İslami Kimlikteki Aşınmayı Durdurma Zarureti

advertisement
İSLÂMÎ KİMLİKTEKİ AŞINMAYI DURDURMA ZARURETİ
Dr. Ekrem KELEŞ
I- Konunun Plânı
A. İslamî Kimlikteki Aşınma
1-Söz ile eylem arasındaki çelişki
2-İslâmî Kimlikteki Aşınmanın İslam’ın Yanlış Tanınmasına
Yol Açması
3-İslâmî kimlikteki aşınma emareleri
a-Özü Sözü Bir Olmama
b-Bencillik, Oportünizm, menfaatçilik, fırsatçılık
c-İslâmî Kaygıları Bir kenara Bırakma
d-Güvensizlik
e-İffet problemi
f-Yalan
g-Emanete riayetsizlik. Emanetin ganimet sayılması
h-Bilgisizlik /cahiliye toplumu haline gelme temayülü
i-Taklitçilik
B. İslamî Kimlikteki Aşınmayı Durdurma Zarureti
1-Somut örnek Gösterme İhtiyacı
2-Hz. Peygamberin Örnekliği
3-İslam, Ancak Yaşantısı ile Söylediği Uyuşan İnsanlarla
Temsil Edilebilir
II- Konunun Açılımı ve İşlenişi
Konunun açılımında yapılabilecek bazı vurgular:
Prensipler, teorik olarak ne kadar güzel olursa olsun, hayata
geçirilemedikleri ve uygulamaya konamadıkları takdirde hiçbir anlam ifade
etmezler. Çünkü güzelliklerin güzelliği, ancak bunlar ortaya konabilir ve
gösterilebilirse anlaşılabilir.
İslam dininin son hak din olarak insanlığın mutluluğu ve huzuru için
en güzel prensipleri ortaya koyduğunda şüphe yoktur. Önemli olan bu
güzel
prensiplerin
hayata
geçirilerek
güzelliklerinin
pratiğe
yansıtılabilmesidir. Hayata geçirilemediği takdirde İslam prensiplerinin
güzelliğinin insanlara ulaştırılabilmesi pek mümkün olmaz. Bu bakımdan
her alanda İslam’ın ortaya koyduğu prensiplerin hayata geçirilerek
1
uygulamadaki güzel sonuçlarının pratik olarak sergilenebilmesi büyük
önem taşımaktadır.
Müslümanın en önemli özelliklerinden biri, söyledikleri ile yaptıkları
arasında bir çelişkinin olmamasıdır. Yapamayacakları şeyleri söyleyenleri
Yüce Allah, Kur’ân-ı kerim’de şöyle uyarmaktadır:
“Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz?”
( Saf suresi 61/2)
Geçmişte Allah’ın kitabını okumalarına rağmen söylediklerine
kendileri uymayanlar Cenâb-ı hak tarafından “kendinizi unutup başkalarına
iyiliği mi emrediyorsunuz? (Yaptığınızın çirkinliğini) anlamıyor
musunuz?” (Bakara 2/44) şeklinde uyarılmışlardır.
Kişinin güvenilirliğini ortadan kaldıran ve onu söylediklerine
güvenilmez bir hale düşüren, söyledikleri ile yaptıkları arasındaki
çelişkilerdir. Bu bakımdan her yönüyle güvenilir olması gereken ve
Muhammedü’l-Emîn’in ümmeti bulunan Müslümanın, mutlaka söz ve
eylem birliği içerisinde bulunması gerekir.
Kur’ânı kerim, bize, Hz.Muhammed aleyhisselamı en güzel örnek
olarak sunmaktadır.( Ahzap suresi 33/21) Hiç şüphesiz onun bu en güzel
örnekliği, her alana şamildir. O yalnızca teorik olarak bir takım güzel
prensipler getirmekle kalmamış bu güzel prensipleri hayata geçirerek
bunların güzelliğini bizzat uygulamalı olarak göstermiştir. Onun için Onun
getirdiği mesaj bu dünyadan gelip geçen ve insanlığı şöyle veya böyle
etkilemiş başka insanların getirdiği mesajlardan çok farklı bir şekilde
yaygın ve kalıcı tesirler bırakabilmiş ve hayatı bütünüyle etkilemiştir.
