1 Prof. Dr. Fatih Selami MAHMUTOĞLU İstanbul Üniversitesi Hukuk

advertisement
SUÇ POLİTİKASININ ANA İLKELERİ BAĞLAMINDA
ÇEK KANUNU TASARI TASLAKLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ
Prof. Dr. Fatih Selami MAHMUTOĞLU
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Ceza ve Ceza Usul Hukuku Anabilim Dalı
GİRİŞ
Ekonomik suçlar1 alanında yapılan ceza hukuku düzenlemeleri, hemen hemen tüm
ülkelerde, ceza hukukunun genel ilkeleri bakımından sorunlar oluşturabilmektedir. Bir
taraftan ekonomik ilişkilerde ortaya çıkan ve çıkması muhtemel olan suiistimallerin
önlenmesinde ceza hukuku araçlarının kullanılmasının etkinliği, diğer taraftan ise, bu
araçların ultima ratio (son araç) niteliklerinin göz önünde bulundurulması zorunluluğu anılan
sorunların temelinde yatan açmazı oluşturmaktadır. Ülkemiz bakımından da bu sorunlar,
ekonomik suçlar alanında yapılan hemen her düzenlemede ortaya çıkmaktadır. Geriye doğru
bakıldığında bankacılık alanı, kaçakçılık ve gümrük mevzuatı, daha önceki dönemlerde döviz
suçları gibi pek çok alanda yapılan düzenlemelerde hep benzer tartışmalar yaşanmıştır ve
yaşanmaya devam etmektedir.
Hiç şüphe yok ki son 25 yıldır ekonomik suçlar alanında en fazla uygulama alanı bulan
ve toplumun geniş kitlelerini ilgilendiren suçlar çek mevzuatından kaynaklanmaktadır.
Yukarıda da değindiğimiz gibi bu alanda ortaya çıkan sorunların çözümü, ekonomik sistemin
bir düzen içine sokulmasında ceza hukukundan ne ölçüde yararlanılabileceği sorusuna
verilecek cevaba bağlıdır. İlk olarak 1985 yılında 3167 sayılı Kanun’la mevzuatımıza giren
karşılıksız çek keşide etmek suçu ve bu suça ilişkin yargısal içtihat ceza hukuku sistemimizde,
gerek teorik bakımdan ciddi eleştirilere konu olmuş, gerekse uygulamada, özellikle ekonomik
kriz dönemlerinde, çekin ülkemizde ödemeden ziyade bir kredi aracı olarak kullanılmasının
da etkisi ile yargı sisteminin tıkanmasına neden olmuştur.
1
Ekonomik suçlara ilişkin ayrıntılı bilgi için bkz.; MAHMUTOĞLU Fatih Selami; Ekonomik Suçlar
Bağlamında Kredi Hukukundan Kaynaklanan Suç ve İdari Suçlar, Seçkin Yay., Ankara 2003, s. 23-49.
1
Anılan sorunlar nedeniyle çek mevzuatında düzenlenen suçlarda değişiklik yapmak
ihtiyacı sürekli tartışma konusu olmuştur. Bu çalışmada öncelikle 3167 sayılı Kanuna ilişkin
değerlendirmeler yapılarak ceza hukuku perspektifiyle yarattığı sorunlar tespit edilmeye
çalışılacak, bu bağlamda 2005 yılından beri uygulanmakta olan yeni ceza mevzuatımızla
çelişen yanları ortaya konulacak; ardından ise halen tartışma konusu olan taslakta /taslaklarda
yer alan düzenlemeler ele alınacaktır.
Bu noktada hemen ifade etmek isteriz ki, yapmış olduğumuz bu çalışma meclise
gönderilmeden
önce
tartışmaya
açılmış
metne
ilişkindir.
Ancak
incelemenin
tamamlanmasından sonra tartışmaya açılmamış hali ile TBMM’ye sunulmuş olduğunu
öğrenmiş bulunduk. Bu durum karşısında önemli gördüğümüz bazı farklılıklara, görüşlerin
yer almadığı ikinci metne atıfta bulunarak değinmeyi makalenin bütünlüğü açısından daha
uygun olduğunu düşünüyoruz. Bu ayrımı ifade etmek üzere, iki metinden görüşlerin yer aldığı
ilki bu çalışmada ilk metin, görüşlerin yer almadığı ve TBMM’ye gönderilen diğeri ise, ikinci
metin olarak adlandırılacaktır
I.
3167 SAYILI KANUN BAKIMINDAN KARŞILIKSIZ ÇEK KEŞİDE ETMEK SUÇU
A. GENEL OLARAK KARŞILIKSIZ ÇEK KEŞİDE ETMEK SUÇU
Öncelikle ayrıntılarına girmeden 3167 sayılı Kanunun karşılıksız çek keşide etmek suçu
bakımından öngördüğü düzenlemeleri kısaca açıklamakta yarar görmekteyiz.
Ülkemiz uygulamasında çoğu zaman bir kredi aracı işlevi görmekle birlikte esasında bir
ödeme aracı olan çekin, son derece yaygın olarak kullanılması bireylerin bu ödeme aracına
duydukları güvenin korunması ve bu güveni ihlal eden davranışların da cezalandırılması
ihtiyacını doğurmuş, sonuç olarak karşılıksız çek keşide etmek suçu ilk olarak 1985 yılında
yürürlüğe giren 3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması
Hakkında Kanun’la mevzuatımıza girmiştir2.
Karşılıksız çek keşide etmek suçu Kanunun 16. maddesinde düzenlenmektedir.
Düzenlemeye göre çek üzerinde yazılı keşide tarihinden önce veya ibraz süresi içinde ibraz
edildiğinde, yeterli karşılığı bulunmaması nedeniyle kısmen de olsa ödenememesi durumunda
2
Düzenleme öncesinde karşılıksız çek keşidesi fiilleri, diğer koşullarında bulunması durumunda dolandırıcılık
suçu kapsamında değerlendirilmekteydi. Nitekim 3167 sayılı Kanunun karşılıksız çek keşide etmek suçunu
düzenleyen 16. maddesinin gerekçesinde şu ifadelere yer verilmektedir : “Karşılıksız Çekler hakkında ilgili
kanunlarda özel ceza hükümleri bulunmakta, karşılıksız çek keşide edenler Türk Ceza Kanunu'nun dolandırıcılık
suçunu müeyyide altına alan 503 üncü maddesine göre cezalandırılmaktadırlar. Ancak, dolandırıcılık suçunun
unsurlarının karşılıksız çıkan her çek yönünden tespiti mümkün olmadığından, bu şekilde çek keşide edenlerin
bir kısmının cezasız kalması gibi durumlar ortaya çıkmakta, bu durum çeke olan güveni sarsmaktadır.”
