet Genel Müdürlüğü
Genel: 423
Erzurum, Adana, Ankara, Bitlis, Halep, Diyarbakır, Sivas, Trabzon, Elazığ,
Van Vâlilikleri’yle, Urfa, Samsun, Maraş Mutasarrıflıkları’na Şifre
Kalmış olan Ermeni Katolikleri’nin gönderilmesi ve ihraçlarından
vazgeçilmesi, liva/il nüfuslarının bildirilmesi.
3 Ağustos 1915
Nâzır
Talat
KAYNAK: Türk – Ermeni İhtilafı Belgeler, Özdemir Hikmet ve Yusuf Sarınay (ed.),
TBMM Kültür, Sanat ve Yayın Kurulu Yayınları No: 126, Ankara.
Aşağıdaki yargılamalarla ilgili tablolar ise “saldırılara ön ayak olan” larla ilgili
yapılması emredilen yargılamanın ne kadar ciddiye alındığı ve Ermenilerin
öldürülmemelerine ne kadar özen gösterildiğinin göstergeleridir.
26 EYLÜL 1915 TARİHLİ ERMENİLERİN SEVKLERİ SIRASINDA
GÖREVLERİNİ KÖTÜYE KULLANAN JANDARMA VE MEMURLAR İÇİN
GÖDERİLEN KOMİSYON HAKKINDA JANDARMA GENEL
KOMUTANLIĞI’NDAN HARBİYE NEZÂRETİ’NE
Jandarma Genel Komutanlığı
1.
Şube 2. Kısım
Özel: 6827
Harbiye Nezareti Yüce Katına
Özet:
Doğu
Anadolu
Vilayetleri’ne
Gönderilecek
Komisyonda
Görevlendirilen Binbaşı Galip, Yarbay Muhittin, Yüzbaşı Naki Beyler
Hakkında.
Anadolu ile Doğu Vilayetleri’ndeki Ermenilerin sevki sırasında
yapılması emrolunan görevlerini kötüye kullanan ve kânûna aykırı eylem ve
hareketleri görülen memurlar ve jandarmalar hakkında gerekli soruşturma
yapılmasıyla,
suçları
sabit
olanların
88
soruşturma
evraklarıyla
askerî
mahkemelere
gönderilmek
üzere
belirlenmiş
bölgelere
gönderilmesi
kararlaştırılan komisyonlara görevli olarak, İzmir Jandarma Bölge Müfettişi
Yarbay Muhittin ve Jandarma Genel Komutanlığı Birinci Şube Müdür
Yardımcısı Binbaşı Galip Beyler’le adı geçen şubenin Dördüncü Kısım Âmiri
Yüzbaşı Naki Efendi’nin tayin edildikleri ve 27 Eylül 1915 pazartesi günü
öğleden sonra saat üçte Dâhiliye Nezâreti’ne başvurmaları adı geçen
Nezâret’ten gelen 25 Eylül 1915 tarih ve sekiz özel numaralı tezkerede
emredilip, bildirilmiş olmakla yüksek bilgilerinize arz olunur.
Görülmüştür.
Jandarma Genel Komutanı
Albay
Şube: 2 Asayiş Şubesi
17220
1254
27 Eylül 1915
Muâmelât-ı Zâtiye Müdürlüğ’ne
Görülüp, iade edilmek üzere takdim edilir. 30 Eylül 1915
(Harbiye Nezâreti, Asayiş Şubesi Müdürlüğü)
(İmza)
KAYNAK: Türk – Ermeni İhtilafı Belgeler, Özdemir Hikmet ve Yusuf Sarınay (ed.),
TBMM Kültür, Sanat ve Yayın Kurulu Yayınları No: 126, Ankara.
14 HAZİRAN 1915 TARİHLİ SEVK OLUNAN 500 KİŞİLİK BİR
ERMENİ KAFİLESİNİN KÜRTLERİN SALDIRISINA UĞRADIĞI VE
KATLEDİLDİĞİ; BU NEDENLE KAFİLELERİN YOLLARDA
KORUNMALARI, BUNLARA SALDIRANLARIN CEZALANDIRILMASI
HAKKINDA DİYARBAKIR, ELAZIĞ VE BİTLİS VALİLİKLERİ’NE
Osmanlı Hükümeti
Dâhiliye Nezâreti
Emniyet Genel Müdürlüğü
Özel: 20
Diyarbakır, Elazığ, Bitlis Valilikleri’ne Şifre
Erzurum’dan ihraç olunan Ermenilerden beş yüz kişilik bir kafilenin
Erzincan ile Erzurum arasında Kürtler tarafından katledildiği Erzurum
Valiliği’ne bildirilmiştir. İhraç olunan Ermenilerin yollarda hayatlarının
korunmasına imkan nispetinde çalışılması ve sevk sırasında kaçmaya
teşebbüs
edenlerle
korunmalarına
memur
olanlara
karşı
saldırıda
bulunacakların cezalandırılması doğaldır. Fakat, buna hiçbir zaman halk
karıştırılmayacak ve unsurlar arasında mukâteleye yol açacak ve aynı
zamanda dışarıya karşı da pek çirkin görünecek olaylar ortaya çıkmasına
89
kesinlikle meydan ve imkan bırakılmayacaktır. Bundan dolayı o şekilde
gelecek Ermenilerin yolları üzerinde bulunan aşiretler ile köylülerin
saldırılarına karşı her türlü vasıtanın tamamlanmasıyla korunması ve
öldürme ve zorla almaya cesaret edeceklerin şiddetle cezalandırılması
gerekir.
14 Haziran 1915
Nâzır
Talat
KAYNAK: Türk – Ermeni İhtilafı Belgeler, Özdemir Hikmet ve Yusuf Sarınay (ed.),
TBMM Kültür, Sanat ve Yayın Kurulu Yayınları No: 126, Ankara.
16 TEMMUZ 1915 TARİHLİ ERMENİ KAFİLELERİNE SALDIRAN KÜRT
EŞKIYASININ İZLENMESİ VE ENGELLENMESİ HAKKINDA MENZİL
MÜFETTİŞLİĞİ’NDEN 3. ORDU’YA
Erzurum’dan
16 temmuz 1915
Erzurum’da 3. Ordu Komutanlığı’na
Ermeni kafilelerine taarruz edecek olan Kürt eşkıyasının takibi için
Bayburt’ta [bulunan] Sabit Jandarma Bölük Komutanı Teğmen Salih Efendi
komutasıyla Menzil askerlerinden elli atlı erden oluşan Bayburt’tan
gönderilmiş bir müfreze, Ermeni kafilelerinin Kop Dağı’nı geçişlerinde 11
Temmuz 1915’de dört taraftan Kürt eşkıya[sı] taarruza başlamışlarsa da
müfreze ile iki saat devam eden çarpışma sonucunda iki kişi öldürüldüğü ve
kalanının kaçtığı ve müfrezeden hiçbir kayıp olmadığı ve Ermeni kafilesinin
de kurtarıldığı, Bayburt Nokta Komutanlığı’ndan bildirilmekle arz edilir.
Menzil Müfettişi
Fuat Ziya
1. Şube, 3731/4
Saklanması: 17 Temmuz 1915
KAYNAK: Türk – Ermeni İhtilafı Belgeler, Özdemir Hikmet ve Yusuf Sarınay (ed.),
TBMM Kültür, Sanat ve Yayın Kurulu Yayınları No: 126, Ankara.
90
TABLO No:20 Tehcir Sırasında Usulsuz Davrandıları Gerekçesiyle Divan-I
Harbe Sevk Edilen Kişilerin Bölgelere Göre Dağılımı
Amasya
Ankara
Bitlis
Canik
Diyarbakır
Eskişehir
Halep
Hüdavendigar
İzmit
Kayseri
Konya
Mamuretülaziz
Niğde
Sivas
Suriye
Urfa
Genel Toplam
2
148
29
89
70
29
56
21
28
146
16
249
8
579
27
170
1.673
KAYNAK: Türk – Ermeni İhtilaflı Makaleler. ÖZDEMİR, Hikmet (ed.), TBMM Kültür, Sanat
ve Yayın Kurulu Yayınları, Ankara, 2007.
TABLO No:21 Divan-ı Harplerde Yapılan Yargılamaların Sonucunda Verilen
Cezalar (1916 itibariyle)
67 kişi
İdam Cezası
524 kişi
Hapis Cezası
68 kişi
Kürek, Para, Kalebent, Pranga Ve Sürgün Cezası
227 kişi
Berat Ve Yargılama Reddi
109 kişi
Mahkeme Devam Etmekte Ve İnceleme Aşamasında
4
Velisine Teslim
kişi
674 kişi
Hakkında Henüz Bir İşlem Yapılmayan
KAYNAK: Türk – Ermeni İhtilaflı Makaleler. ÖZDEMİR, Hikmet (ed.), TBMM Kültür, Sanat
ve Yayın Kurulu Yayınları, Ankara, 2007.
91
Ermeni otoriteleri bu istatistikleri “Osmanlı’nın tepkileri dindirmek için kurban
seçtiği bir – iki kişi” olarak nitelendirebilirler ancak İtilaf Devletleri İstanbul’u işgal edip
Ermenilere yönelik tehcir kararı alındığında, vazife başında olan üst düzey görevlileri
Malta’ya topladıktan sonra haklarında tek bir işlem yapamamışlardır. İngilizlerin üst
düzey devlet adamlarından Lord Curzon konuyla ilgili Washington’daki İngiliz
Büyükelçisi Sir A. Geddes’e çektiği mesajda “Malta’daki Türkler’in suç işledikleri
yönünde kanıt bulma konusunda bir hayli zor durumda olduklarını” belirtmiş ve ABD
makamlarından
yardım
istenmesini
salık
vermiştir.
13
Temmuz
1921’de
Büyükelçi’den gelen yanıtta ise “Türkler’in aleyhine kullanılabilecek hiçbir kanıt
olmadığı” belirtilmiştir (McCarthy, 1984).
Osmanlı Devleti Ermeniler’i tehcir ederken sadece devletin bekasını
düşünmemiş, zor koşullar altında bulunmasına rağmen bugün bile birçok devletin
göster(e)meyeceği bir kararlılıkla tebaasının sosyal ve ekonomik haklarını da
gözetmiştir. Nitekim Amerikan Sefiri Morgenthau Protestan Ermenilerin lideri Zenop
Bezciyan ile görşmüş, anılan görüşmede Bezciyan’ın “tehcir edilen yaklaşık yarım
milyon insan olduğu”nu söylemesi ve “Zor’a gönderilen Ermenilerle yaptığı
görüşmelerde Ermeniler’in durumlarından memnun oldukları”nı aktarması üzerine bir
hayli şaşırdığı yönündeki itiraflarını günlüğüne kaydetmiştir (Lowry, 1991).
Ermeniler’in iskan edilecekleri yerlerdeki mali durumlarından, iş, arazi
verilmesinden göç ettikleri topraklarda kalan mallarının korunmasına; borçlarının
ertelenmesi ya da iptaline bir çok yönetmelik ve kanun çıkarmıştır. Çeşitli zamanlarda
farklı vilayet ve mutasarrıflıklara gönderilen yüzlerce belgeden örnek olarak sadece
birkaç tanesini almayı Osmanlı Devleti’nin Ermeniler üzerindeki tasarrufunun açık bir
kanıtı olacağına inanmaktayız.
92
10 AĞUSTOS 1915 TARİHLİ NAKLEDİLEN ERMENİLERİN BORÇ VE
ALACAKLARININ ÖDENMESİ
Osmanlı Hükümeti
Dâhiliye Nezâreti
Göçmenleri ve Aşiretleri İskân Müdürlüğü
Genel: 445
Erzurum, Adana, Ankara, Aydın, Bitlis, halep, Bursa, Diyarbakır, Suriye,
Sivas, Trabzon, Elazığ, Musul, Van Vâlilikleri’yle, Urfa, İzmit, Samsun, Zor,
balıkesir, Kayseri, Afyon, Maraş, Eskişehir, Niğde Mutasarrıflıkları’na Şifre
Başka yere nakledilen Ermeni halkın şahıslara ve resmi kuruluşlara
olan borçlarıyla adı geçen halkın bunlar üzerindeki alacaklarının ödenmesi
ve
hesaplarının
kapatılması
hakkında
kaleme
alınan
yönetmelik
gönderilmek üzere olduğundan bunların şimdilik özel defterine kaydıyla
alacakların güven içerisinde olmalarının sağlanması gereği bildirilir.
10 Ağustos 1915
Nâzır
Talat
KAYNAK: Türk – Ermeni İhtilafı Belgeler, Özdemir Hikmet ve Yusuf Sarınay (ed.),
TBMM Kültür, Sanat ve Yayın Kurulu Yayınları No: 126, Ankara.
10 Haziran 1915 TARİHLİ SAVAŞ VE OLAĞANÜSTÜ SİYASİ DURUM
NEDENİYLE BAŞKA YERLERE GÖNDERİLECEK ERMENİLER’İN MAL,
BİNA VE ARAZİSİNİN İDARESİ HAKKINDA YÖNETMELİK
Savaş Durumu Ve Olağanüstü Siyasi Mecburiyetler Dolayısıyla Başka
Yerlere Nakledilen Ermeniler’e Ait Mal, Mülk Ve Arazilerin İdaresinin Niteliği
Hakkında Yönetmeliktir.
Madde 1: Başka bir yere nakledilen Ermeniler’e ait mal, mülk ve terk edilen
araziler ile diğer konuların bu yönetmelik hükümleri çerçevesinde idare ve
yürütülmesi, görev sınırları ve yetki dereceleri aşağıdaki maddelerde
yazılmış olan ve özel şekilde oluşturulmuş komisyonlara aittir.
93
Madde 2: Bir köy veya kasabanın boşaltılmasının arkasından yer
değiştirilen halka ait ve içerisinde eşya bulunan bütün binalar idare
komisyonu tarafından uygun görülecek memur veya özel heyet tarafından
derhal mühürlenerek, koruma altına alınacaktır.
Madde 3: Koruma altına alınan eşya cins, miktar, takdir edilen değer ve
sahiplerinin adları ile ayrıntılı olarak deftere geçirildikten sonra kilise, okul,
han gibi depo olmaya elverişli yerlere naklettirilip, sahipleri ayırt edilebilecek
şekilde ayrı ayrı konularak, korunmasına özen gösterilecek ve eşyanın
nitelik ve miktarın ile sahiplerini ve alındığı ve korunmakta olduğu yeri
gösterir bir tutanak düzenlenerek aslı mahallî idareye ve tasdikli sûreti
Emvâl-i Metrûke Komisyonu’na bırakılacaktır.
Madde 4: Sahipleri belli olmayan taşınabilir mallar, eşyanın bulunduğu köy
adına kaydedilerek korunacaktır.
Madde 5: Mevcut taşınabilir mallar arasında durmakla bozulması muhtemel
olan eşya ile hayvanlar komisyonun uygun göreceği bir kurul tarafından açık
arttırma ile satılarak, bedeli sahipleri bilindiği takdirde sahipleri adına,
değilse eşyanın bulunduğu köy veya kasaba adına emaneten mal
sandıklarına teslim edilecektir. Satılan eşyanın cins, miktar, kıymet ve ait
olduğu yer ve müşterisi ve satış bedeli ayrıntılı olarak özel defterine
kaydedilerek altı açık arttırma heyeti tarafından tasdik edilecek ve açıklanan
tarzda bir tutanak düzenlenerek, aslı mahallî idareye ve tasdikli sûreti
Emvâl-i Metrûke İdare Komisyonu’na bırakılacaktır.
Madde 6: Kiliselerde mevcut eşya ve resimler ve mukaddes kitaplar deftere
geçirilerek, tutanağa eklenip, bulundukları yerde korunmalarına özen
gösterilecek ve daha sonra kilisenin bulunduğu köy halkının yerleştirildiği
yere hükümet aracılığıyla gönderilecektir.
Madde 7: Nakledilen halktan her birine ait emlak ve terkedilmiş arazinin
cins, çeşit, miktar ve kıymetleri isimleriyle deftere geçirilecek ve her köy ve
kasabaya ait terkedilmiş emlak ve arazi cetvelleri düzenlenerek idare
komisyonuna bırakılacaktır.
Madde 8: Terkedilmiş emlak ve arazide yerleştirilecek ürün ve ekili yerler
olduğu takdirde komisyon tarafından uygun görülen kişilerden oluşan bir
heyet tarafından açık arttırma ile satılarak bedelleri sahipleri adına
emaneten mal sandığına teslim edilecek ve tutanak düzenlenerek, aslı
mahallî hükümete ve tasdikli sûreti de idare komisyonuna verilecektir.
94
Madde 9: Ekili yerlere ve mevcut ürünlere müşteri bulunduğu takdirde
kefalet altında sözleşme ile yarıya bölme yoluyla isteyenlerine verilmesi
uygun olup, bu şekilde olan kira ve satıştan elde edilecek meblağlar da
sahipleri adına mal sandıklarına teslim edilecektir.
Madde 10: Nakledilen halka ait taşınmaz malların kullanımına ait sahipleri
tarafından ayrıldıktan sonra düzenlenen Vekâletnameler üzerine hiçbir işlem
yapılmayacaktır.
Madde 11: Boşaltılması gerçekleştirilen köylere göçmen yerleştirilecek ve
mevcut evler ve arazi her ailenin ihtiyaç ve zirai kabiliyeti göz önüne
alınarak, geçici ilmühaberler ile göçmenlere dağıtılacaktır.
Madde 12: Yerleştirilen göçmenlerin nüfus kaydına esas olabilecek düzenli
ve ayrıntılı bir şekilde ve hane itibariyle isimler, geliş yeri, yerleşme tarihi ve
yerleşme yeri deftere geçirilecek ve kendilerine verilen meskenler ve
arazinin cins, çeşit, miktar ve kıymeti ve mevkii ayrıca deftere geçirilecek,
iskân edilerek kendilerine verilen emlak ve arazi miktarını gösteren ellerine
birer ilmühaber verilecektir.
Madde 13: Köylerde bulunan binalar ve dikili ağaçların iyi korunmasından o
köye yerleştirilen göçmenler silsile yoluyla sorumlu olduklarından dolayı,
tahribat olduğunda kimin tarafından yapıldığına bakılmayarak bedeli
köylünün bütününe ödettirilip, işi yapanlar derhal köyden ihraç olunacak ve
göçmenlik haklarından düşürülür.
Madde 14: Göçmen iskânından geriye kalan köylere bölgede bulunan gezici
aşiretler
yerleştirilecek
ve
haklarında
aynen
göçmen
muamelesi
yapılacaktır.
Madde 15: Şehir ve kasabalarda boşaltılan evlere tercihen şehirli ve
kasabalı göçmenler yerleştirilerek, eski iktisadi ve mali durumları ve imar
kabiliyetleri göz önüne alınmak şartıyla kendilerine yeterli miktarda arazi
verilecektir.
Madde 16: Dükkan, han, fabrika, hamam, depo gibi gelir getiren mülklerle
göçmen
yerleşimine
elverişli
olamayan
binaların
ve
göçmenlere
dağıtımından geriye kalan veya 18. Madde’de gösterildiği gibi göçmenlerin
meşguliyetleri ve bilgileri dışında kalan ve arazinin idare komisyonları veya
onların gözetimi altından olarak o yerlerin mülkî ve malî memurlarının
âmirlerinin birleşmesinden oluşacak heyetler tarafından açık arttırma ile
satılması uygundur.
95
Madde 17: Şehir ve kasabalara yerleştirilen göçmenlerin nüfus kaydına
esas olabilecek düzenlilikte isim defterleriyle kendilerine verilen arazinin tür,
miktar ve kıymetini gösteren bir defter tutulacaktır.
Madde 18: Şehir ve kasabalar ile civarında olan bağ, bahçe, portakal
bahçesi ve zeytinlikler ve buna benzer emlak da imar korumalarına gücü
yeten ve bilgili bulunduğu ortaya konulan ve bu konuda senet vermek ve
kefillik bildirmek şartıyla ihtiyaç ve imar kabiliyetleri oranında göçmenlere
dağıtılabilecek ve kimlere ne kadar emlak ve arazi verildiği özel defterine
kaydedildikten sonra durumu gösteren ellerine birer ilmühaber verilecektir.
Bunlardan göçmenlere dağıtılarak verilemeyenler 16. Madde gereğince açık
arttırma ile satılacaktır.
Madde 19: Vilayet içinde bulunup, mahallî hükümetin izin ve uygun
bulmasıyla veya dahiliye Nezareti’nin emri üzerine diğer vilayetlerden özel
yazı ile gönderilen göçmenler ayrı olmak üzere, boşaltılan köy ve
kasabalara göçmen sıfatıyla yerleştirilecek olan veya yerleştirilmesini
isteyen kişilerin göçmen sıfatını taşıdıklarını ve başka tarafa gönderilip
yerleştirilmediklerini veya göçnemlerden olup oralara yerleşmeleri sağlamak
üzere özel sûrette gönderildiklerini gösteren resmi belge ortaya koymaları
şarttır.
Madde 20: Satın alınmasına istekli çıkmayan emlak ve arazinin, imar ve
korunmasını kusurlarından dolayı meydana gelecek ve yapılan zararların
ödenmesini üstlenmek ve bu konuda sağlam kefillik göstermek şartıyla, iki
yılı geçmemek üzere isteklilerine kiraya verilmesi uygundur.
Madde 21: Gerek satılan ve gerek kira ve yarı yarıya bölüşmek şeklinde
verilen emlak ve arazinin tür, miktar, yer, satış bedeli kira ve kiracı ve
müşterisini gösteren ayrıntılı cetvelleri düzenlenecektir.
Madde 22: Satış ve kira bedellerinden elde edilecek meblağlar sahipleri
adına emaneten mal sandıklarına bırakılarak, sonradan meydana gelecek
duyuru çerçevesinde sahiplerine verilecektir.
Madde 23: Boşaltılan köy ve kasabalarda bulunan terkedilmiş emlakın bu
yönetmelik hükümleri çerçevesinde idare ve yürütmesi doğrudan doğruya
Emvâl-i Metrûke İdare Komisyonu’na aittir.
Madde 24: İdare komisyonları, terkedilmiş malların idaresi konusunda
doğrudan doğruya Dâhiliye Nezâreti’ne bağlı ve ancak alacakları emirler
96
çerçevesinde görev yapmaya yükümlü olup bu konuda alacakları ve
uygulayacakları karar ve icraattan mahallî idareye de bilgi vereceklerdir.
Madde 25: Yönetmeliğin hükümlerinin uygulanmasıyla terk edilen malların
korunması ve idaresinin sağlanması hakkında gereken komisyon ve
heyetinin kurulması Dâhiliye Nezâreti’nden izin alınması şartıyla maaşlı
memurların çalıştırılması ve Dâhiliye Nezâreti’nden alacakları emirler ile bu
yönetmelik
hükümleri
çerçevesinde
yönerge
ve
açıklama
yazılar
düzenlenmesi, Emvâl-i Metrûke İdare Komisyonları’na aittir. Düzenlenen
yönerge
ve
açıklama
yazılarının
birer
sûreti
valilik
makamına
gönderilecektir.
Madde 26: Boşaltılan yerlere yerleştirilmek için göçmen yollanmasıyla
ayrıntılı işlemlerinin yapılması göçmen komisyonu ve memurlarına ait ise de
bu gibi yerlere yapılacak yerleştirme
işlemlerinin düzenlenmesi ve
hızlandırılmasının sağlanması ve genel yerleştirme işlemlerinin incelenmesi
ve denetlenmesi ve bu konuda mahalli idare ile görüşerek karar alma ve
uygulaması
Emvâl-i
Metrûke
İdare
Komisyonları’nın
görev
ve
yetkilerindendir.
Madde 27: Komisyon gözlem ve incelemeleri sonucunda alınan kararlar ve
yapılanların özetini en azından on beş günde bir Nezâret’e ve valiliğe
bildirmekle yükümlüdür.
Madde 28: Emvâl-i Metrûke İdare Komisyonları’nın mallarının idaresi
konusunda ve bu yönerge hükümleri çerçevesinde meydana gelecek
tebligat ve yazılı bildirileri[nin] mahalli memurlar tarafından yerine getirilmesi
mecburidir.
Madde 29: Emvâl-i Metrûke İdare Komisyonları üyeleri, atandıkları bölgede
varolan mal, emlak ve terkedilmiş arazinin idare ve korunmasıyla, hesap
işlerinden ortaklaşa sorumludur.
Madde 30: Emvâl-i Metrûke İdare Komisyonları, özel sûrette atanan bir
başkan ile biri idare memurlarından ve diğeri maliye memurlarından olmak
üzere iki üyeden meydana gelir.
Madde 31: Haberleşme başkan tarafından veya başkanın vekil tayin
edeceği üye tarafından başkan adına yapılır.
97
Madde 32: Emvâl-i Metrûke [İdare] Komisyonu Başkanı uygun gördüğü
üyeyi bu yönetmeliğin içinde yer almış bir konunun incelenmesi,
denetlenmesi veya yürütülmesiyle görevlendirebilir.
Madde 33: Emvâl-i Metrûke [İdare] Komisyonları başkanlarına göçmenler
ödeneğinden verilmek üzere yevmiye birer buçuk ve üyesine de birer lira
bağlandığı gibi görev için memuriyet bölgelerini gezip dolaşmalarında özel
tertipten ayrıca yolluk da alırlar.
Madde 34: Komisyon atanarak gönderilemeyen vilayetlerde bu yönetmelik
hükümlerinin uygulanması mahalli merkezi idarelere aittir.
10 HAZİRAN 1915
KAYNAK: Türk – Ermeni İhtilafı Belgeler, Özdemir Hikmet ve Yusuf Sarınay (ed.),
TBMM Kültür, Sanat ve Yayın Kurulu Yayınları No: 126, Ankara.
11 AĞUSTOS 1915 TARİHLİ NAKLEDİLEN ERMENİLERİN MALLARININ
KORUNMASI HAKKINDA ÇEŞİTLİ VİLAYETLERE VE
MUTASARRFILIKLARA
Osmanlı Hükümeti
Dâhiliye Nezâreti
Göçmenleri ve Aşiretleri İskân Müdürlüğü
Genel: 452
Erzurum, Adana, Ankara, Aydın, Bitlis, Halep , Bursa, Diyarbakır, Suriye,
Sivas, Trabzon, Elazığ, Musul Valilikleri’yle, Urfa, İzmit, Balıkesir, Kayseri,
Afyon, Maraş, Eskişehir, Niğde, Mutasarrıflıkları’na, Adana, Halep, Maraş,
Diyarbakır, Sivas, Trabzon, Elazığ, Erzurum Ve İzmit Emvâl-İ Metrûke
Komisyonu Başkanlıkları’na Şifre
Nakledilen Ermenilerin taşınabilir mallarının pek ucuz elden çıkarıldığı ve
şuradan buradan toplanan vurguncuların tekelinde olarak yok pahasına
satılarak, sahiplerinin tamamen zarara uğramış olduğu haber veriliyor.
Boşaltılacak bölgelere yabancı, şüpheli ve kimliği bilinmeyen hiçbir kimsenin
girmesine ve gezmesine izin verilmemesi, girmişler varsa, hemen
çıkarılmaları.
98
Bunlardan ucuz mal almışlar varsa satışın bozulması gibi tedbirlere
başvurarak asıl kıymetlerine getirmelerine gayret olunarak, kesin şekilde
gayri meşru menfaatlere meydan verilmemesi.
Bunların istedikleri eşyayı götürebilmelerine izin verilmesi.
Götürmeyecekleri eşyadan durmakla bozulan eşya ile zaruri ihtiyaçlardan
olanların açık arttırma ile satışı.
Nakledilmemiş olan eşyadan durmakla bozulmayacakların sahipleri adına
korunması.
Taşınmaz mallar, kira, ipotek, borcunu ödeyerek devretme ve haciz gibi asıl
sahibinin mülkiyet ve tasarruf bağını ortadan kaldırmayacak sözleşmelerin
önlenmesi ve göç başlangıcından şimdiye kadar yapılan sözleşmelerin
hükümsüz sayılması.
Danışıklı şekilde düzenlenen sözleşmelere ve akitlere meydan verilmemesi.
Satış ve devir gibi kesin satış işlemlerine izin verilmesi ve tanıdıklarının
arazi ve emlak satın almasının engellenmesi gerekir.
11 AĞUSTOS 1915
Nâzır
Talat
KAYNAK: Türk – Ermeni İhtilafı Belgeler, Özdemir Hikmet ve Yusuf Sarınay (ed.),
TBMM Kültür, Sanat ve Yayın Kurulu Yayınları No: 126, Ankara.
7 EKİM 1915 TARİHLİ SEVK SIRASINDA DİKKAT EDİLECEK HUSULAR
HAKKINDA YÖNETMELİK
Osmanlı Hükümeti
Dâhiliye Nezâreti
Emniyet Genel Müdürlüğü
Yazı Sûreti
Dâhiliye Nezâretine
Urfa, Zor ve Halep’te toplanmış Ermeni göçmenlerinin tahsis olmuş
yerlerine sevk ve iskan şekilleri hakkında bu defa düzenlenen yönetmeliğin
bir sûreti yüksek görüşlerinize sunulmak üzere ilişikte arz ve takdim edilmiş
99
olmakla, durumun gerekenlere bildirilmesine makamın yüksek müsaadeleri
buyurulmak konusunda.
7 EKİM 1915
Aşiret ve Göçmenler
İskan Müdürü
Şükrü
Genel Sevk İşlemleri Hakkında Yönetmelik
7 EKİM 1915
Madde 1: Halep, Urfa, Zor ve Maraş’ta bulunan göçmenler genel sevk,
iskan ve iâşe işlemleri birleştirilerek adı geçen işlerin yürütme ve idaresi ve
bu hususta haberleşilmesi ve tebligat yapılması Dâhiliye Nezâreti tarafından
tayin edilen Genel Müdür unvanlı özel memura teslim edilmiştir.
