Antik Çağ`da Mutfak Kültürü 1

advertisement
GIDA ve BESLENME KÜLTÜRÜ
Antik Çağ’da Mutfak Kültürü
Prof. Dr. Harun AKSU
03
• İnsanların yaşaması için hava ve sudan başka
yiyecek de çok önemli bir gereksinimdir.
• Yiyeceğe ulaşmak hayli zordu Antik Çağ’da.
• İlk evrelerde bitkisel besinini bulup toplayan,
hayvansal besinini izleyip avlayan insan, giderek
bazı buluşlarıyla beslenme uğraşları bakımından
diğer canlılardan ayrılır.
• Ateşi bulan insanoğlu önce bununla ısınmış,
sonra aydınlanma gereksinimini karşılamış ve
yine ateşle yiyeceğini pişirmiş.
• Gittikçe besin yaratma konusunda deneyime
sahip olan insanoğlu, besini sadece karnını
doyurmak için değil, aynı zamanda farklı tatlar
denemek için de pişirmiştir.
• Bir yandan ticaret yoluyla değişik besin
maddeleri elde edilirken, bir yandan da yeni
malzeme birleşimleri ve yeni pişirme
yöntemleri denenmiştir.
• Hazırlanan yemeklerin kimyasında coğrafi
etkenler özel bir rol oynamış, yöresel
“mutfak”lar ortaya çıkmıştır.
• Bir arada yaşayan çoğu canlı gibi insanoğlu da
besinini paylaşmıştır, yalnız bunu kuru kuruya
değil, sohbet ve eğlence eşliğinde yapmıştır.
• Böylece ortaya çıkan sofra adetleri de zaman,
yer ve başka koşullara bağlı olarak, tüketilen
yiyecek ve içecekler kadar farklılaşmıştır.
• Yunan ve Roma toplumlarına özgü mutfak
kültürünü antik kaynaklardan öğrenebiliriz.
• Antik yazarlar besin çeşitlerini, bunların üretim
ve ticaretini; hazırlanan yemekleri ve sunuş
biçimini; neyin, ne zaman, nerede, nasıl
tüketildiğini bildirirler.
• Homeros ve komedya yazarlarının verdiği
bilgiler önemlidir.
• Klasik ve Hellenistik Dönem mutfak ve sofra
kültürüne dair vazgeçilmez iki kaynak, lulius
Polluks’un Onomastikon ve Athenaios’un
Deipnosophistai adlı eserleridir.
• Polluks 2. yy. içlerinde, Athenaios aynı yüzyılın
sonlarında eserlerini kaleme almışlar.
• Bu kaynakların arasında Mithaikos,
Arkhestratos, Semonaktides gibi aşçı yazarların, Philistron, Diokles ve Mnesitheos
gibi hekim yazarların kitapları da vardır.
• Polluks ve Athenaios, yemek ile ilgili tüm
konuları, kap, mobilya, müzik, dans ve benzeri
yan öğeleri bir araya getirir.
• Ksenophon ve Platon’un Symposion adlı
eserleri ise, belki Yunan sofra kültürünün
doruğunu oluşturan şarap şöleni (symposion)
ile ilgili somut ayrıntıları yansıtmaz, fakat onun
atmosferini yaşatır.
• Roma beslenme alışkanlıkları hakkında da
birçok yazılı kaynak bulunmaktadır.
• Cumhuriyet Dönemi için Cato ve Varro,
İmparatorluk Dönemi için Columella kırsal
çevredeki uygulamaları aydınlatır.
• İmparatorluk Dönemi soylularının tükettiği
yemeklerin tarifleri ünlü gurme Apicius’un De
re coquinaria (Mutfağa dair) adlı yemek
kitabında günümüze gelmiştir.
• Yaşlı Plinius’tan besin maddelerine,
Vitruvius’tan yemek odası ve mutfak
mimarisine, Horatius, Petronius, Martialis,
luvenalis, Genç Plinius ve Macrobius’tan kent
mutfağına ve sofra kültürüne ilişkin bilgiler
ediniriz.
• Antik yazarlar kadar açıklayıcı olmamakla birlikte, yazıtlar
da beslenme konusuyla bağlantılı bazı bilgiler aktarır.
• Gerek Yunan, gerekse Roma toplumunun tükettiği besinleri
ve onların fiyatlarını kapsayan listeler bu çerçevede ilk sırayı
alır.
