3. ünite diğer türk devletleri - Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü

advertisement
3. ÜNİTE
DİĞER TÜRK DEVLETLERİ
TARİH 5
NELER ÖĞRENECEĞİZ?
Bu ünitenin sonunda;
1. Türklerin tarihte ve tarihin akışında oynadıkları büyük rolü kavrayacaksınız.
2. Türklerin çeşitli zamanlarda ve yerlerde ayrı ayrı devletler kurduklarını öğreneceksiniz.
3. Türk kavimlerinin ve Türkler tarafından kurulan devletlerin bulundukları
yerlerde; sosyal, ekonomik ve siyasi olayları nasıl etkilediklerini açıklayacaksınız.
4. Türk kavimlerinin ve devletlerinin yaşadıkları dönemlerde meydana gelen
olayların günümüzle kıyaslamasını yapabileceksiniz.
ANAHTAR KAVRAMLAR
AVAR
ŞEHİRLİLEŞME
HAZAR
KAFKASYA
OĞUZ
MANAS
DEŞT-İ KIPÇAK
76
HAZAR BARIŞ
ÇAĞI
TARİH 5
GİRİŞ
Sevgili Öğrenciler!
Bugün Türk denilince sadece Türkiye Cumhuriyetinde yaşayan insanlar akla
gelmemelidir. Yeryüzünde ana dili Türkçe olup ta bizim sınırlarımızın dışında yaşayan
milyonlarca insan vardır. Buradan anlaşılmaktadır ki Türklerin bugünkü Türkiye’ye
gelmeden önce de bir tarihleri vardı. Türkler tarih boyunca çok çeşitli ülkelere yayılmışlar ve gittikleri yerlerde yeni devletler kurmuşlardır. Orta Asya’da yaşayan Türkler
zamanla nerelere gitmişler? Türk Dünyası denilince hangi ülkeleri, hangi toplulukları
anlamalıyız? Bu ünitemizde çeşitli Türk toplulukları ve kurdukları devletler hakkındaki bilgileri sizlerle paylaşacağız.
Harita 03.01: Karadenizin Kuzeyinde Kurulmuş Olan Türk Devletleri
Roma ordusunda onlu sistem uygulandı. IV. yüzyıl sonlarında bu orduda yay kullanılan en önemli silah oldu. Avrupa’da üzengi kullanımı Avarlarla yaygınlaştı.” Turan
“taktiğinin uygulanmaya başlandığı Bizans Ordusunda Türk giyim tarzı ve saç biçimi
de tercih edildi. IX. yüzyıl ortalarında Ruslar, Hazar, Peçenek ve Kuman; Balkan Slavları ise Tuna Bulgarları aracılığı ile hem eğitim hem teçhizat(silah, tuğ) yönlerinden
Türkleri örnek alan askerî güçler oluşturdu. Çinliler ve Avrupalı kavimler et konservesi yapmayı da Türklerden öğrendi.
Laszlo RASONYI, Tarihte Türklük, s.68-74 ten hazırlanmıştır.
77
TARİH 5
?
1. Sayfa 79’da verilen haritaya göre; Türklerin Dünya üzerinde yayılışları hakkında nasıl bir fikir edinilebilir?
2. Metinde verilen bilgilere göre Dünyanın çeşitli yerlerine yayılan Türklerin
başka uygarlıklara katkıları hakkında neler söylenebilir?
1. KIRGIZLAR
E
OKUYALIM
KIRGIZ ADI, İLK KIRGIZLAR VE KIRGIZ TÜRKÇESİ
Çin kaynaklarında adları Kien-kun, K’i-ku, Kie-kou, şeklinde geçen Kırgız adı,
Kök Türkçe yazılı metinlerde Kırkız, Tibetçe kaynaklarda Gir-kis şeklinde geçmektedir.
Kırgız isminin kaynağı konusunda çeşitli görüşler mevcuttur. Bu adın “Kır” ile
“Giz” kelimelerinin birleşmesinden meydana gelmiş, kır gezer anlamında bir kelime olduğu yanında, “kırk” ve “yüz” sayı adlarının kaynaşmasından oluştuğu da ileri
sürülmüştür. Kırgız adının “kırku”dan, yani kırmızı ve “yüz” kelimelerinden ibaret olduğu da söylenir. Hatta Kırgız kelimesinin “Kırk Oguz”dan geldiği, Kırgızların Oğuz
Han’ın yirmi dört komutanından türediği ve kırk Çinli kızın Oğuz bölgesine gelip,
onlarla evlenerek, doğan çocuklarının Kırk Oğuz adıyla anıldığı yolunda efsaneler
mevcuttur.
Çin yıllıklarında Kırgızları MÖ 2-1. asırlarda Hunlar zamanındaki hadiseler anlatılırken görmekteyiz ve bu sıralarda nüfuslarının 100-150 bin civarında olduğu sanılmaktadır. Kırgızlar, M.Ö. 2 ve 1. yüzyıllarda Baykal Gölü’nün batısı, Balkaş Gölü’nün
doğusu, Bar Göl’ün kuzey tarafları, Yenisey’in orta kısımlarında, kısaca Tanrı Dağlarının doğusu ile Tannu-Ola arasında bulunmuşlardır. Büyük ihtimalle 13. asırdan
sonraki Moğol istilasının ardından da bugünkü yurtlarına kalabalık bir grup olarak
geldiler. Kırgız Türkçesi Türk dilinin tasnifinde Kazak, Nogay, Tatar, Başkurt, Kara Kalpak, Karaçay-Balkar gibi kuzey-batı (Kıpçak) Türk şiveleri grubunda yer alır. Bugün
Issık Köl havalisinde, Tekes, Talas ve Çu Irmaklarının yukarı taraflarında, Altay, Pamir
ve Tanrı Dağlarında yaşayan Kırgızlar, milattan önceki adlarını günümüze kadar koruyabilen ender Türk boylarındandır.
Sadettin GÖMEÇ, Kırgızlar, s.11-12 den özetlenmiştir.
78
TARİH 5
?
Metinde verilen bilgilerde;
1. Kırgızların hangi özelliğine dikkat çekilmektedir?
2. Kırgızlar bugünkü yurtlarına hangi olaydan sonra gelmişlerdir?
Asya Hunlarından sonra 4.yüzyılın ikinci yarısında Kuzey Çin’de kurulan Tabgaç Hanedanlığının hakimiyetini kabul eden Kırgızlar Mukan Kağan döneminde de
Kök Türklere bağlandılar.630 yılında Kök Türklerin Çinliler tarafından mağlup edilmesiyle birlikte Kırgızlar bağımsızlıklarını kazandılar. II.Kök Türk Devleti Kağanlarından Kapgan Kağan (691-716)Kırgızlara, Çin imparatorluğuna karşı birlikte mücadele
teklifinde bulundu. Ancak Kırgızlar ret cevabı verdiler. 709 yılında Kırgızlar bir Türk
boyu olan Çiklerle işbirliği yaparak Kök Türklere başkaldırdılarsa da, 710 yılında tekrar itaat altına alındılar.
Resim 03.01: Kırgızlara Ait Çadır Örnekleri
Kırgızlar, II. Kök Türk Devleti’nin yıkılmasından sonra da Uygur egemenliğini
kabul etmek zorunda kaldılar.840 yılında Orhun bölgesine girerek Uygur Devleti’ni
yıktılar. Kırgızlar, merkezi Ötüken olan bir devlet kurdular. Böylece Türk Devleti’nin
başına Kırgızlar geçmiş oldular. Ancak, Kitanlar bu devleti yıkarak Kırgızları Baykal
gölünün batısına sürdüler. 1207 yılında, Moğol hükümdarı Cengiz Han, Kırgızları
hâkimiyeti altına aldı. Kırgızlar, Moğol hâkimiyetine giren ilk Türk kavmi oldu. Böylece Türklerin en eski yurdu olan Ötüken Moğolların eline geçti.
“Tarih araştırmacılarını şaşırtan husus, Kırgızların Moğolistan’a veyahut da
Ötüken diye bildiğimiz kutlu Türk topraklarına neden önem vermedikleridir. Çünkü
Orhun Vadisi sadece hayvancılık yapmaya müsait bir yer değil, aynı zamanda Çin ile
iktisadi münasebetler kurma noktasındaydı. Tabii ki bütün bunların zamanın şartları
79
TARİH 5
içinde düşünülmesi lazımdır. Çünkü Çin kaynakları da bize bu durumu izah edecek
çok açık bilgiler sunmuyorlar.”
Kırgızlar, Altay dağlarının kuzeyinde küçük beylikler hâlinde yaşamaya devam
ettiler. XIX. yüzyılın ilk yarısında Rus egemenliğini tanımak zorunda kaldılar.