Madde 2: Genel işlemlerin idaresine gerekli olan özel memurların tayini
genel Müdüre veya Genel Müdür’ün uygun bulması şartıyla mahalli idare
başkanlarına aittir.
Madde 3: Halep, Katma, Müslime, Suruç, Resülayn gibi bekleme merkezi
olan yerlerde, Rakka, Harran, Deyrizor gibi iskan mahalli olan yerlerde ve
yol üstünde menzil kurulan Deyrülhazr, Meskene, Ebu Hureyre, Hamam,
Sıhhiye, Maden Şeriası, Sıbni merkezlerinde gereği kadar sevk, iâşe ve
ambar memuru bulundurulacaktır.
Madde 4: Merkezde bulunan çeşitli memurlar o yerin sevk memurluğuna;
Katma,
Müslime,
Cerablus,
Deyrülhazr
memurlukları
Halep
sevk
memurluğuna; Ebu Hureyre memurluğu Mesken’e, Hamam Rakka’ya;
Sıhhiye ve Sibni, Deyrizor memurluğuna bağlıdır.
Halep, Meskene, Deyrizor, Rakka memurlukları da bulundukları kaza ve liva
idare başkanına bağlı ve oradan alacakları emirleri yapmaya ve uygulamaya
memurdur. Olağanüstü durumlarda Genel Müdür ile de haberleşebilirler.
Genel Müdür, doğrudan doğruya sevk memurlarıyla haberleşme ve acil
kabul ettiği emirleri verebilir. Ancak, sevk memurlarına verilen emirlerden
bağlı oldukları livaların da haberdar edilmesi şarttır.
Madde 5: Liva, kaza ve nahiyelerde meydana gelen genel sevk ve iâşe
işlemlerinden mutasarrıf ve kaymakamlar ve nahiye müdürleri doğrudan
100
doğruya
sorumlu ve diğer memurlar da bu hususta, kendilerine verilen
görevleri yapmakla yükümlüdür.
Madde 6: Resülayn’a kadar demiryolu güzergahında gerekli mevkiler ile
vali, mutasarrıf ve kaymakamların lüzum göreceği ve işin gerekli olacağı
diğer mevkilerde lüzumu kadar memur ve işçi çalıştırılır.
Madde 7: Tayin edilecek memurların günlüğü, verilmiş görevlerinin şekil ve
önemine göre, beş kuruştan elli kuruşa kadardır. Genel Müdür tarafından
tayin edilen memurların günlüklerinin takdiri Genel Müdür’e ve mutasarrıflar
tarafından
atanan
memurların
günlüklerinin
takdiri
Genel
Müdür’ün
onaylama hakkı baki kalmak üzere mutasarrıf ve kaymakamlara aittir.
Madde 8: Sevk ve ayrıntılı işlemleriyle uğraşmak üzere atanan maaşlı
maliye memurlarına da yirmi beş kuruşa kadar yevmiye verilebilir.
Madde 9: Gezip dolaşma mecburiyetinde olacak memurlara ayrıca ve
toptan olarak yevmiye birer mecidiyeyi geçmemek üzere, zorunlu
harcamalar adıyla ayrıca bir yolluk da verilebilir.
Madde 10: Memur ve çalışanların yolluk ve yevmiyesi vilayet ve müstakil
liva göçmenler ödeneğinden on beş günde bir ödenir.
Madde 11: Rakka ve Deyrizor sevkiyatı Müslime ve Halep’ten demiryolu ve
karayoluyla yapılacaktır.
Madde 12: Gerek demiryolu ve gerek karayolu sevkıyatı mutlaka kâfileler
düzenlenmesi şeklinde yapılacak ve her kâfileyi oluşturan kişilerin
mümkünse isimleri, değilse yalnız sayının kaydı ve sevk durumunun da
dahil edilmesiyle düzenlenecek sevk defterinin bir sûreti kâfileye katılacak
sevk memuruna verilerek, tahsis edilmiş yerlere gönderilecektir.
Madde 13: Kara yoluyla gönderilecek kâfile en fazla bin kişiden oluşacak ve
her kâfileye en az bir sevk memuru gereği kadar muhafız katılacaktır. Her
kâfilede mevcut çocuk ve kadın sayısına göre en az yüz elli merkep veya
katır veya deve verilerek, nöbetleşerek kadınlar, çocuklar ve hastalananlar
bindirilecek ve her kâfilenin en az dört günlük yiyeceğini yanlarında
götürmeleri sağlanacak ve kâfilenin iki günlük yiyeceği için de ayrıca ulaşım
araçları hazırlanarak, birlikte götürülecek; ancak olağanüstü bir gereklilik
durumunda dağıtılabilecektir. İki menzil arasındaki su ihtiyacının sağlanması
işi de göz önünde tutulacaktır.
101
Madde 14: Genel sevk idare merkezi olan Halep’te bir merkez ambarı
kurulması ve un biriktirilerek, Halep’te mevcut göçmenlerin ihtiyaçları, genel
ihtiyaçlar sırasında ya genel unlardan veya özel şekilde kurulan fırınlardan
temin edilecek ekmek veya dağıtılacak unla sağlanacak. Ambar; Katma,
Müslime,
Deyrülhazr
ve
diğer
menzil
ambarlarının
ihtiyaçlarını
karşılayacaktır.
Madde 15: Her menzil ve merkezde oluşturulan ambarların ihtiyacının
sağlanması ve menzil ve merkezlerin bağlı bulunduğu livaya ait ve
mutasarrıflar, masrafları göçmenler ödeneğinden verilmek üzere, her türlü
vasıtaya başvurarak, bu ambarların ihtiyaçlarını karşılamaya ve göçmenlerin
gönderilmeleri
sırasında
yolda
iâşelerini
sağlamaya
mecburdur.
Mutasarrıfların bizzat veya özel memur göndererek, ambarları kurup, zahire
saklaması gerekir ve bu konuda komşu liva kolaylık ve yardım yapmakla
görevlidir.
Madde 16: Deyrülhazr, Meskene, Ebu Hureyre, Hamam, Rakka, Sıhhiye,
Maden
Şeriası,
Sibni
ambarlarına
bu
merkezlerin
bağlı
olduğu
mutasarrıflıklarca derhal un toplanmaya başlanmalıdır. Birecik ve Antep’ten
şahturlar ve diğer vasıtalar ile un getirilmesi işi de sağlanmalıdır.
Madde 17: Geçilecek yer ve sevk merkezi olan ve un ve bulgur
hazırlanarak, gönderilecek kazalara hemen yeterli ödenek ve para
gönderilecek ve özel emirleri verilerek su ve değirmenlerinde ve köylerde ve
aşiretler
yanında
bulunacak
el
değirmenlerinde
alabildiği
ölçüde
öğüttürülecek ve telgrafla devamlı izlenecektir.
Madde 18: Un sağlanması ve ulaştırma vasıtalarının hazırlanması için, işin
birine havale edilmesi ve birinin işi üzerine alması usûlünden yararlanılabilir
ve bu işin uygulanabilirliği hemen etraflıca düşünülerek, gereği Genel
Müdür’ün olurunu eklemesiyle, mahallî mülkî memurların âmirlerince
yapılacaktır.
Madde 19: Bedeli ödenerek veya satın alınarak aynı durumda teslim
edilmek şartıyla mevcut âşar malından yararlanılabilir ve bu görüş
araştırılarak, gerekiyorsa ya Halep’te Genel Müdür vasıtasıyla veya
doğrudan doğruya ilgili makamla haberleşerek sağlanmalıdır.
Madde 20: Göçmenlerce verilecek unun ekmek haline getirilebilmesi için
sevk merkezi olan yerlerde, menzil mahallerinde yine göçmenleri günlük ile
işletmek üzere hemen fırınlar kurulacaktır. Bunun mümkün olmaması
102
durumunda Halep, Deyrizor, Urfa, Maraş ve Antep’ten saçlar temin edilerek,
her merkeze an az yüzer saç gönderilecektir. Tuz ihtiyacı göz önünde
bulundurulmalıdır.
Madde 21: Halep gibi şehirlere uğrayan göçmenlere saç temin edilmesi
konusunda ilgili memur tarafından daima tebligat yapılacaktır.
Madde 22: Her merkez veya ambar yerine gelen göçmenlere günlük kişi
başına 650 gram ekmek veya un verilecektir. On iki yalından küçük çocuklar
için 325 gram verilir. Her ambar, göçmenlere gideceği ilk konağa kadar
günlüğünü sağlamaya mecburdur.
Madde 23: Her merkez ve mevkide biri sevk diğeri iâşe memuru olmak
üzere en az iki memur ve on muhafız bulunacaktır. Muhafızlar iki menzil
arasındaki düzenin sağlanması ve göçmenlerin korunmasıyla görevlidir.
Madde 24: Sevk sırasında ve yolda göçmenlerin mümkün olduğunca
dinlenmeleri
sağlanacak,
hızlı
ve
uzun
yürüyüşlerden
sakınılarak
göçmenlerin yorgunluğuna meydan verilmeyecektir.
Madde 25: Her üç menzilde bir, dinlenme yerleri kurulacak ve sağlık
memurları atanarak, gereği kadar ilaç hazırlanıp hastaların tedavi ve
dinlenmeleri sağlanacaktır.
Madde 26: Yolda dökülen ve kalan göçmenlerin en yakın konağa
götürülerek, orada dinlenmesinden sonra gelecek kafileye katmaya
muhafızlar yükümlüdür.
Madde 27: Suruç’ta bulunan göçmenlerden dul ve yetimlerden üç bin kişinin
Maraş ve Antep’e gönderilmeleri ve oralarda ayrılarak, iskan ve iâşeleri
kararlaştırılmış olduğundan hemen mahalliyle haberleşerek ve ulaşım
araçları hazırlanmasıyla Maraş ve Antep’e gönderileceklerdir. Kalanının
Harran’a yerleştirilmeleri kararlaştırılmıştır.
Madde 28: Urfa Sancağı’na gönderilecek diğer göçmenler Belh Vadisi’ni
takibederek, Harran ve Rakka arasındaki bölgeye yerleşeceklerdir.
Madde
29:
Zor
Sancağı’na
gönderilecekler,
mutasarrıflıkça
uygun
bulunacak yerlerde yerleşeceklerdir.
Madde 30: Halep Vilayeti güney kazalarında daha on bin kişinin
yerleştirilmesi
kararlaştırıldığından
oralara
uygulanması Halep Valiliği’ne aittir.
103
da
gerekli
tedbirlerin
Madde 31: Yerleşilecek yerler yeteri kadar suyu ve bitki büyüyebilecek vasfı
olan; fakat yerel halk ve aşiretlerle çekişmeye neden olması beklenmeyen
yerler olacaktır.
Madde 32: Göçmenlerin yerleştirildikleri yerlerde karakollar kurulmasıyla
güvenlik ve asayiş sağlanacaktır.
Madde 33: Şimdilik haneler, çadırdan ve mümkünse baraka ve kubbeden
ibaret olacağına ve özellikle bu kış mevsiminde soğuktan barınmaya
mahsus olacağından dolayı, yer seçimi soğuktan ve rüzgardan korunmuş ve
kapalı yerler göz önüne alınacaktır.
Madde 3531: Göçmenlerden maddi durumu iyi olanların sevklerinden önce
kendilerine durum haber verilerek, ulaşım araçlarının, erzaklarının ve
barınacak çadır ve diğerlerinin temin ettirilmesi gerekir.
Madde 36: Mutasarrıflar şimdiden çadır sağlanası yoluna başvurmalıdır.
Madde 37: İnşaat ve diğer [işler] için yevmiye vermek sûretiyle
göçmenlerden yararlanılmalıdır.
Madde 38: En başta çocuk ve kadınların barınmasına kefalet eden yerlerin
inşası düşünülmelidir.
Madde 39: Her aileye yeterli ölçüde arazi verilecek ve yakın köylerden
yevmiye ve diğer şekillerde hayvan hazırlanarak şimdiden ekim işleri
sağlanmalıdır.
Madde 40: İskân bölgelerinde göçmenlerden istekli olanlar çiftlik ve arazi
sahipleri yanına yarıcı ve gündelikçi olarak verilebilir.
Madde 41: Göçmenlerin fakirlerinin un dağıtımı veya yevmiye verilmesi
şekliyle iâşeleri idareye aittir.
Madde 42: Göçmenlerin yerleştirilecekleri yerlerde daha sonra Nezâret’ten
gelecek özel talimat çerçevesinde nahiyeler oluşturulması için gerekli
hazırlıklara şimdiden başlanmalıdır.
Madde 43: Öncelikle Katma’da toplanmış göçmenlerin aşağıda belirlenmiş
yollarla sevki gerekir:
Birincisi, Halep yoludur ki, buradan demiryoluyla Suriye’ye veya karadan
Rakka ve Deyrizor’a sevk edilir. İkincisi, Müslime, Telabiz demiryolu hattıdır
ki, Telabiz merkezinden Rakka’ya sevk olunur. Telabiz Rakka arasında
31
Orijinal metinde Madde 33’ten Madde 35’e geçilmiştir.
104
gereken menziller hemen kurulacaktır. Ancak, Katma ve Müslime’den
Telabiz yoluyla gönderileceklerin ulaşım araçları bulunmayan ve yürüme
gücü yeten genç ve dinçlerden olmasına dikkat edilmelidir.
Madde 44: Kâfilelerin düzenlenmesinde kırk sekiz saat önce başlanarak,
gerekli hatırlatmaların yapılmasıyla erzak, ulaşım araçları hazırlayabilmeleri
sağlanacaktır.
Madde
45:
Kış
geldiğinde
göçmenlerin
açıkta
kalmaları
mümkün
olmayacağından öncelikle açıkta bulunanların hemen gönderilmeleri,
yerleşmelerinin sağlanması gerekir.
Madde 46: Katma ve yol üzerindeki diğer duraklardan kışlık karargâh
kurulmasına
imkan
bulunmadığından
Halep’e
istasyona
bir
yerin
boşaltılması ve hazırlanmasıyla gerekli sağlık ve asayiş tedbirleri alınarak,
bir karargâh haline çevrilmesi gerekir.
Madde 47: Halep’te toplanacak göçmenlerden fakir olanların iâşesi şehrin
genel ihtiyacı sırasında sağlanacak ve maddi ve maddi durumu iyi olanlar,
iâşelerini kendileri sağlayacaklardır.
Madde 48: Halep’ten yapılacak gönderme işi kırk sekiz saat önce
düzenlenmiş
yerlerinin
belirtilip,
duyurulması
yoluyla
göçmenlere
bildirilmelidir. Durumu iyi olanların ulaşım araçları ve erzak ve diğerlerinin
hazırlanmasını sağlamak üzere kara ve demiryolu...*
Madde 49: Halep şehrinde misafir olarak bulunanların sevki ve asayiş,
sağlık ve yönetimlerinin sağlanması doğrudan doğruya yerel yönetime aittir.
Madde 50: Halep şehrine ait sevk tedbirleri vâli ile genel müdür arasında
kararlaştırılacak bir özel yönetmeliğe bağlanmalıdır. Bu yönetmeliğin
uygulanması ortaklaşa vâli ve genel müdüre aittir.
Madde 51: Sevk ve iâşe harcamalarıyla diğerleri özel usûl çerçevesinde
göçmenler ödeneğinden karşılanır.
Madde 52: Halep Göçmenler Müdürü , Halep şehrine ve sevkıyatına ait
hususların idare edilmesinin, yürütülmesinin ve harcamalarının incelenip,
yapılmasında genel müdürün doğal yardımcısıdır.
Madde 53: Bu yönetmeliğin hükümlerinin uygulanması hakkında yörelerin
özel gerekliliklerine göre yönetmelikler düzenlenmesi, genel müdüre
durumdan haber verilmesi şartıyla yerel yönetim amirlerinin yetkileri
içerisindedir.
105
Madde 54: Genel müdürün sevk, iâşe ve yerleşime dair vereceği emirler ve
bildiriler yerine getirilmesi gerekli şeylerdir.
Madde 55: 25 Eylül 1915 tarihli yönetmeliğin bu yönetmelik hükümlerini
bozmayan maddeleri eskisi gibi geçerli ve yürürlüktedir.
Madde 56: Bu yönetmeliğin hükümlerinin uygulanmasına Halep Valisi, Zor,
Urfa ve Maraş Mutasarrıfları ve Sevkıyat Genel Müdürü görevlidir.
7 EKİM 1915
KAYNAK: Türk – Ermeni İhtilafı Belgeler, Özdemir Hikmet ve Yusuf Sarınay (ed.),
TBMM Kültür, Sanat ve Yayın Kurulu Yayınları No: 126, Ankara.
Osmanlı Devleti, sevk edilecek Ermeniler’in ulaşımları konusunda azami özeni
göstermiş ve alınabilecek hemen tüm tedbirleri almıştır. Sevk olunacak Ermeniler’in
geçeceği güzergahlar belirlenmiş, tedbir alınması yönünde emirler verilmiş,
sevkiyatın mümkün olduğunca trenlerle gerçekleştirilmesine özen gösterilmiştir.
Nitekim Amerika’nın Mersin Konsolosu Edward Natan, 30 Ağustos 1915’te Büyükelçi
Morgenthau’ya gönderdiği raporda Ermeniler’in bilet alarak trenle seyahat ettiklerini,
çektikleri zahmete rağmen hükümetin bu işi son derece intizamlı bir şekilde idare
etmekte olduğunu, şiddete ve intizamsızlığa yer vermediğini, göçmenlere yeteri
kadar bilet sağladığını, muhtaç olanlara yardımda bulunduğunu belirtmiştir
(Halaçoğlu, 2006).
Yukarıda binlerce kararname içerisinden örnek olarak seçilen kararlardan da
anlaşıldığı üzere tehcir kararının Ermeni varlığını sonlandırma amacında olmadığı
açıktır.
Aşağıda
verilen
18
Aralık
1915
tarihli
kararname
ise
Ermenileri
memleketlerinden uzaklaştırma amacının da güdülmediğinin kanıtıdır. Anılan karar
tehdit faktörünün ortadan kalkması üzerine tehcir edilmiş olan Ermenilerin istedikleri
takdirde eski topraklarına dönebileceklerini bildirmektedir.
106
18 ARALIK 1918 TARİHLİ SEVK VE İADE KARARNAMESİ
Osmanlı Hükümeti
Dâhiliye Nezâreti
Aşiretler ve Göçmenler Genel Müdürlüğü
İskân Şubesi
Genel: 33275
Rum ve Ermeniler’in memleketlerine sevklerinde ve emlak ve arazilerinin
kendilerine teslim ve iadesinde meydana gelen zorlukların giderilmesi ve
uygulanmasının sağlanması amacıyla bir bölümü önceden de tebliğ edilmiş
olan kararlar ve tedbirler aşağıda özetlenmiştir:
1.
Sevk ve iadenin ancak dönmeyi isteyenlere mahsus olmasıyla
isteğine aykırı olarak kimse gönderilmeyecektir.
2.
Adı
geçen
halkın
yollarda
sefalet
ve
perişanlığa
ve
asıl
memleketlerinde ev ve iaşe bakımından ihtiyaç ve zorluklara maruz
kalmamalarını sağlayarak, sevk edilmeden önce gidecekleri yerlerin
idareleriyle haberleşerek, yerleşim, ulaşım ve iaşe araçları ile yolculuk ve
gidişlerinin emniyeti sağlandıktan sonra iade ve sevklerine başlanacaktır.
3.
Anılan şartlar çerçevesinde gelecek Rum ve Ermeniler’e ev ve
arazileri teslim edilecektir. Ancak, bunda aşağıdaki maddelerin dikkat
nazarına alınması şarttır.
4.
Memleketlerine dönmüş olan Rum ve Ermeniler’in evlerinde oturan
göçmen ve mülteciler, her şeyden önce boşaltılmış olmaları lazım gelerek,
yerli halk, mamurlar ve askerin eli altında bulunan veya henüz sahipleri
gelmemiş olan meskenlere aktarılacaklardır. Buna maddi imkan olmadığı
takdirde, birkaç ailenin uygun evlerde toplanması ve bu şekilde de yine
açıkta göçmen ve mülteci kalırsa, yakındaki göçmen köylerinde bulunan boş
veya terkedilmiş evlerde ve genel binalarda yerleşmeleri ve bu da yetmediği
takdirde
yerli
Müslüman
evlerine
yerleştirilmesi
yoluyla
açıkta
bırakılmamalarına özen gösterilecektir.
5.
İslam
göçmenlerin
açıkta
kalmamaları
sağlanıncaya
kadar
gerektiğinde Rum ve Ermenilerin de geçici bir müddet için ikişer üçer evi bir
arada olmak üzere geçici olarak yerleştirilmeleri uygun ve zorunludur.
107
6.
Kilise ve okul gibi binalar ile bunların eklentileri ve gelir getiren
mülkleri ait olduğu topluluklara hemen teslim olunacaktır.
7.
Yetim çocuklar istendikçe, kimlikleri hakkında büyük titizlikle
inceleme yapıldıktan sonra velilerine ve topluluklarına teslim edilmelidir.
8.
İslam’ı kabul etmiş olanlar Kânûn-ı Esâsî’nin bağışladığı vicdan
hürriyetinden yararlanmakta son derece serbesttirler.
9.
Başkalarının evlilikleri altında bulunan Müslüman olmuş kadınlar,
eski dinlerine dönmekte serbest olup, bu durumda karı koca arasındaki
nikah kendiliğinden düşmüş olur. Kocasından ayrılmaya razı olamayan ve
eski dinine dönmemekte ısrarlı olanlara ait meselenin mahkemelerce
çözülmesi zorunludur.
10.
Rumlar’a ait mallar ve ev[ler] hakkındaki işlemler îdari olduğu ve adı
geçen mallar hâlen sahiplerinin üzerinde bulunduğu için bunların kiraya ve
emanete verilişi, elde tutulması yersizdir ve hükümsüz bırakılması ve
düzeltilmesi mümkündür. Bundan dolayı, sahipleri döndükçe iadesi gerekir.
Ermeni mallarına gelince: Bunlar iki kısma ayrılabilir. Birinci kısım,
tapu kayıtları düzeltilerek, Mâliye ve vakıflar adına geçiş işlemleri
yapılmamış olanlardır. Bunların elde tutulması, kiraya verilmesi aynı şekilde
yersizdir ve hükümsüz bırakılması mümkündür. Sahipleri dönenlerin
boşaltılması ve teslimi gerekir.
İkinci kısım, tapu kaydı düzeltilerek, iki hazine üzerine geçiş işlemleri
yapılmış olanlardır. Bunların iadesi mal memurları onay verdiği takdirde
uygundur. Ve bu konuda bir kânûn yapılmak üzeredir. İade edilmezse,
dönen sahiplerine kira bedellerinin verilmesi ile kânûnun uygulanmasına
kadar işin iyi kötü yoluna konulması mecburidir. Bütün malların sahiplerine
tesliminde mevcut durumunu ve hasarlarını, başkaları tarafından eklenen
fazlalıkları gösteren tutanaklar düzenlenecektir.
11.
varlıklı göçmenlere verilen mülklerin de sahipleri geldikçe kısım kısım
teslimi lazımdır ve bunlar hakkında dördüncü madde hükümlerinin aynen
uygulanması gereklidir.
12.
Önceki sahibine iadesi gereken ev ve dükkan gibi mülkler, içinde
oturan göçmenler tarafından tamirat ve eklemeler yapıldığı veya önceki
sahibine iade edilecek arazi ve zeytinlikler göçmenler ve mülteciler
tarafından ekilip, bayındır hale getirildiği takdirde bu konuda medenî
108
kânûnumuz olan Mecelle hükümlerinin uygulanmasıyla beraber, örf ve
memleket adetleri gereği her iki tarafın haklarını korumak gerekir.
13.
Rum ve Ermenilerin muhtaç bulunanları için dönüş sırasında sevk ve
iaşe masrafları Harbiye ödeneğinden verilecektir.
14.
Şimdiye kadar Rum ve Ermenilerden meydana gelen sevkıyat genel
miktarı hakkında milliyetleri ayrı ayrı gösterilmek şartıyla Nezâret’e telgrafla
derhal bilgi verilmesi ve bundan böyle her ayın on beşinde ve sonuncu
günlerinde de on beş gün zarfında nerelere ne kadar Rum ve Ermeni
gönderildiği açık şekilde telgrafla bildirilecektir.
15.
Sevkıyat, sadece içeriye alınan kişilere ait olup, Osmanlı sınırları
dışına çıkmış bulunan Rum ve Ermeniler sonraki bildirime kadar kabul
edilmeyeceklerdir.
Yukarıda maddeler çerçevesinde işlem yapmaya özen gösterilmesi tamim
olarak bildirilir.
18 ARALIK 1918
Dâhiliye Nâzırı
KAYNAK: Türk – Ermeni İhtilafı Belgeler, Özdemir Hikmet ve Yusuf Sarınay (ed.),
TBMM Kültür, Sanat ve Yayın Kurulu Yayınları No: 126, Ankara.
Tehcir edilen Ermeniler’in listesi Halaçoğlu’nun (2006) resmi evrak ve
arşivlerden derlediği kayıtlarla aşağıdaki gibi oluşmuştur:
109
TABLO No:22 Tehcir Sırasında Sevk Edilen ve Yerlerinde Kalan Ermeniler
ŞEHİR
Adana
Ankara (Merkez)
Aydın
Birecik
Diyarbekir*
Dörtyol
Erzurum**
Eskişehir
Giresun***
Görele
Halep
Haymana
İzmir
İzmit
Kal'acık
Karahisarı Sahip
Kayseri
Keskin
Kırşehir
Konya
Kütahya
Mamüretülaziz
Maraş
Nallıhan
Ordu
Perşembe
Sivas
Sungurlu
Sürmene
Tirebolu
Trabzon
Ulubey
Yozgat
TOPLAM
SEVK EDİLEN
14.000
21.236
250
1.200
20.000
9.000
5.500
7.000
328
250
26.064
60
256
58.000
257
5.769
45.036
1.169
747
1.990
1.400
51.000
479
36
390
136.084
576
290
45
3.400
30
10.916
422.758
KALAN
15-16.000
733
2.222
4.911
4.000
8.845
6.055
42.766
* Belgelerde Diyarbekir'den ne kadar Ermeni'nin naklolunduğu bildirilmemektedir. Bununla beraber,
başka vilayetlerden gelenlerle birlikte 120.000 Ermeni'nin sevkedildiği kayıtlarda yer almaktadır. Bu
sebeple bu vilayetten 20.000 Ermeni'nin sevk edildiği varsayılmıştır.
** İki belgede sevk olunan Ermeniler'den 500 kişilik bir kafilenin Erzurum - Erzincan arasında Kürtler
tarafından katledildiği diğer belgede ise Dersim bölgesinden gönderilen kafilelerin Dersim eşkıyası
tarafından yine tamamen katledildiği bildirilmektedir. Bu kafilelerde kaç kişinin bulunduğu
bilinmediğinden tahmini olarak 5.000 kişi alınmıştır.
*** Giresun, Perşembe, Ulubey, Sürmene, Tirebolu, Ordu ve Görele aynı vesikada verilmiştir.
KAYNAK: Ermeni Tehciri, Yusuf Halaçoğlu. İstanbul, 2006.
110
Adana’da kalan ve henüz sevk edilmemiş nüfus da hesaba katıldığında
yaklaşık 438.000 kişinin sevkiyatının yapıldığı anlaşılmaktadır. İskan sahasına varan
nüfus ise 382.000 civarında olduğu anlaşılmaktadır. Bu hesaba göre fark
Halaçoğlu’nun verdiği net rakamlarla 56.100 olarak belirlenmiş, bunların içinde 910.000 kişilik kısmın Arap aşiretleri ve Kürt grupların saldırılarına uğrayarak
katledildikleri, 50.000’e yakın kişinin ise tüm önlemlere rağmen içinde bulunulan
savaş koşulları da değerlendirildiğinde açlık ve hastalıktan öldüğü anlaşılmaktadır
(Halaçoğlu, 2006).
TABLO No:23 Tehcir ile İskan Arasındaki Kayıpların Beyanı
KAYNAK: Her Yönüyle Ermeni Sorunu, T.C. Kara Kuvvetleri Komutanlığı, Kara Harp
Okulu Komutanlığı, Ankara, 2001.
1918 yılında Ermeni Delegasyonu Başkanı olan Boghos Nubar Paşa’nın
Fransa Dışişleri Bakanlığı Fevkalade Yetkili Bakanı Monsieur Gout’a gönderdiği rapor
Kafkasya’da 250.000, İran’da 40.000, Suriye–Filistin’de 80.000, Musul–Bağdat’ta
20.000 olmak üzere 390.000 kişinin sürgün edildiğini, toplam sürgün sayısının ise
600-700 bine çıktığını ifade etmektedir. Kafkasya’nın on yıllar önce Osmanlı
denetiminden çıktığı, İran’da 1915 yılında Osmanlı toprağı bulunmadığı düşünülecek
olursa en kötümser tahminde bile 700 binden ile 290 bin kişi çıkarılarak 410 bin
kişinin sevk edildiği ortaya çıkar ki, Nubar Paşa’nın sayının “çöllerde şuraya buraya
dağılmış
olan
sürgünleri
kapsamadığı”
111
açıklaması
da
göz
önünde
bulun
bulunduğunda Halaçoğlu’nun verdiği yaklaşık 438.000 kişinin sürgün edildiği tezi
Ermeni kaynaklarında da doğrulanmış olmaktadır.