Bir Müslüman için şereflerin en büyüğü, dininin güzel bir şekilde
tanıtımına katkıda bulunabilmektir. İşte bu sebeple her Müslümanın,
İslam’ın güzelliklerini insanlara ulaştırma ve gösterme gibi yüce bir görevi
de vardır. Böyle ulvi bir görevde aracı konumunda bulunan kişilerin,
İslam’ın güzelliklerini her alanda yaşantıları ve örnek davranışları ile
ortaya koyabilmeleri büyük önem taşımaktadır. Bu bakımdan böyle ulvî bir
işte kendisine görev düşen Müslümanın en çok dikkat etmesi gereken
husus, tıpkı kusursuz bir aynanın görüntüleri kusursuz olarak yansıtması
gibi İslam’ın güzelliklerini bütün incelikleriyle gösterebilme noktasında
elinden geleni yapmaktır. Bu noktada yeterince duyarlı davranmamak,
aktarıcıdan kaynaklanan kusurların aktarılandan kaynaklandığının
zannedilmesi gibi yanlış anlamalara yol açabilir. Bir Müslümanın dinine
yapabileceği en büyük kötülük de aslında budur. Yani dini hakkında yanlış
bir kanaat uyandırmaktır.
2
Kişinin söylediklerinin başkaları üzerinde etkili olabilmesi, önce
kendisinin söylediklerine inanması ve söylediklerini evvela kendi
hayatında göstermesi ile mümkündür. Söylediklerini kendisi hayata
geçiremeyen kişilerin sözlerinin başkaları üzerinde beklenen etkiyi
göstermesi elbette düşünülemez.
Diğer taraftan insanlar söylenenlerden çok bizzat gördüklerine ve
tanık olduklarına inanırlar. Bu bakımdan İslam’ın güzelliklerinin
uygulamalı olarak gösterilebilmesi büyük önem taşımaktadır.
Müslümanın her alanda
Müslümanlığının bir gereğidir.
doğru,
dürüst,
güvenilir
olması
III- Konunun Özet Sunumu
Günümüz Müslümanlarının en büyük problemlerinden biri, İslam’ın
söylediği ile Müslümanların söz, eylem ve tavırları arsındaki
uyumsuzluktur.
Sözüne güvenilmeyen, işini sağlam ve güzel yapmayan, elinden ve
dilinden zarar görülen ve şerrinden emin olunmayan Müslüman tipinin
İslam’a verdiği zararı, İslam’ın en azılı düşmanlarının bile verebilmesi
mümkün değildir. Hiç şüphesiz bu durum, İslâmî kimlikte önemli bir
aşınma meydana getirmiştir. Artık bir kural olarak ‘O, Müslüman’dır,
yalan söylemez’ veya ‘O, Müslüman’dır, kimseyi aldatmaz’ yahut ‘O
Müslüman’dır, kimsenin ırz ve namusunda gözü olmaz’ gibi genel
hükümler verilmesine vesile olacak Müslümanların oluşturduğu geniş
kitlelerden söz edebilmek pek mümkün olmamaktadır. Bu tablo İslâmî
kimlikte önemli bir aşınma bulunduğunu ortaya koymaktadır. Buna
mukabil sözünde ve işinde güvenilir ahlâkî niteliklere sahip gayr-ı
Müslimlerin oluşturduğu kitleler ‘Dinleri işimiz gibi, işleri dinimiz gibi’
sözünün meşhur olmasına yol açmıştır.
Böyle bir tablonun Muhammedü’l-Emîn’in ümmetini yansıtmayacağı
açıktır. İşte bu sebeple öncelikle İslâmî kimlikte meydana gelen aşınmanın
durdurulması gerekmektedir. Bu aşınmayı durdurmadan ne dinimizi doğru
dürüst anlatabilmek ve ne de İslam’ın yüceliğini temsil edebilmek
mümkündür.
İslam dini insanların ve toplumların mutluluğunu sağlayacak en güzel
prensipleri ortaya koymuştur. Bu prensipleri güzelce hayata geçirilebilen
insanların, sözüne işine güvenilen, elinden ve dilinden kimsenin zarar
görmediği iyi insanlar olacaklarında şüphe yoktur. Arzu edilen bu insan
tipiyle pek çok günümüz Müslüman’ının çizdiği profil arasındaki fark,
3
İslâmî kimlikte nasıl bir aşınma meydana geldiğini göstermektedir. Bu
aşınmayı durdurmadan ne İslâm’ın öngördüğü toplum modelini
oluşturabilmek ve ne de İslam’ı insanlığa doğru ve güzel bir şekilde
ulaştırabilmek mümkündür.