E
OKUYALIM
KIRGIZLARIN RUSYA’YA İSYANLARI
I. Dünya Savaşı içerisinde Rus idaresine karşı 1916’da, 11 milyon Türkistanlının
katıldığı büyük bir ayaklanma oldu. 6 Ağustos 1916’da Kırgızlar da Bişkek’te isyan
hareketini başlattılar. Başkaldırmanın sebepleri olarak Rusların Türkistan’ı ağır askeri tedbirlerle yönetmeleri, Rus memurların rüşvet almaları, halkı soymaları, hakir
görmeleri, Ruslara karşı olan milli düşmanlık, dini hisler, topraklarının gasp edilerek
hayat haklarının kısıtlanması, en önemli ürünlerinin harp yıllarında son derece düşük ücretlerle alınması ve halkın açlık çekmesi, yüksek vergiler ile mal müsaderesi olarak gösterilmektedir. Mesela, Rus askerleri Türklerin kuru ot, yağ, koyun ve iyi
atlarını zorla kamulaştırıyorlardı. Şikâyette bulunanlar veya karşı gelenler ölünceye
kadar işkencelere tabi tutuluyordu. İsyanın çıkmasında en etkin faktör, çarın emriyle
Rus genelkurmayının cephe gerisinde çalıştırmak için Türkleri kullanmak istemesi
olmuştur. Bunun yanı sıra Türkistan’da kalanlar da Rus çiftçilerinin ailelerine bedava
çalışmak mecburiyetindeydiler. Toprağı ekmek, sulamak, biçmek, hasatı kaldırmak
hep onların işiydi.
Kırgız isyanının teşkilatlanmamış olduğu da göze çarpmaktadır. Hareketin
başında son Kırgız manapı yer almıştır. Diğer beyler de onun hareketini desteklediler. Rus generaller emirleri altındaki askerlere “kurşunlara acımayın” talimatını verdiler. Türkistan’a yerleştirilen bütün Rus göçmenler silahlandırılarak Kırgızlar üzerine saldırıldı. Bizzat Rus general Kuropatkin tarafından 347 kişinin kurşuna dizildiği
söylenmektedir. Kırgız Türklerinin bu isyanda 673.000 şehit verdiği bilinmektedir.
200.000’e yakın Türk de Sibirya’ya sürüldü. Ayaklanmadan sonra Çin’e 300.000 Kırgız-Kazak Türkü’nün kaçtığı resmi kayıtlarda mevcuttur. İsyan sırasında ele geçirilen
ihtiyar Kırgız liderlerinden Kanat, Rusları “kendisine ve halkına yaşayacak bir yer bile
bırakmamakla” suçlamış ve kendisi de başını hücresinin duvarlarına vura vura intihar etmiştir.
Sadettin GÖMEÇ, Kırgızlar, s,106, 107.
80
TARİH 5
1926 yılında Kırgızların yaşadığı
topraklar özerk bir cumhuriyet dönüştürüldü. 1936 yılında da Kırgızistan, Sovyet
Birliği’ne (SSCB) bağlı 15 cumhuriyetten
biri oldu. Sovyetler Birliği’nin 1991 yılında dağılmasından sonra da başkenti
Bişkek olan Kırgızistan Cumhuriyeti kuruldu.
İç Asya’nın yüzölçümü en küçük
ülkelerinden biri olan Kırgızistan’ın doğusunda Çin işgalindeki Doğu Türkistan, batısında Özbekistan, kuzeyinde
Kazakistan ve güneyinde de TacikisResim 03.02: Manasın Han Olması ile İlgili
tan bulunmaktadır. Bugün diğer Türk
Temsili Resim
cumhuriyetlerinde, Doğu Türkistan’da,
Afganistan’da ve Türkiye’de iki milyonu aşkın Kırgız Türkü yaşamaktadır. Kırgızistan’ın önemli şehirleri Bişkek, Oş ve
Celalabat’tır. Dünyanın en uzun destanı olarak bilinen Manas Destan’ı Kırgızlara aittir. Manas Destanından kısa bir bölüm aşağıda verilmiştir.
MANAS’IN HAN OLMASI
Yaşlısı genci gürler.
Hanımız Manas olsun der. Halkın tümü uğuldar, Hizmetine dururlar.
KIRGIZLARIN ALTAY’DAN ALA TAG’A GÖÇÜ
Ermiş, yetmiş er Manas,
Gönlünde geniş Talas.
Göçüp, geldi Kırgızlar,
Ala Tag Manas yurduna.
Sadettin GÖMEÇ, Kırgızlar s,149
?
1. Kırgızların Türk tarihindeki olumsuz etkisi hangi olaydan kaynaklanmaktadır?
2. Kırgızların Ruslara isyanı göz önüne alındığında bağımsız yaşamanın bir
millet açısından önemi hakkında neler söylenebilir?
3. Manas Destanına ait bilgilerden Kırgızlarla ilgili hangi çıkarımlarda bulunulabilir?
81
TARİH 5
2. SABARLAR (SİBİRLER)
Asya Hun Devleti yönetimi altındaki topluluklardan biri olan Sabarların ana
yurtları Tanrı Dağları’nın doğusu ile İli Nehri arasındaki bölgelerdi. V. yüzyılda Avarların baskısı nedeniyle batıya yönelen Sabarlar Ural ve Altay Dağları arasında yaşayan
Ogur Türklerini yurtlarından çıkararak buraya yerleştiler. 6.yüzyıl başlarında İtil ve
Don nehirleri arasında kalan bölgeye gelen Avarlar hükümdarları Balak döneminde
Sasaniler ve Bizans’la ilişkiler kurdular.516 yılında Kafkasları aşarak Anadolu’ya gelen
Sabarlar Kayseri, Ankara ve Konya’ya kadar ilerlediler. Sabarlar, Avrupa Hunlarından
sonra Anadolu’ya akın yapan ikinci Türk kavmidir.
Balak’dan sonra karısı Boğarık Hatun Sabarların hükümdarı oldu. Boğarık Hatun güzelliği yanında, idareciliği ve askerliği ile de şöhret yapmıştı. Bu dönemde
Bizans güçlü bir orduya sahip olan Sabarlar ile anlaşma yoluna gitti. Bizans ile anlaştıktan sonra Sasanilerle mücadeleye giren Sabarlar bu mücadelede sonunda oldukça zayıf duruma düştüler. 557 yılında Sabarlar, Avarlara yenildiler. Bu olaydan
sonra dağılan Sabarlar sınırları Karadeniz’e kadar ulaşmış bulunan Kök Türklerin
hâkimiyetini kabul ettiler. Güney Kafkaslardaki Sabar hâkimiyetine ise 576 yılında
Bizans son verdi. Dağınık bir halde yaşamaya başlayan Sabarlar daha sonraları da
Hazar Hakanlığına tabi oldular. En son Peçenek akınları sonucunda diğer kavimlerle
karışarak büsbütün ortadan kalktılar. Sibirya bölgesinin ismi bu Türk boyundan gelmektedir.
Sabarların Tarihi Rolleri
Sabarlar V. Yüzyılda Macarları Doğu Avrupa’ya yönlendirerek, Macar tarihinde
önemli bir rol oynadılar. VII. yüzyıl ortalarına kadar dağınık bir halde yaşayan Sabarlar, Hazar Hakanlığının da temelini oluşturdular.
Sabarlar ileri bir medeniyete, özellikle de çok gelişmiş savaş araç ve gereçlerine sahiptiler. Bizanslı tarihçi Priskos onlar hakkında şu bilgileri vermektedir:
“Sabarlar, insan hafızasının hatırlayabildiği zamandan beri ne İranlılardan, ne
Romalılardan hiç kimsenin düşünemediği makinelere sahiptirler. Öyle ki, her iki imparatorlukta mühendis eksik olmamış ve her devirde surları dövmek için makineler
yapılmıştır, fakat şimdiye kadar böyle bir buluş ne ortaya konmuş ne de onlar gibi
kullanılabilmiştir. Bu şüphesiz insan dehasının bir eseridir.”
82
TARİH 5
3. AVARLAR
Batı kaynaklarında Avar, Çin kaynaklarında Juan-Juan adıyla anılan
Avarlara, Köktürkler Apar demişlerdir.
Asya Hun Devleti’nin yıkılmasından
sonra ortaya çıkan Avarlar, IV. yüzyılın
sonlarında bugünkü Moğolistan’da bir
devlet kurmuşlardır. 535 lerden sonra,
Aşina sülâlesinden gelen Bumin ve karResim 03.03: Avar Devleti Bayrağı
deşi İstemi’nin idaresinde ayaklanan Türk
boyları, 552’lerde Juan-Juan (Avarlar)’ların hâkimiyeti altından çıkarak, Kök Türk
Devletini kurdular ve Avarları batı istikametine çekilmeğe zorladılar. Batı istikametine doğru göç eden Avarlar Kafkasya’ya geldiler ve burada bulunan Sabar(Sibir)
Türklerini egemenliklerine alarak Sabar devletine son verdiler(558).
E
OKUYALIM
AVARLARIN KUZEY KAFKASYA’DA BİZANSLA İLK TEMASLARI
Orta Asya’da Kök Türk Devleti’nin kurulması gibi büyük olaylar vuku bulurken,
Akdeniz havzasında da, Bizans İmparatoru Jüstinyen (Justinian) zamanında başlanan büyük savaşlar sona ermişti. Justinian’ın, Roma İmparatorluğu’nu canlandırmak
amacı ile açtığı seferleri mühim başarılarla sonuçlanmıştı: 534 te Kuzey Afrika’daki
Vandallar Devleti Bizans tarafından zapt edilmiş, 534-552 yıllarında yapılan çetin savaşlar sonunda da İtalya’daki Ostrogot Devleti ortadan kaldırılmıştı. Ancak Bizans’ın
doğu komşusu olan kudretli Sasanî’ler Devletine karşı herhangi bir üstünlük elde
edilememişti. Yirmi yıldan fazla devam etmiş olan bu savaşlar neticesinde Bizans
İmparatorluğu çok yorgun düşmüştü; bundan ötürü barışa şiddetle ihtiyacı vardı.