• Ayrıca yazıtlar besin maddelerinin halka ulaşmasında
devletin tedarik ve denetim işlevlerine, özellikle Roma
İmparatorluk Dönemi’nde devletin yanı sıra, varlıklı kişilerin
halk yararına gerçekleştirdikleri şölen ve yiyecek dağıtımı
etkinliklerine ışık tutar.
• Beslenme konusunda antik yazarlar ve
yazıtların verdiği bilgiler, arkeolojik veriler ile
desteklenmekte ve tamamlanmaktadır.
• En somut ve dolaysız arkeolojik bulgular, besin
maddelerinin günümüze ulaşmış kalıntılarıdır.
• Çeşitli Yunan ve Roma yerleşmelerinde saptanan
bu tür buluntular arasında özellikle Campania
bölgesi örnekleri önemlidir.
• Çünkü Vezüv yanardağının İ.S. 79 yılında
patlaması sonucunda Pompeii ve Herculaneum
gibi çevre yerleşmeleri kaplayan küller, pek çok
nesne ile birlikte türlü besin maddelerinin
kusursuz denebilecek bir şekilde koruna gelmesini
sağlamıştır.
• Öte yandan Antik döneme ait mimari buluntular
içerisinde yemek odası, mutfak, fırın, yağhane,
şaraphane, lokanta birimleri ile bunlara bağlı araç
ve kaplar da konu açısından birinci derecede
önem teşkil eder.
• Başta pişmiş toprak, maden ve cam olmak üzere
farklı malzemelerden yapılmış sofra ve mutfak
kapları, bir yandan beslenme ile ilgili eşya
repertuarını tanıtırken, öbür yandan içerdikleri
yiyecek ve içeceklere ilişkin dolaylı ipuçları verir.
• Beslenme konusuna ışık tutan bir diğer kaynak
grubunu, sanat ürünleri oluşturur.
• Yunan vazo resimleri, besin maddelerinin satışı,
yiyeceklerin hazırlanması ve şölenler hakkında
bilgimizi artırır.
• Çoğu Arkaik Dönem’e tarihlenen pişmiş toprak
figürinlerde yiyeceklerin hazırlanmasına ilişkin
ayrıntılar bulmak mümkündür.
• Duvar resimleri ve mozaiklerde betimlenen
natürmortlar ve günlük yaşamdan sahneler,
Hellenistik Dönem’den başlayarak Roma
imparatorluk Dönemi sonlarına dek benzer
temaları ve özellikle besin maddelerinin
çeşitliliğini sergiler.
• Mezar kabartmaları ise, ölü yemeği sahneleriyle
şölen bağlamında, ölüyü iş başında gösteren
sahnelerle besin maddelerinin üretimi ve satışı
bağlamında aydınlatıcıdır.
• Bütün bu kaynakların yardımıyla, Yunan ve
Roma toplumlarında beslenme alışkanlıkları,
bazı eksikliklere rağmen, ayrıntılı bir biçimde
ortaya çıkmaktadır.
ESKİ YUNAN TOPLUMUNDA
BESLENME
BESİN MADDELERİ VE KULLANIMI
• Yunan besinleri çok sağlıklıydı.
• En çok ekmek, et ve yağ tüketiliyordu.
• Tüketilen besinler mevsimlere göre değişiklik
gösteriyor; yazın bol miktarda taze sebze ve
meyveler, kışın da kuru meyve tüketiliyordu.
• Kışın ayrıca depoladıkları elmaları yerlerdi.
• Peynirlerini yazdan yaparlardı.
• Geç dönemlerde mürekkep balığı ve kabuklu
deniz mahsulleri gibi pek çok deniz canlısıyla
besleniyorlardı.
• Et ise, görünüşe göre sadece soylu kesimin
yiyeceğiydi.
• Eski Yunan uygarlığının erken evrelerine birçok
yönden ışık tutan Homeros’un İliada ve Odysseia
adlı destanları, Geometrik dönem’de
beslenmenin ete dayandığı izlenimini verir.
• Destandaki kahramanlar şölen sahnelerinde et ve
ekmekle karınlarını doyururlar.
• Başlıca kesim hayvanları sığır, koyun, keçi ve
domuzdur. Kesim yemekten hemen önce yapılır.
