İslâm`da Siyaset Düşüncesi

advertisement
İslâm’da Siyaset Düşüncesi
Derleyen ve Çeviren: Kazım GÜLEÇYÜZ,
İnsan Yayınları, İstanbul 1995, 283 sayfa.
Tanıtan: Cengiz KANIK*
“İslam’da Siyaset Düşüncesi” adlı çalışma, Kazım Güleçyüz tarafından 13 farklı makaleden derlenerek 1995 yılında İnsan Yayınları tarafından basılmıştır. Eserin
derleme olması içerik açısından kitabı daha yoğun kılmaktadır. Seçilen konu başlıkları ve yazarlar, kitabın önemine dair bilgi vermektedir. Kitap, Fazlurrahman’ın
“İslâm ve Siyaset Aksiyonu: Siyaset Dinin Hizmetinde”, Fevzi M. Neccar’ın “İslâm
Politika Felsefesinde Siyaset”, Muhammed Arkun’un “İslâmi Düşüncede Otorite
Kavramı: Lâ Hukme illâ Lillâh”, Manzooruddin Ahmed’in “Kur’an’da Anahtar Siyasi Kavramlar”, Andrea M. Farksakh’ın “Sünni Halifelikle Şii İmamlığın Mukayesesi”, W.F. Madelung’un “Oniki İmam Şiasında, İmamın Gaybet-Zamanında Otorite”, Muhibül Hasan Han’ın “Ortaçağ İslâm Siyasetinde Devlete Karşı Ayaklanma
Teorileri”, Franz Rosenthal’ın, “Ebu’l-Hasan el-Âminî’ye Göre Devlet ve Din”, W.
Montgomery Watt’ın “Mutezilenin Siyasi Tavırları”, Fevzi En-Neccar’ın “Siyaset
Biliminde Farabi”, İlai Alon’un “Farabi’nin Garip Bitkisi: “Muhalefet” Olarak enNevâbit, Faruk A. Sankari’nin “Eflâtun ve Farabî: Siyasî Felsefelerinin Bazı Yönlerinin Mukayesesi”, Erwin. I.J. Rosenthal’ın, “İbn Bâcce’nin Felsefesinde Siyasetin
Yeri” adlı makalelerden oluşmaktadır.
Fazlurrahman, ‘İslâm ve Siyaset Aksiyonu: Siyaset Dinin Hizmetinde’ adlı
çalışmasında birkaç önemli noktaya dikkat çekmektedir. Bunlardan ilki Hz
Peygamber’in nübüvveti esnasında yaptığı ilk işin ekonomik açıdan zayıf alt sınıfları güçlendirmesine yönelik vurguydu. Buradan hareketle Fazlurrahman,
Peygamberin birincil görevinin sosyal reform olduğu sonucuna ulaşmaktadır.
Fazlurrahman’ın değindiği diğer bir konu ‘devlet’ meselesidir. O devleti ahlâki,
manevi değerlerin aracı olarak görmektedir. O’na göre, İslam dini insanın hayatının her anına doğrudan müdahale ve nüfuz etmektedir. Bu anlamda dinle devleti
özdeş gören zihin yapısını eleştirir, dine yüklediğimiz anlamı devlete yüklemenin
hatalı olacağını söyler.
Fazlurrahman’ın üzerinde durduğu diğer bir nokta ise ‘takva’ kavramını ‘şeffaflık’ kavramıyla ilişkilendirmesidir. Fazlurrahman, takvayı Allah’a inanmak, ibadetleri yerine getirmek, zekât vermek, marufu emir ve münkeri nehyetmek olarak
tarif eder. Mücadele Suresi’nin 7. ayetine istinaden Allah’ın kullarıyla her daim
beraber olduğuna gönderme yapıp takvayı şeffaflıkla özdeşleştirir.
* Arş. Gör., Siirt Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Din Sosyolojisi A.B.D.
