– — ˜ ™ - İslam Ansiklopedisi

advertisement
TEKBÝR
sisat ayrýldýðýna dair birçok kayýt mevcuttur. Fakat bu durum emeklilikten farklý
bir özellik taþýr. Kesin bir rakam verilmemekle birlikte XV. yüzyýl sonlarý ile XVI. yüzyýl baþlarýnda mâzuliyet ücretinin günlük
75-100 akçe arasýnda olduðu, II. Bayezid
devrinde Bedreddin Mahmud’un Anadolu
kazaskerliðinden günde 100 akçe ile emekliye ayrýldýðý tesbit edilir. Ýstisnaî örnekler
arasýnda Yavuz Sultan Selim tarafýndan
1513’te 150 akçe yevmiye ile tekaüt edilen, ancak bunu kabul etmeyerek “meccânen tekaüd”ü tercih eden, daha sonra
Rumeli kazaskeri olup 1514’te ayrýldýðýnda kendisine 200 akçe emekli maaþý baðlanan Müeyyedzâde Abdurrahman Efendi (Mecdî, s. 310), 1518’de Rumeli kazaskerliðinden yevmiye 100 akçe tahsis edildiði halde daha sonra maaþý 130 akçeye
çýkarýlan, ardýndan Edirne'de oturmasý ve
maaþýnýn Edirne Murâdiye evkafýndan verilmesini rica etmesi üzerine isteði kabul
edilerek Kýrkkilise kendisine arpalýk þeklinde verilen Rükneddin Efendi sayýlabilir. Selânikî, XVI. yüzyýl sonlarýnda kazaskerlikten emekli olanlarýn maaþlarýnýn 180 akçeye çýkarýldýðýný, fakat Sun‘ullah Efendi’nin 150 akçede kaldýðýný bildirir. Diðer taraftan Rumeli kazaskerliðinden emekli Damad Efendi'ye 1006’da (1597) “zevâid-i
evkaf-ý selâtîn”den günde 200 akçe tekaüt
ve bir çift has ekmek ferman olunmuþtur.
Kazaskerlerin miktarlarý belirtilen emekli
maaþlarýný çok defa büyük vakýflarýn gelir
fazlalarýndan aldýklarý dikkati çeker.
Emeklilik, hazineden maaþ alan diðer
kalem erbabý yanýnda bilhassa yeniçeriler
için önemli bir meseleydi. Ulûfe defterlerinde mütekait, bazý belgelerde “oturak”
kelimesiyle ifade edilenler fiilî hizmetlerden çekilerek askerlikle alâkasý kalmayan
yeniçerilerdi. Neferlikten tekaüt olan bir
yeniçerinin maaþý ilk zamanlarda Acemi
Ocaðý’na kayýt maaþý olan miktardan fazla olamazdý. XVI. yüzyýlýn ikinci yarýsý içinde bunlarýn emeklilik maaþlarý günde 3’er
akçe idi. Daha sonra bu miktar en az 4,
en fazla 8 akçeye kadar yükseldi. Ocaðýn
büyük zâbitlerinden olup tekaüt edilenlerin isimleri ulûfe defterlerinin en sonuna
yazýlýr, bunlar 150 ile 200 akçe arasýnda
emeklilik alýrlardý.
Yaþlýlýk sebebiyle emekliye ayrýlan yeniçeriler için genelde “amelmande” tabiri
kullanýlmýþtýr. Bunlar, emeklilik maaþlarýný II. Selim zamanýna kadar þehremininden veya selâtin camilerinin evkafý fazlasýndan alýrlardý. Ancak yetersizlik sebebiyle II. Selim zamanýnda cülûs bahþiþiyle
birlikte yeniçeri tekaüt maaþlarý üç ayda
bir ulûfe ile beraber hazineden ödenmeye baþlandý. Ulûfe defterlerinde her ortanýn ve bölüðün son kýsýmlarýna emekli
olanlarýn isimleri ve yevmiyeleri ekleniyordu. Emekli yeniçerilere ayrýca fiilen görev
yapanlar gibi elbise (çuha) verilmesi de
âdet olmuþtu. Ýstanbul dýþýnda bir yerde
oturmak istedikleri zaman maaþlarýný gittikleri yerin mukataasýndan alýrlardý. Bununla ilgili bir örnekte yaralanarak emekli
olan bir yeniçerinin esâmesinin hazinede
kaldýðý ve kendisine Diyarbekir vergi gelirlerinden günde 20 akçe tekaüdiye verildiði dikkati çeker.