İngiltere Karadeniz Ordusu İstihbarat Birimi’nin Savaş Kabinesi’ne sunduğu
karşılaştırmalı raporlarda ise 1914 yılında İstanbul ve Edirne de dahil olmak üzere
yaşayan Ermeni nüfus 773.430 1918’deki nüfus ise 658.900 olarak gösterilmiş, ABD
Milli Arşivi’nde yer alan bir diğer belgede ise şehirlerden ne kadar Ermeni tehcir
edildiğini, ne kadarının kaldığı, ne kadarının geri döndüğü, kayıp ve ölü sayıları
titizlikle kaydedilmiş, örneğin Adana’da tehcir edilen 17.000 Ermeni’den 12.000’inin
geri döndüğü belirtilmiştir (Halaçoğlu, 2006). Göç eden, Osmanlı topraklarına dönen,
Osmanlı topraklarında yaşayan ve İtilaf askerlerine katılarak savaşan Ermeniler
hesap edildiğinde ulaşılan rakam ise 1.492.900’dür. 1.5 milyon Ermeni’nin katledildiği
iddiası kanımızca bu hesaptan ileri gelmekte Osmanlı topraklarında yaşayan
Ermeniler ise tahminimizce ‘ruhen öldüler’ şeklinde bir hesapla ‘0’ olarak
hesaplanmakta çünkü konunun başka bir açıklaması bulunamamaktadır.
TABLO No:24 Çeşitli Ülkelere 1914-1920 Yılları Arasında Gerçekleşen Göçler Ve
Göçmen Sayıları
Göç Edilen Ülke
Rusya
İran
ABD
Avustralya
Hindistan
Arjantin
Fransa
Diğer Ülkelere
İtilaf Askeri Olarak Ölenler
Toplam
Osmanlı Topraklarında Yaşayanlar Ve Dönenler
G. Toplam
Yıl
Miktar
1914-1918
350.000
1914-1918
40.000
1900-1918
65.000
1915-1918
30.000
1915-1918
7.000
1915-1918
6.000
1914-1920
100.000
1914-1918
50.000
1914-1918
200.000
848.000
1918
644.900
1.492.900
KAYNAK: Ermeni Tehciri. HALAÇOĞLU, Yusuf. İstanbul, 2006
112
3.7. Ermeni Mezalimi
Günümüzde Diaspora ve Ermenistan tarafından soykırım iddiaları öne
sürülüyor ve uluslararası arenada propagandası yüksek tondan seslendiriliyorken,
günümüz Türkiye’si doğu illerinden hala Ermeni komitalarca katledilen sivil Türk
halkının kemikleri çıkarılmakta, toplu mezarlar bulunmaktadır.
Komitacılık faaliyetlerinin arttığı 19.yy sonu ile 1921 yılı arasında kalan dönem
organize bir şekilde kıyıma girişen Ermeni çetelerinin yaptıkları mezalim karşısında
sadece Türk ileri gelenleri değil, Avrupalılar da inanmakta zorluk çekmişlerdir. Amiral
Bristol 21 Şubat 1920’de Washington’a gönderdiği gizli ibareli bir telgrafta
“Kilikya bölgesinde Ermeni halkının Fransızlarca silahlandırılması
ve Fransız ordusuna alınmaları sonucu yöredeki Türk köylerine
saldırıların arttığını, pek çok köyün Ermenilerce yakıldığını, Türklere
kabul edilmesi mümkün olmayan kötü eylemlere girişildiğini”
bildirmiş, Suriye’de görevli Fransız Başkomutanı ve Yüksek Komiseri General
Gouraud’nun 25 Kasım 1920’de Fransa’ya gönderdiği raporda “Ermenilerin, Türklere
karşı öldürme, kundaklama, yağma da dahil olmak üzere bir öç alma kampanyasına
giriştikleri”
belirtilmişti (Sonyel, 1982’den aktaran Çitlioğlu, 2007). Gouraud’nun
raporuna İngiliz Dışişleri Bakanlığı Müsteşarları Mr. McDonnell ve Mr. Osborne ise,
“Evet, Ermeni sempatizanların taşrada yaymış oldukları öteki hikayeleri düzeltmek
için vakit çok geç; ancak soykırım ve zorunlu göçle ilgili yalan haberlerin düzeltilmesi gerekir”
açıklamalarıyla katkıda bulunmuşlardır (Çitlioğlu, 2007).
1921’in ilk aylarında Bristol’ün American Board of Commissioners for Foreign
Missions Sekreteri James Barton’a yazdığı mektupta “ABD’de Türklerin Kafkaslar’da
binlerce Ermeni’yi katlettiğine dair serbestçe dolaşan... beynime kan sıçratan...
asılsız raporlar gördüm...” ifadesi dikkate alınmalıdır.
Yapıldığı iddia edilen soykırımın ironik yanı ise Türkler’in de Ermeniler
tarafından etnik temizlik girişimine tabi tutulmuş olmlarıdır. Ermeni soykırım iddiaları
ile ilgili bölümün başında belirtildiği üzere I. Dünya Savaşı öncesi ve savaş sırasında
Ermeni komitalarının yaptığı katliamlar ortadadır. 1918’den sonra ise Ermeni
çetelerinin yaptığı katliamlar devam ettiği gibi Ermeni düzenli birlikleri de sivil halkı
katletme üzerine geliştirdikleri stratejilerini uygulamış, kurtuluş mücadelesi veren
Türkiye, Ermeni mezalimine karşı doğuda Kazım Karabekir gibi önde gelen bir askeri
113
figür komutanlığında on binlerce askerini görevlendirerek gücünü bölmek zorunda
kalmıştır.
Ermeniler’in yaptıkları katliamlar bölge komutanlıklarınca tek tek listelenmiş,
taraflı (Ruslar) ve tarafsız gözlemcilerce dile getirilmiştir. Bu bağlamda Türk
kayıtlarının ne kadar düzenli tutulduğu ve mezalimin boyutlarının nerelere vardığını
anlamak için aşağıdaki iki tablo çalışmanın içeriğine dahil edilmiştir. Tablolardan ilki
1919-1921 arasında Ermenilerin öldürdüğü müslümanları, ikincisi ise Erzurum’un
Olur kazasına bağlı çeşitli köylerde katliamın boyutlarını ortaya koymaktadır. Hemen
eklemek gerekmektedir ki, Olur’daki katliamı gösteren tablolar gibi binlerce kayıt ve
tablo tutulmuş ancak çalışmada örnek olarak bir tek aşağıdaki tablo verilmiştir.
TABLO No:25 Ermeniler Tarafından Katledilen Türkler (1919-1921)
Tarih
Yer
Olayın Muhtevası
Yaralı
Ölü
1919-9
Allahüekber
Taarruz ve yağma ile öldürülenler
14.09.1919
Sarıkamış
Çatışma sırasında öldürülenler
1
2
11.11.1919
Maraş
Sokak çatışması sırasında öldürülenler
2
2
1919-11
Adana
Trenden atılarak öldürülenler
06.11.1919
Ulukışla
Gözleri oyularak öldürülenler
5
7
07.12.1919
Adana
Çatışma sırasında öldürülenler
2
4
22.01.1920
Antep
Saldırı ile öldürülenler
1
1919-9
Ünye
İşkence ile öldürülenler
12
28.02.1920
Pozantı
Esir Türk askerlerine baskın sırasında
öldürülenler
40
10.02.1920
Çıldır
Makinalı tüfekle öldürülenler
100
09.03.1920
Zaruşat
Kurşuna dizilerek öldürülenler
400
02.02.1920
Şuregel
Kaçarken tipiden ve katledilerek
öldürülenler
1338-3
Maraş
Bomba, süngü ile öldürülenler
22.03.1920
Şuregel, Zaruşat
Çeşitli şekillerde öldürülenler
09.03.1920
Zaruşat
Süngü ve baltalarla öldürülenler
16.03.1920
Kağızman
Çeşitli şekillerde katledilerek öldürülenler
06.04.1920
Gümrü
Trenden indirilerek kurşun ile öldürülenler
28.04.1920
Kars
Silahla öldürülenler
05.05.1920
Kars
İşkence, silahlı saldırı, bombalama ile
öldürülenler
22.05.1920
Kars
Baskınla katledilerek öldürülenler
114
3
4
1.350
4
4
2.000
120
15
720
500
2
1.774
10
02.07.1920
Kars, Erzurum
Baskın ile, hicret edenlere saldırarak
öldürülenler
408
02.07.1920
Zengibasar
Kaçarken suya atılarak öldürülenler
1.500
27.07.1920
Erzurum
Baskın yoluyla öldürülenler
01.02.1920
Zaruşat
Katliam ve suda boğularak öldürülenler
1920-5
Kars, Erzurum
Çeşitli şekillerde katledilerek öldürülenler
27
1920-8
Oltu
Muhacirlere yapılan katliam sonucu
öldürülenler
650
1920-8
Kars, Erzurum
Ağaca bağlanıp boğularak öldürülenler
18
15.10.1920
Bayburt
99 köyde yapılan katliam sonucu
öldürülenler
20.10.1920
Göle
Köylerde katliam sonucu öldürülenler
17.10.1920
Pasinler
30 köyde yapılan katliam sonucu
öldürülenler
9.287
18.10.1920
Tortum
64 köyde katliam sonucu öldürülenler
3.700
19.10.1920
Erzurum
Muhtelif mahallelerde katliam sonucu
öldürülenler
8.439
26.10.1920
Kars civarı
Değişik işkencelerle öldürülenler
10.693
28.10.1920
Aşkale
Köylerde yapılan katliam sonucu
öldürülenler
889
06.01.1919
Zaruşat
Top saldırısı ve işkence ile öldürülenler
86
01.12.1920
Kosor
Köylerde katliam sonucu öldürülenler
69
03.12.1920
Göle
Süngülerle ve bomba ile öldürülenler
508
04.12.1920
Kosor
Köylerde katliam sonucu öldürülenler
122
04.12.1920
Kars, Zeytun
Yakılarak ve çeşitli şekilde öldürülenler
28
04.12.1920
Sarıkamış
13 köyde katliam sonucu öldürülenler
1.975
06.12.1920
Göle
Köylerde katliam sonucu öldürülenler
194
07.12.1920
Kars, Digor
Çeşitli köylerde yapılan katliamlar sonucu
öldürülenler
14.620
14.12.1920
Sarıkamış
18 köyde yapılan katliam sonucu
öldürülenler
5.337
1920
Göle
Kadın ve çocuklara saldırı sonucu
öldürülenler
600
1920
Kars
Köylerde katliam sonucu öldürülenler
3.945
1920
Haramivartan
Köylerde katliam sonucu öldürülenler
138
1920
Nahçıvan
Açlık, hastalık, soğuktan ve katl ile
öldürülenler
64.408
29.11.1920
Zaruşat
55 köyde katliam sonucu öldürülenler
1.026
1921-2
Zengibasar
Kurşunlanarak öldürülenler
3
18
1920
Nahçıvan
Muhtelif köylerde katliam ile öldürülenler
63
5.307
1920-2
Kars civarı
Birkaç köyde katliam sonucu öldürülenler
115
69
2.150
1.387
100
561
1920-12
Erivan
İşkence ile öldürülenler
192
1921
Karakilise
24 köyde felaket ve muhaceret yüzünden
ölenler
21.11.1921
Pasinler
Kaza ahalisine yapılan katliam sonucu
ölenler
21.11.1921
Erzurum
39 köyde baskın yolu ile öldürülenler
1918
Hınıs
Baskın yoluyla öldürülenler
870
1918
Tercan
Köylerde katliam ile öldürülenler
580
1921
Nahçıvan
Kaçırılarak, işkence ile öldürülenler
12
1921
Bayburt
İşkence ile öldürülenler
580
1921
Arpaçay
Muhacirlere saldırı sonucu öldürülenler
148
6.000
55
1.215
TOPLAM
154.964
KAYNAK: Erzurum’da Ermeni Olayları (1918-1920) (Hatıralar-Belgeler-Kazılar) Aslan,
Betül. Erzurum, 2004.
Verilen zaman diliminde bölgede Türklere yönelik gerçekleştirilen katliamla
ilgili olarak bölge komutanlıklarınca merkeze gönderilen binlerce telgraf ve mektup
mevcut olmakla birlikte T.C. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğünce
yayımlanan “Ermeniler Tarafından Yapılan Katliam Belgeleri” adlı eserin ikinci cildi
sadece anılan belgelerden oluşmaktadır. Biz ise geldiğimiz noktada bölgede görevli
bir Rus askeri olan Yarbay Tverdohlebov’un ve İngiltere Dışişleri Bakanı Lord
Curzon’un sözlerinin konuyu yeterince aydınlatacağına inanarak Ermeni Mezalimi’ne
dair alt başlığı noktalıyoruz;
“Biz Rus subayları, Erzurum’da, üniformalarımızın koruması altında
Ermenilerin en feci cinayetleri işlemesi için değil, üstlerimizin buyruklarına
uymak
ve
Rusya’ya
hizmet
etmek
için
kaldık.
Eğer
Erzurum’da
bulunduğumuz süre içerisinde Ermeniler’in barbarca ve vahşice fiilleri son
bulmazsa, işimizi bırakarak, şehri terk etmemize izin verilmesinde ısrar
edeceğiz.” (Dumlu, 1983’ten aktaran Çitlioğlu, 2007).
“...Ilıca’da kaçmayı başaramayanların tamamı katledilmişti. Ordu
Komutanı General Olişelidze, boyunları kör bıçakla lime lime edilmiş çocuk
cesetleri bulunduğunu söylüyordu. Katliamdan üç hafta kadar sonra Ilıca’ya
giden Yarbay Gryaznov, 26 Şubat’ta döndüğünde bana orada şöyle bir
tabloyla karşılaştığını anlatmıştı: ‘Köylere giden yollarda ve sokaklarda
parçalanmış cesetler öylece yatıyor. Önden giden her Ermeni mutlaka
116
gördüğü cesede tükürüyor ve küfrediyordu. Yaklaşık olarak 12-15 metrekare
alandaki bir cami avlusu 1.5 metre yüksekliğinde, öldürülmüş Türk ihtiyar,
kadın ve çocuk cesetleriyle dolup taşmıştı. Kadın cesetleri tecavüz izleri
taşıyordu. Bazılarının cinsel organlarına tüfek fişeği sokulmuştu...’ ...
Ermeniler’in Alaca (Ilıca’ya bağlı bir köy) yaptıkları vahşeti, Alaca Lojistik
Destek Komutanlığı müteahhidi 27 Şubat’ta gördüğü manzarayı bana şöyle
anlattı: ‘Ermeniler bir Türk kadınını canlı canlı duvarın önünde çarmıha
germişler. Göğsünü yarıp kalbini çıkarıp başının üzerine çivilemişler...’
(Tverdohlebov, 2007’den aktaran Çitlioğlu, 2007).
“Ermeniler, bazı kişi ve kuruluşların kabul ettikleri ve kabul etmeye
hazır oldukları gibi masum birer kuzu değillerdir ve şu anda elimde
Ermenilerce, Türklere karşı girişilen kanlı olayları belgeleyen dokümanlar
var.” (İngiltere Dışişleri Bakanlığı Arşivi, 1920)
3.8.
‘Sözde Soykırım’ın Hukuki Boyutu
Soykırım suçunun mahiyeti, özür dileme kampanyaları sonucu uzlaşıya
bağlanabilecek bir zeminden çok uzaktır. Zira insanlığa karşı işlenen suçlar
kapsamında en ağır bölümü oluşturan bu madde; zaman aşımından muaf olmak gibi
bir niteliği de haizdir.
Soykırım, yani genocide kavramı hukuki bir ifadedir, sorumlu kişi ve devletler
için
bağlayıcı
niteliği
bulunmaktadır.
Nazi
Almanya’sında
Yahudilere
karşı
gerçekleştirilen etnik temizliğin etkisiyle BM Genel Konseyi 11 Aralık 1946 tarihinde
‘soykırım’ı uluslararası bir suç olarak ilan etmiş, 9 Aralık 1948 tarih, 260 no’lu BM
kararnamesi ise soykırımın engellenmesi ve cezalandırılmasına yönelik bir ortak
duruş ortaya koymuş, bunu yaparken de soykırımı tanımlamıştır. EK’te orjinal metnin
tamamı olan kararname aşağıdaki beş eylemi soykırım olarak sıralamıştır;
•
Bir grubun üyelerini öldürmek,
•
Grubun üylerine ciddi fiziki ve mental zararlar vermek,
•
Grubun bütünüyle veya kısmen, fiziksel varlığını ortadan kaldıracağını
hesaplayarak yaşam şartlarını kasten değiştirmek,
•
Grup içinde doğumları engellemek amacıyla tedbirler almak,
•
Gruba mensup çocukları zorla bir başka gruba nakletmek.
117
Yine BM tarafından aynı kararnamede aşağıdaki eylemlerin cezalandırılacağı
bildirilmiştir;
•
Soykırımda bulunmak,
•
Soykırımda bulunulması için işbirliği yapmak,
•
Soykırımda bulunulmasını doğrudan ve aleni surette kışkırtmak,
•
Soykırımda bulunmaya teşebbüs etmek,
•
Soykırıma iştirak etmek.
Ermeni Diasporası ve Ermenistan’ın 1915’te 1.5 milyon Ermeni’ye soykırım
yapıldığı yönündeki iddialarının asılsızlığı, çalışmanın diğer kısımlarında ortaya
konulmuş ve resmi evrakta da ilk ağızlardan tehcirin Ermenileri yok etmek için değil,
Ermeni komitalarının cephe gerisine yönelik tehditlerini engellemek amaçlı olduğu
saptanmıştır. Daha önce belirtildiği üzere tehcir edilen Ermeniler sadece isyan ve
sorun çıkan bölgelerdeki Ermeniler olup İstanbul gibi imparatorluğun en kalabalık
şehrinden tek bir Ermeni sevk edilmemiştir. Dahası tehcir edilen Ermeniler sadece
Ortodoks ve Gregoryen mezhebini haiz kimselerdir, Katolik ve Protestanlara ise
katiyen dokunulmaması yönündeki emirler çalışmada örnek olarak gösterilmiştir.
Tehcir edilen Ermenilerin sayılarına bakıldığında Ermenilerin tamamının
tehcire tabi tutulmadığı ortadadır. Amerikan Milli Arşivleri örneğin Adana’da nüfusun
bir kısmının tehcir edilmediğini ortaya koymaktadır. Göçe tabi tutulan Ermenilerin
topluca (kadın – erkek) tehcir edildiği ortaya konulur ise zoraki bir nüfus
planlamasına tabi tutulmadıkları da anlaşılacaktır.
Çalışmanın genelinde ortaya konulan resmi belgelerde ise tehcir edilen
Ermenilerin hangi yollarla nereye varacakları, geride kalan mallarının nasıl
korunacağı, gittikleri yerlerde devlet tarafından kendilerine arazi ve mal verileceği,
Ermenilere yapılan saldırıların, hatta suistimallerin nasıl cezalandırılacağı ve
cezalandırıldığı, tehdit ortadan kalktığında isteyenlerin nasıl geri dönebileceği ve
döndüğüne yönelik kanıtlar ortaya konmuş, dış kaynaklarca tehcirin nedenleri
doğrulanmış ve tehcirin intizamından övgüyle bahsedilmiştir.
Anılan koşullar değerlendirildiğinde 1915 Osmanlısı’nda Nazi Almanyası’nın
Yahudilere
yönelik
katliam
belgelerine,
toplama
kamplarına,
kobay
olarak
kullanılmalarına benzer hiç bir olaya rastlanmadığı gibi; bizzat tehcir döneminin
118
Osmanlı meclislerindeki Ermeni milletvekilleri de ismen sıralanmışlar, yönetimdeki
sorumlulukları ortaya konulmuştur.
BM’nin soykırımı bir suç olarak tanımlaması ve suça yönelik engelleyici,
cezalandırıcı tedbirler alması 1946 ve 1948 yıllarında olmuştur. Ermenilerin iddiası
ise kendilerine yönelik olarak 1915 yılında soykırım suçu işlendiğidir. Hukukun en
temel kavramları arasında yer aldığı üzere ‘cezada kanunilik ilkesi’ esastır. Bir diğer
deyişle, bir eylemin ortaya çıktığı anda suç olarak tanımlanabilmesi için eylemin
gerçekleştiği anda suçun kanunla belirtilmiş olması gerekmektedir. Anılan hukuk
ilkesinden hareketle Türkiye’nin yakın tarihine atfedilmeye çalışılan “genocide”
kavramı, Osmanlı’nın aldığı tedbirler vb. konular dahi tartışılmadan geçerliliğini
yitirmektedir.
Kuşkusuz ki hukuki süreç değinildiği kadar basit olmamakla birlikte temel
olarak bahsettiğimiz boyuttadır. Aksi halde ise “genocide” kavramı her ülke için
geçerli bir kavram haline gelecektir. İspanyolların Mayalara yaptıklarından başlayıp,
ABD’nin Kızılderililere, Avustralyalıların Aborjinlere yaptıklarına kadar birçok tarihsel
olay ülkelerin yüzyıllar sonra cezalandırılmasını gerektirecek niteliktedir.
3.9. Sözde Soykırım Propagandası
Ermeni
halkının
soykırıma
uğradığına
yönelik
Ermeni
propagandası
küçümsenmemesi gereken köklü bir süreçtir. Henüz 1894 yılında ABD Louisiana
Senatörü Newton Blanchard Amerikan Senatosu’na sunduğu bir karar tasarısında
“Türkiye’de kadın, erkek, çocuk gözetilmeksizin Ermeniler katliamlar yapıldığı... ve
(katliamın) tüm insanlıkça en sert biçimde kınanması gerektiği”ni belirtmiştir. İşin
ilginç
yanı,
soykırım
propagandasının
önemli
belgelere
dayanmamasıdır.
Propaganda tamamen hayal ürünü ifadelerin etkisinde başlatılmış ve günümüze
gelindiğinde soykırım iddiası bir hukuki ya da tarihi olmasa da politik bir vakıa haline
gelmiştir.
1919’da Doğu Anadolu’ya giden araştırma komisyonu başkanı General James
G. Harbord;
“Paris’te, Ermeni Ulusal Komite Başkanı Bogos Nubar ile görüşerek,
bölgeye ait izlenimlerini birinci elden dinlemek istediğimi söyledim ve en son
bu bölgeye ne zaman gittiğini sordum. Bana cevabı ‘hiç gitmedim’ oldu.”
119
diyerek Ermeni iddialarının ne kadar gerçekten uzak olabileceği ile ilgili bir fikir
edinmemizi sağlamaktadır. Bazı iddialar ise “aradan yıllar geçmesine rağmen
nehirden tutulan balıkların içlerinden Ermeni çocuklarının dişleri ve gözleri çıktığı”
şeklinde “safsata” denebilecek düzeyde kalmış; ancak temelsiz propaganda yöntemi
işe yaramıştır (Çitlioğlu, 2007).
Soykırım propagandasının destek görmesi hatta bizatihi yaratılmasında
yabancı devletlerin çıkarlarının da payı olması Heath W. Lowry tarafından kaleme
alınan “Büyükelçi Morgenthau’nun Öyküsü’nün Perde Arkası” adlı eserde anlatılmış
ve Morgenthau’nun Mersin’deki Amerikan Konsolosu Edward Natan’ın raporunu
çarpıtarak ülkesine bildirmesinin “Amerikan halkını, savaşın zaferle sonuçlanması
gerektiğine inandırmak” amaçlı olduğu belirtilmiştir (Lowry, 1991).
Anlaşılacağı üzere Ermeniler asılsız propagandalarla iddialarına destek
ararken ve Türkiye’de birçok insanın yerini dahi bilemeyeceği ülkelerde soykırım
propagandaları yaparken Türkiye konuya gereken önemi verememiş, uluslararası
arenada sessiz kalmış ya da tepkisini çok sert belirtmiş; ancak hiçbir zaman düzenli
ve örgütlü bir propaganda süreci takip etmemiş, bu yönde yayınları kısıtlı kalmıştır.
TABLO: 26 ERMENİ İDDİALARI ÜZERİNE YAYINLAR
KAYNAK: Ermeni İddiaları Karşısında Türkiye’nin Birikimi, Özdemir, Hikmet. Ankara,
2008.
Türkiye’nin yeterli propagandayı hem de birincil kaynaklardan yapabilecek
gücü, deneyimi ve birikimi vardır. Ermeni soykırım iddialarına yönelik sınırlı
120
çalışmamızda dahi binlerce günümüz Türkçesi’ne ve yabancı dillere çevrilmiş kaynak
bulunmuş, Ermeni iddialarının aksine arşivlerin yabancılara açık olduğu anlaşılmıştır.
TABLO: 27 ARŞİVLERİ ZİYARET EDEN YABANCI ARAŞTIRMACI SAYISI
Ülkeler
ABD
Almanya
Arnavutluk
Avustralya
Azerbaycan
Bosna-Hersek
Bulgaristan
Cezayir
Çek Cumhuriyeti
Filistin
Fransa
Güney Kore
Gürcistan
Hırvatistan
Hollanda
İngiltere
Irak
İran
İsrail
İtalya
Japonya
Kanada
KKTC
Libya
Lübnan
Macaristan
Makedonya
Mısır
Romanya
Rusya
Sudan
Suudi Arabistan
Tunus
Türkmenistan
Ukrayna
Ürdün
1998
36
6
5
3
6
3
1
3
9
2
2
3
6
7
6
3
17
1999
50
14
3
3
5
1
3
2
2
14
2
5
6
3
1
1
2
18
6
2
1
6
1
3
3
3
2
2
3
4
1
2
6
2
2
4
1
1
121
2001
3
2
1
12
1
1
1
12
1
1
2
3
2
1
3
10
17
3
2
4
7
5
2
3
6
2
1
2
3
1
1
4
1
4
2000
35
19
5
2
Toplam
124
41
13
3
9
7
18
3
4
4
35
2
3
6
7
17
5
9
10
15
52
3
3
4
14
9
9
7
13
8
4
7
10
4
4
7
Yemen
Yugoslavya
Yunanistan
Toplam
3
4
5
170
1
6
7
181
3
7
189
9
4
13
19
549
Yukarıdaki listeye birer araştırmacı ile Avusturya, Etiyopya, Fas, İrlanda, İspanya, İsviçre, Kazakistan,
Kıbrıs Rum Kesimi, Kosova, Norveç, Polonya, Suriye ve Oman’ı da dahil etmek gerekmektedir.
KAYNAK: Ermeni Tehciri, Halaçoğlu, Yusuf. İstanbul, 2006
Her ne kadar “Tarih tarihçilere bırakılmalıdır” yerinde bir söylem olsa da
Ermeni
tarafının
anılan
düşünceyi
benimsemediği
hesaplanarak
Türkiye’nin
propaganda yapması, hatta gerçeklerin tam olarak ortaya çıkarılması amacıyla,
Ermeni iddialarının paralelinde özellikle Doğu Anadolu’da sivil Türk halkına yönelik
mezalimi dünya kamuoyuna taşıması gerekmektedir.
4. Soykırım İddialarının Siyasi Etkileri
Soykırım iddialarının hukuki boyutunda bahsedildiği üzere Türkiye’nin
hukuken kendisine yöneltilen soykırım iddialarından çekinmesi yersizdir, hatta
konuyu Uluslararası Adalet Divanı’nı taşımaya yönelik adımlar atması dahi yerinde
olabilecektir. Siyasi parametreler ve motivlerin sürekli değişkenlik göstermesi hukuki
açıdan imkansız olan konuyu siyasi olarak güncel tutabilmektedir ki, Ermeni
diasporası ve Ermenistan’ın da hedefinin bu doğrultuda olduğu tahmin edilmektedir.
Diaspora, 1975’te ortaya çıkan ASALA terörünü dünya gündemine Ermeni
soykırımına cevap şeklinde sunmuş ve 1980’ler boyunca çeşitli ülkelerde soykırımı
tanıtma; senato, yerel meclis vb. yasama yollarıyla anma günleri belirlenmesi
çabasında bulunmuş, 1990’larda ulusal yasama organlarında hız kesen çabalar,
yerel yönetimlere odaklanmış, 2000’lerde ise güçlü şekilde “geri dönmüş” ve ardı
ardına başta ABD ve Avrupa ülkeleri parlamentolarında olmak üzere birçok yasa
teklifi verilmiştir.
