Pierre Loti`nin Aziyade`sinde - Hacettepe Üniversitesi Edebiyat

advertisement
Hacettepe Omversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi
Cilt: 17 i Sayı: 1 i ss. 17-25
Pierre Loti'nin Aziyade'sinde
Osmanlı Başkentine Tarihsel Bir Bakış
Doç.Dr. Galip BALDIRAN (*)
Özet:
Pierre Loti'nin Aziyade'sinde Osmanlı Başkentine Tarihsel Bir Bakış
Loti, Aziyade'nin ilk satırlannda, 16 Mayıs 1876 günü, Selanik Limanında halkın
önünde asılan altı Müslümandan söz eder. İdamların gerekçesine ilişkin hiçbir şey
söylemez. Halk arasında "Kız Vakası" ya da "Selanik Vakası" olarak bilinen olay,
Müslüman olmak isteyen bir Bulgar genç kızın, zorla Rumlar ve Bulgarlar tarafından
Amerikan Konsolosluğuna kaçırılmasıyla patlak verir. Sayıları beş bini bulan bir grup
Müslüman ayaklanır, olaylan yatıştırmak için gelen Fransız Konsolosu Moulin'i ve
Alman Konsolosu Abbott'u linç ederler. Olaylara karıştığı iddia edilen bu altı kişi, Batılı
ülkelerin ısrarı üzerine asılır.
Loti, Osmanlı Devleti'nin siyasi ve sosyal yapısını gözler önüne sererken, dönemin
tarihselolaylarına bir Batılıdan çok, Müslüman halktan biriymiş gibi bakar. Rusya'nın
Bab-} Ali'ye yaptığı baskılara, bağımsız bir Sırbistan ve Bulgaristan kurma projelerine
dikkati çeker. Tarihte İstanbul veya Tersane Konferansı diye anılan (28 Aralık 1876-20
Ocak 1877) bu uluslararası konferans öncesi, Loti Rusya'nın Balkanlardaki
ayaklanmaları kışkırtmasını eleştirir.
Nihayet 93 Harbi olarak bildiğimiz 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'nın patlak
vermesiyle, Osmanlı Devleti'nin bir çok cephede verdiği savaşı yitirmesine Loti öyle
üzülür ki, Fransız kimliğini başından beri gizleyen roman kahramanı, Osmanlı Devleti
hizmetine girmiş bir İngiliz subayı olarak Kars Cephesi'ne gider. Ruslara karşı savaşır.
İstanbul'da yayınlanan Ceride-i Havadis gazetesinde, son Kars Savaşıında ölenler
arasında Arif Efendi adıyla savaşa girmiş bir genç İngiliz subayına da rastlandığı yazılır.
Roman bu gazete haberiyle son bulur. Edebiyat tarihi, sevdiği kadının ülkesi uğruna
ölen yeni bir kahramanla tanışır.
*
S.Ü .Fen-Edebiyat
Fakültesi, Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü Ö~retim Üyesi KONYA
e pMta: [email protected]
17
-~_._---
Pierre Loti'nin Aziyade'sinde
Osmanlı Başkentine Tarihsel Bir Bakış
Abstract:
A Histoncal View of the Ottoman Capital in Pierre Loti's Aziyade
In the opening lines of Aziyade, Pierre Loti mentions the execution of six Muslims
at the port of Thessaloniki on May 16,1876. However, he does not say anything about
the cause ofthe execution. The incident known as "Kız Vakası" (The GirI's Incident) or
"Selanik Vakası" (Thessaloniki Incident) broke out by the kidnapping of a young
Bulgarian girl who wanted to convert to Islam. Af ter kidnapping the girl by force,
Bulgarians and Greeks brought her to the American Consulate. The incident came to an
end by the execution of six of the rioting five thousand Muslims who were aIlegedly
held responsible for the lynching of Moulin and Abbott, the French and German consuls
trying to mollify the people. The execution was the result of the insistent enforcement
of the western countries.
When revealing the political and sociological structure of the Ottoman State, Loti
looks upon the events of the time as one of the Muslim natives rather than a westerner.
