davranış bozukluklarında acil bakım

advertisement
DAVRANIŞ BOZUKLUKLARINDA ACİL BAKIM
Davranış bozuklukları psikiyatrik sorunlar, çevreye bağlı sorunlar, durumsal olaylara
bağlı sorunlar veya bedensel bir sorun nedeniyle karşımıza çıkabilir.
1. PSİKİYATRİK SORUNLAR
« Depresyon
« Bağımlılık
« Katatoni
« Saldırganlık
« İntihara (suicid) eğilim
« Öldürmeye (homicide) eğilim
« Paranoya
« Korkular (fobiler)
« Histeri krizleri
« Uyum sağlayamama(disoryantasyon) ve düzenleme yapamama (disorganizasyon)
2. KİŞİLERARASI İLİŞKİYE VEYA ÇEVREYE BAĞLI SORUNLAR
Genellikle kişilerin başa çıkamadıkları stresler karşısında gösterdikleri davranış
bozukluklarıdır. Kazaya maruz kalmak(ağır ya da hafif fark etmez), sevdiği birini
kaybetmek (ölen hastanın yakınının gösterebileceği tepki gibi), tecavüze ya da saldırıya
uğramak ve doğal afetler başa çıkılması zor strese neden olabilir ve davranış
bozuklukları ortaya çıkabilir.
3. BEDENSEL NEDENLERE BAĞLI SORUNLAR
Kişilerde fiziksel ve biyokimyasal durumlarında ortaya çıkan bozukluklara bağlı davranış
bozuklukları görülebilir. İlaç, uyuşturucu, alkol kullanımı, yaralanma, hastalıklar (kronik
veya akut) ve bunama davranış bozukluklarına neden olan fiziksel ve biyokimyasal
değişikliklere yol açabilirler
« Alkolizm : Merkezi sinir sistemi baskılayıcısı olan alkolün aşırı doz tüketimi tıbbi ve
davranışsal sorunlara neden olabilir. Genellikle alkollü kişilerde alkol kokusu,
konuşurken sözcükleri doğru söyleyememe (lafı ağzında geveleme), yürürken dengesini
sağlayamama gibi belirtiler görülür. Tepki süresi yavaşladığından sorularınızı geç
yanıtlar.
« İlaç/Uyuşturucu bağımlılığı : İlaç bağımlılığı yasal olarak reçete ile eczaneler alınan
ilaçlarla olabileceği gibi sokaklarda satılan yasal olmayan ilaçlarla da olabilir. Alkollü
kişide olduğu kadar kolaylıkla tanı konulamaz. Bu gibi durumlarda normal
değerlendirmeler yapılırken yaşamsal(vital) bulgular ve gözbebeklerinin incelenmesi
önemli ipuçları verir. Yoksunluk blirtisi, intihar veya öldürme eğilimi gösterir, saldırgan
olabilir ya da isteri krizi geçirebilir.
« Yaralanma : Özellikle beyni etkileyen kazalarda (kafa içi basıncın artması, şok
nedeniyle yetersiz kan akımı nedeniyle hipoksi oluşması) davranış bozuklukları ortaya
çıkabilir.
« Tıbbi Sorunlar : Diyabetiklerde hipoglisemi geliştiğinde konfüzyon, sarhoşlarda
olduğu gibi sözcükleri geveleme, dengesiz duruş görülebilir. Ve bu hastalar sarhoş
sanılıp gerekli acil bakım verilmediğinden komaya girmelerine neden olunmaktadır. O
nedenle mutlaka ağzında alkol kokusu olsa bile diyabetik hastalarda kan şekerine
bakılmalıdır(unutmayın: alkol diyabetik hastanın hipoglisemisini hızlandırabilir).
« Bunama : Beyin hücrelerinin hasar görmesi sonucunda oluşur. Şaşkınlık, davranış
bozuklukları, hatırlamam gibi belirtileri vardır. Görme ve duyma kayıplarında saptanması
biraz daha zorlaşmaktadır. Genellikle yaşlı kişilerde görülür ve aylar süren seyri vardır.
İntrakraniyal kanamalarda hızlı seyirli olur ve hafızası kısa sürede kötüleşir. Bunamanın
diğer nedenleri organik beyin sendromu, Alzheimer hastalığı olabilir.
Tüm bu sorunlar göz önünde bulundurularak ilk ve ikinci değerlendirme çok iyi ve
ayrıntılı olmalıdır. Özellikle öykü ve olay yeri değerlendirilmesi bu durumlarda önem
kazanmaktadır.
Başa Dön
DAVRANIŞ BOZUKLUKLARINDA DEĞERLENDİRME
Davranış bozukluğu olan acillerde olay yeri belirsizlik ve kuşkuludur (çünkü davranış
bozukluğu olan kişinin ne zaman ne yapacağı bilinemez bu bilinmezlik hem Paramediği
hem de diğer kişileri huzursuz kılar). Bu nedenle Paramedik eğitiminde davranış
bozukluklarına yer verilmiştir. Ayrıca gelişmiş ülkelerde böyle hastalarla
karşılaşıldığında atılacak adımlar protokollerle saptanmıştır.
1. OLAY YERİNİN İNCELENMESİ
Davranış bozukluğu acillerinde /psikiyatrik acillerde sağlık personelide yaralanabilir. O
nedenle ambulanstan ayrılmadan önce olay yerini değerlendirerek kendini korumalıdır.
Çünkü paramedik kazazede olursa gerekli acil bakımı veremez. Bu sebepten dolayı,
« Hasta veya çevresindekilerden biri silahlıysa
« Ayaklanma, isyan, hengame, kargaşa varsa
« Yangın varsa
« Rehine varsa
« Radyoaktif yayılma varsa
Bu gibi durumlarda eğer özel eğitiminiz yoksa olay yerine girmekten kaçının. Sadece
ilgili uzmanların kontrolünde ve onların önerileri doğrultusunda girin. Örnek: olay yerine
itfaiyecinin, polisin veya radyasyon uzmanının izin verdiği yere kadar ve önerdikleri
önlemlere uyarak girin. Olay yerini incelerken neler olduğu konusunda fikir edinmeye
çalışın; şiddet, uyuşturucu veya intihar girşimi olup olmadığını saptamaya çalışın.
2. HASTANIN DEĞERLENDİRİLMESİ
Hayati tehlikenin söz konusu olduğu durumlarda ilk değerlendirmeye göre acil bakım
verin ikinci değerlendirme sürecinde gerekli bilgileri toplayın. Toplanılan bilgiler;
hastanın gözlenmesi, hastanın kendiliğinden verdiği bilgiler, hasta ile konuşurken
edinilen bilgiler, aile bireylerinden edinilen bilgiler ve çevredekilerden edinilen bilgileri
kapsamalıdır.
Bu hastalarda da sistematik(adım adım belirlenmiş basamaklara göre) yaklaşım çok
önemlidir. Sistematik yaklaşım için aşağıdaki bilgiler gereklidir :
« Olayı körükleyen durum veya sorun var mı ? (hastanın daha da saldırgan
davranmasına yol açan kişi, davranış veya konuşma olması gibi)
« Hastanın halihazırdaki sağlık durumu
« Hastanın yakın zamanda tıbbi veya psikiyatrik sorunları olmuş mu ? (dün, üç gün veya
iki hafta önce gibi)
« Hastanın geçmiş öyküsünde tıbbi veya psikiyatrik sorunları var mı ? (birkaç yıldır
depresyonu var, böbrek hastası, diyabetik, geçen sene kalp kapağı değişti, iki sene
önce kalp krizi geçirdi gibi
« Hastanın zihinsel durumu (çok iyi, unutkan, yakın zamanı unuturken geçmişi çok iyi
hatırlıyor, bazen tanıyor bazen tanımıyor, gibi)
« Hastanın siz de bıraktığı etki ve fiziksel durumu
« Hastanın davranışları.