Fiilen hizmet gören yeniçerilerin ve
emekli olanlarýn sayýsýnýn artmasý üzerine 1728’de Vezîriâzam Damad Ýbrâhim Paþa emekliliði yeniden bir düzen altýna almaya çalýþtý. Daha önce 1716’da tekaüt
ulûfesinin baþlamasý durumunda sadece
yarýsýnýn yeni emekli olanlara ayrýlacaðý
prensibi getirilmiþti. Fakat bu uygulama
sahte esâmi kayýtlarý dolayýsýyla iþlemedi.
Ýbrâhim Paþa emekliliðe sýký bir denetim
getirdiyse de problem sürdü. Fazlalýklarýn
önü bir türlü alýnamadý. 1739’da Mora’da
Anabolu Kalesi fethindeki hizmetlerinden
dolayý yaþlý yeniçerilerin emekliye ayrýlmasýna izin verildi. Bu þekilde emekli olanlar
ellerindeki tekaüt esâmelerini asker olmayan kimselere sattýlar, bu durum giderek
yaygýnlýk kazandý. Böylece kayýtlý yeniçerilerle fiilen sefere gidenler arasýnda büyük
bir açýk ortaya çýktý; bunu kapatmak için
yeniden asker kaydedilmesi hazineye büyük külfet getirdi. Halil Hamîd Paþa iyice
bozulan Yeniçeri Ocaðý’na nizam vermek
için gayret gösterdi. Þubat 1782 tarihli bir
hükümde Yeniçeri Ocaðý’nda 40.000 emeklinin bulunduðu, buna karþýlýk fiilen savaþa
gidecek yeniçeri sayýsýnýn 5-10.000 kadar
olduðu bildiriliyordu. Bu problem Yeniçeri Ocaðý’nýn kapatýlmasýna kadar sürdü.
Tanzimat döneminde emeklilik belirli bir
maaþla karþýlanan bir sisteme dönüþtü.
Ordu ve mülkiye mensuplarýnýn emeklilerine, bunlarýn dul ve yetimlerine baðlanacak maaþlar yeni bir nizam altýna alýndý.
Ancak bunun belirli bir düzenlemesi tam
olarak yapýlmadý. 1860’lardan sonra askerî ve mülkî kurumlarda yeni düzenlemelere gidildiðinde emeklilik konusu da ele
alýndý. 1864’te ordu için bir nizamnâme
yayýmlandý. 16 Ocak 1865’te emeklilik kanunu ile, mensuplarýnýn emekliliðini düzenleyen ilk kurumlar ortaya çýktý. Orduda
ve sivil bürokraside emeklilikle ilgili kanun
lâyihalarý hazýrlandý. En önemli geliþme
emekli sandýklarýnýn kurulmasýdýr; 1880’de memurlar için umum tekaüt sandýðý
teþkil edildi. Yeni düzenlemeler, ordu mensuplarýnýn ve sivil memurlarýn dul ve yetimlerini de kapsayacak biçimde geniþ düzenlemeleri beraberinde getirdi. 8 Mart
1886 tarihli iki nizamnâme bu konuda dikkat çekicidir (Martal, Eskiçaðdan Modern
Çaða Ordular, s. 426-428). Tekaütlük sistemi, Osmanlý döneminde türlü problemlere raðmen geçirdiði tarihî süreç bakýmýndan modern anlamdaki emekliliðin en
eski uygulamalarýndan biri olarak kabul
edilebilir.
BÝBLÝYOGRAFYA :
Lisânü’l-£Arab, “k.ad” md.; Ýbrâhim Mustafa
v.dðr., el-Mu£cemü’l-vasî¹, “k.ad” md.; Fatih Sultan Mehmed, Kånûnnâme-i Âl-i Osman (nþr. Abdülkadir Özcan), Ýstanbul 2003, s. 20; Lutfi Paþa,
Âsafnâme (nþr. Mübahat S. Kütükoðlu, Prof. Dr.
Bekir Kütükoðlu’na Armaðan içinde), Ýstanbul
1991, s. 37-39, 95; Mecdî, Þekåik Tercümesi, s.