He points out the Russian pressure on the Ottoman government and the Russian projects
of independent Serbia and Bulgaria. He also criticises the Russian provocation of riots
in the Balkans before the International Istanbul Conference (December 28, 1876 January 20, 1877).
FinaIly, when the 1877-1878 Russo-Ottoman War ends by the Ottoman defeat, Loti
becomes so sad that he sends his hero to fight the Russians as a British officer in the
service of the Ottoman army on the Kars front. Later, Ceride-i Havadis, a paper
publishing in Istanbul, reports that a British officer was found under the name of Arif
Efendi among those who died in the last Kars War. The novel ends with this report; and
thus, history of literature meets a new hero who dies for the defence of the country of
his beloved.
Edward W.Sait, Şarkiyatçdık adlı kitabında, doğuya olan ilgiyi şöyle yorumlar:
"Şark dipsiz acayiplikler kuyusundan çıkma, neredeyse cürüm kabilinden (ama asla
gerçekten cürüm olmayan) davranışlardan ötürü seyredilir. Duyarlılığıyla Şark'ı kateden
Avrupalı. bir seyircidir; asla olup bitene dahil olmaz, her zaman aynı durur."1
Ama Loti'nin konumu bir Avrupalı olarak çok farklıdır. O, Hatice'ye (Aziyade)
gönlünü kaptınnca Türkçe öğrenir, Müslümanların oturduğu Eyüp'te ev kiralar ve Türk
gibi giyinip, Arif Efendi kisvesiyle karşımıza çıkar. 1876'da başlayanİstanbul ve
Türkiye macerası 1921'e kadar aralıksız sürer. Zaten iki yıl sonra da ölür.
Loti "sadece tek bir amacın peşinde koştu; Türk peri masalının ve Osmanlı
Edward W.SAİD, Şarkiyatçılık
lan, ıstanbul, 1999, s. 113.
-
Batıının Şark Anlayışı, (çeviren: Berna ÜLNER),
18
----
Metis Yayın-
DoçDr. Galip BALD/RAN
gerçe~inin özel yorumlamasından oluşan bilge karışımı yaşamaya ara vermeden kente
duyarlı bir saygıyı dile getirmek.,,2
Osmanlı yönetimindeki Selanik'e gemisiyle gelen bu denizci subayı kesintisiz
tuttu~u günlüklerle edebiyat dünyasında sesini duyurdu. Gerçek adı Julien Viaud olan
genç adam, düşlerindeki kenti İstanbul'da bulur. II. Abdülhamit'in Padişah oldu~u bu
dönemde, Loti marjinal ve egzotik bir hayatın yaşanabilecek tüm olasılıklarını bu
şehirde bulaca~ını düşünür. Katı kuralların altındaki kuralsızlı~ı yakaladıkça bu kenti
deliler gibi sever. Kendisini ve dünyayı tanımak. kendisinden ve çevresinden
uzaklaşmak için kaçan 26 yaşındaki genç, dünyanın bütün denizlerini dolaşır. Denizci
olmak yurtsuz olmak demektir. Denizlere açılan uçurumların kenarındaki çiçe~i
koparmak nasıl da tehlikelidir. İşte Loti, evli bir kadını zengin bir esnafın hareminden
kaçırırken aynı heyecanı ve tehlikeyi duydukça İstanbul'u bir başka türlü seviyordu.
Loti, gayrimüslimlerin oturdu~u bölgeyi "Konstantinopl", Müslümanların bölgesini
de "Stamboul" diye isimlendirir. Özellikle Rainazan e~lenceleri, İstanbul'a gelen birçok
yabancı gibi onun da dikkatini fazlasıyla çekmiştir. Ayrıca Müslümanların
Hıristiyanlara göre daha huzur içinde olduklarını yazar:
(...)
Tüm kargaşanın dışında yaşıyoruz ve siyaset bizim için söz konusu degiı.
Bununla birlikte KonstantinoplHıristiyanlarıarasındapanik var ve İstanbul,
Beyo~lu'nda yaşayanlar için korku ifadesidir, onlar köprüyü sadece titreyerek
geçerler.3
Loti başlangıçta bu ülkeyi zaman zaman güvensiz, fanatik ve misafir sevmez bulur.