Bu soruların cevabıyla hastanın tepkilerini ve davranış değişikliklerini daha kolay tahmin
edebilirsiniz kesin olmasa bile).
Başa Dön
3. KONUŞMA YÖNTEMLERİ
Davranış bozukluğu olan hastaların değerlendirilebilmesi için karşılıklı konuşma acil
bakım yaklaşımının en önemli kısmını oluşturur. Konuşma iyi düzenlenmiş ve akılcı
olmalıdır. Resmi evraklardaki (örnek: çağrı formundaki soruların sırayla doldurulması
gibi) sıralamalar bu durumda pek kullanışlı değildir.Alanda yapılacak karşılıklı
konuşmalar çok kısa tutulmalıdır. Konuşma, bulunduğunuz koşula uygun ve tedavinizde
işinize yarayacak bilgileri alacak şekilde olmalıdır. Hasta size daha fazlasını
kendiliğinden veriyorsa o bilgilerden de yararlanmaya çalışın.
Konuşma esnasında sorduğunuz sorular açık uçlu olmalıdır, doğrudan veya dolaylı
sorabilirsiniz. Depresyon, intihar vakası veya çok az tepki veren hastalar dışında
konuşmayı hastanın yönlendirmesine izin verebilirsiniz. Ancak konuşma istediğiniz
bilgilere ulaşacak nitelikte olmalıdır. Hasta bazı sorularınıza yanıt vermek istemezse
zorlamayın, aksi halde hasta kapanır ve hiç bilgi vermeyebilir. Bilgi toplamak için
gerektiği kadar zaman ayırın; ne eksik ne fazla. Hastanın durumu acil nakil
gerektiriyorsa ya da çevresine tehlike oluşturuyorsa bilgi edinmek için vakit
kaybetmeyin. Edindiğiniz tüm bilgilere (gözlem, hastadan ve çevreden toplanan
bilgilere) rağmen hastanın davranışları ve cevaplarıyla ilgili kesin karar vermekten
kaçının.
Aşağıda verilen rehber niteliğindeki bilgilerin, hasta ile konuşmanızı daha etkili kılacağı
düşünülüyor:
« Hastaya kendinizi tanıtın, yardım etmek üzere orada olduğunuzu ifade edin.
« Hastayı sorunlu olay yerinden uzaklaştırın, rahatsız eden kişi veya nesneleri
uzaklaştırın.
« Kendinize güvenerek iletişim kurun, hastanın ve olayın gerektirdiği olgunlukta
davranın(makul olun), dürüst olun.
« Kurallar koyun; örnek,“ağlayabilirsiniz, ancak kendinize ya da başkalarına zarar
vermenize izin vermeyeceğim” gibi.
« Hasta gerçekleri saptırıyorsa, onun düşüncelerini kabul edip etmemeniz önemli
değildir. Önemli olan bu çarpıtmaların hastanın gerçekleri olduğunu anlamanızdır
(örnek: “duvardaki örümcekler üzerime saldırıyor” gibi).
« Hastayı, oturması ve gevşemesi için ikna edin (cesaretlendirin)
« Hastayı, kendi durumunu kendi sözleri ile ifade etmesi için teşvik edin
« Konuşurken daldan dala atlamıyorsa ya da anlamsız konuşmuyorsa, hastanın
sözlerini mümkün olduğunca yarıda kesmeyin.
« Uzun süren sessizlik dönemlerinden korkmayın, rahat ama dikkatli olun
« Hasta ağlamaya veya gülmeye başlarsa, konuşmayla bu ruhsal gösteriyi bölmeyin
« Hastanın öyküsünü(burada kastedilen öykü hastalık öyküsü değil!) istediği gibi
anlatmasına fırsat tanıyın ve başınızı sallayarak “evet anlıyorum, daha fazlasını da
anlatabilirsin” diyerek devam etmesi için cesaret verin
« Hastanın düşünceleri alt üst olmuşsa veya durum onun için çok karmaşık
görünüyorsa; konuşmayı, onun kendisini daha az karmaşıklık (veya düzen içinde)
hissedeceği şekilde yönlendirin
« Hastayla tartışmayın (bir şeyleri kanıtlamaya çalışmayın)
« Konuşmayı sürdürmek istediğiniz durumlarda asla kapalı uçlu sorular sormayın.
(kısaca “evet” ya da”hayır” cevabı verilen sorulara kapalı uçlu sorular denilmektedir)
« Duruşunuz, karşınızdakini korkutacak (göz dağı vermek ister) tarzda olmasın
« Zaten kaygılı olan hastaya, bağırmayın
« Hasta izin vermiyorsa hastaya asla dokunmayın
« Hastanın hareketlerini ya da durumunu yargılamayın ! Bırakın hasta sizin tarafsız
olduğunuzu düşünsün (zaten sağlık personeli olarak tarafsız olmak durumundasınız)
« Denemeden hastayla konuşmanın olanaksız olduğuna karar vermeyin (bellek
bozukluğu olmadıkça, en ağır psikotik hasta bile hastalık öyküsü ile ilgili çok değerli
bilgiler verebilir)
« Yalan söylemeyin ya da sahtekarlık yapmayın
« Çıkış ile aranızda hasta olmasın ! Hasta saldırganlaştığında kaçmanız gerekirse
kaçış yolunuz hemen yakınınızda olmalıdır.
Başa Dön
GENEL MÜDAHALE YÖNTEMLERİ
Sorunlu (kaygılı) hastayla uğraşırken, tek önemli etken Paramediğin davranışlarıdır.
Paramedik iletişim kurarken sıcak, duyarlı ve şefkatli (sevecen) olmalıdır. Hasta sizi
ciddiye almalıdır. Bir olaya müdahale etmek isterseniz o durumla ilgili yeterli donanıma
sahip olduğunuzdan emin olun ve mesleki sınırlarınızı aşmayın !
DAVRANIŞ BOZUKLUĞU ACİLLERİNDE ACİL BAKIM VERMEK ÜZERE
İZLEYEBİLECEĞİNİZ BİR REHBER:
1. Olaya müdahale etmeden önce, kendi güvenliğinizi tehdit eden etkenlerin var
olup olmadığını araştırın
2. Hayati tehlike oluşturan yaralanmalara öncelik verin
3. Sizden daha yetkili ya da sorumlu olması gerekn kişiler yoksa olay yerinin
emniyetini sağlamak üzere kumandayı ele alın ve kişileri ortamın güvenliğini
sağlayacak şekilde yönlendirin. (iş arkadaşınızın da bu arada, varsa, hastanın
acil bakım gerektiren yaralanmaları ile ilgilendiğinden emin olun)
4. Hastanın hissettiklerini dinleyin ve olduğu gibi kabullenin. Ancak sizin ne
hissettiğinizi anlatmayın.
5. Soğuk kanlı olun, bu şekilde hastanın kaygılarını azaltır ve rahatlamasını
sağlarsınız
6. İyi bir müdahale ile hastanın ailesinin, arkadaşlarının ya da çevresindeki kişilerin
aşırı endişeli tepki vermelerini önleyebilirsiniz. Uygun olan kişilerden, çevrenizde
biriken meraklıları ya da hastayı rahatsız eden kişileri uzaklaştırmasını isteyin
(şiddet kullanmayacak, kibarca yapabilecek kişileri seçmeye dikkat edin)
7. Gerekiyorsa, hastaya destek vererek rahatlatan tanıdıklarının yardımını sağlayın
8. Hastanın endişesini artıracak davranışlardan kesinlikle kaçının. Baştan ayağa
muayene etmeden önce hastayla dostça ilişki kurmaya çalışın. Hastanın
mahremiyetine saygılı olun, mesleki sınırlarınızı koruyun (profesyonelliğinizi) ve
etkili olun.