SÖZDE
ERMENİ
SOYKIRIMI
İLE
ÜLKELER;
122
İLGİLİ
TASARRUFTA
BULUNAN
•
Hollanda, Temsilciler Meclisi, Kararname, 21 Aralık 2004
• Slovakya, Ulusal Meclis, Kararname, 30 Aralık 2004
•
Kanada, Avam Kamarası, Kararname , 21 Nisan 2004
•
Arjantin, Senato, Deklerasyon, 31 Mart 2004
•
Uruguay, Yasa, 26 Mart 2004
•
Arjantin, Kanun Önergesi, 18 Mart 2004
•
İsviçre, Ulusal Kurul, Kararname, 16 Aralık 2003
•
Arjantin, Senato, Kararname, 20 Ağustos 2003
•
Kanada, Senato, Kararname, 13 Haziran 2002
•
Kutsal Etchmiadzin’ deki Papa John Paul II ve Karekin II’ nin Ortak
Deklerasyonu, Ermenistan Cumhuriyeti, 27 Eylül 2001
•
John Paul II, Tzitzernagaberd Anıtı, 26 Eylül 2001
•
Avrupa Konseyi, Parlemento Meclisi , Deklerasyon, 24 Nisan 2001
•
Fransa, Yasa, 29 Ocak 2001
•
İtalya, Temsilciler Meclisi, Kararname, 16 Kasım 2000
•
Avrupa Parlementosu, Kararname, 15 Kasım 2000
•
Fransa, Senato, Kanun Önergesi, 7 Kasım 2000
•
Lübnan, Parlemento, Kararname, 11 Mayıs 2000
•
İsveç, Parlemento, Rapor, 29 Mart 2000
•
Fransa, Ulusal Meclis, Kanun Önergesi, 28 Mayıs 1998
•
Avrupa Konseyi, Parlemento Meclisi,Deklerasyon, 24 Nisan 1998
•
Belçika, Senato, Kararname, 26 Mart 1998
•
Lübnan, Temsilciler Meclisi, Kararname,3 Nisan 1997
•
ABD, Temsilciler Meclisi, 3540 Kararnamesi, 11 Haziran 1996
•
Yunanistan, Parlemento, Kararname, 25 Nisan 1996
•
Rusya, Ulusal Meclis (Duma), Kararname, 14 Nisan 1995
•
Arjantin, Senato, Kararname, 5 Mayıs 1993
•
Avrupa Parlementosu, Kararname, 18 Haziran 1987
•
ABD, Temsilciler Meclisi, Ortak Karar 247, 12 Eylül 1984
•
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Temsilciler Meclisi, Kararname, 29 Nisan 1982
•
ABD, Temsilciler Meclisi, Ortak Karar 148, 9 Nisan 1975
•
Uruguay, Senato ve Temsilciler Meclisi, Kararname, 20 Nisan 1965
•
ABD, Senato, Kararname359, 11 Mayıs 1920
•
ABD, Millet Meclisi ( Congress),
123
•
ABD, Senato ve Temsilciler Meclisi’nin Ortak Kararı 12, 9 Şubat 1916
•
Fransa-İngiltere-Rusya, Ortak Deklerasyon, 24 Mayıs 1915
DEVLET BAŞKANLARI;
•
Konstantinos Stefanopoulos, Yunanistan, 1996
•
Francois Mitterand, Fransa, 1984
•
Al-Husayn Ibn ‘Ali, Mekke,1917
ABD BAŞKANLIK BEYANNAMELERİ32
•
B. Obama, 2009
•
George W. Bush, 2001
•
Bill Clinton, 1994-2000
•
George Bush, 1990
•
Ronald Reagen, 1981
•
Jimmy Carter, 1978
•
Woodrow Wilson, 1920
EYALETLER ve YEREL YÖNETİMLER
•
Avusturalya
•
Kanada
•
İtalya
•
İsviçre
•
ABD- 46 Eyalet
BELEDİYELER
•
Kanada
Kaynak: Ermenistan Dışişleri Bakanlığı Resmi İnternet Sitesi
Türkiye–Ermenistan siyasi ilişkilerine hakim paradigmada soykırım iddialarının
payı büyüktür. Her ne kadar Türkiye Ermenistan’ı ilk tanıyan ülkelerden biri olmuşsa
da, Ermenistan’ın Türkiye ve Azerbaycan üzerindeki revizyonist ve hatta irredentist
politikaları –Türkiye’ye karşı anılan politikalarında soykırımın uluslararası arenaya
32
Anılan ABD Başkanları tarafından “Soykırım” (Genocide) ifadesi kullanılmamıştır.
124
taşınması başat faktördür – Türkiye’nin Ermenistan ile olan sınırını kapaması ve
Ermenistan’da diplomatik misyon bulundurmaması ile sonuçlanmıştır.
Ermenistan’ın sosyo-ekonomik verileri göz önünde bulundurulduğunda, sınırın
kapalı oluşunun Ermeni halkı üzerindeki olumsuz etkileri oldukça açıktır. İrdelenmesi
gereken Ermeni iddialarının halen neden hararetle savunulduğudur. Dünya
üzerindeki Ermeni nüfusunun yaklaşık yarısı Ermenistan sınırları haricinde
yaşamaktadır. Kanımızca Ermeni diasporası ve Ermenistan siyasi eliti bir ulusun
ulus kimliğini kaybetmemek için aradığı ortak düşmanı Türkiye ve Türk kimliği olarak
belirlemiştir. Soykırım talebinin temelinde yatan niyet de Ermeniler üzerinde ‘seçilmiş
travmalar’ yaratarak Ermeni halkının birliğini sağlamak, üçüncü ve sonraki kuşakların
Ermeni kimliğinden uzaklaşmalarını ve asimilasyonunu engellemektir.
Çalışmanın soykırımla ilgili bölümünde sunulan veriler birleştirildiğinde
Türkiye–Ermenistan siyasi ilişkilerindeki sorunları, salt soykırım talepleri ve taleplerin
Türkiye tarafından reddi ya da soykırım iddialarında kendini gösteren revizyonist –
irredentist politikalar sonucu Türk – Ermeni sınırının kapalı olmasına indirgemek ve
çözümü anılan konulardaki parametrelerle oynayarak aramanın yanlış olacağı,
konunun Ermeni tarafı için ‘milli varlığı sürdürme’ amaçlı bir boyutu da olduğu
unutulmamalıdır.
ÖZET NOT
Açıklama: Bu bölüm, yoğun gündemleri, kısıtlı zamanları ve bulundukları
pozisyonların belirleyicilik potansiyelleri dikkate alınarak; karar vericiler için hazırlanmıştır.
Bölümün temel amaçları işlevselliğin mümkün olduğunca artırılması ve aynı ölçüde
125
okuma zamanından tasarruf edilmesidir. Bu nedenle çalışmanın genelinde yararlanılan
teorik yaklaşımlara, özel literatürlere ilişkin terminolojiye ve tarihsel süreçlere yer
verilmemektedir. Yöntemsel olarak maddeler halinde sıralanacak hususlardan oluşan not,
karar alma süreçlerine farklı bakış açıları getirilerek ulusal çıkarlarımıza hizmet etmek
amacını haizdir. Bu nedenle, çalışma genelinde takip edilmeye çalışılan nesnellik önemli
ölçüde terk edilmiş; Ankara odaklı bir bakış açısı geliştirilmiştir.
 Türkiye – Ermenistan sınır kapısının açılması; genel Kafkasya jeopolitiğini
de yansıtacak şekilde çok aktörlü bir süreci yansıtmaktadır ve ikili ilişkiler
kapsamında ele alınmamalıdır. Konunun aktörleri, Ankara, Erivan, Bakü, Tiflis,
Moskova, Washington, Avrupa ülkeleri, Tahran ve Ermeni diasporası şeklinde
sıralanabilir.
 Türkiye–Azerbaycan stratejik ortaklığı, Ermenistan güvenlik belgeleri
tarafından öncelikli tehdit kapsamında ele alınmaktadır. Bu nedenle, Türkiye’nin
Ermenistan açılımı başarısız olup sınır kapıları açılmasa ve ilişkiler normalleşmese
dahi; Bakü–Ankara hattında oluşacak güvensizlik sonucu stratejik ortaklık
zemininin yitirilmesi, Ermenistan ulusal güvenlik stratejisine hizmet edecektir.
 Ermenistan güvenlik belgelerinde geçen temel öncelik Karabağ sorunudur.
Ayrıca anayasadan bağımsızlık bildirgesine kadar hemen her zeminde yer verilen
soykırım iddialarının, Karabağ ile birlikte Erivan’ın kırmızı çizgilerini oluşturduğu
söylenebilir. Türkiye ile Ermenistan arasında parafe edilen protokolün ve
normalizasyon sürecinin Karabağ ve soykırım iddialarını içermiyor ve Erivan’ı bir
taahhüt altına sokmuyor olması, Ermenistan’ın stratejik hedefleri hususunda
hareket serbestisini devam ettirebileceğine işaret etmektedir.
 Tartışmaların, sınırların statükosuna indirgenmesi; konuyu oldukça kısır bir
zemine indirgemektedir. Sürece ilişkin değerlendirmelerde söz konusu indirgemeci
tavırdan
özenle
kaçınılması
gerektiği
düşünülmektedir.
Ankara
açısından
bakıldığında temel sorun:
Soykırım iddiaları, Türkiye’nin Ermenistan sınırının tam anlamıyla
tanınmaması,
Karabağ
işgalinden
ötürü
AzerbaycanNahcivanTürkiye
bağlantısının sağlanamaması ile Ermeni stratejik düşüncesinde Bakü–Ankara
stratejik ortaklığının tehdit olarak görülmesidir.
126
 Türkiye’nin, Ermenistan’dan Karabağ’daki işgalin sona erdirilmesini talep
etmesi de indirgemeci bir tavır olarak değerlendirilmektedir. Zira, aradaki ekonomik
dengesizlik ve Ermenistan’ın durumu göz önünde bulundurulduğunda, sınırın
açılması Erivan’a yaşamsal düzeyde ekonomik katkı sağlayabilecek niteliktedir.
Böyle bir katkının karşılığı, sadece Karabağ olmamalıdır kanaatindeyiz. Ayrıca
ilişkilerin normalleşmesi ve Türk Dışişleri tarafından belirtildiği üzere sıfır sorun
politikası doğal olarak tarafların birbirlerinden toprak talep etmediği bir
durumda mümkün olacaktır. Ulusal sınırların tanınmadığı, bir tarafın diğerini
etnik temizlik ile suçlamaya devam ettiği, bir tarafın diğerinin stratejik ortağının
topraklarının önemli bir bölümünü işgal altında tutarak aralarındaki bağlantıyı
bloke ettiği bir durum herhalde normalleşmiş kabul edilmemelidir.
 Soykırım iddiaları karşısında Türkiye’de son dönemde gözlemlenen “özür
diliyorum kampanyası” benzeri inisiyatiflerin son derece sakıncalı olduğu ve derin bir
bilgisizlikten kaynaklandığı düşünülmektedir. Soykırım, insanlığa karşı işlenen suçlar
kapsamında hukuki bir terimdir. Tarafların aydınlarının “özür dilemesi” ile
sonlandırılabilecek bir hoşgörü süreci ile uzlaşıya bağlanması düşünülemez. 1948
Soykırım Suçları’nın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi, 1915’e, yani geriye
yürümese de; olası politik sonuçlar oldukça ağır olabilecektir. Elbette, politik
seçkinlerin aydınların inisiyatiflerinin önüne geçmesi düşünülemez ancak bu durum,
konunun ciddiyetinin ve gösterilen sorumsuzluğun kamuoyu ile paylaşılmasına da
engel değildir.

Kanımızca
gerek
Ankara,
gerekse
Erivan
açısından
muhalefetin
tepkiselliği, müzakereler çerçevesinde taktik avantajlar olarak yorumlanabilir.
Bununla birlikte, uzun vadede “normalizasyon” için her iki tarafın da geniş toplumsal
mutabakatlara ulaşması zorunlu görülmektedir.
 Ermenistan kazanılırken Azerbaycan’ın kaybedilmesi; her türlü ulusal
hassasiyet bir kenara bırakılıp konu salt akılcı çerçevede değerlendirildiğinde dahi
oldukça sakıncalı bir durumdur. Zira Azerbaycan ve Ermenistan’ın bir müttefik olarak
sağlayabilecekleri
olanaklar
ve
potansiyelleri
arasında
ciddi
uçurumlar
bulunmaktadır.
 Türkiye’nin ABD ile ilişkileri kapsamında söz konusu “açılımı” yapması
gerekli ya da kaçınılmaz bir hal aldı ise, müzakerelerin Washington’la da eş zamanlı
olarak açık ya da örtülü olarak yürütülmesi gerekmektedir. Zira Erivan’ın bu denli
127
önemli kararları tekbaşına alabilecek bir bağımsızlık yeteneği ya da söz konusu
bağımsızlığı destekleyebilecek imkanları yoktur.
 Ermenistan, Rusya Federasyonu’nun askeri himayesindedir ve Moskova ile
ilişkilerini stratejik ortaklık olarak tanımlamaktadır. 2008 Rusya–Gürcistan Savaşı;
Rusya’yı yöneten Silovik elitin kararlılığını ve sert güç unsurlarına başvurma
eğiliminin boyutlarını ortaya koymaktadır. Ayrıca söz konusu savaşın, Kafkasya’da
üstünlüğün Moskova’da olduğunu ilan ettiği düşüncesindeyiz. Böyle bir durumda,
Ermenistan’ın Rusya’dan koparılması girişimleri ve anılan girişimlerde Türkiye’nin bir
aktör olması; Moskova’nın sert tavrını çekebilecek niteliktedir. Unutulmamalıdır ki,
Medvedev köken itibariyle Silovik olmasa da, Rusya halen Putin’in liderliğindeki söz
konusu güvenlikçi seçkinlerin gölgesinde yönetilmektedir. Bu çerçevede, Rusya
Federasyonu’nun 2000’li yıllar itibariyle geliştirdiği stratejik alışkanlığın; enerji arzı
hususunda misilleme yapmak olduğu ve Türkiye’nin anılan ülkeye olan enerji
bağımlılığı anımsanmalıdır.
 Yukarıda, Ermenistan’ın Rusya’dan koparılması çabalarından söz edilse
de, Ermenistan stratejik kültürünün çok taraflı ve çeşitli ilişkilere dayandığı; böylelikle
yoğun
dezavantajlarını
dengelemeye
çalıştığı
tespit
edilmiştir.
Dolayısıyla,
Ermenistan’ın trans–Atlantik bağlarının güçlenmesi; Gürcistan veya Ukrayna
örneklerinin aksine; Moskova ya da Washington’dan birinin galip çıkacağı bir
mcüadeleyi yansıtmamaktadır. Kanımızca Ermenistan, Kafkasya’daki konumunu her
iki
gücün
istifadesine
açarken;
ulusal
ideallerini
izlemek
için
ilişkilerini
çeşitlendirecektir.
 Bu bağlamda:
•
Türkiye, ABD’nin Kafkasya’daki göreli zayıflığının ve stratejik odağını
Afgansitan–Pakistan denklemine kaydırması zorunluluğunun ayırdında
olmalıdır. Bu çerçevede Washington, müzakere edilebilir bir durumdadır.
Zira Irak’tan çekilme süreci esnasında ve sonrasında Türkiye’ye duyulacak
gereksinim artacaktır.
•
Ermenistan ile sınırların açılmasının karşılığı, Soykırım, toprak talepleri ve
Karabağ
hususlarında
mutlak
alınmalıdır.
Ekonomik
ilişkilerin
normalleşmesi Ermenistan’ın vereceği bir taviz kimliğinde görülmemelidir.
128
•
Türkiye’deki muhalefetin tepkisi, uluslararası kamuoyunda ön plana
çıkarılmalı; “Türk kamuoyunun tatmin edilmesi” gerekçesi müzkarelerde
zorlayıcı bir faktör olarak kullanılmalıdır.
•
Ankara, Bakü ile stratejik diyalog yollarını mutlaka açık tutmalı ve etkin
biçimde kullanmalıdır. Ayrıca kamu diplomasisi aracılığıyla Azerbaycan
halkına seslenmek büyük önem arz etmektedir. Zira, iki devlet bir millet
anlayışı; Bakü–Ankara ortaklığının moral zeminini oluşturmaktadır. Sınır
kapısının açılması durumunda, Azerbaycan’ın tatmin edilmesi büyük önem
arz edecektir.
•
Karabağ sorununun tamamen bir tarafın lehine çözülmesini beklemek
olası değildir. Zira Azerbaycan’ın konuyu askeri yöntemler ile çözebilecek
bir stratejik kültürü yoktur, konjonktürel koşullar uygun değildir ve
Ermenistan Rusya’nın askeri himayesi altındadır. Rus Ordusu, 1990’lı
yıllardaki durumunda değildir ve Moskova’da Putin faktörü bulunmaktadır.
Azerbaycan’ın kısa ve orta vadede ulaşabileceği en iyi sonuç; birkaç
“rayonun” Azeri kamuoyunu tatmin etmek için geri verilmesi;
AzerbaycanNahcivanTürkiye bağlantısının sağlanması amacıyla
Laçin koridorunun açılmasıdır. Uzun vadede büyük stratejiler her
zaman geçerliliğini korumaktadır ve Karabağ’ın tamamının geri
alınması mevcut durumda ancak ulusal ideal kimliğinde bulunabilir.
•
Müzakereler esnasında Erivan’ı makul bir zemine çekecek ve genel tavrını
değiştirmeye zorlayabilecek hususlar şu şekilde sıralanabilir:
-
Washington nezdinde Erivan’ı uzlaşmayı engelleyen taraf olarak
göstererek uluslararası baskıyı Ermenistan’ın üzerine yıkmak,
-
Zor
olsa
da,
Erivan’da
Rusya’nın
güvenlik
garantilerinin
zayıflayabileceği algısını uyandırmak,
-
Müzakerelerin istenilen zeminde sonuçlanmaması halinde AnkaraBakü ilişkilerinin; Tiflis’i de içerecek şekilde geniş entegrasyonlara
gideceği algısını oluşturmak,
-
Ekonomik durumu Erivan açısından sürdürülemez bir boyuta
taşımaya çalışmak.
129
Sonuç olarak sınırın açılması; Azerbaycan’ın kaybedilmesine neden olacak
boyutta ise veya söz konusu tasarruf karşılığında Karabağ ya da soykırım iddiaları
hususunda Erivan herhangi bir taahhüt altına girmiyorsa, potansiyel kazancın
oldukça sınırlı, risk faktörlerinin ise güçlü olduğu değerlendirilmektedir.
Özellikle Kafkasya gibi çok değişkenli bir ortamda, “Sıfır sorun” olması orta ve
uzun vadede gerçekçi görünmemektedir.
Ermenistan ile Türkiye arasındaki asıl uçurumun, Ermeni güvenlik belgelerine
ve hukuki metinlerine yansıyan; ırksal faktörleri içeren, sınır aşan ve mağduriyet
psikolojisi üzerine kurulmuş Ermeni milliyetçiliği olduğu; uzun dönemde “sıfır
sorun” isteniyorsa, bu algının mutlak değişmesi ve Ermeni kimliğinin “öteki” olarak
Türkleri görmemesi zorunlu olarak değerlendirilmektedir.
KAYNAKÇA
•
ARMAN, Karabet. Türk – Ermeni İlişkileri, Tercüman Gazetesi, 4 Nisan
1977.
130
•
Arşiv
Belgeleriyle
Ermeni
Faaliyetleri
1914
–
1918,
Cilt
I-II,
Genelkurmay ATASE ve Genelkurmay Denetleme Başkanlığı Yayınları,
Ankara, 2005.
•
ASLAN, Betül. Erzurum’da Ermeni Olayları (1918 – 1920) (Hatıralar –
Belgeler – Kazılar), Atatürk Üniversitesi Yayınları, Erzurum, 2004.
•
ASLANLI, Araz. “Ermenistan’ın Azerbaycan Topraklarını İşgali Sorununun
Hukuki Boyutu: Azerbaycan’ın Meşru Müdafaa Hakkı Devam Ediyor Mu?”,
Ermeni Araştırmaları Dergisi, Ankara, ASAM Yayınları, Sayı: 9, Bahar
2003, 94 – 117.
•
ASLANLI, Araz. “Tarihten Günümüze Karabağ Sorunu”, Avrasya Dosyası,
Ankara, ASAM Yayınları, Cilt: 7, Sayı: 1, İlkbahar 2001, 393 – 430.
•
AYDIN,
Mustafa.
“Azerbaycan,
Türkiye-Ermenistan
Anlaşmasının
Neresinde?”, TEPAV, 2009.
•
BARTHOLOMEES, Jr, J. Boone [ed]. Theory of War and Strategy, US
Army War College, 2008.
•
Bozkuş D., Yıldız,
“Ermenistan’ın Demografik Yapısı ve Ermenistan’da
Azınlıklar”, Ermeni Araştırmaları Dergisi, Ankara, ASAM Yayınları, Sayı:
23-24, 2006.
•
Bozkuş D., Yıldız, “İran-Ermenistan Demiryolu Projesinin Düşündürdükleri”,
ERAREN İnternet Sitesi, 6 Ağustos 2008.
•
CABBARLI, Hatem. “Geçmişten Günümüze Ermenistan’da Azerbaycan
Türkleri”, Ermeni Araştırmaları Dergisi, Ankara, ASAM Yayınları, sayı:4,
Aralık 2001- Ocak, Şubat 2002, 122 – 146.
•
ÇELİKPALA, Mithat. “İran-Ermenistan ilişkileri ve Kafkaslara Yansımaları”,
Stratejik
Araştırmalar
Dergisi
,Genelkurmay
Atase
Başkanlığı
Yayınları, Yıl:7 Mayıs 2009 Sayı:13.
•
ÇEVİK,Abdülkadir. Politik Psikoloji, Ankara, Dost Kitabevi, 2009.
•
ÇİTLİOĞLU, Ercan. Ölümcül Tahterevalli, Ankara, Destek Yayınları,
2007.
131
•
DEDEOĞLU, Beril. Uluslararası Güvenlik ve Strateji, Yeniyüzyıl
Yayınları, İstanbul, 2008.
•
DUMLU, Ahmet. Belgelerle Ermeniler ve Katliamları, 1983.
•
Ermenistan Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi, 2007.
•
Ermenistan Askeri Doktrini, 2007.
•
Ermenistan Savunma Doktrini, 2007.
•
Ermenistan Vatandaşlık Kanunu, 1995.
•
Ermenistan Anayasası, 1995.
•
Ermenistan Bağımsızlık Bildirgesi, 1990.
•
Ermeniler Tarafından Yapılan Katliam Belgeleri, Cilt I-II, T.C.
Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü, Ankara, 2001
•
FRIEDMAN, George. “The Russo-Georgian War and the Balance of
Power”, STRATFOR, 2009.
•
GÖYÜNÇ, Nejat. Türk Ermeni İlişkileri ve Ermeni Soykırımı İddiaları,
Ermeni Sorunu ve Bursa Ermenileri, Bursa, 2000.
•
GÜRÜN, Kamuran . Ermeni Dosyası, Ankara, 1983.
•
HALAÇOĞLU, Yusuf. Ermeni Tehciri, İstanbul, Babıali Kültür Yayıncılığı,
2006.
•
HAMLİN, Dr. “23 Aralık 1893 Tarihli Mektup”,
Belgelerle Türk Tarihi
Dergisi, Sayı: 32, 1970, s:47.
•
HICKOK, M. Robert. “Hegemon Rising, Parameters”, Summer, 2000.
•
KARACAKAYA, Recep. “Kaynakçalı Ermeni Meselesi Kronolojisi”,
T. C. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivleri Daire
Başkanlığı, Yayın No: 52, İstanbul, 2001
•
KEOHANE, Robert. O. After Hegemony: Cooperation and Discord in
The World Political Economy, Princeton, 1984.
•
KIZILKAYA, Oktay. “Revan (Erivan) Ve Iğdır Yöresinde Demografik
Yapının Ermeniler Lehine Dönüştürülme Süreci (1828 – 1920)”, Sosyal
Bilimler Enstitüsü Dergisi, Kars, Sayı: 22, 2007/1, 299-311.
132
•
KOCAŞ, M. Sadi. Tarihte Ermeniler ve Türk Ermeni İlişkileri, İstanbul,
Kastaş A.Ş. Yayınları, 1990.
•
KURAN, Ahmet Bedevi. Osmanlı İmparatorluğunda İnkılap Hareketleri
ve Milli Mücadele, İstanbul, 1956.
•
KÜÇÜK, Cevdet. Osmanlı Diplomasi’sinde Ermeni Meselesinin Ortaya
Çıkışı 1878-1897, İstanbul, 1986.
•
LOWRY, Heath W. Büyükelçi Morgenthau’nun Öyküsü’nün Perde
Arkası, İstanbul, 1991.
•
LÜTEM, Ömer Engin (ed.). Ermeni Sorunu Temel Bilgi ve Belgeler,
Ankara, ASAM Yayınları, 2007.
•
McCarthy, Justin. “The Anatolian Armenians, 1912-1922”, Armenians in
the Ottoman Empire, İstanbul, 1984.
•
NICHOL, Jim. “Armenia, Azerbaijan, and Georgia: Political Developments
and Implications for U.S. Interests”, Congressional Research Service,
2009.
•
OĞAN, Sinan. “Ermenistan’ın Tehcir Politikası ve Neticesi: Azerbaycan’da
Göçmen Sorunu”, Ermeni Araştırmaları Dergisi, Ankara, Bahar 2003,
118-143.
•
ÖNDER, Ali Tayyar. Türkiye’nin Etnik Yapısı, İstanbul, 2005.
•
ÖZDEMİR, Hikmet ve Yusuf Sarınay (ed.).
Türk – Ermeni İhtilafı
Belgeler, TBMM Kültür, Sanat ve Yayın Kurulu Yayınları No: 126, Ankara.
•
ÖZDEMİR, Hikmet (ed.). Türk – Ermeni İhtilafı Makaleler, TBMM Kültür,
Sanat ve Yayın Kurulu Yayınları No: 122, Ankara, 2007.
•
ÖZDEMİR, Hikmet. Ermeni İddiaları Karşısında Türkiye’nin Birikimi,
TBMM Kültür, Sanat ve Yayın Kurulu Yayınları No: 128, Ankara, 2008.
•
ÖZGÜLDÜR, Yavuz ve diğerleri. Her Yönüyle Ermeni Sorunu, T.C. Kara
Kuvvetleri Komutanlığı, Kara Harp Okulu Komutanlığı, Ankara, Kara Harp
Okulu Basım Evi, 2001.
•
ÖZEL,
Sabahattin.
“Batılıların
Gözüyle”,
Araştırmaları, İstanbul, Sayı: 3, 2003.
133
Yakın
Dönem
Türkiye
•
SÜSLÜ A. ve diğerleri.Türk Tarihinde Ermeniler, Ankara, 1995.
•
SYNDER, Jack. The Soviet Strategic Culture: Implications For Limited
Nuclear Operation, Santa Monica, RAND Publications, 1977.
•
“Tarih Boyunca Ermeni Meselesi”, Genelkurmay Yayınları, Ankara, 1979.
•
“Turkey’s
Evolving
Dynamics
Strategic
Choices
for
U.S.-Turkey
Diplomatic
Relations?”,
Relations”, CSIS, 2009.
•
“Turkey,
Armenia:
Moving
Closer
Toward
STRATFOR, 2009
•
TVERDOHLEBOV, Gördüklerim Yaşadıklarım (Erzurum 1917 – 1918),
2007.
•
URAS, Esat. Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, İstanbul, 1976.
•
UBICINI, M. A. Türkiye 1850, İstanbul, 1975.
•
VOLKAN, Vamık D. Kanbağı Etnik Gururdan Etnik Teröre, İstanbul,
Bağlam Yayıncılık, 1999.
İnternet Kaynakları
•
Haydar Aliyev Vakfı, Azerbaycan Cumhuriyeti Resmi İnternet Sitesi
•
Azerbaycan Cumhuriyeti Savunma Bakanlığı Resmi İnternet Sitesi
•
Ermenistan Cumhuriyeti Resmi İnternet Sitesi
•
Ermenistan Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı Resmi İnternet Sitesi
•
Ermenistan Cumhuriyeti Savunma Bakanlığı Resmi İnternet Sitesi
•
OSCE Resmi İnternet Sitesi
•
Birleşmiş Milletler Resmi İnternet Sitesi
•
NATO Resmi İnternet Sitesi
•
Genelkurmay Başkanlığı Resmi İnternet Sitesi
134
EK – A
BİRLEŞMİŞ MİLLETLER SOYKIRIM SUÇUNUN ÖNLENMESİNE VE
CEZALANDIRILMASINA İLİŞKİN SÖZLEŞME METNİ (TÜRKÇE)
SOYKIRIM SUÇUNUN ÖNLENMESİNE VE CEZALANDIRILMASINA DAİR
SÖZLEŞME
Sözleşmeci Taraflar, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun 11 Aralık 1946 tarihli ve
96(I) sayılı kararında soykırımın, Birleşmiş Milletlerin ruhuna ve amaçlarına aykırı
135
olan ve uygar dünya tarafından lanetlenen, uluslararası hukuka göre bir suç olarak
beyan edilmesini dikkate alarak, tarihin her döneminde soykırımın insanlık için büyük
kayıplar meydana getirdiğini kabul ederek, insanlığı bu tür bir iğrenç musibetten
kurtarmak için uluslararası işbirliğinin gerekli olduğuna kanaat getirerek aşağıdaki
hükümlerde anlaşmışlardır:
Madde 1- Sözleşmeci Devletler, ister barış zamanında isterse savaş zamanında
işlensin, önlemeyi ve cezalandırmayı taahhüt ettikleri soykırımın uluslararası hukuka
göre bir suç olduğunu teyit eder.
Madde 2- Bu Sözleşme bakımından, ulusal, etnik, ırksal veya dinsel bir grubu,
kısmen veya tamamen ortadan kaldırmak amacıyla işlenen aşağıdaki fiillerden her
hangi biri, soykırım suçunu oluşturur.
a) Gruba mensup olanların öldürülmesi;
b) Grubun mensuplarına ciddi surette bedensel veya zihinsel zarar verilmesi;
c) Grubun bütünüyle veya kısmen, fiziksel varlığını ortadan kaldıracağı hesaplanarak
yaşam şartlarını kasten değiştirmek;
d) Grup içinde doğumları engellemek amacıyla tedbirler almak;
e) Gruba mensup çocukları zorla bir başka gruba nakletmek;
Madde 3- Aşağıdaki eylemler cezalandırılır:
a) Soykırımda bulunmak;
b) Soykırımda bulunulması için işbirliği yapmak;
c) Soykırımda bulunulmasını doğrudan ve aleni surette kışkırtmak;
d) Soykırımda bulunmaya teşebbüs etmek;
e) Soykırıma iştirak etmek;
Madde 4- Soykırım suçunu veya üçüncü maddede gösterilen fiillerden birini
işleyenler, anayasaya göre yetkili yöneticiler veya kamu görevlileri veya özel kişiler
de olsa cezalandırılır.