2
çeki keşide eden hesap sahipleri veya yetkili temsilcileri, kanunların ayrıca suç saydığı haller
saklı kalmak üzere, çek bedeli tutarı kadar adli para cezasıyla cezalandırılırlar. Tekerrür
durumunda ise adli para cezası değil, hürriyeti bağlayıcı ceza uygulanacaktır. Maddenin ikinci
fıkrası ise tüzel kişiler hakkında ceza yaptırımını düzenlemektedir. Suç, organ veya temsilcisi
tarafından tüzel kişi yararına işlenmesi durumunda özel hukuk tüzel kişisi hakkında da birinci
fıkra uyarınca para cezası uygulanacaktır. İkinci fıkra tüzel kişilerle yetinmemekte ayrıca
yetkili temsilci tarafından yararına çek keşide edilen hesap sahibi gerçek kişi hakkında da bu
fıkra hükmünün uygulanacağı kuralına yer vermektedir. Ayrıca bir güvenlik önlemi olarak
karşılıksız çek keşide edilen hesap sahibi veya yetkili temsilcisi hakkında mahkûmiyet hükmü
ile birlikte bir yıl ile beş yıl arasında çek hesabı açtırmalarının yasaklanmasına karar
verilebilir. Son olarak madde suçların içtimasına ilişkin olarak kısmen veya tamamen
karşılıksız çıkan her çek yaprağının ayrı bir suç oluşturduğu kuralına yer vermektedir.
B. 5237 SAYILI TCK’NUN 5. MADDESİ KARŞISINDA 3167
SAYILI
KANUN’UN CEZA
HÜKÜMLERİ
5237 sayılı Türk Ceza Kanun’un 5. maddesi3, mevzuatta ceza hukuku yaptırımını
doğuran tüm hukuka aykırı fiilleri tek bir sistem dahilinde uyumlu hale getirebilmek
amacıyla, ceza kanunun genel hükümlerinde konan kuralların, mevzuatın tamamı bakımından
geçerli olduğu kaidesine yer vermişti. Bu kural mevzuatımızda bulunan ve 5237 sayılı
Kanunun genel hükümlerine aykırı hükümlerin yürürlükten kalkacağı anlamına gelmektedir.
Ancak bu tür bir kapsamlı zımnen ilga durumunun öngörülemeyen bir takım aksaklıklara
neden olması ihtimali karşısında 5. maddenin yürürlüğü 31.12.2008 tarihine kadar
ertelenmişti. Amaç, bu zaman zarfında mevzuatımızda bulunan ve yeni Türk Ceza
Kanunu’nun genel hükümlerine aykırı düzenlemelerin yeniden ele alınmasıydı. Nitekim bu
anlamda kapsamlı değişiklikler de yapıldı. Ancak 3167 sayılı Kanun bu değişiklikler
kapsamında yer almadı ve anılan 5. madde 01.01.2009 tarihinden itibaren yürürlüğe girdi.
Maddenin yürürlüğe girmesi ile ortaya çıkan sonuç, 3167 sayılı kanunun 5237 sayılı
Kanun’un genel hükümlerine aykırı hükümlerinin zımnen ilgasıdır. Bu çerçevede 5237 sayılı
Kanun’la getirilen ve 3167 sayılı Kanun bakımından önem arz eden değişikliklere kısaca
değinilmesi gerekmektedir. Bu tespitlere göre, 3167 sayılı Kanun’un ne ölçüde yürürlükte
olduğunun analizi yapılabilecektir.
3
MAHMUTOĞLU Fatih Selami; “Türkiye Barolar Birliği Tarafından TBMM Adalet Komisyonu’nda Kabul
Edilen TCK Tasarısı Hakkında Görüş”, II. Kitap, TBB Yay., Ankara 2004, s. 361.
3
5237 sayılı Kanun’un 5. maddesinin yürürlüğe girmesi ile 3167 sayılı Kanun’un
uygulanması bakımından yapılan değerlendirmeler üç ana başlık altında toplanabilir.
Bunlardan ilk görüşe göre, bu durum 3167 sayılı Kanun’un uygulanması bakımından bir
farklılık yaratmayacak, kanun eskisi gibi uygulanmaya devam edecektir4. Bir diğer görüşe
göre ise, 5. maddenin yürürlüğe girmesi ile 3167 sayılı Kanun’un suç ve cezalara ilişkin
kurallarının uygulanabilme imkânı kalmamıştır5. Son görüş ise, iki görüş arasında uzlaştırıcı
görüş olarak nitelendirilebilecek olan, 3167 sayılı Kanun hükümlerinin incelenerek 5237
sayılı TCK’nun genel hükümleri ile bağdaşmayanların ayıklanması ve diğer hükümlerin
uygulanmaya devam etmesi yönündedir6.
Değerlendirmeye geçmeden önce ifade etmek isteriz ki; 3167 sayılı Kanun’la öngörülen
düzenleme, ekonomik ilişkilere ceza hukukuna özgü araçlarla müdahalelerde bulunulmasının
doğurduğu sakıncalar yanında, düzenlemenin içtihatta ortaya konan uygulama koşulları
nedeniyle ceza hukukunun temel ilkeleri bakımından önemli sakıncalar doğuracak
nitelikteydi. Düzenlemenin kusur ilkesi bakımından yarattığı sakıncalara ek olarak 4709 sayılı
Kanun’la birlikte Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 4 Numaralı Ek Protokol’ün bir gereği
olarak Anayasa’nın 38. maddesine eklenen 8. fıkrada yer alan borç için hapis yasağı da yeni
bir boyut eklemiş oldu7. Bu haliyle anayasa aykırılığı bir tarafa bırakılsa dahi, Yargıtay’ın
yerleşik içtihadıyla bir objektif sorumluluk hali olarak belirlenen düzenlemenin, açıkça ifade
4
10. CD. E. 2007/8699, K. 2009/605, T. 26.1.2009.
5
Şişli 6. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 30.04.2009 tarih ve E. 2008/780, K. 2009/505 sayılı kararı
(Yayınlanmamıştır).
6
10. CD., E. 2007/8699, K. 2009/605 sayılı ve 26.1.2009 tarihli karara muhalif üye Ali Kınacı bu görüşü şu
gerekçelerle temellendirmektedir: “5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 5. maddesinin birinci fıkrasında “Bu
Kanunun genel hükümleri, özel ceza kanunları ve ceza içeren kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanır” ve
5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un geçici 1. maddesinde
“Diğer kanunların, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun Birinci Kitabında yer alan düzenlemelere aykırı
hükümleri, ilgili kanunlarda gerekli değişiklikler yapılıncaya ve en geç 31 Aralık 2008 tarihine kadar uygulanır”
denmesine, sözü edilen kanunların kabul edildiği tarihten sonra 3167 sayılı Çekle Ödemelerin ve Çek
Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun’da değişiklik yapılmamasına göre; 3167 sayılı Kanunun karşılıksız
çek keşide etmek suçuna ilişkin 16. maddesindeki yaptırımlarla ilgili hükümlerinin, 5237 sayılı TCK’nın 20, 43,
52, 53, 60 ve 61. maddelerinde yer alan genel hükümlerine aykırı olduğu, aykırı olan hükümlerin yerine 5237
sayılı TCK’nın genel hükümlerinin uygulanmasında ve buna bağlı olarak sanıkların hukuksal durumunun
yeniden değerlendirilip belirlenmesinde zorunluluk bulunduğu, bu nedenle hükümlerin bozulması gerektiği
kanısını taşıdığımdan, çoğunluğun onama yönündeki görüşüne katılmıyorum.”
