Biyokimya Ders Notları(Özet) (harper, Tietz, Mathews

advertisement
Biyokimya Ders Notları(Özet)
(harper, Tietz, Mathews, Lehninger, Lippincot, Stryer textbooklardan çevirilerin derlenmesiyle
oluşturulmuştur)
Giriş
Biyokimya, biçimsel olarak, yaşamın temel kimyası ile ilgilenen bilim dalıdır. Bios, Yunancada yaşam
demektir. Canlı sistemin yapısını ve fonksiyonlarını kimyasal bakımdan inceleyen bir bilim dalıdır.
Canlı sistemlerin yapısal ve fonksiyonel birimi hücre olduğundan, biyokimyanın fonksiyonel tanımı,
“canlı hücrelerin kimyasal yapı taşlarını ve bunların katıldığı reaksiyonları inceleyen bilim dalı”
şeklindedir.
Biyokimyanın Kökeni:
İlkolarak organik kimyanın bir kolu olarak ortaya çıkmıştır. Organik maddelerin yanmasıyla
karbondioksit ve su açığa çıkmasının gösterilmesinden sonra yapısında organik kimya çalışmalarıyla
hayvansal ve bitkisel kaynaklı çeşitli bileşiklerin C,H,O ve genelde N içerdiğinin tespiti ve
tanımlanması için yaptıkları çalışmalar biyokimyanın başlangıcı olmuştur.
Diğer kökeni ise fizyolojidir. Kimyasal olarak yönlendirilen fizyolojiden “fizyolojik kimya”
gelişmiştir; fizyolojik kimya yerine daha sonraları “biyolojik kimya” ve son olarak da “biyokimya” adı
kullanılmıştır.
Biyokimyanın üçüncü kökeni ise tıp çalışmalarıdır. Çeşitli hastalık oluşum mekanizmaları ve buradan
yola çıkılarak terapötik önemi olan hedef biyomolekül veya yolakların tespitiyle tıp ile biyokimyanın
birlikte gelişmesine yol açmıştır.
Moleküler biyolojinin bir dalı olan genetik de son yıllarda biyokimyanın başka bir kökeni durumuna
gelmiştir. Moleküler biyoloji terimi, temelde biyokimya ile veya biyokimyanın temel yaşam olaylarını
moleküler düzeyde açıklamaya çalışan bir dalı ile eş anlamlıdır.
Biyokimyanın amacı ve konuları
Biyokimyanın amacı, canlı hücrelerle ilgili kimyasal olayların moleküler düzeyde tam olarak
anlaşılmasını sağlamaktır. Biyokimyanın öncelikli konusu ve görevi, hücre bileşenlerinin doğası
hakkındaki bilgilerin toplanmasıdır.
Biyomoleküller ve fonksiyonel gruplar
Biyomoleküllerin çoğu karbon ( C ), oksijen (O), hidrojen (H), azot (N), kükürt (S) ve fosfor (P)
bileşimidirler.Biyomoleküllerin pek çoğu, su (H2O), amonyak (NH3) ve hidrojen sülfür (H2S) gibi
basit hidrojen bileşiklerinden türemişlerdir. Biyolojik sistemlerde fosfor (P), örneğin ATP yapısında
olduğu gibi, hemen hemen sadece fosforik asitin (H3PO4) türevi olarak bulunur.
Bir basit hidrojen bileşiğinin bir veya daha fazla hidrojen atomunun yerine kök (radikal) denen ve R ile
ifade edilen bir başka grup geçerse değişik tip bileşikler oluşur.
Buna göre sudan (H2O) alkoller (R−OH) ve eterler (R−O−R') oluşur; amonyaktan (NH3) primer
aminler (R−NH2), sekonder aminler (R−NH−R') ve tersiyer aminler (R−N−R' R'') oluşur; hidrojen
sülfürden (H2S) tiyoller (R−SH) oluşur.
1
Pek çok organik bileşikte bulunan −OH,
−NH2, −SH gibi gruplar, fonksiyonel gruplar
olarak tanımlanırlar. Fonksiyonel gruplar, bir
organik
moleküle
spesifik
kimyasal
özelliklerini veren atom veya
atom
gruplarıdırlar.
Fonksiyonel grupların bağlı olduğu R ile
gösterilen gruplar hidrokarbon yapılarını
(gruplarını ) göstermektedir.
Biyomoleküllerin genellikle polifonksiyoneldir
(çok fonksiyonlu) ; iki veya daha fazla farklı
ya da aynı fonksiyonel grup içerirler.
Proteinlerin monomer olan amino asitler
temelde iki tip fonksiyonel grup içerir: amino
grubu ve karboksil grubu.
Glukoz molekülü de iki tip fonksiyonel grup
içerir; hidroksil ve aldehit grubu.
Bir biyomoleküldeki fonksiyonel gruplardan
her biri kendisine özgü kimyasal karakterdedir
ve bu özelliğine bağlı olarak gene özel tip
reaksiyonlara katılır.
Karbonil grubu [⟩C=.O ], aldehit, keton, karboksilik asit ve karboksilik asit türevlerinin
yapısının temelidir.
Moleküler yapı
Moleküllerin fiziksel ve kimyasal davranışı,
özelliklerinin
çoğu
yalnızca
yapısal
formüllerinden tahmin edilebilir.
Yapısal formülleri ise atomların dizilişleri,
fonksiyonel grupların varlığına göre değişiklik
gösterir.
Alanin amino asidinin yapısal formülü soldan
sağa 3 farklı gösterimi verilmiştir.
Canlılarda temel biyomoleküllerin sınıflandırması yapıldığında 1. Karbonhidratlar, 2. Proteinler, 3.
Lipidler ve 4. Nükleik Asitler den bahsedilir.
Genel itibariyle biyokimyasal mekanizmaların yürütülmesinde ilk üçünün entegrasyonu oldukça
önemlidir.
2
KARBONHİDRATLAR (Karbohidratlar, şekerler)
Karbonhidratlar, kimyasal olarak polihidroksi aldehit veya ketondurlar veya hidroliz edildiklerinde
böyle bileşikler veren maddelerdir. .Kimyasal olarak hidroksil (-OH) grupları yanında serbest aldehit
veya keton grubu içeren maddeler olarak da tanımlanabilir.
Bu sınıftaki çoğu bileşik için C:H:O oranı, 1:2:1 şeklindedir; genel formülleri (CH2O)n basit (kaba)
formülüyle gösterilir.Bazı karbonhidratlar, (CH2O)n genel formülüne uymaz, bazıları hem bu formüle
uymyabilir hem de azot, fosfor veya kükürt elementlerini de yapısında bulundurabilir.
Bu nedenle karbonhidrat yerine karbohidrat terimi de sıkça kullanılır
Karbonhidratların organizmada birçok fonksiyonu vardır:
1) Sofra şekeri ve nişasta insanların en çok tülkettiği bazı karbonhidratlardır. 2) Karbonhidratların
oksidasyonu, çoğu nonfotosentetik hücrede temel enerji sağlayıcı yoldur. Kan şekeri vücudun en
önemli karbonhidratı olan glukoz bileşiğidir, memeli dokularının en önemli yakıtıdır. 3) Suda
çözünmez (İnsolubl= ingilizce insoluble) karbonhidrat polimerleri, bakteri ve bitki hücre duvarlarında
ve hayvanların bağ dokularında yapısal ve koruyucu yapılar olarak görev yaparlar. 4) Bazı karbonhidrat
polimerleri, iskelet eklemlerini kayganlaştırırlar ve hücreler arası yapışmayı sağlarlar. 5)
Karbonhidratlar, vücutta lipidlerin, bazı amino asitlerin, glikolipidlerin, glikoproteinlerin ve
proteoglikanların ön maddesidir, yani bu bileşikler karbonhidratlardan sentezlenebilir veya yıkımlarıyla
da karbonhidratlar açığa çıkabilir.