310; Selânikî, Târih (Ýpþirli), bk. Ýndeks; Cevdet,
Târih, XII, 225; Uzunçarþýlý, Kapukulu Ocaklarý, I,
436-437, 491-493; a.mlf., Merkez-Bahriye, s. 165166, 204; Abdullah Martal, “XIX. Yüzyýlda Osmanlý Ordusunda Tekaüdlük”, Eskiçaðdan Modern Çaða Ordular: Oluþum, Teþkilât ve Ýþlev (ed.
Feridun M. Emecen), Ýstanbul 2008, s. 423-429;
a.mlf., “Osmanlý Ýmparatorluðu'nda Emeklilik ve
Buna Ýliþkin Ýlk Düzenlemeler”, Kebikeç, sy. 9,
Ankara 2000, s. 35-42.
ÿMehmet Ýpþirli
–
˜
—
TEKBÝR
( )4
‫) א‬
Allah’ýn
en yüce varlýk olduðunu belirten
“Allahüekber” cümlesini söyleme
anlamýnda terim.
™
Sözlükte “yüceltmek, büyük olduðunu
kabul etmek” anlamýndaki tekbîr dinî terim olarak “Allah’ýn zâtý, sýfatlarý ve fiilleri
itibariyle her þeyden yüce ve üstün olduðu” mânasýna gelen “Allahüekber” cümlesini yahut bunu söylemeyi ifade eder.
Tekbir baþta namaz olmak üzere birçok
ibadetin rüknü veya tamamlayýcý öðesidir.
Allah’ýn adýný yüceltme emri peygamberliðin ilk günlerinde nâzil olan, “Ey örtünüp
bürünen, kalk ve uyar! Sadece rabbinin büyüklüðünü dile getir” meâlindeki âyet yanýnda (el-Müddessir 74/1-3) tevhid inancýnýn bir parçasý olarak diðer birçok âyette de geçer (meselâ bk. el-Bakara 2/185; elÝsrâ 17/111; el-Hac 22/37). Tarih boyunca
insanlarýn Allah’tan baþka varlýklarý yüceltme, putlara tâzimde bulunma, onlara kurbanlar sunma gibi tevhid inancýyla baðdaþmayan tutumlar ortaya koyduðu gerçeði karþýsýnda Ýslâmiyet’te namaz, hac,
kurban gibi ibadetlerde tekbire yer verildiði gibi Allah’ýn azametinin temaþa edildiði her yerde ve gündelik hayatta çeþitli
341
TEKBÝR
vesilelerle tekbir getirilmesi tavsiye edilmiþtir.
Her gün beþ vakit namazdan önce okunan ezan ve farz namazlara durulurken
okunan kamet tekbir lafýzlarýný içerir. Ayrýca namaza baþlama ve bir rükünden diðerine geçiþ tekbirle olur. Ýlkine “iftitah
tekbiri”, diðerlerine “intikal tekbirleri” denir. Baþlangýç tekbiri iftitah (açýlýþ) kelimesiyle nitelendiði gibi, kendisiyle namaz dýþýnda yapýlmasý helâl olan eylemler haram
hale geldiði ve dýþ âlemle baðlantýyý kestiði için “tahrîme (ihrâm) tekbiri” diye de
anýlýr. Ýkinci adlandýrma Hz. Peygamber’in,
“Namazýn anahtarý temizlik, haram kýlaný
tekbir, helâl kýlaný selâmdýr” hadisinden
(Ebû Dâvûd, “Tahâret”, 31, “Salât”, 73; Tirmizî, “Tahâret”, 3, “Salât”, 63) hareketle
yapýlmýþtýr. Resûl-i Ekrem, iftitah tekbirine yetiþmek þartýyla kýrk gün cemaate gelen kiþiye Allah’ýn biri cehennemden, ikincisi münafýklýktan kurtuluþ olmak üzere
iki berat vereceðini bildirmiþ (Tirmizî, “Salât”, 64) ve namazýn özünün iftitah tekbiri olduðunu söylemiþtir (Heysemî, II, 273).
Ýftitah tekbiri Ebû Hanîfe ve Ebû Yûsuf’a
göre namazýn þartlarýndan, Ýmam Muhammed’e, üç mezhebe ve Ca‘ferîler’e göre
rükünlerindendir. Bu ayýrým bazý hükümlere tesir eder. Meselâ iftitah tekbirinden
sonra örtülmesi farz kýlýnan bir yerin örtülmesi veya kýbleye yöneliþin tamamlanmasý gibi hususlar yerine getirilirse ilk görüþ sahiplerine göre namaz sahih, bu tekbiri rükün sayanlara göre ise bâtýl olur.