Eyüp'teki evinin kapılarını sürgüler ve içerinin dışarıya göre çok daha güvenli olduğunu
düşünür. Oysa daha sonraları bu güvensiz ortamda tüm kaçamakları yaşamanın keyifli
olduğunu dile getirir. İstanbul ile eski Paris'in kıyaslamasını yapar. Burası bir Müslüman
kadınla bir yabancının yasak aşk yaşayabilece~i ender yerlerden biridir. Hatta bu
"çılgınca düşü" gerçekleştirmekten çok da memnundur:
(...)
Bu akıl almaz hayali kurmuştum:Doguda, herhangibir yerde, bilinmeyenbir
köşede onunla oturmak (.,,) Müslüman düşüncesine ters düşen, her bakımdan
olanaksız bu düşü yavaş yavaş gerçekleştirdim.
Konstantinopl böyle şeylerin denenebildigi tek yerdi; burası eski Paris'in
gerçek insan çölüne benzer, herkesin gönlünce denetimsiz yaşadıgı birçok büyük
şehirden oluşan bir yer, insan burada birçok farklı kişifigi yaşayabilir: Loti, Arif ve
Marketo gibi..
2 Karine TREPOT, "Le Songe Oriental li l'c5preuvedu Temps: Pierre Loti et Istanbul", Istanbul Reelle Istanbul Revee, L'Esprit des Pc5ninsules,Paris, 1998, s. 14.
Pierre LOTİ, Aziyade, Calmann-Uvy, Paris, 1965, s. 67.
4 a.g.y., S. 96.
19
Pierre Loti'nin Aziyade'sinde
Osmanlı Başkentine Tarihsel Bir Bakış
Hatta bu tipler arasına Attila İlhan'ın ünlü tipi Ömer Haybo'yu da koysak, kentle
iyice özdeşleşir: "Doğudan bakarsan yaşaması en yüksek S. Saatinde bozulmuş yarı
gavur bir batılı, batıdan bakarsan hiçbir vakit gerçek kimliğini ibraz edememiş uyur
gezer bir doğulu.'"
Aziyade bir romandan çok mektup türünde yazılmış bir günlüğü andırır. "I 876 ların
İstanbul'u onun gözünde mutlu bir sürgün hayatının yaşandığı ideal bir yurt olur.,,6
Osmanlının siyasi ve sosyal yapısını gözler önüne seren Loti, çoğu zaman halkın
nabzını tutarken aslında kendi düşüncesini de üstü kapalı bir şekilde söyler. Osmanlı
Devleti'nin batılılaşma serüveninin başladığı Birinci Meşrutiyet dönemini burada bizzat
yaşar. Bu dönemde Padişah II. Abdülhamit'tir. Sadrazam Mithat Paşa'nın Kanun-ı
Esasi'nin (Anayasa) hazırlanmasında (23 Aralık i 876) ve Meclis-i Mebusan'ın
oluşmasında büyük katkıları vardır. Loti tüm bu siyasi gelişmeleri yakından izler ve bir
batılı olmasına rağmen, batılılaşma karşısında olumsuz tavır alır: Hatta "Biz nereye
gidiyoruz?" diyerek kendisini Osmanlı içindeki muhalifler arasına koyar:
(...) İşte Anayasasını ilan eden zavallı Türkiye! Biz nereye gidiyoruz? (...)
Anayasal bir Sultan, bu bana anlatılandavanıntüm fikirleriniyolundansaptırır.
Eyüp'te herkes şu olaya üzülüyor; bütün iyi MüslümanlarAllah'ın onları terk
etti~inive Padişabınaklını yitirdi~inidüşünüyorlar.(...) Türkiye bu yeni sistemin
uygulanmasıylaçok şey kaybedecek.'