7
Belirtmemiz gerekir ki, bu husus itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesi’nin önüne götürmüş, ancak Anayasa
Mahkemesi oy çokluğu ile anayasaya aykırılık iddiasını reddetmiştir. “İtiraz konusu kuralın, Anayasa'nın 38.
maddesinin sekizinci fıkrası kapsamında değerlendirilebilmesi için ilişkinin yalnızca sözleşmeden doğması ve
borcun yerine getirilememesi gerekmektedir. Oysa çek temelde sözleşmeden bağımsız olarak kambiyo hukukuna
özgü borç doğuran özel bir havaledir.” AYM’nin 11.12.2002 tarih ve E. 2002/165, K. 2002/195 sayılı kararı,
RG. No: 25090, T. :26.04.2003.
4
etmek
gerekirse,
ceza
hukukunun
temel
ilkeleri
bakımından
savunulabilir
tarafı
bulunmamaktadır.
5237 sayılı Kanunun 3167 sayılı Kanun bakımından sonuç doğuracak genel hükümlerinin
durumu aşağıda başlıklar halinde değerlendirilecektir.
1- Objektif Sorumluluk:
Bilindiği gibi kusur ilkesi, modern ceza hukukunun temel yapı taşını oluşturmaktadır.
Bireyin özgür iradeye sahip bir karar verici olduğunun benimsenmesi ile birlikte,
gerçekleştirdiği haksızlıktan ötürü ceza yaptırımının uygulanabilmesi ancak bu haksızlığın
bireyin kusuruna isnad edilebilmesine, başka bir ifadeyle, ika ettiği haksızlığın haklı olanla
haksız olan arasında özgür iradeyle yapılan bir tercihe dayanmasına bağlıdır. Bu nedenle
modern ceza hukukunda ceza sorumluluğu sübjektif sorumluluk esasına dayanır. Bu tespitin
bir sonucu olarak ceza sorumluluğunun söz konusu olduğu durumlar objektif, yani failin
sübjektif durum ve koşullarını dışarıda bırakan değerlendirmeler sorumluluğun isnat
edilmesinde rol oynamazlar ya da oynamamaları gerekir. Objektif sorumluluğun yer yer ceza
mevzuatında benimsenmesinin sebebi ise özel hukuktaki hakkaniyet düşüncesiyle kabul
edilen kusursuz sorumluluk ve tehlike sorumluluğu hallerinin ceza hukukunda da uygulanarak
ceza sorumluluğunun genişletilmesi arzusu olarak ifade edilmektedir8. Özet olarak objektif
sorumlulukla ifade edilmek istenen, sorumluluğun salt maddi unsur çerçevesinde ele alınması,
manevi unsur ve kusura ilişkin değerlendirmelere ise hiç başvurulmayarak ceza
sorumluluğunun kabul edilmesidir. Objektif sorumluluk hallerinde failin haksızlığı taksirle mi
yoksa kasten mi gerçekleştirdiğinin, failin fiile kurduğu psişik bağlantının9 bir önemi yoktur.
Suç adeta bir doğa olayı gibi değerlendirilir ve dikkat edilen tek husus, failin iradi hareketi ile
cezalandırılan netice arasında nedensellik bağlantısının kurulmasıdır10. Bu açıklamalar
8
ÜNVER Yener; “Ceza Hukukunda Objektif Sorumluluk”, Ceza Hukuku Günleri, İÜHF Ceza ve Ceza Usul
Hukuku ABD Yayını, İstanbul 1998, s. 110. Objektif sorumlulukla ilgili ayrıntılı bilgi için bkz; ÖZEN
Muammer; Ceza Hukukunda Objektif Sorumluluk, US-A Yay., Ankara 1998, s. 77-105.
9
Objektif sorumluluk kavramını açıklamaya yarayacak belki de en iyi örnek 765 sayılı TCK’nun 452.
maddesinde düzenlenen kastı aşan müessir fiili sonucu adam öldürmek suçudur. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun
bu suça ilişkin tespitleri objektif sorumluluğun esasında tesadüflerden failin sorumlu tutulmasını
sonuçlayabileceğinin bir göstergesidir. “…failin eylemi ile ölüm sonucu arasında nedensellik bağının bulunması,
başka bir deyişle, kastı aşan etkili eylem sonucu adam öldürmenin söz konusu olabilmesi için, ölümün failin
etkili eylem sayılan hareketinden doğmuş olması gerekir. Bu suçta, sübjektif takdirin önemi bulunmadığından,
failin de ölüm sonucunun meydana gelebileceğini öngörebilir durumda olması aranmaz. Fail yaptığı hareket
sonucunda mağdurun ölebileceğini aklından bile geçirmemiş, hatta bunu tahmin edebilecek tecrübe veya bilgiye
sahip bulunmamış olsa bile, hareketiyle sonuç arasında objektif uygunluk bulunduğu takdirde nedensellik bağı
mevcuttur.” YCGK. T. 12.02.2002, E. 2002/1-29, K. 2002/167.
10
Ünver, objektif sorumluluğun tanımı daha farklı bir biçimde ortaya koyarak adil yargılanma hakkını ihlal
edilmesi durumunda ortaya çıkan sorumluluk hallerini de objektif sorumluluk olarak nitelendirmektedir.
5
çerçevesinde yapılması gereken ilk tespit objektif sorumluluk hallerinin kusur ilkesine ve
kanımızca Anayasa’ya aykırı olduğudur. Ne var ki, hukukumuzda kusur ilkesinin anayasal bir
ilke olarak değerlendirilmemesi maalesef objektif sorumluluk hallerinin Anayasa’ya aykırı
olduğu iddiasının yüksek yargıda kabulünü de engellemektedir. Diğer yandan kusur ilkesinin
Anayasal bir ilke olarak kabulünü sağlayacak pozitif düzenleme olan Anayasamızın 38.
maddesindeki cezaların şahsiliği kuralının sadece kişinin kendi fiilinden sorumlu tutulması,
suç işlemedikçe ya da bir suça katılmadıkça cezalandırılamaması şeklinde dar anlaşılması ve
yorumlanması da kusur ilkesinin anayasal ilke olarak kabulünü engellemektedir 11. Ceza
sorumluluğunun şahsiliği ilkesi failin sadece kendi kusurlu fiilinden sorumlu tutulabilmesi
şeklinde anlaşılmak durumundadır. Aksi durumda bireyin gerçekleştirdiği fiillerin tabiatta
meydana gelen diğer vakıalardan bir farkı kalmayacaktır. İnsan davranışını diğer oluşlardan
ayıran husus, hukuk düzeninin kendisinden beklediği yetenek ve donanıma sahip bireyin,
özgür iradesiyle ortaya koyduğu ihmali ya da icrai fiilidir. İşte ceza hukukunun olmazsa
olmaz ilkeleri arasında yer alan bu yaklaşım, 3167 sayılı Kanun’da düzenlenen karşılıksız çek
keşide etme suçu bakımından da göz ardı edilmiş, öyle ki Yargıtay içtihatlarında da, istisnasız
bir biçimde bir objektif sorumluluk hali olarak değerlendirilmiştir12.