Erken dönemde Zührî, Ebû Bekir el-Esam,
Süfyân b. Uyeyne ve Ýbn Uleyye gibi, namaza baþlarken niyetin yeterli olacaðý ve
tekbire gerek bulunmadýðý görüþünü savunanlar varsa da bu görüþ taraftar bulmamýþtýr. Niyetle iftitah tekbirinin ardarda yapýlmasýnýn gerekliliði hususunda da
görüþ ayrýlýðý mevcuttur. Hanefîler, Hanbelîler ve Ca‘ferîler’e göre niyet iftitah tekbirinin hemen öncesinde yapýlýr ve arada
namazla ilgisi olmayan söz ve davranýþlara yer vermeden tekbir alýnarak namaza
baþlanýr. Niyetle iftitah tekbiri arasýnda
birkaç âyet okuyacak kadar bir süre geçmesi, zikir ve dua yapýlmasý niyetin sýhhatine mani deðildir, ancak araya uzun bir
zaman dilimi girmemelidir. Mâlikîler ve
Þâfiîler’e göre ise iftitah tekbiri niyeti hemen takip etmeli, kýsa da olsa herhangi
bir fâsýla verilmemelidir, aksi takdirde namaz bâtýl olur. Cemaatle kýlýnan namazlarda imamdan önce tekbir almanýn câiz
görülmediði ve bu durumda tekbirin yenilenmesi gerektiði hususunda görüþ birliði vardýr. Ýmama uymayý emreden hadi342
si (Buhârî, “Salât”, 18, “Ecân”, 51, 74, 82,
128; Müslim, “Salât”, 77, 87, 89) yorumlayan Þâfiîler ve Hanbelîler’e göre cemaat
mutlaka imamýn peþinden tekbir almalýdýr; onunla beraber tekbir alanýn namazý
geçerli deðildir. Ýmam Mâlik, Ebû Yûsuf
ve Muhammed b. Hasan eþ-Þeybânî tekbirin imamla ayný anda alýnmasýnýn kerâhetle câiz olduðunu söyler. Hanbelîler’deki bir görüþe göre bu sehven yapýlmýþsa
câizdir. Ebû Hanîfe’ye göre ise en faziletlisi muktedinin imamla beraber tekbir almasýdýr.
Ebû Hanîfe ve Ýmam Muhammed’e göre namaza “Allahükebîr, er-rahmânü a‘zam,
lâ ilâhe illallah, sübhânallah” gibi tâzim ifade eden lafýzlarla da baþlanabilir. Ebû Yûsuf, “Allahüekber, Allahü’l-ekber, Allahü’lkebîr” dýþýndaki lafýzlarla baþlanmasýný câiz görmez. Diðer mezheplere göre ise namaza baþlarken mutlaka “Allahüekber” lafzýný söylemek gerekir, zira bunun yerine
geçecek baþka bir lafýz yoktur. Allah lafzýnýn ilk harfini uzatmak kelimeye soru anlamý kattýðý, “ekber”i “ekbâr” veya “ikbâr”
þeklinde okumak anlamý bozduðu için fakihler bu lafzý söylerken çok dikkat edilmesi gerektiðini belirtirler. Dört Sünnî mezheple Ca‘ferîler’in ortak görüþüne göre iftitah tekbiri sýrasýnda elleri kaldýrmak sünnet olup bunun sürekli terki günah kabul
edilmiþtir. Kadýnlarýn ellerini göðüs hizasýna kadar kaldýracaklarý hususunda görüþ birliði varsa da erkekler hakkýnda farklý görüþler ileri sürülmüþtür. Hanefîler’e
göre baþparmaklar iki kulak yumuþaðýna
deðecek þekilde ve avuçlar açýk, parmak
aralarý kapalý vaziyette kýbleye dönük olmalý, bu esnada baþ eðik durumda bulunmamalýdýr. Ca‘ferîler’de de ellerin kulak yumuþaðý hizasýna kaldýrýlmasý görüþü tercih edilmiþtir. Mâlikîler ile Þâfiîler’e göre
eller omuz hizasýna kadar kaldýrýlýr. Hanbelîler’e göre ise mükellef bu ikisinden dilediðini uygulayabilir. Hanefîler’e göre önce eller kaldýrýlýr, arkasýndan tekbir alýnýr,
diðerlerine göre eller kaldýrýlýrken tekbire
baþlanýr ve indirilirken bitirilir. Cemaatle
kýlýnan namaza imam rükûda iken yetiþen kimse iftitah tekbirini ayakta dik vaziyette almalýdýr. Bu durumda imama uyan
kiþi Hanefî, Mâlikî ve Hanbelîler’e göre iftitah tekbiriyle birlikte intikal tekbirine de
niyet edip doðrudan rükûa gidebilir. Þâfiîler’e göre sadece iftitah tekbirine niyet
etmelidir, her ikisine niyet etmesi namaza manidir. Ca‘ferîler’e göre ise iki tekbir
aldýðýnda rükûu kaçýracaðýný anlayan kimse iftitah tekbirine niyet etmek þartýyla
tek tekbirle yetinebilir.
