ATLANMASI KOLAY BİR BOZUKLUK : DELİRYUM Perihan GÜNER

advertisement
C.Ü.Hemşirelik Yüksekokulu Dergisi 2007, 11 (1)
ATLANMASI KOLAY BİR BOZUKLUK : DELİRYUM
Perihan GÜNER*, Olav GEENEN**
ÖZ
ABSTRACT
Deliryum, hızlı başlayan, dalgalı seyir gösteren, çok
Delirium: an Elusıve Dısorder
farklı nedenlerden dolayı ortaya çıkan, bilinç, algılama,
Delirium is a rapid-onset disorder with a fluctuating
düşünce, uyku-uyanıklık döngüsü değişimlerinin eşlik ettiği bir
course and
klinik sendromdur. Deliryum, semptom ve bulgularının, klinik
tiplerinin, klinik seyrinin çok çeşitlilik göstermesi, risk faktörleri
of consciousness and cognition, as well as disruptions in sleep-
ve neden olan faktörlerin çok fazla olması gibi nedenlerle
wake cycle. Although delirium is a relatively complicated
oldukça karmaşık bir hastalık olmasına rağmen, genellikle geri
condition due to the variability of its symptoms and findings,
dönüşlüdür. Bu nedenle deliryumda erken tanı ve tedavi çok
clinical types, clinical progress and the multitude of its causes
önemlidir. Bununla birlikte, araştırmalar, sıklıkla deliryum
tanısının
doktor ve hemşireler tarafından atlandığını
and risk factorsÜ; it is generally reversible.
ya da
essential in early-stage diagnosis and
tanısının atlanma nedenleri ve bu durumun olumsuz sonuçları,
Deliryum,
risk
positive treatment
outcomes in delirium cases. Research shows that delirium is
deliryumu tanıma ve tedavi etme yolları tartışılmıştır.
Sözcükler:
Accurate
identification of underlying causes and risk factors is therefore
yanlış tanı konduğunu göstermektedir. Bu makalede, deliryum
Anahtar
a wide range of underlying causes.It is a
commonly characterized by altered mental status, disturbance
often mis-diagnosed by both physicians and nurses or remains
faktörleri,
undetected. This article aims to discuss reasons and outcomes
deliryum yönetimi, hemşirelik
of mis-diagnosis, as well as routes to an acurrate diagnosis
and treatment of the condition.
Key
Words:
Delirium,
risk
factors,
delirium
management, nursing .
Ahmet Bey, 69 yaşında, gözlem için dahiliye
servisine yatırılan bir hasta. Hastaneye yattığının üçüncü
gününün gecesi hemşire hastada “yerinde duramama,
dikkat dağınıklığı, irritabilite, huzursuzluk” belirtilerini
gözlemler. Gündüz ona bakan hemşire ise, Ahmet Bey’in
sorunsuz, iyi bir gün geçirdiğini söylemişti. Acaba
gündüz Ahmet Bey’e bakan hemşire bir şeyleri kaçırmış
mıydı?
bilinç, algılama, düşünce, uyku-uyanıklık döngüsü
değişimlerinin eşlik ettiği bir klinik sendromdur (Cole,
2004; Onur ve Cimilli, 2005; Siddiqi, Stockdale, Holmes
ve ark., 2005; Türkcan, 2001; Van Zyl ve Davidson,
2003; Van der Mast, 1996).
EPİDEMİYOLOJİ
Deliryum ile ilgili bugüne kadar yapılan
araştırmaların, farklı alanlarda yapılması ve örneklem
büyüklüğü, veri toplama süresi, deliryumu ölçme aracı
ve deliryum tanı kriterlerinin farklı olması gibi bazı
metodolojik sorunlar nedeniyle deliryumun görülme
oranı ile ilgili elde edilen sonuçlar da farklıdır (Bucht,
Gustafson ve Sandberg, 1999; Voyer, Cole, McCusker
ve ark., 2005). Bu nedenle, genel kliniklerde deliryum
görülme oranı konusunda kesin bilgi verilememektedir.
DELİRYUM NEDİR?
Deliryum,
tıpta tanımlanan ilk ruhsal
bozukluklardan biridir ve deliryumu tanımlamak için
30’dan daha fazla tıbbi sözcük kullanılmıştır (Weinberger
ve Carnes, 1997). Latince “ deliare” kökünden türetilen
deliryum “ yoldan çıkmış” anlamına gelmektedir (Tuğlu
ve Yıldırım, 2002). Deliryum; hızlı başlayan, dalgalı seyir
gösteren, çok farklı nedenlerden dolayı ortaya çıkan,
*
Yrd.Doç.Dr., Koç Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu, İstanbul
** RN, Meander Medisch Centrum, Amersfoort, Netherland
37
Güner, Geenen
DELİRYUMUN BELİRTİ VE BULGULARI
Ancak yapılan bazı epidemiyolojik çalışmalarda,
Deliryumun belirti ve bulguları çok çeşitlidir.
Deliryum başlamadan 1-3 gün önce, huzursuzluk,
anksiyete, irritabilite, dikkat dağınıklığı ya da uyku
bozukluğu gibi semptomlar olabilir. Deliryumun
başlangıç döneminde, kabuslar, anksiyetede artma,
yorgunluk, baş ağrısı, uyuşukluk, uyku sorunları,
rahatsız edici rüyalar görülür (Krahne, Heyman ve Spies,
2007, Van Zyl ve Davidson, 2003, Weinberger ve
Carnes, 1997).
deliryum görülme oranının oldukça yüksek olduğu
görülmektedir.
Yapılan
bir
araştırmada,
hastaların
%13’ünden daha fazlasının hastaneye yattıkları anda
deliryum
tanı
kriterlerini
karşıladıkları
(Cameron,
Thomas, Mulvihil ve ark., 1987), diğer bir araştırmada
da 65 yaş ve üzeri hastalarda bu oranın %10-20
arasında olduğu ve hastaneye yattıktan sonra ise, bu
oranın % 25-60 arasında değiştiği saptanmıştır (Bair,
2000; Inouye, Schlesinger ve Lydon, 1999; McCusker,
Deliryum başladığında, klinik tablo diğer
ruhsal bozuklukları düşündüren belirtiler biçiminde
olabilir. Hastada, şaşkınlık, anlamsız hareketler,
huzursuzluk, uyaranlara aşırı tepkiler, enkoheran ve
dezorganize konuşma ve sözcük bulmada güçlük
olabilir. Deliryumdaki hasta, bir aktiviteye odaklanmada,
konuşmada zorlanır, kolay bir şekilde dikkati dağılabilir
ve çevreye farkındalığı azalır (Krahne, Heyman ve
Spies, 2007; Van Zyl ve Davidson, 2003; Weinberger
ve Carnes, 1997).