Madde 5- Sözleşmeci Devletler, bu Sözleşmenin hükümlerine etkililik kazındırmak, ve
özellikle soykırımdan veya üçüncü madde belirtilen fiillerden suçlu bulunan kimselere
136
etkili cezalar verilmesini sağlamak için, kendi Anayasalarında öngörülen usule uygun
olarak gerekli mevzuatı çıkarmayı taahhüt eder.
Madde 6- Soykırım fiilini veya üçüncü maddede belirtilen fiillerden birini işlediğine dair
hakkında suç isnadı bulunan kimseler, suçun işlendiği ülkedeki Devletin yetkili bir
mahkemesi veya yargılama yetkisini kabul etmiş olan Sözleşmeci Devletler
bakımından yargılama yetkisine sahip bulunan uluslararası bir ceza mahkemesi
tarafından yargılanır.
Madde 7- Soykırım fiili ve üçüncü maddede belirtilen diğer fiiller, suçluların iadesi
bakımından siyasal suçlar olarak kabul edilmez. Sözleşmeci Devletler bu tür
olaylarda kendi yasalarına ve yürürlükteki sözleşmelere göre suçluları iade etmeyi
üstlenir.
Madde 8- Sözleşmeci Devletlerden her hangi biri, soykırım fillerinin veya üçüncü
maddede belirtilen her hangi bir fiilin önlenmesi ve sona erdirilmesi için gerekli
gördükleri takdirde, Birleşmiş Milletlerin yetkili organlarından, Birleşmiş Milletler
Şartı'na göre harekete geçmesini isteyebilir.
Madde 9- Sözleşmeci Devletler arasında bu Sözleşmenin yorumlanması,
uygulanması veya yerine getirilmesi ve ayrıca soykırım fillerinden veya Üçüncü
maddede belirtilen fiillerin her hangi birinden bir Devletin sorumluluğu ile ilgili olarak
çıkan uyuşmazlıklar, uyuşmazlığın taraflarından birinin talebi üzerine Uluslararası
Adalet Divanı önüne götürülür.
Madde 10- Bu Sözleşmenin eşit ölçüde geçerli olan Çince, İngilizce, Fransızca,
Rusça ve İspanyolca metinleri 9 Aralık 1948 tarihini taşır.
Madde 11- Bu Sözleşme 31 Aralık 1949 tarihine kadar Birleşmiş Milletler Üyelerinin
ve Üye olmayıp da Genel Kurul tarafından bu Sözleşmeyi imzalamaya davet edilen
Devletlerin imzasına açıktır. Bu Sözleşme onaylanır, ve onay belgeleri Birleşmiş
Milletler Genel Sekreterliği'ne tevdi edilir.
137
Bu Sözleşmeye 1 Ocak 1950 tarihinden sonra Birleşmiş Milletler Üyeleri ile Üye
olmayıp da yukarıda belirtildiği gibi davet edilen Devletler katılabilir. Katılma belgeleri
Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine tevdi edilir.
Madde 12- Bir Sözleşmeci Taraf her hangi bir zamanda, Birleşmiş Milletler Genel
Sekreterine hitaben göndereceği bir bildirimle, bu Sözleşmenin uygulanmasını, bu
Sözleşmeci Tarafın dış ilişkileri bakımından sorumlu olduğu ülke veya ülkeler
bakımından genişletebilir.
Madde 13- İlk yirmi onay veya katılma belgesinin tevdi edilmesinin tamamlandığı
gün, Genel Sekreter bir tutanak düzenler ve bunun bir kopyasını Birleşmiş Milletlerin
bütün Üyelerine ve on birinci maddede belirtilen Üye olmayan Devletlere iletir. Bu
Sözleşme, yirminci onay veya katılma belgesinin tevdi edilmesini izleyen doksanıncı
gün yürürlüğe girer. Daha sonraki bir tarihte tevdi edilen bir onay veya katılma
belgesi, bu onay veya katılma belgesinin tevdi tarihini izleyen doksanıncı gün
yürürlüğe girer.
Madde 14- Bu Sözleşme yürürlüğe girdiği tarihten itibaren on yıl süreyle yürürlükte
kalır.
Bundan sonraki beş yıllarda, bu sürelerin bitiminden en az altı ay önce çıkma
beyanında bulunmamış Sözleşmeci Devletler bakımından yürürlükte kalmaya devam
eder. Çıkma, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'ne hitaben gönderilecek yazılı bir
bildirimle yürürlük kazanır.
Madde 15- Sözleşmeden çıkmalar nedeniyle bu Sözleşmeye Taraf Devletlerin sayısı
on altının altına düşerse, Sözleşme bu çıkma bildirimlerinden en sonuncusunun
yürürlük kazandığı tarihten itibaren yürürlükten kalkar.
Madde 16- Sözleşmeci Taraflar Genel Sekretere hitaben gönderecekleri yazılı bir
bildirim vasıtasıyla her zaman bu Sözleşmede değişiklik yapılmasını talep edebilirler.
Genel Kurul, böyle bir talep karşısında yapılması gereken işleme karar verilir.
Madde 17- Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, bütün Birleşmiş Milletler Üyelerini ve
on birinci maddede belirtilen üye olmayan Devletleri aşağıdaki konularda bilgilendirir:
138
a) On birinci maddeye göre alınan imzalar, onaylar ve katılmalar;
b) On ikinci maddeye göre alınan bildirimler;
c) On üçüncü madde gereğince Sözleşmenin yürürlüğe girdiği tarih;
d) On dördüncü maddeye göre alınan çekilme bildirimleri;
e) On beşinci maddeye göre Sözleşmenin yürürlükten kalkması;
f) On altıncı maddeye göre alınan bildirimler;
Madde 18- Bu Sözleşmenin orijinal metni Birleşmiş Milletler arşivinde saklanır.
Sözleşmenin onaylı bir örneği, Birleşmiş Milletler Üyelerine ve on birinci maddede
belirtilen üye olmayan Devletlerin her birine iletilir.
Madde 19- Bu Sözleşmenin yürürlüğe girdiği tarih Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri
tarafından kayda geçirilir.
EK – B
1920 TÜRKİYE - ERMENİSTAN ARASINDA İMZALANAN GÜMRÜ ANTLAŞMASI
Gümrü (Alexandropol), 2 Aralık 1920 (Metin)
Bir yandan Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, Öte yandan Ermenistan
Cumhuriyeti, aralarındaki savaş durumuna son vermek ve sürekli bir barış yaratmak
139
amacıyla, aşağıda adları yazılı yetkili Temsilcileri, görüşmeler yapmak için,
görevlendirilmişlerdir:
Türkiye Hükûmetince:
Doğu Cephesi Komutanı Ferik Kâzım Karabekir Paşa, Erzurum Valisi Hamid Bey,
Erzurum Milletvekili Süleyman Necati Bey;
Ermenistan Cumhuriyetince:
Eski Başbakan MösyüAleksander Hatisiyan,
Eski Maliye Bakanı Mösyü Avram Gülhandaniyan, İçişleri Bakan Yardımcısı Mösyü
İstepan Gorganiyan.
Adı geçen yetkili Temsilciler, barış görüşmeleri için Gümrü'de toplanıp yöntemine
uygun
görülen
yetki
belgelerinin
verişimi
üzerine,
aşağıdaki
Maddeleri
kararlaştırmışlardır:
1. Türkiye ile Ermenistan arasında savaş durumuna son verilmiştir.
2. Türkiye ile Ermenistan arasındaki sınır, ilişik krokide gösterildiği üzere, (aşağı
Karasunun döküldüğü yerden başlayarak, Araş ırmağı Kekaç kuzeyine dek Arpaçayi,
daha sonra Karahan Deresi - Tiğnis batısı - Büyük Kimli doğusu - Kızıltaş - Büyük
Akbaba Dağı) çizgisinden oluşur. Sınır çizgisinin kesin biçimde belirlenmesi işi, bu
Antlaşmanın imzası gününden iki hafta sonra, Karma bir Komisyonca yerinde
yapılacaktır.
Kuki Dağı 10282-8022-Gamasur Dağı 8160-Kurdkulak Köyü-Saat Dağı 7868Arpaçay Evleri 3080-Kemurlu Dağı 6930-Saraybulak 8071-Ararat İstasyonu - Araş
ırmağı üzerinde Aşağı Karasu'nun döküldüğü yerden geçen çizginin güneyindeki
(Nahçivan, Şahtahtı, Şarur) bölgesinde daha sonra bir plebisitle saptanacak yönetim
biçimine ve bu yönetimin kapsayacağı topraklaıa Ermenistan karışmayacak ve işbu
bölgede şimdilik Türkiye koruyuculuğunda bir yerel yönetim kurulacaktır.
3. Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, ikinci Maddede sözügeçen sınır ile Osmanlı
sınırı arasında bulunup işbu Antlaşma uyarınca Türkiye'de kalacak olan ve üzerine
Türkiye'nin tarihsel, etnik ve hukuksal ilişkisi inkâr edilemez toprakların hukuksal
durumu konusunda, Ermenistan Cumhuriyeti istediği takdirde, asıl halkının tümüyle
geri dönmesinin gerçekleşebilmesi için, Antlaşmanın onaylanmasından sonra üç yıl
140
geçince plebisite başvurmayı kabul eder. Bir
Alt
Komisyon
bunun
biçimini
belirleyecektir.
4. Emperyalist Devletlerin kışkırtma ve özendirmeleri sonucu olarak, düzen ve
güvenliği bozucu durum ve eylemlere bundan böyle olanak bırakılmaması yolundaki
iyiniyeti nedeniyle, Erivan (Ermenistan) Cumhuriyeti iç güvenliği korumağa yetecek
düzeyde, hafif silâhlı jandarma kuvveti ve ülkeyi savunmaya ayrılan sekiz dağ ya da
sahra topu ile yirmi makineli tüfeğe sahip ücretle tutulacak bin beşyüz askerden
oluşan bir birlikten fazla bir askersel kuruluşa izin vermemeği yükümlenir.
Ermenistan'da zorunlu askerlik hizmeti olmayacaktır. Ülkeyi dış düşmanlara karşı
savunmak için tahkimat yapmak ve bu tahkimata istediği sayıda ağır toplar
yerleştirmekte Ermenistan Cumhuriyeti özgürdür. Bu ağır toplar arasında, hareket
halindeki Orduda kullanılabilecek onbeş santimetrelik obüsler ile onbeş santimetrelik
uzun toplar ve daha küçük çapta her türlü ağır ateşli silâhlar bulunmayacaktır.
5. Barışın yapılmasından sonra Erivan'da yerleşecek Türkiye'nin siyasal Temsilcisi ya
da Büyükelçisinin yukarıda sözü edilen konularda her zaman denetleme ve
soruşturma yapmasına Erivan Hükümeti izin vermeği işbu Antlaşma ile kabul etmiştir.
Buna karşılık, Ermenistan Cumhuriyeti istemde bulunursa, Türkiye Büyük Millet
Meclisi Hükümeti Ermenistan'a silâhlı yardımda bulunmağı yükümlenir.
6. Bağıtlı Taraflar, Büyük Savaş sırasında düşman ordularına katılarak kendi
devletine karşı silâh kullanmış ya da işgal altındaki topraklar üzerinde toptan
kırımlara katılmış olanları dışındaki göçmenlerin eski sınır içindeki yurtlarına
dönmelerine izin verir. Böylece, ülkelerine döneceklerin en uygar ülkelerdeki
azınlıkların yararlandıkları haklardan bütünüyle yararlanmalarını, karşılıklı olarak,
yükümlenirler.
7. Altıncı Maddede sözü geçen göçmenlerden işbu Antlaşmanın onayı ve onay
belgelerinin verişimi gününden sonra bir yıllık süre içinde yurtlarına dönmeyenler o
Maddenin verdiği olanaktan yararlanamayacakları gibi, tasarruf haklanma ilişkin
savları da geçerli olmayacaktır.
8. Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, iki yıldan beri silâh altında tutmak zorunda
kaldığı Ordunun büyük harcamalar gerektirmiş olmasına karşın, Ermenistan'a karşı
girişmek zorunluluğunda kaldığı savaş nedeniyle hakkı olan zarar gideriminden,
benimsenip açıklanan insancıl ve hukuksal ilkelere uymak isteğiyle, vazgeçmiştir.
141
Bundan başka, Taraflar Büyük savaş sırasında ortaya çıkan zararlar ve tasarruf
haklarındaki değişikliklerin gerektirdiği zarar gideriminden de aklanmışlardır
9. Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, Erivan Cumhuriyetine, İkinci Maddede
belirlenen sınır içinde, egemenliğini bütünüyle geliştirmek ve güçlendirmek üzere,
içtenlikle yardımda bulunmağı yükümlenir.
10. Erivan Hükümeti, Türkiye Büyük Milletince kesinlikle reddedilmiş olan (Sevr)
Antlaşmasını hükümsüz sayıp bunu ve kimi emperyalist hükümet ve siyasal çevreler
elinde bir kışkırtma aracı olan Avrupa ve Amerika'daki Temsilci Heyetlerini geri
çağırmayı, bundan böyle iki ülke arasında her türlü yanlış düşünceleri ortadan
kaldırmak iyiniyetiyle yükümlendiğini açıklar.
Ermenistan Cumhuriyeti barış ve esenlik içinde gelişmesini sağlama ve Türkiye'nin
komşuluk haklarına saygılı olma doğrultusundaki iyiniyetlerinin bir kanıtı olmak üzere,
emperyalist amaçlar güderek, iki ulusun barış ve esenliğini tehlikeye sokan haris,
savaşçı kişileri hükümet yönetiminden uzak tutmağı yükümlenir.
11. Ermenistan Cumhuriyetinin toprakları üzerinde yaşayan Müslüman halkın
haklarını korumak ve onların dinsel ve kültürel özellikleri içinde gelişmelerini
sağlamak için, toplumsal biçimde örgütlenmelerini, Müftülerin doğrudan doğruya
Müslüman toplumunca seçilmesini ve yerel müftülerin seçecekleri Başmüftü'nün
memurluk görevinin Türkiye Büyük Millet Meclisi Şer'iye Vekâletince onaylanmasını
kabul ederek yükümlenir.
12. Bağıtlı Taraflardan her biri, karşı Tarafa ilintili kişi ve malların kendi demiryolları
ve genellikle tüm ulaşım yolları üzerinden özgürce geçmelerini ve öteki Tarafın
denize ya da herhangi bir ülkeye transitini, hiç bir biçimde, engellememeği
yükümlenir. Türkiye Hükümeti, Şerur, Nahçivan, Şahtahtı ve Gulfa yoluyla îran,
Maktu ve Ermenistan ara¬sında transit işlerinin serbestliğini sağlar. Ermenistan
Hükümeti, Azerbaycan, İran, Gürcistan ve Türkiye arasında eşya, araba, vagon ve
tüm transit işlerinden vergi almamağı yükümlenir.
Türkiye Devleti, varlık ve yaşamına Emperyalistler tarafından girişilmesi kesinlikle
beklenen yıkıcı kışkırtmalara karşı koymak zorunluğunda bulunduğundan, genel
barışın gerçekleşmesine değin, ulaşım serbestliğini bozmamak koşulu ile, Dördüncü
Maddede sözü edilen sayıdan fazla silâh sokulmasını önlemek için, Erivan
Cumhuriyeti içindeki demiryolları ve ulaşım yollarını denetim ve gözetim altında
142
bulunduracaktır. Emperyalist devletlere ilintili resmi olmayan heyetlerin bu ülkeye
girme ve sızmalarına Taraflar engel olacaklardır.
13. Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, Devletin bağımsızlığı ve toprak
bütünlüğünü
tehdit
edebilecek
saldırılara
karşı,
işbu
Antlaşmanın
Erivan
Cumhuriyetine sağladığı haklara zarar gelmemek koşulu ile Ermenistan içinde geçici
olarak askersel önlemler alabilir.
14. Erivan Cumhuriyetince her hangi bir Devletle yapılmış olan tüm Antlaşmaların
Türkiye'yi ilgilendiren, ya da Türkiye'nin çıkarlarına zararlı hükümlerini geçersiz
saymayı bu Cumhuriyet kabul eder ve yükümlenir.
15. Bağıtlı Taraflar arasında Antlaşmanm imzasından sonra tica¬ret ilişkileri
başlayacak ve Taraflar Büyükelçi ve Konsolos atayabilecektir.
16. Telgraf, posta, telefon, konsolosluk ve ticarete ilişkin bağıtlar Alt - Komisyonlarca
işbu Antlaşma hükümleri uyarınca yapılacaktır. Bununla birlikte, komşu ülke ve işgal
altındaki topraklar ile Ermenistan arasında demiryolu, telgraf ve posta ulaşımının, bu
Antlaşma imza edilir edilmez, başlamasına Türkiye Hükümetince izin verilecektir.
17. Bu Antlaşma gereğince Ermenistan'ın olup Türk Ordusu işgali altında bulunan
toprakların boşaltılması ve tutsakların geri verilmesi ve değiştirilmesi, Antlaşmada
Ermenistan
Hükümetine
ilişkin
yükümlülüklerin
yerine
getirilmesinden
sonra
gerçekleştirilecektir. Alıkonulan siviller ve Devlet ileri gelenleri geri verilecektir.
Tutukluların geri verilmesi işi Alt - Komisyonca yerine getirilecektir.
18. İşbu Antlaşma bir ay içinde onaylanarak, onaylanmış Örnekleri Ankara'da
verişilecektir.
Bu hükümlere olan inançla, yukarıda adları yazılı yetkili Temsilciler işbu Barış ve
Dostluk Antlaşmasını imza etmişlerdir. Antlaşma iki örnek olarak 2 Aralık 1920 günü
Gümrü (Aleksandropol)'de düzenlenmiştir. Anlaşmazlık çıkınca, Türkçe metnine
başvurularak çözümlenecektir.
Kazım KARABEKİR
Aleksandre HATİSYAN
HAMİD
Avram GÜLHANDANİYAN
Süleyman NECATİ
Istepan GORDONIYAN
143
KAYNAK:
Tarihçeleri
ve
Açıklamaları
ile
Birlikte
Türkiye'nin
Siyasal
Antlaşmaları I. Cilt (1920-1945), SOYSAL, İsmail. 17 - 23 ss.‘dan Türk Tarih
Kurumu Remi İnternet Sitesi
EK – C
TÜRKİYE İLE ERMENİSTAN, AZERBAYCAN VE GÜRCİSTAN ARASINDA
DOSTLUK ANTLAŞMASI (KARS ANTLAŞMASI METNİ)
Kars, 13 Ekim 1921
Ulusların kardeşliği ilkesini ve kavimlerin kendi geleceklerini öz gürce
saptamak hakkını tanımakta birleşmiş bulunan ve aralarında her zaman iyi ilişkilerin
144
ve karşılıklı çıkarlara dayanan gerçek dostluk bağlarının kurulmuş olduğunu görmek
özleminde olan, bir yandan Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti öte yandan
Ermenistan,
Azerbaycan
ve
Gürcistan
Sosyalist
Sovyetler
Cumhuriyetleri,
Hükûmetleri Rusya Sovyetleri Sosyalist Cumhuriyeti Hükûmetinin de katılmasıyla, bir
Dostluk Antlaşması yapılması için görüşmelere girişilmesine karar vermişler ve bu
amaçla;
Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti:
Büyük Millet Meclisinde Edirne Milletvekili ve Doğu Cephesi Komutanı Kazım
Karabekir Paşa’yı;
Büyük Millet Meclisinde Burdur Milletvekili ve Bayındırlık Bakanlığı eski
Müsteşarı Muhtar ve Türkiye’nin Azerbaycan Temsilcisi Memduh Şevket Bey’leri;
Ermenistan Sosyalist Sovyet Cumhuriyeti:
Dışişleri Komiseri İskinaz Maradya ve İçişleri Komiseri Boğuz Makizyan’ı;
Azerbaycan Sosyalist Sovyet Cumhuriyeti:
Devlet Denetimi Halk Komiseri Behbut Şah Tahtineski’yi;
Gürcistan Sosyalist Sovyet Cumhuriyeti:
Kara ve Deniz Kuvvetleri Halk Komiseri Şalva İlyava ve Dışişleri ve Maliye
Komiseri Aleksandr Sıvanidze’yi
Rusya Sovyetleri Sosyalist Federal Cumhuriyeti:
Letonya’daki Temsilcisi Jak Halski’yi yetkili Temsilci atamışlardır.
Adı geçen yetkili Temsilciler, yöntemine uygun görülen yetki belgelerini
veriştikten sonra, aşağıdaki maddeleri kararlaştırmışlardır.
Madde 1— Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti ile Ermenistan, Azerbaycan
ve Gürcistan Sosyalist Sovyetler Cumhuriyetleri Hükûmetleri Bağıtlı Tarafların
ülkelerinin parçalarından bulunan topraklar üzerinde daha önce egemenlik haklarını
kullanmış olan Hükûmetler arasında kararlaştırılmış olup söz konusu topraklara ilişkin
Antlaşmalar
ile
Üçüncü
Hükûmetler
arasında
145
yapılmış
Güney
Kafkasya
Cumhuriyetlerine ilişkin Antlaşmaları geçersiz sayarlar. Moskova’da 16 Mart 1921
(1337) günü imza edilen Türk - Rus Antlaşması bu Madde hükmü nün dışında
tutulmuştur.
Madde 2— Bağıtlı Taraflar, içlerinden birine zorla kabul ettirilmek istenilecek
her hangi bir barış Antlaşması ya da uluslararası bir bağıtı tanımamak konusunda
görüş birliği içindedirler. Bu Antlaşma gereğince, Ermenistan, Azerbaycan ve
Gürcistan Sovyetler Cumhuriyetleri Hükûmetleri Türkiye’ye ilişkin olup da bugün
Büyük Millet Meclisince temsil edilen Türkiye Hükûmetinin tanımadığı hiç bir
uluslararası bağıtı tanımamağı kabul ederler. İşbu Antlaşmada yazlı “Türkiye” terimi
ile İstanbul’da toplanan Osmanlı Millet Meclisince kabul edilip açıklanan ve tüm
devletler ile basına bildirilen 28 Aralık 1336 (1920) günkü Misak-ı Milli’nin kapsadığı
topraklar anlaşılır. Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti de Ermenistan, Azerbaycan
ve Gürcistan’a ilişkin olup bu ülkelerin bugün Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan
Sovyetlerince temsil olunan Hükûmetlerince tanınmayan hiç bir uluslararası bağıtı
tanımamağı kabul eder.
Madde 3— Ermenistan Azerbaycan ve Gürcistan Sovyetler Cumhuriyetleri
Hükûmetleri Kapitülasyonlar yönteminin her ülkenin ulusal gelişmesinin özgürce
sürmesi ve egemenlik haklarının bütünüyle kullanılmasıyla bağdaşmadığını kabul
ederek, Türkiye’de bu yöntemle herhangi bir biçimde ilişkili her türlü yetkilerin ve
hakların kullanılmasını geçersiz ve kaldırılmış sayar.
Madde 4—Türkiye’nin kuzey - doğu sınırı (Rus Genelkurmayının 1/210.000
ölçekli, 1 parmak, 5 verstlik mesafe haritasına göre) Karadeniz kıyısında bulunan
Sarp Köyünden başlayarak Hedis Meta Dağı – Şavyet Dağında suların bölündüğü
çizgi - Kani Dağı ve oradan, sürekli olarak, Ardahan ve Kars Sancaklarının eski
yönetim sınırlarının kıızeyini ve Arpa Çay ile Aras ırmaklarının talveğini Nizni - Kara
Su’yun döküldüğü yere dek izleyen çizgi ile belirlenmiştir. (Sınırın ayrıntıları ve buna
ilişkin işler için I ve II sayılı Ekler ile Bağıtlı Taraflarca imzalanmış ilişik haritaya
başvurulması. Antlaşma metni ile harita arasında çelişki bulunursa Antlaşma metni
haritaya yeğ tutulacaktır.)
Rusya Sovyetleri Sosyalist Federal Cumhuriyeti Hükûmetinin bir temsilcisinin
de katılmasıyla eşit sayıda üyelerden oluşacak bir Karma Sınır Çizme Komisyonu
topraklar üzerinde sınırı ayrıntılarıyla saptamak ve sınır işaretlerini koymakla
görevlidir (İlişik 4 sayılı Harita).
146
Madde 5—Türkiye Hükûmeti ile Ermenistan ve Azerbaycan Sovyetler
Hükûmetleri işbu Antlaşmanın III sayılı Ekinde belirtilen sınırlar içinde olmak üzere,
Nahcivan bölgesinin Azerbaycan’ın koruyuculuğunda özerk bir ülke oluşturulması
konusunda anlaşmışlardır.
Madde 6— Türkiye, işbu Antlaşmanın 4. maddesinde gösterilen sınırların
kuzeyinde bulunan ve Batum Livasına ilişkin topraklar ile Batum kenti ve limanı
üzerindeki egemenlik hakkını, şu koşullarla, Gürcistan’a bırakmağa razı olur:
Birincisi: İşbu Maddede belirtilen yerler halkının, her topluluğun kültürel ve
dinsel haklarını sağlayacak ve bu halkın yukarıda sözü geçen yerlerde isteklerine
uygun bir tarım toprakları rejimi kurma olanağına sahip olacak biçimde geniş bir
yönetimsel özerkliğe kavuşması.
İkincisi: Batum limanı üzerinden Türkiye’ye giden ya da oradan gelen ticaret
malları ve tüm nesnelerin gümrük vergisine bağlı tutulmayarak ve hiç bir engelle
karşılaşmayarak, her türlü vergi ve ücretten bağışık biçimde, serbest transit hakkı ile
birlikte, Türkiye’nin özel harcamalarından da ayrık olarak, Batum limanından
yararlanmasının sağlanması.
Bu Maddenin uygulanması için işbu Antlaşmanın imzasından hemen sonra
ilgili Taraflar temsilcilerinden oluşan bir Komisyon kurulacaktır.
Madde 7—Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti ile Gürcistan Sosyalist
Sovyet Cumhuriyeti Hükûmeti, ortak sınır bölgeleri halklarının Karma bir Komisyonca,
gümrük, polis ve sağlık işleri alanlarında konulacak öncelikli yasalara uymaları koşulu
ile, Sınırı geçmelerini kolaylaştırmağı yükümlenirler.
Madde 8— Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti ile Gürcistan Sosyalist
Sovyet Cumhuriyeti Hükûmeti iki ülkenin sınır bölgesi halklarının sınırın öteki yanında
bulunan kışlık ve yazlık otlakların-dan yararlanmaları zorunluluğunu göz önünde
tutarak, söz konusu halkların hayvanlarını sınırdan geçirmek ve alışıldığı üzere,
otlaklardan yararlanmak hakkını vermeği kabul ederler. Sınırdan geçiş sırasında
uygulanacak gümrük işlemleri ile polis, sağlık vb. önlemleri Karma bir Komisyonca
belirlenecektir.
Madde 9— Boğazların tüm ulusların ticaretine açılması ve geçiş özgürlüğünün
sağlanması için Türkiye ile Gürcistan, Karadeniz ve Boğazların bağlı olacağı rejimin
kesin biçimde hazırlanması işinin, kıyı devletlerinin temsilcilerinden oluşmak üzere,
147
daha sonra yapılacak bir Konferansa bırakılmasını uygun bulurlar. Şu da var ki, bu
Konferans ta alınacak kararların Türkiye’nin salt egemenliğine ve Türkiye ile onun
başkenti İstanbul’un güvenliğine hiç bir zarar getirmemesi gerekir.
Madde 10— Bağıtlı Taraflar, toprakları üzerinde, karşı Taraf ülkesinin ya da
ona bağlı topraklardan birinin Hükûmeti rolünü üstlenmek savında bulunan örgüt ve
grupların kurulmasını ya da yerleşmesini ve öteki ülkeye karşı savaşım amacında
olan grupların yerleşmesini hiç bir zaman kabul etmemeği yükümlenirler. Şurası
belirlidir ki, işbu Maddede söz konusu olan “Türkiye toprakları” Türkiye Büyük Millet
Meclisi Hükûmetinin doğrudan doğruya sivil ve askersel yönetimi al tında bulunan
topraklardır.
Madde 11— Bağıtlı Taraflardan birinin öteki Taraf topraklarında oturan
uyrukları, yerleşmiş oldukları ülke yasalarından doğan hak ve görevlere uygun
biçimde işlem görmekle birlikte, ulusal savunmaya ilişkin yasalardan bağışık tutulup
onlara uymaları istenilmeyecektir.Aile veraset hakları ile ehliyete ilişkin işlerde de
Tarafların uyrukları işbu Madde hükümlerinin dışında kalacaklardır. Bu konular bir
özel anlaşma yapılarak çözümlenecektir.
Madde 12— Bağılı Taraflar, içlerinden birinin öteki ülke topraklarında oturan
uyrukları için En Çok Gözetilen Ulus işlemi uygulan masına izin verirler. Bu Madde
Sovyetler
Cumhuriyetlerinin
kendi
topraklarında
öteki
müttefik
Rus
Sovyet
Cumhuriyetleri yurttaşlarına tanıdıkları haklar ile Türkiye tarafından kendisinin
müttefikleri olan Müslüman devletlerinin uyruklarına tanınan hakları hiç bir zaman
kapsamaz.
Madde 13— 1918 yılından önce Rusya’ya bağlı iken, üzerinde Türkiye’nin
egemenlik hakkı doğrulanan topraklar halkından olup Türk uyrukluğundan çıkmak
isteyenler eşyasını, mallarını ve paralarını birlikte alarak Türkiye’yi özgürce terk
etmek hakkına sahip olacaklardır. Bunun gibi, egemenlik hakkı Türkiye tarafından
Gürcistan’a bırakılmış olan toprakların halkından olup da Gürcistan uyrukluğundan
çıkmak isteyenler, eşya ve mallarını ya da bunların karşılığı parayı birlikte alarak
Gürcistan’ı terk etme hakkına sahip olacaklardır.