Proteinlere ve lipidlere kovalent olarak bağlı bazı kompleks karbonhidrat polimerleri, molekülün
intrasellüler (hücre içi) yerini veya metabolizmadaki yollarda ne tür tepkimelere dahil olacaklarını
belirleyen sinyal olarak etki gösterirler.
Karbonhidratların Sınıflandırılışı:
Karbonhidratlar üç ölçüte göre sınıflandırılır:Molekülde(bileşikte) bulunan basit şeker birimlerinin
sayısına göresınıflandırma; Reaktif gruplarına göresınıflandırma; Karbon zincirinin uzunluğuna
göresınıflandırma.
Moleküldeki basit şeker birimlerinin sayısına göre karbonhidratlar Genellikle üç büyük sınıfa ayrılarak
incelenirler: 1)Monosakkaritler, 2) Disakkaritler ve Oligosakkaritler, 3) Polisakkaritler.
Reaktif gruplarına göre yani yapılarında aldehid veya keton grubu taşımalarına göre aldo şekerler
(aldoz) ve keto şekerler (ketoz) olmak üzere 2 gruba ayrılırlar.
Keto grubu içeren monosakkaridin isminin sonuna .-üloz eki gelir. (ksilüloz, ribüloz gibi)
Karbon zincirinin uzunluğuna göre ise karbonhidratlar Diozlar, Pentozlar, Triozlar,
Tetrozlar, Heptozlar olarak sınıflandırılırlar.
Heksozlar,
3
1) Monosakkaritler: Daha basit yapıya hidroliz edilemeyen, dolayısıyla “en küçük” karbonhidrat
birimidir.Örnek monosakkaritler: glukoz, früktoz, galaktoz, ksiloz, arabinoz, riboz..
2) Disakkaritler ve Oligosakkaritler: Disakkaritler iki monosakkarit biriminin birleşmesinden
meydana gelen karbonhidrat bileşiğidir.
Sakaroz glukoz +fruktoz
MaltozGlukoz + Glukoz
Laktoz Glukoz + Galaktoz
Oligosakkaritler ise 3-12 monosakkarit birimlerinden meydana gelir. Örneğin Dekstrin bir
oligosakkaritdir.
Doğada ve organizmada en yaygın bulunan monosakkaritler, trioz, pentoz ve heksozlardır.
Heksozlardan en fazla bulunanları da glukoz, fruktoz, galaktoz ve mannozdur. Kan şekeri deyince,
4
bir aldoheksoz olan glukoz anlaşılır. Aldopentoz olan riboz ve 2-deoksiriboz, nükleotitlerin ve
nükleik asitlerin yapısında yer alır.
3) Polisakkaritler: Hidroliz yoluyla yıkılıdıklarında 12’den fazla monosakkarit oluşur.Eğer
polisakkarid tek bir monosakkarid biriminden oluşmuşsa homopolisakkarid (nişasta, glikojen,
inülin, dekstrinler, selüloz), birkaç farklı monosakkarit biriminden oluşmuşsa heteropolisakkarid
adı verilir.
Homopolisakkaritler, tek tip monomerik ünite içeren polisakkaritlerdir. Bunların bazıları, yakıt
olarak kullanılan monosakkaritlerin depo formları olarak işlev görürler ve depo homopolisakkaritler
olarak adlandırılırlar; bazıları ise bitki hücre duvarlarında ve hayvan dış kabuklarında yapısal
elemanlar olarak işlev görürler ve yapısal homopolisakkaritler olarak adlandırılırlar. Bu iki gruba
girmeyen homopolisakkaritler de vardır.Homopolisakkarid olarak bitkisel kaynaklı nişasta ve
sellüloz, hayvansal kaynaklı ise Glikojen den bahsedebiliriz. Depo homopolisakkaritler (bazı
kaynaklarda depo şeker olarak da geçer), organizmada yakıt olarak kullanılan monosakkaritlerin
depo formları olarak işlev gören polisakkaritlerdir. Doğadaki en önemli depo homopolisakkaritler,
bitki hücrelerinde nişasta, hayvan hücrelerinde glikojendir; her iki polisakkarit de intrasellüler
olarak büyük kümeler veya granüller halinde meydana gelirler.
Heteropolisakkaritler genellikle karbonhidratların lipidler ve proteinlerle oluşturdukları
komplekslerdir. Örneğin glikozaminoglikanlar, glikolipidler ve glikoproteinler.
Nişasta gibi hidrolizle yıkıldığında sadece glukoz monomerleri açığa çıkaran bileşiklere glukozan
veya glukan denir. Nişasta yapısal olarak 2 farklı zincir formu içerir. Dallanmamış yapı olan amiloz
nişastanın %15-20 kadarını oluştururken Temel zinciri ise nişastanın %80-85 kadarını oluşturan αamilopektin’dir. Amilopektin yapı olarak α1-4 bağları içeren bir zincirdir ve her 24-30 glukoz
Nişasta
Homopolisakkarit
Dallanmamış Dallanmış
Heteropolisakkarit
Dallanmamış
Dallanmış
2 monomer
Çok farklı monomer
içeren
tipi içeren
Selüloz
Glikojen
5
Monosakkaritlerin izomerleri
Bir organik moleküldeki bir karbon atomuna dört farklı
Ayna
atom veya fonksiyonel grup bağlanmışsa, karbon
atomunun asimetrik (şiral, kiral) olduğu ifade edilir.
Asimetrik karbon atomu içeren molekül, uzayda farklı
konfigürasyonlara sahip iki farklı formda bulunabilir ve bu
formlar, molekülün stereoizomerleri olarak tanımlanırlar.
D-Gliseraldehit
L-Gliseraldehit
Genel olarak, n sayıda asimetrik karbon atomu içeren bir
molekülün
2n
sayıda
stereoizomeri
vardır.
Stereoizomerlerin özel bir sınıfı, enantiyomerler olarak
adlandırılırlar ki bunlar, birbirinin aynı düzlemde üst üste
gelmeyen ayna görüntüleridirler. Bir bileşiğin iki
enantiyomeri, aynı kimyasal özelliklere sahiptirler, fakat
polarize ışığın düzlemini çevirme yeteneği gibi karakteristik fiziksel özellikleri farklıdır;
enantiyomerlerden birinin çözeltisi polarize ışığın düzlemini sağa (+) çevirir, diğerinin çözeltisi ise
aynı derecede sola (-) çevirir. Polarize ışığın düzlemini sağa veya sola çeviren maddelere optikçe aktif
maddeler veya optik aktif maddeler denir.Dihidroksi aseton hariç bütün monosakkaritler, bir veya
daha fazla asimetrik karbon atomu içerirler; bu nedenle optikçe aktif izomerleri vardır. En basit aldoz
olan gliseraldehit, bir asimetrik karbon atomu içerir; bu nedenle de iki farklı enantiyomeri vardır.