Cole, Dendukuri ve ark., 2001). Tıbbi bir nedenden
dolayı
hastaneye
deliryum
yatan
görülme
riski
hastaların
vardır
%10-30’unda
(Leentjens
ve
Diefenbacher, 2006; Levkoff , Evans, Liptzin ve ark.,
1992; Minden, Carbone, Barsky ve ark., 2005; Siddiqi,
Stockdale, Holmes ve ark 2005; Van Zyl ve Davidson
2003). Dahiliye ve cerrahi servislerinde yatan hastalarda
deliryum oranı % 10-50 arasında saptanırken (Bucht,
Gustafson ve Sandberg, 1999; Francis ve Kapoor, 1990;
Bilişdeki değişmeler; hafıza, oryantasyon ve dilde
bozulmayı içerir. Yakın hafıza genellikle uzun dönem
hafızadan daha fazla etkilenir. Oryantasyon bozukluğu
genellikle zamana (öğle yerine sabah ya da gece yarısı
yerine sabah diyebilir) ya da yere (hastane yerine evde
olduğunu söyleyebilir) ve bazen de kişiye (tanıdığı insanı
tanımayabilir) yönelik olur. Dil bozukluğu olarak, objeleri
isimlendirmede, yazmada güçlük, konuşamama ya da
yazamama ya da konuşmayı ve yazıyı anlayamama
biçiminde olabilir (Kuşçu, Topçuoğlu, Altunel ve ark.,
2004; Türkçan, 2001; Van Der Mast, 1996).
Weinberger ve Carnes, 1997), postoperatif dönemdeki
hastalarda %41-50 (Minden, Carbone, Barsky ve ark.,
2005; Williams-Russo, Urquhart, Sharrock ve ark.,
1992), hastaneye yatmaları gereken AIDS’li hastalarda
%46 (Undall ve Berghuis 1997), cerrahi yoğun bakım ve
kardiyoloji yoğun bakım ünitelerinde yatan hastalarda
%30, kalça kırığı olan hastalarda %40-50, ciddi yanık
nedeni ile yatan hastalarda %20 oranında (Packard,
2001) deliryum saptanmıştır. Onkoloji servisine yatan
hastalarda %18, ileri evre kanser tanısı ile hastaneye ya
da
hospise yatan hastalarda % 26-44 oranında
Deliryum sırasındaki algı değişiklikleri genellikle
görseldir, fakat diğer duyulara yönelik de olabilir. Algısal
bozukluklar, yanlış yorumlama (bir hemşirenin ilaç
hazırlamasını, kendisini zehirlemeye çalıştığı biçiminde
yorumlayabilir), illüzyon (sandalyedeki ceketi, oyuncak
ayı olarak algılayabilir ya da yatak çarşaflarının
kıvrımlarını çeşitli hayvanlar şeklinde görebilir)
halüsinasyon (çevresinde hiç kimse yokken yatağın
çevresinde bir grup insan görebilir) biçiminde olabilir
(Kuşcu, Topçuoğlu, Altunel ve ark., 2004;Türkçan,
2001; Van Der Mast, 1996).
deliryum geliştiği saptanmıştır (Centeno, Sanz ve
Bruera, 2004; Ljubisavljevic ve Kelly, 2003). Bu oran,
terminal
dönemdeki
hastalarda
ise,
%80’e
kadar
çıkabilmektedir (Van Zyl ve Davidson, 2003).
Yapılan araştırmalar deliryumun, herhangi bir
tıbbi nedenle hastaneye yatan hemen her hastada
görülme riski olduğunu, bununla birlikte bazı hasta
gruplarında görülme riskinin daha yüksek olduğunu
göstermektedir (Onur ve Cimilli, 2005; Onur, Cimilli ve
Ulaş, 2003; Packard, 2001; Siddiqi, Stockdale, Holmes
ve ark., 2005). Bu hasta grupları; yaşlılar; kardiyotomi,
kalça cerrahisi, organ transplantasyonu gibi cerrahi
girişim geçiren; yanık tedavisi gören; diyaliz tedavisi
alan; terminal dönemde olan; demans, HIV infeksiyonu,
inme, kanser gibi hastalıklar nedeniyle tedavi gören ve
madde kullanım bozukluğu olanlardır.
Deliryuma eşlik eden diğer belirti ve bulgular;
uyku bozukluğu, psikomotor aktivite bozukluğu,
duygusal bozukluk ve uyku-uyanıklık döngüsünde
bozulmadır. Uyku-uyanıklık döngüsü bozukluğu, gündüz
uykululuğu, gece ajitasyon gösterme ya da uykuyu
sürdürme bozukluğu şeklinde olabilir. DSM-IV ve ICD38
C.Ü.Hemşirelik Yüksekokulu Dergisi 2007, 11 (1)
10’da deliryum için tanımlanan kriterlerin dışında,
anksiyete, korku, depresyon, irritabilite, öfke, öfori,
apati, affektif labilite gibi duygusal problemler
olabilmekte ve bunlar bir çok hastada ortaya
çıkmaktadır. Bazı hastalarda, deliryumun bütün belirtileri
olmaksızın, sadece birkaç belirtisi görülebilir (Packard
2001; Türkcan 2001). DSM-IV’e göre deliryum tanı
kriterleri Tablo-I’de verilmiştir (Köroğlu, 1994).
ark 2005) ileri yaş, duyusal yoksunluk (görme ve işitme
sorunları), uyku yoksunluğu, sosyal izolasyon, fiziksel
kısıtlama, mesane kateteri kullanma, üç ve daha fazla
ilaç kullanma, psikoaktif ilaç kullanma, dehidratasyon,
malnütrisyon, hareketsizlik, ameliyat, infeksiyon,
elektrolit dengesizliği, aşırı ya da az uyaran, stres, ağrı
ve korku’dur. Inouye, Viscoli, Horwitz ve ark (1993)
tarafından yapılan araştırmada; deliryum için, ileri yaş,
hastalık şiddeti, duyusal bozukluk, dehidratasyon en
önemli
hazırlayıcı
faktörler;
fiziksel
sınırlılık,
malnütrisyon, üç ve daha fazla ilaç kullanımı, mesane
kateterinin olması ve herhangi bir iatrojenik olayın
varlığı ise en önemli tetikleyen/ortaya çıkaran faktörler
olarak belirlenmiştir.
DELİRYUM TİPLERİ
Klinikte tek tip deliryum tablosuna rastlanmaz.
Klinik olarak üç tip deliryumdan söz edilmektedir
(Krahne, Heyman ve Spies, 2007; Voyer, Cole,
McCusker ve ark., 2005; Weinberger ve Carnes, 1997).
a.
Hiperaktif ( ajite, hiperalert) tip
DELİRYUMUN NEDENLERİ
Daha çok madde yoksunluğunda görülür. Sanrı,
halüsinasyon, ajitasyon, yönelim bozukluğu ön
plandadır. Tüm olguların yaklaşık %30’unu
oluşturur. Hastanede kalma süreleri daha kısa,
prognozları daha iyidir.
b.
Deliryumun olası nedenleri çok fazladır ancak her
zaman nedeni/leri belirlemek kolay değildir (Krahne,
Heyman ve Spies, 2007; Minden, Carbone, Barsky ve
ark., 2005; Rockwood 2005; Weinberger ve Carnes,
1997). Deliryum nedeni/lerini belirlemede sağlık
personeline kolaylık sağlayabilecek “VITAMINS”
(Packard, 2001) ve “I WATCH DEATH” (Krahne,
Heyman ve Spies, 2007) gibi kapsamlı iki rehber
geliştirilmiştir. Bu rehberlerde yer alan hastalık ya da
durumlardan bir ya da bir kaçının varlığı deliryum
nedenidir. Bu rehberlerle, hastada deliryuma yol açan
nedenler kapsamlı olarak değerlendirilebilir. Böylece,
tanısının atlanması engellenebilir ve erken tanı koyma
fırsatı sağlanır.