Madde 14— Bağıtlı Taraflar, işbu Antlaşmanın imzalanmasından sonra altı
aylık bir süre içinde 1918 ve 1920 Savaşları mültecileri konusunda özel bir anlaşma
yapmağı yükümlenirler.
148
Madde 15— Bağıtlı Taraflardan her biri işbu Antlaşmanın imzalan masından
hemen sonra, Kafkas cephesindeki savaş nedeniyle işlenen cinayet ve cürümler için
öteki Taraf uyrukları yararına tam bir genel af ilan etmeği yükümlenir.
Madde 16— Bağıtlı Taraflar işbu Antlaşmanın imzalanmasından sonra iki aylık
bir süre içinde, kendi toprakları üzerinde bulunan eski asker ve sivil tutsakları
karşılıklı olarak yurtlarına geri yollamağı kabul ederler.
Madde 17— Bağıtlı Taraflar, ülkeleri arasındaki bağlantıların kesilmeden
sürdürülmesi amacıyla, demiryolu, telgraf vb. ulaşım ve iletişimi koruma ve
geliştirmeği ve zorluklarla karşılaşmaksızın, kişi ve malların özgürce geçişini
sağlamak için gerekli önlemlerin aralarında anlaşarak alınmasını yükümlenirler.
Bununla birlikte, yolcuların ve ticaret eşya sının giriş çıkışında Bağıtlı ülkelerin her
birinde yürürlükte bulunan yasalar bütünüyle uygulanacaktır.
Madde 18— Bağıtlı ülkeler arasındaki ilişkileri güçlendirmek için gerekli ticaret
ilişkilerinin kurulması ve ekonomik, parasal vb. işlerin çözümlenmesi amacıyla, işbu
Antlaşmanın imzalanmasından sonra, Tiflis’te ilgili ülkeler temsilcilerinden oluşan bir
Komisyon toplanacaktır.
Madde 19. Bağıtlı Taraflar işbu Antlaşmanın imzalanmasından sonra üç aylık
bir süre içinde, Konsolosluk Sözleşmeleri yapmağı yükümlenirler.
Madde 20— Türkiye, Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan arasında yapılan
bu Antlaşma onay işlemi görecektir. Onay belgelerinin verişimi en kısa bir süre içinde
Erivan’da yapılacaktır.
Antlaşma imzalanır imzalanmaz yürürlüğe girecek olan 6, 14, 15, 16, 18, 19
uncu Maddeler ayrı tutulmak üzere, işbu Antlaşma onay belgelerinin verişimi
gününde yürürlüğe girecektir.
Bu hükümlere olan inançla, yukarıda adları yazılan yetkili Temsilciler işbu
Antlaşmayı imza etmişler ve mühürlemişlerdir.
İşbu Antlaşma 13 Ekim 1337 (1921) günü Kars’ta, beş örnek olarak
düzenlenmiştir.
Kazım Karabekir
Svanidze
Veli Bey
Hanetzky
149
Muhtar Bey
Mravian
Mahmut Şevket Bey
Chahutahtinsky
Eliava
EK: I
[Türkiye ile Ermenistan, Azerbaycan, ve Gürcistan arasında sınır çizgisini
tanımlayan bu Ek, 16 Mart 1921 günü imzalanan Türk - Sovyet Rusya Antlaşmasının
1 (A) Ekinin hemen hemen eşidir. Tek fark bu tanım yapılırken Gürcistan Ermenistan
ve
Ermenistan
-
Azerbaycan
sınırlarının
kesiştiği
yerlerin
de
belirtilmesidir]
EK: II
[Bu Ek’in metni Türk - Sovyet Antlaşmasının I (B) Ekinin eşidir.]
EK: III
[Nahcivan bölgesine ilişkin bu Ek’in metni Türk - Sovyet Antlaşmasının Ek (C)
metnine oranla daha ayrıntılı olduğundan olduğu gibi aşağıya alınmıştır]
Nahcivan Toprakları:
Urmiye Köyü - oradan düz bir çizgi ile (Arazdayan) İstasyonuna (Bu İstasyon
Ermenistan Sosyalist Cumhuriyetine kalacaktır) daha sonra düz bir çizgi ile batı
Taşburun (3142) Dağına - doğu Taşburun Dağında suların bölüştüğü çizgi (4108)Cehennem Deresini Rovne (Bolak) güneyinde keser - Yağırsik dağında (6607) ya da
(6587) suların bölüştüğü çizgiyi izler - oradan eski Erivan Kafkasının ve Şarur
Yalagüz’ün yönetim sınırını izleyerek 6629 rakımlı tepeden Kömürlü Dağ (6839) ya
da (6930) ve oradan 3080 rakımlı tepeye gelir - Sayat Dağı (7868) - Kürtkulak Köyü Gamsor Dağı (8160)-8022 rakımlı tepe ve gökdağ (10282)-eski Nahcivan Kazasının
yönetim sınırının doğusu.
Kazım Karabekir
Svanidze
Veli Bey
Hanetzky
Muhtar Bey
Mravian
Mahmut Şevket Bey
Chahutahtinsky
150
Eliava
EK – D
23 AĞUSTOS 1990 TARİHLİ ERMENİSTAN BAĞIMSIZLIK BİLDİRGESİ
DECLARATION OF INDEPENDENCE
The Supreme Council of the Armenian Soviet Socialist Republic
Expressing the united will of the Armenian people;
Aware of its historic responsibility for the destiny of the Armenian people engaged in
the realization of the aspirations of all Armenians and the restoration of historical
justice;
151
Proceeding from the principles of the Universal Declaration on Human Rights and the
generally recognized norms of international law;
Exercising the right of nations to free self-determination;
Based on the December 1, 1989, joint decision of the Armenian SSR Supreme
Council and the Artsakh National Council on the "Reunification of the Armenian SSR
and the Mountainous Region of Karabakh;"
Developing the democratic traditions of the independent Republic of Armenia
established on May 28, 1918;
Declares
The beginning of the process of establishing of independent statehood positioning
the question of the creation of a democratic society based on the rule of law;
1. The Armenian SSR is renamed the Republic of Armenia (Armenia). The Republic
of Armenia shall have its flag, coat of arms, and anthem.
2. The Republic of Armenia is a self-governing state, endowed with the supremacy of
state authority, independence, sovereignty, and plenipotentiary power.Only the
constitution and laws of the Republic of Armenia are valid for the whole territory of
the Republic of Armenia.
3. The bearer of the Armenian statehood is the people of the Republic of Armenia,
which exercises the authority directly and through its representative bodies on the
basis of the constitution and laws of the Republic of Armenia. The right to speak on
behalf of the people of the Republic of Armenia belongs exclusively to the Supreme
Council of Armenia.
4. All citizens living on the territory of Armenia are granted citizenship of the Republic
of Armenia. Armenians of the Diaspora have the right of citizenship of Armenia. The
citizens of the Republic of Armenia are protected and aided by the Republic. The
Republic of Armenia guarantees the free and equal development of its citizens
regardless of national origin, race, or creed.
5. With the purpose of guaranteeing the security of the Republic of Armenia and the
inviolability of its borders, the Republic of Armenia creates its own armed forces,
152
internal troops, organs of state and public security under the jurisdiction of the
Supreme Council. The Republic of Armenia has its share of the USSR military
apparatus. The Republic of Armenia determines the regulation of military service for
its citizens independently. Military units of other countries, their military bases and
building complexes can be located on the territory of the Republic of Armenia only by
a decision of Armenia’s Supreme Council. The armed forces of the Republic of
Armenia can be deployed only by a decision of its Supreme Council.
6. As the subject of international law, the Republic of Armenia conducts an
independent foreign policy; it establishes direct relations with other states, nationalstate units of the USSR, and participates in the activity of international organizations.
7. The national wealth of the Republic of Armenia - the land, the earth’s crust,
airspace, water, and other natural resources, as well as economic and intellectual,
cultural capabilities are the property of its people. The regulation of their governance,
usage, and possession is determined by the laws of the Republic of Armenia.
The v has the right to its share of the USSR national wealth, including the supplies of
gold and diamond, and hard currency funds.
8. The Republic of Armenia determines the principles and regulation of its economic
system, creates its own money, national bank, finance-loan system, tax and custom
services, based on the system of multiple forms of property ownership.
9. On its territory, the Republic of Armenia guarantees freedom of speech, press, and
conscience; separation of legislative, executive, and judicial powers; a multi-party
system; equality of political parties under the law; depolitization of law enforcement
bodies and armed forces.
10. The Republic of Armenia guarantees the use of Armenian as the state language
in all spheres of the Republic’s life; the Republic creates its own system of education
and of scientific and cultural development.
11, The Republic of Armenia stands in support of the task of achieving international
recognition of the 1915 Genocide in Ottoman Turkey and Western Armenia.
12. This declaration serves as the basis for the development of the constitution of the
Republic of Armenia and, until such time as the new constitution is approved, as the
basis for the introduction of amendments to the current constitution; and for the
operation of state authorities and the development of new legislation for the Republic.
153
Signed by:
Levon Ter-Petrossian
President of the Supreme Council of the Republic of Armenia
Ara Sahakian
Secretary of the Supreme Council of the Republic of Armenia
Yerevan
August 23, 1990
EK – E
2 EYLÜL 1991 TARİHLİ DAĞLIK KARABAĞ İLE İLGİLİ BİLDİRİ
DECLARATION ON PROCLAMATION OF THE NAGORNO KARABAKH
REPUBLIC
Joint session of the Nagorno Karabakh Oblast and Shahoumian regional councils of
people’s deputies with the participation of deputies of councils of all levels
Expressing the will of people, in fact, fixed by a referendum and in the decisions of
the NKAO and Shahoumian regional authorities in 1988-1991, its strive for freedom,
154
independence, equality and good neighbourly relations;
ascertaining proclamation by the Azerbaijani Republic of the “restoration of 19181920 state independence”;
taking into consideration that the policy of apartheid and discrimination pursued in
Azerbaijan created an atmosphere of hatred and intolerance in the Republic towards
the Armenian people, which led to armed conflict, human victims, mass deportation
of the population from peaceful Armenian villages;
being guided by the USSR acting Constitution and laws giving the population of
autonomous units and compactly living ethnic groups the right to decide
independently the issue of their state-legal status in case of a Soviet Republic’s
secession from the USSR;
considering the Armenian people’s strive for unification natural and in line with the
norms of international law;
striving for restoration of good neighbourly relations between Armenian and
Azerbaijani peoples, based on mutual respect of each other’s rights;
taking into consideration the complexity and contradictoriness of the situation in the
state, uncertainty of the Union’s future, Union’s structures of authority and
governance;
respecting and following the principles of General Declaration on Human Rights and
International Pact on Economic, Social and Cultural Rights, International Pact on
Civil, Political and Cultural Rights and with hope for international community’s
understanding and support,
PROCLAIMS:
THE NAGORNO KARABAKH REPUBLIC WITHIN THE BORDERS OF THE
CURRENT NAGORNO KARABAKH AUTONOMOUS OBLAST AND
NEIGHBORING SHAHOUMIAN REGION. (Abr. NKR)
155
The Nagorno Karabakh Republic enjoys the authorities given to Republics by the
USSR Constitution and legislation and reserves the right to decide independently the
issue of its state-legal status based on political consultations and negotiations with
the leadership of Union and Republics.
The USSR Constitution and legislation, as well as other laws currently in force, which
do not contradict the goals and principles of this Declaration and peculiarities of the
Republic apply on the territory of the Nagorno Karabakh Republic, until the NKR
Constitution and laws are adopted.
Joint Session of the Nagorno Karabakh Oblast and Shahumian regional
councils of people’s deputies with the participation of deputies of councils of
all levels.
September 2, 1991
EK – F
AZERBAYCAN – ERMENİSTAN ARASINDA KARABAĞ NEDENİYLE YAŞANAN
ÇATIŞMALARI SONLANDIRAN ATEŞKES ANTLAŞMASI
The Bishkek Protocol
Bishkek, 5 May 1994
Participants of the meeting held in May 4-5 in Bishkek on the initiative of the CIS
Inter-Parliamentary Assembly, Parliament of Kyrgyz Republic, Federal Congress and
Ministry of Foreign Affairs of the Russian Federation:
156
express determination to assist in all possible ways to the cessation of armed conflict
in and around Nagorno Karabakh, which does not only cause irretrievable losses to
Azerbaijani and Armenian people, but also significantly affects the interests of other
countries in the region and seriously complicates the international situation;
supporting the April 15, 1994 Statement by the CIS Council of heads of states,
express readiness to fully support the efforts by heads and representatives of
executive power on cessation of the armed conflict and liquidation of its
consequences by reaching an appropriate agreement as soon as possible;
advocate a naturally active role of the Commonwealth and Inter-Parliamentary
Assembly in cessation of the conflict, in realization of thereupon principles, goals and
the UN and OSCE certain decisions (first of all the UN Security Council resolutions
822, 853, 874, 884);
call upon the conflicting sides to come to common senses: cease to fire at the
midnight of May 8 to 9, guided by the February 18, 1994 Protocol (including the part
on allocating observers), and work intensively to confirm this as soon as possible by
signing a reliable, legally binding agreement envisaging a mechanism, ensuring the
non-resumption of military and hostile activities, withdrawal of troops from occupied
territories and restoration of communication, return of refugees;
agree to suggest Parliaments of the CIS member-states to discuss the initiative by
Chairman of Council of the Inter-Parliamentary Assembly V. Shumeyko and Head of
the Assembly’s Peacemaking Group on Nagorno Karabakh M. Sherimkulov on
creating a CIS peacemaking force;
consider appropriate to continue such meetings for peaceful resolution of the armed
conflict;
express gratitude to the people and leadership of Kyrgyzstan for creating excellent
working conditions, cordiality and hospitality.
ON BEHALF OF DELEGATIONS:
A. Jalilov
(signed by R. Guliyev, Chairman of the Azerbaijani Supreme Soviet)
K. Babourian
(Chairman of the Nagorno Karabakh Republic Supreme Soviet)
157
B. Ararktsian
(Chairman of the Supreme Soviet of Armenia)
V. Shumeyko
(Chairman of the Council of Federation of Russia)
M. Sherimkulov
(Chairman of the Supreme Soviet of Kyrgyzstan)
V. Kazimirov
(Plenipotentiary Representative of the President of the Russian Federation, Head of
the Russian Mediation Mission)
M. Krotov
(Head of the Secretariat of the Council of the Inter-Parliamentary Assembly of
member states)
EK – G
MOSKOVA DEKLARASYONU
Declaration between the Republic of Azerbaijan, the Republic of Armenia and
the Russian Federation
November 2, 2008,
Maiendorf Castle, Moscow Region
158
The Presidents of the Republic of Azerbaijan, the Republic of Armenia and the
Russian Federation, meeting on November 2, 2008, in Moscow, at the invitation of
the President of the Russian Federation,
Having held substantive discussions in a constructive spirit on the state and
prospects for political settlement of the Nagorno-Karabakh conflict through a
continuation of direct dialogue between Azerbaijan and Armenia through the
mediation of Russia, the USA and France as co-chairs of the OSCE Minsk Group,
1. Declare that they will facilitate improvement of the situation in the South Caucasus
and establish stability and security in the region through political settlement of the
Nagorno- Karabakh conflict based on the principles of international law and the
decisions and documents approved within this framework, thus creating favourable
conditions for economic growth and all-round cooperation in the region.
2. Affirm the importance of having the co-chairs of the OSCE Minsk Group continue
their mediation efforts, including based on the outcome of the meeting between the
parties in Madrid on November 29, 2007, and subsequent discussions on further
steps to agree on the basic principles for political settlement.
3. Agree that peace settlement should be accompanied by legally binding guarantees
for every aspect and stage of the settlement process.
4. Note that the Presidents of Azerbaijan and Armenia have agreed to continue work,
including through further contacts at the highest level, on reaching a political
settlement to the conflict and have instructed the heads of their respective foreign
ministries to work together with the co-chairmen of the OSCE Minsk Group to
activate the negotiation process.
5. Consider it important to encourage the establishment of conditions for carrying out
confidence-building measures in the context of work on a peace settlement.
159
EK – H
AVRUPA KONSEYİ’NİN DAĞLIK KARABAĞ İLE İLGİLİ ALDIĞI 1416 SAYILI
KARAR
Resolution 1416 (2005)
The conflict over the Nagorno-Karabakh region dealt with by the OSCE Minsk
Conference
160
1. The Parliamentary Assembly regrets that, more than a decade after the armed
hostilities started, the conflict over the Nagorno-Karabakh region remains unsolved.
Hundreds of thousands of people are still displaced and live in miserable conditions.
Considerable parts of the territory of Azerbaijan are still occupied by Armenian
forces, and separatist forces are still in control of the Nagorno-Karabakh region.
2. The Assembly expresses its concern that the military action, and the widespread
ethnic hostilities which preceded it, led to large-scale ethnic expulsion and the
creation of mono-ethnic areas which resemble the terrible concept of ethnic
cleansing. The Assembly reaffirms that independence and secession of a regional
territory from a state may only be achieved through a lawful and peaceful process
based on the democratic support of the inhabitants of such territory and not in the
wake of an armed conflict leading to ethnic expulsion and the de facto annexation of
such territory to another state. The Assembly reiterates that the occupation of foreign
territory by a member state constitutes a grave violation of that state’s obligations as
a member of the Council of Europe and reaffirms the right of displaced persons from
the area of conflict to return to their homes safely and with dignity.
3.The Assembly recalls Resolutions 822 (1993), 853 (1993), 874 (1993) and 884
(1993) of the United Nations Security Council and urges the parties concerned to
comply with them, in particular by refraining from any armed hostilities and by
withdrawing military forces from any occupied territories. The Assembly also aligns
itself with the demand expressed in Resolution 853 of the United Nations Security
Council and thus urges all member states to refrain from the supply of any weapons
and munitions which might lead to an intensification of the conflict or the continued
occupation of territory.
4. The Assembly recalls that both Armenia and Azerbaijan committed themselves
upon their accession to the Council of Europe in January 2001 to use only peaceful
means for settling the conflict, by refraining from any threat of using force against
their neighbours. At the same time, Armenia committed itself to use its considerable
influence over Nagorno-Karabakh to foster a solution to the conflict. The Assembly
urges both governments to comply with these commitments and refrain from using
armed forces against each other and from propagating military action.
5. The Assembly recalls that the Council of Ministers of the Conference on Security
and Co-operation in Europe (CSCE) agreed in Helsinki in March 1992 to hold a
161
conference in Minsk in order to provide a forum for negotiations for a peaceful
settlement of the conflict. Armenia, Azerbaijan, Belarus, the former Czech and Slovak
Federal Republic, France, Germany, Italy, the Russian Federation, Sweden, Turkey
and the United States of America agreed at that time to participate in this conference.
The Assembly calls on these states to step up their efforts to achieve the peaceful
resolution of the conflict and invites their national delegations to the Assembly to
report annually to the Assembly on the action of their government in this respect. For
this purpose, the Assembly asks its Bureau to create an ad hoc committee
comprising, inter alia, the heads of these national delegations.
6. The Assembly pays tribute to the tireless efforts of the co-chairs of the Minsk
Group and the Personal Representative of the OSCE Chairman-in-Office, in
particular for having achieved a ceasefire in May 1994 and having constantly
monitored the observance of this ceasefire since then. The Assembly calls on the
OSCE Minsk Group co-chairs to take immediate steps to conduct speedy
negotiations for the conclusion of a political agreement on the cessation of the armed
conflict. The implementation of this agreement will eliminate major consequences of
the conflict for all parties and permit the convening of the Minsk Conference. The
Assembly calls on Armenia and Azerbaijan to make use of the OSCE Minsk Process
and to put forward to each other, via the Minsk Group, their constructive proposals for
the peaceful settlement of the conflict in accordance with the relevant norms and
principles of international law.
7. The Assembly recalls that Armenia and Azerbaijan are signatory parties to the
Charter of the United Nations and, in accordance with Article 93, paragraph 1 of the
Charter, ipso facto parties to the statute of the International Court of Justice.
Therefore, the Assembly suggests that if the negotiations under the auspices of the
co-chairs of the Minsk Group fail, Armenia and Azerbaijan should consider using the
International Court of Justice in accordance with Article 36, paragraph 1 of its statute.
8. The Assembly calls on Armenia and Azerbaijan to foster political reconciliation
among themselves by stepping up bilateral inter-parliamentary co-operation within
the Assembly as well as in other forums such as the meetings of the speakers of the
parliaments of the Caucasian Four. It recommends that both delegations should meet
during each part-session of the Assembly to review progress on such reconciliation.
162
9. The Assembly calls on the Government of Azerbaijan to establish contact, without
preconditions, with the political representatives of both communities from the
Nagorno-Karabakh region regarding the future status of the region. It is prepared to
provide facilities for such contacts in Strasbourg, recalling that it did so in the form of
a hearing on previous occasions with Armenian participation.
10. Recalling its Recommendation 1570 (2002) on the situation of refugees and
displaced persons in Armenia, Azerbaijan and Georgia, the Assembly calls on all
member and Observer states to provide humanitarian aid and assistance to the
hundreds of thousands of people displaced as a consequence of the armed hostilities
and the expulsion of ethnic Armenians from Azerbaijan and ethnic Azerbaijanis from
Armenia.
11. The Assembly condemns any expression of hatred portrayed in the media of
Armenia and Azerbaijan. The Assembly calls on Armenia and Azerbaijan to foster
reconciliation and to restore confidence and mutual understanding among their
peoples through schools, universities and the media. Without such reconciliation,
hatred and mistrust will prevent stability in the region and may lead to new violence.
Any sustainable settlement must be preceded by and embedded in such a
reconciliation process.
12. The Assembly calls on the Secretary General of the Council of Europe to draw up
an action plan for support to Armenia and Azerbaijan targeted at mutual
reconciliation processes, and to take this resolution into account in deciding on action
concerning Armenia and Azerbaijan.
13. The Assembly calls on the Congress of Local and Regional Authorities of the
Council of Europe to assist locally elected representatives of Armenia and Azerbaijan
in establishing mutual contacts and interregional co-operation.
14. The Assembly resolves to analyse the conflict-settlement mechanisms existing
within the Council of Europe, in particular the European Convention for the Peaceful
Settlement of Disputes, in order to provide its member states with better mechanisms
for the peaceful settlement of bilateral conflicts as well as internal disputes involving
local or regional territorial communities or authorities which may endanger human
rights, stability and peace.
163
15. The Assembly resolves to continue monitoring on a regular basis the evolution of
this conflict towards its peaceful resolution and decides to reconsider this issue at its
first part-session in 2006.
EK – I
KARABAĞ SORUNUNA İLİŞKİN ÖNEMLİ KARAR METİNLERİ
RESOLUTION 822 (1993)
Adopted by the UN Security Council at its 3205th meeting, on 30 April 1993
The Security Council,
164
Recalling the statements of the President of the Security Council of 29 January 1993
(S/25199) and of 6 April 1993 (S/25539) concerning the Nagorny Karabakh conflict,
Taking note of the report of the Secretary-General dated 14 April 1993 (S/25600),
Expressing its serious concern at the deterioration of the relations between the
Republic of Armenia and the Republic of Azerbaijan,
Noting with alarm the escalation in armed hostilities and, in particular, the latest
invasion of the Kelbadjar district of the Republic of Azerbaijan by local Armenian
forces,
Concerned that this situation endangers peace and security in the region,
Expressing grave concern at the displacement of a large number of civilians and the
humanitarian emergency in the region, in particular in the Kelbadjar district,
Reaffirming the respect for sovereignty and territorial integrity of all States in the
region,
Reaffirming also the inviolability of international borders and the inadmissibility of the
use of force for the acquisition of territory,
Expressing its support for the peace process being pursued within the framework of
the Conference on Security and Cooperation in Europe and deeply concerned at the
disruptive effect that the escalation in armed hostilities can have on that process,
1. Demands the immediate cessation of all hostilities and hostile acts with a view to
establishing a durable cease-fire, as well as immediate withdrawal of all occupying
forces from the Kelbadjar district and other recently occupied areas of Azerbaijan;
2. Urges the parties concerned immediately to resume negotiations for the resolution
of the conflict within the framework of the peace process of the Minsk Group of the
Conference on Security and Cooperation in Europe and refrain from any action that
will obstruct a peaceful solution of the problem;
3. Calls for unimpeded access for international humanitarian relief efforts in the
region, in particular in all areas affected by the conflict in order to alleviate the
suffering of the civilian population and reaffirms that all parties are bound to comply
with the principles and rules of international humanitarian law;
165
4. Requests the Secretary-General, in consultation with the Chairman-in-Office of the
Conference on Security and Cooperation in Europe as well as the Chairman of the
Minsk Group of the Conference to assess the situation in the region, in particular in
the Kelbadjar district of Azerbaijan, and to submit a further report to the Council;
5. Decides to remain actively seized of the matter.
RESOLUTION 853 (1993)
Adopted by the UN Security Council at its 3259th meeting, on 29 July 1993
The Security Council,
Reaffirming its resolution 822 (1993) of 30 April 1993,
Having considered the report issued on 27 July 1993 by the Chairman of the Mink
Group of the Conference on Security and Cooperation in Europe (CSCE) (S/26184),
Expressing its serious concern at the deterioration of relations between the Republic
of Armenia and the Azerbaijani Republic and at the tensions between them,
Welcoming acceptance by the parties concerned at the timetable of urgent steps to
implement its resolution 822 (1993),
Noting with alarm the escalation in armed hostilities and, in particular, the seizure of
the district of Agdam in the Azerbaijani Republic,
Concerned that this situation continues to endanger peace and security in the region,
Expressing once again its grave concern at the displacement of large numbers of
civilians in the Azerbaijani Republic and at the serious humanitarian emergency in
the region,
Reaffirming the sovereignty and territorial integrity of the Azerbaijani Republic and of
all other States in the region,
Reaffirming also the inviolability of international borders and the inadmissibility of the
use of force for the acquisition of territory,
1. Condemns the seizure of the district of Agdam and of all other recently occupied
areas of the Azerbaijani Republic;
166
2. Further condemns all hostile actions in the region, in particular attacks on civilians
and bombardments of inhabited areas;
3. Demands the immediate cessation of all hostilities and the immediate complete
and unconditional withdrawal of the occupying forces involved from the district of
Agdam and all other recently occupied areas of the Azerbaijan Republic;
4. Calls on the parties concerned to reach and maintain durable cease-fire
arrangements;
5. Reiterates in the context of paragraphs 3 and 4 above its earlier calls for the
restoration of economic, transport and energy links in the region;
6. Endorses the continuing efforts by the Minsk Group of the CSCE to achieve a
peaceful solution to the conflict, including efforts to implement resolution 822 (1993),
and expresses its grave concern at the disruptive effect that the escalation of armed
hostilities has had on these efforts;
7. Welcomes the preparations for a CSCE monitor mission with a timetable for its
deployment, as well as consideration within the CSCE of the proposal for a CSCE
presence in the region;
8. Urges the parties concerned to refrain from any action that will obstruct a peaceful
solution to the conflict, and to pursue negotiations within the Minsk Group of the
CSCE, as well as through direct contacts between them, towards a final settlement;
9. Urges the Government of the Republic of Armenia to continue to exert its influence
to achieve compliance by the Armenians of the Nagorny-Karabakh region of the
Azerbaijani Republic with its resolution 822 (1993) and the present resolution, and
the acceptance by this party of the proposals of the Minsk Group of the CSCE;
10. Urges States to refrain from the supply of any weapons and munitions which
might lead to an intensification of the conflict or the continued occupation of territory;
11. Calls once again for unimpeded access for international humanitarian relief
efforts in the region, in particular in all areas affected by the conflict, in order to
alleviate the increased suffering of the civilian population and reaffirms that all parties
are bound to comply with the principles and rules of international humanitarian law;
167
12. Requests the Secretary-General and relevant international agencies to provide
urgent humanitarian assistance to the affected civilian population and to assist
displaced persons to return to their homes;
13. Requests the Secretary-General, in consultation with the Chairman-in-Office of
the CSCE as well as the Chairman of the Minsk Group, to continue to report to the
Council on the situation;