[email protected]
175
Şırnak Üniversitesi
İlahiyat Fakültesi
Dergisi
Demokrasinin bir prensibi olarak Fazlurrahman ‘şûra’yı zikretmektedir. Peygamber şûrayı kabile kurumundan ümmet kurumuna dönüştürmesine rağmen
Emevi yönetimiyle birlikte şurânın yerini ordu mensuplarından, ulemadan, nüfuz
sahibi kişilerden oluşan “ehl-i hall ve akd” almıştır. Ayrıca, Osmanlı aydınlarından Namık Kemal’in anayasal demokrasinin oluşmasında şûranın önemine dair
yazdığı pekçok makalenin etkisini ve Mısır’da Cemaleddin Afgani’nin gayretlerini
zikreder.
İslâm modernizmi ile laikliği birbirinden ayıran Fazlurrahman, Müslüman
bir modernisti her yönüyle İslâmi görmektedir. Fazlurrahman’a göre modernist,
Batı’nın bazı sosyal değerlerini Kur’an ayetlerinden yola çıkarak doğrular nitelikte
yorumlamıştır. Yine demokrasinin Ortaçağ yönetimlerine oranla- ister halifelik
ister saltanat olsun–Kur’an’ın gerekliliklerine daha fazla hizmet ettiğini vurgular.
Bundan dolayı İran’da Humeyni tarafından tesis edilen teokratik yönetimi, Kur’ani
ölçülerden sapma olarak değerlendirmektedir.
Fevzi M. Neccar ‘İslâm Politika Felsefesinde Siyaset’ adlı makalesinde; Ali İbn
Muahmmed el-Maverdi (ö.1058), Muhammed Ebu Hamid el-Gazzâli (ö.1111) ve
Takiyeddin Ahmed ibn Teymiyye’nin (ö.1328) teorilerini fıkhi; Ebu Nasr el-Farabi
(ö. 950) ve Ebu Ali ibn Sina’nın ( ö.1037) siyaset felsefesiyle ilgili düşüncelerini felsefi yönden ele almaktadır. O’na göre Gazzâli, siyasetin en yüksek şeklini dünyada
istikrar ve refahı, ahirette kurtuluşu temin eden ‘siyaset-i şer’iyye’ veya ‘siyaset-i
nebeviyye’ olarak görmektedir. Bu anlamda O’na göre siyaset, sanatlar içinde en
asli olanıdır ve işlevi yönüyle toplumun ahenk ve huzurunu sağlamaktadır.
Neccar’a göre Maverdî, ‘Ahkâmüs-Sultaniyye’ adlı kitabıyla İslami yönetim
sistemine dönük kapsamlı bir çalışma yapmıştır. Mâverdî, yöneticilerin pratik siyaset meseleleriyle ilgili kayıtsız kalmalarından onların İslami kurallara uymaları
niyetiyle eserini yazmıştır.
Yazarın makalede dikkat çektiği bir diğer nokta Ibn Teymiyye’nin siyasetle
alakalı düşünceleridir. ‘Siyaset-i şeriyye’ üzerine eser yazan İbn Teymiyye’ye göre,
halifelik ortadan kalkalı uzun zaman olmuştur. O halifelik yerine velayet (otorite,
yönetim) ve imametten söz eder. O’na göre önemli olan şeriatın uygulanmasıdır.
Bu anlamda bunu temin eden otorite meşrudur. Realiteden hareket eden İbn Teymiyye, dört halife rejimini gerçek meşru yönetim görmesine karşın bu tarz rejimlerin kurulmasını mümkün görmez. Bundan dolayı O, realiteden hareketle en iyi
rejimin, valilerle ulema arasında sağlanacak ittifakla gerçekleşeceğini söyler.