3167 sayılı Kanun’da yer alan düzenlemeye göre; üzerinde yazılı keşide tarihinden önce
veya ibraz süresi içinde ibraz edildiğinde, yeterli karşılığı bulunmaması nedeniyle kısmen de
olsa ödenmeyen çeki keşide eden hesap sahipleri veya yetkili temsilcileri, kanunların ayrıca
suç saydığı haller saklı kalmak üzere, çek bedeli tutarı kadar adli para cezasıyla, tekerrür
durumunda ise hapis cezası ile cezalandırılacaktır. Objektif sorumluluk esasının benimsendiği
düşünüldüğünde failin bu noktada kasten veya taksirle hareket etmiş olması, kusurunu ortadan
kaldıran bir neden olup olmadığı ve hatta söz konusu karşılıksız kalma sonucunun
öngörülemez oluşu dahi sorumluluğu etkilemeyecektir. Suçun oluşumu bakımından tespit
edilmesi gereken hususlar esasında üç ana başlıkta toplanabilir. Bunlar failin söz konusu çeki
iradi olarak keşide etmesi; çekin karşılığının bulunmaması ve bu iki durum arasında
nedensellik bağlantısının bulunmasıdır. Nitekim Ceza Genel Kurulu bu hususlar şu şekilde
ÜNVER; “Ceza Hukukunda Objektif Sorumluluk”, s. 127 vd.; Aksi fikir ve objektif sorumluluğun koşulları için
bkz. CENTEL Nur, ZAFER Hamide, ÇAKMUT Özlem; Türk Ceza Hukukuna Giriş, 3. Bası, Beta Yay.,
İstanbul 2005, s. 423.
11
AYM, 21.09.1966, 1966 – 14/36, RG. No: 12526, T. 13.02.1967; Aynı yönde CENTEL/ZAFER/ÇAKMUT;
Türk Ceza Hukukuna Giriş, s. 423.
12
Kararlar için bkz.: YCGK, E. 1989/7-213, K. 1989/280, T. 9.10.1989; YCGK, E. 1989/7-213, K. 1989/280,
T. 9.10.1989; 10. CD., E. 2001/18755, K. 2002/147, T. 8.1.2002; 10. CD., E. 1999/17254, K. 2000/3361, T.
7.3.2000; 10. CD., E. 2002/13938, K. 2002/18228, T. 7.5.2002.
6
özetlemektedir. “Bu durumda yasa çek yönünden objektif sorumluluk esasını benimsemiş
soyut karşılıksız çek keşidesi, bu eylemin iradi olması koşulu ile suç teşkil edeceği
öngörülmüştür. Karşılıksız çek keşidesi iradi bir harekete dayanmıyorsa, örneğin; çalınma,
kaybolma, sahibinin elinden hile ile alınma gibi hallerde keşidecinin cezalandırılması söz
konusu olmayacaktır”13.
Bu uygulama ve düzenleme ile 3167 sayılı Kanun’da düzenlenen karşılıksız çek keşidesi
suçunun kusur ilkesi ile bağdaştığından söz etmeye imkan bulunmamaktadır. Diğer yandan
uygulama, kusur ilkesinin anayasal bir ilke olduğunun kabul edilmesi durumunda, anayasaya
da aykırıdır14. Diğer yandan düzenlemenin bir diğer sorun yaratan tarafı ise ileri tarihli
çeklerde ortaya çıkmaktadır. Bilindiği gibi uygulamada çek, gerçek fonksiyonunun aksine bir
kredi aracı olarak kullanılmakta vadeli çek olarak adlandırılan uygulama keşide tarihinden
daha ileri bir tarihte yapılacak ödemeler için kredi vasıtası haline getirilmektedir. 3167 sayılı
Kanunun 16. maddesinde yer alan düzenlemenin ceza sorumluluğu ilkeleri noktasında bir
başka sakıncası da burada açığa çıkmaktadır. Keşidecinin ileri bir tarihte ödeyeceği düşüncesi
ile ileri bir tarihle düzenlediği çek, keşidecinin yani failin bu iradesine rağmen bu tarihten
önce muhatap bankaya ibraz edildiğinde, çekin kısmen veya tamamen karşılıksız olması
durumunda suç oluşacaktır. Karşılıksız çek keşide etmek suçu, kötü niyetli keşidecilerin
suiistimallerini önlemek amacıyla yürürlüğe girmişken bu örnek olayda kötü niyetli, en
azından ahde vefa göstermeyen çek hamilinin amacına hizmet eder duruma gelmektedir.
Yukarıda da izah edildiği üzere 3167 sayılı Kanun’da düzenlenen ceza sorumluluğu
objektif sorumluluk esasına dayanmaktadır. Kusurun aranmadığı ve sadece failin fiili ile
netice arasında nedensellik bağlantısına dayanan objektif sorumluluk hallerini yeni TCK
bakımından
15
temellendirmek imkânı bulunmamaktadır. Kanunun ceza sorumluluğunun
esaslarını düzenleyen 20 ve 23. maddeleri incelendiğinde, suçun ancak kasten işlenebileceği,
taksirli sorumluluk hallerinin kanunda özel olarak belirlenmesi gerektiği ifade edilmektedir.
13
YCGK, E. 1989/7-213, K. 1989/280, T. 9.10.1989.
14
Anayasa Mahkemesi’nin konuya ilişkin yukarıda anılan 11.12.2002 tarih ve E. 2002/165, K. 2002/195 sayılı
kararına (RG. No: 25090, T. :26.04.2003) muhalif üye Haşim Kılıç’ın ceza hukukunun ana ilkeleriyle uyumlu
yaklaşımı şu şekildedir; “3167 sayılı Yasa'nın 16. maddesinin birinci fıkrası suçlarda objektif sorumluluk esası
benimsenerek düzenlenmiştir. Yargıtay'da bugüne kadar objektif sorumluluk kapsamında uygulamasını
sürdürmüştür. Düzenlenen çekin karşılığı yoksa suç oluşmuştur. Bunun dışında yargıcın sübjektif değerlendirme
ve araştırmaları kuralı objektif sorumluluk kapsamından çıkarmaz. Objektif sorumluluk nedeniyle 16. maddenin
birinci fıkrasına göre oluşacak suç da "ödememe" ya da "ödeyememe" durumlarının araştırılması söz konusu
değildir. Bilerek ve kasden ödemeyenle, iyi niyetle hareket edilerek ödeyememe durumlarını ayırmaya imkan
tanımayan bir düzenleme Anayasa'nın 38. maddesine aykırılık oluşturur. Karşılıksız çek suçu, kasıtla işlenen bir
suç haline getirilmediği sürece Anayasa'ya aykırılıktan kurtulamaz.”