• Yanan et parçalarının üzerine şarap dökülmesiyle
sıvı sunusu da gerçekleştirilir.
• Eti, ince ince kesip, bir miktar içyağı ile birlikte
uzun şişlere geçirir, tuz ve un ekleyerek pişirirler.
• Arta kalan yağ bir kazanda eritilir. Yağa ve yağlı
ete düşkünlük destanların çeşitli dizelerinde
yansıtılmıştır.
• İlginç husus, ete dayalı menünün, Homeros’un
yaşadığı döneme ait buluntular ile
çelişmesidir.
• Geometrik Dönem seramik repertuarında
kızartılan etten çok, lapa ve sulu yemekler için
elverişli olan çanak şeklinde tas ve kase tipleri
baskındır.
• Belki de et servisinde kullanılan düz tabak ve
tepsiler, ahşaptan yapılmış ve bu yüzden de
günümüze kadar ulaşamamıştır.
• Ancak, sonraki yüzyıllarda daha iyi belgelenen
beslenme tablosunun tahıl ağırlıklı bir karakter
göstermesi, böyle bir ihtimali dolaylı olarak
zayıflatır.
• Bu yüzden Homeros’un Geometrik Dönem
günlük yaşantısını aynen yansıtmak yerine,
kahramanlar dünyasına uygun, şaşalı ve
idealize unsurlara yer verdiği kabul edilebilir.
• Sıradan insanların güç ulaştıkları et,
destanlarda kahramanların olağan besini
durumundadır.
• Arkaik Dönem’in başlarında, Yunanlılar için et
bolluğu şenlikten şenliğe görebildikleri tatlı bir
rüyadır.
• Bu zamanlarda, et eskisi gibi şişlere geçirilip
kızartılmak yerine, bir kazanın içinde
kavrularak pişirilir.
• Taze etten yoksun sayılabilecek beslenme
tablosunda domuz jambonu ve sucuğu, süt,
peynir, yumurta ve balık başlıca protein
kaynaklarıdır.
• Balık taze tüketilmesinin yanı sıra, kurutma
yöntemleri ile konserve edilir.
• Balık konserveciliği özellikle Pontos (Karadeniz)
ve Propontis (Marmara Denizi) kıyılarındaki
bazı yerleşmelerde endüstrileşmeye başlar.
• Arkaik Dönem’de beslenme, tahıl ağırlıklı
yiyecekler ile onlara katık edilen sebzelere
dayanır.
• Arpa unundan yapılan ve bir tür yufka ekmeği
olduğu anlaşılan maza ön plandadır.
• Ekmek de önceleri arpadan yapılmış, giderek
buğday onun yerini almıştır.
• Bu evrede lahana, ıspanak, pazı, ebegümeci,
kuşkonmaz, pırasa, soğan, fasulye, bezelye,
mercimek ve bakla gibi sebzelerden söz
edilmektedir.
• Yunanlıların özellikle erken dönemlerde mantar
çeşitlerine kuşkuyla baktıkları anlaşılır.
• Sebzeler çiğ ya da haşlanarak yenilmiş,
baklagillerden lapa kıvamında yemekler
yapılmıştır.
• Yunan mutfağı bütün yemeklerde zeytinyağı
kullanmıştır. Bu durum Akdeniz mutfağının bir
özelliği olarak günümüze dek sürmüştür.
• Arkaik Dönem’in en sevilen meyveleri incir,
üzüm ve elmadır. İncir yaş ya da kuru olarak
sofraya getirilmiştir. Üzüm sofrada ve şarap
yapımında tüketilmiştir.
• Arkaik Dönem’de Yunan anakarasında
yaşayanlar sade bir mutfak ile yetinirken,
doğulu saray mensuplarının zengin sofraları
vardı.
• Perslerin ve Lydialıların malzeme esirgemeden
yapılmış yemeklerle donattıkları, gösterişli
sofraları ünlüydü.
• İonia bölgesindekiler başta olmak üzere
Anadolu’daki Yunanlılar görkemli doğu
geleneklerinin etkisinde kaldı.
• Yunan kadınları ve kızları genellikle
yemeklerini kendileri yapıyor, zengin Yunan
aileleri ise, yemeği hazırlamak için aşçı ve
köleler çalıştırıyordu.