9. Hasta aşırı tedirginse veya tedaviyi redderse, yapacağınız her işlemi dikkatlice ve
anlayacağı bir dille açıklayın.
Çoğu kez davranış bozukluğu olan hastaların, polis denetiminde emniyete alınarak polis
eşliğinde hastaneye götürülmesi gerekebilir. Bu gibi durumlarda polisin bir yardımcısı
olduğunuzu unutmayın. Polisin ambulansta sizinle birlikte hastaya eşlik etmesi hem
sizin güvenliğiniz hem de tıbbi-yasal açıdan iyi bir önlemdir. Unutmayın; bilinçli hastayı
kendi başınıza bağlayamazsınız (çünkü bu özgürlüklerin kısıtlanması demektir), bu yetki
polise verilmiştir. Saldırgan hastanın bağlanması gerektiğinde polisin olması sizin için
bir yasal avantajdır.
PSİKİYATRİK BOZUKLUKLAR
« Depresif sorunlar
« İntihar girişimleri
« Anksiyete (kaygı, endişe) bozuklukları
« Manik sorunlar
« Şizofrenik sorunlar
« Paranoyak(paranoid; aşırı şüphe) sorunlar
« Yaşa bağlı sorunlar (bunama ve deliriyum)
« Madde bağımlılığı veya suiistimali
Başa Dön
DEPRESYON (ÇÖKKÜNLÜK)
Depresyon bir psikiyatrik hastalık ya da durum olarak tanımlanabilir. Temel belirtileri,
kişinin kendisini boşlukta, çökmüş ya da üzgün hissetmesi. Günlük yaşam etkinliklerine
karşı isteksizlik, ilgisizlik duyması, bunlardan zevk alamamasıdır. Bu belirtilerin iki
haftadan uzun sürmesi hastalık kabul edilir ve tedavi edilmesi gerektiğini gösterir.
Depresyonda ayrıca değersizlik, işe yaramazlık ve suçluluk düşünceleri, karar vermede
güçlük, dikkatini toparlayamama, zihin dağınıklığı, unutkanlık, uyku, iştah düzensizlikleri,
yorgunluk, bitkinlik, enerji azlığı, bedende ağrılar, uyuşmalar ya da değişik bedensel
algılamalar
görülebilir.
Bu
belirtiler
günlük
hayatta
sıkça
görülmez
mi?
Bu görünümü ile depresyon, günlük hayatta sıkça karşılaşılan hayal kırıklıkları,
karamsarlık, kendine güvenin azalması ile karıştırılabilir. Depresyonun bu yaşamsal
olgulardan farkı, depresyondaki kişinin ''düştüğü çukurdan bir türlü çıkamaması'' olarak
tanımlanabilir.
Zaten depresyon tanısı yukarıdaki belirtilerin iki haftadan uzun sürmesi halinde
konulmaktadır.
Depresyonun
tanınmasının
önemi
nedir?
Depresyondaki kişi çoğu kez bu konuda deneyimi olmayan kişiler ya da yakınları
tarafından yanlış algılanarak, durumun ciddiyetinin farkına varılamamaktadır. Sonuçta,
depresyondaki kişiler çevrelerinden yeterince yardım, ilgi, anlayış göremeyebilirler.
Çoğu kez depresyondaki kişiye ''rahatla, bunlardan kurtul'', ''gez, toz, tatile çık, kendine
gelirsin'' gibi öneri ya da eleştiriler yapılır. Depresyondaki kişi ise, çektiği sıkıntıların yanı
sıra anlaşılamama, rahatsızlığını, sıkıntısını aşırı abartıyor gibi görünme duygularıyla
güç
anlar
yaşar.
Depresyonun
türleri
nedir?
Depresyon belirtilerinin ağırlığına göre çeşitlidir. Yukarıdaki belirtilerin yüksek oranda
yaşandığı, acı ve hüznün derinleştiği melankolik depresyonlarda tabloya ölüm ve
intihar düşünceleri eklenir. Hayatın giderek anlamsızlaşması ve hissedilen ıstıraplar
koşulları tahammül edilmez hale getirebilir. Bu tür ağır ve iyileşmesi güç depresyonlar
yarattığı çaresizlik duyguları nedeniyle ''psikiyatrinin kanseri'' olarak adlandırılırlar.
Yine bu ağır depresyonlar, kişinin gerçeklerle ilişkisini bozar hezeyan ve
halusünasyonlara (gerçekte olmayan görüntüler, sesler vb) yol açabilir. Bunların içeriği
depresyonla ilişkili olarak suçluluk, kötülük görme, hiçliktir. Örnek: Tüm kötülüklerden
sorumlu olduğunu düşünme, beyninin ya da bedenin çürüdüğü şeklinde hezeyanlar ya
da
suçlayıcı
sesler
duyması,
gibi
halusünasyonlar
olabilir.
Bir diğer depresyon türü maskeli depresyondur. Bunda tipik depresyon belirtileri
olmayabilir. Huy değişikliği, sıklıkla çevresiyle çatışma, huzursuzluk, ilişkilerde bozulma,
başarıda düşme, alkol kullanma eğilimi gibi kolay tanımlanamayan belirtiler vardır.
Bunların
dışında
birçok
depresyon
türleri
de
vardır.
Depresyonun
sıklığı
nedir?
İnsanların hayatlarının bir döneminde depresif belirti gösterme olasılığı % 20' dir.
Depresyon sıklığı kadınlarda erkeklerin iki katıdır. Yaş grubu olarak farklılık göstermez.
Her
yaşta
görülebilir.
Depresyonun
nedenleri
nelerdir?
Depresyonun oluşmasında kalıtsal, toplumsal, psikolojik ve biyolojik etmenlerin birlikte
rol aldığı düşünülmektedir. Ciddi depresyon geçirmiş anne-babaların çocuklarının
depresyon geçirme olasılığı biraz daha yüksektir.
Depresyon sırasında beyinde biyokimyasal değişimler olmaktadır. Nörotransmitter adı
verilen serotonin, noradrenalin vb. maddelerin yoğunluklarındaki değişimler ve bazı
hormonal değişimler ortaya çıkmaktadır. Bu değişimlerin kalıcı olmadığı bilinmekle
birlikte
bunların
sebep-sonuç
ilişkileri
tam
olarak
aydınlatılamamıştır.
Çocukluk döneminde yaşanan bazı deneyimler örneğin anne ya da babanın kaybı, uzun
süre ayrı kalma, yetişkinlik döneminde eş ve evlilik ile ilgili sorunlar, destek verici bir
sosyal çevreden yoksun olma, ekonomik ya da işle ilgili sorunlar, geçimsizlik gibi
olayların
depresyonla
ilgisi
birçok
araştırmacı
tarafından
gösterilmiştir.
Tedavisi
nasıldır
?
Depresyon büyük oranda tedavi edilebilir bir hastalıktır. İki tedavi yöntemi vardır. İlaç ve
psikoterapi. Depresyonun alevli olduğu dönemlerde ilaç tedavisi gereklidir. Psikoterapi
depresyonun gerilediği dönemlerde uygulanır, hastalığın hasarlarını onarma ve
depresyondan korumayı hedefler. İlaç kullanımı uzun süreli ve uygun dozlarda, bir ruh
hekiminin kontrolünde olmalıdır.