Gliseraldehitin iki farklı formu, âdet üzerine D-gliseraldehit ve L-gliseraldehit olarak adlandırılırlar.
Organizmadaki önemli heksoz türevleri
Canlı organizmada bulunan heksozların çoğu D-izomerlerdir; örneğin kandaki glukoz, D-glukozdur.
Glukoz, galaktoz ve mannoz gibi basit heksozların türevlerinde, ana bileşikteki bir hidroksil grubu, bir
başka yapı ile yer değiştirmiştir veya bir karbon atomu karboksilik asite okside olmuştur.
Fosfoşekerler, aminoşekerler, Deoksi şekerler, Aldonik asitler (ör: glukonik asit), Üronik asitler (ör
Glukuronik asit), Sakkarik asitler (ör. müsik asit: Galaktozun sakkarik asididir), Şeker alkolleri (ör.
Glukozdan sorbitol, mannozdan mannitol üretilir) organizmada önemli role sahip hekzos türevleridir.
6
AMİNO ASİTLER VE PEPTİTLER
Amino asitler, yapılarında hem amino grubu (−NH2)
(−NH2) hem de karboksil grubu (−COOH) içeren
bileşiklerdir. Doğada 300 kadar farklı amino asit bulunmaktadır. Amino asitlerin standart amino asitler
diye bilinen 20 tanesi, karakteristik sayı ve diziliş sırasında bir düz zincirde birbirlerine kovalent olarak
bağlanarak proteinleri oluştururlar. Standart amino asitler, DNA tarafından kodlanan ve proteinleri
prot
oluşturan birimlerdir (proteinlerin monomeridir).
Bir standart aminoasit, polipeptit zinciri yapısına girdikten sonra
sonra, bir modifikasyona (değişime) uğrarsa
Nonstandart(standart olmayan) aminoasitlere
asitlere dönüşürler. Örneğin prolin aminoasiti kollajen
içerisindeoksidasyona uğrayarak hidroksiproline dönüşür.
Enzimler ribonükleazlar hariç genellikle proteinlerden oluşur. Bu yüzden proteinlerin monomeri olan
aminoasitler enzimlerin yapısında önemli rol oynarlar. Protein yapısına girdiklerinde
girdiklerinde serbest aminoasit
özelliği taşımadıklarından genellikle aminoasit kalıntısı olarak adlandırılırlar.
Birçok enzim aktivitesi, serin, treonin ve tirozin aminoasit kalıntılarının fosforilasyonu ile düzenlenir.
Glikoproteinlerde serin, treonin, asparajin
asparajin aminoasitlerine, galaktoz, glukoz, mannoz, diğer şekerler
veya oligosakkaritler bağlanmıştır. Tiroglobülin yapısındaki tirozin, tiroit hormonlarına (T3 ve T4)
dönüştürülür.
Proteinlerin yapısında bulunmayan fakat hücrede çok değişik biyolojik fonksiyonlara
fonksiyon
sahip amino
asitler de tespt edilmiştir.
Standart amino asitler
Aynı karbon atomuna bağlanmışş bir amino grubu ve bir karboksil grubu
içerirler. Fizyolojik pH’da, amino grubu proton taşır
ta ve pozitif yüklüdür;
karboksil grubundan ise proton ayrılmıştır
ayr
ve negatif yüklüdür:
Standart amino asitlerde amino ve karboksil gruplarının
gruplar
bağlı olduğu
karbon atomu α-karbon
karbon atomu diye anılır. R grubu bir zincirde ek
karbonlar içeriyorsa bu karbonlar β, γ, δ, ε gibi harflerle belirtilirler. Bir standart amino asit, hem
proton donörü (asit) hem proton akseptörü (baz) olarak davranabilir. Hem proton donörü (asit) hem
proton akseptörü (baz) olarak davranan maddelere amfoterik maddeler, amfolitler, amfoterik
elektrolitler denir. Standart amino asitler, amfoterik maddeler (amfoterik elektrolit veya amfolit)’tirler:
Standart amino asitler, üç harfli kısaltmalar
k saltmalar ve tek harfli sembollerle gösterilirler
7
Standart amino asitler birbirlerinden yan zincirlerindeki yani R gruplarındaki yapı, büyüklük, elektrik
yükü, amino asidin sudaki çözünürlüğüne etkisi bakımından farklıdırlar. Bazı amino asitler, fizyolojik
pH’da, amino grubundaki pozitif yüke ve karboksil grubundaki negatif yüke ek olarak yan zincirde de
bir yük taşımaktadırlar. Bazı yan gruplar polar iken bazı yan gruplar nonpolardır. Amino asitlerin
fonksiyonları ve protein yapısındaki rolleri, yan zincirlerinin kimyasal özellikleri ile bağlantılıdır.
Standart amino
asitler, R yan
gruplarının
yapısal
özelliklerine göre
yedi
sınıfa
ayrılırlar
1. Alifatik
2. Sülfür
içeren
3. Aromatik
4. Nötral
5. Asidik
6. Bazik
7. İmino Asit
8
Bir peptitte serbest α-amino grubunu içeren amino asit kalıntısı amino-terminal (veya N-terminal)
kalıntı, diğer uçtaki serbest karboksil grubu içeren kalmtı ise karboksil-terminal (veya C-terminal)
kalıntıdır.
R yan gruplarının biyolojik ortamdaki zelliklerine göre aminoasitler 5 grupta incelenir:
Standart amino asitler R yan gruplarının özellikle polarite veya biyolojik pH’da su ile etkileşmeye
eğilim özelliklerine göre de beş sınıfa ayrılırlar:
9
Amino asitler beslenme (biyolojik) duruma göre 3 grupta incelenir:
Esansiyel, yarı esansiyel ve esansiyel olmayan aminoasitler
Amino asitlerin bazıları vücutta sentezlenebildiği halde bir ısmının sentezi mümkün değildir. Vücudun
sentezleyemediği ve besin yoluyla dışarıdan alınması zorunlu olan aminoasitlere “esansiyel amino
asitler ” veya “ eksojen amino asitler ” denir
Val,, Leu, Ile, Phe, Trp, Thr, Met, Lys, His esansiyeldir
Vücutta sentezlenebilen ve dışarıdan besin yoluyla alınması zorunlu olmayanlara ise “esansiyel
olmayan amino asitler ” veya “ endojen amino asitler ” denir Bu aminoasitlerin oluşturulması için 3
ana metabolik yol (yolak) ürünleri kullanılır: Glikolitik yolak ürünleri, TCA döngüsü ürünleri, Diğer
aminoasitlerin metabolizması.
Ala, Ser, Asp, Asn, Glu esansiyel değildir
Hastalık, yaşlılık, büyüme ve gelişme gibi özel durumlarda artan ihtiyaç nedeniyle besin yoluyla
alınması gerekli olan amine asitlere ise yarı esansiyel amino asitler denir.
Gly, Pro, Arg, Cys, Tyr, Gln yarı esansiyeldir.
Standard olmayan aminoasitler:
1) Posttranslasyonel modifikasyonlarla elde edilen amino asitler:
Protein yapısına girmek üzere genetik olarak kodlanmış aminoasitlerden protein yapısına
girdijkten sonra uğradıkları değişimlerle oluşurlar. Prolinden 4-hidroksi prolin (4-HO-Pro)
Lizinden 5-HO-Lys, ve 6-N- Metil Lys, Glutamatdan γ-karboksi Glu elde edilir.
