ORTAÖĞRETİM Fİzİk 12 DERS KİTABI YAZARLAR Komisyon DEVLET KİTAPLARI ÜÇÜNCÜ BASKI ……………………., 2013 MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞI YAYINLARI................................................................................. : 5666 YARDIMCI VE KAYNAK KİTAPLAR DİZİSİ .......................................................................... : 387 13.?.Y.0002.4177 Her hakkı saklıdır ve Millî Eğitim Bakanlığına aittir. Kitabın metin, soru ve şekilleri kısmen de olsa hiçbir surette alınıp yayımlanamaz. EDİTÖR Prof. Dr. Salih ÇEPNİ DİL UZMANI Asiye CİHAN GÖRSEL TASARIM UZMANI Adem Yavuz HIZAL PROGRAM GELİŞTİRME UZMANI Vedat UZUNER ÖLÇME - DEĞERLENDİRME UZMANI Yurdagül GÜNAL REHBERLİK UZMANI Adem POLAT ISBN 978-975-11-3569-8 Millî Eğitim Bakanlığı, Talim ve Terbiye Kurulunun 17.06.2011 gün ve 4376 sayılı yazısı ile eğitim aracı olarak kabul edilmiş, Destek Hizmetleri Genel Müdürlüğünün 03.04.2013 gün ve 439650 sayılı yazısı ile üçüncü defa 271.000 adet basılmıştır. ÖN SÖZ Öğretim programları birçok ülkede, ihtiyaçlar doğrultusunda, uzmanların yaklaşık beş yılda bir araya gelmesi ile köklü değişimlere uğramakta veya tamamen değiştirilmektedir. Örneğin, Avrupa Birliği (AB) üye ülkeleri komisyonlar oluşturarak bu ülkelerdeki eğitimin kalitesini artırmak için sürekli çalışmaktadırlar. Bu süreçte, üst düzey düşünme yetenekleri, bilgi ve iletişim teknolojileri, yapısalcı veya yaşam temelli öğrenme yaklaşımları, alternatif ölçme - değerlendirme yaklaşımları gibi kavramlar öğretim programlarında yeni eğilimler ve ortak kavramlar olarak tanıtılmaktadır. Ülkemiz açısından bakıldığında Ortaöğretim Fizik Dersi Öğretim Programı yirmi yılı aşkın bir süredir önemli bir değişikliğe uğramamıştır. Bu program, davranışçı öğrenme kuramını temel almıştır. Bu süreçte hazırlanan fizik ders kitapları, öğretmenlerin kitaplardaki bilgileri daha çok düz anlatım yöntemi kullanarak sunabilecekleri bir tarzda yazılmıştır. Çağımızda ise öğrencinin aktif olduğu, yaparak - yaşayarak bilgiye ulaştığı, öğrencinin zekâ türüne uygun öğretilerle kavramların irdelendiği, değerlendirmede alternatif ölçme - değerlendirme yaklaşımının birçok tekniğinin kullanıldığı ve performans gelişimine odaklanan öğrenme kuramlarının savunulduğu fikirler ön plana çıkmaktadır. Dolayısıyla bu fikirleri yansıtacak fizik ders kitaplarına ihtiyaç duyulmaktadır. 2009 yılında geliştirilen 12. Sınıf Fizik Dersi Öğretim Programı’nın çağa uygun öğrenme anlayışlarına paralel şekilde, hızlı değişimlere ayak uydurabilecek, esnek ve dinamik bir yapıya sahip olduğuna inanılmaktadır. 2009 12. Sınıf Fizik Dersi Öğretim Programı’nın temel yapısı aşağıdaki modelde gösterilmiştir. Modelde beceri ve bilgi kazanımları sırasıyla ağaç, kök ve meyve ile temsil edilmektedir. Bilgi ve beceri kazanımlarının dönüşümlü olarak birbirini desteklediğini göstermek için modelde su damlası benzetmesi kullanılmıştır. DALGALAR ELEKTRİK VE ELEKTRONİK MODERN FİZİK KUVVET VE HAREKET ATOMLARDAN KUARKLARA MADDE VE ÖZELİKLERİ FİZİĞİN DOĞASI Tutum Problem Çözme Becerileri Bilişim ve İletişim Becerileri Fizik ve Teknoloji Değerler Toplum Çevre Kazanımları Problem Çözme Becerileri Bilişim ve İletişim Becerileri Fizik Teknoloji Toplum Çevre Kazanımları Tutum ve Değerler 2009 12. Sınıf Fizik Dersi Öğretim Programı’nın Temel Yapısı (MEB, 2009). VII Yeni programın başarıya ulaşması için öncelikle Fizik Dersi Öğretim Programlar’ımıza yeni giren Yaşam (Bağlam) Temelli Öğrenme ve Yapısalcı Öğrenme Yaklaşımları, Problem Çözme Becerileri (PÇB), Bilişim ve İletişim Becerileri (BİB), Fizik - Teknoloji - Toplum - Çevre (FTTÇ) Yaklaşımı, Tutum ve Değerler (TD) ve Alternatif Ölçme ve Değerlendirme Yaklaşımı gibi konu veya kavramların öğretmenler tarafından çok iyi bir şekilde anlaşılması gerekmektedir. Bu kavramlar aşağıda özetlenmiştir. A. Yaşam (Bağlam) Temelli Öğrenme Yaklaşımı Yeni programlarda bağlam kavramı; öğrencilerin günlük yaşantıda karşılaştığı veya karşılaşabileceği gerçek bir durumdan, bir olaydan, bir olgudan veya günlük yaşantıda kullandığı veya yakından tanıdığı bir teknolojik araçtan yola çıkarak ünitede verilmek istenen konu veya kavramları, ilişkilendirme anlamında kullanılmaktadır. Okul bilgisi ile yaşam bilgisinin birbiriyle olan ilişkisi, fizik kitaplarına çok az yansıdığından ülkemizde birçok öğrenci, fizik derslerini sıkıcı bulmakta ve haklı olarak “Bu dersleri bizlere niçin okutuyorlar? Fizik derslerinde anlatılan bilgilerle gerçek yaşantımızda hangi sorunlarımızı çözebiliriz ki?” gibi sorular sormaktadırlar. Geleneksel fizik kitaplarında ve derslerinde bu soruların cevaplarını bulamayan öğrencilerin fizik derslerine olan ilgileri azalmakta ve öğrenciler buna paralel olarak fizik derslerinde başarısız olmaktadırlar. Ayrıca fizik derslerini seçen öğrenci sayısında her geçen gün bir düşüş yaşandığı da gerçektir. Bağlam temelli öğrenme yaklaşımı; öğrencilerin günlük yaşantıda karşılaştıkları bir olayı veya günlük yaşantıda kullandıkları ve yakından tanıdıkları teknolojik bir aracı temel alarak ünitede geçen konu veya kavramların bu olay veya araç ile olası bağlantılarını kuran bir yaklaşımdır. Yapısalcı öğrenme kuramı ile iç içe olduğu bilinen bu yaklaşımın amacı, öğrencilerin edindikleri bilgileri yeni durumlara transfer edebilmelerini sağlamaktır. Bağlamsal öğrenmede çok etkili olduğu bilinen ve kullanılan stratejiler; çok etkili olarak bilinen öğretmenleri kapsayan çalışmalardan elde edilen sonuçlar, öğretmenlerin derslerinde vurgu yaptıkları beş önemli hususu ortaya çıkarmıştır. Bu konular bağlamsal öğrenme yaklaşımının benimsediği stratejiler olarak tanımlanmıştır. Bunlar; a) İlişkilendirme: En kuvvetli bağlamsal öğrenme stratejisi olarak kabul görmektedir. Öğrencilerin ön bilgileri ve hayat tecrübeleri ile öğrenecekleri bilgiler arasında ilişki kurmalarını, bilgileri anlamlı öğrenmelerini sağlayacaktır. Öğrenciler genellikle yeni bilgiyi, benzer bilgilerle kolayca ilişkilendiremezler. Bu nedenle öğretmenler öğrencilere gerçekle uyumlu durumlar sunmak için bu süreci dikkatle planlamalı ve örneklendirilen olayları gerçek yaşam kesitinden almalıdırlar. Öğrencilerin ilgisini çekmek amacıyla günlük yaşantıda karşılaşılan olaylar ve kullanılan teknolojik araçlarla ilgili kavramlar arasında bağlantılar kurarak derse başlamak da öğrencilerin fiziğe karşı olan tutumunu pozitif yönde etkileyecektir. b) Tecrübe etme: İlişkilendirme; öğrencilerin sınıfa getirdikleri yeni bilgileri, birikimleri ve ön bilgileri birleştirmeleriyle mümkündür. Öğrenciler tecrübe ve ön bilgi yönünden yeterli düzeye ulaşmamışlarsa bu ilişkileri görmeleri oldukça zordur. Bu aşama, daha çok onların karşılaşacakları yeni bir durumu anlamalarında veya bir problemi çözmelerinde gerekecek bilgi ve becerileri geliştirmeleri için kullanılır. Bu aşamada öğrencilerin keşfetme, bulma, icat etme yolu ile yaparak ve yaşayarak öğrenmeleri gerekir. Laboratuvarlarda yapılan deney veya etkinliklerin yanında, problem çözme aktiviteleri (öğrencilerin problem çözme becerisi, analitik düşünme, iletişim kurma, grup etkileşimini geliştirme) ve soyut kavramları model ve benzetimler kullanarak anlamaları kritik öneme sahiptir. c) Pratik yapma / Uygulama: Öğrencilerin kavramları gerçek yaşamda kullanıp bunlardan fayda sağlamak için gayret sarf ettikleri aşamadır. “Günlük yaşantıda hangi olaylar veya teknolojiler öğrendiğim kavramlarla ilişkilidir?” Düşüncesi ile hareket eden öğrenciler, günlük yaşantıdan bulabildiği kadar özel örnekler bulurlar ve bu örneklerle öğrenilen kavramın nasıl bir bağlantı içerisinde olduğunu sorgularlar. Onların bu süreçte, öğrenilen bilgilerin, pratikte bir işe yaradığı veya merak ettikleri olayların açıklamalarına katkı sağladığı yönünde bir anlayış geliştirmeleri mutlaka sağlanmalıdır. VIII ç) İş birliği oluşturma / Grupla çalışma: Grup çalışmaları bireysel çalışmalara oranla öğrenci başarısını ve motivasyonunu oldukça arttırdığı kabul gören bir ilkedir. Problem çözme aktiviteleri, çoğu zaman gerçekle iç içe olduğundan karmaşıktır. Öğrenciler, bireysel çalıştıklarında ve öğretmenlerinden yardım alamadıklarında çalışmaları, çoğunlukla olumsuz olarak neticelenmektedir. Oysa öğrenciler, problemler üzerinde küçük gruplar oluşturarak iş birliği içinde çalışırlarsa dışarıdan küçük bir yardımla problemi çözebilirler. Çünkü öğrenciler akranlarıyla birlikte çalıştıklarında bireysel stres ve kaygı düzeyleri azalır. Arkadaşlarına rahatlıkla sorular sorar, fikirlerini başkası ile paylaşır ve kendilerine olan güven duygularını geliştirirler. Bu yolla fikir veya bilgilerinin test edilmesini veya değerlendirmesini öğrenirler. Bu süreçte öğretmen duruma uygun biçimde, bazen yönlendirici, motive edici, bilgi veya kaynak sağlayıcı, bazen açıklayıcı gibi çeşitli roller üstlenebilirler. Fakat hiçbir zaman dersi anlatan bir birey olmazlar. d) Transfer etme: Öğrenilen bilginin, henüz öğrenilmemiş yeni bir duruma uyarlanması veya öğrencilerin dikkatini çekmemiş yeni bir olayla ilişkilendirmesinin sağlanmasıdır. Bilginin transferi hem ders içi hem de ders dışı durum veya olaylar üzerine yapılabilir. Ders dışı ilişkilendirmelerle öğrenciler, öğrendikleri bilgi veya kavramaların farklı disiplinlerdeki yerini ve ilişkilerini kavrarlar. Öğrencinin algılamada zorluk çektiği yeni bir teknolojiyi veya kavramı anlamada ve günlük yaşantıda daha önce çözemediği bir problemi çözmede bilgilerini kullanma, bu strateji kapsamında ele alınır. B. Yapısalcı Öğrenme Yaklaşımının 5E Modeli a) Girme aşaması: Öğrencilerin eski fikirlerinin farkında olmalarının sağlanması amacıyla konu hakkında bildiklerini tanımlamalarına yardımcı olunur. Bu aşamada eğlendirici, merak uyandırıcı bir girişle derse başlanır ve öğrencilere anlatılacak olayın nedeni hakkında sorular sorulur. Burada önemli olan öğrencilerin doğru cevabı bulmaları değil, değişik fikirler ileri sürmeleri ve soru sormaya özendirilmeleridir. b) Keşfetme aşaması: Öğrenciler birlikte çalışıp deneyler yaparak öğretmenin yönlendirebileceği bilgisayar, video ya da kütüphane ortamında çalışarak sorunu çözmek için düşünceler üretirler. Bu düşünceler öğretmenin süzgecinden geçerken olayı çözümlemek için becerilere ve çözüm yollarına dönüştürülür. Bu aşama öğrencilerin en aktif oldukları aşamadır. c) Açıklama aşaması: Bu basamakta öğretmen, öğrencilerin yetersiz olan eski bilgilerini daha doğru olan yenileriyle değiştirmelerine yardımcı olur. Modelin öğretmen merkezli evresidir. Öğretmen, formal tanımları ve bilimsel açıklamaları yapar; öğrencilere karşılaştıkları durumlarla ilgili düşüncelerini açıklamaları ve problemleri çözmeleri için yardımcı olur. Ayrıca çözüm yolları ile ilgili açıklamalarda bulunmalarını sağlar. Gerektiği durumlarda öğrencilere temel bilgi düzeyinde açıklamalarda bulunarak yardımcı olur. ç) Derinleşme aşaması: Bu aşamada öğrenciler kazandıkları bilgileri veya problem çözme yaklaşımını; yeni olaylara ve günlük yaşantıda karşılaştıkları problemlere uygularlar. Bu yolla zihinlerinde daha önce var olmayan yeni kavramları öğrenmenin yanında yeni elde ettikleri bilgileri, formal terimleri, tanımları kullanmaları ve yeni durumlarda anlayışlarını sergilemeleri yönünde teşvik edilirler. d) Değerlendirme aşaması: Öğretmenin, öğrenciler problem çözerken veya çeşitli etkinlikler yürütürken izlediği ve gerektiğinde onlara açık uçlu sorular sorduğu bir aşamadır. Bu aynı zamanda yeni kavram ve becerileri öğrenmede öğrencilerin kendi gelişmelerini değerlendirdikleri evredir. C. Problem Çözme Yaklaşımı (PÇB) Problem, öğrencinin karşılaştığı bir olayı sahip olduğu mevcut bilgi ile açıklayamaması biçiminde ifade edilebilir. Problem çözme sürecinde öğrenci karşılaştığı durumu tanımlar, çözüm için öneriler geliştirir, bunları test eder ve sonuca ulaşır. Bu özelliklerden dolayı problem çözme bir öğretim yaklaşımı olarak kullanılabileceği gibi araştırma yöntemi olarak da kullanılabilir. IX Problem çözme yaklaşımının kullanılması için öğrencilerin bazı yeterliliklere sahip olmaları gerekmektedir. Öğrencilerin problemi çözebilecek ön bilgi, beceri ve zihinsel yeterliliğe sahip olmaları, problem çözme becerilerine sahip olduklarının bir göstergesi olarak kabul edilebilir. Öğrencilerin problem çözme becerilerinin geliştirilmesini sağlamak için aşağıda verilen altı basamak takip edilebilir: 1. Problemi tanımlama 2. Geçici hipotezler oluşturma 3. Probleme çözüm yolu oluşturma 4. Veri toplama 5. Sonuç çıkarma 6. Sonuçları test etme Bu yaklaşımda, üründen ziyade öğrencilerin problem çözme sürecinde kazandıkları deneyim ve becerilere önem verilmelidir. Bununla birlikte öğretmene problem çözme sürecinde düşen görev ve sorumluluklar şu şekilde sıralanabilir: 1. Öğrencileri problem çözmeye hazırlama a. Öğrencinin ilgisini çekebilecek etkinlikler tasarlama b. Problemin algılanmasını sağlayacak düzeyde etkinlikler tasarlama c. Problemin çözüm yolunu öğrencilerin, öncelikle zihinlerinde canlandırmalarını sağlama ç. Problem çözümünde takip edilebilecekleri veya işlem basamaklarını tasarlama 2. Benzer problemlerle öğrencileri karşılaştırma 3. Problemi öğrencilerin seviyelerine göre sunma 4. Problemin öneminin farkında olmalarını sağlama 5. Öğrencileri, problemin çözümünün sağlayabileceği katkılardan haberdar etme 6. Öğrencilerin gerekli araç - gereci kolay temin etmelerini sağlama 7. Gerektiğinde öğrencilerin, uzmanlarla iletişime geçmelerine yardımcı olma 8. Öğrencilerin ulaştıkları çözümü diğer problemlerin çözümünde kullanabileceklerini onlara fark ettirme 9. Problemin çözüm sürecini değerlendirme 12. Sınıf Fizik Dersi Öğretim Programı’nda yer alan problem çözme becerileri 11. sınıf fizik kitabının sonundaki eklerde verilmiştir. Ç. Bilişim ve İletişim Becerileri (BİB) Günümüzde bilgiye ulaşmada İnternet ve bilgisayar gibi teknolojik ürünler önemli bir yer tutmaktadır. Bu nedenle 12. Sınıf Fizik Dersi Öğretim Programı, bilişim çağının en önemli gereksinimlerinden olan temel bilgi teknolojilerini ve iletişim becerilerini öğrencilere kazandırmak için bilişim ve iletişim becerilerine özel önem vermiştir. Bu becerilere sahip olan öğrenciler; ihtiyaç duyduğu her konuda teknolojinin tüm olanaklarını kullanmak suretiyle sistematik bir hazırlık evresinden geçerek istediği bilgiye ulaşabilme, bu bilgileri en etkin şekilde işleyerek yorumlayabilme ve sunabilme becerilerini de kazanacaktır. Bilişim ve iletişim beceri kazanımlarının gelişmesini sağlayabilmek amacıyla etkinlikler hazırlanmış ve bu etkinlikler kitap içerisinde farklı yerlerde metin-görsel ilişkisi kurularak sunulmuştur. Fizik Dersi Öğretim Programı’nda yer alan bilişim ve iletişim becerileri 11. sınıf fizik kitabının sonunda yer alan eklerde verilmiştir. D. Fizik-Teknoloji-Toplum-Çevre Becerileri (FTTÇ) Bu beceriler; fizik ile toplum, teknoloji ve çevre arasındaki ilişkileri anlama, yorumlama ve geliştirmeyi sağlayan kazanımları içermektedir. Fizik Dersi Öğretim Programı’nda yer alan FTTÇ kazanımları 11. Sınıf Fizik kitabının sonundaki eklerde verilmiştir. E. Tutum ve Değerler (TD) Bu beceriler; öğrencileri bilimsel ve teknolojik bilgiler edinmeye, bu bilgilerin sadece kendisi için değil, karşılıklı olarak toplumun ve çevrenin yararına yönelik kullanılmasını destekleyen tutum ve değerleri X geliştirmeye teşvik etmektedir. Fizik Dersi Öğretim Programı’nda yer alan TD kazanımları 11. sınıf fizik kitabının sonundaki eklerde verilmiştir. F. Alternatif Ölçme-Değerlendirme Yaklaşımları a) Alternatif ölçme ve değerlendirme: Tek doğru cevabı bulunan çoktan seçmeli testlerin de içinde bulunduğu geleneksel değerlendirme tekniklerinin dışında kalan ve öğrenme ürünü ile birlikte öğrenme sürecinin de değerlendirildiği ölçme ve değerlendirme yaklaşımıdır. Alternatif ölçme ve değerlendirmede en temel amaç, öğrencilerin istenilen alandaki bilgi ve becerilerini ölçmek için o alanla ilgili öğrencilere bir görev verip onların o görevdeki etkinliklerini, geçerlilik ve güvenirlikleri sağlanmış ölçme araçları kullanarak tespit etmektir. b) Performans değerlendirme: Ürün seçki dosyası (portfolyo), kavram haritaları, yapılandırılmış grid, tanılayıcı dallanmış ağaç, bulmaca, kelime ilişkilendirme, proje, drama, görüşme, rapor, gösteri, poster, matris bulmaca, grup veya akran değerlendirmesi, kendi kendini değerlendirme gibi alternatif ölçme-değerlendirme teknikleri olarak ifade edilebilir. Kitap hazırlanırken bilgiyi ölçmenin yanında beceriyi de ölçebilen alternatif ölçme - değerlendirme tekniklerinin kullanılması benimsenmiş ve içerikte, mümkün olduğunca bu tekniklerden faydalanılmıştır. Bununla birlikte açık uçlu soru, çoktan seçmeli test, boşluk doldurma, doğru-yanlış, eşleştirme gibi ölçmedeğerlendirme tekniklerinden de yararlanılmıştır. Bu yeni yaklaşımın başarılı olmasında; öğretmenlerin öğrencilerine etkili bir rehberlik yapmaları, zengin ve iş birlikçi öğrenme ortamları sunmaları; öğrencilerin deneyimlerini, becerilerini ve okul bilgilerini ilişkilendirebilecekleri sosyal, kültürel ve teknolojik çevre zenginliğinin sağlanması kritik öneme sahiptir. Bağlama dayalı materyaller sayesinde fiziğin günlük yaşantıdaki yeri, hayatla olan iç bağlantıları, nerede hangi sorunların çözümünde kullanıldığı, çeşitli bağlamlarla (günlük yaşantıdan hikâyeler, gerçek yaşam olayları ve günlük yaşantıda kullanılan bir teknolojik araç vb.) ilişkilendirilerek fizik bilgi veya kavramlarının derinliği öğrencilere mutlaka kavratılmalıdır. Bu kitap hazırlanırken; öğrencilerin öğrenirken zevk almaları, bazen sahip oldukları beceriler ile bilgilere erişebilirken bazen de sahip olduğu bilgiler ile becerilerini geliştirdikleri, yaratıcı ve kritik düşünebilmeleri ve öğrenimlerinden kendilerinin sorumlu olmaları gibi anlayışlar göz önünde tutulmuştur. Kitapta, üniteler fizik dersi öğretim programının kazanımları doğrultusunda bir veya birkaç bağlam dikkate alınarak ve öğrencilerin karşılaşabilecekleri olaylarla ilişkilendirilerek işlenilmiştir. Kitaptaki bilgiler ve etkinlikler yapısalcı öğrenme kuramına uygun, bağlamsal öğrenmede kullanılan stratejilerin doğasını yansıtabilecek bir yapıda hazırlanmaya çalışılmıştır. Öğrenciden beklenen kazanımlar ● Öğrencilerin Dünya hakkında meraklı olmaları ve Dünya’yı anlamaya yönelik araştırmalar yapmaları, ● Öğrencilerin bilimsel ve teknik konularla ilgilenmeleri; fiziğe karşı ilgi, hayranlık ve olumlu tutum geliştirmeleri, ● Öğrencilerin bilimsel araştırmaların süreçlerini anlamaları, fiziğin açıklayıcı yapısı ve bilgileri hakkında genel bir fikir elde etmeleri, ● Bu fikirlerin niçin önemli olduğunu fark etmeleri, ● Şimdiki ve daha sonraki bağlamlarında günlük yaşantıda almak istedikleri kararların altında yatan mantığın farkına varmaları, ● Bilimsel bir konuyla ilgili raporları eleştirel olarak inceleyebilmeleri ve anlayabilmeleri, ● Fen konuları ile ilgili sürece aktif bir şekilde katılmaları ve sorunlar hakkında kişisel bakış açılarını ifade edebilmeleri, ● Daha geniş öğrenci kitlesini teşvik etmek için fiziğin ayrıntılı bir uygulamasını sağlayabilme, ● Hem ilgileri hem de mesleki amaçları için gerektiğinde başka bilgileri elde edebilmeleri, şeklinde sıralanabilir. XI Öğrenme Sürecinde Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar 1. Bilgi verme yerine bilgiye ulaşma yolları; etkinlikler, projeler, posterler ve performans ödevleri yardımıyla öğretilmeye çalışılmıştır. 2. İnternet ve bilgisayardan faydalanmak, bu alandaki deneyimleri artırmak için öğrenci birçok durumda bilişim teknolojilerine yönlendirilmiştir. Bu yolla, öğrencilerin bilgiye en kısa zamanda ve etkili olarak ulaşmaları amaçlanmıştır. Burada dikkat edilmesi gereken öğrencilerin farklı ve güvenilir (öncelikle edu.tr, gov.tr, vb. uzantılı web sayfaları) bilgi kaynaklarına yönlendirilmesidir. 3. Kavram yanılgısını giderme ve kavramsal değişimi sağlamak için her ünitede olası kavram yanılgılarına özel vurgu yapılarak bunların etkinlikler yolu ile giderilmesi amaçlanmıştır. 4. Ünitelerdeki kazanımlar, bağlam temelli olacak şekilde yapısalcı öğrenme kuramında yer alan 5E modeli ile iç içe işlenerek öğrencilerin becerileri ve tutumlarında arzu edilen değişimlerin ve gelişimlerin sağlanmasına çalışılmıştır. Bu yolla fizikte amaçlanan konu ve kavramlar hem bağlamla ilişkilendirilmiş hem de öğrenciyi merkeze alan çağdaş öğretim, yöntem ve teknikleriyle fiziğin öğretilmesi sağlanmıştır. 5. İlköğretim fen ve teknoloji öğretim programlarında olduğu gibi 2009 Yılı 12. Sınıf Fizik Ders Programı’nda yer alan üniteler, disiplinler ve sınıflar arasında sarmal yapının doğasına uygun ilişkilendirmeler yapılmıştır. 6. Program; klasik ölçme - değerlendirmeyi dışlamamakla birlikte alternatif ölçme - değerlendirme ve performans gelişimi odaklı ölçme - değerlendirme ön planda tutulmuştur. Başarılar getirmesi dileğimle Editör Prof. Dr. Salih ÇEPNİ XII KİTABIMIZI TANIYALIM Kazanımların Renklendirilmesi Kitabın tamamından fizik dersini üç saat seçen öğrenciler sorumludur. Fizik dersini iki saat seçen öğrenciler ise siyah renkle yazılan kazanımlardan sorumludur. Kazanımlar, müfredatın bu ayrımına göre renklendirilmiştir. Basınç, hâl değiştirme sıcaklıklarının yanı sıra havanın içerisindeki su buharı olan nemi de etkiler. Buharlaşma, basıncın yüksek olduğu yerde zorlaşırken basıncın alçak olduğu yerde kolaylaşır. Buharlaşma arttıkça havadaki nem oranı da artar. ‟Su Döngüsü” adlı metinde de bahsedildiği gibi termometre ile ölçülen sıcaklık değeri ile insan vücudunun hissettiği sıcaklık değeri birbirinden farklıdır. Bu Üniteden Neler Öğreneceğiz? Ünitenin ana konularını ve elde edilecek kazanımları içerir. konular otomobİller ve termodİnamİk su döngüsü Ünitenin Bağlamı Ünitede geçen kavramların günlük yaşantıda karşılaştığımız olay veya teknolojik araç - gereçlerle ilişkilendirilmesidir. UYDULAR Uydular atmosferin üst kısımlarının gözlenmesi, araştırılması, uzay ve uzay cisimlerinin incelenmesi ile biyolojik deneyler ve haberleşme gibi amaçlar için yapılır. Yeryüzündeki tesislerden fırlatılan uydular, Dünya’dan farklı uzaklıklarda bulunan yörüngelerine oturtulur. Yörüngeye oturtulan uyduların bu yörüngede dolanım hızları Dünya'ya uzaklıklarına bağlı olarak değişir. Bazı uyduların farklı yörüngelerde, farklı dolanım hızlarına sahip olması Dünya ile aynı periyotta dolanmarını da sağlar. Dünya’nın çekim kuvveti uygulamasına rağmen bu yörüngelerde dolanmaya devam eden uydular, iletişim hâlinde bulundukları yer istasyonlarına sürekli aynı açı altında sinyal Etkinlik ARAÇ VE GEREÇLER . 500 mL’lik beherglas . Sacayağı . İspirto ocağı . El feneri . Su . Beyaz karton (50 cm x 50 cm) . Kibrit Öğrencilerin, verilen araç - gereçleri kullanarak istenilen bilgiyi kendi gayretleriyle keşfetmeleri için yapmış oldukları çalışmalardır. Güvenlik Uyarıları Nasıl Bir Yol İzleyelim? 1. Beş veya altı kişilik gruplar oluşturunuz ve aşağıdaki etkinlik basamaklarını dikkate alarak görev paylaşımı yapınız. 2. Beherglası, içinde az bir boşluk kalacak şekilde suyla doldurarak ispirto ocağının üzerine yerleştiriniz ve ispirto ocağını yakınız. 3. Sınıfınızın karanlık olmasını sağlayınız. Beyaz kartonu beherglasın arkasına yerleştirerek ön taraftan beherglası aydınlatınız. 4. Karton üzerinde oluşan gölgeyi gözlemleyiniz. Etkinlik sırasında güvenliğiniz açısından dikkat etmeniz gereken durum logo ile belirtilmiştir. Sonuca Varalım 1. Karton üzerinde gölge oluşmasının sebebi nedir? Tartışınız. 2. Gölge üzerinde meydana gelen hareketlenmenin ısıtılmakta olan su ile bağlantısı var Etkinliklerin gerçekleştirilmesinde kullanılacak araçlar ve gereçler sıralanır. mıdır? Varsa bu bağlantıyı açıklayınız. Sonuca Varalım Etkinlik sonunda ulaşılan kazanımları pekiştirmeye yönelik sorular içerir. Araç ve Gereçler Nasıl Bir Yol İzleyelim? Etkinliğin adım adım nasıl yapılacağının açıklandığı bölümdür. XIII Proje Ödevi Alarm Cihazı Yapalım Beklenen Performans Araştırma Becerisi Yaratıcılık Becerisi Keşfedilen bilgiler öğrencilerce bir sisDeğerlendirme Dereceli Anahtarı Puanlama Süre tem içinde uygulamaya dönüştürülür. 1 Hafta Görev içeriği: Sınıfınızda üç grup oluşturunuz ve aşağıdaki konuları araştırmak üzere görev paylaşımı yapınız. Birinci grup : Işığa duyarlı devreler, İkinci grup : Sese duyarlı devreler, Üçüncü grup : Neme duyarlı devreler nerelerde ve nasıl kullanılmaktadır? Elde ettiğiniz bulgulardan hareketle gerekli araç ve gereçleri temin ediniz ve bir alarm cihazı geliştiriniz. Geliştirdiğiniz cihazı sınıfta kurarak çalıştırınız. Projeniz öğretmeniniz tarafından geliştirilen dereceli puanlama anahtarı ile değerlendirilecektir. Örnek Kütlesi 5 kg olan çelik tencerenin sıcaklığını 100 K arttırmak için verilmesi gereken ısı miktarı ne kadardır? (cçelik= 0,46 kJ/kgK) Öğrencilere keşfettikleri bilgileri kullanma yeteneği kazandırılır. ısı; Çözüm mçelik= 5 kg Δt = 100 K cçelik= 0,46 kJ/kgK olarak verilmiştir. O hâlde verilmesi gereken Q = mçelikcçelikΔt formülüyle hesaplanır. Değerleri yerine yazarsak; Q = 5(0,46)100 = 230 kJ olarak bulunur. Araştıralım Günlük yaşamda kullandığımız pek çok teknolojik araçgereç enerji aktarım yolları dikkate alınarak tasarlanmıştır. Bu araçların neler olduğuna dair araştırma yapınız. Araştırma sürecinde İnternetten (edu, gov, org), yazılı ve görsel medya gibi farklı ve güvenilir bilgi kaynaklarından yararlanmaya dikkat ediniz. Araştırma sonuçlarını Powerpoint sunusu hâline getirerek arkadaşlarınızla paylaşınız. Problem Çözelim Günlük yaşantıda karşılaşılabilecek sorunlara çözüm aranır. Problem Durumu Sorunun ne olduğunun detaylı bir şekilde açıklandığı bölümdür. Öğrenilen kavramlar irdelenerek günlük yaşantıyla bağlantı kurmaları için farklı kaynaklardan da araştırılır ve elde edilen sonuçlar sınıfla paylaşılır. Problem Durumu Koray’ın dedesinden kalma sarkaçlı bir saati vardır. Yıllarca, zamanı doğru gösteren bu saat son günlerde geri kalmaya başlar. Koray, bu saati tamirciye götürmek istemez. Sorunu kendi çözmek ister. Bunun için Koray’a yardımcı olalım. Nasıl Bir Yol İzleyelim? 1. Bu problemde aşağıdaki değişkenleri belirleyiniz. Bağımlı değişken :…………………………………. Bağımsız değişken :……………………………..... Kontrol değişken :………………………………….. 2. Problemi nasıl çözeceğinizi ayrıntılı olarak yazınız. Nasıl Bir Yol İzleyelim? Problemin nasıl çözüleceğinin belirleneceği bölümdür. XIV Pano Oluşturalım Öğrenilen kavramlar derinlemesine irdelenerek günlük yaşantıyla bağlantıları için farklı kaynaklardan da araştırılır ve elde edi- Kristal yapılı ve amorf yapılı maddelere günlük yaşamdan örnekler bulunuz. Bu maddelerin nerelerde kullanıldığına dair kütüphane, İnternet (gov.tr veya edu.tr uzantılı), yazılı ve görsel medya gibi farklı ve güvenilir bilgi kaynaklarından bir araştırma yapınız. Bu kaynaklardan amaca uygun seçtiğiniz bilgiler ışığında oluşan araştırma sonuçlarını görsellerle birleştirerek panoda sergileyiniz. Pekiştirelim len sonuçlar okul veya sınıf panosunda sergilenir. Aşağıdaki çizelgede bazı ifadeler verilmiş ve karşıları uygun şekilde doldurulmuştur. Benzer bir çizelgeyi defterinizde oluşturarak örnekleri çoğaltınız. Ünitede işlenen konu ve kavramların kalıcı hâle getirildiği bölümdür. Musluktan ayrılan su damlası. Titreşim hareketi yapmaz. Mızrapla vurulmuş saz teli. Sönümlü titreşim hareketi yapar. . . . . . . . Örnek çizelgedir. Tartışalım Dünya’nın çapı boyunca bir tünel açıldığını farz edelim. Bu tünelden bırakılan bir cismin hangi hareketi yapacağını tartışınız. Münazara Yapalım Verilen konular üzerinde gruplar oluşturularak karşılıklı tartışma yapılan bölümdür. Bazı kavramların araştırılıp ulaşmak için tartışıldığı bölümdür. sonuca Sınıfınızda iki grup oluşturunuz ve aşağıdaki konular çerçevesinde bir münazara yapınız. I. GRUP Bilimsel bilgiler, yazının insanlar tarafından kullanılmasıyla ortaya çıkan ve bugüne kadar birbirleri üzerine eklenerek oluşturulmuş bilgiler bütünüdür. II. GRUP Bilimsel bilgiler, belli dönemlerde oluşan paradigmaların farklılaşması üzerine kurularak geliştirilmiştir. Not : Münazaraya başlamadan önce savunacağınız konu hakkında İnternet, yazı ve görsel medya gibi farklı ve güvenilir bilgi kaynaklarından araştırma yapınız. Öncelikle buzun hâl değiştirmesi üzerine bir araştırma yapınız. Daha sonra yünlü kumaş, pamuklu kumaş, alüminyum folyo ve eş buz parçaları alınız. Buz parçalarından üç tanesini sırasıyla yünlü kumaş, pamuklu kumaş ve alüminyum folyo ile dikkatlice sarınız. Aşağıdaki işlem basamaklarını gerçekleştiriniz. 1.Yünlü kumaş, pamuklu kumaş ve alüminyum folyoya sardığınız buz parçaları ile sarılı olmayan bir buz parçasını aynı ortamda muhafaza ediniz. 2. Buz parçalarından hangisinin daha önce eriyeceği konusunda bir hipotez kurunuz. 3. Hipotezinizi, dayandırdığınız bilimsel bilgilerle birlikte defterinize not ediniz. 4. Buz parçalarının erime sürelerini gözlemleyiniz. 5. Elde ettiğiniz verilerin güvenirliğini sağlamak için aynı işlemleri diğer buz parçalarıyla tekrarlayınız. 6. Ulaştığınız sonuçları defterinize not ederek bulgular ışığında hipotezinizi test ediniz. Evde Uğraş Öğrencilerin bazı kazanımları genişletmek amacı ile sınıf dışında yaptığı çalışmaları ve bu çalışmaların gerektiğinde sınıf ortamında sergilendiği bölümdür. XV Değerlendirme Soruları A. Aşağıdaki ifadelerde noktalı yerleri tabloda verilen kelimelerle anlamlı biçimde tamamlayınız. X-ışını yeğin kuvvetler sıvı kristal amorf yapılı füzyon gamma ışını fisyon α-parçacığı aktiflik yarı iletken kristal yapılı üstün iletken Klasik ve yeni yaklaşımlarla oluşturulmuş ölçme ve değerlendirmelerdir. Öğrencilerin üniteyle ilgili öğrendikleri bilgiler; anlam 1. Elektromanyetik tayfta ultraviyole ve gamma ışınları arasında kalan bölgede …………………... yer alır. 2. Atom ve iyonları düzenli bir şekilde dizilmiş katılar ………………….. olarak isimlendirilir. 3. Katı kristal yapısına sahip, fakat akışkan özellik gösteren maddelere ………………… denir. 4. Normalde yalıtkan olup herhangi bir dış etki ile iletken hâle gelebilen maddeler ……………….. olarak adlandırılır. 5. Çekirdeği bir arada tutan ………………… hadronlar arasında ortaya çıkar. 6. Enerji fazlalığı olan bir çekirdek ……………….. yayımlayarak enerjisini azaltır. 7. Radyoaktif çekirdeklerin bozunma hızı ………………… olarak tanımlanır. 8. Günümüzde nükleer santrallerde ……………….. ilkesine göre enerji üretilir. çözümleme tabloları, dallanmış ağaçlar, doğru - yanlış soruları, açık uçlu sorular ve boşluk doldurmalı sorular yoluyla değerlendirilir. güvenlİk uyarıları Açık Alev Uyarısı Bu sembol, yangına veya patlamaya sebep olabilecek alev kullanıldığında görülür. Isı Güvenliği Bu sembol, sıcak cisimlerin tutulması esnasında önlem alınmasını hatırlatmak içindir. Eldiven Bu sembol, cilde zararlı bazı kimyasal maddelerle çalışırken eldiven kullanılması gerektiğinde görülür. Kimyasal Madde Uyarısı Bu sembol, deriye dokunması hâlinde yakıcı veya zehirleyici etkisi olan kimyasal maddeler kullanılırken görülür. Elektrik Güvenliği Bu sembol, elektrikli aletler kullanılırken dikkat edilmesi gerektiğinde görülür. Radyoaktif Güvenliği Bu sembol, radyoaktif maddeler kullanırken görülür. Göz Güvenliği Bu sembol, gözler için tehlike olduğunu gösterir. Bu sembol görüldüğünde koruyucu gözlük takılmalıdır. Kırılabilir Cam Uyarısı Bu sembol, yapılacak deneylerde kullanılacak cam malzemelerin kırılabilecek türden olduğunu gösterir. Kesici Cisimler Güvenliği Bu sembol, kesme ve delme tehlikesi olan keskin cisimler olduğu zaman görülür. renkler XVI 1. Ünite Madde ve Özelikleri 4. Ünite Dalgalar 2. Ünite Kuvvet ve Hareket 5. Ünite Modern Fizik 3. Ünite Elektrik ve Elektronik 6. Ünite Atomlardan Kuarklara 7. Ünite Fiziğin Doğası İÇİNDEKİLER 1. ÜNİTE: MADDE VE ÖZELİKLERİ.......................................................................................................19 Otomobiller ve Termodinamik..........................................................................................................21 Güneş Ocağı ...................................................................................................................................30 Su Döngüsü....................................................................................................................................40 Ünite Soruları.................................................................................................................................54 2. ÜNİTE: KUVVET VE HAREKET.........................................................................................................59 Fayton.............................................................................................................................................61 Adrenalin..............................................................................................................................63 Dinamometre..............................................................................................................................69 Sıvı Yakıtlı Motorlar..........................................................................................................................73 Sarkaçlı Duvar Saati........................................................................................................................74 Ünite Soruları.................................................................................................................................84 3. ÜNİTE: ELEKTRİK VE ELEKTRONİK................................................................................................87 Ağır İş Makineleri.............................................................................................................................89 Dinamo ve Jeneratör.....................................................................................................................101 Hoparlör.......................................................................................................................................105 Transformatör..........................................................................................................................110 Yarım Dalga Doğrultucusu............................................................................................................115 Ünite Soruları...............................................................................................................................121 4. ÜNİTE: DALGALAR..........................................................................................................................125 Newton Teleskobu.........................................................................................................................127 Gökkuşağı............................................................................................................................153 Okçu Balıkları................................................................................................................................163 Işıkla Resim Çizen Araç : Fotoğraf Makinesi..................................................................................169 Gökyüzü Neden Mavi Görünür?...................................................................................................188 Radyo............................................................................................................................196 Trafik Radarı.................................................................................................................................201 Polarize Güneş Gözlükleri.............................................................................................................204 Gerçekte Var Olmayan Renkler....................................................................................................205 Ünite Soruları...............................................................................................................................221 Okuma Parçası (Mobil İletişim Sistemleri ve İnsan Sağlığı).....................................................232 5. ÜNİTE: MODERN FİZİK...................................................................................................................233 Röntgen Çekimi............................................................................................................................235 Elmasın Yapısı..............................................................................................................................242 LCD Teknolojisi.............................................................................................................................245 Güneş Pilleri..................................................................................................................................247 Üstün İletkenlik..............................................................................................................................249 Nano Futbol...................................................................................................................................251 Çekirdeğin Yapısı..........................................................................................................................254 296.000 Yılına Mesaj.....................................................................................................................258 Nükleer Enerji...............................................................................................................................265 Ünite Soruları...............................................................................................................................271 XVII 6. ÜNİTE: ATOMLARDAN KUARKLARA..............................................................................................273 Sis Odalarından CERN’E..............................................................................................................275 Parçacık Hızlandırıcılar ..................................................................................................................291 Ünite Soruları...............................................................................................................................296 7. ÜNİTE: FİZİĞİN DOĞASI.................................................................................................................299 Değişen Enerji Kaynakları.............................................................................................................301 Ünite Soruları...............................................................................................................................318 Okuma Parçası (Bilimin Doğası)................................................................................................320 Cevap Anahtarı...................................................................................................................................321 Sözlük......................................................................................................................................328 Ekler......................................................................................................................................330 Fizikte Kullanılan Semboller.............................................................................................................337 Uzunluk Birimleri...............................................................................................................................337 Fizikte Kullanılan Sabitler..................................................................................................................337 Birimlerin Standart Kısaltmaları ve Sembolleri................................................................................338 Büyüklüklerin Ön Ekleri.....................................................................................................................338 Trigonometrik Cetvel.........................................................................................................................339 Kaynakça........................................................................................................................................340 XVIII 1. ünİte MADDE VE ÖZELİKLERİ 19 konular otomobİller ve termodİnamİk GüNEŞ OCAĞI su döngüsü Bu ünitede; Mekanik enerji ile ısı arasındaki ilişkiyi ve sıcaklıkları farklı olan cisimlerin ısı alış verişi yaparak ısıl dengeye nasıl ulaştıklarını açıklayacağız. Bunun yanı sıra hâl değişimleri ile enerji arasındaki ilişkiyi, basıncın hâl değişimine etkisini ve nem ile hissedilen sıcaklık arasındaki ilişkiyi irdeleyeceğiz. Ayrıca ısının aktarım yollarını açıklayıp aralarındaki farklılık ve benzerlikleri inceleyeceğiz. 20 Madde ve Özelikleri otomobİller ve termodİnamİk Otomobil, günlük yaşantımızdaki en önemli teknolojik araçlardandır. İnsanlar otomobili icat etmeden önce onu hareket ettirecek motora yönelik pek çok çalışma yapmıştır. Günümüzde, sağ üst köşedeki resimde de görüldüğü gibi üzerlerine yerleştirilen güneş panellerinden elde ettiği enerjiyle hareket edebilen güneş arabaları icat edilmiştir. Bu araçlar güneş enerjisini soğurarak elektrik enerjisine çeviren bir sistemle çalışırlar ve saatte 100 km hız büyüklüğüne kadar ulaşabilmektedirler. Otomobil teknolojisinin başlangıcını Avrupa’daki sanayi devriminden sonra buhar gücüyle çalışan makineler oluşturur. Dıştan yanmalı motor olarak tanımlanan buhar makineleri tren, gemi ve otomobil gibi araçlarda kullanılmıştır. İlk otomobil, sol üst köşedeki resimde de görüldüğü gibi 1769 yılında Fransız Nicolas Joseph Cugnot (Nikolas Jozef Kuno) tarafından yapılan dıştan yanmalı, iki kazanlı Newcomen (Nivkamın) makinesinin üç tekerlekli bir arabaya montajı ile icat edilmiştir. İlk otomobillerde kullanılan Yakıt - Hava girişi dıştan yanmalı motorlar daha Buji kablosu sonraları geliştirilerek içten yanmalı hâle getirilmiştir. 1885 yılında Alman Karl Benz (Karl Benz) tarafından benzinle çalışan, içten yanmalı motora sahip ilk otomobil yapılmıştır. Otomobillerde kullanılan motor, yakıttan aldığı ısıyı pistonlar aracılığıyla mekanik enerjiye çevirir. Yandaki şekilde görüldüğü gibi otomobillerde silindir adı verilen odacıklara yakıt-hava karışımı alınır ve bu karışım silindirin üzerindeki piston yardımıyla sıkıştırılır. Egzoz çıkışı 21 1. Ünite Sıkıştırılan karışım bujiden çıkan kıvılcımla tutuşturulur. Piston, yanma sonucu açığa çıkan ısıdan kaynaklanan basınç kuvvetiyle yukarı doğru itilir. Böylece pistonun bağlı olduğu krank mili döndürülür ve bu hareket arabanın tekerleklerine aktarılır. Motor çalıştırıldığında yanma sonucu açığa çıkan ısının, motor parçalarına zarar vermesini engellemek amacıyla otomobillerde soğutma sistemleri Vantilatör Sıcaklık Göstergesi kurulmuştur. Genelde motorlar bu sistem içerisindeki su yardımıyla soğutulur. Radyatörde depo edilen su, devriSu Pompası daim pompası yardımıyla kanallardan geçirilerek motorla temas ettirilir ve ısıl denge Volan sağlanana kadar ısı alış verişi yapılarak motor soğutulmuş olur. Soğutma sisteminin çalış­ madığı durumlarda motor sıcaklığı sürekli yükselir ve motora zarar verebilir. Bu duRadyatör rumun ortadan kaldırılabilmesi Su Kanalları için motor sıcaklığının sürekli Pistonlar Vantilatör Kayışı takip edilmesi gerekir. Bu işlem motorun sıcaklığı hakkında sürücüye bilgi veren termometreler ile yapılır. Termometreler ile motor arasındaki bağlantı, enerjiyi iyi ileten malzemelerle sağlanır. Motorun çalışmasıyla açığa çıkan ısının bir kısmı, hava kanalları aracılığı ile yolcuların ısınmasını sağlamak için otomobilin iç kısmına aktarılır. Ancak bu ısı soğuk kış günlerinde yeterli olmamaktadır. Bu eksikliğin giderilmesi ve ortamın sıcaklığını ayarlayarak yolcuların konforlu bir şekilde seyahat edebilmesi için klimalar geliştirilmiştir. Bu klimalar kışın, otomobildeki havayı ısıtırken yazın soğutur. Ayrıca otomobildeki mevcut sıcaklığı korumak amacıyla otomobillerin kapı içleri ve dış çevreleri yalıtım malzemeleriyle kaplanır, camları ısı camdan yapılır. Bu kitap için hazırlanmıştır. Hayatımızı kolaylaştıran otomobillerin bir parçası olan motor, döneminin en önemli buluşlarındandır. Motorların soğutulması üzerine yapılan çalışmalar acaba hangi fiziksel temeller üzerine oturtulmuştur? Bu soruya cevap verebilmek için etkinlik yapalım. 22 Madde ve Özelikleri ARAÇ VE GEREÇLER . İki adet 600 mL’lik beherglas . Karıştırıcı (blender) . Dijital termometre . Süreölçer . Su Nasıl Bir Yol İzleyelim? 1. Beş veya altı kişilik gruplar oluşturunuz ve aşağıdaki etkinlik basamaklarını dikkate alarak görev paylaşımı yapınız. 2. Beherglasları eşit miktarda su ile doldurarak dijital termometre yardımıyla ilk sıcaklıklarını ölçünüz. Ölçme sonuçlarını aşağıdaki çizelgeye benzer bir çizelgeyi defterinize çizerek kaydediniz. 3. Beherglaslardan birindeki suyu karıştırıcı yardımıyla 2 dakika boyunca hızlı bir şekilde karıştırınız. Karıştırılan suyun sıcaklığını termometreyle ölçünüz. Ölçme sonuçlarını defterinizdeki çizelgeye yazınız. 4. Üçüncü adımdaki işlemleri sırasıyla 4 dk., 6 dk. ve 8 dk. boyunca karıştırarak tekrarlayınız. İlk sıcaklık (°C) 2. dakikanın sonundaki sıcaklık (°C) 4. dakikanın sonundaki sıcaklık (°C) 6. dakikanın sonundaki sıcaklık (°C) 8. dakikanın sonundaki sıcaklık (°C) Karıştırılan su Karıştırılmayan su Örnek çizelgedir. Sonuca Varalım Karıştırılan ve karıştırılmayan suyun sıcaklıkları arasında herhangi bir fark oluştu mu? Oluşmuşsa bunun sebebi nedir? Açıklayınız. İnsanoğlu, tarih boyunca hayatını sürdürebilmek için yaptığı uğraşlarda ısının etkisiyle karşılaşmıştır. Örneğin, ilk insanlar odun parçalarını birbirine sürterek ateşi keşfederken Kont Rumford (Kont Rumfort) 1798 yılında top mermilerini incelediği esnada metalin sürekli ısındığını gözlemlemiştir. Bu durum bilimsel olarak ‟Bir cisme kuvvet uygulandığında sürtünme nedeniyle yapılan iş, cismin sıcaklığını yükseltir.” şeklinde açıklanmıştır. Ancak ısının mekanik bir eş değeri olabileceği İngiliz Fizikçi James Prescott Joule (Ceyms 23 1. Ünite Preskot Jul) tarafından yapılan bir düzenekle ispatlanmıştır. Pervane kolu Sabit makara Termometre Kütle takımı Pervane Kalorimetre kabı Cetvel James Prescott Joule 1818-1889 Isının mekanik işle olan ilişkisini keşfetmiş, Enerjinin Korunumu Kanunu’na ve termodinamiğe katkıda bulunmuştur. Jet motoru 24 Joule, yukarıda da görülen deney düzeneğinde; su haznesindeki pervanenin kol ve kütle tarafından döndürülmesi ile yapılan işin, suyun sıcaklığında artışa neden olduğunu gördü. Bu durumu ‟Herhangi bir sistem üzerine belli bir iş yapılırsa sistemde bir sıcaklık artışı olur.” şeklinde genelledi. Buradan hareketle, iş ile ısı arasındaki ilişki; W = Q bağıntısıyla ifade edilmiştir. SI birim sisteminde 1cal = 4,185 J’dür. Joule’ün yaptığı deney, tahtaya çakılan çivinin sıcaklığının artması, ellerimizi birbirine sürttüğümüzde ellerimizin ısınması gibi durumların açıklanmasını sağlar. Aynı şekilde ‟Otomobiller ve Termodinamik” adlı metinde bahsedildiği gibi otomobil motorlarının silindirlerindeki yakıtın yanmasıyla oluşan ısının tekerlekleri hareket ettirmesi de bu durumla açıklanır. Joule, yaptığı deneyden hareketle ısı ile iş (mekanik enerji) arasındaki ilişkiyi daha detaylı incelemiş ve bu ilişki termodinamik adı verilen fizik dalı olarak adlandırılmıştır. Termodinamiğin uygulamalarını günlük hayatta görmemiz mümkündür. Uçak ve jet motorları, roketler, ütü, düdüklü tencere, buhar türbinleri, buzdolapları ve klimalar bunların başlıcalarıdır. Örneğin, nükleer enerji santrallerindeki buhar türbinlerinde türbine gelen buhardaki ısı, türbini hareket ettirerek mekanik enerji oluşmasını sağlar. On birinci sınıf fizik derslerinde termodinamiğin temel kavramlarından biri olan ısıyı, sıcaklık farkından dolayı alınıp verilen enerji miktarı olarak tanımlamış ve Q ile göstermiştik. Ayrıca hâl değiştirme durumları dışında alınan veya verilen ısının; Q = m c ΔT formülüyle hesaplandığını öğrenmiştik. Burada; Q : Alınan veya verilen ısıyı, m : Maddenin kütlesini, c : Maddenin özgül ısısını, ΔT : Sıcaklık farkını ifade eder. Madde ve Özelikleri Aşağıda bazı maddelerin özgül ısı değerleri verilmiştir. Kütlesi 5 kg olan çelik tencerenin sıcaklığını 100 K artırmak için verilmesi gereken ısı miktarı ne kadardır? (cçelik= 0,46 kJ/kgK) Maddenin Adı Özgül Isı (Cal/g C°) Su 1,00 Buz 0,50 Δt = 100 K cçelik= 0,46 kJ/kgK olarak verilmiştir. O hâlde verilmesi gereken Zeytinyağı 0,47 Naftalin 0,41 Hidrojen 0,41 Q = mçelikcçelikΔt formülüyle hesaplanır. Değerleri yerine yazarsak; Q = 5(0,46)100 Q = 230 kJ olarak bulunur. Oksijen 0,22 Bor 0,58 Magnezyum 0,26 Alüminyum 0,217 Krom 0,12 Manganez 0,115 Demir 0,115 Nikel 0,110 Bakır 0,1 Çözüm mçelik= 5 kg ısı; Kütlesi 1 kg olan havanın sıcaklığını 10 K artırmak için verilmesi gereken ısı miktarı ne kadardır? (chava= 0,7165 kJ/kgK) Çözüm mhava= 1 kg Δt = 10 K chava= 0,7165 kJ/kgK olarak verilmiştir. O hâlde verilmesi gereken ısı; Q = mhavachavaΔt formülüyle hesaplanır. Değerleri yerine yazarsak; Q = 1(0,7165)10 Q = 7,165 kJ olarak bulunur. Kütlesi 10 kg olan bir metal sandalyenin sıcaklığını 10 K’den 30 K’e yükseltebilmek için 50 kJ’lük ısı verildiğine göre bu metalin özgül ısısı kaç kJ/kgK ’dir? Çözüm mmetal= 10kg Çinko 0,095 Kripton 0,074 Baryum 0,045 Uranyum 0,026 Cıva 0,033 Kurşun 0,031 Gümüş 0,056 Bizmut 0,294 Cam/Kum 0,15 Hava (Sabit basınçta) 0,23 Su Buharı 0,48 Kobalt 0,107 *Fıshbane, Paul M., Gasiorowicz, Stephen. ve Thornton, Stephen T., 2006 kaynağından yararlanılarak düzenlenmiştir. Δt = (30-10)K = 20 K Q= 50 kJ olarak verilmiştir. Q = mmetalcmetal Δt formülünde, verilen değerleri yerine yazacak olursak; 50 = 10.cmetal.20 olur. Buradan metalin özgül ısısı; cmetal= 0,25 kJ/kgK olarak hesaplanır. 25 1. Ünite 10 gramlık suyun sıcaklığını 5°C’tan 20°C’a çıkarabilmek için gereken ısı miktarı ne kadardır? Çözüm Sıcaklık (°C) m = 10 g T1= 5°C = 5 + 273 = 278 K T2= 20°C = 20 + 273 = 293 K ΔT = T2 - T1= 293 - 278 = 15 K 20 csu= 4,18 J/gk Q = m c ∆t 5 Buradan; Q = m csuΔT ⇒ Q = 10.4,18.15 Isı (J) 0 Q = 627 J olur. Q Bir madde kendi sıcaklığına ve bulunduğu ortamdaki sıcaklığa göre ya ısı alır ya da ısı verir. Örneğin, bir odada masaya bırakılan sıcak içecek zamanla soğurken aynı odadaki masaya bırakılan soğuk içecek ısınır. Bir cisim farklı sıcaklıkta başka bir cisimle temas ederse yüksek sıcaklıktaki cisimden düşük sıcaklıktaki cisme ısı aktarılır. Isı aktarımı sıcaklıklar eşitleninceye kadar sürer. Bu eşitlik cisimlerin ısıl dengeye ulaştıklarını gösterir. Yandaki şekilde görüldüğü gibi 1 ve 2 numaralı cisimler ile 1 ve 3 numaralı cisimler kendi aralarında ısıl dengede olduğuna göre 2 ve 3 numaralı cisimler de ısıl 1 2 3 1 dengede olur. Bu durum ‟İki ayrı cismin üçüncü bir cisimle ısıl dengede olması durumunda kendi aralarında da ısıl T1=T2 T1=T3 dengededir.” şeklinde ifade edilen Termodinamiğin Sıfırıncı Yasası olarak bilinir. Bu yasaya göre aynı sıcaklıkta olan iki cisim birbirlerine temas etmese de ısıl 2 3 dengededir. Örneğin, dış ortamla yalıtımı çok iyi yapılmış otomobillerin iç kısmında bulunan bütün malzemeler aynı sıcaklıkta olduğundan birbirlerine temas etmeseler T2=T3 de ısıl dengededirler. Enerji alış verişi olmaz. (Isıl Denge) Cisimler ısıl dengeye ulaşmak için sıcaklık farkından dolayı aralarında enerji aktarımı yaparlar. Enerji aktarım yolları kullanılarak günlük hayattaki problemlerin çözümü için pek çok araç-gereç üretilmiştir. Örneğin, mutfak malzemeleri (tencere, tava vb.), güneş panelleri, klimalar, kombiler, radyatörler, kalorifer kazanları ile petek sistemleri bunlardan bazılarıdır. Güneş paneliyle çalışan trafik uyarı lambası Kalorifer kazanı 26 Kalorifer peteği Madde ve Özelikleri Günlük yaşamda kullandığımız pek çok teknolojik araç-gereç enerji aktarım yolları dikkate alınarak tasarlanmıştır. Bu araçların neler olduğuna dair araştırma yapınız. Araştırma sürecinde İnternetten, yazılı ve görsel medya gibi farklı ve güvenilir bilgi kaynaklarından yararlanmaya özen gösteriniz. Araştırma sonuçlarını Powerpoint sunusu hâline getirerek arkadaşlarınızla paylaşınız. Altıncı sınıf fen ve teknoloji dersleri ile on birinci sınıf fizik derslerinde enerjinin iletim, konveksiyon ve ışıma yoluyla aktarıldığını öğrenmiştiniz. Şimdi enerji aktarım yollarını detaylı olarak inceleyelim. 1. Isının İletim Yoluyla Aktarılması Herhangi bir demir parçasını bir ucundan tutup ateş üzerinde beklettiğinizde bir müddet sonra demir parçasının elinizle tutulamayacak kadar ısındığını hissedersiniz. Enerji, demir parçasının ateş üzerindeki ucundan elinize doğru taşınır. Bu olay enerjinin iletim yoluyla aktarımı olarak isimlendirilir. Enerjinin iletim yoluyla aktarılması için maddesel ortama ihtiyaç vardır. Yandaki şekilde görüldüğü gibi ateş, temas ettiği demir atomlarını ısıtır. Isınan atomlar bu sayede aldıkları enerjiyi, daha fazla titreşerek hızlıca komşu atomlara iletir. Komşu atomlar arasındaki mesafe katılarda sıvı ve gazlara göre daha az olduğundan katılar enerjiyi daha kolay iletir. Maddelerin yapısında bulunan serbest elektronlar enerji iletimine olumlu yönde etki yapar. Bu nedenle yapısında bol miktarda serbest elektron bulunduran metaller genellikle ısıyı daha kolay iletir. Buna en iyi örnek gümüştür. Bunun dışında sırasıyla bakır, alüminyum ve demir ısıyı iyi ileten metallere örnektir. Yapısında çok az sayıda serbest elektron bulunduran veya hiç bulundurmayan maddeler yalıtkan olarak adlandırılır. Yün, tahta, kâğıt, saman, strafor ve mantar yalıtkan maddelerin başında gelir. 27 1. Ünite Televizyonlarda veya bazı gösterilerde insanların kor hâlindeki kömürlerin üzerinde rahatlıkla yürüyebildiğini görmüşsünüzdür. Göstericilerin ateş üzerinde yürüyebilmeleri ısı iletimi düşük olan odun kömürünün kullanılmasıyla sağlanır. Eğer odun kömürü yerine ısı iletim kat sayısı büyük olan bir madde (örneğin taş kömürü) kullanılsaydı göstericinin ateş üzerinde yürümesi mümkün olmazdı. ‟Otomobiller ve Termodinamik” adlı metinde araçların içinin yalıtım amacıyla ısı iletimi düşük olan yün, plastik, keçe vb. malzemelerle kaplandığını motor ile termometre arasındaki bağlantı için ısı iletimi yüksek olan metaller kullanıldığını öğrenmiştik. Aynı şekilde günlük yaşamda karşımıza çıkan problemlerin çözümünde de bu teknoloji kullanılır. Örneğin, yemek pişirme esnasında ısınan tencere ve tavalara dokunulduğunda ele zarar vermemeleri için sapları ısı iletimi düşük olan malzemeler kullanılarak üretilir. 2. Isının Konveksiyon (Taşıma) Yoluyla Aktarılması Isının konveksiyon yoluyla aktarımını kavramak için aşağıdaki etkinliği yapalım. ARAÇ VE GEREÇLER . 500 mL’lik beherglas . Sacayağı . İspirto ocağı . El feneri . Su . Beyaz karton (50 cm x 50 cm) . Kibrit Nasıl Bir Yol İzleyelim? 1. Beş veya altı kişilik gruplar oluşturunuz ve aşağıdaki etkinlik basamaklarını dikkate alarak görev paylaşımı yapınız. 2. Beherglası, içinde az bir boşluk kalacak şekilde suyla doldurarak ispirto ocağının üzerine yerleştiriniz ve ispirto ocağını yakınız. 3. Sınıfınızın karanlık olmasını sağlayınız. Beyaz kartonu beherglasın arkasına yerleştirerek ön taraftan beherglası aydınlatınız. 4. Karton üzerinde oluşan gölgeyi gözlemleyiniz. Sonuca Varalım 1. Karton üzerinde gölge oluşmasının sebebi nedir? Tartışınız. 2. Gölge üzerinde meydana gelen hareketlenmenin ısıtılmakta olan su ile bağlantısı var mıdır? Varsa bu bağlantıyı açıklayınız. 28 Madde ve Özelikleri Enerjinin konveksiyon yoluyla aktarılması, ısınan madde moleküllerinin birbiriyle yer değiştirmesi sonucu enerjinin iletimi olayıdır. Isınan sıvıların ve gazların (akışkanlar) hacimleri genleşerek artarken özgül kütleleri azalır. Özgül kütlesi azalan akışkan, yukarı doğru hareket ederek enerjiyi beraberinde taşır. Bu yükselme, etrafındaki hava ile aynı özgül kütleye ulaşıncaya kadar devam eder. Bu durumu, ateş yaktığımızda dumanının ancak belirli seviyeye kadar yükselebilmesinde görürüz. Soğuk akışkanlar ise özgül 32 °C kütleleri büyük olduğundan aşağıya doğru hareket eder ve sıcak akışkanlarla yer değiştirir. Bu döngüde enerji, konveksiyon yoluyla yayılmış olur. Konveksiyonla enerji aktarımı, akışkanın aldığı enerjiyle özgül kütlesinin azalması sonucu hareket 15 °C etmesi ve enerjiyi başka yere taşımasıdır. Bu olay yandaki şekillerde de görüldüğü gibi gündüzleri sıcaklık farkından dolayı denizden karalara doğru olurken geceleri karalardan denizlere doğru gerçekleşir. Gündüz yakılan ateşin dumanı karaya doğru hareket ederken gece yakılan ateşin dumanı denize doğru hareket eder. Atmosferdeki hava olayları bu yolla gerçekleşmektedir. İletim yoluyla enerji aktarımında olduğu gibi konveksiyon yoluyla enerji aktarımında da maddesel ortama ihtiyaç vardır. Isının konveksiyon yoluyla aktarılması ev ve arabalardaki kalorifer sistemleri ile seyahat balonlarında görülmektedir. Su ısıtıcılarındaki rezistansların dip kısımlara yerleştirmesinde de bu özellik dikkate alınmıştır. Isınan su molekülleri aşağıdan yukarıya hareket ederek enerjisini aktarırken yukarıdaki soğuk moleküller de aşağıya doğru hareket eder. Böylece su, büyük oranda konveksiyon 27 °C 19 °C 29 1. Ünite yolu ile ısıtılmış olur. Benzer şekilde, otomobillerin iç kısımlarının ısıtılması konveksiyon yolu ile olur. Ayrıca büyük okyanus dalgaları ile atmosferde rüzgâr oluşumu da bu duruma örnektir. Isının konveksiyon yoluyla iletiminden faydalanılarak güneş enerjisi baca santralleri kurulmuştur. Geleceğin temiz enerji üretim kaynakları olarak gösterilen bu santraller, ilk olarak 1982 yılında Alman Mühendis Jörg Schlaich (Yörg Şilayn) önderliğinde İspanya’nın başkenti Madrid’e yakın bir alana inşa edilmiştir. Manzanares Bacası adı verilen bu bacanın çapı 10 m olup yüksekliği 200m’dir. Bu bacada enerji üretme, ısının konveksiyonla aktarılması prensibine dayanır. Sıcak bölgede ısınan hava, bacadan yukarı doğru yükselirken bacanın ağzındaki türbinleri döndürür. Dönen türbinler yaklaşık 50 kW gücünde elektrik üretir. Diğer enerji kaynakları gibi atık madde derdi olmayan bu bacalar, Güneş’ten gelen enerjiyi elektrik enerjisine dönüştürerek kendi enerjisini kendi ürettiğinden gelecek için önemli enerji üretim yöntemlerinden biri olacaktır. GÜNEŞ OCAĞI İsveçli doğa bilimcisi Horace de Saussure (Horıs de Sasır) tarafından 1767 yılında yapılan güneş ocakları, güneş enerjisiyle çalışan ve pişirme amaçlı kullanılan sistemlerdir. Güneş’ten gelen ısı, iç yüzeyi cilalanarak parlatılmış paraboloid çanak sayesinde çanağın odağında yoğunlaştırılır. Yoğunlaşan ısı ile çanak odağına konan tencerede pişirme işlemi gerçekleştirilir. Özellikle Güneş’in parlak olduğu günlerde tencerenin altındaki ısı 130-140 °Cʼlara ulaşabilir. Güneş ocaklarından kış aylarında da yararlanılır. Ayrıca, yangın çıkarma riski olmadığından bu ocaklar rüzgârlı havalarda rahatça kullanılabilmekte, mutfak veya LPG tüpleri gibi çevredeki oksijeni tüketmemektedir. Bu kitap için hazırlanmıştır. 30 Madde ve Özelikleri 3. Isının Işıma Yoluyla Aktarılması Isı aktarımı, iletim ve konveksiyon dışında ışıma yoluyla da olur. Ancak ışıma yoluyla ısı aktarımı farklı özelliklere sahiptir. Bu özelliklerin farkına varmak ve güneş ocaklarının çalışmasını sağlayan güneş enerjisinin ışıma yoluyla aktarımını kavramak için aşağıdaki etkinliği yapalım. Bu etkinliği güneşli bir günde yapınız. ARAÇ VE GEREÇLER . İki adet 50 mL’lik de. . . . receli silindir İki adet termometre İspirto Kibrit Mum Nasıl Bir Yol İzleyelim? 1. Beş veya altı kişilik gruplar oluşturunuz ve aşağıdaki etkinlik basamaklarını dikkate alarak görev paylaşımı yapınız. 2. Dereceli silindirlerden birinin dış yüzeyinin mum alevinden yararlanarak isle kaplanmasını sağlayınız. 3. Her iki dereceli silindiri seviyeleri eşit olacak şekilde ispirto ile doldurunuz. 4. Aşağıdaki çizelgeye benzer bir çizelgeyi defterinize çiziniz ve silindirlerde bulunan ispirtoların ilk seviyelerini ve ilk sıcaklıklarını ölçerek bu çizelgeye kaydediniz. Daha sonra her iki dereceli silindiri güneş alan bir ortama bırakınız ve t = 5, 10, 15, 20 dakika için ölçümlerinizi tekrarlayınız. t=0 İlk Hacim (mL) İlk Sıcaklık (°C) t = 5 dk. Hacim (mL) Sıcaklık (°C) t = 10 dk. Hacim (mL) Sıcaklık (°C) t = 15 dk. Hacim (mL) Sıcaklık (°C) t = 20 dk. Hacim (mL) Sıcaklık (°C) 1. Silindir 2. Silindir Örnek çizelgedir. Sonuca Varalım 1. Dereceli silindirlerin içerisindeki ispirtoların seviyelerinde bir değişim gözlemlediniz mi? Gözlemlemişseniz hangi silindirde bu değişim daha fazladır? Açıklayınız. 2. Dereceli silindirlerde bir sıcaklık artışı gözlemlediniz mi? Gözlemlemişseniz bu artış için gerekli olan enerji nereden ve nasıl karşılandı? Açıklayınız. 3. Dereceli silindirlerin içerisindeki ispirtoların sıcaklıkları arasında zamanla bir fark oluştu mu? Eğer oluşmuşsa hangi silindirde sıcaklık daha yüksektir? Açıklayınız. 31 1. Ünite On birinci sınıf fizik derslerinde de öğrendiğiniz gibi Güneş’ten gelen enerji uzaydan ve atmosferden geçerek yeryüzüne ulaşır. Ancak atmosfer ısıyı iyi iletmediğinden enerji atmosferden iletim yoluyla geçemez ve yeryüzüne ulaşamaz. Çünkü enerji konveksiyon yoluyla aktarılırken ısınan hava ya da sıvılar genleşerek yukarı doğru hareket eder ve enerji aşağıdan yukarıya doğru taşınır. Güneş’ten gelen ışınlar ilk olarak atmosferin üst katmanları ile karşılaştığı için atmosferin üst kısımlarının sıcak, yeryüzüne yakın kısımlarının ise soğuk olması gerekir. Oysa Dünya yeryüzünden atmosfere doğru da ısınır. Dolayısıyla Güneş’ten gelen bu enerji Dünya’mıza farklı bir yolla gelmek zorundadır. Bu durum fizikte enerjinin ışıma yoluyla aktarılması (radyasyon) olarak adlandırılır. Enerjinin, iletim ve konveksiyonla aktarımlarından farklı olarak ışıma yoluyla aktarımı için maddesel bir ortama ihtiyaç yoktur. Isının ışıma yoluyla aktarımı boşlukta ışık hızıyla hareket eden elektromanyetik dalgalar ile gerçekleşir. On birinci sınıf fizik derslerinde de öğrendiğiniz gibi radyo dalgaları, görünür ışık, X-ışınları, kızıl ötesi ışınlar, mor ötesi ışınlar ve gama ışınları elektromanyetik dalgalara örnektir. Bunlar dalga boylarına göre sıralandığında görünür bölgede en büyük dalga boyuna sahip ışığın rengi kırmızı en küçük dalga boyuna sahip ışığın rengi mordur. Kızıl ötesi ışınların şömineden ortama yayılması On birinci sınıf fizik derslerinde öğrendiğiniz gibi sıcaklık değeri mutlak sıfırın üzerindeki tüm maddeler, elektromanyetik dalga yayınlar. Maddelerin sıcaklıkları ne kadar yüksekse yayınladıkları bu dalgaların enerjileri de o kadar yüksek olur. Güneş’in sıcaklığı Dünya’nın sıcaklık ortalamasına göre çok yüksek olduğu için Güneş, elektromanyetik spektrumun görünür bölgesine denk düşen elektromanyetik dalgalar yayınlar. Fakat Dünya’mızın sıcaklığı Güneş’e oranla çok az olduğundan Dünya’nın yayınladığı elektromanyetik dalgalar kızıl ötesi bölgeye denk düşmektedir. Bu duruma en güzel örnek yanardağlardan fışkıran lavlardır. Sıcaklığı 32 Madde ve Özelikleri 5.000 °C civarında olan lav, sarı görünürken sıcaklığı 12.000 °C civarında olan lav beyaza yakın görünür. Maddelerin ışıma yaparak enerji yaydığını ve bu nedenle sıcaklıklarının sürekli azalması gerektiğini biliyoruz. Ancak maddeler ışıma yapmalarının yanı sıra enerji de soğururlar. Enerjiyi iyi yayıcı maddeler, aynı zamanda iyi birer soğurucudurlar. Siyah renkli maddeler iyi soğuruculara örnek verilebilir. Beyaz renkli maddeler ise kötü soğurucudurlar. Bu nedenle iç kısmı beyaz renkli bardağa konan sıcak su, siyah renkli bardağa konan sıcak sudan daha geç soğur. Bir madde ışıma yaparken aynı zamanda soğurma da yapıyorsa bu maddenin sıcaklık değişimi, ışıma ve soğurma dengesine bağlıdır. Madde, soğurduğu enerjiden daha fazlasını yayınlıyorsa sıcaklığı azalır, bunun tam tersi durumda ise sıcaklığı artar. Dünya, geceleri soğurduğu enerjiden daha fazlasını yaydığı için hava soğumaktadır. Havanın soğuduğu ve uygun şartların oluştuğu bölgelerde (havanın neme doyduğu %75’lik sınır seviyesinden sonra) havadaki su buharı 0 °C altındaki sıcaklıklarda gaz hâlinden sıvı hâle geçmeden buza dönüşür. Kırağı olarak adlandırılan bu durum kışın ağaç veya bitki yapraklarında çok sık gözlenir. İyi soğurucu olmadıkları ve iyi ışıma yapamadıkları için toprak ve asfaltlarda kırağı oluşmaz. Dünya’nın ısınması da benzer durumla açıklanmaktadır. Güneş’ten gelen yüksek frekanslı ışınlar atmosferden geçerek yeryüzüne ulaşır. Yeryüzü bu ışınları soğurur ve ısınır. Bu sırada Dünya da aynı şekilde ışıma yapar. Atmosfer, yüksek enerjili ışımalara geçirgen davranırken düşük enerjili ışımalara dalga boyları büyük olduğundan opak madde gibi davranır ve bu ışımanın bir kısmının atmosferi terk etmesine izin vermez. Atmosferi terk edemeyen bu ışınlar nedeniyle Dünya gereğinden fazla ısınmaktadır. Bu durum sera etkisi olarak adlandırılır. Güneş enerjisiyle çalışan su ısıtma sistemleri sera etkisine Atmosfer Güneş’ten gelen benzetilebilir. Bu sistemlerde atmosfer ışınları soğurarak tümünün görevini kullanılan camlar görür. Dünya’ya ulaşmasını engeller. Yüksek enerjili (düşük dalga boylu) Dünya’ya ışık karşısında saydam olan cam, Atmosferdeki gelen düşük enerjili (yüksek dalga boylu) ışık bazı gazlar ışınların karşısında opak madde gibi davranır Dünya’dan gelen bir kısmı ışınların uzaya ve enerjinin içeride hapsedilmesini yansıyarak yayılmasını sağlar. geri döner. engeller. Işıma yoluyla yayılan enerji, herhangi bir maddeyle karşılaştığında Dünya ışıma maddenin özelliklerine bağlı olarak yapar. soğurulur ya da yansıtılır. İyi soğurucu olarak tanımladığımız 33 1. Ünite maddeler, üzerlerine gelen ışımanın çoğunu soğururken çok azını yansıtırlar. Eğer bir madde, üzerine gelen tüm ışımayı soğuruyor ya da geçirmiyorsa siyah renkte görünür. Yandaki fotoğrafta da görüldüğü gibi güneşli bir günde uzaktaki bir tünele baktığınızda tünelin girişinin siyah göründüğünü fark edeceksiniz. Bunun nedeni girişe gelen ışımanın herhangi bir yerden yansımayıp tünelin içerisine girmesi ve tünelin iç kısmındaki birkaç yansımadan sonra soğurulmasıdır. Elektromanyetik ışımayı iyi yansıtan maddeler kötü birer soğurucudurlar. İyi yansıtıcı maddelere örnek olan temiz kar bu özelliğinden dolayı hızlı bir şekilde erimez. Çok miktarda kar bulunan bölgelerde baharın gelişiyle birlikte çok sık su baskınlarına rastlanır. Bu baskınların en büyük nedeni iyi bir yansıtıcı olan beyaz renkli temiz karın, hava sıcaklığındaki artışa bağlı olarak hızlıca erimesidir. Erime hızını azaltmak için kış mevsiminin sonuna doğru uçaklarla yüksek bölgelerdeki karların üzerine kurum serpilir. Kirlenen kar rengi koyu olduğu için artık iyi bir soğurucu olur ve düşük hava sıcaklıklarında yavaş yavaş erimeye başlar. Işıma yoluyla yayılan enerjiyi iyi yansıtan yüzeyler ısı yalıtımlarında kullanılır. Günlük yaşantıda kullandığımız termoslar, arabalardaki parlak güneşlikler ve gözlük camları yansıtıcı yüzeylerinden dolayı ısı alış verişini engeller. Benzer şekilde ‟Güneş Ocağı” adlı metinde belirtilen güneş ocaklarının yüzeyleri de enerjiyi iyi yansıtan yüzeylerdir. Bu sayede üzerlerine düşen ışığı yansıtarak odakta toplar ve tencerenin ısınmasını sağlar. Ekvator bölgesinden Kuzey Kutbu’na kadar olan yerlerde (Moskova, Kiev, Ankara, Kahire, Nairobi vb.) yaşayan insanların kılık kıyafetleri ile bu bölgelerdeki yapı tasarımları birbirinden farklıdır. Bu farklılıkların nedenlerini ve ışıma yoluyla enerji iletimi arasındaki bağlantısını araştırınız. Araştırma sürecinde İnternetten (edu, gov, org), yazılı ve görsel medya gibi farklı ve güvenilir bilgi kaynaklarından yararlanmaya özen gösteriniz. Araştırma sonucunda elde ettiğiniz verileri sentezleyerek bir rapor yazınız. Raporu konuyla ilgili görsel materyallerle destekleyerek bir Powerpoint sunusu hâline getiriniz ve arkadaşlarınızla paylaşınız. Bu çalışmayla ilgili öz değerlendirmem Bu çalışmayı yaparken karşılaştığım problemler :................. ....................................................................................................... Bu çalışmayı yaparken öğrendiğim yeni bilgiler :................... ....................................................................................................... Böyle bir çalışmayı tekrar yapacak olsaydım dikkat edeceğim hususlar :....................................................................................... ....................................................................................................... . . . 34 Madde ve Özelikleri Aşağıda verilen çizelgenin benzerini defterinize çiziniz ve şimdiye kadar öğrendiklerinizden hareketle içini doldurunuz. Özellikler Diğer İletim Yollarından Farkı Teknolojide Kullanımı Yayılma yolu İletim Konveksiyon Işıma Örnek çizelgedir. Isı iletiminin hangi yollarla gerçekleştiğini, otomobil teknolojisinde kullanılan klimaların, soğutma sistemlerinin ve yalıtım araçlarının ısının iletim yolları dikkate alınarak tasarlandığını öğrendiniz. Tasarlanan bu malzemeler yapısal özelliklerine göre farklı enerji aktarım hızlarına sahiptir. Acaba bu malzemelerin her birinde ısı aktarım hızını belirleyen faktörler nelerdir? Aynı ortamda uzun süre kalmış, sıcaklıkları aynı olan tahta ve demire dokunduğumuzda demir, tahtaya oranla daha soğuk algılanır. Bunun sebebi demir ve tahtanın ısı iletim hızları arasındaki farklılıktır. Vücut sıcaklığımız ortam sıcaklığına bağlı olmaksızın 37 °C civarındadır ve 22 °C değerindeki oda sıcaklığına göre yüksektir. Enerji aktarımı, yüksek sıcaklıktan düşük sıcaklığa doğru olduğundan oda sıcaklığındaki demire dokunduğumuzda bu aktarım vücudumuzdan demire doğru olacaktır. Aynı durum tahta için de geçerlidir. Ancak vücudumuzdan demire enerji geçişi tahtaya oranla daha hızlı olacağından biz demiri daha soğuk algılarız. Bu durum ısıl denge sağlanana kadar devam eder. Δx kalınlığındaki bir cismin sıcak yüzeyinden soğuk yüzeyine ΔQ kadar enerjinin iletim yoluyla Δt süresinde geçiş A yaptığını düşünelim. Bu cismin ısı alış veriş (aktarım) hızı; ΔQ k A ΔT şeklinde ifade edilir. =Δt Δx Burada; ΔQ : Isı alış veriş hızını (J/s), Δt k : Isı iletim kat sayısını (W/mK), A : Dik kesit alanını (m2), Δx : Kalınlığı (m), ΔT : Sıcaklık farkını (K), ΔT : Birim uzaklığa göre sıcaklık değişimini ifade eder (K/m). Δx Buradan; Tdış Tiç Δx ΔT = Tiç – Tdış hesaplanır. 35 1. Ünite Isı akışı, yüksek sıcaklıktan düşük sıcaklığa doğru olduğu için ısı alış veriş hızı negatif olur. Bağıntıdaki eksi işareti, ısı iletim kat sayısını artı yapmak için kullanılmaktadır. Bazı maddelerin ısı iletim kat sayıları aşağıdaki tabloda verilmiştir. Madde Gümüş 406,0 Bakır 385,0 Alüminyum 205,0 Pirinç 109,0 Çelik 50,2 Kurşun 34,7 Cıva 8,3 Çimento harcı 1,60 Buz 1,6 Beton 0,8 Cam 0,8 Alçı harcı, kireçli alçı harcı 0,7 Kırmızı tuğla 0,6 Yalnız alçı kullanılarak yapılmış sıva 0,51 Standartında düşey delikli taşıyıcı tuğlalar (1200 Kg / m3) 0,5 Yatay delikli tuğlalar (600 Kg / m3) 0,33 W sınıfı düşey delikli geçmeli tuğla (700 Kg / m3) 0,21 Yalıtımlı tuğla 0,15 Perlitli sıva (400 Kg / m ) 3 Tahta 0,14 0,12 - 0,04 Cam köpüğü levhası 0,06 Mantar 0,04 Keçe 0,04 Fiberglas 0,04 Yün 0,04 Polistren sert köpük levhaları (PS) 0,04 Hava 0,024 Suni köpük 0,01 *Fizik 12 Öğretim Programı’ndan alınmıştır. 36 Isı İletim Kat Sayısı, k (Wm-1 K-1) Madde ve Özelikleri 10 cm kalınlığındaki fiberglas levhanın iç yüzeyinin sıcaklığı 27 οC, dış yüzeyinin sıcaklığı 22 οC’tur. Levhanın 50 cm x 50 cm’lik parçasından birim zamanda geçen ısı ne kadardır? (kfiberglas= 0,04 Wm-1 K-1) Çözüm Δx = 10cm Δx = 0,1 m Tiç= 27 οC Tiç= 27 + 273 ⇒Tiç= 300 K Tdış= 22 οC Tdış= 22 + 273 ⇒ Tdış= 295 K ΔT = Tiç-Tdış ⇒ ΔT = 300 - 295 ⇒ ΔT = 5 K A = 50 cm.50 cm ⇒ A = 0,5 m.0,5 m ⇒ A = 0,25 m2 kfiberglas= 0,04 Wm-1 K-1 Buradan; (0,04)(0,25)5 ΔQ k A ΔT = Qiletim = = + ise; Δt Δx 0,1 Qiletim = 0,5 W bulunur. 4 cm kalınlığında bakır levhanın iç yüzeyinin sıcaklığı 48 οC, dış yüzeyinin sıcaklığı 45 οC’tur. Levhanın 80x80 cm’lik parçasından birim zamanda geçen ısı ne kadardır (kbakır= 372 Wm-1 K-1)? Çözüm Δx = 4 cm Δx = 0,04 m Tiç= 48 οC Tiç= 48 + 273 ⇒ Tiç = 321 K Tdış= 45 οC Tdış= 45 + 273 ⇒ Tdış = 318 K ΔT = Tiç- Tdış⇒ ΔT = 321 - 318 ⇒ ΔT = 3 K A = 80 cm.80 cm ⇒ A = 0,8 m.0,8 m ⇒ A = 0,64 m2 kbakır= 372 Wm-1 K-1 Buradan ısı alış veriş hızı; ΔQ k A ΔT (372)(0,64)3 Qiletim= Δt = - Δx = 0,04 ise; Qiletim= 17856 W ⇒ Qiletim = 17,856 kW bulunur. 37 1. Ünite 2 cm kalınlığındaki cam levhanın ο iç yüzey sıcaklığı 31 C, dış yüzey ο sıcaklığı 28 C’tur. 60 cm x 60 cm’lik parçasından birim zamanda geçen ısı ne kadardır? Çözüm Δx = 2 cm = 0,02 m ο Tiç= 31 C = 31 + 273 = 304 K ο ο 31 C 28 C Qiletim 2 cm ο Tdış= 28 C = 28 + 273 = 301 K ΔT = Tiç- Tdış= 321 - 318 = 3 K 2 A = 60 cm.60 cm = 0,6 m.0,6 m = 0,36 m kcam= 0,8 Wm-1 K-1 olarak verilmiştir. Buradan; Qiletim= ΔQ k A ΔT (0,8)(0,36)3 = = Δt Δx 0,02 ise; Qiletim= 43,2 W bulunur. Günlük yaşantıda kullandığımız pek çok araç, fizik bilimindeki geliş­meler sayesinde üretilmektedir. Bu araçlar fizik alanındaki sına­malar, sorgulamalar ve incelemeler sonucunda geliştirilmektedir. Örneğin, inşaat sektöründe ısı yalıtımı için ısı iletim kat sayı-1 sı k=0,6 Wm-1K olan kırmızı tuğlaların yerine ısı iletim kat sayısı daha küçük olan (k=0,01 Wm-1K-1) suni köpük kullanılmaya başlanmıştır. Aynı şekilde bilim ve teknolojideki gelişmeler neticesinde inşaat sektörü için büyük problem olan çatı yalıtımında kullanılmak üzere ısı iletim kat sayısı k=0,04 Wm-1K-1 olan ve çatı şiltesi olarak adlandırılan malzeme üretilmiştir. 38 Madde ve Özelikleri Teknolojik gelişmelerin cam sanayisine yansıması, ise ısı yalıtımlı camların üretilmesidir. Bu camlarda ısı yalıtımı iki cam arasına ısı iletim kat sayısı k = 0,024 Wm-1K-1 olan hava bırakılarak sağlanmıştır. Fizik ve teknolojideki gelişmeler toplumlar arası rekabeti beraberinde getirmiştir. Bu durum özellikle otomotiv sektöründe karşımıza çıkmaktadır. Birçok ülke ısı iletim kat sayısını dikkate alarak insanlar için en konforlu araçların üretiminde birbirleriyle yarışmaktadırlar. Bu sayede insanlar her geçen gün konfor ve güvenlik bakımından daha iyi araçlara kavuşmaktadır. ‟Otomobiller ve Termodinamik” adlı metinde de görüldüğü gibi güvenlik için termometreler ve motor arasında motorun sıcaklık değişiminin sürücüye en hızlı şekilde iletilmesi amacıyla ısı iletim kat sayısı yüksek olan malzemeler kullanılmıştır. Ayrıca vücudun ısı kaybını en aza indirmek ve otomobil koltuklarının daha konforlu olmalarını sağlamak amacıyla koltuklar ısı iletim kat sayısı düşük malzemelerle kaplanmıştır. Verilen örneklerden de anlaşılacağı gibi fizik bilimindeki gelişmeler birçok meslek dalına katkı sağlamakta ve bu sayede toplumların yaşam standartlarını yükseltmektedir. Günlük yaşamda kullandığımız pek çok malzeme ısı iletim hızı dikkate alınarak üretilmiştir. Çevrenizde bu malzemelerin kullanımı ile çözülebilecek bir problem durumu tespit ediniz. Tespit ettiğiniz problem durumuyla ilgili hipotezler oluşturarak çözüm önerileri geliştiriniz. Bu süreçte öğretmeninizden problem durumunuz ve hipotezlerin kurulumu ile ilgili geri bildirim alarak çalışmanızı tamamlayınız. 