Ýntikal tekbirleri rükûa ve secdeye giderken, secdeden ve ikinci rek‘atta tahiyyattan sonra kýyama kalkarken okunan
tekbirlerdir. Ýki rek‘atlýk bir namazda on,
dört rek‘atlýk bir namazda yirmi bir intikal tekbiri bulunur. Ayrýca Hanefîler’e göre vitir namazýnýn son rek‘atýnda Kunut
dualarýndan önce tekbir alýnýr. Sehiv secdesi yapýlýrken namaz içindeki diðer secdelerde olduðu gibi tekbir alýnýr. Ýntikal
tekbirlerinin hükmü konusunda fakihler
arasýnda üç görüþ ortaya çýkmýþtýr. Hanefî, Mâlikî ve Þâfiî mezhepleriyle Ahmed
b. Hanbel’den nakledilen bir görüþe göre
intikal tekbirleri sünnettir; Ahmed b. Hanbel’in diðer görüþüne göre ise vâcip hükmündedir ve kasten terkedilmesi namazýn sýhhatine engel teþkil eder; sehven
veya bilgisizlik sebebiyle terki namaza zarar vermez. Fazla taraftar bulmayan ve
Saîd b. Cübeyr, Ömer b. Abdülazîz, Hasan-ý Basrî, Kasým b. Muhammed gibi erken dönem âlimlerinden nakledilen üçüncü görüþe göre namazda iftitah tekbiri dýþýnda herhangi bir tekbir yoktur. Ýntikal
tekbirleri cemaatle kýlýnan namazlarda
imam tarafýndan cehren okunur. Ýmamýn
sesi cemaatin tamamýna ulaþmýyorsa cemaat içinden birinin tekbirleri yüksek sesle tekrarlamasý müstehaptýr (bk. TEBLÝÐ)
Ýntikal tekbirleri sýrasýnda Hanefîler ve
Mâlikîler’e göre ellerin kaldýrýlmasý gerekmez. Þâfiîler, Hanbelîler ve Ca‘ferîler’e göre rükûa giderken ve rükûdan kalkarken
ellerin kaldýrýlmasý sünnettir. Tekbir ayrýca farz namazlardan sonra okunan zikirler arasýnda yer alýr. Gerek namazlarýn ardýndan gerekse geceleyin uyumadan önce otuz üç defa okunmasý tavsiye edilen
ve aralarýnda tekbirin de bulunduðu zikir
lafýzlarýnýn fazileti hakkýnda çok sayýda
hadis nakledilmiþtir (meselâ bk. Buhârî,
“Ecân”, 155, “Da.avât”, 17; Müslim, “Mesâcid”, 142, 146, “Cikir”, 80; Ebû Dâvûd,
“Edeb”, 100). Secde âyetleri dolayýsýyla yapýlan tilâvet secdelerinde tekbir alýnýp alýnmayacaðý hususu namaz içinde veya dýþýnda olmasýna göre farklýlýk taþýr. Secde
âyetinin namazda iken okunmasý halinde
secdeye giderken ve kalkarken tekbir alýnacaðý konusunda dört mezhep fakihleri
görüþ birliðine varmýþ, bazý Þâfiî âlimlerinin tekbir gerekmediði görüþü taraftar
bulmamýþtýr. Secde âyetinin namaz dýþýnda okunmasý halinde Hanefîler ve Hanbelîler ile diðer iki mezhepteki bazý âlimlerin görüþüne göre secdeye giderken ve
kalkarken, Þâfiî ve Hanbelî fakihlerinden
bir kýsmýna göre yalnýz secdeye giderken
tekbir alýnýr.