Depresyon Konusunda Bazı Öneriler:
Ø Depresyonun bir hastalık olduğu kabul edilip, bir psikiyatristen yardım istenmelidir.
Ø Her insanın hayatının belli bir döneminde depresyon geçirebileceği düşünülmelidir.
Ø Depresyonun bir zayıflık ve güçsüzlük belirtisi olmadığı düşünülmelidir.
Ø Çok önemli kararlar hemen verilmeye zorlanılmamalıdır.
Ø İnsanlardan uzak kalmamaya çalışılmalıdır.
Ø Televizyonda şiddet ve korku filmleri izlememelidir. Hobilere yönelik ya da komedi
programları izlenmelidir.
Ø İsteksizlik düşüncelerine rağmen, az da olsa değişik işler yapılmalıdır (elişi, yemek,
tamirat vb.).
(Depresyon, kaynak : http://www.ruhsagligi.org/cgi-bin/rs/pages.cgi?p=depresyon.htm)
DEPRESYONDA ACİL BAKIM YAKLAŞIMI
Depresyondaki hastaya destekleyici yaklaşılmalıdır. Hastayı konuşmaya teşvik edin,
intihar etme düşüncesinin olup olmadığını çok dikkatli ve dolaylı sorularla açığa
çıkarmaya çalışın (acil bakım verirken süprizle karşılaşmamak için).
Depresyonun çoğu kez organik nedenlerle ortaya çıktığını unutmayın; organik beyin
sendromu, hipertiroid, uzun süreli kortikosteroid kullanma gibi nedenler depresyona yol
açabilir.
Ağır despresif hastalar hastaneye nakledilmelidir.
Başa Dön
İNTİHAR
Tüm ölümlerin % 0.4-0.9 unu oluşturan intihar (öz kıyım), kişiyi ve çevresini etkilemenin
yanı sıra, sonraki nesiller ve toplum üzerindeki etkileri nedeniyle büyük bir toplumsal
sorundur. Tüm dünya çapında her gün yaklaşık bin kişi öz kıyım gerçekleştirmektedir.
Erkeklerin kadınlardan daha çok intiharı gerçekleştirdiği saptanmıştır. Sonuçlara göre
erkeklerde 2-7 kat daha fazla öz kıyıma rastlanmıştır. Erkekler daha şiddetli metotlar
(asılma, kendini silahla vurma gibi) yeğlerken, kadınların ilaç ve boğulmayı seçtikleri
gözlenmiştir. Etnik gruplar ve azınlık konumunda olanlar birbirlerine daha bağlı
olduklarından daha az öz kıyıma yönelirken, göçmenler henüz ortama alışamadıkları
için
daha
yüksek
oranlara
sahiptirler.
Acı ve düşündürücü olan şey, kişinin bu eylem öncesinde kendisi için olası ağırlaşan
tehlikeyi fark etmesi ve bunu kendi beden dili ya da sözel ifadesiyle açıklamasıdır. Bazı
vakalarda birey ‘ beni tek başıma bırakmayın, çocuklarıma ya da kendime bir şey
yapmaktan korkuyorum’ seklinde uyarı mesajları verebilmekte, pencere kenarları, ecza
dolaplarının bulunduğu mekanlara yakın durabilmekte, değerli ve kendince manevi
değeri olan şeyleri çevresindekilere verebilmekte, artan yoğunlukta hayatın
anlamsızlığından bahsedebilmekte ve tehlikeli eylemleri birer birer deneyebilmektedir.
İntihar dışında yapacak hiçbir şey kalmadığı düşüncesi bilincine hakim olmuştur,
yaşanan her saatin acı, günah ve sorunları arttırmaktan başka bir işe yaramayacağı
yaklaşımı çoğu öz kıyım olgularında görülebilmektedir.
Kişi intiharı sorunlarını gideren, çare bulamadığı acılarını dindirmeye yarayan,
katlanamayacağı sonuçları yaşamasını önleyen, daha önce bulamadığı huzur ortamını
getirecek bir çözüm olarak görür. Bireyde ölüm, mezara konmak ve hayata son
vermenin
sonrasına
ait
düşünceler
bulunmamaktadır.
İntihar girişimlerinde bulunan kişilerin kendilerini ezen, görmemezlikten gelen, kendileri
ile ilgili istek, karar ve seçimlerine kulak vermeyen ebeveynlerden; güvenlerini sarsan,
kendilerini yüzüstü bırakan arkadaşlardan bahsettikleri gözlenmiştir. Bu durumdaki
kişiler kendilerini işe yaramaz, kullanılmış, günahkar, cezalandırılmayı hak etmiş kişiler
olarak görebilmektedirler. Bireyler kendilerinin görüş ve duygularının, daha doğrusu
kişiliklerinin değiştiğini görebilmekte ve aklını kaybetme, kendi denetimlerini kaybetme
gibi korkular yasayabilmekte ‘o ben gitti, başka bir ben geldi kendimi tanıyamıyorum’
seklinde
konuşabilmektedirler.
Genel olarak intihar davranışlarında ölme düşüncesinin yanı sıra daha iyi şartlarda
yaşamak yolunda bir kararsızlık da bulunabilmektedir.
Kişinin kendisini topluma ait ve onun bir parçası olarak görmesi, çevresinin kendisinin
arkasında olduğunu ve sorumluluğu altında onun yardımına muhtaç kişilerin olduğunu
hissetmesi, bu eylemin günah olduğu düşüncesi, kendisini maddi ya da manevi olarak
destekleyecek güçlerin bulunduğuna inanması öz kıyımların önüne geçebilmektedir.
İNTİHARIN ÖNLEMESİNDE DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN DURUMLAR:
İntihardan ve hayatın anlamsızlığından bahseden, eşyalarını dağıtmaya başlayan, içe
kapanan kişilerde dikkatli olunmalıdır. Özellikle, daha önceden intihar girişimi olan kişiler
bu türden sözler söylediğinde önemsenmelidir. Yaşlılarda intihar ile ölüm daha yoğun
olduğundan, yaşlılar tek başlarına bırakılmamalı; daha yakından ilgilenilerek, yataklı
tedaviye başvurulmalıdır. Yakınlarını kaybedenler, eşlerinden ve işlerinden ayrılanlar
risk grubu içinde olduğundan bu kişilerle irtibat arttırılmalı, farklı bir süreç hissedilirse,
kişinin yakınları ile iletişime geçilmelidir. Çevre kişiyi destekleyici olmalı, suçlayıp,
yargılamamalı, kaldıramayacağı sorumluluk ve tasaları kişiye yüklememelidir. Bu
durumlar aşılamıyorsa mutlaka bir psikiyatrik tedavi ve yataklı tedavi gerekir.
Unutulmamalıdır ki, intiharlar birbirlerini tetikler ve bir çığ gibi başka intiharlara da yol
açar.
(Birbirimizi anlamaya, sevmeye ve yardım etmeye ne kadar ihtiyacımız var değil mi?
Daha sağlıklı bir toplum olmak için birbirimize destek olmaya çok, elele tutuşmaya çok
gereksinmemiz var. İntihar Kaynak http://www.psikiyatrist.net/intihar.htm)
İNTİHAR GİRİŞİMİNDE ACİL BAKIM YAKLAŞIMI
İNTİHAR RİSKİ OLAN KİŞİLER:
Ø Daha önce intihar girişimi olanlar
Ø Depresyonda olanlar (ağır depresif kişilerin intihar riski diğer kişilere oranla 500 kez
fazladır.
Ø Yaş, 15-24 yaşlar ile 40 yaş üstü.
Ø Alkol ya da uyuşturucu suiistimali
Ø Boşanmış ya da dul kalma (intihar riski diğer kişilere oranla beş kez daha fazladır)
Ø Yalnız yaşayan veya kendini dışa kapayan kişiler.
