9 mayıs avrupa günü ankarada etkinliklerle kutlandı

advertisement
9 MAYIS AVRUPA GÜNÜ ANKARA’DA ETKĐNLĐKLERLE KUTLANDI
9 Mayıs Avrupa Günü, Avrupa Birliği Genel Sekreterliği
(ABGS), Ankara Büyükşehir Belediyesi, Avrupa Birliği
Türkiye Delegasyonu ve AB Dönem Başkanı Đspanya’nın
Ankara Büyükelçiliği ile işbirliği içerisinde Ankara’da
Gençlik Parkı’nda kutlandı. Ankaralıların yoğun ilgi
gösterdiği şenlikte film, tiyatro, konser, dans gösterileri ve
bisiklet turu gibi pek çok etkinliğe yer verildi. Avrupa
Birliği üyesi ülkelerin temsilcileri de, kendilerine tahsis
edilen stantlarda ülkelerinin tanıtımını yapma imkânına
sahip oldular. Ülke temsilcilerinin yanı sıra bazı sivil toplum
kuruluşları da etkinliklerde yerini aldı. Đktisadi Kalkınma
Vakfı da kendilerine ayrılan stantta vakfı ve vakıf
yayınlarını tanıtma fırsatı buldu.
Bilindiği üzere 9 Mayıs günü, Fransız Dışişleri Bakanı Robert Schuman’ın kömür ve çelik
endüstrisinin yönetiminin uluslarüstü bir otoriteye verilmesini teklif ettiği ünlü “Schuman
Deklarasyonu”nun yıldönümü olması itibariyle büyük önem taşıyor. 9 Mayıs gününün
“Avrupa Günü” olarak kutlanması kararı 1985 yılında Milano Zirvesi’nde alınmıştı.
ĐKV Uzman Yardımcısı Damla Cihangir’in “Avrupa Günü” vesilesiyle kaleme aldığı yazıyı
aşağıda bulabilirsiniz.
9 Mayıs Avrupa Günü Kutlanıyor
“9 Mayıs” tarihi Avrupa Birliği’nde 1985 yılından beri, Türkiye’de ise aday ülke olarak
açıklandığı 1999 yılından bu yana “Avrupa Günü” olarak kutlanıyor. 9 Mayıs tarihinin önemi,
AB’nin kurucuları kabul edilen Robert Schuman ile Jean Monnet’nin, iki dünya savaşından
sonra artık harap olan Avrupa kıtasının, ülkelerinin ve halklarının bundan sonra barış, refah ve
işbirliği içinde yaşamaları için açıkladığı, bugün “Schuman Planı” olarak adlandırılan 9 Mayıs
1950 tarihli bildirgeye dayanıyor. Schuman Planı, 1951 yılında kurucu altı ülke (Belçika,
Fransa, Almanya, Đtalya, Lüksemburg ve Hollanda) tarafından imzalanan Paris Antlaşması ile
1952 yılında kurulan Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu (AKÇT), daha sonra 1957 yılında
kurulan Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) ve Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu
(EURATOM) ile hayata geçmiş oldu. Daha sonra bu üç topluluk 1965 yılında Avrupa
Topluluğu (AT) çatısı altında birleşti.
AT, yeni devletlerin Topluluk’a üye olması ile sayıca genişlerken bir yandan da politika
alanları ve sorumlulukları açısından da genişlemeye ve derinleşmeye başladı. 1992 yılında
imzalanan Avrupa Birliği Antlaşması olarak da bilinen, Maastricht Antlaşması’yla
Topluluklara yeni bir boyut kazandırılarak, Adalet ve Đçişleri, Ekonomik ve Parasal Birlik,
Ortak Politika ve Güvenlik konularında yeni tanımlamalar yapıldı. Son olarak da bundan
önceki antlaşmaların yerini alan, AB’nin içerisinde bulunduğu siyasi, toplumsal ve ekonomik
sorunların yanı sıra kimlik sorununa da bir çözüm getirmeyi amaçlayan Lizbon Antlaşması 1
Aralık 2009 tarihinde yürürlüğe girdi. Bugün AB, 27 üye ülkesi ve tüm kurumları ile (Avrupa
Parlamentosu, Avrupa Komisyonu, Avrupa Birliği Konseyi ve Avrupa Birliği Adalet Divanı)
mali politikadan çevre politikasına, turizmden tüketici haklarına, tarım politikasından
özgürlük, eşitlik, insan hakları ve demokrasiye kadar çeşitli politika alanlarında birçok
başarıya ve gelişmeye imza atmaya devam ediyor. AB’nin ekonomik istikrar, ülkelerarası
barış ve işbirliği, demokrasinin, insan haklarının, eşitliğin ve özgürlüğün korunması için 60
yıldır süren çabaları sayesinde bugün AB’ye üye ülkelerde sağlanan ilerlemeyi yadsımak
mümkün değil. Ancak, bu AB’nin sürekli gelişen ve değişen bir yapıda olduğu, tarihi boyunca
çeşitli krizlerle ve sorunlarla karşılaştığı ve karşılaşmaya devam ettiği gerçeğini değiştirmiyor.