Hipoaktif ( laterjik, hipoalert) tip
Depresif, katatonik belirtiler, laterji ve uyanıklık
düzeyinde azalma belirgindir. Bu hastalar
konfüzedir ve yorgun görünümdedir. Tüm
olguların yaklaşık %24’ünü oluşturur.
c.
Karışık (mikst)tip
Her iki tipin de özelliklerini taşır. Bu grupta, klinik
belirtiler kısa sürede önemli değişiklikler gösterir.
Tüm olguların yaklaşık %46’sını oluşturur.
VITAMINS:
Deliryumun şiddeti de değişebilmektedir ve dört
evrede sınıflandırılmaktadır (Bolanos, Almeida, Stewart
ve ark., 1997; Eggers, Schilling, Kox ve ark 2003 ) :
Evre I: Hafıza,
bozukluğu.
dikkat
ve
V: Vascular (Vasküler): Sağ
nondominant
hemisfer enfeksiyonu, hipoksi, iskemik ensefalopati,
hipertansif ensefalopati, komplike migren.
konsantrasyon
I: Infectious (İnfeksiyon): Herpes simplex ya
da diğer viral ensefalit, pnömoni, bakteriyal ya da fungal
meningoensefalit, HIV ensefaliti, nörosfiliz, lyme
hastalığı.
Evre II: Bilinçde bozulma, konfüzyon, yer ve
zamana yönelik oryantasyon bozukluğu
Evre III: Stupor, nöbetler, gözünü dikerek sabit
bir noktaya bakma
T: Traumatic (Travma): Kapalı kafa travması,
subdural hematom.
Evre IV: Koma
Toxic (Toksik): Alkol/madde etkileşimi ya da
yoksunluğu, toksinler, fiziksel ajanlar.
RİSK FAKTÖRLERİ
A: Autoimmune (Otoimmün): Sistemik lupus
eritomatozus, serebral vaskülit, antitiroid antibadiler.
Bir hastada ne kadar çok risk faktörü varsa,
deliryum gelişme riski de o kadar fazladır. Deliryum için
belirlenen risk faktörleri; (Siddiqi, Stockdale, Holmes ve
M: Metabolic (Metabolik)
39
Güner, Geenen
Endocrine disorders (Endokrin bozukluklar):
Hipoglisemi ya da hiperglisemi, hipotiroidi ya da
hipertiroidi gibi.
Electrolyte disorders (Elektrolit
Hiponatremi, hiperkalsemi gibi.
PROGNOZ
Deliryum belirti ve bulguları, nedenler ortadan
kaldırılamadığı sürece kalıcıdır. Eğer altta yatan neden
kısa sürede belirlenmiş ve tedavi edilmişse, bu
hastalarda kısa sürede düzelme olabilmektedir
(Leentjens ve Diefenbacher 2006; Packard 2001).
dengesizliği):
Nutritional disorders (Beslenme bozuklukları):
Wernicke ensefalopati, Vitamin B12 eksikliği gibi.
Deliryum, bir haftadan daha kısa ya da iki aydan
daha uzun sürebilir. Tipik bir deliryum, 10-12 gün içinde
geçer. Bununla birlikte deliryum hastalarının %15’inde
bulgular 30 güne kadar devam edebilir. Hastaların çoğu,
tamamen iyileşirken, deliryum tedavi edilmezse stupor,
koma gelişebilir. Yaşlılarda, tam iyileşme daha azdır ve
taburculuk anında tam düzelme oranları % 4-40
oranındadır (Türkcan 2001; Van Zyl ve Davidson 2003).
Yakın dönemde Marcantonio, Simon, Bergmann ve ark
(2003) tarafından yapılan bir çalışmada tanıdan bir
hafta sonra yalnızca hastaların % 14’ünde düzelme
olduğu, %52’sinde belirtilerin devam ettiği, belirtilerin
kalıcılığının ve şiddetinin işlevsel düzelmenin yetersizliği
ile ilişkili olduğu ifade edilmiştir.
Organ system failures (Organ yetmezlikleri):
Hepatik ensefalopati, üremi gibi.
I: Iatrogenic (Iatrojenik): Çok sayıda ilaç
kullanımı, ilaç etkileşimleri, opioidler, antikolinerjikler,
steroidler, psikotrop ilaçlar gibi.
N: Neoplastic (Neoplasm):
tümörü, metastatik beyin hastalığı.
Primer
beyin
S: Seizures (Nöbetler): Nöbet sonrası durum,
kısmi tam nöbet, nonkonvulsif epilepsi durumu.
I WATCH DEATH:
I ( Infections): İnfeksiyonlar
W ( Withdrawal): Yoksunluk
A ( Acute metabolic): Akut metabolik durumlar
DELİRYUM
NEDENLERİ
T ( Trauma):Travma
C ( CNS pathology): Santral Sinir Sistemi
patolojileri
TANISINI
BELİRLEYEMEME
İnsan, neyi ya da neleri görmek isterse, onları
görür. İnsan, genellikle, kendisini rahatsız eden ya da
tanıdığı/bildiği şeyleri görür. Bu nedenle yataktan
kalkmaya çalışan, kateterlerini çıkarmaya çalışan, sürekli
hemşireyi çağıran ya da şüpheci davranan hastayı fark
etmede genellikle sorun yoktur. Ancak yatakta sakin bir
şekilde yatan ya da sandalyede oturup gözünü bir
noktaya diken hasta, her zaman dikkatimizi çekmez.
Oysa, her iki durumda da hasta deliryumda olabilir.
Daha da önemlisi, bu iki durumdaki kişi de aynı hasta
olabilir. Deliryum tanısını belirleyememe, tanıyı atlama
nedenleri neler olabilir?
H ( Hypoxia): Hipoksi
D ( Deficiences):Yetersizlikler/ Yetmezlikler
E ( Endocrinopathies): Endokrinopatiler
A ( Acute vascular events):Akut vasküler olaylar
T ( Toxins/Drugs):Toksinler/ İlaçlar
H ( Heavy metals): Ağır metaller
Tablo-1:DSM-IV’ e Göre Deliryum Tanı Kriterleri
A. Dikkati belli bir konu üzerinde odaklama, sürdürme ya da
yeni bir konuya kaydırma yetisinde azalma ile giden bilinç
bozukluğu( yani çevrede olup bitenin farkında olma düzeyinin
azalması)
B. Daha önceden var olan, yerleşik ya da gelişen demans ile
açıklanamayan algı bozukluğunun ortaya çıkması ya da bilişsel
değişiklik( bellek, yönelim, dil bozukluğu gibi) olması
C. Bu bozukluk kısa bir süre içinde gelişir( genellikle saatler
ya da günler içinde) ve gün içinde dalgalanmalar gösterme
eğilimi taşır.