Hâlbuki Karadeniz’in kuzeyinde bulunan Kutrigur Bulgar’ları, Bizans’ın Balkan ülkelerini durmadan rahatsız etmekte idiler. Tam bu sıralarda Kafkasların kuzey kısımlarına yeni bir kavim olan , “Avar”ların gelişi, Bizanslılar için yeni bir umut oldu.
Avarlar Kuzey Kafkaslar’da ilk önce Alan’larla temasa geldiler. Bu sırada Bizans
kumandanlarından Justin adlı bir zat, Laz ilinde asker toplamakla meşguldü; Avar’ların reisi Zaros işte bu Justin’e adamlar göndererek, Avar’ların Bizans imparatorluğu
ile dostça münasebetlere girişmek istediğini belirtti. Bunun üzerine, 558 yılında
Kandik adlı bir Avar elçisi İstanbul’a geldi. Varılan anlaşmaya göre Bizans, Avar’lara
83
TARİH 5
her yıl bir miktar hediye (yani “vergi”) gönderecek ve bunun karşılığında da Avarlar,
Bizans’ın düşmanlarına karşı savaşacaklardı. Bu suretle 558 yılında Avarlar ile Bizans
arasında anlaşma olmuş ve dostça münasebetler kurulmuştu.
Akdes Nimet Kurat, Türk Kavimleri ve Devletleri, s,26
?
Bizans hangi gerekçelerle Avarlarla antlaşma yapma gereği duymuştur?
Kafkasya’dan sonra Avarlar batıya doğru ilerlemeye devam etti. Bugünkü
Romanya toprakları üzerinden Balkanlara giren Avarlar Bayan Han yönetiminde
Macaristan’a yerleşerek büyük bir devlet kurdular. Bayan Han idaresinde Avarlar,
Orta Avrupa ve Balkanlar’da geniş fetih hareketlerine giriştiler. Bayan Han, 562 de
İmparator Justinian’a bir elçi göndererek, Avar’ların Bizans arazisinde yerleşmelerini
istemişti. Bizans İmparatoru, Avar kağanının bu isteğini kabul etmedi.
565 de İmparator Justinian’ın ölümü üzerine, Avarlar harekete geçerek, Pannonya istikametinde ilerlediler. 568 de Pannonya ve çevresi tamamıyla Avar’larm
hâkimiyeti altına girdi ve Bayan Kağan Orta Avrupa’da en kudretli hükümdar haline geldi. 570 yılında da Avarlar Don Nehri boyuna kadar tekrar harekete geçtiler.
Avarları bu faaliyetine karşı Kök Türk’ler taarruza geçerek Don nehrinin batısında,
Azak Denizi çevresi ve kuzey Kafkaslardan ilerleyerek Kök Türk Kağanlığının sınırlarını Kırım’a kadar uzatmışlardır. Bu suretle Karadeniz’in kuzey sahasının doğu kısımları
Kök Türkler ve Batı kısımları da Avarların hâkimiyeti altına girmiştir.
Avar’lar daha sonra Bizans İmparatorluğu üzerine yönelmiş ve Trakya’ya kadar olan Bizans toprakları Avar’ların istilâsına uğramıştır. VII. yüzyıl başlarında Bizans
imparatorluğu oldukça kötü durumdaydı. Bu şartlar içinde Bizans’ın Afrika Ekzarh’ı
(umumî valisi) Heraklius 610 da Bizans tahtına geçmiş ve Bizans imparatorluğunda
birçok askerî ve idarî reformlar yaparmış ayrıca ve Kök Türk’ler den de yardım alarak
suretiyle imparatorluğu mutlak bir çöküntüden kurtarmıştır.
Bu sırada Bizans için İki büyük tehlike aynı zamanda ortaya çıktı. Bunlardan
birincisi Sasanî ordularının Anadolu’yu tamamen ele geçirerek Üsküdar’a kadar gelmeleri, ikincisi ise Avarlarında Trakya’dan ilerleyerek İstanbul’u kuşatmaları. Ancak
Avarların, Sasaniler ile birlikte 619 ve 626 yıllarında iki kez gerçekleştirdikleri İstanbul kuşatmaları başarısızlıkla sonuçlandı.
84
TARİH 5
Tarihte İstanbul’u ilk defa kuşatan Türk kavmi, Avarlardır.
İstanbul kuşatmalarından sonra Bizans üzerinde Avarların baskısı azaldı. VII.
Yüzyılın ortalarına doğru Karadeniz’in kuzeyindeki Kutrigur Bulgarlarının gittikçe
kuvvetlenmeleri ve bir devlet olarak faaliyete geçmeleri üzerine, Avarlar Karadeniz’in
çevresinden Batı’ya doğru itildiler. Avarlar bir müddet Franklara karşı savaştılar ama
başarılı olamadılar. Frank Karalı Büyük Karl tarafından Avarların devleti yıkıldı(805).
Balkanlarda ve Orta Avrupa’daki hakimiyet kuran
Avarların Macar, Romen, Arnavut, Bulgar, Hırvat, Rus vb.
Germen ve Slav toplulukları üzerinde devlet yönetimi
ve askerlik konusunda önemli etkileri olmuştur. Örneğin
Bizans’ta Avarların ordusu örnek alınarak yeni ordular kurulmuştur. Suriyeli Piskopos Yohannes’in de bu konuda değerlendirmesi şu şekildedir: “Eskiden ormanlarından dışarı Resim 03.04: Avarlara Ait
Süs ve Takılar
çıkmayan Slavlar, Avarlar sayesinde savaşa alışmış, altın,
gümüş ve at sürüsü sahibi olmuşlardır.” Üzengiyi Avrupalılara tanıtan Avarlar olmuştur. Avarlar sınır boylarını korumak için büyük duvarlar inşa etmişlerdir. Avarların
yaşadıkları yerlerde yapılan arkeolojik kazılarda at koşum takımları, silahlar, takılar
ve çeşitli süs eşyaları bulunmuştur.
Avarlar, ölümden sonra yaşayışa inanmışlardır. Ölüleri için yaptıkları mezarlara
hayatta kullandıkları silahlar, mutfak araç ve gereçleri gibi çeşitli eşyalarını da koymuşlardır. Hristiyanlığı kabul eden Avarlar bir süre sonra millî benliklerini de kaybederek Slavlaşmışlardır.
4. HAZARLAR (630-968)
Tarihte Hazar adı Hazar Denizi ile Kafkaslar arasında yaşayan Sabar, Ogur ve
Onogur Türklerinin birleşmesiyle oluşan birliğe verilen isimdir. Bu kavim Bizans ve
Çin kaynaklarında Türk veya Türk-Hazar olarak da anılmıştır. Hazarların esas kitlesini
Sabarlar oluşturduğundan Hazarlar Sabarların devamı olarak kabul edilmiştir. Örneğin X. yüzyıl İslam tarihçisi Mes’ûdî, İranlıların Hazar adını verdikleri kavme Türklerin
Sabar (Sabir) dediklerini belirtmektedir.
Kafkaslara egemen olan Hazarlar, Karadeniz’in kuzeyi ile Kafkaslar arasında
Kök Türklere bağlı olarak yaşıyorlardı. Birinci Kök Türk Devleti’nin yıkılmasından sonra Karadeniz’in kuzeyi ile Kafkaslar bölgesinde bağımsız Hazar Hakanlığı kuruldu
(630). Avrupa’da kurulan ilk Türk devletleri içinde en kuvvetli ve en uzun ömürlü
olanı Hazar Devleti ‘dir.
85
TARİH 5
Harita 03.02: Hazar Devleti
Hazarlar, Bizans, Sasani ve Araplarla ilişkide bulundular. Bizans - Sasani mücadelesinde
Bizans’ın yanında yer alarak Sasanilerin zayıflamasında etkili oldular. Sasanilerin Hz Ömer
döneminde yıkılmasından sonra İslam Devletiyle Hazarlar sınır oldular. Hz Osman döneminde(644-656) Hazarlarla Müslümanlar araResim 03.05: Hazar Kağanı Temsili
sında ilk savaşlar başladı. Hazarlar, Kafkasya’ya
Resmi ve Hazar Devleti Bayrağı
giren Müslüman Arap ordularını durdurmayı
başardılar. Ancak Emevîler döneminde daha şiddetli çarpışmalar yaşandı. Müslüman Arapların Hazarlara karşı en büyük zaferleri Emevi Halifesi Hişam zamanında
Ermenistan ve Azerbaycan valisi Mervan’ın kumandasındaki kuvvetlerin 737 yılında
yaptıkları saldırılarla sağlanmıştır. Bu mücadeleler sonunda Hazar Kağanı barış istemek zorunda kalmıştır. Emevîler zamanında devam eden bu savaşlar, Abbasîler
zamanında yavaşladı.
Hazarlar, 665 yılında Büyük Bulgarya Devleti’nin yıkılmasında büyük rol oynadılar ve bu devletin yıkılması ile birlikte sınırlarını Dinyeper nehrine kadar genişlet-
86
TARİH 5
tiler. Müslüman Araplar ve Bulgarlar ile olan mücadelelerini sona erdiren Hazarlar,
güçlü orduları ile bölgenin huzurunu ve ulaşım güvenliğini sağladılar. Bu döneme
Hazar barış çağı denilmiştir.
VIII. ve IX. yüzyıllarda Doğu Avrupa’nın en büyük devleti haline gelen Hazarlar X. yüzyıldan itibaren Peçenek saldırıları sonunda zayıfladılar. Ticaret yolları üzerindeki hâkimiyeti zayıflayan Hazarlar, Rusların saldırılarına karşı koyamadılar ve bir
süre sonra Ruslar tarafından yıkıldılar (968). Hazar Denizi adını bu devletten almıştır.