• M.Ö. 5. yy. sonlarına gelindiğinde bir yandan doğu ile
yoğun ilişki, diğer yandan gelişen ekonomi ve ticaret,
yaşam koşullarına ve bu çerçevede beslenme
alışkanlıklarına önemli yenilikler getirdi.
• Çok çeşitli ekmek ve çörekler yapan fırınlar kuruldu,
fırıncılık bir meslek dalı olarak gelişti.
• Varlıklı kişilerin evlerinde yemekler artık bir aşçı
tarafından pişiriliyor, kimi kez aşçının yanında bir grup
yardımcı çalışıyordu.
• Ticaretteki hareketlilik, besin maddelerine
çeşitlilik kazandırdı.
• Atina artık Fenike’den hurma ve buğday,
Suriye’den incir, Lykia’dan et, Paphlagonia’dan
badem ve ceviz ithal ediyordu.
• Önceki yılların baharlı sebzeleri yerine, uzak
diyarlardan getirilen baharatlara revaç gösterildi.
• Varlıklı çevrelerde, soslarla hazırlanmış balık
yemekleri kadar, farklı tür etleri bir araya
getiren yemekler de sevilmiştir.
• Et yemeklerinde baharat katkısı boldur.
• Baharatlar arasında kimyon, kişniş, fesleğen,
dereotu, nane, kekik ve silphium’un adı geçer.
• Kyrene’de (bugünki Libya) yetiştirilen silphium
(silphion) öyle değerliydi ki, Roma devlet
hazinesinde saklanırdı.
• Bunun sap ve köklerinden elde edilen özsu,
özellikle et ve balıkları çeşnilendirmek
amacıyla kullanılmış, ayrıca yaprakları sebze
gibi pişirilmiştir.
• Aşçılar karabiber ile birlikte diğer Hint
baharatlarına da revaç gösterir.
• Garum denen balık sosu yemeklerden eksik
edilmez.
• Balık, bütün olarak tuzla karıştırılır ve üç ay
kadar fermantasyona (mayalanmaya)
bırakılırdı.
• Oluşan sıvı süzülüp şişelenir, pek çok Yunan ve
Roma yemeğinde bol miktarda kullanılırdı.
• Aslında balık sosu imalatı, antik dünyanın tek
fabrika endüstrisiydi.
• Eskiden yalnız tatlı ve çöreklere katılan bal,
giderek yemek malzemeleri arasında sayılır.
• Böylece, Klasik Dönem sonlarında değişik
tatları karıştırma eğilimi, Yunan mutlağının
önemli bir yönü olarak belirir.
• Bu eğilim daha sonra Roma mutfağının asal
özelliği olacaktır.
Şarap
• Eski Yunan toplumunda şarap yegâne içecek
durumundadır.
• Bu yüzden bağcılık ve şarap üretimine büyük
önem verilmiştir.
• Yunanlılar üzümleri ayakla ezer ve elde
ettikleri şırayı pithoslarda mayalanmaya
bırakırlar.
• Şaraba hoş bir tat ve koku vermesi amacıyla, pithos
kapakları çam kozalakları ve baharlı otlarla ovulur.
• Pithoslar belli aralıklarla açılarak, içerikleri kontrol
edilir.
• Şıranın yüzeyinde biriken köpük toplanıp atılır.
• Bazen şıraya pekmez de eklenir ki böylece şarabın
ağırlık kazanması sağlanırdı.
• Bu gibi şarapları yunanlılar daima suyla
karıştırarak içerlerdi.
• Karma oranı şarabın türüne, yoğunluğuna ve
isteğe bağlı olarak değişirdi.
• Hesiodos, yoğun Byblos şarabının yirmi ölçü
suyla karıştırılması gerektiğini söylemiştir.
Sofra Adetleri
• Eposlarda üç öğün söz konusudur.
• En önemli öğün deipnon denen öğle
yemeğidir.
• Kahramanlar üç öğünde de bir masa
çevresindeki sekilere oturarak ve elleriyle
yemek yerler.
• Arkaik Dönem’de günün ana öğünü akşam
yemeğidir.
• M. Ö. 7. yy’da Yunanlılar kline denen yataklara
uzanarak yemek yemeğe başlarlar.
• Kadınlar erkeklerden önce yemeğini yiyor ve
böylece erkek yemeğini yerken kadın da ona
hizmet ediyordu.
Şölen
• Şölenler kuşkusuz soylu kesimlere ait olmalıdır.