39 1. Ünite su döngüsü Dünya’nın 3/4’ü suyla kaplıdır. Bu suyun büyük kısmı okyanus ve denizlerde mevcuttur. Güneş’ten Dünya’ya ulaşan ışınlar sayesinde okyanusların, denizlerin, nehirlerin ve göllerin bünyelerindeki su moleküllerini bir arada tutan bağlar çözülür. Böylece su buharlaşır. Bu esnada buharlaşmanın olduğu ortam serinler. Buharlaşan suyun özgül kütlesi havanın özgül kütlesinden az olduğundan su buharı atmosferde yükselir. Bitki ve diğer canlıların terleme sonucu buharlaştırdığı su taneciklerinin bir kısmı bazen ağaç ve yapraklar üzerinde su damlacıkları oluşturur. Bu damlacıklar bazı durumlarda kırağı oluştururlar. Kırağı sabah saatlerinde gerçekleşir. Terleme sonucu buharlaşan su taneciklerinin bir kısmı ise yükseklerde birleşerek yoğuşur ve bulutları oluşturur. Eğer yoğuşma yeryüzüne yakın yerlerde olursa bulut, sis olarak adlandırılır. Atmosfer hareketiyle başka bölgelere taşınan su buharı soğuk hava tabakasıyla karşılaştığı zaman yoğuşur, yağmura dönüşerek denizlere, okyanuslara, göllere, nehirlere ya da toprak tarafından emilerek yer altı sularına karışır. Kar ve dolu da eriyerek bu döngüye dahil olur. Kar ve dolunun erimesinde birden fazla faktörün etkisi vardır. Bu faktörlerden ilki yabancı maddelerdir. Kar veya dolu, farklı maddelerle karışarak erimeye başlar. Bir diğer etki ise dış basınçtır. Basıncın yüksek olduğu yerlerde kar ve dolu kendiliğinden erimeye başlar. Bu durumun sebebi kar molekülleri arasındaki bağların dış basınç etkisiyle zayıflamasıdır. Dış basınç etkisinin az olduğu yerlerde kar veya dolu erimeden uzun süre kalabilmektedir. Bu duruma yüksek tepelerde yaz aylarında bile karların erimeden kalması örnek olarak verilebilir. Erimede etkili olan son faktör ise sıcaklık artışıdır. Basınçta olduğu gibi sıcaklık artışı da moleküller arasındaki bağları zayıflatır ve erimeyi başlatır. Eriyen kar ve dolu nehirler ve yer altı sularına karışarak önce denizlere, oradan da okyanuslara ulaşır. Bu olay su döngüsü (çevrimi) olarak adlandırılır. Su, bu döngü içerisinde hareket ederken uygun şartların oluştuğu ortamlarda katı, sıvı ve gaz hâlde bulunabilir. Bu durumu Everest Dağı’na tırmanan dağcıların görme olasılığı yüksektir. Aynı zamanda döngü içerisinde su, buhar hâlindeyken hissedilen sıcaklığı da etkilemektedir. Havadaki su buharı (nem) miktarı arttıkça hissedilen sıcaklık ile gerçek sıcaklık arasındaki fark da artar. Bu kitap için düzenlenmiştir. 40 Madde ve Özelikleri Yağmur sularıyla ıslanan yollar yazın çok kısa sürede kurur. Aynı şekilde içerisinde su bulunan bir kabı açık bıraktığınızda bir müddet sonra su azalır veya tamamen yok olur. Bu iki olayda suyu azaltan etki acaba hangi fiziksel bilgilerle açıklanabilir? Sıvı molekülleri sürekli hareket hâlinde olduklarından birbiriyle çarpışırlar. Bu çarpışmalarda bazı moleküller enerji kazanarak hızlarını artırırken bazıları enerji kaybederek daha yavaş hareket eder. Sıvı yüzeyine yakın olup hızlı hareket eden moleküller eğer yeterli enerjiye sahipse sıvı yüzeyinden kurtularak havaya karışır. Bu olay buharlaşma olarak adlandırılır. Dokuzuncu sınıf fizik derslerinde sıcaklığı, maddeyi oluşturan moleküllerin ortalama kinetik enerjisinin ölçüsü olarak tanımlamıştınız. Hızlı moleküllerin sıvı yüzeyinden ayrılıp yavaş moleküllerin sıvıda kalması sebebiyle oluşan buharlaşma esnasında sıvı moleküllerinin ortalama kinetik enerjileri, yani sıvının sıcaklığı azalır. Buharlaşmanın çok sık gerçekleştiği zamanlarda havanın serinlemesinin nedeni budur. Buharlaşmanın serinletici etkisine günlük yaşantımızda birçok yerde rastlarız. Spor yapan insanların vücut sıcaklıkları sürekli artmaktadır. Vücut, sıcaklık dengesini sağlayabilmek için sürekli terler ve buharlaşan ter sayesinde vücut sıcaklığı dengelenir. Vücutları yeterince terleme yapamayan canlılar ise bu ihtiyaçlarını farklı şekillerde karşılar. Aşağıdaki resimde de görüldüğü gibi köpekler dillerini dışarıya çıkararak ağız sıvılarını buharlaştırır ve bu sayede sıcaklık dengelerini sağlar. Mandalar ise çamura yatarak vücutlarını ıslatır ve buharlaşma sayesinde serinler. Benzer şekilde elimize kolonya döktüğümüzde serinlik hissetmemizin nedeni kolonyanın içerisinde bulunan alkolün ısıyı alarak buharlaşmasıdır. Ayrıca yazın sudan çıkan bir insanın üşümesi de vücudunda kalan suyun buharlaşması sonucu vücudu terkeden ısı ile açıklanır. Duştan çıkan bir insanın üzerindeki suyu hızlıca kurulamasının nedeni buharlaşmayı azaltarak üşümeyi engellemektir. Belediyelerin yazları sokakları ıslatma amacı, suyun buharlaşarak ortamdaki ısıyı almasını sağlamak ve bunun sonucunda çevreyi serinletmektir. Ayrıca ateşi çıkan çocukların vücuduna ıslak bez konmasının nedeni de ıslak bezin buharlaşmasıyla vücut sıcaklığının düşmesini sağlamaktır. Hava akımındaki artış, basıncı düşürdüğünden buharlaşmayı artırır. Bu yüzden ıslak çamaşırlar rüzgârlı havalarda daha kolay kurur. 41 1. Ünite Bu ünitede, hâl değişimi esnasında ortama enerji verilmesi veya ortamdan enerji alınmasına yönelik çeşitli örnekler gördünüz. Aşağıdaki açıklamalar doğrultusunda sizlerden bir araştırma yapmanız ve bu örnekleri çoğaltmanız istenmektedir. Çevrenizde hâl değişimi ile ilgili bir araştırma yapınız. Örnekleriniz günlük yaşam - teknoloji ile ilgili olmalıdır. Bulduğunuz örnekleri gerekçeleri ile birlikte açıklayınız. Gerekçeleri açıklarken ‟hâl değişimi” ile ilgili kaynaklardan (makaleler, bilimsel süreli yayınlar, İnternet, kütüphane gibi) bilimsel yazılar bulmaya çalışınız. Bulduğunuz �������������������������������������������������������������� örnekleri, çeşitli görseller ve metin ile destekleyerek bir sunu hâline getiriniz ve sınıfa sununuz. . . . . Bu çalışmayla ilgili öz değerlendirmem . Bu çalışmayı yaparken karşılaştığım problemler :.................. ....................................................................................................... Bu çalışmayı yaparken öğrendiğim yeni bilgiler :................... ....................................................................................................... Böyle bir çalışmayı tekrar yapacak olsaydım dikkat edeceğim hususlar :........................................................................................ ....................................................................................................... . . Yeterli enerjiye sahip olup su yüzeyinden ayrılan su molekülleri havaya karıştıktan sonra havanın özgül kütlesini azalttığı için yükselir. Bu sırada buharlaşmanın tersi olan yoğuşma başlar. Yoğuşma, buharlaşmanın aksine ısınma sürecidir. Çünkü bu süreçte ortama enerji aktarılır. Bu durum, duş alınan bir ortamda yoğuşma sonucu oluşan su buharının etrafı ısıtmasında görülür. Suyun her sıcaklıkta buharlaştığı dikkate alındığında yüksek sıcaklıklarda gerçekleşen buharlaşma sonucu oluşan yoğuşma, ortamı daha fazla ısıtır. Örneğin; 100 °C’taki 1 g su buharının yoğuşma esnasında etrafa verdiği ısı, 10 °C’taki su buharının yoğuşma esnasında verdiği ısıdan daha fazladır. Bu nedenle sıcak su buharı cildimize zarar verirken soğuk su buharı zarar vermez. Hava sıcaklığı buharlaşma ve yoğuşma Hızlı hareket eden su molekülleri dengesine bağlı olarak değişir. Eğer buharlaşma çarpıştıktan sonra birleşemezler. yoğuşmadan fazlaysa hava soğur, az ise hava ısınır. Sıcak havalarda hızlı şekilde hareket eden su buharı molekülleri havada birbirleriyle çarpışır. Bu çarpışmalar sonunda, enerjileri yüksek olduğundan birlikte hareket edemezler. Yavaş hareket eden su molekülleri Hava sıcaklığının düşük olduğu durumlarda çarpıştıktan sonra birleşerek hareket ederler. 42 Madde ve Özelikleri ise yavaş hareket ettiklerinden çarpışmalardan sonra yapışarak birlikte hareket ederler. Bu durumda birleşen bulut moleküller ağırlaşarak ‟Su Döngüsü” adlı metinde de belirtildiği gibi bulutları oluşturur. Bulutlar yeryüzüne çok yakınsa sis olarak adlandırılır. Sis ile bulut arasındaki fark yeryüzüne olan uzaklıklarıdır. Bulutlarda bulunan su buharları yeterli derecede yoğuşursa hava sıcaklığına sis göre yağmur, kar veya dolu olarak yeryüzüne düşer. Buharlaşmayı, yeterli enerjiye sahip moleküllerin sıvı yüzeyinden ayrılması olarak tanımlamıştık. Sıvı içerisinde de buharlaşma için yeterli enerjiye sahip moleküller olabilir. Moleküller yandaki şekilde de görüldüğü Hava baloncuğu gibi dışarıdan aldıkları enerji sonucu oluşturdukları buhar basıncıyla sıvı yüzeyine çıkmaya çalışan hava baloncukları meydana getirir. Bu baloncuklar sıvı buhar basıncının, sıvının yüzeyine etki eden dış basınca eşit olduğu durumda Atmosfer ve ortaya çıkar. Bu durum kaynama olarak adlandırılır. suyun basınç kuvvetlerinin Kaynama, buharlaşmanın en hızlı hâlidir. Bir sıvının kaynaması birleşimi için sıvının iç basıncının dış basıncına eşit olması gerekir. Bu durum iki farklı şekilde sağlanabilir. Bunlardan ilki sıvının, iç basıncının dış basınca eşit oluncaya kadar ısıtılmasıdır. İkincisi ise basınç Sıvı buhar basıncı kuvveti faktörüdür. Çünkü kaynama sadece sıcaklığa değil, basınca da bağlıdır. Bu durumu aşağıdaki etkinlikle irdeleyelim. ARAÇ VE GEREÇLER . 250 mL’lik beherglas . Su . Su ısıtıcı . Pistonlu hava . boşaltma tulumbası Dijital termometre Nasıl Bir Yol İzleyelim? 1. Beş veya altı kişilik gruplar oluşturunuz ve aşağıdaki etkinlik basamaklarını dikkate alarak görev paylaşımı yapınız. 2. Bir miktar suyu ısıtıcıda kaynatarak beherglasa dökünüz. Birkaç dakika bekledikten sonra termometreyi beherglasa koyunuz. 3. Beherglası pistonlu hava boşaltma tulumbasının fanusunun içerisine yerleştiriniz. 4. Fanustaki havayı piston yardımıyla boşaltarak beherglastaki su ile termometredeki değişimi gözlemleyiniz. Sonuca Varalım Sıvı üzerindeki hava basıncının düşmesinin kaynama sıcaklığına etkisini açıklayınız. 43 1. Ünite Düdüklü tencereler ısınma sonucu oluşan buharın dışarıya çıkmasını engelleyerek yüksek bir basınç oluşturur. Düdüklü tencerenin içindeki basınç arttıkça tencerenin içindeki sıvının yüzeyine etki eden basınç da artar. Bu durum kaynamayı engeller. Buhar basıncıyla oluşacak hava baloncukları parçalanır. Böylece tencerenin içindeki sıvının kaynama noktası yükselir. Bu yükselme baloncuklardaki buhar basıncı su yüzeyindeki buhar basıncını geçene kadar devam eder. Bu nedenle düdüklü tencerelerde ο suyun kaynama sıcaklığı 120 C civarındadır. Kaynama sıcaklığının yüksek olması düdüklü tencerelerdeki yemeklerin daha hızlı ve iyi pişmesini sağlar. Dış basınç yani atmosfer basıncı azaltıldığında ise sıvının kaynaması kolaylaşır, dolayısıyla kaynama noktası düşer. Örneğin, su 200 kPa basınçta 120,23 °C’ta, 1.100 kPa basınçta ise 179,91 °C’ta kaynar. Suyun kaynama sıcaklığı her 1.000 m yükseklik için yaklaşık 3,3 °C azalır. Su, deniz kenarında 100 °C’ta kaynar. Deniz seviyesinden yükseklere çıkıldıkça atmosfer (açık hava) basıncı azalacağından suyun kaynama sıcaklığı da azalır. Örneğin, deniz seviyesinden yüksekliği yaklaşık 1.893 m olan Erzurum’da su 93,4 °C’ta kaynarken deniz seviyesinden yüksekliği 33 m olan ο Trabzon’da 99,9 C’ta kaynar. Saf maddeler için 1 atm’lik basınç altında kaynamanın gerçekleştiği sabit sıcaklığa kaynama noktası denir. Kaynama sıcaklığındaki bir sıvının 1 gramını gaz hâle getirmek için alması gereken ısı miktarı buharlaşma ısısı olarak adlandırılır. Yoğunlaşma sıcaklığındaki bir gazın 1 gramını sıvı hâle getirmek için vermesi gereken ısı miktarı ise yoğuşma ısısı adını alır. Aynı madde için buharlaşma ve yoğuşma ısıları aynı değerde olup Lb ile gösterilir. Buharlaşan maddelerin alması gereken ısı ile yoğuşan maddelerin vermesi gereken ısı; Q = m Lb ile hesaplanır. Burada; m : Kütleyi, Lb : Buharlaşma - yoğuşma (hâl değiştirme) ısısını ifade eder. Bazı maddelerin 1 atm basınç altında buharlaşma - yoğuşma ısısı ile kaynama - yoğuşma sıcaklık değerleri aşağıdaki gibidir. Madde Buharlaşma-Yoğuşma Isısı Kaynama Sıcaklığı (J/g) (°C) Su 2257 100 Alkol 854,97 78,4 Aseton 520,41 56 Eter 296,78 35 * Serway, Raymond A. ve Beıchner, Robert J. 2008 kaynağından yararlanılarak düzenlenmiştir. Buharlaşma, sabit basınç altında her sıcaklıkta oluşabilirken kaynama belirli bir sıcaklıkta gerçekleşir. Dışarıdan ısı almasına rağmen kaynama esnasında maddenin sıcaklığı değişmez. 44 Madde ve Özelikleri Dakikada 800 J ısı veren bir ısı kaynağı ile ısıtılmakta olan 90 °C’taki 200 g su, kaç saniye sonra 100 °C ‘ta su buharı hâline gelir (csu= 4,18 J/g °C, Lbuhar= 2.257 J/g)? Çözüm 90 °C’taki 200 g suyu 100 °C’ta su hâline getirmek için verilmesi gereken ısı miktarı; Q1 = mscsΔt = 200.4,18.(100 - 90) = 8.360 J olur. 100 °C’taki 200 gr suyu 100 °C’ta buhar hâline getirmek için verilmesi gereken ısı miktarı; Q2 = ms Lb= 200.2.257 = 451.400 J dur. 90 °C’taki 200 g suyu 100 °C’ta su buharı hâline getirmek için verilmesi gereken toplam ısı; Q = Q1 + Q2 = 8.360 + 451.400 = 459.760 J olur. Isı kaynağı; 1 dakikada 800 J ısı veriyorsa x dakikada 459.760 J ısı verir. -------------------------------------------------------x = 459.760/800 = 574,7 dk = 34.482 s olur. Katı hâldeki maddelerin molekül hareketlerini, el ele tutuşarak bulunduğu yerde zıplamaya çalışan bir grup insanın hareketine benzetebiliriz. Belirli bir süre sonra zıplama hareketi sıklaştıkça insanların el ele tutuşması zorlaşır ve insanlar birbirlerinden ayrılmaya başlar. Sürekli titreşim hareketi yapan katı hâldeki maddelerin molekülleri de yeterli miktarda enerji verildiğinde titreşim hareketini artırır. Bunun sonucunda moleküllerin bir arada kalması zorlaşır, madde hâl değiştirir. Maddelerin katı hâlden sıvı hâle geçmesi erime olarak adlandırılır. Maddelerin 1 atm basınç altında erimeye başladığı sıcaklığa erime noktası denir. Erime noktasındaki bir maddenin 1 gramının erimesi için alması gereken ısıya erime ısısı adı verilir ve Le ile gösterilir. Sıvı hâldeki bir maddeden enerji alındığında moleküler hareket yavaşlar. Moleküler hareket yeterince yavaşladığında ise madde donmaya başlar. Donma olayı erimenin tam tersidir. Sıvı hâldeki maddelerin 1 atm basınç altında donmaya başladığı sıcaklığa donma noktası denir. Saf bir madde için erime ve donma noktası aynıdır. 45 1. Ünite Bazı maddelerin 1 atm basınç altındaki erime - donma ısıları ile erime - donma sıcaklıkları aşağıdaki gibidir. Madde 1 atm basınç altında Erime - Donma ısısı (J/g) Erime - Donma Sıcaklığı (°C) Buz 334,4 0 Alüminyum 321,02 658 Bakır 175,56 1.080 Demir 117,04 1.536 Kurşun 22,57 327,4 Cıva 11,29 -39 * Serway, Raymond A. ve Beıchner, Robert J. 2008 kaynağından yararlanılarak düzenlenmiştir. Erime ve donma olaylarını birkaç örnekle irdeleyelim. 0 °C’taki 20 g buz, eşit zaman aralıklarında, eşit miktarlarda ısı veren ısı kaynağıyla 10 dk. ısıtıldığında tamamen eriyerek 0 °C de su hâline geliyor. -5 °C’taki 60 gr buz aynı ısı kaynağıyla 40 dk. ısıtıldığında buz kütlesinin son durumu ve sıcaklığı ne olur (cbuz≅ 2 J/g °C, csu= 4,18 J/g °C, Lerime= 334,4 J/g)? Çözüm Isı kaynağının 10 dk.da buza verdiği ısı; Qkaynak= mbLe = 20.334,4 Kaynak 10dk. da 6.688 J ısı veriyorsa 40 dk.da; 4.6.688 = 26.752 J ısı verir. o -5 C’ta 60 g buzun 0 °C’ta buz olması için gereken ısı; Q1 = mbcbΔT = 60.2(0 - (-5)) = 600 J Buzun erimesi için alması gereken ısı; Q2 = mbLb = 60.334,4 = 20.064 J’dür. 60 g buzun 0 °C’ta 60 g su olabilmesi için gerekli ısı; Q1+ Q2= 600 + 20.064 = 20.664’tür. Geriye kalan ısı miktarı; Q3= 26.752 - 20.664 = 6.688 J’dür. 6.688 J’lük enerjinin 0 °C’taki suyun sıcaklığını ne kadar artıracağını hesaplayacak olursak; Q3= mscsΔT 6.668 = 60.4,18(T - 0) s 6.088 o Ts = 250,8 = 24,27 C olur. Sonuç olarak buz 24,27 °C’ta su hâline gelmiştir. 46 Madde ve Özelikleri 10 °C’ta 1kg suyun tamamının -20 °C buz hâline getirilebilmesi için buzun dışarıya vermesi gereken ısı miktarını bulunuz (csu= 4,18 J/g °C, Lerime= 334,4 J/g, cbuz=2,09 J/g °C)? Çözüm 10 °C’ta 1 kg suyu 0 °C’de su hâline getirmek için verilmesi gereken ısı miktarı; Q1 = mscsΔt = 1.000.4,18.(10-0)= 41.800 J olur. 0 °C’ta 1kg suyu 0 °C’ta buz hâline getirmek için verilmesi gereken ısı miktarı; Q2= msLe = 1.000.334,4 = 334.400 J olur. 0 °C’ta 1 kg buzu -20 °C’ta buz hâline getirmek için verilmesi gereken ısı miktarı; Q3= mbcbΔt = 1.000.2,09(0-(-20)) = 41.800 J olur. 10 °C’ta 1kg suyun tamamının -20 °C buz hâline getirilebilmesi için buzun dışarıya vermesi gereken ısı miktarı ise bu üç ısının toplamıdır. Yani ; Q = Q1+ Q2+ Q3 = 41.800 + 334.400 + 41.800 = 418.000 J olur. Yeterince ısı verildiğinde katı maddeler sıvıya, sıvı maddeler gaz hâline dönüşebilir. Bu dönüşüm sırasında madde, ortamdan enerji alır. Aynı şekilde gaz hâlindeki bir madde ortama enerji vererek sıvı hâle geçer. Bu sıvı, ortama enerji vermeye devam ederse katı hâle geçer. Kısaca enerji değişimi maddelerin hâlini değiştirebilir. Bu hâl değişimi ‟Su Döngüsü ” adlı metindeki yağmurun oluşumu ile benzerlik gösterir. Hâl değişimi için gerekli enerji alış verişi aşağıdaki şekilde gösterildiği gibi gerçekleşir. Ok yönündeki hâl değişimi için ortamdan enerji alınır. katı sıvı gaz Ok yönündeki hâl değişimi için ortama enerji verilir. 47 1. Ünite — : Soğuk gaz — : Sıcak gaz 48 Yeryüzünde bulunan su, ortamdan enerji alarak hâl değiştirir. Bu değişim yağmurun oluşması için gereklidir. Gaz hâline dönüşen su molekülleri, yükseldikçe ortama enerji aktarır ve tekrar yoğunlaşır. Bu sayede hâl değişimi tersine dönmüş olur. Buzdolaplarının çalışma ilkeleri de bu döngü ile açıklanabilir. Buzdolabının içerisinde kompresör motoruna bağlı olan ve içinde azot gazı bulunan kanallar vardır. Bu kanallar motorun bir ucundan çıkıp buzdolabının dışındaki rezistansı, dolabın iç yüzeyini ve buzluğunu dolaşarak motorun diğer ucuna döner. Motorun basınçla sıkıştırdığı azot gazı sıvılaşır. Bu sırada dolabın dışındaki rezistansa itilir ve azot sıvılaşırken ısısını dışarıya vererek soğur (Sıvı azotun sıcaklığı 0 °C’tan düşüktür.). Isı dışarıya verildiğinden elimizi buzdolabının arkasına veya altında bulunan rezistanslara yaklaştırdığımızda sıcaklık hissederiz. Sıvı azot daha sonra motorun basıncıyla buzdolabının içindeki kanallara itilir. Bu kanallarda dolaşırken dolabın içini soğutur ve emdiği ısı sayesinde tekrar buharlaşarak arkasındaki motora döner. Bu şekilde sürekli bir devridaimle buzdolabının içinden alınan ısı, dış ortama verilir ve buzdolabının soğuması sağlanır. ‟Su Döngüsü” adlı metinde de belirtildiği gibi sabah saatlerinde ağaç veya bitki yapraklarında su damlacıklarının oluşma nedeni, havadaki su buharının ortama ısı enerjisi vererek yoğuşmasıdır. Benzer durum yemek pişirirken tencerenin kapağını açtığımızda kapağın içinin ıslak olmasında da görülür. Yemek pişerken buharı kapaktaki yüzeye ısı vererek sıvı hâle geçer. Bu olay, kışın su buharının doğrudan buza dönüşümü (kırağı) şeklinde de gerçekleşir. Madde ve Özelikleri Maddelerin hâl değişimlerini basit hâliyle kavrayabilmek için aşağıdaki grafiği inceleyelim. Grafikte 1 g suyun farklı sıcaklıklara ulaşması için gerekli ısı miktarları ve bu sıcaklıklarda bulunduğu hâller gösterilmektedir. su + su buharı buz + su Yukarıdaki grafikte 1 g buza ısı verilerek iç enerjisi artırılmış ve buzun önce sıvı hâline, daha sonra gaz hâline geçişi sağlanmıştır. Burada kaynama sıcaklığındaki 1 g suyu tamamen buharlaştırmak için verilmesi gereken ısı miktarı (540 cal = 2.255 J), erime sıcaklığındaki 1 g buzu sıvı hâline getirebilmek için verilmesi gereken ısıdan (80 cal = 335 J) çok daha fazladır. Yani buzu eritmek, suyu buharlaştırmaktan çok daha az enerjiyle gerçekleşir. Ayrıca maddeler hâl değiştirirken sıcaklıkları değişmemektedir. Bunun nedeni alınan ısının hâl değiştirme esnasında madde molekülleri arasındaki bağları zayıflatma veya koparmada kullanılmasıdır. Su molekülleri arasında ‟Su Döngüsü” adlı metinde de belirtildiği gibi şeker veya tuz gibi yabancı iyonlar yoksa su, 1 atm basınç altında 0 °C’ta donar. Ancak içerisinde tuz gibi yabancı maddeler varsa suyun donma noktası düşer. Su donarken moleküller birbirlerini tutar ve altıgen yapıda buz kristallerini oluştur. Tuz içerisinde bulunan klor iyonları su içerisindeki hidrojen atomlarının elektronlarını tutarak kristal yapı oluşmasını engeller. Su moleküllerinin yabancı iyonların bu etkisinden kurtulması için daha yavaş hareket etmesi gerekir. Yeterince yavaş hareket eden moleküller birbirlerini tutarak buz kristali oluşturur. Maddelerin donmasına veya erimesine yabancı iyonların yanı sıra basıncın da etkisi vardır. ‟Su Döngüsü” adlı metinde de ifade edilen etkiyi etkinlikle inceleyelim. 49 1. Ünite ARAÇ VE GEREÇLER . Buz . İnce bakır tel (100 cm) . İki adet 2 kg’lık kütle . Tahta parçası . İki adet masa kıskacı . Üçayak . Bağlama parçası . Destek çubuğu Nasıl Bir Yol İzleyelim? 1. Destek çubuğunu üçayağa takınız ve tahta parçasını üzerine şekildeki gibi tutturunuz. 2. Bakır teli kütlelere bağlayınız ve kütleleri buzun üzerinden şekildeki gibi asınız. 3. Bakır tel ile buz arasındaki etkileşimi 10 dk. boyunca gözlemleyiniz. Sonuca Varalım Bakır tel buzu ikiye böldü mü? Açıklayınız. Buz kristalleri üzerine basınç uygulandığında kristallerin altıgen yapısı bozulur, böylece erime gerçekleşir. Anlık olarak eriyen buz bir süre sonra tekrar donmaya başlar. Bu özellik suyu diğer maddelerden ayırır. ‟Su Döngüsü” adlı metinde de belirtilen kar ve dolunun basıncın yüksek olduğu yerlerde kendiliğinden erimeye başlamasının sebebi budur. Basıncın erime üzerindeki etkisini kışın kar topu yaparken de görürüz. Elimize bir miktar kar alıp üzerine basınç uyguladığımızda kısa bir süre içinde kar eriyip yeniden donar. Bu sayede kar topu yapabiliriz. Eğer dış ortam sıcaklığı düşükse uyguladığımız basınç karın erimesine yetmeyeceği için soğuk havalarda kartopu yapmak zordur. Dev buzulların alt kısımlarından erimesi bu duruma başka bir örnektir. Buzullar ağırlıklarından dolayı altta kalan kısımlarına büyük basınç uygular. Bu basınçla alt kısımlardaki buzların erime noktası düşer ve erime gerçekleşir. 50 Madde ve Özelikleri Basıncın erime noktasına etkisinin bir başka örneği, buz patenlerinin buz üzerinde rahatça kaymasıdır. Ucu bıçak gibi keskin olan patenlerin buza değen alanı çok küçük olduğundan yaptığı yüksek basınçla buz yüzeyini anında eritir. Böylece paten, buz ile arasında oluşan ince su tabakası üzerinde rahatça kayar. Buz pateninin yüzeye uyguladığı basınç ortadan kalkınca suya dönüşen kısım yeniden ısı kaybederek buza dönüşür. Benzer durum kızak ve kayaklarda da görülür. Hâl değiştirme olayının teknolojideki uygulamalarına yönelik bir araştırma yapınız. Araştırma sürecinde bilimsel makalelerden, kitaplardan ve süreli yayınlardan yararlanmaya özen gösteriniz. Elde ettiğiniz sonuçları Powerpoint sunusu hâline getirerek arkadaşlarınızla paylaşınız. Basınç, sıcaklık ve hâl değişimi arasındaki ilişkiyi daha iyi kavramak için ‟Su Döngüsü” adlı metinde de bahsedildiği gibi maddelerin üç hâlinin de aynı anda bir arada bulunduğu üçlü noktayı bilmek gerekir. Bu durumu su örneğinden hareketle inceleyelim. Suyu belirli basınçta katı, sıvı ve buhar hâllerinde bir arada tutmak mümkündür. Yukarıda suyun basınç karşısındaki hâl değişim diyagramları verilmiştir. Bu diyagramlar incelendiğinde suyun 0,006 atm basınçta ve 0,01 °C yani 273.16 K sıcaklıkta üç hâlinin de bulunduğu nokta görülmektedir. Bu noktaya üçlü nokta denir. Bu noktada buz, su ve su buharı dengede bulunur. Belirli basınç ve sıcaklık altındaki buhar ve sıvı hâlleri, tek hâl olarak gözlemlenir. Gaz ve sıvı hâllerin kesin olarak ayrılmadığı noktaya kritik nokta denir. Suyun kritik sıcaklığı 374 °C, kritik basıncı ise 218 51 1. Ünite atm (yaklaşık 2253 m derinlik)’dir. Suyun üçlü nokta sıcaklığı olan 0,01°C’tan düşük sıcaklıklarda dış basınç artırılırsa sıcaklığı azalır. Bu noktadan yüksek sıcaklıklarda ise dış basınç artırılırsa kritik nokta sıcaklık değerine kadar suyun sıcaklığı artar. Yani basınçla sıcaklık bu aralık için doğru orantılıdır (P α T). Suyun katı-sıvı-gaz hâllerinin aynı anda bulunduğu üçlü nokta gibi, başka maddelerin de üçlü noktasının olup olmadığına yönelik bir araştırma yapınız. Araştırma sürecinde bilimsel makalelerden, kitaplardan ve süreli yayınlardan yararlanmaya özen gösteriniz. Elde ettiğiniz bulguları Powerpoint sunusu hâline getirerek arkadaşlarınızla paylaşınız. Buz, 0,006 atm’lik basınçtan düşük basınca sahip bir ortamda ısı aldığında sıvı hâle geçmeden doğrudan gaz hâline dönüşür. ‟Su Döngüsü” adlı metinde belirtilen ‟uygun şartlar” ifadesiyle yukarıda bahsedilen basınç ve sıcaklık değerleri kastedilir. Basınç, hâl değiştirme sıcaklıklarının yanı sıra havanın içerisindeki su buharı olan nemi de etkiler. Buharlaşma, basıncın yüksek olduğu yerde zorlaşırken basıncın alçak olduğu yerde kolaylaşır. Buharlaşma arttıkça havadaki nem oranı da artar. ‟Su Döngüsü” adlı metinde de bahsedildiği gibi termometre ile ölçülen sıcaklık değeri ile insan vücudunun hissettiği sıcaklık değeri birbirinden farklıdır. Hissedilen sıcaklık; iklim, giysilerin ısı direnci, vücut yapısı gibi faktörlerden etkilendiği için kişiden kişiye değişebilen bir kavramdır. Örneğin, kışın rüzgârlı havada hissedilen sıcaklık termometre ile ölçülen sıcaklıktan daha azdır. Meteorolojinin ve termometrenin verileri dış ortam şartlarından arındırılmış sıcaklık değeridir. Hissedilen sıcaklık değeri hem nem hem de sıcaklık değerinin kullanılmasıyla hesaplanır. Hava sıcaklığının 27 °C veya nemin % 40’ın altında olduğu durumlarda hissedilen sıcaklık değeri hesaplanmaz. 18-20 °C sıcaklıktaki bir ortamda nem oranı %50’nin altındaysa hava kuru, %50-60 arasında ise normal, %60-75 arasında ise nemli ve %75’ten fazla ise ıslak kabul edilir. Bir sonraki sayfada, hissedilen sıcaklığın nemle ilişkisini gösteren bir tablo verilmiştir. Tabloya göre, yazın hava sıcaklığı 28 °C ölçülen Diyarbakır’da bağıl nem, %15-20 civarında olduğundan hissedilen sıcaklık 26-27 °C’tur. Aynı sıcaklık bağıl nemin %65-70 civarında olduğu Trabzon’da 30 °C hissedilir. 52 Madde ve Özelikleri BAĞIL NEM (%) HAVA SICAKLIĞI (°C) 5 10 15 20 25 30 35 40 45 50 55 50 45 48 53 58 66 69 76 83 91 99 49 44 47 51 55 61 66 72 79 86 94 48 43 46 49 53 58 63 68 75 81 88 96 47 42 45 48 51 55 60 65 70 76 83 90 60 65 70 75 80 85 90 95 98 46 41 43 46 49 53 57 62 67 72 78 85 91 99 45 41 43 45 48 52 56 62 65 70 76 82 88 96 44 40 42 44 46 49 52 57 61 66 71 77 83 89 96 43 39 40 42 44 47 50 54 58 62 67 72 77 83 90 42 38 39 41 43 45 48 51 54 58 62 67 72 78 83 90 96 41 37 38 39 41 43 45 48 51 55 59 63 67 72 78 83 89 97 96 40 36 37 38 39 41 43 46 48 51 55 59 63 67 72 77 83 88 95 39 35 36 37 38 39 41 43 46 48 51 55 58 62 67 71 76 81 87 93 38 35 35 36 37 38 40 42 44 47 50 53 56 60 64 68 73 78 83 89 37 34 34 35 36 37 38 40 42 44 46 49 52 56 59 63 67 72 76 81 36 33 33 34 34 35 36 38 39 41 43 46 48 51 55 58 62 66 70 74 35 32 32 33 33 34 35 36 37 39 41 43 45 48 50 53 57 60 64 68 34 31 31 32 32 32 33 34 35 37 38 40 42 44 46 49 52 55 58 61 33 31 31 31 31 32 32 33 34 36 37 39 40 42 45 47 49 52 55 58 32 30 30 30 30 31 31 32 33 34 35 36 38 39 41 43 45 47 50 53 31 29 29 29 29 29 30 30 31 33 33 34 35 36 38 40 41 43 45 47 30 28 28 28 28 28 29 29 30 30 31 32 33 34 35 36 38 39 41 42 29 27 27 27 27 28 28 28 28 29 30 30 31 32 32 33 34 36 37 38 28 26 26 26 27 27 27 27 27 28 28 29 29 30 30 31 32 32 33 34 27 26 26 26 26 26 27 27 27 27 28 28 28 29 29 30 30 31 31 32 26 25 25 25 26 26 26 26 26 26 27 27 27 27 27 28 28 28 28 29 25 25 25 25 25 25 26 26 26 26 26 26 26 27 27 27 27 27 27 27 (-1) - 26 Soğuk - Serin 27 - 32 Sıcak: Fiziksel etkinliğe ve etkilenme süresine bağlı olarak hâlsizlik, sinirlilik, dolaşım ve solunum sisteminde rahatsızlıklar görülebilir. 33 - 41 Çok sıcak: Fiziksel etkinliğe ve etkilenme süresine bağlı olarak ısı çarpması, ısı krampları ve ısı yorgunlukları oluşabilir. 42 - 54 Tehlikeli sıcak: Güneş çarpması, ısı krampları veya ısı bitkinliği meydana gelir. > 55 Tehlikeli sıcak: Isı veya güneş çarpması tehlikesi oluşur. *http://www.mgm.gov.tr/genel/sss.aspx?s=hissedilensicaklik web sayfasından alınmıştır. Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü yetkililerinin hava sıcaklığını, hissedilen hava sıcaklığını ve havadaki nem oranını nasıl ölçtüklerine yönelik bir araştırma yapınız. Araştırma sürecinde bilimsel makalelerden, kitaplardan ve süreli yayınlardan yararlanmaya özen gösteriniz. Bulunduğunuz çevrede meteoroloji müdürlüğü varsa oradaki yetkililerden yardım alabilirsiniz. Araştırma sonuçlarını Powerpoint sunusu hâline getirerek arkadaşlarınızla paylaşınız. 53 A. Aşağıdaki ifadelerde bulunan noktalı yerleri tabloda verilen kavramlardan uygun olanları ile tamamlayınız. saydam dik kesit alan konveksiyon mekanik ayırt edici ısı optik ışıma azaltacak sıcaklık farkı iletim kalınlık artıracak ısı iletim kat sayısı opak termodinamik sıcaklık ortak özelik 1. Cam, düşük enerjili ışık karşısında ……….…….............. madde gibi davranır. 2. Isının ……….…….............. yoluyla aktarılması için maddesel ortama ihtiyaç yoktur. 3. Isı ile iş (mekanik enerji) arasındaki ilişki ……….…….............. kanunlarıyla açıklanır. 4. Basınç artışı erime noktasını ……….…….............. şekilde etkide bulunur. 5. Erime ve buharlaşma ısıları maddeler için ……….…….............. özeliktir. 6. Isı alış veriş hızı maddenin ……….…….............., ………...….............., ……….……........... ve ……….…….............. değişkenlerine bağlıdır. 7. Hâl değişimi esnasında maddenin …………......… değeri değişmez. B. Aşağıda birbiri ile bağlantılı cümleler içeren bir etkinlik verilmiştir. Bu cümlelerin doğru (D) ya da yanlış (Y) olduğuna karar vererek ilgili ok yönünde ilerleyiniz. Her doğru karar size 5 puan kazandıracak ve bir sonraki aşamayı etkileyecektir. Vereceğiniz cevaplarla farklı yollardan sekiz ayrı çıkışa ulaşabilirsiniz. En çok puan alacağınız çıkışı bulunuz. D Farklı sıcaklıklardaki cisimlerin enerji alış verişleri ısıları eşitleninceye kadar devam eder. D Y Farklı sıcaklıklardaki iki cisim birbirine temas ederse sıcaklıkları eşitleninceye kadar aralarında enerji alış verişi olur. D Y Bu enerji alış verişi ışıma, iletim ve konveksiyon yoluyla olur. Y 54 Konveksiyon yoluyla enerji alış verişi için maddesel ortama ihtiyaç yoktur. Işıma yoluyla enerji alış verişi için sıcaklık farkına ihtiyaç yoktur. Enerji alış verişi için mutlaka maddesel ortama ihtiyaç vardır. Enerji alış verişi tüm maddelerde aynı hızda gerçekleşir. D Y D Y D Y D Y C. Aşağıdaki soruları cevaplayınız. 1. Demirci tarafından dövülen demir parçasının sıcaklığı artar. Eğer 8 m/s süratle dakikada 10 kez 5 kg kütleli bir çekiç kullanılarak demir dövülürse 200 gr’lık demir parçasının sıcaklığı ne kadar artar? Çekicin sahip olduğu kinetik enerjinin % 80’inin demir parçasına aktarıldığını var sayınız (Cdemir = 0,45 J/g°C). 2. Suni köpük kullanılarak yapılmış olan termosun içerisinde 0 °C’ta buz - su karışımı vardır. Termosun duvar kalınlığı 1,5 cm ve toplam yüzey alanı 0,4 m2 olup dış ortamın sıcaklığı ise 32 °C’tur. Termosun içerisine 40 s’de ne kadar enerji girer (k = 0,01 Wm-1K-1)? 3. Bir marangoz dış yüzeyi 4 cm kalınlığındaki tahta tabaka ve iç yüzeyi 4 cm’lik suni köpük tabakası ile bir evin duvarını yapmaktadır. Tahta için k = 0,08 Wm-1K-1 ve suni köpük için k = 0,01 Wm-1K-1 dir. İç sıcaklık 20 °C ve dış sıcaklık -10 °C’tur. Buna göre tahta ile suni köpük arasındaki düzlemde sıcaklık kaç °C’tur? 4. Seramik zemine çıplak ayakla bastığımızda ayağımız üşürken, tahta zemine bastığımızda ayağımızın üşümemesinin nedenini açıklayınız. 5. Donmuş bir buz kalıbına çivi çakıldığını düşünelim. Biz bu çiviye dokunduğumuz zaman buzdan parmağımıza mı yoksa parmağımızdan buza mı enerji geçişi olur? Açıklayınız. 6. Kışın soğuk havalarda arabayı sıcak suyla yıkayınca olabilecekleri ve bunların sebebini açıklayınız. 55 Ç. Aşağıda verilenlerden hareketle doğru seçeneği işaretleyiniz. Sıcaklık 1. Sıcaklık 4T 2T 0 Q Y 2T Isı Miktarı X 0 2Q Isı Miktarı 2Q 3Q Eşit kütleli X ve Y sıvılarına ait sıcaklık ısı miktarı grafikleri şekildeki gibidir. Buna göre X sıvısının buharlaşma ısısı LX’in, Y sıvısının buharlaşma ısısı LY’ye oranı kaçtır? A) 1 B) 1/4 C) 1/3 2. Saf bir maddeye ait sıcaklık-ısı grafiği şekildeki gibidir. Buna göre; I. Buharlaşma ısısı erime ısısından küçüktür. II. Katı hâldeki öz ısı, sıvı hâldekinden küçüktür. III. Hâl değiştirme sıcaklıkları 3T ve T’dir. Yargılarından hangisi ya da hangileri doğrudur? A) Yalnız III C) I ve III E) I, II ve III 3. B) Yalnız II D) II ve III D) 1/2 E) 1/5 Sıcaklık 4T 3T 2T T 0 -T Isı Q 2Q 3Q 4Q 5Q 6Q 7Q 8Q 9Q -2T -3T I. Eriyen katı, çevreden enerji alır. II. Nem hissedilen sıcaklığı etkiler. III. Hâl değişimi esnasında sıcaklık değişmez. IV. Kaynama noktası dış basınca bağlıdır. Yukarıdaki yargılardan hangisi ya da hangileri doğrudur? A) Yalnız II 56 b) I ve II C) I ve IV D) I, II ve III E) I, II, III ve IV 4. 50 cm kalınlığında cam levhanın iç yüzeyinin sıcaklığı 22 °C, dış yüzeyinin sıcaklığı 17 °C’tur. Levhanın 80 x 80 cm’lik parçasından birim zamanda geçen ısı kaç J’dür (kcam= 0,8 Wm-1K-1)? A) 1,28 B) 2,56 C) 5,12 5. K, L ve M maddelerinin erime ve kaynama noktaları tabloda verilmiştir. Buna göre, hangi sıcaklıkta üç madde de aynı hâldedir? A) 10 B) 55 C) 5 D) 25 E) 65 Madde D) 6,4 E) 12,8 Erime noktası Kaynama noktası (°C) (°C) K 20 80 L -10 90 M 30 60 D. Aşağıdaki ifadelerden doğru olanlarının karşısına (D), yanlış olanlarının karşısına (Y) yazınız. 1. İki ayrı cismin bir üçüncü cisimle ısıl dengede olması durumunda bu cisimler kendi aralarında da ısıl dengede kabul edilir. ( ) 2. Kaloriferin, bulunduğu ortamı ısıtması iletim yoluyla enerji aktarımına örnektir. ( ) 3. Gaz maddeler sıvıya, sıvı maddeler de katıya dönüşürken bulunduğu ortamdan enerji alır. ( ) 4. Aynı maddeden yapılmış yarıçapları farklı iki metal telden, yarıçapı büyük olan teldeki ( ) ısının aktarım hızı daha büyüktür. 5. Termoslar ışıma yoluyla enerji aktarımına günlük yaşamdan örnektir. ( ) 6. Maddeler hâl değiştirirken aldığı/verdiği ısı miktarının değişmesi ile sıcaklıkları değişir. ( ) 7. Basınç artışı kaynama ve donma noktasını yükseltir. ( ) 57 E. Aşağıdaki kavram haritasında boş bırakılan kutuları tabloda verilen kavramlardan uygun olanları ile doldurunuz. Joule Mekanik enerji Isı Kalorimetre Sıcaklık Konveksiyon İletim Kalorifer sistemleri Güneş panelleri Termostat sistemleri Işıma Kalori Termodinamik arasındaki ilişkiyi inceler. birimleri mekanik enerji yoluyla iletilir. örnek 58 örnek hesaplanması için kullanılır. örnek 2. ünİte kuvvet ve hareket 59 konular FAYTON ADRENALİN DİNAMOMETRE sıvı yakıtlı motorlar sarkaçlı duvar saatİ Bu ünitede; Basit harmonik hareketi örneklerle açıklayarak bu hareketle düzgün çembersel hareket arasındaki ilişkiyi fark edecek, esnek yayın ve basit sarkacın hareketini inceleyeceğiz. 60 Kuvvet ve Hareket FAYTON Araçların tekerleklerine bağlı aksamlar yol durumuna ve araç hızına bağlı olarak değişen salınım yaparlar. Araçların kontrolsüz olarak gerçekleştirdikleri bu salınımları önlemek, emniyet ve konfora uygun biçimde soğurmak için amortisör kullanılır. Motorlu araçlardan önce kullanılan faytonlarda salınımları soğurma işlemi makas adı verilen esnek elemanlarla gerçekleştiriliyordu. Günümüzde sadece ağır tonajlı araçlarda amortisörle birlikte makas kullanılmaktadır. Bu kitap için düzenlenmiştir. Bir ucundan asılı bulunan esnek yay, diğer ucuna kütle bağlanarak aşağı doğru çekilip bırakıldığında titreşim hareketi yapar. Bir ipin ucundaki kütle yana çekilip bırakıldığında kütle salınım hareketi yapar. Benzer şekilde, kasise düşüp çıkan otomobilin amortisörü de titreşim hareketi yapar. Bunlar ne tür harekettir, nasıl gerçekleşir? Etkinlikle araştıralım. ARAÇ VE GEREÇLER . Demir testere . Misket . İki adet masa Nasıl Bir Yol İzleyelim? 1. Beş veya altı kişilik gruplar oluşturunuz ve aşağıdaki etkinlik basamaklarını dikkate alarak görev paylaşımı yapınız. 2. Masaları birbirine yaklaştırarak testereyi bir ucundan resimdeki gibi sıkıştırınız. 3. Masalardan birinin üzerine misketi koyunuz. 4. Testerenin serbest ucunu geriye doğru çekerek bırakınız ve hareketini gözlemleyiniz. 5. Masa üzerindeki misketi yuvarlayarak hareketini gözlemleyiniz. Sonuca Varalım Testere ve misket ilk konumlarına geri döndü mü? Bu durumu nasıl açıklarsınız? 61 2. Ünite Etkinlikte misket ve demir testere dengededir. Misketin denge durumu bozulduğunda yuvarlandığı ve başlangıç noktasına gelmediği görülür. Demir testerenin denge durumu bozulduğunda ise önce denge durumuna geldiği sonra bu konumdan ayrıldığı ve hareketini bu şekilde sürdürdüğü görülür. Dolayısıyla demir testere denge konumu etrafında titreşim hareketi yapar. Sürtünmesiz ortamlarda gerçekleşen bu tür hareketler, sönümsüz titreşim hareketi, sürtünmeli ortamlarda gerçekleşenler ise sönümlü titreşim hareketi olarak isimlendirilir. Buradan hareketle, denge konumu bozularak yuvarlanan misket eski yerine gelmediğinden yaptığı hareket titreşim hareketi değildir. Titreşimleri etkisiz hâle getirmek için tasarlanan yağlı ve yaylı amortisörler sönümlü titreşim hareketi yapar. Bu hareketler kısa sürede yerlerini denge durumuna bırakır. Titreşimi engelleyici kuvvet titreşim aralığını küçülterek sıfıra indirir. Resimde de görüldüğü gibi, sazın teline vurulduğunda telin hareketi ile su içindeki cisim titreştirildiğinde cismin hareketi sönümlü titreşim hareketi olur. Titreşimi sönümlü yapan kuvvet, sistemin mevcut enerjisini ısıya dönüştürür. Sarsıntı ve darbeleri önlemek için araçlarda kullanılan helezonik veya yaprak yaylar enerjiyi, esneklik potansiyel enerjisi olarak biriktirir. Bu esnada enerjinin bir kısmı moleküller arası sürtünme nedeniyle ısıya dönüşürken bir kısmı sisteme geri verilir. Bu durum sürekli tekrarlandığından titreşim uzun sürer. Bunun nedeni yaydaki potansiyel enerjinin bir defada ısıya dönüşememesidir. Bu sorunu gidermek için yağlı amortisörlerin geliştirilmiş olması titreşimi belli oranda ortadan kaldırmıştır. Yağ molekülerinin sürtünmesi artarsa yağın kıvamlılık özelliği de artar. Basınç altındaki yağın dar kanallardan geçmeye zorlanmasıyla sıkışan moleküllerin arasındaki sürtünme yardımıyla ısıya çevrilen enerji yutulur. Dolayısıyla titreşim engellenmiş olur. Yağlı amortisörün yapısı basit olarak yandaki şekilde görülmektedir. Tekerleğe gelen sıkıştırıcı bir darbe 2 numaralı supabın kapanmasına, 1 numaralı supabın açılmasına neden olur. Böylece yağ, pistonun üst bölümüne geçer. Üst bölümde 62 Kuvvet ve Hareket oluşan fazla yağın bir kısmı ince bir boru yardımıyla yedek depoya geçer. Tekerlek boşluğa düştüğünde olayın tersi gerçekleşir. Pistonun yavaş itilmesi durumunda büyük bir mukavemet oluşmaz. Yağın supaptan geçişi kolay olur. Darbe durumunda yağ geçişi mukavemetli olur. Sürtünmeyi artırarak enerjiyi ısıya dönüştürme bu durumlarda oluşur. Makine mühendislerinin görevi bu tür sorunları çözecek araçlar geliştirmektir. Özellikle araçlarda yolun bozuk olmasından kaynaklanan titreşimleri engellemek için önceleri helezonik ve yaprak amortisörler kullanılmıştır. Daha sonra yağlı ve gazlı amortisörler geliştirilmiş ve titreşimler daha kolay sönümlendirilmiştir. Titreşimleri çok daha iyi sönümleyecek farklı bir yöntem geliştirilebilir mi? Araştırınız. Ulaştığınız sonuçlardan hareketle yeni bir yöntem geliştirmeye çalışınız. Yaptığınız çalışmaları arkadaşlarınızla paylaşınız. Aşağıdaki çizelgede bazı ifadeler verilmiş ve karşıları uygun şekilde doldurulmuştur. Benzer bir çizelgeyi defterinizde oluşturarak örnekleri çoğaltınız. Musluktan ayrılan su damlası Titreşim hareketi yapmaz. Mızrapla vurulmuş saz teli Sönümlü titreşim hareketi yapar. . . . Örnek çizelgedir. ADRENALİN Bazı lunaparklarda kafes içinde bir koltuğun yaylarla iki direk arasına bağlandığı eğlence araçları mevcuttur. Eğlenmek isteyen kişi bu koltuğa oturtulur ve bağlanır. Kafes aşağıya doğru metrelerce çekilip bırakılır. Bırakılan kafes düşey doğrultuda bir yukarı bir aşağı hareket eder. Oldukça ürpertici ve heyecan verici bu olayı seyreden kişilerin aklına ‟Acaba kafes daha da aşağıya çekilip bırakılsa hareketini yine aynı sürede mi tamamlar? Kafesin hızı sabit midir?” soruları gelir. Bu kitap için düzenlenmiştir. 63 2. Ünite Bir ucundan asılan esnek yayın diğer ucundaki kütlenin, denge konumundan ayrılıp bırakılması hâlinde titreşim hareketi yaptığını belirtmiştik. Bu hareketi tanımlayabilmek için aşağıdaki araştırmayı yapalım. Bir ucundan asılan esnek yayın, diğer ucuna bağlı kütlenin denge konumundan ayrılıp bırakılması hâlinde yapacağı titreşim hareketinin konum-zaman grafiğinin nasıl olacağını araştırınız. Kütlenin yapacağı titreşim hareketinin konum-zaman grafiğinin nasıl olabileceği konusunda ulaştığınız sonucun doğruluğunu kontrol etmek için aşağıdaki etkinliği yapınız. ARAÇ VE GEREÇLER . Sunta (40 cmx80 cm) . İzole bant . Esnek yay . Çengelli kütle . Fosforlu kalem . İki adet rulo havlu . İki adet sekizlik çivi . Üçayak, bağlantı . . . parçaları ve destek çubuğu Çekiç Cetvel Makas Nasıl Bir Yol İzleyelim? 1. Beş veya altı kişilik gruplar oluşturunuz ve aşağıdaki etkinlik basamaklarını dikkate alarak görev paylaşımı yapınız. 2. Çivileri 40 cm aralıkla suntaya çakınız. 3. Rulo havluları uçlarından birbirine yapıştırınız ve sunta üzerindeki çivilere geçiriniz. 4. Resimdeki düzeneği fosforlu kalemin ucu kâğıda değecek şekilde kurunuz. 5. Kütleyi, aşağıya doğru çekip bırakınız. Bu işlemi yaparken kalemin ucunun kâğıdın dışına çıkmamasına dikkat ediniz. 6. Kütleyi bıraktığınız an rulolardan birini sabit hızla çeviriniz ve kâğıdın rulo üzerine sarılmasını sağlayınız. 7. Kâğıdı açınız ve kalemin oluşturduğu şekli gözlemleyiniz. Sonuca Varalım Kâğıt üzerinde nasıl bir şekil oluştu? Bu şekli nasıl yorumlarsınız? 64 Kuvvet ve Hareket Etkinlikte ulaştığınız sonucu elde etmek için benzer bir etkinlik de siz geliştiriniz. Geliştirdiğiniz etkinlikteki düzeneğin çalışıp çalışmadığını kontrol ediniz. Esnek yayların ucunda düşey doğrultuda titreşen bir kalemin, düşey düzlemde titreşime dik doğrultuda hareket eden kâğıt üzerinde yapacağı işaretler birleştirilirse sinüs eğrisi şeklinde olduğu gözlemlenir. Yaya bağlı kütlenin titreşiminde olduğu gibi sürtünmesiz ortamda iki nokta arasında gerçekleşen ve konum-zaman grafiği sinüs eğrisi şeklinde olan titreşimler basit harmonik harekettir. On birinci sınıf fizik derslerinde cisimlerin kararlı veya kararsız denge konumlarının, kütle merkezinin yerine ve cismin o an sahip olduğu potansiyel enerjiye göre tanımlandığını öğrenmiştiniz. Kararlı dengelerde, dengeden ayrılan cismi denge konumuna getirmeye çalışan bir kuvvet mevcuttur. Bu kuvvete geri çağırıcı kuvvet denir. Geri çağırıcı kuvvet, bir ucu sabitlenerek dengeden ayrılan testeredeki ve bir ucu sabitlenerek diğer ucuna kütle bağlanan yaydaki iç kuvvettir. Bir ucu sabitlenerek diğer ucuna kütle bağlanmış ve dengeden ayrılmış ip ise ağırlığın bileşenidir. Bu kuvvet sayesinde denge konumu etrafında titreşim hareketi oluşur. Denge konumundan aşağıya çekilerek bırakılan kütlenin tekrar aynı yere gelirken yaptığı hareket, bir tam titreşimdir. Bir tam titreşim için geçen zaman periyot, 1 saniyedeki titreşim sayısı ise frekans olarak tanımlanır. Periyot (T) ile frekans (f) arasında çembersel harekette 1 kurulduğu gibi ƒf = ilişkisi vardır. Titreşim grafiği T incelendiğinde denge konumundan (+) ve (-) yönlerde uzaklaşma oranlarının aynı olduğu görülür. Denge konumuna herhangi bir zamandaki en büyük uzaklık genlik olarak isimlendirilirken diğer uzaklıklar uzanım olarak isimlendirilir. Genlik r, uzanım x veya y sembolleri ile gösterilir. Başka bir ifadeyle genlik, uzanımın alacağı en büyük değerdir. Yayın ucunda basit harmonik hareket yapan kütlenin konumunu eksen üzerinde göstererek tanımlanan büyüklükleri işaretleyelim. Titreşim aralığının orijini 65 2. Ünite Her bir tam titreşim T zaman aralığında tamamlanırken sinüs fonksiyonunun değerleri 2π radyanlık açı aralığında tamamlanmaktadır. Dolayısıyla bir tam titreşimin T periyodu, 2π radyanlık açıya karşılık gelir. Bu durumda, bir tam titreşimi için çizilen eğri aşağıdaki gibidir. Basit harmonik harekette hız, ivme ve geri çağırıcı kuvvet sabit midir? Eğer değilse bu büyüklükler hangi değişkenlere bağlıdır ve tek yönlü büyüklükler midir? Yayın ucuna bağlı kütlenin aşağıya çekilip bırakıldığında basit harmonik hareket yaptığını öğrendik. Bu hareketin konumunun, zamana bağlı değişim eğrisinin sinüs eğrisi olduğunu gördük. Konum denkleminin x = r sinθ şeklinde ifade edildiğini matematik derslerinden biliyorsunuz. θ = ω t yerine yazılırsa denklem x = r sin(ω t) şeklinde olur. Bu denklem basit harmonik hareketin hareket denklemi olup herhangi bir t anında cismin bulunduğu noktanın, titreşim aralığının orijinine olan uzaklığını belirlemeye yarar. Bu denklemden yararlanarak basit harmonik hareketin hız ve ivme eşitliklerini bulalım. Konum denkleminin zamana göre türevinin, hız denklemini; hız denkleminin zamana göre türevinin ise ivme denklemini verdiğini biliyoruz. Ayrıca r sin(ω t)ʼnin zamana göre türevi ω r cos(ω t)ʼdir. r cos(ω t)'nin zamana göre türevi ise - ω r sin(ω t)ʼdir. dx olduğundan v = ω r cos(ω t) olur. v= dt dv olduğundan a = - ω2 r sin(ω t) olur. a= dt Basit harmonik hareket için yazılan bu eşitlikler zamanın sinüs veya cosinüs (kosinüs) fonksiyonu şeklindedir. Şimdi bu eşitlikleri uzanımının fonksiyonu olarak yazalım. sin2(ω t) + cos2(ω t) = 1'dir. Buradan; cos(ω t) =± 1 − sin2 (ω t) yazılır. ù r 1− v= ±ω x2 ±ω ù r 2 − x 2 bulunur. olur. Buradan v = r2 x x = r sin(ω t)ʼden sin(ω t) = r olur. Bu eşitliği a = - ω2 r sin(ω t) eşitliğinde yerine yazarsak; 66 Kuvvet ve Hareket a = - ω2 x olur. F Newton’un 2. Kanunu a = m şeklinde olduğundan basit harmonik harekette geri çağırıcı kuvvet, konumla doğru orantılı olarak F = - m ω2 x şeklinde yazılır. Elde ettiğimiz eşitlikteki büyüklükleri yorumlayalım. Yukarıda verilen yorumlara göre, basit harmonik hareket Büyüklük Adı Ulaşılan Sonucun Yorumu Hız Hız, titreşim aralığının uç noktalarında sıfır iken aralığın orijininde maksimumdur. Hız orijinden uzaklaştıkça küçülür. İvme İvme uzanımla doğru orantılı olup titreşim aralığının uç noktalarında maksimum, aralığın orijininde sıfırdır. İvme orijine yaklaştıkça küçülür. İvme vektörü her an orijine yöneliktir. Geri çağırıcı kuvvet Kuvvet uzanımla doğru orantılı olup titreşim aralığının uç noktalarında maksimum, aralığın orijininde sıfırdır. Kuvvet orijine yaklaştıkça küçülür. Geri çağırıcı kuvvet vektörü her an orijine yöneliktir. her an titreşim aralığının orijinine yönelik ve uzanımla doğru orantılı bir kuvvetin etkisinde gerçekleşen hareket olarak da tanımlanabilir. Buraya kadar anlatılanlardan hareketle "Adrenalin" adlı metindeki "Kafesin hızı sabit midir?" sorusuna cevap verilebilir. Basit harmonik harekette hızın büyüklüğü, vv= ± r 2 − x 2 eşitliği ile bulunur. Eşitlik incelendiğinde hızın, = uzanıma bağlı olduğu görülür. Hız uzanıma bağlı olduğundan değişkendir. Dolayısıyla basit harmonik hareket yapan aracın hızı sabit değildir. Yarım çember şeklindeki pistte kaykayla gösteri yapan sporcuların çemberin uç noktaları arasındaki hareketleri ile salıncakta sallanan çocuğun yaptığı hareket basit harmonik harekettir. 67 2. Ünite Mazotlu bir motorun pistonun titreşim aralığı 8 cm, krank milinin açısal hızı ise π rad/s’dir. Bu pistonun; a) Uzanım, b) Hız, c) İvme denklemini yazalım. ç) t = 1 s için uzanım, hız ve ivme büyüklüklerini hesaplayalım. 3 d) Hesaplanan büyüklükleri piston üzerinde gösterelim. π sin = 3 3 π 1 , cos = , π= 3 2 3 2 Çözüm a) Titreşim aralığı 8 cm ise r = 4 cm olur. x = r sin(ω t) idi. Verilenleri ve bulunanı yerine yazarsak; x = 4.sin(π t) cm olur. b) v = ω r cos (ω t) idi. Verileni ve bulunanı yerine yazalım. v = π.4.cos(π t) cm/s olur. c) a = - ω2 r sin(ω t) idi. Verileni ve bulunanı yerine yazalım. a = - π2.4.sin(ω t) cm/s2 olur. ç) t = 1 değerini denklemlerde yerine yazalım. 3 x = 4.sin(π t) v = π.4.cos(π t) a = -π2.4.sin(π t) π x = 4.sin 3 π v = 3.4. cos 3 π a = -32.4.sin 3 x = 4. 3 2 v = 12. 1 2 3 cm olur. v = 6 cm/s olur. x = 2 3 a = -36. 2 a = -18 3 cm/s2 olur. d) a = 18 3 cm/s2 68 v = 6 cm/s Kuvvet ve Hareket 500 g kütleli bir piston, genliği 4 cm olan T = 0,2 s periyotlu basit harmonik hareket yapmaktadır. Pistonun; a) Maksimum hızı kaç m/s'dir? b) Maksimum ivmesi kaç m/s2 dir? c) Pistona etkiyen maksimum kuvvet kaç N'dir (π = 3)? Çözüm a) v = ω r cos (ω t) idi. Hızın maksimum değeri alması için cos(ω t) = 1 olmalıdır. Bu durumda; vmak = ω r olur. Öncelikle açısal hızı bulalım; 2π idi. Buradan; ω= T ω = 30 rad/s olur. Verileni ve bulunanı yerine yazarsak; vmak = 30.4 vmak = 120 cm/s vmak = 1,2 m/s bulunur. b) a = - ω2 r sin(ω t) idi. İvmenin maksimum değeri alması için sin (ω t) = 1 olmalıdır. Bu durumda; amak = - ω2 r olur. Verilen ve bulunanı yerine yazarsak; 2 amak = - 30 .4 amak = - 3.600 cm/s2 ⇒ amak = - 36 m/s2 bulunur. c) F = - m ω2 x idi. Kuvvet, maksimum değerini x = r için alır. Bu durumda; Fmak = - m ω2 r olur. Verilen ve bulunanları yerine yazarsak; Fmak = - 0,5.302.0,04 ⇒ Fmak = - 18 N bulunur. DİNAMOMETRE Cisimlerin ağırlıklarının dinamometre ile ölçüldüğünü biliyosunuz. Dinamometre, esnek bir yayın ölçeklendirilmiş silindir içine yerleştirilmesiyle yapılır. Yayın bir ucu silindire sabitlenmişken diğer ucu serbesttir ve ucuna bir çengel takılmıştır. Yayın silindire sabitlendiği ucunda dinamometreyi tutmak için bir halka mevcuttur. Dinamometrenin çengeline farklı kütleler bağlandığında yaya bağlı ibre ekran üzerinde farklı değerleri gösterir. Bu kitap için hazırlanmıştır. Bir yaya kuvvet uygulandığında yayın uzadığını veya sıkıştığını on birinci sınıf fizik derslerinde öğrenmiştiniz. Yayın uzama veya sıkışma miktarı ile ona uygulanan kuvvet arasında ilişki var mıdır? Varsa bu ilişki nasıldır? Etkinlikle öğrenelim. 69 2. Ünite ARAÇ VE GEREÇLER . Üç ayak . İki adet destek çubuğu ve iki adet bağlantı parçası Yay (30 cm) Özdeş çengelli kütleler Metre 5 kg'lık kütle . . . . Nasıl Bir Yol İzleyelim? 1. Şekildeki gibi bir düzenek kurunuz. 2. Yayın boyunu ölçünüz. Aşağıdaki çizelgeye benzer bir çizelgeyi defterinize çizerek ölçme sonucunuzu kaydediniz. 3. Yayın ucuna özdeş çengelli kütlelerden birini takarak kütleyi denge konumuna getiriniz. Yayın boyunu yeniden ölçerek çizelgeye yazınız. Yayın uzama miktarını hesaplayınız. 4. Yayın ucuna bir kütle daha takmadan İlk Son Uzama önce yayın uzama miktarının nelere bağlı Öngörü Boy Boy Miktarı olduğuna yönelik bir öngörüde bulununuz. Bu öngörünüzdeki bağlım, bağımsız ve 1. çengelli kontrol değişkenlerini belirleyiniz. kütle 5. Yayın ucuna ikinci özdeş kütleyi 2. çengelli takarak yayın boyunu ölçünüz. Ölçme kütle sonucunu çizelgeye yazınız. Yayın toplam 5 kg'lık uzama miktarını hesaplayınız. kütle 6. Yayın ucuna 5 kg'lık kütleyi takarak Örnek çizelgedir. yayın boyunu ölçünüz ve sonucu çizelgeye yazınız. Yayın toplam uzama miktarını hesaplayınız. 7. Kurduğunuz düzeneğin ölçme sonuçlarından hareketle, kütle ölçüm aracına dönüştürülüp dönüştürülemeyeceği hakkında öngörüde bulununuz. Öngörünüzü çizelgeye yazınız. 8. Kurduğunuz düzeneğin kütle ölçüm aracına dönüştürülebileceğini düşünüyorsanız bunun hangi değişkenlere bağlı olduğunu belirleyiniz. Sonuca Varalım 1. Öngörünüzle gözleminiz arasında fark var mı? Bu durumu açıklayınız. 2. Yayın ucuna asılan kütle ile yayın hesaplanan uzama miktarı arasında bir ilişki var mı? Açıklayınız. 3. Yayın ucuna 5 kg'lık kütleyi taktığımızda kütle ile yayın uzama miktarı arasındaki ilişki bozuldu mu? Açıklayınız. 4. Değişkenlerin değiştirilmesi büyük kütlelerin de bu düzenekle ölçülebileceği anlamına gelir mi? Açıklayınız. 70 Kuvvet ve Hareket Esnek yaya uygulanan kuvvet ile yayın uzama veya sıkışma miktarı arasında bir ilişki vardır. Bu ilişki doğru orantılı olup F = k x şeklindedir. Eşitlikte; x : Yayın uzama veya sıkışma miktarını, k : Yayın yay sabitini ifade eder. Dinamometre yukarıda belirlenen ilkeye göre çalışır. Dinamometrenin çengeline bağlanan farklı kütleler, esnek yaya farklı kuvvetler uygulamaya karşılık gelir. Bu durumda yay her seferinde farklı miktarda uzar. Bu uzama aynı olmayan ölçeklere denk gelir. Bir ucundan asılan yayın diğer ucuna bağlı kütle, denge konumundan ayrıldığında yaptığı hareket, basit harmonik hareketti. Kütle, bu hareketi hangi kuvvetin etkisinde yapar? Bu kuvvet hangi değişkenlere bağlıdır? Bu sorulara cevap verebilmek için denge konumundan ayrılarak bırakılan kütleye denge konumundan x kadar uzakta etkiyen kuvveti bulalım. Denge Konumu Avuç içinde bulunan m kütlesi, serbest yayın ucuna takılır ve el yavaş yavaş aşağıya indirilirse bir müddet sonra kütle avuç içinden ayrılarak dengeye gelir. Bu durumda yay, serbest hâline göre x0 kadar uzar. Dolayısıyla kütle, yayın uzaması sonucu oluşan F1 = k x0 kuvvetinin ve ağırlığının etkisinde dengededir. Denge konumunda bileşke kuvvet sıfır (R=0) olduğundan, k x0 = m g olur. Denge konumundan x kadar uzaklıkta kütleye etkiyen yayın geri çağırıcı kuvveti F2; F2 > F1 = k x0 = m g şiddetindedir. Dolayısıyla kütle, bileşke kuvvetin etkisindedir. Bu bileşke kuvveti hesaplayalım. F = F2 – m g ⇒ F = k(x0+ x) – m g ⇒ F = k x0+ k x – m g ise; 71 2. Ünite F = k x bulunur. Bu durumda kütleye etkiyen geri çağırıcı kuvvet, uzanımla doğru orantılı olup titreşim aralığının orijinine yöneliktir. Her an orijine yönelik uzanımla doğru orantılı kuvvetin etkisindeki hareketi basit harmonik olarak tanımlamıştık. Öyleyse yayın ucuna asılı kütlenin yaptığı hareket de basit harmonik harekettir. Bu hareketin periyot ve frekansını bulalım. F = Fhar ⇒ k x = m ω2 x ⇒ ω = k 2π k ⇒ . Buradan; = m T m 1 k m ⇒ ƒ= olur. Öğrenciler arasında yaya 2π m k bağlı kütlenin yapacağı basit harmonik hareketin periyodunun salınımın genliğine bağlı olduğuna dair yanlış bir algılama vardır. Periyot eşitliği yorumlanacak olursa yaya asılı kütlenin yapacağı basit harmonik hareketin periyot ve frekansı sadece m ve k’ye bağlıdır. Bunların dışındaki değişkenler, periyot ve frekansı değiştirmez. Yaya bağlı kütlenin yapacağı basit harmonik hareketin periyodunun, uzanımdan bağımsız olması bize "Adrenalin" adlı metindeki "Acaba kafes daha da aşağıya çekilip bırakılsa hareketini yine aynı sürede mi tamamlar?" sorusunun cevabını verir. Ucuna kütle bağlanarak yatay doğrultuda titreştirilen yay sarkacının yapacağı basit harmonik hareketi enerjinin korunumu açısından inceleyelim. Kütle, denge konumundan itibaren r kadar uzaklaştırılırsa 1 2 k x kadar esneklik potansiyel yayda uzamadan dolayı 2 enerjisi birikir. Kütle, denge konumundan geçerken bu enerji kinetik enerjiye dönüşür. Yay, r kadar sıkışınca kinetik enerji yeniden esneklik potansiyel enerjisine dönüşür. Enerji kaybının olmadığını kabul edersek olay bu şekilde devam eder. Dolayısıyla titreşim aralığının uç noktasında hız sıfır, denge konumunda ise maksimumdur. Ortam havasız olsa bile yay, iç dirence sahiptir. Bundan dolayı enerji kaybı olur ve titreşim devam etmez. T = 2π Yayları Bağlayalım Şekil a Şekil b Esnek yayın ucuna bağlı kütlenin basit harmonik hareketinde birden fazla yay kullanılması durumunda eş değer yayın yay sabitinin bilinmesi gerekir. Bu nedenle yayların bağlanma şekillerini çizerek eş değer yay sabitlerini bulalım. Şekil aʼdaki gibi uç uca ekli yaylara seri bağlı yaylar denir. Yayların denge konumları ile her iki yay ve eş değer yaya uygulanan kuvvetlerin eşitliğinden hareketle; m g = k1 x1, m g = k2 x2, m g = k(x1+ x2) eşitlikleri yazılır. x1 = mg mg yerine yazılırsa; ve x 2 = k1 k2 mg mg 1 1 1 mg = k + = + bulunur. ' den k2 k k1 k 2 k1 72 Kuvvet ve Hareket Şekil c’deki gibi bağlı yaylara, paralel bağlı yaylar denir. Yayların denge konumları ile her iki yayın ve eş değerinin uzama miktarının aynı olmasından hareketle; m g = k1 x + k2 x, m g = k x eşitlikleri yazılır. Buradan; k x = k1 x + k2 x ⇒ k = k1+ k2 bulunur. SIVI YAKITLI MOTORLAR Kimyasal enerjiyi mekanik enerjiye yarayan araçlardan biri de otomobil motorudur. Motorlar benzinli ve mazotlu olmak üzere iki gruba ayrılır. Ancak, yapıları ve çalışma ilkeleri benzerlik gösterir. Enerji, benzinli motorlarda yanma sonucu elde edilirken mazotlu motorlarda patlama sonucu elde edilir ve pistonu doğrusal yörüngede hareket ettirir. Piston, krank milinin bağlı olduğu bölüme çembersel hareket yaptırır. Sonuç olarak pistonun hareketi ile krank milinin hareketi yapıları gereği birbirine bağlıdır. Yani, mil döndükçe piston belirli bir aralıkta gidip gelir, başka bir ifadeyle titreşim hareketi yapar. dönüştürmeye Şekil c Şekil d Bu kitap için düzenlenmiştir. Çembersel hareket ile basit harmonik hareket arasında ilişki var mıdır? Etkinlikle araştıralım. Nasıl Bir Yol İzleyelim? 1. Beş veya altı kişilik gruplar oluşturunuz ve aşağıdaki etkinlik basamaklarını dikkate alarak görev paylaşımı yapınız. 2. Bir çember çiziniz. Düzgün çembersel hareket yapan bir hareketlinin eşit zaman aralıklarındaki konumunu çember üzerinde işaretleyerek belirleyiniz. 3. Konumunu belirlediğiniz hareketlinin x veya y ekseni üzerindeki iz düşümünü alınız. 4. Aynı hareketlinin çizgisel hız vektörünü ve merkezcil ivme vektörünü çizerek x ve y eksenlerindeki iz düşümlerini alınız. Sonuca Varalım 1. Düzgün çembersel hareketin eksen üzerindeki iz düşümü hareketi ne tür harekettir? Açıklayınız. 2. İz düşümün hız vektörü tek yönlü müdür? Bu hızın şiddeti sabit midir? Açıklayınız. 3. İz düşümün ivme vektörü tek yönlü müdür? Bu ivmenin şiddeti sabit midir? Bu durumu nasıl açıklarsınız? 73 2. Ünite C D D E E F F ı Yandaki şekilde, çembersel hareket yapan hareketlinin farklı konumlarının y ekseni üzerindeki iz düşümleri görülmektedir. Çembersel hareket yapan hareketlinin A, B, C, D, E, F ve G konumlarına karşılık y ı eksenindeki izdüşümleri sırasıyla A , ı ı ı ı ı ı B , C , D , E , F ve G dür. Buna göre C ı B ı A ı B ı şekilde düzgün çembersel hareket yapan hareketlinin y ekseni üzerindeki izdüşümü +r ve -r aralığında titreşir. Düzgün çembersel hareketin eksen üzerindeki iz düşümü basit harmonik harekettir. Buradan hareketle “Sıvı Yakıtlı Motorlar” adlı metindeki piston ve krank milinin hareketlerinin neden birbirine bağlı olduğunu daha iyi açıklarız. Krank mili çembersel hareket yaparken ona bağlı piston harmonik hareket yapar. A ı G ı G Düzgün çembersel hareket yapan hareketlinin y ekseni üzerindeki iz düşümü +r ve -r aralığında titreşim hareketi yapar. Çembersel hareket yapan hareketli, A noktasında iken y ekseni ı üzerindeki iz düşümü A noktasındadır. SARKAÇLI DUVAR SAATİ Sarkaçlı duvar saatlerinin diğer duvar saatlerinden farkı, saat içindeki dişlilere bağlı düz bir çubuğun ucunda kütle asılmasıdır. Saat çalışırken çubuk, ucundaki kütle ile belirli bir aralıkta salınır. Duvar saatleri, saniyeleri vurma zamanı değiştirilerek ayarlanırken sarkaçlı saatler, çubuğun ucundaki kütlelerin biraz yukarı çıkarılması veya biraz aşağı indirilmesiyle ayarlanır. Peki, bu durum saatin hızlı veya yavaş çalışmasını nasıl etkiler? Bu kitap için düzenlenmiştir. İpin ucuna asılan bir kütlenin denge konumundan ayrılıp bırakıldığında yaptığı hareketin titreşim hareketi olduğunu öğrendik. Kütlenin yaptığı bu titreşim basit harmonik hareket midir? Titreşim periyodu hangi değişkenlere bağlıdır? Etkinlikle öğrenelim. 74 Kuvvet ve Hareket ARAÇ VE GEREÇLER . Üç ayak . İki adet destek çubuğu . İki adet ikili bağlama parçası . Tartım takımı . İp (150 cm) . Makas . Süreölçer . Açıölçer Nasıl Bir Yol İzleyelim? 1. Beş veya altı kişilik gruplar oluşturunuz. Basit sarkacın periyodunun nelere bağlı olarak değişebileceğiyle ilgili bir hipotez kurunuz. Hipotezinizi test etme sürecinde bağımlı, bağımsız ve kontrol değişkenlerini belirleyiniz. 2. Uzunluğu 50 cm olan bir ip ve 5 g’lık kütle ile şekildeki gibi bir düzenek kurunuz. denge konumunu 3. İpin o düşeyle yaklaşık 3 lik açı oluşturacak şekilde bozarak titreşimin periyodunu ölçmeye çalışınız. Ölçme işlemini birkaç kez tekrarlayınız. Sonucu defterinize kaydediniz. o 4. Üçüncü adımdaki işlemleri ip, düşeyle yaklaşık 5 lik açı oluşturacak şekilde tekrarlayınız. o 5. İpi düşeyle yaklaşık 5 lik açı yapacak şekilde düşeyden ayırınız. Bu durumda mıknatısı masa üzerinde kütlenin düşeyine koyarak üçüncü adımdaki işlemi tekrarlayınız. o 6. İp, düşeyle yaklaşık 10 açı oluşturacak şekilde üçüncü adımdaki işlemleri tekrarlayınız. 7. Altıncı adımdaki işlemleri 10 g’lık kütle kullanarak tekrarlayınız ve sonuçları defterinize kaydediniz. o 8. Uzunluğu 70 cm olan ipin denge konumunu ip, düşeyle yaklaşık 10 açı yapacak şekilde bozunuz ve titreşimin periyodunu ölçünüz. Sonucu defterinize yazınız. Sonuca Varalım 1. Açının değiştirilmesi titreşim periyodunu değiştirdi mi? Bu durumu nasıl açıklarsınız? 2. Mıknatıs kütlenin düşeyine konulduğunda periyot değişti mi? Açıklayınız. 3. Kütle değiştirildiğinde periyot değişti mi? Açıklayınız. 4. İpin uzunluğu değiştirildiğinde periyot değişti mi? Açıklayınız. 5. Etkinlik basamaklarından elde ettiğiniz sonuçlar hipotezinizi doğruladımı? Nasıl? 75 2. Ünite İpin ucuna astığımız kütleyi denge konumundan ayırıp bıraktığımızda kütlenin, denge konumu etrafında salınım hareketi yaptığını öğrendik. Ağırlık merkezinden geçmeyen, eksen etrafında salınan bu düzenek basit sarkaç olarak tanımlanır. Basit sarkacın yaptığı salınımın nasıl bir hareket olduğunu kavramak için geri çağırıcı kuvveti hesaplayalım. Öncelikle denge konumundan x kadar uzakta olan sarkaca etkiyen kuvvetleri çizelim. θ θ T C B A mgsinθ θ x A B Şekil a → mg mgcosθ Şekil b Basit sarkaçta θ açısı küçük olduğundan uzanım yaklaşık ) olarak alınabilir. Bu olarak Şekil b’de görüldüğü gibi x (x ≅ AB durumda sinθ = xl olur. Şekil a’da basit sarkaca etkiyen bileşke kuvvetin ağırlığının yörünge doğrultusundaki bileşeninin mgsinθ olduğu görülür. sinθ yerine yazılırsa m g x olur. Bu kuvvet uzanımla doğru l orantılı olup salınım hareketinin orijinine yöneliktir. Bu nedenle basit sarkacın salınım hareketi, basit harmonik harekettir. Bu hareketin periyot ve frekansını bulalım. Fhar=mgsinθ mω2x = m g x l g 2p g w= Þ = T T = 2p f = ve g 1 g bulunur. 2p Eşitlik yorumlandığında basit sarkacın periyodunun; sarkacın kütlesine bağlı olmadığı, boyunun karekökü ile doğru, çekim ivmesinin karekökü ile ters orantılı olduğu görülür. Basit o sarkacın yaptığı küçük genlikli salınımlar (θ ≤ 10 ) eş zamanlıdır. 76 Kuvvet ve Hareket Başka bir ifadeyle, sarkacın harmonik hareketinde küçük genlikli salınımların periyotları eşittir. Basit sarkacın büyük genlikli o salınımları (θ .≥.10 ) eş zamanlı değildir. Dolayısıyla büyük açılardaki salınım hareketi basit harmonik hareket değildir. Aynı uzunluktaki basit sarkacın periyodu Dünya’da ve Ay’da farklıdır. Ay’da çekim ivmesi küçüldüğü için periyot büyür. Eğer bu sarkaç bir saate ait ise saat geri kalır. Ay'daki sarkaçlı saat Dünya’da saniyeleri vuran sarkaçlı saate göre geri kalır. Periyottaki bu değişiklik ivmeli referans sistemlerde de geçerlidir. Bu durumda basit sarkacın periyodunu veren eşitlikte g yerine ölçülen değer yazılır. İvmeli hareket yapan asansörde göreli ivmeyi bularak basit sarkacın periyodunu veren eşitliği yazalım. Asansör a ivmesiyle yukarı doğru hızlanarak hareket etsin. Bu durumda göreli ivme g+a olur. Bu ivme asansörün aşağı doğru yavaşlayarak hareket etmesi durumlarında da geçerlidir. olur. g+a Asansörün aşağı doğru hızlanarak veya yukarı doğru yavaşlayarak hareket etmesi durumunda basit sarkacın periyodunu veren eşitliği de siz bulunuz. Bir önceki sayfada verilen Şekil a’daki basit sarkaç, denge konumundan x kadar uzaklaştırılarak ip, düşeyle θ o açısı (θ .≤.10 ) yapacak konuma getirilip bırakıldığında A ve C noktaları arasında basit harmonik hareket yapar. Sarkaç bir tam tireşimi, AB arasını T/4, BC arasını T/4, dönüşte CB arasını T/4, BA arasını T/4 kadarlık zamanlarda tamamlar. Bu harekette AC arası, titreşimin aralığı iken; AB veya BC arası, uzanımın en büyük değeri olan genliktir. Şekil a incelendiğinde geri Dolayısıyla sarkacın periyodu, T= 2π çağırıcı kuvvetin mgsinθ olduğu ancak sabit olmadığı görülür. olarak hesaplanır. g Buna göre periyot, sarkacın boyuna ve çekim ivmesine bağlı olup genlikten bağımsızdır. Basit sarkacın periyot eşitliğinden hareketle ‟Sarkaçlı Duvar Saati” adlı metindeki saatin ayarlanması için neden titreşim hareketi yapan kütlelerin yerini değiştirmek gerektiğini izah edebiliriz. Geri kalan saati ayarlamak için saati hızlı çalıştırmak yani periyodunu küçültmek gerekir. Bu nedenle sarkacın boyu kısaltılmalıdır. Şayet saat ileri gidiyorsa periyodunu büyütmek dolayısıyla sarkacın boyunu uzatmak gerekir. Basit harmonik hareketlerle ilgili yanlış algılamaları ortadan kaldırmak için konuyu farklı bir şekilde irdeleyelim. Bunun için öncelikle 78. sayfadaki çizelgede verilen soruları okuyunuz. Benzer bir çizelgeyi defterinize çizerek cevaplarınızı nedenleriyle birlikte yazınız. Basit sarkacın titreşim periyodu, T= 2π 77 2. Ünite Kavram veya Sonuç Soru Fhar = kx x Fhar = mgsinθ =mg l Yay sarkacı ve basit sarkacın geri çağırıcı kuvvet büyüklükleri incelendiğinde sabit oldukları söylenebilir mi? -r A Titreşim aralığının orijini O Ucuna kütle bağlanarak yatay doğrultuda titreştirilen yay sarkacının hareketinde r büyüklüğü hangi noktalar arasını ifade eder? r B θ T T -r r O θ mg Neden F = ma eşitliği dikkate alındığında; 1. Basit sarkacın en alt noktada ivmeli hareket yaptığı söylenebilir mi? 2. Basit sarkacın uzanımının maksimum olduğu noktada ivmeden bahsedilebilir mi? mg θ >10° ‟Salınan Kütle” etkinliğinde de görüldüğü gibi θ>10° olması durumunda, salınım periyodunun eş zamanlı olmaması sarkacın bundan sonraki hareketinin basit harmonik hareket olmayacağı anlamına gelir mi? Çizelge doldurulduğunda aşağıdaki sonuçlara ulaşılır. Basit harmonik harekette geri çağırıcı kuvvet uzanımla doğru orantılı olup sabit değildir. Titreşim genliği hareketin bir ucundan diğer ucuna olmayıp orijin ile uç nokta arasıdır. Basit sarkacın hareketinin en alt noktasında Fnet = 0 olduğundan ivme de sıfırdır. Basit sarkacın uzanımının maksimum olduğu uç noktalarda Fnet ≠ 0 olduğundan ivme vardır ve maksimum değere sahiptir. θ >10° olması durumunda basit sarkacın periyodu eş zamanlı olmadığından sarkaç basit harmonik hareket yapmaz. Buradan hareketle ‟Geri çağırıcı kuvvet titreşimin her noktasında sabittir.”, ‟Titreşim genliği, yörüngenin bir ucundan diğer ucuna olan uzaklıktır.”, ‟Bir sarkaç, salınımın en alt noktasında ivmeli hareket yapar.”, ‟İvme, bir sarkacın uzanımının maksimum olduğu noktada sıfırdır.”, ‟Herhangi bir başlangıç açısı için tüm sarkaçlar mükemmel bir basit harmonik hareket yapar.” düşüncelerinin yanlışlığı giderilmiş olur. 78 Kuvvet ve Hareket Yay sabiti 9 N/m olan 3 özdeş yay şekildeki gibi bağlanmıştır. 2 kg’lık kütle, 3 yayın ucuna bağlanarak dengeye getirilmiştir. Denge konumundan aşağıya doğru çekilerek bırakılan kütlenin; a) Periyodu kaçtır? b) 5. saniyedeki yerini ve hareket yönünü belirleyiniz (π = 3). Çözüm Öncelikle eş değer yayın yay sabitini bulalım. Paralel bağlı yaylar için; keş = k1+ k2 idi. Buradan; keş = 2k olur. Bu yay ile düşey yay seri bağlıdır. Bu durumda; 1 1 1 1 1 1 2k = + den = + ⇒ keş olur. es = keş k k k 2k k 3 es 1 2 es eş m Bulunan yay sabitini T= 2π formülünde k yerine yazalım. 3m T = 2π olur. Verilenleri yerine yazarsak; 2k T= 2 ⋅ 3 2k k 3⋅2 2⋅3⋅9 T = 2 s bulunur. b) Periyot 2 s olduğundan kütle, 2 ve 2’nin tam katları olan zaman değerlerinde başlangıç noktasındadır. Dolayısıyla kütle 4. saniyede başlangıç noktasında olur ve titreşim hareketini 4 özdeş hamle ile tamamlar. Bu hamleleri eksen üzerinde gösterelim. Eksen incelendiğinde kütlenin +r’de olduğu görülür. Bu noktadan sonra kütlenin hareketinin yönü aşağıya doğrudur. 79 2. Ünite 2 kg’lık kütle, yay sabitleri k1 = 80 N/m ve k2 = 48 N/m olan iki yay arasına şekildeki gibi bağlanmıştır. Sürtünmeler ihmal edildiğine göre kütlenin, çekilip bırakıldığında yapacağı basit harmonik hareketin periyodu nedir (π = 3)? Çözüm Kütle, denge konumundan ayrıldığında yayların biri sıkışırken diğeri uzar. Bu durumda oluşan ve denge konumuna yönelik uzanımla orantılı olan kuvvet, kütleye basit harmonik hareket yaptırır. Buna göre, yayların nasıl bağlı olduğunu belirleyelim ve eşdeğer yayın yay sabitini bulalım. Bileşke kuvvet; Fbil = F1 + F2'dir ve yayların uzanımlarının büyüklükleri birbirine eşittir. Bu durumda yaylar paralel bağlı olurlar. keş = k1 + k2 idi. Buradan; keş = 80 + 48 ⇒ keş = 128 N/m olur. Bulunan ve verileni T= 2π T= 2 ⋅ 3 T= 2 128 m eşitliğinde yerine yazalım. k 2⋅3 3 ⇒T = 0,75 s bulunur. ⇒ T= 8 4 Uzunluğu 1 m olan basit sarkacın periyodu 2 saniyedir. Periyodun 4 s olması için sarkacın uzunluğu kaç m olmalıdır? Çözüm Birinci sarkaç için; T= 2π 2= 2π de verilenleri yerine yazalım. g olur. İkinci sarkaç için; g 4= 2π ' olur. g 2 2π g ' 4 m bulunur. ⋅ ⇒= Bu eşitlikleri oranlarsak; = 4 2π g ' 80 Kuvvet ve Hareket 20 cm uzunluğunda olan şekildeki sarkaç, O noktasının düşeyinden 10 cm aşağıdaki çiviye takılacak biçimde düzenlenmiştir. A konumundan serbest bırakılan sarkacın periyodu kaç saniye olur (π = 3, g = 10 m/s2)? Çözüm 20 cm uzunluğundaki sarkaç çiviye takılınca 10 cm uzunluğunda ikinci bir sarkaç oluşur. Bu durumda AB noktaları arasındaki salınım periyodu birinci ve ikinci sarkaçların periyotlarının yarılarının toplamı kadar olur. T1 T2 + 2 2 1 T = 2π 1 + 2π 2 olur. 2 g g Verilenleri yerine yazarsak; = T T = 1 0,2 0,1 + 2⋅3 2 ⋅ 3 2 10 10 T 3 = T=3 1 1 +3 50 100 3 100 T = 0,3 3 s bulunur. 81 2. Ünite Duran bir asansörün içindeki sarkaçlar saniyeleri vurmaktadır. Asansörün a ivmesi ile hareket ettiğini düşünelim. Bu durumda; a) Hangi sarkacın periyodunda değişme olur? b) Basit sarkacın bağlı olduğu saatin yarı yarıya geri kalabilmesi için asansörün hangi yönde, hangi ivme ile hareket etmesi gerekir? Çözüm a) Sarkaçların periyotlarını veren eşitlikleri yazalım. m Yay sarkacının periyodu T= 2π , basit sarkacın periyodu ise k idi. T = 2π g Eşitlikleri incelediğimizde yay sarkacının periyodunun hareket ivmesine bağlı olmadığı, basit sarkacın periyodunun ise hareket ivmesine bağlı olduğu görülür. Bu durumda, ivmeli hareket yapan asansörde basit sarkacın periyodunda değişme olur. b) Sarkacın saniyeleri vurması, periyodunun 2 s olması anlamına gelir. Periyodu ivmeli harekete bağlı olan basit sarkaçlı saatin geri kalması, periyodun büyümesi ile mümkündür. Dolayısıyla saatin yarı yarıya geri kalması için periyot 4 s olmalıdır. Periyodun büyümesi gerekli ivmenin küçülmesiyle olur. Bu durumun oluşması için asansörün aşağıya doğru hızlanarak veya yukarıya doğru yavaşlayarak hareket etmesi gerekir. Bunun için önce göreli ivmeyi bulalım. T = 2π idi. Bu durumda; g T ' = 2π yazılır. Verilenleri yerine yazarsak; g−a 2= 2π ve 4= 2π olur. g g−a Bu iki eşitliği birleştirdiğimizde; 2 ⋅ 2π 4 1 = 2π ⇒ = g g−a g g−a 4g − 4a = g ⇒ a = 82 3g bulunur. 4 Kuvvet ve Hareket Problem Durumu Koray’ın dedesinden kalma sarkaçlı bir saati vardır. Yıllarca, zamanı doğru gösteren bu saat son günlerde geri kalmaya başlar. Koray, bu saati tamirciye götürmek istemez. Sorunu kendi çözmek ister. Bunun için Koray’a yardımcı olalım. Nasıl Bir Yol İzleyelim? 1. Bu problemde aşağıdaki değişkenleri belirleyiniz. Bağımlı değişken: …………………………………........... Bağımsız değişken: …………………………………........ Kontrol değişken: ……………………………………........ 2. Problemi nasıl çözeceğinizi ayrıntılı olarak yazınız. Benzin, mazot, yağ, asfalt ve yalıtım malzemeleri gibi ürünlerin ham maddesi olan petrolü yüzeye çıkarabilmek için sondaj çalışmaları yapılır. Petrol yatağındaki basınç yeterli ise petrol, yüzeye kendiliğinden çıkar. Yeterli değilse petrol ya pompalanarak ya da basınçlı gaz kullanılarak çıkarılır. Petrolün pompalanmasında kullanılan ve at başı adı verilen aracın basit harmonik hareket yaptığını biliyor muydunuz? Dünya’nın çapı boyunca bir tünel açıldığını farz edelim. Bu tünelden bırakılan bir cismin hangi hareketi yapacağını tartışınız. 83 A. Aşağıdaki ifadelerde bulunan noktalı yerleri tabloda verilen kelimelerden uygun olanları ile tamamlayınız. denge geri çağırıcı kuvvet periyot yay sabiti ve kütle kütle sarkacın boyu 1. Basit harmonik hareketin gerçekleşmesi için …………………………….. gereksinim vardır. 2. Yay sarkacının periyodu …………………………….. bağlıdır. 3. Basit sarkacın periyodu …………………………….. bağımsızdır. B. Aşağıda birbiri ile bağlantılı cümleler içeren bir etkinlik verilmiştir. Bu cümlelerin doğru (D) ya da yanlış (Y) olduğuna karar vererek ilgili ok yönünde ilerleyiniz. Her doğru karar size 5 puan kazandıracak ve bir sonraki aşamayı etkileyecektir. Vereceğiniz cevaplarla farklı yollardan sekiz ayrı çıkışa ulaşabilirsiniz. En çok puan alacağınız çıkışı bulunuz. D Basit harmonik harekette ivme sabittir. D Y Her hareket basit harmonik harekettir. D Y Basit harmonik harekette hız vektörü her an hareket aralığının orjinine yöneliktir. D Basit harmonik harekette ivme uzanımla 3. çıkış doğru orantılıdır. Y 4. çıkış D Basit harmonik ha5. çıkış rekette uç noktalarda ivme maksimumdur. Y 6. çıkış Y 84 D Basit harmonik harekette ivme vektörü 1. çıkış her an hareket aralığıY nın orjinine yöneliktir. 2. çıkış D Basit harmonik 7. çıkış harekette hareket aralığının orjininde hız Y maksimumdur. 8. çıkış C. Aşağıdaki soruları cevaplayınız. 1. İçinde sürücüsü bulunan bir otomobilin amortisörler üzerindeki kütlesi 1.000 kg’dır. Amortisörler özdeş olup yay sabiti 4.000 N/m’dir. Toplam kütlenin homojen dağıldığı kabul edilirse otomobilin çukura düşmesi hâlinde salınım periyodu kaç s olur (π = 3)? 2. Basit harmonik harekette hız ve ivme vektörlerinin aynı yönlü olduğu konumlar var mıdır? Şayet varsa bu konumları şekil üzerinde belirleyiniz. Ç. Aşağıda verilenlerden hareketle doğru seçeneği işaretleyiniz. 1. A noktasından harekete başlayarak AB noktaları arasında basit harmonik hareket yapan pistonun periyodu 8 saniyedir. Buna göre piston, 15. saniyede hangi noktada bulunur? A) O noktasında B) OB arasında B’ye yakın bir yerde C) B noktasında D) OA’nın orta noktasında E) OA arasında A noktasına yakın bir yerde 2. m kütleli cisimler k ve 4k yay sabiti yaylarla şekildeki gibi dengelenmiştir. Her iki kütle de +r noktasına kadar çekilerek aynı anda serbest bırakılıyor. k yay sabitli sarkacın periyodu 8 saniye olduğuna göre kütleler ilk olarak kaçıncı saniyede, nerede karşılaşır? A) 2. s’de O’da B) 4. s’de + r’de C) 5. s’de - r’de D) 6. s’de O’da E) 3. s içinde O ile - r arasında D. Aşağıdaki ifadelerden doğru olanların karşısına ‟D”, yanlış olanların karşısına ‟Y” yazınız. 1. Cisim, basit harmonik harekette eşit zaman aralıklarında eşit yollar alır. ( 2. Basit harmonik hareketin gerçekleşmesi için geri çağırıcı kuvvete gereksinim vardır. ( 3. Basit harmonik harekette geri çağırıcı kuvvet uzanımla doğru orantılıdır. ( 4. Basit harmonik hareketin konum-zaman eğrisi sinüs eğrisi şeklindedir. ( 5. Kompresörlerin matkaplarındaki yayın görevi, titreşimi sönümlü hâle getirmektir. ( ) ) ) ) ) 85 E. Aşağıdaki kavram haritasında boş bırakılan kutuları tabloda verilen kavramlardan uygun olanları ile doldurunuz. geri çağırıcı kuvvet kütle yarıçap vektör uzanım zaman açısal sürat Basit Harmonik Hareket Gerçekleşmesi için gerekli etken Bağlı olduğu etkenler 86 3. ünİte elektrİk ve elektronİk 87 konular ağır İş makİnelerİ dİnamo ve jeneratör hoparlör transformatör yarım dalga doğrultucusu Bu ünitede; Değişken akımla doğru akım arasındaki farkı, elektrik enerjisinin taşınmasında transformatörün, elektrik enerjisinin depolanmasında ise sığaçların rolünü inceleyeceğiz. Ayrıca diyot, transistör, fotodiyot, fotodirenç gibi devre elemanlarını tanıyacağız. Basit elektronik kontrol devreleri kurarak projeler geliştireceğiz. 