Hazarlarda yönetici zümre Museviliği kabul etmiş ve böylece Türk tarihinde
Museviliği kabul eden ilk ve tek Türk devleti hazarlar olmuştur. Halk arasında Museviliğin yanında Hristiyanlık ve İslâmiyet de yayılmıştır. Farklı dini inanışlara rağmen
Hazarlarda tam anlamıyla bir dini tolerans yani hoşgörü hüküm sürmüştür. Ruslar ve
Slavları devlet ve ordu teşkilatlanmasında etkileyen Hazarlar, Macarların oluşmasında da etkili olmuşlardır.
Diğer Türk devletlerinden farklı
olarak Hazarlarda Kağan sadece devlet
hâkimiyetinin sembolü olmuş fakat devletin askeri ve idari açıdan yönetimi başka bir bey tarafından yapılmıştır. Böylece
Hazarlarda “çift hâkimiyet” sistemi uygulanmıştır.
Hazar Devleti’nin siyasî gücünü
artıran nedenlerin başında, canlı ticaret
bölgesinin merkezinde yer almaları geliyordu. Hazarlar’ın ülkesinde İdil nehri,
Yayık, Don ve Kuban gibi dört büyük nehir bulunuyordu. Bu bölgeler devrin en
büyük ticaret yollarının kavşağında bulunuyordu. Bu yollardan en önemlisi İdil
Resim 03.06: Cufut Kalesi Kırım
(Volga) nehriydi. İdil nehri İslâm Dünyası
(Suriye, Irak, İran, Türkistan) ve Çin ile İskandinavya arasındaki büyük ticaret faaliyetine imkân sağlamıştı. Aynı şekilde Harezim’den aşağı İdil boyuna ve oradan da
Karadeniz sahillerine giden büyük kervan yolu da aşağı İdil’den geçiyordu. Hazar
ülkesine Orta idil ve Kama boylarından bilhassa kıymetli kürkler olmak üzere birçok
ticaret malzemesi gelirdi; Çin ve Türkistan’dan ise bilhassa ipek ve diğer kıymetli kumaşlar; Iran ve Bizans’tan türlü sanat ve ziynet eşyası gelirdi. Bu suretle Hazar yurdu ve bilhassa Hazar başkenti, VIII. yüzyıldan itibaren Doğu Avrupa’nın ekonomik
faaliyet ve gelişme bakımından en elverişli bir yeri olmuştu. İşte bu müsait coğrafî
durum Hazar Devleti’nin gelişmesinde büyük bir rol oynamıştır.
87
TARİH 5
?
1. Hazarlar hangi yönleriyle diğer Türk devletlerinden farklılık göstermektedir?
2. Hazarların Sasanilere karşı Bizansı desteklemesinin İslam tarihi açısından
olumlu etkisi nasıl açıklanabilir?
3. Hazarlar hangi devletlerle siyasi münasebetlerde bulunmuşlardır?
4. Hazarlar dönemiyle ilgili, Hazar Barış Çağı ve Hazar Altın Çağı deyimleri niçin kullanılmıştır?
5. BULGARLAR(583-665)
Avrupa Hun İmparatorluğu’nun yıkılmasından sonra İrnek Kağan yönetiminde Karadeniz’in kuzeyine gelen Hunlar, buradaki değişik Türk boylarından meydana
gelen Ogurlarla birleştiler. Ogurlar başlıca Onogur, Utigur ve Kutrigur kabilelerine
ayrılmışlardı. Bu Türk kavimleri, birleşmeden sonra Bulgarlar olarak anıldılar. Bulgar
adı, Türkçedeki bulga ‘karıştırmak’ fiilinden türemiş olup anlamı ‘karışık’tır. Tarihî bakımdan bu şöyle açıklanabilir: Hun İmparatorluğu’nun yıkılmasının ardından dağılan Hunların bir kısmı Karadeniz’in kuzeyindeki bozkır alanlara geri çekilerek 463
dolaylarında oraya gelmiş olan Onogur, Ogur ve Kutrigur halkları ile karıştılar. Adları
da bu karışımdan türedi.
Bulgarların aslı Oğuzlardır. Kafkasların ve Karadeniz’in kuzeyinde yaşayan Bulgarlar, V. yüzyılda Avrupa Hun Devleti’ne, VI. yüzyılda Avarlar’a bağlı olarak yaşadılar.
Kök Türklerin Avarları mağlup etmeleri üzerine VI. yüzyıl sonlarında Dinyeper’den
İran’a kadar uzanan bölgede bağımsız bir devlet kurdular. Fakat bu devletin kurucusu Kubrat’ın ölümüyle Bulgar birliği parçalandı(642). Bu parçalanmanın sonucunda, bir kısmı Kafkasya’da kalıp Hazarların arasında eridiler. Hazar hâkimiyetini kabul
etmek istemeyenler ise kuzeye ve batıya gittiler. Kuzeye çekilenler Volga (İtil) nehri
boylarında İtil Bulgar Devleti’ni, batıya gidenler ise Tuna nehrini aşıp Balkanlarda
Tuna Bulgar Devleti’ni kurdular.
BÜYÜK BULGAR DEVLETİ
TUNA BULGAR DEVLETİ
88
İTİL(VOLGA) BULGAR DEVLETİ
TARİH 5
Tuna Bulgar Devleti(679-864):
Büyük Bulgar Devleti Hazarlar tarafından yıkılınca bir kısım Bulgarlar, Kubrat’ın
küçük oğlu Asparuh yönetiminde Tuna boylarına gelip burada Tuna Bulgar Devleti’ni
kurdular. Asparuh, kendisine karşı gönderilen Bizans ordusunu yendi ve Tuna
Nehri’ni geçerek güneydeki bölgeleri ele geçirdi. Tuna Bulgarları, Bizans ile siyasî
ve ekonomik alanda da sıkı ilişkiler kurdular. 718 yılında Müslümanların İstanbul’u
kuşatmaları sırasında Bizans’ın yanında yer aldılar. Bulgarlar daha sonra Slavları yönetimlerine aldılar. Tuna Bulgarı en parlak dönemlerini Kurum Han (804-814)
zamanında yaşadılar. Onun zamanında İstanbul kuşatılmış ve Bizans İmparatoru
Nikepheros(Nikeferos) öldürülmüştür. Avarlara karşı başarılı mücadeleler verilmiştir.
Kurum Hanın ölümünden sonra oğlu Omurtag başa geçmiştir (814).Bu dönemde
Bizans’la barış yapıldı. Barışa razı olmayan Frank Krallığı ise Omurtag Han tarafından
mağlup edildi. Bu başarı sonunda Tuna havzasını ele geçiren Omurtag Han, Maroş
Nehri vadisindeki, Orta Avrupa’nın en büyük tuzlalarını işletmeye açarak, devletini
ekonomik açıdan zenginleştirme imkanını elde etti.
Omurtag Han döneminde Slavlara devlet yönetiminde görevler verilmeye ve
onlarla evlilik yapılmaya başlandı. Bu durum daha sonraki hükümdarlar zamanında
devam etti. Bu bölgedeki halkın çoğunluğu Salav olduğu için Türklerde zamanla
Slavlaşmaya başladılar. Boris Han zamanında (814-832) ise Hristiyanlığı kabul ettiler.
Böylece Tuna Bulgarları yavaş yavaş Türklük özelliklerini yitirdiler.
1018 yılında Bizans
İmparatoru II. Basileyos ( II.
Basileios) (976-1025) Tuna
Bulgarlarının topraklarını işgal edip bir Bizans eyaleti haline getirerek, devletin siyasi
varlığına son verdi. Bundan
sonra Bizans hâkimiyetinde
yaşayan Bulgarlar, XIV. yüzyılın sonlarına doğru Osmanlı hâkimiyetine girdiler.
Bugünkü Bulgaristan’da yaşayan Türkler, Osmanlıların
Anadolu’dan Rumeli’ye yerleştirdiği Türkmenlerin soyundandır.
Harita 03.03: Bulgarlar
89
TARİH 5
İtil (Volga) Bulgar Devleti (7. yüzyılın sonları-1237):
Büyük Bulgar Devleti’
nin yıkılmasından sonra İtil
boylarına göç eden Bulgarlar,
İtil Bulgar Devleti’ni kurdular.
Bu devlete, Kama ırmağının
İtil ile birleştiği bölgede kurulduğu için Kama Bulgarları adı da verilir. Başlangıçta
Hazar Hakanlığı’na bağlı olaResim 03.07: Bulgar Şehir Harabelerinde Camide Bulunmuş
rak yaşayan İtil Bulgarları, bu
Bir Mozaik Yazısı
devletin yıkılmasından sonra bağımsız oldular. Yaşadıkları toprakların verimliliği ve ticaretin gelişmesi güçlü
bir devlet haline gelmelerini sağladı. Devletin başkenti olan Bulgar şehri, IX. ve XII.
Yüzyıllar arasında Avrupa’nın en önemli ticaret merkezlerinden biriydi. Bulgar tüccarlarının, Hazar ülkesindeki Müslüman tüccarlarla etkileşim içinde olmaları, İtil Bulgarlarının X. yüzyıl başlarında İslam dinini benimsemelerinde etkili oldu. Almuş Han
döneminde İslamiyet kabul edildi. Böylece İtil Bulgarları Doğu Avrupa’da Türk-İslam
kültürünün temsilcileri oldular.