Ø Ağır seyirli kayıplar (dost, sevdiği kişi, iş, para vb)
Ø Ameliyat, doğum, uykusuzluk çekme gibi ağır bedensel stresler
Ø Bağımsızlığın kaybedilmesi (yatağa veya eve bağlayan çeşitli hastalıklar)
Ø Gelecek için amacının ve planının olmaması
Ø Ve… yukarıda metinde bahsedilenler..
Herhangi bir intihar girşimi şüpheniz olursa, aşağıdaki sorularla açığa çıkarabilirsiniz:
1. Yaşam hakkında ne hissediyorsunuz ?
2. Kendinizi öldürmek hakkında herhangi bir düşünceniz var mı ?
3. Herhangi bir zamanda intihar etmeyi düşündünüz mü ?
ACİL BAKIM:
Öncelikli yaklaşım, hastanın kendisine zarar vermesini önlemektir. Bunu yapabilmeniz
için hastaya ulaşmanız gerekir. Bilinci kapalı hastaya ulaşmak için evin ya da odanın
kapısını kırarak içeri girmeniz gerekebilir. Kişi silahlıysa, karşısındakini ya da kendisini
öldürme amacı olduğunu varsayıp yanına yaklaşmayın.
Hastaya ulaştığınızda durumu değerlendirmek üzere kısa bir söyleşi yaparak bir sonraki
acil akım adımınızı belirleyin. İntihar eğilimi olan hastayı yalnız bırakmayın. Gerekiyorsa
fiziksel kısıtlamalar yapın. Doktor tarafından öneriliyorsa haloperidol (Haldol) verin.
İNTİHAR EĞİLİMİ OLAN HASTAYI MUTLAKA HASTANEYE GÖTÜRÜN.
Başa Dön
ANKSİYETE (KAYGI) BOZUKLUKLARI
Anksiyete batı dillerinde yaygın bir kelimedir ve dilimizde kaygı, sıkıntı kelimelerine
karşılık gelmektedir. Anksiyete bozukluklarını dilimize "kaygı bozuklukları" olarak
çevirebiliriz. Ama anksiyete kelimesinin içerdiği anlam bundan fazladır. Anksiyete,
dilimizdeki endişe, evham, daralma, bunaltı, afakan, stres kavramlarını da
kapsamaktadır. Bu nedenle anksiyete terimini yazımız boyunca kullanma gereğini
duyuyoruz.
Anksiyete bir duygudur. Tüm duygular gibi tarifi zordur ve herkes tarafından farklı
hissedilebilir. Çoğu kez korkuya, kötü bir şey olacakmış gibi bir endişeye ya da
bilinmeyen bir şey tarafından kuşatılmış gibi hissedilen bir baskıya benzeyebilir. Hafif bir
tedirginlik duygusu, huzursuzluk, gerginlik gibi de olabilir. Bu duygu bir tür ruhsal ağrı
gibi de tarif edilebilir. Bu insana öyle bir ruhsal azap verebilir ki bir çok insan bu duyguyu
hissetmektense fiziksel bir ağrı ya da hastalığı buna tercih edebilir. Fobilerde ya da
panik atakta olduğu gibi çok keskin bir korku gibi de hissedilebilir. Bu da çok rahatsız
edicidir.
Psikiyatride anksiyete bozuklukları başlığı altında şu bozukluklar bulunmaktadır :
« Obsesif, kompulsif bozukluk (saplantı, zorlantı bozukluğu)
« Panik atak
« Fobiler ( özgül ya da sosyal korkular )
« Post-travmatik stres bozukluğu
Bu bozuklukların hepsinde anksiyete bir şekilde yer alır ya da rol oynar. Anksiyete,
aslında diğer birçok hastalık ya da sorunda bir şekilde yer alır. Örneğin; depresyondaki
sabah anksiyeteleri, psikozlardaki anksiyeteler ya da stres bozukluklarındaki
anksiyeteler gibi .
Psikiyatride halen sınıflama ve terminoloji sorunları yaşanmaktadır. Bunun başta gelen
nedeni hastalarımızın ya da hastalıklarımızın çok karmaşık olmasıdır. Bu arada sıkça
kullandığımız bozukluk kelimesine de açıklık getirmekte yarar var. Bozukluk -disorder,
hastalık- disease kelimesinden daha farklı anlam içerir. Bozukluk bir işlevin işleyişinde
ortaya çıkan aksaklığı ya da sapmayı vurgular. Hastalık ise eni -konu , boyutları,
gidişatı, neden- sonuç ilişkileri ve tedavisi daha belirlenmemiş bir durumdur. Bu nedenle
panik atağı olan bir bireye de panik bozuklu birey demek panik hastası demekten daha
uygundur. Bir çok alanda tümüyle normal olan bu kişi negatif duygulara ve yoğun
sıkıntıya neden olan bir duygu düşünme bozukluğu yaşamaktadır ve bu durum zaman
zaman sosyal işlevlerini de bozabilmektedir.
Anksiyetenin nedeni nedir ve neden bazı kişilerde diğerlerinden daha yoğun ve aksaklık
yaratacak
düzeyde
yaşanır?
Bu soruların yanıtı henüz açık olarak verilememektedir. Özellikle birinci sorunun yanıtı
psikiyatri dışı; sosyoloji, felsefe, biyoloji, antropoloji gibi bilim dallarını da işin içine sokar.
Örneğin ünlü filozof Heideger'e göre insan doğuştan sıkıntılıdır ve hayatı boyunca hep
sıkıntılı kalacaktır; buna varoluş sıkıntısı der. Nedeni de insanın varoluşuna bir anlam
bulamamasıdır. İnsana göre, kalemin amacı yazmak, kağıdın amacı yazılmaktır.
Bitkilerin ve diğer canlıların da amacı vardır; en azından besin zincirini tamamlarlar.
Ama insanın belirlenmiş bir amacı yoktur. Kendini hep tarif etmeye, hayatına anlam
yüklemeye çalışır ama çoğu zaman anlam arayışına geri dönmek zorunda kalır.
Heideger'e göre, bu görüş belki tüm insanların neden zaman zaman nedenini
bulamadıkları
sıkıntılar
yaşadıklarını
açıklayabilir.
İnsanın sosyal bir varlık olduğu için dürtülerini baskılamak zorunda kaldığı bu yüzden
anksiyeteli olduğu -süperego, id anksiyeteleri-, erkek çocukların penisini
kaybedebileceği için (kastrasyon anksiyetesi), küçük çocukların ailelerinden ayrı
düşebileceği için anksiyete yaşadığı (seperasyon anksiyetesi) gibi birçok teori vardır.
Sonuç olarak genelleme yapılmaya çalışıldığında açık ve kesin bir yanıt yoktur. Ama
kişiye özel ele alındığında yanıt bulmak daha kolaylaşır.
Bu yüzden ikinci soruya -neden ben?- yanıt oluşturmak daha kolaydır. Bazı kişilerde
anksiyetenin yoğun olduğunun daha kesinleşmiş nedenleri vardır. Bu nedenler
genelleşemez kişiye özel kalır. Örneğin bir bireyde kötü çocukluk deneyimleri, bir
diğerinde biyolojik yada genetik faktörler etkili bulunabilir.