İkinci bölümde Farabi’nin siyaset anlayışını irdeleyen Neccar, Farabi’nin
Eflatun’un etkisi altında olduğunu söyler. Dolayısıyla Farabi’nin siyaset teorisinin
prensiplerinin, Kur’an ayetleri ve hadisler yerine Aristo’nun “Politika” ve Eflatun’un
“Cumhuriyet”inde aranması gerektiğinin dile getirir.
Muhammed Arkun, “İslâmi Düşüncede Otorite Kavramı: Lâhukme illa Lillâh”
176
Şırnak Üniversitesi
İlahiyat Fakültesi
Dergisi
adlı makalesini üç bölüme ayırmaktadır. İlk bölümde metodolojiden bahsetmekte, ikinci bölümde otorite kavramı üzerine yoğunlaşmakla birlikte kavramı beş
kısımda irdelemektedir. İlk olarak, kavramın ortaya çıktığı Mekke ve Medine’yi,
ikinci kısımda kavramın şekillenmesini, üçüncü kısımda akide ve buna bağlı olarak akide ve entelektüel otoriteyi, dördüncü kısımda otorite ve gelenek ilişkisini
ve son kısımda ideoloji ve otorite ilişkisini incelemektedir. Kanaatimizce makaleyi
önemli kılan yönü, üçüncü kısımda laiklik problemi ile İslam’ı yeniden değerlendirmeye tabi tutmasıdır. O’na göre, laik ve dindar dünya görüşü arasında çatışmanın hiçbir siyasi ve kültürel imkânı bulunmamaktadır. Ayrıca Arkun, Kur’an’da
ve Medine tecrübesinde laikliğin mevcut olduğunu, Emevi ve Abbasi devletinin
laik olduğu ve ayrıca sömürgecilikten sonra ortaya çıkan İslam devletlerin siyasi
rejimlerinin de laik olduğunu söylemektedir.
Manzooruddin Ahmed, ‘Kur’an’da Anahtar Siyasi Kavramlar’ adlı makalesinde Kur’an’da geçen cemaat, kavm, millet, ümmet, şa’b, ahd, akd, misak, emanet,
velâyet, imamet, hilafet, devlet ve siyadet kavramalarını incelemektedir. Makalenin önemli noktalarını kısaca şöyle sıralayabiliriz: Ahmed’e göre, İslâm’da modern
bir devlet kavramı yer almamasına karşın ümmet ve hilafet gibi kavramlar modern
devlet ve hükümet olarak anlaşılmış ve çeşitli kaynaklarda kullanılmıştır. Yanlış
anlaşılan kavramlardan bir diğerinin ise ‘cemaat’ kavramı olduğunu söyler. O’na
göre, cemaat sosyolojik olarak modern toplum anlamına gelmemektedir. Bundan
dolayı İbn Haldun toplum teorisini oluşturduğunda ‘cemaat’ terimi yerine ‘içtima’
kavramını kullanmıştır.
Ahmed’e göre, imamet ve hilafet kavramları, Kur’an’da türevleriyle, hadis literatüründe ve ortaçağ hukuk kitaplarında çok sık geçer. Bununla alakalı iki terim
ortaya çıkmaktadır: ‘Hilâfetullah’ ve ‘hilâfeturresul’ kavramları. Şia, imamiyet teorisi üzerinden ilahi rehberliğin devam ettiğini; sünni teori ise ümmetin halifeyi
seçme hakkı bulunduğunu vurgular. Halife, ümmetin ‘ehl-i hall ve akd’ denilen
seçilmiş temsilcilerden oluşan organla istişare ederek şeriatı icra eder. İslam halifesinin, Resulün veya Allah’ın halifesi olduğu yolundaki geleneksel yorumun terk
edilmesi gerektiğini dile getiren Ahmed, İslam siyaset teorisinin ana prensiblerini
de 5 maddede özetlemektedir. 1. Mü’minler İslamda bir inanç topluluğu oluştururlar 2. Peygamberlerin örnekliklerine uygun bir düzenleri bulunmaktadır. 3.