E
OKUYALIM
İSLAM KAYNAKLARINDA İDİL BULGARLARI
İslam kaynaklarında idil Bulgarlarından, İslam dünyası ile Doğu Avrupa arasında ticaretin rayına oturduğu ve, Maveraünnehir’den başlayıp Kazak bozkırlarından geçen ana ticaret yolunun doğrudan Idil-Kama bölgesine gittiği 10. yüzyılın
başından itibaren söz ediliyor. Hazar Devleti’nin zayıflaması ve yeni ticarî olanakların
belirmesi, adını Almış olarak bildiğimiz ikinci Bulgar hükümdarını İslamiyet’i kabul
etmeye teşvik eder. Bunun üzerine Abbasi Halifesi, 922’de kendisine bir elçilik heyeti
gönderir. Bu heyetin bir üyesi de, heyetin raporunu tutan İbn Fadlan’dır. İslamiyet’in
kabulü hiç kuşkusuz, Musevî olan Hazar hanına karşı atılmış bir adımdı. Öte yandan bu durum, Bulgar ve Suwar şehirlerinin güçlenmesine ve idil Bulgarlarının para
basmasına önemli ölçüde katkıda bulunmuştu. Kiyev Knezi Svyatoslav’ın 965’te idil
Bulgarlarına ve Hazarlara karşı saldırıya geçmesi sonucunda Hazar Devleti çökerse
de bu ağır yenilgi idil Bulgarlarını etkilemez. Aksine, kendi devletleri bu dönemden
başlamak üzere Doğu Avrupa ve Halife arasındaki ticaretin merkezi durumuna ge-
90
TARİH 5
lir.10. yüzyılın sonundan itibaren yaklaşık iki yüz yıl kadar para basımı yapılmasa da,
Arap seyyah Abu Hamid al-Garnati’nin 12. yüzyılda idil Bulgarlarını ziyaret etmesi,
ticaretin devam ettiğini açıkça gösteriyor.
Genel Türk Tarihi. Ansiklopedisi, Cilt 2 S,216
?
Metinde verilen bilgilerde İdil Bulgarlarının hangi yönleri vurgulanmaktadır?
İtil Bulgar Devleti’ne 1237 tarihinde Moğol hükümdarı Batu Han son verdi. Moğollar
diğer yerlerde yaptıkları gibi burada da Bulgar
şehrini yakıp yıktılar. Dağılan İtil Bulgarları Altın Orda Devleti bünyesinde varlıklarını sürdürmeye başladılar. Ancak 1399 yılında Bulgar
şehirleri Rus işgaline uğrayınca, Kazan Nehri
civarına göç ettiler. Günümüzdeki Kazan Türkleri, İtil (Volga) Bulgarları soyundan gelmektedirler.
İtil (Kama) Bulgarları benliklerini bugün
de koruyarak varlıklarını sürdürmüşlerdir. Ancak Tuna Bulgarları Slavlar arasında yok olup
gitmişlerdir. Bunda İtil Bulgarlarının İslamiyet’i,
Tuna Bulgarlarının da Hristiyanlığı kabul etmesinin etkisi büyüktür. Ayrıca bu durum
İslamiyet’in farklı kültürler karşısında toplumların kendi benliklerini ve kendi değerlerini
muhafaza etmedeki katkısını da açıkça göstermektedir.
Resim 03.08: 1000 Yıl Camii
(İslamiyet’in Bulgar Devleti Tarafından
Resmen Kabulünün 1000. Yılı
Münasebetiyle 1922’ de İnşa Edilen
Camii)
Bulgar Türkleri; kuyumculuk sanatı yanında mimarîde de oldukça ileri bir durumda idiler. Bulgar Türkleri şehirlerini, dört köşe yontma taştan yapılan kaleler, aslan heykelleri, saraylar, suyolları, Avar ve Macar sanatı ile benzerlik gösteren kuyumculuk eserleri ve süslemeli seramiklerle süslerlerdi.
91
TARİH 5
6. TÜRGİŞLER
Çin kaynaklarında Tuki-şi olarak adlandırılan Türgişler, İslam kaynaklarında
Türkeş ve Türkiş şeklinde
yazılmış, Kök Türk ve Uygur
metinlerinde ise Türgiş olarak yazılmıştır. Türgişler Altay
dağlarının batısından Seyhun
Irmağı’na kadar uzanan geniş
düzlüklerde
yaşamışlardır.
Batı Batı Kök Türk Devleti’ne
bağımlı olarak yaşayan Türgişler bu devletin yıkılmasınHarita 03.04: Türgişler
dan sonra bağımsız oldular.
Bilinen ilk hükümdarları Bağa Tarkan’dır. Merkezleri Balasagun olan Türgişler bu dönemde bütün On-Okları kendilerine bağladılar. Türk tarihinde kendi adına para bastıran ilk hükümdar Bağa Tarkan’dır. Türgişler, İkinci Kök Türk Devleti’nin kurulmasıyla
birlikte yeniden Kök Türklere bağlandılar. Türgişler 717 yılında başlarına geçen Sulu
Kağan yönetiminde tekrar bağımsızlıklarını kazandılar.
Sulu Kağan zamanında Maveraünnehir’de mahalli şehir devletleri vardı ve
bunlar Emevilerin istilasına karşı Su-lu Kağan’dan yardım istiyorlardı. Bu sıralarda
Emevi Devleti İslamiyet’i doğu Maveraünnehir ve Seyhun’un doğusuna yayma politikası izlemekte idi. Türgişler hem Maveraünnehir bölgesinin hem de Orta Asya halkının ekonomik çıkarlarını korumak için Arap ordularına karşı çıktılar. Çünkü kuzeye
doğru giden Kuzey İpek Yolu Türk illerinden geçiyordu.
Türgiş-Emevi mücadelesi uzun müddet devam etti. Bu sırada Emeviler Türgişlere karşı başarılı olabilmek için sık sık Horasan valilerini değiştirdiler. Ama Türgişlere
karşı başarılı olamadılar.721 yılından sonra Semerkant ve Seyhun çevresi Türgişler
tarafından geri alındı. Emevi Devleti’nin son zamanlarında ülkede Şii ve Abbasi muhalefeti oldukça artmıştı. Bu durumdan yararlana Sulu Kağan Emevi muhalifleriyle
işbirliği yaptı. Bu sayede Sulu Kağan 728 yılında Buhara’yı kolayca ele geçirdi.
Kendi döneminde Arapların Türk illerine karşı ilerlemesini durdurmayı başaran
Sulu kağan Çinliler tarafından kışkırtılan kendi komutanı Kül-Çor tarafından öldürüldü. Bu olaydan sonra Türgişler, Sarı ve Kara Türgişler diye ikiye ayrıldılar. Fakat bun-
92
TARİH 5
dan sonra da aralarında iç mücadele başladı.
Türgişlerin kendi arlarındaki mücadelesinden
yararlanan Karluklar,766 yılında Türgişlerin
devletine son verdiler. Türgişler, Maveraünnehirin Türk kalmasında ve Türklerin şehir hayatını benimsemelerinde rol oynadılar. Bunların
yanı sıra Oğuzların batıya doğru ilerlemelerine de yardımcı oldular.
E
OKUYALIM
Resim 03.09: Türgiş’ler Dönemine Ait
Devlet Damgasına Benzeyen Tunç Levha
SULU KAĞAN
22 yıl saltanat süren Sulu Kağan temiz ve ılımlı bir mizaca sahipti. O, tebaasını
çok seviyor ve onları güzel bir şekilde idare ediyordu. Savaşlardan elde ettiği ganimeti eşit bir şekilde maiyetine dağıtıyordu. Bu sebeple kumandanları ondan hoşlanıyor ve maiyetleri ile beraber kendilerini onun hizmetine adıyorlardı.
İslam kaynaklarına göre Araplar ona “Ebu Müzahim” (zahmet, sıkıntı veren,
tazyik eden manasındadır) diyorlardı. Emevilere çok zahmet verdiği ve sıkıntı çektirdiği için ona bu lakabı takmışlardı.
Sulu Kağan’ın ölümü Türgiş tarihi kadar dünya tarihini de etkilemiştir. Onun
ölümü ile Türgişlerde bir dağılma görülürken Emevi devleti ile Çin dış politikalarını
değiştirdiler. Su-lu Kağan Maveraünnehir’i Emevilere dar etmiş, onlar Ceyhun ötesine geçmeye adeta korkar olmuşlardı. Onun ölümü üzerine Emeviler askıya aldıkları
taarruz politikalarını tekrar canlandırdılar. Bu amaçla Nasr bin Seyyar kumandasındaki (738-748) İslam orduları Seyhun’u geçmeye başladı. Aynı şekilde Çin İmparatorluğu da İpek Yolu’nun öneminden dolayı batı seferlerine tekrar başladı. Kısa bir
süre sonra 751 yılında Talas Savaşı Müslüman Arap orduları ile Çin İmparatorluğu’nu
karşı karşıya getirdi.
Hüseyin Salman, Türkler Ansiklopedisi, C II,s.417-418
?
Sulu Kağan’ın ölümü ile birlikte Emevi ve Çin politikalarında nasıl bir değişiklik
yaşanmıştır?
93
TARİH 5
7. KARLUKLAR
Altay Dağları’nın batısında Kök Türklere bağlı olarak yaşayan Karluklar, Uygu
ve Basmillerle birlikte II. Kök-Türk Devleti’nin yıkılmasında önemli bir rol oynadılar.