Bu dönemin önemli olaylarından olan 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı devleti zora
sokar. Rus general İgnatiev 1864'de İstanbul'a Rus Büyükelçisi olarak atanır. Sadrazam
Mahmut Nedim Paşa'yı da etkileyen bu general aslında Panslavcı biridir. Amacı da
Osmanlı Devleti'nin egemenliğinde yaşayan Hıristiyan Slaviara bağımsızlık
kazandırmaktıf. Balkanlarda yeni bir düzene gidilmesi için İstanbul'da 23 Aralık
1876'da toplanan Tersane Konferansı'nda İgnatiev, Osmanlı yöneticilerine Sırpların
bağımsızlığı konusunda baskı yapar. Loti bu generalle ilgili şunları yazar:
Hizmetindeki çok sayıda eskort himayesinde konferanstandönen korkunç
İgnatiev'in karnı yere de~en arabasına rastlıyorum. Kısa bir süre sonra Lord
Salisbury ve İngiltere Büyükelçisi de geri dönüyorlar,Her ikisi de telaşlıydı:
Oturumda tartışmışlardı ve her şey daha da kötüye gidiyordu.
Zavallı Türkler şiddetle kendilerine dayatılan umutsuz şartları reddediyorlardı;
ceza olarakyasa dışınaitilmek isteniyorlardLH
Tüm bu karmaşa içinde Loti, Eyüp'ü ebediyen, dönmernek üzere terk etme olasılığını
düşünüyordu. Bu felaketleri n kendisinden uzakta gelişmesini diliyordu. Boğaza Türk
zırhlılarının hemen dibine demirlemiş yabancı gemileri, Osmanlı Devleti'ne karşı bir
AttilaıLHAN, Bela Çiçeği, Bilgi Yaymevi,Ankara,1983, s. 67.
6 KarineTHEPOT, "Le SongeOriental",s. 15.
PierreLOTt, Aziyade, s. 111.
a.g.y., s. 130.
20
DoçDr. Galip BALDlRAN
tehdit unsuru olarak algılamaktadır. Onları Rusya'nın yanında yer alan "muhafız
köpekleri" diye nitelemekten kendini alamaz. Bunlara kendi gemisi de dahildir.9
Aslında romanın başındaki olayda sözü edilen idamlar halk arasında "Kız Vakası"
olarak bilinen bir ayaklanmadan kaynaklanmaktadır. Olay, Selanik limanına gövde
gösterisi için gönderilen yabancı gemilerle başlar. Zaten Loti, bu gemilerden birinde
görevli olması sebebiyle Osmanlı topragıyla ilk kez tanışır. Yine olayların başını o
dönemin Rus Büyükelçisi İgnatiev'in çektigini görüyoruz. Osmanlı tarihinde "Selanik
Vakası" olarak bilinen olay uluslar arası bir soruna dönüşür. Müslüman olmak isteyen
bir Bulgar kızın, Müslüman kadınlar gibi giyinip, trenle Selanik istasyonuna kadar
gelmesiyle olaylar tırmanır. Durumu haber alan bazı Hıristiyanlar Selanik'teki
Amerikan Konsoloslugu'na telgraf çeker. Aralarında çogunlugu Bulgar ve RumIardan
oluşmuş 150 kişilik bir grup, kızı hükümete götürecek olan üç zaptiyenin elinden zorla
alarak, yaşmagını ve feracesini yırtarlar, kızı Amerikan Konsoloslugu'na götürürler. Bu
olay üzerine galeyana gelen yaklaşık beş bin kişilik bir Müslüman grup da kızın geri
verilmesi için Selanik'teki Selim Paşa Camisinde toplanırlar. Kendilerini
sakinleştirmeye gelen Selanik Valisi Baytar Mehmet Refet Paşa'yı ve yanındakileri
medreseye kilitleyerek Amerikan Konsoloslugu'nu basarlar. Onları yatıştırmak için
olaya müdahale eden Fransız Konsolosu Moulin ve Alman Konsolosu Abbott'u linç
ederler. Artık olaylar iyice çıgırından çıkmıştır. Halk nihayet, İngiliz Konsolosu'nun
devreye girip kızı Selanik'teki Osmanlı makamlarına teslim etmesiyle yatışmış görünür.
Bu kez de İgnatiev'in başını çektigi bir grup ve üst düzey yabancı devlet temsilcileri
İstanbul'da bir karar alırlar. Eger suçlular bulunmazsa karaya asker çıkarma tehdidi ile
Selanik limanına savaş gemilerini gönderecekleri konusunda bir ültimatom verirler.