IV- Konu İşlenirken Başvurulabilecek Bazı Ayetler
ِ َّ‫يا أَيُّها ال‬
‫ين آَ َمنُوا ِِلَ تَ ُقولُو َن َما ََل تَ ْف َعلُو َن‬
‫ذ‬
َ َ
َ
“Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz?”1
ِ
ِ ِ ‫أَتَأْمرو َن الن‬
‫اب أَفَالَ تَ ْع ِقلُو َن‬
َ َ‫نس ْو َن أَن ُف َس ُك ْم َوأَنتُ ْم تَْت لُو َن الْكت‬
َ
ُُ
َ َ‫َّاس بالْ ِِّبَوت‬
“kendinizi unutup başkalarına iyiliği mi emrediyorsunuz? Yaptığınızın
çirkinliğini anlamıyor musunuz?”2
ِ ِ
‫ُس َوة َح َسنَة لِّ َمن َكا َن يَْر ُجو اللَّهَ َوالْيَ ْوَم ْاْل ِخَر َوذَ َكَر اللَّهَ َكثِريا‬
ْ ‫لََق ْد َكا َن لَ ُك ْم ِِف َر ُسول اللَّه أ‬
“Andolsun, Allah’ın Resülünde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe
kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek
vardır.3
Ayrıca şu ayet-i kerimelere de bakılabilir
7/169; 19/59; 11/112,113,116; 17/16; 21/11-13;
V- Konu İşlenirken Başvurulabilecek Bazı Hadisler
‫سول‬
َ ‫ ياَ َر‬: ‫ت‬
ُ ‫ قُ ْل‬:‫عمرة ُس ْفيا َن ب ِن عبد اللَّه رضي اللَّه عنه قال‬
ْ ‫ وقيل أيب‬، ‫َع ْن أيب عمرو‬
ِ
ِ
ِ
‫استَ ِق ْم‬
َ . ‫َحدا َغْي َرَك‬
ُ ‫ َآمْن‬: ‫ « قُ ْل‬:‫قال‬
ْ َّ‫ ُُث‬:‫ت بِاللَّه‬
ْ ‫اللَّه قُ ْل ِِل ِِف ا ِِإ ْسالم قَ ْوَل َلَ أ‬
َ ‫َسأ َُل َعْنهُ أ‬
.»
Ebû Amr (veya Ebû Amre) Süfyân İbni Abdullah radıyallahu anh
şöyle dedi:
Yâ Resûlallah! Bana İslâmı öylesine tanıt ki, onu bir daha senden
başkasına sormaya ihtiyaç hissetmeyeyim, dedim.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