88 Elektrik ve Elektronik ağır İş makİnelerİ Sanayide ve benzeri yerlerde kullanılan iş makinelerinin birçoğu büyük enerji gerektiren elektrik motorları sayesinde çalışır. Motorları çalıştıran enerjinin bir kısmı aktif, bir kısmı da reaktif enerjidir. Aktif enerji, şebekeden çekilir ve harcanır. Reaktif enerji ise şebekeden çekilir ancak işe dönüşmez, motorun çalışması için gerekli manyetik alanı oluşturur. Sanayide birçok elektrik motorunun bulunduğu devreden çekilen reaktif enerji verimin oldukça düşmesine neden olur. Verimin düşmesini engellemek için elektrik motorlarının devresine önceden yüklü sığaçlar bağlanır. Elektrik motorunu harekete geçiren reaktif enerji, sığaçlardan sağlanır. Bu sığaçlar fotoğraf makinelerinde kullanılan sığaçlara göre oldukça büyüktür. Fotoğraf makinelerinde makinenin mekanik aksamının ve flaş devresinin çalışması için gerekli enerjiyi sağlamak üzere genellikle iki adet 1,5 V’luk pil seri bağlanarak kullanılır. Fakat flaşın verdiği ışık bu iki pille çalıştırılabilecek ampulün vereceği ışıktan daha parlaktır. Bu parlaklık ampulün devresinde bulunan sığaçla ilgilidir. Ampulün çalışması için gerekli enerjiyi sağlayan sığaçlar ani boşaldıklarından devreye verdikleri akımın şiddeti de büyük olur. Bu nedenle ampulden parlak ışık yayılır. Ancak fotoğraf makinesinin pilleri çıkarılacak olursa flaş devresinin çalışmadığı gözlenir. Yukarıdaki fotoğrafta da görüldüğü gibi bazen aynı devrede iki sığaç birlikte kullanılır. Bu sığaçlar amaca uygun şekilde seri veya paralel bağlanır. Cep telefonu, televizyon, radyo vb. cihazlarda küçük boyutlu sığaçlar kullanılır. Daha büyük gerilimle çalışan cihazlarda kullanılan sığaçların büyük boyutta olduğu gözlenir. Bu kitap için düzenlenmiştir. Bazı elektrik devrelerinde ve merdiven otomatiklerinde sığaç kullanılır. Sığaçların yapısının nasıl olduğunu, kullanıldıkları devrelerde ne işe yaradıklarını etkinlikle araştıralım. 89 3. Ünite ARAÇ VE GEREÇLER . İki adet 100 µF’lık sığaç . Tornavida . Pense . 1,5 V’luk ampul . Duy . Güç kaynağı . Krokodilli bağlantı kabloları Nasıl Bir Yol İzleyelim? 1. Sığaçlardan birinin dış kısmını tornavida ve pense yardımıyla çıkararak sığacı parçalarına ayırınız. 2. Sığacın parçalarının nasıl yerleştirildiğini gözlemleyiniz. 3. Ampulün ışık vereceği bir devre kurunuz. 4. Sığacın parçalarını, devreye sırayla bağlantı kablosu gibi koyarak ampulün yanıp yanmadığını gözlemleyiniz. 5. Diğer sığacın uçlarını birbirine değdirdikten sonra ampulün uçlarına bağlayınız. 6. Sığacın uçlarını güç kaynağının 1,5 V’luk doğru gerilim çıkışına bağlayarak 2-3 dakika bekleyiniz. 7. Güç kaynağından ayırdığınız sığacın uçlarını ampulün uçlarına bağlayınız. Sonuca Varalım 1. Sığaçtan çıkan parçaların devreye yerleştirildiği her durumda ampul ışık verdi mi? Sığacın tüm parçaları aynı türden midir? Bu durumu açıklayınız. 2. Uçları birbirine değdirilip ayrılan sığacın, uçlarına bağlanan ampul ışık verdi mi? Neden? 3. Güç kaynağından ayrılan sığacın uçlarına bağlanan ampul ışık verdi mi? Bu durumu açıklayınız. Sığaç, iki iletken arasına bir yalıtkanın konulmasıyla oluşan iki uçlu bir devre elemanıdır. Uçlarının bağlı olduğu iletkenlere sığacın levhaları denir. Bu iletken levhalar arasındaki madde yalıtkandır. Sığaçlar devre şemalarında veya şeklinde gösterilir. Doğru gerilim güç kaynağından ayrılan sığaca bağlanan ampulün ışık vermesi, sığacın elektrik yükü yani elektrik enerjisi biriktirdiğini gösterir. Sığacın yüklenebilmesi için doğru akım güç kaynağına bağlanması gerekir. Sığacın güç kaynağının ‟+” kutbuna bağlı levhası ‟+” yükle, ‟-” kutbuna bağlı levhası ‟-” yükle yüklenir. Bu durum bir sonraki sayfada yer alan şekilde görülmektedir. Sığaçların yüklenmesinde, elektron alış verişi söz konusudur. Sığacın elektron veren levhası ‟+” yükle yüklenirken elektron alan levhası ‟-” yükle yüklenir. Bu durum ‟+” yükle yüklenen levhada ‟-” yük kalmadığı anlamına gelmez. 90 Elektrik ve Elektronik Sığaç levhalarındaki yük miktarları aynı büyüklükte ve zıt cinstedir. ‟+” ve ‟-” yüklü iki iletken levha arasında elektriksel alan oluştuğunu onuncu sınıf fizik dersinde öğrenmiştiniz. Sığaç, elektrik enerjisini bu elektriksel alanda depolar. Buraya kadar anlatılanlardan hareketle “Ağır İş Makineleri” adlı metinde ki fotoğraf makinesinin pilleri çıkarılınca flaş devresinin neden çalışmadığı açıklanabilir. Flaşın enerji ihtiyacını sığaç sağlar. Sığacında enerji biriktirebilmesi için enerji kaynağına ihtiyaç vardır. Sığaçlar, iletken levhalarının şekline bağlı olarak düzlem sığaç ve silindirik sığaç adını alır. Özdeş iki iletken levhanın karşılıklı olarak yerleştirilmesi düzlem sığaca, leyde şişesi silindirik sığaca örnektir. Leyde şişesi içi ve dışı metalle kaplanmış, ağzı mantarla şekildeki gibi kapatılmış bir cam şişedir. Bu şişe 20.000-30.000 V’luk gerilime dayanabilir ancak yük biriktirme yeteneği azdır. Yüklü sığacın uçları arasında potansiyel fark oluşur. Sığacın yükü ile bu gerilim arasında bir ilişki var mıdır? Etkinlikle araştıralım. ARAÇ VE GEREÇLER . 50 µF-3V’luk ve . . . . . . 100 µF-3V’luk iki sığaç Güç kaynağı 1,5 V’luk ampul Duy Doğru gerilim voltmetresi Bağlantı kabloları Süreölçer Nasıl Bir Yol İzleyelim? 1. Sığaçları 3 V’luk doğru gerilime seri bağlayarak 2-3 dakika bekleyiniz. 2. Yüklenmiş sığaçların uçları arasına Voltmetrenin Işık Verme voltmetre bağlayınız. Yandaki çizelgeye Gösterdiği Değer Süresi benzer bir çizelgeyi defterinize çizerek 50 µF voltmetrenin gösterdiği değerleri uygun 100 µF yerlere yazınız. Örnek çizelgedir. 3. Sığaçların uçları arasına ampul bağlayarak ışık verme sürelerini ölçünüz. Elde ettiğiniz değerleri çizelgeye yazınız. Sonuca Varalım 1. Her iki sığacın uçlarından okunan potansiyel farkı aynı mıdır? Açıklayınız. 2. Her iki sığaca bağlanan ampulün ışık verme süreleri aynı mıdır? Bu durumu açıklayınız. 91 3. Ünite Doğru akım güç kaynağına bağlanan sığaç, elektriksel yükle yüklenince uçları arasında potansiyel farkı oluşur. Sığacın depoladığı elektriksel yük miktarı, sığacın yapısına bağlı olarak değişiklik gösterir. Aynı maddeden yapılmak koşuluyla sığacın iletken levhası büyüdükçe depoladığı yük miktarı artar. Bu durumda sığacın depoladığı yük ile uçları arasında oluşan potansiyel farkı arasında sabit bir oran vardır. Bu orana sığacın sığası denir. Sığa, q formülüyle ifade edilir. Sığanın C sembolü ile gösterilir ve C = V SI’daki birimi Farad’dır ve F sembolü ile gösterilir. Elektronik uygulamalarda Farad çok büyük değer olduğundan as katları kullanılır. Farad’ın as katları; 1 mikro Farad (1 µF) 1 nano Farad (1 nF) 1 piko Farad (1 pF) -6 1 µF = 10 F -9 1 nF = 10 F -12 1 pF = 10 F şeklindedir. Paralel levhalı sığacın sığasının, hangi özelliğe bağlı olarak değiştiğini inceleyelim. Levhaların yüzey alanları eşit ve her biri A kadar, levhalar arası uzaklık ise d kadar olsun. A ve d değişkenlerinin sığacın depolayacağı yükü nasıl etkileyeceğini görelim. Sığacın uçlarını doğru gerilim kaynağına bağladığımızda levhaların yüklendiğini fark etmiştik. Aynı cins yükler birbirini ittiğinden levhanın yüzey alanı A, ne kadar büyük olursa yükler levha üzerinde o kadar dağılır. Dolayısıyla levha daha çok yük depolar. Buradan hareketle elektriksel yük depolama yeteneği olan sığanın A ile orantılı olduğu söylenir. Şimdi levhalar arasındaki uzaklığı irdeleyelim. Levhalar arasındaki d uzaklığını küçültelim. Bu durumda V = E d eşitliğine göre sığacın uçları arasındaki potansiyel farkı küçülür. Bu değişime uygun elektriksel yük dağılımı gerçekleşmeden önceki anlık durumda levhalarda elektriksel yük değişimi olmadığından elektriksel alan E değişmez. d’yi küçülttüğümüzde V = E d eşitliğine göre sığacın uçları arasındaki potansiyel farkı da küçülür. Dolayısıyla güç kaynağı ile sığacın levhasını birleştiren iletkenin uçlarında potansiyel farkı oluşur ve güç kaynağından sığaca elektriksel yük geçişi olur. Levhalar arası d uzaklığının artması, elektriksel yükün azalmasına neden olur. Dolayısıyla sığacın elektriksel yük depolama yeteneği olan sığa, d ile ters orantılı olur. Ulaşılan bu A sonuç matematiksel olarak C = ε şeklinde yazılır. Eşitlikteki d ε, iletkenler arasındaki ortamın dielektrik (yalıtkanlık) sabitidir. Kâğıt, plastik ve cam gibi birçok yalıtkan madde elektrik yükünü iletmez. Ancak bulundukları ortamda elektrik alanının değişmesine neden olurlar. Elektrik alanda değişime neden olan bu maddelere dielektrik madde denir. Dielektrik maddeler sığaçlarda daha fazla yük depolanmasını sağlar, yani sığayı büyütür. Dielektrik maddeler 92 Elektrik ve Elektronik aynı zamanda levhalar arasında oluşacak elektrik arkını engeller. Bazı maddelerin dielektrik sabitleri aşağıdaki tabloda verilmiştir. Madde Dielektrik Sabitleri Boşluk -12 8,85.10 F/m Hava -12 8,85.10 F/m Parafin -12 -12 17,70.10 - 22,125.10 F/m Teflon 18,585.10 F/m Kâğıt 32,745.10 F/m Borcam 35,40.10 - 53,10.10 Su 70,800.10 -12 -12 -12 -12 -12 F/m F/m *Fıshbane, Paul M., Gasiorowicz, Stephen. ve Thornton, Stephen T., 2007 kaynağından yararlanılarak düzenlenmiştir. Dielektrik madde, paralel iletkenler arasına levhalara paralel olarak yerleştirilmiştir ve düzlem sığaçtaki yeri şekildeki gibidir. Elektrik yükü ile yüklenmiş sığacın elektrik enerjisinin, elektrik alanda depolandığını öğrendik. Yüklü sığacın levhaları arasında oluşan elektriksel alan, elektrik yüklü parçacıkları hızlandırır. Dolayısıyla bu alan, iş yapabilme kapasitesine sahiptir. Elektrik yüklü sığaç enerji depolar. Bu enerji, sığacı yüklemek için yapılan işe eşittir. Sığacın depoladığı enerjiyi hesaplamaya çalışalım. Onuncu sınıf fizik derslerinde, q kadarlık elektriksel yükün aralarındaki potansiyel farkı V olan bir noktadan diğer noktaya götürülmesi hâlinde kazandığı enerjinin W = q V kadar olduğunu öğrenmiştik. Fakat bu eşitlikten yararlanarak sığacın V potansiyeli altında yüklenmesi ile biriktirdiği enerjiyi hesaplayamayız. Bu eşitliği kullanmak için q yükünün bir noktadan diğer bir noktaya bir defada gitmesi ve V potansiyelinin sabit olması gerekir. Ancak sığaç bir defada dolmamakta veya boşalmamaktadır. Başka bir ifadeyle sığacın yüklenmesi sırasında elektriksel yük hareketi söz konusudur. Ayrıca yapılan işin sonucunda levhaların yük miktarında değişme olur. Dolayısıyla elektriksel yükün hareket ettiği noktalar arasındaki potansiyel farkı değişir. Bu durum karmaşık işlemleri gerektirir. Bu işlemler sonucu yapılan toplam iş, yani sığacın depoladığı enerji; qV q olarak bulunur. q = C V ve C = bu eşitlikte ayrı ayrı W = 2 V Yük yerine yazılırsa; 2 q q2 CV ve W = eşitlikleri elde edilir. W = 2 2C Bir sığacın q - V grafiği yandaki şekilde görüldüğü qV gibidir. Grafikteki taralı alan hesaplanırsa bulunur. 2 Bu değer sığacın biriktirdiği enerjiyi ifade eder. 0 Dielektrik madde Potansiyel farkı V 93 3. Ünite Sığacın sığasının hangi geometrik özelliklere bağlı olduğunu ve elektriksel yükle yüklü sığacın biriktirdiği enerjinin nasıl hesaplandığını öğrendikten sonra “Ağır İş Makineleri” adlı metinde, büyük enerjiye ihtiyaç duyan elektrik motorlarının devresine neden büyük sığaçlar konduğunu açıklayabiliriz. Sığacın büyük olması levhaların yüzey alanlarının, dolayısıyla sığanın büyük olması anlamına gelir. Sığanın büyük olması ise daha çok reaktif enerji ve büyük potansiyel fark anlamını taşır. Bu sığaçlar 220 V’luk gerilimde çalışır. 3 V’luk potansiyel fark oluşturan doğru akım kaynağına bağlanarak yüklenen silindirik bir sığacın levhalarından birinin uzunluğu 50 cm, genişliği 1 cm’dir. Bu sığacın levhaları arasına konan parafinin kalınlığı ise 1 mm’dir. Buna göre; a) Sığacın sığası kaç F’dır? b) Sığaç kaç j’lük enerji biriktirir? -12 (parafinin dielektrik sabiti = 17,70.10 F/m’dır.) Çözüm a) Sığacın levhasının yüzey alanını bulalım. A = 50.1 ⇒ A = 50 cm2 -4 A = 50.10 m2 olur. A eşitliğinde yerine yazarsak; Verilenleri ve bulunanları C = ε d -3 1 mm = 10 m -4 -12 50.10 -13 C = 17,70.10 ⇒ C = 885.10 F bulunur. -3 10 2 CV b) Bulunan ve verileni W = eşitliğinde yerine yazarsak; 2 -13 2 885.10 .3 -13 ⇒ W = 3982,5.10 J olur. W = 2 Sığaçların yüklenmesi için güç kaynağına ihtiyaç vardır. Sığacı yüklemek amacıyla kurulan bir devrede, yükleme esnasında devrede elektrik akımı oluşur. Sığaç yüklenince uçları arasında potansiyel fark meydana gelir. Bu potansiyel farkı büyür ve maksimum değere ulaşır. Oluşan maksimum potansiyel farkı, kullanılan güç kaynağının potansiyel farkı kadardır. Ancak sığacın uçlarındaki potansiyel farkı, kullanılan güç kaynağının potansiyel farkına ulaşınca devreden akım geçmez. Sığaç yüklenerek devre açık devre hâline gelir. Dolayısıyla bir sığaç, yüklenme zamanı dışında doğru gerilim altında açık devre davranışı gösterir. Sığaç, bu özelliğinden dolayı yandaki resimde görülen zaman rölesi olarak adlandırılan devrelerde kullanılır. Otomatik kumanda devresinde sistemin ilk hareketinden sonra bir başka devrenin çalışması, sonra da diğer bir sistemin devreye girmesi istenebilir. Böyle durumlarda zaman röleleri kullanılır. 94 Elektrik ve Elektronik Zaman röleleri, çalışma sürelerini tam olarak ayarlayabilir. Uygulamada, 1/4 saniyeden birkaç dakikaya kadar zaman ayarı yapabilen çeşitli tip ve özellikte zaman röleleri vardır. Sığacın zaman rölesi adı verilen devredeki görevi, devreyi doluncaya kadar kapalı, dolduğunda ise açık devre yapmaktır. Evde duvara resim veya pano asmak için çivi çakmaya kalktığımızda duvardaki tahta takozları bulmakta zorlanırız. Aynı şekilde duvardaki su borularını bulmak da kolay değildir. Bu ve benzeri sorunları çözmede kullanılan sığaçlar bu işi nasıl başarır? Sığaç Tahta takoz Sığacın levhaları Şekil 1 Şekil 2 Şekil 1’deki sığacın levhaları arasında duvar, Şekil 2’deki sığacın levhaları arasında tahta takoz vardır. Bu durumda ortamın dielektrik sabiti değişir, dolayısıyla sığacın sığasında bir değişme olur. Bu esnada aletin işaret lambası ışık verir, böylece aranan cisim bulunur. Duran kalbi çalıştırmak için kullanılan elektroşok cihazı bir sığaçtır. Elektroşok cihazı, kalbin normal dışı atımının tekrar normale dönmesini sağlayan araçtır. Düzensiz kasılmaya uğramış veya yeni durmuş bir kalbe, elektrik enerjisi şok hâlinde verildiği takdirde kalp dışarıdan uyarılmış olur ve kasılır. Bu işlemler için elektroşok cihazının iletken levhaları göğüs üzerine yerleştirilir ve sığacın ani boşalması sağlanır. Bu şekilde uyarılmış kalp, yeniden çalışmaya başlar. Bu durum bir motora ilk hareket verildikten sonra motorun çalışması olayına benzer. Sığaçların kullanım alanlarından biri de fotoğraf makineleridir. Fotoğraf makinelerinin flaş devrelerinde sığaçların kullanılma nedeni, yüklü iken uçları kısa devre yaptırıldığında aniden boşalmaları ve bu esnada büyük bir elektrik akımı oluşturmalarıdır. Böylece flaşın ışık vermesi için gerekli elektrik akımı elde edilmiş olur. Yandaki fotoğrafta flaşı patlamış fotoğraf makinesi görülmektedir. Sığacın uçları arasına bir direnç bağlanırsa oluşan elektrik akımının şiddeti, bu direncin büyüklüğüne göre değişir. Buna rağmen sığaç çok kısa bir sürede boşalır. Sığaçların yük depolayınca enerji biriktirdiğini biliyorsunuz. Bu durumda yüklü sığaç enerji kaynağıdır. Kuru pil ve doldurulabilir pillerin de enerji kaynağı olduğunu fen ve teknoloji derslerinde öğrenmiştiniz. Burada sığaçlarla pillerin çalışma prensiplerinin aynı olup olmadığı sorusu aklınıza 95 3. Ünite gelebilir. Yüklenmiş sığacın levhalarında kimsayal bir değişim söz konusu değildir. Doldurulabilir pillerin yapısında, reaksiyonlar sonucu kimyasal değişim olur. Bu duruma en güzel örnek kurşunlu akümülatördür. Akümülatörlerde kurşun levhalar kurşunoksit ve sülfirik asit karışımı ile sıvanarak kurşun sülfat hâline getirilir. Bu levhalar seyreltik sülfirik asit çözeltisi içinde güç kaynağına bağlanır. Güç kaynağına bağlanan levhalardan ‟+” kutba bağlı olan kurşun sülfat, yükseltgenerek kurşun dioksite dönüşür. ‟-” kutba bağlı kurşun sülfat ise indirgenerek kurşuna dönüşür. Böylece akümülatör yüklenmiş olur. Akümülatörün kullanılması esnasında bu reaksiyon ters döner. Boşalan akümülatör, güç kaynağına bağlanarak yeniden yüklenir. Kuru pilde ise başlangıçta kimyasal enerji mevcuttur. Pil bir devreye bağlandığında içindeki kimyasal enerji, elektrik enerjisine dönüşür. Kuru pil güç kaynağına bağlanarak reaksiyon ters çevrilemez, dolayısıyla yeniden yüklenemez. Sığaçların yüklenebilmesi için doğru akım güç kaynağına ihtiyaç duyulduğunu öğrendiniz. Yükleme esnasında ‟+” kutba bağlı levha ‟+”, ‟-” kutba bağlı levha ‟-” yüklenir. Sığaç boşken güç kaynağının ‟+” kutbuna bağlı levhadaki ‟+” ve ‟-” yüklerin sayıları birbirine eşittir. Levha ‟-” yük kaybettiğinde ‟+” yüklenir. Yüklenme işlemi güç kaynağının potansiyeli ile sığacın potansiyeli eşitleninceye kadar devam eder. Yüklü sığaç daha büyük bir potansiyele bağlanırsa ‟+” yüklü levha ‟-” yük kaybetmeye devam eder. Ancak böyle bir durumda ‟+” yüklü levhada sadece ‟+” yük vardır denilemez. Sığacın yüklenmesi esnasında ‟-” yüklerin hareket etmesi elektriksel kuvvetin iş yaptığı anlamına gelir. Öyleyse sığacın yüklenmesi esnasında iş yapılmamıştır diyemeyiz. Yüklü bir sığacın iki ucu arasına bir lamba bağlanacak olursa lamba ışık verir. Bu durum dış devrede elektrik akımı oluştuğunun göstergesidir. Levhalar arasında yalıtkan ortam bulunduğundan sığacın içinde yük akışı gerçekleşmez. Paralel levhalı sığacın sığasının; levhalardan birinin bir yüzeyinin alanına, levhalar arasındaki uzaklığa ve levhalar arasındaki ortamın dielektrik sabitine bağlı olduğunu öğrendiniz. Dolayısıyla sığa, yük miktarına bağlı değildir. Tam aksine yük miktarını belirleyen unsurdur. Bu nedenle ‟Bir sığacın sığası yük miktarına bağlıdır.” düşüncesi yanlıştır. Sığaçların Bağlanması Sığaçların kullanıldığı elektrik devrelerinde, bazen fazla yüke, bazen de büyük potansiyel farkına ihtiyaç duyulur. Bunun için sığaçlar, seri ve paralel şekilde bağlanır. C1 C2 V1 V2 q1 q2 V + - 96 Sığaçların Seri Bağlanması Bir sığacın pozitif yüklü levhası, diğerinin negatif yüklü levhasına yandaki gibi bağlanmışsa böyle sığaçlara seri bağlı sığaçlar denir. Doğru gerilim güç kaynağına bağlanan sığaçların nasıl yüklendiğini şematik olarak görelim. Elektrik ve Elektronik Şekildeki gibi uçlarına potansiyel farkı uygulanan sığaçlardan birincisinin ++++sol levhası ‟-” yük kaybeder. Böylece C2 C1 +q yükü ile yüklenen bu levha, sağ V1 V2 levhayı kutuplar. Kutuplanan sağ levha, V ikinci sığacın sol levhasından q kadar ‟-” + elektrik yükü alır ve -q yükü ile yüklenir. Bu esnada q kadar ‟-” elektrik yükü veren ikinci sığacın sol levhası, +q yükü ile yüklenir ve ikinci levhayı kutuplar. Kutuplanan bu levha -q kadar elektrik yükü alarak ‟-” yüklenir. Sonuçta sağdaki bütün levhalar -q yükü ile yüklenirken soldaki bütün levhalar +q yükü ile yüklenir. Bu esnada güç kaynağının kaybettiği yük, tek sığacın yükü kadardır. Güç kaynağının potansiyel farkı sığaçlarca paylaşılır. Bu durum matematiksel olarak; V = V1+ V2 şeklinde ifade edilir. Şekildeki sığacın seri bağlı sığaçlara eş değer olabilmesi için aynı potansiyel farkı altında, onlarla aynı yükü depolaması gerekir. Bu durumda; q q q yazılır. V1 = ve V2 = olduğundan; V = Ceş C1 C2 1 1 1 q q q yazılır ve elde edilir. + = + = C C C Ceş C1 C2 eş 1 2 +q -q +q -q + - Seri bağlı sığaçların potansiyellerinin toplamının devrenin potansiyelini verdiğini öğrendik. Dolayısıyla yüksek potansiyel oluşturmak için sığaçlar seri bağlanır. Sığaçların Paralel Bağlanması Birer levhaları güç kaynağının bir kutbuna, diğer levhaları güç kaynağının diğer kutbuna yandaki gibi bağlanmış sığaçlara paralel bağlı sığaçlar denir. Şekildeki paralel bağlı devrede EF noktaları arasındaki sabit potansiyel farkını üreteç sağlar. Teller ideal olduklarından ACE noktaları ve BDF noktaları aynı potansiyele sahiptir. Bu durumda paralel bağlı bir sığaç devresinde, her sığaç aynı potansiyel farkı altında bulunur. Buradan hareketle; V = V1 = V2 yazılır. Şekildeki sığacın paralel bağlı sığaçlara eş değer olabilmesi için aynı potansiyel farkı altında onların depoladığı toplam yükü depolaması gerekir. Bu durumda; q = q1 + q2 yazılır. q1 = C1 V, q2 = C2 V, q = Ceş V olduğundan; Ceş V = C1 V + C2 V yazılır ve Ceş = C1 + C2 elde edilir. Paralel bağlı sığaçların yükleri toplamının devrenin yükünü verdiğini öğrendik. Dolayısıyla fazla yük oluşturmak için sığaçlar paralel bağlanır. Buradan hareketle “Ağır İş Makineleri” adlı metinde bazı devrelerde neden iki sığacın birlikte kullanıldığını açıklamış oluruz. Sığaçlar; büyük gerilime ihtiyaç duyulan devrelerde seri, fazla yüke ihtiyaç duyulan devrelerde paralel bağlı olarak kullanılır. + - + - 97 3. Ünite Sığaları 2 µF, 4 µF ve 12 µF olan üç sığaç şekildeki gibi bağlanarak 40 V potansiyel farkı altında yüklenmektedir. a) 12 µF’lık sığacın yükü kaç C’dur? b) 4 µF’lık sığacın yükü kaç C’dur? c) 2 µF’lık sığacın biriktirdiği enerji kaç J’dür? Çözüm a) Önce eş değer sığayı bulalım. C1 ve C2 sığalı sığaçlar paralel bağlıdır. Ceş = C1 + C2 olduğundan; C12 = 2 + 4 C12 = 6 µF olur. + - + - C12 ve C3 sığalı sığaçlar seri bağlıdırlar. 1 1 1 olduğundan; + = Ceş C1 C2 1 1 1 ⇒ C123= 4 µF olur. + = C123 6 12 Eş değer sığacın yükünü bulalım. q = V C idi. q123 = 4.40 q123 = 160 µC -6 q123 = 160.10 C bulunur. + - + - b) Seri bağlı sığaçların yükleri eş değer sığacın yükü kadar olduğundan; q12= q3= qeş= 160 µC’dur. Buradan C12 sığalı sığacın potansiyelini bulalım. q V = idi. C 160 80 ⇒ V12= V olur. V12= 6 6 Paralel bağlı sığaçların potansiyelleri eşit olduğundan; 80 V olur. V12 = V1 = V2 = 3 C2 sığalı sığacın yükünü bulalım. q = V C olduğundan; 1.280 1.280 . -6 320 . 10 C bulunur. 4 ⇒ q2 = µC ⇒ q2 = q2 = 3 3 3 98 Elektrik ve Elektronik c) Sığacın biriktirdiği enerji; 2 q2 CV qV eşitlikleri ile bulunabilir. W = = = 2 2C 2 C1 sığalı sığacın potansiyeli ve sığası bilindiği için; 2 æ 80 ö 2 × 10-6 × çç ÷÷÷ çè 3 ø 64 ÞW= × 10-6 J bulunur. W= 2 9 Levhaları arasında 2 mm boşluk bulunan bir düzlem sığacın sığası 3 µF’dır. Bu sığacın levhaları arasına şekildeki gibi 1 mm kalınlıkta parafin ve borcam konduğunda sığacın sığası -12 kaç µF olur (Ɛ0 = 8,85.10 F/m, -12 -12 . . Ɛpa = 17,7 10 F/m, Ɛbo = 35,4 10 F/m)? Çözüm Önce 3 µF’lık sığayı yazalım. C=ε A idi. d 3 ⋅ 10 −6 = 8,85 ⋅ 10 −12 A 2 ⋅ 10 −3 olur. Levhaları arasına parafin ve borcam konan sığacı şematik olarak çizelim. Bu durumda sığacı, seri bağlanmış farklı iki sığaç olarak düşünebiliriz. Bu sığaçların sığaları; C1 = 17,7 ⋅ 10 −12 A ⇒ C1 = 12 µF, 1⋅ 10 −3 A C2 = 35,4 ⋅ 10 −12 ⇒ C2 = 24 µF bulunur. Sığaçlar seri 1⋅ 10 −3 bağlı olduğundan; 1 1 1 1 1 1 idi. + + = = Ceş C1 C2 Ceş 12 24 Ceş= 8 µF bulunur. 99 3. Ünite Yandaki devrelerde görülen iki sığaç, yüklendikten sonra devrelerinden ayrılmaktadır. Bu sığaçlardan 2 µF’lık sığacın ‟+” yüklü iletkeni, 4 µF’lık sığacın ‟-” + + yüklü iletkenine gelecek şekilde bağlandığında sığaçlar arasında yük geçişi nasıl olur? Çözüm Öncelikle sığaçların yüklerini bulalım. q = C V olduğundan; q1 = 2.40 q1 = 80 µC, q2 = 4.5 q2= 20 µC olur. Sığacın yükü, tek levhanın yükü olduğundan sığaç yerine tek levhayı düşünelim. Dolayısıyla potansiyelleri farklı iki iletken birbirine bağlanmış olur. Bu durumda iletkenler, potansiyelleri eşit oluncaya kadar yük alış verişinde bulunur. Levhaların ulaştığı ortak potansiyel VAB dir. Yük alış verişi esnasında Yüklerin Korunumu Kanunu geçerlidir. q1- q2 = q1ı + q2ı q1- q2 = C1 VAB + C2 VAB VAB = q1 - q2 olur. C1 + C2 Verilenleri yerine yazarsak; 80 - 20 60 VAB = Þ VAB = 2+4 6 VAB= 10 olur. Sığacın yeni yüklerini bulalım. q = C V olduğundan; q1ı = 2.10 q1ı =20 µC, q2ı = 4.10 q2ı = 40 µC olur. C1 = 2 µF’lık sığacın başlangıçtaki yükü q1 = 80 µC’dur. Sığaçlardan C1 sığacının ‟+” yüklü levhası, C2 sığacının ‟-” yüklü levhasına bağlanınca yükü q1ı = 20 µC olur. Bunun için C1 sığacının -60 µC’luk yük alması gerekir. Dolayısıyla C2 sığacından C1 sığacına - 60 µC yük geçişi olur. 100 Elektrik ve Elektronik Dİnamo ve jeneratör Dinamo ve jeneratörler elektrik enerjisi elde etmeye yarayan araçlardır. Bu araçlarda elektrik akımı manyetik alan içinde bulunan halka şeklindeki sarımın, eksen etrafında döndürülmesiyle yani indüksiyon yolu ile elde edilir. Ancak oluşan akımın dış devreye verilişi dinamometre ve jeneratörlerde aynı değildir. Dinamonun çıkışında iki parçaya ayrılmış bir yüzük vardır. Halkanın iki ucu bu parçalara ayrı ayrı bağlıdır. Bu parçalar da iki ayrı fırçaya değmektedir. Jeneratörün çıkışında ise iki ayrı yüzük vardır. Halkanın her ucu, birer yüzüğe bağlıdır. Bu yüzükler de iki ayrı fırçaya değmektedir. Dinamo ve jeneratörün çıkışındaki bu farklılık, indüksiyon yolu ile elde edilen çift yönlü elektrik akımının dış devreye farklı verilmesini sağlar. Dinamo, elektrik akımını dış devreye tek yönlü verirken jeneratör, çift yönlü verir. Peki elektrik akımının devreye tek veya çift yönlü verilmesi enerjinin kullanımında avantaj sağlar mı? Bu kitap için düzenlenmiştir. El feneri, radyo alıcısı, duvar saati gibi araçlar doğru akımla çalışır. Doğru akımı, doğru akım kaynaklarını ve basit elektrik devrelerini daha önce öğrenmiştiniz. 101 3. Ünite Pil, akü, dinamo gibi enerji kaynakları doğru akım üretir. Doğru akımın şiddeti sabit ve tek yönlüdür. Jeneratörün de enerji kaynağı olduğunu biliyorsunuz. Jeneratörün dış devreye verdiği çift yönlü akım ile tek yönlü akım arasındaki farkları ayırt edelim ve günümüze gelinceye kadar enerji naklinde hangi akımın tercih edildiğini nedenleriyle irdeleyelim. Nicola Tesla (Nikol Tesla) ve Edison, doğru akımın kullanımı konusunda zıt fikirlere sahiplerdi. Tesla doğru akım elde etmeyi ve kullanmayı tercih etmezken Edison, doğru akım kaynağı ile çalışan araçlar geliştirdi ve elektrik enerjisinin iletimi için de bu doğrultuda çaba harcadı. Ancak doğru akımın iletilmesinde dirençten kaynaklanan kayıplar o kadar büyüktü ki neredeyse her 1,6 km’de enerji santraline gerek duyuldu. 110 V’luk potansiyel farkında çalışan ampuller, günümüzde de olduğu gibi, santrale yakın olduğunda parlak, 1,6 km’den uzak olduğunda güç kaybı nedeniyle az parlak ışık verir. Tesla’ya göre alternatif (değişken) akımı tüm sistemlerde kullanmak daha doğruydu. Çünkü alternatif akımın iletilmesinde dirençten kaynaklanan kayıpları minimuma indirmek mümkündü. Ancak alternatif akımla çalışabilen elektrik motoru henüz oluşturulmamıştı. Tesla, elektrik enerjisinin minimum kayıpla iletimini sağlamak için gerilim farkını yükselten araç ile mekanik enerji sağlayan ve alternatif akımla çalışan elektrik motorunu tasarladı. Suyun sahip olduğu mekanik enerjinin dünyanın her yerinde boşa gitmesi, Tesla’da hidrolik santraller fikrini oluşturdu. Budapeşte’deki bir konferansta “Bir gün Niyagara Çağlayanı’nı elektrik enerjisi elde etmek için kullanacağım.” diyerek dinleyenleri şaşırttı. On birinci sınıf fizik derslerinde, tel bir çerçevenin manyetik alan içinde eksen etrafında döndürüldüğünde telde emk ve buna bağlı olarak devrede akımın oluştuğunu öğrenmiştiniz. Oluşan bu akım ο çerçevenin her yarım devrinde (θ=180 ) bir yön değiştirmektedir. Bu akımın dış devrede tek yönlü veya çift yönlü olması, devreye veriliş şekline bağlıdır. İndüksiyon yolu ile oluşturulan bu çift yönlü akım, günlük yaşantımızda birçok alanda kullanılan alternatif akımdır. Alternatif akım AC (Alternating Current), doğru akım DC (Direct Current) sembolleri ile gösterilir. İndüksiyon yolu ile elde ΔΦ edilen emk’i Ɛ = eşitliği ile hesaplamıştınız. Şimdi bu emk’in Δt ani değerini bulalım. Φ = B A Cosθ, θ = ω t idi. Emk’nin ani değeri akının zamana göre türevi olduğundan; Ɛ = B A ω Sin(ω t) olur. ω t = 0 olduğundan Ɛ = 0 olur. ω t = π/2 veya π/2’nin tek katları olduğundan; Sin(ω t) = ± 1 değerini alacağından emk’in maksimum değeri Ɛm = B A ω olur. Buradan hareketle emk’in ani değeri; Ɛ = Ɛm Sin(ω t) şeklinde yazılır. Emk’i Ɛ olan bir alternatif akım, kaynağı R dirençli bir devreye akım verirse devreden geçen akım şiddeti Ohm Kanunu’na göre; Ɛm Sin(ω t) yazılır. Ɛ = i R den Ɛm sinω = i R ise i = R 102 Elektrik ve Elektronik Ɛm = im alınırsa; R i = im Sin(ω t) olur. Üzerinden im Sin(ω t) akımı geçen R direncinin uçları arasında oluşan gerilim farkı, V = im R Sin(ω t) olur. im R = Vm alınırsa; V = Vm Sin(ω t) yazılır. Alternatif akım ve gerilim, zamanın sinüs fonksiyonu olduğu gibi kosinüs fonksiyonu da olabilir. Bu durum tel halkanın harekete başlama konumu ile ilgilidir. Alternatif akım ve gerilimin zamanın sinüs veya kosinüs fonksiyonu olmasının nedenlerine burada değinilmeyecektir. Alternatif akımın ve gerilimin zamanla değişim eğrileri aşağıdaki gibidir. Alternatif akımın zamanın sinüs veya kosinüs fonksiyonu olması şiddetinin yukarıdaki değişim eğrilerinden de görüldüğü gibi değişken olması anlamına gelir. ω = 2π ƒ = 2π/T eşitliği alternatif akımın ve gerilimin anlık değerini verir. Jeneratörün frekansı olan ƒ akım ve gerilimin değerini etkiler. Bazı ülkelerin ürettiği alternatif akımın frekans ve gerilim değerleri aşağıdaki tabloda görülmektedir. Ülke Gerilim (V) Frekans (s-1) Ülke Gerilim (V) Frekans (s-1) Arnavutluk 220 50 Danimarka 230 50 ABD 110 60 Almanya 220-230 50 Arjantin 220 50 Kazakistan 220 50 Avustralya 230 50 Panama 110 60 Azerbaycan 220 50 Peru 220 50 Rusya 220 50 Türkiye 220 50 Kanada 110 60 Özbekistan 220 50 Çin 220 50 Bolivya 220 50 http://tr.wikipedia.org/wiki/Alternatif_ak%C4%B1m web sayfasından yararlanılarak bu kitap için düzenlenmiştir. 2 Onuncu sınıf fizik derslerinde direncin harcadığı gücün P = R i eşitliği ile hesaplandığını öğrenmiştiniz. Eşitlikteki i, dirençten geçen akımın anlık değerini ifade eder. Akımın ısı etkisi, akımın karesi ile orantılı olduğundan akımın doğru veya alternatif akım olması fark etmez. Ancak im değerine sahip alternatif akım tarafından oluşturulan ısı etkisi, aynı değerde doğru akımın oluşturacağı ısı 103 3. Ünite etkisi ile aynı büyüklükte değildir. Bunun nedeni alternatif akımın bir periyotluk zaman aralığında maksimum değere çok kısa süre sahip olmasıdır. Bu durumda bir AC devresinde akımın etkin değerinden söz edilir. Alternatif akımla çalışan elektrikli ısıtıcının belli bir sürede bir miktar suya aktardığı ısıyı, aynı sürede aktarabilen doğru akım değeri, alternatif akımın etkin değeridir. Bu değer; i V iet = m ve Vet = m dir. 2 2 Alternatif akımın bir periyotluk süredeki ortalama değeri sıfırdır. Bunun nedeni, akımın ‟+” yönde aldığı değerler ile ‟-” yönde aldığı değerlerin aynı olmasıdır. Dolayısıyla akımın yönü, devredeki direncin davranışını etkilemez. Bu durum, serbest elektronların sabit atomlarla çarpışması sonucu direncin sıcaklığında artışın meydana gelmesiyle anlaşılır. Sıcaklık artışı, akımın yönünden bağımsız olmakla birlikte büyüklüğüne bağlıdır. Sonuç olarak alternatif akımın geçtiği bir dirençte harcanan ortalama güç; Por = iet2 R olur. Alternatif akım devrelerinde enerji, dirençte harcanır. Bu nedenle R direncinden t saniye alternatif akım geçmesi durumunda W = P t olduğundan; W = iet2 R t kadar ısı açığa çıkar. Yandaki resimde “Dirençten akım geçirildiğinde ısı açığa çıkar.” ilkesiyle çalışan bir elektrikli ısıtıcı görülmektedir. Dinamo ve jeneratör elektrik akımı elde etmeye yarayan araçlardır. Her iki araç da indüksiyon yolu ile elektrik akımı üretir. Aralarındaki fark, çıkış devrelerine bağlı olarak ürettikleri akımı devreye şiddeti değişken veya sabit olarak vermeleridir. Doğru akım ve gerilimin şiddeti değiştirilemediğinden uzağa iletimi mümkün değildir. Alternatif akım ve gerilim ise şiddeti değiştirilebildiğinden uzaklara iletilebilir. Bu nedenle alternatif akım doğru akıma göre daha kullanışlıdır. Bu durum “İndüksiyon yolu ile elde edilen akımın dış devreye veriliş şekli, kullanımında kolaylık sağlar mı?” sorusuna cevap verir. 104 Elektrik ve Elektronik Punto Kaynak Makineleri Elektrik akımının ısı etkisiyle saç levhaları birleştirmeye yarayan makinelerdir. Yanda resmi görülen punto kaynak makineleri, yüksek akım ve düşük gerilimle çalışır. Alternatif akım ve gerilim değerlerini değiştirmek mümkün olduğundan bu makinelerin enerji kaynağı, değişken gerilimdir. hoparlör Mikrofon, sesi elektrik sinyallerine dönüştüren bir araçtır. Hoparlör ise elektrik sinyallerini ses sinyallerine dönüştürmeye yarar. Hoparlör; sert kumaştan yapılmış koni, doğal mıknatıs ve bobin (selenoit) adı verilen üç ana parçadan oluşur. Bobin, koni şeklindeki sert kumaşa bağlıdır ve çember şeklindeki doğal mıknatısın içindedir. Bobinden geçen elektrik sinyalleri manyetik alan oluşturur. Bu durumda doğal mıknatıs, bobini çeker. Çekim gücü, elektrik sinyallerinin kuvvetli veya zayıf olmasına bağlı olarak değişir. Dolayısıyla bobin ve ona bağlı sert kumaştan yapılmış koni, titreşerek havayı da titreştirir. Böylece elektrik sinyalleri, ses sinyallerine dönüşür. Bobin, doğru akım devresinde kullanıldığı gibi alternatif akım devresinde de kullanılır. Alternatif akım devrelerinde oluşacak kaçak akımın olumsuz etkilerinden korunmak için devreye kaçak akım koruma anahtarı konulur. Bu anahtarın yapısında açtırma bobini adı verilen bir bobin mevcuttur. Kaçak akım durumunda açtırma bobini aracılığıyla kontaklar açılarak elektrik akımı kesilir. Bobin doğru akım devresinde telin direncinin dışında bir direnç göstermezken alternatif akım devresinde direnç gösterir. Bu kitap için düzenlenmiştir. 105 3. Ünite çan palet Transformatör Elektronik transformatör 106 Üzerinden akım geçirildiğinde bobinin etrafında manyetik alan oluştuğunu on birinci sınıf fizik derslerinde öğrenmiştiniz. Bobinlerin bu özelliğinden günlük hayatta nasıl faydalanıldığını elektrik zilinin çalışma prensibini inceleyerek görelim. Düğmeye basılıp devre kapatıldığında demir çekirdek, bobin sayesinde mıknatıs demir çekirdek özelliği kazanır ve paleti kendine çeker. Paletin ucundaki tokmak, çana bir kez vurur. Palet, değme vidasından ayrılarak devreden akımı keser. Devreden akım geçmediğinde demir çekirdek elektromıknatıslık özelliğini kaybeder ve paleti bırakır. Palet, yay görevi yapan şerit sayesinde tekrar değme vidasına dokunur değme vidası ve devreden akım geçmesini sağlar. Mıknatıslık özelliğini yeniden kazanan demir çekirdek paleti çeker ve tokmak bir kez daha çana vurur. Bu olay devre kapalı olduğu sürece periyodik olarak devam eder ve ses üretir. Manyetik alan oluşturmaya yarayan bobinin hangi alanlarda ve hangi araçların yapımında kullanıldığını kütüphane, İnternet (edu, gov, org), yazılı ve görsel medya gibi farklı ve güvenilir bilgi kaynaklarından araştırınız. Bu kaynaklardan amacınıza uygun, seçtiğiniz bilgiler ışığında elde ettiğiniz verileri bilgisayar, projeksiyon, tepegöz, slayt kullanarak sunu hâline getiriniz ve sınıfa sununuz. Önceleri kapı zilleri, kapı otomatikleri gibi araçların yapımında manyetik alan oluşturmak için kullanılan bobinler, bilim ve teknolojideki ivmeli gelişme ile birlikte farklı alanlarda da kullanılmaya başlanmıştır. Örneğin, devreye kondansatörle birlikte bağlandığında frekans süzgeci olarak görev yapar. Böylece radyo alıcılarında kondansatörün ayar düğmesiyle belirlenen frekansın dışındaki yayınlar alınmaz. Bobinler ayrıca, osilatör, radyoda ferrit anten elemanı, telekomünikasyon alanında frekans ayarlayıcı ve röle olarak kullanılmaktadır. Gelişen teknolojiyle bobinlerin boyutlarında da değişmeler olmuştur. Düşürücü transformatörlerde bobinlerin yanında elektronik devrelerin kullanılması, transformatörün boyutlarını küçültmüştür. Bu durum yandaki foroğraflarda görülmektedir. Bobin ve kullanım alanlarındaki değişmeler bilimde sınırlılığın söz konusu olmadığını göstermektedir. Bobinden akım geçirildiğinde içinde B = 4p K Ni şiddetinde, düzgün manyetik alan oluştuğunu biliyorsunuz. Akım şiddetinin değişmesi, manyetik alan şiddetinin de değişmesine neden olur. Bu değişim, bobinde Faraday Kanunları gereği akım ve emk indüklenmesine neden olur. Öz indüksiyon akımı adı verilen Elektrik ve Elektronik bu akım, devre akımı artma şeklinde ise onu azaltacak; azalma şeklinde ise onu artıracak yöndedir. Akım şiddeti artma şeklindeyse bobin, devre akım şiddetinin kademeli bir artış yapmasını sağlar ve bu esnada elektrik enerjisini manyetik alanda toplar. Akımın şiddeti azalma şeklinde ise bobin, akım şiddetinin azalma süresini geciktirir. Bu esnada manyetik alanda biriktirdiği enerjiyi devreye verir. Sonuç olarak bobin, değişken akım devresinde devrenin daha yavaş davranmasına neden olur. Yanda resmi verilen elektrik devresinde bobin görülmektedir. Bobinden akım geçince etrafında, yönü akımın yönüne bağlı olan manyetik alan oluşur. Bu alanın şiddeti akımın şiddetine göre değişir. Hoparlördeki bobinin doğal mıknatıs içinde titreşmesinin nedeni, manyetik alanın akım sinyaline bağlı olarak değişmesidir. Bu durum, doğal mıknatısın bobini ne kadar çekeceğini belirler. Böylece ‟Hoparlör” adlı metinde de belirtildiği gibi akım sinyali ses sinyaline dönüşmüş olur. Bobin, değişken akım devresindeki fonksiyonundan dolayı devrede bir direnç oluşturur. Bu büyüklük indüktif reaktans (XL) olarak bilinir. İndüktif reaktans; XL = L ω eşitliği ile hesaplanır. Burada L, bobinin özindüksiyon kat sayısıdır ve SI’da birimi Henry’dir. ω = 2π ƒ olup ƒ akımın frekansıdır. İndüktif reaktansın SI’daki birimi ise ohm’dur. XL = L 2π ƒ eşitliğine göre bobinin göstereceği indüktif reaktans, akımın frekansına da bağlıdır. Bobinin alternatif akıma karşı gösterdiği bu direnç ‟Hoparlör” adlı metinde anlatılan dirençtir. Bobin, başlangıçta doğru akıma bir direnç gösterir ancak daha sonra iletken gibi davranır. Bunun nedeni doğru akımın maksimum değere ulaşıncaya kadar değişken olmasıdır. Doğru akım, sabit değerine ulaşınca bobinin devrede gösterdiği direnç, yapıldığı maddenin direnci kadardır. Doğru akım devresinde sığaç; doluncaya kadar kapalı, dolunca açık devredir. Değişken akım devrelerinde sığaç nasıl bir davranış gösterir? Değişken akım, çift yönlü akım olduğundan devredeki sığacın kutupları sürekli değişir. Sığaç sürekli dolar ve boşalır. Dolayısıyla sığaç, AC devresinde açık devredir. Sığaç, değişken akım devresinde bir direnç oluşturur. Bu büyüklük kapasitif Doğru akım devresindeki bazı sığaçlar çember içine alınarak gösterilmiştir. reaktans olarak bilinir. Kapasitif reaktans; 1 eşitliği ile hesaplanır. Kapasitif reaktansın SI’daki XC = Cw birimi ohm’dur. Yukarıdaki resimde sığaç, devre elemanı olarak görülmektedir. 107 3. Ünite DC ve AC akımda davranışlarını incelediğimiz bobin ve sığacı, şimdi seri bağlayarak devrede nasıl bir davranış göstereceklerini inceleyelim. Böyle bir devrede sığaç elektrikle yüklü ise anahtar kapatılınca sığaçtaki elektriksel yük, ‟+” ve ‟-” kutuplar arasında titreşim yapar. Devrenin direnci ihmal edilirse bu titreşim sonsuza kadar devam etme eğilimi gösterir. Yandaki şekilde böyle bir devre görülmektedir. Anahtar kapatıldığında bobin, devrede oluşan akıma karşı koyacak yönde akım indükler. Böylece sığacın elektrik alanında depolanan enerji, bobinin manyetik alanında depolanır. Sığaç tümüyle boşaldığında devre akımı maksimum değerdedir. Bu durumda bobin, depoladığı enerji ile azalan akımı destekler ve devre akımının yönünde değişme olmaz. Sığaç kutupları, başlangıçtaki durumun tersi şeklinde yüklenmiş olur. Oluşum bu şekilde devam eder. Devrenin bu durumu aşağıdaki şekilde görülmektedir. Sonuç olarak devredeki enerji, sığaç ile bobin arasında gidip gelmeye devam eder. Enerjinin bu gidip gelmesi sarmal bir yayın titreşim hareketine benzetilebilir. Seri bağlı sığaç ve bobine, direnç seri bağlanacak olursa enerjinin bir kısmı bu gidip gelmeler sırasında ısı olarak açığa çıkar. Bu durumda, devrenin enerjisi sürekli olarak azalır. Başka bir ifadeyle titreşim, sönümlü hâle gelir. Sönümlü titreşim devresi ve eşlendiği su içinde salınan sarkaç aşağıdaki şekillerde görülmektedir. Seri bağlı LC devresinin titreşimi ise sönümsüz mekaniksel titreşime benzetilebilir. Mekaniksel titreşimdeki olayların birçoğu LC titreşimlerine de uygulanabilir. Örneğin, mekaniksel bir titreşim aynı frekanslı bir dış kuvvetle desteklenirse titreşim, genliği sürekli büyüyen titreşime dönüşür. Buna rezonans denir. Salıncakta 108 Elektrik ve Elektronik sallanan bir çocuğa periyodik itme vermek salınımı rezonansa getirir. Rezonans olayına elektrikte de rastlamak mümkündür. Radyo alıcıları, titreşimini ünite içinde öğrendiğimiz doğal frekanslı LC devresine sahiptir. LC devresinin salınım frekansı, antenin algıladığı radyo sinyallerinden hangisinin frekansıyla çakışıyorsa o frekansa ait elektromanyetik titreşimlerle beslenir. Dolayısıyla alıcı devrede sadece doğal frekansa uygun olan istasyon frekansı için büyük genlikli elektriksel titreşimler oluşur. Diğer istasyonlardan sinyal gelse de sadece bir istasyondan gelen sinyal alınır. LC devresinin frekansı radyo alıcısının istasyon ayar düğmesi döndürülerek yani değişken sığacın sığası değiştirilip başka istasyon yayını tercih edilebilir. Radyonun alıcı devresi resimde görülmektedir. Radyo alıcı devresinde bobin ve değişken sığaç işaretlenerek gösterilmiştir. 109 3. Ünite transformatör Şehir şebekelerinin yüksek gerilime, sitelerin şehir şebekesine bağlandığı yerlerde, trafo adıyla bilinen transformatörlere rastlanır. Transformatörler iki farklı bobin ve çekirdekten meydana gelir. Çekirdek, birer yüzleri yalıtılmış saç levhaların paketlenmesiyle oluşturulmuştur. Sargılardan biri transformatörün girişidir ve primer sargı olarak isimlendirilir. Diğer sargı ise transformatörün çıkışıdır ve sekonder sargı olarak isimlendirilir. Yüksek gerilim hatlarından şehir şebekesine elektrik bağlantısının yapıldığı yerde çıkış sarım sayısı, giriş sarım sayısından daha küçük transformatörler kullanılır. Transformatörler kullanıldıkları yerlerde yapacakları işe göre farklı büyülüklerde üretilir ve çalışırken ısınır. Büyüklüklerine bağlı olarak sıcaklıkları da artar ve tehlikeli boyutlara ulaşır. Bu nedenle transformatörlerin soğutulmaları gerekir. Soğutma işleminde yaygın olarak yağla soğutma yöntemi kullanılır. Bu kitap için düzenlenmiştir. Elektrik santrallerinde çeşitli kaynaklar kullanılarak üretilen elektrik enerjisi, yüzlerce kilometre uzaklıktaki iş ve yerleşim yerlerine iletim hatları ile taşınır. Elektrik enerjisinin taşınması esnasında iletim hatlarının direncinden dolayı enerjinin bir kısmı ısıya dönüşür ve ziyan olur. Bu dönüşümü minimuma indirmek için transformatör kullanılır. Elektrik enerjisinin elektrik santrallerinde üretildiğini biliyorsunuz. Elektrik enerjisinin santrallerden ev, okul, sanayi ve iş yerlerine nasıl iletildiğini ve iletim esnasında gerilimin hangi değerleri aldığını kütüphane, İnternet (edu, gov, org), yazılı ve görsel medya gibi farklı ve güvenilir bilgi kaynaklarından araştırınız. Bu kaynaklardan amacınıza uygun, seçtiğiniz bilgiler ışığında elde ettiğiniz verileri görsellerle destekleyerek zenginleştiriniz ve Powerpoint sunusu hâline getiriniz. 110 Elektrik ve Elektronik Transformatör; radyo, müzik seti, tıraş makinesi, elektrik zili gibi araçlarda kullanılmaktadır. Transformatörün bu araçlardaki görevinin ne olduğunu ve bu görevi nasıl yaptığını etkinlikle araştıralım. ARAÇ VE GEREÇLER . Güç kaynağı . Demir U çekirdek . Demir U çekirdek . . . . . kapağı İki adet AC voltmetresi İki adet AC ampermetresi Bağlantı kabloları Transformatör sıkıştırıcısı 1200 ve 600 sarımlı bobinler Nasıl Bir Yol İzleyelim? 1. 1200 sarımlı bobini giriş, 600 sarımlık bobini çıkış olacak şekilde resimdeki gibi bir düzenek kurunuz. Düzeneğin girişini güç kaynağının 20 V’luk AC çıkışına bağlayınız. 2. Yandaki çizelgeyi defterinize Giriş Giriş Akım Çıkış Çıkış Akım Gruplar çizerek giriş ve çıkış devresindeki Gerilimi Şiddeti Gerilimi Şiddeti akım şiddetlerini ve gerilim değerlerini bu çizelgeye yazınız. 3. Düzeneği 600 sarımlık bobini giriş,1200 sarımlık bobini çıkış olacak şekilde yeniden Örnek çizelgedir. kurunuz. 4. İkinci adımda çizdiğiniz çizelgenin benzerini defterinize çizerek giriş ve çıkış devresindeki akım şiddetlerini ve gerilim değerlerini bu çizelgeye yazınız. 5. Çizelgeleri karşılaştırarak tartışınız ve ortak bir sonuca varınız. Sonuca Varalım 1. Bobinlerin sarım sayıları ile giriş ve çıkış gerilimleri arasında bir ilişki var mı? Bu durumu açıklayınız. 2. Bobinlerin sarım sayıları ile giriş ve çıkış devrelerinden geçen akım şiddetleri arasında bir ilişki var mı? Açıklayınız. 3. Transformatörlerin günlük hayatta niçin kullanıldıklarını ve nasıl bir prensiple çalıştıklarını fark ettiniz mi? 111 3. Ünite Değişken akım devresindeki R direncinden t saniyede açığa çıkan ısının; W = iet2 R t eşitliği ile bulunduğunu öğrenmiştik. Bu durumda enerji iletim hatlarında da ısının açığa çıkması sonucu bir enerji kaybı söz konusudur. Enerji kayıplarını minimuma indirme yollarından biri, iletkenin direncini küçültmektir. Bu durum, iletkenin kaliteli olmasını gerektirir. Ancak yeterli miktarda kaliteli iletkenleri elde etmek zor ve pahalıdır. Bu durumda, akım şiddetini düşürmek gündeme gelir ki tercih edilen yol budur. Akım şiddeti, transformatör denilen araç yardımıyla değiştirilir. Transformatörün giriş devresine güç verilir. Buna karşılık çıkış devresinden güç alınır. Transformatörün çekirdeğinde bir miktar güç harcanır. Bunun nedeni çekirdekte fuko akımı olarak isimlendirilen akımların oluşmasıdır. Çekirdek, birer yüzleri yalıtılmış saç levhaların paketlenmesiyle oluşturulur ve güç kayıpları minimuma indirilir. Çekirdeğindeki güç kaybı ihmal edilecek olursa transformatörün verimi %100 olur. Böyle bir transformatör için; Verim = Pç Pg olduğundan; V2 i1 V2 i2 100 ⇒V1 i1= V2 i2 ⇒ olur. = = V1 i2 100 V1 i1 Sarımları aynı manyetik alan içinde olduğundan yapılan işlemler; N2 V2 oranının varlığını göstermiştir. Burada; = N1 V1 N1 : Giriş devresinin sarım sayısını, N2 : Çıkış devresinin sarım sayısını gösterir. Sonuç olarak verimi %100 olan bir transformatör için; i1 N2 V2 yazılır. Bu orana transformatörün değiştirme = = i2 N1 V1 oranı denir. Bu eşitliği irdeleyelim. Sarım Sayısı İlişkisi Gerilim İlişkisi Akım Şiddeti İlişkisi Transformatörün İsmi N1 < N2 ise V1< V2 i1 > i2 Yükseltici transformatör N1 > N2 ise V1 > V2 i1 < i2 Düşürücü transformatör Yükseltici transformatörlerde çıkış gerilimi büyürken çıkış akım şiddeti küçülür. Bu durumda, üretilen enerji, kayıpları minimum olacak şekilde çok uzaklara iletilebilir. Elektrik santrallerinde üretilen enerji, yerleşim yerlerine bu şekilde taşınmaktadır. Dolayısıyla yükseltici transformatörler elektrik santrallerinin çıkışına konur. Yükseltici transformatörler uzaklığa bağlı olarak gerilimi 380000 V gibi değerlere yükselttiğinden oldukça büyüktürler ve güçlü soğutma sistemlerine ihtiyaç duyarlar. Düşürücü transformatörlerde çıkış gerilimi küçülürken çıkış akım şiddeti büyür. Bu tür transformatörler, 112 Elektrik ve Elektronik yüksek gerilimi 220 V’a düşürmek için şehir şebekesi girişine konur. Böylece yüksek gerilim hatlarının şebekelere bağlandığı yerlere neden çıkış sarım sayısı, giriş sarım sayısından küçük transformatör konduğu da anlaşılmış olur. Düşürücü transformatörler radyolarda, elektrikli tıraş makinelerinde, cep telefonlarının şarj aletlerinde, elektrik zillerinde, punto kaynak makinelerinde kullanılır. Bu araçlardan bazılarının resimleri aşağıda verilmiştir. Transformatör Yapalım Beklenen Performans Değerlendirme Süre Araştırma Becerisi Yaratıcılık Becerisi Dereceli Puanlama Anahtarı 2 Hafta Demirin ferromanyetik özelliğinden, bobinden geçen manyetik akının değişmesi sonucu bobinde emk indüklenmesinden, emk’nin akı değişimi ve sarım sayısına bağlı olması kuralından faydalanarak bir transformatör tasarlayınız. Bunun için aşağıdaki yönergeyi takip ediniz. 1. Adım: Bir çalışma plânı yapınız. 2. Adım: Transformatörün nasıl çalıştığını araştırınız. Araştırma sürecinde kütüphane, İnternet (edu, gov, org), yazılı ve görsel medya gibi farklı ve güvenilir bilgi kaynaklarından yararlanmaya özen gösteriniz. 3. Adım: Demir, nikel ve kobaltın ferromanyetik malzeme olma özelliğini dikkate alınız. Bobinden geçen manyetik akının değişmesi sonucu emk indüklendiği, emk’nin akı değişimi ve sarım sayısına bağlı olduğu kuralından faydalanınız. • Tasarım için olası çözümler öneriniz. • Gerekli olabilecek malzeme ve gereçleri belirleyiniz. • En uygun çözümü gerekçesiyle açıklayarak hangi yolun izlene­ceğine karar veriniz. • Seçilen çözümü çizerek somutlaştırınız. • Güvenliği sağlamak ve çevreyi rahatsız etmemek için önlem alınız. 4. Adım: Tasarımınızı sınayarak sonuçları değerlendiriniz. 5. Adım: Hazırladığınız tasarımı sınıfta sununuz. Not: Tasarımınız öğretmeniniz tarafından hazırlanacak olan dereceli puanlama anahtarı ile puanlanacaktır. 113 3. Ünite Transformatörün, giriş devresine enerji verdiğini, çıkış devresinden ise enerji aldığını, bu esnada çıkış devresinde oluşan gerilimin ve akımın şiddetinin değiştiğini öğrendik. Ayrıca transformatörün çalışması için giriş devresine değişken akım verildiğini kavradık. Transformatör doğru akımda çalışır mı? Transformatörün çalışması esnasında enerji kaybı olur mu? Etkinlikle öğrenelim. ARAÇ VE GEREÇLER . Güç kaynağı . Demir U çekirdek . Demir U çekirdek kapağı . İki adet DC ampermetresi . Bağlantı kabloları . Transformatör sıkıştırıcısı . 1200 ve 600 sarımlı bobinler Nasıl Bir Yol İzleyelim? 1. Güç kaynağının DC çıkışını kullanarak resimdeki gibi bir düzenek kurunuz. 2. Transformatörün giriş ve çıkış devresindeki ampermetreleri gözlemleyiniz. 3. Transformatörün girişine, güç kaynağının AC çıkışını bağlayarak 5-10 dakika bekleyiniz. Daha sonra güç kaynağını kapatarak çekirdeğin ısınıp ısınmadığını parmağınızla kontrol ediniz. Sonuca Varalım 1. Transformatör güç kaynağının DC çıkışına bağlıyken ampermetrenin ibrelerinde sapma gözlemlediniz mi? Açıklayınız. 2. Transformatörün giriş devresine güç kaynağının AC çıkışı bağlıyken çekirdek ısındı mı? Açıklayınız. Transformatör, Faraday’ın İndüksiyon Yasası’na göre çalışır. Giriş devresindeki manyetik alanın değişken olması, çıkış devresinde değişken manyetik akı oluşturur. Dolayısıyla çıkış devresinde gerilim indüklenir. Bu olayların gerçekleşmesi için giriş devresindeki akımın değişken olması gerekir. Bu nedenle transformatör doğru akımda çalışmaz. Çalışmakta olan transformatörün çekirdeklerinin ısındığını biliyorsunuz. Öyleyse transformatör çalışırken giriş devresine verilen elektrik enerjisinin az da olsa bir kısmını ısıya dönüştürür. Transformatörün ısınması ile giriş devresine verilen enerjinin bir kısmı boşuna harcanmış olur. Transformatörün çıkış devresinden alınan enerji, giriş devresine verilen enerjiden azdır. Transformatörün geriliminin veya akım şiddetinin artırılması, çıkıştan girişe verilen enerjiden fazla enerji alınması anlamına gelmez. 114 Elektrik ve Elektronik YARIM DALGA DOĞRULTUCUSU Değişken akım çift yönlü olup şiddeti zamanın fonksiyonudur. Doğru akım ise tek yönlü olup şiddeti sabittir. Radyo, müzik seti gibi araçların doğru akımla çalıştıkları bilinmektedir. Bu tür araçların 220 V’luk değişken gerilimle çalışabilmesi için hem gerilimin düşürülmesi hem de akımın doğrultulması gerekir. Değişken akımı doğrultma, en basit şekilde bir diyot devresi ile yapılır. Böyle bir devre yukarıdaki şekilde görüldüğü gibi akımı, dalgalı olarak doğrultur. Doğrultulan akım, kesikli olduğundan kullanışsızdır. Devreye şekilde görüldüğü gibi sığaç eklenerek akım kullanışlı hâle getirilebilir. Devre elemanlarının özelliklerinden yararlanılarak farklı düzenekler yapılabilir. Elektronik cihazların yapı taşlarından biri olan transistör, devre elemanlarındandır. Transistörün özelliğini ve devredeki rolünü en kolay kavrayabileceğimiz cihaz amplifikatördür. 1947 yılında transistör yapılmadan önce elektron tüpü kullanılmıştır. Transistör, kullanıldığı elektonik cihazların küçülmesine de katkıda bulunmuştur. Devre elemanlarından LED’ler ise özellikle dekorasyonda enerji tasarrufu sağlayarak bir çığır açmıştır. Bu kitap için düzenlenmiştir. Apartmanların giriş kapılarındaki zil düğmelerinin bulunduğu panoların çoğu ışıklıdır. Panolardaki ampuller gündüzleri ışık vermediği hâlde hava kararınca kendiliğinden ışık verir. Zil düğmesi panosundaki devrelerin bu işlemi nasıl gerçekleştirdiğini araştırınız. Araştırma sürecinde kütüphane, İnternet (edu, gov, org), yazılı ve görsel medya gibi farklı ve güvenilir bilgi kaynaklarından yararlanmaya özen gösteriniz. Araştırma sonuçlarını Powerpoint sunusu hâline getirerek arkadaşlarınızla paylaşınız. Sunum sonucunda arkadaşlarınızdan aldığınız dönütleri değerlendirerek sınıf panosuna asınız. Diyot, transistör, LED, fotodiyot, fotodirenç elektronikte çok kullanılan devre elemanlarıdır. Bu elemanların hangi özelliklere sahip olduğunu etkinlikle öğrenelim. 115 3. Ünite ARAÇ VE GEREÇLER . 1,5 V’luk LED . Diyot . Foto direnç . Krokodilli kablolar . Pil yatağı . Duy . Pil . 1,5 V’luk ampul Nasıl Bir Yol İzleyelim? 1. LED’i uzun ayağı pilin ‟+” kutbuna gelecek şekilde pilin uçlarına bağlayarak ışık verip vermediğini gözlemleyiniz. 2. LED’i kısa ayağı pilin ‟+” kutbuna gelecek şekilde pilin uçlarına bağlayarak ışık verip vermediğini gözlemleyiniz. 3. Ampul ve diyotu pilin uçları arasına seri bağlayınız ve ampulün ışık verip vermediğini gözlemleyiniz. Aynı işlemi diyotu ters çevirerek tekrarlayınız. 4. Ampul ve foto direnci seri bağladıktan sonra pilin uçlarına bağlayınız. Ampulün ışık verip vermediğini gözlemleyiniz. Parmağınızla foto direncin üzerini kapatarak ışığın foto dirence düşmesini engelleyiniz ve ampulün ışık verip vermediğini gözlemleyiniz. Sonuca Varalım 1. LED’in ayaklarının devreye bağlanış şekli, ışık vermesini etkiledi mi? Bu durumu açıklayınız. 2. Diyotun devreye bağlanış şekli ampulün ışık vermesini etkiledi mi? Açıklayınız. 3. Foto dirence ışığın düşüp düşmemesi ampulün ışık vermesini etkiledi mi? Açıklayınız. Fen ve teknoloji dersleri ile dokuzuncu sınıf fizik derslerinde iletken ve yalıtkan maddeleri öğrenmiştiniz. Yarı iletken maddeler, iletken ve yalıtkan maddeler arasında bir özelliğe sahiptir. Germanyum ve silisyum elektronik alanında kullanılan yarı iletkenlerdir. Germanyum ve silisyumun en dış orbitalinde 4 elektron bulunur. Yarı iletken maddelere katkı maddesi ilave edilerek elde edilen maddeler elektronik devre elemanları imalatında kullanılır. Saf silisyuma en dış orbitalinde 5 elektron bulunan arsenik ilave edilirse silisyum, arseniğin dört elektronu ile kovalent bağ yapar ve 1 elektron açıkta kalır. Böylece katkılı kristal yapı içinde serbest elektron ortaya çıkar. Madde bu durumda negatif özellik kazanır ve N tipi yarı iletken olarak adlandırılır. Saf germanyum veya silisyum maddesine son orbitalinde 3 elektron bulunan bor ilave edilirse germanyum veya silisyum, borun üç elektronu ile kovalent bağ yapar. Buna karşılık borun en dış orbitalinde bir elektron boşluğu oluşur. Bu boşluk oyuk olarak adlandırılır. Madde bu durumda pozitif özellik kazanır ve P tipi yarı iletken olarak adlandırılır. N tipi yarı iletkende, elektronlar; P tipi yarı iletkende, oyuklar akım taşıyıcı görev yaparlar. 116 Elektrik ve Elektronik P ve N tipi yarı iletkenlerin birleştirilmesiyle N tipi yarı iletkendeki fazlalık elektronla, P tipi yarı iletkendeki boşluk birbirini nötürler ve birleşim bölgesinde nötr bir bölge oluşur. Aşağıdaki şekilde gösterilen bu oluşum diyot olarak adlandırılır. Bir diyotun P tipi, güç kaynağının ‟+” kutbuna; N tipi, ‟-” kutbuna bağlanırsa (diyot doğru polarize edilirse) oyuklar ‟+” kutup, elektronlar ‟-” kutup tarafından itilerek nötr bölge yenilir ve yük hareketi oluşur. Diyot, devreye ters bağlanırsa (diyot ters polarize edilirse) yani anoduna negatif, katotuna pozitif gerilim uygulanırsa yalıtkan olur ve akım girişine izin vermez. Ancak sızıntı akımı olarak bilinen µA düzeyinde ters yön akımı geçer. Ters polarize gerilimi artırılırsa bir değerden sonra iletim başlar. Bu noktaya diyotun ters yön devrilme noktası denir. Diyotun bu özelliği “Yarım Dalga Doğrultucusu” metnindeki değişken akımı nasıl doğrulttuğu sorusuna da cevap verir. Diyot tek yönlü akım geçirir. Bu nedenle değişken akımı doğrultucu devrelerde kullanılır. Diyot, devrede tek başına kullanılırsa akımı tek yönlü geçirir ve dalgalı olarak doğrultur. Walter Houser Brattian (1902-1987) ABD’li fizikçi olup William BradTransistör ford Shockley ve John Bardeen ile P ve N tipi yarı iletkenlerin NPN veya PNP şeklinde yaptıkları çalışmalar sonucu tranbirleştirilmesiyle oluşturulur. Transistörün aynı tip bölgelerinde sistörü icad etmişlerdir. Bu çalışma onlara 1956’ yılında Nobel Fizik Ödülü’nü iki bağlantı oluşturulur. Bu bölgelerden biri yayıcı (emiter), diğeri kazandırmıştır. toplayıcı (collector)’dır. Bir bağlantı da ara bölgeye (base) yerleştirilir. NPN tipi bir transistör şekildeki gibi bir devreye bağlanacak olursa taban adı verilen ara bölgeden küçük, emitörden büyük bir akım geçer. Bu nedenle transistörler, sinyal yükseltici olarak elektronik devrelerde kullanılır. Yükseltilecek sinyal, giriş devresine uygulanır. Giriş devresine verilen sinyal çıkış devresinden yükselmiş olarak alınır. Bu durum şekilde de + görülmektedir. Radyo alıcıları, telsizler, kasetçalarlar, amplifikatörler transistörün kullanıldığı araçlardan bazılarıdır. Transistör + yandaki resimde görülmektedir. İlk elektronik devrelerin etkin bileşenlerinden biri de havası boşaltılmış cam tüpün içine yerleştirilen metal levhalardan oluşan diyot lamba adı verilen elektron tüpüdür. Eski tip radyo alıcılarında bu tüpler kullanılmıştır. Bunların ilk basit örneği, iki elektrotlu olup, 1904 yılında İngiliz bilim adamı Sir John Ambrose Fleming tarafından yapılmıştır. 1906’da Lee de Forest (Li di Forıst), elektron tüpüne bir elektrot daha ekleyerek onu geliştirmiştir. William Bradford Shockley (Vilyım Bredfırd Şokley), John William Bradford Shockley Bardeen (Con Bardın) ve Walter Houser Brattian (Volter Havzır (1910-1989) Bratyan) yarı iletkenler üzerinde çalışmış ve transistörü icat Yarı iletkenler üzerindeki çalış­ etmişlerdir. Bu icat onlara 1956 Nobel Fizik Ödülü’nü kazandırmıştır. malarıyla ünlenen ABD’li fizikçidir. John 1958’de ilk tümleşik devre “entegre” geliştirildi. Entegre devrelere Bardeen ve Walter Houser Brattian ile yaptıkları çalışmalar sonucu tranyonga, çip ya da mikroçip de denilmektedir. Entegre devrelerde sistörü icad etmişlerdir. Bu çalışma onbinlerce transistör mevcuttur. Yukarıda anlatılanlardan fizik ve lara 1956 yılında Nobel Fizik Ödülü’nü kazandırmıştır. teknolojideki gelişmelerin ivmeli bir şekilde arttığı anlaşılmaktadır. 117 3. Ünite LED Çeşitli renklerdeki LED’ler Işık yapan diyot anlamına gelen ve yanda şekli görülen elektronik devre elemanlarından biri LED’dir. LED‘ler yarı iletken malzemelerden yapılır ve ana maddeleri silikondur. Üzerlerinden akım geçirildiğinde foton açığa çıkar ve ışık verir. En önemli parçası, yarı iletken malzemeden yapılan ve ışık yayan LED çipidir. LED’ler katkı malzemesine bağlı olarak kırmızı, sarı, yeşil, mavi renklerde ışık yayar. LED’lerdeki yarı iletken maddeye galyum, arsenik, alüminyum, fosfat, indiyum, nitrat gibi malzemeler uygun oranda katılarak LED’lerin istenilen dalga boyunda ışık vermesi sağlanır. LED’ler enerji sarfiyatını düşürdüğü için sinyalizasyon ve dekoratif aydınlatmada yaygın olarak kullanılır. Aşırı yüklenerek bozulmalarını engellemek için LED’ler devreye bir dirençle bağlanır. Ayrıca, kızıl ötesi ışık yayan LED’ler televizyon kumandalarında kullanılır. Fotodiyot + - 118 Diyotların ters polarize edildiklerinde devreden ihmal edilebilecek sızıntı akımının geçtiğini biliyorsunuz. Ters polarize gerilim artırıldığında belli bir değerden sonra akım geçişi başladığını ve bu noktaya diyotun ters yön devrilme noktası dendiğini öğrenmiştik. Bu durumda diyotun birleşme noktasına ışık gelirse ışığın verdiği enerji ile kovalent bağları kıran P bölgesi elektronları, kaynağın ‟+” kutbunun çekim etkisi ile N bölgesine, oradan da bu bölgenin serbest elektronları ile ‟+” kutba doğru hareket ederler. Bu durumda diyot ışığa duyarlı hâle gelir ve fotodiyot adını alır. Bu durum şekilde görülmektedir. Fotodiyotlar, ışığa duyarlı olmaları nedeniyle uzaktan kumanda alarm sistemlerinde, sayma devrelerinde, yangın ihbar sistemlerinde kullanılırlar. Elektrik ve Elektronik Fotodirenç Direnci, üzerine düşen ışığın şiddetine bağlı olarak değişen, aydınlıkta az, karanlıkta çok direnç gösteren devre elemanıdır. Yanda şekli görülen ve LOR olarak bilinen fotodirenç; kadmiyum sülfat, kadmiyum selinür, velenyum, germanyum, silisyum gibi ışığa karşı duyarlı maddelerden üretilir. Karanlıkta mega ohm (MΩ) seviyesinde direnç gösteren fotodirenç, yeterli ışık aldığında direnci 5 Ω - 10 Ω gibi küçük değere düşebilir. Fotodirenç, yalıtkan bir zemin üzerine yerleştirilen kalsiyum sülfatın içine her iki taraftan birbirine değmeyen iletkenlerin konulmasıyla oluşturulur. Fotodirençler, hem DC hem de AC devrelerinde aynı özelliği gösterir. Yapılarını, çalışma ilkelerini ve kullanıldıkları yerleri öğrendiğimiz elektronik devre elemanları aşağıdaki tabloda gösterilmiştir. Elektronik Devre Elemanı Adı Diyot Transistör Resmi Görevi Elektrik akımını tek yönlü olarak geçirir. Elektrik sinyallerini yükseltir. LED Enerji tasarrufu yaparak elektrik enerjisini ışık enerjisine dönüştürür. Fotodiyot Elektronik devreleri ışığa duyarlı hâle getirir. Fotodirenç Elektronik devreleri ışığa duyarlı hâle getirir. + - Yukarıda çalışma ilkelerini açıkladığımız elektronik devre elemanlarından transistörün kullanıldığı şekildeki basit devreyi inceleyelim. Anahtar kapatılınca UM66 entegresi devreye müzik sinyalleri verir. Transistör, bu sinyalleri kuvvetlendirerek hoparlörün çalışmasını sağlar. Entegre devresinin ayakları sıra ile giriş, çıkış, toplu (müzik çıkışı) anlamına gelen Entree (antre), Sortie (sorti), Masse (mas) kelimelerinin baş harfleriyle (E, S, M) gösterilmiştir. Günlük hayatta güvenlik sistemlerinde şekildeki devreye benzer ışığa, sese, neme, sıcaklığa ve dumana duyarlı basit devreler kullanılır. Yangın alarmları buna örnektir. 119 3. Ünite Işığa Duyarlı Aydınlatma Düzeneği Yapalım Beklenen Performans Değerlendirme Süre Araştırma Becerisi Yaratıcılık Becerisi Dereceli Puanlama Anahtarı 2 Hafta Fotodiyotun ışık altında iyi bir iletken olma, transistörün sinyal yükseltme, rolenin devreyi açıp kapatma özelliğinden faydalanarak ışığa duyarlı bir aydınlatma düzeneği tasarlayınız. Bunun için aşağıdaki yönergeyi takip ediniz. 1. Adım: Bir çalışma plânı yapınız. 2. Adım: Kapı zillerindeki aydınlatma düzeneğinin nasıl çalıştığını araştırınız. Araştırma sürecinde kütüphane, İnternet (edu, gov, org), yazılı ve görsel medya gibi farklı ve güvenilir bilgi kaynaklarından yararlanmaya özen gösteriniz. 3. Adım: Fotodiyotun ışık altında iyi bir iletken olması özelliğini dikkate alınız. Transformatörün sinyal yükseltme, rolenin devreyi açıp kapatma özelliğinden faydalanınız. • Projeniz için hipotez kurunuz. • Kurduğunuz hipotezi sınamak için uygun tasarım geliştirerek olası çözümler üreti­niz. • Tasarımınız için gerekli olabilecek malzeme ve gereçleri belirleyiniz. • Hipoteziniz doğrultusunda önerebileceğiniz çözümlerden en uygun olanını gerekçesiyle açıklayarak hangi yolun izlene­ceğine karar veriniz. • Seçtiğiniz çözümü çizim yaparak somutlaştırınız. • Güvenliği sağlamak ve çevreyi rahatsız etmemek için önlem alınız. 4. Adım: Hipotezinis doğrultusunda geliştirdiğiniz tasarımınızı sınayarak sonuçları değerlendiriniz.Devrede transistörün kullanılma amacını yorumlayınız. 5. Adım: Çizdiğiniz devre şemasını günlük hayatta kullanılan devre şemalarıyla karşılaştırınız. 6. Adım: Hazırladığınız tasarımı sınıfta sununuz. Not: Proje ödeviniz EK-1a’da verilen dereceli puanlama anahtarı ile değerlendirilecektir. 120 A. Aşağıdaki ifadelerde bulunan noktalı yerleri tabloda verilen kelime veya kelime gruplarından uygun olanları ile tamamlayınız. doğru akım şiddeti ve gerilim katkılı yarı iletken sinyal enerji değişken polarize ses ters polarize 1. Sığaç ………...………………..... depolama görevi yapar. 2. Sığaç ………...………………..... akımda bir süre sonra açık devre olur. 3. Bobin ………...………………..... akımda frekansa bağlı sürekli bir direnç gösterir. 4. Transistör ………...………………..... güçlendirici bir eleman olarak kullanılır. 5. Transformatör ………...………………..... değişime uğratır. 6. Diyot ………...………………..... maddelerden yapılır. 7. Fotodiyotlar devreye ………...………………..... bağlanmışlardır. B. Aşağıda, birbiri ile bağlantılı cümleler içeren bir etkinlik verilmiştir. Bu cümlelerin doğru (D) ya da yanlış (Y) olduğuna karar vererek ilgili ok yönünde ilerleyiniz. Her doğru karar size 5 puan kazandıracak ve bir sonraki aşamayı etkileyecektir. Vereceğiniz cevaplarla farklı yollardan sekiz ayrı çıkışa ulaşabilirsiniz. En çok puan alacağınız çıkışı bulunuz. D D Silisyuma arsenik ilave edilirse N tipi yarı iletken oluşur. D Y Yarı iletkenlerden diyot ve transistör gibi devre elemanlarını yaparken katkı maddesi de kullanmak gerekir. D Diyot N ve P tipi yarı 1. çıkış iletkenlerin birleşmesi Y ile oluşur. 2. çıkış Transistör yalnız 3. çıkış NPN birleşmesi ile oluY şur. 4. çıkış D D Y Silisyuma bor ilave edilirse P tipi yarı iletken oluşur. 5. çıkış LED bir diyottur. Y 6. çıkış Y D P ve N tipi yarı iletkenlerin birleşmesiyle 7. çıkış oluşan diyotun ters polarize durumunda devrilme gerilimi söz konuY sudur. 8. çıkış 121 C. Aşağıdaki soruları cevaplayınız. 1. Sığası 50 µF olan bir sığaç 6 V’luk gerilim altında yükleniyor. Sığaç, güç kaynağından ayrılmadan iletkenleri arasındaki uzaklık iki katına çıkarılıyor. Bu durumda sığacın yükündeki değişme kaç C olur? 2. Şekildeki sığaçların eş değerinin sığası 2 µF’dır. Buna göre C3 sığacının sığası kaç µF’dır? + - 3. Dört özdeş sığaçtan ikisi seri, ikisi paralel bağlanarak aynı potansiyel altında yüklenmektedir. Hangi sığaç çiftinin uçlarına dokunmak tehlikeli olur? Açıklayınız. 4. Doğru akımın, transformatörü çalıştırmamasının nedenini açıklayınız. 5. LC devresinin, radyo alıcılarında frekans seçimini nasıl yaptığını açıklayınız. 6. Diyot, neden tek yönlü akım geçiren bir elamandır? Açıklayınız. 7. Doğru akım devrelerinde sığacın bulunduğu devrenin neden açık devre olduğunu açıklayınız. Ç. Aşağıda verilenlerden hareketle doğru seçeneği işaretleyiniz. 1. Şekildeki sığacın sığaları sırasıyla 4 µF, 6 µF, 3 µF ve 6 µF’dır. C2 sığacının 24 µC’luk yük depolayabilmesi için gerilim kaç V olmalıdır? A) 4 B) 6 C) 10 D) 13 E) 16 + - 2. 20/π µF’lık sığacın uçlarına Vm= 125 V’luk değişken akım kaynağı bağlanıyor. Kaynağın frekansı 1000 s-1 olduğuna göre devreden geçen maksimum akım kaç A’dir? A) 1 122 B) 2 C) 3 D) 4 E) 5 3. Direnci ihmal edilen bir iletkenden yapılan bobin, etkin değeri 100 V olan değişken gerilime bağlandığında bobinden 10 A’lik akım geçmektedir. Akımın frekansı 25/π s-1 olduğuna göre bobin öz indüksiyon kat sayısı kaç H’dir? A) 1 B) 0,35 C) 0,20 D) 0,15 E) 0,10 4. Şekildeki gibi bağlanmış transformatörlerden a transformatörünün sarım sayıları 600 ve 300’tür. a transformatörünün giriş devresi 220 V’luk değişken gerilime bağlandığında b transformatörünün çıkışında 22 V’luk gerilim olabilmesi için b transformatörünün değiştirme oranı N2/N1 kaç olmalıdır? A) 1/6 B) 1/5 C) 3 D) 4 E) 5 5. 100 Ω’luk bir dirençten Im = 25√ 2 mA’lik akım geçirilmektedir. Direncin harcadığı ortalama güç kaç W’tır? -4 -4 -3 -3 -2 B) 777.10 C) 15.10 D) 25.10 E) 7.10 A) 625.10 D. Aşağıdaki ifadelerden doğru olanlarını ‟D”, yanlış olanlarını ‟Y” harfi ile işaretleyiniz. 1. Sığacın sığası yalıtkanın dielektrik sabitinden bağımsızdır. 2. Seri bağlı sığaçların yük miktarları eşittir. 3. Sığaç, değişken akımda zaman rölesi olarak kullanılır. 4. Yüklü sığacın levhaları kimyasal değişime uğramaz. 5. Değişken akımın tercih edilmesinin nedeni iletim kayıplarını minimuma indirilebilmesidir. 6. Bobin, değişken akım devresindeki değişimleri yavaşlatır. 7. Radyo alıcısı, LC devresinin titreşim frekansına uygun frekanstaki yayını alır. ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) 123 E. Aşağıdaki kavram haritasında boş bırakılan kutuları tabloda verilen kavramlardan uygun olanları ile doldurunuz. Yalıtkanın dielektrik sabiti İletkenin yüzey alanı Yük miktarı Direnç İletkenler arası uzaklık Potansiyel farkı Belirlediği büyüklükler Sığacın Sığası Bağlı olduğu etkenler 124 4. ünİte DALGALAR 125 KONULAR NEWTON TELESKOBU GÖKKUŞAĞI OKÇU BALIKLARI IŞIKLA RESİM ÇİZEN ARAÇ: FOTOĞRAF MAKİNESİ GÖKYÜZÜ NEDEN MAVİ GÖRÜNÜR? RADYO TRAFİK RADARI POLARİZE GÜNEŞ GÖZLÜKLERİ GERÇEKTE VAR OLMAYAN RENKLER Bu ünitede; Düz ve küresel aynaların teknolojide hangi amaçla ve nerelerde kullanıldığını kavrayacağız. Günlük yaşamdaki bazı olayları ışığın kırılması ile açıklayacağız. Merceklerin özelliğini, bazı göz kusurlarını gidermede ve birçok optik aletin yapımında ne amaçla kullanıldığını öğreneceğiz. Bu bağlamda ışığın kırılmasından kaynaklanan göz rahatsızlıklarının nedenlerini ve bunların nasıl giderileceğini inceleyeceğiz. Çevremizdeki renklerin kaynaklarının farkına vararak bu renklerin nasıl oluştuğunu öğreneceğiz. Elektromanyetik dalgaların yaygın kullanım alanlarını, ışığın tanecik ve dalga doğasını ve ışığın bu şekilde davranması sonucu doğadaki bazı olayları açıklayacağız. Ayrıca ışığın girişim ve kırınıma uğramasından faydalanılarak elde edilen teknolojik ürünleri öğreneceğiz. 126 Dalgalar NEWTON TELESKOBU Astronomlar, teleskop icat edilmeden önce gözlemlerini çıplak gözle yapmışlardır. Ancak gök cisimlerinin uzak oluşu bu gözlemleri yetersiz kılmıştır. Gök cisimlerinin ayrıntılı olarak gözlemlenebilmeleri için onları büyük ve yakın gösterebilen düzeneklere ihtiyaç duyulmuştur. On yedinci yüzyılın başlarında birçok insan bu yönde çalışmalar yapmış ve teleskop icat edilmiştir. Teleskobu astronomik gözlemlerde ilk kullanan kişi İtalyan bilgin Galileo (Galile)’dir. Galileo, kendi yaptığı teleskopla 1609’da gözlemlere başlamış; güneş lekelerini, Ay’ın yüzey şekillerini, Jüpiter’in uydularını ve birçok yıldızı gözlemlemiştir. Ancak çok fazla görüntü hataları oluştuğundan bu teleskopla kaliteli görüntü yakalanamamıştır. Bundan dolayı birçok bilim insanı çalışma başlatmış ve yeni teleskoplar geliştirilmiştir. Mercekli teleskop adı verilen bu teleskoplarda ışığı odaklamak için mercek kullanılmıştır. Işık, merceklerden geçerken kırılmaya uğradığından bu tip gözlem araçlarının bir diğer adı da kırılmalı teleskoptur. Isaac Newton, mercek yerine çukur ayna kullanarak yeni bir teleskop geliştirmiştir. Newton Teleskobu adı verilen bu teleskopta; objektif görevini gören bir çukur ayna, bir düz ayna ve oküler mevcuttur. Newton Teleskobu, bütün renkleri aynı biçimde yansıtmak ve ilk mercekli teleskoplarda görülen türden bir bulanıklığa ve renk saçaklanmasına yol açmamak gibi üstün özelliklere sahiptir. Bu teleskop günümüzde Londra’da sergilenmektedir. Teleskop, uzaktaki gök cisimlerinin daha iyi görülebilmeleri için büyütülmelerini sağlarken bir cisimden göze oranla daha fazla ışık toplamaktadır. Bu kitap için düzenlenmiştir. Isaac Newton (1642 - 1726 ) Hareket yasaları ile fiziğe en büyük katkısının mekanik alanında olduğu bilinse de ışığın renklere ayrılabileceğini söyleyerek optiğe, 1671 yılında ilk aynalı teleskobu yaparak da astronomi alanına büyük katkılar sağlamıştır. 127 4. Ünite Çıplak gözle ayırt edilemeyecek gök cisimlerinin teleskopla görülmesi nasıl sağlanmaktadır? Cisimden daha fazla ışık toplayabilmek için optik düzenek nasıl oluşturulmaktadır? Newton Teleskobu'nda düzlem ve küresel aynalarla oluşturulan düzenek istenilen büyütmeyi nasıl gerçekleştirmektedir? Görüntünün oluşumunda düzlem ve küresel aynanın rolü nedir? Fen ve teknoloji derslerinde ışığın ortamda doğrusal olarak ilerlediğini, karşılaştığı maddelerle birkaç yolla etkileştiğini öğrenmiş, bu etkileşim yollarından birini yansıma olarak adlandırmıştınız. Aşağıdaki fotoğraflarda suda oluşan görüntülerin birbirinden farklı olmasının sebebi sizce nedir? Su yüzeyinin bu durumun oluşmasına etkisi nedir? Etkinlikle öğrenelim. ARAÇ VE GEREÇLER . Işık kaynağı . Diyafram . Üreteç . Düz ayna . Üçayak . Destek çubuğu . Bağlama parçası . Mukavva (40 cm x 40 cm) Nasıl Bir Yol İzleyelim? 1. Işık kaynağını düz aynaya tutarak ışığın yansımasını gözlemleyiniz. 2. Birinci adımdaki işlemi düz ayna yerine mukavva kullanarak tekrarlayınız. Sonuca Varalım 1. Mukavvada oluşan yansıma düz ayna ile benzer midir? Niçin? 2. Işığın düştüğü yüzeyin, ekranda görüntü oluşumuna etkisi nedir? Açıklayınız. 128 Dalgalar Bir ortamda ilerleyen ışın, ikinci bir ortamın sınırına çarptığında geldiği ortama doğru yansır. Yüzeylerde iki farklı yansıma gerçekleşir. Bunlar düzgün ve dağınık yansıma olarak adlandırılır. Yüzeydeki pürüzler arasındaki mesafe, gelen ışığın dalga boyundan küçük olduğunda yüzey, düzgün; büyük olduğunda ise düzgün olmayan özellik gösterir. Pürüzsüz bir yüzeye birbirine paralel olarak gönderilen ışın demeti, yüzeyden birbirine paralel olarak yansır. Bu tür yansımalar düzgün yansıma olarak adlandırılır. Pürüzlü yüzeye birbirine paralel olarak gönderilen ışın demeti, yüzeyden dağınık şekilde yansır. Bu tür yansımalar da dağınık yansıma olarak adlandırılır. Düzgün ve dağınık yansıma, cisimlerin görüntülerinin görülmesini etkiler. Yukarıdaki resimlerde düzgün yansıma sonucu su yüzeyinde net görüntü elde edilirken dağınık yansıma sonucu net olmayan görüntüler ortaya çıkmıştır. Cismin görülebilmesi düzgün ve dağınık yansımayla olur. Herhangi bir cismin görülebilmesi için ışık kaynağından cisme ışınların ulaşması ve bunların düzgün ya da dağınık yansıma yaparak göze gelmesi gerekir. Dağınık yansıma cisimlerin renklerinin ve şekillerinin ayırt edilmesini, düzgün yansıma ise görüntü oluşumunu sağlar. Bu nedenle gök cisimlerinin net görüntülerini elde etmek için teleskoplarda düz aynalardan faydalanılır. Yandaki şekilde görüldüğü gibi Newton, yaptığı teleskopta objektife köşegen boyunca yani diyagonal şekilde bir düz ayna yerleştirmiştir. Bu ayna, üzerine düşen ışınları düzgün bir şekilde yansıtıp okülerde odaklayarak görüntünün net olmasını sağlar. 129 4. Ünite Yağmurlu bir gecede kara yolundaki düzgün yansıma Günlük yaşantımızda düzgün ve dağınık yansımanın olumlu ve olumsuz sonuçlarıyla karşılaşmaktayız. Örneğin, yağmurlu bir gecede araba kullanırken görme güçlüğü yaşanması ışığın düzgün yansımasıyla ilgilidir. Yol ıslak olduğundan zeminin düzgün yüzeyi arabadan gelen ışık demetlerinin çoğunu düzgün şekilde yansıtacaktır. Bu durumda sürücüye doğru yansıyan bir ışın olmayacağından sürücü yolu net görmeyecek, üstelik bu ışınların aynı yönde yansımaları diğer araç sürücüleri için tehlike oluşturacaktır. Yol kuru olduğu zaman yolun pürüzlü yüzeyi arabadan gelen ışık demetlerinin bir kısmını geriye, yani sürücüye doğru dağınık yansıtır. Bu durum sürücünün yolu net bir şekilde görmesini sağlarken tüm ışınların aynı yöne yansıtılmaması sebebiyle de karşıdaki araç sürücüsünü fazla rahatsız etmeyecektir. Yağmurlu olmayan bir gece­de kara yolundaki dağınık yan­sıma Normal Gelen ışın i Düzlem ayna r Yansıyan ışın Işığın, yüzeyden düzgün veya dağınık yansıma yapması belli kanunlara göre olur. Yansıma Kanunları adı verilen bu kanunlar şunlardır: 1. Gelen ışın, normal ve yansıyan ışın aynı düzlemdedir. 