Selenositeim amino asiti diğerlerinden farklı olarak serin amin asiti peptid zincirine girmeden
Selenyum atomunun oksijen yerine geçmesiyle oluşur.
2) Protein yapısına girmeyen aminoasitler: Diğer aminoasitlerden sentezlenirler ve genetik olarak
kodlanmadıkları için protein yapısında yer almazlar. Ancak bu aminoasitler metabolik öneme
sahiptir.
β-alanin: aspartat amino asitinden sentezleir, kaslarda karnesin ve anserin yapısında bulunur.
Koenzim A yapısında pantotenik asitle beraber yer alır.
GABA: γ-aminobutirikasit glutamatdan sentezlenir, santral sinir sistemi ve retinada bulunur.
GABA ve β-alanin yapısal olarak aminoasit sayılmazlar. Ancak yapısal olarak aminoasit
özelliğini koruyan diğer moleküller arasında üre döngüsünden ornitin ve sitrülin sayılabilir.
10
Peptid Bağı oluşumu:
ba
amino asidin −COOH grubu arasından su çıkışıyla iki
Bir amino asidin −NH2 grubu ile bir başka
amino asit arasında peptit bağı oluşur ve böylece peptitler meydana gelir:
Metabolizmada yaygın olarak aminoasitlerin
verdiği tepkimeler (detayları lipincott ve
lehninger’da):
1) Transaminasyon tepkimesi Bir aa’nın αamino grubunun
ubunun bir ketoaside (α –ketoglutarat
gibi)taşınmasıdır.
2) Oksidatif olan ve olmayan deaminasyon: Bir
aa’nın α-amino
amino grubunun aa yapısından ayrılarak
(amonyak olarak) aa’dan ketoasit oluşturulmasıdır.
Serbest kalan amin grubu üre döngüsüne geçer.
3) Dekarboksilasyon Bir aa’nın α-karboksil
karboksil grubunun aa yapısından karbondioksit olarak
ayrılmasıdır.
Aminoasitlerin azot metabolzmasında Glutamat ve Glutamin aminoasitleri merkezi rol oynar.
PROTEİNLER
Proteinler, amino asitlerin belirli türde, belirli sayıda
say
ve belirli diziliş sırasında
s
karakteristik düz
zincirde birbirlerine kovalent bağlanmasıyla
ba
oluşmuş polipeptitlerdir. Proteinler, amino asitlerin
polimerleridirler.
Proteinlerin yapılarında
nda kovalent bağlar
ba
ve kovalent olmayan bağğlar vardır. Proteinlerin
yapılarındaki kovalent bağlar,
lar, peptit bağları ve disülfid bağlarıdır; kovalent olmayan bağlar
ba
ise
hidrojen bağları, iyon bağlarıı ve hidrofob bağlar (apolar bağlar)’dır.
Peptit bağları: Bir amino asidin α-karboksil
karboksil karbonu ile bir başka
ba
amino asidin α-amino azotu arasında oluşan C-N
C bağlarıdır
Disülfid bağları:: İki sistein kalıntısı arasında, sülfhidril (tiyol,
SH) gruplarının
ının H kaybetmeleri sonucu oluşan S-S bağlarıdır.
11
Hidrojen bağları: Polipeptit zinciri oluşturan peptit
bağlarındaki rezonans veya mezomeri durumundan dolayı,
oksijenlerin bilinen keto gruplarından daha negatif, azotların
ise pozitif özellik taşımasının sonucu olarak, bir polipeptit
zincirdeki bir peptit düzleminde bulunan oksijen atomu ile
bir başka peptit bağı veya düzlemindeki azot atomu
arasında, aradaki uzaklık yaklaşık 2,7 Ao olduğunda,
hidrojen köprüsü şeklinde (C=O⋅⋅⋅H⋅⋅⋅N) oluşan bağlardır
İyon bağları: Polipeptit zincirlerindeki asidik ve bazik amino asit kalıntılarının fonksiyonel gruplarının
fizyolojik pH’da tamamen veya kısmen iyonlaşmış halde bulunmalarının sonucu olarak, elektronegatif
−
+
ve elektropozitif gruplar arasında gelişen elektrostatik çekim kuvveti ile (COO ⋅⋅⋅⋅⋅⋅H3N ) oluşan
bağlardır.
Apolar bağlar (hidrofob bağlar): Polipeptit zincirindeki amino asit kalıntılarının metil grubu, alifatik
grup, siklik grup gibi apolar kısımlarının birbirlerine yeter derecede yakın olmaları halinde geçici bir
polarite göstermelerinin sonucu ortaya çıkan ve Van der Waals-London çekme kuvveti diye bilinen
zayıf çekme kuvveti ile (CH3⋅⋅⋅⋅⋅CH3) oluşan bağlardır. Hidrofobik etkileşimler gerçek bağ değildirler;
elektron paylaşımı yoktur. Hidrofobik etkileşimler, proteinlerin iç kısımlarının kararlı olarak
devamlılığının sağlanmasında rol oynar.
Proteinlerin yapısında itici güçler de bulunmaktadır: 1) Aynı yükü taşıyan gruplar arasında, iyonik
güçlerin tersi olan, elektrostatik itme olur. 2) Çok yakın duran atomlar arasında Van der Waals itici
güçleri vardır
Protein moleküllerinin yapısı ve konformasyonu
Proteinlerde birinci (primer), ikinci (sekonder), üçüncü (tersiyer) ve dördüncü (kuarterner) yapı diye
dört yapı tanımlanır:
12
Bir proteinin primer (birinci) yapısı, bir
protein için karakteristik ve genetik
olarak tespit edilmiş olan amino asit
dizilişidir; belirli türde, belirli sayıda,
belirli diziliş sırasında amino asitlerin
birbirlerine
peptit
bağlarıyla
bağlanarak oluşturdukları bir polipeptit
zinciri biçimindeki yapısıdır:
Bir polipeptitteki amino asit üniteleri,
sıklıkla amino asit kal
kalıntıları olarak
isimlendirilirler. Basit olarak bir
polipeptit zincirden ibaret olan
protein, zincir başındaki amino asit
kalıntısında serbest bir α-amino
grubuna sahiptir; zincir sonundaki
amino asit kalıntısında ise serbest bir
α-karboksil
karboksil grubuna sahiptir.
sahipt
Buna
göre bir protein polipeptit zincirinin
bir ucu amino terminal uç veya N
Nterminal uç; diğer ucu karboksil
terminal uç veya C-terminal
C
uç olarak
isimlendirilir
Polipeptit zincirinin omurgasındaki atomların 1/3’ünün hareketli, 2/3’ünün hareketsiz oluşu
ol
yüzünden
omurgada bir yarı sertlik vardır
Bir proteinin sekonder (ikinci) yapısı, yarı sertleşmiş polipeptit zincirlerinin bükülmeler ve
katlanmalarla oluşturdukları özgün kangallar biçimindeki yapısıdır.
13
Bir proteinin sekonder yapısının oluşmasını ve sürdürülmesini sağlayan, primer yapı ile meydana gelen
polipeptit omurgasının özelliği ve yan bağlardan özellikle hidrojen bağlarıdır.