14. Decides to remain actively seized of the matter.
RESOLUTION 874 (1993)
Adopted by the UN Security Council at its 3292nd meeting, on 14 October 1993
The Security Council,
Reaffirming its resolutions 822 (1993) of 30 April 1993 and 853 (1993) of 29 July
1993, and recalling the statement read by the President of the Council, on behalf of
the Council, on 18 August 1993 (S/26326),
Having considered the letter dated 1 October 1993 from the Chairman of the
Conference on Security and Cooperation in Europe (CSCE) Minsk Conference on
Nagorny Karabakh addressed to the President of the Security Council (S/26522),
Expressing its serious concern that a continuation of the conflict in and around the
Nagorny Karabakh region of the Azerbaijani Republic, and of the tensions between
the Republic of Armenia and the Azerbaijani Republic, would endanger peace and
security in the region,
Taking note of the high-level meetings which took place in Moscow on 8 October
1993 and expressing the hope that they will contribute to the improvement of the
situation and the peaceful settlement of the conflict,
Reaffirming the sovereignty and territorial integrity of the Azerbaijani Republic and of
all other States in the region,
Reaffirming also the inviolability of international borders and the inadmissibility of the
use of force for the acquisition of territory,
Expressing once again its grave concern at the human suffering the conflict has
caused and at the serious humanitarian emergency in the region and expressing in
168
particular its grave concern at the displacement of large numbers of civilians in the
Azerbaijani Republic,
1. Calls upon the parties concerned to make effective and permanent the cease-fire
established as a result of the direct contacts undertaken with the assistance of the
Government of the Russian Federation in support of the CSCE Minsk Group;
2. Reiterates again its full support for the peace process being pursued within the
framework of the CSCE, and for the tireless efforts of the CSCE Minsk Group;
3. Welcomes and commends to the parties the Adjusted timetable of urgent steps to
implement Security Council resolutions 822 (1993) and 853 (1993) set out on 28
September 1993 at the meeting of the CSCE Minsk Group and submitted to the
parties concerned by the Chairman of the Group with the full support of nine other
members of the Group, and calls on the parties to accept it;
4. Expresses the conviction that all other pending questions arising from the conflict
and not directly addressed in the adjusted timetable should be settled expeditiously
through peaceful negotiations in the context of the CSCE Minsk process;
5. Calls for the immediate implementation of the reciprocal and urgent steps provided
for in the CSCE Minsk Group's Adjusted timetable, including the withdrawal of forces
from recently occupied territories and the removal of all obstacles to communications
and transportation;
6. Calls also for an early convening of the CSCE Minsk Conference for the purpose
of arriving at a negotiated settlement to the conflict as provided for in the timetable, in
conformity with the 24 March 1992 mandate of the CSCE Council of Ministers;
7. Requests the Secretary-General to respond favorably to an invitation to send a
representative to attend the CSCE Minsk Conference and to provide all possible
assistance for the substantive negotiations that will follow the opening of the
Conference;
8. Supports the monitoring mission developed by the CSCE;
9. Calls on all parties to refrain from all violations of international humanitarian law
and renews its call in resolutions 822 (1993) and 853 (1993) for unimpeded access
for international humanitarian relief efforts in all areas affected by the conflict;
169
10. Urges all States in the region to refrain from any hostile acts and from any
interference or intervention which would lead to the widening of the conflict and
undermine peace and security in the region;
11. Requests the Secretary-General and relevant international agencies to provide
urgent humanitarian assistance to the affected civilian population and to assist
refugees and displaced persons to return to their homes in security and dignity;
12. Requests also the Secretary-General, the Chairman-in-Office of the CSCE and
the Chairman of the CSCE Minsk Conference to continue to report to the Council on
the progress of the Minsk process and on all aspects of the situation on the ground,
and on present and future cooperation between the CSCE and the United Nations in
this regard;
13. Decides to remain actively seized of the matter.
RESOLUTION 884 (1993)
Adopted by the UN Security Council at its 3313th meeting, on 12 November 1993
The Security Council,
Reaffirming its resolutions 822 (1993) of 30 April 1993, 853 (1993) of 29 July 1993
and 874 (1993) of 14 October 1993,
Reaffirming its full support for the peace process being pursued within the framework
of the Conference on Security and Cooperation in Europe (CSCE), and for the
tireless efforts of the CSCE Minsk Group,
Taking note of the letter dated 9 November 1993 from the Chairman-in-Office of the
Minsk Conference on Nagorny Karabakh addressed to the President of the Security
Council and its enclosures (S/26718, annex),
Expressing its serious concern that a continuation of the conflict in and around the
Nagorny Karabakh region of the Azerbaijani Republic, and of the tensions between
the Republic of Armenia and the Azerbaijani Republic, would endanger peace and
security in the region,
Noting with alarm the escalation in armed hostilities as consequence of the violations
of the cease-fire and excesses in the use of force in response to those violations, in
170
particular the occupation of the Zangelan district and the city of Goradiz in the
Azerbaijani Republic,
Reaffirming the sovereignty and territorial integrity of the Azerbaijani Republic and of
all other States in the region,
Reaffirming also the inviolability of international borders and the inadmissibility of the
use of force for the acquisition of territory,
Expressing grave concern at the latest displacement of a large number of civilians
and the humanitarian emergency in the Zangelan district and the city of Goradiz and
on Azerbaijan's southern frontier,
1. Condemns the recent violations of the cease-fire established between the parties,
which resulted in a resumption of hostilities, and particularly condemns the
occupation of the Zangelan district and the city of Goradiz, attacks on civilians and
bombardments of the territory of the Azerbaijani Republic;
2. Calls upon the Government of Armenia to use its influence to achieve compliance
by the Armenians of the Nagorny Karabakh region of the Azerbaijani Republic with
resolutions 822 (1993) , 853 (1993) and 874 (1993) , and to ensure that the forces
involved are not provided with the means to extend their military campaign further;
3. Welcomes the Declaration of 4 November 1993 of the nine members of the CSCE
Minsk Group (S/26718) and commends the proposals contained therein for unilateral
cease-fire declarations;
4. Demands from the parties concerned the immediate cessation of armed hostilities
and hostile acts, the unilateral withdrawal of occupying forces from the Zangelan
district and the city of Goradiz, and the withdrawal of occupying forces from other
recently occupied areas of the Azerbaijani Republic in accordance with the Adjusted
timetable of urgent steps to implement Security Council resolutions 822 (1993) and
853 (1993) (S/26522, appendix), as amended by the CSCE Minsk Group meeting in
Vienna of 2 to 8 November 1993;
5. Strongly urges the parties concerned to resume promptly and to make effective
and permanent the cease-fire established as a result of the direct contacts
undertaken with the assistance of the Government of the Russian Federation in
support of the CSCE Minsk Group, and to continue to seek a negotiated settlement
171
of the conflict within the context of the CSCE Minsk process and the Adjusted
timetable, as amended by the CSCE Minsk Group meeting in Vienna of 2 to 8
November 1993;
6. Urges again all States in the region to refrain from any hostile acts and from any
interference or intervention, which would lead to the widening of the conflict and
undermine peace and security in the region;
7. Requests the Secretary-General and relevant international agencies to provide
urgent humanitarian assistance to the affected civilian population, including that in
the Zangelan district and the city of Goradiz and on Azerbaijan's southern frontier,
and to assist refugees and displaced persons to return to their homes in security and
dignity;
8. Reiterates its request that the Secretary-General, the Chairman-in-Office of the
CSCE and the Chairman of the CSCE Minsk Conference continue to report to the
Council on the progress of the Minsk process and on all aspects of the situation on
the ground, in particular on the implementation of its relevant resolutions, and on
present and future cooperation between the CSCE and the United Nations in this
regard;
9. Decides to remain actively seized of the matter.
Resolution 1416 (2005)
The conflict over the Nagorno-Karabakh region dealt with by the OSCE Minsk
Conference
1. The Parliamentary Assembly regrets that, more than a decade after the armed
hostilities started, the conflict over the Nagorno-Karabakh region remains unsolved.
Hundreds of thousands of people are still displaced and live in miserable conditions.
Considerable parts of the territory of Azerbaijan are still occupied by Armenian
forces, and separatist forces are still in control of the Nagorno-Karabakh region.
2. The Assembly expresses its concern that the military action, and the widespread
ethnic hostilities which preceded it, led to large-scale ethnic expulsion and the
creation of mono-ethnic areas which resemble the terrible concept of ethnic
cleansing. The Assembly reaffirms that independence and secession of a regional
territory from a state may only be achieved through a lawful and peaceful process
172
based on the democratic support of the inhabitants of such territory and not in the
wake of an armed conflict leading to ethnic expulsion and the de facto annexation of
such territory to another state. The Assembly reiterates that the occupation of foreign
territory by a member state constitutes a grave violation of that state’s obligations as
a member of the Council of Europe and reaffirms the right of displaced persons from
the area of conflict to return to their homes safely and with dignity.
3.The Assembly recalls Resolutions 822 (1993), 853 (1993), 874 (1993) and 884
(1993) of the United Nations Security Council and urges the parties concerned to
comply with them, in particular by refraining from any armed hostilities and by
withdrawing military forces from any occupied territories. The Assembly also aligns
itself with the demand expressed in Resolution 853 of the United Nations Security
Council and thus urges all member states to refrain from the supply of any weapons
and munitions which might lead to an intensification of the conflict or the continued
occupation of territory.
4. The Assembly recalls that both Armenia and Azerbaijan committed themselves
upon their accession to the Council of Europe in January 2001 to use only peaceful
means for settling the conflict, by refraining from any threat of using force against
their neighbours. At the same time, Armenia committed itself to use its considerable
influence over Nagorno-Karabakh to foster a solution to the conflict. The Assembly
urges both governments to comply with these commitments and refrain from using
armed forces against each other and from propagating military action.
5. The Assembly recalls that the Council of Ministers of the Conference on Security
and Co-operation in Europe (CSCE) agreed in Helsinki in March 1992 to hold a
conference in Minsk in order to provide a forum for negotiations for a peaceful
settlement of the conflict. Armenia, Azerbaijan, Belarus, the former Czech and Slovak
Federal Republic, France, Germany, Italy, the Russian Federation, Sweden, Turkey
and the United States of America agreed at that time to participate in this conference.
The Assembly calls on these states to step up their efforts to achieve the peaceful
resolution of the conflict and invites their national delegations to the Assembly to
report annually to the Assembly on the action of their government in this respect. For
this purpose, the Assembly asks its Bureau to create an ad hoc committee
comprising, inter alia, the heads of these national delegations.
173
6. The Assembly pays tribute to the tireless efforts of the co-chairs of the Minsk
Group and the Personal Representative of the OSCE Chairman-in-Office, in
particular for having achieved a ceasefire in May 1994 and having constantly
monitored the observance of this ceasefire since then. The Assembly calls on the
OSCE Minsk Group co-chairs to take immediate steps to conduct speedy
negotiations for the conclusion of a political agreement on the cessation of the armed
conflict. The implementation of this agreement will eliminate major consequences of
the conflict for all parties and permit the convening of the Minsk Conference. The
Assembly calls on Armenia and Azerbaijan to make use of the OSCE Minsk Process
and to put forward to each other, via the Minsk Group, their constructive proposals
for the peaceful settlement of the conflict in accordance with the relevant norms and
principles of international law.
7. The Assembly recalls that Armenia and Azerbaijan are signatory parties to the
Charter of the United Nations and, in accordance with Article 93, paragraph 1 of the
Charter, ipso facto parties to the statute of the International Court of Justice.
Therefore, the Assembly suggests that if the negotiations under the auspices of the
co-chairs of the Minsk Group fail, Armenia and Azerbaijan should consider using the
International Court of Justice in accordance with Article 36, paragraph 1 of its statute.
8. The Assembly calls on Armenia and Azerbaijan to foster political reconciliation
among themselves by stepping up bilateral inter-parliamentary co-operation within
the Assembly as well as in other forums such as the meetings of the speakers of the
parliaments of the Caucasian Four. It recommends that both delegations should meet
during each part-session of the Assembly to review progress on such reconciliation.
9. The Assembly calls on the Government of Azerbaijan to establish contact, without
preconditions, with the political representatives of both communities from the
Nagorno-Karabakh region regarding the future status of the region. It is prepared to
provide facilities for such contacts in Strasbourg, recalling that it did so in the form of
a hearing on previous occasions with Armenian participation.
10. Recalling its Recommendation 1570 (2002) on the situation of refugees and
displaced persons in Armenia, Azerbaijan and Georgia, the Assembly calls on all
member and Observer states to provide humanitarian aid and assistance to the
hundreds of thousands of people displaced as a consequence of the armed hostilities
174
and the expulsion of ethnic Armenians from Azerbaijan and ethnic Azerbaijanis from
Armenia.
11. The Assembly condemns any expression of hatred portrayed in the media of
Armenia and Azerbaijan. The Assembly calls on Armenia and Azerbaijan to foster
reconciliation and to restore confidence and mutual understanding among their
peoples through schools, universities and the media. Without such reconciliation,
hatred and mistrust will prevent stability in the region and may lead to new violence.
Any sustainable settlement must be preceded by and embedded in such a
reconciliation process.
12. The Assembly calls on the Secretary General of the Council of Europe to draw up
an action plan for support to Armenia and Azerbaijan targeted at mutual
reconciliation processes, and to take this resolution into account in deciding on action
concerning Armenia and Azerbaijan.
13. The Assembly calls on the Congress of Local and Regional Authorities of the
Council of Europe to assist locally elected representatives of Armenia and Azerbaijan
in establishing mutual contacts and interregional co-operation.
14. The Assembly resolves to analyse the conflict-settlement mechanisms existing
within the Council of Europe, in particular the European Convention for the Peaceful
Settlement of Disputes, in order to provide its member states with better mechanisms
for the peaceful settlement of bilateral conflicts as well as internal disputes involving
local or regional territorial communities or authorities which may endanger human
rights, stability and peace.
15. The Assembly resolves to continue monitoring on a regular basis the evolution of
this conflict towards its peaceful resolution and decides to reconsider this issue at its
first part-session in 2006.
EK – J
ERMENİSTAN ULUSAL GÜVENLİK STRATEJİ BELGESİ
175
REPUBLIC OF ARMENIA
NATIONAL SECURITY STRATEGY
(approved at the session of National Security Council at the RA President office on
January 26, 2007)
INTRODUCTION: DEFINITION OF THE NATIONAL SECURITY STRATEGY OF
THE REPUBLIC OF ARMENIA
The National Security Strategy of the Republic of Armenia is a system of state policy
aimed to guarantee state, public, and individual security, sustainable development
and the maintenance of the Armenian identity. It is implemented through the
development and execution of a unified state policy based on an all-inclusive system
of democratic values for all spheres of life.
The National Security Strategy is subject to further amendment in order to better
address the domestic and international situation and to address the changing
security threats and challenges, as well as to reflect the needs related to the effective
implementation of the aims of this document.
The main guarantees for the implementation of the National Security Strategy are:
- an efficient system of governance;
- the rule of law;
- a consolidation of democratic values;
- an independent and impartial judiciary;
- combatability of the armed forces;
- efficient security and law-enforcement structures;
- foreign policy ensuring effective international engagement;
and,
- comprehensive social justice.
I. FUNDAMENTAL VALUES OF THE NATIONAL SECURITY OF THE REPUBLIC
OF ARMENIA, FACTORS AND POLICIES OF SECURITY GUARANTEE,
THREATS AGAINST IT
176
1. FUNDAMENTAL VALUES OF THE NATIONAL SECURITY OF THE REPUBLIC
OF ARMENIA
The fundamental values of the National Security of the Republic of Armenia are:
INDEPENDENCE. The Republic of Armenia is a sovereign, democratic state, based
on the principles of social justice and the rule of law;
PROTECTION OF THE STATE AND ITS POPULATION. The Republic of Armenia
guarantees the territorial integrity and inviolability of the borders of the state, and
ensures the physical safety of its population;
PEACE AND INTERNATIONAL COOPERATION. The Republic of Armenia aspires
to expand and develop its level of international engagement, and to promote peace
and security in both the regional and global context;
PRESERVATION OF NATIONAL IDENTITY. The Republic of Armenia strives to
preserve and develop the identity of the Armenian nation, within both Armenia and
throughout its Diaspora;
PROSPERITY. The Republic of Armenia aims to secure a higher quality of life for all
of its population through sustainable development.
2. FACTORS AND POLICIES OF NATIONAL SECURITY GUARANTEE
The factors and policies serving the fundamental values of national security include:
INDEPENDENCE
- consolidating efficient governance supported by a stable constitutional order,
through efficient and transparent state institutions and public administration;
- enhancing and protecting democracy and civil liberties;
- safeguarding all human rights and fundamental freedoms;
- fully integrating and protecting all ethnic and national minorities residing in Armenia;
- strengthening and consolidating all elements of a market economy, while promoting
science-based, innovative, export-oriented industries;
and,
- ensuring the reliability, security and safety of energy, transport and communication
infrastructure.
177
SECURITY OF THE STATE AND POPULATION
- maintaining modern and professional armed forces and an efficient security and
law-enforcement structure;
-engaging in the global effort to combat transnational threats such as international
terrorism, the proliferation of weapons of mass destruction and their related
components, organized crime, human trafficking and the illegal drugs trade, and
production and import of low-quality food products;
- forming favorable environment for the present and future generations;
- maintaining an efficient utilization of natural resources, with comprehensive
environmental regulation and protection; and,
- integrating into international structures for the monitoring and prevention of natural
and man-made disasters, adopting a reliable early-warning alert system to preempt
and prevent natural and man-made disasters, and to ensure urban security and
public safety.
PEACE AND INTERNATIONAL SECURITY - consolidating Armenias international
standing and credibility, pursuing lasting peace and security in the region, and a
deeper engagement in international security, including participation in international
peacekeeping operations.
PRESERVATION OF THE NATIONAL IDENTITY - developing and implementing a
comprehensive concept of ArmeniaDiaspora relations, with a broader mobilization of
the potential of the Armenian Diaspora;
- promoting and fostering Armenian studieslanguage, literature, history and culture as
factors ensuring continuity of national spiritual heritage and symbolizing national
identity,and,
- enhancing the Armenian national culture along with preserving the elements of its
distinguishing
national
features,
aware
of
universal
cultural
values
and
developments, including the promotion of Armenian cultural heritage abroad.
PROSPERITY
178
- eradicating poverty;
- implementing a social policy aimed at protecting the vulnerable segments of the
Armenian population;
- developing and implementing competitive and efficient science and education
policies,
with
a
special
focus
on
developing
innovative
technologies;
- providing more inclusive and effective healthcare meeting highest international
standards; and,
- ensuring conditions for the development of spiritual and cultural potential of the
individual and society.
3. THREATS TO NATIONAL SECURITY
Threats to national security are defined as events, actions, or the absence thereof,
that may threaten the existence of the Armenian state, society, family or individual.
Such threats may emanate from domestic (internal threats) or foreign (external
threats) sources.
The key issue of the National Security of the Republic of Armenia is the settlement of
the Nagorno Karabakh conflict.
Since attaining independence at the end of the 20th century, Armenia has been
engaged in a difficult process of transition which is the source of its main domestic
threats.
The National Security of the Republic of Armenia has also been faced with the
emergence of several new inter- and intra-regional threats. Inter-regional threats
stem mainly from unresolved ethnic and armed conflicts in neighboring states,
whereas intra-regional threats are rooted in a clash of interests of the main powers in
the region.
EXTERNAL THREATS
USE OF FORCE. The Republic of Azerbaijan continues to pursue an aggressive
policy of militant posturing that explicitly threatens the Republic of Armenia and the
Republic of Nagorno Karabakh. Despite numerous factors preventing such
development, openly militant statements articulated at the highest level, cause to
179
consider them as direct threats. In light of the heightened threat environment, there is
an additional danger that the Republic of Turkey, a strategic partner of Azerbaijan,
may also pose an additional threat. Taking into consideration the universally known
provisions of international law, the Republic of Armenia considers the trade and
transport blockade imposed by Turkey and Azerbaijan as a use of force against the
Republic of Armenia;
ETHNIC CONFLICTS, INTERNAL UNREST AND MILITARY ACTIVITIES IN
NEIGHBORING STATES. Such destabilizing developments may create a more
diverse set of security threats for Armenia, from the disruption and disintegration of
transit infrastructures to the spillover of ongoing military actions from neighboring
states;
DISRUPTION OF TRANSIT THROUGH NEIGHBORING STATES. The disruption of
both the TbilisiSukhumi railway and the road from Georgia into Russia has posed a
significantly negative impact on Armenia. The imposition of broad international
economic sanctions on Iran would also directly threaten the National Security of the
Republic of Armenia;
WEAKENING OR INEFFICIENCY OF STRATEGIC ALLIANCES. It is the
understanding of the Republic of Armenia that membership in a strategic alliance
necessitates that all alliance members are inherently prohibited against adopting any
action that violates the interests of the other alliance members. The Collective
Security Treaty Organization (CSTO) should, therefore, clarify the regulations
regarding its involvement in the cases of military aggression directed against a
member state;
TERRORISM AND TRANSNATIONAL CRIME. International terrorism in all its forms,
the proliferation of weapons of mass destruction and narcotics, money laundering,
and human trafficking, each constitute a direct threat to the Republic of Armenia;
ENERGY DEPENDENCE. Armenia, with a scarcity of natural resources, is
dependent on external energy supplies. Recent reforms, however, have led to more
efficient energy relations both domestically and with Armenias main energy supplier,
the Russian Federation, thereby easing Armenias energy dependence;
ARMENIAS ISOLATION FROM REGIONAL PROJECTS. Armenian participation in
regional infrastructure projects is of a great significance and, in this respect Armenia
180
highly values the regional TRASSECA and INOGATE programs of the European
Union (EU). Armenia also sees Azerbaijans effort to isolate Armenia from such
regional development programs as a direct threat;
DECLINE OF NATIONAL AND CULTURAL IDENTITY IN THE ARMENIAN
DIASPORA. The Republic of Armenia attaches a great importance to the
preservation of the national identity in the Armenian Diaspora. Well-organized and
efficiently integrated Diasporan communities are important contributions to the overall
increase in Armenias international involvement. Any weakening of the ArmeniaDiaspora ties and the absence of mutually enriching contacts may threaten the
fundamental values of the National Security of the Republic of Armenia;
EPIDEMICS AND NATURAL DISASTERS. The outbreak and spread of lifethreatening epidemics globally and in neighboring regions, as well as natural or manmade disasters, may threaten the National Security of the Republic of Armenia.
INTERNAL THREATS
DETERIORATION IN THE EFFICACY OF PUBLIC ADMINISTRATION AND THE
DECLINE IN TRUST IN THE JUDICIARY.
The Republic of Armenia is engaged in a transitional process of an active reform. Any
deterioration in the efficacy of public administration and any decrease in the speed or
scope of its reform effort are seen as potential threats to national security. The
effectiveness, impartiality and independence of the judiciary are crucial for Armenia
and, along with the efficacy of public administration, are essential considerations to
sustai
INSUFFICIENCY OF THE POLITICAL SYSTEM. The current state of inadequacy
among the political parties threatens the national security and the internal
democratization and development of political parties is a key prerequisite for the
consolidation of democracy in the country;
INSUFFICIENT LEVEL OF DEMOCRATIC CONSOLIDATION. Continuity and
effectiveness of democratic systems of governance are at risk in all of the countries
in transition. Direct threats in this regard include an inadequate protection of human
rights, shortcomings in electoral procedures and performance, and insufficient
inclusion and engagement of civil society;
181
POLARIZATION. The inadequate and incomplete provision of social security,
significant levels of poverty, insufficient or unequal access to all aspects of
professional training, health and social services, and emerging intolerance, comprise
traditional challenges for all states in transition. Despite Armenias demonstrable
progress in addressing these challenges, they remain significant risk factors for
overall national security;
URBANIZATION. The level of urbanization in Armenia was already quite significant
during the Soviet period and has only continued since independence. This increase
in urbanization stems mainly from a combination of inconsistencies in the labor
market and a rural-urban division in access to education and living conditions, most
notable in the capital. The continuation of this trend of urbanization constitutes a
threat to the national security, as it results in a pattern of overly compact inhabitation
and settlement in the areas prone to seismic activity, a deterioration of the
demographic balance in rural areas, and a depopulation of border villages;
CHALLENGES FROM THE MARKET ECONOMY AND FINANCIAL-BUDGET
MANAGEMENT.
An insufficiently competitive economic environment, an inadequate regulation of
natural monopolies, and an underground or shadow economy and large cash flows,
each pose a serious risk factor for the country. The Republic of Armenia strives to
maintain consistent rates of high economic growth and, to foster liberalized trade,
seeks to develop small and medium enterprises and attraction and safeguard foreign
investment;
INADEQUATE INFRASTRUCTURE.
The Republic of Armenia faces a daunting challenge to construct and extend
additional
road
links,
provide
reliable
and
safe
telecommunications networks and other related infrastructure;
182
water,
and
develop
LOW LEVEL OF SCIENCE AND EDUCATION. Education is a traditionally important
priority for Armenia. Inefficient administration in the science and education sectors,
inadequate levels of international engagement and collaboration, and insufficient
access to professional education are threats to national security;
INADEQUATE INTELLECTUAL AND NATIONAL EDUCATION. The education of
national morals and tenets of patriotism should start at home and continue through all
levels of formal education. An insufficient awareness of national ideals, respect
towards the state and its institutions, and individual morality, including healthy living,
the traditional role of the family, and the misinterpretation of the national identity,
threaten national security;
NEGATIVE DEMOGRAPHIC TRENDS. The Republic of Armenia sees a low national
birthrate, disappointing indexes of health, mortality, life expectancy and the quality of
life, unregulated and illegal migration, especially among the educational, scientific
and cultural workforce, as demographic threats to national security;
ENVIRONMENTAL
PROBLEMS
AND
EFFICIENT
ADMINISTRATION
OF
NATURAL RESOURCES.
The Republic of Armenia recognizes the importance of increasing the efficient use
and protection of the countrys mineral and natural resources, especially its water and
forest resources. The preservation of Lake Sevan and the properly regulated
utilization of its natural resources are priority elements of the environmental policy of
Armenia;
EPIDEMICS AND DISASTERS. The outbreak of epidemics, devastating earthquakes
and other natural and man-made disasters pose potential security risk factors.
The National Security Strategy serves as the basis for any policies that the Republic
of Armenia may develop and implement to prevent and overcome threats and risks to
national security, and provides a guide to guarantee the sustainable development of
the Armenian state and the society.
II. DOMESTIC SECURITY STRATEGY
183
The sustainable and secure development of the Republic of Armenia calls for greater
efficiency in governance, establishment of democratic values and continued
economic growth. In recognition of the above, Armenia has undertaken a
comprehensive reform process. The implementation of these reform programs is
supported by the preservation of the Armenian national identity, through a full
utilization of national potential and is supported by and based on international best
practices. Thus, any failure or delay in the reform effort is a direct threat to the
National Security of the Republic of Armenia.
The implementation of these reforms is ensured through an integrated national policy
and is reflected by the Armenian Constitution, its obligations under international
treaties, legislation, presidential decrees and regulations, and all governmental
decisions and supporting sub-legislation.
1. EFFICIENT PUBLIC ADMINISTRATION
Goals: an increased level of state governance, with a solid system of the political
system, the establishment of security and the protection of democratic values, first
and foremost all human and civil rights, and the development of a civil society.
Institutional reforms are aimed at the strengthening of a democratic state, the
effective functioning of the bodies of public administration, the independence and
impartiality of the judiciary, a consolidation of the system of local self-government, the
wider inclusion of civil society in the decision-making and monitoring processes, and
an intensification of the fight against corruption, especially bribery. In this respect,
Armenia has initiated a number of long-term state programs, most notably an anticorruption strategy, sound administrative justice and innovative e-governance
projects.
One of the national security-related priority programs is the creation of an efficient
disaster management system.
The Republic of Armenia considers a strategic reform of judiciary as one of the key
priorities for the establishment of a durable constitutional order, the rule of law, and
for the effective functioning of the legislative, executive, and judicial branches of
government. These reforms are further aimed at the protection of human and civil
rights, and the protection of the state, society and individual against illegal actions.
2. BUILDING THE ARMED FORCES
184
Goals: the creation of a military capability able to defend and resist any aggression or
incursion, to guarantee the physical safety, sovereignty and independence of the
people of the Republic of Armenia, and to safeguard the territorial integrity of the
state.
Efficient and modern Armenian Armed Forces must always be prepared to repulse
any threat and guarantee the military security of the Republic of Armenia. The
priorities and goals of the defense of the Republic of Armenia are to be established
and formulated in a separate document on military doctrine. A defense strategy is the
basis of the activities of the Armenian Armed Forces.
The Republic of Armenia consistently adheres to the principles of civilian control and
democratic planning within the defense budget process.
The Republic of Armenia recognizes the inability of an individual state to address the
modern challenges alone, and aspires to engage in active military-political
cooperation with both the states of and beyond the region. The Armenian military
holds an important place as a contributor and partner in international peace and
security efforts.
All defense reforms and cooperation serve the interests of the Republic of Armenia
and are not aimed against any third party or country.
3. LIBERALIZING THE ECONOMY
Goals: sustainable economic growth, the development of small and medium
enterprises, energy independence, and the creation of an open and attractive
business environment.
The respect and protection of private property and entrepreneurship are long-held
facets of the traditional Armenian culture, and have been reflected in reform policies
aimed
at
creating
favorable
conditions
for
rapid
economic
growth.
Armenia has focused on promoting the development of small and medium
enterprises, in recognition of their invaluable role in the establishment of a democratic
society and the preservation of traditional family ties.
The key priorities in fostering sustainable economic growth include:
- promoting market economic relations;
185
- consolidating competition;
- achieving macroeconomic and financial stability, developing financial system;
- enhancing financial intermediation;
- improving a competitive business environment, with a significant decrease in the
shadow economy and the dollarization;
- preventing monopolization within sectors of the economy, including the efficient
administration and supervision of natural monopolies;
- implementing a long-term program of investment promotion;
- introducing more balanced territorial and sectoral social and economic
development, with an effective administration of infrastructure;
- promoting technology-oriented and environmentally sound industries;
and,
- promoting exports.
The Republic of Armenia identifies the need to implement reforms focused on
individual branches of industry and sets the following priorities:
- to pursue greater energy independence through a diversification of energy supplies
and production, the creation of new sources of energy, including nuclear energy, and
to develop a stable and reliable export-oriented energy system;
- to promote the sustainable development of transport, through the integration of
Armenia in regional transit routes and networks, while striving to effectively lift the
blockade of Armenia;
- to introduce sound environmental practices, with the proper and prudent utilization
of all natural resources, including water, to preserve Lake Sevan and its
surroundings, to restore and preserve forests, ensure the safe use of nuclear power,
supervise the storage of hazardous chemicals, radioactive material and waste, and to
introduce an early-warning alert rapid-reaction and disaster management system for
natural and man-made disasters, including the raising of disaster awareness and
public preparedness; and,
- to ensure biological safety and food security, including an increase in agricultural
production and food processing capacity, the improvement of the import-export
balance in agricultural trade, compliance with international food safety standards, the
implementation of new, inclusive regional development projects, with a special focus
on the border and highland areas, and an increase in agricultural efficiency through
186
the introduction of new modern technologies.