“Allah’a inandım de, sonra da dosdoğru ol!” buyurdu. 4
1 Saf suresi 61/2
2 Bakara 2/44
3 Ahzab 33/21
4 Müslim, İmân 62. Ayrıca bk. Tirmizî, Zühd 61; İbni Mâce, Fiten 12.
4
ٍ ‫عن اب ِن مسع‬
ِ
ِ
َّ ‫ود رضي اللَّه عنه أ‬
َ ‫َن‬
ٍّ َِ‫ « َما م َن ن‬: ‫وسلَّم قال‬
ُ‫ِب بَ َعثَه‬
ُْ
َ ‫رسول اللَّه‬
َ ‫صلّى اهللُ َعلَْيه‬
ِ ٍ
ِِ ِ
َّ‫ ُُث‬،ِ‫َص َحاب يَأْ ُخ ُذو َن بِ ُسنَّتِ ِه َوي ْقتَ ُدو َن بِأَ ْم ِر‬
ْ ‫اللَّهُ ِِف أ َُّمة قَ ْبلي إَِلَّ كا َن لَهُ من أ َُّمته َح َوا ِريُّو َن َوأ‬
ِ ِ ُ‫إِ َّّناَ ََتْل‬
‫جاه َد ُه ْم‬
ُ
َ ‫ فَ َم ْن‬، ‫ ويَ ْف َعلُون َماَلَ يُ ْؤَمُرو َن‬، ‫هم ُخلُوف ي ُقولُون َماَلَ يَ ْفعلُو َن‬
ْ ‫ف م ْن ْبعد‬
ِ
ِ
ِ
ِ
، ‫اه َد ُه ْم بِلِسانِِه فَ ُه َو ُم ْؤِمن‬
َ ‫ َوَم ْن َج‬، ‫جاه َد ُه ْم بَِق ْلبِه فَ ُه َو ُم ْؤمن‬
َ ‫ َوَم ْن‬، ‫بِيَدِ فَ ُهو ُم ْؤمن‬
ِ
ِ ‫ك ِمن ا ِِإ‬
.» ‫ميان َحبَّةُ َخْرَد ٍل‬
َ ‫س َوَراءَ ذل‬
َ ‫َولَْي‬
İbni Mes’ûd radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Allah Teâlâ’nın benden önceki her bir ümmete gönderdiği
peygamberin, kendi ümmeti içinde sünnetine sarılan ve emrine uyan ihlâslı
ve seçkin yakın çevresi ve ashâbı vardı. Bu samimi çevre ve ashâbından
sonra, yapmadıklarını söyleyen ve emrolunmadıklarını yapan kimseler
onların yerini aldı. Böyle kimselerle eliyle cihad eden mü’mindir, diliyle
cihad eden mü’mindir; kalbiyle cihad eden de mü’mindir. Bu kadarcığı da
bulunmayanda hardal tanesi ağırlığında bile iman yoktur. ” 5
‫« آيَةُ املنَافِ ِق‬:‫وسلَّم قال‬
‫صلّى اهللُ َعلَْي ِه‬
‫رسول اللَّه‬
َ ‫ أن‬، ‫ رضي اللَّه عنه‬، ‫عن أَيب هريرة‬
َ
َ
ُ
« : ‫ وإِ َذا ْآؤُُتِ َن َخا َن » متفق عليه وِف رواية‬، ‫ف‬
َ ‫ إِ َذا َحد‬:‫ثَالث‬
َ َ‫َخل‬
ْ ‫ َوإِ َذا َو َع َد أ‬، ‫ب‬
َ ‫َّث َك َذ‬
. » ‫صلَّى َوَز َع َم أَنَّهُ ُم ْسلِم‬
َ ‫ص َام َو‬
َ ‫َوإِ ْن‬
Ebû Hüreyre radıyallahu anh’ den rivayet edildiğine göre, Resûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