Anksiyete bozukluklarından birinden muzdarip olan bir kişinin bunlardan daha önemli bir
sorusu vardır. ''Ben bu sıkıntıdan nasıl kurtulurum?''. Üstelik bu, acilen yanıt bulunması
gereken bir sorudur. Psikiyatri bu konuda epey yol almıştır. İnsanların yaşadığı
anksiyete sorunları çok büyük oranda azaltılabilmektedir. Anksiyeteyi yenmek için birçok
psikoterapi tekniği ve ilaçlardan yararlanılmaktadır. Öncelikle psikoterapiyi ele alırsak;
psikoterapi tekniklerini kabaca ikiye ayırabiliriz. Analitik yaklaşımlarda bireyin psikolojik
kurgusu içinde nedenler araştırılıp anlaşılmaya çalışılır. Diğer yaklaşım ise nedeni çok
önemsemeyip yeni düşünce ve yaklaşımlar üreterek var olan sorunu yenmeyi
hedefleyen
yöntemleri
kullanır.
(Davranışcı
ve
kognitif
yaklaşımlar)
Anksiyetenin bileşenleri önemli ve karmaşıktır. Örneğin obsessif kompulsif bozukluklu
bir bireyi ele alalım. Bu kişi hep ellerinin kirli olduğunu düşünmektedir. Bu yüzden yoğun
anksiyete yaşamaktadır. Kişi ellerini yıkayarak anksiyetesini azaltmayı düşünür. Bir süre
bu
sistem
yararlı
olur.
Ama sürekli anksiyete ürediği için el yıkama sayısı artar (günde 20- 30 kez). Ardından
ellerini sık yıkadığı için anksiyete yaşamaya başlar. Bu durumda iki türlü yaklaşılabilir.
Ya kişinin saplantısını tedavi ederek ya da el yıkamalarını azaltarak anksiyeteyi
azaltırız. Ya da anksiyeteyi bir yolla azaltarak saplantı ve zorlantıları azaltabiliriz. Bunları
yapmak
terapist
için
kolay
da
olabilir
zor
da.
İlaçlar konusunda gelişmeler giderek artmaktadır. Kuvvetli anksiyete giderici ilaçlar
(anksiyolitik) vardır. Ama bunların çoğu yeşil reçetelidir ve bağımlılık riski vardır.
İkinci bir seçenekte antidepresanlardır. Antidepresanların düşük dozda kullanımları ile
anksiyete giderici etki sağlanabilir. Bu ilaçların doktor kontrolünde uzun kullanımında
risk
yoktur.
Anksiyotilik
etkili
başka
ilaçlar
da
vardır.
Gevşeme egzersizleri, soluma teknikleri, spor da anksiyeteyi azaltmak için yararlıdır.
Sonuçta anksiyete gerek terapi yaklaşımları gerek ilaçlarla % 95 oranında azaltılır ya da
ortadan kaldırılır. Tam bir başarı elde edilemeyen durumlarda ise bireyin en azından
rahat, huzurlu periyotları olması da kazanımdır. Birazcık anksiyetenin de hiçbir zararı
yoktur. Birçok insan anksiyeteli dönemlerinde yaratıcı olur ya da hayatında yapması
gereken değişiklikleri gerçekleştirir. Ama yüksek anksiyete daima ketleyicidir. Azaltmak
için çare aranmalıdır.
(http://www.ruhsagligi.org/cgi-bin/rs/pages.cgi?p=anksiyete_bozukluklari.htm)
KAYGI BOZUKLUĞUNDA ACİL BAKIM YAKLAŞIMI
Kaygı (Anksiyete) aslında streslere karşı verilen normal bir tepkidir. Kişi, strese karşı
gösterdiği bu tepkileri abarttığı, başa çıkamadığı ve tepkiler süreklilik kazandığı
durumlarda hastalık haline dönüşmektedir. Acil durumlarda en sık karşılaşılan kaygı
bozukluğu Panik ataklardır.
Özellikle aşağıdaki belirtiler görülebilir:
« Hiperventilasyon
« Çıldırma, ölme veya kontrolünü kaybetme korkusu
« Bedensel (somatik) şikayetler: göğüs ile ilgili yakınmalar(daralıyor, sıkışıyor vs),
çarpıntı, başağrısı, solunum güçlüğü(dispne), soluk yolunda tıkanma veya boğulma
hissi, güçsüzlük, baygınlık hissi, baş dönmesi, kendinden geçme gibi
« Gerçek dışı duyumlar
« Sık idrara çıkma veya ishal
Hastanın kullandığı ilaçlar, kişide anksiyete bozukluğu olduğu konusunda size ipuçları
verebilir : diazepam(Valium), alprazolam(Xanax), lorazepam (Ativan), buspirone
(Buspar) gibi .
ACİL BAKIM :
Öncelikle somatik yakınmalarının gerçek olup olmadığını baştan ayağa muayene ve
gerekirse oksijen tedavisi (DİKKAT: Hiperventilasyonda ağza dayanan torbaya nefes
aldırıp verdirme), gerekirse EKG ile değerlendirme yapıldıktan sonra kaygı bozukluğu
tanısı konabilir. Bu durumda destekleyici yaklaşım gerekir. Hastaneye naklederken
konuşmasına olanak tanıyın, güven verin.
Başa Dön
MANİK BOZUKLUKLAR
İki uçlu duygulanım bozukluğu (bipolar afektif bozukluk, PMD, manik depresif
bozukluk)
ne
demektir?
Kişinin kimi zaman çökkünlük(depresyon) dönemleri yaşarken, kimi zamanlar da
taşkınlık (mani) dönemleri yaşaması veya bunun daha hafif bir şekli olan hipo mani
dönemlerinin
görülmesi
ile
seyreden
bir
psikiyatrik
bozukluktur
Mani
nasıl
bir
durumdur?
Kişinin her zamanki halinden farklı olarak, sürekli bir şekilde aşırı neşeli(her şeye gülen,
kimseyi umursamadan şarkı söyleme, oyun oynama, dans etme) ya da yerinde
duramayacak şekilde gergin(bazen aşırı öfkeli, saldırgan, küfürlü konuşma) ve kendini
yükseklerde görme gibi duygulara sahiptir.
Bu dönemde aşağıdakilerden en az üçü bulunmaktadır:
« Kişinin kendine verdiği değer, aşırı derecede abartılıdır(grandiyozite), ses tonu aşırı
güvenlidir. Bu durumda kendisini çok güçlü, güzel, özel yeteneklere sahip, Peygamber
ya da Tanrı gibi hissedebilmektedir.
« Uykusu hiç yok gibidir, hiç uyumadan günlerini geçirebilir.
« Her zamanki halinden çok daha fazla konuşur. O kadar hızlı ve sürekli konuşur ki
konuşması sırasında araya girmeniz çok zordur.
« Düşünceleri birbirleriyle adeta yarışmaktadır. Konudan konuya atlar, belli bir konu
üzerinde duramaz.
« Dikkatini belli bir yerde toplayamaz, dikkati önemsiz ve konu dışı nesnelere takılır.
« Belirgin aktivite artışı söz konusudur : belirli bir amaca yönelik sosyal ortamlarda
bulunma, çok çalışma, okulda ya da cinsel hayatta aktif olma gibi. Ani seyahatler,
önceki halinden farklı olarak daha çekici görünmek için renkli, parlak, aksesuarları bol
ve daha açık saçık, kendinden beklenmeyecek tarzda giyinme, toplum içinde ve
ibadethanelerde ibadetlerinde diğerlerini rahatsız edici derecede aşırı artışlar, gibi.
« Önemli zararlar oluşturabilecek zevk verici etkinliklere, sonucunu düşünmeden girme;
eşya ya da para dağıtmak, gereksiz ve fazla harcamalar, anlamsız yatırımlar, aşırı hızlı
araç kullanmak, cinsel ilişkide sınır tanımamak, gibi.
Bu durum, kişinin meslek yaşamında ve sosyal ilişkilerinde ciddi bozulmalara yol açar.