Şeriatın iyi bir şekilde uygulanması için içlerinden ehil bir kişiyi seçerler. 4. Yönetici, şûra kararlarıyla sınırlıdır. Keyfi uygulama yapamaz. 5. Halife, toplumun
menfaatine aykırı davrandığında onu azletme hakkına sahiptir. Yazarın değindiği
diğer bir nokta, tahlile tabi tuttuğu kavramların farklı sosyal, ekonomik, siyasi ve
tarihi ortamlarda geliştiğidir.
Andrea M. Farsakh, ‘Sünnî Halifelikle Şiî İmamlığın Mukayesesi’ adlı makalesinde Şiîliğin gelişiminde Hz. Hüseyin’in şehit edilmesi olayının kritik bir an
177
Şırnak Üniversitesi
İlahiyat Fakültesi
Dergisi
olduğunu söyler. Onikinci İmam Muhammed el-Mahdi’nin 874’de kaybolması
veya vefat etmesi sonucu ortaya çıkan “gaib imam “fikri, Şiî liderler tarafından
davalarını güçlendirmek için dini bir hareket noktası olduğundan, 9. yüzyılın
sonu İmamiye Şiîliğinin şekillendiği dönem olmuştur. Bu çerçevede Şiiler, Sünni
teorinin temeli olan icma’yı kabul etmeyerek, yönetimin hataya bırakılamayacak
derecede önem arz ettiğinden hareketle nübüvvet çizgisinin imamet ile devam
ettiğini dile getirdiler-ki bu fikir Şiî akaidine yerleşmiştir. Yazara göre Şiîlikte
‘imamet’ fikri o kadar ileri bir noktaya gelmiştir ki İmamın reddi-imamsız ‘iman’
olamayacağından-Kur’an’ı ve Peygamberi reddetmekle eşdeğer /küfür sayılmıştır.
Bu anlamda halife ile küçük noktalarda bile farklılığa düşmek söz konusu olamaz.
Farksakh’ın makalesinde değindiği bir diğer nokta da ‘şefaat’ meselesidir. Şefaat
noktasında Şii ilahiyatçı el-Meclisi’ye göre, imamlar Allah ile insan arasında aracıdır. Onların şefaati olmaksızın, insanın Allah’ın azabından kurtulması imkansızdır. Yazarın makalesinde dikkat çektiği noktalardan biri de mahşer gününde Şiilerin hesaba çekilmeyeceği, imamlara olan sevgileri sebebiyle, günahkar olanların
ölümle mahşer arasında cezaları çekmelerinin yeterli olacağı, imam sevgilerinin
onları kurtaracağı anlayışıdır. Bunun yanı sıra Farksakh, sünni ulemanın imam ve
halifede olması gereken vasıfları dört maddede toplamıştır.
1. Kureyş’e mensubiyetin olma gerekliliği (buna bir grup Harici ve Mutezile
karşı çıkmaktadır)
2. Serbest ve tam otoriteye sahip olma şartı
3. Masumiyetin gerekli olmayışı
4. Devrinin insanları içinde en mükemmel olmanın şart olmayışı.
W. F. Madelung ‘Oniki İmam Şiasında, İmamın Gaybet Zamanında Otorite’
adlı makalesinde, Sünni İslam ile Şia siyaset teorisinin ‘imamet’ bağlamında farklılıklarına vurgu yapmaktadır. Ve onikinci imamın gaybet krizini ve aşılması noktasında geliştirilen düşünceleri ortaya koymaya çalışır. Madelung’a göre, Onikinci
İmamın gaybeti (260/874), İmamiye topluluğunun bekasını tehdit etmeye başlayan bir krize dönüşmüştür. Safevi devrinden itibaren ‘imamın genel vekaleti’ yöntemiyle bu kriz çözülmeye çalışılmıştır. Niyabet ünvanı dini hukukta yetişmiş ilim
adamlarına verilerek, içtihat müessesesi oluşturulmuştur. İçtihad, gayb imamın
yokluğunda objektif gerçeğe en yakın noktaya ulaşma çabası olarak görülmüştür.