Münafığın alâmeti üçtür: Konuşunca yalan söyler, söz verince
sözünden cayar, kendisine bir şey emanet edildiğinde hıyanet eder. ” 6
Bir rivayette: “Oruç tutsa, namaz kılsa ve kendini mümin zannetse
bile” buyurulur 7
ِ
ِ ْ‫عن حذي َفة ب ِن ال‬
، ‫وسلَّم‬
ُ ‫ حدثنا‬:‫ قال‬، ‫ رضي اللَّه عنه‬، ‫يمان‬
ْ ُ
َ ‫رسول اللَّه‬
َ ‫صلّى اهللُ َعلَْيه‬
ِ
ِ ُ‫ت ِِف ج ْذ ِر قُل‬
ِ ْ َ‫َح ِديث‬
َّ ‫حدثَنا أ‬
َّ : ‫اْلخَر‬
‫وب‬
ْ َ‫َن األ ََمانَةَ نََزل‬
ُ ْ‫ْي قَ ْد َرأَي‬
َ ‫ َوأَنَا أَنْتَظُر‬، ‫َح َد ُُهَا‬
َ
َ‫ت أ‬
ِ
ِ ِّ
‫ ُُثَّ َحدَّثنا َع ْن َرفْ ِع األَمانَِة‬، ‫السن َِّة‬
ُّ ‫ َوعلِ ُموا ِم َن‬، ‫موا ِم َن الْ ُقْرآن‬
ُ ‫ ُُثَّ نََزَل الْ ُقرآ ُن فَ َعل‬، ‫الر َجال‬
5 Müslim, Îmân 80
6 Buhârî, Îmân 24; Müslim, Îmân 107–108. Ayrıca bk. Buhârî, Şehâdât 28, Vesâyâ 8, Mezâlim 17, Cizye 17,
Edeb 69; Tirmizî, Îmân 14
7 Müslim Îmân 109.
5
ِ
ِ
ِ
ِ
‫نام‬
َّ ‫ «يَنَ ُام‬: ‫فَقال‬
ُ َ‫جل الن َّْومةَ فَتُ ْقب‬
ُ َ‫ ُُثَّ ي‬، ‫ فَيَظَ ُّل أَثَُرَها مثْ َل الْ َوْكت‬، ‫ض األ ََمانَةُ م ْن قَ ْلبِه‬
ُ ‫الر‬
ِ
‫ك‬
َ ‫ َك َج ْم ٍر َد ْحَر ْجتَهُ َعلَى ِر ْجل‬، ‫ فَيَظَ ُّل أَثَُرَها ِمثْل أثَِر الْ َم ْج ِل‬، ‫ض األ ََمانَةُ ِم ْن قَ ْلبِ ِه‬
ُ َ‫الن َّْوَمةَ فَتُ ْقب‬
ِ
ِ ِ ‫ط فتَ راِ مْنتَِِبا ولَي‬
ِ ْ ُ‫ فَي‬، ‫صاة فَ َد ْحر َج َها َعلَى ِر ْجلِ ِه‬
‫َّاس‬
َ ‫س فيه َشيء » ُُثَّ أ‬
َ ‫َخ َذ َح‬
ُ ‫صب ُح الن‬
َ
َ ْ َ ُ ُ َ َ ‫ فَنَف‬،
ٍ ُ‫ إِ َّن ِِف ب ِِن ف‬: ‫ال‬
‫ َح ََّّت‬، ‫الن َر ُجال أ َِمينا‬
ِّ ُ‫َحد ي‬
َ ‫ؤدي األ ََمانَةَ َح ََّّت يُ َق‬
ُ َ‫ فَال ي‬، ‫عو َن‬
َ
َ ‫كاد أ‬
ُ َ‫يَتَباي‬
ِ َ ‫ي َق‬
‫ال َحبَّ ٍة ِم ْن َخْرَد ِل ِم ْن‬
ُ ‫ َوَما ِِف قَ ْلبِ ِه ِمثْ َق‬، ُ‫ َما أ َْع َقلَه‬، ُ‫َجلَ َدُِ َما أَظَْرفَه‬
ْ ‫ َما أ‬: ‫رج ِل‬
ُ َّ‫ال لل‬
ُ
ِ
ٍ
، ُ‫لي ِدينُه‬
َّ ‫ لَئ ْن َكا َن ُم ْسلما لَيَ ُرَّدنَّهُ َع‬، ‫ت‬
ُ ‫ َولََق ْد أَتَى َعلَ َّي َزَمان َوَما أُبَ ِاِل أَيُّ ُك ْم باَيَ ْع‬.‫إِميان‬
ِ ِ
ِِ
ِ
‫كم إَِلَّ فُالنا‬
ُ ‫ وأََّما الْيَ ْوَم فَماَ ُكْن‬، ‫صرانيا أ َْو يَ ُهوديًّا لَيَ ُرَّدنَّهُ َعلَ َّي َساعيه‬
ْ َ‫ولَئ ْن َكا َن ن‬
ْ ‫ت أُباي ُع مْن‬
. ‫َوفُالنا » متفق عليه‬
Huzeyfe İbni’l–Yemân radıyallahu anh şöyle dedi:
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bize iki olayı haber verdi.