TEKBÝR
Cenaze namazýnda tekbirin rükün sayýldýðý ve tekbirsiz cenaze namazýnýn sahih olmayacaðý hususunda fakihler arasýnda görüþ birliði vardýr. Bu namazda iftitah tekbiriyle birlikte dört tekbir alýnýr;
çoðunluðun görüþüne göre bundan fazla
okunmasý sünnete aykýrýdýr; daha az okunmasý ise câiz deðildir. Bu konuda Resûl-i
Ekrem’in Habeþistan Kralý Necâþî Ashame’nin vefatý üzerine gýyabýnda kýldýrdýðý
cenaze namazý ile (Buhârî, “Cenâ,iz”, 4, 64;
Müslim, “Cenâ,iz”, 63-65) mescidin temizliðini yapan bir kadýnýn cenaze namazýný
(Müslim, “Cenâ,iz”, 68-69; el-Muva¹¹aß, “Cenâ,iz”, 15; Nesâî, “Cenâ,iz”, 43) dört tekbirle kýldýrmasý delil kabul edilmiþtir. Zeyd
b. Erkam’ýn rivayet ve uygulamasýný (Müslim, “Cenâ,iz”, 72) esas alan bazý sahâbî
ve tâbiîn fakihleriyle Ýmam Ebû Yûsuf’un
bir görüþüne ve diðer bazý fakihlere göre
ise tekbirler dörtten az veya çok olabilir;
tercih edilen üç-yedi arasýnda olmasýdýr.
Hanefî ve Mâlikîler’e göre cenaze namazýnda iftitah tekbiri dýþýndaki tekbirlerde
eller kaldýrýlmazken Þâfiîler ile Hanbelîler’e göre her tekbirde eller kaldýrýlýr.
Tekbirin bayramlarda özel bir yeri vardýr. Bayram namazlarýna giderken tekbir
getirmek menduptur. Kurban bayramý namazýna giderken sesli olarak tekbir getirmenin cevazý hususunda görüþ birliði vardýr. Ramazan bayramý namazý için de fakihlerin çoðunluðuna göre ayný þekilde hareket edilir; Ebû Hanîfe ise bu durumda
tekbirin gizli söylenmesinin daha uygun
olduðu kanaatindedir. Bayram namazý kýlýnýrken diðer namazlara göre daha fazla
tekbir getirilir (zevâid tekbirleri). Bu tekbirlerin yeri ve sayýsý mezheplere göre deðiþmektedir (bk. BAYRAM). Bayram namazýndan sonra okunan hutbeye de tekbirlerle baþlanýr; bazý fakihlere göre ilk hutbede dokuz, ikinci hutbede yedi tekbir getirilmesi menduptur. Vakit sayýsý ve hükümleri mezheplere göre farklýlýk taþýmakla birlikte kurban bayramýnda farz namazlardan sonra cehrî olarak teþrîk tekbiri getirilir (bk. TEÞRÎK). Yaðmur duasýndan önce kýlýnan namazda (salâtü’l-istiska) Hanefîler’e ve Mâlikîler’e göre diðer
nâfile namazlardaki gibi tekbir alýnýr. Ancak Þâfiîler ile Hanbelîler’e göre bayram
namazýnda olduðu üzere ziyade tekbirler
söz konusu olup birinci rek‘atta yedi, ikinci rek‘atta beþ tekbir alýnýr.
Hac ve umre ibadetlerinin belli aþamalarýnda tekbir getirilir. Bu ibadetleri yapanlarýn Allah’ýn misafirleri sayýldýðý için
O’nun huzurunda tekbirle O’nu yüceltmeleri ayrý bir deðer taþýr. Hz. Peygam-
ber’in ve sahâbenin uygulamalarýný (Buhârî, “Hac”, 60; Müslim, “Hac”, 249-250;
Ebû Dâvûd, “Menâsik”, 46) dikkate alan
fakihler, tavaf sýrasýnda Hacerülesved’i
sünnete uygun þekilde ziyaret etmenin
(istilâm) ona elle dokunup öpmekle gerçekleþtiði ve istilâm sýrasýnda tekbir getirilmesinin (Buhârî, “Hac”, 62) müstehap
olduðu kanaatindedir. Fakihlerin çoðunluðuna göre tavafýn her þavtýnda yapýlan istilâm esnasýnda tekbir getirilirken eller havaya kaldýrýlýr, Mâlikî mezhebine göre ise
bu gerekli deðildir. Tekbir getirmek ayrýca sa‘yin sünnetlerindendir. Safâ ve Merve tepelerine çýkýlýp Kâbe görüldüðünde
üçer defa tekbir ve tehlîl getirerek arkasýndan “Allahüekber alâ mâ hedânâ” denilmesinin mendup olduðu hususunda fakihler görüþ birliðine varmýþtýr. Arafat’ta
vakfe sýrasýnda eller açýk biçimde tekbir
getirilmesi Hanefîler’e göre sünnet, Mâlikî, Þâfiî ve Hanbelîler’e göre menduptur.