Loti, bu dönem yapılan tutuklamaların hukuk dışı oldugunu vurgular. Fransa, Almanya,
İngiltere, Rusya, Avusturya ve İtalya'nın kararını ciddiye alan Bab-ı All birçok
tutuklamalar yapar. Olaya karıştıgı iddia edilen altı kişiyi yine bu ülkelerin istedigi bir
törenle ibret-i alem için meydanda asar. Loti, bu idam sahnesini dramatik bir dille bize
aktarırken, Sultanın hükümetini iktisat yapmak amacıyla, daragaçlarını kısa tuttukları
için alaycı bir tarzda eleştirir. Mahkumların can çekişmelerini ve "ölümün iğrenç
yüzünü" Selanik'in batmakta olan güneşiyle ve güzel dogasıyla kıyaslayarak dile
getirir.1OHalkın bu olaylarla yabancı askerlere ve yönetime karşı daha da düşmanca bir
tavır içine girdigini, Loti adeta halktan biriymiş gibi ifade eder.
Yazar, ayrıca Osmanlı Hükümeti'nin batılılaşma- telaşına ve yeni Anayasa ile
Hıristiyan halkın askere alınma olasılıgının bu kitleler üzerindeki endişesine de değinir.1I
Loti'nin Aziyade'de, 20 Ocak olarak tarihini attığı olay, İstanbul ya da Tersane
Konferansı olarak bilinen, 23 Aralık 1876 ve 20 Ocak 1877 tarihlerindegerçekleşen uluslar
9 Bkz., a.g.y., s. 136.
LOBkz.. a.g.y., ss. 11-14.
ii Bkz.. a.g.y., s. 140.
21
---_.._----------
Pierre Loti'nin Aziyade'sinde
Osmanlı Başkentine Tarihsel Bir Bakış
arası bir konferanstır. Rusya'nın Karadağ ve Sırbistan'daki yenilgisine Bulgaristan'daki
Osmanlı karşıtı ayaklanmalar da eklenince ortam iyice gerginleşir. İngiltere ise doğudaki
çıkarlarını kaybetme korkusuyla Rusya'nın yanında yer alınca, Osmanlı Devleti'ne sözü
edilen konferansa katılması için baskılar başlar. Hatta Rusya Bab-ı Ali'ye bir nota bile
verir. 1856 Paris Antlaşması'nda imzası olan tüm ülkeler, Haliç Tersanesi'nde yapılacak bu
konferansta yerlerini alırlar. O dönemin Hariciye Nazın olan Saffet Paşa'nın başkanlığında
ve Berlin Elçisi Ethem Paşa'nın ikinci başkanlığında bu toplantı düzenlenir. İngiliz
delegesi Lord Salisbury'nin ileri sürdüğü tüm ağır koşullar Mithat Paşa kabinesince geri
çevrilir. Sonuçta yabancılar amaçlarına ulaşamadan geri dönerler. Loti, büyük bir sevinçle
ve alaylı bir dille bu konudan söz eder:
Dün konferansçıların uluslar arası şaklabanlığı farenin kuyruğunda son buldu.
Olay başarısızlıkla sona erince, Ekselansları çekip gidiyorlar, Büyükelçiler
valizlerini topluyorlar ve işte yine Türkler yasa dışı.
Herkese iyi yolculuklar! Ne iyi ki ,biz yine buradayız. Eyüp'te çok sakin ve
yeterince kararlı...ıı
Yazar, siyaset yapılan ve ülke sorunları konuşulan Eyüp'teki bir kıraathaneyi Paris'in
içkili kafeleriyle kıyaslamaktan kendini alamaz:
İngiliz birası ve absent içilen, bizim bankolu kafelerimizde alışık olduğumuz
gürültülü patırtılı tartışmalar burada olmaz; Eyüp'te siyaset samirniyetle ve dinsel
bir saygı içinde yapılır.