15
5237 sayılı TCK’nun kabul ettiği sistem bakımından bkz. MAHMUTOĞLU Fatih Selami, “Kusurluluk
Prensibi Bakımından Azmettirenin Ceza Sorumluluğu”, İÜHFM, C., LXIII, S. 1-2, 2006, s. 84-90.
7
Diğer yandan cezanın belirlenmesine ilişkin 61. maddenin 1 fıkrasının f bendinde cezanın
failin kast ve taksirine dayalı kusurunun ağırlığına göre belirleneceği ifade edilmiştir. 3167
sayılı Kanunun karşılıksız çek keşidesi suçuna ilişkin hükmünün bu hükümlere aykırı olduğu
açıktır. TCK’nun 5. maddesi ile birlikte değerlendirildiğinde ise bu hükümlerin zımnen ilga
edildiğinin, en azından fiilen uygulanma imkânının kalmadığının tespiti bir zorunluluktur.
2-Tüzel Kişilerin Ceza Sorumluluğu:
Tüzel kişilerin ceza sorumluluğu konusunda ülkemizde ve karşılaştırmalı hukukta
tartışmalar devam etmekle beraber 5237 sayılı Kanunun 20/2 maddesinde açıkça tüzel kişilere
ceza yaptırımı uygulanamayacağı, ancak kanunda belirtilen durumlarda güvenlik tedbiri
niteliğinde yaptırımlara başvurulabileceği ifade edilmiştir. Tüzel kişiler hakkında uygulanacak
güvenlik tedbirleri ise Kanunun 60. maddesinde düzenlenmiş, maddenin 4. fıkrasında
tedbirlerin ancak kanunda özel olarak belirtilen durumlarda uygulanabileceği kuralına da yer
verilmiştir. 3167 sayılı Kanun ise karşılıksız çek keşide etmek suçuna ilişkin olarak 16.
maddenin 2. fıkrasında “bu suçun, organ veya temsilcisi tarafından tüzelkişi yararına
işlenmesi halinde özel hukuk tüzel kişisi hakkında da” ceza yaptırımı uygulanacağını
düzenleyerek tüzel kişinin bu suçtan ceza sorumluluğunu kabul etmiştir. Tüzel kişiler
hakkında yaptırımı düzenleyen bu hükmün de TCK’nun 5. maddesi karşısında
uygulanabilirliği kalmamıştır ve zımnen ilga edildiğinin kabul edilmesi gerekir16.
3-İçtima:
3167 sayılı Kanun içtima hükümleri bakımından özel düzenlemeye yer vererek kısmen
veya tamamen karşılıksız çıkan her çek yaprağının ayrı bir suç oluşturacağı kuralını
benimsemiştir.
Bu
durumda
zincirleme
suç
hükümlerinin
uygulanması
imkanı
bulunmamaktadır. Oysa 5237 sayılı Kanun zincirleme suç bakımından istisna olarak kabul
ettiği suçları belirlemiş, bu suçlar dışında bir istisna ya da ayrıma yer vermemiştir.
Esasında 3167 sayılı Kanunun bu hükmü, karşılıksız çek düzenlemesinin mantığını ve
amacını ortaya koymaktadır. Düzenlemeye göre kısmen veya tamamen karşılıksız çıkan her
çek yaprağı ayrı bir suç oluşturur. Başka bir ifadeyle gerçek içtima kuralları uygulanır ve fail
zincirleme
suç
hükümlerinden
faydalanamaz.
Bu
düzenleme,
karşılıksız
çekin
16
3167 sayılı Kanun bakımından aynı yönde, “Sanık B ... K ... Tanıtım Eğitim Turizm Organizasyon Sanayi ve
Ticaret Limited Şirketi hakkındaki hükmün incelenmesi; 5237 sayılı TCK'nun 5, 20/2 ve 60. maddeleri ile 5252
sayılı Kanun'un geçici 1. maddesi uyarınca, tüzel kişiler hakkında yaptırım uygulanmasına olanak
bulunmaması”, 10. CD., E. 2007/7796, K. 2009/21, T. 19.1.2009.
8
cezalandırılmasının asıl amacının faili borcunu ödemeye kamusal yaptırımlarla zorlamak
olduğunu göstermektedir. Bu tür istisnai hükümlere yer yer mevzuatımızda, genel bir
düzenleme olarak 5237 sayılı Kanun’da da rastlamaktayız. Ancak bu tür bir düzenleme ile
içtima kurallarının uygulanmaması, ancak ihlalin ağır niteliği nedeniyle cezanın
hafiflemesinin önüne geçmek için öngörülmektedir. Oysa 3167 sayılı Kanun’daki amaç faili,
yani keşideciyi, borcu ödemeye zorlamaktır ve her çek yaprağının ayrı suç oluşturması fail
üzerindeki kamusal baskıyı artıracaktır. Bu tespit, karşılıksız çek keşide etme suçunun borç
için hapis yasağı kapsamında değerlendirmesini de sonuçlayabilecek niteliktedir.
4-Yaptırıma İlişkin Hükümler:
Öncelikle 5237 sayılı Kanun nispi para cezası sistemini reddederek, para cezalarının gün
para cezası esasına göre belirleneceği kuralına yer vermektedir. Buna karşılık, karşılıksız çek
keşide etme suçunda çek bedeline göre belirlenen nispi para cezası bir yaptırım olarak
uygulanmaktadır.
Güvenlik tedbirleri bakımından 3167 sayılı Kanun’un sistemi 5237 sayılı TCK’nun
sistemine aykırıdır. TCK’nda sınırlı olarak sayılan ve kural olarak mahkûmiyet süresi ile
sınırlı güvenlik tedbirleri söz konusudur. Buna karşılık 3167 sayılı Kanun’da bir güvenlik
tedbiri olarak ortaya çıkan çek hesabı açtırmanın yasaklanması bir yıl ila beş yıl arasında
takdire bağlı olarak belirlenen bir tedbir olarak düzenlenmiştir.
Yaptırıma ilişkin son aykırılık tekerrüre ilişkin 3167 sayılı Kanun düzenlemesidir. 3167
sayılı Kanun, tekerrürü cezayı artıran bir neden olarak düzenlemiştir. Ancak yeni TCK
sistematiğinde tekerrür hali, infaza ilişkin özel bir rejimi gerektirmektedir.
5237 sayılı Kanun bu şekilde 3167 ile birlikte değerlendirildiğinde, karşılıksız çek
keşidesi suçuna ilişkin düzenlemenin uygulanmasının imkânsız hale geldiği görülmektedir.
II.