Þeytan taþlama esnasýnda her atýþla birlikte “bismillâhi vallahü ekber” cümlesini
söylemenin sünnet olduðu hususunda da
görüþ birliði vardýr.
Kur’an’dan bazý sûrelerin tilâvetinden
sonra tekbir getirilmesi sünnettir. Bu konuyla ilgili olarak, vahyin bir süre kesintiye uðramasýndan sonra Duhâ sûresinin inmesi üzerine Hz. Peygamber’in “Allahüekber” deyip sevincini gösterdiði, Duhâ ve
ardýndan gelen sûrelerin peþinden tekbir
getirilmesini istediði, Abdullah b. Abbas
gibi ashabýn ileri gelenlerinin de Kur’an
okuttuklarý kiþilerden bu sûrelerden sonra tekbir getirmelerini istedikleri rivayet
edilir (Hâkim, III, 344; Ahmed b. Hüseyin
el-Beyhaký, III, 425-428; Ýbnü’l-Cezerî, II,
406). Bu rivayetler yanýnda özellikle Mekke halkýnýn uygulamasýný esas alan kýraat
âlimlerinin çoðunluðu Duhâ ve Nâs sûreleri arasýndaki bütün sûrelerin arkasýndan
tekbirin sünnet olduðu görüþündedir. Zamanla bu yönde bir uygulamanýn oluþtuðu ve günümüze kadar geldiði bilinmektedir. Tekbirin bu sûrelerin baþýnda alýnmasýnýn sünnete daha uygun olacaðýný düþünen âlimler varsa da genel kabul sonunda getirilmesi yönündedir.
Tekbir bir müslümanýn hayatýnda yaygýn biçimde yer tutmasý gereken faziletli
bir zikirdir. Yukarýda açýklananlar dýþýnda
kurban amaçlý olsun veya olmasýn hayvan
keserken (Buhârî, “Edâhî”, 14), avlanma
esnasýnda ava ateþ ederken yahut avcý
hayvaný ava salarken besmeleden sonra
tekbir getirmenin müstehap olduðu hususunda âlimler arasýnda görüþ birliði vardýr. Bunun yaný sýra gece namazý için uya-
nan kiþinin namaza tekbir, hamd, tesbih,
tehlîl, istiðfar ve dua ile baþlamasý; savaþta, bineðe binerken, hilâl ilk görüldüðünde, dað ve tepe gibi yüksek bir yere çýkarken, sevindirici bir olayla karþýlaþýldýðýnda
tekbir getirilmesi müstehap sayýlmýþtýr (ayrýca bk. D ârimî, “Ýsti,cân”, 43; Buhârî, “Cihâd”, 132-133; Ebû Dâvûd, “Cihâd”, 158).
BÝBLÝYOGRAFYA :
Þâfiî, el-Üm (nþr. M. Zührî en-Neccâr), Beyrut
1393, I, tür.yer.; VII, 140, 141, 164, 169, 187, 188,
250, 253, 288; Tahâvî, A¼kâmü’l-Æurßân (nþr.