Kök Türklerin yerine kurulan Ötüken’deki Uygur Devleti’nin yönetiminde önemli
görevlerde bulundular. Orta Asya hâkimiyeti için Araplarla Çinliler arasında yapılan
Talas Savaşı sırasında, Müslüman Arapların yanında yer alarak, Çinlilerin yenilmesini
sağladılar(751). Bu savaşla birlikte Çin’in orta Asya’ya egemen olması engellendiği
gibi, Orta Asya’daki Türk hakimiyetinin de devamı sağlanmıştır. Bu başarı da Karlukların önemli katkıları olmuştur.
766 yılında Türgişler Devleti’ni yıkan Karluklar, Türgişlerin merkezi olan Balasagun ve Talas çevresine yerleştiler. 840 yılında Uygur Devleti yıkılınca, Karluk yabgusu
bağımsızlığını ilan edip Kara Han unvanını aldı. Devletin merkezi Balasagun şehriydi. İslamiyet’i kabul eden ilk Türk topluluğu olan Karluklar, ilk Müslüman Türk devleti
olan Karahanlılar Devleti’nin kurulmasında da etkili oldular.
Karluklar; özellikle çanak, çömlek yapımı ve süslemesinde kendilerini göstermişlerdir. İslamiyet’in etkisi ile süslemede insan figürlerinin yerini, bitki motifleri ve
geometrik şekilli desenler almıştır. Karluk dönemi kapların en önemli özelliği, motiflerin kabın üstüne yapıştırılması idi. Karluklar bu yapıştırma tekniğini, testiler ve
ağızlı maşrapalarda başarıyla kullanmışlardır.
XII. yüzyılda önce Karahıtaylara bağlanan Karluklar, Moğol istilası sonrasında
ise Moğollara bağlanmışlardır. Karlukların Türk tarihindeki özelliklerini şöyle özetleyebiliriz;
1. 751 yılında yapılan Talas Savaşı’nda Abbasilerin yanında yer alarak Çinlilerin
yenilmesine katkıda bulunmuşlardır.
2. İslamiyet’i kabul eden ilk Türk topluluğudur.
3. Orta Asya’da kurulan İlk Türk İslam devleti olan Karahanlıların kurulmasında
rol oynamışlardır.
4. Moğolların hâkimiyetine giren ilk Müslüman Türk topluluğu Karluklardır.
5. Uygurlar ve Türgişler döneminde Türklerin yaşayışına giren şehirleşme Karluklar tarafından geliştirilerek devam ettirilmiştir.
94
TARİH 5
8. MACARLAR(896-11.yüzyıl sonları)
Macarlar, Volga nehri ile Ural dağları arasında yaşayan Fin-Ugor kavimleri ile
On-Ogur Türklerinin karışımından meydana gelen bir kavimdir. Diğer bir adları da
Hungar dır. Macarlar, V. yüzyıl sonlarında, Avar ve Sabirlerin baskısıyla, Kuban nehri kıyılarına göç ettiler. IX. yüzyılda Peçenek saldırıları yüzünden tekrar göç etmek
zorunda kaldılar. Liderleri Arpad yönetiminde Karpat dağlarını aşarak bu günkü
Macaristan’a geldiler (896).
Macarlar Avrupa içlerine akınlar yaptılar. Almanlarla savaşarak onların doğuya
yayılmalarını engellediler. Böylece Balkan kavimlerinin Almanlaşmasını (Germenleşme) engellediler. Macarlar, Almanları savaş teknikleri ve askeri açıdan da etkileyerek
onların savaş taktiklerinin değişmesine sebep olmuşlardır. Macarların yaşadığı topraklara o dönem için Türkiye denilmekteydi.
1000 yılında Hıristiyanlığı kabul eden Macarlar, aynı zamanda büyük bir kültürel değişikliğe uğradılar ve Türklük özelliklerini kaybettiler. Buna rağmen Macarlar
Türkçe kelimelerin çoğunu kullanmaya devam etmişlerdir. Macarlar ileriki dönemlerde de Türk Türklüğe ilgilerini sürdürmüşlerdir. Bu amaçla 1870 yılında ilk Türkoloji
Enstitüsü Budapeşte de açılmıştır.
9. PEÇENEKLER
Peçenekler, I. Kök Türk Devleti’ne bağlı olarak yaşıyorlardı. Talas Savaşı’ndan
(751) sonra Karluk’ların kuvvetlenmeleri ile Peçenekler batıya doğru göç ederek Volga Nehri boylarına yerleştiler. Diğer yandan Oğuz boylarından birçoğunun batı istikametinde ilerlemeleri, bu defa Peçeneklerin yeniden yer değiştirmelerine sebep
oldu ve Peçenekler Hazarların ve Uzların baskıları sonucunda, Karadeniz’in kuzeyine
geldiler. Peçenekler, burada yaşayan Macarları göçe zorladılar ve Macarları yerlerinden atarak Don ve Dinyester nehirleri arasındaki toprakları işgal ettiler. (10. yüzyılın
sonları). Bu bölgede, Ruslarla yüz yıldan fazla mücadele ederek onların Karadeniz’e
inmesini engellediler.
E
OKUYALIM
PEÇENEKLER ve RUSLAR
Peçenekler, Karadeniz’in kuzeyine geldiklerinde burada en mühim devlet,
merkezi Kiyef olan Rusya (Kiyef Rusyası) idi. Peçenekler, göçebe olmaları dolayısıyla,
yerleşik Rus arazisine akın yapacaklar, Rus köyleri ve şehirlerini yağma edecekler,
ahaliyi esir sıfatıyla alıp götüreceklerdi. Peçeneklerle Ruslar, yaklaşık olarak 900 ta-
95
TARİH 5
rihlerinden 1036 ya kadar 130 yıl yan yana yaşamışlardı. Rus vakayinamelerinde Peçenek akınları ve savaşlarından çokça bahsedilmiştir. Yaklaşık olarak 121 yıl içinde 11
Peçenek akınından bahsediliyor. Peçenek akınlarının haklı sebepleri de vardı. Onlar
ya tahrik edilmişler veya birbirleriyle mücadele den Rus Knezleri tarafından yardım
için davet edilmişlerdir. Zaman zaman da Peçenekler Rus Knezlerinin hizmetine girmişlerdir. Örneğin Knez Igor, 944 yılında Kırım’daki Khersones şehrine, yâni Bizans’a
karşı bir sefer açtığında, ücretli asker olarak Peçenekleri de yanına almıştı.
“Rus İskenderi” diye tanınan ve Kiyef Rusyası’nın en kahraman simalarından
biri olan Knez Svyatoslav zamanında, Peçeneklerle Ruslar arasında daimî bir düşmanlık hüküm sürdü.
Peçenekler 968 yılında Kiyef şehrini kuşattılar fakat alamadılar. Peçeneklerle
Ruslar arasındaki savaşların en şiddetlisi 1036 yılında oldu.1036 yılındaki yenilgiden dolayı Peçenekler bir daha Rusya’yı tehdit edemediler. Peçeneklerden boşalan
bozkırlara bir müddet sonra Uz’lar geleceklerdir. Bu suretle Peçeneklerin Ruslarla
temasları 1036’dan sonra tamamen kesilmiş ve Kiyef Rusyası için “Peçenek meselesi”
diye bir problem kalmamıştı.
Akdes Nimet Kurat, Türk Kavimleri ve Devletleri, s,42,43 ve 54 ten özetlenmiştir.
?
Metinde verilen bilgilere göre Peçenek-Rus ilişkileri hakkında neler söylenebilir?
Peçenek-Bizans ilişkileri ve Peçeneklerin Sonları
Bizans İmparatorluğunu yöneten Karadeniz’in kuzeyindeki kavimlerle her
zaman yakından ilgilenmişlerdir. Çünkü bu kavimlerin hepsi Karadeniz’in kuzeyinden Balkanlara gelmişler ve Bizans için büyük tehlikeler oluşturmuştu. İzansın bu
kavimlere karşı siyaseti de bir kavmi diğer bir kavimle imha ettirmekti. Bizans- Peçenek mücadelesini şöyle özetleyebiliriz: Peçenekler Bizans ordusunda paralı askerlik
yaptılar. 1071 yılında Bizans ile Büyük Selçuklu Devleti arasında yapılan Malazgirt
Savaşı’nda taraf değiştirerek bu savaşın Büyük Selçuklu Devleti’nce kazanılmasında
etkili oldular. İstanbul’u kuşatmak isteyen İzmir Beyi Çaka Bey ile Türkiye Selçuklularının yaptıkları ittifak da Peçenekler de yer aldı. Kendisine karşı oluşturulan bu üçlü
ittifakı dağıtmak için harekete geçen Bizans, Peçenek baskısından kurtulmak için
Kumanlarla anlaşarak Peçeneklere saldırmalarını sağladı. Kumanların Peçeneklere
saldırısı, Peçenekler için öldürücü bir darbe oldu ve Kumanlar, Peçeneklerin siyasi
varlıklarına son verdiler. (1091). Bu tarihten sonra bir daha toparlanamayan Peçenekler; Macarlar, Uzlar ve Kumanlar arasında eridiler.