İnsan, böyle inançlarını ve şerefini korumuş bir halktan ümit kesemez.'3
Loti'nin
bize anlattığına
göre; Tersane Konferansı'ndan
iki gün sonra Padişah ve
diğer yöneticiler Bab-ı Ali'de durum değerlendirmesi yaparlar. "Rus pençesindeki"
Avrupa'nın tüm dayatmalarını geri çeviren hükümete yurdun dört bir yanından kutlama
telgrafları yağmaktadır. Adeta ulusal bir bayram sevinciyle coşan Meclis ve halktaki
dayanışma
ruhu Loti'nin
dikkatinden
kaçmaz:
"Ortak
tehlike
karşısında
Osmanlı
İmparatorluğu'nun
farklı dinsel toplulukları. büyük bir birlik ve kardeşlik ruhuyla
birbirlerine yaklaşır ve Ermeni-Katolik
cemaatinin rahibi Mecliste şu mücadeleci ve
ilginç konuşmayı yapar":
Efendiler!
Babalarımızın hepsinin külleri beş asırdır bu vatan toprağında yatmaktadır.
Tüm görevlerimizin ilki, bize miras kalmış bu toprağı korumaktır. Ölüm. doğa
yasaları gereğince oluşur. Tarih, bize dünya sahnesinde sırayla, kaybolan ve ortaya
çıkan büyük devletler gösteriyor. Eğer, Yaradanın buyruğu, vatanımızın varlığının
sonunu belirlemişse, onun kararı önünde boyun eğmek zorundayız. Ama utanç
içinde yok olup gitmek ya da son bir zafer göstermek bir başka şeydir. Ölümcül
bir kurşunla yok olmak zorunda kalırsak, onu sırtımızdan değil de göğsümüzün
tam ortasından yemenin onurundan asla vaz geçmeyelim. İşte o zaman ülkemizin
12 a.g.y., ss. 144-145.
13 a.g.y., s. 145.
22
DoçDr. Galip BALDlRAN
namı tarihte zaferle yerini alır. Daha az önce biz sadece cansız bir topluluktuk;
bize ihsan edilen Kanun-ı Esasi, bu toplulugucanlandırmakve saglamlaştırmak
için geldi. Bugün ilk kez bu Konseye davet edildik; MajesteleriSultan'ave Bab-ı
Ali'nin bakanlarınateşekkürlerimizisunarız. Bundan böyle din sorunu vicdan
alanınındışına çıkmasın! Müslümancamisine, Hıristiyankilisesinegitsin. Ama
herkesin çıkarı karşısında,düşmankarşısındahep beraberbirlik olalım ve öyle
kalalım.14
Loti'nin hep yanında olduğunu gördüğümüz Müslüman cemaatin, Hıristiyanlara pek
de sıcak bakmadığını belirten şu sözleri ilginçtir: "(...) Bir Müslümanın ağzından şu
duyulmamış sözlerin çıktığı ilk kez işitilir: 'bizim Hıristiyan kardeşlerimiz' .,,15
Birinci Meşrutiyetin getirdiği kısmi demokratikleşme çabalarına karşın genellikle
Beyoğlu'nda yaşayan Hıristiyan cemaatin tedirginliği söz konusudur. Örneğin Loti,
Eyüp Camisine ilişkin bilgiler verirken buralara girişlerin Hıristiyanlara yasak
olduğunu, hatta çevresinde dolaşmanın bile onlar için güvenli olmadığını belirtir.16
Konstantinopl ve Beyoğlu'nda oturan Hıristiyan ve gayrimüslimler arasında korku ve
endişe hüküm sürmektedir.