Bir proteinin primer yapısı yani polipeptit zinciri omurgası oluşur oluşmaz, özgün diziliş sırasındaki
amino asit kalıntılarının R- yan gruplarından uzanan özel kimyasal gruplar, özgün katlanmalar
yönetirler. Proteinler için, gelişigüzel sarmal (kangallanım, random coil), α-heliks yapısı ve βkonformasyonu veya kırmalı tabaka yapısı olmak üzere üç değişik sekonder yapı tanımlanır
tanım
Proteinlerin β-konformasyonu
konformasyonu veya kırmalı
k
tabaka yapısı tipi sekonder yap
yapısında, molekülün şekli,
kırmalı
tabakalı
görünümdedir
Proteinlerin kırmalı tabaka yapısı tipi sekonder yapısında, polipeptit zincirdeki amino asit kalıntılarının
R- grupları, ya aynı yönde sıralanma ile paralel dizilme gösterirler, ya da zıt yönlerde sıralanma ile
antiparalel dizilme gösterirler. Beta dönüşler küçük ve rijit aminoasitlerin varlığında oluşur. Parallel ve
antiparallel yapılar arasında geçişi sağlayabilir.
sağlayabi
14
Proteinlerin α-heliks yapısı tipi sekonder yapısında,
yap
polipeptit omurgası,, oluşması
olu
mümkün olan
bütün hidrojen bağlarının oluşmas
ması için, kıvrımları sağaa dönen bir heliks biçiminde bükülmüştür
bükülmü
Bir proteinin tersiyer (üçüncü) yapısı, polipeptit zincirinin, sekonder
yapı oluşumundan sonra, daha önce açıklanan bağlayıcı güçlerin
hepsinin toplamı ile uzayda daha ileri katlanmalar veya lifler halinde
düzenlenme sonucu oluşan globüler veya fibriler yapısıdır
Bir proteinin tersiyer yapısının oluşmasına ve bu yapının
sürdürülmesine, primer ve sekonder yapının oluşmasına katılan
bağlardan başka Van der Waals çekimleri ve iyon bağları da katılır.
Böylece, üç boyutlu, tam konformasyonlu ve yoğunlaşmış protein
molekülü meydana gelir.
Bir proteininn kuarterner (dördüncü) yapısı, primer, sekonder ve
tersiyer yapıya sahip polipeptit zincirlerinin daha büyük yapılı
agregatlar halinde biraraya gelmesiyle oluşan yapıdır:
Her proteinin kuarterner yapısı olmayabilir, fakat molekül ağırlığı
100.000’nin üzerinde
inde olan bir protein genellikle kuarterner yapıya
sahiptir. Bir proteinin kuarterner yapısını oluşturan polipeptit
zincirlerinin her birine alt birim veya monomer denir; bu
monomerler, hidrojen bağları, Van der Waals çekmeleri ve iyon
bağları etkisiyle polimerize
limerize olmuşlardır. Bir proteinin kuarterner yapısını oluşturan monomerlerin
reverzibl düzleşmeleri veya ayrılmaları, konformasyon değişikliğine yol açar. Proteinlerin spesifik
biyolojik fonksiyonları bunların konformasyonlarına bağlı olduğundan, konformasyonda
konform
meydana
gelen değişiklik, proteinin biyolojik aktivitesinin kaybolmasına neden olabilir.
15
Proteinlerin özellikleri
1-Proteinler, çeşitli etkilerle denatüre olurlar. Bir proteinin denatürasyonu,
molekülündeki yan bağların yıkılması ile polipeptit zincirin katlarının
açılması, gelişigüzel kangallanım yapısına dönüşmesi, sonra yeni bir
biçimde yeniden katlanması olayıdır.
Bir proteinin denatürasyonu, proteinin tersiyer yapısının bozulması,
sekonder ve primer yapısının korunması biçiminde olursa reversibl (geri
dönüşümlü)’dür. Denatüre olmuş bir proteinin tekrar eski haline
dönmesine renatürasyon denir. Bir proteinin denatürasyonu, proteinin
tersiyer ve sekonder yapısının bozulması, yalnızca primer yapısının
korunması biçiminde olursa irreversibl (geri dönüşümsüz)’dür.
Bir proteinin denatüre olmasıyla fiziksel ve kimyasal özelliklerinde
değişmeler görülür. Proteinin çözünürlüğü çok azalır, biyolojik aktivitesi
kaybolur.
Bir proteinin denatürasyonu, çoğu kez hidrojen bağlarını yıkan etkilerle olur. Bir proteinin
denatürasyonuna neden olan etkiler şunlardır: Isı, X-ışını ve UV ışınlar, ultrason, uzun süreli
çalkalamalar, tekrar tekrar dondurup eritmeler, asit etkisi, alkali etkisi, organik çözücülerin etkisi,
derişik üre ve guanidin-HCl etkisi, salisilik asit gibi aromatik asitlerin etkisi, dodesil sülfat gibi
deterjanların etkisi.
2-Proteinler, amfoter maddeler yani amfoter elektrolit veya amfolittirler; hem asit hem baz gibi
davranma özellikleri vardır.
Bir protein molekülü, her protein için farklı ve karakteristik olan, proteindeki elektriksel yüke sahip Rgruplarının sayıları ve elektriksel yüklerinin çeşidi tarafından belirlenen ve izoelektrik nokta diye
tanımlanan bir pH değerinde iyonlaşmış fakat dış ortama karşı elektriksel yönden nötral bir yapıdadır
(H2N-⋅⋅⋅⋅⋅-COOH) ↔(H3N+-⋅⋅⋅⋅-COO− )
Proteinlerin yapılarına göre sınıflandırılmaları
A) Basit proteinler, yalnızca amino asitlerden oluşmuş; hidroliz olduklarında sadece amino asitleri
veren, polipeptit zincirleri yapısındaki proteinlerdir. Basit proteinler, değişik niteliklerine göre alt
gruplara ayrılarak incelenirler:
1) Globüler proteinler: Molekülünün üç boyutlu şekli rotasyon elipsoid biçiminde olan proteinlerdir.
Globüler proteinler de albüminler, globülinler, globinler, glutelinler, prolaminler, protaminler,
histonlar gibi alt gruplara ayrılırlar
2) Fibriler proteinler: Molekülünün üç boyutlu şekli çok gerilmiş elipsoid biçiminde olan
proteinlerdir.
Boynuz, kıl, yün, saç ve tırnaklarda bulunan keratin; bağ doku, kemik, kıkırdak ve tendonlarda
bulunan, organizma proteinlerinin yarısından çoğunu oluşturan kollajen; ligament ve diğer destek
dokularda bulunan elastin; ipek fibroini, önemli skleroproteinlerdir.
16
B) Bileşik proteinler (Konjuge proteinler) amino asitlerden oluşmuş polipeptit zincirlerinin prostetik
grup denen yapılara bağlanmasıyla oluşmuş; hidroliz edildiklerinde amino asitlerden başka değişik
nitelikte kimyasal maddeler de veren proteinlerdir.
Glikoproteinler: Prostetik grubu karbonhidrat olan bileşik proteinlerdir; %1-80 arasında değişen oranda
karbonhidrat içerirler. Glikoproteinlerin genellikle karbonhidrat oranı %4’ten az olanlarına
glikoprotein; %10-20 arasında değişenlere mukoprotein, karbonhidrat oranı proteinden fazla olanlarına
mukoid adı verilir.