96
TARİH 5
150 yıldan fazla Karadeniz’in kuzeyinde, kudretli bir kavim olarak bulunan Peçenekler, kuvvetli bir boy teşkilâtına sahip olmalarına rağmen kendi başlarına bir
“Devlet” kuramamışlardır. Yâni Devlet müesseselerini yürütecek bir teşkilât, belli bir
vergi sistemi, “Han”ın hâkimiyetini koruyacak bir kuvvet meydana getirememişlerdir
Peçenekler, maden işlemeciliği ile sürahi, çanak, maşrapa
gibi araç-gereç yapımında usta idiler. Peçeneklere ait sanat eserlerine en güzel örnekler, 1799 yılında Macaristan’ın
Torantal ilindeki Nagy Szentmiklos Köyü’nde bulunan hazinedir. 23 parça üründen oluşan Peçenek hazinesinde
sürahi, çanak, maşrapa, vazo, irili-ufaklı taslar yer almaktadır. Altın kaplar ve üzerlerindeki süslemeleri, Orta Asya
figürlerini çağrıştırmaktadır. Günümüzde Viyana’da sergilenmektedir. Peçenek hazineleri Nagy Szent Miklos adı Resim 03.10: Peçeneklere
Ait Altın Kaplar
ile bütün dünyada meşhur olmuştur. Bu hazine içinde yer
alan sürahiler,içki kâseleri gibi malzemeler tamamıyla altından yapılmıştır.
?
1. Bizans Türk kavimlere karşı hangi siyaseti uygulayarak başarılı olmuştur?
2. Peçenekler hangi olay sonunda yıkılmışlardır?
3. Peçenek hazinesi hangi açıdan önem taşımaktadır?
10. UZLAR (OĞUZLAR)
Oğuz adı , “Ok” “uz”dan gelmektedir. Ok; boy, oymak, “z” de “biz, siz” de olduğu gibi çokluk ekidir. Böylece Oğuz adı, kabileler, boylar demektir. Oğuzlara, Müslümanlığı kabule ettikten sonra(X. yüzyıl),Müslüman Türk anlamına gelen Türkmen
adı verilmiştir. Prof.Dr. Faruk Sümer Oğuzları kısaca şöyle açıklar; “Oğuzlar Türkiye
Türklerinin atalarıdır. Anadolu’yu bir Türk yurdu yapan Türk ağacının bu büyük dalı,
Selçuklu ve Osmanlı İmparatorlukları olmak üzere pek çok devletler kurmuştur”.
Oğuzların Orhun ve Selenga nehirleri bölgesinde yaşadıkları Kök Türk Yazıtlarındaki bilgilerden anlaşılmaktadır. Oğuzlar Kök Türkler’e çok yakın bir topluluk
olup, hem Doğu Kök Türkleri, hem de Batı Gök Türk toplulukları arasında yer almışlardır. Doğu Kök Türkleri topluluğu arasında bulunanlara Dokuz Oğuz adı verilmiştir.
Bu, onların Dokuz boydan meydana geldiklerini ifade eder. Dokuz Oğuzların VII. yüz
yılın ikinci yarısında eski Türk yurdu olan Moğolistan’da bir devletleri vardı. Bu esnada Kök Türkler’de Çin’ de tutsaklık içinde bir hayat geçiriyorlardı. Kök Türkler bağımsızlıklarını kazandıktan sonra, İI Teriş Kağan’ın idaresinde harekete geçerek Dokuz
Oğuzları yendiler; hükümdarları Baz Kağan öldürüldü ve onlar Kök Türk kağanlığına
bağlandılar. Fakat Dokuz Oğuzlar bağımsız bir hayat geçirmek istiyorlardı. Bu yüz-
97
TARİH 5
den buhranlı zamanlarda daima Kök Türkler’e isyan ediyorlardı. Hatta 740 yılından
sonra Uygurlar ile anlaşarak Kök Türk devletinin yıkılmasında (744 yılı) etkili oldular.
Fakat Dokuz Oğuzlar, Uygurlara karşı da ayaklandılar ise de, bu ayaklanmalar bastırıldı. Dokuz Oğuzların sonu üzerinde kesin bilgi yoktur.
Batı Kök Türk topluluğu arasındaki Oğuzlar, Isık Göl’ün batısındaki Çu ve Talas
ırmakları boylarında yaşıyorlardı. Batı Kök Türkler’i devleti yıkıldıktan sonra Oğuzlar aşağı Seyhun boylarına geldiler, burayı ve ırmağın kuzeyi ile kuzey batısındaki
geniş bozkır bölgesini yurt edindiler. Oğuzlar kışın bu ırmağın kıyılarında oturuyor,
yazın kuzey ve kuzey batıdaki bozkırlara yaylağa çıkıyorlardı. Bu bölgede yaşayan
Oğuzların bir kısmı, Kıpçakların ve Karlukların baskıları sonucunda Peçenekleri batıya iterek, Karadeniz’in kuzeyindeki Peçenek yurduna yerleştiler. Seyhun bölgesinde
kalan Oğuzlar bu bölgede merkezi Yenikent olan Oğuz Yabgu Devleti’ni kurdular.
10. yüzyılın sonlarına doğru İslâmiyeti kabul eden Oğuzlar, 11. yüzyılda Büyük Selçuklu Devleti’ni kurarak i Türklerin Anadolu’yu yurt edinmelerine öncülük ettiler.
Anadolu’da önce Türkiye Selçukluları Devleti’ni, sonra Osmanlı İmparatorluğu’nu
kuran Oğuzlardır.
Karadeniz’in kuzeyine yerleşen Oğuzlara Bizanslılar
Uz adını vermişlerdir. Oğuzlar, burada Ruslarla savaştılar.
Fakat Kıpçakların ve Rusların baskıları yüzünden 11. yüzyılın ikinci yarısından itibaren yerleştikleri yerlerden ayrılıp Tuna’yı geçerek Balkanlara geldiler. Daha sonra Trakya
ve Makedonya’yı yağmalayarak Selanik’e ulaştılar. Ancak,
Oğuzların bu İstila hareketi kalıcı olmadı. Salgın hastalıklar
ve şiddetli soğuklar nedeniyle Oğuzlar ağır kayıplar verdiler. 1068 yılında Macaristan’a düzenledikleri akında başarılı olamayınca, önemli bir güç olmaktan çıktılar.
Resim 03.11: Temsili Oğuz
Askeri
Balkanlara gelen Oğuzların bir kısmı, Bizans ordusunda görev aldı. Malazgirt
Savaşı sırasında Peçeneklerin yaptığı gibi Bizans ordusundan ayrılarak Selçukluların
safına geçtiler. Oğuzlar Bizans Devleti, Oğuzların bir kısmını Romanya’nın Dobruca bölgesine yerleştirdi. Günümüzdeki Gökoğuzlar (Gagavuzlar), buraya yerleşmiş
olan Oğuzların torunlarıdır.
E
OKUYALIM
OĞUZLARIN BAZI ÖZELLİKLERİ
Oğuzlar, diğer Türk toplulukları gibi, at eti yemekte ve kımız içmekte idiler. Ancak İslâm dinine girdikten sonra bu geleneği bırakmışlardır. Zira mensup bulundukları Hanefî mezhebi at eti yenmesini “mekruh” saymıştır.
98
TARİH 5
Oğuzların fazilet telâkkilerine gelince: Bunlar; cesur insan olmak ve yoksullara
yardım etmekti. Beyler’den cömert olanlar sevilir ve sayılırdı. Malını esirgeyen, cimri
bir Bey’e, bir Kağan’a katiyen itaat edilmezdi. Oğuzlar ‘da hırsızlık pek ayıp bir hareket
sayıldığı gibi, ağır bir şekilde de cezalandırılırdı. Yalan söyleyene asla itibar edilmezdi. Bu gibi insanların bazen yüzüne tükürülmek suretiyle tahkir(hakaret) edildikleri
de haber verilmektedir. Onlar “dürüst” insanlardı. Başkasının hakkına göz dikmezler
kendi haklarını da korumasını bilirlerdi. Konuk severlikleri oldukça meşhurdu.
Türk kadınları pek iffetli idiler ve İslâm âleminde de böyle tanınmışlardı. Oğuzlar ahirete “ol acun”, hesap gününe “sağış”, cennete “uçmak”, cehenneme “tamu” demekte idiler. Bu kelimeler Orta Asya’da kalmayarak Türkiye’ye gelmiş ve eski eserlerimizde kullanılmıştır. Tanrı manasını ifade etmek üzere bir de Çalap adı vardır ki XIV
- XV. yüz yıllarda Türkiye’de kullanılmıştır.
Meselâ Hacı Bayram-ı Velînin:
“Çalabım bir şar yaratmış; İki cihan arasında
Bakıcak didâr görünür;Ol şehrin kenâresinde”
dörtlüğü ile başlayan şiiri meşhurdur.
Oğuzların din adamlarına “kam” denirdi. Şaman sözü Tunguzca’dır ve pek
tabiî olarak eski Türkler’ce meçhul bir sözdür. Diğer Türk toplulukları gibi, Oğuzlar
“kamlar”ın manevî güce sahip olduklarına inanıyorlar ve onlara karşı korku ile karışık
büyük bir saygı duyuyorlar, onların her türlü isteklerini yerine getiriyorlardı.
Faruk SÜMER, Oğuzlar II, Tarih Dergisi,Nisan,1987, Sayı 4,s,6,7
?
Verilen metinden;
1. Oğuz kültürü ile ilgili hangi çıkarımlarda bulunulabilir?
2. Oğuz Türkleri hangi dini terimlere hangi isimleri vermişlerdir?
3. Oğuzların devlet kurmadaki özellikleri hakkında neler söylenebilir? Oğuzların kurdukları devletlerden bazılarını araştırarak öğreniniz.