2. Gelme açısı yansıma açısına eşittir (i = r). Burada; i: Gelme açısı (gelen ışınla yüzey normalinin yaptığı açı)nı, r: Yansıma açısı (yansıyan ışınla yüzey normalinin yaptığı açı)nı ifade eder. Yansıma olayında ışığın hızı ve frekansı (rengi) değişmez. Sadece hareket yönü değişir. Yukarıdaki şekilde, bir ışının Yansıma Kanunları’na uygun olarak düzgün bir yüzeyden nasıl yansıdığı gösterilmiştir. Cisimlerin görüntüsü düz aynada oluşurken aynaya cismin her noktasından ışınlar gider ve ayna yüzeyine gelen her ışın yansıyarak cismin görüntüsünü oluşturur. Örneğin, bulunduğumuz ortamdaki cisimleri dağınık yansıma sayesinde görürüz. Cismin görüntüsünü bulmak için öncelikle bir d d O Oˈ noktanın görüntüsünün düz aynada nasıl oluştuğunu inceleyelim. Ayna 130 Dalgalar Düz aynaya uzaklığı d mesafesinde olan O noktasındaki bir ışık kaynağından farklı doğrultularda çıkan üç ışın, aynanın farklı üç noktasına gelir ve Yansıma Kanunları gereği aynadan yansır. Ayna yüzeyinden yansıyan ışınlar birbirinden uzaklaşarak yayılır ve gözlemciye aynanın arkasındaki bir noktadan geliyormuş gibi görünür. Yansıyan ışınların uzantılarının kesiştiği bu nokta cismin düz aynadaki görüntüsüdür. Oluşan görüntünün düz aynaya uzaklığı, cismin aynaya olan uzaklığına eşittir. Buradan hareketle düz ayna önüne konan noktasal olmayan bir d K d Kˈ cismin görüntüsünü çizerek bulalım. Öncelikle cismin Hg Hc R bütün noktalarının görüntüleri θ θ düz aynada bulunur ve bu Lˈ L Görüntü Cisim noktalar birleştirilerek cismin görüntüsü elde edilir. Ancak Ayna çizimde kolaylık sağlamak amacıyla cismi oluşturan bütün noktaların aynadaki görüntüsünü bulmak yerine sadece cismin uç noktalarının görüntülerini bulmak ve bu noktaları birleştirmek yeterli olacaktır. Şekilde de görüldüğü ı ı gibi KL cisminin uç noktalarının görüntüleri olan K ve L bulunur. Bu iki noktanın birleştirilmesiyle KL cisminin görüntüsü elde edilir. Düz ayna, cisimlerin simetrik görüntülerini verir. Bu aynalarda cismin aynaya uzaklığı, görüntünün aynaya uzaklığına, görüntünün boyu da cismin boyuna eşittir. Bir cismin düz aynadaki görüntüsü aynanın arkasında, düz ve sanal (zahiri) dır. Sanal görüntü, ışınların yüzeyden yansıdıktan sonra uzantılarının kesiştiği noktada oluşur. Başka bir ifadeyle aynadan yansıyan ışınların uzantılarının kesişmesiyle oluşan görüntüler, sanal görüntülerdir. Sanal görüntüler daima düzdür ve perde ya da ekran üzerine düşürülemez. Bir düz aynada ve pencere camında oluşan görüntüler, sanal görüntülerdir. Gerçek görüntü ise ışınlar görüntü noktasından geçip uzaklaştıkları zaman oluşur. Başka bir ifadeyle yansıyan ışınların kendilerinin kesişmesiyle gerçek görüntüler oluşur. Bu görüntüler daima terstir ve aynanın önünde oluşur. Bir perde veya ekran üzerine düşürülebilir. 131 4. Ünite Bir ışık ışını düz aynaya, aynanın normali ile 52° lik açı yapacak şekilde çarpmaktadır. Ayna, gelen ışığın doğrultusu değiştirilmeden saat yönünde 35° döndürülürse; a) Yansıma açısı kaç derece olur? b) Yansıma açısı ilk duruma göre hangi yönde kaç derece sapar? Çözüm Öncelikle düz aynanın döndü­rül­ meden önceki çizimini yapalım. N1 N1 ∆θ = 35° iilk ison ∆θ N2 i = 52° r = 52° a) Ayna saat yönünde 35° kadar döndürülürse aynanın normali de aynı yönde 35° döneceğinden gelme açısı; Ayna, saat yönünde 35° döndürül­ düğünde aynanın normali de aynı yönde 35° dönecektir. Bu durumda aşağıdaki gibi bir şekil oluşur. ∆θ=35° N2 r N1 i ∆θ ∆θayna = 35° olur. ison = iilk - ∆θayna eşitliğinden hareketle; ∆θ = 35° N1 i on N2 n= 1 =1 7° 7° so rs ison = 52° - 35° ison = 17° olacaktır. Yansıma Kanunları’na göre gelme açısı yansıma açısına eşit olacağından (rson= ison); rson = 17° olur. b) Yansıyan ışınların kaç derece saptığı ∆r = rilk + ∆θayna- rson eşitliğinden hareketle; ∆r = 52° + 35° – 17° ∆r = 70° olarak bulunur. Ayna 35° döndürüldüğünde yansıma açısı aynı yönde 70° sapmaktadır. 132 Dalgalar 2 100° 1 50° I 40° 3 1. aynayla 40°lik açı yaparak gelen I ışının tüm yansımaları yaptıktan sonra kendi üzerinden geri dönebilmesi için 3. aynanın kaç derece döndürülmesi gerekir? Çözüm I ışının 1. aynayla yaptığı açı 40° dir. Aynanın normali çizildiğinde gelme açısının 50° olduğu görülür. I ışını, 2. aynadan 50° lik açıyla yansıyarak 40° lik açı yapacak şekilde aynaya ulaşır. 2. aynanın da normali çizilirse ışının bu aynadan da 50° ile yansıdığı görülür. Bu durumda I ışını 3. aynaya 90° ile gelir. Aynaya 90° lik açıyla gelen ışın kendi üzerinden geri döneceği için ayna herhangi bir açıyla döndürülmemelidir. 2 50° 40° 100° 40° 1 40° N I 40° N 3 Bazı dikiz aynalarında düzlem ayna kullanılmıştır. Arabaların arka tarafını gösteren bu aynalar, gündüz ve geceleri farklı şekilde ayarlanır. Dikiz aynası gece ayarına getirildiğinde arkadaki arabaların farlarından gelen ışık sürücüyü rahatsız etmez ve sürücüler rahatlıkla arka tarafı görebilir. Gündüz ayarı Gece ayarı 133 4. Ünite Arabaların dikiz aynaları önde V şeklinde düz bir cam ve onun arkasında bir düz aynadan oluşur. Gündüz konumundaki dikiz aynasının ayna kısmı dik durumdadır ve camdan geçen ışınlar bu aynada yansıyarak arkanın görünmesini sağlar. Gece ayarı konumunda ise cam kısmı dik durumdadır ve açılır hâle gelen ayna kısmı arabanın tavanını gösterir. Bu durumda ayna kısmı tamamen karanlık olan arabanın tavanını camın arkasına yansıtır. Böylelikle dikiz aynasının cam kısmı ile arkadan gelen ışıklar nispeten az ve gözü rahatsız etmeyecek şekilde görülür. Yani dikiz aynalarındaki gece ayarı seyir hâlindeki araçlardan gelen ışıkların sürücüyü rahatsız etmemesi için görüntü şiddetini azaltır. Aynanın yansıtıcı yüzeyi B D B I Gelen ışık D Gündüz ayarı Gelen ışık Gece ayarı Bir cismin düz aynada görüntüsünün oluşumunu öğrendik. Bir cismin düz aynada görüntüsünün görülebilmesi için cisim, aynanın tam önündeki alanın içine mi konulmalıdır? Düz ayna önündeki cisimlerin görüntüleri her noktadan görülebilir mi? Bu soruları cevaplayabilmek için etkinlik yapalım. 2. Etkinlik Aynada Görünen İğneler ARAÇ VE GEREÇLER . Oluklu mukavva . Milimetrik kâğıt . 15, 25 ve 35 cm . . boylarında üç adet düz ayna On beş adet toplu iğne Cetvel Nasıl Bir Yol İzleyelim? 1. İki veya üç kişilik gruplar oluşturunuz ve aşağıdaki etkinlik basamaklarını dikkate alarak görev paylaşımı yapınız. 2. Milimetrik kâğıdı oluklu mukavvanın üzerine yerleştirerek düz aynayı düşey olarak üzerine koyunuz. 3. Düz ayna önünde, aynaya paralel doğrultuda ve aynadan 10 cm uzaklıkta olacak şekilde, milimetrik kâğıt üzerine bir çizgi çiziniz. 4. 15 adet toplu iğneyi çizginin üzerine 1,5 cm aralıklarla batırınız. 134 Dalgalar 5. Ayna önünde, aynaya dik doğrultuda ve aynadan 15, 20 ve 25 cm uzaklıklarda G1, G2, G3 olmak üzere üç farklı bakış noktası belirleyiniz. 6. Aynada gördüğünüz toplu iğnelerin sayısının her bakış noktası için aynı olup olmadığı hakkında hipotez kurunuz. Hipotezi test etme sürecinde bağımlı, bağımsız ve kontrol değişkenleri belirleyiniz. 7. Hipotezi sınama sürecinde, kontrol değişkenini sabit tutarak bağımsız değişke­nin ba­ ğımlı değişken üzerindeki etkisini ölçünüz. Ölçme sonuçlarınızı defterinize kaydediniz. 8. Milimetrik kâğıt üzerinde belirlenen G1, G2 ve G3 bakış noktalarının aynaya göre simetrilerini alınız ve bu simetri noktalarından aynanın kenarlarına cetvelle doğrular çiziniz. 9. Üç farklı simetri noktasından çizilen doğru arasındaki toplu iğnelerin sayısını belirleyiniz. Bu simetri noktalarından çizilen doğrular arasındaki alan içerisinde görülen toplu iğneler için defterinize bir çizelge oluşturunuz. Bu çizelgedeki toplu iğnelerin sayısını bir önceki çizelge ile kıyaslayınız. 10. Sabit bir bakış noktası belirleyiniz. Farklı boyda aynalar kullanarak görebildiğiniz iğneleri tespit ediniz. Aynaların boyutunu ve her aynada görülen iğne sayısını defterinize kaydediniz. Sonuca Varalım 1. Farklı noktalardan baktığınızda aynı iğneleri mi gördünüz? Bu durum hipotezinizle örtüşüyor mu? Yorumlayınız. 2. G1, G2 ve G3 noktalarının aynaya göre simetriği olan noktalardan aynanın kenarlarına çizilen doğruların, aynada görebildiğiniz iğnelere bir etkisi var mıdır? 3. Elde ettiğiniz sonuçlar arkadaşlarınızın bulgularıyla paralellik gösteriyor mu? Tartışınız. Bir cismin görüntüsünün düz aynada görülebilmesi için cismin mutlaka düz aynanın önünde, düz aynanın boyu ile sınırlı bölge içerisinde olması gerekmez. Aynanın görüş alanı; aynanın boyutlarına, gözün aynaya uzaklığına ve aynaya bakış noktasına göre değişir. Bir cismin göz tarafından algılanması için cisimden göze ışınların gelmesi gerekir. Düz aynada cismin görüntüsünün görülebilme şartı, cismin aynanın görüş alanı içerisinde olmasıdır. αα θ θ Görüş alanı bulu­nurken iki yöntem kullanılabilir. Birincisi, ışınlar gözün bulunduğu noktadan düz aynanın uç noktalarına gönderilerek yansıması çizilir. Bu ışınların sınırladığı bölge aynanın görüş alanıdır. Diğeri ise gözün düz aynada görüntüsünün yeri bulunur ve bu noktadan aynanın kenarlarına cetvelle doğrular çizilir. Aynanın önünde bu doğruların sınırladığı alan aynanın görüş alanıdır. 135 4. Ünite Newton Teleskobu Gözün bir aynada görüntüsünü görebildiği uzay parçasına aynanın görüş alanı denir. Aynanın önündeki cisimlerin görüntüsü farklı bakış noktalarından görünmeyebilir. Buna rağmen düz aynanın önünde olmayan cisimlerin görüntüsü bakış noktalarına bağlı olarak aynada görülebilir. Yani bakılan noktaya göre düz aynada gözün görebileceği alan değişir. Aynaya bakış noktasına göre görüş alanı değişmektedir. “Newton Teleskobu” adlı metinde objektife yerleştirilmiş düz ayna, görüş alanı içerisinde yer alan ışınları okülere doğru yansıtarak gök cisimlerinin görülmesini sağlar. Newton Teleskobu, içerisinde düzlem ve küresel aynanın kullanıldığı basit bir düzenektir. Ancak, bilim ve teknolojideki gelişmelere bağlı olarak ilerlemeler teleskopların geliştirilmesine önemli katkıda bulunmuştur. Günümüzde gözlem evlerinde ileri teknoloji ürünü teleskoplar kullanılmaktadır. Bunlar içerisinde en önemlisi Hubble Teleskobu'dur. Bu teleskop, gök cisimlerinin daha kaliteli görüntülerini elde etmek için uzayda yörüngesinde dolanmaktadır. Dünyada birçok üniversitede bu alanda gerekli iş gücünü yetiştirmek için eğitim verilmektedir. Hubble Teleskobu 136 Dalgalar P N Şekildeki düz aynaya hangi noktadan bakılırsa tüm noktalar görülebilir? M L K Çözüm Noktaların görü­le­bil­ mesi için tüm noktaların gözün düz aynadaki görüş alanı içerisinde olması gerekir. P N M L K Şekilde görüldüğü gibi aynanın uç noktalarına M noktasından ışınlar göndererek yansıttığımızda K ile P noktası dâhil tüm P noktalar görülür. M noktasının aynaya göre simetrisi alınarak aynanın N uç noktalarına teğet olan doğrular çizildiğinde aynı M sonuç elde edilecektir. L K M 137 4. Ünite A B C D Yandaki şekilde aynanın önünde duran bilyenin yeri ve görüntüsü erkek öğrenci tarafından C noktasında görülmektedir. Bilyenin görüntüsü kız öğrenci tarafından da aynı noktada görülür. Dolayısıyla oluşan görüntünün yeri ve büyüklüğü gözlemcinin konumuna bağlı değildir. Gözlemci ayna önünde nerede bulunursa bulunsun görüntüyü aynı yerde görür. Gözlemcinin, cismin ve görüntünün aynı doğrultu üzerinde olması gerekmez. Bir cismin görüntüsü aynada oluşuyorsa bu görüntü mutlaka göz tarafından algılanıyor demektir. Ayrıca cismin görülebilmesi için mutlaka düz aynanın önünde olması gerekmez. “ Aynada Görülen İğneler” etkinliğinde ve görüş alanı ile ilgili açıklamalarda cismin aynada görülebilme şartının cismin aynanın görüş alanı içinde olmasıdır. Bu nedenlerle “Bir cismin görüntüsünü görmek için cisim, düz aynanın tam önündeki alanın içine konulmalıdır.”, Düz aynada görüntü, gözlemci ve cisim arasındaki görüş doğrultusu boyunca aynanın arkasında oluşur.”, “Bir cismin görüntüsünün yeri ve büyüklüğü, gözlemcinin konumuna bağlıdır.”, “ Görüntü düz aynanın üzerinde oluşur.”, “Aynaya bakmasak da görüntü aynada oluşur daha sonra baktığımızda görüntüden gelen ışınlar görüntüyü görmemizi sağlar.” inanışları yanlıştır. Cisimlerin aynı büyüklükte görüntülerini elde etmek için evlerde, mağazalarda ve çeşitli teknolojik araçlarda düz ayna kullanılır. Örneğin, denizaltılarda güvenli mesafelerden hedefi görünmeden incelemeye yarayan periskopların optik düzeneğinde aşağıdaki şekilde de görüldüğü gibi iki düz ayna bulunur. Hedeften gelen ışınlar birinci aynada yansıma sonucu 90° yön değiştirerek ikinci aynaya gelir. İkinci aynada da yansıma sonucu tekrar 90° yön değiştirir ve göze ulaşır. Böylece deniz yüzeyine çıkartılan objektif yardımıyla geminin içindeki okülerden görüntü alınmış olur. E Periskop Düzlem ayna Düzlem ayna Benzer şekilde bazı fotoğraf makinelerine 45° eğimle yerleştirilmiş bir düz ayna objektiften geçen ışığın yönünü değiştirerek vizöre (bakaç) ulaşmasını sağlar. Ayrıca tepegöz ve projeksiyon cihazı gibi optik aletlerde de genellikle düz ayna kullanılır. 138 Dalgalar Bir insanın düz aynada boyunu tam olarak görebilmesi için ayna boyunun ve aynaya bakan bu kişinin aynaya olan uzaklığının en az ne kadar olması gerektiğiyle ilgili elle ya da bilgisayar ortamında çizim içeren bir sunum hazırlayınız. Bu çizimleri birbirinize geri bildirimler vererek değerlendiriniz. Küresel Aynalar Çok uzak yıldızlardan gelen zayıf ışıkları toplamak için teleskoplarda ayna kullanılır. Düz aynaların ışığı toplayıcı özelliği yoktur, çünkü bu aynalarda ışık, aynanın arkasındaki sanal görüntüden geliyormuş gibi bir noktadan dağılarak yansır. Ancak birçok düz ayna bir arada kullanılarak nokta kaynaktan gelen ışınlar bir noktada toplanabilir ya da dağıtılabilir. Işınları bir noktada toplayan ya da dağıtan aynalar küresel ayna olarak adlandırılır. Düzlem yüzeylere dik olarak gönderilen paralel ışık demetlerinin kendi üzerinden geri yansıdığını biliyorsunuz. Fen ve teknoloji derslerinde çukur yüzeylere gönderilen paralel ışık demetlerinin bir noktada toplandığını, tümsek yüzeylere gönderilen ışık demetlerinin ise bir noktadan çıkıyormuş gibi dağılarak yansıdığını öğrenmiştiniz. Ayrıca, yansıyan ışınları bir noktada toplayan aynaları çukur ayna, dağıtanları ise tümsek ayna olarak adlandırmış; çukur aynalarda ışığın toplandığı, tümsek aynalarda ise ışığın uzantılarının ayna arkasında kesiştiği noktanın odak noktası olduğunu belirtmiştiniz. Küresel aynalarda odak noktasının aynanın tepe noktasına olan uzaklığına odak uzaklığı denir ve bu uzaklık küresel yüzeyin eğrilik yarıçapının yarısı kadardır. Bu durum; f= R şeklinde ifade edilir. 2 Aynanın tepe noktası ile odak nok­tasını birleştiren doğru asal eksendir. Paraboloid ayna Küresel ayna Ya r dım cı ek se n M Asal eksen R f = 2f f Odak uzaklığı Aynanın merkezi Fˈ Tepe noktası Yardımcı odak Odak düzlemi 139 4. Ünite 3. Etkinlik Düz aynalarda cisim aynaya yaklaştıkça görüntünün de aynaya yaklaştığını ve cisimle aynı boyda olduğunu öğrendiniz. Bu durum, küresel aynalar için de geçerli midir? Etkinlikle öğrenelim. Görüntü Nerede Oluşur? ARAÇ VE GEREÇLER . 2 m uzunluğunda kâğıt . . . . şerit Çukur ayna Mum Ekran Çakmak Nasıl Bir Yol İzleyelim? 1. İki veya üç kişilik gruplar oluşturunuz ve aşağıdaki etkinlik basamaklarını dikkate alarak görev paylaşımı yapınız. 2. Kâğıt şeridi gergin bir şekilde tutarak masanın üzerine bantlayınız. 3. Çukur aynayı şerit üzerine sabitleyiniz ve kâğıt üzerinde yerini işaretleyiniz. 4. Bulunduğunuz ortamın karanlık olmasını sağlayınız. Mumu yakarak aynadan üç metre uzağa yerleştiriniz. 5. Ekranı, şerit üzerinde gezdiriniz ve oluşan net görüntünün yerini şerit üzerinde işaretleyiniz. 6. Yanan mumu aynanın bir metre önüne yerleştiriniz. Mumu çukur aynaya yaklaştırmadan önce görüntünün yeri hakkında bir hipotez kurunuz. Hipoteziniz için bağımlı, bağımsız ve kontrol değişkenlerinizi belirleyiniz. 7. Hipotezinizi sınama sürecinde kontrol edilen değişkeni sabit tutarak bağımsız değişkenin bağımlı değişken üzerindeki etkisini ölçünüz. Ölçme sonuçlarını defterinize kaydediniz. 8. Mumun aynaya olan uzaklıklarını aşağıdaki gibi belirleyin ve görüntü uzaklıklarını kaydediniz. Cismin (Mumun) Aynaya uzaklığı Görüntünün Aynaya Uzaklığı 9. Yanmakta olan mumu mümkün olduğu kadar aynaya yaklaştırınız ve ayna arkasındaki görüntünün yerini bulunuz. Sonuca Varalım 1. Aynadan 3 m uzaklığa yerleştirdiğiniz mumun ekran üzerinde oluşan nokta görüntüsü aynadan kaç cm uzaklıkta oluşmuştur? 2. Bağımsız değişkenin bağımlı değişken üzerinde etkisi nedir? Açıklayınız. 3. Yukarıda çizilen tablonun sonuçları yorumlandığında cismi devamlı olarak aynaya yaklaştırdığınızda görüntünün konumunda herhangi bir değişiklik oldu mu? 4. Yanmakta olan mumu aynaya yaklaştırdığınızda görüntü nerede oluştu? Oluşan gö­rün­ tü ters mi, düz mü? 5. Elde ettiğiniz sonuçlar arkadaşlarınızın bulgularıyla paralellik gösteriyor mu? Tartışınız. 140 Dalgalar Küresel aynalarda bir cismin görüntüsünün yerini bulabilmek ve özelliklerini belirleyebilmek için özel ışınlardan faydalanılarak çizim yapılır. Küresel aynalardaki özel ışınların neler olduğunu ve yansımalarını çizimle göstermek için iki etkinlik yapalım. 4. Etkinlik Özel Işınlar Çukur Aynada Nasıl Yansır? ARAÇ VE GEREÇLER . Güç kaynağı . Işık kaynağı . Diyafram ve taşıyıcısı . İki adet üçayak . Destek çubuğu . Saplı ekran ve maşası . Çukur ayna modeli . İki adet bağlama parçası . Cetvel Nasıl Bir Yol İzleyelim? 1. Şekildeki gibi bir düzenek kurunuz ve ortamın karanlık olmasını sağlayınız. 2. Diyaframı bir ışın demeti verecek şekilde ayarlayınız. 3. Işını asal eksene paralel olacak şekilde aynaya gönderiniz ve yansıdıktan sonra aynanın önünde bir yerde kesişmesini sağlayınız. Bu kesişme noktasını aynanın odak noktası olarak belirleyiniz. Odak noktasının aynanın tepe noktasına olan uzaklığını cetvelle ölçünüz. Bu uzaklığı odak uzaklığı olarak ifade ediniz. 4. Odak uzaklığının iki katını ölçerek aynanın merkezini belirleyiniz ve bu noktayı sabitleyiniz. 5. Tek ışını, odak noktasından geçecek şekilde aynaya göndererek aynada yansımasını gözlemleyiniz. 6. Işını, aynanın tepe noktasına gönderiniz ve aynadan yansımasını gözlemleyiniz. 7. Işını, aynanın merkezinden geçip aynaya ulaşacak şekilde gönderiniz ve yansımasını gözlemleyiniz. 8. Işını, asal ekseni herhangi bir yerden kesecek şekilde aynaya gönderiniz ve yansımasını gözlemleyiniz. Sonuca Varalım 1. Odak noktasından aynaya gelen ışın hangi yolu izledi? 2. Aynanın tepe noktasına gelen ışın ile yansıyan ışının asal eksenle yaptığı açıları karşılaştırınız. 3. Merkezden geçerek aynaya gelen ışın, yansıdıktan sonra hangi noktadan geçer? 141 4. Ünite 5. Etkinlik Özel Işınlar Tümsek Aynada Nasıl Yansır? ARAÇ VE GEREÇLER . Güç kaynağı . Işık kaynağı . Diyafram ve taşıyıcısı . İki adet üçayak . Destek çubuğu . Saplı ekran ve maşası . Tümsek ayna modeli . İki adet bağlama parçası . Cetvel Nasıl Bir Yol İzleyelim? 1. Şekildeki gibi bir düzenek kurunuz ve ortamın karanlık olmasını sağlayınız. 2. Diyaframı bir ışın demeti verecek şekilde ayarlayınız. 3. Işını asal eksene paralel olacak şekilde aynaya gönderiniz ve bu ışın demetinin tümsek aynada yansıdıktan sonra uzantısının geçtiği noktayı aynanın odak noktası olarak belirleyiniz. Odak noktasının aynanın tepe noktasına olan uzaklığını cetvelle ölçünüz ve bu uzaklığı odak uzaklığı olarak ifade ediniz. 4. Odak uzaklığının iki katını ölçerek aynanın merkezini belirleyiniz ve bu noktayı sabitleyiniz. 5. Işını odak noktası doğrultusunda aynaya gönderiniz ve yansımasını gözlemleyiniz. 6. Işını, tümsek aynanın tepe noktasına gönderiniz ve yansımasını gözlemleyiniz. 7. Işını, aynanın merkez doğrultusunda gönderiniz ve yansımasını gözlemleyiniz. 8. Işını, asal ekseni herhangi bir yerden kesecek şekilde tümsek aynaya gönderiniz. Sonuca Varalım 1. Odak doğrultusunda aynaya gelen ışın hangi yolu izledi? 2. Aynanın tepe noktasına gelen ışın ile yansıyan ışının asal eksenle yaptığı açıları karşılaştırınız. 3. Merkez doğrultusunda aynaya gelen ışının yansıdıktan sonra uzantısı hangi noktadan geçer? M Düz aynalar için geçerli olan yansıma kanunları küresel aynalar için de geçerlidir. Işığın aynaya geldiği noktadaki yüzey normali, aynanın merkezinden geçen bir doğrudur. P Küresel aynalardaki odak noktası θ θ düzlemsel su dalgalarının küresel engelin iç yüzeyinde yansıdıktan sonra toplandığı nokta ile aynıdır. T F f r 142 Dalgalar Özel ışınların çukur ve tümsek aynalarda izledikleri yolu çizimle gösterelim. Çukur Aynalar θ θ Asal eksene paralel olarak gelen ışınlar, odak noktasından geçecek şekilde yansır. N Aynanın odak nokta­sından geçerek gelen ışınlar, asal eksene paralel olacak şekilde yansır. F M T N M F T θ θ Aynanın mer­kezinden ge­çerek gelen ışınlar, mer­kez­den geçecek şekil­de yansır. M F Aynanın tepe noktasına gelen ışınlar, asal eksenle eşit açı yaparak yansırlar. M F T θ θ T 143 4. Ünite Tümsek Aynalar N θ θ F T N M Asal eksene paralel olarak gelen ışınların uzantısı, odak noktasından geçecek şekilde yansır. θ θ Aynanın odak noktasından gelen ışın, asal eksene paralel yansır. T M F N F T θ θ T M F M Aynanın merkez doğrultusundan gelen ışın, kendi üzerinden yansır. Aynanın tepe noktasına gelen ışınlar, asal eksenle eşit açı yaparak yansır. Düz aynalarda görüntü oluşumunun cismin uç noktalarından aynaya gönderilen iki ışın yardımıyla nasıl bulunacağını öğrendik. Küresel aynalarda cismin görüntüsünün 144 Dalgalar yerini ve özelliklerini bulabilmek için özel ışınlardan faydalanılır. Özel ışınları kullanarak çukur ve tümsek aynada görüntünün yerinin ve özelliklerinin nasıl bulunacağını etkinlikle öğrenelim. 6. Etkinlik Cisimlerin Görüntülerini Çizelim ARAÇ VE GEREÇLER . Milimetrik kâğıt . Cetvel . Kalem Nasıl Bir Yol İzleyelim? 1. Milimetrik kâğıt üzerine, odak uzaklıklarını ve merkezlerini sizin belirleyeceğiniz çukur ve tümsek aynaları asal eksenleriyle birlikte çiziniz. 2. Çukur ayna için merkez noktasının dışında asal eksene dik olan ok şeklinde bir cisim çiziniz. 3. Tümsek aynanın önünde, çukur aynada olduğu gibi asal eksene dik olacak şekilde bir cisim daha çiziniz. 4. Her iki aynadaki görüntünün yerine ve özelliklerine dair öngörüde bulununuz. 5. Bu aynalardaki cisimlerin görüntüsünü çiziniz. 6. Beşinci adımdaki işlemleri cisimlerin farklı konumları için tekrarlayınız. Sonuca Varalım 1. Çukur aynada merkezin dışındaki cismin görüntüsü, yapılan çizimler sonucunda nerede oluştu? 2. Tümsek aynada cismin görüntüsü, yapılan çizimler sonucunda nerede oluştu? 3. Her iki durumda çizimle oluşturulmuş görüntülerin özelliklerinin farklı olmasının nedenini açıklayınız. 4. Her iki durum öngörünüzle örtüşüyor mu? Küresel aynalarda cismin bulunduğu yere göre görüntünün yeri ve boyunda değişiklikler olur. Çukur ve tümsek aynalarda cismin görüntüsü bulunurken cismin sadece uç noktalarının görüntüsünü bulmak yeterlidir. Uç noktaların görüntüleri birleştirilerek cismin görüntüsü elde edilir. Bu işlemi yaparken özel ışınları kullanmak kolaylık sağlar. Çukur aynada cismin bulunduğu yere göre görüntünün özeliklerini belirleyelim. 1) Cisim sonsuzda ise cisimden gelen ışınlar M çukur aynanın asal eksenine paralel olacağı için yansıdıktan sonra odak noktasında kesişir ve nokta şeklinde gerçek görüntü oluşur. F 145 4. Ünite Dc Cisim 2) Cisim, merkezin dışında ise görüntü; merkez ile odak arasında, cisimden küçük, ters ve gerçek olur. F M Görüntü Dg Dc 3) Cisim, merkezde ise görüntü; merkezde, cismin boyuna eşit, ters ve gerçek olur. Cisim F M Görüntü Dg Dc Cisim Görüntü M F 4) Cisim, odakla merkez arasında ise görüntü merkezin dışında, cisimden büyük, ters ve gerçek olur. Dg Dc Cisim M F Görüntü Cisim M F Dc 5) Cisim, odakta ise görüntü sonsuzda olur. 6) Cisim, odak ile ayna arasında ise görüntü aynanın arkasında, cisimden büyük, düz ve sanaldır. Dg Çukur aynada gerçek görüntünün oluştuğu bölgede cisim aynaya yaklaşırken görüntü, aynadan uzaklaşır. Cisim ya da görüntüden hangisi aynaya yakın ise onun boyu daha küçüktür. Tümsek aynada ise cisim üzerindeki noktalardan gelen ışınlar, 146 Dalgalar tümsek aynanın arkasından bir noktadan geliyormuş gibi yansıdıktan sonra birbirinden uzaklaşır. Yansıyan ışınlar görüntü noktasından geliyormuş gibi görünür. Tümsek aynada görüntü daima düz, sanal, cisimden küçük ve aynanın arkasındadır. Tümsek aynada cismin bulunduğu yere göre görüntünün özeliklerini belirleyelim. 1) Odak uzaklığından çok büyük uzaklıklar sonsuz kabul edilmektedir. Cisim sonsuzda ise cisimden gelen ışınlar asal eksene paralel olacağından uzantıları odak noktasından geçecek şekilde tümsek aynada yansır. Görüntü, odakta nokta şeklinde ve sanaldır. F T M K 2) Cisim, sonsuzla ayna arasındaysa görüntü; odak ile ayna arasında düz, cisimden küçük ve sanaldır. Hc Hg Cisim Görüntü Dc Dg F Tümsek aynalarda cisim, aynaya yaklaştıkça görüntüsü büyür ve bu görüntü de aynaya yaklaşır. Çukur ve tümsek aynaların günlük yaşantıda birçok kullanım alanları vardır. Bir ampul, çukur aynanın odak noktasına yerleştirildiğinde ışık, demet hâlinde yayılır. Bu nedenle araba farları, ışıldaklar ve el fenerlerinin yapımında çukur ayna kullanılır. Geniş açılı görüntü elde etmek için kavşaklarda tümsek ayna kullanılır. Detaylı görüntü sağladıkları için diş hekimleri tarafından tercih edilen çukur aynalar mikroskoplarda da kullanılır. Taşıtlarda dikiz aynası olarak kullanılan tümsek aynalar ise geniş görüntü alanı sağladığından mağaza ve metrolarda da güvenlik amacıyla kullanılmaktadır. 147 4. Ünite Efsaneye göre, Sirakuza Valisi'nin danışmanı olan Arşimet, güneş ışınlarını büyük bir ayna aracılığıyla düşman gemileri üzerine yansıtmış ve gemileri ateşe vermiştir. Gerçekte böyle bir durumun olması mümkün müdür? Araştırınız. Araştırma sürecinde İnternet (edu, gov, org), yazılı ve görsel medya gibi farklı ve güvenilir bilgi kaynaklarından yararlanmaya özen gösteriniz. Araştırma sonuçlarını bilgisayar, projeksiyon, tepegöz vb. araçşarı kullanarak bir sunu hâline getiriniz ve sınıfta sergileyiniz. “Newton Teleskobu” adlı metinde Newton, gök cisimlerinden gelen ışığı odaklayabilmek için teleskobunda çukur ayna kullanmıştır. Uzak cisimlerin incelenmesi yaydıkları ışığın enerjisine bağlıdır. Çok uzak cisimlerden gelen ışığın şiddeti o kadar düşüktür ki spektrumların incelenmesi için okülere daha fazla ışık gelmesi gerekir. Işığı toplamada en etkili yol, optik sistemin çapının büyük olmasıdır. “Görüntü Nerede Oluşur?” adlı etkinlikte cisimlerin farklı konumlardaki görüntülerinin yerini ve özelliklerini çukur aynada incelemiştik. Küresel aynalarda bir cismin görüntüsünün yerini ve boyunu hesaplamak için matematiksel eşitlikleri oluşturmaya çalışalım. K Dc 1 L Sc M Hg Lˈ θ 4 Kˈ A F β 3 B D β θ Sg T 2 H g C Dg Şekildeki çukur aynada cismin boyu küçük kabul edildiğinde |BT| ve |DT| uzunluğu çok küçük olur. Bu nedenle; |FT| = |FB| = |FD| = f alınabilir. KLF üçgeni ile FDC üçgenleri benzer olduğundan; 148 Dalgalar Hc Sc (1) oranı yazılır. = Hg f AFB ile KˈFLˈ üçgenleri benzer olduğundan; (1) ve (2) numaralı eşitliklere göre; Sc f = f Sg Hc f (2) olur. = Hg Sg olur. KLF üçgeni ile FDC üçgenleri benzer olduğundan; CD KL = DF LF eşitliği yazılır. Hg f (3) Dc − f = Hc AFB üçgeni ile KˈFLˈ üçgenlerinin benzerliğinden; K 'L' AB = ' LF FB eşitliği yazılır. Hg Hc = Dg − f f (4) D −f f = g (3) ve (4) numaralı eşitlikler birleştirilirse; Dc − f f f2 = (Dg - f).(Dc - f) f2 = Dc.Dg - Dc.f - Dg. f + f2 0 = Dc. Dg - Dc.f - Dg.f Dc.Dg = Dc. f + Dg. f Dc ⋅ D g Dg ⋅ f Dc ⋅ f = + f ⋅ Dc ⋅ D g f ⋅ D c ⋅ D g f ⋅ D c ⋅ D g 1 1 1 = + eşitliği bulunur. f Dc D g Çukur ayna için eşitlikler yazılırken cisim, aynanın önünde ise Dc , ‟+” alınır. Çukur aynada f, ‟+” olarak alınır. Dg, ‟+” çıkarsa görüntü gerçek, ‟-” çıkarsa sanaldır. Tümsek aynada bir cismin görüntüsünün yerini ve boyunu hesaplamak için matematiksel eşitlikleri oluşturalım. K K A Kˈ Hc L Hg B Dc T Dg Lˈ Kˈ Hc F Hg L Dc 1. Şekil T Dg Lˈ 2. Şekil 1. Şekildeʼki F Kˈ Lˈ üçgeni ile FAB üçgenleri benzer olduğundan; K 'L' AB Hg = ' LF FB ve |TB| çok küçük olduğundan |FB|=|FT|=f alınabilir. f − Dg (1) oranı yazılır. Hc f 2. Şekildeʼki Kˈ LˈT üçgeni ile KLT üçgenleri benzer olduğundan; = K 'L' KL = ' ' LT LT eşitliği yazılır. Hg Hc = Dg Dc (2) 149 4. Ünite f − Dg Dg = (1) ve (2) numaralı eşitlikler birleştirilirse; f Dc Dc. (f - Dg) = f . Dg Dc. f - Dc. Dg = f . Dg her iki tarafı f.Dc. Dg çarpımına bölelim. Dc ⋅ D g f ⋅ Dg Dc ⋅ f − = f ⋅ Dc ⋅ D g f ⋅ Dc ⋅ D g f ⋅ Dc ⋅ D g 1 1 1 1 1 1 − = buradan − = − eşitliği bulunur. D g f Dc f Dc D g Tümsek ayna için eşitlikler yazılırken cisim aynanın önünde ise Dc , ‟+” alınır. Tümsek aynada odak noktası aynanın arkasında olduğundan f, ‟-” olarak alınır. Görüntü her zaman aynanın arkasında olacağından Dg, ‟-” olur. Küresel Aynalarda Boyca Büyütme K K K' Hc L M L' F K' T L Hg Dc T Dg L' Dg Dc Çukur Ayna Tümsek Ayna Şekillerdeki çukur ve tümsek aynalar için KLT üçgeni ile K'L'T üçgenleri benzerliğinden; | K 'L ' | | L ' T | eşitliği yazılabilir. = | KL | | LT | Küresel aynalarda görüntü boyunun cismin boyuna oranına boyca büyütme oranı denir. Bu oran; = m Hg ( ± )Dg şeklinde de yazılabilir. Görüntü gerçek ise = Hc Dc Dg, ‟+” ; sanal ise Dg, ‟-” alınır. m ‟-” ise görüntü düz ve sanal, m ‟+” ise ters ve gerçektir. Küresel aynalarda, cismin konumuna ve boyuna bağlı olarak görüntünün konumunu ve boyunu gösteren uygun çizimleri bilgisayar ortamında hazırlayınız. Hazırladığınız çizimleri, aşağıdaki kriterler doğrultusunda arkadaşlarınızın çizimleriyle karşılaştırınız. • Cismin yeri, aynada oluşan görüntünün yeri. • Cismin boyu, aynada oluşan görüntünün boyu. 150 Dalgalar Eğrilik yarıçapı 480 mm olan çukur aynaya 120 mm uzaklıktan bakan bir kişi; a) Yüzünü ay­na­dan ne kadar uzaklıkta görür? b) Yüzündeki 10 mm’lik bir kısmı ne kadar büyüklükte görür? Çözüm R a) Aynanın odak uzaklığı; f = eşitliğine göre; 2 480 = f = 240mm ’dir. 2 1 1 1 = + eşitliğinde verilenler yerine yazılırsa; f Dc D g 1 1 1 1 1 1 = + ⇒ = − 240 120 Dg Dg 240 120 Dg= -240 mm olur. Buradaki ‟-” işareti görüntünün aynanın ar­ka­sında ve sanal olduğunu ifade eder. b) Boyca büyütme oranı; H ( − ) Dg −240 m= g = = = −2 olur. Hc Dc 120 Boyca büyütme oranı m = - 2 olduğundan görüntü düzdür ve kişi yüzündeki 10 mm’lik kısmı 20 mm olarak görür. Bir çukur aynanın yarıçapı 40 cm’dir. 4 cm uzunluğundaki bir cisim, aynanın 60 cm önüne konulduğunda aynada oluşan görün­ tünün konumu ve boyu ne olur? Çözüm R 40 f = = 20cm 'dir. Aynanın odak uzaklığı = 2 2 Görüntünün aynaya uzaklığını bulmak için; 1 1 1 = + eşitliğinde bilinenler yerine yazılırsa; f Dc D g 1 1 1 1 1 1 1 2 1 = + ⇒ = − ⇒ = = 20 60 Dg Dg 20 60 Dg 60 30 Dg = 30 cm olur. Bu durum görüntünün gerçek ve aynanın önünde olduğunu ifade eder. Aynanın boyca büyütme oranı; = m Hg +30 1 Hg ( ± )Dg ⇒= olur. Bu durum m = = = Hc Dc Hc 60 2 görüntünün ters ve gerçek olduğunu ifade eder. m= Hg Hc ⇒m= Hg Hc = Hg 4 = 1 . Buradan Hg = 2 cm olur. 2 151 4. Ünite Tümsek bir ayna ara sokakların kesiştiği bir noktada araçların emniyetli geçişini sağlamak için yüksekçe bir yere asılmıştır. Aynanın eğrilik yarıçapı 1 m olduğuna göre aynadan 20 m uzaklıktaki bir aracın görüntüsünün aynaya uzaklığı kaç m’dir? Cisim Dc F Çözüm R 1 Aynanın odak uzaklığı f = eşitliğine göre; = f = 0,5m 2 2 Görüntünün aynaya uzaklığını bulmak için; 1 1 1 = + eşitliğinde verilenler yerine yazılırsa; − f Dc D g 1 1 1 = + −0.5 20 Dg −2 − 1 1 −41 1 −20 = ⇒ = ⇒ Dg= olur. 20 Dg 20 Dg 41 Aşağıdaki çizelgede çukur ve tümsek aynalara 3f uzaklığında, boyu h olan bir cisim için görüntünün yeri ve boyu verilmiştir. Benzer bir çizelgeyi defterinizde oluşturarak cismin diğer konumları için oluşan görüntünün yerini ve boyunu hesaplayıp çizelgeyi doldurunuz. Cismin Yeri ve Boyu Görüntünün Yeri ve Boyu Çukur ayna 3f h 2f h f/2 h 1,5f h/2 ............. ............. ............. ............. Tümsek ayna 3f h 2f h f/2 h 3f/4 ............. ............. ............. ............. Örnek çizelgedir. Newton Teleskobu Yapalım Beklenen Performans Değerlendirme Süre Araştırma Becerisi Yaratıcılık Becerisi Dereceli Puanlama Anahtarı 1 Hafta Işığın düzlem ve küresel aynalarda yansıma özelliğinden faydalanarak bir Newton Teleskobu tasarlayınız. Bunun için 153. sayfadaki yönergeyi takip ediniz. 152 Dalgalar 1. Bir çalışma plânı yapınız. 2. Newton Teleskobuʼnun çalışma ilkelerini ve kullanılan araçgereçler hakkında bir araştırma yapınız. 3. Gerekli olabilecek malzeme ve gereçleri belirleyiniz. 4. En uygun çözümü seçiniz ve bunun için hangi yolun izleneceğine karar veriniz. 5. Seçilen çözümü çizerek somutlaştırınız. 6. Bu modele ön uygulama yaparak tasarımınızı test ediniz. 7. Tasarımınızı nasıl oluşturduğunuzu her aşamasını açıklayarak sınıfta sununuz. Not: Kullanılancak olan malzemelerden düzlem ayna, küresel ayna ve ince kenarlı merceğin uygun mesafelerde ve uygun yerlerde kullanılması tasarımınızın çalışıp çalışmamasında önemlidir. Proje ödeviniz EK-1b’de verilen dereceli puanlama anahtarı ile değerlendirilecektir. GöKKUŞAĞI Gökkuşağı, yağmur bulutundan düşen su damlacıklarının, Güneş tarafından aydınlatıl­ masıyla oluşan kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, mavi ve mor renklerin belirli düzende sıralandığı görüntüdür. Gökkuşağı bilimsel olarak ilk defa Aristoteles tarafından açıklanmaya çalışılmıştır. Ancak bu açıklamadaki en büyük eksiklik Aristoteles’in sadece yansımaya yer vermesi ve kırılmayı dikkate almamasıdır. Işık, kırıcılık indisi havaya göre daha büyük olan yağmur damlasına girdiğinde kırılma kanunlarına uyarak kırılır. Yağmur damlasının arka yüzeyinde kırılma indisi farkından dolayı ışık havaya çıkamaz ve tam yansımaya uğrar. Yeryüzünden bakıldığında her zaman yarım daire şeklinde görünen gökkuşağı bazen çok parlaklığa sahipken bazen daha az parlaklığa sahiptir. Bu kitap için düzenlenmiştir. Güneş ışığı yağmur damlasına girdiğinde neden kırılmaya uğrar? Bu kırılma sonucunda ışık neden altı renge ayrılır ve bu renklerin sıralanışı niçin gökkuşağında olduğu gibi hep kırmızıdan mora doğru olur? Gökkuşağının; yeryüzünden bakıldığında yarım daire, yüksek bir tepeden veya uçaktan bakıldığında tam daire şeklinde görülmesinin sebebi nedir? Işık ışınlarının saydam bir ortamdan yoğunluğu farklı başka bir saydam ortama geçerken doğrultu değiştirdiğini ve bu olayın kırılma olarak adlandırıldığını fen ve teknoloji derslerinde öğrenmiştiniz. Şimdi kırılma olayını bir etkinlikle hatırlayalım. 153 4. Ünite 7. Etkinlik Tabaktaki Para ARAÇ VE GEREÇLER . Madenî para . Porselen tabak . Su Nasıl Bir Yol İzleyelim? 1. Madenî parayı porselen tabağın tabanına yapıştırınız. 2. Tabağın üst kısmından parayı görebileceğiniz bir konuma geçiniz ve paraya bakınız. 3. Tabağın üst kısmından parayı göremeyinceye kadar tabağı kaydırınız. 4. Mevcut durumunuzu koruyarak bir arkadaşınızdan tabağı suyla doldurmasını isteyiniz ve parayı tekrar gözlemleyiniz. Sonuca Varalım Madenî parayı göremez konumdayken tabak su ile doldurulduğunda parayı tekrar görebildiniz mi? Şayet görebilmişseniz bu durumu nasıl açıklarsınız? Bir ışık ışını saydam bir ortamda ilerlerken başka bir saydam ortamın sınırına çarptığında ışığın bir kısmı yansır, bir kısmı da ikinci ortama girer ve doğrultu değiştirebilir. Işınların ikinci ortamda ilerlemesine ışığın kırılması denir. Işığın kırılmaya uğramasının sebebi ortamın optik yoğunluğuna bağlı olarak mutlak hızının değişmesidir. Ortama bağlı olarak değişen hız, farklı ortamlarda ilerleyen ışığın yayılma doğrultusunu değiştirir. Farklı bir ortama geçtiğinde ışığın yayılma doğrultusunun değişmesi, beton yüzeyden çim yüzeye yuvarlanan bir varilin ilerleme yönünün şekilde görüldüğü gibi değişmesine benzer. Beton bir zeminden şekildeki gibi yuvarlanan bir varilin sol tarafı çim zemine ulaştığında varil yavaşlar. Bu esnada beton zeminde bulunan varilin sağ tarafı başlangıç hızıyla hareket eder. Varilin sol ve sağ tarafındaki hız farkı, yön değiştirmesine neden olur. Benzer şekilde, iki farklı saydam ortamın birbirinden ayrıldığı yüzeye gelen ışık dalgasının da hız farkından dolayı yönü değişir. 8 Havada ilerleyen ışığın hızı 3.10 m/s’dir. Ancak ışık cam bir bloğa girdiğinde bu hız 8 2.10 m/s’ye düşer. Işık tekrar havaya çıktığında ise hızı birden başlangıçtaki değerine ulaşır. 154 Dalgalar vˈ v > vˈ c c v Tahta bir bloğa ateşlenen merminin tahtadan geçerken hızı azalır. Bunun nedeni merminin, enerjisinin bir kısmını tahta liflerini koparmada kullanmasıdır. Mermi tekrar havaya çıktığı zaman tahta bloktan çıktığı andaki hız değerine sahiptir. Sonuç olarak merminin tahta bloğu terk etme hızı, tahta bloğa girdiği hızından daha düşüktür. Işığın havadan, başka bir maddeye geçerken sergilediği davranış ile tekrar havaya geçmesi esnasında sergilediği davranış, bir tahtaya saplanan ve sonrasında tahtayı terk eden merminin davranışından farklıdır. Bir cam parçasına gönderilen ışık demeti, bir cam atomundan 8 diğerine 3.10 m/s hızla ilerlemesine rağmen cam atomuna çarptığında atom tarafından soğurulur. Enerjisi artan atom, fazla enerjisini ışıma yaparak (foton salarak) atar. Bu soğurulma ve ışıma sürecindeki zaman kaybı ışığın cam içerisindeki ortalama 8 hızının 2.10 m/s’ye düşmesine neden olur. Işık, havaya çıktığında ise soğurma ve ışıma olayları sona erer ve ışığın hızı başlangıçtaki değerine ulaşır. Ortam, ışığın hızını değiştirdiğinden boşlukta yol alan ışığın ne kadar yavaş ilerlediği ortama ait kırılma indisi ile ifade edilir. Belirli bir ortam için kırılma indisi, ışığın havadaki hızının başka bir ortamdaki hızına oranı ile hesaplanır. c Buna göre mutlak kırılma indisi; n = şeklinde gösterilir. v Burada; c : Işığın boşluktaki hızını, v : Işığın saydam ortamdaki hızını ifade eder. Aşağıdaki tabloda λ= 589 nm dalga boyuna sahip ışığın farklı ortamlardaki kırılma indisleri verilmiştir. Maddeler Kırılma İndisi Su 1,33 (20°C) Etil alkol 1,362 (20°C) Hava 1,00029 (0°C) Karbon dioksit 1,0005 (0°C) Cam 1,517 (22°C) Buz 1,31 (0°C) *Topdemir, Hüseyin G. 2007 kaynağından yararlanılarak düzenlenmiştir. Kırılma indisi büyük olan ortamlarda, ışığın hızı daha düşük bir değere sahip olacak ve daha fazla kırılmaya uğrayacaktır. 155 4. Ünite Işığın bir yüzeye çarparak yansıması, saydam bir ortama girdiğinde kırılarak doğrultu değiştirmesi, beyaz ışığın prizmada renklerine ayrılması gibi olayların hepsi ışığın madde ile etkileşimi sonucu gerçekleşir. Eğer ışık, madde ile etkileşim içerisine girmeseydi yukarıda bahsedilen kavramların hiçbiri oluşamazdı. Yani ışık ile madde arasında etkileşim vardır. Bu nedenle ‟Işık ve madde arasında etkileşim yoktur.” inanışı yanlıştır. Yandaki resimde, içe­risinde kalem ve farklı sıvıların bulunduğu cam beherler görülmektedir. Burada kalemlerin farklı oranlarda kırılmış görünmesinin nedenini araştırınız. Araştırma sürecinde İnternet (edu, gov, org), yazılı ve görsel medya gibi farklı ve güvenilir bilgi kaynaklarından yararlanmaya özen gösteriniz. Elde ettiğiniz bulguları bir poster haline getirerek arkadaşlarınızla paylaşınız. Ortamın niteliğinin dışında, ışığın kırılmasını etkileyen faktörler var mıdır? Etkinlikle öğrenelim. 8. Etkinlik Işığın Yolunu Değiştirelim ARAÇ VE GEREÇLER . Farklı renklerde ışıklara . . . . sahip iki adet lazer A4 boyutunda iki adet milimetrik kâğıt Paralel yüzlü cam levha Kurşun kalem Cetvel Nasıl Bir Yol İzleyelim? 1. Milimetrik kâğıdı bir masaya yapıştırınız ve üzerine cam levhayı yerleştiriniz. 2. Levhanın kenarında bir nokta belirleyerek levhanın normalini çiziniz. 3. Lazerlerden birini kullanarak cam levhaya, levhanın normali ile farklı açılar yapacak şekilde ışınlar gönderiniz. 4. Işınların cam levhaya giriş ve çıkış doğrultularını milimetrik kâğıt üzerinde işaretleyiniz. Işınların izlediği yolu çiziniz. 5. Cam levhayı diğer milimetrik kâğıdın üzerine yerleştiriniz. 6. Farklı renklere sahip lazerleri kullanarak cam levhaya normalle aynı açıyı yapacak şekilde ışınlar gönderiniz. 7. Her iki lazerden çıkan ışınlar için dördüncü adımdaki işlemleri tekrarlayınız. Sonuca Varalım 1. Tek lazer kullanarak cam levhaya farklı açılarla ışın gönderdiğinizde ışının cam levhada izlediği yolda nasıl bir değişiklik oldu? Açıklayınız. 2. Her iki lazeri kullanarak cam levhaya aynı açı ile ışın gönderdiğinizde ışının cam levhada izlediği yol aynı mıdır? Bu durumu nasıl açıklarsınız? 156 Dalgalar Işığın yansımasının belli kurallara göre olduğunu Yansıyan Normal öğrenmiştiniz. Işığın kırılması Gelen ışın ışın da bazı kurallara bağlıdır ve bu kurallar aşağıda verilmiştir. i iˈ 1. Gelen ışın, kırılan ışın Ara kesit n1 1. Ortam ve yüzeyin normali, aynı n2 2. Ortam P düzlem üzerindedir. r 2. Işığın ara kesite gelme açısının kırılma açısına Kırılan ışın oranına, ikinci ortamın birinci ortama göre bağıl kırılma indisi denir. Gökkuşağı oluşumunda olduğu gibi ışığın havadan suya Güneş geçerken nasıl kırıldığını inceleyelim. ışığı Gelen ışınlar b a v1 1. Ortam 2. Ortam Dalga sınırları Normal B i i A hava (n1) r Q Arakesit r P Mor Kırmızı Işığın yağmur damlasına girerek kırılması su (n2) v2 Kırılan ışınlar Burada; |BQ| = v1.t ışığın havada aldığı yolu, |AP| = v2.t ışığın su içinde aldığı yolu ifade eder. ABQ ve APQ üçgenlerinden i ve r açılarının sinüsleri yazılacak olursa; | BQ | | AP | = Sini = ve Sinr olur. | AQ | | AQ | |BQ| = v1.t ve |AP| = v2.t değerleri eşitlikte yerine yazılıp gelme ve kırılma açılarının sinüs değerleri oranlanırsa; Sini v1 bulunur. = Sinr v 2 Ortamların kırılma indisleri; c c n1 = ve n2 = dir. v2 v1 Buradan hareketle birinci ortamdaki ışığın hızı; c v1 = dir. n1 İkinci ortamdaki ışığın hızı ise; c v2 = dir. n2 Sini v1 = eşitliğinde v1 ve v2 yerine yazılırsa; Sinr v 2 157 4. Ünite c Sini v1 n2 Sini v1 n1 ⇒ = = bağıntısına ulaşılır. Bu bağıntı = = c Sinr v 2 n1 Sinr v 2 n2 Willebrord Snell (1580 - 1626) Hollandalı matematikçi ve fizikçi Snell, 1621’de ışık ışınlarının kırılma kurallarını belirleyen “Snell Yasası”nı bulmuştur. Snell Yasası olarak adlandırılır. Snell Yasası ışığın iki saydam ortamın ara kesitinde uğradığı değişimleri ifade eder. Işığın yoğunlukları farklı saydam ortamlarda ilerlerken doğrultu değiştirerek kırıldığını öğrenmiştiniz. Işığın doğrultusunun ne kadar değişeceği; a) Ortamın niteliğine (Kırılma indisi olarak adlandırılan karak­ teristik bir nicelikle belirlenir.), b) İki ortam arasındaki sınıra gelen ışığın gelme açısına, c) Işığın dalga boyuna bağlıdır. Snell Yasası’na göre ışık, kırılma indisi büyük olan ortamda daha düşük hızlarda yayılır. Bu durumda, ışığın camda ilerleme hızı havada ilerleme hızından daha küçüktür. Benzer şekilde ışık, derin sularda sığ sulara oranla daha hızlı yol alır. Derin ortam az kırıcı, sığ ortam ise çok kırıcı ortama benzetilebilir. Farklı saydam ortamların ara kesit yüzeyine dik gelen ışık, doğrultu değiştirmez. ışın n1 n2 Işık saydam bir ortamdan diğerine geçerken kırıcılık indisleri farkından dolayı doğrultu değiştirir. Doğrultu değiştiren ışığın ortalama hızında da azalma olur. Ancak ışığın hızı değişmez. Sadece ortam molekülleri arasında fotonun soğurulup salınması sırasında ışığın ortalama hızında azalma olur. Yani zaman bakımından gecikme olur. Işığın enerjisi bu nedenle değişmez. Işıkta renk farklı bir frekansa sahiptir. Bu nedenle kırmızı ışığın hava ortamından cam ortama geçtiğinde yine kırmızı olması onun frekansının değişmediğini gösterir. Bu nedenlerle ‟Kırılma olayında ışığın özellikleri değişir.”, ‟Kırılma olayında ışığın frekansı (rengi) değişir.”, ‟Kırılma, dalgaların bükülmesidir.” inanışları yanlıştır. 158 Dalgalar Normal Gelen ışın i=37° 1. Ortam 2. Ortam iˈ r s 113° P Tek renkli bir ışık demeti, havadan sıvıya Yansıyan ışın geçerken sıvı yüzeyinde yansıma ve kırılmaya uğruyor. Yansıyan ışın Ara kesit n1 ile kırılan ışın demeti açı 113° n2 arasındaki olduğuna göre sıvının kırılma indisi kaçtır? Kırılan ışın Çözüm Yansıma Kanunları’na göre gelen ışının normalle yaptığı açı, yansıyan ışının normal ile yaptığı açıya eşittir (i = iˈ= 37°). Yansıyan ışının yüzeyle yaptığı açı; s = 90° - 37° s = 53° dir. Yansıyan ışın ile kırılan ışın arasındaki açı 113° olduğundan; p = 113° - 53° p = 60° bulunur. Kırılma açısı ise; r = 90° - 60° r = 30° olur. Snell Yasası’na göre; sini n2 = sinr n1 sin37° n = sin30° 1 0,6 n = 0,5 1 SIVI SIVI nsıvı= 1,2 olarak bulunur. Işık, Bir Ortamdan Diğer Ortama Her Durumda Geçer mi? Yazın asfalt bir yolda karşıdan gelen araçları su birikintisinin içinden geçiyormuş gibi görürüz. Araca yaklaştığımızda bu görüntünün gerçek olmadığını fark ederiz. Bu yanılgının sebebi nedir? Etkinlikle öğrenelim. 159 4. Ünite 9. Etkinlik Işığı Su içinde Yansıtalım ARAÇ VE GEREÇLER . Beherglas . Düzlem ayna . Lazer . Su . Tebeşir tozu Nasıl Bir Yol İzleyelim? 1. Aynaya dik doğrultuyu aynanın normali olarak belirleyip lazer ışığını normalle belirli bir açı yaparak gönderiniz. 2. Işığın, yüzeyin normali ile yaptığı açıyı artırarak her açıda hava ortamına çıkıp çıkmayacağı hakkında hipotez kurunuz. 3. Beherglası suyla doldurunuz ve içine bir miktar tebeşir tozu serpiniz. 4. Işığı, su yüzeyine yüzeyin normali ile belirli bir açı yapacak şekilde düşürünüz. Burada ölçüm yapmak zor olduğundan mümkün olduğunca gözleme ağırlık veriniz ve sonuçları defterinizde bir model çizimle göstererek modeli yorumlayınız. 5. Hipotezi test etme sürecinde bağımlı, bağımsız ve kontrol değişkenleri belirleyiniz. Bağımlı değişkenin bağımsız değişken üzerindeki etkisini araştırınız. Sonuca Varalım 1. Işığın normalle yaptığı açıyı artırdığınızda yansıyan ışın her defasında havaya çıktı mı? Bu durumlar hipotezinizi destekledi mi? 2. Yansıyan ışığın hava-su ara kesit yüzeyine paralel olması durumunda gelme açısı kaç derecedir? 3. Gelme açısından daha büyük bir açıyla ara kesit yüzeyine gelen ışık, havaya geçebildi mi? 4. Gökkuşağı oluşmasında Güneş ışığının yağmur damlası içerisinde gösterdiği özellik, etkinlikteki sonuçlarla örtüşüyor mu? Benzerlik ve farklılıklarını tartışınız. Çok kırıcı ortamdan az kırıcı ortama geçerken ışığın az kırıcı ortamda sahip olacağı ortalama hız büyük olur. Bu nedenle ışık, normalden uzaklaşacak şekilde doğrultu değiştirir. Yani ışık, kırılma indisi büyük saydam ortamdan kırılma indisi düşük saydam ortama girerse normalden uzaklaşır. 1 n2 2 r1 n1 i1 3 r2 i2 s 4 α α Kaynak Işık kaynağından hava - su ara kesit yüzeyine şekilde görül­ 160 Dalgalar düğü gibi gönderilen ışınların gelme açıları büyüdükçe kırılma açıları da artacaktır. Kırılma açısındaki bu artış 90° oluncaya kadar devam eder ve 90° olduğunda ışın, ara kesite paralel duruma gelir. Kırılma açısının 90° olduğu andaki gelme açısı sınır açısı olarak adlandırılır. Işık, sınır açısından daha büyük gelme açıları için diğer ortama geçemez, aynı ortamda yansıma yapar. Bu duruma tam yansıma denir. Buradan hareketle ışığın her durumda, az kırıcı ortamdan çok kırıcı ortama geçebileceğini ancak çok kırıcı ortamdan az kırıcı ortama geçemeyeceğini söyleyebiliriz. Sıcak yaz günlerinde araçların asfalt yol üzerinde su birikintisinin içinden geçiyormuş gibi görünmesi ışığın tam yansıma yapmasıyla açıklanır. Havanın, yeryüzüne yakın yerlerde sıcak, diğer yerlerde soğuk olması hâlinde gökyüzünden gelen ışınlar, soğuk havadan geçerek sıcak havada tam yansımaya uğrar. Bu nedenle ışınlar, bir su birikintisinden geçiyormuş gibi hissedilir. Su birikintisinin göründüğü yere yaklaştıkça bu algılamanın yanlış olduğu anlaşılır. Aslında görünen su değil, mavi gökyüzünün ısınmış asfalttaki görüntüsüdür. Benzer olay çölde de yaşanır. Bazı cisimlerin oldukları yerden daha yüksekte görülmesi ve serap olayı ışığın atmosferde tam yansımasının sonucudur. Yazın, buharlaşma ve hava akımlarından dolayı deniz yüzeyinden belirli bir mesafeye kadar hava sıcaklığı artar. Hava ısındıkça genleşir ve kırılma indisi küçülür. Deniz yüzeyine yakın olan hava tabakası, kırılma indisi büyük, yükseklerdeki hava tabakası ise kırılma indisi küçük iki farklı ortam gibi davranır. Bu durumda soğuk tabakada bulunan gemiden çıkan ışınlar, sıcak tabakaya sınır açısından daha büyük açılarla gelir ve tam yansımaya uğrar. Tam yansımayla göze gelen ışınların doğrultusunda görünen gemi, olduğu yerden daha yüksekte ve ters görünür. Sıcak hava Soğuk hava Deniz Soğuk hava Sıcak hava Çöl Atmosferde bir nesnenin görüntüsünün cisme alttan yapışmış gibi görünmesine serap denir. Gökkuşağı oluşumunda yağmur damlasının içine giren ışık, kırılmanın yanı sıra tam yansımaya uğrar. Su damlacığının üst kısmından kırılarak giren ışın, renklerine ayrıldıktan sonra tam yansıma yapar ve alt kısımda kırılarak su damlasını terk eder. Güneş ışığı Mor Kırmızı 161 4. Ünite Güneş Görünen Konum G1 Gözlemci Ufuk Yer Asıl Konum G Güneş Atmosfer n2 n1 > n2 n1 Optik kırılma atmosfer için de geçerlidir. Atmosferin her tabakasının kırılma indisi aynı olmadığından Güneş'ten ve diğer yıldızlardan gelen ışınlar, farklı kırılmalara uğrayarak göze ulaşır. Göz, cisimleri ışığın göze geldiği doğrultuda göreceğinden cisimler bulundukları konumlara göre farklı yerlerde görülür. Yukarıdaki şekilde de görüldüğü gibi Güneş, kırılmadan dolayı G’deki asıl konumu yerine G1 de görülecektir. Işığın atmosfer tarafından kırılmaya uğraması sonucunda Güneş olduğundan daha büyük görünecektir. Suyun içindeki cisimlerin olduğundan daha büyük ve farklı görünmesi de benzer şekilde açıklanır. Fiberoptik kablolar, tam yansımanın en önemli teknolojik uygulamalarındandır. Bu kablolar, içinde ışığın yönlendirilebildiği plastik veya cam fiberlerden yapılmıştır. Işık, fiber içerisine sınır açısından daha büyük bir açı ile gönderilir ve tam yansıma yaparak kalır. Bu durumda fiber, ışığı ileten bir kablo görevi görür. Fiberoptik kabloların diğer iletim malzemelerine göre avantajı uygun mesafelerdeki veri iletiminin daha kaliteli ve yüksek değerlerde yapılabilmesini sağlamasıdır. Atmosferdeki kırılma ve yansımalara bağlı olarak günlerin uzamasının nedenlerini araştırınız. Araştırma sürecinde İnternet (edu, gov, org), yazılı ve görsel medya gibi farklı ve güvenilir bilgi kaynaklarından yararlanmaya özen gösteriniz. Araştırma sonuçlarını bilgisayar, projeksiyon, tepegöz vb. teknolojik araçları kullanarak bir sunu hâline getiriniz. Hazırladığınız sunumu sınıfta sergileyiniz. 162 Dalgalar Okçu balıkları Ana vatanı Avustralya ve Güneydoğu Asya olan okçu balığı etçil bir hayvandır. Adından da anlaşıldığı gibi avlanması çok ilginçtir. Su yüzeyine yakın bir noktada durur ve suya yakın bir dal ya da yaprakta bulunan böcekleri gözler. Hedefini belirlediği anda ağzından püskürttüğü suyla hedefini vurur ve bulunduğu yerden suya düşürür. Okçu balığının suyun içinden havada bulunan canlının yerini doğru belirlemesi avlanma için önemli bir başarıdır. Ayrıca, ağzındaki su püskürtme sistemi avlanmanın diğer önemli unsurudur. Püskürtülen su son derece düzgün bir çizgi üzerinde, dağılmadan suyun dışındaki hedefe ilerler. Püskürtme işleminde belli bir miktar basınç gereklidir. Bu basınç, balığın gevşeyerek suyu içine alan kaslarının aniden kasılması sonucu oluşur. Okçu balığı, hedefini vurup suya düşürdüğünde avını yakalama konusunda da çok hızlıdır. Çünkü okçu balıkları avlarına atışını yaparken avının düşeceği yeri de belirler. Bu kitap için düzenlenmiştir. Su içindeki nesnelere dışarıdan bakıldığında bu nesnelerin asıl yerlerinden farklı bir yerde görülmesinin sebebi nedir? Etkinlikle öğrenelim. 10. Etkinlik Paranın Yeri Farklı Sıvılarda Neden Değişti? ARAÇ VE GEREÇLER . Üç adet 200 mL’lik beherglas . Üç adet madenî para . 100 mL su . 100 mL sıvı yağ . 100 mL ispirto Nasıl Bir Yol İzleyelim? 1. Paraları beherglasların tabanlarına yerleştiriniz. 2. Beherglaslardan birine su, birine sıvı yağ, diğerine de ispirtoyu eşit miktarda dökünüz. 3. Beherglasların içindeki paralara, yüzeyin normaline yakın doğrultuda, eşit uzaklıktan bakınız. Paraların yüzeye uzaklıklarını ‟az, çok, daha çok” kelimelerini kullanarak defterinize kaydediniz. 4. Beherglaslardaki paralara, yüzeyin normaline uzak doğrultuda, eşit uzaklıktan bakarak üçüncü adımdaki işlemleri tekrarlayınız. Sonuca Varalım 1. Beherglaslara yüzeyin normaline yakın doğrultuda, eşit uzaklıktan baktığınızda paraları aynı yerde mi gördünüz? Nedenleriyle açıklayınız. 2. Beherglaslara yüzeyin normaline uzak doğrultuda, eşit uzaklıktan baktığınızda paraları aynı derinlikte mi gördünüz? Açıklayınız. Görme olayı, cisimlerden yansıyan ışınların göze gelmesi ile sağlanır. Eğer ışık, göze farklı saydam ortamlardan geçerek geliyorsa bu saydam ortamların ara kesitinde kırılmaya uğrar. Göz, 163 4. Ünite cisimleri kırılarak göze ulaşan ışığın doğrultusunda görür. Böylece cisimler asıl bulundukları yerlerden daha farklı yerlerde algılanır. Cismin olduğu yerden daha uzakta veya daha yakında görülmesi, gözlemcinin az kırıcı ya da çok kırıcı ortamda bulunmasına bağlı olarak değişir. Bu durumu gözlemcinin az kırıcı, cismin çok kırıcı ortamda bulunmasına göre inceleyelim. Gözlemci Kuş, balığı gerçek derinliğinden daha az derinde görür. n1 S n2 dˈ d r R r i Pˈ i P su Şekildeki gibi P cisminden göze gelen en az iki ışın çizelim. Bu ışınlar su - hava ara kesitinde kırılarak göze Pˈ noktasından geliyormuş gibi görünür. Bu durumda gözlemci P cismini göze gelen ışın doğrultusunda yüzeye daha yakın olan Pˈ noktasında görür. Gerçek derinliği d olan P cisminin görünür derinliği (dˈ)ni veren ifadeyi bulmaya çalışalım. | SR | PRS üçgeninde tani = (1) d | SR | (2) (1) ve (2) ifadeleri oranlanırsa; PˈRS üçgeninde tanr = d' | SR | tani = d tanr | SR | d' tani olur. d'= d ⋅ tanr Çok küçük açılarda açıların tanjantları yerine sinüsleri alınabilir. Sudan havaya geçişte R noktası için Snell Yasası’nı yazarsak; n sini n1 = olur. Buradan; d'= d ⋅ 1 olur. Cisim az kırıcı ortamda, n2 sinr n2 gözlemci çok kırıcı ortamda olduğu için geçerli olan genel ifade; ngözlemci şeklinde olur. d'= d ⋅ Pˈ ncisim Balık, uçan kuşu deniz yüzeyinden daha yüksekte görür. 164 Cisim az kırıcı ortamda, gözlemci çok kırıcı ortamda ise gözlemci, cismi bulunduğu yerden daha uzakta görecektir. Okçu balıkları avlayacağı böceği bulunduğu yerden daha farklı bir yerde görür. Bu durumu ortadan kaldırmak için normale yakın doğrultuda durarak suyu fışkırtır ve hedefi vurur. r n1 n2 i Göz R P d dˈ S su Dalgalar 240 cm 120 cm Göz seviyesi su yüzeyinden 240 cm yükseklikteki bir balıkçı, normale yakın bir noktadan 120 cm derinlikte bulunan bir dalgıca bakmaktadır (nh=1, ns=4/3). a) Balıkçı, dalgıcı kendinden kaç cm uzakta görür? b) Dalgıç, balıkçıyı kendinden ne kadar uzakta görür? Çözüm a) Balıkçı, dalgıcı n d'= d ⋅ gözlemci ncisim 14 d = 120 ⋅ = 90cm 4 d' = 240 ⋅ 3 = 320 cm 31 240 cm dˈ ' 120 cm derinlikte ve kendinden; 240 + 90 = 330 cm uzakta görür. b) Dalgıç ise balıkçıyı; n d'= d ⋅ gözlemci ncisim 4 d' = 240 ⋅ 3 = 320 cm 1 su yüzeyinden daha uzakta görür. Kendisinden uzaklığı ise; 320 + 120 = 440 cm'dir. dˈ 240 cm 120 cm 165 4. Ünite Odak uzaklığı f = 30 cm olan çukur ayna önüne kırılma indisi n=4/3 olan camdan yapılmış prizma, şekildeki gibi yerleştirilmiştir. Aynanın merkezinde bulunan bir ışık kaynağının görüntüsü, çukur aynadan ne kadar uzaklıkta oluşur? M ışık kaynağı cam levha Çözüm Işık kaynağının çukur aynada görüntüsünü oluşturalım ve bu görüntünün aynaya görünür uzaklığını bulalım. ngözlemci d'= d ⋅ ncisim 4 3 Dc = d = 60 ⋅ = 80 cm aynaya uzaklıkta görünür. 1 ' Bu uzaklıktaki ışık kaynağının çukur aynadaki görüntüsünün yerini hesaplayalım. 1 1 1 bağıntısında verilenleri yerine yazacak olursak; = + f Dc D g 1 1 1 1 1 1 = + ⇒ = − 30 80 Dg Dg 30 80 Dg= 48 cm olarak bulunur. Işık, bir prizmadan geçerken yağmur damlasına veya sisi oluşturan taneciklere çarptığında renk tayfı oluşur. Bunun sebebi nedir? Etkinlikle öğrenelim. 11. Etkinlik Işık Neden Renklere Ayrıldı? ARAÇ VE GEREÇLER . Işık kaynağı . Işık prizması . Ekran . Bağlama parçası . Üçayak Nasıl Bir Yol İzleyelim? 1. Ekranı bağlama parçası ile sabitleyiniz. 2. Işık kaynağını tek bir ışık demeti verecek şekilde ayarlayınız. 166 Dalgalar 3. Prizmayı ekran ile ışık kaynağı arasında tutunuz. 4. Beyaz ışığı prizma üzerine düşürünüz. 5. Ekranı hareket ettirerek kırılan ışınların ekran üzerinde görünmesini sağlayınız. 6. Görüntü net değilse prizmayı döndürerek net bir görüntü elde etmeye çalışınız. Sonuca Varalım 1. Renkler ekran üzerinde nasıl sıralandı? 2. En çok ve en az kırılan renkler hangileridir? 3. Beyaz ışığın renklere ayrılmasının sebebi nedir? Açıklayınız. Işığın havadan cama girerken ortalama hızında azalma olur. Bu nedenle hava ve camın kırılma indisleri birbirinden farklıdır. Kırılma açısı dalga boyuna bağlı olarak değişir. Geniş dalga boyu ağını içeren beyaz ışık demeti, cam prizma tarafından dağıtıldığında farklı dalga boylarına sahip ışık demetleri hâlinde farklı doğrultulara yayılır. Eğer gelen dalga, tek renkten değil de dalga boyları farklı olan dalgaların birleşmesinden oluşuyorsa birleşimi oluşturan her bir dalga, farklı açıyla kırılacaktır. Ortam, ışığın frekansını değiştirmez. Işığın frekansı kaynağa bağlıdır. v = λ . ƒ ifadesine göre ışığın hızı farklı kırılma indisine sahip ortamlarda değiştiğinden dalga boyu da değişime uğrayacaktır. Prizmaya gönderilen beyaz ışık demeti prizmada kırıldıktan sonra sırasıyla kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, mavi ve mor renklere ayrılır. Bu olaya beyaz ışığın renklere ayrılması beyaz (dispersiyon) denir. Beyaz ışık prizmada kırıldıktan sonra ortaya çıkan renklerden en az prizma kırmızı, en çok mor ışığın kırıldığı gözlemlenir. Bunun nedeni prizmanın değişik renklere, yani farklı frekanslara gösterdiği kırılma indislerinin aynı olmamasıdır. Yağmur damlalarına giren Güneş ışığı, gökkuşağı olarak bilinen renk tayfını oluşturur. Güneş ışığı bir su damlasına çarptığında yansıma ve kırılmalar sonucunda mor ışık en çok, kırmızı ışık en az sapacak şekilde bir renk tayfı gözlemlenir. Damlaya giren güneş ışığı, damlanın arka yüzeyinde yansır ve ön yüzeyden kırılarak çıkar. Bu ışınlardan kırmızı olanı, damlaya gelen güneş ışığı ile 42°, mor olanı ise 40° lik sapma açısı yapar. kırmızı turuncu sarı yeşil mavi mor beyaz 42° 40° 42° 40° 167 4. Ünite Gökkuşağını izleyen bir gözlemcinin gözüne ulaşan kırmızı renkteki ışık, gökkuşağının üstündeki yağmur damlalarından gelir. Aynı su damlalarındaki mor ışık ise diğer renklere oranla daha az sapmaya uğrayacağından gözlemciye ulaşamayacaktır. Dolayısıyla gözlemci, bu damladan gelen ışıklardan sadece kırmızı renkte olanı görecektir. Benzer şekilde gökkuşağının altındaki yağmur damlalarından gözlemciye sadece mor renkte bir ışık ulaşır. Burada kırmızı ışık diğerlerine oranla daha çok kırılacağından toprağa çarpacak ve gözlemciye ulaşamayacaktır. Bunun sonucunda kırmızı ışık en üstte, mor ışık en altta olacak şekilde aradaki yağmur damlalarından göze ulaşan ışıkların rengi sırasıyla mavi, yeşil, sarı ve turuncu olacaktır. Böylece altı renkten oluşan yarım daire şeklindeki gökkuşağı gözlemlenir. Yeterince yüksekten bakılırsa gökkuşağı tam daire şeklinde de görülebilir. Bazen aynı anda biri, diğerinden büyük olmak üzere iki gökkuşağı gözlemlenebilir. Büyük gökkuşağındaki renklerin sıralanışı küçük olana göre terstir ve parlaklığı daha azdır. Bunun nedeni güneş ışığının yağmur damlasında iki kez kırılma ve iki kez yansımaya uğramasıdır. Güneş ışığı Fiberoptik kabloların uygulama alanlarından endoskopi cihazının çalışma ilkelerini araştırınız. 168 biri olan Dalgalar IŞIKLA RESİM ÇİZEN ARAÇ: FOTOĞRAF MAKİNESİ Bazı ressamlar, doğayı eserlerine olduğu gibi aktarmak ve eserlerinde gerçekçiliği görsel açıdan yakalamak isterler. Rönesans dönemindeki ressamlar bunu başarabilmek için küçük ve taşınabilir karanlık kutular yapmış, kutuların arka yüzeyine tuval bezi yerleştirerek görüntüleri doğru perspektifle kopya etmeye çalışmışlardır. Çevreden yansıyan ışığı kutunun bir yüzeyinde bulunan delikten geçirmişler ve kutunun karşı yüzeyinde ters bir görüntü oluşturmuşlardır. Ancak ressamlar kutu yüzeyinde oluşan görüntünün parlaklığı ve netliği ile ilgili problemler yaşamışlardır. Bunun nedeni kutudaki deliğin çapının boyutudur. Kutudaki deliğin çapı küçültüldüğünde görüntü netleşirken parlaklık azalmış, çap genişletildiğinde ise görüntü parlaklaşmış ancak netlik kaybolmuştur. Bu sorun karanlık kutu önüne yerleştirilen ve gelen ışığı geldiği doğrultuya göre kırarak farklı doğrultularda ileten ince kenarlı bir mercekle giderilmeye çalışılmıştır. Daha sonra ressamlar kendi çizimlerine gerek olmadan görüntünün karanlık kutularda kalıcı hâle gelmesini istemişlerdir. Bu sebeple film gibi ışığa karşı duyarlı malzemeler geliştirilmiş, fotoğraf makineleri icat edilmiştir. Fotoğraf makineleri, temel ilkeleri karanlık kutulardakiyle aynı kalmak koşuluyla biçimsel değişikliklere uğrayarak on dokuzuncu yüzyılın başlangıcından günümüze kadar ulaşmıştır. Bu süreçte fotoğraf makinelerinin ilk hâli olan karanlık kutulara mercekler ilave edilmiş ve filmlerin ışığa karşı duyarlılıkları artırılmıştır. Ayrıca karanlık kutulara diyafram eklenmiş, pozlama süresini ayarlayan düzenekler icat edilmiş ve farklı odak uzaklıklarına bağlı olarak görüntünün boyunu değiştirebilen objektifler geliştirilmiştir. Böylece günümüzde kullanılan modern fotoğraf makineleri ortaya çıkmıştır. Fotoğraf makineleri, cisimlerden yansıyan ışığın oluşturduğu görüntünün film ya da fotoğraf kartındaki ışığa duyarlı yüzeye pozlanabilmesi için gereken ortamı sağlayan optik düzeneklerdir. Fotoğraf makinelerinde gelen ışığı geldiği doğrultuya göre kırarak faklı doğrultularda iletmekte kullanılan mercekler tıpta bazı göz kusurlarının giderilmesinde de kullanılır. Bu kitap için düzenlenmiştir. 169 4. Ünite 12. Etkinlik Fotoğraf makinelerinin ilk hâli olan karanlık kutularda görüntünün netliğinin ve parlaklığının sağlanması için neden ince kenarlı mercek tercih edilmiştir? Günümüzde kullanılan fotoğraf makinelerinin objektiflerinde çok sayıda mercek bulunur. Bu merceklerin bazıları ince, bazıları kalın kenarlıdır. Buna rağmen objektifin toplam optik özelliğinin ince kenarlı mercek gibi olmasını nasıl açıklarsınız? Fotoğraf makinelerinin diyafram kısmının işlevi nedir? İnsan gözü ile fotoğraf makinelerinin çalışma prensipleri karşılaştırıldığında hangi bölümler aynı işlevi görür? Kırılma, düzlem yüzeylerde olduğu gibi kavisli yüzeylerde de gerçekleşir. Işığı kırmanın bir başka yolu da mercek kullanmaktır. Paralel olmayan kavisli iki yüzey ya da bir tarafı düz, bir tarafı kavisli olan yüzeye sahip saydam nesnelere mercek denir. Merceklerin ince ve kalın kenarlı olmak üzere iki çeşit olduğunu fen ve teknoloji derslerinde öğrenmiştiniz. Işığın merceklerle nasıl odaklandığını ve nasıl dağıtıldığını etkinlikle öğrenelim. Merceklerle Işınları Odaklayalım ARAÇ VE GEREÇLER . Cetvel . İnce kenarlı mercek . Kalın kenarlı mercek . Diyafram . Ekran . Üçayak . Destek çubuğu ve . . bağlama parçası Milimetrik kâğıt Işık kaynağı Nasıl Bir Yol İzleyelim? 1. İnce kenarlı merceği milimetrik kâğıt üzerine masa düzlemine paralel şekilde yerleştiriniz. Merceğin asal eksenini milimetrik kâğıt üzerine çiziniz. 2. Diyaframı üç tane paralel ışın oluşacak şekilde ışık kaynağı önüne yerleştiriniz. 3. Üç paralel ışını, ince kenarlı merceğe asal eksenine paralel olacak şekilde gönderiniz. 4. Işınların toplandığı noktayı işaretleyerek merceğin optik merkezi ile bu nokta arasındaki uzaklığı cetvelle ölçünüz. 5. Üçüncü ve dördüncü adımdaki işlemleri kalın kenarlı mercek için tekrarlayınız. Sonuca Varalım Işık, hem ince kenarlı hem kalın kenarlı mercekte hangi noktada toplanmıştır? Bu noktaların merceklere uzaklıkları neye eşittir? 170 Dalgalar optik eksen M2 R2 R1 M1 Yukarıdaki şekillerde de görüldüğü gibi saydam bir ortamdan kesilen kısım üzerine gönderilen ışınları bir noktada toplayan merceklere ince kenarlı (yakınsak) mercek denir. İnce kenarlı merceğin asal eksenine paralel gelen ışınların merceği geçtikten sonra toplandıkları nokta odak noktası olarak tanımlanır. Karşılıklı yüzeyleri küresel olan merceklerin merkezlerini birleştiren doğru, merceğin optik eksenidir. R1 optik eksen M1 R2 M2 Yukarıdaki şekillerde görüldüğü gibi üzerlerine gelen ışınları dağıtan merceklere kalın kenarlı (ıraksak) mercek denir. Kalın kenarlı merceğin asal eksenine paralel gelen ışınlar, optik eksen üzerindeki bir noktadan geliyormuş gibi kırılır. Bu nokta kalın kenarlı merceğin odak noktasıdır. Işınlar hem merceğe girerken hem de mercekten çıkarken kırılmaya uğrar. M F O F M F O F 171 4. Ünite 13. Etkinlik Küresel aynalarda özel ışınların nasıl yansıdıklarını öğrendik. Peki, kırılma olayının gerçekleşeceği merceklerde özel ışınlar nasıl bir yol izler? Etkinlikle öğrenelim. Işınların Merceklerle Değişen Yolları ARAÇ VE GEREÇLER . Bir adet ince kenarlı mercek (f=20 cm) . Bir adet kalın kenarlı mercek (f=20 cm) . Diyafram . Milimetrik kâğıt . Güç kaynağı . Üç ayak, . Destek çubuğu . Bağlama parçası . Cetvel Nasıl Bir Yol İzleyelim? 1. Milimetrik kâğıdı ma­ sa üzerine yatay olarak yer­ leştiriniz. 2. İnce kenarlı merceği mili­metrik kâğıt üzerine, masa düz­lemine paralel şekilde yer­leştiriniz. Merceğin asal ekse­nini milimetrik kâğıt üzerine çiziniz. 3. Özel ışınları merceğe göndermeden önce izleyecekleri yolla ilgili hipotez kurarak bağımlı, bağımsız ve kontrol değişkenleri belirleyiniz. 4. Hipotezi sınama sürecinde, kontrol değişkenini sabit tutarak bağımsız değişkenin bağımlı değişken üzerindeki etkisini gözlemleyiniz. 5. Lazer yardımıyla ince kenarlı merceğin asal eksenine paralel olacak şekilde bir ışın gönderiniz. 6. Odak noktasından geçecek şekilde merceğe ışın gönderiniz. 7. Optik merkezden geçecek şekilde merceğe ışın gönderiniz. 8. Lazerle 2f uzaklığından geçecek şekilde merceğe ışın gönderiniz. 9. Herhangi bir yerden geçecek şekilde merceğe ışın gönderiniz. 10. Bu etkinliği kalın kenarlı mercek için de tekrarlayınız. Sonuca Varalım 1. Işının merceklerde izlediği yollar her durumda aynı mıdır? 2. Kırılan ışınların izlediği yollar hipotezinizle örtüşüyor mu? 3. Kırılan ışının izlediği yol neye göre değişir? 172 Dalgalar Herhangi bir ışının merceklerde izleyeceği yolu bulabilmek için şekildeki gibi, gelen ışına paralel ve optik merkezden geçen bir yardımcı eksen çizilir. Optik eksenin odak noktasından bir dikme çıkılarak yardımcı odak bulunur ve ışın bu odaktan geçirilir. İnce kenarlı mercek, ışını asal eksene doğru kırarken kalın kenarlı mercek, asal eksenden uzaklaştıracak şekilde kırar. yardımcı F1 odak I O Fˈ yardımcı eksen I F F Fˈ F1 yardımcı eksen yardımcı odak Yardımcı eksen çizmeden herhangi bir ışının mercekte izleyeceği yol, özel ışınlar kullanılarak da bulunabilir. Merceklerde görüntü çiziminde küresel aynalarda olduğu gibi özel ışınlardan faydalanılır. İnce ve kalın kenarlı merceklerde özel ışınlar aşağıdaki şekillerde görüldüğü gibi kırılır. İnce kenarlı mercekler O F Kalın kenarlı mercekler F O İnce kenarlı merceğin optik eksenine Kalın kenarlı mercekte ışın, optik paralel gelen ışın, kırıldıktan sonra eksene paralel olarak gelirse uzantısı odaktan geçer. odaktan geçer. F O O F İnce kenarlı merceğe odaktan geçerek Kalın kenarlı merceğe uzantısı odaktan gelen ışın, merceğin optik eksenine geçecek şekilde gelen ışın, optik paralel olarak kırılır. eksene paralel olarak kırılır. 173 4. Ünite M F O F M İnce kenarlı merceğe M'den geçerek F M O F M Kalın kenarlı merceğe uzantısı M gelen ışın, diğer M'den geçecek noktasından geçecek şekilde gelen ışın, şekilde kırılır. uzantısı diğer M'den geçecek şekilde kırılır. O F F O İnce kenarlı merceğin optik Kalın kenarlı merceğin optik merkezine merkezine gelen ışın, kırılmadan gelen ışın, kırılmadan yoluna devam yoluna devam eder. eder. İnce kenarlı mercekler ışığı topladığından fotoğraf makinelerinin objektiflerinde kullanılır. Film ya da ışığa duyarlı kayıt yüzeyi merceklerin odak uzaklığındaysa görüntü net olacaktır. Mercekler fotoğraf makinelerinde gelen ışığı geldiği doğrultuya göre kırar ve net bir görüntü oluşmasını sağlar. Fotoğraf makinelerinde kullanılan objektiflerde odak uzaklıkları ayarı vardır. Odak uzaklığı değiştirildiğinde kayıt yüzeyinin yeri de değiştirilmelidir. Çünkü kayıt yüzeyi, odak uzaklığının önünde veya arkasında kalırsa görüntü bulanık olur. 174 Dalgalar Cismin bulunduğu konumun, merceklerde oluşan görüntünün yerine ve boyuna etkisi var mıdır? Etkinlikle öğrenelim. 14. Etkinlik Görüntülerin Yerlerini Bulalım ARAÇ VE GEREÇLER . İnce kenarlı mercek . . . . . . . . . . (f=20 cm) Saplı ekran Lazer ışık kaynağı Milimetrik kâğıt Bağlantı çubuğu Metre Kâğıt şerit Çakmak Mum İzole bant İki adet üçayak Nasıl Bir Yol İzleyelim? 1. Mumu, mercekten 60 cm, 40 cm, 30 cm, 20 cm ve 10 cm uzaklıklara getirmeden önce görüntülerin nerede oluşacağı hakkında hipotez kurunuz. Hipotezi sınama sürecinde bağımlı, bağımsız ve kontrol değişkenleri belirleyiniz. 2. Kontrol değişkenini sabit tutarak bağımsız değişkenin bağımlı değişken üzerindeki etkisini karşılaştırınız. 3. Mumu, mercekten 60 cm, 40 cm, 30 cm, 20 cm ve 10 cm uzaklıklara getiriniz. Ekranı merceğin diğer tarafında gezdirerek net görüntüleri ve yerlerini belirleyiniz. 4. Mumun boyunu ve merceğe olan uzaklıklarını 1/10 ölçeğinde küçülterek görüntünün boyu ve konumunu çizimle hesaplayınız. Sonuca Varalım 1. Mumun görüntüsü belirlediğiniz her uzaklıkta ekran üzerinde oluştu mu? Bu görüntülerin yerleri nerededir? 2. Görüntülerin yerleri kurduğunuz hipotezinizle örtüşüyor mu? 3. İnce kenarlı mercekte oluşan görüntülerin yerleri ve özellikleri nasıldır? 4. Görüntünün oluştuğu yere cismi, cismin bulunduğu yere ekranı koyduğunuzda net görüntü oluştu mu? Açıklayınız. Küresel aynalarda olduğu gibi merceklerde de cismin görüntüsü bulunurken özel ışınlardan en az iki tanesi merceğe gönderilir. Mercekte kırılan ışınların kendilerinin veya uzantılarının kesiştiği yerde cismin görüntüsü oluşur. Cismin konumuna bağlı olarak görüntünün yerini ve özelliklerini ince kenarlı mercekler için inceleyelim. 175 4. Ünite M F F O F O F M 1) Cisim sonsuzda ise cisimden gelen ışınlar, merceğin asal eksenine paralel olacağından kırıldıktan sonra odak noktasında kesişir ve nokta şeklinde gerçek görüntü oluşur. 2) Cisim, M’nin dışında ise görüntü M ile F arasında, cisimden küçük, ters ve gerçek oluşur. M M M F F O O F F F F O F M O 3) Cisim, M’de ise görüntüsü diğer M’de cismin boyuna eşit, ters ve gerçek oluşur. 4) Cisim, F ile M arasında ise görüntü diğer M’nin dışında cisimden büyük, ters ve gerçek oluşur. 5) Cisim, odakta ise görüntü sonsuzda oluşur. F 6) Cisim, odak ile mercek arasında ise görüntü cisim tarafında, cisimden büyük, düz ve sanaldır. İnce kenarlı mercekte cisim, sonsuzdan merceğin odak noktasına doğru yaklaştığında görüntü mercekten uzaklaşır ve büyür. "Işıkla Resim Çizen Araç: Fotoğraf Makinesi" adlı metinde ifade edildiği gibi fotoğraf makinelerinde görüntünün boyunun değiştirilmesi farklı odak uzaklıklarına sahip objektiflerle sağlanmaktadır. 176 Dalgalar Cismin konumuna bağlı olarak görüntünün yerini ve özelliklerini kalın kenarlı mercekler için inceleyelim. 1) Cisim, sonsuzdaysa görüntü odakta, zahirî ve noktasal olur. F 2) Cisim, sonsuzla mercek arasında ise görüntü odak ile mercek arasında, zahirî ve düzdür. F O O F F Kalın kenarlı mercekte cisim sonsuzdan merkeze doğru yaklaştığında görüntü merceğe yaklaşır ve büyür. Cisim mercekten uzaklaştığında görüntü küçülür ve odağa yaklaşır. ‟Görüntülerin Yerlerini Bulalım” adlı etkinlikte ince kenarlı mercek kullanarak farklı konumlar için cismin görüntülerinin yerlerini ve özelliklerini incelemiştik. İnce kenarlı merceklerde bir cismin görüntüsünün yerini ve boyunu hesaplamak için matematiksel eşitlikleri oluşturmaya çalışalım. K P Hc F L Dc f O F f Dg Lˈ Hg Kˈ M Şekildeki POF üçgeni FKˈLˈ benzer üçgenlerinden Hg = Hc Dg − f f bulunur. Şekildeki KLO ile KˈLˈO benzer üçgenlerinden; Hg = Hc Dg Dc yazılabilir. Hg Dg − f H Dg eşitliği birleştirilecek olursa; = = ve g Hc f Hc Dc Dg − f f = Dg Dc 1 1 1 = + f Dc D g eşitliği elde edilir. Buradan; bağıntısına ulaşılır. Bu bağıntı gerçek cisim ve gerçek görüntüyü ifade eder. 177 4. Ünite Kalın kenarlı merceklerde bir cismin görüntüsünün yerini ve boyunu hesaplamak için matematiksel eşitlikleri oluşturalım. K M M Hc Kˈ Hg Lˈ F L O Dg Kˈ Hg Lˈ Dg F O f Dc Dc K M Hc F L Kˈ Hg Lˈ Dg FKˈLˈ ile FMO benzer üçgenlerinden Hg Hc O = f − Dg f oranı yazılır. KLO ile K'L'O benzer üçgenlerinden de; Hg Dg = bulunur. Hc Dc Hg Hc f − Dg = f f − Dg f = Dg Dc ve Hg Hc = Dg Dc eşitlikleri birleştirilecek olursa; yazılabilir. Buradan kalın kenarlı mercek için; 1 1 1 eşitliği bulunur. Verilen durumlara göre genel − = − f Dc D g ifade; 1 1 1 = + şeklinde yazılır. ± f ±Dc ±Dg Odak uzaklığı; kalın kenarlı mercek için ‟-”, ince kenarlı mercek için ‟+” alınır. Ayrıca; m = oran; = m Hg Hc oranına merceklerde boyca büyütme oranı denir. Bu Hg Dg şeklinde de yazılır. Görüntü gerçek ise ‟+”, sanal = Hc Dc ise ‟-” alınır. m ‟+” olursa görüntü gerçek, m ‟-” ise görüntü sanal olur. 178 Dalgalar Hc K K K Hc L L Hc F f=20cm L Dc=15cm O F f Dc=30cm Dc=60cm M Odak uzaklığı 20 cm olan ince kenarlı bir merceğin 60 cm, 30 cm ve 15 cm önüne konulan bir cismin görüntüsünün merceğe uzaklığı ve bu merceğin boyca büyütmesi ne kadar olur? Çözüm 1 1 1 + Dc= 60 cm olduğunda; = f Dc D g yerine yazılırsa; 1 1 1 = + 20 30 Dg 1 1 1 = + 20 60 Dg eşitliğinde verilenler K P Hc L 1 1 1 = − Dg 20 60 O F f=20cm Dc=60cm f Lˈ F Hg Kˈ Dg=30cm M Dg = 30 cm olur. Görüntü merceğin arkasında ve gerçektir. Boyca büyütmeyi hesaplamak için; Hg Dg eşitliğinde verilenler yerine yazılırsa; = Hc Dc Hg 30 1 olur. Burada sonucun ‟+” = m = = Hc 60 2 görüntünün ters ve gerçek olması anlamına gelir. Dc= 30 cm olduğunda; K = m 1 1 1 = + eşitliğinde f Dc D g verilenler yerine yazılırsa; 1 1 1 1 1 1 = + ⇒ = − 20 30 Dg Dg 20 30 Dg = 60 cm olur. Görüntü, merceğin arkasında ve gerçektir. çıkması P Hc O L f F f=20cm F Dc=30cm Lˈ Hg M Kˈ Dg=60cm Hg Dg Boyca büyütmeyi hesaplamak için;= eşitliğinde m = Hc Dc verilenler yerine yazılırsa; m = Hg 60 = = 2 olur. Burada sonucun ‟+” çıkması görüntünün Hc 30 ters ve sanal olması anlamına gelir. 179 4. Ünite 1 1 1 + Dc= 15 cm olduğunda; = eşitliğinde f Dc D g verilenler yerine yazılırsa; 1 1 1 1 1 1 = + ⇒ = − 20 15 Dg Dg 20 15 Kˈ Hg K P Hc F Lˈ Dc=15cm L O f F Dg=60cm M Dg = -60 cm olur. Görüntü merceğin önünde, sanal ve düzdür. Hg Dg m = Boyca büyütmeyi hesaplamak için; = Hc Dc eşitliğinde verilenler yerine yazılırsa; H ( −60 ) = −2 m= g = olur. Burada sonucun ‟-” Hc 30 çıkması görüntünün sanal ve düz olması anlamına gelir. Odak uzaklığını sizin belirleyeceğiniz ince ve kalın kenarlı merceklerde cismin; sonsuzda, Mʼnin dışında, Mʼde, M ile F arasında, Fʼde, F ile mercek arasındaki konumları için görüntünün yerini ve boyunu çizimle gösteriniz. Bilgisayarda veya elle çizerek hazırladığınız çizimleri Powerpoint sunumu şeklinde veya tepegöz vb. araçlarla destekleyerek sununuz. İnce kenarlı mercek şeklindeki bir büyütecin odak uzaklığı 15 cm’dir. -2’lik bir büyütme elde etmek için bu merceği bir madenî paradan hangi mesafede tutmak gerekir? Çözüm Boyca büyütme oranının ‟-” olması görüntünün sanal ve düz olduğunu gösterir. Boyca büyütme oranını yazacak olursak; = m Hg Dg D − g = −2 ⇒ Dg= -2Dc olur. ⇒ m= = Dc Hc Dc 1 1 1 eşitliğinde Dg nin yerine -2Dc yazılacak olursa; = + f Dc D g 1 1 1 1 1 1 = + ⇒ = − f Dc −2Dc f Dc 2Dc 1 1 1 1 1 = − ⇒ = 15 Dc 2Dc 2Dc 15 1 1 15 = ⇒ Dc = = 7,5 cm olur. 2Dc 15 2 180 Dalgalar Aralarındaki uzaklık 60 cm olan kalın kenarlı bir mercek ile çukur aynanın 60 cm tam ortasına şekildeki gibi bir cisim yerleştiriliyor. Çukur aynanın eğrilik yarıçapı 20 cm, merceğin odak uzaklığı ise 90 cm’dir. Cisimden çıkan ışınların çukur aynada yansıdıktan sonra kalın kenarlı mercekte kırılarak oluşturduğu son görüntünün konumu nedir? Görüntü sanal mı, yoksa gerçek midir? Toplam büyütme ne kadardır? cisim Çözüm Kalın kenarlı mercek ile çukur aynanın tam ortasına yerleştirilen cisim, çukur aynaya 30 cm uzaklıktadır. Buradan hareketle çukur aynada görüntünün yerini ve büyütmeyi hesaplarsak; fayna= R 20 = = 10 cm 2 2 fmercek= 90 cm’dir. 1 1 1 = + f Dc D g 1 1 1 1 1 1 1 1 = + ⇒ = − ⇒ = 10 30 Dg Dg 10 30 Dg 15 Dg=15 cm’dir. Büyütme oranı ise; 15 1 ⇒ m= olur. 30 2 Görüntü gerçek, ters ve aynanın önünde oluşur. Bu durumda görüntünün çukur aynada oluşan görüntüsünün boyu, cismin boyunun yarısı kadardır. Çukur aynadaki bu görüntü, kalın kenarlı mercek için gerçek cisim olarak kabul edilir ve merceğe uzaklığı 45 cm olur. 1 1 1 + Kalın kenarlı mercek için − = eşitliğinde verilenler f Dc D g yerine yazılırsa; m= − 1 1 1 1 1 1 1 1 = + ⇒ − − = ⇒ =− 90 45 Dg 90 45 Dg Dg 30 Dg= -30 cm’dir. Cismin ilk boyu h ise toplam büyütme; −30 2 2h = − den son boyu olur. 45 3 3 1 2 1 mtoplam =⋅ m m' = − h = − h 2 3 3 m' = 181 4. Ünite sol sağ F K ışık kaynağı Yukarıda verilen optik sistemde, çukur aynanın odağında bulunan kırmızı renkteki I ışık kaynağının önce çukur aynada, sonra ince kenarlı mercekte oluşan görüntüsü K noktasındadır. Mor renkli ışık kaynağı kullanılsaydı son görüntü nerede oluşurdu? F I ışık kaynağı K Çözüm Küresel aynalarda odak uzaklığı, yalnızca aynanın eğrilik yarıçapına bağlıdır. Işığın renginin değişmesi küresel aynanın odak noktasını ve ışığın izlediği yolu değiştirmez. Merceklerde ise merceğin odak uzaklığı, kullanılan renge göre değişir. Mercek, her renk için farklı bir ortam gibi davranarak kırmızı ışığı en az, mor ışığı ise en çok kırar. Böylece odak uzaklığı, kırmızı ışık kullanıldığında mor ışığa göre daha büyük olur. Bu nedenle ışık kaynağının son görüntüsü mercek ile K noktası arasında oluşur. F I ışık kaynağı 182 K Dalgalar Merceklerin mikroskop, büyüteç, dürbün, teleskop, slayt, fotoğraf makinesi gibi farklı amaçlara yönelik birçok uygulama alanı vardır. Bir cismi daha yakın görmek istediğimizde cisme yaklaşır ya da cismi kendimize yaklaştırırız. Örneğin, bir kitabı gözümüze belli bir mesafede tutarak okuruz. Kitaptaki yazıları çok uzaktan okuyamayacağımız gibi yakın mesafeden de okuyamayız. Gözlediğimiz cismin boyut ve detayları retina üzerine düşen görüntüsünün boyutları ile ilgilidir. Küçük bir cismi detaylı incelemek istediğimizde görüş açısının ve retina üzerindeki görüntünün mümkün olduğu kadar büyük olması için onu gözümüze yaklaştırırız. Cismin retina üzerinde büyük bir görüntüsünün oluşturulabilmesi göz ile cismin uç noktaları arasındaki açıya bağlıdır. Göze farklı uzaklıklarda bulunan aynı boyutlardaki iki cisimden yakın olanın daha büyük görülmesinin nedeni, gözün yakındaki cisme daha büyük bir açı ile bakmasıdır. Ancak göz, kendisine yaklaştırılan cismi belli bir mesafeden sonra net göremez. Bu mesafe göz için yakın görüş noktasıdır ve yaş grubuna göre değişiklik gösterir. 