Lipoproteinler: Proteinlerin lipidlerle oluşturdukları bileşik proteinlerdir; değişik oranlarda trigliserid,
kolesterol ve fosfolipid içerirler. Lipoproteinler, önemli oranlarda lipid içermelerine karşın suda
çözünürler; böylece kandaki lipidleri taşırlar. Lipoproteinin protein kısmına apolipoprotein veya
apoprotein denir
Fosfoproteinler: Prostetik grup olarak fosfat içeren bileşik proteinlerdir. Fosfoproteinlerde, proteinin
yapısındaki serin, tirozin ve treonin gibi amino asidi kalıntılarının hidroksil grupları fosforik asitle
esterleşmiştir.
Nükleoproteinler: Protaminler, histonlar ve diğer basit proteinlerin nükleik asitlerle bağlanması sonucu
oluşmuş bileşik proteinlerdir.
Metalloproteinler: Prostetik grup olarak Fe, Cu, Zn gibi ağır metalleri içeren bileşik proteinlerdir.
Demirli metalloproteinlerden ferritin ve transferrin, bakırlı metalloproteinlerden seruloplazmin, önemli
metalloprotein örnekleridirler.
Proteinlerin biyolojik rollerine göre veya fonksiyonel olarak sınıflandırılmaları
1) Katalitik proteinler: Biyokimyasal reaksiyonları katalize eden enzimler, yüksek derecede
spesialize proteinlerdir. Amilaz, pepsin, lipaz önemli katalitik protein veya enzim örnekleridirler.
2) Taşıyıcı proteinler (transport proteinleri): Spesifik molekülleri veya iyonları bağlayıp bir
organdan bir başka organa veya hücre membranının bir tarafından diğer tarafına transport eden
proteinlerdir. Serum albümin, en iyi bilinen taşıyıcı proteindir; bilirubin, kalsiyum, yağ asitleri ve
birçok ilaç serum albümine bağlanarak taşınır. Hemoglobin, oksijen taşıyan; lipoproteinler, lipid
taşıyan; transferrin, demir taşıyan önemli taşıyıcı protein örnekleridirler. Bütün organizmaların
plazma membranlarında ve intrasellüler membranlarında bulunan taşıyıcı proteinler, glukoz, amino
asitler ve diğer maddeleri bağlarlar; bunları membranın bir tarafından diğer tarafına taşırlar.
3) Besleyici ve depo proteinler: Yumurta akının esas proteini ovalbümin, sütün esas proteini kazein
besleyici proteinlerdir; bir çok bitki tohumu da çimlenen tohumun büyümesi için gerekli besleyici
proteinleri depolamıştır. Ferritin, demir depolayan proteindir.
4) Kontraktil proteinler: Kasılabilen veya kendiliğinden hareket edebilen proteinlerdir. Miyozin ve
aktin, iskelet kaslarının kontraktil sisteminde ve aynı zamanda bir çok kas olmayan hücrede işlev
görür. Tubulin, mikrotubilleri oluşturan proteindir. Hücrelerde bulunan mikrotubuller, hücreleri
yürütmek için kamçı ve kirpiklerdeki dynein proteini ile birlikte hareket eder.
5) Yapısal proteinler: Tendonların ve kıkırdağın esas yapısını, çok yüksek gerilme gücüne sahip
kollajen oluşturmuştur; kösele, hemen hemen saf kollajendir. Ligamentler, iki boyutta gerilme
yeteneğinde bir yapısal protein olan elastin içerirler. Saç, tırnak ve tüyler, keratin içerirler. İpek
liflerinin ve örümcek ağlarının esas komponenti fibroindir. Bazı böceklerin kanat eksenleri, resilinden
yapılmıştır.
17
6) Savunma (defans) proteinleri: Organizmaları diğer türler tarafından istilaya karşı savunan,
organizmayı hasardan koruyan proteinlerdir. İmmünoglobülinler, omurgalıların lenfositleri tarafından
yapılan, spesialize (özgülleşmiş) proteinlerdir; organizmayı istila eden bakterileri, virüsleri veya başka
türe ait yabancı proteinleri (antijenler) tanıyabilirler ve presipite edebilirler (çöktürebilirler) veya
nötralize edebilirler. Fibrinojen ve trombin gibi kan pıhtılaşma proteinleri, vasküler sistem
yaralandığında yaralanan yerin kan pıhtısı ile kapatılarak kan kaybının önlenmesini sağlarlar. Yılan
zehirleri, bakteriyel toksinler ve risin gibi toksik bitki proteinleri, aynı zamanda savunucu
fonksiyonlara sahip gibi görünmektedirler.
Savunma proteinlerinin fibrinojen, trombin ve bazı zehirler dahil bazıları, aynı zamanda enzimdirler.
7) Düzenleyici proteinler: Sellüler düzenleme veya fizyolojik aktiviteye yardım eden proteinlerdir.
İnsülin, büyüme hormonu gibi bazı hormonlar, düzenleyici proteinlerdir; insülin, şeker
metabolizmasının düzenlenmesinde etkilidir; büyüme hormonu ise büyümenin düzenlenmesinde
etkilidir. Bir çok hormonal sinyal için sellüler yanıta, sıklıkla G proteinler denen, GTP-bağlayan
proteinler sınıfı aracı olur. Bazı düzenleyici proteinler, DNA’yı sarar; enzimlerin ve RNA
moleküllerinin biyosentezini düzenlerler.
8) Diğer proteinler: Fonksiyonları henüz daha fazla bilinmeyen ve kolayca sınıflandırılmayan çok
sayıda proteindir.
18
ENZİMLER
Enzimler, biyolojik sistemlerin reaksiyon katalizörleridirler; biyokimyasal olayların vücutta yaşam ile
uyumlu bir şekilde gerçekleşmesini sağlayan kimyasal ajanlardır.
Biyolojik katalizörler olarak da tanımlanan enzimler, biyomoleküllerin yıkıldığı, kimyasal
kimya
enerjinin
depolandığı ve şeklinin değiştirildiği, basit prekürsörlerden (öncül bileşiklerden) biyolojik
makromoleküllerin yapıldığı metabolik yollarda yüzlerce reaksiyon basamağını katalize ederler.
Enzimlerle katalize edilen tepkimeye katılan kimyasal moleküllere substrat adı verilir
Enzimler, spesifik kimyasal reaksiyonları hızlandırırlar; substratları için yüksek derecede spesifiteye
sahiptirler; sulu çözeltilerde çok ılımlı
sıcaklık ve pH durumları altında fonksiyon
gösterirler.
Katalitik
RNA
moleküllerinin
molek
(ribonukleazlar gibi) küçük bir grubu hariç
bütün enzimler proteindirler. Bu nedenle
enzimler, proteinlere ait tüm yapısal
özellikleri gösterirler. Bazı enzimler
aktivite için, protein yapıyı oluşturan
amino asit kalıntılarından başka kimyasal
komponent
omponent gerektirmezler. Bazı enzimler
ise kofaktör diye adlandırılan bir ek
kimyasal
komponent
gerektirirler.