Nitekim tüm dünyada yaşanan ekonomik krizin, AB’nin bugüne kadar en başarılı politikası
olarak ilan edilen Ekonomik ve Parasal Birlik Politikası’nı hayli etkilediği malum. 16 AB üye
ülkesinin dahil olduğu Avro Alanı’nın istikrarı, özellikle Yunanistan’da yaşanan ve Portekiz,
Đspanya, Đrlanda gibi diğer Avro Alanı ülkelerinde de hissedilen ekonomik darboğaz
nedeniyle, AB içinde ve dışında çeşitli tartışmaları ve eleştirileri beraberinde getirdi. Ancak,
tüm bu olumsuz koşullara rağmen, AB ekonomisinin dünyanın en rekabetçi ve başarılı
ekonomilerinden biri olmayı sürdürdüğünün, Yunanistan’ın eğer AB üye ülkesi olmasaydı
yaşadığı bu ekonomik bunalımdan çıkmasının çok daha zor olacağının hatırlanmasında fayda
var.
Ekonomik sorunların yanında AB’nin kimliği, yapısı ve karar mekanizmasındaki demokrasi
açığı da tartışılıyor. Bu tartışmaların başında AB’nin, Lizbon Antlaşması ile daha fazla federal
bir yapıya mı yoksa hükümetler arası bir yapıya mı dönüşmekte olduğu geliyor. Bunun
yanında, AB’de bugüne kadar alınan kararlarda Parlamento’nun dolayısıyla vatandaşların
rolünün çok az olduğu, böylelikle kararların ne kadar demokratik olarak alındığına ilişkin
süregelen sorunlar da Lizbon Antlaşması’nın getirdikleri ile kısmen iyileştiriliyor. Ayrıca,
halen her politika alanında ortak hareket etme fikrinin AB içinde tam olarak yerleşmediğini
söylemek de mümkün. Ancak, AB içindeki tüm bu tartışmaları ve yaşanan sorunları, AB’nin
hızla değişen dünya koşullarına göre kendini en iyi şekilde konumlandırma isteği ve
idaresinin bir parçası ve sonucu olarak görmek gerekiyor.
Avrupa Birliği’ndeki dönüşümden bir aday ülke olarak Türkiye’nin de etkilenmemesi
imkânsız. Türkiye, 1999 yılından beri sürdürdüğü adaylık süreci ile AB yolunda birçok
reforma ve değişime imza attı. Yasal mevzuattaki çeşitli düzenlemelerin, özgürlük, eşitlik,
insan hakları ve demokrasi alanındaki birçok gelişmenin, aynı şekilde Türkiye’de süregelen
ekonomik istikrarın pek fazla fark edilmese ve vurgulanmasa da aslında Türkiye’nin AB
adaylık sürecinde attığı önemli adımların sonuçları olarak hayatımıza girdiği söylenebilir. AB
süreci, Türkiye’nin hızla değişen dünya şartlarında demokrasiden, dış ticarete, çevrenin
korunmasından gıda güvenliğine kadar pek çok alanda dünyayla ve AB ile daha kolay ve daha
etkili bir şekilde bütünleşmesini sağlıyor.
Türkiye’nin AB üyelik süreci her ne kadar hem AB’de hem de Türkiye’de çok tartışılsa da
bugün Lizbon Antlaşması’nın getirdikleri ile birlikte önündeki yapısal, ekonomik ve kimlik
sorunlarını çözen, genişleme politikasının getirdiği yükümlülüklerle etkili ve olumlaştırıcı
yönde baş edebilen bir AB’nin, hızla reformlarını gerçekleştiren ve tam üyelik için istikrarlı,
akılcı ve sağlam adımlarla yol alan, kararlı bir Türkiye’yi Birlik dışında bırakması pek de
kolay değil. Unutmamak gerekir ki Türkiye, 1963’te imzaladığı Ankara Anlaşması (Ortaklık
Anlaşması) ile AB’nin 60 yıllık tarihinin 47 senesinde AB ile artarak devam eden ilişkiler
içerisinde. Bu nedenledir ki AB’nin yanı sıra Türkiye’nin ve vatandaşlarının da 9 Mayıs
“Avrupa Günü” kutlu olsun!
Download