25 cm’lik uyum uzaklığı ortalama yakın nokta olarak alınmaktadır. Yani göz 25 cm’den daha yakında bulunan cismi odaklayamaz. Bu durumda bir ince kenarlı mercek kullanarak cismi en yakın görüş noktasından daha yakına getirebiliriz. Bu amaçla kullanılan bu ince kenarlı merceğe büyüteç adı verilir. h Cismin görünür boyutunu artıran basit bir büyüteç θ0 25cm Şekilde cisim en yakın görüş noktasındadır ve θ açısı ile görülür. 25cm hˈ F h p θ θ Cismin görünen açısal boyutunu daha fazla artırmak için gözle cisim arasına ince kenarlı bir mercek konur ve cisim, merceğin odak noktası ile mercek arasına yerleştirilir. Bu konumda mercek; sanal, düz ve büyütülmüş bir görüntü oluşturur. Çıplak gözle bakıldığında cisim θ0 açısıyla görülürken basit bir büyüteçle daha geniş bir θ açısıyla görülür. Büyüteçli ve büyüteçsiz görme açılarının oranı büyütecin açısal büyütmesi olarak adlandırılır. Büyüteçle elde edilenden daha büyük bir açısal büyütme istendiğinde yapısında birkaç çeşit mercek bulunan mikroskoplar kullanılır. Mikroskop, çıplak gözle görülemeyecek kadar küçük cisimlerin birkaç çeşit mercek yardımıyla büyütülerek görüntüsünün incelenmesini sağlayan bir alettir. Optik aletler cisimleri daha iyi görmemizi sağladığından bu araçlar ele alınırken öncelikle gözün incelenmesi gerekir. Bir 183 4. Ünite Göz kasları Kornea Göz merceği Göz bebeği İris 184 merceği ve bakılan cisimlerin ters görüntülerinin oluştuğu ışığa duyarlı bir yüzeyi olması sebebiyle fotoğraf makinesine benzetilen göz, hem bir duyu organı hem de optik bir sistem olarak kusursuz ve hayranlık uyandırıcı bir yapıya sahiptir. Göze gelen ışınlar kornea, göz bebeği ve mercekten geçer. Farklı uzaklıklardaki cisimlerin görüntülerini Camsı cisim oluşturmak için bu merceğe bağlı kaslar Retina yardımıyla merceğin eğrilik yarıçapı Retina kan ayarlanır. Böylece odak uzaklığı azaltılır damarları ve görüntünün retina üzerinde oluşması sağlanır. Saydam tabakanın bükümlü üst yüzeyi ve mercek, ışınları kırar. Böylece retina üzerinde, nesnelerin ters görüntüsü oluşur. Gözün retina tabakasında ışık ışınlarının elektriksel Optik sinir uyarılara dönüştürülmesini sağlayan fotoreseptörler vardır. Fotoreseptörler ışık ışınları ile uyarıldıklarında bir dizi kimyasal reaksiyon başlatır. Bunun sonucunda oluşan elektriksel uyarı, optik sinir vasıtasıyla beynin görme merkezine ulaştırılır. Bu merkezde görüntü yeniden yorumlanarak düz şekilde oluşturulur. Yapısında mercek ve ışığa duyarlı bir yüzey olması nedeniyle bir fotoğraf makinesi insan gözüne benzetilse de insan gözünün fotoğraf makinesinden farklılıkları vardır. Bu farklılıkları aşağıda verilen tablo ile özetleyelim. Görüntünün Oluştuğu Yer Retina Fotoğraf Filmi Net görüntünün oluşumu Göz merceğinin eğriliği değiştirilerek sağlanır. Cismin uzaklığına bağlı olarak görüntü uzaklığının değiştirilmesi ile sağlanır. Işığa duyarlı yüzey Geniş bir küresel yüzey üzerindedir. Bir düzlem üzerindedir. Görüş açısı Işığa duyarlı yüzeyin daha geniş olması nedeniyle gözdeki görüş açısı daha geniştir. Işığa duyarlı yüzeyin bir düzlem üzerinde olması sebebiyle görüş açısı daha dardır. Işık miktarı Göze giren ışık miktarı göz bebekleri ile ayarlanır. Objektiften geçecek ışık miktarı diyafram sistemi ile ayarlanır. Dalgalar Fotoğraf makinelerinde kullanılan merceğin odak uzaklığı sabittir. Net görüntünün oluşturulabilmesi ancak cismin uzaklığına bağlı olarak görüntü uzaklığının ayarlandığı düzeneklerle olur. Gözde ise görüntünün oluştuğu retina, sabittir. Yani görüntü uzaklığı değişmemektedir. Net görüntünün elde edilmesi, göz merceğinin ve merceğin odak uzaklığının değiştirilmesiyle sağlanır. Sonuç olarak fotoğraf makinelerinde net bir görüntü elde edilmesi, cismin uzaklığına bağlı olarak görüntü uzaklığının değiştirilmesiyle sağlanırken gözde, göz merceğinin eğriliği değiştirilerek sağlanır. Fotoğraf makinelerinde mercekle ilgili problemler net bir fotoğraf oluşmasını engellerken benzer şekilde göz merceğinin de zamanla kırıcılığının normalden fazla ya da az olarak değişmesi, görme olayında sorunlar oluşturur. Gözün kırma gücünün az veya göz ön - arka ekseninin nispeten küçük olduğu durumlarda cisimlerden gelen ışınlar retinanın arkasında odaklanır ve görüntü retina arkasında oluşur. Bu göz kusuruna hipermetrop denir. Yani yakındaki cisimler odaklanamaz ve göz yakındaki cismi net göremez. Bu göz kusurunu düzeltmek için ince kenarlı bir merceğin bulunduğu lens veya gözlükler kullanılır. Kas Nesne Retina arkasında oluşan görüntü (a) Yakınsak mercek Nesne Retinada oluşan görüntü (b) Merceğin kırma gücünün yüksek veya göz ön - arka ekseninin uzun olması durumunda cisimlerden gelen ışınlar retinanın önünde odaklanır ve görüntü retinanın önünde oluşur. Bu göz kusuruna miyop denir. Bu kusuru düzeltmek için kalın kenarlı bir merceğin bulunduğu lens veya gözlükler kullanılır. 185 4. Ünite Nesne Retina önünde oluşan görüntü Iraksak mercek Nesne Retinada oluşan görüntü Noktasal bir kaynaktan gelen ışık, retinada çizgisel bir görüntü oluşturur. Bu durum kornea, mercek veya her ikisinin de tam simetrik olmadığı zaman ortaya çıkar. Bu göz kusuruna astigmat denir. Başka bir ifadeyle astigmat, gözün tüm eksenlerinde kırma gücünün aynı olmaması durumudur. Astigmat göz kusurunda göz, küreselliğini kaybeder. Bu göz kusuru karşılıklı olarak dik yönlerde farklı eğriliklere sahip merceklerle düzeltilir. Göz merceğinden kaynaklanan göz kusurlarının giderilmesinde numaraları diyoptri cinsinden belirlenen gözlükler kullanılır. Odak uzaklığı f (m) olan bir merceğe sahip gözlüğün numarası 1 / f ile hesaplanır. Bu numara aynı zamanda merceğin yakınsaması olarak adlandırılır. Yakınsama, gözlüklerdeki numaraya karşılık gelir ve birimine diyoptri (1/metre) denir. Diyoptri bir merceğin optik gücünü (kırma gücünü) ifade eden birimdir. Yakınsama; yakınsak merceklerde ‟+”, ıraksak merceklerde ‟-”dir. Yakınsamaları Y1, Y2 ve Y3 olan mercekler, aralarında boşluk olmayacak şekilde birleştirilirse yeni oluşan merceğin yakınsaması; Y = Y1+ Y2+ Y3 tür. Başka bir ifadeyle; 1 1 1 1 = + + olur. ± f ± f1 ± f2 ± f3 Yakınsamanın ‟+” ya da ‟-” çıkması, mercek sisteminin hangi mercek karakterinde olduğunu gösterir. Fotoğraf makinelerinde de farkılı mercekler kullanılarak optik sistemin yakınsaması değiştirilir. 186 Dalgalar 5 m’den daha uzak cisimleri iyi göremeyen bir kişiye, göz doktorunun önereceği gözlüğün numarası kaç diyoptri olmalıdır? Çözüm Merceğin işlevi, cismi sonsuzdan net bir şekilde görülebilecek mesafeye getirmektir. 1 1 1 − = + eşitliğinde verilenler yerine yazılırsa; f Dc D g 1 1 1 − = + f ∞ Dg 1 1 1 − = + f ∞ 5 1 1 − = 0+ f 5 f = -5 m bulunur. Bu sorun kalın kenarlı merceğin kullanıldığı gözlükle giderilebilir. Yakınsama; 1 1 y= = − −f 5 y = - 0,2 diyoptridir. Beyaz ışık, bir mercekten geçtiğinde çeşitli renklere ayrılır ve bu renkler farklı noktalarda odaklanır. Bu durum, renksel sapma olarak adlandırılır. Bir fotoğrafçı, cisimden gelen ışık içerisindeki tüm renkleri aynı miktarda kırılmış olarak fotoğraflamak ister, yani fotoğrafında renksel sapmaları mümkün olduğunca engellemek ister. Eğer fotoğraflanmak istenen obje üzerindeki belirli bir nokta, farklı dalga boyları yayan bir kaynaksa bu noktanın görüntüsü dalga boyuna bağlı olarak dağılır. Benzer duruma, gök cisimlerinin teleskopla incelenmesinde de rastlanır. Fotoğraf makineleri ve teleskoplarda görülen bu durumu önlemek için neler yapılmaktadır? Bu konuyla ilgili bir araştırma yapınız. Araştırma sürecinde konu ile ilgili bilimsel makalelerden, kitaplardan ve süreli yayınlardan yararlanabilirsiniz. Araştırma sonuçlarını arkadaşlarınızla paylaşınız. 187 4. Ünite GÖKYÜZÜ NEDEN MAVİ GÖRÜNÜR? Güneş ışığı, atmosfere girdiğinde gaz moleküllerine ve toz parçacıklarına çarparak saçılır. Öncelikle görülebilir bölgedeki ışığın içinde en büyük frekans değerine, yani en küçük dalga boyuna sahip mor ışık, atmosferin en üst tabakalarında en fazla saçılmaya uğrar. Küçük frekans ve büyük dalga boyuna sahip kırmızı ışığın saçılabilmesi için daha büyük parçacıklara çarpması gerekir. Gökyüzü bulutsuz olduğunda mavi ve mor ışık diğer ışıklara oranla daha fazla saçılır. İnsan gözü mavi renge duyarlı olduğundan gökyüzü mavi olarak algılanır. Gökyüzündeki mavilik farklı tonlarda olabilir. Bunun nedeni atmosferdeki su buharıdır. Gökyüzü, havanın açık veya yağışlı olmadığı günlerde açık mavi, yoğun veya nemli olduğu günlerde koyu mavi renktedir. Bu durum dünyanın değişik yerlerinde atmosferin farklı görünmesine neden olur. Yaz aylarında gökyüzünün Antalya’da, Trabzon’a oranla daha açık mavi görünmesi bu sebepledir. Gökyüzünü her zaman aynı mavilikte göremeyiz. Havadaki toz parçacıklarının oksijen ve hidrojen moleküllerine oranı gökyüzünün farklı renklerde görünmesine neden olur. Bu renklerin saçılması ve yansıması sonucu gözümüz renklerin karışımını algılar. Yağmur ve fırtına gibi hava olaylarından sonra atmosferdeki toz parçacıkları ortadan kalkacağından gökyüzü daha koyu ve berrak bir maviye dönüşür. Bu kitap için düzenlenmiştir. Atmosferde niçin en fazla mor ışık saçılır? Atmosferde en fazla mor ışık saçıldığı hâlde insanlar gökyüzünü neden mor renkte değil de mavi renkte görür? Bulutlu havalarda gökyüzü neden gri renge yakın beyazımsı bir renkte görünür? Işığın farklı dalga boylarının retinaya ulaşması sonucu ortaya çıkan algılama renktir. Bu algılama, farklı maddelerin farklı dalga boyuna sahip ışıkları yansıtmaları nedeniyle çeşitlilik gösterir. 188 Dalgalar Gökkuşağının yağmurlu günlerde oluştuğunu biliyorsunuz. Gökkuşağının oluşumunda her bir yağmur damlası bir prizma görevini üstlenerek üzerine Kırmızı düşen güneş ışığını renklerine ayırır. Gökkuşağı, Prizma beyaz ışığın farklı frekanstaki renklerin karışımından Mor oluştuğunu gösteren örneklerdendir. Işık kaynağı Renkler, ışığın frekansına bağlıdır. Farklı frekanslardaki ışıklar farklı renklerde algılanır. Fotoğraf filmi Algılayabildiğimiz en düşük frekanslı ışık kırmızı, en Beyaz ışık bir prizmadan geçirildiğinde kırmızı, yüksek frekanslı ışık ise mordur. turuncu, sarı, yeşil, mavi ve mor renkleri içeren bir tayf oluşur. Işık, belli bir enerjiye sahip elektromanyetik dalgadır. Gerçekte beyaz olarak algıladığımız ışığın bünyesinde gökkuşağı renkleri adını verdiğimiz kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, mavi ve mor olmak üzere altı renk bulunur. Her renk bir nota gibidir. Nasıl ki ‟re” sesi belli bir frekanstaki ses titreşimi ise ışığın mavi rengi de belli dalga boyundaki enerji titreşimidir. Kulağımızın saniyede belli sayıda titreşimi (20 Hz - 20.000 Hz) duyması gibi gözümüz de -9 400 - 700 milimikron (1 milimikron = 10 m) arasındaki uzunluklarda dalga boylarına sahip enerji titreşimlerini algılayabilmektedir. Işığın renkleri; dalga boyuna göre kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, mavi ve mor şeklinde sıralanır. 400 milimikron, mor rengin alt dalga boyu sınırı iken 700 milimikron, kırmızı rengin üst dalga boyu sınırıdır ve insan gözü bu dalga boyları arasındaki ışığı algılayabilir. Güneş ışığının cisimler üzerine düştüğünde cisimlerin farklı renklerde görünmesinin nedenini bir etkinlikle açıklayalım. 15. Etkinlik Elmaların Rengini Değiştirelim ARAÇ VE GEREÇLER . Kırmızı, mavi ve yeşil renkli jelatinler . Kırmızı ve yeşil elma . El feneri . İzole bant Nasıl Bir Yol İzleyelim? 1. Bulunduğunuz ortamın karanlık olmasını sağlayınız. 2. El fenerinin önüne bant yardımıyla kırmızı jelatini yapıştırınız ve kırmızı ışık elde ediniz. 3. Kırmızı ışık ile elmaları aydınlatmadan önce elmaların hangi renkte görüneceğine dair bir hipotez kurunuz. Hipotezi sınamak için bağımlı, bağımsız ve kontrol değişkenlerini belirleyiniz. 4. Mavi ve yeşil renkli ışık elde ederek üçüncü adımdaki işlemleri tekrarlayınız. Sonuca Varalım 1. Kırmızı ışıkla aydınlattığınız elmalar hangi renklerde göründü? Bu renkler hipotezinizle uygunluk gösteriyor mu? Açıklayınız. 2. Mavi ve yeşil ışıkla ayrı ayrı aydınlattığınız elmalar hangi renklerde göründü? Nedenini tartışınız. 189 4. Ünite Nesnelerin niçin ışığın belli renklerini yansıttığını atomik boyutta inceleyelim. Işığın nesnelerden yansıması, titreşim Elektronlar hâlindeki bir diyapazonun titreşim hâlinde olmayan özdeş başka bir diyapazonu titreştirmesi olayına benzer. Elektromanyetik dalga özelliği gösteren ışık, bir atom üzerine düştüğünde ışığın elektrik alanı dış yörüngelerdeki elektronları titreşim yapmaya zorlayabilir. Titreşmeye başlayan bu elektronlar, etrafa kendi dalgalarını gönderir. Elektronların etraflarına gönderdiği bu dalgalar, elektromanyetik dalgalardır. Atom çekirdeği Farklı maddeler, bir çeşit ışıma kabul edilen radyasyon yayma ve soğurma bakımından aynı olmayan doğal frekanslara sahiptir. Bir maddedeki Bir atomun dış elektronları, sıkıştırılan bir yayda olduğu gibi elektronlar belirli frekanslarda salınırken başka titrer ve rezonansa girer. Böylece atomlar ve moleküller optik bir maddedeki elektronlar farklı frekansta salınım diyapazon gibi davranır. yapar. Salınım genliği büyük olan rezonans frekanslarında ışık yutulurken bunun dışındaki frekanslarda ışık yeniden yayılır. Eğer madde geçirgen yani saydam ise ışık, bu maddenin içinden geçer. Yarı saydam ise ışığın bir kısmını geçirirken bir kısmını geçirmez. Opak yani saydam değilse geldiği ortama geri döner. Işığın geldiği ortama geri dönmesi olayını yansıma olarak adlandırmıştık. Bir madde, bazı frekanslardaki ışığı soğururken bazı frekanslardakini yansıtır. Örneğin; bir madde, üzerine düşen görünür ışığın çoğunu soğuruyor, fakat kırmızıyı yansıtıyorsa o madde kırmızı görünür. Yaprakları kırmızı, gövdesi yeşil olan çiçeğin yapraklarında bulunan atomlar, yansıttıkları kırmızı dışında tüm renklerdeki ışığı soğurur. Gövdedeki atomlar ise yansıttıkları yeşil dışında tüm renklerdeki ışığı soğurur. Elinizdeki kitabın bazı kısımlarının beyaz görünmesi de bununla açıklanır. Nesneler Neden Renkli Görünür? Eşyaların rengi onu aydın­latan ışığın rengine bağlıdır. 190 Doğal ışık kaynağı olmayan nesneler, ışığı yansıtır. Ancak bu nesneler, üzerlerine düşen ışığın belli bir frekans aralığındaki kısmını yansıtabilir. Yansıtılan ışık nesnenin rengini verir. Çiçek yansıttığı ışığın frekansı hangi aralıktaysa o aralığa denk gelen ışığın renginde görünür. Beyaz ışığı bir prizmadan geçirerek kırmızı çiçek üzerine düşürdüğümüzü varsayalım. Bu durumda, çiçeğin taç yapraklarında kırmızı ışığın düştüğü bölümler kırmızı, diğer bölümler kahverengi veya siyah renkte görünür. Aynı şekilde yeşil renkli olan gövde ve yapraklarda yeşil ışığın düştüğü bölümler yeşil, diğer bölümler siyah görünür. Bu durumda kırmızı taç yapraklar kırmızı ışığı, yeşil yapraklar da yeşil ışığı yansıtır ancak, diğer renkleri soğurur ve yansıtmaz. Dalgalar Bir madde, üzerine gelen ışığın hepsini yansıtıyorsa o ışıkla aynı renkte görünür. Eğer ışığı soğuruyor ve yansıtmıyorsa madde siyah görünür. Bir zebranın kıllarının bir bölümü tüm frekanslardaki ışığı yansıtır ve güneş ışığında beyaz görünür. Zebranın diğer kılları ise gelen ışığın tüm enerjisini soğurur ve siyah görünür. Sarı renkli çiçeklerin taç yaprakları, sarıyı yansıttığı kadar kırmızı ve yeşili de yansıtır. Bu sebeple sarı nergisler geniş bir frekans dizisini yansıtır. Birçok nesnenin yansıttığı renkler tek frekanstan değil, karıştırılmış frekanslardan oluşur. Bu tür nesneler karıştırılmış frekansın denk geldiği renkte görünür. Bir nesne kendisini aydınlatan ışıkta bulunan frekansları yansıtabilir. Dolayısıyla renkli görünen nesneler, kendisini aydınlatan ışığın frekansına bağlı olarak farklı renklerde görülebilir. Bir başka ifadeyle cisimler güçlü olarak yansıttıkları ışığın renginde görünürler. Beyaz bir cisim, beyaz ışıkla aydınlatıldığında tüm renkleri yansıtacağından beyaz görünür. Aynı cisim, kırmızı renkli ışıkla aydınlatıldığında kırmızı, mavi renkli ışıkla aydınlatıldığında mavi renkte görünür. Kısaca, beyaz yüzey hangi renkle aydınlatılırsa o renkte görünür. Mavi görür. Beyaz görür. beyaz mavi Kırmızı görür. kırmızı beyaz cisim beyaz cisim beyaz cisim Siyah tüm renkleri soğurur. Siyah cisim, farklı renkte ışıkla veya beyaz ışıkla aydınlatılırsa tüm ışık, cisim tarafından soğurulacak ve göze herhangi bir ışık ulaşmayacaktır. Bu durumda göz, cismi siyah renkte görecektir. Siyah görür. beyaz Siyah görür. mavi siyah cisim Siyah görür. kırmızı siyah cisim siyah cisim 191 4. Ünite Bir ışıktaki kırmızı, yeşil ve mavi renkler kullanılarak tüm ışık renkleri elde edilebilir. Bu renkler ana (birincil) renkler olarak adlandırılır ve hiçbir renk karışımıyla elde edilemezler. Ana renkler eşit oranlarda karıştırıldığında magenta, sarı ve cyan adı verilen ara (ikincil) renkler elde edilir. Sarı = kırmızı + yeşil Cyan = mavi + yeşil kırmızı Magenta = kırmızı + mavi mavi magenta Ana renklerin kesiştiği beyaz odak noktası beyaz görünür. sarı cyan Şekilde de görüldüğü gibi, beyaz renk ana renklerin (kırmızı, mavi, yeşil) eşit yeşil oranlarda karıştırılmasıyla oluşturulabileceği gibi, birçok renk çiftinin birleşmesiyle de oluşturulabilir. Ara renklerle beyazı oluşturan renklere tamamlayıcı renk denir. Beyaz = kırmızı + mavi + yeşil Her ara rengin bir tamamlayıcı rengi vardır. Bir ara renk ile tamamlayıcı renk karıştırılırsa beyaz renk elde edilir. Örneğin, içinde kırmızı ve yeşil ışık bulunan sarı ışık ile mavi ışık karıştırılırsa beyaz ışık elde edilir. Burada mavi ışık, sarı ışığın tamamlayıcı rengidir. Aynı şekilde yeşil, magentanın; kırmızı da cyanın tamamlayıcısıdır. Beyaz ışık, prizmadan geçtiğinde kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, mavi ve mor renklere ayrılır. Başka bir ifadeyle beyaz ışık, bu altı rengin bileşimi sonucu oluşur. Bu nedenle “Işığın tüm renklerinin bileşimi sonucunda siyah oluşur.” inanışı yanlıştır. Bir renk ile tamamlayıcı rengi birbirinin zıttıdır. Örneğin sarı, mavinin; cyan, kırmızının; magenta da yeşilin zıttıdır. Sarı (Kırmızı + Yeşil) + Mavi = Beyaz Magenta (Kırmızı + Mavi) + Yeşil = Beyaz Cyan (Mavi + Yeşil) + Kırmızı = Beyaz Ana renklere sahip cisimler, beyaz ışıkla aydınlatıldığında ana rengi güçlü yansıtırken tayftaki komşu renkleri zayıf yansıtır. Göz, zayıf yansıtılan renkleri algılayamaz ve cisim ana renkte görünür. Kırmızı görür. beyaz ışık kırmızı cisim 192 Mavi görür. beyaz ışık Yeşil görür. beyaz ışık mavi cisim yeşil cisim Dalgalar Ana renklere sahip cisimler tayfta komşu olmayan bir ışıkla aydınlatıldığında bu ışınları soğurur. Gelen tüm ışınları soğuran cisimlerden yansıyan ışın yoktur. Bu durumda cisimden göze ışın ulaşmayacağından göz, cismi siyah renkte görür. Siyah görür. Siyah görür. turuncu yeşil yeşil cisim kırmızı cisim Ara renklere sahip cisimler beyaz ışıkla aydınlatıldığında göz, cisimleri onlardan yansıyan güçlü ışığın renginde görür. Bir cisim, güneş ışığından elde edilen doğal sarı ışıkla aydınlatıldığında farklı, kırmızı ve yeşilin birleşmesiyle oluşan sarı ışıkla aydınlatıldığında farklı renkte görülür. Örneğin, kırmızı renge sahip bir cisim doğal sarı ile aydınlatıldığında cisimden göze ulaşan herhangi bir renk olmayacağından göz, cismi siyah renkte görür. doğal sarı Siyah görür. kırmızı cisim ‟Gökyüzü Neden Mavi Görünür” adlı metinde gözümüze ulaşan renklerin sayısı arttıkça gökyüzünün rengi gri olarak algılanır. Şayet gözümüze ulaşan renkler aynı şiddette kırmızı ve yeşil renk olursa gökyüzü sarı görünür. Gökyüzünün mavi renkte görünmesinin nedeni aynı şekilde açıklanır. Opak nesnelerin rengi, üzerine düşen ışığın rengine bağlıdır. Saydam nesnelerde ise durum farklıdır. Bu nesnelerin rengi, geçirdikleri ışığın rengine bağlıdır. Renkli cam parçası, belli frekanslardaki ışığı seçerek soğuran, diğerlerini ise seçerek geçiren ince tanecik, boya ya da pigmentlerden oluşur. Atomik boyutta bakıldığında pigment, belli frekanslardaki ışığı seçerek soğurur. Diğer frekanslardaki ışık, cam içinde bir molekülden diğerine yayılır. Soğurulan ışığın enerjisi molekülün kinetik enerjisini çoğaltır ve cam ısınır. Sıradan pencere camı tüm renkleri geçirdiği için renksizdir. Buna karşılık kırmızı renkli cam, diğer bütün renkleri soğurduğu ve sadece kırmızı rengi geçirdiği için kırmızı görünür. Ana renklerin belirli oranlarda karıştırılması sonucu diğer renklerin elde edildiğini öğrenmiştik. Ayrıca filtre kullanılarak beyaz ışık, renklerine ayrılabilir. Renkli filtreler sadece kendi renklerindeki ışıkları geçirirken diğerlerini soğurur ve filtre geçirdiği ışığın renginde görünür. 193 4. Ünite Renkli ve saydam filtrelerden geçen ışığın renkleri ile filtre rengindeki cisimden yansıyan ışıkların renkleri aynıdır. BEYAZ IŞIK BEYAZ IŞIK Mavi Filtre kırmızı turuncu sarı yeşil Mavi filtre, mavi ışığı güçlü geçirirken yeşil ve mor ışığı zayıf geçirir. mavi mor kırmızı turuncu sarı yeşil Kırmızı Filtre Kırmızı filtre, kırmızı ışığı güçlü geçirirken turuncu ışığı zayıf geçirir. mavi mor BEYAZ IŞIK Sarı Filtre kırmızı turuncu sarı yeşil Sarı filtre; sarı, kırmızı ve yeşil ışığı güçlü geçirirken mavi ışığı zayıf geçirir. mavi mor Sarı filtreye beyaz ışık gönderdiğimizde filtre beyaz ışığın içindeki kırmızı ve yeşil ışığı geçirir. Bunun nedeni sarı filtredeki renk pigmentlerinin seçici soğurucu olmasıdır. Yeşil renkli kitaba kırmızı camları olan bir gözlükle beyaz ışık altında bakıldığında kitap hangi renkte görünür? beyaz yeşil cisim Çözüm beyaz yeşil cisim 194 Yeşil renkli kitaba beyaz ışık düşürüldüğünde kitap, yeşil rengi güçlü yansıtırken tayfta komşu olan sarı ve mavi rengi zayıf yansıtır. Gözlük camı burada kırmızı filtre gibi davranacağından kitabın yansıttığı hiçbir rengi geçirmeyecektir. Bu sebeple kitap siyah renkte görünecektir. BEYAZ IŞIK Dalgalar kırmızı turuncu sarı yeşil Sarı Filtre mavi mor Sarı ve yeşil filtreler kullanılarak oluşturulmuş şekildeki gibi bir sistemde hangi renkler göze ulaşır? BEYAZ IŞIK Çözüm Sarı Filtre Sarı filtre, hem kırmızı kendini hem de onu turuncu sarı oluşturan kırmızı ve yeşil yeşil renkleri güçlü mavi mor geçirirken tayfta komşu olan turuncu ve mavi renkleri zayıf geçirir. Yeşil filtre, üzerine düşen kırmızı, sarı ve yeşil renkli ışınlardan yalnızca yeşil rengi güçlü, sarı rengi zayıf geçirecek ve göze sadece yeşil renk ulaşacaktır. ‟Gökyüzü Neden Mavi Görünür?” adlı metinde gökyüzünü mavi renkte görmemizin nedeni ışığın ortamda kırılma, saçılma ve yansıması sonucunda gözümüze ulaşan rengin mavi olmasıdır. Işık renklerinin karışımını daha iyi anlayabilmek için karton parçası, makas, ip ve iğne temin ederek aşağıdaki işlem basamaklarını sırasıyla gerçekleştiriniz. • Kartondan 10 cmʼlik bir disk kesiniz. • Diskin yarısını sarıya, yarısını da maviye boyayınız. • Bu diskin merkezine yakın iki delik açınız. • İpi iki elinizle uçlarından tutup gererek diskin dönmesini sağlayınız. • Diski döndürdüğünüzde oluşan renkleri gözlemleyiniz. Işık ve Boya Renkleri Aynı mıdır? ‟Gökyüzü Neden Mavi Görünür?” adlı metinde gökyüzünü neden mavi olarak algıladığımızı daha önce açıklamıştık. Eğer gökyüzünden gözümüze ulaşan renkler, kırmızı ve yeşil olsaydı bizler gökyüzünü sarı renkte görecektik. Fakat aynı durum boya renkleri için geçerli değildir. Işığın ana renkleri boyanın ikincil renkleri iken ışığın ikincil renkleri boyanın ana renkleridir. Bu durumda boyanın ana renkleri sarı, cyan ve magentadır. Ara renkler ise yeşil, kırmızı ve mavidir. Sarı + Cyan = Yeşil Sarı + Magenta = Kırmızı Cyan + Magenta = Mavi Yeşil + Mavi + Kırmızı = Siyah renkleri verir. sarı cyan yeşil siyah mavi kırmızı magenta 195 4. Ünite Renk çarkında karşılıklı renkler birbirinin zıddıdır. Küçük dalga boylu mavi ve mor ışınlar havadaki moleküller tarafından emilir ve daha sonra moleküller tarafından farklı yönlerde tekrar salınır. Böylece mavi ve mor ışık her tarafa saçılmış olur. Bu durumda hangi yöne bakarsanız bakın oradan size doğru mavi ve mor ışının geldiğini görürsünüz. ‟Gökyüzü Neden Mavi Görünür?” adlı metinde insan gözünün gökyüzünü mavi olarak gördüğü belirtilmişti. Eğer insan gözü mor renge duyarlı olsaydı gökyüzü tarafımızdan mor olarak algılanacaktı. Gözleri mor renge duyarlı olan hayvanlar ise gökyüzünü mor renkte görür. Gökyüzünü her zaman aynı mavilikte görmememizin nedeni gözümüzün farklı renklerin saçılması sonucu oluşan renk karışımını algılamasıdır. Ayrıca, saçılan ışınların bir kısmı tekrar uzaya gittiğinden Dünya'mız uzaydan bakıldığında da mavi renkte görünür. Birden fazla rengin bulunduğu bir alanda yakın tonlardaki renklerin birbirinden ayırt edilmesi zordur. Bu nedenle bir zemine yazı yazmak istediğimizde yazı rengi ile zemin renginin aynı tonlarda olmamasına dikkat ederiz. Burada zıt renklerin kullanılması daha etkili bir görme sağlar. Bir okulun veya bir iş yerinin tanıtımı için hazırlanan afişlerde fon veya yazı renklerinin nasıl belirleneceğine dair bir araştırma yapınız. Araştırma sürecinde İnternet, yazılı ve görsel medya gibi farklı ve güvenilir bilgi kaynaklarından yararlanmaya özen gösteriniz. Araştırma sonuçlarınızı iletişim, bilgisayar, projeksiyon, tepegöz ve slayt gibi uygun teknolojik ortamları kullanarak etkili bir sunum hazırlayınız. RADYO Radyo İtalyan Mucit G. Marconi (G. Markoni) tarafından icat edilmiştir. Hertz, radyo dalgalarının, optik yasaları uyarınca düz bir hat üzerinde yol aldığını göstermiştir. Marconi ise elektrik yüklerinin ivmeli hareketinden oluşan ve elektromanyetik dalga olan radyo 196 Dalgalar dalgalarını iletken tel kullanmadan iletmeyi planlamıştır. Marconi, radyo dalgalarını saptamak için Edward Branly (Edvırt Birenli)’nin bulduğu Branly Tüpü adı verilen tüpü kullanarak yeni bir araç geliştirmeye çalışmıştır. Bu aracın yapımında "elektromanyetik dalgaların hava ortamında iletilmesi" fikrinden hareket etmiştir. Bu alandaki çalışmalarını daha da geliştiren Marconi, 1902 yılında kablo ya da tel olmadan bir yerden başka bir yere mesaj göndermenin yolunu bulmuştur. Marconi, hazırladığı düzenek sayesinde bulunduğu yerden dokuz metre uzaktaki kapı zilini çaldırmayı başarmıştır. Böylece radyo dalgalarının bütün dünyada kullanılacağı büyük bir gelişimin temelini atmıştır. Radyo dalgaları elektromanyetik tayfın (0,3 m - 1 km) dalga boyu aralığını temsil eder. Tayfta yer alan diğer elektromanyetik dalga türlerinden mikrodalgalar, radarlarda; kızıl ötesi dalgalar, endüstri ve tıp alanında kullanılır. Ayrıca mor ötesi dalgalardan tıpta sterilizasyonda, X-ışınlarından kristal yapı incelemelerinde faydalanılır. Bu kitap için düzenlenmiştir. Radyo dalgaları nasıl üretilmekte ve alıcı tarafından nasıl yakalanmaktadır? Radyo yayınlarının kapalı ortamlarda alıcılara ulaşması, bu dalgaların hangi özelliğinden kaynaklanır? Elektromanyetik dalgaların anlaşılmasına yönelik pek çok çalışma yapılmış ve on dokuzuncu yüzyılda büyük ilerlemeler kaydedilmiştir. Böylece teknolojik araç ve gereçlerin gelişimine temel oluşturulmuştur. 1821 yılında Christian Oersted (Kristian Örsted), akım ile manyetik alan arasında ilişki olduğunu göstermiştir. Elektrik alanın bir manyetik alan oluşturacağını gösteren Oersted’in araştırmaları bilim çevrelerinde ilgi ile karşılanmış ve yeni araştırmalara ön ayak olmuştur. Manyetik alan değişiminin elektrik alan oluşturacağı Michael Faraday (Maykıl Faraday) tarafından keşfedilmiştir. James Clerk Maxwell (Ceyms Klark Maksvel)’in 1894’te geliştirdiği elektromanyetik teori, elektrik ve manyetik kökenli etkileşimlerin birleştirilmesiyle ortaya çıkmıştır. On dokuzuncu yüzyıla kadar ayrı bir bilim dalı olan optik, ışığın bir elektromanyetik dalga olduğunun kanıtlanmasıyla elektromanyetik teorinin kapsamına girmiştir. Yüklü taneciklerin ivmeli hareketi sonucunda hem elektrik hem de manyetik alandan oluşan elektromanyetik dalgaları inceleyelim. Durgun yükler ve kararlı akımlar elektromanyetik dalga oluşturmazlar. Durgun elektrik yüklerinin çevresinde kısa erişimli elektrik alanı oluşur. Eğer bir yük sabit hızla hareket ediyorsa akım oluşturur ve bu yükün etrafında manyetik alan oluşur. Ancak bu manyetik alanın şiddeti, elektrik alanda Hertz, Heinrich Rudolf (1857-1894) Radyo dalgaları üreterek bunları yayınlamayı ve algılamayı gerçek­ leştiren Alman fizikçidir. Elektromanyetik dalgaların titreşim hareketi olduğunu ve ışık dalgalarıyla özdeş olduğunu göstermiştir. → E 197 4. Ünite olduğu gibi kısa mesafe erişimlidir. B v i K +a -a → E Elektromanyetik dalganın oluşması için değişken elektrik ve manyetik alanlar oluşturulmalı ve alanların şiddetlerindeki artış ve azalış periyodik olarak birbirini takip etmelidir. Bir telden zamanla değişken bir akım geçirildiğinde tel elektromanyetik L ışıma yapar. Bunun nedeni yüklü bir parçacığın ivmelenmesidir. İvmeli hareket yapan yüklü parçacık, enerji yayar. Bu da elektromanyetik dalgaların enerji kaynağıdır. Elektromanyetik dalgaların nasıl oluştuğunu bir antenin tellerine uygulanan alternatif akım (AC) ile açıklayabiliriz. Alternatif gerilim, anten tellerindeki elektrik yüklerini kendi frekansına eşit frekansla titreşim yapmaya zorlar. Bu durumda antenden bir elektromanyetik dalga yayılır. Radyo istasyonunun anteninden yayılan radyo dalgaları bu şekilde oluşur. Elektromanyetik dalgaların yayılma yönü, elektrik ve manyetik alanın titreşim doğrultularına diktir. İlerleme yönü B E B E Titreşim yönü B E B E Sürtünmeden dolayı sarkaç, zamanla enerjisini kaybederek duruyorsa devredeki dirençten dolayı da akım zamanla sıfırlanacak ve elektromanyetik dalga oluşumu sona erecektir. Basit sarkacın salınıma devam etmesi için sarkaca dışarıdan uygun zaman aralıklarında, yeterli itmelerle enerji aktarılır. Benzer şekilde elektromanyetik dalga üretiminin sürekli olması, yani devrenin sürekli salınım yapması için dışarıdan, üretilen dalganın frekansına eşit frekansta bir gerilim uygulanmalıdır. Buraya kadar, elektromanyetik dalgaların nasıl üretildiğini öğrendik. Şimdi elektromanyetik dalgaların nasıl yakalanacağını irdeleyelim. 198 Dalgalar Yüklerin ivmeli hareketi ile oluşturulan elektromanyetik dalgalar bir antenle alınır. Elektromanyetik dalgaların alınması için antenler, dalgaların kutbu ile aynı doğrultuda yerleştirilmelidir. Anten üzerine gelen dalgalar, yapısındaki elektrik alan sayesinde anten alıcılarındaki elektronları, aynı frekansta ileri geri titreştirir. Yakalanmak istenen EMD (elektromanyetik dalga) radyo alıcısı, içerisindeki titreşim devresi ayarlanarak seçilir. Elektrik Alan Elektrik alan Anten Yay Elektrik Alan Elektrik alan Yayılma yönü Elektromanyetik dalga üreteci Anten Manyetik alan Elektromanyetik dalga alıcı Anten Elektromanyetik dalgaların frekanslarına bağlı olarak enerjileri de değişim gösterir. Düşük enerjili radyo dalgaları, radyo alıcılarıyla; yüksek enerjili X-ışınları, dedektörlerle yakalanır. Geiger (Gayger) sayaçları X-ışınlarının en yaygın kullanıldığı dedektörlerdir. Pek çok kişi ve kuruluş, güvenlik denetimlerinde ve radyasyon denetimlerinde bu sayaçları kullanır. Elektromanyetik dalgalar ışıma kaynaklarına göre sınıflandırılır. Bu sınıflandırma dalgaların frekans ve dalga boylarına göredir. Görünür ışık ve radyo dalgalarının aynı dalga türü olmasına karşın radyo ve televizyon dalgaları anten üzerinde titreşim yapan yüklerin ivmeli hareketlerinden; görünür ışık, mor ötesi ışık ve röntgen ışınları atom boyutunda elektronların titreşiminden oluşur. Gama ışınları ise atomun çekirdeğindeki yüklerin titreşimi ile oluşur. Elektro manyetik dalga spektrumu incelendiğinde görünür ışık radyo dalgalarının aynı spektrumda yer aldığı görülür. Radyo dalgalarının frekansı görünür ışığın frekansından daha küçük, dalga boyu ise görünür ışığın dalga boyundan daha büyüktür. Hem radyo dalgaları hem de görünür ışık, enerji taşır ve her ikisi de boşlukta ışık hızı ile yayılır. Radyo dalgaları ile görünür ışığın ilerlemesinde E elektrik alan ve B manyetik alan birbirini aynı fazda üretir. Dolayısıyla radyo dalgaları ile ışık, elektromanyetik dalgadır ve her ikisi de aynı dalga türündedir. Bu nedenle ‟Görünür ışık dalgası ve radyo dalgaları aynı dalga türü değildir.” inanışı yanlıştır. Elektromanyetik dalgalar, geniş bir frekans veya dalga boyu aralığına göre sınıflandırılır. Elektromanyetik spektrum adı verilen bu sınıflandırma, kesin sınırlar sergilemez. 8 Elektromanyetik dalgalar, boşlukta c (3.10 m/s) hızı ile yayıldıkları için f frekansı ile λ dalga boyu arasında; c= λ f ilişkisi vardır. Radyo Geiger sayacı 199 4. Ünite X-ışınları -9 -13 (10 m - 10 m) Mor Ötesi Dalgaları -7 -10 (4.10 m - 6.10 m) Gama Işınları -10 -14 (10 m - 6.10 m) Kızıl Ötesi Dalgaları -7 (1 mm - 7.10 m) Mikrodalgalar (0,3 - 1 mm) Radyo dalgaları (0,3 - 1 km) l ga Da yu bo "Radyo" adlı metinde belirtilen elektromanyetik dalga ve özelliklerini daha ayrıntılı inceleyelim. Radyo teleskopları, bazı yıldız ve gök cisimlerinin radyo dalgaları boyunda yaydıkları elektromanyetik dalgaları algılarlar. Uçakların iniş ve kalkışlarında kullanılan radarlarda mikrodalgalardan faydalanılır. Yanardağ etrafına kızıl ötesi ışın yayar. Mavi ışığa ait renk tonları 200 Radyo Dalgaları TV ve radyo yayın sistemlerinde kullanılan bu dalgalar, Hertz tarafından keşfedilmiştir. Radyo dalgaları kısa, orta ve uzun dalga şeklinde sınıflandırılır. Kısa dalgalar FM (frekans modülasyonu), orta dalgalar AM amplitüd (genlik) modülasyonu dalgalarıdır. Radyo dalgaları, titreşen devrelerin bulunduğu aygıtlar tarafından üretilir. Dalga boyları (0,3 m - 1 km) aralığındadır. Mikrodalgalar Dalga boyları yaklaşık 0,3 mm’den 1mm’ye kadar olan dalgalardır. Bu dalgalar, atomik ve moleküler yapının ayrıntılarının çözümlenmesinde, uçakların iniş ve kalkışlarında kullanılan radarlarda ve diğer iletişim sistemlerinde kullanılır. Mikrodalgalar da elektronik aygıtlar tarafından üretilir. Kızıl Ötesi Dalgalar -7 Dalga boyları yaklaşık olarak 1mm’den 7.10 m’ye kadardır. Bu dalgalar, sıcak cisimler tarafından üretilir. Endüstri, tıp, astronomi vb. alanlarda kullanılır. Yanardağdan yayılan ışınlar, kızıl ötesi ışınlara örnektir. Görünür Işık Dalgaları -7 -7 Dalga boyları yaklaşık 4.10 m’den 7.10 m’ye kadar olan dalgalardır. Gözün retinasının duyarlı olduğu dalga boylarıyla sınırlanan oldukça dar aralıkta bulunurlar. Işık, elektronların atom ve moleküllerin içindeki hareketleri sonucu üretilir. Dalgalar Mor Ötesi Dalgalar -7 -10 Dalga boyları yaklaşık 4.10 m ile 6.10 m aralığındadır. Bu dalgalar, elektriksel deşarjda atomlar ve moleküller tarafından üretilir. Güneş, oldukça güçlü mor ötesi ışık kaynağıdır. Güneş’in mor ötesi ışınları, atmosferin üst katmanlarındaki atomlarla etkileşir ve çok sayıda iyon üretilir. Mikroorganizmalar mor ötesi ışınları soğurduklarında parçalanır. Bu nedenle mor ötesi ışınlar tıpta sterilizasyon işleminde kullanılır. X–Işınları Dalga boyları yaklaşık 10-9 m ile 10-13 m aralığındadır. Elektromanyetik spektrumun bu bölgesi 1895’te katot ışınlarını inceleyen Wilhelm Conrad Röntgen (Vilhelm Konrad Röntgen) tarafından keşfedilmiştir. Bir metal hedefe çarpan yüksek enerjili elektronların frenlenmesi sonucu X-ışınları oluşur. X-ışınları tıpta bir tanı aracı olup kanser tedavisinde kullanılır. Canlı dokulara zarar verdiğinden X-ışınlarına ihtiyaç duyulmadıkça hedef olmamak gerekir. Ayrıca X-ışınları kristal yapı incelemelerinde kullanılır. Çünkü X-ışınlarının dalga boyları, kristal yapıdaki atomlar arası uzaklık (1 Å) boyutundadır. Röntgen filmleri X-ışınlarıyla çalışan cihazlarla çekilmektedir. Gama Işınları Dalga boyları 10-10 m ile 10-14 m aralığındadır. Radyoaktif çekirdekler tarafından nükleer tepkimelerde yayılırlar. Atom bombası, etrafa gama ışını yayan bir çekirdek reaksiyonu sonucunda gerçekleşir. Gama ışınları, çok girici olduklarından canlı dokular tarafından soğurulunca dokulara zarar verirler. Bu ışınların kullanıldığı yerlerde çalışanlar, kurşunla kaplı giysilerle korunmalıdır. Güneş mor ötesi ışık kaynağıdır. X-ışınları ile çekilen röntgen filmi Atom bombası etrafa gama ışınları yayan bir çekirdek reaksiyonu sonucunda gerçekleşir. GSM baz istasyonlarının kurulumuna yönelik bir araştırma yapınız. Araştırma sürecinde İnternet, yazılı ve görsel medya gibi farklı ve güvenilir bilgi kaynaklarından yararlanmaya özen gösteriniz. Araştırma sonuçlarınızı iletişim, bilgisayar, projeksiyon, tepegöz ve slayt gibi uygun teknolojik ortamları kullanarak etkili bir sunum hazırlayınız. Trafİk RADarı Trafik radarı, bir vericinin yaydığı elektromanyetik dalganın yollar üzerindeki cisimlerden yansıyarak geri dönmesi ve yansıyan bu dalgaların alıcı tarafından yakalanması ilkesine göre çalışan cihazdır. Radarın, hızı ölçülecek araca uygun şekilde konuşlanmış olması gerekir. Hızı ölçülecek aracın trafik radarına 201 4. Ünite yaklaşması veya uzaklaşması durumunda araca gönderilen dalgaların gidiş dönüş süresi ile aracın hızı belirlenebilir. Bu kitap için düzenlenmiştir. "Trafik Radarı" adlı metinde polislerin radar ile kendilerine yaklaşan veya kendilerinden uzaklaşan otomobillerin hızlarını nasıl belirlediklerini detaylı olarak inceleyelim. On birinci sınıf fizik derslerinde ses dalgalarının Doppler etkisini, gözlemcinin, kaynağın ve her ikisinin hareketli durumları için algılanan frekansın nasıl bulunduğunu öğrenmiştiniz. İlk olarak ses dalgalarının kullanılmasıyla keşfedilen Doppler etkisi ışık ve diğer elekromanyetik dalgalar dâhil olmak üzere bütün dalgalar için geçerlidir. Ancak elektromanyetik dalgalar ses dalgalarından farklı yapı gösterir. Ses dalgalarının hızı, Doppler etkisinde durgun ve hareketli gözlemciye göre değişiklik gösterebilmektedir. Elektromanyetik dalgaların hızı ise sabit ve hareketli gözlemciye göre değişiklik göstermez. Bu iki sebepten dolayı kaynak ve gözlemcinin göreli hareketi önemlidir. Elektromanyetik dalgalar, kaynak ve gözlemci aynı doğrultuda hareket ederse bu durumda algılanan frekans; fg = fk (1 ± u/c) u<<c ifadesi ile gösterilir. Burada; fg : Gözlemcinin algıladığı frekansı, fk : Kaynağın frekansını, c : Işığın boşluktaki yayılma hızını, u : Kaynağın ve gözlemcinin birbirine göre bağıl hızını ifade eder. Kaynak ve gözlemci birbirine yaklaşırken ‟+”, uzaklaşırken ‟-” alınır. Doppler etkisinin astronomideki en önemli sonuçlarından birisi de on birinci sınıf fizik derslerinde de öğrendiğiniz “kırmızıya kayma” ya da “maviye kayma” olarak bilinen olgudur. Hareketli bir kaynaktan gelen sesin frekansı, duran bir gözlemci için nasıl değişiyorsa yıldızdan gelen ışığın dalga boyu da yıldızın hareketine bağlı olarak değişir. Ses dalgalarında olduğu gibi, yaklaşan bir yıldızın ışığı, duran bir yıldızın ışığından daha yüksek frekansta ya da kısa dalga boyunda gelir. Kısa dalga boyuna, görünür Yıldız hareketlerinde Doppler etkisi ışık bölgesinde mavi renk karşılık geleceğinden yaklaşan yıldızın ışığı gözümüze mavi renkte gelir. Oysa uzaklaşan yıldızın frekansı küçük, Yaklaşan ve uzaklaşan gök cisminden gözlemciye dalga boyu büyük olduğundan yıldızdan gelen ışık gelen ışık gözümüze kırmızı renkte görünür. 202 Dalgalar Yansıyan elektromanyetik dalga Yayılan elektromanyetik dalga Bir polis aracının radarından yayılan elektromanyetik dalganın frekansı fk= 12.109 s-1 dir. Otomobil şekilde de görüldüğü gibi, yolun hemen kenarında durmakta olan bu polis aracına yaklaşmakta ve yaklaşım doğrultusu polis aracıyla hemen hemen çakışmaktadır. Polis aracının radarından yayılan dalga, yaklaşmakta olan otomobilden yansır ve polis aracına geri döner. Radar sisteminin ölçtüğü gelen dalganın frekansı, başlangıçta yaydığı dalganın frekansından 3600 Hz daha büyük olduğuna göre otomobilin yola göre hızı kaçtır? Çözüm Doppler etkisi, polis aracı ile otomobil arasındaki göreli hıza bağlıdır. Polis aracındaki kaynaktan çıkan fk frekanslı elektromanyetik dalgalar, polis aracına yaklaşan araçtaki gözlemci tarafından fg frekansıyla algılanır. u fg= fk(1 + u c ) dir. Bu ifade, fg – fk = fk c (1) şeklinde yazılabilir. ı Hareketli araçtan yansıyan dalgalar polis aracından fg olarak algılanır. Buradan algılanan son frekans; ı fg= fg (1 + u c) ı fg - fg = fg u c (2) olur. (1) ve (2) numaralı ifadeleri toplarsak, ı u (fg - fg) + (fg - fk) = fg u c + fk c fg ve fk arasındaki fark çok küçük olduğundan fg = fk alınabilir. ı fg - fk = 2fk u c ı (f - f ) ı u = g k c eşitliğinde (fg - fk) polis radarından çıkıp tekrar 2 fk artarak yansıyan dalganın miktarıdır ve 3600 Hz'dir. u = 3600 Hz9 3.108 m/s 2.12.10 Hz u = 45 m/s olur. Polis aracının ve otomobilin birbirine göre bağıl hızı, u = varaç- vpolis ifadesi ile yazılırsa; 45 = varaç - 0 ⇒ varaç= 45 m/s olur. 203 4. Ünite polarİze güneş gözlüklerİ Yansıyan ışık Gelen ışık Kırılan ışık İletilen ışık Güneş gözlüğü yapımında kullanılan ve polaroid adı verilen özel filtreler, ışığı polarlamak için kullanılır. Bu şekilde gözlük camları ışığı bloke ederek parlak ve güneşli bir günde parıldamayı önler. Polaroid, seçici soğurma özelliği gösteren bir malzemedir. Bu malzeme belirli bir doğrultuya paralel olan ışığı geçirirken bu doğrultuya dik polarılma düzlemi olan ışığı soğurur. Bu kitap için düzenlenmiştir. Ey E B Bz 204 Işığın elektrik ve manyetik alanların titreşimi sonucunda oluşan bir elektromanyetik dalga olduğunu biliyorsunuz. Bir elektromanyetik dalgadaki elektrik alanlarının titreşim yönü, polarizasyon yönüdür. Atom içindeki titreşimler her yönde olacağından oluşan elektromanyetik dalga da her yönde elektrik ve manyetik alan içerir. Bu şekilde oluşan ışığa polarize olmamış ışık denir. Polarize olmamış elektromanyetik dalganın elektrik alan vektörlerinin sadece bir doğrultu üzerinde kalması sağlanabilir. Elektrik alan vektörü ile ilerleme yönünün oluşturdukları düzlem, polarılma düzlemidir. Düzlem bir dalgada E ve B alanlarının yönü hem birbirlerine hem de dalganın ilerleme Polarılma düzlemi yönüne diktir. Işığın enine dalgalardan oluştuğu x düşünüldüğünde polarize ışık filtresi, aynı İlerleme yönü düzlemde titreşen dalgaların geçişlerine izin verir. Sonsuz sayıda paralel yarıklardan oluşmuş filtreler, aynı düzlemde titreşen dalgaları geçirirken aynı düzlemde titreşmeyen dalgaları yansıtır ve tutar. Yarık düzleminden geçen ışık, sadece bir düzlemde titreşim yapar. Bu ışığa polarize olmuş ışık adı verilir. Polarize gözlüklerde polarize cam göze gelen ışık şiddetini kontrol eder. Benzer şekilde kameraya giren ışık şiddetini kontrol etmek için fotoğrafçılıkta da polarize filtrelerden faydalanılır. Polarize filtre, objektifin ön kısmına takılır. Işığın yansımasını azaltmak için kullanılır. Gökyüzünün ve bulutların çekilen fotoğraflarının belirgin olmasını sağlamak için de sıklıkla kullanılır. Gelen ışıkları biraz olsun süzme işlevini yerine getirir. Bu sayede nesnelerde, parlamadan kaynaklanan sorunları ortadan kaldırır. Dalgalar Bir uçağın herhangi bir kısmındaki gerilme kuvvetlerinin tesbitinde polarize filtrelerden nasıl yararlanıldığını araştırınız. Araştırma sürecinde İnternet (edu, gov, org), yazılı ve görsel medya gibi farklı ve güvenilir bilgi kaynaklarından yararlanmaya özen gösteriniz. Araştırma sonuçlarınızı bilgisayar, projeksiyon, tepegöz ve slayt gibi uygun teknolojik araçları kullanarak etkili bir sunum hazırlayınız. GERÇEKTE VAR OLMAYAN RENKLER Kelebeklerin kanatlarına veya tavus kuşlarının tüylerine beyaz ışık altında baktığımızda renkli bir görüntü ile karşılaşırız. Bu renkler gerçekte mevcut değildir. Kelebeklerin kanatlarındaki pulların farklı yoğunlukta olması kanatların saydam görünmesini engeller ve ışığın yansıma, girişim ve kırınım olayı sonucunda gerçekte renksiz olan bu pullar üzerinde renkli desenler oluşur. Tavus kuşlarının tüylerinde ise barbül adı verilen saydam bölümler bulunur. Barbüllerin arka kısımları kahverengi bir tabakayla kaplıdır. Bu tabaka sayesinde ışığın barbülü terk etmesi engellenir ve yansıması sağlanır. Renkli yüzeylere farklı açılardan bakıldığında bu renklerin değiştiği gözlenir. Kelebeklerin kanatlarındaki pullar ile tavus kuşlarının tüylerindeki barbüller eşsiz güzellikteki renklerin oluşmasını sağlar. CD'lerin alt yüzeylerine bakıldığında farklı renklerin görülmesi de kelebek kanatlarının renkli görünmesi olayıyla benzerdir. Belirtilen durumlar ışığın dalga modeli ile açıklanmaktadır. Kırınım olayı görme sınırını daraltır. Bu durum optik aletleri olumsuz etkiler. Optik aletlerin çözünürlüğünün arttırılması için kullanılan merceğin çapı büyük seçilir. Bu nedenle gök cisimlerinin incelenmesinde dürbün yerine teleskop kullanılır. Bu kitap için düzenlenmiştir. 205 4. Ünite 16. Etkinlik Pul ve barbüllerin saydam olmalarına rağmen ışık altında rengârenk görülmesinin sebebi ne olabilir? Bu yüzeylere farklı açılardan bakıldığında renkler neden değişir? Özdeş kaynaklarla oluşturulan periyodik dairesel su dalgalarının; su yüzeyinde karşılaştığında bir girişim deseni oluşturduğunu, doğrusal su dalgalarının dalga boyuna eşit ya da daha küçük dar bir aralıktan geçerken engel arkasında bükülerek daireselleştiğini ve bu olayın su dalgalarının kırınımı olarak adlandırıldığını onuncu sınıf fizik derslerinde öğrenmiştiniz. Su dalgalarında gerçekleşen kırınım olayı ışığın dar bir aralıktan geçmesinde de gözlenebilir mi? Etkinlikle öğrenelim. Saçaklar Neden Oluştu? ARAÇ VE GEREÇLER . Mikroskop lamı . Beyaz ışık kaynağı . Jilet . Mum . Kırmızı renkli selofan . Mavi renkli selofan . Kibrit Nasıl Bir Yol İzleyelim? 1. Mikroskop lamında mum alevi ile koyu bir is tabakası oluşturunuz. 2. Jiletin ucunu kullanarak isli lam üzerinde bir çizik meydana getiriniz. 3. Kırmızı renkli selofanı ışık kaynağının önüne koyarak kırmızı ışık elde ediniz. 4. Mavi renkli selofanı ışık kaynağının önüne koyarak mavi ışık elde ediniz. 5. Lamı gözünüze yaklaştırıp yarıktan ışık kaynağına bakmadan önce nasıl bir durumla karşılaşabileceğiniz hakkında hipotez kurunuz. Bağımlı, bağımsız ve kontrol değişkenlerini belirleyiniz. 6. Hipotezi sınama sürecinde, kontrol değişkeninin bağımlı ve bağımsız değişken üzerindeki etkisini ölçünüz. 7. Dördüncü ve beşinci adımdaki işlemleri beyaz ışık kullanarak tekrarlayınız. Sonuca Varalım 1. Kırmızı ışık kaynağına yarıktan baktığınızda nasıl bir desen gözlemlediniz? 2. Mavi ışık kaynağına yarıktan baktığınızda nasıl bir desen gözlemlediniz? 3. Gördüğünüz desenler hipotezinizi destekliyor mu? 4. İki desen arasındaki farkı yorumlayınız? 5. Desenlerin genişlikleri aynı mı? Nedenleriyle açıklayınız. 6. Beyaz ışık kaynağına yarıktan baktığınızda nasıl bir desen gözlemlediniz? 206 Dalgalar Kırınım, ışığın ya da dalganın bir yarıktan geçtikten sonra asıl yolundan ayrılarak girişim saçakları oluşturmasıdır. Işığın kırınımı İtalyan Francesco Maria Grimaldi (Françesko Maria Grimaldi) tarafından tanımlanmıştır. Grimaldi, karanlık bir odaya küçük bir delikten güneş ışığının girmesini sağlamış ve bu ışık demetinin ortasına saydam olmayan bir cisim yerleştirerek cismin gölgesini perde üzerine düşürmüştür. Perde üzerine düşen gölgeyi incelediğinde gölge sınırlarının keskin çizgilerle sınırlanmadığını, ışığın cismin kenarlarından içeriye büküldüğünü yani kırınıma uğradığını gözlemlemiştir. Su dalgalarında engeller arasındaki dar yarıktan geçen dalgaların alacağı şeklin, dalga boyu ile engeller arası genişliğe bağlı olarak değiştiğini biliyorsunuz. Benzer durum ışık için de geçerlidir. Su dalgalarında olduğu gibi ışığın da kırınıma uğraması için yarık genişliğinin ışığın dalga boyuna eşit veya ondan küçük olması gerekir. Francesco Maria Grimaldi 1618-1663 Dalga cephesi K Işık kaynağı t t+∆t Su dalgalarının kırınımı Tek yarıkla yapılan girişim deneyinde, oluşan girişim desenini Huygens’in dalga prensibinden yararlanarak açıklayabiliriz. Buna göre, ilerleyen bir dalganın her noktası yeni bir dalga kaynağı oluşturur. Bu durum ışık için de geçerlidir. Bir ışık demeti yarık düzlemine ulaştığında düzlemin her noktası yeni bir ışık kaynağı gibi davranır. Böylece, yarık düzlemindeki her nokta uzayda küresel dalga yayan kaynak hâline dönüşür. Bu kaynaklardan çıkan ışık ışınlarının perde üzerine düştüğünde aldıkları yol farkına bağlı olarak girişim desenleri oluşur. Perde üzerindeki bazı noktalarda karşılaşan dalga tepeleri ve çukurları bazı yerlerde birbirlerini güçlendirirken (yapıcı girişim) bazı yerlerde birbirlerini söndürür (bozucu girişim). Dalgaların perde üzerinde birbirlerini güçlendirdikleri yerlerde aydınlık, söndürdükleri yerlerde ise karanlık saçaklar oluşur. Dalga tepesi ve dalga çukurları dalgaların genliklerinin maksimum oldukları noktalardır. Birbirlerine göre zıt fazda titreşirler. Işık dalgası hem aydınlık hem de karanlık bölgelerden oluşan bir yapıya sahip değildir. Bu nedenle “Bir dalganın tepesinde aydınlık, çukurunda ise karanlık oluşur.” inanışı yanlıştır. Christiaan Huygens (1629-1695) Üstten görünüm w 2 w 207 4. Ünite Işığın tek yarıkta kırınımı sonucunda saçak oluşması Tek renkli ışık kullanıldığında tüm saçaklar belirginken beyaz ışık kullanıldığında sadece merkezi aydınlık saçak beyaz ve belirgindir. Diğer saçaklar ise daha az parlaklıkta, renkli ve dar görünür. P Mavi renkli ışık kullanıldığında oluşan girişim deseni Işık kaynağı(λ) K2 w R K1 Xk ∼L A L O II n 1 2 3 n λ 2 θ θ Merkez doğrusu λ I θ λ II 2 λ III 3λ 2 208 Merkezî aydınlık saçak A1 K2 Ekran 1 2 3 A0 K1 R I A2 K2 A1 K1 A2 Ekranın önden görüntüsü Tek yarıkla yapılan girişim deneyinde, yarık genişliğine göre yarık düzlemine çok uzakta bulunan perde üzerindeki bir P noktasının aydınlık veya karanlık saçak üzerinde bulunma durumunu inceleyelim. Aydınlatılan yarık aralığında yarığın uç kısımlarındaki noktasal ışık kaynaklarının yol farkı; |AK1|= λ olsun. Bu durumda merkez doğrusu üzerinde ve altında bulunan noktasal kaynaklar, aralarında λ/2’lik yol farkı olacak şekilde eşleştirilebilir. Eşleşen kaynaklar, perde üzerinde birbirlerini söndürecek ve bu nedenle P noktası karanlık saçak üzerinde bulunacaktır. Bu durum, uç kısımlardaki kaynakların yol farkı, ışığın dalga boyunun tam katlarına denk geldiği sürece geçerli olur. Şimdi yarık uçlarındaki noktasal kaynakların yol farkının, ışığın dalga boyunun 3λ / 2 katı olduğunu düşünelim. Bu durumda, merkez doğrusunun üzerinde ve altında bulunan noktasal kaynaklar, aralarında λ / 2 yol farkı olacak şekilde eşleştirildiğinde λ / 2 genişliğinde eşleşemeyen noktasal kaynak bölgeleri kalacaktır. Eşleşemeyen kaynak bölgesi P P noktasını aydınlatacaktır. Bu durum, uç kısımlardaki noktasal kaynakların yol farkı, 3λ / 2’nin tek katları olduğu sürece geçerli olur. Buraya kadar öğrendiklerimizden hareketle, yol farkı ΔK ortamdaki ışığın dalga boyunun tam katlarına karşılık geldiğinde perde üzerindeki P noktasının karanlık saçak üzerinde olacağını söyleyebiliriz. Dalgalar P’nin karanlık saçak üzerinde olma şartını; X Yol farkı = |AK∆1|K== w sin θ = w n = nλ eşitliği ile L K2 ifade edebiliriz. Burada; ∼L θ θ θ : n. karanlık saçak ile merkezî aydınlık saçağın S merkezini kaynakların orta noktasına birleştiren doğru K A 1 arasındaki açıyı, n : 1, 2, 3, ....... tam sayıyı, λ : Dalga boyunu, w : Yarık genişliğini, Xn : n. saçağın merkezî aydınlık saçağın orta noktasına olan uzaklığı, L : Yarık düzlemi ile ekran arasındaki uzaklığı ifade eder. AK1K2 ve SOP üçgenlerinin benzerliğinden, AK1K2 üçgeninde; AK1 AK1 = ⇒ AK1 = w sin θ sin θ = K1K 2 w θ açısı çok küçük değerler olduğundan sinθ = tanθ alınabilir. X SOP üçgeninde sin θ = n ise yol farkı; L X AK1 = w n şeklinde yazılabilir. L Yol farkı |AK1|, ışığın dalga boyunun 3λ/2 ve daha sonraki yarım dalga boyunun tek katlarından birine karşılık ise P noktası aydınlık saçak üzerindedir. P noktasının aydınlık saçak üzerinde olma şartını; X 1 w sin θ= w n= n + λ eşitliği ile ifade Yol farkı = AK= 1 L 2 edebiliriz (n = 0, 1, 2, 3, ............). |AK1| = λ/2 ise bu nokta merkez aydınlık içindedir. Merkezî aydınlık saçak, diğer saçaklara göre daha parlak ve diğer saçakların iki katı genişliktedir. Diğer saçakların parlaklıkları giderek azalır. Saçak aralığı (∆x = Xn - xn-1) : Çift yarıkta girişim deneyinde art arda iki aydınlık veya karanlık saçak arası uzaklık. Tek yarıkla yapılan girişim deneyinde ekran üzerindeki P noktasının yarığın kenarlarına uzaklıkları farkı, 7λ/2 olduğuna göre P noktası hangi girişim saçağı üzerinde oluşur? P = n . Saçak ∆X Xn O L P K2 K1 Çözüm Yol farkı = PK1 - PK2 = 7λ/2 = 3,5 λ'dır. Yol farkı λ’nın tam katı olmadığı için P noktası aydınlık saçak üzerindedir. P noktasının aydınlık saçak üzerinde olma şartını; X 1 AK= w sin θ= w | = n + λ eşitliğinden hareketle yazacak olursak; |AK1n= 1 L 2 1 3,5λ= n + λ ⇒ n= 3. aydınlık saçak üzerindedir. 2 209 4. Ünite Perde 7000 Å dalga boylu kırmızı ışık kullanılarak K3 yapılan tek yarıklı girişim deneyinde yarığın genişliği θ K0 θ 0,0042 mm’dir. Perde üzerindeki merkezî aydınlık K3 saçağın bir tarafındaki üçüncü karanlık saçağa tek yarığın arkasından bakan bir kişi saçağı hangi açıyla görür? Çözüm λ = 7000 Å = 7.10-5 cm w =0,0042 mm = 42.10-5 cm n=3 θ=? Kırınım olayında karanlık saçak için yol farkı; ∆K = w sin θ = w Xn = nλ dır. L Buradan; λ şeklinde yazılır. w Verilenler bu eşitlikte yerine yazılırsa; Sinθ =n Sinθ = 3 ⋅ 7 ⋅ 10 −5 42 ⋅ 10 −5 Sinθ = 21/42 ⇒ Sinθ = 0,5 ⇒ θ = 30° olur. Prizmadan geçen beyaz ışığa bakıldığında nasıl farklı renkler görülüyorsa herhangi bir CD ’nin alt yüzeyine bakıldığında da farklı renkler görülür. Renkler ve şiddetleri diskin göze ve ışık kaynağına göre bulunduğu yere bağlıdır. Işığın renklere ayrılmasının nedeni CD’de kırınıma uğramasıdır. Hologramlarda ve sedefte renklenme, ışığın kırınımına bağlı olarak açıklanır. Bir yüzeyin değişik yerlerinden yansıyan ışık dalgaları üst üste bindiğinde kimi doğrultularda birbirlerini yok ederken kimi doğrultularda birbirlerini güçlendirir. Bu nedenle, yüzeye bakılan doğrultuya bağlı olarak farklı renkler görülür. "Gerçekte Var Olmayan Renkler" adlı metinde kırınım olayının görme sınırını daraltmasının bazı teknolojik araçları olumsuz etkilediğini belirtmiştik. Teleskop, mikroskop ve fotoğraf makineleri gibi optik araçlarda kullanılan merceklerin odak uzaklıklarına bağlı olarak büyüme oranları da değişir. Büyüme oranındaki bu artış, ışığın kırınıma uğraması sonucunda kırınım saçaklarının da büyümesine neden olacağından görme sınırını daraltır. Teleskoplarda objektif çapının büyük tutulması λ/w'den dolayı çözünme sağlar. 210 Dalgalar Dairesel bir delikten geçen ışık dalgaları, kırınıma uğrayarak gözün retina bölgesi üzerinde aydınlık ve karanlık halkaları, yani kırınım saçaklarını oluşturur. Gözdeki kırınımda göz bebeği ışığın geçtiği yarığı, göz bebeğinin arkasındaki retina ise ekranı temsil eder. Kırınıma uğrayan ışık, retinanın merkezinde parlak bir görüntü oluştururken görüntünün çevresinde de karanlık bir halka oluşturur. Sonra tekrar aydınlık ve karanlık halkalar oluşur. Eğer ışık kaynakları, birbirine çok yakınsa görüntü ile ilgili parlak bölgeler ekranda üst üste gelmeye başlar. Uzak bir noktada birbirine yakın duran iki ışık kaynağının göz tarafından ayırt edilememe nedeni budur. Ayrıca, karanlıkta uzaktan gelen bir aracın farlarından gelen ışınların tek fardan çıkıyormuş gibi gözlenmesi bu olayla açıklanır. Araç belirli bir yakınlığa geldiğinde ışık ışınları çözülür. Bunun sonucunda, ışığın iki farklı kaynaktan geldiği anlaşılır. İki ışık kaynağı, merkezî maksimumları üst üste gelmeyecek kadar birbirinden ayrık ise görüntüleri ayırt edilebilir. Bu görüntülere çözünmüş görüntü denir. Aşağıdaki şekillerde S1 ve S2 ışık kaynaklarının kırınımı ile oluşan merkezî saçakların birbirine karıştığı ve karışmadığı durumlarda, kaynakların çözünmüş ve çözünmemiş görüntüleri verilmiştir. Çözünmemiş görüntü S1 θ S2 Kaynaklar birbirine çok yakındır ve desenler çözünmemiştir. Çözünmüş görüntü S1 θ S2 Kaynaklar birbirinden çok uzaktır ve desenler iyice çözünmüştür. 211 4. Ünite Gözün, birbirine yakın iki ışık kaynağını ayrı ayrı fark etmesi olayına ayırma (çözme) gücü denir. Bir görüntünün merkezi maksimumu, diğer görüntünün ilk minimumu üzerine düştüğünde bu görüntülere çözünmüş görüntü deriz. Ayırımın bu sınır hâli Rayleigh (Rayley) kriteri olarak bilinir. Fotoğraf makinesi, kamera gibi birçok optik sistemde yarık yerine dairesel açıklık kullanıldığında bu açıklığın kırınım deseni şekildeki gibi olur. Bu durumda oluşan desenler; merkezde bir parlak saçak, onun etrafında eş merkezli karanlık ve aydınlık saçaklar şeklinde sıralanır. Dairesel açıklığın ayırma gücü, sınır açısının; θmin = 1,22 λ D olduğunu göstermiştir. θmin birimi radyandır. Burada; D : Açıklığın çapını, λ : Işığın dalga boyunu ifade eder. Eğer iki ışık kaynağı ya da noktasal cisimler birbirine çok yakınsa ışınlar arasındaki açı, θmin değerinden küçük olur ve bu iki nokta ayırt edilemez. ‟Gerçekte Var Olmayan Renkler ”adlı metinde gök cisimlerini incelemek için kullanılan teleskoplarda mercek yarıçapının büyük seçilmesi çözünürlüğü arttırmak amacıyladır. S1 θmin d S2 500 nm dalga boylu ışıkta, insan gözü için ayırma gücü sınır açısı kaçtır? L Çözüm Göz bebeğinin ortalama çapı 2 mm olarak alındığında D = 2 mm olur. -3 λ = 500 nm = 5.10-7 m D = 2 mm = 2.10 m olur. λ θmin = 1,22 ifadesinde verilenler yerine yazılırsa; D 5.10 −7 m −4 = θmin 1,22 ≅ 3 ⋅ 10 rad olur. −3 2 10 m ⋅ Gözün görüntüyü çözebileceği en yakın uzaklık ortalama 25 cm’dir. Bu durumda bir insan gözünün ayırabileceği en yakın iki nokta arasını bulalım. Çok küçük açılar için, Sinθ = θ(rad) olduğundan; -4 Sinθmin≅ θmin≅ d/L ⇒ d = L. θmin= 25 cm.10 rad d ≅ 0,0075 cm ≅ 0,08mm’dir. Bu uzaklık yaklaşık bir saç kılının kalınlığı kadardır. İki nokta arasındaki uzaklık 0,08 mm’den daha büyük olursa insan gözü bu iki noktayı ayırabilir. 212 Dalgalar 5 Dünya yüzeyinden 1.10 m yükseklikteki bir yörüngede bulunan Hubble Uzay Teleskobu'nun objektifinin yarıçapı 1,2 m’dir. Teleskobun Dünya üzerinde iki nokta arasında çözebileceği minimum uzaklık kaç cm’dir (Olumsuz hava şartları ihmal edilecek -7 ve ışığın ortalama dalga boyu λ = 500 nm = 5.10 m alınacaktır.)? Çözüm λ = 5.10-7 m r =1,2 m ise teleskobun çapı D = 2,4 m olur. λ θmin = 1,22 ifadesinde verilenler yerine yazılırsa; D 5.10 −7 m −7 = θmin 1,22 = 2,6 ⋅ 10 rad olur. 2,4 m Çok küçük açılar için; Sinθmin ≅ θmin ≅ d/L yazılabileceğinden; d = L. θmin 5 -7 -2 d = 1.10 .2,6.10 ⇒ d = 2,6.10 m olur. -2 İki nokta arasındaki uzaklık 2,6.10 m'den daha büyük olursa teleskop bu iki noktayı ayırabilir. Çapı 2 m olan bir teleskobun objektifinin 600 nm dalga boylu ışık için ayırma gücü sınır açısı kaçtır? Çözüm λ ifadesinde verilenler yerine yazılırsa; D 6.10 −7 m −7 = θmin 1,22 = 3,66 ⋅ 10 rad olur. 2m θmin = 1,22 -7 θmin = 3,66.10 rad ve bundan daha büyük olan herhangi iki yıldız ayırt edilebilecektir. Bilişim teknolojisinde çok sık kullanılan DVD’lerin depolama kapasiteleri CD’lere oranla oldukça yüksektir. Bir CD’nin depolama kapasitesi 700 megabayt iken DVD’nin 4.700 megabayttır. CD ve DVD’lerin depolama kapasiteleri ayırma gücü ile açıklanmaktadır. CD’ lerin yazılması ve okunmasında 780 nm dalga boylu infrared (kırmızı ötesi) laser diyotlar kullanılırken DVD’lerde 650 nm dalga boylu kırmızı laser diyot kullanılır. DVD’lerde daha kısa dalga boylu laser diyotların kullanılması ile disk üzerinde daha sık çizgiler oluşturulur. Böylece DVD’lerin depolama kapasiteleri yükseltilir. 213 4. Ünite 17. Etkinlik Çözme gücünün görmeye olan katkısını insan ve kartal gözünü karşılaştırarak inceleyelim. Kartallar çift görme merkezine sahip olduğundan öndeki ve yandaki görüntüleri rahatlıkla alabilirler. Görme sinirlerinin insan gözüne göre oldukça fazla oluşu kartallara görüntüyü çözme gücü açısından büyük bir avantaj sağlar. Binlerce metre yüksekte uçan bir kartal, yeryüzünü bütün detaylarıyla görebilir. Keskinliğin yanı sıra hem ön hem de arka tarafı aynı anda fark eder. Kartal gözü insan gözüne oranla görüntüyü daha iyi ayırır ve aynı zamanda 6 - 8 misli oranında büyütebilir. Bir kartal, 4.500 m yüksekte uçarken 30.000 hektarlık bir alanı gözleriyle tarayabilir, otlar arasında saklanan tavşanı çok rahat ayırt edebilir. Buraya kadar ışığın tek yarıkta girişim olayını inceledik. Tek yarık yerine çift yarık kullanılırsa oluşacak girişim deseninde farklılıklar meydana gelir mi? Etkinlikle öğrenelim. Çift Yarıkta Girişim ARAÇ VE GEREÇLER . Mikroskop lamı . Işık kaynağı . İki adet jilet . Mum . Kırmızı renkli selofan . Mavi renkli selofan . Kibrit . Yapıştırıcı Nasıl Bir Yol İzleyelim? 1. Mikroskop lamında mum alevi ile koyu bir is tabakası oluşturunuz. 2. Jiletleri birbirine yapışık şekilde tutunuz ve uçlarını kullanarak isli lam üzerinde çift yarık elde ediniz. 3. Kırmızı selofanı ışık kaynağının önüne koyarak kırmızı ışık elde ediniz. 4. Mavi selofanı ışık kaynağının önüne koyarak mavi ışık elde ediniz. 5. Lamı gözünüze yaklaştırarak çift yarıktan ışık kaynağına bakmadan önce nasıl bir görüntüyle/desenle karşılaşacağınıza dair hipotez kurunuz. Bağımlı, bağımsız ve kontrol değişkenlerini belirleyiniz. 6. Hipotezi sınama sürecinde kontrol değişkeninin bağımsız ve bağımlı değişken üzerindeki etkisini ölçünüz. 7. Dördüncü ve beşinci adımda yaptığınız işlemleri beyaz ışık kullanarak tekrarlayınız. Sonuca Varalım 1. Kırmızı ışık kaynağına yarıktan baktığınızda nasıl bir desen gördünüz? 2. Mavi ışık kaynağına yarıktan baktığınızda nasıl bir desen gördünüz? 3. Bu desenler hipotezinizi destekliyor mu? 4. İki desen arasındaki farkı yorumlayınız? 5. Desenlerin genişlikleri aynı mı? Nedenini açıklayınız. 6. Beyaz ışık kaynağına yarıktan baktığınızda nasıl bir desen gördünüz? 214 Dalgalar Thomas Young, 1801 yılında iki kaynaktan çıkan ışık dalgalarının girişim meydana getirdiğini göstermiştir. Kaynakların aynı fazda ışık yayması için tek ışık kaynağından çıkan ışınları önce tek bir yarık üzerine, sonra iki yarık üzerine düşürerek aynı fazlı iki ışık kaynağı oluşturmaya çalışmıştır. Burada kaynaklardan çıkan dalgalar, Huygens Prensibi’ne göre aynı dalga cephesinden çıkan aynı fazlı ışık kaynakları gibi davranır. Thomas Young (1773-1829) İkinci levhadan çıkan ışık, ekranda paralel şeritler hâlinde birbirini takip eden aydınlık ve karanlık saçaklar oluşturur. Yarıkların arkasındaki ekran üzerinde, sadece yarıkların karşısındaki kısımların aydınlık, diğer kısımların ise karanlık olması beklenirken yarıklar üzerinden gelen ışığın birbirini kuvvetlendirmesi veya sönümlemesiyle aydınlık ve karanlık saçaklar oluşur. Aydınlık saçaklar, ışık dalgalarının birbirini kuvvetlendirdiği bölgeler iken karanlık saçaklar ışık dalgalarının yarım periyotluk faz farkından dolayı birbirini sönümlediği bölgelerdir. Çift yarıkla yapılan bir girişim deneyinde kaynaklar arası mesafeye göre çok uzakta bulunan ekran üzerindeki bir P noktasının aydınlık veya karanlık saçak üzerinde bulunma durumunu matematiksel olarak inceleyelim. P Işık kaynağı(λ) K2 θ θ dR K1 A Xn ∼L L O max min max min max min max min max A2 K2 A1 K1 A0 K1 Merkezî aydınlık saçak A1 K2 A2 Ekran Ekranın önden görüntüsü 215 4. Ünite Kaynaklardan çıkan ışık dalgalarının perdede oluşturacağı girişim deseni üzerinde bulunan bir P noktasının kaynaklara uzaklığı, kaynaklar arası uzaklığa göre çok büyük olduğundan bu noktanın K1 ve K2 kaynaklarına uzaklığı birbirine paralel kabul edilir. Bu durumda K1 ve K2 kaynaklarından çıkan ışık dalgaları, P noktasına |PK1 - PK2| yol farkıyla ulaşır. Buradan hareketle yol farkı; d Sinθ = |AK1| dır. AK1K2 üçgeni ile ORP dik üçgenlerindeki θ açılarının sinüslerinin eşitliğinden; AK1 Xn yazılırsa yol farkı; = θ = Sin d L Xn olur. Burada; L |AK1| : P noktasının kaynaklara olan yol farkını, d : Yarıklar arası uzaklığı, Xn : n. aydınlık ya da n. karanlık saçağın merkezi aydınlık saçağa olan uzaklığını, L : Yarıklar ile perde arası uzaklığı, θ : P noktasını kaynakların orta noktasına birleştiren doğru ile kaynakların orta noktasını ekrandaki merkezi saçağın ortasına birleştiren doğrusu arasındaki açıyı ifade eder. | AK1 |= d Yol farkından kaynaklanan girişim deseninde yol farkının aydınlık ve karanlık saçaklara etkisini inceleyelim. Perde üzerindeki bir P noktasının aydınlık saçak üzerinde olması için her iki kaynaktan gelen ışınların o noktada birbirini güçlendirmesi gerekir. Bunun için dalgalar arasındaki yol farkı, dalga boyu λ’nın katları şeklinde veya sıfır olmalıdır. Bu durumda; |AK1| = n.λ olmalıdır. X |AK1| = d n yerine yazılırsa; L X |AK1| = d Sinθ = d n = n λ olur (n = 0,1,2,3,4….). L Perde üzerinde herhangi bir noktanın karanlık saçak üzerinde olması için her iki kaynaktan gelen ışınların o noktada birbirini sönümlemesi gerekir. Bu durumda dalgalar arasındaki yol farkı; λ λ veya nin tek katları şeklinde olmalıdır. Burada; 2 2 λ yerine yazılırsa |AK1| = nλ 2 X |AK1| = d n olacağından L Karanlık saçaklar için yol farkı; |AK1| = d Sinθ = d Xn 1 = (n − )λ olur (n = 0,1,2,3,4….). L 2 Işığın cam levhadaki ortalama hızı, havadaki hızından az olduğundan yarıklardan birinin önüne ince cam levha konduğunda diğer kaynağa göre gecikme olur ve faz farkı meydana gelir. Bu 216 Dalgalar nedenle bütün saçaklar geciken kaynak tarafına doğru kayar. Merkezî aydınlık saçak, cam levha konan kaynak tarafına doğru yer değiştirir. Her iki yarığın önüne özdeş cam levha konduğunda ise kaynaklar arasında faz farkı oluşmayacağından merkezî aydınlık saçak ve diğer saçaklar yer değiştirmez. Çift yarıkta girişim, perde üzerinde ardışık şekilde sıralanan aydınlık ve karanlık saçaklarda oluşur. Bu saçakların oluşma nedeni yol ve faz farkından dolayıdır. Aydınlık saçakların üzerindeki bir nokta, tepe+tepe ya da çukur+çukur üst üste binmesiyle oluşurken karanlık saçak üzerindeki noktalar tepe+çukurun üst üste binmesiyle oluşur. Dolayısıyla çift yarıkta girişim, ışık dalgasının tepe ve çukurlarını göstermez. Bu nedenle ‟Çift yarıkta girişim, ışık dalgasının tepe ve çukurlarını gösterir.” inanışı yanlıştır. Günlük hayatta girişim olayı ile sıkça karşılaşırız. Su üzerinde ince yağ tabakası şeklinde bulunan benzinin ve sabun köpüğünün renklenmesi buna örnektir. Ayrıca kelebeklerin pullarında, tavus kuşlarının barbüllerinde ve ince filmlerde girişim olayı gözlemlenir. Yandaki şekilde elektron mikroskobu kullanılarak bir kelebeğin kana­ dın­daki pulların kesiti görüntülenmiştir. a Kelebeğin kanadına düşen ışık, kanatb lardaki pullardan itibaren kırılmaya uğrar. Bu kırılma şekilde de görüldüğü gibi, yansıma ve girişim sonucunda mavi görünür. c Aynı şekilde beyaz ışığın ince film üzerine düşmesiyle gözlediğimiz farklı renkler, zarın iki yüzeyinden yansıyan dalgaların girişimi sonucunda oluşur. Kalınlığı d, kırılma indisi n olan bir ince filme hava ortamında tek renkli ışık gön1 dererek yukarıda anlatılan durumu inceleyelim. İnce filmin kırılma indisi havanın kırılma indisinden daha büyük olduğundan ışık, kırılmaya uğrar. Saydam ortama gelen ışığın bir kısmı kırılırken bir A kısmı zarın üst yüzeyinden yansır. Kırılarak yoluna devam eden ışık, zarın alt yüzeyine geldiğinde Film tekrar yansıma ve kırılmaya uğrar. Bu yüzeyden yansıyarak tekrar üst yüzeye gelen ışık kırılarak B hava ortamına çıkar. Zarın üst kısmından çıkan 1 ve 2 numaralı ışınların girişimi sonucunda zarın yüzeyinde şekilde de görüldüğü gibi aydınlık veya karanlık saçaklar oluşur. Bu saçakların oluşma nedeni göze gelen ışınlar arasındaki yol farkıdır. Işın 1 Işın 1 Işın 2 Işın 2 dhava=127 nm n=1,5 d =127 nm Hava hava dzar=64 nm n=1,5 2 d 3 4 217 4. Ünite Fotoğraf makinesi, teleskop vb. optik aletlerin objektiflerindeki mercekler, merceğe doğru ışık geçişini artırmak ve istenmeyen yansımaları azaltmak amacıyla mikron kalınlığında, şeffaf ve yansımayı engelleyen ince filmlerle kaplanır. Objektiflerin kırmızı ve mor renkte görülme nedeni bu ince filmlerdir. GÜNEŞ PİLLERİ Yüzeylerine gelen güneş enerjisini elektrik enerjisine dönüştüren sistemlere güneş pilleri denir. Alanları yaklaşık 100cm2, kalınlıkları ise 0,2 mm veya 0,4 mm civarında olan bu pillerin yüzeyleri kare, dikdörtgen veya daire biçimindedir. Yapılarına bağlı olarak güneş pillerinin güneş enerjisini elektrik enerjisine çevirme oranı %5 ile %20 arasındadır. Güç çıkışını artırmak için çok sayıda güneş pili seri ve paralel olarak birbirine bağlanır. Güneş pilleri yapı itibariyle P ve N eklemden oluşan diyotlara benzer. Fotoelektrik olay prensibine dayanarak güneş pilingelen foton eden fotonlar tarafından koparılan elektronlar, eklemde harekete geçer ve elektrik akımı oluşur. güneş pili Bu kitap için düzenlenmiştir. Bilim insanları ışığın tamamen dalga ya da tamamen tanecik özelliği gösterdiği şeklinde iki görüş ileri sürmüştür. Işığın dalga özelliği gösterdiği fikrini ilk ortaya atan Huygens’tir. Huygens, ışığın yapısını tanecikler gibi değil, su dalgaları gibi modellemiştir. Huygens tarafından ileri sürülen görüş, önceleri iki sebeple bilim insanları tarafından kabul görmemiştir. 1. Mekanik dalgalara örnek olan ses ve su dalgaları ancak madde ortamında yayılabilir. Oysa ışığın yayılması için herhangi bir maddesel ortama ihtiyaç yoktur. 2. Su dalgaları, dalga boyuna eşit veya dalga boyundan daha küçük bir aralıktan geçtiklerinde engel arkasında bükülür yani kırınıma uğrar. Oysa ışık için böyle bir durum söz konusu değildir. Huygens’in dalga modeline ilk destek 1801 yılında Young tarafından verilmiştir. Young yaptığı deneyde ışığın, su dalgalarında 218 Dalgalar olduğu gibi girişim yaptığı bazı noktalarda dalgaların birbirini kuvvetlendirerek aydınlık, bazı noktalarda ise birbirini sönümleyerek karanlık bölgeler oluşturduğunu kanıtlamıştır. Dalga modeline destek veren diğer bir kişi Maxwell’dir. Maxwell, elektrik alanların değişmesi ile manyetik alanların, manyetik alanların değişmesiyle de elektrik alanların oluştuğunu ileri sürmüştür. Işığı, elektrik ve manyetik alan titreşimlerinden oluşan bir elektromanyetik dalga olarak tanımlamıştır. Işık elektromanyetik bir dalgaydı ve yayılması için ortama ihtiyaç yoktu. Maxwell’in bu keşfi Hertz tarafından deneysel olarak ispatlanmıştır. Böylece ışığın dalgalar şeklinde yayıldığı bilim çevrelerince kabul görmüştür. Işığın sadece dalga kabul edildiği ve bu dalga modelinin yetersiz kaldığı deneyler de yapılmıştır. On birinci sınıf fizik derslerinde öğrendiğiniz fotoelektrik ve Compton Olayları, ışığın dalga modeli ile açıklanamamaktadır. Amerikalı Fizikçi Arthur H. Compton (Artur H. Kompton) 1923 yılında yaptığı bir deneyle ışığın tanecikli bir yapıya sahip olduğunu göstermiştir. ‟Güneş Pilleri” adlı metinde de ışığın tanecik özelliği vurgulanmıştır. Compton Olayı, yüksek frekanslı X-ışınları altında daha kolay gözlenirken daha düşük frekanslı kızıl ötesi ışık altında zor gözlenir. Bu nedenle ışığın tanecik yapısı yüksek frekanslı ışıklarda daha kolay açıklanabilir. Buna karşın Young deneyindeki girişim saçakları, kızıl ötesi ışık altında gözlenemezken görünür ışıkla daha kolay gözlenir. 1924 yılında Fransız Fizikçi Louis de Broglie (Luis dö Brogli), daha sonraki yıllarda da Alman Fizikçi Schrödinger (Şödinger) ışığın dalga modeli ile tanecik modelini birleştirerek dalga mekaniğini kurdular. Broglie’ye göre her maddesel yapıya bir madde dalgası eşlik eder. Bu madde dalgalarının dalga boyu, her optik olayı açıklamada yeterli olmayabilir. Örneğin, düşük hızla hareket eden bir cisme eşlik eden Broglie dalgası, atom çekirdeğinin boyutundan daha küçüktür. Bu tanecik ile girişim deneyi yapılmak istendiğinde kullanılacak yarık genişliğinin dalga boyuna eşit olması gerektiğinden bu oldukça güçtür. ‟Polarize Güneş Gözlüğü” adlı metinde de belirtildiği gibi ışığın polarize edilebilmesi için dalga özelliği göstermesi gerekir. Ayrıca ‟Gerçekte Var Olmayan Renkler” adlı metinde de belirtildiği gibi ışığın kırınım olayını gerçekleştirmesi de ışığın dalga özelliğiyle açıklanır. Kırınım, girişim ve polarizasyon gibi olaylar dalgalarda da gözlenebildiğinden bu olaylara bakılarak ışığın dalga özelliğine sahip olduğu sonucuna varılabilir. Ancak bu durum, ışığın tamamen dalga özelliği gösterdiği anlamını taşımaz. Sonuç olarak ışık olaylarının birçoğu dalga ve tanecik modeli ile açıklanabilirken bazı ışık olaylarını sadece dalga modeli, bazı ışık olaylarını ise sadece tanecik modeli açıklayabilir.Aşağıda ışık olayları bu yönüyle dalga ve tanecik modeli için karşılaştırılmıştır. 219 4. Ünite Fiziksel Olay Tanecik Modeli Dalga Modeli Fiziksel Olay Düzlem aynada görüntü oluşması — Işığın renklere ayrılması — — — — Gölge oluşumu Işığın basıncı Işığın soğurulması — Işığın girişimi Işığın kırınımı — λi φ θ λf 220 Işığın saydam ortama geçerken hem kırılmaya hem yansımaya uğraması Işığın kırılması : Açıklanıyor. Işığın yansıması Dalga Modeli Işık demetlerinin birbiri içinden geçişi Işığın doğrusal yayılması Fotoelektrik olay Tanecik Modeli — Compton olayı : Açıklanamıyor. A. Aşağıda verilenlerden hareketle doğru seçeneği işaretleyiniz. L 1. Yandaki şekilde iki düz ayna ve K, M, N, L noktaları verilmiştir. G noktasında bulunan bir gözlemci, hangi noktanın görüntülerini her iki aynada da görebilir? A) Yalnız K B) K ve M D) M ve N E) L, M ve N N G C) K, M ve N K II I S 2. S ışını, asal eksenleri çakışık olan çukur aynalarda şekildeki yolu izlemektedir. 