Kofaktör, ya Fe2+, Mg2+, Mn2+, Zn2+
gibi bir veya daha fazla inorganik iyon ya
da koenzim denen organik veya
metalloorganik
kompleks
bir
moleküldür.Kofaktör
ür.Kofaktör olarak işlev gören inorganik iyonlar ve ilgili bazı enzimler şunlardır:
Kofaktör olarak işlev gören koenzimler, genellikle suda çözünen bir vitamin türevidir. Bazı enzimler
amino asit kalıntılarıdışında
dışında aktivite için kimyasal gruplara gereksinmez.
gereksinmez. Diğerleri kofaktör olarak
+2
+2
+2
+2
adlandırılan Fe , Mg , Mn veya Zn gibi (Tablo 8-1)
1) bir veya daha fazla inorganik iyona veya
koenzim olarak adlandırılan
lan kompleks organik ve meta
metalorganik'
organik' moleküllere gereksinil-.
gereksinil Bazı enzim
aktiviteleri için hem koenzimer hem de de bir ya da birden fazla metal iyonuna gereksinir. Enzim
proteinine çok_sıkı olarak veya hatta kovalent olarak bağlanan bir koenzim veya metal iyonu bir
prostetik grup olarak adlandırılır.
adlandırılır. Metal iyonlarıyla ve/veya koenzimiyle birlikte katalit
katalitik olarak aktif
olan bir enzim holo enzim olarak adlandırılır. Bu gibi enzimlerin protein kısmı apoenzim veya
apoprotein olarak adlandırılır. KoenzimKoenzim ler özgül işlevsel gruplarm geçici taşıyıcısı olarak işlev
yapar. Koenzimler çoğunlukla diyette küçük miktarlarda
miktarlarda bulunan gerekli organik besinler olan
vitaminlerden türer.
Birçok enzim, substratlarının adına
na veya aktivitelerini tanımlayan
tan mlayan bir kelime veya sözcük grubuna ““az”
soneki ekleyerek adlandırılır.
r. Üreaz, amilaz, arjinaz, proteaz ve lipaz, substrat
substratı tanımlayan; DNA
19
polimeraz, laktat dehidrojenaz ve adenilat siklaz, tepkimeyi tanımlayan
tan mlayan adlandırmalardır.
adland
Üreaz, ürenin
hidrolizini katalize eden; DNA polimeraz ise DNA’nınn sentezini katalize eden enzimdir.
Pepsin, tripsin, amigdalin, pityalin, zimaz gibi,
gibi substratlarını veya aktivitelerini tanımlamayan,
tan
genel
bir tanıma
ma uymayan enzim isimleri de kullanılmıştır.
kullan
Karışık
k
isimlendirmelerin
sonucu
olarak bazen ayn
aynı enzim için iki veya
daha fazla ad kullanılmıştır;
kullan
bazen de
iki farklıı enzim için aynı ad
kullanılmıştır.
r.
Böyle
belirsiz
anlamlılıklar
klar ve yeni olarak keşfedilen
ke
enzimlerin
sürekli
artan
sayısı
say
nedeniyle, uluslararası
uluslararas
anlaşmalar
vasıtasıyla,
yla, enzimlerin isimlendirilmesi
ve sınıflandırrılması için bir sistem
benimsenmiştir.
tir.
Uluslararası Biyokimya ve Moleküler
Biyoloji Birli
Birliği (IUBMB) tarafından
önerilen ve benimsenen sistematik adlandırmada
adland
enzimler, altı büyük sınıfa
fa ayrılırlar,
ayr
her sınıfın da
katalizlenen reaksiyon tipine dayanan alt ssınıfları vardır:
Enzim katalizi
Canlı sistemler için reaksiyonların
reaksiyonlar enzimatik katalizi esastır;
r; biyolojik olarak uygun şartlar altında
katalizlenmeyen reaksiyonlar, yavaş
yava olmak eğilimindedirler
Biyomoleküllerin çoğu, hücre içinde bulunan nötral pH, ılımlı sıcaklık ve sulu çevrede oldukça
stabildirler. Yiyeceklerin
eklerin sindirilmesi, sinir sinyallerinin gönderilmesi veya kasların kasılması için
gerekli reaksiyonlar, kataliz olmadan yararlı bir hızda meydana gelmez. Bir enzim, belli bir reaksiyon
için enerjetik olarak daha uygun spesifik bir ortam sağlayarak bu problemleri
problemleri atlatır.
Enzimle katalizlenen bir reaksiyonun ayırt edici özelliği, enzim üzerinde aktif merkez denen bir cep
sınırları içinde meydana gelmesidir. Aktif merkez, enzim molekülü üzerinde, substrat bağlama
özelliğine sahip özel bölgedir. Aktif merkez
merkez tarafından tutulan ve enzimin etki ettiği molekül, substrat
diye adlandırılır.
Burada E enzimi, S substratı, P ürünü gösterir; ES
enzim-substrat
substrat
kompleksi,
EP
enzim-ürün
enzim
kompleksidir. Enzim-substrat
substrat kompleksi, enzim etkisi için temeldir.
Bir kimyasal reaksiyonda
ksiyonda belirli bazı maddelerden (substratlar, S) belirli başka bazı maddeler (ürünler,
P) oluşur. Geçiş düzeyi kuramına göre, her kimyasal tepkimede, substrat ve ürünler arasında kararsız
bir ara ürün oluşumu öngörülür; geçiş durumundaki kararsız bileşik,
bileşik, kararlı temel bileşiklere göre daha
çok serbest enerji içerir ve daima daha kararlı bir bileşiğe dönüşmek üzere parçalanır. Bir kimyasal
reaksiyonda geçiş durumuna ulaşmak için gerekli enerji, aktivasyon enerjisi olarak bilinir.
20
Enzim kinetikleri
Enzimatik reaksiyonların hızlarının deneysel parametrelerdeki değişmelerle nasıl değiştiklerinin
incelenmesi, enzim kinetikleri olarak bilinir. Enzimler, hücrelerden izole edilebilirler ve laboratuvarda
bir test tüpünde özellikleri incelenebilir. Tıpta tanı ve hastalığı takipte vücut sıvı ve dokularındaki
özgün enzim aktivitelerinin ölçümü, biyokimyasal analizlerin vazgeçilmez uygulamasıdır.
Bir enzimatik reaksiyonun hızı, enzim etkisiyle zaman birimi başına (1 dakikada veya 1 saniyede)
oluşan ürünün veya ürüne dönüşen substratın miktarına göre ifade edilir. Bir enzimin bir doku ekstratı
veya biyolojik bir sıvı içindeki miktarını ölçmek için, örnek içinde bulunan enzimin katalize ettiği
tepkimenin hızı ölçülür; ölçülen hız, var olan aktif enzimin miktarıyla doğru orantılıdır. Ancak birçok
enzimin saf örnekleri olmadığından veya miktarlarını saptamak zor olduğundan bu enzimlerin
miktarları yerine aktivite ünitesi kullanılır; çeşitli enzimatik reaksiyonların hızlarının farklı olması,
ilgili enzimlerin aktivitelerinin veya etkinliklerinin farklı olmasıyla açıklanır.
Bir enzimin aktivitesi, o enzim tarafından katalizlenen enzimatik reaksiyonun hızının, enzim etkisiyle
optimal koşullarda belirli sürede ürüne dönüştürülen substrat miktarına göre ifadesidir
Etkinliği veya aktivitesi fazla olan bir enzim, belirli bir sürede daha fazla substrat molekülünü ürün
o
haline dönüştürür. Optimal pH, 25 C sıcaklık ve doyurucu substrat konsantrasyonunda bir tek enzim
molekülü tarafından birim zamanda ürüne dönüştürülen substrat molekülü sayısına, enzime ait
dönüşüm sayısı denir ve kısaca kcat sembolü ile gösterilir. En çok kullanılan enzim aktivitesi birimi,
IU’dir. 1 IU enzim aktivitesi, optimal koşullarda, 1 dakikada 1μmol substratı değiştiren enzim
etkinliğini ifade eder ki bu da 1 saniyede 16,67 nmol substratın ürüne dönüştürülmesine karşılıktır
Enzim aktivitesi, spesifik aktivite olarak da ifade edilir. Bir enzim için spesifik aktivite, 1 mg enzim
proteini başına düşen enzim ünitesi (IU veya katal) sayısıdır. Aktivite tayini yapılan biyolojik örnekteki
enzim saflığı arttıkça spesifik aktivite de yüksek olur.