• Böyle şölenlerde köleler hizmet eder hatta
konukların yemekten önce ve sonra ellerini
yıkamalarına yardımcı olurlardı.
• İlk şölen yemek şöleni, ikinci şölen ise symposion denen şarap
şölenidir.
•
Symposionda sohbet çok önemli bir unsur olmalıdır.
• Hatta o ki vazolarda birbiriyle konuşur vaziyette symposion
konukları resmedilmiştir.
• Ayrıca müzik, dans ve oyunlarla da hoşça vakit geçirilirdi.
• Şölenlerde oynanan oyunlardan biri kottobos*’ dur.
*Kottobos: Belirlenen hedefe konukların taslarında kalan son şarap damlalarını isabet ettirmesi gereken bir
oyundur.
Mutfak Eşyaları
• Kazılarda en çok karşımıza çıkan, şarap karıştırma
kabı olan krater, şarap soğutma kabı olan psykter,
şarap dağıtma kapları olan oinochoe gibi
sürahilerle kyathos denen kepçeler ve şarabı
içmek için kullanılan kaplar yani kylix, rython ve
bardaklardır.
• Bu da bize symposionun Yunan mutfak
kültüründe çok önemli bir yere sahip olduğunu
gösterir.
• Genel olarak, pişmiş toprak kaplar
kullanılmıştır ancak symposionlarda madeni
kaplar önemlidir.
• Çünkü symposionlar soylulara atfedildiğinden
ucuz kap kullanımına gidilmemiş olması
gerekir.
• Pişmiş toprak kaplar, daha çok orta halli kişiler
için bir kullanım aracıdır ki bunları üretmek
ucuz ve seridir.
• Yemekler için genellikle kaseler, tepsiler,
lekythoslar kullanılmıştır.
• Lekythoslarla zeytinyağı dökülüyordu.
• Mutfaklarda pişirmek için sabit ocaklar
kullanılmıştır.
• Geometrik ve Arkaik dönemlerde en sık
karşılaşılan pişirme kabı üç ayaklı kazandır.
• Klasik dönem’de bazı komedya yazarlarının
optaneium denen yemek hazırlama ve yeme
mekanları tam anlamıyla mutfak olarak kabul
edilemezler.
• Bu dönemde ocaklar, diğer mutfak eşyaları gibi
taşınabilir niteliktedir ki bu da ayrı bir mutfak
biriminin olmadığına işarettir.
• Bu dönemde de Arkaik Dönem’deki gibi pişmiş
toprak kaplar tercih edilmiştir.
• Mutfaklarda ele geçen kaplar arasında, pişirme kabı
olan güveçler, su taşımaya yarayan hydria ve kalpisler,
depolama kapları çoğunluktadır.
• Ayrıca yemek yapımında yardımcı unsurlar yani elek,
havan, süzgeç, şiş ve bıçaklar da ele geçmiştir.
• Bu mutfak araçları genellikle duvarlara bir çivi
yardımıyla asılmıştır ki bunların asılı olduğu kazılarda
bulunan kapların bir bölümündeki çengel şeklindeki
asma aparatından anlaşılır; kaplar ise, duvarlardaki
raflara yerleştirilmiştir.
ROMA TOPLUMUNDA
BESLENME
ROMA TOPLUMUNDA BESLENME
• Roma uygarlığında beslenme, eski Yunan
toplumuna bağlı olarak bir gelişim gösterir.
• Yiyeceklerden sofra adetlerine kadar her
alanda bir gelişme söz konusudur.
• Besin Maddeleri
• M. Ö. 4. yy.’da tahıl türleri başlıca besin kaynağıydı
diyebiliriz.
• Sebzeler boldur.
• Salatalık, soğan, pırasa ve kabak hemen hemen her
evin bahçesinde yetiştirilmiştir.
• Bunlar muhtemelen suda haşlanarak tüketiliyordu.
• Yabani kereviz otunu ise, Romalılar, günümüzde
kullanılan maydanoz kadar çok kullanıyorlardı.
• En çok kullanılan baharatlar, kişniş, nane, dereotu ve
rezenedir.
• Ayrıca, Yunanlıların da kullandığı silphium denen
baharat da Roma mutfak kültüründe çok önemli bir
yere sahipti.
• Hatta o ki, hazine dairelerinde saklanırdı.