1. çukur aynanın odak uzaklığı f1, 2. çukur aynanın odak uzaklığı f2 olduğuna göre; Aynalar arasındaki uzaklık f1 ve f2 cinsinden nedir? A) f1 + f2 B) 2f1 + 2f2 D) f1 + f2/2 E) 2f1 + f2/2 x B) E) 4. Farklı iki saydam ortamın ayırıcı yüzeyine K ışık kaynağından gelen I1 ışık ışını, Şekil 1'deki yolu izliyor. L ışık kaynağından gelen aynı renkteki I2 ışık ışını, şekil 2'deki kesikli çizgilerle belirtilen yollardan hangisini takip eder? B) 2 F C) D) A) 1 2x f2 f1 C) 2f1 + f2 3. Optik sistemden çıkan ışınlar önce düzlem, sonra çukur aynadan yansıyarak görüntü oluşturmaktadır. Buna göre cismin görüntüsü aşağıdaki şekillerden hangisine benzer? A) M K I1 L Ayırıcı yüzey Ayırıcı yüzey C) 3 A ortamı A ortamı 3 2 Şekil 2 Şekil 1 D) 4 4 1 B ortamı B ortamı 5 I2 E) 5 221 5. Yandaki şekilde verildiği gibi, odak uzaklığı f olan çukur aynanın önündeki cismin görüntüsü aşağıdakilerden — — — hangisi gibi olabilir? (FT = MF = MK) F T A) M K f B) T f K M F C) T KK M F f D) K M F T f T F M KK f E) T F M K f 6. Yandaki şekilde gösterildiği gibi X ve Y saydam ortamlarına, düşey doğrultuya yakın bakan bir gözlemci, A ışıklı noktasını kendisine kaç cm yaklaşmış görür? A) 22 cm B) 30 cm C) 41 cm D) 26 cm E) 28 cm x 24 cm nx=4/3 y 45° nx A ny=3/2 6 cm ny nz 222 7. Kırılma indisi nx, ny, nz olan ortamlar şekildeki gibi birleştirilmiştir. I ışını şekildeki yolu izlediğine göre bu ortamların kırılma indislerinin büyüklük ilişkisi nedir? A) ny > nx > nz B) ny > nz > nx C) ny > nx = nz D) nx > ny > nz E) nx > nz > ny x 8. Şekildeki x merceği ile y merceği yapışıktır. fx= 6 cm, fy= 2 cm olduğuna göre, asal eksene paralel gelen ışın bu merceklerde kırıldıktan sonra asal ekseni nereden keser? A) M noktası C) L - M arası E) K noktası y B) K - L arası D) L noktası 2cm 9. Şekildeki filtreye beyaz ışık düşürülürse mavi filtreden hangi ışın geçer? A) Sarı B) Turuncu C) Yeşil L K M O D) Kırmızı E) Mor 2cm 2cm Kırmızı Turuncu Sarı Yeşil Mavi Mor Sarı filtre Mavi filtre 10. Aşağıdakilerden hangisi elektromanyetik dalgaların özelliklerinden değildir? A) Işık hızıyla yayılma B) Polarize edilme C) Boşlukta yayılma D) Boyuna dalga olma E) Yüksüz olma 11. I. Boşlukta da yayılır. II. Yüklerin ivmelenmesinden elde edilir. III. Elektrik ve manyetik alanda sapmaz. Yukarıdaki özellikler, aşağıdaki dalgalardan hangisine ait değildir? A) Radyo dalgaları B) Mikrodalgalar C) X-ışınları D) Işık E) Ses dalgaları 12. I. Compton Olayı II. Fotoelektrik olay III. Kırınım IV. İnce zarlarda renklenme olayı Yukarıdaki olaylardan hangileri ışığın tanecik modeli ile açıklanabilir? A) I ve II B) II ve III C) I, II ve III D) III ve IV E) I, II, III ve IV 223 13. Yandaki şekilde gösterildiği gibi λ dalga boylu ışık kullanılarak tek yarıkta girişim deneyi yapılmış ve P noktasında 2. aydınlık saçak oluştuğu gözlenmiştir. Buna göre, sinθ aşağıdaki bağlantılardan hangisine eşittir? A) 3λ/2w B) 2λ/w C) 5λ/2w D) 3L/2w P θ W λ A0 L E) 2L/w Perde 14. Çift yarıkta yapılan bir girişim deneyinde λ1 = 4.000 Å dalga boylu ışığın oluşturduğu 3. karan­ lık saçak, λ2 = 2.000 Å dalga boylu ışığın oluşturduğu aşağıdaki saçaklardan hangisiyle çakışır? A) 2. aydınlık B) 6. aydınlık C) 5. karanlık D) 7. aydınlık 15. Yandaki şekilde bir ince kenarlı merceğin F noktasına konmuş noktasal kaynaktan çıkan I ışını, II şeklinde geri dönüyor. Buna göre kutuda aşağıdaki sistemlerden hangisi ya da hangileri bulunabilir? E) 5. aydınlık I F Kutu II 30° I 45° 45° II III 60° A) Yalnız I B) Yalnız II 16. Asal eksenleri çakışık ve aralarında d uzaklığı bulunan I ve II mercekleri, şekildeki gibidir. Asal eksenine paralel gelen K ışını II. mercekten L yolunu izleyerek çıkıyor. Buna göre, merceklerin f1 ve f2 odak uzaklıkları oranı kaçtır? C) I ve II I 224 B) 2 E) I, II ve III II L K C) 3 Asal eksen O f1 A) 1 D) II ve III D) 4 d f2 E) 5 d 17. Güneş ışığı altında beyaz, yeşil ve kırmızı renklerde görünen üç parça levhaya yeşil renkli cam arkasından bakılıyor. Buna göre üzerinde numara yazan kısımlar nasıl gözlenir? A) B) C) D) E) I Yeşil Yeşil Yeşil Siyah Siyah II Beyaz Beyaz Yeşil Yeşil Mavi Beyaz II I Yeşil III Siyah Sarı Siyah Mavi Siyah III Kırmızı 18. I. Kırmızı; mavi ve yeşil ışığın ana renkleridir. II. Işıktaki ana renklerin karışımı beyazı oluşturur. III. Işıktaki ana renklerin karışımı siyahı oluşturur. IV. Magenta; sarı ve cyan ışığın ara renkleridir. V. Kırmızı ışığın hızı diğer renkli ışıklardan daha azdır. Yukarıdakilerden hangileri ışık renkleri için söylenebilir? A) I-II B) II-IV C) I-II-IV D) I-II-III E) I-II-IV-V 19. Hipermetrop olan bir hasta 0,2 diyoptri gözlük kullanmaktadır. Bu gözlükte kullanılan merceğin odak uzaklığı ve türü hangisinde doğru verilmiştir? A) f = 5 m kalın kenarlı mercek B) f = 5 m ince kenarlı mercek C) f = 10 m kalın kenarlı mercek D) f = 10 m ince kenarlı mercek E) f = 2 m ince kenarlı mercek 20. Bir polis aracının radarından Yansıyan elektromanyetik dalga yayılan elektromanyetik dalganın 9 frekansı fk= 12.10 s-1 dir. Otomobil şekilde de görüldüğü gibi, yolun hemen kenarında durmakta olan polis Yayılan elektromanyetik dalga aracından uzaklaşmakta ve doğrultusu polis aracıyla hemen hemen çakışmaktadır. Polis aracının radarından yayılan dalga, uzaklaşmakta olan otomobilden yansır ve polis aracına geri döner. Radar sisteminin ölçtüğü gelen dalganın frekansı, başlangıçta yaydığı dalganın frekansından 3600 Hz daha küçük olduğuna göre otomobilin yola göre hızı kaç m/sʼdir? A) 90 B) 60 C) 45 D) 50 E) 75 225 B. Aşağıdaki sorular iki aşamadan oluşmaktadır. I. aşamaya verdiğiniz cevap doğrultusunda II. aşamadaki soruyu cevaplayınız. 1. (I) Pınar, gece yarısı çenesini bir böceğin ısırmasıyla uyanır. Elektrikler kesik olduğundan eline bir fener alır ve aynanın karşısına geçer. Pınar, karanlıkta çenesini rahatlıkla görmek istiyorsa fenerle nereyi hedeflemelidir? A) B) C) D) Feneri düzlem aynaya hedeflemelidir. Feneri çenesine hedeflemelidir. Feneri ayna düzlemine paralel tutmalıdır. Feneri ayna düzlemine dik tutmalıdır. (II) Cevabınızı en iyi açıklayan ışın diyagramı hangisidir? A) B) Ayna Ayna C) Ayna D) Ayna 2. Düz ayna Düz ayna kalem kalem Turhan Yıldız Üstten görünüm Turhan Yıldız Arkadan görünüm Bir düz ayna ve kalem, masa üzerine yukarıda gösterildiği gibi yerleştirilmiştir. Masanın önünde oturan Turhan ve Yıldız aynaya bakmaktadırlar. Kalemin aynada oluşacak görüntüsüyle ilgili; (I) Aşağıdaki durumlardan hangisi doğrudur? A) İkisi tarafından görülen görüntünün yeri aynıdır. B) Turhan’ın gördüğü görüntü, Yıldız’ın gördüğü görüntünün sağındadır. C) Turhan’ın gördüğü görüntü, Yıldız’ın gördüğü görüntünün solundadır. D) Turhan, kalemin görüntüsünü görürken Yıldız göremez. 226 (II) Cevabınızı en iyi açıklayan ışın diyagramı aşağıdakilerden hangidir? Turhan tarafından görülen görüntü Yıldız tarafından görülen görüntü A) Yıldız tarafından görülen görüntü Turhan tarafından görülen görüntü B) Turhan Turhan tarafından görülen görüntü Yıldız Yıldız tarafından görülen görüntü C) Turhan Yıldız tarafından görülen görüntü Yıldız Turhan tarafından görülen görüntü D) Turhan Yıldız Turhan Yıldız tarafından görülen görüntü Turhan tarafından görülen görüntü E) Turhan tarafından görülen görüntü Yıldız Yıldız tarafından görülen görüntü F) Turhan Yıldız Turhan Turhan tarafından görülen görüntü Yıldız tarafından görülen görüntü G) Turhan tarafından görülen görüntü Yıldız Yıldız tarafından görülen görüntü H) Turhan Yıldız tarafından görülen görüntü Turhan Yıldız Turhan tarafından görülen görüntü I) Yıldız tarafından görülen görüntü Yıldız Turhan tarafından görülen görüntü İ) Turhan Yıldız Turhan Yıldız 227 3. Düz ayna Düz ayna kalem kalem Yıldız Turhan Üstten görünüm Yıldız Turhan Arkadan görünüm Yukarıda gösterildiği gibi Yıldız sağ tarafa, Turhan ise sol tarafa hareket ediyor. Kalem ise Yıldız’la aynı yönde ayna sınırından çıkacak kadar hareket ettiriliyor. (I) Turhan ile Yıldız, kalemin görüntüsünü görebilir mi? A) Sadece Turhan görebilir. B) Sadece Yıldız görebilir. C) Her ikisi de görebilir. D) Her ikisi de göremez. (II) Cevabınızı en iyi açıklayan ışın diyagramı aşağıdakilerden hangisidir? ayna kalem kız erkek ayna erkek kalem erkek kalem 228 B) Turhan ile kalemi birleştiren doğru, aynada kesişmediği için Turhan, kalemi aynada göremez. Yıldız ile kalemi birleştiren doğru ise aynada kesiştiği için Yıldız, kalemi görebilir. kız ayna erkek A) Kalem, ayna sınırının dışına çıkarıldığında Turhan ve Yıldız, kalemin görüntüsünü göremez. kız C) Kalemden çıkan ışınlar Yıldız’a ulaşmadığından Yıldız, görüntüyü göremez. Turhan ise görüntüyü aynanın yüzeyinde ve sağ tarafta görür. D)Yıldız, görüntüyü aynanın yüzeyinde ve sağ tarafta görür. Turhan ise görüntüyü göremez. ayna kalem kız ayna E) Kalemden alınan ışınlar Yıldız'a ulaşmadığından Yıldız, görüntüyü göremez. Turhan ise görüntüyü görür. kalem erkek F) Yıldız ile kalem arasında çizilen ışın doğrusu ayna yüzeyinde kesiştiği için Yıldız, görüntüyü görebilir. Turhan da görüntüyü görebilir. ayna kalem erkek 4. Ayna kız kız Son konum İlk konum Şekilde görüldüğü gibi düz bir ayna ve bir kalem masa üzerine yerleştirilmiştir. Aynaya bakan Pınar, kalemin görüntüsünü gözlemlemektedir (Deney karanlık odada düzenleniyor.). (I) Eğer lamba biraz daha yükseltilirse kalemin görüntü yeri Pınar'a göre nasıl olacaktır? A) Yukarı hareket edecek. B) Aşağı hareket edecek. C) Aynı yerde kalacak. D) Sağa hareket edecek. E) Sola hareket edecek. 229 (II) Cevabınızı en iyi açıklayan ışın diyagramı aşağıdakilerden hangisidir? A) Görüntü aşağıya hareket etti. B) Görüntü aşağıya hareket etti. Ayna Ayna Yükseltilmiş lamba Yükseltilmiş lamba Gözlemci Gözlemci C) Görüntü aşağıya hareket etti. Ayna D) Görüntünün yeri değişmedi. Ayna Yükseltilmiş lamba Yükseltilmiş lamba Gözlemci E) Görüntünün yeri değişmedi. Gözlemci F) Görüntünün yeri değişmedi. Ayna Ayna Yükseltilmiş lamba Yükseltilmiş lamba Gözlemci Gözlemci G) Görüntünün yeri değişmedi. Ayna Ayna Yükseltilmiş lamba Gözlemci 230 H) Görüntünün yeri değişmedi. Yükseltilmiş lamba Gözlemci C. Aşağıdaki soruları cevaplayınız. 1. Bazı arabaların dikiz aynalarında “Cisimler göründüğünden daha yakın olabilir.” uyarı yazısı bulunur. Bu tür aynalar hangi tip aynadır? 2. Piknik alanında ateş yakmak isteyen birkaç çocuktan miyop olanı, gözlüğünün camını kullanarak bunu başarabilir mi? Nedenleriyle birlikte açıklayınız. 3. Bir fotoğraf makinesi, film tabakası üzerinde gerçek bir görüntü oluşturarak çalışır. Böyle bir makine, sanal bir görüntünün resmini çekebilir mi? 4. Beyaz ışık, bir cam üzerine düştüğünde yansıyan ışın, renklere ayrılır mı? Nedenleriyle birlikte açıklayınız. 5. Karanlık bir odanın penceresinden dışarı bakan insan dışarıda gün ışığındaki bir insanı çok net görebilir ancak dışarıdaki insan içeridekini göremez? Neden? 6. Işık doğrusal yol alır. Buna göre bir odada yanan ışık, başka bir odayı nasıl aydınlatır? 7. İris içindeki göz bebeği neden hep siyah renklidir? 8. Elektromanyetik dalgalar ortam değiştirdiğinde hangi özellikleri değişmez? 9. Su, cam gibi parlak yüzeylerden yansıyan ışık polarize olur mu? Neden? 10. Young deneyinde (çift yarıkta girişim) perde ile yarık arası herhangi bir sıvı ile doldurulursa girişim deseninde nasıl bir değişim olur? Açıklayınız. 11. Beyaz ışık kullanılarak yapılan bir Young deneyinde merkezî aydınlık ve diğer saçakların durumunu renk ve parlaklıkları açısından açıklayınız. 231 Mobil İletişim Sistemleri ve İnsan Sağlığı 1. Elektromanyetik radyasyonun canlılar üzerindeki etkileri nelerdir? RF elektromanyetik dalgalarının foton enerjileri, atomları ve molekülleri iyonlaştıracak düzeyde değildir. Elektromanyetik radyasyonun göreceli olarak düşük frekanslı biçimleri olan görünen ışık, kızıl ötesi radyasyon ve RF dalgalar iyonlaştırıcı olmayan radyasyona örnektir. İyonlaştırıcı olmayan elektromanyetik dalgaların etkisinde kalma sonucunda canlılarda; a) Isıl etki b) Isıl olmayan etki oluşabilir. Isıl etkiler, vücut tarafından yutulan elektromanyetik enerjinin ısıya dönüşmesi ve vücut sıcaklığını artırması olarak tanımlanır. Bu sıcaklık artışı, ısının kan dolaşımı ile atılarak dengelenmesine dek sürer. Cep telefonları gibi RF kaynaklarının sebep olabileceği sıcaklık artışı gerçekte çok düşüktür ve büyük olasılıkla vücudun normal mekanizmaları ile kolayca etkisizleştirilebilir. Cep telefonu ile beyinde oluşabilecek sıcaklık artışı ortalama 0,1 °C dolayındadır. Isıl olmayan etkilere bağlı olarak RF dalgaların etkili olduğu iddia edilen bozukluk ve hastalıklar arasında beyin aktivitelerinde değişiklikler, uyku bozuklukları, dikkat bozuklukları, baş ağrıları bulunmaktadır. Ancak bu riskler çok yüksek deneysel dozlar ve sürelerde geçerli olabilir ve cep telefonları gibi kullanımlar için geçerli değildir. Yüksek enerjili iyonlaştırıcı elektromanyetik dalgalar, DNA ve genetik malzemeyi kapsayan biyolojik dokuda hasara yol açabilen moleküler değişikliklere neden olabilir. Bu etkinin gerçekleşebilmesi için dokunun X-ışınları ve gama ışınları gibi yüksek enerjili fotonlarla etkileşmesi gerekir. 2. Baz istasyonları nükleer radyasyona neden olur mu? Bu radyasyon canlılar üzerinde nükleer radyasyona benzer etkiler yapar mı? Nükleer radyasyon, yüksek enerjili fotonların yol açtığı iyonlaştırıcı radyasyondur. Baz istasyonlarının neden olduğu ışınım, iyonlaştırıcı olmayan radyasyon sınıfındadır. Bundan dolayı baz istasyonları nükleer radyasyona neden olmaz. İyonlaştırıcı radyasyon bölgesindeki dalgaların frekansları baz istasyonlarının çalışma frekanslarından milyon kere daha yüksektir. 3. Mobil telefonlar ile baz istasyonlarından yayılan elektromanyetik dalgaların kanser yaptığı yönünde tekrarlanmış herhangi bir kanıt var mıdır? İyonlaştırıcı radyasyonun hücrelerin genetik malzemesini (DNA) etkileyerek mutasyon ve kansere yol açtığı bilinmekle birlikte, RF dalgalarının benzer etkiler yaptığı kanıtlanamamıştır. Son yıllarda cep telefonlarının özellikle beyin tümörlerini artırıp artırmadığı konusu gündeme gelmiş, ancak bugüne kadar yapılan incelemelerde cep telefonu kullanımının kansere yol açtığını gösterecek kesin deliller bulunamamıştır. Son olarak ABD ve Danimarka’da yapılan ayrıntılı çalışmalar cep telefonu kullanımının beyin tümörü riskini artırmadığını açıkça ortaya koymuştur. Öte yandan bugüne kadar yapılan çalışmalar, cep telefonu teknolojisi ile kanser arasında kesinlikle bir ilişki yoktur demek için yetersizdir. Bu nedenle, başta Dünya Sağlık Örgütü (WHO) olmak üzere çeşitli kuruluşlar bu konuda daha kapsamlı çalışmalar başlatmıştır. Bu çalışmaların sonuçlarının önümüzdeki yıllarda alınması beklenmektedir. 232 Bu kitap için düzenlenmiştir. 5. ünİte modern fİzİk 233 konular RÖNTGEN ÇEKİMİ elmasın yapısı LCD TEKNOLOJİSİ güneş pİllerİ üstün İletkenlİk NANO FUTBOL ÇEKİRDEĞİN YAPISI 296.000 YILINA MESAJ NÜKLEER ENERJİ Bu ünitede; Maddelerin atomik yapılarını açıklamada önemli bir yeri olan X-ışınlarının özelliklerini, maddenin temel yapısını ve sıvı kristallerini açıklayacağız. Ayrıca yalıtkan, iletken, yarı iletken ve üstün (süper) iletken maddeleri irdeleyecek, çekirdek yapısı, radyoaktiflik, fisyon ve füzyon olayına dair nükleer tepkimeleri açıklayacağız. 234 Modern Fizik RÖNTGEN ÇEKİMİ En eski radyolojik tanılama yöntemlerinden biri olan röntgen çekimi, X-ışınlarının tıp alanında kullanılmasıyla gerçekleştirilir. Röntgen tüpünün katodundan gönderilen yüksek enerjili elektronlar, anoda ulaştığında ışıma yapar ve X-ışınlarını oluşturur. Çok kısa dalga boyuna ve yüksek enerjiye sahip bu ışınlar yüksüz oldukları için elektrik ve manyetik alandan etkilenmezler. Röntgen tüpünden vücudun tamamına veya herhangi bölümüne gönderilen X-ışınları; bu bölgenin kalınlığına, içerdiği maddenin yoğunluğuna ve atom numarasına göre etkileştiği maddede kırınıma uğrayarak röntgen filmine ulaşır. Tıp alanında kullanılan X-ışınları etkisi altındaki hücreleri iyonlaştırabileceğinden canlı hücrelerine zarar verebilir. Röntgen filmi; üzerine homojen şekilde gümüş bromür (AgBr) sürülmüş, X-ışınlarına karşı duyarlı plastik bir yapraktır. Röntgen filmi üzerine düşürülen X-ışınları, gümüş bromürdeki bağları gevşetir. Bağları gevşemiş gümüş bromür, kimyasal solüsyon içine sokulduğunda moleküllerdeki bromür gümüşten ayrılır ve sıvıya geçer. Film üzerinde kalan gümüş ise oksitlenerek filmdeki siyah bölgeleri oluşturur. X-ışınını çok soğuran kemikler röntgen filminde beyaz görünürken az soğuran kaslar siyah görünür. Ayrıca soğurma oranına göre tümör gibi bazı dokular diğerlerinden rahatlıkla ayırt edilebilir. Röntgen cihazlarının temelini oluşturan X-ışınları farklı alanlarda kullanılarak maddelerin cinsine, yaşına vb. özelliklerine dair pek çok bilgi elde edilebilir. X-ışınlarının dalga boyunun maddelerin molekülleri arasındaki mesafelerle yakın büyüklükte olması, madde yapısının incelenmesinde X-ışınlarının tercih edilme nedenidir. Bu kitap için düzenlenmiştir. Atomun elektron yapısının açıklanmasına dair çalışmaların on dokuzuncu yüzyılın sonlarına doğru yapıldığını on birinci sınıf fizik derslerinde öğrenmiştiniz. 235 5. Ünite Wilhelm Conrad Röntgen (1845-1923) 1901 yılında Nobel Fizik Ödülü alan fizikçidir. Kendi adıyla anılan Röntgen ışınlarını bulması ile tanınır. X- ışını Katot Anot - + V Enerji Sürekli X-ışınları Dalga boyu Bütün dalga boylarında enerji var. Alman Fizikçi W. Kondrad Röntgen, armut şeklinde havası boşaltılmış bir tüpün anot ve katoduna yüksek gerilim uygulayarak katottan kopan elektronların anoda ulaşmadan cama çarptığını ve floresan adı verilen ışık parlamaları meydana getirdiğini gözlemledi. Daha sonraki yıllarda deney düzeneğini biraz değiştirerek tüpü siyah bir kartonla kapladı. Tüpün ışık geçirgenliğini anlayabilmek için odanın karanlık olmasını sağladı ve deneyi tekrarladı. Deney esnasında deney tüpünden yaklaşık iki metre uzaklıkta baryum platinosiyanete sarılı olan kâğıt üzerinde bir parlama fark etti. Bu deneyi birkaç kez tekrarladı ve her defasında aynı sonuçla karşılaştı. Röntgen’in deney esnasında fark ettiği ışınlar, o tarihe kadar bilinen ışınlardan farklıydı. Röntgen bu ışınları X-ışını olarak adlandırdı. X-ışınları nasıl oluşturulur? Bunun için yandaki gibi bir X-ışını tüpüne ihtiyaç vardır. Öncelikle tüpün içerisindeki hava boşaltılır. Çünkü tüpteki gaz moleküllerinin sayısı ne kadar az olursa bu moleküllerle çarpışarak hedeften sapan elektronların sayısı da o kadar az olur. Havası boşaltılmış cam tüpün bir ucunda, içinden elektrik akımı geçirilerek ısıtılmış iletken bir telden oluşan katot, diğer ucunda ise ısıya dayanıklı bir madde olan tungstenden yapılmış ve ucu eğik kesilmiş hedef levha olan anot bulunmaktadır. Katotla anot arasına uygulanan yüksek potansiyel farkı katottan termoiyonik yolla yayılan elektronları hızlandırır. İvmeli hareket yapan elektronlar, ışık hızına yakın hıza ulaşarak birkaç keV’luk enerjiye sahip olur ve anoda çarparak bir miktar ilerler. Kısa bir süre içerisinde durur ve bu esnada X-ışınları üretilir. X-ışınlarından ‟Röntgen Çekimi” adlı metinde belirtildiği gibi tıp alanında da faydalanılmaktadır. Anoda çarptırılan yüksek hızlı elektronlarla X-ışını üretimi iki şekilde gerçekleştirilir. Röntgen tarafından keşfedilen ilk yöntemde, katottan çıkan ‟-” yüklü elektronlar Şekil 1'de görüldüğü gibi hedef atomun ‟+” yüklü çekirdeğinden kaynaklanan Coulomb kuvvetleri tarafından yavaşlatılır. Bu yavaşlatma sonucunda X-ışını oluşur. Bu yolla her enerji düzeyinde X-ışını oluşturulabildiğinden bu ışınlara sürekli spektrum X-ışını denir. Karakteristik X-ışınları Enerji Şekil 1 : Sürekli spektrum X-ışınının elde edilmesi Dalga boyu Belirli dalga boylarında enerji var. 236 Bilimsel araştırmalar sonucunda keşfedilen ikinci yöntem ise Şekil 2ʼde görüldüğü gibi katottan çıkan elektronların hedef atomun K iç yörüngesindeki elektronlardan birine çarparak onu üst yörüngeye çıkarmasıdır. Bunun sonucunda X-ışını oluşur. Üst yörüngedeki elektron temel hâle dönerken iki yörünge arasındaki enerji düzeyleri farkı kadar enerjiye sahip X-ışını yayar. Bu yolla oluşan ışınlara karakteristik X-ışını denir. Modern Fizik M M M L K L K L K n=1 n=1 n=1 n=2 n=2 n=2 n=3 n=3 n=3 Şekil 2 : Karakteristik X-ışınının elde edilmesi X-ışınları oluşturulurken hedef tungsten levhaya çarptırılan hızlandırılmış elektronlardan büyük bir çoğunluğunun enerjisi ısıya dönüşür. Ancak bu elektronlardan çok azı, hedef levhanın atomlarıyla tek bir çarpışmada enerjisinin tümünü kaybeder ve X-ışınını oluşturur. Çarpışma esnasında hedefe çarpan elektronların enerjisi X-ışınının enerjisine dönüşür. Bombardımanı gerçekleştiren elektronun tüm enerjisi tek X-ışınına verildiğinden; = E eV = hvmax = hc 1 2 = me v max olur. λmin 2 Burada; E : Çarpışma anında elektronun sahip olduğu enerjiyi, -19 e : Elektronun yükünü (1,6018x10 C), V : Hızlandırıcı gerilimi, -34 h : Plank sabitini (6,626x10 Js), νmax : Oluşan X-ışınlarının maksimum frekansını, λmin : Oluşan X-ışınlarının minimum dalga boyunu, me : Elektronun kütlesini, vmax : Hedefe çarpan elektronların maksimum hızını ifade eder. Hızlandırma potansiyeli 100.000 V olan bir X-ışını tüpünde oluşan ışınımın en kısa dalga boyu kaç Å dur? Çözüm hc = E eV = eşitliğinden λmin i çekerek sabit değerleri yerine λmin yazarsak; hc 6,626 ⋅ 10 −34 ⋅ 3 ⋅ 108 18,86 ⋅ 10 −26 λmin = = = eV 1,6018 ⋅ 10 −19 ⋅ 105 1,6 ⋅ 10 −14 -12 λmin= 12,4.10 m = 0,124 Å olur. X-ışınlarının ilk elde ediliş yöntemi ile günümüzde elde ediliş yöntemlerine yönelik bir araştırma yapınız. Araştırma sürecinde kütüphane, İnternet, yazılı ve görsel medya gibi farklı ve güvenilir bilgi kaynaklarından yararlanmaya özen gösteriniz. Bu kaynaklardan amacınıza uygun olarak seçtiğiniz bilgiler ışığında iki yöntemi karşılaştırarak aralarındaki benzerlik ve farklılıkları sıralayınız. Araştırma sonucunu arkadaşlarınızla paylaşınız. 237 5. Ünite Yayılan X-ışını şiddeti X-ışını tüpünde katotta üretilen elektronların hızının levhalar arasında oluşturulan gerilimle doğru orantılı olduğunu onuncu sınıf fizik derslerinde öğrenmiştiniz. Elektronların hızı ne kadar büyükse oluşan X-ışınlarının dalga boyu da o kadar küçük olur. Ayrıca katottan çıkan elektronlar anotta ne kadar kısa sürede durdurulursa oluşan X-ışınlarının frekansı da o kadar büyük olur. Alman Fizikçi W. Kondrad Röntgen’in keşfettiği X-ışınları sonraki yıllarda pek çok bilim insanının araştırmasına konu olmuştur. Örneğin; İngiliz Charls Glover Barkla (Çarls Gılovır Berkıl), 1906 Charles Glover Barkla yılında X-ışınlarının dalga özelliği taşıdığı fikrini öne sürmüş ve (1877-1944) dalga boyunu hesaplamıştır. Ayrıca, elementlerin röntgen ışıması 1917 yılında Nobel Fizik karakteristiklerini bulmuş ve bu alana önemli katkılar sağlamıştır. Ödülü alan İngiliz asıllı fizikçidir. Karakteristik X-ışını elde etmek için kurulan düzenekte tüpe X-ışınlarıyla ilgili çalışmalarıyla uygulanan gerilim değiştiğinde oluşturulan X-ışınlarının şiddeti ile tanınır. dalga boyu değişiklik gösterebilir. Bu durumu, 140 keV gerilimle hızlandırılan elektronların tungstenden yapılmış bir hedefi bombalamasıyla oluşturulan X-ışınlarının sayısı ile dalga boylarının dağılımını gösteren yandaki grafik 1200 üzerinde inceleyelim. Tungsten, 140 keV Grafikte iki pikin (keskin 1000 çıkıntı) oluşma nedeni 800 tungsten atomundaki üst enerji düzeylerindeki elektronların K 600 kabuğundan uyarılan elektronun yerine düşerken oluşturduğu 400 karakteristik X-ışınlarıdır. V gerilimi artırılırsa, oluşan X-ışınının dalga 200 boyu da küçülür. Ancak bu belirli 0 λmin değerinden küçük olamaz. 0,00 0,02 0,04 0,06 0,08 0,10 0,12 0,14 Dalga boyu, nm Seçeceğiniz iki farklı maddenin karakteristik X-Işınları dalga boyu grafiklerini araştırınız. Bu grafiklerin günlük yaşamda hangi amaçla kullanıldığını, kullanım alanlarıyla birlikte açıklayınız. Grafikleri ve kullanım alanlarını Powerpoint sunusu hâline getirerek arkadaşlarınızla paylaşınız. Not : Seçtiğiniz maddelerin diğer arkadaşlarınızın seçtiği maddelerle aynı olmamasına özen gösteriniz. Günümüzde X-ışınlarıyla ilgili birçok özellik ortaya konmuştur. Bu özelliklerin başlıcaları şunlardır. X-ışınları; 1. Çok kısa dalga boyuna (1 Å - 0,01 Å) sahip elektromanyetik dalgalardır. 2. Boşlukta ışık hızıyla doğrusal yayılır. 3. Geçtiği gaz atomlarını iyonlaştırır. 4. Elektromanyetik dalga olduğu için ışıkta olduğu gibi maddeden geçişi sırasında bir kısmı soğurulurken bir kısmı saçılıma uğrar. 238 Modern Fizik 5. “Röntgen Çekimi” adlı metinde de belirtildiği gibi tıpta yararlanılan X-ışınları çok yüksek enerjiye sahip olup kurşun bloklar haricindeki pek çok maddeden geçebilir. 6. Canlı dokulara zarar verici etkileri vardır. 7. Yüksüz oldukları için manyetik ve elektrik alandan etki­len­ mezler. 8. Enine dalga olduğu için; girişim, yansıma, kırılma ve kutup­ lan­ma özellikleri mevcuttur. 9. Fotoğraf filmlerine etki eder. “Röntgen Çekimi” adlı metinde de belirtildiği gibi tıpta tanılama aracı olarak kullanılmasına karşın X-ışınlarının zararlı etkileri de mevcuttur. Enerjileri çok yüksek olan X-ışınları vücudumuzdaki hücrelere çarptığında onları iyonlaştırır. Bunun sonucunda hücrelerin yapılarını yani yaşamsal işlevlerini bozabilir. Böylece olumsuz biyokimyasal tepkimeler sonucunda X-ışınına maruz kalmış hücrelerde kanser oluşumunu kolaylaştırır. Bu nedenle hastanelerin radyoloji bölümünde çalışan radyologlar, X-ışınlarından korunmak için kurşunla kaplanmış özel önlükler giyerler. Röntgen çekimi esnasında ise kurşun kabinde beklerler. Ayrıca hamile bayanların radyoloji bölümlerine girerken gerekli tedbirleri almaları gerekir. Ülkemizde radyologların günlük mesailerinin, yıllık izinlerinin ve hizmet (çalışma) sürelerinin (diğer memurlara oranla 1/4 oranında daha erken) diğer memurlardan farklı olmasının nedeni radyasyona maruz kalmalarıdır. X-ışınının nasıl elde edildiğini öğrendik. Şimdi, X-ışınının elde edilişi ile Hertz tarafından keşfedilen fotoelektrik olayı karşılaştıralım. Bunun Tek renkli ışık için öncelikle fotoelektrik olayı hatırlayalım. Havası boşaltılmış cam tüp içerisindeki üretecin katoduna foton (ışık) gönderilir. Gönderilen fotonun enerjisi, katodu oluşturan metalin bağlanma enerjisinden büyük olduğunda metalden elektron koparılır. Koparılan elektrona aradaki enerji farkı kadar enerji aktarıldığında elektronlar anoda doğru hareket eder ve bir akım oluşmasına neden olur. Yani fotonlardan elektron elde edilir. Görüldüğü gibi röntgen cihazlarında da kullanılan X-ışınının elde edilişi ile fotoelektrik olay temel olarak birbirinin tersi gibidir. Fotoelektrik olayın gerçekleşmesini sağlayan elektromanyetik dalga, görünür bölgede iken X-ışını eldesinde yayınlanan ışınlar, görünür bölgede değildir. Fotoelektrik olayda fotonlar hedef üzerindeki elektronları sökebilir. X-ışını tüpünde elektronlar hedefe çarptırılarak foton oluşturulur. I A Anot R V Katot 239 5. Ünite Defterinize bir çizelge çizerek X-ışını oluşturulması ile fotoelektrik olay arasındaki benzerlikleri ve farklılıkları bu çizelgeye yazınız. Max Von Laue (1879-1960) 1914 yılında Nobel Fizik Ödülü alan Alman asıllı fizikçidir. X-ışınlarının kristaller tarafından kırıldığını açık­layan çalışmalarıyla tanınır. William Lawrance Bragg (1890-1971) 1915 yılında Nobel Fizik Ödülü alan İngiliz asıllı fizikçidir. Maddelerin kristal yapısını açıklayan çalışmalarıyla tanınır. 240 Bilim insanları X-ışınlarının dalga özelliği gösterdiğini ispatlamak için yarık sistemini kullanmıştır. Fakat kullanılan yarığın genişliği X-ışınlarının dalga boyuna oranla çok büyük olduğundan başarı sağlanamamıştır. Alman Fizikçi Max Von Laue (Maks Vön Löi), X-ışınlarının dalga boyunun 0,01 Å ile 1 Å arasında ve bu büyüklüğün hem atom boyutu hem de atomlar arası bağ uzunluğu ile aynı mertebede olduğu bilgisini göz önüne aldı. X-ışınlarının dalga özelliğini, X-ışınlarının kristallerde kırınım deneyleriyle ispatladı. William Lawrance Bragg (Vilyım Lavrens Brag) kristale gelen X-ışınlarının, kristaldeki atomların elektronları tarafından saçıldığını ve oluşan desenin kristal düzlemdeki yansıma sonucu gerçekleştiğini keşfetti. X-ışınları herhangi bir maddeden geçirildiğinde enerjileri madde tarafından soğurulur. Maddenin karakteristik spektrumları incelendiğinde maddenin moleküler yapısı bulunabilir. Örneğin "Röntgen Çekimi" adlı metinde de belirtildiği gibi röntgen cihazından çıkan X-ışınlarının dalga boyu maddelerin molekül aralıklarıyla aynı boyutta olması ve X-ışınlarının kemik tarafından soğurularak o bölgedeki maddenin yapısı tayin edilebilir. Fizikte X-ışınları hakkındaki gelişmeler daha sonraları teknolojinin çeşitli alanlarına katkı sağlamıştır. Maddelerin yapısını açıklamada kullanılan X-ışınlarından başta adli tıp kurumları ve aşağıdaki fotoğrafta görüldüğü gibi kriminal polis labora­tuvarları olmak üzere pek çok alanda yararlanılır. Sanayide malzemelerin kontrolünde X-ışınları kullanılır. Modern Fizik Malzemelerin kimyasal yapısını ve bu yapıdaki kusurları anlamak için malzemelere X-ışını gönderilir. Malzemelerin gelen ışınları soğurma düzeylerine göre kusurlar belirlenir. Kimya, elektronik, seramik vb. alanlardaki malzemelerin kontrolü de bu şekilde yapılır. Ayrıca hava limanlarında, büyük alışveriş merkezlerinde ve gümrüklerde X-ışınları kullanılarak eşyalar kontrol edilir. İçlerinde yasa dışı madde bulunanlar bu sayede kolaylıkla ayırt edilir. Arkeologlar X-ışınları sayesinde, yapılarına zarar vermeden tarihî eserleri ve iskeletleri inceleyebilir, yaş tayininde bulunabilirler. Laboratuvar koşullarında inceleme yapılacak tarihî esere X-ışını gönderildiğinde oluşan kırınımın, Bragg Yasası gereğince parametreleri hesaplanır. Bu parametreler sayesinde, tarihî esere zarar verilmeden yapısı hakkında bilgi elde edilir. Fizikte X-ışınlarının tahrip edici özelliğinin keşfinden sonra bu özellikten hastanelerin radyoterapi (ışın tedavisi) servislerinde faydalanılmaya ve kanserli hücrelerin yok edilmesine çalışılmaya başlanmıştır. X-ışınlarının dalga boyu atomik boyutta olduğundan hedef maddeyle etkileştiğinde maddenin kristal yapısında ilerleyen X-ışınları kırınıma uğrar. Kırınıma uğrayan bu ışınların şiddetinden faydalanılarak kristalleri oluşturan atomların konumu ve titreşim genliğine yönelik çeşitli parametreler hesaplanabilir. Ancak unutulmamalıdır ki bu parametreler, günümüz şartlarının sınırlılığında mutlak doğruya en yakın bilgilerdir. Örneğin ‟Röntgen Çekimi” adlı metinde de belirtildiği gibi röntgen tüpünden vücudun tamamına yada herhangibir bölümüne gönderilen X-ışınları bu bölgenin kalınlığına, içerdiği maddenin yoğunluğuna ve atom numarasına göre kırınıma uğrayarak röntgen filmine ulaşır. Böylece incelenen maddenin türü belirlenir. Önceleri bilim insanlarınca bilimsel bilgilerin şart ve sınırlılıklarında maddeleri tanımada kullanılan parametrelerden zamanla şartlar değiştikçe farklı alanlarda da yararlanılmıştır. Örneğin, canlıların DNA yapılarının belirlenmesi de bu şekilde olur. Periyodik cetvelin oluşturulma sürecinde X-ışınlarının keşfinin ne yönde bir etkisi olduğuna dair kütüphane, İnternet, yazılı ve görsel medya gibi farklı ve güvenilir bilgi kaynaklarından bir araştırma yapınız. Bu kaynaklardan amacınıza uygun olarak seçtiğiniz bilgiler ışığında oluşan araştırma sonuçlarını arkadaşlarınızla paylaşınız. 241 5. Ünite ELMASIN yapısı Maddelerin dört temel hâli göz önüne alındığında katıların yapısı, sıvı, gaz ve plazmaya göre daha düzenlidir. Bunun sebebi katıların birçoğunun kristal yapıya sahip olması ve bu yapıyı oluşturan atomlar arasındaki bağlardır. Kristal yapı, madde atomlarının düzenli olarak tekrar etmesidir. Elmasın en belirgin özelliği sertliği olup bu değer sertlik göstergesindeki en yüksek değer olan 10'dur. Elmas ile grafit molekülleri kıyaslandığında, aynı sayıda ve türde atom içermelerine karşın elmas grafite oranla çok daha değerli bir madendir. Bu durum elmasın kristal yapısının grafitten farklı olmasından kaynaklanır. Elmas atomlarının birbirleriyle yaptığı bağların açıları ve dizilişleri onun diğer bütün mineralleri çizebilmesini sağlar. Ayrıca bu diziliş onun mükemmel bir şekilde parlamasını gerçekleştirir. Elmas gibi kristal yapıya sahip olmayan maddelere amorf yapı denir. Katıların atomları ve molekülleri birbirine yakın mesafededir ve aralarındaki boşluk yok denecek kadar azdır. Bu nedenle atomlar arasındaki çekim kuvveti çok yüksektir. Bu kitap için düzenlenmiştir. İyonik Bağlı Bileşik Madde Erime noktası (°C) NaCI 801 CaO 2575 MgCl2 714 ZnO 1975 Li2O 1700 PbSO4 1087 * Serway, Raymond A. ve Beıchner, Robert J. 2005 kaynağından yararlanılarak düzenlenmiştir. Atomları bir arada tutan çekim kuvvetine kimyasal bağ dendiğini onuncu sınıf kimya derslerinde öğrenmiştiniz. Maddelerde atomları bir arada tutan bağlar güçlü etkileşime sahiptir. İyonik, kovalent ve metalik olmak üzere üç çeşit bağ vardır. İyonik bağ: Metaller ile ametaller arasında oluşan bağ çeşididir. Bağ oluşumunda metaller elektron verirken ametaller aynı sayıda elektron alır. Elektron veren metaller ‟+” iyon (katyon), elektron alan ametaller ise ‟-” iyon (anyon) hâline gelir. Oluşan bu yükler birbirini büyük bir kuvvetle çekerek iyonik bağ oluşturur. İyonik bağlı bileşikler oda sıcaklığında katı hâlde ve kristal yapıda bulunurlar. Bu bileşiklerin katı hâlleri elektriği iletmezken sıvı hâlleri veya sulu çözeltileri elektriği iletir. Ayrıca bağ kuvvetleri büyük olduğundan yüksek erime ve kaynama noktalarına sahiptirler. NaCl, CaO, Li2O, MgS, BaCl2 bileşikleri iyonik bağlı bileşiklere örnek verilebilir. Na Cl Na+ Cl - ClNa+ Cl- Na+ 242 NaCl Modern Fizik MgF2 iyonik bağlı bileşiğinin oluşumu aşağıda verilmiştir. 9 12 F Mg 9 9 F 12 Mg 9 F F Kovalent bağ: İki atomun, elektronlarını ortaklaşa kullanarak oluşturduğu bağa denir. İyonik bağa göre daha zayıf olduğundan kovalent bağlı bileşiklerin erime ve kaynama noktaları düşüktür. Apolar (kutupsuz) ve polar (kutuplu) olmak üzere iki çeşit kovalent bağ mevcuttur. Apolar kovalent bağ: Aynı cins iki ametal atomu arasında gerçekleşir. Soy gazlar hariç bütün gaz moleküllerinde gerçekleşebilir. Hidrojen, oksijen ve klor gazı buna örnektir. 1 H 1 H 1 H 1 H Kovalent Bağlı Bileşik Madde Erime noktası (°C) NH3 -77,7 C 6H 6 -5,5 N2O -90,9 CO2 -78 HCl -27,3 H3PO4 43 * Serway, Raymond A. ve Beıchner, Robert J. 2005 kaynağından yararlanılarak düzenlenmiştir. Polar kovalent bağ: Farklı cins ametal atomları arasında oluşan bağdır. Su molekülü buna örnektir. 1 8 H O 8 1 1 H O 1 H H Metalik bağ: Metal atomları arasındaki etkileşimle oluşur. Metallerin en dış kabuğunda bulunan ve çekirdeğe zayıf bağlarla bağlı elektronlar, atomlar arası hareketler sonucu ayrılarak elektron denizi oluşturur. Elektronlarını dışarı vererek ‟+” yükle yüklenmiş metal iyonları ile elektron denizindeki ‟-” yüklü elektronlar arasında kuvvetli bir elektrostatik çekim oluşur. Böylece metalik bağ oluşur. Metalik bağlı bileşikler elektriği iyi iletir. 243 5. Ünite ClNa+ ‟Elmasın Yapısı” adlı metinde de belirtiliği gibi katı maddeler, atom veya atom gruplarının düzenli olup olmamalarına göre kristal ve amorf yapılı olmak üzere ikiye ayrılır. Bu yapılar maddeyi oluşturan atom, iyon veya moleküller arasındaki bağlara göre belirlenir. Yandaki şekilde de görüldüğü gibi kristal yapılı katıların atom, iyon veya molekülleri düzenli şekilde dizilmiştir. Şeker ve tuz kristal yapılı katılara örnektir. Amorf yapı, madde atomlarının birbirine göre konumlarının rastgele olduğu yapılardır. Aşağıdaki şekilde de görüldüğü gibi bu maddelerin atomlarının dizilişlerinde rastgelelik ve düzensizlik mevcuttur. kristalin SiO2 amorf SiO2 Si Oksijen Amorf yapılı katıların geneli aşırı soğutulmuş sıvılardır. Bu katılara en güzel örnek camdır. Camın elde edilebilmesi için kuvars kum (SiO2) eritilir ve kristalleşmemesi için hızlıca soğutulur. Amorf yapılı katılar, kristal yapılı katılar gibi sabit sıcaklıkta erimek yerine belirli sıcaklık aralıklarında akıcılık özelliği gösterir. Günlük yaşamda kullandığımız tereyağı, krem peynir, ruj, pamuk helva ve lastik, amorf yapılı katılara örnektir. 244 Modern Fizik Kristal yapılı ve amorf yapılı maddelere günlük yaşamdan örnekler bulunuz. Bu maddelerin nerelerde kullanıldığına dair kütüphane, İnternet (gov.tr veya edu.tr uzantılı), yazılı ve görsel medya gibi farklı ve güvenilir bilgi kaynaklarından bir araştırma yapınız. Bu kaynaklardan amaca uygun seçtiğiniz bilgiler ışığında oluşan araştırma sonuçlarını görsellerle birleştirerek panoda sergileyiniz. Görüntüleme elektrotları Işık ve görüntü Yansıtıcı ayna Işık kutuplama filtresi LCD TEKNOLOJİSİ Polarize camlar Sıvı kristal Renk filtresi Cam panel Polarizatör Parlak Işık kaynağı Günümüzün en önemli icatlarından biri de LCD teknolojisine sahip televizyonlardır. Bu televizyonların çalışmasında yarı katı, yarı sıvı özellik gösteren sıvı kristaller önemli bir yer tutar. Sıvı kristallerin en önemli özelliği, içerisinden geçen ışık ışınlarına yön vermesi ve onları istenilen doğrultuda bükebilmesidir. Böylece görüntünün kısa mesafelerde ekran üzerine düşürülmesi sağlanır. LCD panellerin görüntü oluşturma sistemi bazı katmanların üst üste getirilmesiyle sağlanır. Bu katmanlar arkadan öne doğru; yansıtıcı ayna, yatay polarize cam, ana elektrot, sıvı kristal ve polarize cam şeklinde sıralanır. LCD ekranlarda görüntü, sıvı kristal diyotlar yardımıyla elde edilir. Ayrıca bu diyotlarda ve devrelerdeki transistörlerde yarı iletken maddeler kullanılır. LCD’lerin içerisinde pek çok alanda kullanılan ve nanoteknoloji ürünü olan transistörler mevcuttur. Bu transistörler atomik boyuttadır ve devrelerin yapısında kullanılır. Polarizatör Beyaz ışık TFT + Elektron Elektrot Bu kitap için düzenlenmiştir. LCD teknolojisinin CRT (katot ışın tüpü) teknolojisinden temel farkı, yapılarında kullanılan sıvı kristallerdir. Sıvı kristal maddeler, katı kristal yapısına sahip olmalarına rağmen akışkan özellik gösteren maddelerdir. Avusturyalı Botanist Frederich Rheinizer (Fredrik Reynzer) 1888 yılında cholesteryl benzoate (kolisterili bonzayi) adlı organik maddeyi 145°C sıcaklığa kadar ısıttığında bu maddenin bulanık bir sıvıya, sıcaklık 178°C’a 245 5. Ünite Katı kristal yapı Pierre-Gilles de Gennes (1932-2007) Basit kristal yapıya sahip maddeleri incelemek için kullanılan yöntemlerin, sıvı kristal ve polimer gibi karmaşık yapıya sahip maddeleri ince­le­mede de kullanılabileceğini keşfet­miştir. Bu çalışmasından dolayı 1991 yılında Nobel Fizik Ödülü almıştır. 246 ulaştığında ise berrak bir sıvıya dönüştüğünü gözlemledi. Zamanla, bu özelliği gösteren maddelerin sıvı kristal yapıya sahip olduğunu keşfetti. Sıvı kristallerin bulunmuş olmasına rağmen bu keşfin önemi bilim dünyası tarafından o dönemlerde yeterince anlaşılamamıştır. Sıvı Sıvı kristal Sıvı kristal molekülleri termotropik ve liyotropik olmak üzere iki çeşittir. Termotropik sıvı kristaller ise nematik, kolektorik ve simetrik olarak üçe ayrılır. Bilim insanları, 1960’lı yıllarda sıvı kristallerin kendi içlerinden geçen ışığın özelliklerini değiştirebileceğini fark etmiştir. ‟LCD Teknolojisi” adlı metinde de belirtildiği gibi sıvı kristalleri, içerisinden geçen ışık ışınlarına yön vererek onları istenilen doğrultuda bükebilir. Sıvı kristallerdeki molekül içi bağların zayıf olması onların basınç, sıcaklık, elektriksel ve manyetik alandan kolay etkilenmelerine neden olur. Bunun sonucunda sıvı kristallerin renkleri kırmızıdan mora kadar değiştirilebilir. Örneğin, vücut sıcaklığımız yükseldiğinde yüzümüzün kırmızı veya sarı renge dönüşmesini sıvı kristal yapıya sahip kolesterin maddesi sağlar. Kolesterin maddesi 36,5 °C’ta renksiz, 39,5 °C’ta kırmızı, 40 °C’ta sarı, 40,2 °C’ta ise yeşil rengini alır. 1960’lı yılların sonlarına doğru başta Fransız Pierre-Gilles de Gennes (Piyer Cils de Cinis) olmak üzere pek çok bilim insanı sıvı kristaller üzerine çalışmış ve bu kristallerle görüntü oluşturma denemeleri yapmıştır. Sonunda Pierre-Gilles de Gennes görüntü oluşturmayı başarmış ve bu nedenle LCD teknolojisinin mucidi kabul edilmiştir. Sıvı kristallerin LCD veya bilgisayar ekranlarının yapısında kullanımı teknolojinin gelişimine büyük katkılar sağlamış, günlük yaşamda problem teşkil eden ve ihtiyaç görülen pek çok aletin geliştirilmesine ön ayak olmuştur. Sıvı kristallerin ekranların yapısında kullanımına dair pek çok örnek mevcuttur. Bunların başında “LCD Teknolojisi” adlı metinde de ifade edildiği gibi LCD televizyonlar gelir. Ayrıca bilgisayar ekranlarında, dijital saatlerde, kameralarda, hesap makinelerinde, cep telefonlarında otomobil ve uçakların gösterge panellerinde sıvı kristal teknolojisi kullanılır. Bu teknolojik ürünlerin işlevlerinin çoğalması ve hacimlerinin küçülmesi kullanım kolaylığı sağlamakla birlikte iletişimi yaygınlaştırmaktadır. Teknolojinin gelişimiyle birlikte sıvı kristallerin uygulama alanları daha da artacak, maliyetleri azalacaktır. Bu durum toplumların sosyal ve ekonomik gelişmelerine katkı sağlayacaktır. LCD teknolojisini daha iyi kavrayabilmek için LCD ve CRT (katot ışın tüpü) teknolojileri kullanılarak üretilen iki monitörü bir sonraki sayfada karşılaştıralım. Modern Fizik Aynı firma için LCD Monitör CRT Monitör Fiziksel boyut Az yer kaplar. İnce ve hafiftir. Çok yer kaplar. Kalın ve ağırdır. Görüntülenebilir alan 17” Monitörün görüntülenebilir alanı 17” tir. 17” Monitörün görüntülenebilir alanı 16” tir. Renk yapısı Orta seviyede renk kalitesi sunar. Yüksek seviyede renk kalitesi sunar. Çözünürlük Doğal çözünürlük sınırı vardır. Farklı çözünürlüklerde aynı kaliteyi sunar. Yansıma Parlak ışık altında yansıma çok azdır. Parlak ışık altında yansıma çok fazladır. Görüş açısı Görüş açısı küçüktür. Görüş açısı büyüktür. Enerji tüketimi Enerji tüketimi azdır. Enerji tüketimi fazladır (2-4 kat). Sağlık Zararlı etkileri azdır. İnsan gözü başta olmak üzere zararlı etkileri fazladır (Filtre kullanılmalıdır.). Dayanıklılık Hassas malzemelerden oluşmuştur. Dayanıklıdır. Fiyat 20” LCD yaklaşık 250TL’dir. 20” CRT Flat üretilmiyor. Masaüstü bilgisayarlardan dizüstü bilgisayarlara geçişte sıvı kristallerin katkısının neler olduğu konusunda kütüphane, İnternet, yazılı ve görsel medya gibi farklı ve güvenilir bilgi kaynaklarından bir araştırma yapınız. Bu kaynaklardan amaca uygun olarak seçtiğiniz bilgiler ışığında oluşan araştırma sonuçlarını arkadaşlarınızla paylaşınız. Güneş PİLLERİ Güneş enerjisini iç fotoelektrik reaksiyondan faydalanarak elektrik enerjisine çeviren bu piller günlük hayatta sokak lambalarından hesap makinelerine kadar pek çok alanda kullanılmaktadırlar. Güneş pilleri genellikle n-tipi ve p-tipi yarı iletken maddelerden yapılıp en çok kullanılan yarı iletkenler silisyum, galyum arsenit ve kadminyum tellürdür. Güneş ışığındaki fotonlar, elektronları yarı iletken metalik bir yonga plakasının bir katmanından bir diğer katmanına hareket ettiren enerjiyi sağlar. Elektronların hareketi akım oluşturur. Güneş pilleri yapısına bağlı olarak % 5 -% 20 arasında bir verimle elektrik üretir. Bu kitap için düzenlenmiştir. Walter Houser Brattain (1902-1987) Yarı iletkenler ve transistörler üzerinde araştırmaları olmuştur. Bu nedenle 1956 yılında Nobel Fizik Ödülü almıştır. Si Si Yarı iletkenler, elektriksel iletkenlik açısından iletken maddeler ile yalıtkan maddeler arasında yer alan maddelerdir. Yarı iletkenlerin iletkenlerle yalıtkanlar arasında kalma sebebi, yarı iletken maddelerin elektrik akımının belli bir değerine kadar izin vermemesi ve o sınır değerinden sonra akıma karşı neredeyse hiç direnç göstermemesidir. Si Si Si Si Si Si Si Si Si Si Si Si Si Si Si 247 5. Ünite William Shockley (1910-1989) Walter Houser Brattain ile birlikte transistörü keşfetmişlerdir. Ayrıca yarı iletkenler üzerinde araştırmaları olmuştur. Bu nedenle 1956 yılında Nobel Fizik Ödülü almıştır. John Bardeen (1908-1991) Transistörün üretimine katkıda bulunmuştur. Bu nedenle 1956 yılında Nobel Fizik Ödülü almıştır. Yarı iletken maddeler; ısı, ışık, manyetik vb. bir dış etki ile karşılaştığında iletken olurlar. Bu etki ortadan kalktığında tekrar yalıtkan hâle dönebilirler. Yarı iletken maddeler kristal yapıya sahiptir. Bu maddelerin bazıları doğada mevcutken bazıları laboratuvar koşullarında üretilir. Yarı iletkenler genellikle 4A grubu elementleridir ve kararlı hâle geçmek için dört adet kovalent bağ yaparlar. Germanyum (Ge), silisyum(Si), selenyum (Se), bakır oksit (CuO), galliyum arsenid (GaAs), indiyum fosfor (InP) ve kurşun sülfür (PbS) başlıca yarı iletken maddelerdir. LCD teknolojisinde kullanılan maddelerden bir diğeri yarı iletkenlerdir. Bu iletkenler LCD televizyon devrelerindeki diyotlarda ve transistörlerde kullanılmaktadır. 1948 yılında Walter Houser Brattain (Voltır Havzır Bratayn), William Shockley (Vilyım Sakley) ve John Bardeen (Con Bardın) adlı fizikçiler yarı iletken malzemeler üzerine çalışmalar yapmış; düşük akımlarla yüksek akımları denetlemeye yarayan, yarı iletken malzemeden yapılan ve vakum tüplerinin yerini alan transistör adlı devre elemanını üretmişlerdir. Günlük yaşamda pek çok alanda kullanılan yarı iletkenler teknolojinin gelişmesine büyük katkı sağlamıştır. Teknolojik ürünlerin çalışma prensibinin bir fiziksel kurala dayandığı unutulmamalıdır. Yarı iletken maddeler savunma sanayinde, dedektörlerde, lazerlerde, gaz analiz sensörlerinde, termal kameralarda ve gece görüş sistemlerinde kullanılır. Sağlık sisteminde hızlı ve doğru sıcaklık ölçümlerinde, sıvı analizi ve hastalık teşhislerinde kullanılmaktadır. Ayrıca iletişim teknolojisinde cep telefonları, bilgisayarlar ve uydu sistemleri yarı iletken maddelerin başlıca kullanım alanlarıdır. Yarı iletken maddelerin özellikle uzay teknolojisinde kullanımı bu maddelerin geleceğe yön verecek araştırmaların içinde olacağını göstermektedir. Maliyeti çok yüksek olmasına rağmen toplumlara sağladığı faydalar gün geçtikçe artmaktadır. Gelişmiş ülkelerin birçoğu bu teknolojiye önemli bütçeler ayırmaktadır. Günümüzde birçok alanda kullanılan iletken ve yarı iletken maddeler, enerji aktarımında kayıplara neden olur. En iyi iletkenlerden biri olan altın metali bile üzerinden geçen enerjinin %35’ni kaybeder. Acaba enerji aktarımında kayıplara yer vermeyecek iletkenler üretilebilir mi? Yarı iletken maddelerin teknolojide kullanım alanları konusunda kütüphane, İnternet, yazılı ve görsel medya gibi farklı ve güvenilir bilgi kaynaklarından bir araştırma yapınız. Bu kaynaklardan amaca uygun olarak seçtiğiniz bilgiler ışığında oluşan araştırma sonuçlarını arkadaşlarınızla paylaşınız. 248 Modern Fizik Alexei A. Abrikosov (1928-….) Vitaly L. Ginzburg ve Anthony J. Leggett ile birlikte üstün (süper) iletkenler ÜSTÜN İLETKENLİK Hollandalı Fizikçi Heike Kamerlingh Onnes (Heyki Kamerling Ons) 1911 yılında, yaptığı bir deneyde cıvayı sıvılaştırılmış helyuma sokar ve iletkenlerin direncinin, mutlak sıfıra yakın (çok düşük) sıcaklıklarda, sıfıra yakın değer aldığını keşfeder. Daha sonra bu özelliğe üstün iletkenlik adını verir. Maddelerin üstün iletkenlik özelliği gösterdiği sıcaklığa kritik sıcaklık denir. Kritik sıcaklık, üstün iletkenler için ayırt edici bir özelliktir. Üstün iletkenliğin keşfi bilim dünyasında önemli bir dönüm noktası olarak kabul edilir. Metalleri sıvı helyuma sokarak üstün iletken oluşturma yöntemi, gerek pahalılığı gerekse koşulların yetersizliği yüzünden fazla tercih edilmez. Yapılan araştırmalar ile metaller yerine metal alaşımların da üstün iletken olabileceği ortaya konmuştur. Alaşım kullanılarak üretilen üstün iletkenler metal kullanılarak üretilen üstün iletkenlere oranla çok daha yüksek sıcaklıklarda (-150 °C) üretilebilir. Birçok bilim insanı üstün iletkenler üzerine çalışmıştır. Örneğin, Brain Josephson (Brayn Cozıfsın) üstün iletkenlerin mikroskobik özelliklerine dayalı bir keşif yapmış ve üstün iletkenlerde tünelleme olayını bulmuştur. Tünelleme elektron çiftlerinin, iki üstün iletken metal arasına ince bir yalıtkan (n kalınlığında) konan sistemden dirençsiz geçerek akım oluşturabilmesidir. Bu kitap için düzenlenmiştir. üzerine yaptıkları çalış­ malardan dolayı 2003 yılında Nobel Fizik Ödülü almıştır. Vitaly L. Ginzburg (1916-2009) Üstün (süper) iletkenler üzerine yaptığı çalışmalardan dolayı 2003 yılında Nobel Fizik Ödülü almıştır. Anthony J. Leggett (1938-....) Üstün (süper) iletkenler üzerine yaptıkları çalışmalardan dolayı 2003 yılında Nobel Fizik Ödülü almıştır. Üstün iletkenler günlük yaşamda pek çok alanda kullanılır. Bunların başında maglev (manyetik raylı tren) adıyla bilinen hızlı trenler gelir. Almanya, Fransa, Japonya ve Çin’de kullanılan bu teknolojinin temelinde üstün iletken maddelerin sahip olduğu manyetik itme kuvveti özelliği yer alır. Saatte 581 km hıza ulaşarak kara ulaşımı açısından toplumlara büyük hizmet sunmaktadır. Sürtünmeden kaynaklanan enerji kayıplarının olmamasından Ivar Giaever dolayı diğer kara taşıtlarına göre hem ekonomik hem de çevreci (1929-….) Yarı iletkenler ve üstün ilet­ olan bu teknolojinin çalışma prensiplerini inceleyelim. Elektromıknatıslarla kaplı ray üzerindeki trenin her iki ucunda kenlerde tünelleme etkisi üzerindeki çok düşük sıcaklıklarda soğutulmuş üstün iletken mıknatıslar çalışmalarından dolayı 1973 yılında bulunur. Bu üstün iletken mıknatıslar çok büyük manyetik alan Nobel Fizik Ödülü almıştır. 249 5. Ünite oluşturabilmektedir. Bu sayede tren yaklaşık 10 cm yükseltilir. Yandaki şekilde de görüldüğü gibi trenin raydan çıkmasını önlemek amacıyla trenin alt kısmı rayları saran bir yapı şeklinde tasarlanmıştır. Trenin hareket etmesi için elektromıknatıs bobinine Yardımcı değişen frekanslarda alternatif akım verilir. Raylardaki mıknatıs elektromıknatısın kutuplarıyla (N-S), trendeki destek Sabit bobin ve yardımcı mıknatıs kutuplarının etkileşimi sonucu Destek mıknatıs oluşan çekme kuvvetiyle tren ilerler. Tren raylarla temas N N S N S etmediği için sürtünme minimuma iner ve enerji kaybı N S azalır. Trenin hızı, bobinlerdeki alternatif akıma bağlı olarak değiştirilir. Tren durdurulacağı zaman akımın N S yönü ters çevrilir ve oluşan zıt yönlü itme kuvvetiyle tren durdurulur. N N S S S Üstün iletkenlerin diğer bir kullanım alanı da sağlık sektöründeki MRI (manyetik rezonans görüntüleme) cihazlarıdır. İnsan vücudu bu cihazlar sayesinde zararlı ışınlara maruz kalmadan ayrıntılı bir şekilde görüntülenebilmektedir. MRI cihazları fizik-teknoloji ilişkisine örnektir. Brain Josephson Ayrıca CERN’de yapılan deneylerde üstün iletkenler (1940-….) kullanılmaktadır. Üstün iletken mıknatısların oluşturduğu çok Ivar Giaever ve Leo Esaki ile birlikte yarı iletkenler ve üstün büyük manyetik alan sayesinde CERN'de parçacıklar rahatlıkla iletkenlerde tünelleme etkisi üzerinde çok yüksek hızlara ulaştırılır ve belirli yörüngelerde çarpıştırılır. . yaptıkları çalışmalardan dolayı 1973 Bu çalışmalar fizik bilimine büyük katkılar sağlayacaktır. yılında Nobel Fizik Ödülü almıştır. Günümüzde üstün iletkenlik kavramının ve uygulama alanlarının genişletilmesine çalışılmaktadır. Bu durum teknolojinin geliştirilmesinde ve bu gelişmelerin toplumların sosyal, kültürel ve ekonomik gelecekleri üzerindeki olumlu etkileri açısından büyük öneme sahiptir. Leo Esaki (1925-….) Yarı iletkenler ve üstün iletkenlerde tünelleme etkisi üzerinde yaptıkları çalışmalardan dolayı 1973 yılında Nobel Fizik Ödülü almıştır. Üstün İletken Madde Kritik Sıcaklık (K) Zn 0,88 Al 1,19 Hg 4,15 Pb 7,18 Nb3Sn 18,05 Nb3Ge YBa2Cu3O7 23,2 TlBaCaCuO 125 92 * Serway, Raymond A. ve Beıchner, Robert J. 2005 kaynağından yararlanılarak düzenlenmiştir. 250 Sınıfınızda iki grup oluşturunuz. I. grup: Üstün iletkenlerin geleceğin teknolojisindeki yerine yönelik, II. grup: Yarı iletkenlerin teknolojiye katkılarını ve uzay teknolojisindeki yerine yönelik, kütüphane, İnternet, yazılı ve görsel medya gibi farklı ve güvenilir bilgi kaynaklarından bir araştırma yapsın. Bu kaynaklardan amaca uygun seçtiğiniz bilgiler ışığında oluşan araştırma sonuçlarını Powerpoint sunusu hâline getirerek sınıfa sununuz. Modern Fizik Mikroskoptan Alanın Görünümü Kale 500 µm Oyun Alanı 900 µm 800 µm 2 µm boşluk 30 µm perde Elektrot Dizilimi Kale 16 oyun alanı barındıran yonga Saha Çizgileri 1500 µm NANO FUTBOL Nano futbol, bilim kurgu filmlerinden bir alıntı gibi görünse de mikro-elektro-mekanik sistem program çalışmaları yapan üniversiteler için yeni bir takım sporudur. Bu oyun; aralarında 2 µm boşluk bulunan ve 30 µmʼlik perdelerden oluşan mercimek tanesi büyüklüğünde (2,5mm x 2,5mm) bir alan üzerinde, çapı saç telinden daha küçük bir topla oynanır. İnsanlar bu oyunu nanobot adı verilen oyuncularla mikroskop, elektrik ve manyetik alan kullanarak oynamaktadır. Elektrik ve manyetik alanlar, uzaktan kumanda sayesinde kontrol edilebilmektedir. Oyun alanı üzerindeki oyuncular bir amibin yaklaşık altıda biri kadardır. Nanobotlar; alüminyum, krom, altın, nikel veya silikondan üretilmektedir. Nanobotların ağırlıkları nanogram, boyları mikrometre mertebesindedir. Oyun alanı oluşturulurken on altı adet nano futbol sahası tek bir silikon yonga üzerine inşa edilir ve bu yonga, kontrol arayüz bağlantılarıyla beraber bir devre kartına takılır. Nano futbol topları, yandaki şekilde de görüldüğü gibi yaklaşık 50 μm yarıçapında silikon dioksit diskinden oluşturulur ve sahada daha kolay görülebilmeleri için üzerlerine T şeklinde bir işaret konur. Nanotopun üzerinde bulunan üç küçük halka şeklindeki kabartılar, oyun alanı şeklindeki perdeye temas eden yüzey alanını azalttığından aynı zamanda sürtünmeyi azaltarak topun oyun sahasında daha kolay kaymasını sağlar. İlk nano futbol turnuvası 2007 yılında Atlanta’da, RoboCup etkinlikleri içerisinde yer almıştır. Nano futbol turnuvaları iki milimetrelik koşu, engelli rota ve top yönetme olmak üzere üç aşamadan oluşur. Birinci aşamada, nanobotlar oyun sahasının bir ucundan diğer ucuna kadar birbirleriyle yarışır. En hızlı olan bu aşamayı kazanır. İkinci aşamada, nanobotlar polimer malzemelerle set çekilmiş bir parkuru tamamlamaya çalışır. Parkuru ilk önce tamamlayan, bu aşamayı kazanır. Üçüncü aşamada, nanobotlar üç dakikalık süre içerisinde nano toplarıyla futbol maçı yaparlar. En fazla gol atan bu aşamayı kazanır. Devre kartı Nano futbol sahaları takılı yonga 50 µm Nanotop 251 5. Ünite Nano futbol turnuvaları, nanoteknoloji alanındaki pratik uygulamaların geliştirilmesi için düzenlenmektedir. Nanoteknolojinin gelişmesiyle birlikte vücudumuzda mikroameliyatlar yapabilecek nanodoktorlar geliştirilebilir. Bu kitap için düzenlenmiştir. Bilim insanları makroskobik boyutta üretilen mevcut teknolojik ürünlerden yola çıkarak mikroskobik boyutta ürünler oluşturmaya çalışmıştır. Bu alanda ilk çalışmaları Richard Feynman (Riçırd Feyman) yapmıştır. Atomların atomlarla ya da moleküllerin moleküllerle işlenmesi, ayrılması, birleştirilmesi ve bozulması şeklinde tanımlanan nanoteknoloji dünyasında Norio Taniguchi’nin çalışmaları (1974) önemli bir dönüm noktası olmuştur. Maddeler, özelliklerini atomlardan ve bu atomların dizilişinden almaktadır. Atomları işleyebilecek kadar küçük boyutta (nanometre veya mikrometre boyutunda) aletlerle doğadaki atomik dizilimler taklit edilirse istenilen birçok ürün üretilebilir. Nanoteknoloji, atom veya moleküllerin tek tek işlenerek birleştirilmesi sonucu istenilen ürünün elde edilmesine yönelik bir teknolojidir. Nanoteknolojinin gelişimine en büyük katkı tarama tünelleme mikroskoplarının icadıyla sağlanmıştır. Çünkü bu mikroskoplar atomların yerlerini istediğimiz şekilde değiştirebileceğimizi ispatlamıştır. Nanoteknolojik ürünler, -9 yaklaşık olarak 10 m mertebesindeki sistemlere karşılık gelir. Günlük hayatta pek çok alanda kullanılan nanoteknoloji ,bireylerin ihtiyaçlarını karşılamakla birlikte toplumlara sosyal ve ekonomik alanda katkı sağlar. Aşağıdaki şekilde nanoteknolojinin günlük hayattaki uygulama alanları verilmiştir. Elektronik (Nano elektronik) Bilgisayar (Kuantum bilgisayar) Malzeme Bilimi (Hafif ve kuvvetli Matematik malzeme) (Modelleme) NANOTEKNOLOJİ Eczacılık (Yapay kemik) Biyoloji (Biyosensörler) 252 Fizik (Karakterizasyon) Kimya (Seçici depolama) Modern Fizik Nanoteknolojinin uygulama alanlarından bazılarını inceleyelim. Endüstriyel alan: Nanoteknolojinin bu alanda kullanımına yönelik pek çok örnek vardır. Bunların başında otomotiv ve tekstil sektörleri gelir. Otomobil boyalarının nano parçacıklarla hazırlanması sonucu çizilmez boyalar üretilmiştir. Ayrıca lotus adlı bir bitkinin su tutmama özelliği gösteren yaprak yapısı taklit edilerek nanoteknolojik ürünler cam teknolojisine uygulanmış böylece otomobil camlarının su ve kir tutması engellenmiştir. Tekstil sektöründe, karbon liflerden kumaş hazırlanarak su tutmayan ve yanmayan kumaşlar üretilmiştir. Bu kumaşlar itfaiyeci kıyafetlerinde de kullanılmaktadır. Bilimsel alan: Nanoteknolojinin bu alandaki başlıca kullanımları; nano kütüphaneleri, chip (çip), transistör, elektronik devre ve CD üretimleri şeklindedir. Nanoteknoloji sayesinde milyarlarca sayfaya sığdırılamayacak bilgiler toplu iğne başından küçük boyutlarda depolanabilir. Örneğin; binlerce kitaptan oluşan arşivler küçücük çiplere sığdırılabilmektedir. Bu, nanoteknolojinin toplumlara sağladığı faydalardan sadece biridir. Aşağıda resimde görülen Türk bayrağı Bilkent Üniversitesi tarafından nanoteknoloji kullanılarak üretilmiştir. Bayrağın büyüklüğü 500 nm’dir. Normal ve nanoteknolojik cam Sağlık alanı: Nanoteknolojinin bu alandaki başlıca kullanımları hücre onarım robotları, nano cerrahi (özellikle göz ve beyin), nano robot, nano ölçekli ilaç yapımı, biyosensörler şeklindedir. Gelişmekte olan nanoteknolojinin gelecekte pek çok alanda kullanımı planlanmaktadır. Atom boyutu dikkate alındığında nanoteknolojik araçların gelecekte ne derece küçük boyutta olacağı ve hayatımızı ne kadar kolaylaştıracağı aşikârdır. Örneğin, ‟Nano Futbol” adlı metinde de belirtildiği gibi 90m X 120m büyüklüğündeki sahalarda oynanan futbol oyunu artık günümüzde mercimek tanesi büyüklüğünde (2,5mm X 2,5mm) bir alanda, saç telinden daha küçük bir topla oynanabilmektedir. Bunun yanı sıra ilk üretilen bilgisayarlar hem yüksek maliyetli olup hem de bir odaya bile zor sığarken günümüzde üretilen bilgisayarlar küçük bir defter boyutundadır ve maliyetleri gittikçe azalmaktadır. Bu bilgisayarlar nanoteknolojinin gelişmesine bağlı olarak daha da küçültülebilecektir. Bu nedenle birçok gelişmiş ülke bütçelerinin bir kısmını nanoteknolojik araştırmalara ayırmıştır. 253 5. Ünite Teknolojik gelişmelere bağlı olarak üretilen ürünlerin boyutlarındaki değişim konusunda kütüphane, İnternet, yazılı ve görsel medya gibi farklı ve güvenilir bilgi kaynaklarından araştırma yapınız. Bu kaynaklardan amaca uygun seçtiğiniz bilgiler ışığında oluşan araştırma sonuçlarını Powerpoint sunusu hâline getirerek arkadaşlarınızla paylaşınız. ÇEKİRDEĞİN YAPISI Kuark Maddelerin yapısına yönelik ilk çalışmalar MÖ 460’lı yıllara rastlar. O yıllardan günümüze Atom kadar pek çok bilim insanı atom ve atomun yapısı hakkında birçok çalışma yapmıştır. Bunun sonucunda atomun yapısına dair farklı modeller geliştirilmiştir. İngiliz Fizikçi J.J.Thomson (Tamsın), katot ışın tüpüyle yaptığı deneyle elektronun varlığını kanıtlamış, İngiliz Fizikçi Ernest Rutherford ise altın levha deneyiyle çekirdeğin yapısını ve protonu keşfetmiştir. Ayrıca Rutherford her atomun, kendini oluşturan çekirdeğinden yaklaşık Çekirdek 10.000 kat daha büyük olduğunu bulmuştur. İngiliz Fizikçi J.Chadwick (J. Cetvik) nötronu keşfetmiştir. Bu keşif, atom çekirdeğinde protonun yanı sıra Proton nötr parçacıkların da olduğunu kanıtlamıştır. Başta Alman Fizikçi Albert Einstein ve İtalyan Fizikçi Enrico Fermi olmak üzere birçok bilim insanı atom çekirdeğinin yapısına dair araştırmalar yapmıştır. Bu araştırmalar sonucunda çekirdeğin yapısı, temel özellikleri, bağlanma enerjisi vb. pek Elektron çok kavram hakkında yeni bilgiler elde edilmiştir. Özellikle yirminci yüzyılın başlarında yapılan deneysel çalışmalar sonucunda, maddenin temel yapı taşı sayılan atomun daha küçük parçalardan oluştuğu anlaşılmıştır. Alman Fizikçi Otto Hahn ile Avusturyalı fizikçi Lise Meitner çekirdek bölünmelerini keşfetmiştir. Bu kitap için düzenlenmiştir. Bilim insanlarının yıllar boyu araştırmalarına kaynak olan atom çekirdeğinin yapısı ve özellikleri nelerdir? Çekirdeğin yapısına dair yapılan çalışmaları ve ulaşılan sonuçları birlikte irdeleyelim. On birinci sınıf fizik derslerinde de öğrendiğiniz gibi maddenin yapısını oluşturan atomların çekirdeğiyle ilgili ilk araştırmaları Ernest Rutherford, altın levha deneyiyle yapmış ve altın atomlarına gönderilen elektronlardan bazılarının saptığını gözlemlemiştir. 254 Modern Fizik Buradan hareketle, Rutherford atomda pozitif bir yükün (protonun) Çekirdek varlığını ve bu yükün çekirdekte bulunduğunu bulmuştur. Çekirdeğin -14 atomdan 10.000 kat küçük ve çapını 3.10 m olarak hesaplamıştır. Yapılan araştırmalar sonucunda bir atomun etrafındaki yörüngelerde elektron hareket ederken atom çekirdeğinde nükleon adı verilen proton ve nötronların bulunduğu görülmüştür. Çekirdekte proton ve nötronu oluşturan başka parçacıklar da mevcuttur. Bu parçacıklar ‟Atomlardan Kuarklara” ünitesinde detaylı olarak işlenmiştir. Aşağıdaki tabloda atomu oluşturan parçacıklar ve bazı özellikleri verilmiştir. Adı Sembolü Yükü Kütlesi Proton p +1 1,6726.10−27 kg Nötron n 0 1,6604.10−27 kg Elektron e- -1 9,1.10−31 kg Elektron Bir atomda proton sayısı, elementi tanımlar. Proton sayısı aynı zamanda atom numarasına eşittir. Yani farklı iki elementin çekirdeğinde aynı sayıda proton olmaz. Bir atomun proton sayısı ile nötron sayısı toplamı atomun kütle numarasını verir. Bu durum; A = Z + N şeklinde ifade edilir. Burada; A : Atomun kütle numarası, Z : Çekirdekteki proton sayısı, N : Çekirdekteki nötron sayısıdır. Elementler sembolize edilirken atomun kütle numarası sol üst köşeye, çekirdekteki proton sayısı ise sol alt köşeye yazılır. Örneğin; uranyum (U), kalsiyum (Ca) ve magnezyum (Mg) elementlerini sembolize edecek olursak; 238 92 U, 40 Ca ve 24 Mg şeklinde yazılır. 20 12 Çekirdeklerin yarıçapı, kütle numaralarına bağlı olarak değişiklik göstermektedir. Kütle numarası A olan bir atomun çekirdek yarıçapı; 1/3 r = r0 A ifadesi ile hesaplanır. Burada; r0 = 1,2.10-15 m veya 1,2 fermi (fm) dir. Bilindiği üzere atomların çekirdeği pozitif yüklü proton ve nötr nötrondan oluşur. Peki, çekirdekteki pozitif yüklü iki proton birbirine büyük bir elektriksel kuvvet uyguladığı hâlde nasıl oluyor da birbirinden ayrılmıyor? Çekirdeğin dağılmasını engelleyen kuvvet nedir? Atom çekirdeğindeki parçacıkları bir arada tutacak güçlü bir kuvvetin var olduğu fikri bilim insanlarını bu yönde araştırma yapmaya sevk etmiştir. Özellikle atom boyutunda incelemelerin gelişmesiyle Japon Fizikçi H. Yukawa (H. Yukava), kısa menzilli 10-15m (birkaç femtometre-fermi) olan ve “Çekirdeğin Yapısı” adlı metinde de belirtililen nötronlar ve protonlar arasında meydana gelen elektriksel itme kuvvetinden çok daha büyük bir kuvvetin H. Yukawa (1907-1981) Japon asıllı fizikçidir. Mezonlar ve alanların kuvantal kuramı üzerine yaptığı çalışmalardan dolayı 1949 yılında Fizik Ödülü Nobel almıştır. 255 5. Ünite varlığını keşfetmiştir. Çekirdekte proton-proton veya nötron-nötron arasında gerçekleşen ve yeğin kuvvet adı verilen bu kuvvet, doğadaki kuvvetlerin en büyüğü olup yükten bağımsızdır. Yapılan araştırmalar yeğin kuvvetlerin 1-2 fermi mesafelerinde etkili olduğunu göstermiştir. Yukawa’nın yeğin kuvveti keşfetmesinden sonra bilim insanları çekirdek kuvvetinde nötronların önemini fark etmiştir. Çekirdekteki nötronlar protonların aralarına girerek protonlar arasında oluşan elektriksel itme kuvvetini zayıflatır. Ayrıca bu nötronlar diğer nükleonlarla etkileşerek çekirdeğin dengesinin sağlanmasına büyük katkı sağlar. Bu durumu aşağıdaki şekil üzerinde açıklayalım. FE FE FÇ FÇ FE FE Şekil 3 Şekil 4 FE : Elektriksel (coulomb) kuvvet FÇ : Çekirdek kuvveti : Nötron : Proton Bir çekirdekteki iki protonun Şekil 3’teki gibi yan yana durması zordur. Çünkü çekirdekteki ‟+” yüklü protonlar birbirlerini iterler. Ancak bu protonların arasına Şekil 4’teki gibi nötronlar yerleştirilirse denge çok daha kolay sağlanır. Çünkü çekirdek kuvvetler protonlarla nötronlar arasında dengeyi sağlar. Çekirdek kuvvetleri, hadron adı verilen atom altı parçacıklar arasındadır. Doğadaki dört temel kuvvetten biri olan beta bozunumlarında gerçekleşen zayıf nükleer kuvvetler, bozonlar arasında etkilidir ve yeğin kuvvetlere oranla 106 kat daha küçüktür. Çekirdeğin yapısı üzerine yapılan araştırmalar çekirdeğin kütlesinin, kendini oluşturan proton ve nötronların kütleleri toplamından daha küçük olduğunu göstermiştir. Einstein, bu kütle farkının enerjiye dönüştüğünü; E = Δm c2 formülüyle ifade etmiştir. Çekirdekteki proton ve nötronları bir arada tutmak için kullanılan bu enerji bağlanma enerjisi olarak adlandırılır. Bir atom çekirdeğinde nükleon başına düşen bağlanma 256 Modern Fizik 9 O16 8 7 Fe56 C12 He4 6 4 3 H3 He3 2 1 He2 0 He1 0 U238 Pb209 Li7 Li6 5 U235 Cu63 En kararlı bölge Nükleon başına düşen bağlanma enerjisi (MeV) enerjisini bulmak için, çekirdeğin bağlanma enerjisini nükleon sayısına bölmemiz gerekir. Bir çekirdekte nükleon başına düşen bağlanma enerjisi ne kadar yüksekse çekirdek o kadar kararlıdır. 30 60 120 150 90 Atom kütle numarası 180 210 240 270 Yukarıda bazı atom çekirdeklerinin nükleon başına bağlanma enerjilerinin atomik kütle numaralarına (akb) göre değişimini gösteren bir grafik verilmiştir. Atomik kütle birimi (akb), 12C atomunun kütlesinin 1/12'sidir. Grafiği incelediğimizde şu sonuçlara ulaşabiliriz: 1. Nükleon başına düşen bağlanma enerjisinin en düşük olduğu atom, hidrojen atomudur. 2. Atom numarası 20’den küçük olan elementlerin nükleon başına bağlanma enerjileri de düşüktür. Bu durum ağır elementler için de geçerlidir. Nükleon başına düşen bağlanma enerjisinin en yüksek olduğu bölge, kütle numarası 50-100 arası olan elementlerin bulunduğu bölgedir. Bu bölgeye en kararlı bölge denir. 56Fe atomu enerji olarak en yüksek değerdedir (8,8 MeV). Demir, nikel, bakır gibi metaller kararlı yapıdadır. Sınıfınızda iki grup oluşturunuz. I. grup : Çekirdeğin temel özelliklerine yönelik, II. grup : Çekirdek kuvvetlerine yönelik, kütüphane, İnternet, yazılı ve görsel medya gibi farklı ve güvenilir bilgi kaynaklarından bir araştırma yapsın. Bu kaynaklardan amaca uygun seçtiğiniz bilgiler ışığında oluşan araştırma sonuçlarını Powerpoint sunusu hâline getirerek sınıfa sununuz. 257 5. Ünite 296.000 YILINA MESAJ Voyager uzay araçları, güneş sisteminin ötesinde çalışmak ve buradan Dünya’ya bilgiler göndermek için tasarlanmıştır. Voyager-1 ve Voyager-2 uzay araçları 1977 yılında uzaya gönderilmiştir. Güneş’ten çok daha uzaklara gidecek olan bu araçların güneş enerjisi dışında enerji sağlayıcı sisteme ihtiyaç duydukları belirlenmiştir. Bu amaçla radyoizotopların yaydıkları radyasyonu önce ısıya sonra elektrik enerjisine çevirebilen radyoizotop termoelektrik jeneratörü dizayn edilmiş, yakıt olarak da yarı ömrü ve bozunma hızı (aktiflik) büyük bir radyoizotop olan plütonyumun alfa (α) bozunmasıyla yaydığı enerji kullanılmıştır. Bunun nedeni, plütonyum radyoizotopunun bozunması için (kütle numarası, atom numarası ve enerjisindeki değişim) geçecek olan sürenin görevin tamamlanması için gereken yaklaşık 300.000 yıla denk olmasıdır. Mart 1979ʼda Jüpiter’in 286.000 km uzağından geçen Voyager -1, bu gezegenin dört uydusuyla ilgili önemli bilgileri Dünya’ya ulaştırmıştır. 1980ʼde ise Satürn’ün 124.000 km uzağından geçerek gezegenin halkaları ile uydularını incelemiştir. Bu görevlerden sonra Voyager-1, güneş sisteminin dışına çıkabileceği bir rotaya yerleştirilmiştir. Voyager-2, Temmuz 1979ʼda Jüpiter’in, Ocak 1986ʼda Uranüs’ün ve Ağustos 1989ʼda da Neptün’ün yakınından geçmiş ve bu gezegenlere ait görüntüleri Dünya’ya ulaştırmıştır. Her şey planlandığı gibi gelişirse Voyager-2, 42.000 yılında Ross 248 yıldızının, 296.000 yılında da Sirius yıldızının yakınlarından geçecek. Eğer bu yıldızların yakınlarında bir gezegen ve bu gezegende de Voyager-2ʼnin gönderdiği sinyalleri algılayabilecek canlılar mevcutsa, uzay aracının kenarına takılmış bakır diski ve bu diskin nasıl kullanılacağını gösteren tarifi bulacaklardır. Bakır diskten Türkçe dâhil, 55 Dünya dilinde kendilerine binlerce yıl öncesinden gönderilmiş şu mesajı dinleyecekler: ‟Bu, bizim uzak, küçük Dünya’mızdan bir hediye. Sizin zamanınızda yaşayabilmek için kendi zamanımızı aşmaya çalışıyoruz.” Günümüzde radyoizotopların sahip olduğu radyoaktiflik birçok farklı alanda (tıp, tarım, arkeolojide organik numunelerin yaş tayini vb.) kullanılmaktadır. Bu kitap için düzenlenmiştir. 258 Modern Fizik Otomobil, uçak vb. ulaşım araçlarının yakıtlarını dikkate aldığımızda Voyager-2 uzay aracının 296.000 yıl boyunca seyahatini sürdürebilmesi için ne tür bir yakıta ihtiyaç duyduğu merak uyandırıcı bir durumdur. Dünya'mızın çevresinde dolaşan uydu ve uzay araçları, enerjilerinin büyük bir kısmını güneş panelleri aracılığıyla Güneş'ten karşılamaktadır. Voyager uzay araçları da tıpkı diğer uzay araçları gibi enerjilerinin bir kısmını Güneş'ten sağlar. Ancak sisteminden çıktıktan sonra veya güneş sistemi içerisinde güneş görmeyen bölgelerden geçecekleri uzun süreli yolculuk esnasında enerjilerini üç radyo izotoplu termoelektrik jeneratörüyle radyoaktif maddelerden sağlamaktadır. Radyoaktif maddelerin atom çekirdekleri kararsız yapıda olduğundan zayıf nükleer kuvvet adı verilen kuvvetlerin etkisindedir. Radyoaktif maddeler bu kuvvetin etkisiyle bozunup kendisine akraba başka bir maddeye dönüşür. Bu radyoaktif maddelerin özelliklerini ve bazı maddelerin neden radyoaktif olduğunu birlikte irdeleyelim. Fransız fizikçi Antoine Henri Becquerel (Antonyo Henri Bekerel)’in 1896 yılında uranyum çekirdeğiyle keşfettiği ve daha sonra Maria (Mariya) ve eşi Pierre Curie (Pier Küri)’nin geliştirdiği radyoaktiflik kavramı, fizik bilimi açısından ne anlam ifade eder? Radyoaktif elementlerin diğer elementlerden farkı nedir? Bilindiği üzere kararsız çekirdekler, kararlı bölgeye geçmek için çeşitli yollar izler. Ernest Rutherford yaptığı deneyler sonucunda çekirdekleri kararlı olmayan radyoaktif elementlerin, radyoaktif bozunmaya uğrayarak kararlı hâle geldiklerini öne sürmüştür. Bu bozunmalar; alfa (α), beta (β) ve gama (γ) bozunmaları olarak adlandırmıştır. Radyoaktif elementlerin bu bozunmalar sonucunda atom ve kütle numaraları değişebilir. Şimdi bu bozunmaları inceleyelim. Alfa (α) bozunması: α parçacığı yayınlayan radyoaktif bir çekirdeğin atom kütlesi 4, kütle numarası 2 birim azalır. Bu reaksiyonlarda çekirdek, enerji kaybeder ve kararlı hâle geçer. α taneciği aynı zamanda pozitif yüklü helyum (He) çekirdeği olduğundan elektrik ve manyetik alanda sapma gösterir. Bozunma sonucu açığa çıkan α ışınları birer parçacıktır. Bu durumu; X → ZA−−42Y + 42 He şeklinde ifade edebiliriz. α bozunması, radyoaktif uranyum (U) çekirdeği için düşünüldüğünde; 238 234 4 şeklinde gösterilir. 92 U → 90Th + 2 He Henri Becquerel (1852-1908) Radyoaktivite konusu üzerine yaptığı çalışmalardan dolayı 1903 yılında Nobel Fizik Ödülü almıştır. Maria Curie (1867-1934) Radyoaktivite konusu üzerine yaptığı çalışmalardan dolayı 1903 yılında Nobel Fizik Ödülü ve 1911 yılında da Nobel Kimya Ödülü’nü almıştır. Z A “296.000 Yılına Mesaj” adlı metinde de belirtildiği gibi Voyager 1-2 uzay araçlarında yakıt olarak kullanılarak plütonyumun alfa(α) bozunmasıyla kütle numarası 2 ve atom numarası 4 birim azalmakta, açığa çıkan büyük enerjiyle (MeV seviyesinde) Voyager 1-2 uzay araçları seyahatlerine uzun süre devam edebilmektedir. Beta (β) bozunması: Bu bozunma β+ ve β- olmak üzere iki çeşittir. Bu reaksiyonlarda çekirdek enerji kaybeder, böylece kararlı hâle geçer. Bozunma sonucu açığa çıkan β ışınları birer parçacık olup elektrik ve manyetik alanda sapma gösterir. Enrico Fermi (1901-1954) Atom altı parçacıklar, radyoaktivite ve nükleer enerji üzerine yaptığı çalışmalardan dolayı 1938 yılında Nobel Fizik Ödülü almıştır. 259 5. Ünite β- parçacığı atomun çekirdeğindeki bir nötronun bir elektrona dönüşmüş hâlidir. β- parçacığı yayınlayan radyoaktif bir çekirdeğin atom kütlesi 1 birim artarken kütle numarası değişmez. Bu durumu; Z X → Z Y + 0 e şeklinde ifade edebiliriz. β- bozunması, A A −1 −1 radyoaktif radyum (Ra) çekirdeği için düşünüldüğünde; 226 226 0 şeklinde gösterilir. 88 Ra → 89 Ac + −1 e + β parçacığı atomun çekirdeğindeki bir nötronun pozitif yüklü bir elektrona (pozitron) dönüşmüş hâlidir. β+ parçacığı yayınlayan radyoaktif bir çekirdeğin atom kütlesi 1 birim azalırken kütle numarası değişmez. Bu durum; Z X → Z Y + 0 e şeklinde ifade edilir. β+ bozunması radyoaktif A A −1 1 kobalt (Co) çekirdeği için düşünüldüğünde; - 54 27 α + γ β radyum kurşun blok + fotoğraf plağı Radyoaktif Işınların Elektrik Alanda Sapması 0 Co → 54 26 Fe + 1 e şeklinde gösterilir. Gama (γ) bozunması: Bu bozunma sonucunda oluşan gama ışınları α ve β parçacıklarının aksine yüksek enerjiye sahip, elektrik ve manyetik alandan etkilenmeyen elektromanyetik dalgalardır. γ bozunması reaksiyonlarında çekirdek enerji kaybeder, böylece kararlı hâle geçer. γ parçacığı yayınlayan radyoaktif bir çekirdeğin atom ve kütle numarası değişmez. Bu durumu; Z A X → AZ X + γ şeklinde ifade edebiliriz. γ bozunması, radyoaktif magnezyum (Mg) çekirdeği için düşünüldüğünde; 24 24 12 Mg → 12 Mg + γ şeklinde gösterilir. Aşağıda verilen çizelgenin benzerini defterinize çiziniz ve şimdiye kadar öğrendiklerinize ek olarak alfa (α), beta (β), gama (γ) ışınlarıyla ilgili kütüphane, İnternet (gov.tr veya edu.tr uzantılı), yazılı ve görsel medya gibi farklı ve güvenilir bilgi kaynaklarından bir araştırma yapınız. Amacınıza uygun seçtiğiniz bilgiler ışığında çizelgeyi doldurunuz. Işınlar Oluşum Şekli Benzerlikler Farklılıklar Doğası (Parçacık veya Dalga) α β γ Örnek çizelgedir. 260 Buraya kadar radyoaktif bozunmaları (α, β, γ ) inceledik. Radyoaktif bozunmalar esnasında atomun kütle ve atom numa­ rasının değiştiğini ve büyük bir enerjinin açığa çıktığını öğrendik. Fizikteki bu gelişmelerin günlük hayata uygulanabilmesi için açığa çıkan bu enerji, teknolojide pek çok farklı alanda kullanılmıştır. Özellikle enerji ihtiyacının karşılanmasına katkısı büyüktür. Ancak günümüzde pek çok farklı alanda kullanılan bu enerjinin bireyler ve toplumlar üzerinde olumsuz etkileri de vardır. Burada önemli olan bu enerjinin etik değerler çerçevesinde kullanılması ve kullanım sonrası oluşan atıkların çevresel fealketlere yol açmayacak şekilde saklanmasıdır. Bazı maddeler radyoaktif bozunmaları kendiliğinden Modern Fizik gerçekleştirirken bazı maddelere bozunmaların gerçekleşmesi için dışarıdan bir etki uygulanır. Kendiliğinden bozunan maddelere doğal radyoaktif maddeler, dışarıdan bir etki sonucu bozunan maddelere ise yapay radyoaktif maddeler denir. Radyoaktif maddeler, enerji yaymaları sonucunda izotoplarına dönüşebilir. Çekirdekleri kararsız yapıya sahip izotoplara radyoaktif izotop (radyoizotop) denir. Radyoizotoplar; 14C gibi doğal radyoaktivite sonucu oluşmuş ise doğal radyoizotop, 129I gibi yapay radyoaktivite sonucu oluşmuş ise yapay radyoizotop olarak adlandırılır. Radyoaktif bozunmalar incelenirken radyoaktif yarı ömür, ortalama ömür ve maddelerin aktifliği kavramları öne çıkar. Bu kavramların açıklanmasına başlamadan önce radyoaktif bozunmayı temsil eden bir etkinlik yapalım. 1. Etkinlik Paralar Tükendi mi? ARAÇ VE GEREÇLER . Microsoft Office Excel 2007 programı yüklenmiş bilgisayar Nasıl Bir Yol İzleyelim? 1. İkişer kişilik çalışma grupları oluşturunuz. 2. Kitabın sonunda Ek-5’te verilen yönergeyi takip ederek Microsoft Office Excel 2007’de istenilen programı oluşturunuz. 3. C-3 hücresine 200 rakamını yazarak başla butonuna basınız. 