D. Öykü, fizik muayene ya da laboratuar bulgularından elde
edilen verilerde bu bozukluğun;
ya genel tıbbi bir durumun doğrudan fizyolojik etkilerine bağlı
olduğuna ilişkin kanıtlar vardır
Aşağıda deliryum tanısını atlamanın bazı
nedenleri yer almaktadır (Britton, Hogan-Doran, Siddiqi,
2006; Britton ve Russell, 2005; Cook, 2004; Doorley ve
McNeal, 2004; Packard, 2001; Treloar, 1998; Türkcan,
2001; Van Zyl ve Davidson, 2003). Bunlar:
1. Deliryum karmaşık bir hastalıktır
Deliryum; yukarıda belirtildiği gibi belirti ve
bulgularının, klinik tiplerinin, klinik seyrinin çok çeşitlilik
göstermesi, risk faktörleri ve neden olan faktörlerin çok
fazla olması gibi nedenlerle oldukça karmaşık bir
hastalıktır.
Bu
durum,
deliryumu
belirlemeyi
güçleştirmekte ve tanının atlanmasına yol açmaktadır.
Kaynak: Köroğlu E( Eds) ( 1994) Mental Bozuklukların Tanısal
ve Sayımsal Elkitabı, Ankara, Hekimler Yayın Birliği, s. 157
40
C.Ü.Hemşirelik Yüksekokulu Dergisi 2007, 11 (1)
2. Deliryum için rutin sistematik bir tarama
demans ile deliryum arasındaki farkı bilemedikleri
yapılmamaktadır
saptanmıştır.
Deliryum tanısını atlamanın nedenlerinden
ikincisi, deliryum tanısı için sistematik bir taramanın
yapılmamasıdır. Rutin deliryum tarama testleri
uygulanarak, hastanın deliryumda olup olmadığı
belirlenebilir ve böylece deliryum tanısının atlanması
engellenebilir. Tarama testlerini kullanmanın bir diğer
yararı da, erken tanı koyma fırsatını sağlamasıdır.
Tarama
testleri
olarak,
Klinik
Konfüzyon
Değerlendirmesi (CAC-C), Konfüzyon Derecelendirme
Skalası (CRS), MCV Hemşire Deliryum Değerlendirme
Skalası, NEECHAM Konfüzyon Skalası kullanılabilir
(Matsushita, Matsushima ve Maruyama, 2004; Monette ,
du Fort, Fung ve ark., 2001; Türkcan, 2001).
3. Deliryum
tanınmamaktadır
iyi
4. Sağlık personelinin yaşlılığa bakış açısı
Yaşlı hastalarda deliryumla ilgili semptomların
atlanmasının nedenlerinden biri de sağlık personelinin
yaşlı sağlığına yönelik genel bakış açılarından
kaynaklanmaktadır. Yaşlılık döneminde bazı sorunların
ortaya çıkması yaşlılığın doğal sonucu olarak
görülmekte, bir problem olabileceği akla gelmemektedir
(Terakye ve Güner, 1997). Bu nedenle, yaşlı hastalarda
deliryum nedeniyle meydana gelen çoğu değişimler,
dikkate alınmamakta, yaşlılığın doğal sonucu olarak
yorumlanabilmektedir. Bu durum da yaşlı hastalarda
deliryum tanısının atlanması sonucuna yol açmaktadır.
bilinmemekte/
5. Doktor
ve
hemşirelerin
yeterince ilgi göstermemeleri
Deliryum tanısını atlamanın bir başka nedeni,
Çok az hemşire ve doktor fiziksel bir rahatsızlığın
komplikasyonu olarak deliryuma dikkat ederler. Ayrıca
genel kliniklerde çalışan doktor ve hemşireler, deliryumu
ele almanın kendi sorumluluk alanına girmediğini
düşünebilmektedirler. Genel kliniklerde çalışan doktor ve
hemşireler bu konuda : “ Deliryum psikiyatrik bir
problemdir. Bu nedenle bu sorun bizim değil, ruh sağlığı
çalışanlarının ele alması gereken bir konudur” gibi
ifadeler kullanmaktadırlar (Doorley ve McNeal, 2004;
Van Zyl ve Davidson, 2003). Genel kliniklerde çalışan
doktor ve hemşirelerin bu bakış açısı, deliryuma
yeterince dikkat etmemelerine neden olmakta ve bu
durum hastada deliryum tanısının atlanmasına yol
açmaktadır.
deliryumun iyi bilinmemesi/tanınmamasıdır. Deliryum
tanısı koymak için iyi tanımlanmış operasyonel/işe vuruk
kriterler tam olarak belirlenmemiştir. Bu durum da tanı
koymayı güçleştirmektedir. Son zamanlarda deliryumun
saptanmasına yönelik çalışmalar artmasına rağmen,
hemşireler ve doktorlar bir çok vakada deliryumu
belirleyememekte ve gözden kaçırmaktadırlar ya da
yanlış tanı koymaktadırlar (Monette, du Fort, Fung ve
ark., 2001; Morency, 1990; Packard, 2001;
Simon,
Jewell ve Brokel, 1997). Deliryum olgularının %3366’sına
tanı
konulamadığı
(Inouye,
1994)
konuya
gibi,
depresyon gibi farklı psikiyatrik tanılarla konsültasyon
istemlerine dahi rastlanabilmektedir (Armstrong, Cozza
ve Watanable, 1997; Nicholas ve Lindsey, 1995).
DELİRYUM
TANISINI
SONUÇLARI NELER OLABİLİR?
Inouye (1994) tarafından yapılan bir araştırmada,
deliryum
gelişen
hastaların
yalnızca
%25’ine
tanı
Deliryum, bazı ciddi sonuçlara yol açmasının
yanı sıra (Leentjens ve Diefenbacher, 2006; McCusker,
Cole, Abrahamowicz ve ark., 2002; Minden, Carbone,
Barsky ve ark., 2005; Van Der Mast, 1996), ölüme de
yol açabilmektedir (Ely, Shintani, Truman ve ark.,
2004). Deliryum, fonksiyonel ve bilişsel kapasiteyi
azaltır, hastanede kalış süresini ve uzun dönem bakım
gereksinimini arttırır ve yaklaşık %30 maliyet artışına
neden olur (Bogardus, Desai, Williams ve ark., 2003;
Leentjens ve Diefenbacher, 2006; McCusker, Cole,
Dendukuri ve ark., 2003; Milbrandt, Deppen, Harrison
ve ark., 2004; Minden, Carbone, Barsky ve ark., 2005,;
Moller, Cluitmans, Rasmussen ve ark., 1998; O’Keefe
konabildiği ve tedavi edilebildiği saptanmıştır. Inouye,
Foreman, Mion ve ark (2001) tarafından yapılan diğer
bir araştırmada da hastaların yalnızca %31’ine deliryum
tanısı
konabildiği
saptanmıştır.