BİRİNCİ METİNDE ÖNGÖRÜLEN DÜZENLEMELERİN DEĞERLENDİRİLMESİ
A. KARŞILIKSIZ ÇEK KEŞİDE ETMEK SUÇU
Belirtmeliyiz ki yukarıda ortaya konan tablo karşısında, birinci metinde öngörülen
düzenlemelerin hem genel yaklaşım itibariyle yerindeliği, hem de TCK’nun 5. maddesi
hükmü yönünden irdelenmelidir. Elbette ki TCK’nun genel hükümleri bakımından yapılacak
değerlendirme esasında pozitif hukuka uygunluk anlamına gelmemekte, daha ziyade yasa
koyucunun yasa koyma sürecindeki tutarlılığı bakımından önem arz etmektedir. Zira 5237
sayılı Kanunun 5. maddesi temelde mevzuatımızda suç ve ceza içeren tüm hükümlerin bir
9
bütünlük ve tutarlılık içerisinde olması gerektiği yönündeki genel ve kanımızca haklı kabule
dayanmaktadır.
Karşılıksız çek keşide etmek suçu birinci metnin 7. maddesinde17 düzenlenmektedir.
Bu suç yönünden taslağın en dikkat çeken tarafı suçun taksirle18 işlenebilen bir suç haline
getirilmesidir. Madde cezalandırılan fiili ortaya koyarken “dikkat ve özen yükümlülüğüne
aykırı olarak, çek karşılığını ilgili banka hesabında tam olarak bulundurmayan kişi” den
söz etmektedir19. Hemen vurgulayalım ki böyle bir hükme gerek olup olmadığı yönünde
tartışma bir tarafa bırakılacak olursa, en azından objektif sorumluluk esasının terk edilmesi
5237 sayılı TCK’nun benimsediği sorumluluk ilkelerine uygundur. Ancak yeni tartışma
konusu suçun kasten işlenmesi durumunda nasıl hareket edileceğidir. Bu noktada iki farklı
görüş geliştirilebilir. Bunlardan ilki, bir fiilin taksirle işlenmesi durumunda cezalandırılıp,
kasten işlenmesi durumunda cezasız kalması anlamsız olacağından kastlı fiillerin de
evleviyetle madde kapsamında değerlendirilmesi gerektiği yönündedir. Diğerine göre ise,
madde açıkça dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık hallerinden bahsettiğinden, fiilin kasten
gerçekleştirilmesi madde kapsamında değerlendirilemeyecek; ancak 3167 sayılı Kanun
öncesinde olduğu gibi dolandırıcılık hükmü uygulanabilecektir. İlk yaklaşımın kanunilik
ilkesi ile çelişeceği de aşikârdır. İkinci görüş bakımından ise her somut olayda dolandırıcılık
suçunun unsurlarının oluşup oluşmayacağı irdelenecektir.
Yeni önerilen düzenleme bakımından bir diğer önemli sorun failin nasıl belirleneceğidir.
Özellikle hesap sahibinin tüzel kişi olması durumunda failin belirlenmesi kolay olmayacaktır.
Birinci metnin 7/2. (İkinci metnin 5/2. fıkrası) fıkrasında bu husus tüzel kişinin mali işlerini
yürütmekle görevlendirilen yönetim organının üyesi, böyle bir belirleme yapılmamışsa
yönetim organını oluşturan gerçek kişi veya kişiler şeklinde çözümlenmeye çalışılmıştır.
Ancak bu düzenleme ceza sorumluluğu bakımından adeta bir karine yaratmaktadır. Mali
işlerden sorumlu yönetim organı üyesinin belirlenmiş olması durumunda dahi sorumluluğu
17
İkinci metnin 5. maddesinde farklı biçimde düzenlenmiştir. Bkz. Giriş bölümündeki açıklamaları.
Karşılıksız çek keşide etmek suçu, İkinci metin Genel Gerekçe-Karşılıksız Çek bölümü ve md.5’in
gerekçesinde, ‘en azından taksire dayalı kusurluluğu gerektiren’ bir biçimde,şikayete bağlı bir suç olarak
düzenlemiştir.Bu ifadeden anlaşılması gereken husus, söz konusu suçun objektif sorumluluğa neden
olmayacağı,başka bir ifade ile, ceza sorumluluğunun doğabilmesi için dikkat ve özen eksikliğinin
mevcudiyetinin mutlaka aranması gerekliliğidir.Böylelikle bu alanda da 5237 sayılı TCK’nın sübjektif
sorumluluk esası gözetilmiştir. Ancak, hatırlatmak isteriz ki ,anılan ibare, kastlı davranışları da kapsar anlamına
gelmemektedir.Yasa tekniği bakımından bir suçun kastlı şeklinin açıkça düzenlenmesi , suçta ve cezada
kanunilik ilkesini de dikkate aldığımızda, yasal bir zorunluluktur.
19
İkinci metnin 5. maddesinde maddi unsur “Üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanunî ibraz
süresi içinde ibrazında, çekle ilgili olarak karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet ver(mek)” şeklinde
tanımlanmıştır.
18
10
her durumda doğrudan bu kişiye yüklemenin sorun yaratması muhtemelken, bu kişinin
belirlenmemiş olmasından hareketle tüm yönetim organı üyelerinin bu fiilden sorumlu
tutulmalarının yeninden objektif sorumluluk anlamına geleceği unutulmamalıdır. Özellikle
mali yapısı ve örgütlenmesi büyük tüzel kişilerde yönetim organının tek üyesinin basın
hukukundaki sorumlu yazı işleri müdürü mantığı ile tüzel kişinin birden fazla hesapta ve
birden fazla çek defteri ile işleri yürütmesinin de mümkün olduğu düşünüldüğünde bu
düzenlemenin yeni sorunlar yaratacağı bugünden kestirilebilir.
Bu noktada tüzel kişiler bakımından getirilen düzenlemenin yerinde olduğunu ve 5237
sayılı Kanun’la getirilen sisteme de uygun olduğunu ifade etmek isteriz. Bilindiği gibi, TCK
tüzel kişilerin ceza sorumluluğunu reddetmekte, ancak kanunda özel olarak belirtilen
durumlar yine kanunda belirtilen güvenlik önlemlerine başvurulmasını mümkün kılmaktadır.
Birinci metinle getirilen düzenleme ile tüzel kişilere ceza yaptırımı uygulanması ortadan
kaldırılmış, yargılama aşamasında koruma tedbiri olarak, hükmün kesinleşmesinden sonra ise
güvenlik önlemi olarak çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı uygulanmasının yolu
açılmıştır. Koruma tedbirleri ve güvenlik önlemlerine aşağıda tekrar değinilecektir.