Enzimatik bir reaksiyonun hızını etkileyen faktörler
Enzimatik bir reaksiyonun hızını etkileyen birçok faktörden bazıları şunlardır: Enzim konsantrasyonu,
substrat konsantrasyonu, pH, ısı veya sıcaklık, zaman, ışık ve diğer fiziksel faktörler, iyonların doğası
ve konsantrasyonu, hormonlar ve diğer biyokimyasal faktörler, reaksiyon ürünleri.
Her enzimin maksimum aktivite gösterdiği bir pH değeri vardır ki bu pH değerine enzimin optimal pH
değeri denir.
Enzimatik reaksiyonun hızının maksimum olduğu sıcaklık derecesine optimal sıcaklık denir.
Enzimlerin en büyük kısmı için optimal sıcaklık, ilgili enzimin bulunduğu hücre ortamının sıcaklığında
veya onun biraz üzerinde olmak üzere 40-60oC’dir. Doğal sıcak su kaynaklarında çoğalmak üzere
adapte olan mikroorganizmalardan elde edilen enzimler, suyun kaynama noktasına yakın optimal
sıcaklık gösterirler.
Bir enzim tarafından katalizlenen bir reaksiyonun hızı, zamanla azalır. Bunun sebebi, reaksiyon ürünlerinin
kendi aralarında birleşerek aksi yönde bir reaksiyon meydana getirmeleri, enzimin zamanla inaktive olması,
reaksiyonu önleyen maddelerin oluşması ve substratın tükenmesidir.
Enzimlerle yapılan ölçümler, çoğu kez substratın yaklaşık %10 kadarının kullanıldığı reaksiyonun başlangıç
kısmında yapılır.
21
LİPİTLER
Lipidler, biyolojik kaynaklı organik bileşiklerdir. Yapılarında C, H, O bulunur; ayrıca N, P, S gibi
elementler de bazı lipidlerin yapısına girerler; O miktarı, C ve H atomlarına oranla daha azdır.
Yağ
ağ asitlerinin esterleridirler ya da esterleşebilen bileşiklerdir; temel yapı taşları yağ asitleridir.
Lipidler,
er, suda çözünmeyen, apolar veya hidrofob bileşiklerdir. Ancak yapılarında hidroksil ((−OH) ve
karboksil (−COOH) gruplarıı gibi polaritesi fazla olan hidrofilik grupları fazla miktarda içeren lipidler
suda kısmen çözünebilirler.
Lipidler, kloroform, eter, benzen,
nzen, sıcak alkol, aseton gibi organik çözücülerde çözünebilirler;
bulundukları bitkisel ya da hayvansal dokulardan bu çözücülerle ekstrakte edilebilirler.
Lipidlerin enerji değerleri yüksektir; ancak yanma için karbonhidrat ve proteinlerden daha fazla
oksijene gereksinim gösterirler
Yağ asitleri
Yağ asitleri, hidrokarbon zincirli monokarboksilik organik asitlerdir; yapılarında, 44-36 karbonlu
hidrokarbon zincirinin ucunda karboksil grubu bulunur
Doğal yağlarda bulunan yağ asitlerinin karbon atomu sayısı
çifttir.
fttir. Yağ asitlerinin yapısında yer alan hidrokarbon zinciri
karbonları, −COOH karbonundan itibaren isimlendirilir;
−COOH karbonuna komşu
şu ilk karbon atomuna α-karbon,
ikinciye β-karbon, üçüncüye γ-karbon
karbon denir; en sonda yer alan
metil grubunun karbonu ise ω-karbon
karbon olarak isimlendirilir
Yağ asitlerinin sınıflandırılmalar
lmaları
Doymuş (satüre) yağ asitleri: Hidrokarbon zincirleri çift bağ içermeyen ve dallanmamış
dallanmam olan yağ
asitleridirler. En basit doymuş yağ asidi, 2 karbona sahip asetik
asittir
Doymamış (ansatüre) yağ asitleri: Hidrokarbon zincirinde bir
veya daha fazla çift bağ içeren yağ asitleridirler
Hidrokarbon zincirinde bir çift bağ içeren doymamış yağ asitleri,
monoansatüre (monoenoik) yağ asitleridirler; iki veya daha fazla
çift bağ içeren
eren doymamış yağ asitleri, poliansatüre yağ
asitleridirler.
İnsan vücudunda en fazla bulunan yağ asitleri de şunlardır: %45-50
oleik asit, %25-27
27 palmitik asit, %7 palmitoleik asit, %8 linoleik
asit ve linolenik asit, %6 stearik asit, %2 ara
araşidonik asit ve daha
yüksek poliansatüre yağ asitleri.
22
Ek gruplu yağ asitleri: Hidrokarbon zincirlerinde hidroksil grubu veya metil grubu gibi ek gruplar
içeren yağ asitleridirler
Trigliseridler (triaçilgliseroller, nötral yağlar, yağlar)
yağlar)Gerek
Gerek hayvansal yağlar gerekse bitkisel
yağlar, yağ asitlerinin gliserin (gliserol) ile oluşturdukları oldukça kompleks esterlerdir; bu esterlere
gliserid adı verilir. Gliserinin bir alkol grubu bir molekül yağ asidi ile esterleşirse monogliserid
meydana gelir; gliserinin iki alkol grubu
grubu iki molekül yağ asidi ile esterleşirse digliserid meydana gelir;
gliserinin üç alkol grubu da üç yağ asidi ile esterleşirse trigliserid meydana gelir
23
NÜKLEOTIDLER VE NÜKLEIK ASITLER
Nükleotidler, bütün hücrelerdeki metabolik süreçleri (temel olarak biyosentezleri) yürüten enerjice zengin
bileşiklerdir; hücre metabolizmasına çok önemli destekleyici rollerinin çokluğu ile bizzat katılan
biyomoleküllerdir. Nükleotidler, aynı zamanda hormonlara ve diğer ekstrasellüler uyarılara cevap veren
sellüler sistemlerde kimyasal sinyal olarak görev görürler; ayrıca bir grup enzim için kofaktör ve metabolik
ara ürünlerin yapısal komponentleridirler.
Nükleik asitler, nükleotidlerin polimerleridirler ve bir hücrede meydana gelen her şey için önceden
planlayıcıdırlar. Başlıca nükleik asitler, deoksiribonükleik asit (DNA) ve ribonükleik asit (RNA)’dır.
Nükleotidlerin bileşenleri
Nükleotidler, bir azotlu baz, bir pentoz ve bir fosfat olmak üzere üç karakteristik komponente sahiptirler.
Azotlu baz ve pentozun birbirine β-N-glikozit bağıyla bağlanmasıyla nükleozid oluşur, nükleozide fosfatın
bağlanmasıyla nükleotid (mononükleotid, nükleozid monofosfat) oluşur:
24
25
Download