Antropolog A. de Gobineau'ya göre: "Dört yüzyıl içinde Osmanlı Türkleri, devşirme
usulü ve köle ticareti yoluyla son derece karışmış ve beyaz ırka özgü bir görünüm
kazanmıştı. (...) Osmanlı nüfusu içinde Türklerin sayısı on iki milyonu geçmezdi. Buna
karşılık beş yüz bin kadar Hıristiyan aile şefi Müslümanlığa geçti. Bu rakamlar
karışımın yoğunluğunu anlatır."17 "Osmanlı dünya görüşünde 'ırk' ve 'ulus' kavramları
yoktu. Emeviler devrinde Araplarda olduğu gibi, Arap kökenli olmayan Müslümanları
'Mevali' sıfatı ile küçülten bir ayrım" yoktu. "19. Yüzyılın ikinci yarısına kadar şer'i
ilimIere dayalı 'kapalı bir manevi dünya' kendini güçlü bir şekilde hissettirdi. Osmanlı
tarihi silsilenameler şeklinde hikaye edilen kutsal bir tarihti. Bu anlayış içinde şecerelerini
Hazreti Nuh'un oğlu Yasefe kadar götürüyorlardJ. (...) Nuh'un üç oğlu, üç ayrı ırkın ataları
haline geldiler. Ham (ve hamiler) siyahları; Sam (ve samiler) semitleri; Yasef ise
beyazları temsil eder oldular. Böylece Osmanlılar, adeta farkına varmadan, kendilerini
Batılılarla birleştirdiler. Osmanlılarda Kutsal Tarihi, vakanüvisler, çağlarının somut
kronikleri ile devam ettiriyorlardJ. Bu anlatım içinde 'Türk' sıfatı, daha çok köylüler, ve
Türkmen aşiretleri için kullanılan ve çoğu kez yanına 'kaba' ve 'cahil' gibi küçültücü
sözcükler ilave edilen bir sıfattJ. Hıristiyan ve Yahudi toplulukları için kullanılan 'millet'
IK
kelimesi ise, modem ulus anlamına değil, dini cemaat aJ}lamınageliyordu."
Loti, Yahudi, Hıristiyan ve Rumiarı bir kefeye, Türkleri bir başka kefeye koyuyordu.
14 a.g.y.,
LS a.g.y.,
16 Bkz.,
17 Taner
IR a.g.y.,
ss. 146-147.
s. 146.
a.g.y., s. 61.
TIMUR, Osmanlı Kimliii,
ss. 138-139.
Hil Yayın, İstan\:ul, 1994, s. 130.
23
Pierre Loti'nin Aziyade'sinde
Osmanlı Başkentine Tarihsel Bir Bakış
İstanbul'a gelen yabancı turist kafilelerini soyan rehberlerin Türk olmadığını söyler.
Türklerin fakir ama namuslu insanlar olduğunu şöyle anlatır:
(...) Ve işte, küstah rehberlerin alelacele gezdirdi~i, kol kola girmiş birkaç şaşkın
yabancı kafile kuşkusuz turist acentalarıyla gelmişler. (Sanki işgal altındaki
toprakları çi~iyor havalarına ra~men, en fazla kandırılanları da yine İngiliz
turistlerdir: Ama ben onları, yollar kötü döşendi~i için mızmızlanan, pazarda sadece,
orada burada asılı Paris'ten getirilmiş eşyalara bakan ve duvar diplerine çömelmiş
sarıklı satıcıların halılarını, Louvre'dan ya da Bon MarcM'den getirildiklerini sanan,
alaycı Fransızlara tercih ederim.) Onların hepsi Konstantinopl'u gördükten sonra geri
dönerler; bir de üstüne üstlük Türkün Müslüman dinine ver yansın ederler; oysa
kendilerini soyan, ya~malayan Yunanlı, Ermeni, Musevi ve Maltalı üç ka~ıtçı rehber
-
ve tercümanlardır,(bunu da hak ederler) yine de onları isterler, Türklere asla
yaklaşmazlar.Dar gelirliTürklerkayıkçılık,amelelik,hamallıkyaparlar.Kesinlikle
yabancılarısömürmekgibi aşa~ılıkişleretenezzületmezler.'9
,
Nihayet halk arasındaki ünlü adıyla "Doksanüç Harbi" (rumi takvime göre 1293'te
olduğu için bu isim verilmiştir) bir başka deyişle 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı
kapıdadır. Tersane Konferansı'nda istediğini elde edemeyen Rusya, Balkanlarda
körüklediği Sırp, Bulgar ve Karadağ ayaklanmalarıyla bir Slav birliği kurmayı
amaçlıyordu. Ruslar batıda Rumeli'den saldırarak Yeşilköy'e, doğuda da Erzurum'a
kadar gelerek Osmanlı Devleti'ni zor duruma soktu. II. Abdülhamit İngiltere Kraliçesi
Victoria aracılığıyla ateşkesi sağladı. Bab-ı Ali güç şartlar altında Ayastefanos
Antlaşmasını imzalamak zorunda kaldı. Birçok cephede yapılan bu savaş ağır bir
yenilgiyle sonuçlanır. İngiltere'nin Berlin Konferansı'nda Osmanlı Devleti'nin yanında
olacağı vaadi üzerine İngilizlerin Kıbrıs'a girmelerine göz yumulur. İşte Loti bu savaşta
Osmanlı İmparatorluğu'nun dört bir yanından akıp gelen askerlere bakıp, onların
akıbetine üzülür. Boğaza gemi ve tıklım tıklım arabalarla gelen genç insanlar~düşünerek
Victor Hugo'nun şu dizesini hatırlar: "Est-ce la fin, Seigneur, ou le commencement?"