• Meyvelerin çeşitleri az olmakla birlikte, incir,
elma ve muşmulanın tüketildiği bilinir.
• Roma sofrasında daha çok bitkisel besinler
tüketilirdi ve bu yüzden sağlıklı bir besin
tüketimleri vardı.
• Et ise, şenliklerde yenen bir yiyecekti.
• Genellikle beyaz et tüketiliyordu.
• Bazı kuşların yumurtasından da
faydalanıyorlardı.
• Et tüketiminde avcılık önemli bir yere sahipti.
• Çoğu zaman av dönüşü de et ziyafeti yapılırdı.
• Romalılar da Yunanlılar gibi, koyun ve keçi sütünü tercih
etmişler ama sütü daha çok krema ve peynir yapımında
kullanmışlar.
• Romalılar, peynirlerin pek çok farklı türünü yapıyorlardı.
• Romalı bir tarım ve hayvancılık tarihçisi olan Columella,
peynir yapımı hakkında şunları söyler: bir galon süte bir
denarius ağırlığında peynir mayası konmalıdır.
• Bu karışım ısıtılır ve pıhtılaşmaya başlayınca süzülür ve tuz
yardımıyla sertleştirilirdi.
• İ.Ö. 2. yy. sonlarında soylu ve varlıklı kişiler,
zenginliklerinin ve artık sıkı ilişkiye girilen
Hellenistik dünyanın etkisiyle, başka konularda
olduğu gibi beslenmede de lükse yönelirler.
• Buna bağlı olarak da besinlerde çeşitlilik
ortaya çıkar.
• Bu çeşitlilik kuşkusuz ticarete bağlı olmalıdır.
• Takas yöntemiyle antik dünyanın çeşitli
kentleri birbirlerinden besin çeşitliliğini
öğrenmiştir.
• Yemeklerde sos olarak, Yunan toplumlarında da kullanılan balık sosu
ve zeytinyağı kullanılmıştır.
• Hayvanlar barınaklarda bir müddet beslendikten sonra yeniyordu.
Böylece hayvanlar daha besili oluyor ve bunlardan daha fazla et
elde edilebiliyordu.
• Zaman ilerledikçe, ekmek fırınları ortaya çıkar ve burada her kesime
hitap eden mayalı ekmek satışı yapılırdı.
• Yoksul çevreler dışında sebze, tüketim alanında gözden düşer. Fakat
enginar bir sebze için fazla lükstü ve genellikle soyluların tüketim
alanına giriyordu ama mercimek ve bezelye her evde bulunuyordu.
• Romalılar için mantar da önemli bir tüketim kaynağıydı.
•
Giderek Roma mutfağında et ve balık önem kazanır.
• Çeşitli hayvanlardan sucuk, sosis imal edilmiş, sahil villalarında balık
yetiştirmek amacıyla havuzlar oluşturulmuş.
• Bu havuzlarda yetişen balıklar daha sonra sunum için ızgarada
pişirilmiş olmalıdır.
• Ayrıca mürekkep balığı, istiridye ve kalamar da Roma mutfağında
önemli bir yere sahiptir.
• Antik kaynakların bildirdiği yemek tariflerinde
yer alan başka bir malzeme de baldır.
• Bal, hem tatlılarda hem de yemek soslarında
kullanılan afrodizyak bir malzemeydi.
• Bundan yola çıkarak diyebiliriz ki Romalılar
çeşitli türleri karıştırıp, karma tatlar
oluşturmuştur.
Şarap
• Romalıların da başlıca içeceği şaraptır.
• Şarap üretiminde Yunanlılardan öğrenilen
teknikler kullanılıyordu ama üzümler artık
ayakla değil, preslerde eziliyordu.
• Romalılar en iyi şarabın hiçbir katkı içermeyen
olduğuna inanmışlar.
• Bağcılığı ve şarap yapımını Yunanlılardan
öğrenen Romalılar koyu şaraplarını daima
sulandırmışlardır.
Sofra Adetleri
• Romalılarda da üç öğün söz konusudur.
• Cena adını taşıyan ana öğün öğle saatlerine
denk gelir.
• Çoğu evde akşam yemeği bir çeşit yemekten
oluşurken, soylular aşırıya kaçarak çok çeşitli
yemeklerle sofralarını donatmışlardır.