Birinci metnin ceza hukuku bakımından bir diğer olumlu düzenlemesi vadeli çek olarak
adlandırılan ileri tarihli çeklerde karşılıksızlık durumuna ilişkindir. 3167 sayılı Kanun ileri
tarihli çeklerde gerek özel hukuk sonuçları gerekse ceza hukuku hükümlerinin uygulanması
bakımından herhangi bir farklılık gözetmemekteydi. Bu durumun vadeli çekler bakımından
doğurduğu sakınca, zaten objektif sorumluluk nedeniyle kusur ilkesinin ihlal edilmesi
yanında, ileri tarihli düzenlenmiş çekin, hamili tarafından daha önceki bir tarihte ibrazı
edilmesi durumunda keşidecinin ceza sorumluluğunun doğmasına neden olunmaktaydı. Yeni
düzenleme ile kanun karşılıksız çek keşidesi suçunun oluşumu bakımından düzenleme
tarihine göre kanunî ibraz süresi içinde ibraz edildiğinde karşılığının bulunmamasını arayarak
bu sorunu aşmıştır.
Yaptırım teorisi bakımından taslak değerlendirildiğinde karşımıza çıkan ilk sorun adli
para cezasına ilişkindir. 5237 sayılı Kanun’la öngörülen adli para cezası sistemi gün para
cezası esasına dayanmaktadır. Kanunun 52/1. maddesinde adli para cezası “…beş günden az
ve kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde yediyüzotuz günden fazla olmamak üzere
belirlenen tam gün sayısının, bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ile çarpılması
suretiyle hesaplanan meblağın hükümlü tarafından Devlet Hazinesine ödenmesinden ibarettir”
şeklinde tanımlanmaktadır. Birinci metnin 7. maddesi ile getirilen düzenleme esasta gün para
cezası sistemine uygun olmakla beraber, madde de cezanın alt sınırı olarak çekin üzerinde
11
yazılı miktarın belirlenmesi gün para cezası sisteminden taviz verilmesi, doğal olarak
TCK’nun 5. maddesi ile uyumsuz bir başka düzenleme yapılması anlamına gelmektedir. Bu
noktada yaptırımın caydırıcı olması için en az çek bedeli kadar olması gerektiği yönünde bir
argüman ilk değerlendirmede pragmatik anlamda mantıklı gelse de, suç teorisi ve yaptırım
teorisinde bu neviden pragmatik değerlendirmeler ilkelerin aşındırılması sonucunu
doğuracaktır.
3167 sayılı Kanun’da mükerrir bakımından yeni TCK’da öngörülen sistemle
bağdaşmayan bir yaptırım rejimine yer verilmemiştir. Bu durumda karşılıksız çek keşidesi
suçunda tekerrür durumunda TCK’nun 58. maddesi ve buna bağlı olarak CGTİHK’nun 104
ve devamı maddelerinde düzenlenen özel infaz rejimi uygulanacaktır.
Son olarak birinci metinde öngörülen karşılıksız çek keşidesi suçuna özgü koruma
tedbirleri ve güvenlik önlemlerine değinmekte yarar görmekteyiz. Birinci metin, 3167 sayılı
Kanun’da da olan çek hesabı açmak ve düzenlemek yasağını hüküm kesinleşene kadar bir
koruma tedbiri, hüküm kesinleştikten sonra TCK’da bulunmayan yeni bir güvenlik önlemi
olarak düzenlemektedir. Koruma tedbiri olarak yasaklama taslakta, ceza muhakemesindeki
diğer tedbirlerine paralel olarak cumhuriyet savcısının talebi ve sulh ceza hâkimin kararıyla,
dava açıldıktan sonra ise yargılamayı yapan mahkemenin kararı ile mümkün olabilecektir.
Güvenlik önlemi olarak düzenlenen yasaklar, yasağa son verilmesi ise birinci metnin 8.
maddesinin 3. fıkrasına göre adlî para cezası tamamen infaz edildikten veya bu cezayı
ödemediği için hakkında hapis uygulanıp serbest bırakıldıktan itibaren üç yıl ve her hâlde
yasağın konulduğu tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra hükmü veren mahkemeye yapılacak
başvuru ile kaldırılır20.
Birinci metnin 8. maddesinin 1 ve 2. fıkralarında düzenlenen bir diğer kurum da etkin
pişmanlıktır. Düzenleme ile etkin pişmanlığa ilişkin çek mevzuatımızdaki hükümlerle,
TCK’nunda çeşitli suçlarda düzenlenmiş bulunan etkin pişmanlık hükümleri paralel hale
getirilmiştir. Düzenleme ile failin karşılıksız kalan bedeli yasal faiziyle ödemesi durumunda,
muhakemenin bulunduğu aşamaya göre kamu davasını açılmayacağı, açılmış kamu davasının
düşmesine karar verileceği, mahkûm olunan cezanın tüm sonuçları ile ortadan kalkacağı ifade
edilmekte, şikayetten vazgeçme durumuna da aynı sonuçlar bağlanmaktadır. Yine aynı
20
İkinci metnin 6. maddesinin 3. fıkrasında “Kişi, mahkûm olduğu adlî para cezası tamamen infaz edildikten
veya bu cezayı ödemediği için hakkında hapis uygulanıp serbest bırakıldıktan itibaren üç yıl ve her hâlde yasağın
konulduğu tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra, hükmü veren mahkemeden çek düzenleme ve çek hesabı açma
yasağının kaldırılmasını isteyebilir. Mahkemenin vereceği karara itiraz edebilir.” şeklinde düzenlenmiştir.
12
maddenin 2. fıkrasında koruma tedbiri veya güvenlik tedbiri olarak çek düzenleme ve çek
hesabı açma yasağının da ortadan da kaldırılacağı hükme bağlanmıştır21.
B. DİĞER SUÇLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ
Kaşlılıksız çek keşide etmek suçu dışında birinci metin, 9. maddesinde (İkinci metnin 7.
maddesi) yeni bazı suçlara da yer vermektedir. Bu suçlara tek tek değinmek bu çalışmanın
niteliğine uygun düşmemekle beraber, anılan suçlara ilişkin kısa tespit ve eleştirilerimizi dile
getirmekte yarar görmekteyiz.
 Birinci metnin 1. maddesinde ifade edilen iddialı amaç hükmünün sağlanması,
kanunun suç ve cezalara ilişkin tüm hükümlerine sirayet etmiş görünmektedir.
Ancak bu amacı sağlamak için ceza hukuku araçlarından bu ölçüde yararlanılması
ceza hukukunun ultima ratio vasfına ters düşmektedir. Bilindiği gibi hukuk düzeni
içerisinde ceza hukuku ve ceza yaptırımları, niteliklerinin ağır olması nedeniyle,
ancak hukukun diğer alanlarınca çözülemeyen ve kamusal yararın ağır bastığı
hukuka aykırılıklarda devreye girmelidir. Aksi durum esasında istisnai olması
gereken ceza hukukun düzenleyici etkisinin kural haline gelmesini ve toplumsal
hayatın düzenlenmesinde öne çıkmasına neden olacaktır ki bu devlete tanınan
hukuk aracılığıyla zor kullanma yetkisinin sınırlarının genişlemesi, özgürlük
alanının daralmasını sonuçlar. Bu nedenlerle kanımızca ceza hukukunun ekonomik
düzenin sağlanmasındaki yeri imkânlar ölçüsünde azaltılmalıdır. Bu tespitimiz
karşısında birinci metin değerlendirildiğinde ise bir azalmadan ziyade bir
genişleme ile karşılaşmaktayız. Daha açık ifadeyle birinci metinde düzenlenen
suçların önemli bir bölümünün ceza hukukunun müdahale alanının dışında kaldığı
kanısındayız. Bu ön açıklama çerçevesinde 9. madde de düzenlenen bazı suçlara
değinmemiz gerekmektedir.