Dolayısıyla Sünnilikten farklı olarak Şia’da içtihad süreklidir ve yenilenmektedir.
Madelung’a göre içtihad Şiiler arasında tamamen genel kabule mazhar olamamıştır. Bu anlamda 17. yüzyıldan 19. yüzyılın ortasına kadar Usulîlere güçlü bir muhalefet sergileyen Ahbariler, içtihadı tamamen reddetmişlerdir.
Muhibül Hasan Han, ‘Ortaçağ İslâm Siyasetinde Devlete Karşı Ayaklanma
Teorileri’ adlı makalesinde, devlete karşı ayaklanma bağlamında Sünni, Harici,
Şia, İsmaililer ve Karmatiler’in teorilerini Ortaçağ düşünürlerinin görüşleri doğ178
Şırnak Üniversitesi
İlahiyat Fakültesi
Dergisi
rultusunda incelemiştir. O’na göre bütün ekol ve gruplar, imamın varlığında ittifak etmekle birlikte vasıfları ve tayin şekli konusunda ayrışmışlardır. Maverdi
ilk olarak Sünni teoriyi Eş’ari, Gazzâli ve Nizamülmülk’ün görüşleri bağlamında
değerlendirmektedir. Genel itibariyle yazar, aralarında bazı farklılıklar olmasına
karşın bu düşünürlerin iktidarı koruduklarına dair bir değerlendirme yapar. O’na
göre İsmaililer, Şiilerden daha ileri giderek Ali’nin, Allah’ın ruhunu taşıdığını iddia
etmişlerdir. Bundan dolayı Sünni halifelere muhalefeti ve ayaklanmayı bir fazilet, halifeye itaati ise günah olarak görmüşlerdir. Yazar Karmatileri, İsmaililerin
bir kolu olmasına karşın daha radikal ve devrimci olarak vasıflandırır. Otoriter ve
despot hükümetleri tanımayan Karmatilerin, yalnızca Bağdat hilafetini değil, aynı
zamanda Fatımîleri de tanımadığını sözlerine ekler.
Franz Rosenthal, ‘Ebu’l Hasan el- Âmirî’ye Göre Devlet ve Din’ adlı makelesinde Paul Kraus’un kendisine Amiri ile ilgili olarak ‘İbsar’ eseri üzerinde çalışmayı tasarladığını ve bu kitabın kêlama karşı yazılmış, felsefi problemleri içeren
ilginç bir kitap olduğunu girişte zikreder. Âmirî, iktidarı nötr bir hüviyete sahip
olarak görür. Kullanımına göre ya tiranlığa yani diktatörlüğe ya da halifeliğe götürmektedir. O, siyasi iktidari dinin manevi unsuru olması hasebiyle ilahi bir lütuf
olarak görmektedir. Âmirî’nin dikkat çektiği bir nokta ise Rosenthal’e göre, Arap
soyunun dini bir üstünlük işareti olduğu fikridir.
Montgomery Watt, ‘Mutezilenin Siyasi Tavırları’ adlı makalesini dört bölüme
ayırmıştır. Birinci bölümde Cehmiyye kayıtlarında gösterilen kaynakların içeriğine dair bir izahat getirmektedir. İkinci kısımda Harun Reşid (786-809) ve Me’mun
(813-833) dönemlerinde Ebul-Huzyl, Nazzam ve Bişr İbn Mu’temir’in siyasi görüşlerine özellikle Cemel Vakası ile ilgili düşüncelerine değinmektedir. Ve ayrıca
Mihne hadisesinden bahsetmektedir. Üçüncü kısımda Mutezilenin kökeni ve dördüncü bölümde i’tizal ve irca kelimelerinden oluşan Mutezile ve Murcie mezheplerinin öğretisel farklılığına değinmektedir.