Kendine ya da başkalarına zarar vermesini önlemek için ya da psikotik özelliklerin
varlığında (kişinin kendisini peygamber sanıp Allah tan emir aldığını düşünmesi ya da
gizli bir takım güçleri olduğuna inanıp, ispata çalışması gibi inanılmaz fikirler ve
eylemler)hastaneye
yatırmak
gerekmektedir
Ergenlik öncesinde ve 60 yaş sonrasında nadiren görülen bu bozukluk, erkeklerde
ortalama
18,
kadınlarda
ise
20
yaş
civarında
başlar.
Kadın ve erkeklerde yaklaşık eşit oranda görülmektedir. İlk atak erkeklerde mani,
kadınlarda
ise
depresyon
şeklinde
görülür.
Birinci derece akrabalarda bu bozukluğun bulunması halinde risk %25, anne ve babanın
her ikisinde birden bulunması halinde risk % 50-75 ‘ lere yükselmektedir.
Erken ya da geç yaşta ortaya çıkması, atak sayısının ve hastanede yatış sayısının
çokluğu hastalığın gidişini kötü etkileyen özelliklerdir.
İki uçlu bozukluk niçin önemlidir ?
« Yüksek oranda intihar olaylarına,
« Alkol ve madde kullanımına,
« Eğitim, meslek ve sosyal alanlarda, evlilik hayatında sorunlara,
« Antisosyal davranışlara, suça eğilimde artışlara,
« Yeme bozukluklarına, sosyal fobilere, panik bozukluğu gibi kaygı bozukluklarına
neden olabilmektedir.
« Hızlı döngülü ataklar ( bir yıl içinde 4 ve daha fazla hastalık atağının olması) çok
yıpratıcı olmaktadır.
(http://www.psikiyatrist.net/mani.htm)
MANİK BOZUKLUKLARDA ACİL BAKIM YAKLAŞIMI
Manik hastalar, ilaç olarak çoğunlukla lithium (Lithobid, Eskolith) ya da diğer psikotik
ilaçlardan haloperidol (Haldol), chlorpromazine (Thorazine) kullanıyor olabilirler. Ayrıca
kokain, amfetamin veya PCP gibi maddelerde manik bozukluklara neden olabilirler.
ACİL BAKIM
« Yaklaşım hastanın saldırgan olup olmamasına göre değişir. Saldırgan değilse, yüksek
sesle konuşarak susmasını sağlayın.
« Hastanın seviyesinde olun yani göze göze olacak şekilde oturun ya da durun,
konuşurken gerçeklerden konuşun. Saplantılarını, sanrılarını tartışmaktan kaçının
« Hastadan ya da yakınlarından, hangi ilaçları kullandığını saptamaya çalışın. Çoğu kez
manik hastalar lityum kullanmaktadırlar, bu şekilde hastaya tanı koymak kolaylaşır.
Hasta ilk kez manik davranıyorsa madde suiistimali aklınıza gelsin.
« İleri tanı ve tedavi için hastaneye nakledin.
Başa Dön
ŞİZOFRENİ
Şizofreni (delilik), bir asırdan beri psikiyatri bilimini uğraştıran, bir çok yönleri ile tam
açıklanamamış bir hastalıktır. Genç yaşlarda başlayan, hastayı giderek karanlık bir
hayal dünyasına sürükleyen, gerçeklerden ve toplumdan koparan bu hastalık; halk
arasında delilik ya da erken bunama gibi isimlerle tanımlanır.
Eski çağlardan beri hekimler bu durumu bir hastalık olarak tanımlamış ve tedavisi için
uğraşmışlardır. Halk ise bu hastalardan genelde korkmuş ve dışlamaya çalışmıştır.
Özellikle Ortaçağ Avrupa'sında şizofreni hastaları içlerine şeytan girdiği gerekçesiyle
işkence ve eziyetlere, hatta yakmaya kadar giden kötü davranışlara maruz kalmışlardır.
Şizofreni hemen her toplumda en sık görülen ruhsal bozukluklardan biridir. Genellikle
16-25 yaş arasında görülse de çocukluk yaşlarında ya da 40 yaş sonrası da
görülebilmektedir. Kadınlarda erkeklere göre daha geç yaşta başlamaktadır. Başlangıç
yaşı erkeklerde 15-25 arası, kadınlarda ise 25-35 yas arasındadır. Başlangıcı sinsidir.
Çoğunlukla ilk belirtiler 17-18 yaşlarında görülmeye başlar. İçe kapanma, saçma fikirler
ve saplantılar; ardından gerçekte olmayan şeyleri olmuş gibi algılamalar, gerçekte
olmayan şeyleri görme ve duyma belirtileridir.
Kişide en az bir aylık sure içinde “sanrılar, varsanılar; konuşmasında bozulma, aşırı
derecede garip ve anlamsız davranışlar, negatif belirtiler dediğimiz duygusal yüz
ifadelerinde azalma, düşünce, fikir üretiminde kısırlaşma, hareket ve bir şeyler yapmaya
hevessizlik hali” gibi belirtilerden en az ikisinin varlığı şizofreniyi düşündürebilir.
Bu hastalar işlerini yapamaz hale gelirler. İnsanlarla ilişkileri kopar. Okuyorlarsa
eğitimlerini devam ettiremezler. Kendilerine olan ilgi ve bakımları giderek azalır.
Giyimleri kötüleşir tıraş olmazlar. Bazen bu durum daha da ilerler başkalarının bakımına
ve ilgisine muhtaç hale gelebilirler. Bu dönemde, toplum ve çevre de olumsuz katkıda
bulunur. Bu kişiler garip, tuhaf ve ürkütücü olarak algılanır. Kimse ilişki kurmak istemez,
yavaş yavaş dışlanır ve toplum dışına itilirler. Bu da hastalığın ilerlemesini hızlandırır.
Birçok aile çocuklarında bu hastalığın başlangıcını algılayamaz, algıladığında ise tıp dışı
yollarda çare arama eğilimi fazladır (hacı, hoca gibi). Oysa erken tedavi bazen yararlı
olmaktadır.
Genel olarak toplumda % 1 oranında görülmektedir. Erkek ve kadınlarda eşit oranda
görülmektedir.
Hastanın anne-babasından birinde bu hastalık varsa çocuklarda risk % 12 'ye çıkarken,
her ikisi de hasta ise % 44'e yükselmektedir.
Şizofreni, psikiyatrinin en çaresiz kaldığı hastalıklardan biridir. Henüz tam olarak tedavi
edilememektedir. Ancak ilaç tedavisi (lityum) en azından belirtileri hafifletmekte hastayı
daha sakin ve uyumlu hale getirebilmektedir. Ayrıca destekleyici psikoterapiler, uygun
rehabilitasyon ortamları hastaların daha insanca yaşamalarına büyük katkıda bulunur.
Hastalığın
cinsiyete
göre
belirti
farklılıkları:
Kadınlarda kaygı ,depresif belirtiler ve gerginlik on planda iken, erkeklerde negatif
belirtiler belirgindir. Kadınlarda çevresinden kuşkulanma gibi paranoid konular ve
kendine zarar verme on planda iken , erkekler zararı daha cok çevrelerine vermektedir
Hastalığın
Seyri:
Kadınların hastaneye yatma sıklığı ve süresi erkeklere göre daha azdır. Kadın hastalar
daha az intihar etmekte, evliliklerini erkeklere göre daha fazla sürdürebilmektedirler.