Bunlardan birini gördüm, diğerini de bekliyorum. Hz. Peygamber bize
şunları söyledi:
“Şüphesiz ki emanet, insanların kalblerinin ta derinliklerine kök salıp
yerleşti. Sonra Kur’an indi. Bu sayede insanlar Kur’an’dan ve sünnetten
emaneti öğrendiler. ” Sonra Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bize
emanetin kalkmasından bahsetti ve şöyle dedi:
İnsan bir kere uyur ve kalbinden emanet çekilip alınır, ondan belli
belirsiz bir iz kalır. Sonra bir kere daha uyur, yine kalbinden emanet alınır;
bu defa da ayağının üzerinde yuvarladığın korun bıraktığı iz gibi bir eseri
kalır. Sen onu içinde hiçbir şey olmadığı halde kabarık görürsün. ” Daha
sonra Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem eline çakıl taşları alarak
ayağının üzerinde yuvarladı. Sözlerine de şöyle devam etti:
Neticede insan o hale gelir ki, insanlar alış–veriş yaparlar da,
neredeyse emaneti yerine getirecek bir kişi bile kalmaz. Hatta şöyle denilir:
Filan oğulları arasında emin bir adam varmış. Bir başka kişi hakkında
da: “Ne kadar cesur, ne kadar zarif, ne kadar akıllı bir kişi” denilir. Oysa
kalbinde hardal tanesi kadar bile iman yoktur. ”
Şüphesiz ki bir zamanlar, sizin hanginizle alış-veriş yapacağıma
aldırmazdım. Çünkü alış-veriş yaptığım kişi müslümansa, dini kendisini
benim hakkımı vermeye yöneltirdi. Şayet hıristiyan veya yahudi ise, valisi
6
benim hakkımı vermeye onu sevkederdi. Fakat bugün sizden sadece belli
birkaç kişiyle alış-veriş yapıyorum. 8
ِ
: ‫وسلَّم قال‬
ِّ ِ‫وعن عبد اللَّه بن َع ْمرو بن الْعاص رضي اللَّه عنهما عن الن‬
َ ‫َِّب‬
َ ‫صلّى اهللُ َعلَْيه‬
ِ ‫ والْمه‬، ِِ‫«الْمسلِم من سلِم الْمسلِمو َن ِمن لِسانِِه وي ِد‬
» ُ‫اجُر َم ْن َه َجَر ما نَ َهى اللَّه َعْنه‬
َُ
َ
ْ
ُ ْ ُ َ َ َْ ُ ْ ُ
. ‫متفق عليه‬
Abdullah İbni Amr İbni Âs radıyallahu anhümâ’ dan rivayet
edildiğine göre, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Müslüman, dilinden ve elinden müslümanların zarar görmediği
kimsedir. Muhâcir ise, Allah’ın yasakladığı şeylerden uzak duran
kimsedir. ” 9
ِ
‫ « اتَّ ُقوا الظُّْل َم فَِإ َّن الظُّْل َم‬: ‫وسلَّم قال‬
َ ‫عن جابر رضي اللَّه عنه أَن‬
َ ‫رسول اللَّه‬
َ ‫صلّى اهللُ َعلَْيه‬
‫ ََحَلَ ُه ْم َعلى أَ ْن‬، ‫ك مَ ْن َكا َن قَْب لَ ُك ْم‬
ُّ ‫ُّح فَِإ َّن‬
َّ ‫ واتَّ ُقوا الش‬، ‫ظُلُ َمات يَ ْوَم الْ ِقيَ َام ِة‬
َ َ‫الش َّح أ َْهل‬
ِ
. ‫استَ َحلُّوا ََما ِرَم ُه ْم » رواِ مسلم‬
ْ ‫َس َف َكوا دماءَ ُه ْم و‬
Câbir radıyallahu anh’ den rivayet edildiğine göre, Resûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Zulümden sakınıp kaçınınız. Çünkü zulüm, kıyamet gününde zâlime
zifiri karanlık olacaktır. Cimrilikten de sakınınız. Çünkü cimrilik sizden
önceki ümmetleri helâk etmiş, onları birbirlerinin haksız yere kanlarını
dökmeye, haramlarını helâl saymaya sevketmiştir. ”10
ِ
‫ «أَتَ ْد ُرو َن َم ْن‬: ‫وس لَّم ق ال‬