4. Ekranda çıkan değerleri defterinize not ediniz ve grafiği inceleyiniz. 5. Üçüncü ve dördüncü adımdaki işlemleri C-3 hücresine sırasıyla 300, 400, 500 ve 600 rakamlarını yazarak tekrarlayınız. Sonuca Varalım 1. Her atış sonunda yazı ve tura gelen paraların sayısı arasında bir ilişki var mıdır? Varsa bu ilişkiyi açıklayınız. 2. Grafikteki eğri, yatay ekseni kesebilir mi? Neden? DOZİMETRE Radyasyon dozunu ölçen cihaz­ lardır. Önceleri nükleer enerji santrallerinde kullanılan dozimetreler teknolojinin gelişmesiyle pek çok alanda kullanılmaya başlanmıştır. Özellikle hastahanelerin röntgen birimlerinde görev yapan kişilerin maruz kaldıkları radyasyon miktarının belirlenmesinde dozimetrelerden faydalanılmaktadır. Dozimetreler, genellikle görevlilerin çalışma önlüğünün üst cebine takılır ve maruz kalınan radyasyon dozimetredeki filmi karartır. Kararma derecesi radyasyon miktarını gösterir. Bu kitap için düzenlenmiştir. 261 5. Ünite İzotop Yarılanma Ömrü ‟Dozimetre” adlı metindede belirtildiği gibi dozimetreler radyoaktif maddelerin yaydığı radyasyon miktarını ölçmek için kullanılır. Her radyoaktif maddenin belirli bir yarı ömrü vardır. Yarı ömür, radyoaktif elementin çekirdeklerinin başlangıçtaki sayısının yarısının bozunması için geçen süredir. Bazı radyoaktif maddeler için yarı ömür, saniyenin milyonda biri gibi çok küçük bir zaman dilimi iken bazı radyoaktif maddelerin yarı ömürleri yandaki tabloda da görüldüğü gibi milyarlarca yıl sürebilir. Bu nedenle yarı ömür, radyoaktif maddeler için ayırt edici bir özelliktir. Örneğin ‟296.000 Yılına Mesaj” adlı metindeki Voyager uzay araçlarında yakıt olarak kullanılan plütonyumun izotoplarına göre yarı ömrü 14 ile 40.000 yıl arasında değişir. Bu da radyoaktif bir madde olan plütonyumun üstel doğasından kaynaklanır. Nükleer santrallerden çıkan bazı radyoaktif maddeler çevre için problem teşkil edebilir. Yarı ömür, T1/2 sembolü ile gösterilir ve SI birim sisteminde birimi s’dir. Yarı ömür kavramı özellikle radyoizotopların bozunma hesaplarında kullanılır. Radyoaktif bozunmalarda, bozunmayan çekirdek sayısı, N ile gösterilir ve N = N0e-λt eşitliği ile hesaplanır. Bu eşitlikte; t : Geçen süreyi, N0 : Başlangıçtaki bozunmamış çekirdek sayısını, λ .: Bozunma sabitini ifade eder. Bozunma sabitinin SI birim sisteminde birimi s-1 dir. Hidrojen-3 12 yıl Berilyum-10 1.600.000 yıl Karbon-14 5700 yıl Fosfor-32 14 gün Potasyum-40 1.000.000.000 yıl Kobalt-60 5 yıl Selenyum-79 65.000 yıl Rubidyum-87 47.000.000.000 yıl Strontiyum-90 29 yıl Niobyum-94 20.000 yıl Molibdenum-93 3500 yıl Teknetyum-99 200.000 yıl Rutenyujm-106 1 yıl İyot-129 15.700.000 yıl Sezyum-135 2.300.000 yıl Hafniyum-182 9.000.000 yıl Tantalum-182 100 gün Renyum-187 50.000.000.000 yıl Kurflun-205 14.300.000 yıl Polonyum-210 138 gün Radyum-224 27 gün Radyum-226 1600 yıl Aktinyum-225 10 gün Toryum-228 2 yıl Toryum-231 1 gün Toryum-232 14.000.000.000 yıl Uranyum-233 200.000 yıl Uranyum-234 200.000 yıl Uranyum-235 700.000.000 yıl N0/2 Uranyum-236 23.000.000.000 yıl Uranyum-238 4.000.000.000 yıl N0/4 Neptünyum-237 2.000.000 yıl Plütonyum-238 88 yıl Plütonyum-239 24.100 yıl Plütonyum-240 6500 yıl Plütonyum-241 14 yıl Plütonyum-242 400.000 yıl Amerikyum-241 400 yıl Amerikyum-242 100 yıl *Hodgson, P.E, E. Gadioli, E.C, Erba, 1997 kaynağından alınarak düzenlenmiştir. N N0 0 Bozunma sabiti her radyoaktif çekirdek için farklı olup; 0,693 λ= eşitliğiyle bulunur. T1 2 T1/2 2T1/2 t Bozunmayan çekirdek sayısının zaman göre değişim grafiği Eşitliğin her iki tarafının logaritmasını alıp bozunmayan çekirdek sayısının (N) zamana bağlı grafiğini çizecek olursak aşağıdaki gibi bir grafik elde ederiz. Grafikte T1/2 yarı ömrü göstermektedir. Buraya kadar anlatı­lanlarda hareketle radyoaktiliğin bozunan çekirdeğin durgunluk enIn(N) erjisinin bozunma sonrası In(N0) oluşan çekirdeklerin toplam durgunluk enerjisin- In(N0/2) den büyük olmasından In(N0/4) kaynaklandığını söyleyebiliriz. 0 T1/2 2T1/2 t Bozunmayan çekirdek sayısının doğal logaritmasının zaman göre değişim grafiği 262 Modern Fizik Yarı ömrü bir gün olan 231Th elementinin bozunma sabitinin değeri kaçtır? Çözüm Öncelikle bir günün saniye cinsinden değerini bulalım. 1 gün = 24 h = 24.60 dk = 24.60.60 s = 86.400 s ’dir. Buradan; = λ -6 0,693 0,693 ≅ 11.10 s-1 bulunur. = T1 86.400 2 Bir deneyde kullanılmak üzere yarı ömrü 35 dakika olan bir radyoaktif maddeden 10 gram gerekmektedir. Madde, reaktörden alınıp deney yerine getiriline kadar 175 dakika geçmektedir. Buna göre reaktörden kaç gram madde alınmalıdır? Çözüm Reaktörden alınan radyoaktif madde 175 dakikada 175/35=5 kez yarılanacaktır. %100 ->%50 (1. yarılanma) %50 ->%25 (2. yarılanma) %25 ->%12,5 (3. yarılanma) %12,5 ->%6,25 (4. yarılanma) %6,25 ->%3,125 (5. yarılanma) %3,125’i bozunmadan kalan radyoaktif maddenin kütlesi 10 gram olduğuna göre bu maddenin % 100’ünün kütlesi; %3,125’i 10 g %100’ü xg ------------------------------------x = 320 g olur. Yarı ömrü 1,6 yıl olan bir radyoaktif maddenin bozunma sabiti (λ) kaçtır? Çözüm 0,693 ile hesaplanır. Bozunma sabiti λ = T1 2 2 Burada 1,6 yıl = 1,6.365.86.400 s = 504.576.10 s’dir. λ= 0,693 ⇒ λ ≅ 1,4.10-8 s-1 olarak bulunur. 50.457.600 Radyoaktif bir maddenin başlangıçtaki çekirdek sayısının 1/λ değerine düşmesi için geçen süreye ortalama ömür denir ve τ ile gösterilir. Ortalama ömrün SI birim sistemindeki birimi saniye s’dir. Maddeyi oluşturan atomların bozunma hızı, radyoaktif bir maddenin aktifliği olarak tanımlanır ve R ile gösterilir. “296.000 Yılına Mesaj” adlı metindeki Voyager uzay araçlarının yüz binlerce yıl uzayda seyahat edebilmesinin sırrı yakıt olarak kullanılan 263 5. Ünite Aktiflik R0 R0/2 R0/4 0 T1/2 2T1/2 Zaman plütonyumun bozunma hızının (aktiflik) çok büyük olmasıdır. Aktifliğin zamanla değişim grafiği yandaki gibidir. Grafiği yorumlayacak olursak aktifliğin zamana bağlı değişiminin logaritması alındığında eğrinin elde edildiği görülür. Grafik matematiksel olarak; R = R0e-λt şeklinde ifade edilir. Burada; R : Aktifliği, R0 : t = 0 anındaki aktifliği ifade eder. Aktifliğin SI birim sistemindeki birimi parçalanma/s olup Becquerel (Bq) veya Curie (Ci) cinsinden de ifade edilebilir. Bu birimler arası dönüşümler; 1 Bq = 1 bozunma bozunma şeklindedir. ve 1 = Ci 3,7 ⋅ 1010 s s N kadar bozunmamış çekirdeğe sahip herhangi bir elementin, dt kadar küçük bir sürede dN kadar çekirdeği bozunuyorsa aktifliği; dN denklemi ile ifade edilir. N = N0e-λt değeri bu denklemde dt yerine yazılırsa; dN d R= (N0 e −λt ) = −λN0 e −λt = −λN eşitliği elde edilir. = dt dt R= 2,7.1018 atom içeren 222Rn elementinin aktifliğini kaç Ci’dir -11 ( Rn için T1/2= 328320 s, 1 Bq = 2,7.10 Ci)? Çözüm 222 Öncelikle Rn radyoaktif elementi için bozunma sabiti olan λ değerini bulalım. 0,693 λ= = 2,1⋅ 10 −6 s−1 olarak hesaplanır. 328320 Bu durumda aktiflik; -6 18 12 R = λ N = (2,1.10 ) (2,7.10 ) = 5,7.10 bozunma/s dir. Gerekli birim dönüşümü yapılırsa bu aktiflik; 12 12 R = 5,7.10 bozunma/s = 5,7.10 Bq = 154 Ci olur. 222 Voyager uzay aracı 264 Günümüzde gerek yapay olarak üretilen gerekse doğal olarak bulunan birçok radyoizotop mevcuttur. Bu radyoizotoplar farklı alanlarda kullanılmaktadır. Tıp alanında metabolik faaliyetlerin incelenmesinde radyoizotoplar kullanılır. Örneğin, radyoaktif bir izotop olan İyot-123, gama ışınları yayar ve doktorların tiroit bezleri hakkında bilgi edinmesini sağlar. Ayrıca damarlarda kanın dolaşım hızını ölçmek için vücuda radyoaktif bir element olan 24NaCI verilir. 24 NaCI oranı yüksek olan yerlerde kan dolaşımının iyi, düşük olan yerlerde ise kötü olduğu kabul edilir. Uzay teknolojisinde uzay araçlarının ihtiyacı olan bir kısım elektrik enerjisi için radyoizotopların radyasyonu önce ısıya, sonra elektrik enerjisine çevrilerek kullanılır. Voyager uzay aracında bu yöntem kullanılmıştır. Radyoizotoplar tarımda, bazı zararlı mantarlara karşı kullanılır. Modern Fizik Gübrelere eklenen 35-Kükürt radyoaktif izotopuyla mantarların zararlı etkileri yok edilir. Mühendislikte yandaki resimde de görüldüğü gibi araç motorlarındaki pistonların aşınma oranlarının ölçümünde radyoizotoplar kullanılır. Atmosferin içerisinde bulunan azot, kozmik ışınların bombardımanı sonucu ‟296.000 Yılına Mesaj” adlı metinde de belirtilen plütonyum radyoizotopu gibi radyoaktif bir madde olan 146C (karbon) izotopuna dönüşebilir. Bu karbon atomları yeryüzünde bulunan bitkiler ile bu bitkileri tüketen canlılar tarafından bünye­lerine alınır. Bilim insanları doğada bulunan 146C (karbon) radyoaktif izotopunun yarılanma ömrü olan 5700 yılından faydalanarak organik numunelerin yaşlarını belirlemektedir. İyi bir beta ışıması yapan 146C (karbon) radyoaktif izotopu yeniden azota dönüşür. Küçük bir numunesi alınan maddenin 146C (karbon) miktarı ve yayımladığı beta parçacıklarının sayısıyla canlıların binlerce yıl önce hangi dönemlerde yaşadığına dair bilgi almamızı mümkün kılar. Bilim insanları tarafından yaş tayininde sıkça kullanılan bu yöntem, yandaki fotoğ­ rafta da görüldüğü gibi özellikle arkeolojik kazılarda arkeo­log­lara önemli faydalar sağlar. Örneğin, ülkemizde Alacahöyükʼte yapılan arkeolojik kazılar sonucunda bulunan pek çok tarihi eserin bronz çağına ait olduğunun tespiti bu sayede gerçekleştirimiştir. Piston Arkeolojik kazı NÜKLEER ENERJİ Fransız Fizikçi Henri Becquerel tarafından keşfedilen nükleer enerji, fisyon ya da füzyon reaksiyonuyla oluşur. Fisyon, ağır atom çekirdeklerinin dış etmenler aracılığıyla parçalara ayrılmasıdır. Bölünme sürecinin kendiliğinden gerçekleşmesine yarılanma denir. Füzyon, hafif atom çekirdeklerinin dış etmenler aracılığıyla birleştirilmesidir. Fisyon ve füzyon olayları sonucunda büyük bir enerji açığa çıkar. Bu enerji, günümüzde nükleer enerji santrallerinde fisyon reaksiyonlarıyla elektrik enerjisine dönüştürülür. İlk nükleer reaktör, 1942 yılında İtalyan Fizikçi Enrico Fermi tarafından Amerika’nın Chicago eyaletinde kurulmuştur. Nükleer enerji santralleri en fazla Amerika’da bulunmakla birlikte, gelişmiş ülkelerin birçoğu enerjilerinin büyük kısmını nükleer enerji ile karşılamaktadır. Nükleer enerji santrallerinde yeterli önlemler alınmazsa reaktörlerde kullanılan radyoaktif maddeler dışarıya sızar ve bunun sonucunda çevreye büyük zarar verir. 1986 yılında Ukrayna’nın Çernobil şehrinde bu durum gerçekleşmiştir. Nükleer radyasyonun zararlarından korunmak için pek çok farklı yol izlenebilir. Bunların başında sığınaklar gelir. 265 5. Ünite Ülkemizde henüz nükleer enerji santrali yoktur. Ancak Mersin-Akkuyu’da yapılması planlanan bir nükleer santralin projesi bitirilmiştir. Bu kitap için düzenlenmiştir. Enerjinin bir türden başka bir türe dönüşebileceğini dokuzuncu sınıf fizik derslerinde öğrenmiştiniz. Benzer durumu çeşitli reaksiyonlarla oluşan nükleer enerjinin ısı ve elektrik gibi farklı formlara dönüşmesinde de görebiliriz. Nükleer enerjiyi oluşturan fisyon ve füzyon reaksiyonlarını inceleyelim. Fisyon (çekirdek bölünmesi): Ağır bir atom çekirdeğine yüksek hızlı parçacık yollanarak çekirdeğin parçalanması olayıdır. Bu olay genellikle şu şekilde gerçekleşir. Yavaşlatılmış bir 235 nötron, belli kütlede ağır bir element atomu olan U (uranyum) 236 çekirdeğine çarptırıldığında kararsız bir atom olan U çekirdeğine dönüşür. Simetrisi bozulan atom titreşim yapar ve çekirdeğin parçalanmasına neden olur. Bu parçalanma sonucunda atom, en az iki farklı elemente dönüşür. Reaksiyon esnasında nükleon sayıları korunduğu hâlde kütle korunmaz. Oluşan kütle kaybından dolayı muazzam bir enerji açığa çıkar. 235 91 U + 10n Kr + 142 Ba + 310n + Q 92 36 56 91 36 142 56 1 0 Kr 1 0 n Ba 142 56 1 0 1 0 n n n 1 0 1 0 91 36 Kr 235 92 U 1 0 n Ba 90 37 Rb 1 0 n 235 92 n 235 92 U 144 55 89 38 U Xe 1 0 n n Cs Sr 1 0 142 54 n 1 0 n n n 1 0 1 0 Fisyon olayını enerji açısından inceleyelim. Uranyum gibi ağır elementlerin nükleon başına düşen bağlanma enerjileri düşük olduğundan bu elementler bölünerek bağlanma enerjisi yüksek olan orta ağırlıktaki elementlere dönüşmek isterler. Nükleon başına düşen bağlanma enerjilerini, kütlelerini bir miktar kaybederek artırırlar. Bu enerji Einstein’e göre; E=∆m.c2 formülüyle hesaplanabilir. Ağır uranyum elementinin parçalanması sonucunda kripton (Kr) ve baryum (Ba) gibi, yüze yakın farklı orta ağırlıkta element oluşabilir. Fisyon reaksiyonu sonucu açığa çıkan alfa ve gama ışınlarının yanı sıra oluşan nötronlar, zincirleme fisyon reaksiyonları oluşturur. Reaksiyonlarda, parçalanan elementin saflığı önemlidir. Bundan 266 Modern Fizik dolayı fisyon enerjisini kullanan ülkeler, yakıt olarak kullandıkları uranyum elementini zenginleştirme çalışmaları yürütmektedirler. ‟Nükleer Enerji” adlı metinde de belirtildiği gibi Enrico Fermi tarafından tasarlanan ilk nükleer reaktörde fisyon reaksiyonlarıyla büyük miktarlarda enerji üretilebilmektedir. Üretilen bu enerji elektrik enerjisine dönüştürülür. Bu enerjiden pek çok alanda faydalanılır. Ancak, fisyon reaksiyonlarının atom bombası gibi zarar verici örnekleri de mevcuttur. Füzyon (çekirdek kaynaşması): Hafif iki çekirdeğin yüksek sıcaklık ve basınç altında ağır çekirdek oluşturmasıdır. Güneş reaksiyonları bu duruma en güzel örnektir. Güneşte hafif ağırlıktaki döteryum ve trityum atomları yüksek basınç ve sıcaklıkta birleşerek helyum atomuna dönüşür. Bunun sonucunda büyük bir enerji açığa çıkar. 2 4 H + 31H He + 10n + Q 1 2 Döteryum Helyum Enerji Tridyum Nötron Eb A (MeV) 238 8 U 6 FÜZYON 4 2 2 0 FİSYON Kararsız bölge Nükleon başına düşen bağlanma enerjisi Füzyon olayını enerji açısından inceleyelim. Hafif elementlerin tıpkı ağır elementler gibi nükleon başına düşen bağlanma enerjileri düşük olduğundan bu elementler birleşerek bağlanma enerjisi yüksek olan orta ağırlıktaki elementlere dönüşmek isterler. Ancak hafif elementler ağır elementler gibi kararsız yapıda değildir. Bu nedenle hafif elementleri kararlı bölgeye taşımak için çok yüksek enerjiye ihtiyaç duyulur. He 50 100 150 200 250 Atom kütle numarası Hafif elementler Orta ağırlıktaki kararlı elementler Ağır elementler 267 5. Ünite ∆Efüzyon≅0,5 MeV ∆Efisyon≅1 MeV ∼7 MeV Kararlı bölge ∼7 MeV ∼8 MeV ∼2 ∼90 100 50 Kütle Numarası ∼200 Hafif Elementler Orta Ağırlıktaki Kararlı Elementler Ağır Elementler 8 Füzyon olayı o kadar yüksek sıcaklıklara (≅10 K) ihtiyaç duyar ki bilim insanları henüz yeryüzünde bu enerjiyi kontrollü bir şekilde elde edememişlerdir. Ancak, kontrolsüz füzyon reaksiyonu olan hidrojen bombasını üretmişlerdir. Bu bombanın üretiminde atom bombasından faydalanılmıştır. Hidrojen bombası, atom bombasının 1000 katı kadar enerji oluşturabilir. Bilim insanları soğuk füzyon adını verdikleri oda sıcaklığı gibi düşük sıcaklıklarda füzyon reaksiyonu gerçekleştirmek için uğraşmaktadır. Ancak henüz bir sonuca ulaşamamışlardır. Füzyon enerjisi radyoaktif elementlerle yapılmadığından çevre dostu bir enerjidir. Bunun yanı sıra füzyon reaksiyonlarında en çok kullanılabilecek kaynak element olan döteryum (31H), Dünya'nın etrafını çevreleyen okyanuslarda sınırsız miktarda mevcuttur. Günümüz teknolojisinde füzyon reaksiyonlarıyla ilgili çalışmaların hangi aşamada olduğuna, bu çalışmaların ne gibi faydalar sağlayacağına veya zararlarının neler olabileceğine dair kütüphane, İnternet, yazılı ve görsel medya gibi farklı ve güvenilir bilgi kaynaklarından bir araştırma yapınız. Bu kaynaklardan amacınıza uygun seçtiğiniz bilgiler ışığında oluşan araştırma sonuçlarını arkadaşlarınızla paylaşınız. Buraya kadar fisyon ve füzyon olaylarını inceledik. Şimdi ‟Nükleer Enerji” adlı metinde de belirttiğimiz gibi bireylerin ve toplumların geleceği ile çevreyi etkileyebilecek güce sahip fizik ve teknoloji temelli nükleer enerji santrallerinin çalışma prensiplerini irdeleyelim. Nükleer enerji santrallerinin temel parçası kor adı verilen bölümdür. Reaktör koru, güvenliğin sağlanması amacıyla kalın beton duvarlarla ve kurşun bloklarla kaplanır. Bu bölümde nükleer reaktör ve su tankı bulunur. Reaktörde fisyon reaksiyonu sonucu radyoaktif element (genellikle uranyum ve toryum) parçalanır. Oluşan yüksek ısı, buhar tankındaki suyu aniden buharlaştırır. 268 Modern Fizik Buhar, türbinin içinden geçirilir. Böylece türbinin hızla dönmesi sağlanır. Bu sayede üretilen Buhar Jeneratörü elektrik, transformatörlerle enerji nakil hatlarına, Yakıt oradan da evlere gönderilir. Buhar türbinindeki su buharı ise nehir veya deniz suyu ile soğutulur Jeneratör Türbin ve pompalar yardımıyla tekrar kullanılmak üzere Soğutma su tankına gönderilir. Bu nedenle nükleer enerji Kulesi santralleri deniz veya nehirlere yakın yerlerde inşa edilir. Ülkemizde Mersin-Akkuyu’da nükleer santral Yoğuşturucu yapımı planlanmaktadır. Toplumun bazı kesimleri bu projeye destek verirken bazı kesimleri karşı Reaktör Kontrol Beton Güvenlik Kılıfı Çubukları Kabı çıkmaktadır. 2012 yılı itibariyle dünyada 30 ülkede 438 nükleer santral mevcuttur. Fransa’nın ürettiği enerjinin %76.18’i nükleer enerjidir. Bu yeni enerji kaynağı gerekli önlemler alındığı takdirde toplumlara çevreci enerji sağlama açısından olumlu yönde katkı sağlamaktadır. Nükleer enerji sant­rallerinde yakıt olarak kulla­ nılan rad­yoaktif çubuk­lar, rad­yas­yon seviye­leri normal değerlere ulaşana kadar su altında bekletilir. Daha sonra kurşun mezar adı verilen kaplarla toprağa gömülür ve saklanır. Böylece bu atıkların çevreye zarar vermesi engellenir. Ayrıca nükleer santrallerde alınan güvenlik önlemleriyle çevreye verilebilecek zararlar en aza indirilir. Çevreci baskılar bu zararların tamamen ortadan kaldırılması için bilim insanlarını nükleer santrallerin geliştirilmesi konusunda zorlamaktadır. Ayrıca Japonya gibi deprem fay hatlarında inşa edilecek santraller depreme dayanıklı yapılmaktadır. Nükleer santraller diğer santrallere oranla daha az ham maddeyle daha fazla enerji üretir. Bu özelliklerinden dolayı termik ve hidroelektrik santrallere göre daha çevreci santrallerdir. Nükleer santrallerde gerekli güvenlik önlemleri alınmazsa “Nükleer Enerji” adlı metinde de belirtildiği gibi radyoaktif sızıntı oluşur ve çevre büyük zarar görür. Bu durum 1967’de İngiltere’deki Windscale (Vinskal) reaktöründe, 1986’da Ukrayna’daki Çernobil reaktöründe ve 1999’da Japonya’daki Tokaimura (Takamuro) reaktöründe gerçekleşmiştir. Bundan dolayı bazı toplumlar ve gruplar nükleer enerjinin kullanımına karşı çıkmaktadır. Ancak unutulmamalıdır ki ilk defa 1942 yılında inşa edilmeye başlanan nükleer santrallerde teknolojinin gelişimine bağlı olarak alınacak güvenlik önlemleri ve verim en yüksek düzeye çıkacak, çevreye verilebilecek zararlar doğal afetlerin (deprem,sel,tayfun vb.) sınırları doğrultusunda en düşük düzeye inecektir. Nükleer radyasyon insan sağlığına ve çevreye zarar verebilir. Üstelik nükleer radyasyon etkisini genellikle ilk anda göstermez. Radyasyon kaynağı olan radyoaktif elementin yarılanma ömrüne bağlı olarak zamanla gösterir. Yarılanma ömrü bazı radyoaktif elementler için binlerce yıl sürerken bazıları için birkaç saniye sürer. Bilimsel bilgilerin atom bombası yapımında kullanılması etik olmayan bir durumdur. Atom bombası kullanıldığında insanların 269 5. Ünite yüksek oranda radyasyona maruz kalması sebebiyle cilt yanıkları ve ani ölümler görülür. Nükleer radyasyon insan DNA’sını parçalayabilecek ya da mutasyona uğratabilecek kadar yüksek enerjiye sahiptir. Bu durum, radyasyona bağlı olarak hücrelerde kanser görülme riskini artırır. Ayrıca katarakt, kısırlık, saç dökülmesi, kusma, halsizlik vb. etkilere neden olur. Örneğin, Japonya’da Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombasının, radyasyon etkisi binlerce insanın kanser hastalığına yakalanmasına veya mutasyona uğramış hücrelere sahip olmasına neden olmuştur. Nükleer radyasyon, toz bulutları şeklinde atmosfer tabakasına yerleş­tiğinde radyoaktif yağış şeklinde yeryüzüne inebilir. Bu durum bitkilerin ve su kaynaklarının kirlenmesine, yani ekolojik sitemin bozul­masına neden olur. Nükleer radyasyona maruz kalan bitkiler radyasyonun bir kısmını bünyelerinde barındırabilir. Bu bitkilerin tüketimi de insan sağlığı açısından zararlıdır. Ayrıca bu bitkilerde gelişim yavaşlayabilir ve mutasyonlar gözlemlenebilir. Radyasyon ölçüm cihazları sayesinde çevremizdeki radyasyon miktarını ölçebiliriz. Nükleer radyasyondan korunmak için alınabilecek en büyük önlem sığınaklardır. Ayrıca, radyasyonun solunum ve cilt yoluyla alınmasını engellemek için vücudumuzda hiçbir yeri açıkta bırakmayacak özel kıyafetler giymek veya maske kullanmak gerekir. Vücudumuz nükleer radyasyon serpintilerine maruz kalmışsa öncelikle temas bölgesini suyla yıkayarak radyasyonun etkisini azaltabiliriz. Günlük yaşamda uzaydan gelen kozmik ışınlardan, tuğla beton gibi yapı malzemelerinden, kaynak suları vb. farklı doğal radyasyon kaynaklarından etkileniriz. Ayrıca cep telefonları, bilgisayarlar, saç kurutma makinesi, mikrodalga fırın, kablosuz İnternet bağlantı modemi, televizyon, X-Ray cihazları, paratoner, duman dedektörü vb. pek çok yapay radyasyon kaynakları da sağlığımızı olumsuz etkiler. Yapay radyasyonun zararlı etkilerini en aza indirmek için bu alet ve cihazların nasıl kullanılması gerektiğini bilmeliyiz. Örneğin; cep telefonları bilinçsizce kullanılmamalı ya da kulaklıklarla kullanılmalı, tasarruf ampuller yerine sarı ışık veren tungsten ampuller tercih edilmeli, bilgisayar ve televizyon başında fazla zaman geçirilmemeli, mikrodalga fırın çalışırken yanına fazla yaklaşılmamalı, özellikle çocuklar mağaza girişlerindeki X-Ray cihazlarından geçirilmemelidir. Ayrıca çok ihtiyaç duyulmadıkça MR ve röntgen filmi çektirilmemelidir. 270 A. Aşağıdaki ifadelerde bulunan noktalı yerleri tabloda verilen kavramlardan uygun olanları ile tamamlayınız. X-ışını yeğin kuvvetler sıvı kristal amorf yapılı füzyon gama ışını fisyon α-parçacığı aktiflik yarı iletken kristal yapılı üstün iletken 1. Elektromanyetik tayfta ultraviyole ve gama ışınları arasında kalan bölgede …………………... yer alır. 2. Atom ve iyonları düzenli bir şekilde dizilmiş katılar ………………….. olarak isimlendirilir. 3. Katı kristal yapısına sahip fakat akışkan özellik gösteren maddelere ………………… denir. 4. Normalde yalıtkan olup herhangi bir dış etki ile iletken hâle gelebilen maddeler ……………….. olarak adlandırılır. 5. Çekirdeği bir arada tutan ………………… hadronlar arasında ortaya çıkar. 6. Enerji fazlalığı olan bir çekirdek ……………….. yayımlayarak enerjisini azaltır. 7. Radyoaktif çekirdeklerin bozunma hızı ………………… olarak tanımlanır. 8. Günümüzde nükleer santrallerde ……………….. ilkesine göre enerji üretilir. B. Aşağıdaki soruları cevaplayınız. 1. Bir X-ışını tüpünde hızlandırıcı gerilim artırılırsa oluşan X-ışınlarının hangi özellikleri değişir? Bu değişimin insan sağlığına olan etkileri nasıl yorumlanır? 2. X-ışınları hangi özelliklerinden dolayı kanser tedavilerinde kullanılır? Nedenleriyle açıklayınız. 3. Maddelerin yapılarının açıklanmasında X-ışınları yerine gama ışınları kullanılabilir mi? Nedenleriyle açıklayınız. 4. Camın sabit bir erime noktasına sahip olmamasını nasıl açıklarsınız? 5. LCD monitörlere parmağınızla dokunduğunuzda parmağınızın değdiği bölgenin renk değiştirmesini nasıl açıklarsınız? 6. Oda sıcaklığında üstün iletken üretilebilirse bunun teknolojiye katkısı nasıl olur? 7. Bir atomun radyoaktif olup olmamasını hangi şartlar belirler? Açıklayınız. 8. Bir çekirdeğin yarı ömrü bir gün ise bu bütün çekirdeklerin iki gün sonra parçalanıp biteceği anlamına mı gelir? Neden? 9. Alfa, beta ve gama ışınları arasındaki temel farklar nelerdir? 10. Organik numunelerin yaş tayini tam ve doğru olarak yapılabilir mi? Neden? 11. Sizden ülkemizde nükleer bir santral kurmanız istense bu santrali hangi bölgeye kurarsınız? Nedenleriyle açıklayınız. C. Aşağıdaki soruları okuyarak doğru seçeneği işaretleyiniz. 1. Bir X-ışını tüpünün, en kısa dalga boyu 60 pm olan X-ışınları salması için uygulanması gereken voltaj ne kadardır? A) 2,06x103 V B) 10,3x103 V C) 20,6x103 V D) 10,3x104 V E) 20,6x104 V 2. 10 kV’luk potansiyel fark altında hızlandırılan elektronların tüp ekranına çarptığında çıkan elektromanyetik dalgaların en yüksek frekansı kaç s-1dir? B) 4x1014 C) 3,41x1016 D) 2,41x1018 E) 4,41x1018 A) 2x1014 271 3. Bir deneyde kullanılmak üzere yarı ömrü 5 dakika olan bir radyoaktif maddeden 19,5 gram gerekmektedir. Madde, reaktörden alınıp deney yerine getirilene kadar 40 dakika geçmektedir. Buna göre reaktörden kaç gram madde alınmalıdır? A) 200 B) 300 C) 500 D) 3000 E) 5000 4. Atom kütlesi 222 akb olan radonun 1 mg’ının aktifliği bir hafta sonra kaç Ci olur -27 (1 akb = 1,66.10 kg)? A) 39 B) 57 C) 86 D) 155 E) 310 5. Bir radon örneğinin %60’ının bozunması kaç gün sürer (Radonun yarı ömrü 3,8 gündür)? A) 5 B) 5,02 C) 6 D) 6,05 E) 7 Ç. Aşağıdaki kavram haritasında boş bırakılan kutuları tabloda verilenlerden uygun olanları ile numaralardan yararlanarak doldurunuz. 6 Elektrik ve manyetik alandan etkilenir. 10 Atom ve kütle 1 α-bozunması numarasını değiştirmez. 4 β- 7 Elektrik ve manyetik alandan etkilenmez. 11 Çekirdekte proton nötron dönüşümleri olur. 2 β-bozunması 14 AX → A+1Y + -10 e 8 Çok yüksek enerjiye sahiptir. 12 Sadece atom numarasını değiştirir. 3 γ-bozunması 9 Atom ve kütle numarasını değiştirir. 13 Atom numarasını değiştirir. 5 β+ Z Z 15 Z X → A-1Y ++10 e 17 AX→ A-2 X + 42He 16 Z Z Z-4 A A Z Radyoaktif Bozunmalar çeşitleridir. özellikleridir. özellikleridir. özellikleridir. örnektir. çeşitleridir. örnektir. örnektir. 272 örnektir. Z X → A+1X + γ 6. ünİte ATOMLARDAN KUARKLARA 273 konular sİs odalarından cern’e PARÇACIK HIZLANDIRICILAR Bu ünitede; Fiziğin mikroskobik boyutunu inceleyeceğiz. Bu kapsamda, yeğin ve zayıf nükleer kuvvetlerden sorumlu parçacıklar olan hadronları ve leptonları öğrenecek, mezonlar hakkında bilgiler edineceğiz. Atomu oluşturan parçacıkları, bu parçacıkların karşıtparçacıklarını inceleyerek bunların nasıl sınıflandırıldığını, kütleleri ve yükleri arasındaki ilişkileri irdeleyeceğiz. Bu süreçte hadronların temel yapı taşları olan kuarkları ve karşıtkuarkları inceleyeceğiz. Ayrıca her parçacığın bir karşıtparçacığı olduğu bilgisinden hareketle yeterli enerjiye sahip fotonların parçacık ve karşıtparçacık çiftleri oluşturabileceğini öğreneceğiz. 274 Atomlardan Kuarklara SİS ODALARINDAN CERN’E Parçacık fiziği, maddenin temel yapı taşları olan parçacıkları ve bu parçacıklar arasındaki kuvvetleri inceler. Bilim insanları yirminci yüzyılın başlarında elektron, proton ve nötronun dışında atom altı parçacıkların da olduğunu keşfettiler ve bu parçacıklarla ilgili araştırmaları yoğunlaştırdılar. Atom altı parçacıklardan bazıları elektron mikroskobu ile gözlemlenebilir. Bazılarının -6 -20 ise yaşam süreleri 10 -10 s arasında cam tabaka olduğundan doğrudan gözlemlenebilmeleri mümkün değildir. Ancak, bu parçacıkların özel ortamlarda bıraktıkları izler veya etkileşimler incelenerek onlar hakkında bilgi elde edilebilmektedir. Bu amaçla 1912 ışık demeti yılında T. R. Wilson (Vilsın) tarafından sis odaları geliştirilmiştir. Yandaki şekilde de görüldüğü gibi sis odasında bulunan nemli hava, pistonun aniden aşağı doğru çekilmesiyle soğutulur. Radyoaktif kaynak tarafından salınan yüklü tanecikler soğutulan hava moleküllerinden elektron alarak iyonlaşmış moleküller oluşturur. Sis odasının yandan görünüşü İyonlaşmış gaz molekülleri, yoğunlaşma merkezleri oluşturarak iz bırakır. Bu izler gözlem aralığında yandaki gibi fotoğraflanabilmektedir. Sis odalarında istenilen tüm tepkimeler gerçekleşmemektedir. Bunun nedeni çarpışan parçacıkların, tepkimelerin gerçekleşmesi için gerekli olan eşik enerjisine sahip olmamalarıdır. Teknolojinin gelişmesiyle sis odalarının yerini yeni cihazlar almıştır. Bu cihazlar yardımıyla parçacıklar yüksek potansiyel altında hızlandırılabilmekte ve sis odalarında gerçekleşmeyen tepkimelerin oluşması sağlanmaktadır. Geliştirilen cihazlar sayesinde hızlandırılan yüklü parçacıkların sabit bir hedefe çarpmaları sağlanmakta, böylece parçacıkların etkileşimleri incelenebilmektedir. Kısa ömürlü bazı parçacıkların etkileşimlerinin gözlemlenebilmesi için çarpıştırılan parçacıkların fazla enerjiye sahip olması gerekir. Hızlandırılan parçacıkların sabit bir hedefe çarptırılmasında parçacığa verilen enerjinin önemli bir kısmı, çarpma sonrasında Momentumun Korunumu İlkesi doğrultusunda parçacığa aktarılır. Bu durum parçacığı hızlandırmak için verilen enerjinin artmasına neden olur. Ayrıca hızlandırılan parçacıkların hızlarını daha da artırmak için artan miktarlarda enerjiye ihtiyaç duyulur. Tüm bu radyoaktif kaynak nemli hava piston metal silindir 275 6. Ünite olumsuzlukları ortadan kaldırmak için hızlandırılan parçacıkların sabit bir hedef yerine merkezî çarpışmaları sağlanır. Zıt yönde hareket eden parçacıkların merkezî çarpışmaları sonucunda çalışmalar daha verimli hâle getirilir. Parçacıkları hızlandırmak için doğrusal bir yörünge kullanılabileceği gibi dairesel bir yörünge de kullanılabilir. Doğrusal yörünge kullanan hızlandırıcılara linac (linak) denir. Dairesel yörünge kullanan hızlandırıcılar ise kullandıkları manyetik veya elektrik alanının durumuna göre siklotron, senklotron, siklosenklotron gibi çeşitlere ayrılır. İlk hızlandırıcı 1952 yılında Brookehaven (Brukhivin) laboratuvarında faaliyete geçmiştir. Daha sonraki yıllarda hızlandırıcılar geliştirilmiş ve laboratuvarlardaki sayıları artırılmıştır. Günümüzde DESY (Almanya), SLAC (Amerika), KEK (Japonya) vb. laboratuvarlarda parçacık hızlandırıcıları bulunmaktadır. Büyük hızlandırıcılardan biri de Fransa-İsviçre sınırında yerin 100 m altında inşa edilen 27 km’lik uzunluğa sahip Avrupa Nükleer Araştırmalar Teşkilatı (CERN) laboratuvarında bulunur. CERN’in bünyesinde büyük hızlandırıcının dışında doğrusal bir hızlandırıcı olan LIL ile dairesel bir hızlandırıcı olan LHC gibi çeşitli hızlandırıcılar da bulunur. Birbirleriyle bağlantılı olan bu hızlandırıcılarda, yüksek potansiyel altında hızlandırılan parçacıklar birbirleriyle çarpıştırılır. Bu çarpışmalar esnasında gerçekleşen olaylar büyük dedektörler sayesinde kayıt altına alınır. Daha sonra bu kayıtlar incelenerek çarpışma sonucu meydana gelen parçacıkların hangi enerji ve momentumla oluştukları belirlenir ve parçacık hakkında bilgi elde edilir. Bu tür laboratuvarlarda varlığı kuramsal olarak öngörülen parçacıkların deneysel olarak elde edilmeleri hedeflenir. Bu kitap için düzenlenmiştir. 276 Atomlardan Kuarklara İnsanlar, tarih boyunca yaşamlarını kolaylaştırmak için etraflarındaki canlı ve cansız maddeleri özelliklerine göre sınıflandırmıştır. Bu doğrultuda bilinen ilk yaklaşım MÖ 492-432 yılları arasında yaşayan Empedokles (Empedokles) tarafından ortaya konmuştur. Empedokles’e göre varlıklar ateş, hava, su ve topraktan oluşmaktaydı. Örneğin, bir taşın bileşenlerinin büyük bir kısmı topraktan diğer kısmı ise ateş, hava ve sudan oluşmaktaydı. MÖ 460-370 yılları arasında yaşayan ünlü filozof Demokritos (Demokritos), varlıkların bileşenlerinin ateş, hava, su ve topraktan oluşmadığını belirterek Empedokles’in teorisini reddetmiştir. Demokritos’a göre bir maddeyi kaç parçaya bölerseniz bölün elde ettiğiniz her parçanın özelliği başlangıçtaki maddenin özelliklerinden farklı olmayacaktır. Ayrıca, Demokritos maddenin bölünemeyeceği bir noktasının olduğu sonucuna vararak bu parçaya Latincede ‘bölünemez’ anlamına gelen atomus adını vermiştir. Demokritos’a göre atomus varlıkların parçalanamayan en küçük parçalarıdır ve her varlığın atomusu farklıdır. Demokritos’un atomus kavramı Atomus yandaki şekilde görüldüğü gibi modellenebilir. MÖ 94-49 yılları arasında yaşayan Lucretius (Lukretius) “Nesnelerin Doğası” adlı eserinde atomusları "gözle göremediğimiz, ancak varlığını kabul ettiğimiz nesneler” olarak nitelendirmiş ve Demokritos’un görüşlerinin o dönemlerde kabul gördüğünü göstermiştir. AnBilim İnsanları Öngörüleri / Buluşları cak Aristoteles (Aristoteles) Ateş-Hava-Su-Toprak Empedokles ve Platon (Pilaton)’nun ateş, hava, su ve toprağın birbirlerine dönüşebileceğini iddia Demokritos Atomus Lucretius ederek Empedokles’in teorisini kabul etmeleri Demokritos’un önerilerinin göz ardı edilmesiAristoteles ne neden olmuştur. On altıncı Platon ve on yedinci yüzyıllarda Torricelli (Toriçelli), Boyle (Boyl), Toricelli Atom Bernoulli (Börnelli) adlı bilim Boyle Bernoulli insanlarının çalışmalarıyla Demokritos’un görüşleri yeniden kabul görmüştür. Ancak Thomson Elektron atomus yerine atom olarak adlandırılan maddenin yapı Rutherford Proton Çekirdek taşları gizemini on dokuzuncu yüzyılın başlarına kadar korumuştur. Bu yıllarda Dalton Chadwick Nötron (Daltın) kendi adıyla bilinen Dalton Atom Modeli’ni geliştirmiştir. 277 6. Ünite Yirminci yüzyılın başlarında Thomson (Tamsın), Rutherford (Radırford), Chadwick (Çedvik) ve pek çok bilim insanı atomun temel parçacık olmadığını ortaya koymuştur. Thomson yapmış olduğu katot ışınları deneyi ile bilinen ilk parçacık olan elektronun varlığını keşfetmiştir. Rutherford 1911 yılında çekirdeğin 1919 yılında ise gaz hâlindeki azot atomlarına alfa parçacıkları göndererek çekirdeğin yapısında bulunan pozitif elektrik yüküne sahip protonun varlığını keşfetmiştir. 1932 yılında da Chadwick elektrik yükü sıfır olan nötronun varlığını keşfetmiştir. atom molekül elektron çekirdek ağaç proton Paul Adrien Maurice Dirac (1902-1984) İngiliz Fizikçi ortaya koyduğu denklem ile kuantum mekaniği ve göreliliği birleştirerek anti maddenin varlığının anlaşılmasında rol oyna­mıştır. Kuantum fiziğinin gelişmesinde önemli çalışmalarda bulunan Dirac, 1933 Nobel Fizik Ödülüʼnü Erwin Schrödinger ile paylaşmıştır. 278 nötron 1932 yılına kadar fizikçiler, yukarıdaki modelde de görüldüğü gibi maddeyi oluşturan temel parçacıkları elektron, proton ve nötron olarak kabul ediyorlardı. 1932 yılından itibaren gerçekleştirilen çalışmalarla, bilinen parçacıkların yüksek enerji ile çarpıştırılması sonucu temel parçacıklar olarak görülen elektron, proton ve nötron dışında yeni parçacıkların da var olduğu keşfedilmiştir. Bu nedenle temel parçacıklar yerine parçacıklar ifadesi kullanılmaya başlanmıştır. Dolayısıyla parçacıklar kavramı sadece elektron, proton ve nötronu değil atom altı parçacıkların, yani atomdan daha küçük parçacıkların tamamını içerir. Günümüzde molekülden atom altı parçacığa doğru gerçekleştirilen çalışmalar sürecinde atom ve molekül fiziği, çekirdek fiziği ve parçacık fiziği gibi alt bilim dalları gelişmiştir. Parçacık fiziği, teorik fiziğin uğraş alanlarının başında gelmektedir. Yirminci yüzyılın ilk yarısında teorik fiziğinin bu alanına katkıda bulunan bilim insanlarından biri de Dirac (Direk)’tır. Dirac, kuantum fiziğinin parçacıkların hareketlerini açıklayan teorisiyle özel görecelik teorisinin birbiriyle örtüşmeyen noktaları üzerine çalışmalar yapmıştır. Elektronu tanımlamak için 1928 yılında kuantum fiziği ile özel görecelik kuramını uyumlu hâle getiren ve kendi adıyla anılan Dirac Atomlardan Kuarklara Denklemi’ni ortaya koymuştur. Dirac Denklemi’nin iki sonucu vardır. Bunlardan biri elektronun davranışlarıyla (yarım spini) ilgiliyken diğeri aşağıdaki şekilde de görüldüğü gibi elektronların pozitif ve negatif enerjiye sahip olabileceğini göstermektedir. E pozitif kinetik enerji ile hareket eden elektronlar durgun elektronlar mc2 0 -mc2 yasak bölge durgun elektronlar Carl David Anderson (1905-1991) Amerikalı fizikçi ve mühendis olan Anderson, Dirac denkleminin bir sonucu olan artı elektrik yüklü elektronu (pozitronu) keşfetti. Bu çalışmasıyla 1936 yılında Nobel Fizik Ödülüʼnü almıştır. negatif kinetik enerji ile hareket eden elektronlar Dirac, denkleminin işaret ettiği pozitif enerjili durumu açıklarken negatif enerjili durumu açıklamada zorlanmıştır. Bu nedenle ortaya attığı denklemin işaret ettiği negatif enerjili durumu açıklamak için farklı bir yol izlemiştir. Önceleri elektronların negatif enerjili konumlara çökmesi gerektiğini düşünse de 1930 yılında negatif enerjili konumların dolu olduğunu ve Pauli Dışarma İlkesi’ne göre dış yörüngedeki elektronların iç yörüngedeki elektronlar nedeniyle çökmediklerini öne sürmüştür. Aynı zamanda bazı negatif enerjili konumların boş olabileceğini ve bu boş konumlarda pozitif enerjili ve pozitif yüklü parçacıkların bulunabileceğini açıklamıştır. Dirac’a göre bu durum pozitif elektrik yüklü bir parçacığı işaret etmekteydi. Bu sebeple negatif enerjiyi açıklamak için o dönemde bilinen tek pozitif yüklü parçacık olan protondan yararlanmak gerektiğini düşündü. Daha sonra boş konumlar ile elektronlar arasındaki simetrinin varlığı ve protonun elektrona göre daha ağır olduğunu dikkate alan Dirac doğada, pozitronların (karşıtelektron) olması gerektiğini savundu. Dirac’ın var olduğunu düşündüğü karşıtmadde 1932 yılında Anderson (Endırsın) tarafından deneysel bir çalışma ile ispatlanınca Dirac 1933 yılında Nobel Ödülü’nü almıştır. Anderson oluşturduğu “sis odası” aracılığıyla pozitronun varlığını bir sonraki sayfada görüldüğü gibi fotoğraflamayı başardı. Buna göre manyetik alan içinde elektron izlerine benzeyen, ancak zıt yönde kozmik ışınlar söz konusuydu. Bu çalışmasıyla Anderson 1936 yılında Nobel ödülü kazanmıştır. Günümüzde pozitronların elektronlarla aynı kütleye ve yüke sahip olduğu, ancak elektrik yüklerinin zıt işaretli olduğu bilinmektedir. Buradan hareketle elektriksel yüke sahip parçacıklar ile karşıtparçacıkları arasındaki tek farkın Emilio Segre İtalyan (1905-1989) asıllı fizikçidir. Chamberlain ile birlikte karşıt­par­ çacıklar üzerine yaptıkları çalış­ malardan dolayı 1959 yılında Nobel Fizik Ödülüʼnü almışlardır. Owen Chamberlain (1920-2006) Amerikalı fizikçidir. Segre ve Chamberlain birlikte yaptıkları çalışmalar sonucunda protonun karşıtparçacığı olan karşıtprotonu keşfetmişler ve 1959 yılında Nobel Fizik Ödülü almışlardır. 279 6. Ünite elektriksel yüklerin işareti olduğu söylenebilir. Parçacıklar ile karşıtparçacıkların elektriksel yüklerinin işareti birbirinin tersidir. Bu durum, nötr parçacıklar ile karşıtparçacıkları için geçerli değildir. Karşıtparçacıkların varlığı matematiksel bir denklemin sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Pozitronun keşfini 1955 yılında Segre (Segre) ve Chamberlain (Çembırlın) tarafından gerçekleştirilen karşıtproton ve karşıtnötron keşifleri izlemiştir. Segre ve Chamberlain bu çalışmalarından dolayı 1959 yılında Nobel Fizik Ödülüʼnü almışlardır. James Watson Cronin (1931- …) Amerikalı fizikçidir. Fitch ile birlikte madde-karşıtmadde üzerine yaptıkları çalışmalardan dolayı 1980 yılında Nobel Fizik Ödülüʼnü almışlardır. Pozitronun Anderson tarafından bulunuşu ile oluştu­ rulmaya başlanan karşıtparçacık listesi, sonraki yıllarda diğer parça­cıklara ait karşıtparçacıkların keşfi ile genişletilmiştir. Günümüzde her parçacığın bir karşıtparçacığı olduğu kabul edilmekle birlikte gözlemlenebilen evrende parçacık, karşıtparçacığa baskındır. Cronin (Kronin) ve Fitch (Fitç), "Sis Odalarından CERN'e" adlı metinde belirtilen nitelikteki laboratuvar ortamlarında gerçekleştirilen deneyler sonucu 1964 yılında bu baskınlığı ortaya koymuş ve 1980 yılında Nobel Ödül’nü kazanmışlardır. Bilim insanlarının yirminci yüzyılın ilk yıllarında varlığını öne sürdüğü bir diğer parçacık da nötrinolardır. Nötrinoların varlığı ilk defa 1930 yılında W. Pauli tarafından dile getirilmiş, 1956 Val Logsdon Fitch yılında ise F. Reines (Rayns) ve C. Cowan (Kevın) tarafından (1923-…) deneysel olarak gösterilmiştir. Amerikalı fizikçidir. Cronin ile Yakalanmaları oldukça zor olan nötrinolar günümüzde birlikte madde-karşıtmadde üzerine "Sis Odalarından CERN'e" metninde belirtilen CERN ve SLAC çalışmalar yapmış ve 1980 yılında gibi laboratuvarlarda bulunan büyük hızlandırıcılarla yapılan Nobel Fizik Ödülü’nü almışlardır. deneylerle elde edilebilmektedir. Nötrinolar elektrik yükleri olmayan, kütleleri sıfıra yakın temel parçacıklardır. Elektrik yükleri olmadığından elektromanyetik etkileşim yapamazlar. Nötrinolar ışık hızına yakın hızlarda hareket eder ve maddenin içerisinden hiçbir etki yapmadan geçebilirler. Örneğin, bir ışık yılı kalınlığındaki kurşun bir levhadan ve evrende bulunan binlerce gök cisminin içerisinden hızları ile yönlerini değiştirmeden ve onlara zarar vermeden rahatça geçebilirler. Nötrinoların temel kaynağı yıldızlardır. Bu nedenle sanılanın aksine evrende oldukça fazladırlar. Örneğin, 40 dakikalık bir ders saatinde 280 Atomlardan Kuarklara vücudunuzdan milyarlarca nötrino geçmektedir. Nötrinoların karşıtparçacığı olan karşıtnötrinolar ise beta bozunumu sırasında açığa çıkan yüksüz parçacıklardır. Nötrino ve karşıtnötrinoların özelliklerinin aynı olması geçekte aynı parçacıklar olduğunu göstermektedir. Aralarındaki fark nötrinoların temel kaynağının yıldızlar, karşıtnötrinolarınsa beta bozunumu olmasıdır. Parçacık - Karşıtparçacık Karşılaştırması Sis odaları ile hız kazanan atom altı parçacıkları belirleme çalışmaları sonucunda, günümüzde evreni oluşturan temel parçacıklar hakkında önemli bilgiler elde edilmiştir. Bu parçacıklara ilişkin bazı özellikler aşağıdaki tabloda karşılaştırılmalı olarak verilmiştir. Parçacık Elektron Simgesi e- Karşıtparçacığı Pozitron Kütlesi (MeV/c2) Yükü (C) Enerjisi (eV) 0,511 -1 1,6.10 Kararlılığı -3 Kararlı -3 Kararsız Pozitron e+ Elektron 0,511 +1 -1,6.10 Proton p Karşıtproton 938,3 +1 3,126 Kararlı Karşıtproton p Proton 938,3 -1 3,126 Kararsız Nötron n Karşıtnötron 939,6 0 3,13 Kararsız Karşıtnötron n Nötron 939,6 0 3,13 Kararsız Nötrino ν Karşıtnötrino ≅0 0 ≅0 Kararlı Karşıtnötrino ν Nötrino ≅0 0 ≅0 Kararsız Beiser, 1997; Henley ve Garcia, 2007; Lichtenberg, 2007; Das ve Ferbel, 2003 kaynaklarından yararlanılarak bu kitap için düzenlenmiştir. Yukarıdaki tabloda parçacık ve karşıtparçacıkları için verilen kararlılık durumları parçacık ve karşıtparçacıkların ömürleri ile ilişkilidir. Nötrinolar, bütün maddelerin içerisinden rahatça geçe­ bilmesine karşın laboratuvar ortamında yakalanabilmektedirler. Nötrinoların laboratuvarlarda nasıl yakalandığını araştırınız. Araştırma sonuçlarını metin, resim, grafik veya tablo gibi farklı formatlardan da yararlanarak sunu hâline getiriniz ve sınıfa sununuz. Araştırma sürecinde İnternet (edu, gov, org), yazılı ve görsel medya gibi farklı ve güvenilir bilgi kaynaklarından yararlanarak makale veya diğer yazılı materyalleri okumaya özen gösteriniz. Kütle Yok Edilebilir mi? 1960’lı yıllara kadar atomun yapısındaki temel parçacıklardan elektron, proton ve nötronun karşıtparçacıkları laboratuvarlarda deneysel olarak bulunmuştur. Bu çalışmalar her parçacığın bir karşıtparçacığı olabileceği düşüncesini kuvvetlendirirken yeni soruları da ortaya çıkarmıştır. Örneğin, her parçacığın bir karşıtparçacığı varsa bu karşıtparçacıklar bir 281 6. Ünite araya getirilerek karşıtçekirdek, karşıtatom hatta karşıtmadde yapılabilir mi? Bu sorular 1995 yılında CERN’de yapılan deneyler sonucunda karşıthidrojenin elde edilmesiyle cevap bulmuştur. Karşıthidrojen, pozitronun bir karşıtproton çevresinde dönmesiyle oluşan bir karşıtmaddedir. Karşıtmaddenin elde edilmesi “Madde ile karşıtmadde karşılaşırsa ne olur?” sorusunu ortaya çıkarmıştır. Bir madde ile karşıtmadde karşılaştığı zaman parçacıklar ile karşıtparçacıkları birbirlerini yok edebilir ve bu esnada büyük miktarlarda enerji açığa çıkarabilirler. Karşılaşma sırasında açığa çıkan enerji değişik formlara dönüşebilir. Örneğin, elektron ve pozitron aynı kütle ve yüke sahiptir, ancak yüklerinin işareti zıttır. Bu parçacıklar çarpıştıklarında aşağıdaki denklemde de görüldüğü gibi birbirlerini yok eder ve "gama ışını" olarak enerjiye dönüşür. e- + e+ ↔ γ e+ γ e- Elektron ile pozitronun çarpışmasında açığa çıkan enerji, Einstein’ın kütle enerji eş değerliği formülünden hareketle; = E me− c 2 + me+ c 2 = E (me− + me+ ) c 2 m = m = me olduğundan e− e+ E = 2me c 2 MeV 2 c c2 E 1,02 MeV = = 1,02 ⋅ 106 eV şeklinde hesaplanabilir. E= 2 ⋅ 0,51 e- + e+ ↔ γ denklemi tersinir (γ ↔ e- + e+) olduğundan yeterli enerjiye sahip iki gama fotonu çarpıştığında enerji, maddeye dönüşebilir. Gama ışınlarının çarpışmaları sonucunda oluşan elektron ve pozitronun bıraktığı izler, yandaki şekilde de görüldüğü gibi fotoğraflanabilmektedir. Örneğin, 1,02 MeV enerjili gama fotonları elektron ve pozitron çifti oluşturabilir. Ancak böyle bir süreçte γ ↔ e-, γ ↔ e+ ve γ ↔ e- + p reaksiyonları tek başına görülmez. Gama fotonlarının sahip 282 Atomlardan Kuarklara olduğu enerji; E = hν(hν → e- + e+) eşitliğinden yararlanılarak bulunabilir. -34 Burada; h, Planck sabitidir ve değeri 6,62.10 Js’dir. ν ise oluşan fotonun frekansıdır ve SI birim sisteminde birimi s-1 veya Hertz'dir İki γ fotonunun çarpışması sonucunda γ + γ → p + p tepkimesine göre, bir proton ve bir karşıtproton oluşmaktadır. Bu tepkimenin gerçekleşebilmesi için γ fotonunun sahip olması gereken en küçük enerjiyi ve dalga boyunu hesaplayınız -34 -19 (mp = mp = 938,3 MeV/c2, h = 6,62.10 Js, 1eV = 1,6.10 J). Çözüm γ → p +p tepkimesinin gerçekleşebilmesi için γ fotonunun enerjisi en az, proton ve karşıtprotonu oluşturabilecek kadar olmalıdır. γ fotonunun sahip olması gereken en küçük enerji, Einstein’ın kütle enerji eş değerliği formülünden hareketle hesaplanabilir. Buna göre γ fotonunun enerjisi; Eγ → Ep + E −p Eγ = mpc2 + mpc2 dir. Bu eşitlikte bilinenleri yerine yazarsak; MeV 2 MeV c + 938,3 2 c 2 2 c c Eγ = 938,3 MeV + 938,3 MeV Eγ = 1876,6 MeV olarak bulunur. Fotonun enerjisini MeV mertebesinden eV mertebesine dönüştürecek olursak; 6 Eγ = 1876,6 MeV = 1876,6.10 eV olur. Buradan fotonun enerjisi; 6 Eγ = 1876,6.10 eV Eγ 938,3 = 6 -19 -13 Eγ = 1876,6.10 .1,6.10 = 3002,56.10 J olarak hesaplanır. γ fotonunun en küçük frekansı E = hν bağıntısı kullanılarak hesaplanabilir. Buna göre; E = hν -13 -34 3002,56.10 = 6,62.10 .ν -13 3002,56.10 23 = 4,53.10 Hz olur. ν= -34 6,62.10 γ fotonunun en küçük dalga boyu ise; ν λ = c ⇒λ = c bağıntısı ile bulunabilir. Buna göre γ ν fotonunun en küçük dalga boyu; = λ c 3 ⋅ 108 = ≅ 0,66 ⋅ 10 −15 m' dir. ν 4,53 ⋅ 1023 283 6. Ünite Karşıtparçacıklardan ya­rar­lanılarak geliştirilen pozitron salma tomografisi sayesinde tıpta, beynin ve kalbin işleyişine dair teşhisler konulabilmektedir. Örneğin, beyin kanaması geçiren bir hastanın beyninin hangi bölgesinde kanama İşlem Birimi olduğunun tespit edilebilmesi için beyin tomografisi çekilmelidir. Bunun için hastaya öncelikle pozitron yayan radyoaktif madde, glikoz çözeltisi ile enjekte edilmektedir. Beyne ulaşan radyoaktif maddeden yayılan pozitronlar elektronlar ile çarpışır. Bu çarpışma sonucunda yayılan gama ışınları, pozitron salma tomografisi γ etaraması ile belirlenir ve beyne ait e+ görüntüler, bilgisayarlar aracılığıyla γ v elde edilir. Beyindeki damarlar e- - e+ çarpışması Görüntüye Dönüştürme içerisinde ilerleyen radyoaktif maddeden çıkan pozitronların oluşturduğu gama ışınlarının bilgisayar ekranındaki görüntüsü, düzgün bir yol izlemektedir. Bu izlerin düzgün olmadığı bölgelerden yola çıkılarak hasarlı damarlar belirlenebilir. Pozitron salma tomografilerinin çalışma prensibi, pozitron ile elektronun çarpıştırılması sonucunda saçılan gama ışınlarının taranması ile hasarlı bölgelerin belirlenmesine dayanmaktadır. Tıpta kullanılan bu teknolojinin "Sis Odalarından CERN'e" adlı metinde özetlenen parçacıklarla ilgili çalışmalara dayanması, bu alandaki araştırmaların önemini ortaya koymaktadır. 2000’li yıllara gelindiğinde karşıtmadde ile ilgili önemli sayılabilecek teknolojik gelişmeler yaşandı. NASA (Amerika Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi)’da çalışan bir grup bilim insanı yanda da modellendiği gibi karşıtmadde roketi tasarımı yaptıklarını açıkladı. Madde Karşıtmadde roketi, çok uzak mesafelerin az yakıtla kısa sürelerde alınabilmesi için tasarlanan bir roket Karşıtmadde çeşididir. Karşıtmadde roketlerinde madde-karşıtmadde reaksiyonları sonucu oluşan büyük miktardaki enerjinin, roketin hareketi için gerekli itme gücünü Pompa oluşturması planlanmaktadır. Bu reaksiyonlarda açığa çıkan enerji, dokuzuncu sınıf fizik derslerinde öğrenmiş olduğunuz nükleer fisyon reaksiyonları sonucu oluşan enerjiden 1000 kat, nükleer füzyon reaksiyonları sonucu oluşan enerjiden ise 300 kat daha fazladır. Bir sonraki sayfada verilen tabloda da görüldüğü gibi madde-karşıtmadde reaksiyonları sonucu açığa çıkan Madde-karşıtmadde roketi modeli yaklaşık enerji miktarı, diğer reaksiyonlardan açığa çıkan yaklaşık enerji miktarından çok fazladır. 284 Atomlardan Kuarklara Madde Miktarı (kg) Reaksiyonda Kullanılan Madde Çeşidi 1 Benzin Enerji Miktarı (Yaklaşık) (J) 6 9,1.10 1 Uranyum 8,2.10 1 Proton-Karşıtproton 9.10 7 10 -12 Karşıtmadde roketi kullanan bir uzay aracının 14.10 kg (1,26 J) yakıt kullanarak bir ay gibi kısa bir sürede Mars’a ulaşabileceği öngörülmektedir. Mars’ın Dünya’ya yaklaşık 6 78.10 km uzaklıkta olduğu dikkate alındığında karşıtmadde roketlerinin ne kadar etkili olabileceği daha iyi anlaşılacaktır. Atomu Bir Arada Tutan Nedir? Bilim insanlarının 1930’lu ve 1940’lı yıllardaki temel çalışmalarından biri de çekirdekte yer alan parçacıkların nasıl bir arada durduklarıdır. Çekirdeğin etrafındaki elektronların birbirlerini itmesi gibi çekirdeğin içerisindeki protonlar da aynı cins elektrik yüküne sahip olduğundan birbirlerini iter. Atom içerisindeki etkileşmelerde elektriksel kuvvetler etkin olsaydı protonların birbirini itmesi sonucunda çekirdeğin dağılması gerekirdi. Ancak protonlar dağılmadan bir arada durabilmektedir. Bilim insanları, bu durumu çekirdekteki parçacıkları bir arada tutan kuvvetlerin oldukça güçlü olması şeklinde açıkladılar. Bu kuvvetler modern fizik ünitesi kapsamında öğrendiğiniz çekirdek kuvvetleridir. Çekirdek kuvvetlerinin kısa menzilli, yeğin ve yükten bağımsız kuvvetler olduğunu "Modern Fizik" ünitesinde öğrenmiştiniz. Çekirdek kuvvetlerinin nasıl etkili olduğuna dair ilk öneri 1935 yılında Yukawa (Yukava) tarafından ortaya konmuştur. Yukawa’ya göre çekirdeği bir arada tutan kuvvetler; proton ve nötron arasında bir kütleye sahip parçacıklar tarafından gerçekleştirilmekteydi. Bu parçacıklar proton ve nötronun kütleleri arasında bir kütleye sahip olduklarından İngilizcede ara değer anlamına gelen mezon ile adlandırılmıştır. Bu parçacıkların 1947 yılında deneysel ortamda gözlemlenmesi sonucunda Yukawa aynı yıl Nobel Ödülü almıştır. Mezonlar, atomların kurduğu kovalent bağlardaki elektronların veya elektromanyetik etkileşimlerdeki fotonların rolü düşünüldüğünde eedaha iyi anlaşılır. Örneğin, iki elektronun elektromanyetik etkileşim içerisinde bulunduğunu foton zaman düşünelim. Bu elektronlar arasındaki eeelektromanyetik kuvvete aracılık yapan alan parçacığı yandaki şekilde de görüldüğü gibi Elektromanyetik etkileşimler için fotonlardır. Bu etkileşimde bir elektrondan diğerine Feynman Diyagramı enerji ve momentum aktarımı gerçekleşir. 285 6. Ünite Mezonlar, çekirdekteki parçacıklar arasındaki çekirdek kuvvetine aracılık P n eden parçacıklardır. Örneğin, yandaki şekilde görüldüğü gibi proton ile nötron mezon arasındaki yeğin kuvvetlere mezonlar zaman aracılık eder. Buradan hareketle madde n P parçacıklarıyla etkileşim parçacıklarının (kuvvet parçacıklarının) birbirinden Çekirdekteki etkileşimler için Feynman farklı olduğu söylenebilir. Buna göre; Diyagramı proton, elektron gibi parçacıklar madde parçacıkları, foton ve mezon gibi parçacıklar ise etkileşim parçacıkları olarak adlandırılır. Buraya kadar anlatılan parçacıklar fizikçiler tarafından ortaya konan ilk parçacıklardır. Günümüzde "Sis Odalarından CERN'e" adlı metinde bahsedilen çalışma ortamlarında varlığı tespit edilmiş 300 civarında atom altı parçacık olduğu bilinmektedir. Bu nedenle fizikçiler atom altı parçacıkları sınıflandırmıştır. Sınıflamalardan biri, parçacıkların diğer parçacıklarla hangi kuvvet çerçevesinde etkileşime girdiğine göre yapılmıştır. Örneğin, proton ve nötronlar yeğin kuvvetle etkileşime girerken elektronlar girmez. Yeğin ve zayıf çekirdek kuvvetleri ile çekimsel ve elektromanyetik kuvvetler parçacıkların etkileşime girdikleri kuvvetlerdir. Parçacıklar bu temel kuvvetlerin biri veya daha fazlası ile etkileşime girer. Parçacıklar Ailesi Bilim insanları atom altı parçacıkları "Sis Odalarından CERN'e" adlı metinde de belirtildiği gibi yirminci yüzyılın başlarından itibaren keşfetmeye başladılar. Keşfedilen parçacıkları, birbirleriyle etkileşime girdikleri kuvvetleri dikkate alarak aşağıda görüldüğü gibi hadronlar, leptonlar ve fotonlar şeklinde üç kategoride sınıflamak mümkündür. Atom Altı Parçacıklar Özellikleri Fotonlar • Elektromanyetik kuvvetler aracılığıyla ve yüklü parçacıklarla etkileşime girerler. Hadronlar • Yeğin çekirdek kuvvetleri aracılığıyla etkileşime girerler. • Çekimsel kuvvetler aracılığıyla da etkileşime girebilirler. • Yüklü olmak kaydıyla elektromanyetik kuvvetler aracılığıyla da etkileşime girerler. Leptonlar • Zayıf çekirdek kuvvetleri aracılığıyla etkileşime girerler. • Çekimsel kuvvetler aracılığıyla da etkileşime girebilirler. • Yüklü olmak kaydıyla elektromanyetik kuvvetler aracılığıyla da etkileşime girerler. Parçacıklar ailesinin en küçük grubunu fotonlar oluşturur. İlk defa Einstein tarafından öne sürülen fotonun varlığı 286 Atomlardan Kuarklara 1914-1916 yıllarında fotoelektrik etki üzerine çalışmalar yapan Millikan tarafından kanıtlanmıştır. Fotonların karşıtparçacıkları kendileridir ve bir önceki sayfada yer alan tabloda da görüldüğü gibi sadece elektromanyetik kuvvetler ve yüklü parçacıklarla etkileşime girerler. Fotonlar elektrikçe yüksüz parçacıklardır ve kütleleri yoktur. Ancak fotonların parçacık özelliğinden dolayı az da olsa kütlelerinin olması gerektiği düşünülmektedir. Fotonlar hiçbir koordinat sisteminde durgun olmayan ve ışık hızıyla hareket eden parçacıklardır. Işık hızıyla hareket ettiklerinden atom içerisinde bulunamazlar. "Sis Odalarından CERN'e" adlı metinde belirtilen nitelikteki laboratuvar ortamlarında varlığı belirlenen hadronlar, yeğin çekirdek kuvvetleriyle etkileşime giren parçacıklardır. Başka bir ifadeyle yeğin çekirdek kuvvetinden sorumlu parçacıklardır. Parçacıklar ailesinin en geniş grubunu hadronlar oluşturur. Bu nedenle kütleleri ve spinlerine göre baryonlar ve mezonlar olarak ikiye ayrılarak yeniden sınıflandırılmıştır. Spin, parçacıkların temel özelliklerinden biridir ve parçacıkların bir eksen etrafında döndüklerinin göstergesidir. Spin, özkütle gibi parçacıkların ayırt edici özelliklerinden biridir. Madde parçacıklarının spinleri kesirli (1/2, 1/3), etkileşim parçacıklarının spinleri tam sayı (0,1) değerlerine sahiptir. Baryon grubu proton, nötron, sigma, lamda, ksi ve omega parçacıkları ile bu parçacıkların karşıtparçacıklarını içermektedir. Madde parçacıkları olan bu parça­cıkların spinleri de kesirli değere sahiptir. Mezon grubu ise pionlar, kaonlar ve bu parçacıkların karşıtparça­cıklarını içe­ rir. Pionlar en hafif mezonlar olup kütlesi yaklaşık 140 MeV/c2 dir. Kaonların kütlesi ise yaklaşık 500 MeV/c2 dir. Pionların ve kaonların spinleri sıfırdır. Baryonlar, parçacık ailesinin kütlesi en ağır parçacıklarını içerir. Bu grubun en hafif üyesi protondur. Diğer baryonlar protona yakın veya daha fazla kütleye sahiptir. Spinleri ise kesirli (1/2 veya 3/2) değerlere sahiptir. Baryonların en temel özelliği bozunumlarının sonunda proton oluşturmalarıdır. Örneğin, ksi -10 (Ξ) 10 saniyede bozunarak lamda’ya (Λ°) dönüşür. Lamda -10 ise 3.10 saniyede bozunarak proton ve piona dönüşür. Yani protonlar en kararlı baryonlardır ve bu nedenle bozunmazlar. Bir reaksiyon veya bozunum sonrasında baryon oluşuyorsa karşıtbaryon da oluşur. Bu durum Baryon Sayılarının Korunumu Yasası olarak bilinir. Buna göre reaksiyon veya bozunum öncesindeki toplam baryon sayısı, reaksiyon veya bozunum sonrasındaki toplam baryon sayısına eşittir. Bu reaksiyon veya bozunumlarda baryonlar B = +1, karşıtbaryonlar B = -1 ve diğer parçacıklar B = 0 alınarak baryon sayılarının korunumu incelenir. 287 6. Ünite p+n→p+p+n+p denkleminde baryon sayılarının korunumunu gösteriniz. L. M. Lederman (1922-…) Amerikalı fizikçidir. Schwartz ve Steinberger ile birlikte nötrinolar üzerine yaptıkları çalışmalardan dolayı 1988 yılında Nobel Fizik Ödülüʼnü almışlardır. Melvin Schwartz (1932-2006) Amerikalı fizikçidir. Lederman ve Steinberger ile birlikte nötri­nolar üzerine çalışmışlardır. Bu çalışma­ larından dolayı 1988 yılında Nobel Fizik Ödülüʼnü almışlardır. Jack Steinberger (1921-...) Alman-Amerikan fizikçidir. Lederman ve Schwartz ile birlikte Müon-nötri­nosunun bulunmasını sağlayan çalışma­larından dolayı 1988 yılında Nobel Fizik Ödülüʼnü almışlardır. 288 Çözüm Reaksiyonda yer alan baryonları +1, karşıtbaryonları -1, diğer parçacıkları 0 (sıfır) ile gösterelim. Bu durumda, proton ve nötron baryon olduklarından denklemin sol tarafındaki toplam baryon sayısı; 1 + 1 = 2 olacaktır. Denklemin sağ tarafında ise üç adet baryon, bir adet karşıtbaryon olduğundan toplam baryon sayısı; 1 + 1 + 1 + (-1) = 2 olur. Buna göre; p+n→p+p+n+p denkleminde baryon sayısı korunur. Bu durum; p+n→p+p+n+p (+1) + (+1) → (+1) + (+1) + (+1) + (-1) 2 → 2 şeklinde de gösterilebilir. Karşıtbaryonlar ile mezonların etkileşmesi sonucunda bir baryon oluşur mu? Çözüm Karşıtbaryonların baryon sayıları -1, baryonların baryon sayıları +1, mezonların baryon sayıları ise 0’dır. Buna göre, karşıtbaryon-mezon etkileşimi ile oluşacak bir tepkimede baryon oluşması durumunda baryon sayısı korunmayacağından böyle bir tepkimenin gerçekleşmesi beklenmez. O hâlde karşıtbaryon-mezon etkileşmelerinde bir baryon ortaya çıkmaz. Hadron grubundaki kararsız parçacıkların bozunumlarını ve bozunumlar sonrasında oluşabilecek parçacıkların neler olduğunu araştırınız. Araştırma sonuçlarını metin, resim, grafik veya tablo gibi farklı formatlardan da yararlanarak sunu hâline getiriniz ve sınıfa sununuz. Araştırma sürecinde İnternet (edu, gov, org), yazılı ve görsel medya gibi farklı ve güvenilir bilgi kaynaklarından yararlanarak makale veya diğer yazılı materyalleri okumaya özen gösteriniz. Leptonlar, varlığı ‟Sis Odalarından CERNʼe” adlı metinde belirtilen nitelikteki laboratuvar ortamlarında belirlenen diğer bir parçacık grubudur. Bu grubu oluşturan parçacıklar zayıf çekirdek kuvvetleri aracılığıyla etkileşime girer. Başka bir Atomlardan Kuarklara ifadeyle zayıf çekirdek kuvvetlerinden sorumlu parçacıklardır. Zayıf çekirdek kuvvetinin taşıyıcı parçacıklarının bulunmasına yönelik çalışmalarından dolayı Rubbia (Rabiy) ve Meer (Mier) 1984 yılında Nobel Ödülü’nü almışlardır. Leptonlar tam sayılı yüklere sahiptir. Ayrıca çoğunluğu hafif kütleli parçacıklardan oluşan leptonların tamamının spini 1/2’dir. Leptonlar grubunda elektron, müon ve nötrino adlı parçacıklar ve bu parçacıkların karşıtparçacıkları yer alır. L.M. Lederman (Lidirmen), M. Schwartz (Şıvarst) ve J. Steinberger (Şıtaynbergır) isimli fizikçiler nötrinolar ile ilgili çalışmalar yapmış, müon-nötrinosunu bularak leptonlar grubunu genişletmiştir. Müon-nötrinolarının keşfi aynı zamanda leptonların ikili bir doğaya sahip olduğunu ortaya koymuştur. Bu çalışmalardan dolayı Lederman, Schwartz ve Steinberger 1988 yılında Nobel Ödülü almıştır. Benzer nitelikteki çalışmalar sayesinde de Perl (Pörl) 1995 yılında Nobel Ödülü alan fizikçilerden olmuştur. Leptonlar grubuna giren parçacıkların kütlesi hadronların en hafif parçacığı olan protonun kütlesinden daha hafiftir. Bu nedenle leptonlar noktasal parçacık olarak kabul edilir. Reaksiyon veya bozunum sonrasında baryon sayısı gibi lepton sayıları da korunmaktadır. Ancak lepton sayılarının korunumu, elektron-lepton ve müon-lepton sayılarının korunumu olmak üzere parçacıklar temelinde incelenmelidir. Burada elektronlar (e-) ve elektron-nötrinoları (νe-) için lepton sayısı Le-= +1, karşıtleptonları (e+, νe-) için lepton sayısı Le-= -1 ve diğer parçacıklar için lepton sayısı L e-= 0 olarak alınır. Benzer şekilde müon–lepton sayısının belirleme sürecinde müon ve müon-nötrinosu için Lµ=+1, karşıtleptonları (µ+, νµ) için Lµ = -1 ve diğer parçacıklar için Lµ= 0 olarak alınır. Simon Van Der Meer (1925-…) Hollandalı fizikçidir. Rubbia ile birlikte atom altı parçacıklar üzerine yaptıkları çalışmalarından dolayı 1984 yılında Nobel Fizik Ödülüʼnü almışlardır. Carlo Rubbia (1934-…) İtalyan fizikçidir. Van Der Meer ile birlikte CERN’de yaptıkları ça­ lışmalarla proton ile karşıtprotonun kafa kafaya çarpıştırılması olayına önemli katkılarda bulunarak bir­ çok atom altı parçacığın keşfinde önemli rol oynamışlardır. Bu çalış­ malarından dolayı 1984 yılında No­ bel Fizik Ödülüʼnü almışlardır. n → p + e- + νe denkleminde lepton sayısının korunduğunu gösteriniz. Çözüm Reaksiyonda yer alan leptonları +1, karşıtleptonları -1 ve diğer parçacıkları 0 (sıfır) ile gösterelim. Denklemin sol tarafında lepton olmadığı için lepton sayısı 0 (sıfır) olur. Denklemin sağ tarafında ise elektron ve elektron-nötrinosu olduğundan lepton sayısı; 0 + 1 + (-1) = 0 olur. O hâlde verilen denklemde lepton sayısı korunmuştur. Bu durum; n → p + e- + νe 0 → 0 + 1 + (-1) 0 → 0 şeklinde de gösterilebilir. Martin Lewis Perl (1927-…) Amerikalı fizikçidir. Leptonlarla ilgili çalışmalar yapmış, lepton sı­ nıflamasının genişletilmesine kat­ kıda bulunmuştur. Bu çalışmaların­ dan dolayı 1984 yılında Nobel Fizik Ödülüʼnü almıştır. 289 µ+ νµ π- νe µ- νµ π+ + K p Elektronnötrinosu Müon Müonnötrinosu Pion Kaon Proton Nötron Lamda Omega Ksi 1189,4 1192,5 1197,3 - Σ 0 + Σ Σ Ξ Ξ+ Ω+ Σ+ 0 Σ- 0 - - Ω Ξ Ξ Σ 1672 1321 1315 1115,6 Λ0 0 0 939,6 n n Λ 938,3 493,7 139,6 <0,3 105,7 <7 0,511 p K e+ 0 Kütlesi (MeV/c2) -1 -1 0 -1 0 +1 0 0 +1 +1 +1 0 -1 0 -1 0 +1 +1 +1 +1 +1 +1 +1 +1 +1 0 0 0 0 0 0 0 Elektriksel Baryon Yükü Sayısı (x1,6.10-19C) 0 0 0 0 0 0 0 0 0 0 0 0 0 +1 +1 0 Elektronlepton Sayısı 0 0 0 0 0 0 0 0 0 0 0 +1 +1 0 0 0 Müon-lepton Sayısı Beiser, 1997; Henley ve Garcia, 2007; Lichtenberg, 2007; Das ve Ferbel, 2003 kaynaklarından yararlanılarak bu kitap için düzenlenmiştir. Baryon Mezon Sigma νe e- Elektron kendisi γ Foton Foton Simgesi Karşıtparçacığı Parçacık Lepton Hadron 290 Grup Fotonlar, bazı hadronlar ve leptonlara ait özellikler aşağıdaki tabloda verilmiştir. 3/2 1/2 1/2 1/2 1/2 1/2 1/2 1/2 1/2 0 0 1/2 1/2 1/2 1/2 1 Spini -6 -10 -10 0,82.10 -10 2,9.10 1,64.10 -10 -20 1,5.10 6.10 -10 -10 0,80.10 2,6.10 920 kararlı -8 -8 1,24.10 2,6.10 kararlı 2,2.10 kararlı kararlı kararlı Ömürleri (s) 6. Ünite Atomlardan Kuarklara Leptonlar grubuna giren parçacıkların keşifleri ile ilgili detaylı bir araştırma yapınız. Araştırma sonuçlarını metin, resim, grafik veya tablo gibi farklı formatlardan da yararlanarak sunu hâline getiriniz ve sınıfa sununuz. Araştırma sürecinde İnternet, yazılı ve görsel medya gibi farklı ve güvenilir bilgi kaynaklarından yararlanarak makale veya diğer yazılı materyalleri okumaya özen gösteriniz. Leptonların noktasal parçacıklar olarak tanımlanması, onların daha küçük yapılara bölünmediğini göstermesi açısından önemlidir. Ancak hadronların belli bir büyüklüğü, yapısı ve bozunarak başka bir hadrona dönüşebilme özellikleri dikkate alındığında daha karmaşık bir yapıları olduğu görülür. Bu nedenle bilim insanları hadronların temel parçacıklar olup olmadığını sorgulamıştır. 1960’lı yıllarda M. Gell-Mann (Celmen) ve G. Zweig (Zıvayk) adlı fizikçiler birbirlerinden bağımsız olarak gerçekleştirdikleri araştırmalar sonucunda hadronların daha küçük parçacıklardan oluştuğunu öne sürmüşlerdir. Murray Gall-Mann bu parçacıkları kuark olarak isimlendirmiştir. PARÇACIK HIZLANDIRICILAR Atom çekirdeğinin üzerine hızlandırılmış parçacıklar gönderip çarpışma sonrasında gerçekleşen olayları gözlemleyerek hedef hakkında bilgi sahibi olmamızı sağlar. Bazen atom çekirdeklerinin çarpıştırılması hızlandırıcılar yardımıyla sağlanırken bazen yüklü olmaları sayesinde daha kolay hızlandırılabilen elektron, proton ya da pozitron gibi parçacıklar çarpıştırmada kullanılır. Gönderilen parçacıklar hedef olarak kullanılan parçacık içerisinde ne kadar derinlere inebilirse o kadar fazla bilgi verir. Bu nedenle gönderilen parçacığın hızının çok fazla(ışık hızına yakın hızlarda) olması gerekir. 291 6. Ünite Parçacıkların hızlandırma işlemleri doğrusal ya da dairesel bir yörüngede yapılabilir. Doğrusal hızlandırıcılarda yüksek hızlara ulaşmak için hızlandırıcının boyunu uzatmak gerekir. Dairesel hızlandırıcılarda hızlandırılan parçacıkları yörüngelerinde tutmak için doğrusal hızlandırıcılardakine oranla çok daha güçlü elektromıknatıslar kullanılmalıdır. Hızlandırılmak istenen parçacıklar elektrik alan içerisinde yönlendirilerek ivmelendirilir. İvmelenen bu parçacıklara yolları üzerinde uygun frekansta elektromanyetik dalga gönderilerek itme kuvveti uygulanır. Uygulanan bu itme kuvveti, parçacığın hareket yönünü, elektriksel yükünün işaretine bağlı olarak hızlandırır. Hızlandırılan parçacıkların yörüngelerinde oluşabilecek sapmalarını engellemek amacıyla belirli aralıklarda güçlü mıknatıslar kullanılarak manyetik alan uygulanır. Ayrıca bu parçacıkların yolları üzerindeki yabancı moleküllere veya parçacıklara çarparak enerjilerini kaybetmelerini önlemek için parçacıkların hareket ettikleri tüp vakumlanarak boşaltılır. Bu tüp aşırı ısınmalara karşı soğutulur Hızlandırılan parçacıkların sabit hedeflerle ya da aksi yönde hızlandırılmış diğer parçacıklarla merkezî çarpışmaları sağlanır. Çarpışma sonrasında ortaya çıkan parçacıkları gözlemleyebilmek amacıyla çok güçlü dedektörler(parçacık belirleyiciler) kullanılır. Günümüzde enerji düzeyi ve boyut açısından en büyük dairesel parçacık hızlandırıcısı(Büyük Hadron Çarpıştırıcısı) Fransa-İsviçre sınırında yer alan CERN’de bulunmaktadır. Çalışır durumdaki en büyük doğrusal hızlandırıcı ise ABD’nin Stanford Üniversitesi bünyesinde kurulan, Stanford Lineer Hızlandırıcı Merkezi(SLAC)ndedir. Ayrıca dünyanın çeşitli bölgelerinde bünyesinde doğrusal ya da dairesel hızlandırıcı barındıran birçok laboratuvar mevcuttur. Gelişen teknolojinin tüm imkânlarının kullanıldığı bu laboratuvarlarda varlığı deneysel olarak kanıtlanmamış atomaltı parçacıklar ve bu parçacıkların özellikleri bulunmaya çalışılır. Bu kitap için düzenlenmiştir. Kuarklar Hadronların temel parçacıkları olan kuarkların bilinen altı çeşidi vardır. Ayrıca her kuarkın bir karşıtkuarkı da vardır. ‟Parçacık Hızlandırıcılar” adlı metinde belirtilen hızlandırıcılardan yararlanılarak yapılan bilimsel araştırmalar sonucunda kuarkların kütleye, spine, baryon sayısına ve diğer parçacıklardan farklı olarak kesirli elektrik yüküne sahip olduğu tespit edilmiştir. Karşıtkuarkların elektrik yükleri ise zıt işaretlidir. 292 Atomlardan Kuarklara Kuarkların, leptonların aksine kesirli yüke sahip olması, ortaya atıldığı yıllarda varlığının kabul edilmesini zorlaştırmıştır. Ancak ‟Parçacık Hızlandırıcılar” adlı metinde belirtilen hızlandırıcılar kullanılarak yapılan bilimsel araştırmalar sonucunda kuarkların varlıkları kesin olarak kanıtlanmıştır. Aşağıdaki tabloda bazı kuarkların yükü, spini, baryon sayısı ve kütlesi karşılaştırmalı olarak verilmiştir. Kuark Karşıtkuark Parçacık Simgesi Yükü Spini Baryon Sayısı Kütlesi (MeV/c2) Aşağı d -1 e 3 1 2 1 3 6 Yukarı u +2 e 3 1 2 1 3 3 Karşıtaşağı d +1 e 3 1 2 -1 3 6 Karşıtyukarı u -2 e 3 1 2 -1 3 3 Beiser, 1997; Henley ve Garcia, 2007; Lichtenberg, 2007; Das ve Ferbel, 2003 kaynaklarından yararlanılarak bu kitap için düzenlenmiştir. Bilimsel bilgilerin her zaman mutlak doğru olmadığını, yeni bilgiler ışığında düzeltildiğini veya yenilendiğini biliyorsunuz. Bu anlamda Demokritos'un atomun parçalanamayacağına dair görüşünün sonraki yıllarda geçerliliğini yitirdiği örnek olarak dikkate alınabilir. Buradan hareketle kuarklardan daha küçük parçacıkların var olup olamayacağını tartışınız. Tartışma sürecinde; - Atom altı parçacıkların dünü ve bugününü kıyaslayarak gelecekleri hakkında fikirler üretiniz. - Sis odasında pozitronun, SLAC ve Brookehoven laboratuvarlarında kuarkların varlığının tespit edildiğini öğrenmiştiniz. Buradan hareketle fizik ve teknoloji arasındaki etkileşimin tarihsel gelişimini tartışınız. - Teknolojik yeniliklerin fizik bilimindeki bilimsel bilgilerin ilerlemesine yaptığı katkıya örnekler veriniz. elektron ? ? atom çekirdek proton kuark 293 6. Ünite Kuarkların keşifleri ile ilgili detaylı bir araştırma yapınız. Araştırma sonuçlarını metin, resim, grafik veya tablo gibi farklı formatlardan da yararlanarak sunu hâline getiriniz ve sınıfa sununuz. Araştırma sürecinde İnternet (edu, gov, org), yazılı ve görsel medya gibi farklı ve güvenilir bilgi kaynaklarından yararlanarak makale veya diğer yazılı materyalleri okumaya özen gösteriniz. Baryonların ve Mezonların Kuark Yapısı Günümüzde, leptonlar gibi noktasal parçacıklar olarak kabul edilen kuarklar hadronların yapısını oluşturmaktadır. ‟Parçacık Hızlandırıcılar” adlı metinde belirtilen hızlandırıcılar ile yapılan bilimsel araştırmalar sonucunda en geniş hadron grubunu oluşturan baryonların üç kuarktan oluştuğu, mezonların ise bir kuark ve bir karşıtkuarktan oluştuğu görülmüştür. Aşağıda baryon grubunda yer alan proton, nötron ve mezonların kuark yapısını gösteren modeller verilmiştir. u d proton u u d u d baryonlar u d d pionlar nötron mezonlar Modellerde de görüldüğü gibi protonlar uud, nötronlar udd kuarklarından, mezonlar ise ud veya ud kuark-karşıtkuark çiftlerinden oluşmaktadır. Baryon grubunu oluşturan diğer parçacıkların yapısını ise herhangi bir şekilde bir araya gelmiş üç kuark oluşturmaktadır. Dikkat edilecek olursa kuarklar ve karşıtkuarklar yapısını oluşturdukları hadronların özelliklerini belirlemektedir. Örneğin, protonu oluşturan kuarkların baryon sayılarının toplamı, protonun baryon sayısına eşittir. Aynı şekilde aşağıdaki modelde de görüldüğü gibi protonu oluşturan kuarkların yüklerinin toplamı, protonun yüküne eşittir. u d 2 +3 e - 1e 3 2 +3 e +1e u proton Yukarı ve aşağı kuarklar proton ve nötronları oluşturmaktadır. Proton ve nötronlar çekirdeği, çekirdek ve elektronlar ise atomu oluşturur. Buradan hareketle yukarı ve aşağı kuarklar ile elektronların maddenin üç temel yapı taşı olduğunu söyleyebiliriz. 294 Atomlardan Kuarklara Yani madde aşağıdaki şekilde modellendiği gibi yukarı ve aşağı kuarklar ile bir lepton olan elektrondan oluşmaktadır. nötron çekirdek kuark proton molekül atom elektron ağaç On birinci sınıf fizik derslerinde yıldızların yakıtlarının temel maddesinin hidrojen olduğunu öğrenmiştiniz. Bu maddenin yapısında bulunan ve protonları oluşturan yukarı kuarklardan bir tanesi, aşağı kuarka dönüşerek önce nötronları oluşturur. Nötron sayısındaki artış hidrojen atomunun izotoplarına dönüşmesini sağlar. Oluşan izotoplar (trityum ve döteryum) birleşerek helyum atomlarını meydana getirir. Helyum atomları ise fisyon reaksiyonları sonucunda tekrar hidrojene dönüşür. Tüm bu reaksiyonlar sonucunda yıldızlar, oluşturdukları büyük miktarlardaki enerjiyi aşağıdaki fotoğrafta da görüldüğü gibi etraflarına ısı ve ışık olarak yayar. 295 A. Aşağıdaki paragrafta bazı kavramlar harflerle ifade edilmiştir. Anlatılanlardan hareketle 1 numaralı sütunda verilen harfler ile 2 numaralı sütunda verilen kavramları paragrafa uygun düşecek şekilde eşleştiriniz. Bazı kavramları birden fazla kullanabilirsiniz. “Tüm parçacıklarda bir A vardır. Bir parçacık ile A uygun şartlarda bir araya getirildiğinde kütleleri tamamen B'ye dönüştürülebilir. Parçacıklar C, D ve E olmak üzere üç kategoriye ayrılabilir. D ise F ve G olarak ikiye ayrılır. D'yi oluşturan daha küçük yapılara H adı verilir.” 1 2 A lepton B foton C mezon D hadron E enerji F karşıtparçacık G baryon H kuark B. Aşağıdaki soruları okuyarak doğru seçeneği işaretleyiniz. - 1. Ξ → Λο + e- + νe denklemiyle verilen reaksiyonda kaç baryon vardır? A) 0 B) 2 C) 4 D) 6 E) 8 2. Aşağıdaki parçacıkların hangisi zayıf çekirdek kuvvetleri aracılığıyla etkileşime girebilir? ο A) Ξ B) Σ+ C) π+ D) µ- E) Λο ο 3. Σ nin bozunarak proton oluşturma sürecinde aşağıdaki parçacıklardan hangisi görülebilir? ο A) Ξ B) Ξ C) Σ+ D) Ω- E) Λο 4. Aşağıdakilerden hangisi çekirdekteki parçacıklar arasındaki çekirdek kuvvetine aracılık edebilir? A) νe B) νµ C) K+ D) Ω- E) n 5. İlk karşıtparçacığı laboratuvar ortamında gözlemleyebilen bilim insanı aşağıdakilerden hangisidir? A) Hideki Yukawa B) Carl David Anderson C) Emilio Segre D) Paul Adrien Maurice Dirac E) Martin Lewis Perl 6. Kütlesi en ağır baryonun, kütlesi en hafif mezonun kütlesine oranı yaklaşık olarak kaçtır? A) 12 B) 11 C) 13 D) 10 E) 9 296 C. Aşağıdaki kavram haritasında boş bırakılan kutuları tabloda verilen kavramlardan uygun olanları ile doldurunuz. 1. hadron elektron aşağı kuark karşıtyukarı kuark mezon yukarı kuark kuark baryon karşıtaşağı kuark karşıtkuark lepton pion ksi sigma kaon Madde Parçacıkları örnektir. proton grubundadır. grubundadır. çeşitleridir. yapısında üç adet bulunur. yapısında bulunur. kuark çeşitleridir. çeşitleridir. 297 2. Aşağıdaki kavram haritasında boş bırakılan kutuları tabloda verilen kelimelerden uygun olanları ile doldurunuz. atom proton çekirdek lepton karşıtproton pozitron elektron nötron nötrino müon karşıtkuark karşıtnötron yok pion kaon Element yapı taşı içeriğindedir. içerir. karşıtparçacığı karşıtparçacığı karşıtparçacığı içerir. elektriksel yükü grubundadır. çeşitleri Ç. Aşağıdaki soruları cevaplayınız. 1. Mezonların yapısını oluşturan kuark (u) ile karşıtkuarkın(d) birbirlerini yok ederek enerjiye dönüşmeden bir arada nasıl durduklarını açıklayınız? 2. Nötron içerisindeki bir aşağı kuarkın (d) yukarı kuarka (u) dönüşmesi sonucunda neler olabilir? Açıklayınız. 3. e- + e+ ↔ γ denkleminde gösterildiği gibi elektronla pozitron çarpışması sonucunda -34 -19 oluşan γ fotonunun sahip olacağı frekansı hesaplayınız (h = 6,62.10 Js, 1eV=1,6.10 J, me-= me+= 0,51 MeV/c2). 4. Bir fotonun karşıtparçacığının yine kendisinin olmasının nedenlerini açıklayarak karşıtparçacıkları kendileri olan parçacıklara örnekler veriniz? 5. Madde parçacıkları ile etkileşim parçacıkları arasındaki fark nedir? Açıklayınız. 6. µ- → νµ + e- + νe denklemiyle verilen reaksiyonda müon-lepton sayılarının ve elektron-lepton sayılarının korunduğunu ayrı ayrı gösteriniz. 7. Kuarkların diğer noktasal parçacıklardan farkı nedir? Açıklayınız. 8. Baryonlarla mezonların özelliklerini tanımlayarak aralarındaki farkları açıklayınız. 298 7. ünİte FİZİĞİN DOĞASI 299 konular DEĞİŞEN ENERJİ KAYNAKLARI Bu ünitede; Fizik derslerinde edinilen bilgi, beceri ve tutumlardan yola çıkarak deney, gözlem, matematiksel modelleme gibi yöntemler ile bilimsel bilginin değişebilir doğasını anlamaya çalışacağız. Hayal gücünün bilginin elde edilme sürecine katkısını irdeleyerek sosyal ve kültürel yapının bu sürece etkisini inceleyeceğiz. Ayrıca bilimsel manada gözlem ve çıkarım ilişkisini inceleyerek modelleme, paradigma, hipotez, yasa ve teori gibi kavramları açıklayacağız. 