• Başlangıçta oturarak yemek yenirken daha
sonra uzanarak yenmeye başlanmıştır.
• Yunanlılardan farklı olarak kadınlar da bu
klineler üzerinde yerlerini alırlardı.
Yemek Odası
• Vitruvius’a göre yemek odalarının uzunluğu,
genişliklerinin iki katı olmalıdır.
• Dikdörtgen şeklindeki odaların yüksekliği, uzunluk
ve genişlik ölçülerini toplayıp sonucun yarısı
alınarak hesaplanmalıdır.
• İlkbahar ve sonbahar için yemek odaları doğuya
bakmalıdır; pencereler o yönde olursa batıya
doğru yönelen güneş, bu odaları uygun ısıda
tutarlar.
• Yazlık yemek odaları kuzeye bakmalıdır, çünkü
o yön güneşin izlediği yol üzerinde olmadığı
için sıcaktan kavrulmaz.
• Ancak günümüze ulaşan örneklerin Vitruvius
ilkelerinden yoksun olduğu görülür.
• Çoğu evlerde triclinium da denen yemek
odalarının konumu fazla önem teşkil etmemiş,
hatta tek yemek odalı evler çoğunluktadır.
• Romalı yazarlar, varlıklı kişilerin evlerinde oecus
denen özel şölen odalarından bahseder.
• Bu odalar daha çok kalabalık misafirler için
kullanılmış ve çeşitli içki şölenlerine tanık
olmuşlardır.
Şölen
• Yunanlıların aksine Romalılar şölen için yazılı
davetiye göndermişlerdir ve yine Yunanlıların
aksine Romalı kadınlar da eşleriyle birlikte
şölene katılmışlardır.
• Şölenlerde önce salatalar sonra ana yemekler
ve daha sonrasında meyve ve yemişler yenir,
bundan sonra da içki şöleni başlardı.
• Elleriyle yemek yiyen Romalılar sık sık köleler
yardımıyla ellerini yıkamak zorunda
kalıyorlardı.
• Varlıklı bir evde, aşçı erkek bir köle idi.
• Bazı çiftliklerde ise, aşçı genellikle bir kadındı.
Mutfak Eşyaları
• Erken örneklerde tüm evlerde kullanılan pişmiş toprak
kaplar daha sonra yalnızca yoksul kesimin tercihi
olmuştur.
• Lükse düşkün olan Roma toplumunda madeni kaplar
gitgide yaygınlaşmıştır.
• Şarapla ilgili kaplar önemli ölçüdedir.
• Yine şarap karıştırma, soğutma ve sunma kapları
revaçtadır.
• Yemekler için ise, çukur kâseler, tepsiler, sosluklar,
şişeler, testiler kullanılmıştır.
• Ayrıca tuzluk hemen her sofrada yer alıyordu.
• Evin tek ocağı atriumda bulunuyordu.
• Kolaylık sağladığından yapılan yemek de burada
yeniyordu.
• Daha sonraları atriumun veya perystilin yakınına küçük
boyutlu mutfaklar yapılmıştır.
• Vitruvius’a göre, çiftlik evindeki bir mutfak, avlunun en sıcak
yerinde olmalı, öküzlerin ahırlarında yemlikleri mutfağın
ateşine bakacak şekilde olmalıdır ki böylece ateşe bakan
öküzlerin postları sertleşmez.
• Ayrıca, yağ çıkarma odaları da mutfağın yanında olmalıdır.
• Böylece zeytini işlemek daha kolay olacaktır.
• Bunun yanında kuzeyden ışık alabilecek konumda
yerleştirilmiş olan şarap odası yer almalıdır.
• Mutfağın ana ögesi, tuğla ve kiremitten yapılmış
olan ocaktı.
• Şiş kebap yapımında kullanılan gereçleri ocak
üzerinde asılı tutan zincirler de günümüze gelen
önemli kalıntılar arasındadır.
• Soyluların mutfak gereçleri yoksullara göre doğal
olarak daha çeşitliydi.
• Tavalar, yemeği sıcak tutmaya yarayan sıcak su
kapları, kevgirler, ağızlıklı kızartma tavaları, saclar,
kazanlar, tepsiler, kovalar, tencereler,
unguentarium bunlar arasında sayılabilir.
• Mutfaklarda havalandırma sistemi olarak
muhtemelen duvara açılmış bir delik
kullanılıyordu.