َ ‫ أَن رس‬، ‫ع ن أَيب هري رة رض ي اللَّ ه عن ه‬
َ ‫ول اللَّ ه‬
َ ‫ص لّى اهللُ َعلَْي ه‬
ِ ‫ الْم ْف‬: ‫الْم ْفلِس ؟» قالُوا‬
ِ
ِ ‫ « إِ َّن الْ ُم ْفلِ س ِم ْن أ َُّم‬: ‫ال‬
َ ‫ فق‬. ‫اع‬
َ َ‫لس فينَا َم ْن َلَ د ْرَه َم لَهُ َوَل َمت‬
َ
ُ ُ
ُ ُ
ِ ِ
‫ال‬
َ ‫ف ه َذا َوأَ َك َل م‬
َ ‫ َوق َذ‬، ‫ َويَأِْ َوقَ ْد َش تَ َم َه َذا‬، ٍ‫ص الةٍ َو ِص يَ ٍام َوَزَك اة‬
َ ِ‫َم ْن يَأِْ يَ ْوَم الْقياَم ة ب‬
‫ فَِإ ْن‬، ‫ َوَه ذا ِم ْن َح َس نَاتِِه‬، ‫ فيُ ْعطَى َه َذا ِم ْن َح َس نَاتِِه‬، ‫ب َهذا‬
َ ‫ َو َس َف‬،‫َه َذا‬
َ ‫ َو‬، ‫ك َد َم ه َذا‬
َ ‫ضَر‬
ِ ِ ِ
ِ
‫ ُُثَّ حُ ِر َ ِف‬، ‫ت علَْي ه‬
ْ ‫ أُخ َذ م ْن َخطَايَ ا ُه ْم فَطُِر َح‬، ‫ت َح َس ناتُه قَ ْب َل أَ ْن يُ ْقا َي َم ا َعلَْي ه‬
ْ َ‫فَني‬
. ‫النَّا ِر» رواِ مسلم‬
8 Buhârî, Rikak 35, Fiten 13; Müslim, Îmân 230. Ayrıca bk. Tirmizî, Fiten 17; İbn Mâce, Fiten 27
9 Buhârî, Îmân 4-5, Rikâk 26; Müslim, Îmân 64–65. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Cihâd 2; Tirmizî, Kıyâmet 52, Îmân
12; Nesâî, Îmân 8, 9, 11
10 Müslim, Birr 56
7
Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem:
“Müflis kimdir, biliyor musunuz?” diye sordu. Ashâb:
Bizim aramızda müflis, parası va malı olmayan kimsedir, dediler.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
“Şüphesiz ki ümmetimin müflisi, kıyamet günü namaz, oruç ve zekât
sevabıyla gelip, fakat şuna sövüp, buna zina isnâd ve iftirası yapıp, şunun
malını yiyip, bunun kanını döküp, şunu dövüp, bu se–beple iyiliklerinin
sevabı şuna buna verilen ve üzerindeki kul hakları bitmeden sevapları
biterse, hak sahiplerinin günahları kendisine yükletilip sonra da cehenneme
atılan kimsedir” buyurdular. 11
ِ
ِ
ٍ ‫عن أ‬
‫ب‬
َّ ‫َح ُد ُك ْم‬
َّ ‫حَّت ُُِي‬
َ ‫َنس رضي اللَّه عنه عن النِب‬
َ ‫ « َل يُ ْؤم ُن أ‬: ‫وسلَّم قال‬
َ ‫صلّى اهللُ َعلَْيه‬
ِ ‫أل‬
. ‫ب لِنَ ْف ِس ِه » متفق عليه‬
ُّ ‫َخ ِيه َما ُُِي‬
Enes radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Nebî sallallahu
aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Sizden biriniz kendisi için sevip arzu ettiği şeyi din kardeşi için de
sevip arzu etmedikçe gerçek anlamda iman etmiş olmaz. ” 12
VI- Yararlanılabilecek Bazı Kaynaklar
AFZALURRAHMAN, Sîret Ansiklopedisi, Inkılâb Yayınları, İstanbul
1996
NEVEVÎ, Ebu Zekeriyya Yahya b. Şeref en-Nevevî(v.676/1277),
Riyâzü’s-Salihîn, Ter. Hasan Hüsnü Erdem ve Kıvâmüddin Burslan,
Diyanet İşleri Başkanlığı Yayını, Ank. 1972, I/1-16.
Türkçe Trecüme ve Şerhi: Riyâzü’s-Salihîn Peygamber Efendimizden
Hayat Ölçüleri, Hazırlayanlar: Prof. Dr. M. Yaşar kandemir, Prof. Dr.
İsmail Lütfi Çakan, Doç Dr. Raşit Küçük, Erkam Yayınları, İst. 1997, IVIII C. Not: Hadis Mealleri bu kitaptan iktibas edilmiştir.
11 Müslim, Birr 59. Ayrıca bk. Tirmizî, Kıyâmet 2
12 Buhârî, Îmân 7; Müslim, Îmân 71–72. Ayrıca bk. Tirmizî, Kıyâmet 59; Nesâî, Îmân 19, 33; İbn Mâce,
Mukaddime 9
8
Download