(Bu bir son ya da bir başlangıç mı Yaradan?):
Bo~azdabüyük bir hareketlilikvar. Arabalargeliyor ve asker yüklü bir halde
savaşa gidiyor. Asya'nın içlerinden, İran sınırından hatta Arabistan'dan ve
Mısır'dan her yerden geliyorlar. Onlar alelacele donatılarakDalmaçya'ya ya da
Gürcistan'a gönderiliyorlar. GidişIeri, Allah adına atılan müthiş çı~lıklarla ve
gürültülüIDızıkalarlaselamlanıyor.Türkiye silah altındabu kadarçok insanıasla
görmemişti, böylesine kararlı ve cesur insanı. Bu büyük kitlenin ne olaca~ını
ancak Allah bilir?20
Loti bu son savaştan öylesine etkilenmiş olmalı ki artık romanındaki Eyüp'te yaşayan
çapkın Arif Efendi tipinden sıyrılıp ülkesinin bağımsızlığı için çarpışan bir asker olmak
ister. Belki de bu topraklarda yaşayan çok farklı ırkıardan birisine mensup olsaydı,
19 Pierre LOTt, Istanbul 1S90, (Türkçesi: Galip BALDıRAN),
20 Pierre LOTİ, Aziyade, s. 149.
24
--_.._.._---
Vadi Yayınları, Ankara, 1999, s. 33.
Doç.Dr. Galip BAW/RAN
kaçınılmaz olarak bu savaşa katılacagını düşünmüştü. Zaten sevgilisi Hatice'den eninde
sonunda aynlacagını biliyordu. En azından İstanbul'daki görevi bitince memleketine
dönmek onun gözüne basit ve sıradan bir şey gibi görünüyordu. Ama vatanı için ölen
askerden, bir kahraman yaratmak daha anlamlı, daha etkileyici ve romanın kurgusu için
de ayrı bir renk olacaktı. Üstelik bu vatan kendi vatanı değil de sevdigi kişinin vatanıysa
daha da ilginç olmaz mıydı? Acaba edebiyat tarihinde kaç aşık, sevdiginin ülkesi için
ölümü göze almıştır? Selanik'te başlayan, İstanbul'da gelişen bir aşk Kars'taki Rus
cephesinde son bulur. Zaten Loti, Çerkez asıllı sevgilisinin memleketini de hep görmek
isterdi. Kars'ta savaşmakla o topraklara biraz daha yaklaştı. Romanın başından beri,
Fransız kimligini her zaman gizli tutan Loti, kendini bir İngiliz subayı olarak tanıtmıştı.
Romanın sonunda, İstanbul'da yayımlanan Ceride-i Havadis gazetesinde şunlar
yazıyordu:
Son Kars Savaşı'nda ölenler arasındaTürkiye'ninhizmetineyeni girmiş olan
Arif Efendi adındagenç bir İngiliz subayında cesedi bulundu.
İslam'ın cesur savunucuları (Muhammet korusun!) arasına, Kızıl Tepe
eteklerineKaraca.Emirdüzlüklerinegömüldü.21
ıı
B.g.y.,
S. 27~.
ıs
Download