Bazı yönleri ile şizofreni sadece psikiyatrik bir hastalık değil aynı zamanda sosyal bir
sorundur. Türkiye'de 600-700 bin şizofreni hastası vardır. Bunlar çalışmamakta ve
üretememektedir. Bir çoğunun ailesi ilaç masraflarının getirdiği mali yükleri
karşılayamayacak durumdadır. Ayrıca, yeterli sayıda tedavi kurumu, yatak ya da
rehabilitasyon merkezleri bulunmamaktadır. Hatta bu hastalarla ilgilenen yeterli dernek
yada sosyal destek grubu da yoktur. Oysa ki, bu kişiler, iyi düzenlenmiş rehabilitasyon
kurumlarında
üretici
ve
yararlı
olabilmektedirler.
Sonuçta şizofreni yıllarca süren, kişiyi ve ailesini yıpratan bir hastalıktır. Sadece tedavi
kurumların değil toplumunda desteklemesi, çözüm araması gereken bir hastalıktır.
Varsanı (Halüsinasyon)
Olmayan bir takım uyaranları var gibi algılama durumudur. Şizofrenideki varsanılar:
« İşitsel varsanılar (kendisi ile konusan sesler, gürültüler duyma vb.)
« Görsel varsanılar (duvarda çizgiler, kendine bakan yüzler, yaratıklar görme vb)
« Koku varsanıları (iyi ya da kötü, başkasının hissetmediği kokuları algılama)
« Dokunma varsanıları (vücudunda bir şeyler geziyor gibi hissetme)
« Bedensel varsanılar (beden yapısının, bölgelerinin değiştiği şeklindeki algılamalar)
Sanrı
Hastanın sabit bir fikirle bağlandığı, aksi yöndeki söylemlere rağmen ikna edilemeyen
ve mümkün olamayacak içeriğe sahip yanlış inançlardır. Başlıca çeşitleri:
« Kötülük görme (persekusyon ),
« Üzerine alınma (etrafındaki her olayın kendisi ile ilişkili olduğu şeklindeki sanrılar)
« Kontrol edilme
« Dini sanrılar
« Bedensel sanrılar
« Suçluluk - günahkarlık ve büyüklük sanrıları.
ŞİZOFRENİNİN ÇEŞİTLERİ:
« Katatonik şizofreni : nadiren görülür; özelliği stupor (tepki yokluğu ve çevredekilerin
farkında değilmiş görüntüsü), negativizm (tüm hareket ettirme ve yönlendirme
girişimlerine karşı gösterilen hareketsiz direnç), katatonik katılık (hareket ettirmeye
yönelik çabalara karşı kaskatı ve değişmez bir vücut pozisyonunun istemli olarak
sürdürülmesi), taşkınlık (dış uyaranlardan etkilenmeyen hızlı ve amaçsız hareketler),
postür alma (vücuduna uygunsuz ya da garip pozisyon vererek saatlerce bu pozisyonu
sürdürme) gibi sorunların olmasıdır. Katatonik taşkınlık ya da stupor durumundaki
hastanın kendisine ya da başkalarına zarar vermesini engellemek için hastanın
denetlenmesi gerekir. Beslenme bozukluğu ve ortaya çıkabilecek diğer olumsuz
durumlara karşı dikkatli olunmalıdır.
« Paranoid tip : başlıca özelliği bir ya da daha fazla sanrı ile uğraşmasıdır, işitsel
varsanılar yoğunluktadır. Paranoid tip klasik olarak perseküsyon (kötülük görme
şüphesi) ya da megalomanik (kendisini çok önemli görmesi ve o nedenle FBI ve CIA
tarafından takip edildiğini sanması; ya da kendisini peygamber, Fatih Sultan Mehmet
sanması gibi) sanrılarla karakterizedir. Tipik bir paranoid hasta gergin, kuşkucu, tedbirli
ve mesafelidir. Ayrıca düşmanca bir tutum takınabilir ve saldırgan olabilir.
« Desorganize tip : ilkel, dizginlenemeyen ve örgütlenmemiş bir davranış biçimi vardır.
Hasta genellikle aktif, amaçsız ve yapıcılıktan uzak görünür. Düşünce bozukluğu
belirgindir ve gerçeklikle ilişkisi yoktur. Uygunsuz duygusal tepkiler; yersiz gülmeler ve
ağlamalar, garip mimikler görülür. Düşünceleri gibi giyimi de dağınıktır.
« Farklılaşmamış tip : Hasta, şizofreninin klinik tablosunun genel özelliklerini taşımakla
birlikte şizofreninin anlatılan diğer şekillerine benzemeyen tipidir.
« Residuel tip : Aktif belirtilerden ya da diğer şizofreni tiplerinden biri için tanı
koyduracak yeterli belirtilerin bulunmadığı, ancak şizofreninin bir takım bulgularının var
oldugu şizofreni tipidir. Duygusal küntlük, toplumdan uzaklaşma, mantıksız düşünce en
sık rastlanılan bulgulardır. Sanrılar ve varsanılar bulunsa bile ön planda değildir.
Beden dismorfik bozukluğu (dismorfofobi) kişinin sürekli vücudu ile uğraşmasıdır;
vücudunda bir şeylerin kötü, çirkin, yanlış, eksik-fazla olduğu düşünceleri ile karakterize
bir kaygılarım bozukluğudur. Kişide çok hafif bir kusur olsa bile, bu durum çok
abartılarak, korkulacak bir konu haline getirilir. Hissedilen kusur nedeniyle oluşan gerilim
ve kaygı, beklenilenin çok üzerindedir. Bu kişilerde özgüven eksikliği, depresyon,
obsessif - kompulsif bozukluk, sosyal fobi gibi ek psikiyatrik rahatsızlıklar şizofreninin
yanı
sıra
görülebilmektedir.
(http://www.ruhsagligi.org/cgi-bin/rs/pages.cgi?p=sizofreni.htm,
http://www.psikiyatrist.net/sizofreni.htm,
http://www.daghanoves.netfirms.com/psikoloji/psikoloji18.htm)
ŞİZOFRENİDE ACİL BAKIM YAKLAŞIMI
Şizofrenik kişiler ilaçlarını düzenli kullandıklarında semptomsuz yaşarlar. Şizofrenilerde
en sık kullanılan ilaçlar : haloperidol (Haldol), chlorpromazine (Thorazine), fluphenazine
(Prolixin), thioridazine (Mellaril), thiothixene (Navane). Ayrıca uzun etkili enjeksiyon
şeklinde olan antipsikotik verilebilmektedir : Haldol Deconoate ve Prolixin Enanthate
gibi.
Antipsikotik ilaçların bir çok yan etkileri vardır, en önemlileri ekstrapiramidal (hareketleri
yöneten sinir sistemi) semptomlardır : distoni (kas gücünde azalma), diskinezi (istemsiz
hareketler), akatezya (bir yerde uzun süreli oturamama), anormal duruş, aşırı tükrük
salgısı, vb.
Antipsikotik ilaçların istenmeyen bu yan etkilerine karşı antikolinerjik ilaçlar
verilebilmektedir : benztropine (Cogentin) ve trihexyphenidyl (Artane) gibi.
ACİL BAKIM:
Acil bakım, şizofrenik hastanın durumuna göre farklılık gösterir. Hasta saldırgan değilse
hastaneye nakledin. Başkalarına zarar veriyorsa doktor önerisine göre antipsikotik ilaç
verilebilir.
Ekstrapiramidal sistem ile ilgili sorunlar varsa :
« Oksijen verin
« Damar yolu açarak % 0.9 NaCl başlayın
« Dyphenhydramine (Benadryl) 50 mg IV verin.
« Hastaneye nakledin
DİKKAT:
Bu bölümde yer alan psikiyatrik acil bakım yaklaşımlarında bahsedilen ilaç isimleri
Brady Paramedic Emergency Care , 2.Ed. kitabında yer alan ilaçlardır.
Download