Aynı
araştırmada,
özellikle 80 yaş ve üzerinde olan, hipoaktif deliryuma,
görme problemine ve demans tanısına sahip olan
hastalara
deliryum
tanısı
konamadığı
saptanmıştır
(Inouye, Foreman, Mion ve ark., 2001). Fick ve
Foreman (2000) tarafından hemşireler üzerinde yapılan
araştırmada
ise,
demanslı
hastalardaki
ATLAMANIN
deliryumu
saptama oranının % 12 olduğu ve hemşirelerin %75’inin
41
Güner, Geenen
ve Lavan, 1997; Packard, 2001; Van Der Mast, 1996;
Weinberger ve Carnes, 1997). Amerika Birleşik
Devletlerinde, deliryum için yıllık sağlık giderinin 1-2
milyar dolar arasında olduğu saptanmıştır (Monette, du
Fort, Fung ve ark., 2001).
deliryum yönetiminde
en önemli ilkelerden biridir
(Packard, 2001; Simon, Jewell ve Brokel, 1997).
2. Hastada deliryum gelişmesini, tümüyle
engellemek mümkün olmayabilir. Fakat hastanın
kapsamlı öyküsünü alarak riskli hastalar belirlenebilir, bu
risk faktörleri ortadan kaldırılarak deliryum önlenebilir ya
da
durumun daha kötüye gitmesi engellenebilir
(Krahne, Heyman ve Spies, 2007; Britton ve Russell,
2005; Voyer, Cole, McCusker ve ark., 2005; Simon,
Jewell ve Brokel 1997). Hasta, hastaneye yattığı zaman,
son zamanlardaki durumu ile ilgili bilgi almak ve
hastanın bilişsel fonksiyonunu değerlendirmek çok
önemlidir. Huzursuzluk, anksiyete, irritabilite, dikkat
dağınıklığı ya da uyku bozukluğu gibi semptomlar,
deliryum başlamadan 1-3 gün önce başlayabileceği
daha önce ifade edilmişti. Bu belirtiler açısından,
hastadan kapsamlı öykü alınmalıdır. (Krahne, Heyman
ve Spies, 2007; Siddiqi, Stockdale,Holmes ve ark.,
2005; Simon, Jewell ve Brokel, 1997). Hastadaki
kateterleri mümkün olan en kısa sürede çıkararak,
immobilizasyonu azaltarak, malnütrisyonu engellemeye
çalışarak deliryum için risk olan faktörler azaltılmaya
çalışılabilir. Risk faktörlerini belirlemenin diğer yararı, bu
risk faktörlerinin çoğu (malnütrisyon, dehidratasyon,
fiziksel tespit gibi) hastanenin bakım kalitesinin ölçümü
olarak görülebilir. Bu nedenle deliryum görülme oranı,
bir bakıma o hastane için yatan hasta bakım kalitesinin
bir göstergesi olabilir (Rizzo, Bogardus, Leo-Summers
ve ark., 2001).
Deliryum için mortalite oranı, ilk bir ay içinde
%25-33’tür (Packard, 2001). Hastanede yatış süresince
deliryum gelişen yaşlı hastalarda ölüm oranı %22-76
arasındadır (Türkcan, 2001). Hastanede yatış süresince
deliryumu olan hastalarda taburculuktan sonraki bir ay
içinde de ölüm oranı oldukça yüksektir. Deliryum
geçiren hastaların %25’i altı ay içinde ölmektedir
(Türkcan, 2001). Tanıyı izleyen üç ay içindeki mortalite
oranı duygulanım bozukluğu olan hastalardan 14 kat
yüksektir (Türkcan 2001). Yine hastaneden taburcu
olduktan sonra, altı aya kadar, bilişsel fonksiyonlarda
bozulmanın devam ettiğini gösteren bazı kanıtlar vardır
(Bergman, Murphy, Kiely ve ark., 2005; Francis ve
Kapoor, 1990). Yaşlı kişilerde, AIDS’li hastalarda
deliryumdan tamamen iyileşme oranı daha düşüktür.
Her iki durumda da kalıcı semptomlar altta yatan
demans nedeniyle olabilir (Van Zyl ve Davidson, 2003).
Bütün bunlara ek olarak;
hemşire hastanın
deliryumda olduğunu anlayamazsa, hastayı yatakta
kalması için ikna etmeye çalışabilir ya da hastayı
sakinleştirmek ve uyumasını sağlamak için uyku ilacı
vermeye çalışabilir ya da hastadaki değişikliklerin farkına
varamadığı için, herhangi bir girişimde bulunmayabilir.
Bunun sonucunda hasta yetersiz, yanlış tedavi ve bakım
alır ya da tanı atlandığı için tedaviye başlanamaz. Bu
durum, hastanın klinik durumunun daha kötüye
gitmesine yol açar, hatta bazen hastanın ölümüne
neden olabilir.
3. Şekil-I’de “değerlendirme ve yönetim” başlığı
altında yer alan protokolde özetlendiği gibi, hastadaki
olası deliryum nedenleri değerlendirilmeli ve bu
nedenlere
spesifik
girişimlerde
bulunulmalıdır
(Bogardus, Desai, Williams ve ark., 2003; Onur ve
Cimilli 2005; Simon, Jewell ve Brokel, 1997; Voyer,
Cole, McCusker ve ark., 2005).
DELİRYUMLU HASTANIN YÖNETİMİ
Deliryum, tanısı ve tedavisi güç olan
hastalıklardan biridir (Britton, Hogan-Doran ve Siddiqi,
2006). Bu nedenle, deliryum yönetimi, farklı disiplinlerin
bir arada olduğu, çok yönlü yaklaşımı gerektirir.
Deliryumlu hastanın değerlendirilmesi ve ele alınması ile
ilgili bilgiler Şekil-I’de şematize edilerek verilmiştir. Bu
şekil hemşirelere, deliryumun önlenmesi, erken
saptanması ve yönetimi konusunda bir çerçeve
oluşturabilir. Başarılı bir deliryum yönetimi için, yaklaşım
ilkeleri aşağıda verilmiştir.
4. Nonfarmakolojik girişimler için, Şekil-I’deki
algoritma izlenebilir. İyi hemşirelik bakımı, sessiz,
tanıdık, güvenli ve destekleyici çevre yaratmayı içerir.
Bu, aşırı uyaranlardan ve bilgi girişinden kaçınma,
düzenli bir biçimde hastayı oryante etme, hastanın
ruhsal durum ve davranışını yakından takip etme,
kendine ve başkalarına zarar vermesini engellemeye
çalışma ile sağlanabilir.
Hasta çevresinin, güvenli olduğundan emin
olunmalıdır. Çünkü, hasta kendine ya da diğer insanlara
zarar verebilir. Saldırganlık ve intihar eylemleri için sıkı
gözlem yapılmalı, odadan tehlikeli olabilecek makas,
1. Önce, hastadaki deliryum belirti ve bulguları
belirlenmelidir. Tanıyı doğru koymak, başarılı bir
42
C.Ü.Hemşirelik Yüksekokulu Dergisi 2007, 11 (1)
benzodiyazepinler, alkol yoksunluğunun tedavisinde ve
hepatik ensefalopatide etkilidir ve deliryumlu hastayı
uyutmada kullanılabilir. Haloperidol, ajitasyon, psikotik
semptomlar ve anksiyetede ilk tercih edilen ilaçtır.