Sadettin Ünal), Ýstanbul 1416/1995, I, 141; Hâkim,
el-Müstedrek (Atâ), III, 344; Dânî, Câmi£u’l-beyân
(nþr. Abdürrahîm et-Tarhûnî – Yahyâ Murâd), Kahire 1427/2006, III, 303-310; Ahmed b. Hüseyin
el-Beyhaký, Þu£abü’l-îmân (nþr. Abdülalî Abdülhamîd Hâmid), Bombay 1423/2003, III, 425-428;
Ebû Ca‘fer et-Tûsî, el-Mebsû¹ fî fýšhi’l-Ýmâmiyye
(nþr. M. Taký el-Keþfî), Tahran 1387, I, 102-105,
110-111; Serahsî, el-Mebsû¹, I, tür.yer.; II, 4245, 97-98, 125; III, 98; IV, 6, 9, 20, 34, 70; IX,
31; XII, 4; XIII, 77; Ebü’l-Alâ el-Hemedânî, øåyetü’l-iÅti½âr (nþr. Eþref M. Fuâd Tal‘at), Cidde 1414/
1994, II, 718-721; Kâsânî, Bedâßi £, I, tür.yer.; II,
145, 154, 157, 161; III, 48; V, 48-49; Muvaffakuddin Ýbn Kudâme, el-Mu³nî, Beyrut 1405/1985, I,
tür.yer.; II, 20, 72, 110-115, 118-128, 185-186;
III, 132, 236; VII, 61; IX, 293; Nevevî, el-E×kâr, Ýstanbul 1986, s. 36-37, 155, 187; Þehâbeddin elKarâfî, e×-¬aÅîre (nþr. Muhammed Haccî), Beyrut 1994, I, 64; II, tür.yer.; III, 236, 251, 275; IV,
129; Ebü’l-Fidâ Ýbn Kesîr, Tefsîrü’l-Æurßâni’l-£a¾îm
(nþr. Sâmî b. Muhammed es-Selâme), Riyad 1420/
1999, I, 560-562; Heysemî, Mecma£u’z-zevâßid
(Dervîþ), II, 273; Ýbnü’l-Cezerî, en-Neþr, II, 405440; Ali b. Süleyman el-Merdâvî, el-Ýn½âf fî ma£rifeti’r-râci¼ mine’l-Åilâf (nþr. M. Hâmid el-Fýký),
Beyrut 1406/1986, I, 389, 413; II, 41-44, 59,
222, 230, 295-296, 423-441, 530; Sirâceddin enNeþþâr, el-Bedrü’l-münîr fî šýrâßâti Nâfi £ ve Ebî
£Amr ve Ýbn Ke¦îr (nþr. Muhtâr Ahmed Deyre),
Trablus 2003, s. 579-884; Buhûtî, Keþþâfü’l-šýnâ£,
I, tür.yer.; II, 53-55, 113, 120, 406; V, 39, 167;
VI, 208; Ebû Saîd el-Hâdimî, Risâle fî ¼aššý’ttesbî¼ ve’t-ta¼mîd ve’t-tekbîr £alâ ¦elâ¦în ve ¦elâ¦îne ve’t-tev¼îd (el-Mecmû£atü’þ-þerîfe içinde),
Ýstanbul 1302, s. 210; Þevkânî, Neylü’l-ev¹âr, Beyrut 1973, II, tür.yer.; III, 126, 129, 171, 183-185,
354-355; IV, 31-32, 98-101; Ýbn Âbidîn, Reddü’lmu¼târ, Beyrut 1421/2000, I, tür.yer.; II, tür.yer.;
Ebû Bekir b. Muhammed ed-Dimyâtî, Ý £ânetü’¹¹âlibîn, Beyrut, ts. (Dârü’l-fikr), I, 130-135, 175176, 260-264; II, 17-18; Mehmet Cemal Öðüt,
Tekbir: Tekbiri Teþrik, Ýstanbul 1947; Ahmed eþÞerebâsî, Yesßelûneke fi’d-dîn ve’l-¼ayât, Beyrut 1977, IV, 253-259; Sâlih b. Muhammed b. Ýbrâhim el-Hasan, A¼kâmü’t-tekbîr, Mekke 1415;
Muhammed Muhammed eþ-Þerkavî, “et-Tekbîr fî
evâpiri’s-süver: Hel lehû esâsün sahîh”, ME, XXX
(1961), s. 80-83; Necmettin Kýzýlkaya, “Fýkhî Bir
Kavram Olarak Tekbîr”, Ýslam Hukuku Araþtýrmalarý Dergisi, sy. 11, Konya 2008, s. 347-364;
A. J. Wensinck, “Takbir”, EI 2 (Ýng.), X, 119; “Eyyâmü’t-teþrîk”, Mv.F, VII, 325; “Tekbîr”, a.e., XIII,
206-216; “Tekbîrâtü’l-ihrâm”, a.e., XIII, 217-224;
“Rükû.”, a.e., XXIII, 130-131; “Salât”, a.e., XXVII,
84-87; M. Rýzâ Ensârî, “Tekbîr”, DMT, V, 43-44;
Sâlihî Kirmânî, “Tekbîrâtü’l-ihrâm”, a.e., V, 44.
ÿSaffet Köse
343
Download