11. KIPÇAKLAR (KUMANLAR)
Kuman’ların adı doğu kaynaklarında en çok Kıpçak (Kıfçak) olarak geçer. Bundan başka “îmek” ve “Kimek” adları da sık sık görülür.Bu kavme Araplar Kıpçak, Bizanslılar Kuman, Macarlar Kun, Ruslar Polovtsı, Almanlar ise Falon ve Falb adını vermişlerdir. Bu kavme verilen adın manası “açık sarı” ve saman renginde olan sarı saçı
ifade eder. Yani Kumanlara takılan farklı isimler bir kavim adı değil bu kavmin sarışın
olduğunu ifade içindir. Kumanlara birçok ad verilmesi bu sebeptendir. Kuzeybatı
99
TARİH 5
Sibirya’da İrtiş Nehri ile Ural Nehri arasında yaşayan Türk halkına genel olarak Kıpçak
adı verilmiştir. Hazar Denizi ile Ukrayna arsındaki bölgeye de Kıpçak Bozkırı(Deşt-i
Kıpçak) denmiştir.
Kök Türk Devleti’ne bağımlı olarak varlıklarını sürdüren Kıpçaklar, Balkaş gölü
ile İrtiş ırmağı arasındaki alanda yaşıyorlardı. 10.Yüzyıl sonlarında Kıpçaklar, bir Moğol kavmi olan Karahitayların baskısı sonucu batıya göç ederek Karadeniz’in Kuzeyindeki bozkırlara yerleştiler.
Orta Asya’dan Avrupa’ya yapılan Türk göçleri Kumanlarla tamamlanmıştır.
Kumanlar, XI. yüzyılda Oğuzların Balkanlara çekilmesiyle Güney Rusya’ya girdiler.1061 yılında ilk defa karşılaştıkları Rusları mağlup ettiler. Balkanlara, Macaristan’a
ve Bizans’a akınlarda bulundular. Rus prenslikleriyle birçok defa savaşan Kıpçaklar,
Rusların Karadeniz’e inmelerini önlediler. Ayrıca Balkanların Slavlaşmasını da geciktirdiler.
Peçenekler, Türk denizcisi Çaka Bey ile İstanbul’un kuşatılması için ittifak yapmışlardı. Bizans imparatoru bu tehlikeyi ortadan kaldırabilmek için Kıpçakların Peçenekler üzerine saldırmalarını sağladı.1091 yılında yapılan Peçenek-Kuman Savaşında Peçenekler ağır bir darbe yediler. Bu savaş Peçeneklerin siyasî varlıklarını sona
erdirirken, Bizans’ın da Türkler karşısında rahatlamasına sebep oldu.
Karadeniz’in kuzeyinde yaşayan Kıpçaklar, ülkelerini işgal eden Altın-Orda
hükümdarı Batu Hana karşı başarılı olamadılar (1239- Kalka Savaşı). Bu yenilgiden
sonra dağılarak Macaristan’a ve Balkanlara göç ettiler. Macaristan’a giden Kıpçaklar Romen Devleti’nin kuruluşunda etkili oldular (1330).yurtlarında kalan Kıpçaklar
ise Moğolların Türkleşmesinde etkili oldular. Kıpçakların X. yüzyılda sürekli savaştıkları Türk kavimlerinden biri de Oğuzlardır. Kıpçak-Oğuz mücadeleleri Dede Korkut
Hikâyelerini ortaya çıkarmıştır.
Kıpçakların çoğu, daha sonraki yıllarda Eyyûbî ve Memlûk ordusunun kaynağını oluşturmak amacıyla gulam (köle) olarak Mısır’a götürüldü. Eyyûbî ve Memlûk
ordusunda görev yapan Kıpçakların bir kısmı da bu devletlerin yönetim kadrolarında görev aldı. Bunların içerisinde önemli mevkilere ve sultanlığa yükselenler oldu.
Örneğin Mısır’daki Kölemen beylerinden Aybek(Aybey), 1250 yılında Mısır’da Memluk Devleti’ni kurmuştur. Kumanların bir kısmı Harzemşahlar Devleti’nin hizmetinde
de bulunmuşlardır. Hristiyanlığı kabul eden Güney Rusya’daki Kumanlar ise zamanla
Slavlaşarak kaybolmuşlardır.
100
TARİH 5
E
OKUYALIM
CODEKS CUMANİCUS (Kodeks Kumanikus)
Kuman-Kıpçaklar Moğol istilâsından çok evvel, bilhassa Kırım’da Cenova’lı ve
Venedik’li Katolik misyonerler ve Fransız rahiplerinin gayretleriyle Hıristiyanlık propagandalarına maruz kalmışlardı. İtalyan misyonerler Kumanlar arasında dinî propagandayı kolaylaştırmak ve aynı zamanda ticaret ve pratik hayatta da kullanmak
üzere 2500 Kumanca söz içeren büyükçe bir “Sözlük” oluşturmuşlardı.
Codex Cumanicus ta Kuman diline ait bazı gramer kaideleri, İncil’den tercümeler, bazı Katolik ilahilerinin Türkçe tercümeleri ve bazı atasözleri bulunmaktadır.
Bu sözlüğün o zamanki Kuman-Kıpçak hayatını aydınlatmak bakımından da önemi
büyüktür. Codex Cumanicus’’ta, “Kuman-Kıpçak dilinde şehir hayatına, inşaata, mimariye, şehir hayatındaki ev eşyasına, çeşitli yemeklere, demircilik ve madenciliğe,
mektep ve yazı işlerine, musiki, san’at ve eğlencelere, devlet idaresine, elbiselere,
mücevherlere, tıbbi, ilâçlara, tatlılara, kokulu şeylere, nihayet pek çeşitli olan ticaret
eşyalarına, hesap işlerine, hatta ambalaj, hamallık ve taşıt işleri ile ilgili kelimelere
rastlanmaktadır” Bu kelimeler Kıpçak Türkçesinde kullanıldığına göre, Kırım ve Kafkas sahillerinde yaşayan Kıpçakların medenî seviyeleri çok yüksekti. Bu Kumanca
“Sözlük”, Moğol istilâsından 60 yıl sonra düzenlenmiştir.
Akdes Nimet Kurat, Türk Kavimleri s,100,101
?
Codeks Cumanicus adlı sözlük Kuman tarihi açısından niçin önemlidir?
Harita 03.05: İlk Türk Devletlerinin Toprakları Üzerinde Bugün Bulunan
Devletler
101
TARİH 5
ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME
Aşağıda verilen çoktan seçmeli sorularını cevaplayınız.
1. Aşağıdakiler hangisi Türk kavimleri arasında yer almaz?
A. Karluklar
B. Vandallar
C. Kıpçaklar
D. Türgişler
2. Moğol hâkimiyetine giren ilk Türk kavmi aşağıdakilerden hangisidir?
A. Kırgızlar
B. Sabarlar
C. Avarlar
D. Kıpçaklar
3. Aşağıdakilerden hangisi Macaristan’da Avar Devleti’nin kurucusudur?
A. Boğarık Hatun
B. Kubrat
C. Arpad
D.Bayan Han
4. İbn-i Havkal” Hazarların İdil şehrinde Müslümanlara, Yahudilere ve Hristiyanlara
ait ikişer kadı, Şamanistlere ait bir kadı olmak üzere yedi kadı görev yapmaktadır”
demektedir. Hazarlarla ilgili aşağıda verilen bilgilerden hangisi İbn-i Havkal’ın
sözünü ettiği durumun açıklamasıdır?
A. Ticaretin gelişmiş olması
B. Ekonomik hayatın canlı olması
C. Farklı dinlere inanılması
D.Çift hakimiyet sistemi uygulanması
5. Kumanların bazıları, Bulgarlar, Avarlar, Macarlar gibi Avrupa’da devlet kuran
Türklerin bazıları millî benliklerini koruyamamış ve bir süre sonra Türklük
özelliklerini kaybetmişlerdir. Bu durum aşağıdakilerden hangisiyle açıklanabilir?
A. Bizans tarafından baskıya uğramaları
B. Birbirleriyle savaşmaları
C. İslam ülkelerine uzak yaşamaları
D.Hristiyanlığı kabul etmeleri
102
TARİH 5
6. İslamiyet’i kabul ederek Doğu Avrupa’da Türk İslam kültürünün temsilcisi olan
Türk kavmi aşağıdakilerden hangisidir?
A. İtil Bulgarları
B. Tuna Bulgarları
C. Peçenekler
D.Oğuzlar
7. Maveraünnehir’de Müslüman Arap ordularına karşı başarılı Mücadeleler verip
onların saldırılarını durduran Türk hükümdarı aşağıdakilerden hangisidir?
A. Almış Han
B. Sulu Kağan
C. Mukan kağan
D.Bögü Kağan
8. Moğolların hâkimiyetine giren ilk Müslüman Türk topluluğu aşağıdakilerden
hangisidir?
A. Oğuzlar
B. Kumanlar
C. Karluklar
D. Bulgarlar
9. Peçenekler aşağıda verilen Türk kavimlerinden hangisinin saldırıları sonunda bir
daha toparlanamayarak dağılmışlardır?
A. Macarlar
B. Karluklar
C. Türgişler
D.Kumanlar
10.Aşağıda Oğuzlar tarafından kurulan bazı devletler verilmiştir. Bunlardan hangisi
Oğuzların Anadolu’da kurdukları devletlerden biridir?
A. Türkiye Selçuklu Devleti
B. Büyük Selçuklu Devleti
C. Akkoyunlu Devleti
D.Safevi Devleti
103
Download