Deliryumun nedenlerine bağlı olarak, kolinerjik ilaçlar,
vitaminler, opiyatlar, kas gevşeticiler de verilebilir
(Krahne, Heyman ve Spies, 2007; Onur ve Cimilli,
2005; Cook, 2004; Packard, 2001; Türkcan, 2001;
Weinberger ve Carnes, 1997; Van Der Mast, 1996).
bandaj ve ilaç gibi materyaller kaldırılmalıdır.
Özgürlüğün kısıtlanması, ciddi psikolojik ve fiziksel
komplikasyonlarından dolayı hastayı tespit etme,
şiddetli ajitasyon, yaralanma riski gibi sadece çok
gerekli durumlarda uygulanmalıdır. Yaralanma riski
yüksek olan hastalarda önlem alınmazsa, hastanın
ölümüyle sonuçlanabilir (Krahne, Heyman ve Spies,
2007; Packard, 2001; Simon, Jewell ve Brokel, 1997;
Van Der Mast, 1996; Voyer, Cole, McCusker ve ark.,
2005).
SONUÇ
Çevresel uyaranların azaltılması çok önemlidir.
Hastanın çok fazla gürültüye maruz kalmasından
kaçınılmalıdır. Diğer yandan aşırı uyaransızlık da
halüsinasyonu başlatabilir Çevresel düzenlemenin
amacı, hastanın deliryum, konfüzyon ve yanlış
algılamalarını artıran çevresel faktörleri ortadan
kaldırmaktır. Hastanın algılaması bozuk olduğu için
objeleri ve hemşirelik girişimlerini tehdit edici ve
kendisine zarar verici olarak algılayabilir. Hastanın odası
yeniden düzenlenmelidir. Işık, pencere, sesler hastayı
olumsuz etkileyebilir. Bu yüzden tamamen karanlık
olmayan, loş, nispeten sessiz bir oda ayarlanmalıdır.
Gündüz yeterli ışık sağlanmalı, gece ışık azaltılmalıdır.
Karanlığa karşı gece lambasının kullanılması, hastanın
anksiyetesini azaltabilir (Krahne, Heyman ve Spies,
2007; Onur ve Cimilli, 2005; Rockwood, 2005; Simon,
Jewell ve Brokel, 1997; Türkcan, 2001; Voyer, Cole,
McCusker ve ark., 2005). Hastanın odasında, varsa
duvardaki resimler kaldırılmalı, televizyon kapatılmalı,
üzeri örtülmeli ve çiçekler odadan çıkarılmalıdır. Bunlar,
hastanın yanlış yorumlamalarını azaltır. Ayrıca hastaya
kendi kendini oryante etme fırsatı verilmelidir. Bunun
için odaya, hastanın tanıdığı eşyalar, saat, takvim
konabilir ve aile üyelerinin ziyaretine izin verilebilir ya da
uygunsa yanında kalmaları sağlanabilir. Yine hasta ile,
sık ve kısa süreli ilişki kurmak, yapılan tedavi
girişimlerini her defasında hastaya anlatmak, yer, zaman
ve kişileri hatırlatmak, oryantasyonu artırmak için
önemlidir. Hastanın varsa gözlüğünü ve işitme cihazını
verme, konfüzyonunu ve oryantasyon bozukluğunu
azaltabilir. Hastaya bakım veren kişiler, mümkün
olduğunca aynı olmalıdır. Çünkü, hastaya bakım veren
kişilerin sık değişmesi, psikiyatrik semptomları artırabilir
(Krahne, Heyman ve Spies, 2007; Packard, 2001;
Simon, Jewell ve Brokel, 1997; Van Der Mast, 1996).
Deliryumla ilgili çok şey bilinmesine karşın, genel
hastanelerde deliryum tanısı sık sık atlanmaktadır.
Çünkü, semptomlar yeterince tanınmamakta ya da
yanlış yorumlanmakta ve doktor ve hemşireler de
deliryuma yeterince dikkat göstermemektedirler. Bu
nedenle, deliryumlu hastanın bakım ve tedavisi için
kanıta dayalı bir rehber geliştirmeden önce, deliryumu
daha net bir biçimde tanımlayan çalışmalara gereksinim
vardır. Deliryum epidemiyolojisinden, önleme ve
yönetmeye kadar her alanda yeni araştırmaların
yapılması gerekmektedir. Diğer yandan mevcut
rehberlerde de, tanı ve tedavi ile ilgili yeterince kanıta
dayalı veri mevcut değildir (Britton ve Russel, 2005;
Leentjens ve Diefenbacher, 2006). Bugüne kadar
yapılan araştırmalardan elde edilen sonuçlara göre,
deliryumu önleme girişimlerinin etkili olup-olmadığı da
söylenememektedir. Bu konuda yapılan araştırmalara
göre, bazı protokoller oluşturulmuştur. Ancak yapılan
gözden
geçirme
çalışmalarının
sistematik
ve
değerlendirilen araştırmaların seçme kriterlerinin net
olmaması gibi nedenlerle, bu protokollerin güvenilirliği
konusunda kesin bir şey söylenememektedir (Siddiqi,
Stockdale, Holmes ve ark., 2005).Yapılan bir
araştırmada, sağlık personeli eğitilmeksizin tedavi
rehberlerinin tek başına yeterli olmadığı bildirilmiştir
(Young ve George, 2003). Bu nedenle, rehber
oluşturmanın yanında,
hemşire ve doktorların
deliryumu tanıma ve önemi konusunda eğitilmeleri de
önemlidir.
Günümüzde, deliryumu tanıma, önleme ve
tedavisi konusunda kanıta dayalı olarak oluşturulmuş
kesin rehberlerden söz etmek henüz mümkün değilse
de, bu konuda katedilen yolun azımsanmaması gerektiği
söylenebilir. Doktor ve hemşirelerin, deliryuma biraz
daha dikkat göstermeleri ve mevcut bilgiler ışığında
hareket etmeleri ile, deliryumun ölüme kadar gidebilen
olumsuz sonuçları en aza indirgenebilir.
5. Deliryumda sıklıkla psikotrop ilaçlar kullanılır.
Doktor, hastayı ilaç tedavisine gereksinim yönünden
değerlendirir. İlaç verirken, doz rehberi izlenmeli ve
yüksek
dozdan
kaçınılmalıdır.
Kısa
etkili
43
Güner, Geenen
KAYNAKLAR
Ely EW, Shintani A, Truman B ve ark. (2004) Delirium as a
predictor of mortality in mechanically ventilated patients in the
intensive care unit: JAMA, 291: 1753-1762.
Armstrong SC, Cozza KL, Watanable KS (1997) The
misdiagnosis of delirium: Psychosomatics, 38: 433-439.
Fick D ve Foreman FD (2000) Consequences of not
recognizing delirium superimposed on dementia in hospitalized
elderly individuals. Journal of Gerontological Nursing, 26: 3040.
Bair BD ( 2000) Presentation and recognition of Common
Psychiatric Disorders in the elderly. Clinical Geriatrics, 8: 26-48.
Bergman MA, Murphy KM, Kiely DK ve ark ( 2005) A
model for management of delirious post acute care plans:
JAGS, 10( Oct 3): 1817-1825.
Francis J ve Kapoor WN (1990) Delirium in hospitalized
elderly: Journal of General Internal Medicine, 5(1): 65-79.