4. NEW QUALITY OF LIFE AND MORALE
Goals: poverty eradication, higher living standards over the long-term, the
consolidation of social justice and an elimination of societal polarization, the
modernization of education and science, with greater access to education, and
continued cultural and intellectual development.
The policy priorities in the fields of social security, education, intellectual and cultural
developments include:
- consolidating the state based on social justice;
- establishing and promoting public accord;
- addressing the social needs of the population, with greater access to social
services;
- improving social standards through the creation of new jobs and the establishment
of a social insurance system;
- improving the system of pensions, raising the minimal pension to internationally
accepted standards;
- addressing the negative demographic situation;
- regenerating the professional community, especially in the fields of science and
education, as a prerequisite for sustainable economic and public development.
-Therefore, the Republic of Armenia aspires to:
- implement a long-term state policy aimed at empowering the countrys scientific
potential, restructuring educational system to comply with European standards and to
meet the social and economic needs of the state, introducing modern education
technologies;
- translate the body of academic knowledge for the use in Armenia, engage
academia in all areas, including defense, in order to achieve more efficient
modernization;
- prevent the brain-drain;
- increase the role of the Armenian as a language of the national identity and of the
state language;
- effectively protect intellectual property;
187
- create a favorable environment for the preservation and reproduction of universal
and national values, national traditions, and standards of cultural and intellectual
heritage;
- ensure increased access to cultural values;
- support the spiritual, moral, social and cultural activities of the Armenian Apostolic
Church;
- prevent any threat to the cultural and intellectual identity and moral values of the
Armenian people;
- engage in greater cooperation with other states in order to preserve Armenian
cultural, spiritual and historic monuments located within their territory;
- protect the historic, spiritual, cultural heritage and the ethnic identity of the national
minorities living in Armenia;
- integrate into the international information area, to ensure professional promotion of
Armenia and the Armenians, and to counter disinformation and propaganda;
- promote relevant information about Armenia and all branches of Armenian studies
through the Internet, with the creation of relevant Armenian websites;
- promote sustainable and balanced urban development, including creation of
harmonious biosphere and fostering of proportionate territorial density of population,
and incorporating considerations of seismic vulnerability, especially in Yerevan;
- create a more efficient healthcare system, through the promotion of healthy living,
the regulation and monitoring of medication and related medicinal supplies, the
prevention of diseases, especially radiation sickness, biological terrorism and
substance abuse, and the early diagnosis of disease and their treatment, with a focus
on the protection of mothers and infants and pre-natal care.
III. THE REPUBLIC OF NAGORNO KARABAKH
The just and peaceful resolution of the Nagorno Karabakh conflict is a key issue for
the National Security Strategy of the Republic of Armenia, which is the guarantor of
the safety and security of the population of the Republic of Nagorno Karabakh
(Artsakh).
The parties to the conflict have each assented to the mediation by the Organization
for Security and Cooperations (OSCE) Minsk Group and continue to support the
Minsk Group co-chairing states (France, the Russian Federation, and the United
188
States) in their effort to support a negotiated resolution to the Karabakh conflict. The
Republic of Armenia appreciates the high level of expertise of those involved in the
negotiations and does not deem it necessary to consider or accept declarations
made by other international organizations or their possible involvement.
The Republic of Armenia advocates a peaceful and compromise-based solution to
the conflict.
The legal aspects for the foundation of the Republic of Nagorno Karabakh are sound
and not in question. The position of the Republic of Armenia is based on the principle
that any final solution or final document should be approved by the Karabakh side
and Armenia is ready to accept only a resolution which would affirm the irreversible
reality of the existence of the Republic of Nagorno Karabakh.
Nagorno Karabakh should have a geographic link to Armenia and its security should
be guaranteed.
Azerbaijans militant policy vis-?-vis Nagorno Karabakh and its readiness to opt for
the military solution of the problem are direct threats to the security of Armenia.
Under such circumstances, Armenia needs to have an army with increased defense
capability to guarantee its security. The main priority of the army is to safeguard the
inviolability of the borders of the Republic of Armenia and to be the guarantor of the
physical safety of the peoples of the Republic of Armenia and the Republic of
Nagorno Karabakh.
IV. EXTERNAL SECURITY STRATEGY
Armenia implements an external security strategy based on the following basic
principles:
COMPLEMENTARITY
The foreign policy of Armenia is based on a partnership approach that seeks to
simultaneously develop relations with all states in the region and with states with
interests in the region. Such a policy is aimed at maintaining an overall balance in the
region. The positive trends in the dialogue and cooperation among the major powers
and the consolidation of the international community to combat terrorism and the
proliferation of weapons of mass destruction are conducive to Armenias pursuit of its
foreign policy of complementarity.
189
ENGAGEMENT
Armenia is actively involved in both regional and international integration and regards
itself as an equal partner in such processes. Armenia sees its engagement and
participation in these international developments as being in conformity with
Armenian interests. Armenias strategic partnership with Russia, its adoption of a
European model of development, mutually beneficial cooperation with Iran and the
United States, membership in the Commonwealth of Independent States (CIS) and
the Collective Security Treaty Organization (CSTO), and its intensification of the
cooperation with the NATO alliance, all contribute to the consolidation of the potential
of Armenias policy of complementarity.
There are three layers of Armenias external security strategy: the international,
regional and pan-Armenian.
1. INTERNATIONAL
In order to keep pace with international developments, and to better address their
positive and negative trends, the Republic of Armenia has adopted a strategy of
promoting its national interests through international integration and active
engagement. Such a strategy demands active participation in current international
developments and intensive multilateral, multi-layer and bilateral policy.
The main directions of the strategy of integration/engagement are:
- participating in global security efforts, particularly, fight against terrorism and
peacekeeping operations;
- participating in international arms control regimes;
- active engaging in major international organizations;
- developing relations with global centers of power and countries with interests in the
region;
and,
- participating in European and post-Soviet integration.
1.1. MILITARY-POLITICAL COMPONENTS OF THE EXTERNAL SECURITY
STRATEGY
190
Armenias military cooperation with individual states and membership in international
and regional security structures, and its active participation in their programs, are
aimed only at consolidating the security of the country. The main components of
military-political security include:
- bilateral relations with Russia, with defense and technical military cooperation,
through a strategic partnership between the two states;
- participation in the Collective Security Treaty Organization;
- bilateral military cooperation, particularly with the United States and Greece;
- cooperation with the NATO alliance;
and,
- engagement in activities of international security organizations, such as the OSCE,
which guarantee open and transparent arms control regimes.
COLLECTIVE SECURITY TREATY ORGANIZATION (CSTO)
Armenia is a founding member of the Collective Security Treaty Organization
(CSTO). The aim of the CSTO is to collectively prevent and, if necessary, repulse a
military threat against any of its participating states.
Armenia views its participation in this organization as a component of its security,
which is exercised through various levels of ties between its member states. The
military component of the CSTO provides privileged conditions for the supply of the
military equipment to CSTO member-states, which is a key priority for Armenia.
The intensification of the military component of the CSTO is aimed at the
establishment of mechanisms for military cooperation and for an effective way to
exchange information and address international threats, such as terrorism and
trafficking in arms and drugs.
NORTH ATLANTIC TREATY ORGANIZATION (NATO)
Armenia strives to establish intensive relations with NATO through the Euro-Atlantic
Partnership Council (EAPC) and the Partnership for Peace (PfP) program.
Armenias active participation in the PfP is important both in terms of the necessity for
a significant level of relations with European security structureNATOand for the
development of bilateral relations with the United States and other allies, but also for
Armenias policy of European integration.
Armenia is intensifying its political dialogue with NATO, and is establishing
191
compatible military units, such as the current peacekeeping battalion, capable of
participating in NATO peacekeeping operations. Armenia is also a part of NATOs
Planning and Review process.
The successful implementation of the PfP Individual Partnership Action Plan (IPAP)
will foster the greater modernization and efficiency of the Armenian defense system
and will bring it in closer conformity with the defense systems of advanced states,
including their armed forces.
1.2. MEMBERSHIP IN INTERNATIONAL ORGANIZATIONS
UNITED NATIONS
Since acquiring UN membership in 1992, Armenia has fully adhered to the universal
values of the United Nations, such as the protection of human rights, democracy and
rule of law as an integral constituent of the state ideology, and has both actively
participated in various activities of the organization and cooperated with many
bodies, subsidiary organs and structures of the United Nations organization.
Through its continued participation and practical contribution to the international fight
against terrorism and to several UN peacekeeping efforts, Armenia will assist
international security and stability efforts.
While Armenia attributes great importance to the leading role of the United Nations in
maintaining international peace and security, it also believes that the new geopolitical
realities of today demand a reform of the organization in order to better address new
challenges.
EUROPEAN STRUCTURES
a. EUROPEAN UNION (EU)
The development and consolidation of Armenias relations with the European
structures, and with the European Union (EU) above all, is a priority direction for the
countrys foreign policy.
The further intensification of the countrys diverse cooperation with the EU will
promote the consolidation of democracy, strengthen the rule of law, and protect
192
human rights and fundamental freedoms.
In addition, the development of relations with the EU, as a major global economic
and political power, broadens Armenias trade and economic links and supports the
countrys economic development.
Through its regional initiatives, the EU promotes a favorable environment for the
establishment of lasting stability and cooperation in the South Caucasus region.
Armenias inclusion in the European Neighborhood Policy (ENP) is a major step
forward toward European integration.
Establishment of close relations with the EU serves Armenias long-term interests.
b. COUNCIL OF EUROPE
Membership in the Council of Europe affirmed Armenias place in the European family
and its commitment to develop itself as a country in adherence to European political,
legal, cultural, and human rights standards.
Armenia highly values the readiness of the Council of Europe to promote the interstate and civil society contacts in the South Caucasus and considers it an important
factor for the fostering of regional cooperation, conflict resolution and regional
security.
c. ORGANIZATION FOR SECURITY AND COOPERATION IN EUROPE (OSCE)
Armenias participation in the OSCE is important for the promotion of peace and
security, and for the expansion of the principles of democracy and rule of law.
The role of the OSCE, and its Minsk Group, the mediating body engaged in the
resolution of the Nagorno Karabakh conflict, makes the OSCE an especially
important organization for Armenia.
Armenias active involvement in the three main dimensions of the OSCE, the politicomilitary, the economic and environmental, and the human, are important factors for
the security and stability of the country.
COMMONWEALTH OF INDEPENDENT STATES (CIS)
Armenia is a founding member of the Commonwealth of Independent States (CIS)
193
and is an active contributor to the development and implementation of its cooperation
programs. Such a policy serves the economic, humanitarian, political, military and
other interests of the country.
The CIS promotes the economic, social and humanitarian ties between its members
and is making an effort to establish greater cooperation in various domainsin the
politico-military arena, the security of external borders, in combating international
terrorism and in fighting organized crime, drug trafficking and illegal migration.
INTERNATIONAL ECONOMIC ORGANIZATIONS
Armenia is greatly interested in its further integration into international economic
organizations and more active participation in their economic activities. The countrys
membership in the World Trade Organization (WTO) is a major step in this direction.
The continued close and successful cooperation between Armenia and the World
Bank and the International Monetary Fund (IMF), and their sizable assistance to
Armenia, have been a significant contribution to the efficiency of reforms in Armenia.
Armenia also participates in the activities of the Black Sea Economic Cooperation
(BSEC).
1.3. BILATERAL DIMENSIONS OF EXTERNAL SECURITY
RUSSIAN FEDERATION
Although Russia includes a part of the Caucasus, ArmenianRussian relations go far
beyond the regional level. The importance of Russias role for the security of Armenia,
the traditional friendly links between the two nations, the level of trade and economic
relations, Russias role in the Nagorno Karabakh mediation effort, as well as the
presence of a significant Armenian community in Russia, all contribute to a strategic
partnership.
The foundation for this strategic partnership was established through a Treaty on
Friendship, Cooperation and Mutual Assistance and the Declaration on the
Collaboration towards the 21st Century. Both these agreements and a bilateral
agreement on defense cooperation, including within the framework of the Collective
Security Treaty Organization (CSTO), serve as the main pillars of the Armenian
security system.
194
The Russian military presence in Caucasus is an important factor for Armenias
security and for the preservation of the political and military balance in the region.
The Republic of Armenia and the Russian Federation jointly guard the Armenian
borders and cooperate in air defense.
Armenia attributes a great importance to its cooperation with Russia in the areas of
defense, military-technical relations, energy, transportation, regional stability and
security, and in the improvement of the legal status of the large number of Armenians
residing in Russia.
THE UNITED STATES
The relationship between Armenia and the United States is continuing to develop
dynamically, both because of the important U.S. role in regional and global militarypolitical and economic processes and international relations and due to the diverse
U.S. assistance provided to Armenia.
Armenia and the United States closely cooperate in the implementation of democratic
reforms in Armenia. Bilateral economic cooperation and commercial ties continue to
expand and the U.S. holds an increasingly significant share in foreign investment in
Armenia.
The U.S. is a co-chair of the OSCEs Minsk Group and contributes to seeking a
mediated resolution to the Nagorno Karabakh conflict. Armenia also values the
efforts of the United States in establishing greater stability and security in our region
and to promote regional cooperation.
Armenia has also partnered with the U.S. in the fight against international terrorism,
peacekeeping operations, as well as in the confronting the challenges of proliferation
and other global security related issues.
The Armenian Diaspora, through its various organizations and centers in the United
States, has contributed to the development of bilateral relations between Armenia
and the United States.
EUROPEAN STATES
Armenias bilateral relations with the European states are part of its overall process
toward European integration. Economic and social development, European
integration, resolution of the Nagorno Karabakh conflict, regional stability and
development of regional cooperation are each high on Armenias bilateral agenda.
195
Implementation of this agenda would only promote the intensification of the trade
links, facilitate access to the European market, and encourage foreign investment in
Armenia.
Armenia is interested in the diversified development of relations with its European
partners, and has specifically identified the consolidation of bilateral political and
economic ties as a priority. Cooperation in international organizations and the
existence and positive potential of significant Armenian communities in some
European states serve as additional contributions to the promotion of mutually
beneficial cooperation.
Armenia also values the lessons from the Eastern European countries experience
and its consideration in its reform processes.
MIDDLE EAST
Relations with the countries of the Middle East are important for Armenia given both
the regions proximity and the impact of developments in the Middle East on broader
international politics. Reflecting Armenias centuries-old links to the countries of the
Middle East, there are still numerous Armenian communities throughout the region,
that have long contributed to the social, political, economic and cultural development
of the region and its constituent states.
Armenia will continue to develop its relations and cooperation with its traditional
partner states in the Middle East and will strive to give new impetus to developing
trade and economic relations with the Arabic countries of the Gulf and the
Mediterranean regions.
ASIA AND PACIFIC
Armenia has intensified and broadened its relations with the countries of the AsiaPacific region in general, and with the Association of Southeast Asian Nations
(ASEAN) member states in particular. In terms of developing both a bilateral and
multilateral framework, Armenia has identified the increasing international role of
major ASEAN countries, particularly China, India and Japan, their economic potential
and progress, as well as opportunities for cooperating with these countries within
international organizations.
2. REGIONAL
196
Both Armenias relations with its neighbors and developments in the region serve as
basic factors for the Armenian security.
Armenia continues to advocate regional cooperation, seeks the creation of regional
security system, and advocates the promotion of constructive relations among all
neighboring states. Armenia also notes the challenges posed by the unresolved
conflicts and disputes between the states of the region, and the absence of common
and unified mechanisms for security, stability and communication.
In this way, the key to resolving the conflicts in the region, to solving the disputes and
overcome historic difficulties, and to preventing the emergence of dividing lines in the
region and their negative consequences, is through dialogue and cooperation.
The regional directions of the Security Strategy of the Republic of Armenia include:
- consolidating regional stability, establishing, restoring and developing mutually
beneficial bilateral and multilateral regional cooperation;
- further developing neighborly relations by implementing diversified programs of
cooperation with Iran and Georgia;
- resolving the Nagorno Karabakh conflict and normalizing relations with Azerbaijan;
- seeking a normalization of relations with Turkey;
- consolidating democracy throughout the region;
and,
- engaging in international economic projects focusing on the region.
2.1. BILATERAL DIMENSIONS OF EXTERNAL SECURITY
ISLAMIC REPUBLIC OF IRAN
The development of traditional neighborly relations between Armenia and Iran is
based on a number of shared realities: shared borders, historic and cultural ties, and
mutual economic interests.
Armenias main southern transit route passes through Iran as does Armenias
strategic access to Asia and Middle East, a reality only exacerbated by the blockade
of Armenia imposed by its two neighboring states.
The two countries have significant interests in energy cooperation and are currently
implementing several joint projects aimed at providing Armenia with important
197
alternative sources of energy.
Armenia appreciates the balanced position which Iran, as a major actor both in the
region and within the Islamic world, has adopted regarding the Nagorno Karabakh
conflict.
Armenia seeks to continue to develop its cooperation with Iran in the energy sector,
and is pursuing policies designed to expand bilateral trade, establish new
communications, and to effectively utilize the existing potential.
Armenia also values Irans engagement in various processes in the South Caucasus
region and regards it a factor contributing to maintaining balance and stability in the
region.
GEORGIA
Armenia has traditionally enjoyed friendly relations with Georgia which have
contributed to the maintenance of overall stability in the region.
Georgia is an important regional partner for Armenia and is seen as a partner for
Armenia, with the expansion of the existing high-level bilateral cooperation rooted in
the long-term strategic interests of both countries.
Armenia is mostly interested in the stable and secure development of Georgia and
would welcome a lasting peaceful resolution of existing conflicts in Georgia. Such a
resolution would allow Armenia to benefit from the vital transit links through Georgia
and would promote the restoration of the TbilisiSukhumi railway, a consideration with
particular significance for both Armenia and the region as a whole.
The existence of a large, well-established Armenian community in Georgia brings
added importance to relations between two countries. The two governments have
engaged in fostering cooperation aimed at improving the social and economic
situation of the Armenian population of Georgia, including the Armenian community
of the southern Georgian region of Javakhk.
THE REPUBLIC OF TURKEY
There are no diplomatic relations between Armenia and Turkey. The establishment of
normal diplomatic relations between Armenia and Turkey is hampered by
preconditions set forth by the Turkish side.
Armenia has long advocated the establishment of diplomatic relations without any
precondition and will continue its efforts to surmount the obstacles and improve the
198
bilateral relations between Armenia and Turkey.
Armenia aspires for the universal recognition and condemnation, including by Turkey,
of the Armenian Genocide, and sees it both as a restoration of an historical justice
and as a way to improve the overall situation in the region, while also preventing
similar crimes in the future.
The unnatural character of bilateral relations and the closed border by Turkey
threaten the Armenian security and hamper its lasting development. The absence of
normalized relations adversely affects the stability of the region as a whole and
impedes the development of regional cooperation.
The normalization of ArmenianTurkish relations would decrease the risk of new
dividing lines emerging in the region and would help to create a more conducive
environment for the final settlement of the Nagorno Karabakh conflict.
Armenia closely follows Turkeys accession negotiations with the European Union and
hopes that the process will avoid any application of double standards. Armenia
stresses that the lifting of the Turkish blockade of Armenia, which has acquired
special importance in view of Armenias inclusion in the European Neighborhood
Policy (ENP), will be an important condition in the negotiations between Turkey and
the EU.
AZERBAIJANI REPUBLIC
Diplomatic relations between Armenia and Azerbaijan have not been established due
to the Nagorno Karabakh conflict. Azerbaijan has adopted a policy aimed at the
exclusion of Armenia from all projects of regional cooperation.
Azerbaijan continuously refuses to open its communication routes with Armenia and
denies all Armenian and international initiatives to engage in bilateral cooperation in
an attempt to exert pressure on Armenia regarding the Nagorno Karabakh conflict.
Armenia believes that the bilateral and regional cooperation could build confidence
and have a serious positive impact on the overall situation. Armenia will continue its
confidence building efforts and to this end will encourage cooperation, contacts and
visits on every level.
3. ARMENIA DIASPORA RELATIONS
The wide range of issues comprising ArmeniaDiaspora relations presents a
199
significant component of the National Security Strategy of the Republic of Armenia. In
sheer numbers, the Armenian Diaspora exceeds the overall population of Armenia; it
is geographically diverse and stems largely from the exodus of Armenians to safety
during the Genocide and related forced deportations. The Armenian Diaspora is well
integrated within their host countries of residence and is active in many areas of
political, economic and social affairs of those countries. The largest Diasporan
communities are presently located in the Russian Federation, the United States,
France, Iran, Georgia and in some Arab countries. Majority of the Diasporan
Armenians are non-Armenian citizens.
In order to consolidate relations with its Diaspora, the Republic of Armenia focuses its
efforts on preventing the assimilation and loss of lingual and cultural identity among
the Armenians living abroad. Additionally, Armenia embraces all systemic
demonstrations of Diaspora involvement in the solution of vital problems facing
Armenia and Nagorno Karabakh.
The integration of the Armenian nation offers a serious degree of economic and
cultural potential, especially as a means to promote trade, tourism, preservation,
development and publicizing of the cultural heritage.
The preservation and intensification of ties with the Diaspora also creates a unique
bridge between Armenia and the international community, as Armenian community
organizations worldwide support the development of bilateral ties with different
countries, and foster Armenias global integration and consolidation of democracy.
The Armenian Apostolic Church, through its capacity as the national church, also has
an important mission in the integration of the Armenians and the development of the
nation.
CONCLUDING PROVISIONS
The National Security Strategy of the Republic of Armenia serves as a guideline for
the determination of the main directions, challenges and priorities of the countrys
domestic and foreign policy. Further revisions of the National Security Strategy
should address the changing nature of dynamic internal, regional and global
developments, altered situation and political priorities.
Any declarations made on behalf of the Republic of Armenia and by its state officials
should preserve the wording, intent and the spirit of the National Security Strategy.
200
In order to ensure the overall consistency of the decisions adopted by the state and
administrative authorities of the Republic of Armenia, such decisions should be in
accordance with the provisions of the National Security Strategy.
The provisions of the National Security Strategy are exercised on the basis of the
development of guidelines and action plans in the areas of foreign policy, defense,
economy, food security, energy, environment protection, the safety of
communications and information, demography, science and education, and
intellectual and cultural developments. These guidelines are elaborated by the
Government of the Republic of Armenia in accordance with the provisions of Articles
85, 86, and 89 of the RA Constitution.
CHIEF OF STAFF
OF THE RA PRESIDENT
A. GEVORKYAN
EK – K
TÜRKİYE CUMHURİYETİ VE ERMENİSTAN CUMHURİYETİ
201
ARASINDA PARAFE EDİLEN PROTOKOL
Türkiye Cumhuriyeti ve Ermenistan Cumhuriyeti,
•
Aynı gün imzalanan Türkiye Cumhuriyeti ve Ermenistan Cumhuriyeti arasında
tıklayın Diplomatik İlişkilerin Kurulması Protokolü rehberliğinde,
•
İkili ilişkilerini karşılıklı çıkarlara saygı ve güven temelinde geliştirme
hedeflerini göz önünde bulundurarak,
•
İkili ilişkilerini iki ülkenin ortak çıkarları temelinde, siyasi, ekonomik, enerji,
ulaştırma, bilimsel, teknik, kültürel ve diğer alanlarda geliştirmeye ve
ilerletmeye kararlı olarak,
•
Uluslararası ve bölgesel örgütlerde işbirliğinin, iki ülke arasında özellikle BM,
AGİT, Avrupa Konseyi, Avrupa-Atlantik İşbirliği Konseyi ve KEİ kapsamında
geliştirilmesine destek vererek,
•
İki devletin, bölgede demokratik ve sürdürülebilir gelişmenin sağlanması,
bölgesel istikrar ve güvenin arttırılması için işbirliği yapmak yönündeki ortak
amaçlarını dikkate alarak,
•
Bölgesel ve uluslararası uyuşmazlık ve çatışmaların uluslararası hukuk ilkeleri
ve normları temelinde barışçı şekilde çözümlenmesi hususundaki taahhütlerini
tekrarlayarak,
•
Terörizm, sınır aşan örgütlü suçlar, uyuşturucu ve silah kaçakçılığı gibi
bölgeye ve dünya güvenliği ve istikrarına yönelik ortak güvenlik tehditleri
konusunda uluslararası toplumun eylemlerini güçlü şekilde desteklemeye hazır
olduklarını yeniden vurgulayarak,
1. Bu Protokolün yürürlüğe girmesinden itibaren 2 ay içerisinde ortak sınırın
açılması hususunda anlaşmışlardır,
2. Her iki ülkenin Dışişleri Bakanlıkları arasında düzenli siyasi istişare
gerçekleştirilmesi,
İki halk arasında karşılıklı güven tesis edilmesi amacıyla, mevcut sorunların
tanımlanmasına ve tavsiyelerde bulunulmasına yönelik olarak, tarihsel kaynak
ve arşivlerin tarafsız bilimsel incelemesini de içerecek şekilde bir diyaloğun
uygulamaya konulması,
3. İki ülke arasında mevcut ulaştırma, iletişim, enerji altyapısı ve şebekelerinden
en iyi şekilde istifade edilmesi ve bu yönde tedbirler alınması, İki ülke arasında
202
işbirliğini güçlendirmek amacıyla ikili hukuki çerçevenin geliştirilmesi,
İlgili kurumlar arasında ilişkilerin desteklenmesi ve uzman ve öğrenci
değişimini teşvik etmek yoluyla bilim ve eğitim alanlarında işbirliği yapılması ve
iki tarafa ait kültürel mirasın korunması ve ortak kültürel projelerin başlatılması
amacıyla harekete geçilmesi,
İki ülkenin vatandaşlarına gerekli yardımı ve korumayı sağlayabilmek için 1963
tarihli Konsolosluk İlişkilerine dair Viyana Sözleşmesi uyarınca konsolosluk
alanında işbirliği tesis edilmesi,
İki ülke arasında ticaret, turizm ve ekonomik işbirliğinin geliştirilmesi amacıyla
somut tedbirler alınması,
Çevre konularına ilişkin diyalog kurulması ve işbirliğinin güçlendirilmesi,
hususlarında anlaşmışlardır.
4. Ayrıca, bu Protokol'ün 2. işlem paragrafında ifade edilen yükümlülüklerin hızlı
bir şekilde uygulanmasını teminen, ayrı alt komisyonları da kapsayan
Hükümetlerarası bir ikili komisyonun kurulması hususunda anlaşmışlardır.
Hükümetlerarası komisyonun ve alt komisyonlarının çalışma kurallarını hazırlamak
üzere işbu protokolün yürürlüğe girmesini izleyen günden 2 ay sonra iki Dışişleri
Bakanı başkanlığında bir çalışma grubu oluşturulacaktır.
Bu çalışma kuralları, işbu protokolün yürürlüğe girmesini izleyen 3 ay içerisinde
Bakanlar seviyesinde onaylanacaktır.
Hükümetlerarası komisyon, anılan çalışma kurallarının kabul edilmesinin hemen
ardından ilk toplantısını gerçekleştirecektir.
Alt komisyonlar bu andan itibaren en geç 1 ay içerisinde çalışmalarına başlayacak ve
görevlerini tamamlayana dek ara vermeden çalışacaklardır.
Uygun olması halinde alt-komisyonlara uluslararası uzmanlar da katılacaktır.
PROTOKOL BELGESİ
Atılacak adımlar:
203
1. Ortak sınırın açılması: Türkiye Cumhuriyeti ile Ermenistan Cumhuriyeti arasında
İkili İlişkilerin Geliştirilmesi Protokolünün yürürlüğe girmesinden sonra iki aylık bir süre
içinde
2. İki Dışişleri Bakanının başkanlığında, hükümetlerarası komisyonun ve alt
komisyonlarının çalışma kurallarını hazırlamak üzere bir çalışma grubunun
oluşturulması: Türkiye Cumhuriyeti ile Ermenistan Cumhuriyeti arasında İkili İlişkilerin
Geliştirilmesi Protokolünün yürürlüğe girmesini izleyen günden 2 ay sonra
3. Hükümetlerarası komisyonun ve alt komisyonlarının çalışma kurallarının Bakanlar
düzeyinde onaylanması: Türkiye Cumhuriyeti ile Ermenistan Cumhuriyeti arasında
İkili İlişkilerin Geliştirilmesi Protokolünün yürürlüğe girmesinden sonra 3 aylık bir süre
içinde
4. Hükümetlerarası komisyonun ilk toplantısının düzenlenmesi: Hükümetlerarası
komisyonun ve alt komisyonlarının çalışma kurallarının Bakanlar düzeyinde
onaylanmasından hemen sonra
5. Aşağıdaki alt komisyonların çalışmaya başlamaları: -siyasi istişare alt komisyonu; ulaştırma, iletişim ve enerji altyapı ve şebekeleri alt komisyonu; -hukuki konulara
ilişkin alt komisyon; -bilim ve eğitim alt komisyonu; -ticaret, turizm ve ekonomik
işbirliği alt komisyonu; -çevre sorunlarına ilişkin alt komisyon; ve -tarihsel boyuta
ilişkin alt komisyon iki halk arasında karşılıklı güven tesis edilmesi amacıyla, mevcut
sorunların tanımlanmasına ve tavsiyelerde bulunulmasına yönelik olarak, tarihsel
kaynak ve arşivlerin tarafsız bilimsel incelenmesini de içerecek şekilde bir diyaloğun
uygulamaya konulması: (Bu diyalogda Türk, Ermeni ve İsviçre temsilcileri ile diğer
uluslararası uzmanlar da yer alacaklardır.) Hükümetlararası komisyonun ilk
toplantısından en geç bir ay sonra.
204
Download