• İnce hamur üzerine yerleştirilen üst malzemeler,
Napolililerce tanıyorlardı.
• Buluşun ilk kim tarafından ve ne zaman gerçekleştirildiği
bilinmese de, incecik, pide şeklinde açılarak pişirilmiş
ekmeğin tarihi, unun bulunuşu kadar eski.
• Yani, yaklaşık 15.000 yıl öncesine uzanıyor.
• Ancak belgelere dayanarak söylemek gerekirse 5000 yıl
boyunca biliniyordu.
• Kılçıklarından ve kabuklarından ayıklanmış buğdayın taşlar
arasında öğütülmesiyle elde edilen un, suyla karıştırılıyor ve
düz kil taşlar üzerine yayılarak kömür ateşinde pişiriliyordu.
• Ortaya, içinde hava kabarcıkları olmayan, mayasız, çıtır çıtır
bir ekmek çıkıyordu.
• M.Ö. 2500′lerde mayanın bulunmasıyla birlikte ekmek göz
göz kabararak pişmeye başladı.
• Ancak gerçek pizzaya ait en eski izler bizi İtalya’ya
götürüyor.
• M.Ö. 700′lerde, yani Napoli ve Roma’nın
kurulduğu tarihlerde, İtalikler Tanrılara yuvarlak,
ince hamurdan pideler sunuyorlardı.
• Kaynaklarda, bu ekmekle birlikte katı yağdan da
söz ediliyor.
• Ancak, İtaliklerin o zamanlarda, bu yağı pideye
sürerek mi, yoksa ekmek ve yağı tanrılara ayrı ayrı
mı sundukları tam olarak bilinmiyor.
• Dini belgelerde bir de “mensa“dan söz ediliyor.
• Normal yemek masalarındaki “mensa“nın ne
anlama geldiği bilinmiyor.
• Ama Romalılar ve komşuları, mayasız buğday
hamurundan pişirilen ve üzerine tanrılara
sunulacak meyvelerle sebzelerin konduğu ince
ekmek tabakasını böyle adlandırmışlardı.
• Sonradan bu kelime “masa” anlamında
kullanılmaya başladı.
• Romalılar çok usta fırıncılara sahiptiler.
• Bunlar mayalı, mayasız ve bazıları pizzayı
andıran en az 15 ekmek çeşidi
pişirebiliyorlardı.
• Napoli yakınlarındaki Pompei’de böyle ince,
kömürleşmiş ekmeklere rastlandı.
• Pizzaya benzeyen pide şeklindeki bir ekmek
türüne “panis artolaganim” adını vermişlerdi.
Bu, mayalı hamurdan yapılmış bir ekmekti.
• Romalılar ekmeklerine et suyu ve sos sürüyor;
üstünü de peynir, sucuk, sebze ve balıkla
süslüyorlardı.
• Ama bu işlemi, altındaki ekmeği pişirdikten sonra
yaptıkları sanılıyor.
• Dolayısıyla bu ekmekler pek pizza özelliği
taşımıyorlardı.
• Romalılar döneminde pizzanın pideden
ayrılabilmesi için, katıkların, hamur fırına
sürülmeden önce yiyeceğe dahil edilmesi
gerekiyordu.
• Kaynaklara göre, hamurun üstüne domuz
yağının sürülmesiyle pişirilen “adipatus“,
pizzanın bir tür ilk örneğini oluşturuyor.
• Yeniçağ pizzalarıyla Roma’daki ilk pizza
örnekleri arasında daha başka benzerlikler de
vardı.
• Bunlar, yoksul insanlara özgü yiyeceklerdi.
• Çünkü Antikçağ’da yaşayan soyluların ünlü
beslenme uzmanları, pizzaya tek bir kelimeyle
bile değinmemişlerdi.
• Ortaçağ’da bu konuya ilişkin neredeyse hiçbir
kaynak yok.
• Çünkü Antikçağ kültürüyle birlikte büyük çaplı
fırıncılar da yok olmuştu.
• Ekmekler evlerde yapılmaya başlandı.
• Bu besini daha çeşitli ve besleyici kılabilmek
için sardalye, sardunya, mantar, soğan gibi
yerli ve ucuz malzemelerle hazırlanan pizzanın
da buna dahil olup olmadığı bilinmiyor.
Download