Bogardus ST, Desai MM, Williams CS ve ark. ( 2003) The
effects of a targeted multicompanent delirium intervention on
postdischarge outcomes for hospitalized older adults: The
American Journal of Medicine, 114: 383-390
Francis J, Kapoor WN (1992) Prognosis after hospital
discharge of older medical patients with delirium. J Am Geriatr
Soc, 40: 601-606.
Bolanos JP, Almeida A, Stewart V ve ark.(1997) Nitric
oxide-mediated mitochondrial damage in the brain:
mechanisms and implications for neurodejenerative diseases: J
Neurochem, 68: 2227-2240.
Inouye SK (1994) The dilemma of delirium: clinical and
research controversies regarding diagnosis and evaluation of
delirium in hospitalized elderly medical patients. Am J Med, 97:
278-288.
Britton A ve Russell R (2005) Multidisciplinary team
interventions for delirium in patients with chronic cognitive
impairment( review): The Cochrane Database of Systematic
Reviews, Issue: 2, Art. No: CD000395, pub2., DOI: 10. 1002/
14651858. CD000395.pub2.
Inouye SK, Foreman MD, Mion LC ve ark (2001) Nurses’
Recognition of delirium and its symptoms, comparison of nurse
and researcher ratings: Archives in Internal Medicine: 12:
2467-2473.
Inouye S, Schlesinger MJ, Lydon TJ (1999) Delirium: a
symptom of how hospital care is falling older persons and a
window to improve quality of hospital care. Am J Med, 97:
278-288.
Britton AM, Hogan-Doran JJ, Siddiqi N (2006)
Multidisciplinary team interventions for the management of
delirium in hospitalized patients( Protocol): The Cochrane
Database of Systematic reviews, Issue: 2, Art. No: CD005995,
DOI: 10. 1002/ 14651858. CD005995.
Inouye SK, Viscoli C, Horwitz RI ve ark. (1993) A
predictive model for delirium in hospitalized elderly medical
patients based on admission characteristics: Annals of Internal
Medicine: 119: 474-481.
Bucth G, Gustafson Y, Sandberg O (1999) Epidemiology of
delirium: Dement Geriatr Cogn Disord, 10: 315-318.
Köroğlu E ( Eds) (1994) Mental Bozuklukların Tanısal ve
Sayımsal Elkitabı, Ankara, hekimler yayın Birliği, s. 157
Cameron DJ, Thomas RI, Mulvihil M ve ark.(1987)
Delirium: a test of the Diagnostic and Statistical Manual III
criteria on medical inpatients. J Am Geriatr Soc, 35: 10071010.
Krahne D, Heymann A, Spies C (2007) How to monitor
delirium in the ICU and why it is important: Clinical
Effectivenes in Nursing( basımda)
Centeno C, Sanz A, Bruera E (2004) Delirium in advanced
cancer patients: Palliative Medicine, 18( 3): 184-194.
Kuşcu MK,
Topçuoğlu V, Altunel Ö ve ark.(2004)
Deliryum tanısıyla takip edilen hastaların izlem sonuçları:
Anatolian Journal of Psychiatry, 5: 16-21.
Cole MG (2004) Delirium in elderly patients. American Journal
of Geriatric Psychiatry, 12: 7-21.
Leentjens AFG, Diefenbacher A (2006) A survey of delirium
guidelines in Europe: Journal of Psychosomatic Research, 61:
123-128.
Cook IA ( 2004) Guideline Watch: Practice guideline fort he
treatment of patients with delirium. Arlington, VA: American
Psychiatric Association.
http://www.psych.org/psych_pract/treatg/pg/Delirium.watch.
pdf
( Erişim tarihi: 5 Şubat 2007).
Ljubisavljevic
ve Kelly B (2003) Risk factors for
development of delirium among oncology patients. Gen Hosp
Psychiatry, 25( 5): 345-352.
Doorley J ve McNeal W (2004) The role of neuroleptics in
managing morphine-induced terminal delirium: Clinical Nurse
Specialist, 18(4): 183-185.
Levkoff SE, Evans DA, Liptzin B ve ark. (1992) Delirium:
the occurence and persistence of symptoms among elderly
hospitalized patients. Arch Intern Med, 152: 334-340.
Eggers V, Schilling A, Kox WJ ve ark.(2003) Septic
encephalopathy. Diagnosis and therapy: Anaesthesist, 52: 294303.
Marcantonio ER (2005) Clinical management and prevention
of delirium: Psychiatry, 4(1): 68-72.
Marcantonio ER, Simon SE, Bergmann MA ve ark. (2003)
Delirium symptoms in postacute care: Prevalent, persistent,
44
C.Ü.Hemşirelik Yüksekokulu Dergisi 2007, 11 (1)
and associated with poor functional recovery: Journal of the
American Geriatrics Society, 51: 4-9.
Rizzo JA, Bogardus ST, Leo-Summers L ve ark. (2001)
Multicomponent targeted intervention to prevent delirium in
hospitalized patients: what is the economic value?: Med Care,
39: 740-752.
Matsushita T, Matsushima E, Maruyama M (2004) Early
detection of postoperative delirium and confusion in a surgical
ward using the NEECHAM confusion scale: General Hospital
Psychiatry, 26: 158-163.
Rockwood K (2005) Causes of delirium. Psychiatry, 4(1): 6668.
McCusker J, Cole MG, Dendukuri N ve ark. (2003) The
course of delirium in older medical inpatients a prospective
study. J gen Intern Med, 18: 696-704.
Siddiqi N, Stockdale R, Holmes J ve ark. (2005)
Interventions for preventing delirium in hospitalised patients(
protocol): The Cochrane Database of Systematic Reviews,
Issue 4, Art. No: CD005563. DOI: 10.1002/14651858.
CD005563.
McCusker J, Cole M, Abrahamowicz M ve ark. (2002)
Delirium predicts 12- month mortality. Archives in Internal
Medicine, 162: 457-463
Simon L, Jewell N, Brokel J (1997) Management of acute
delirium in hospitalized elderly: A process improvement
Project: Geriatric Nursing, 18(4): 150-154.
McCusker J, Cole MG, Dendukuri N ve ark. (2001)
Delirium in older medical inpatients and subsequent cognitive
and functional status: A prospective study: CMAJ, 165: 575583.
Treloar A (1998) Delirium: prevalence, prognosis and
management: Reviews in Clinical Gerontology, 8: 241-249.
Milbrandt EB, Deppen S, Harrison PL ve ark. (2004) Costs
associated with delirium in mechanically ventilated patients:
Crit Care Med, 32: 955-962.
Terakye G ve Güner P (1997) Kriz potansiyeli taşıyan bir
dönem: Yaşlılık Kriz Dergisi, 5(2): 95-101.
Tuğlu C ve Yıldırım E ( 2002) hastanede yatarak tedavi
gören hastalarda sık karşılaşılan psikiyatrik bir sendrom:
Deliryum: Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Dergisi, 19(1): 5564
Minden SL, Carbone LA, Barsky A ve ark. (2005)
Predictors and outcomes of delirium: General Hospital
Psychiatry, 27: 209-214.
Morency CR (1990) Mental status change in the elderly:
Recognizing and treating delirium: Journal of Professional
Nursing, 6( 6): 356-363.