300 Fiziğin Doğası DEĞİŞEN ENERJİ KAYNAKLARI İnsanlar, ihtiyaçlarını gidermek için enerjiye gereksinim duyar. Gereksinim duyulan bu enerjinin bir kısmı kendilerinde mevcutken diğer kısmı dışarıdan karşılanır. Bu durum, insanları dış enerji kaynakları arayışına itmiştir. Önceleri insanlar dış enerji ihtiyaçlarını hayvanlardan karşılamayı düşünmüş ve bu amaçla bazı hayvanları evcilleştirmeyi başarmıştır. Evcilleştirilen bu hayvanlardan beslenme, ısınma, yük taşımacılığı, ulaşım gibi farklı alanlarda yararlanmıştır. Ancak artan ihtiyaçlar sebebiyle enerji arayışına devam eden insanlar, zamanla ateşi kontrol etmeyi öğrenmiş ve maddelerin yanmasıyla elde edilen enerjiden yararlanmaya başlamıştır. Bu enerjiden, ısınmadan buharlı makinelerin çalıştırılmasına kadar pek çok alanda yararlanılmıştır. Daha sonra rüzgâr enerjisini fark eden insanlar, bu enerjinin nasıl kullanılacağını araştırmış, deniz taşımacılığından tahılların un hâline getirilmesine, hava taşımacılığından elektrik üretimine kadar pek çok alanda rüzgâr enerjisinden yararlanmıştır. Bilim ve teknolojinin gelişmesi insanların enerji ihtiyaçlarını artırmış, ihtiyacın artması kullanılmakta olan enerji kaynaklarının değiştirilmesini zorunlu hâle getirmiştir. Bu durum yeni görüşlerin ortaya atılmasına neden olmuştur. Enerji ihtiyacının karşılanması için çalışan bilim insanları hipotezler oluşturmuş, bu hipotezlerini deneysel veya teoriksel çalışmalara dayanan farklı bilimsel yöntemlerle test etmişlerdir. Testler sonrasında hipotezler ya reddedilmiş ya da doğruluğu kanıtlanarak bilimsel bilgi olarak kabul görmüştür. Kabul gören bu bilgiler toplumun anlayacağı bir şekilde yayımlanmıştır. Bilim insanlarının yaptıkları bu çalışmalar sonrasında farklı enerji kaynaklarına yönelen insanlar Güneş, su, jeotermal, gelgit, fosil yakıtlar vb. enerji kaynaklarını kullanmaya başlamıştır. Günümüzde fosil yakıtlar ve yan ürünlerinden elde edilen enerjiden bol miktarda yararlanılmaktadır. Günlük hayatta kullandığımız enerjiler arasında önemli bir yere sahip olan petrolün rezervlerinin sınırlı olması ve kullanımının çevreye fazla miktarda zarar vermesi, insanları güvenliği yüksek ve çevre dostu enerji kaynakları arayışına yöneltmiştir. Enerji kaynakları arayışı on dokuzuncu yüzyılın sonlarına doğru radyoaktivitenin keşfiyle yönünü atoma çevirmiş, bu 301 7. Ünite alanda çalışan bilim insanları atomdan enerji elde etmenin yollarını aramışlardır. Albert Einstein, atomun çekirdeğinde bol miktarda depolanmış enerji olduğunu ve bu enerjinin yandaki şekilde modellendiği gibi, çekirdeğin parçalanmasıyla serbest kalabileceğini ileri sürmüştür. Çekirdeğin parçalanmasıyla açığa çıkacak olan enerjinin çok fazla olması, bütün gözlerin atoma çevrilmesini sağlamıştır. Atom, nükleer reaktörlerde insanlığın yararına kullanılabileceği gibi, nükleer silahların üretimiyle insanlığın zararına da kullanılabilir. Örneğin, atom bombası, insanlığa büyük zararlar veren nükleer silahlardan biridir. Atom bombasının çalışma prensibi, atom çekirdeğinin çok kısa sürede parçalanarak içerisinde depoladığı enerjiyi serbest bırakmasına dayanır. Atom bombasının yapımında ana madde olarak kullanılan maddenin atomları içerisinde ne kadar fazla enerji depolanmışsa bombanın etki alanı o kadar genişler. Atom bombası patlatıldığında kontrolsüz olarak bölünen çekirdekler, etrafa büyük miktarlarda enerji salar. Salınan bu enerji, kısa zamanda çok büyük felaketlere neden olur. İnsanoğlu geliştirdiği atom bombasıyla yetinmemiş, ondan daha etkili bir silahın hayali peşinde koşmuştur. Zamanla bu hayalini gerçekleştirmiş ve hidrojen bombasını üretmiştir. Atom bombasının yapılışı, çekirdek parçalanması ilkesine dayanırken hidrojen bombasının yapılışı, yandaki resimde modellendiği gibi çekirdek birleşmesi ilkesine dayanır. Çekirdeklerin birleşebilmesi için büyük miktarda enerjiye ihtiyaç duyulur. Bundan dolayı hidrojen bombasından önce atom bombası patlatılır, açığa çıkan enerjiyle parçalanan çekirdekler birleştirilir. Tüm bu aşamalar sonrasında, ortaya atom bombasında çıkan enerjiden çok daha fazlası çıkar. Hidrojen bombasının etki alanı, aynı kütledeki atom bombasından çok daha fazladır. İnsanoğlu, hayal gücünü kullanarak günümüzde de daha verimli enerji kaynakları, daha etkili silahlar geliştirme arayışlarına devam etmektedir. Bu kitap için düzenlenmiştir. ENERJİ Hava MADDE Su Toprak Ateş 302 İnsanoğlu, tarih boyunca yaptığı bilimsel çalışmalarla yaşam kalitesini yükseltmeye çalışmıştır. Bu çalışmalar, belirli dönemlerde çok hızlı ilerlerken, belirli dönemlerde yavaşlamış, hatta durma noktasına gelmiştir. Örneğin, çağının önemli düşünürlerinden Aristoteles ve Platon; yandaki resimde de görüldüğü gibi, maddenin ateş, hava, su ve topraktan oluştuğunu söyleyerek Demokritos’un bu konu ile ilgili görüşlerini benimsemişlerdir. Bu düşünce, maddenin yapı taşına dair isabetli görüşler ileri süren Empedokles ve Lucretius’in görüşlerinin bilim insanları arasında kabul görmemesine neden olmuştur. On dokuzuncu yüzyıla gelindiğinde bilim insanları arasında Fiziğin Doğası fizik biliminde yapılabilecek bir şeyin kalmadığı, sadece daha fazla ayrıntıya inmeye yönelik çalışmaların yapılabileceği görüşü hâkimdi. Bu görüş, bilimin ilerlemesinin önünde büyük bir engeldi. Einstein, yaptığı çalışmalarla bu görüşü yıkmış ve yapılabilecek bir şey kalmadığını düşünen bilim insanlarına yönelik “Bilinenler, bilinmeyenler yanında ihmal edilebilecek kadar azdır.” sözünü söylemiştir. Bilim insanları, birçok doğa olayını incelemiş, elde ettikleri bilgileri yazılı hâle getirerek nesilden nesile aktarmıştır. Böylece bilimsel bilgilerin günümüze kadar gelmesi sağlanmıştır. Yandaki minyatürde bilimsel çalışma yapan ve elde ettikleri bilgileri kayıt altına alan bilim insanları görülmektedir. Sahip olduğumuz bilginin ilk kaynağının ne olduğunu araştıran bilim dalı epistemoloji olarak adlandırılır. Epistemolojik araştırmalar sonucunda ilk kaynağına ulaşılmaya çalışılan bilgi, günümüzde bilimsel araştırma metotları kullanarak sürekli irdelenmektedir. Peki, bilimsel bilgilerin ilk tanımlamaları ile günümüzde yapılan çalışmalar sonucunda yapılan tanımlamaları aynı mıdır? Fen bilimleri; klasik ve modern yaklaşım olmak üzere iki grupta incelenmektedir. Klasik yaklaşımda bir bilgi mutlak doğru ise tek doğrudur mantığı geçerlidir. Bu görüş, her şey somut delillere ve ispata dayandırılmalı fikrini savunmaktadır. Modern yaklaşımda ise her şey bir gelişim ve değişim içerisinde olduğundan mutlak bilginin olamayacağını savunmaktadır. Modern yaklaşıma göre bilimsel bilgiler, mutlak doğrular olmadığı gibi belirli şartlar ve sınırlılıklar içerisinde geçerlidirler. Örneğin; hareketlilerin hızlarının, ışık hızı yanında çok küçük olduğu durumlarda geçerli olan bağıntılar, hareketlilerin hızı ışık hızına yaklaştığında geçerliliğini yitirmektedir. Bu bağıntılardan bazıları aşağıdaki tabloda görülmektedir. v << c 1 Ek = m v2 2 L0 ∆t0 v≈c = Ek m c2 1− − m c2 2 v c2 = L L0 1 − ∆t = v2 c2 ∆t 0 1− v2 c2 Tablodan da anlaşılabileceği gibi cismin hızı, ışık hızından küçük olduğu durumlarda geçerli olan bağlantılar cismin hızı, 303 7. Ünite ışık hızına yaklaştığında geçerliliğini yitirmektedir. Benzer şekilde bir dönem etkin olarak kullanılan enerji kaynağı daha sonraları etkinliğini kaybetmektedir. Dolayısıyla bilimsel bir bilginin geçerlilik alanı ve sınırları elde edilen yeni bulgularla değişip geliştirilebilir. Kuantum fiziği üzerine araştırmalar yaparak klasik fizikte geçerli olup kuantum fiziğinde geçerli olmayan kurallara örnekler bulunuz. Bu örnekleri metin, resim, grafik veya tablo gibi farklı formatlardan da yararlanarak bir sunu hâline getiriniz ve sınıfa sununuz. Araştırma sürecinde İnternet, yazılı ve görsel medya gibi farklı ve güvenilir bilgi kaynaklarından yararlanmaya özen gösteriniz. Değişimin Sırrı Ne? ? *F=ma * Işık tanecik midir? Elektron içerisinde daha * küçük tanecik var mıdır? ? * Fk=mkN 304 Televizyon, radyo, gazete gibi farklı bilgi kaynaklarında bilim insanları tarafından farklı şekilde yorumlanan veya ilk defa ileri sürülen bilgilerle karşılaşırız. Bu bilgilerin bazıları kitaplarımızda yer alırken bazılarının olgunlaşıp kabul görmesi beklenir. Bilgilerin olgunlaşıp kabul görmeleri için doğru ve güvenilir verilerle sürekli desteklenmesi gerekir. Belirli bir olgunluk düzeyine ulaşan bilimsel bilgiler, insanlığın hizmetine sunulur. Böylece, insanların yaşam kalitesi yükseltilmeye çalışılır. Örneğin, “Değişen Enerji Kaynakları” adlı metinde de belirtilen nükleer enerjinin, bir enerji kaynağı olarak kullanılabilmesi için bilimsel verilerle güvenilirliği test edilmiştir. Bilimsel olarak doğru kabul edilen ve uzun yıllar okullarda bizlere öğretilen bilgiler veya bireysel gayretlerimiz sonucunda öğrendiğimiz bilimsel bilgiler, zaman içerisinde değişebilir mi? Doğruluğundan şüphe duymadığımız bilgilerimizden hangileri günümüzde tartışılır hâle gelmiştir? Bunun sebebi ne olabilir? Yandaki fotoğrafta da modellendiği gibi şüpheci bir yapıda olmanın, kesin doğru diye bakılan bilgileri tekrar sorgulamanın ve gözden geçirmenin bilimsel bilgilerin değişip gelişmesine etkisi büyüktür. Bu durum teknolojinin ilerlemesine önemli bir katkı sağlamaktadır. Örneğin; bilim insanlarının şüpheci ve araştırmacı yapıda olması sayesinde Fiziğin Doğası insanlığın ihtiyaç duyduğu enerji kaynakları sürekli değişmiş ve değişmeye devam edecektir. Defterinize bir tablo çizerek içerisine, değişim beklemediğiniz bilgiler ile değişebileceğini düşündüğünüz bilgileri nedenleriyle birlikte yazınız. Işık Hakkındaki Bilgilerimizin Dünü, Bugünü ve Yarını sıy Ya n k ışı an ışı len k Ge Çevremizi görmemizde, bitkilerin büyümesinde, haberleşmede kulla­nılan fiber optik kablolarda, uzay araştırmalarında vb. birçok alanda ışık etkin bir rol oynamaktadır. Işık hakkındaki ilk teoriler on yedinci yüzyıl sonlarında Newton ve Huygens tarafından ortaya atılmıştır. Newton, ışığın sonsuz hızda ve doğrusal yolla yayılan taneciklerden oluştuğunu ileri sürmüştür. Newton’un tanecik teorisi, yansıma ve beyaz ışığın renklere ayrılması olaylarını açıklayabilmektedir. Newton’un teorisine göre, ışık az kırıcı ortamdan çok kırıcı ortama geçişte normalden uzaklaşarak kırılmakta ve hızı artmaktadır. Bu bağlamda Newton’un teorisi kırılma olayını açıklamada yetersiz kalmaktadır. Newton’un tanecik modeli ile ışığın düz bir zeminden yansıması, yandaki resimde görüldüğü gibi modellenebilir. Newton ile aynı dönemlerde yaşayan Huygens, ışığın yandaki resimde modellendiği gibi, bir dalga olduğunu ileri sürmüştür. Işığın boşlukta dalgalar hâlinde yayılabilmesi için Huygens, esir denen maddenin var olduğunu ve boşluğun bu madde ile dolu olduğunu kabul etmiştir. On dokuzuncu yüzyılın başlarında ışıkta kırınım ve girişim olaylarının deneysel olarak gözlenmesi, dalga teorisini güçlendirmiştir. On dokuzuncu yüzyılın sonları ile yirminci yüzyılın başlarında yapılan bir çok deney, Huygens’in varlığını kabul ettiği esir maddesinin gerçekte var olmadığını ortaya koymuştur. Elektrik, ışık ve manyetizmayı birleştiren Maxwell ışık hakkında yeni bir teori ortaya atarak ışığın elektromanyetik dalga özelliği gösterdiğini ileri sürmüştür. Maxwell’e göre ışık; enerji taşıyan, boşlukta ilerleyebilen, elektrik ve manyetik alanlardan oluşan bir yapıya sahiptir. Maxwell’in teorisini geliştiren Planck, elektromanyetik ışımanın sürekli olmadığını ve ışığın enerji taşıyan paketler hâlinde iletildiğini açıklamıştır. Son olarak Einstein, parçacık ve dalga teorilerini birleştirerek Kuantum Teorisi’ni oluşturmuştur. Bu teoriye göre ışığın dalga boyu büyük olduğunda dalga, dalga boyu küçük olduğunda tanecik özelliği daha baskındır. Işığın elektromanyetik dalga modeli sı Ya n ık ış ya n en ış el ık G 305 7. Ünite aşağıdaki resimde görüldüğü gibi modellenebilir. λ → E → B Bilim insanlarının ışık hakkındaki teorileri aşağıdaki tabloda verilmiştir. Bilim İnsanı Teorisi Newton Işık, doğrusal bir yörüngede sonsuz hızda ilerleyen taneciklerden oluşur. Huygens Işık kaynağı yayınladığı dalga boyunun tam katları kadar uzaktaki noktaları, kendisiyle aynı fazda titreşen ışık kaynağı hâline getirir. Işığın boşlukta ilerleyebilmesini, boşluğu dolduran esir maddesi sağlar. Maxwell Işık enerji taşır, elektrik ve manyetik alanlardan oluşur. Esir maddesi olmadan boşlukta ilerleyebilir. Kısacası ışık, elektromanyetik dalga özelliği gösterir. Planck Işığın elektromanyetik ışıması değil, kesikli parçalar hâlindedir. Einstein Işığın, yüksek frekanslı elektromanyetik dalga hâlinde yayıldığı durumlarda tanecik, düşük frekanslı elektromanyetik dalga hâlinde yayıldığı durumlarda dalga özelliği baskındır. sürekli Günümüze kadar yapılan çalışmalarla ışık hakkındaki eksik bilgiler tamamlanmış, hatalı bilgiler düzeltilmiştir. Benzer şekilde insanlığın ihtiyaç duyduğu enerji, bilim insanlarının yaptığı çalışmalar sonrasında farklı ve daha verimli kaynaklardan sağlanmıştır. Bu durum, bilimsel bilgilerimizin sürekli bir değişim ve gelişim içerisinde olduğunu göstermektedir. Bilimsel bilgiler, birbirini destekler nitelikte değişip gelişebileceği gibi paradigma değişimleri de bilimsel bilgilerin zamanla değişmesine yol açabilir. Paradigma, bir disipline belli bir süre hâkim olan model veya kurumsal çerçeve olarak tanımlanabilir. Başka bir ifadeyle paradigma, bir grup bilim insanı tarafından ortaklaşa kabul edilen görüşlerdir. 306 Fiziğin Doğası Yeni bir görüşün yeni bir paradigma olabilmesi için hem kendi alanında ortaya çıkmış sorun veya sorulara uygun çözüm bulabilme potansiyeline hem de çağını aşarak ileriye dönük yeni açılımlar yapma özelliğine sahip olması gerekir. Ortaya konan paradigma, alanındaki yeni sorulara veya sorunlara çözüm getiremediği takdirde yeni arayışlara gidilir. Bu durumda, var olan paradigmanın çözüm bulamadığı sorunlara çözüm bulma potansiyeline sahip daha kapsamlı görüşler ortaya konur. Bu görüşler, alanındaki sorunları çözdükçe her geçen gün daha fazla güç kazanır. Alanındaki otoriteler tarafından da kabul görür ve yeni bir paradigmaya dönüşür. ‟Değişen Enerji Kaynakları” adlı metinde de belirtildiği gibi, enerji kaynakları insanların ihtiyaçlarını karşılayamaz duruma geldiğinde sorunlara çözüm getiren görüşler, alanındaki otoriteler tarafından kabul edilerek yeni paradigmalara dönüşmüştür. Sınıfınızda iki grup oluşturunuz ve aşağıdaki konular çerçevesinde bir münazara yapınız. I. GRUP Bilimsel bilgiler, yazının insanlar tarafından kullanılmasıyla ortaya çıkan ve bugüne kadar birbirleri üzerine eklenerek oluşturulmuş bilgiler bütünüdür. II. GRUP Bilimsel bilgiler, belli dönemlerde oluşan paradigmaların farklılaşması üzerine kurularak geliştirilmiştir. Not : Münazaraya başlamadan önce savunacağınız konu hakkında İnternet, yazılı ve görsel medya gibi farklı ve güvenilir bilgi kaynaklarından araştırma yapınız. Paradigma değişimini bir örnekle irdeleyelim. Newton’un ışık paradigması, ışık olaylarının açıklanmasında ve formülleştirilmesinde kullanılmıştır. Ancak bu paradigma ışığın kırılması, girişimi ve kırınımı olaylarını açıklamada yetersiz kalınca yeni bir paradigma oluşturulmasına ihtiyaç duyulmuştur. Bu nedenle Huygens yeni bir paradigma oluşturmuştur. Huygens’in paradigması, esir maddesinin var olması durumunda bir anlam taşımaktaydı. Yapılan araştırmalar, Huygens paradigmasında önemli bir yeri olan esir maddesinin olmadığını gösterince ışık konusunda yeni bir paradigmaya ihtiyaç duyulmuştur. Maxwell, Planck ve Einstein’ın birbirlerini destekler nitelikteki çalışmalarından sonra bugün geçerliliğini koruyan ışık paradigması oluşturulmuştur. 307 7. Ünite Paradigma değişimine bağlı olarak değişen bilimsel bilgilere diğer bir örnek, klasik mekanikten kuantum mekaniğine geçiştir. 1800'lü yılların sonlarına doğru kara cisim ışıması, tayf çizgileri, fotoelelektrik etki gibi bir takım olayları açıklamada klasik mekanik yetersiz kalmıştır. Bu durum bilim insanlarının değil, klasik mekaniğin yetersizliğinden kaynaklanıyordu. 1900 yılında Max Planck enerjinin, 1905 yılında ise Albert Einstein, ışığın paketçiklerden oluştuğunu, yani süreksizlik gösterdiğini ileri sürmüşlerdir. Plack ve Einstein bu görüşlerini bazı deneyleri açıklamak için bir varsayım olarak kullanmışlardır. Benzer şekilde belli bir dönem sonra görelik kuramı ve kuantum mekaniği, belli sorulara cevap vermeyecek duruma düşebilir ve tekrar yeni bir paradigma arayışına gidilebilir. Dolayısıyla bilimsel bilgiler, mutlak gerçekler değil, belirli bir dönem kabul edilen en iyi açıklamalardır. Aşağıdaki çizelgede verilen konulara sizin belirleyeceğiniz fizik konularını da ekleyerek çizelgeyi defterinize çiziniz. Bu konularla ilgili geçmişte ve günümüzde kabul edilen bilimsel doğruları araştırarak elde ettiğiniz bilgileri çizelgeye yazınız. Araştırma sürecinde İnternet, yazılı ve görsel medya gibi farklı ve güvenilir bilgi kaynaklarından yararlanmaya özen gösteriniz. Konu Geçmişte Günümüzde Görme olayı Güneş sistemi Atomun yapısı Evrenin oluşumu Örnek çizelgedir. Yapılan araştırmalarda MÖ 3000’li yıllarda Mısır, Çin ve Mezopotamya uygarlıklarında bilimsel çalışmalar yapıldığına dair bulgulara ulaşılmıştır. Bu bulgulardan hareketle bilimsel çalışmaların ilk olarak Doğu uygarlıklarında başladığını söyleyebiliriz. Ancak bu uygarlıkların çeşitli nedenlerle varlıklarını yitirmeleri sonucu bilimsel çalışmalar Yunanistan ve Roma İmparatorluğu’nda devam etmiştir. Roma İmparatorluğu’nun yıkılması ve içerisinde çok değerli çalışmaları barındıran Mısır’daki İskenderiye Kütüphanesi’nin yanmasıyla bilimsel çalışmalar durma noktasına gelmiştir. İslamiyet’in gelişiyle birlikte bu çalışmalara yeniden başlanmış, bu dönemde bilim dünyasında çok önemli gelişmeler sağlanmıştır. Sekizinci yüzyıl ile on beşinci yüzyıl arasındaki dönemde İslam medeniyetlerinde yapılan bilimsel çalışmalar, Rönesans 308 Fiziğin Doğası sonrasında tekrar Batı medeniyetlerine geçmiştir. Günümüzde ise bilim, belli bir medeniyetin kontrolünde olmayıp tüm insanların katkı sağlayabildiği evrensel bir boyut kazanmıştır. Bilimsel gelişmenin tarihsel süreci aşağıdaki gibi gösterilebilir. Doğu Batı Eski Mısır, Çin, Yunanistan, Roma Mezopotamya, İmparatorluğu Hindistan Doğu Batı Evrensel Bilim İslam Medeniyetleri (8-15. yüzyıl) Yeniçağ Dönemi (Rönesans) Yakınçağ Dönemi Yüzyılın Deneyi Farklı ülkelerden birçok enstitünün temsil edildiği CERN, Dünyaʼnın en büyük parçacık fiziği laboratuvarı olarak kabul edilmektedir. Kadın ve erkeklerden oluşan yaklaşık 800 araştırmacının çalıştığı CERN’de Büyük Hadron Çarpıştırıcısı çalıştırılmaya başlandı. Yerin 100 m altında 27 km uzunluğunda bir tünele yerleştirilmiş olan çarpıştırıcıyla yapılan denemelerin ilk aşaması başarıyla sonuçlandı. Çarpıştırıcıda dairesel bir yörüngede birbirine zıt yönlerde hareket ettirilen proton demetleri, büyük hızlarla çarpıştırılarak Büyük Patlama’dan sonra yok olan taneciklerin yeniden oluşturulması planlanmaktadır. İnsanoğlu, çevresinde meydana gelen olayları ve bu olayların nedenlerini merak etmiş, bunun sonucunda yaşadığı Dünya’yı daha iyi anlama ve kontrol altına alma gayreti içine girmiştir. Bu nedenle farklı bilimsel yöntemler kullanarak araştırmalar yapmış ve çeşitli bilgiler elde etmiştir. Bilimsel bilgilerin geçerli olabilmesi için doğru verilere ihtiyaç vardır. Bilimsel bilgiler, deney ve gözlem sonuçlarına dayanmalı, eleştiri ve tartışmalar sonucu ortaya konulmalıdır. 20 üye ülkesi bulunan, bazı ülkelerin gözlemci olarak katıldığı, bazı ülkelerin ise maddi katkılarda bulunduğu CERN’de yürütülen çalışmalar niçin önemlidir? CERN’de yanda resmi görülen Büyük Hadron Çarpıştırıcısı ile yapılan deneylerde elektron ve pozitronlardan daha ağır olan protonlar çarpıştırılmaktadır. Protonlar, aynı işaretli elektriksel yüke sahip olduklarından çarpıştırılabilmeleri için 309 7. Ünite fazla miktarda enerjiye ihtiyaç vardır. Yüksek potansiyel altında hızlandırılan protonlar fazla miktarda enerjiye sahip olurlar. Yüksek enerjili protonlar zıt yönde hareket ettirilip merkezî çarpışmaları sağlandığında daha önce gözlemlenmemiş parçacıkların oluşması beklenmektedir. Bu parçacıklar, güçlü dedektörler yardımıyla kayıt altına alınarak onlar hakkında bilgi elde edilmesi planlanmaktadır. Böylece üzerinden on dört milyar yıl geçtiği düşünülen büyük patlama sonrasındaki ortam yeniden oluşturulmaya çalışılmaktadır. Bu deneyler sonucunda madde ile ilgili bugüne kadar bilinmeyenlerin ortaya çıkacağı, evrenin oluşumu ile ilgili soruların cevaba kavuşacağı düşünülmektedir. Deneyler, bilimsel bilginin tek kaynağı değildir. Bazen kontrollü deney yapmak mümkün olmayabilir. Böyle durumlarda sonuçlara, kapsamlı gözlemlerle ulaşılabilir. Örneğin, astronomi alanındaki bilgiler deney sonuçlarından daha çok yandaki fotoğrafta da görüldüğü gibi kapsamlı gözlemler sonucu elde edilmektedir. Batlamyus kendi gözlemlerine dayanarak evrenin merkezinde Dünya olduğunu ve bütün gök cisimlerinin Dünya’nın etrafında döndüğünü ileri sürmüştür. İnsanlar tarafından bin yıla yakın bir süre kabul gören bu görüş ile halk arasında Dünya’nın bir öküzün boynuzları üzerinde durduğu görüşü Kepler ve Copernicus’in gözlem sonuçlarından sonra geçerliliğini yitirmiştir. Bu gözlemler sonucunda bugünkü evren modeli kabul edilmiştir. Deney ve gözlemle bilimsel bilgiye ulaşmak bazen mümkün olmayabilir. Örneğin, fizikte deneylerde ortaya çıkan çelişkili veya açıklanamayan durumlar matematiksel modeller kullanılarak mantık ile açıklanmaya çalışılır. Başka bir ifadeyle bazı bilgiler, tamamen kuramsal olarak ortaya atılır. Einstein Görelik Kuramı’nı oluştururken matematiksel modellemelerden yararlanmıştır. Örneğin; Einstein, Newton’un vardığı sonuçları bütünüyle reddetmemiş, matematiksel modellemeler kullanarak yetersiz olan noktaları düzeltip tamamlamaya çalışmıştır. Bunun sonucunda da kuramsal göreliği ileri sürmüştür. Einstein’ın çalışmaları neticesinde bilim dünyasında yeni ufuklar açılmış ve önemli ilerlemeler sağlanmıştır. Bilimsel bilgilerin gelişip değişmesine bir örnek de enerji kaynaklarının değişmesi sürecidir. Önceleri ihtiyaç duydukları enerjiyi hayvanlardan karşılayan insanlar bilim ve teknolojinin gelişmesiyle farklı enerji kaynaklarına yönelmiş, ihtiyacını ateş, su, rüzgâr, atom çekirdeği gibi farklı kaynaklardan sağlamaya başlamıştır. Tüm bunlar göz önüne alındığında bilimsel olarak 310 Fiziğin Doğası kabul gören bir bilgiyi tekrar ele almanın, sınamanın veya eleştirmenin ne kadar önemli olduğu daha iyi anlaşılır. Bununla birlikte paradigmaların bilimsel bilgilerin gelişmesindeki rolü daha iyi anlaşılır. Unutulmamalıdır ki paradigmalar doğru ya da yanlış olarak tanımlanamaz. Paradigmalar ait olduğu dönemdeki alanıyla ilgili sorulara, ne düzeyde cevap vermiş olmasıyla değerlendirilebilir. Onuncu sınıf fizik derslerinde de öğrendiğiniz Görelik Kuramı’nın nasıl oluşturulduğunu, biliminin o dönemde sahip olduğu özelliklerle birlikte araştırınız. Elde ettiğiniz bulguları sınıfta sununuz. Araştırma sürecinde İnternet (edu, gov, org), yazılı ve görsel medya gibi farklı ve güvenilir bilgi kaynaklarından yararlanmaya özen gösteriniz. Bilimsel bilgiye ulaşmada gözlem, deney, çıkarımda bulunma ve teorik çalışmaların yanı sıra hayal gücü de önemlidir. “Değişen Enerji Kaynakları” adlı metinden de anlaşılacağı gibi insanoğlu hayal gücü, deney, gözlem ve teorik çalışmalarla ihtiyaç duyduğu enerjiyi farklı kaynaklardan sağlamayı başarmıştır. Bilim insanları atomun yapısı, evrenin oluşumu, depremler gibi konularda sınırlı sayıda verilere ulaşabilirler. Verileri anlaşılır yapmak ve bütün resmin neye benzediği hakkında düşünceler üretmek için hayal güçlerini kullanırlar. İnsanların hayal güçleri üzerinde, içinde yaşadıkları toplumun özellikleri, gelenekleri ve görenekleri etkilidir. Örneğin, bir toplumda düşünülmesi dahi hoş karşılanmayan bir düşünce tarzı başka bir toplum tarafından kabul görebilir. Aşağıda verilen durumlar veya kendinizin belirleyeceği bir durum hakkında hayal gücünüzü kullanarak bir senaryo geliştiriniz. Senaryonuzu bilimsel veriler ve ilgili görsellerle destekleyiniz. Sınıfınızın uygun bir köşesinde “Hayallerimiz Gerçek Olsa” isimli bir pano oluşturunuz. Senaryonuz hakkındaki görüşlerinizi, topladığınız bilgi ve görselleri panonuzda sergileyiniz. 1. Güneş, Dünya’mıza biraz daha yakın olsa 2. Elektromanyetik dalgalar olmasa 3. Tek tip elektriksel yük olsa 4. Atom altı parçacık bir tane olsa 5. Canlılar ışınlanabilse 6. Günümüzde kullanılan enerji kaynakları tükense … 311 7. Ünite Kuram Hipotez Kanun ? Yasa ? Nedir Bu Kavramlar? ? Teori ? ? Fizik derslerinizde Newton Yasaları, Coulomb Yasası, İzafiyet Teorisi (Kuramı), Atom Teorisi gibi kavramları öğrenmiştiniz. Buradan hareketle hipotez, kuram ve yasa kavramlarını nasıl açıklarsınız? Fen dersleri laboratuvar uygulamalarında kullanılan hipotez kavramı bazı öğrenciler tarafından “varılacak sonuca yönelik tahminde bulunma” şeklinde algılanmaktadır. Ancak bu düşünce tarzı hipotez kavramını tam olarak ifade etmez. Hipotezler, bilimsel bir problemin çözümünde bilimsel verilere dayalı olarak kurulan geçici çözüm yolu veya deneysel olarak test edilmesi gereken durumlarla ilgili ileri sürülen geçici açıklamalardır. Bilim insanları çalışmaları boyunca sürekli veri toplarlar ve bu verilere dayalı olarak birtakım açıklamalar yaparlar. Toplanan verilere bağlı olarak incelenen problemin çözümü için önce bir dizi hipotezler kurarlar. Daha sonra bu hipotezleri sürekli test etme sürecine tabi tutarlar. Bilimsel bir hipotez esasen doğru veya yanlış olarak ispatlanmaz. Eldeki verilerle tutarsız olduğuna karar verilirse reddedilir veya değiştirilir. Hipotez reddedilmezse “geçici olarak doğru” kabul edilir. Bu ikinci durumda yeni delillerin veya yapılacak denemelerin ışığında hatalı olduğu tespit edilene kadar geçerli bir hipotez olarak kabul edilir. 312 Fiziğin Doğası Öncelikle buzun hâl değiştirmesi üzerine bir araştırma yapınız. Daha sonra yünlü kumaş, pamuklu kumaş, alüminyum folyo, buz parçaları ve bir süreölçer alınız. Buz parçalarının mümkün olduğunca özdeş olmasına dikkat ediniz. Aşağıdaki işlem basamaklarını gerçekleştiriniz. 1.Yünlü kumaş, pamuklu kumaş ve alüminyum folyoya sarılı buz parçaları ile sarılı olmayan buz parçası aynı ortamda muhafaza edildiğinde hangi buz parçasının daha önce eriyeceğine dair hipotezler kurunuz. 2. Hipotezleri, dayandırdığınız bilimsel bilgilerle birlikte defterinize not ediniz. 3. Yünlü kumaş, pamuklu kumaş ve alüminyum folyoya sardığınız buz parçaları ile sarılı olmayan bir buz parçasını aynı ortamda muhafaza ediniz. 4. Buz parçalarının erime sürelerini süreölçer ile ölçünüz. 5. Elde ettiğiniz verilerin güvenirliğini sağlamak için aynı işlemleri birkaç kez tekrarlayınız. 6. Ulaştığınız sonuçları defterinize not ederek bulgular ışığında kurduğunuz hipotezlerin doğru olup olmadığını belirleyiniz. Teoriler, gözlenen doğa olayları ile ilgili yapılan genellemelerin birleştirilmiş açıklamaları veya bilimsel bilginin kapsamlı açıklaması olarak tanımlanabilir. Bilimsel teoriler, doğal olaylarla ilgili ortaya çıkan birçok farklı noktayı açıklar, olayları anlamak için bilgileri derinlemesine irdeler. Yeni bilgilerin mevcut bilgilere eklenmesi durumunda yeni analizler veya sentezler yaparak savunduğu bilgileri oluşturur. İzafiyet Teorisi (Görelilik Teorisi), Hücre Teorisi ve Işık Teorisi buna örnektir. Bilimin gelişmesi için bilimsel teoriler mutlaka gereklidir. Yeni teorilerin oluşturulması, birçok bilim alanının ve buna bağlı olarak yeni bilgilerin ortaya çıkmasını sağlar. Doğruluğu deneylerle kanıtlanmış varsayım veya gözlemlerle doğrulanan doğa olayları hakkında yapılan genellemeler ise yasa olarak tanımlanır. Başka bir ifadeyle, elde edilen bilimsel bilgiler, test edilip farklı durumlar için doğrulanırsa yasa olur. Yasalar, aynı şartlarda yapılan deney ve gözlemlerle aynı sonucu veren bilimsel bilgilerdir. Ancak zaman zaman istisnai durumlar olabilir. Bu gibi durumlarda yasa olarak tanımlanan bilimsel bilgilerde değişiklikler veya düzeltmeler yapılmalıdır. Örneğin, altıncı ünitede öğrendiğiniz gibi 1932 yılına kadar atomun, maddenin en küçük yapı taşı olduğu ve bölünemediği kabul edilmişken bugün atomdan daha küçük yapıların olduğu ve atomun bölünebileceği bilinmektedir. Benzer şekilde gazların basınçları ile hacimleri arasındaki ilişkiyi açıklayan Boyle Yasası, yüksek basınçlı sistemlerde düzenlemeler yapılarak kullanılmalıdır. Buradan da anlaşılacağı gibi bir sistemin 313 7. Ünite karmaşıklığı artıkça istisnai durumların görülme olasılığı da artmaktadır. Deneysel destek arttıkça hipotezlerin kuramlara, kuramların yasalara dönüşeceği şeklinde yanılgılar mevcuttur. Buna bağlı olarak hipotez ve kuramların yasalara göre daha az güvenilir olduğuna inanılır. Teori ve kanunlar arasında ilişki vardır ancak deneysel kanıtların artması teorileri kanun hâline getirmez. Bunların her biri farklı ve güvenilir bilimsel bilgi türleridir. Aşağıdaki çizelgeyi defterinize çiziniz. Verilen fizik durumlarına yenilerini de ekleyerek hangi bilgi türüne ait olduklarını işaretleyiniz. Yaptığınız işaretlemenin nedenlerini çizelgeye yazınız. Bilgi Türleri Durumlar Hipotez Kuram Yasa Nedenler Bütün gök cisimleri, kütlelerine bağlı olarak üzerlerindeki varlıklara çekim kuvveti uygular. Ay, Dünya ile Mars büyüklüğündeki bir asteroitin çarpışması sonucu oluşmuştur. Mıknatısın etrafında hatlar meydana görünmez manyetik kuvvetler vardır. getiren Elektrik akımının yol açabileceği zararlara karşı elektrik yalıtımı sağlayan maddelerden yararlanılır. Enerji, maddeye dönüştürülebilir. Örnek çizelgedir. Seçim Kimin? “Değişen Enerji Kaynakları” adlı metinde de anlaşılacağı gibi bilim insanlarının ulaştıkları bilimsel bilgiler, günlük hayatın birçok alanında kullan­ılan teknolojilerin geliştirilmesine de olanak sağlar. Örneğin, yukarıdaki fotoğrafta da görüldüğü gibi manyetizma alanındaki gelişmeler ile hızlı trenler, ses hakkındaki bilgilerimizin artması ile ultrason cihazları, elektromanyetik dalgalar alanındaki gelişmeler ile cep telefonu gibi araçlar insanlığın hizmetine sunulmuştur. 314 Fiziğin Doğası Bilime paralel olarak gelişen teknoloji, geliştirildiği toplumla sınırlı kalmamış zamanla tüm insanlığın kullanımına sunulmuştur. Toplumlar bu teknolojiyi kendi yaşantılarına uyarlamıştır. Teknolojinin kabul görmesi toplumda geçerli olan kurallar, inançlar, toplumun talebi, bilimsel bilgilerin paylaşılma süreci gibi şartlara bağlı olarak değişmiştir. Örneğin; 1400’lü yıllarda yaygın olarak kullanılmaya başlanan matbaa, Osmanlı İmparatorluğu’nda 1700’lü yıllarda kullanılmaya başlanmıştır. Oysa günümüzde, gelişen teknoloji kısa bir süre içerisinde toplumlar tarafından benimsenmektedir. Bilimsel çalışmalar kötü amaçlı kullanılabilir mi? Bu soruyu atom çekirdeği ile ilgilenen nükleer fizik alanından bir örnekle cevaplandıralım. ‟Ben atomu iyi amaçlarla parçaladım ama insanlar atomla birbirini öldürüyorlar.” On dokuzuncu yüzyılın sonlarına doğru radyoaktivitenin keşfedilmesiyle başlayan atomun parçalanma süreci, 1930’lu yıllara gelindiğinde son bulmuştur. Bu sürece, ünlü bilim insanı Albert Einstein’in katkıları büyüktür. Ancak Einstein, bu katkıları yukarıdaki görsellerden de anlaşılacağı gibi silah geliştirmek amacıyla yapmamıştır. Einstein, insanlığın yaşam kalitesinin yükseltilebilmesi için gerekli olan enerjinin atomdan sağlanabileceğini düşünmüştür. Yaptığı çalışmalar sonrasında atomun çekirdeğinde büyük miktarda enerji depolandığını ve çekirdek parçalanınca bu enerjinin açığa çıktığını göstermiştir. Açığa çıkan enerji “Değişen Enerji Kaynakları” adlı metinde de belirtildiği gibi nükleer santrallerde veya nükleer silahlarda kullanılabilir. Bu enerjinin nükleer santrallerde kullanılması enerji ihtiyacını önemli ölçüde karşılar. Nükleer enerji üreten santraller karbondioksit ve karbonmonoksit gibi maddeler üretmediğinden termik santrallere göre daha az zarar verirler. Nükleer çalışmalar, insanlığın yararına kullanılabileceği gibi kötü amaçlar için de kullanılabilir. Atom çekirdeğinden elde edilen enerji nükleer silahlarda kullanıldığında insanlığa büyük zararlar verir. Örneğin; Amerika’nın, II. Dünya Savaşı’nda Japonya’nın Hiroşima ve Nagazaki kentlerine attığı atom bombaları, bölgede yaşayan tüm canlıların zarar görmesine hatta bölgedeki yaşamın sona ermesine yol açmıştır. Buna rağmen günümüzde bazı ülkelerin elinde atom bombalarından çok daha güçlü hidrojen bombaları bulunmaktadır. Bu açıdan bakıldığında bilimi insanlığın yararına veya zararına kullanmanın yine insanların elinde olduğu görülür. 315 7. Ünite Buraya kadar anlatılanlardan hareketle bilimsel çalışmalar sonrasında geliştirilen teknolojinin iyi ya da kötü olarak sınıflandırılamayacağı sonucuna varırız. Teknoloji hangi amaca yönelik kullanılıyorsa o doğrultuda iyi ya da kötü sonuçları olabilir. Örneğin; atomun parçalanmasıyla elde edilen enerji, nükleer reaktörlerde insanlığın yararına kullanıldığında atomu parçalamak iyidir; canlıları yok etmek için bir bombada kullanıldığında kötüdür denilebilir. İnsanlığın yararına kullanılmak üzere geliştirilen ama daha çok, insanlığın zararına kullanılan bilimsel ve teknolojik gelişmeler hakkında bir araştırma yapınız. Elde ettiğiniz bulguları sınıfa sununuz. Araştırma sürecinde İnternet, yazılı ve görsel medya gibi farklı ve güvenilir bilgi kaynaklarından yararlanmaya özen gösteriniz. Gerçekten Zor mu? İnsanların bilimsel çalışmalar sonrasında elde edilen verilerden yararlanabilmesi için bu verilerin ‟Değişen Enerji Kaynakları” adlı metinde de belirtildiği gibi toplumların anlayabileceği hâle getirilmeleri gerekir. Bu nedenle veriler, ana hatları bozulmayacak şekilde basitleştirilerek insanlara sunulur. Verileri basitleştirmenin en uygun yöntemlerinden bir tanesi basit ve bilinen olaylardan yola çıkılarak bilinmeyen, soyut ve karmaşık olayların açıklanmasıdır. Fizik, tüm insanların bir bilimsel konuyu aynı şekilde anlamaları için insanlığın ortak dili olan bilimsel terimler, kavramlar ve modellemelerden sıkça faydalanır. Fiziğin çalışma alanına giren birçok konu, çok karmaşık gibi görünen soyut ve insan zihnini zorlayan olay veya olgulardan oluşur. Bu durumlarda bilim insanları, bilinenlerden yola çıkarak bilinmeyeni anlaşılır hâle getirmeye çalışır. Bu amaçla deney, modelleme veya simülasyon gibi yöntemlerden de yararlanılır. Örneğin, insanlığın ihtiyaç duyduğu enerji, nükleer santrallerde gerçekleştirilen 316 Fiziğin Doğası nükleer reaksiyonlardan sağlanabilir. Bu reaksiyonlardan biri olan çekirdek bölünmesi sırasında gerçekleşen olaylar çok karmaşık ve U çekirdeğinin bölünmesi anlaşılmaz gibi görünür. Bu durumu 235 92 U çekirdeği küçük bir enerji (≈ 0,025 eV) sürecinde görebiliriz. 235 92 taşıyan nötron kullanılarak uyarılabilir. Bu durumda 235 U çekirdeği 92 236 enerji alarak 92U çekirdeğine dönüşür ve titreşim hareketi yapmaya U başlar. Alınan enerji, çekirdek bölünmesine yetecek kadar ise 236 92 140 94 çekirdeği fisyon geçirerek iki farklı çekirdek olan 54Xe ve 38Sr çekirdeklerine dönüşür. Bu sırada nötron ve enerji açığa çıkar. Açığa çıkan enerjinin bir bölümü γ fotonu olarak salınır. Tüm bu olaylar; 235 U + o1n 236 U 140 Xe + 94 Sr + γ + 2 o1n + 200 MeV 92 92 54 38 denklemiyle ifade edilir. 235 U çekirdeğinin fisyon süreci öğrencilere karmaşık gibi 92 göründüğünden daha anlaşılır bir olaya benzetilerek veya bir U çekirdeğinin modelleme yapılarak anlatılmaya çalışılır. 235 92 fisyon sürecinde görülen olaylar, bir su damlasıyla daha küçük su damlasının çarpıştırılmasında gözlenen olaylarla benzerlik göstermektedir. Buradan hareketle 235 U çekirdeğinin bölünme 92 olayı su damlasının bölünmesine benzetilerek anlatılabilir. Ayrıca çekirdek için yapılan hesaplamalarda su damlası modeli kullanılabilir. Anlatılan fisyon olayı aşağıdaki şekildeki gibi de modellenebilir. Enerji nötron 235 92 nötron U 236 92 U 94 38 Sr 140 54 Xe nötron Elektrik devresinde potansiyel fark kavramının açıklanması, bilimsel verilerin insanlar tarafından anlaşılır hâle getirilmesine başka bir örnektir. Yüklü ve potansiyelleri farklı olan pozitif (+) ve negatif (-) yüklü iki iletken, küre bir telle birleştirildiğinde (-) yüklü küreden (+) yüklü küreye doğru bir elektron akışı olur. Bu akış, iki kürenin potansiyelleri eşit oluncaya kadar, yani küreler arasındaki potansiyel farkı sıfır oluncaya kadar devam eder. Bu yük akışı, sıvıların veya gazların basınç farkından dolayı hareket etmesi ve basınç farkı ortadan kalkınca hareketlerinin durmasına benzetilerek açıklanabilir. J. P. Joule’ün mekanik enerji ile ısı enerjisi arasındaki ilişkiyi açıklamak için yaptığı çalışmaları araştırınız. Elde ettiğiniz bulguları özetleyen bir sunu hazırlayınız. Araştırma sürecinizde İnternet (edu, gov, org), yazılı ve görsel medya gibi farklı ve güvenilir bilgi kaynaklarından yararlanmaya özen gösteriniz. 317 A. Aşağıdaki verilerden hareketle doğru seçeneği işaretleyiniz. 1. Aşağıdakilerden hangisi fen bilimlerinde klasik yaklaşımın savunduğu bir görüştür? A) Bilimsel bilgiler, nesnel olamaz. B) Bilim, sürekli bir gelişim içerisindedir. C) Bilim, bir değişim içerisindedir. D) Bilimsel bilgiler, mutlak doğrulardır. E) Bilimsel bilgiler, belirli şartlar altında geçerlidir. 2. Aşağıdakilerden hangisi bilimsel bilgilerin gelişmesine en az katkıda bulunur? A) Paradigma değişmesi B) Doğruluğunun kabul edilmesi C) Elde edilen verilerin artması D) Hipotezin değişmesi E) Alanındaki sorulara cevap verememesi 3. I. Güvenilir olması II. Doğru olması III. Halk tarafından kabul görmesi IV. Alanında oluşan sorulara cevap vermesi Yukarıdakilerden hangisi veya hangileri bilimsel verilerin özelliklerindendir? A) I ve II B) II ve IV C) Yalnız III D) III ve IV E) I,II ve IV 4. Aşağıdakilerden hangisi bilimsel bir problemin çözümü sırasında kurulan hipotezin özellikleri arasında yer alır? A) Bilimsel verilere dayanır. B) Teorilerle destek verir. C) Yasalara dönüşebilecek niteliktedir. D) Sadece bir tahmin niteliği taşır. E) Doğruluğu ispatlanabilir niteliktedir. 5. Aşağıdakilerden hangisi paradigmanın özelliklerinden değildir? A) Alanındaki sorunlara çözüm bulabilmeli. B) İleriye dönük olmalı. C) Değişmez bir yapıda olmalı. D) Yeni açılımlara neden olmalı. E) Bilim insanlarının ortak görüşü olmalı. 318 B. Aşağıdaki soruları cevaplayınız. 1. Araştırılan bir bilimsel probleme yönelik deney ve gözlem yapılamadığı durumlarda sonuca ulaşabilmek için neler yapılabilir? Açıklayınız. 2. Bilimsel bilginin iyi amaçlarla kullanımı nedir? Örneklerle açıklayınız. 3. Bilimsel bilgilerin elde edilmesi sürecinde etkili olan ögeler nelerdir? Açıklayınız. 4. Teori ile yasa arasındaki farklılıklar nelerdir? Açıklayınız. 5. Bilimsel bilginin değişmesini ve gelişmesini bir örnek üzerinden açıklayınız. C. Aşağıdaki metni okuyarak ilgili soruları cevaplandırınız. Işık hakkında birçok bilim insanı araştırma yapmıştır. Bu bilim insanlarından bir tanesi de Newton’dur. Newton “Işık, dalga değil taneciktir.” düşüncesinden hareketle çalışmalarını ışığın tanecikli yapıda olduğu üzerinde yoğunlaştırmıştır. Bu amaçla çalışmalar yapan Newton, ışığı “Nesnelerden çıkan taneciklerdir.” diye tanımlamıştır. Ayrıca ışığın tamamen olağan, mekanik kurallara bağlı ve nesnelerle karşılaştığında kendisini saptıran kuvvetlerden etkilenen bir yapısı olduğunu belirtmiştir. Newton’un vardığı bu sonuç, herhangi bir yüzeye düşen ışığın geldiği ortama geri dönmesini ve gelen ışığın yüzey normali ile yaptığı açının yansıyan ışığın yüzey normali ile yaptığı açıya eşit olması durumunu açıklayabilmektedir. Ancak ışığın saydam bir ortamdan başka bir saydam ortama geçişi sırasında hızında ve doğrultusunda meydana gelen değişiklikleri açıklamakta yetersiz kalmaktadır. 1. Yukarıdaki metinde hipotez, teori ve yasa niteliği taşıyan bilgiler var mıdır? Nedenleriyle açıklayınız. 2. Newton’un ışık konusunda oluşturmaya çalıştığı paradigmanın değişmesine neden olan sorun nedir? 319 Bilimin Doğası On dokuzuncu yüzyılda bilim dünyasında klasik bilim anlayışı hâkimdi. Bu anlayışa göre; tek doğru, mutlak doğrudur mantığı geçerlidir. Bilimsel bilgiler basit ve önyargısız gözlemlerden başlayarak tümevarımsal çıkarımlar sonucu oluşmaktadır. Teori, kanun gibi bilimsel prensipler doğada mevcuttur. Bilim insanları yaptıkları çalışmalar sonrasında doğada gizli olarak bulunan bu bilimsel prensipleri ortaya çıkarmaktadır. Yirminci yüzyılın başlarında bilim tarihçileri ve epistemologların yaptıkları çalışmalar sonrasında bilimin doğası ile ilgili görüşler değişmiş, bilim dünyasında yeni yaklaşımlar ortaya konmuştur. Bu yaklaşımlardan bir tanesi modern bilim anlayışıdır. Modern bilim anlayışına göre, her şey bir değişim ve gelişim içerisinde olduğundan mutlak bir bilgi var olamaz. Bilimi ayakta tutan bu değişim ve gelişimdir. Bilim, bilim insanları tarafından gerçeklere bir anlam vermek ve dünyayı daha iyi anlamak için oluşturulur. Bilim insanları tarafından ortaya çıkarılan bilgilerin hiçbiri değişmez doğrular değildir. Başka bir ifadeyle, ortaya atılan bilgiler yanlışlığı ispatlanmamış saptamalardır. Ayrıca teori, kanun gibi bilimsel prensipler doğada gizli olarak bulunmamaktadır. Bu tür bilimsel prensipler insan zihninin bir ürünüdür. Bilimde kesin bir bilgi yoktur ama güvenilir bilgi vardır. Bir bilginin güvenilir olabilmesi için bilginin elde edilme sürecinde bilimsel araştırma metotlarına ve elde edilen bilgiler alanında otorite sahibi bilim insanları tarafından kabul görmelidir. Modern bilim anlayışına göre, mutlak bilginin olmaması sürekli bir araştırmayı gerektirir. Bu durum bilim dünyasında kabul gören bir bilimsel bilginin tekrar sorgulanıp araştırılabileceğini gösterir. Yapılan araştırmalar sonrasında elde edilen yeni bilimsel bilgiler, bilim dünyasında kabul gören bilgiyi destekleyebilir veya desteklemeyebilir. Elde edilen yeni bilgi, var olan bilgiyi destekliyorsa var olan bilginin doğruluğuna olan inanç artacak, desteklemiyorsa bu bilgiler ışığında var olan bilgi geliştirilecek veya değiştirilecektir. Bir bilginin mutlak doğru olarak kabul edilmesi bir zaman sonra araştırılacak bir konunun kalmayacağı anlamına gelir ki bu durum bilimin sonu olur. Bilimsel bilginin değişebilir doğasını kabul etmek ise bu bilginin sürekli araştırılması anlamını taşır ve bu durum bilimin ilerlemesini sağlar. Bu kitap için düzenlenmiştir. 320 1. ünİte A 1. opak5. ayırt edici özellik 2. ışıma 6. ısı iletim kat sayısı, sıcaklık farkı, kalınlık, dik kesit alan 7. sıcaklık 3. termodinamik 4. artıracak B 1. çıkış 2. çıkış 3. çıkış 4. çıkış 5. çıkış 6. çıkış 7. çıkış 8. çıkış 5 puan 10 puan 15 puan 10 puan 5 puan 10 puan 0 puan 5 puan Ç 1 2 3 4 5 A D E C B D 1 2 3 4 5 6 7 D Y Y D D Y Y E Termodinamik arasındaki ilişkiyi inceler. joule birimleri kalori mekanik enerji ısı yoluyla iletilir. konveksiyon ışıma hesaplanması için kullanılır. iletim örnek örnek örnek kalorifer sistemleri güneş panelleri termostat sistemleri kalorimetre 321 2. ünİte A 1. geri çağırıcı kuvvet 2. yay sabiti ve kütle 3. kütle B 1. çıkış 2. çıkış 3. çıkış 4. çıkış 5. çıkış 6. çıkış 7. çıkış 8. çıkış 5 puan 0 puan 10 puan 5 puan 10 puan 5 puan 15 puan 10 puan C 1. 1,5 s Ç 1 2 E E D 1 2 3 4 5 Y D D D D E Basit Harmonik Hareket Gerçekleşmesi için gerekli etken Geri çağırıcı kuvvet Bağlı olduğu etkenler kütle 322 açısal sürat uzanım 3. ünİte A 1. enerji 2. doğru 3. değişken 4. sinyal 5. akım şiddeti ve gerilim 6. katkılı yarı iletken 7. ters polarize B 1. çıkış 2. çıkış 3. çıkış 4. çıkış 5. çıkış 6. çıkış 7. çıkış 8. çıkış 15 puan 10 puan 5 puan 10 puan 10 puan 5 puan 5 puan 0 puan C 1. 1,5.10 C -4 2. 4 µF Ç 1 2 3 4 5 D E C B A D 1 2 3 4 5 6 7 Y D Y D D D D 323 E potansiyel farkı yük miktarı Belirlediği büyüklükler Sığacın Sığası Bağlı olduğu etkenler iletkenler arası uzaklık iletkenin yüzey alanı yalıtkanın dielektrik sabiti 4. ünİte A 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 C E B E D A B B C D A A C B A B 1. I. B 2. I. A 3. I. A 4. I. C 324 II. A II. H II. E II. E E A C D C 5. ünİte A 1. X-ışını 2. kristal yapı 3. sıvı kristal 4. yarı iletken 5. yeğin kuvvetler 6. gama ışını 7. aktiflik 8. fisyon C 1 2 3 4 5 E D E A A Ç 6 Elektrik ve manyetik alandan etkilenir. 10 Atom ve kütle 1 α-bozunması numarasını değiştirmez. 4 β- 7 Elektrik ve manyetik alandan etkilenmez. 11 Çekirdekte proton 2 β-bozunması nötron dönüşümleri olur. 14 AX → A+1Y + -10 e 8 Çok yüksek enerjiye sahiptir. 12 Sadece atom numarasını değiştirir. 15 AX → A-1Y ++10 e 3 γ-bozunması 9 Atom ve kütle numarasını 13 Atom numarasını değiştirir. değiştirir. Z Z-4 5 β+ Z Z Z Z Z Z 17 AX→ A-2 X + 42He 16 AX → A+1X + γ Radyoaktif Bozunmalar çeşitleridir. 1 özellikleridir. 6 2 3 özellikleridir. özellikleridir. örnektir. 17 6 10 12 7 8 çeşitleridir. örnektir. 4 5 örnektir. örnektir. 14 15 16 325 6. ünİte A 1 2 A karşıtparçacık B enerji C foton D hadron E lepton F mezon G baryon H kuark B 1 2 3 4 5 6 B D E C D A C 1 Madde Parçacıkları örnektir. elektron proton grubundadır. grubundadır. lepton hadron çeşitleridir. baryon mezon yapısında bulunur. yapısında üç adet bulunur. kuark karşıtkuark çeşitleridir. kuark çeşitleridir. aşağı kuark yukarı kuark karşıtyukarı kuark 326 karşıtaşağı kuark 2 Element yapı taşı atom içeriğindedir. çekirdek elektron içerir. oroton nötron karşıtparçacığı karşıtparçacığı karşıtproton karşıtnötron içerir. klektriksel yükü karşıtkuark yok Ç karşıtparçacığı grubundadır. pozitron lepton çeşitleridir. müon nötrino -21 3. 0,246.10 7. ünİte A 1 2 3 4 5 D B E A C 327 SÖZLÜK A astronom : Astronomi bilgini. Gök bilimci. D dekoratif dikiz aynası diyafram diyagonal : Dekor olarak kullanılan, süslemeye yarayan. : Taşıtlara veya yol dönemeçlerine arka tarafı görebilmek için konulan ayna. : Bir optik sistemden geçen ışık miktarını kontrol etmek, sapmayı azaltmak ve odaklama mesafesini artırmak için kullanılan, optik sistemin eksenine dik olarak yerleştirilen ve dairesel açıklığı olan ışık geçirmez ekran. : Köşegen. ekran eş değer : Üzerine görüntü düşürmeye yarayan her türlü yüzey. : Eş ölçüdeki iki niceliğin birbirine göre durumları ya da yitirilene karşı elde edilenin değerce eşitliği. E F fiber optik flaş : Kızıl ötesi, görünür ve mor ötesi bölgelere ait elektromanyetik dalgaları kılavuzlama ve iletmeye yarayan, silisyum, plastik fiber veya diğer şeffaf, dielektrik malzemelerden yapılmış, fiber optik, fiber optik kablo, ışık kılavuzu ve optik fiber olarak da bilinen flâman veya lif. : Fotoğraf çekiminde güçlü parıltıya gereksinim duyulduğunda kullanılan lamba. G gravür : Ağaç, taş veya metal bir levhanın oyularak işlenmesi ve bir yüzeye basılması sonucunda oluşturulan resim. H hologram : Holografi işleminde, üç boyutlu görüntüyü oluşturmak üzere gerekli bilgileri taşıyan resim. I ıraksaklaşmak ışıldak : Kalın kenarlı mercekte ışınların odak noktasından uzaklaşması. : Karanlıkta bir hedefi aydınlatmak için kullanılan dar, uzun bir ışın demeti çıkaran ışık kaynağı. İ iyonosfer 328 : Uzaydan gelen gama ve X-ışınlarının azot ve oksijen molekülleriyle etkileşmesi sonucu iyon, uyarılmış atom ve elektron oranı yüksek, radyo dalgalarını yansıtmaya elverişli, genişliği yeryüzünden 50 km-90 km arasındaki bir yükseklikten (stratosferin üstü), atmosferin sonuna kadar süren tabaka . K kavis krank mili : Eğrinin sınırlı bir kısmı. : Pistonun doğrusal hareketini dairesel dönme hareketine çeviren mil. lazer lens : Bir seri paralel çizgide aynı fazda hareket eden, karşılıklı duran aynalarda çok sayıda yansıma ile genliği yükseltilen, yüksek enerji oluşturmak üzere tek noktada toplanabilen belirli bir dalga boyunda ışık demeti. : 1. Mercek 2. Gözün saydam tabakasının üzerine doğrudan uygulanan, görme kusurunu düzeltici mercek. L O objektif oküler : Fotoğraf makinesi, mikroskop, dürbün vb. optik aletlerle cisimlerden gelen ışınları alıp ekran üzerine yansıtan mercek veya mercek sistemi. : Uygun bir görme mesafesindeki başka bir sistemden gelen görüntüyü göze taşıyan bir mercek, optik sistem. perspektif piston polarlama : Bakış açısı. : Bazı araçlarda, motorlarda bir silindir içinde düzenli hareket eden küçük çaplı silindir. : Belirli elektromanyetik ve diğer enine dalgalarda elektrik alan, yönü veya titreşimlerin yer değiştirme doğrultusunun sabit olması veya belirli bir şekilde değişmesi. P S saçak senklotron siklosenklotron siklotron sinyalizasyon : Işığın girişim veya kırınımıyla meydana gelen desenin aydınlık veya karanlık bölgelerinden her biri. : Atom altı parçacıkları hızlandırmak için değişken elektrik alan ve manyetik alan kullanan hızlandırıcılara denir. : Atom altı parçacıkları hızlandırmak için biri sabit, diğeri değişken olan elektrik ve manyetik alan kullanan hızlandırıcılara denir. : Atom altı parçacıkları hızlandırmak için sabit elektrik alan ve manyetik alan kullanan hızlandırıcılara denir. : Demir yolu, kara yolu ve limanlarda trafiği düzenleyen ışıklı sistem. vizör : Kamera, fotoğraf makinesi ve dürbünde bulunan, görüntüyü tam sınırlarıyla kesmeden veya taşırmadan alabilmeyi sağlayan düzenek, bakaç. zaman rölesi : Bulunduğu devreden akımın istenilen süre geçmesini sağlayan araç. V Z 329 EK - 1a: DERECELİ PUANLAMA ANAHTARI ‟Işığa Duyarlı Aydınlatma Düzeneği Yapalım” Proje Ödevinin Dereceli Puanlama Anahtarıdır. Öğrencinin Adı - Soyadı - Numarası: Öğrencinin Görevi Sunduğu Tarih: Açıklama: Aşağıdaki dereceli puanlama anahtarı, yaptığınız çalışmayı değerlendirmek için hazırlanmıştır. Bu anahtar aynı zamanda hangi ölçütlere dikkat edeceğiniz konusunda size bilgi vermektedir. Proje ödevi ile ilgili dereceli puanlama anahtarı ve görev tanımınız, sınıf mevcudu ,çevre ve sınıf imkanları, dersin işleniş yöntemi, süre vb., faktörler göz önünde bulundurularak öğretmeniniz tarafından yeniden yapılandırılabilir. Performans Düzeyi Ölçüt Tanımlamaları 4 • Bir çalışma planı yapılmıştır. • Çok farklı ve güvenilir bilgi kaynaklarından yararlanılmıştır. • Sınanmak için hipotez kurulmuştur. • Hipotezi sınamak için yapılacak tasarıma yönelik çözümler önermiştir. • En uygun çözümü belirlemiş ve neden bu çözümü tercih ettiğini gerekçeleriyle açıklamıştır. • Seçtiği çözümü çizerek mükemmel bir şekilde somutlaştırmıştır. • Tasarım sınıfta mükemmel bir şekilde sunulmuştur. • Çalışma zamanında teslim edilmiştir. 3 • Bir çalışma planı yapılmıştır. • Çok farklı ve güvenilir bilgi kaynaklarından yararlanılmıştır. • Sınanmak için hipotez kurulmuştur. • Tasarım için olası çözümler önermiştir. • En uygun çözümü belirlemiş ancak gerekçesini açıklamamıştır. • Seçtiği çözümü çizerek mükemmel bir şekilde somutlaştırmıştır. • Tasarım sınıfta mükemmel bir şekilde sunulmuştur. • Çalışma zamanında teslim edilmiştir. 2 • Bir çalışma planı yapılmıştır. • Farklı ve güvenilir bilgi kaynaklarından yararlanılmıştır. • Sınanmak için hipotez kurulmuştur. • Tasarım için olası çözümler önermiştir. • En uygun çözümü belirlemiş ancak gerekçesini açıklamamıştır. • Seçtiği çözümün somutlaştırma çalışmasını yapmamıştır. • Tasarım sınıfta sunulmuştur. • Çalışma zamanında teslim edilmiştir. 1 • Bir çalışma planı yapmamıştır. • Çok az sayıda kaynak kullanmış, kullanılan kaynaklar güvenilir değildir. • Sınanmak için hipotez kurulmamıştır. • Tasarım için olası çözüm önerileri sunamamıştır • Tek bir çözüm önerisi belirtmiş ancak gerekçesi açıklanmamıştır. • Tasarım sınıfta sunulmuştur. • Çalışma zamanında teslim edilememiştir. Yukarıdaki puanlama anahtarı ‟Bütünsel Dereceli Puanlama Anahtarı” biçiminde düzenlenmiştir. 4: Öğrencinin çalışması, örnek gösterilecek niteliktedir ve nerdeyse kusursuzdur. 3: Öğrenci çalışmada kendinden beklenen becerilerin çoğunu göstermiş durumdadır. 2: Öğrenci çalışmanın yarıya yakınını başarmıştır; vasat denebilecek niteliktedir. 1: Öğrenci çalışması önemli eksiklikler taşımaktadır. Not: Öğrenci özellikle 0, 1 ve 2 düzeyinde bir başarı sergilemiş ise öğrenci başarısının geliştirilmesi için önlemler alınması yerinde olacaktır. 330 EK - 1b: DERECELİ PUANLAMA ANAHTARI ‟Newton Teleskobu Yapalım’ ” Proje Ödevinin Dereceli Puanlama Anahtarıdır. Öğrencinin Adı - Soyadı - Numarası: Öğrencinin Görevi Sunduğu Tarih: Açıklama: Aşağıdaki dereceli puanlama anahtarı, yaptığınız çalışmayı değerlendirmek için hazırlanmıştır. Bu anahtar aynı zamanda hangi ölçütlere dikkat edeceğiniz konusunda size bilgi vermektedir. Proje ödevi ile ilgili dereceli puanlama anahtarı ve görev tanımınız, sınıf mevcudu ,çevre ve sınıf imkanları, dersin işleniş yöntemi, süre vb., faktörler göz önünde bulundurularak öğretmeniniz tarafından yeniden yapılandırılabilir. Performans Düzeyi Ölçüt Tanımlamaları 4 • Bir çalışma planı yapılmıştır. • Çok farklı ve güvenilir bilgi kaynaklarından yararlanılmıştır. • Tasarım için en uygun çözümü belirlemiştir. • Kullanılacak olan malzemelerden düzlem ayna, küresel ayna ve ince kenarlı merceği en uygun mesafede ve yerde kullanmıştır. • Seçtiği çözümü çizerek mükemmel bir şekilde somutlaştırmıştır. • Bir model ile ön uygulama yapmıştır. • Çalışma sınıfta her aşaması ayrıntılı ve anlaşılır bir şekilde, konuya hâkimiyet sağlanarak mükemmel bir şekilde sunulmuştur. •Çalışma zamanında teslim edilmiştir. 3 • Bir çalışma planı yapılmıştır. • Birkaç farklı ve güvenilir bilgi kaynaklarından yararlanılmıştır. • Tasarım için en uygun çözümü belirlemiştir. • Kullanılacak olan malzemelerden düzlem ayna, küresel ayna ve ince kenarlı merceği en uygun mesafede ve yerde kullanmıştır. • Seçtiği çözümü çizerek mükemmel bir şekilde somutlaştırmıştır. • Bir model ile ön uygulama yapmıştır. • Çalışma sınıfta sunulmuştur. • Çalışma zamanında teslim edilmiştir. 2 • Bir çalışma planı yapılmıştır. • Bir kaynaktan yararlanılmıştır. • Tasarım için bir çözüm belirlemiştir. • Kullanılacak olan malzemelerden düzlem ayna, küresel ayna ve ince kenarlı merceği hatalı mesafede ve yerde kullanmıştır. • Seçtiği çözümü çizerek somutlaştırmıştır. • Bir model ile ön uygulama yapılmamıştır. • Çalışma sınıfta sunulmuştur ancak tasarım çalışmamıştır. •Çalışma zamanında teslim edilmiştir. 1 • Bir çalışma planı yapılmamıştır. • Bir kaynaktan yararlanılmıştır. • Tasarım için bir çözüm belirlememiştir. • Kullanılacak olan malzemelerden düzlem ayna, küresel ayna ve ince kenarlı merceği hatalı mesafede ve yerde kullanmıştır. • Seçtiği çözümü çizerek somutlaştıramamıştır. • Bir model ile ön uygulama yapılmamıştır. • Çalışma sınıfta sunulmuştur ancak tasarım çalışmamıştır. • Çalışma zamanında teslim edilmiştir. Yukarıdaki puanlama anahtarı ‟Bütünsel Dereceli Puanlama Anahtarı” biçiminde düzenlenmiştir. 4: Öğrencinin çalışması, örnek gösterilecek niteliktedir ve nerdeyse kusursuzdur. 3: Öğrenci çalışmada kendinden beklenen becerilerin çoğunu göstermiş durumdadır. 2: Öğrenci çalışmanın yarıya yakınını başarmıştır; vasat denebilecek niteliktedir. 1: Öğrenci çalışması önemli eksiklikler taşımaktadır. Not: Öğrenci özellikle 0, 1 ve 2 düzeyinde bir başarı sergilemiş ise öğrenci başarısının geliştirilmesi için önlemler alınması yerinde olacaktır. 331 EK - 2: ÖZ DEĞERLENDİRME FORMU Bu form yaptığınız çalışmada kendinizi değerlendirmeniz için hazırlanmıştır. Çalışmalarınızı en doğru yansıtan seçeneğe (x) işareti koyunuz. Daha sonraki üç soruda ise (9,10,11) cevaplarınızı boş bırakılan yerlere yazınız. Bu form sonuçları hiçbir şekilde not vermek amacıyla kullanılmayacaktır. Bu nedenle sorulara içtenlikle cevap veriniz. Öğrencinin Adı-Soyadı: Çalışmanın Adı: Değerlendirme Tarihi: Davranış ve Tutumlar Dereceler Her zaman Genellikle Bazen Hiçbir zaman 1. Çalışmamı planlı bir şekilde yaptım. 2. Çalışmamı zamanında tamamladım. 3. Arkadaşlarımın anlattıklarını ve önerilerini dinledim. 4. Anlamadığım yerlerde sorular sordum. 5. Grup arkadaşlarıma çalışmalarında destek oldum. 6. Grup çalışmalarında üzerime düşen görevleri yerine getirdim. 7. Çalışmalarımı çeşitli kaynaklardan araştırmaya özen gösterdim. 8. Çalışmalarımı sunarken görsel araç-gereç kullanmaya özen gösterdim. 9. Bu çalışmayı yaparken karşılaştığım en büyük problem ……………………………………………………………………………………………………………… ………………………………………………………………………………………………………………… ……………………………………………................................................................................................. 10. Bu çalışmadan öğrendiklerim ……………………………………………………………………………………………………………… ………………………………………………………………………………………………………………… ……………………………………………................................................................................................. 11. Bu çalışmayı tekrar yapacak olsaydım ……………………………………………………………………………………………………………… ………………………………………………………………………………………………………………… ……………………………………………................................................................................................. 332 EK - 3: GRUP DEĞERLENDİRME FORMU Aşağıdaki tablo grubunuzu en iyi şekilde ifade etmeniz için hazırlanmıştır. Çalışmalarınız sonrasında grup üyeleriyle bir araya gelerek grubunuzu en iyi yansıtan seçeneğe (x) işareti koyunuz. Not: Bu form sonuçlarında sizlere herhangi bir not verilmeyecektir. Lütfen içtenlikle cevaplayınız. Yapılan Çalışmanın Adı: Sınıf: Değerlendirilecek Tutum ve Davranışlar Performans Düzeyi Her zaman Bazen Hiçbir zaman 1. Araştırmamız için bir plan yaptık. 2. Görev dağılımı yaptık. 3. Görüşlerimizi rahatlıkla paylaştık. 4. Grupta uyum içerisinde çalıştık. 5. Sorumluluklarımızı tam anlamıyla yerine getirdik. 6. Grupta birbirimize güvenerek çalıştık. 7. Çalışmalarımız sırasında birbirimizi cesaretlendirdik. 8. Çalışmalarımızı planladığımız sürede bitirdik. Çalışma Hakkında Genel Yorumlar ............................................................................................................................................... ............................................................................................................................................... ............................................................................................................................................... ............................................................................................................................................... ............................................................................................................................................... 333 EK - 4: GRUP ÇALIŞMALARINA İLİŞKİN GRUP İÇİ DEĞERLENDİRME FORMU Bu form, grup çalışmalarınızda grup arkadaşlarınızla yaptığınız çalışmaların daha etkili ve nitelikli olması için size uygulamalarınız hakkında geri bildirim sağlayacaktır. Aşağıda gözlemlemeniz beklenen davranışlara ilişkin ölçütler verilmiştir. Kendinizi ve grup arkadaşlarınızı aşağıda verilen ölçütleri dikkate alarak 1-4 arası düzeyinde değerlendiriniz. Bu form sonuçları hiçbir şekilde not vermek amacıyla kullanılmayacaktır. Bu nedenle sorulara içtenlikle cevap veriniz. Değerlendirmeyi Yapan Öğrencinin Adı-Soyadı: Değerlendirmenin Yapıldığı Tarih: 4 (Her zaman) 3 (Genellikle) 2 (Bazen) Proje Çalışması Kendi üzerine düşen görevi zamanında başarıyla yaptı. Grubun genel olarak öğrenimini destekledi. Gruptaki görev dağılımına uydu. İsteklilik ve Çaba Çalışma toplantılarına hazırlıklı ve zamanında geldi. Görevler için gönüllü oldu ve kendi görevi dışındaki çalışmalar için de yapıcı öneriler sundu Takım Davranışı Grup arkadaşlarına saygı duyuyor. Yeni görüş ve fikirlere olumlu katkılarda bulunuyor. Diğer grup arkadaşlarını küçük düşürecek ve geri plana itecek davranışlarda bulunmuyor. İletişim ve sorunların çözümü Grupla birlikte karar veriyor. Sorunları çözmek için etkili ve doğru yöntemleri seçiyor. Grupla iyi iletişim kuruyor. Grubun sorunlarını gecikmeden gündeme getiriyor. Grup arkadaşlarına zamanında ve etkili geribildirimde bulunuyor. Öğrencinin Grup Çalışması Hakkındaki Yorumları: 334 V. Arkadaşım IV. Arkadaşım III. Arkadaşım II. Arkadaşım Ben Gözlenen Davranışlar 1. Arkadaşım Grup Üyelerinin İsimleri 1 (Hiçbir zaman) EK - 5: YAZI - TURA 1. Microsoft Office Excel 2007 programı açılır. 2. Sol üst köşedeki Office Düğmesine tıklanır ve açılan listeden Farklı Kaydet komutu verilir. 3. Dosya adı kısmına Yazı – Tura yazılır, Kayıt türü listesinden Makro içerebilen Excel Çalışma Kitabı seçilir ve Kaydet düğmesine tıklanır. 4. B2 hücresine Atış Sayısı yazılır. 5. C2 hücresine Para Sayısı yazılır. 6. D2 hücresine Yazı (0) yazılır. 7. E2 hücresine Tura (1) yazılır. 8. 2. Satır başlığına tıklanarak seçili hâle getirilir. 9. Giriş sekmesi, Yazı Tipi grubu komutlarından Kalın () düğmesine basılır. 10. Klavyeden Ctrl tuşu basılı tutularak B, C, D ve E sütun başlıklarına tıklanır ve bu sütunlar seçili hâle getirilir. 11. Giriş sekmesi Hizalama grubundaki Yatay Ortala ve Dikey Ortala düğmeleri tıklanır. 12. B ve C sütun başlıkları arasındaki çizgi farenin sol tuşu basılı tutularak sütun genişliği 75 olana kadar sağa sürüklenir. Böylece B, C, D ve E sütunlarının genişliği 75 olarak ayarlanmış olur. 13. Office Düğmesine tıklanır. 14. Açılan menüden Excel Seçenekleri düğmesi tıklanır. 15. Excel’le çalışmak için üst seçenekler başlığı altındaki Şeritte Geliştirici sekmesini göster seçeneği seçilir ve sol alt köşedeki Tamam düğmesine tıklanır. 16. Geliştirici sekmesinde Denetimler grubundaki Kod Görüntüle düğmesine tıklanır. 17. Açılan pencereye ekteki kodlar yazılır. 18. Geliştirici sekmesinde Kod grubundaki Makro Kaydet düğmesine tıklanır. 19. Açılan Makro Kaydet iletişim kutusunda Makro Adı metin kutusuna Temizle yazılır ve Tamam düğmesine basılır. 20. B3:E20 hücre aralığı seçilir. 21. Klavyeden Del tuşuna basılır. 22. C3 hücresi seçilir, 200 yazılır. 23. Klavyeden Enter tuşuna basılır ve tekrar C3 hücresi seçilir. 24. Geliştirici sekmesinde Kod grubundaki Kaydı Durdur düğmesine tıklanır. 25. Ekle sekmesi Çizimler grubundaki Resim düğmesi tıklanır. 26. Bir resim dosyası seçilip Ekle düğmesine tıklanır. 27. Eklenen resim üzerinde sağ tıklanır ve Makro Ata komutu verilir. 28. Makro Ata iletişim kutusundan Sayfa1.Rastgele makrosu seçilip Tamam düğmesine tıklanır. 29. Ekle sekmesi Çizimler grubundaki Resim düğmesi tıklanır. 30. Farklı bir resim dosyası seçilip Ekle düğmesine tıklanır. 31. Eklenen resim üzerinde sağ tıklanır ve Makro Ata komutu verilir. 32. Makro Ata iletişim kutusundan Temizle makrosu seçilip Tamam düğmesine tıklanır. 33. C3 hücresine tıklanır ve 200 yazılır. 34. Eklenen ilk resim üzerine tıklanır. 35. Ekle sekmesi Grafikler grubundaki Diğer Grafikler düğmesi tıklanır. 36. Açılan listeden en alttaki Tüm Grafik Türleri düğmesine tıklanır. 37. Grafik Ekle iletişim kutusundan sol taraftaki Şablonlar altından X Y (Dağılım) seçilir ve sağ taraftaki pencereden X Y (Dağılım) başlığı altındaki 3. Sıradaki Düzgünleştirilmiş Çizgileri Olan Dağılım grafik türü seçilip Tamam düğmesine basılır. 38. Grafik seçilir ve Tasarım bağlamsal sekmesindeki Veri grubundaki Veri Seç düğmesi tıklanır. 39. Veri Kaynağı Seç iletişim kutusu açıkken B3:C20 hücre aralığı seçilir ve Tamam düğmesine tıklanır. 335 Rastgele Makrosu Kodu Sub Rastgele() Dim i, j As Integer Dim sayi As Integer Dim yazi As Integer Dim tura As Integer Dim adim As Integer sayi = 0 yazi = 0 tura = 0 adim = 1 Randomize If Range(“C3”).Value = “” Then MsgBox “C3 hücresine bir değer giriniz!!!” End If If Range(“C3”).Value < 0 Then MsgBox “C3 hücresine pozitif bir değer giriniz!!!” End If If Range(“C3”).Value > 32767 Then MsgBox “C3 hücresindeki değer 32767’den büyük olamaz!!!” End If Range(“D3:E3”).Value = “” Range(“B4:E100”).Value = “” k=3 For i = 1 To 25 For j = 1 To Range(“C” & k) sayi = Round(Rnd) If sayi = 0 Then yazi = yazi + 1 Else tura = tura + 1 End If Next j Range(“B” & k) = adim adim = adim + 1 Range(“D” & k) = yazi Range(“E” & k) = tura ‘Range(“C” & k + 1) = yazi If yazi = 0 Then Exit For End If Range(“C” & k + 1) = yazi yazi = 0 tura = 0 k=k+1 Next i End Sub 336 FİZİKTE KULLANILAN SEMBOLLER Sembol Okunuşu Sembol Okunuşu Α β δ, ∆ ε φ, Ф γ λ Alfa μ ν ω, Ω π ϱ, ρ σ, Σ θ Mü Beta Delta Epsilon Fi Gama Lamda Nü Omega Pi Ro Sigma Teta UZUNLUK BİRİMLERİ Birimi Sembolü 1 angstrom 1 mikron 1 milimetre 1 santimetre 1 desimetre 1 metre 1 dekametre 1 hektometre 1 kilometre 1 megametre Å μ mm cm dm m dam hm km Mm Metre Cinsinden Değeri 10-10 m 10-6 m 10-3 m 10-2 m 10-1 m 10o m 101 m 102 m 103 m 106 m FİZİKTE KULLANILAN SABİTLER Nicelik Sembol Yaklaşık Değeri Işık hızı Elektronun yükü Elektronun durgun kütlesi Protonun durgun kütlesi Coulomb sabiti Compton dalga boyu c e me mp 3,0∙108 m/s 1,6∙10-19 C 9,1∙10-31 kg 1,67∙10-27 kg 9∙109 N m2/C2 0,024 Å k λc 337 BİRİMLERİN STANDART KISALTMALARI VE SEMBOLLERİ Sembol Okunuşu Sembol Okunuşu A Å cd C dak dev eV g Hz J cal K kg amper angstrom candela coulomb dakika devir elektronvolt gram hertz joule kalori kelvin kilogram kcal lm lx MeV m N h s ºC T V W Wb kilokalori lümen lüks megaelektronvolt metre newton saat saniye derece selsiyus tesla volt watt weber BÜYÜKLÜKLERİN ÖN EKLERİ 338 Ön Ek Sembol Büyüklük (Çarpan) Piko Nano Mikro Mili Santi Desi Deka Hekto Kilo Mega Giga Tera p n 10-12 10-9 10-6 10-3 10-2 10-1 101 102 103 106 109 1012 μ m c d da h k M G T TRİGONOMETRİK CETVEL AÇI SİN COS TAN 0,000 0,000 1,000 0,017 0,017 1,000 2 0,035 0,035 3 0,052 4 AÇI SİN COS TAN 0,803 0,719 0,695 1,036 47 0,820 0,731 0,682 1,072 48 0,838 0,743 0,669 1,111 0,052 49 0,855 0,755 0,656 1,150 0,998 0,070 50 0,873 0,766 0,643 1,192 0,087 0,996 0,087 51 0,890 0,777 0,629 1,235 0,105 0,105 0,995 0,105 52 0,908 0,788 0,616 1,280 7 0,122 0,122 0,993 0,123 53 0,925 0,799 0,602 1,327 8 0,140 0,139 0,990 0,141 54 0,942 0,809 0,588 1,376 9 0,157 0,156 0,988 0,158 55 0,960 0,819 0,574 1,428 10 0,175 0,174 0,985 0,176 56 0,977 0,829 0,559 1,483 11 0,192 0,191 0,982 0,194 57 0,995 0,839 0,545 1,540 12 0,209 0,208 0,978 0,213 58 1,012 0,848 0,530 1,600 13 0,227 0,225 0,974 0,231 59 1,030 0,857 0,515 1,664 14 0,244 0,242 0,970 0,249 60 1,047 0,866 0,500 1,732 15 0,262 0,259 0,966 0,268 61 1,065 0,875 0,485 1,804 16 0,279 0,276 0,961 0,287 62 1,082 0,883 0,469 1,881 17 0,297 0,292 0,956 0,306 63 1,100 0,891 0,454 1,963 18 0,314 0,309 0,951 0,325 64 1,117 0,899 0,438 2,050 19 0,332 0,326 0,946 0,344 65 1,134 0,906 0,423 2,145 20 0,349 0,342 0,940 0,364 66 1,152 0,914 0,407 2,246 21 0,367 0,358 0,934 0,384 67 1,169 0,921 0,391 2,356 22 0,384 0,375 0,927 0,404 68 1,187 0,927 0,375 2,475 23 0,401 0,391 0,921 0,424 69 1,204 0,934 0,358 2,605 24 0,419 0,407 0,914 0,445 70 1,222 0,940 0,342 2,747 25 0,436 0,423 0,906 0,466 71 1,239 0,946 0,326 2,904 26 0,454 0,438 0,899 0,488 72 1,257 0,951 0,309 3,078 27 0,471 0,454 0,891 0,510 73 1,274 0,956 0,292 3,271 28 0,489 0,469 0,883 0,532 74 1,292 0,961 0,276 3,487 29 0,506 0,485 0,875 0,554 75 1,309 0,966 0,259 3,732 30 0,524 0,500 0,866 0,577 76 1,326 0,970 0,242 4,011 31 0,541 0,515 0,857 0,601 77 1,344 0,974 0,225 4,331 32 0,559 0,530 0,848 0,625 78 1,361 0,978 0,208 4,705 33 0,576 0,545 0,839 0,649 79 1,379 0,982 0,191 5,145 34 0,593 0,559 0,829 0,675 80 1,396 0,985 0,174 5,671 35 0,611 0,574 0,819 0,700 81 1,414 0,988 0,156 6,314 36 0,628 0,588 0,809 0,727 82 1,431 0,990 0,139 7,115 37 0,646 0,602 0,799 0,754 83 1,449 0,993 0,122 8,144 38 0,663 0,616 0,788 0,781 84 1,466 0,995 0,105 9,514 39 0,681 0,629 0,777 0,810 85 1,484 0,996 0,087 11,430 40 0,698 0,643 0,766 0,839 86 1,501 0,998 0,070 14,301 41 0,716 0,656 0,755 0,869 87 1,518 0,999 0,052 19,081 42 0,733 0,669 0,743 0,900 88 1,536 0,999 0,035 28,636 43 0,750 0,682 0,731 0,933 89 1,553 1,000 0,017 57,290 44 0,768 0,695 0,719 0,966 90 1,571 1,000 0,000 ∞ 45 0,785 0,707 0,707 1,000 DERECE RADYAN 0 1 DERECE RADYAN 0,000 46 0,017 0,999 0,035 0,052 0,999 0,070 0,070 5 0,087 6 339 KAYNAKÇA 1. ARNY,Thomas T., Explorations an Introduction to Astronomy, Mosby-Year Book Inc. Missouri, 1994. 2. AVUNDUKLUOĞLU, M. Ali, Şeref Turhan, Fizik Terimleri Sözlüğü, Özener Matbaası, İstanbul, 2007. 3. BEISER, Arthur, Modern Fiziğin Kavramları,(çev. Gülsen ÖNENGÜT), McGraw-Hill-Akademi Ortak Yayını, 1. Baskı, İstanbul, 1997. 4. BENNETT, Judith ve diğerleri, Context-Based and Conventional Approaches to Teaching Chemistry: Comparing Teachers’ Views, International Journal of Science Education, 27(13), 1521–1547, 2005. 5. BURNS, Desmond M., Simon G.G. McDonald, Tıp Öncesi ve Biyoloji öğrencileri için Fizik (çev. Işık Aytaş), Erzurum, 1985. 6. CHOWN, Marcus, Biraz Kuantumdan Zarar Gelmez, (çev. Taylan Taftaf), Alfa Basım Yayım, 1. Baskı, İstanbul, 2009. 7. ÇAKIR, M., H. Erçelik, S. Gültekin ve diğerleri, 9. Sınıf, 12. Baskı, Ankara, 2005. 8. ÇAKMAK, Osman, Bir Çekirdekti Kâinat, Altın Burç Yayınları, İzmir, 2005. 9. ÇEPNİ, Salih ve diğerleri, Fen Eğitimine Yeni Bir Bakış, Fen-Teknoloji ve Toplum, Celepler Matbaacılık, Genişletilmiş 3. Baskı, Trabzon, 2007. 10. ÇEPNİ, Salih, Araştırma ve Proje Çalışmalarına Giriş, 5. Baskı, Trabzon, 2010. 11. ÇEPNİ, Salih, Hakan Ş. Ayvacı, Ahmet Bacanak, Bilim Teknoloji ve Sosyal Değişim, Celepler Matbaacılık, Genişletilmiş 4. Baskı, Trabzon, 2010. 12. ÇEPNİ, Salih ve diğerleri, Fen ve Teknoloji Öğretimi, Pegem A Yayıncılık, Ankara, 2007. 13. ÇEPNİ, Salih ve diğerleri, Ölçme ve Değerlendirme, Pegem A Yayıncılık, Ankara, 2007. 14.DAS, Ashok, Thomas Ferber, Introduction to Nuclear and Particle Physics, World Scientific Publishing Co. Pte, London, 2003. 15. DEĞERMENCİ, Ali, Bağlam Temelli Dokuzuncu Sınıf Dalgalar Ünitesine Yönelik Materyal Geliştirme, Uygulama ve Değerlendirme, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Karadeniz Teknik Üniversitesi, Trabzon, 2009. 16. FEYNMAN, Rechard P., Keşfetme Hazzı, (çev. Nur Küçük, Yasemin Çevik), Evrim Yayınevi,1. Baskı, İstanbul, 2001. 17. FISHBANE, Paul M., Stephen Gasiorowicz ve Stephen T. Thornton, Temel Fizik Cilt I (çev. Ed. Cengiz Yalçın), Arkadaş Yayınevi, Ankara, 2006. 18. FISHBANE, Paul M., Stephen Gasiorowicz ve Stephen T. Thornton, Temel Fizik Cilt II (çev. Ed. Cengiz Yalçın), Arkadaş Yayınevi, Ankara, 2007. 19. GARDNER, Howard, Multiple Intelligance: The Theory in Practice. New York: Basic Boks, 1993. 20. GARLİCK, Mark A., Resimli Evren Atlası, NTV Yayınları, İstanbul, 2008. 21. GHOSE, Partha ve Home Dipanka, Gündelik Bilmeceler (çev. Özlem ÖZBAL), 17. Baskı, TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları, Ankara, 2000. 22. GILMORE, Robert, Kuarkların Büyücüsü,(İlker Kalender),ODTÜ Yayıncılık, 1. Baskı, Ankara, 2007. 23. HENLEY, Ernest M., Alejandro Garcia, Subatomic Physics, World Scientific Publishing Co. Pte, London, 2007. 24. HEWITT, Paul G., Conceptual Physics Addison Wesley, USA, 2006. 25. HILL, McGrow, Physics Principles and Problems, 2005. 26. HODGSON, P.E, E. Gadioli, E.C Erba, Introductory Nuclear Physics, Clarendon Press, Oxford 1997. 27. HOOFT, Gerard’t, Maddenin Son Yapıtaşları, (çev. Mehmet Koca, Nazife Özdeş Koca) TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları, 9. Baskı, Ankara, 2008. 28. JOHNSON, Martin, Astronomy of Stellar Energy and Decay, Dover Publications Inc. New York, 1959. 29. KARTTUNEN, Hannu ve diğerleri, Fundamental Astronomy, Springer, Heidelberg, 1996. 30. KELLER, Fredderick J., W. Edward Gettys, Malcolm Skove, Fizik 2. Cilt (çev. R. Ömür Akyüz 340 ve diğerleri), 3. Baskı, İstanbul, 2006. 31. KURNAZ, Mehmet A. ve Muammer Çalık, Authematic Review of ‘Energy’ Teaching Studies: Focuses, Needs, Methods, General Knowledge Claims and İmplications. Energy Education Science and Technology Part B: Social and Educational Studies, 1(1): 1-26, 2009. 32. KURNAZ, Mehmet A. ve Muammer Çalık, Using Different Conceptual Change Methods Embedded within 5E Model: A Sample Teaching for Heat and Temperature, Journal of Physics Teacher Education. Online, 5(1), 3-10, 2008. 33. KURNAZ, Mehmet A. ve Ayşegül A. Sağlam, Using the Anthropological Theory of Didactics in Physics: Characterization of the Teaching Conditions of Energy Concept and the Personal Relations of freshmen to this Concept, Journal of Turkish Science Education, 6(1), 72-88, 2009. 34. KUTLU, Ömer, C. Deha Doğan, ve İsmail Karakaya, Öğrenci Başarısının Belirlenmesi Performansa ve Portfolyoya Dayalı Durum Belirleme, Pegem Akademi Yayınları, Ankara, 2008. 35. KUTNER, Marc L., Astronomy A Physical Perspective, Cambridge University Press, Cambridge, 2003. 36. LEDERMAN Leon, Dick Teresi, Tanrı Parçacığı, (çev. Emre Kapkın) Evrim Yayınevi,1. Baskı, İstanbul, 2001. 37. LICHTENBERG, Don, The Universe and The Atom, World Scientific Publishing Co. Pte, London, 2007. 38. MEB Talim Terbiye Kurulu Başkanlığı Ortaöğretim Fizik Dersi 10. Sınıf Öğretim Programı, Ankara, 2008. 39. MEB Talim Terbiye Kurulu Başkanlığı Ortaöğretim Fizik Dersi 11. Sınıf Öğretim Programı, Ankara, 2009. 40. MEB Talim Terbiye Kurulu Başkanlığı Ortaöğretim Fizik Dersi 9. Sınıf Öğretim Programı, Ankara, 2007. 41. OVERDUIN, James M. ve Paul S. Wesson, Dark Sky Dark Matter, Institute of Physics Publishing, Bristol and Philadelphia, 2003. 42. ÖZDEMİR, Sacit ve diğerleri, Astronomi ve Astrofizik, Asil Yayın Dağıtım Ltd. Şti. Ankara, 2005. 43. ÖZSEVGEÇ, Tuncay ve diğerleri, Kalıcı Kavramsal Değişimde 5E Modelinin Etkililiği, Yeditepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 2(2), 2007. 44. ÖZSEVGEÇ, Tuncay, Kuvvet ve Hareket Ünitesine Yönelik 5E Modeline Göre Geliştirilen Öğrenci Rehber Materyalinin Etkililiğinin Değerlendirilmesi, Journal of Turkish Science Education, 3(2), 36–48, 2006. 45. PARKER, Barry, Kuvantumu Anlamak, (çev. Elif Alkın), Güncel Yayıncılık, 3. Baskı, İstanbul, 2008. 46. Peterson, Charler J., Astronomy, IDG Books Worldwide Inc., Chicago, 2000. 47. SEKMEN, Sezen, Parçacık Fiziği En Küçüğü Keşfetme Macerası, ODTÜ Yayıncılık, Ankara. 48. SERWAY, Raymond A. ve Robert J. Beichner, Fen ve Mühendislik için Fizik 1, Çeviri Ed. Çolakoğlu, K., Palme Yayıncılık, Ankara, 2008. 49. SERWAY, Raymond A. ve Robert J. Beichner, Fen ve Mühendislik için Fizik 2, Çeviri Ed. Çolakoğlu, K., Palme Yayıncılık, Ankara, 2007. 50. SERWAY, Raymond A. ve Robert J. Beichner, Fen ve Mühendislik için Fizik 3, Çeviri Ed. Çolakoğlu, K., Palme Yayıncılık, Ankara, 2005. 51. SPARKE, Linda S. ve John S. Gallagher, Galaxies in the Universe: An Introduction Second Edition, Cambridge University Press, Cambridge, 2007. 52. TAYLER, Roger J., The Stars: Their Structure and Evolution, Cambridge University Press, Cambridge, 1994. 53. TDK Türkçe Sözlük, 4. Akşam Sanat Okulu Matbaası, Ankara, 2005. 54. TDK Yazım Kılavuzu, 4. Akşam Sanat Okulu Matbaası, Ankara, 2005. 55 TOPDEMİR, Hüseyin G., Işığın Öyküsü, TÜBİTAK Yayınları, 2007. 56. YAZ, M. Ali, Sait Aksoy, Fizik 3 Optik, Zambak Yayınları, İzmir, 2000. 57. WEINBERG, Steven, Atomaltı Parçacıklar (çev. Zekeriya Aydın), TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları,6. Baskı, Ankara, 2005. 341 58. WICHMANN, Eyvind H., Kuantum Fiziği, Bilim Yayınları, Ankara, 1967. 59. URL-1, www.aof.anadolu.edu.tr/kitap/IOLTP/2280/ünite07.pdf 60. URL-2, www.biltek.tubitak.gov.tr/bdergi/yeniufuk/icerik/hizlandirici.pdf 61. URL-3, Cisimleri Nasıl ve Ne Kadar Ayrıntılı Görebiliriz?, http:// joy.yasar.edu.tr/makale/ no10_vol3/01_işci.pdf (10.04.2010) 62. URL-4, Genel Fizik Laboratuvarı-III Deney Klavuzu www.fizikegt.gazi.edu.tr/deney_foy/gfizik_lab_III_fenbilgisi.pdf (01.03.2010). 63. URL-5, Işık Deneyleri www.aof.anadolu.edu.tr/kitap/IOLTP/2282/unite09.pdf (03.03.2010) 64. URL-6, www. Kameraarkasi.org./fotograf/fotograf makinesi.html.(15.03.2010) 65. URL-7, www.megep.meb.gov.tr/mte_program_modul/modul_pdf/524KI0020.pdf 66. URL-8, http://www.mgm.gov.tr/genel/sss.aspx?s=hissedilensicaklik 67. URL-9, www.meteor.gov.tr 68. URL-10, Millar, R. ve diğerleri: Science Education for the Future, http://www.kcl.ac.uk/depsta/ education/publications/be2000.pdf, (16.02.2005), 1998. 69. URL-11, http://okulweb.meb.gov.tr/55/07/964386/iletisim/etkinlik.html http://tr.wikipedia.org/wiki/Alternatif_ak%C4%B1m 70. URL-12, www.openwalls.com/image?id=6771 71. URL-13, http://yayim.meb.gov.tr/dergiler/166/index3-yalcin.htm 72. URL-14, www.pclabs.com.tr 72. URL-15, www.taek.gov.tr 73. URL-16, The Physical Sciences Initiative (TPSI), Social And Applied Aspects What Is Meant By “Social and Applied”?, www.psi-net.org/chemistry/s1/socialandapplied.pdf, (06.01.2005). 342