21
Düzenleme ikinci metnin 6. maddesinde farklı şekilde formüle edilerek kendisine yer bulmuştur. “(1)
Karşılıksız kalan çek bedelini, üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanunî ibraz tarihinden itibaren
işleyecek 3095 sayılı Kanuna göre ticarî işlerde temerrüt faiz oranı üzerinden hesaplanacak faizi ile birlikte
tamamen ödeyen kişi hakkında, a) Soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısı tarafından kovuşturmaya yer
olmadığına, b) Kovuşturma aşamasında mahkeme tarafından davanın düşmesine, c) Mahkûmiyet hükmünün
kesinleşmesinden sonra mahkeme tarafından hükmün bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılmasına, karar verilir.
(2) Şikayetten vazgeçme hâlinde de birinci fıkra hükmü uygulanır.”
13
 Birinci metnin 9. maddesinin ilk fıkrasında (İkinci metnin 7/1. fıkrası) tacir kişinin
ticari işletmesine ilişkin işlerde tacir olmayan kişinin çek defterini kullanması 6
aydan 2 yıla kadar hapis cezasını gerektiren suç olarak düzenlenmiştir22. Madde ile
suç olarak düzenlenen bu fiil, olası vergi hukuku aksaklıklarının konusu olarak
idari yaptırımın, özel hukuk alanında herhangi bir sonucunun doğması durumunda
ise özel hukuka ilişkin yaptırımların konusu olabilir. Bu fiilin suç olarak
düzenlenmesinde bir kamusal çıkar bulunmadığı gibi, özel belgede sahteciliğin
cezasının 1 yıldan 3 yıla kadar hapis olduğu hukuku sistemimizde bu ölçüde ağır
cezalar öngörülmesinin ceza adaletinin gereklerine de aykırı olduğu kanısındayım.
 Birinci metnin 9/2. (İkinci metnin 7/2. fıkrası) fıkrasında tacir olmayan kişiye
tacir kişiye verilmesi gereken çek defteri veren banka görevlisinin fiili de adli para
cezasını gerektiren bir suç olarak düzenlenmiştir. Suç olarak düzenlenen bu fiilin
idari, hatta banka içi disiplin yaptırımı ile karşılanabileceği düşüncesindeyim.
Yukarıda bu hususta yapılan açıklamalar bir tarafa bırakılsa bile, anılan fiillerin
her biri hakkında yaptırım uygulanması, zaten tıkanmış olan adli sistemin yükünün
daha da artması anlamına gelecektir. Benzer eleştiri 9. maddenin 3. fıkrasının
ikinci cümlesinde düzenlenen banka görevlisinin beyanname almadan veya
beyannameye rağmen, hakkında çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı
bulunan kişiye veya bu kişinin yönetim organında görev yaptığı veya temsilcisi ya
da imza yetkilisi olduğu tüzel kişiye çek defteri vermek fiili bakımından da
geçerlidir.
 Birinci metnin 9/3. fıkrasında (İkinci metnin 7/3. fıkrası)yükümlülüğe aykırı olarak
bankaya gerçek dışı beyanda bulunmak suçu yer almaktadır. Söz konusu fiilin suç
olarak düzenlenmesine gerek olup olmadığı yönündeki tartışma bir tarafa
bırakılacak olursa,öngörülen yaptırımın ortaya çıkan haksızlığın niteliğine uygun
düşmediği kanısındayım. Zira 5237 sayılı TCK’nun 206. maddesinde resmi
belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunun cezası 3 aydan 2 yıla kadar hapis,
272. maddesindeki yalan tanıklık suçunun cezası 4 aydan 1 yıla kadar hapis, 210.
maddede sağlık mesleği mensuplarının gerçeğe aykırı belge düzenlemelerinin
22
Birinci metin, hukukumuzda ilk defa, tacir kişiler için özel bir çek öngörmektedir. Bu konuda Bkz. Aynı
sempozyumda Füsun NOMER-ERTAN tarafından sunulan “Çek Kanunu Tasarısı Taslağında Tacir Çeki Ve
Matbu Hamiline Çek” başlıklı tebliğ.
14
cezası 3 aydan 1 yıla kadar hapis, 276. maddede gerçeğe aykırı bilirkişi ve
tercümanlık yapmak suçunun cezası 1 yıldan 3 yıla kadar hapistir.
 Birinci metnin 9. maddesinin 4 ve 5. Fıkralarında (İkinci metnin 7/ 4-5. fıkraları)
suç olarak düzenlenen kısmen veya tamamen karşılığı bulunmayan çekle ilgili
olarak, talebe rağmen, karşılıksızdır işlemi yapmayan veya karşılığı olmasına
rağmen ödemede bulunmayan banka görevlisinin bu fiilleri için şikayet üzerine 3
aydan 1 yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür. Söz konusu
fiilin de idari
yaptırımla cezalandırılmasının daha yerinde bir tercih olabileceğini belirtmek
isterim.23
Sonuç olarak; Çek Kanunu Tasarısı
olarak adlandırılan birinci metin,
beklenenin ötesinde çok iddialı bir amaç ortaya koymuş, bu amaç doğrultusunda yeni
suç tiplerine yer vermiş ve deyim yerindeyse asıl tartışma konusu olan karşılıksız çek
keşide etmek suçunu tüm detaylı hükümlere rağmen tali nitelikte bırakmıştır. Özellikle
vurgulayalım ki bizce böyle bir suç tipine ülkemiz uygulaması da dikkate alındığında
gerek yoktur. Yeni suç tipleri bakımından ise öngörülen cezaların isabetli olmadığını
düşünüyoruz. Belki de bu ve benzeri eylemler açısından kabahatlere ilişkin idari para
yaptırımlarından yararlanmak daha isabetli bir yaklaşım olabilir.
23
Birinci ve ikinci metinlerin diğer fıkralarında yukarıda belirttiğimiz suçlar dışında da düzenlemeler yer
almaktadır. Buna göre, ‘hakkında çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararı verilmiş olan kişinin, buna
rağmen çek düzenlemesi’, ‘çek defteri basmaya veya bastırmaya kanunen yetkili kılınan kişilerin haricinde çek
defteri basılması’ , ‘ hamiline çek defteri yaprağını kullanmadan hamiline çek düzenlenmesi’ durumları yaptırım
altına alınmıştır.
15
Download