Türkcan A (2001) Deliryum: Psikiyatri Dünyası, 5: 15-23
Undall KK, Berghuis JP (1997) Delirium in AIDS patients:
recognition and medication factors. AIDS Patient Care and
Stds, 11(6): 435-441.
Moller JT, Cluitmans P, Rasmussen LS ve ark. (1998)
Long term post operative cognitive dysfunction in the elderly
ISPOCDI study: Lancet, 351( 9106): 857-861.
Van Der Mast RC (1996) Guidelines for management of
delirium: A critical review of clinical practice: European
Psychiatry, 11( Supplement 4): 169s-169s
Monette J, du Fort GG, Fung SH ve ark. (2001) Evaluation
of the confusion assessment method( CAM) as a screening tool
for delirium in the emergency room: General Hospital
Psychiatry, 23: 20-25.
Van Zyl LT ve Davidson PR (2003) Delirium in hospital:
Underreported event at discharge: Can J Psychiatry, 48(8):
555-560.
Nicholas LM, Lindsey BA (1995) Delirium presenting with
symptoms of depression. Psychosomatics, 36: 471-479.
Voyer P, Cole MG, McCusker J ve ark. (2005)
Characteristics of institutionalized older patients with delirium
newly admitted to an acute care hospital: Clinical Effectivenes
in Nursing, 9: 13-25.
O’Keeffe S, Lavan J (1997) The prognostic significance of
delirium in older hospital patients. J Am Geriatr Soc, 45: 174178.
Weinberger MW ve Carnes M (1997) Diagnosis and
management of delirium: Prim care Update for Ob/ Gyns, 4(3):
80-86.
Onur E ve Cimilli C (2005) Deliryum tedavisinde yeni bir
yaklaşım: Atipik antipsikotikler: Türk Psikiyatri Dergisi, 16(3):
216-224.
Williams-Russo P, Urquhart BL, Sharrock NE ve ark.(
1992) Post-operative delirium: predictors and prognosis in
elderly orthopedic patients. J Am Geriatr Soc, 40: 759-767.
Onur E, Cimilli C, Ulaş H (2003) Psikiyatri
konsültasyonlarında deliryum: Demans Dergisi, 3: 127-130.
Packard RC (2001) Delirium: The Neurologist, 7: 327-340.
Young LY ve George J (2003) Do guidelines improve the
process and outcomes of care in delirium?: Age Ageing, 32:
525-528.
45
Güner, Geenen
Şekil-I: Deliryum Değerlendirme Rehberi
Davranışsal sorunlar
Ajitasyon, anksiyete, apati, konfüzyon, bağımlılık, depresyon, korku, hostilite
Hastaneye yattığı zaman
Evet
ÖNLEME/KORUMA Hayır
MENTAL DURUM MUAYENESİ
RİSK FAKTÖRLERİ
MENTAL DURUM MUAYENESİ
KONFÜZYON DEĞERLENDİRME
METODU İLE TARAMA
Bilinç ve mental durumunu
kontrol et
Davranış değişiminin
Deliryumun klinik özellikleri
nedenlerini belirle
1. Dikkatte azalma
Korku
2. Dezorganize düşünme
Depresyon
3. Bilinç düzeyinde azalma/dalgalanma
Apati
4. Algısal bozukluklar
Anksiyete
5. Uyku-uyanıklılık döngüsünde bozulma
Ağrı
6. Oryantasyon bozukluğu
Hostilite
7. Hafızada bozulma
Bağımlılık
8. Akut değişiklik
Uyumsuzluk
9. Psikomotor aktivitede artma/azalma
80 yaş ve üzerinde olma
Görme/işitmede bozulma
Hastane öncesi MMSE <24 puan alma
Akut konfüzyon öyküsü
Saat çizememe
Çoklu ilaç kullanımı
İdrar boşaltımında sorunlar
Hastaneye kabulde kırık olması
İnfeksiyon
Çoklu hastalık
Hareketsizlik
Demans benzeri semptom öyküsü
Stres/anksiyete
Cerrahi girişim
ÖNLEYİCİ MÜDAHALE HEDEFLERİNİ ÖĞRET
KAÇIN
Sıvı volüm yetersizliği/
yüklenmesi
Hiperglisemi
Hipotansiyon
Gelişimi destekleyen bir
bir çevre oluşturma
Elektrolit dengesizliği
Vaka
DEĞERLENDİRME/YÖNETME
İlaç dışı girişimleri başlat
Başlangıç bilgileri topla
Doktordan konsültasyon iste
ÖNLE
Solunum yetersizliği
Hipoglisemi
İlaç toksisitesi
Hipotermi
Hareketsizlik
Kısa Fizik Muayene
Nedenleri belirleyin
Hipoksi
Enfeksiyon
Dehidratasyon
Akut metabolik bozukluk
HASTANEYE YATTIĞI SIRADA DAVRANIŞ
BOZUKLUĞU GELİŞİRSE
İlaç dışı girişimler
Çevresel uyaranları azalt
Aile katılımını teşvik et
Aileye deliryumun davranışsal
değişikliklerini açıkla
İlaçtan önce, aktivite ile uyku-uyanıklılık
döngüsünü ayarlamaya çalış
Ağrı kontrolü için değerlendir
Yorgunluğu değerlendir
Aşırı ajitasyonu hemen yatıştırmak
gereksinimi
EVET
Haldol ve Ativan’ın düşük
doz kombinasyonu bir tek
ilacı yüksek doz vermekten
halüsinasyon, sanrı ve
ajitasyon üzerine daha etkili
Travma
SSS patolojisi
Endokrinopatiler
Yetmezlikler/yetersizlikler
Akut vasküler problem
MI, KKY, Aritmi
Toksinler ya da ilaçlar
Hasta bakımını programla/koordine et
Tanısal çalışma
Aşağıdakileri göz önüne alın
Arteryal kan gazları
Öyküyü gözden geçirin
Mevcut ilaçları gözden geçirin
Belli kişilerin bakım vermesini sağla
İatrojenik hastane ile ilgili faktörleri
değerlendir
Doz rehberi
Haldol 1 mg, Ativan 0.5-1 mg
kombine edilir.Gerekirse 30
dk. içinde tekrarlanır. Hasta
sakinleşene kadar 0.5-1 mg
saatlik olarak Ativan yapılır
İlaç düzeyleri
Temel lab. bulguları
Tam kan sayımı
EKG
İdrar analizi
Göğüs filmi
Tedavi
Spesifik etiyolojiye yönelik
Etiyoloji bilinmiyor ya da geriye dönüşsüz
İlaç dışı girişimleri sürdürün
Farmakolojik girişimler
İdeal ilaç yok
0.5 mg Haldol ile 0.5-1 mg Ativan 30 dk. içinde
tekrarlanır. 0.5-1 mg Ativan saatlik tekrarlanır
( hasta sakinleşene kadar)
Deliryum döngüsü kırılırsa, sedasyon akşam saatlerine kadar
sürdürülür, sabah kesilir.
HASTA SONUÇLARINI
DEĞERLENDİR/KAYDET
Kaynak: Simon L, Jewell N ve Brokel J( 1997) Geriatric Nursing, 18(4), s. 151
46
Download