Fevzi En-Neccar ‘Siyaset Biliminde Farabî’ adlı makalesinde, Farabî’nin siyaset felsefesiyle ilgili düşüncelerini ifade etmeye çalışmaktadır. Yazar’a göre Farabi,
yönetilenler konusunu İhsa el-Ulûm adlı eserinin 5. bölümünde siyaset biliminin
işlevi olarak tartışmaktadır. Farabi bilimi teorik ve pratik felsefe olarak ikiye ayırmaktadır. Pratik felsefeye siyaset felsefesi demektedir. Farabî’ye göre pratik felsefe
iki bölümden oluşmaktadır: Ahlâk bilimi ve siyaset felsefesi. Bu ikisi birbirinden
bağımsız konuları ele almaz, tersine ortak problemlere farklı cevaplar verirler. Yazara göre Farabî, siyaset felsefenin amacını da şeriatın faydalılığı olarak zikreder.
Ilai Alon ‘Farabî’nin Garip Bitkisi: ‘Muhalefet’ Olarak En-Nevâbit’, adlı makalesinde, Farabî’nin kendi toplumlarının ilke ve pernsiplerine karşı olan gruplardan bahsettiğini söyler. Bunlara Farabî “kalanlar” (el-bâkûn) veya “en-nevâbit”
demektedir. Yazar, önce kavramın etimolojik tahlilini yapmakta ve sözlükteki kul179
Şırnak Üniversitesi
İlahiyat Fakültesi
Dergisi
lanımına değinmektedir. Alon, ‘nevâbit’ kavramını Farabî’nin muhalefet manasında kullandığını/kabul ettiğini ve bu özel ismi seçmesinin sebeplerini göstermeye
çalışmaktadır.
Faruk A. Sankari ‘Eflatun ve Farabî: Siyasî Felsefelerinin Bazı Yönlerinin Mukayesesi’ adlı çalışmasında ideal devletin nasıllığı ve hükümdarla ilgili Eflatun ve
Farabî arasındaki paralelikleri ortaya koymaya çalışmaktadır. Söz konusu bu çerçevede Farabî’nin siyaset felsefesiyle ilgili düşüncelerinin bazı yönlerini Eflatun’un
kaynaklarında bulmaya çalışmaktadır. Sonuç olarak Sankari, Farabî’nin bazı noktalarda Eflatun’un düşüncelerini yorumladığını ve yeniden düzenlemekle birlikte
siyaset felsefesindeki bazı yönlerinin ise Farabî tarafından geliştirildiğini ortaya
koymaya çalışmaktadır.
Erwin I. J. Rosenthal ‘İbn Bacce’nin Felsefesinde Siyasetin Yeri’ adlı makalesinde, İbn Bacce’nin Kitab Tedbir el-Mutavahhid’in orijinal metninin tamamlanmasından sonra düşüncesinin daha sağlıklı değerlendirilebileceğini dile getirmekle birlikte, Tedbir’le birlikte Eflatun’un fikirlerlerinin İslâm siyaset düşüncesinin
gelişmesindeki rolünü ortaya koymaya çalışmaktadır. Yazar’a göre İbn Bacce, insan
ruhunun mutluluk ve kemaliyle ilgilenmiştir. Dolayısıyla politika O’nun açısından bu amaca hizmet ettiği ölçüde önem taşımaktadır. Bu anlamda O, Eflatun’un
Adalet nedir?, En iyi hükümet nedir?, İdeal devlete nasıl ulaşılır? gibi sorularına
karşılık İnsanın nihai hedefi nedir? Filozof bu amacı nasıl elde edebilir? gibi soruların cevabını bulmaya çalışmaktadır. Özetle makalede Rosenthal, Eflatun ve
Farabî ekseninde Ibn Bacce’nin görüşlerini açıklamaktadır.
180
Şırnak Üniversitesi
İlahiyat Fakültesi
Dergisi
Download