İSLAMOFOBİ`NİN KÖKENİ VE TARİHSEL SÜRECİ

advertisement
İSLAMOFOBİ’NİN KÖKENİ VE TARİHSEL SÜRECİ
ABDULLAH TOK
HAKAN AYAZ
İnsanın hayatını sürdürmesi içgüdüsüne bağlı olarak korku duygusu insanın fıtratında
yer almaktadır. Biyolojik araştırmalarda korkunun içgüdüsel ve doğuştan itibaren var olduğu
ispat edilmiştir. Davranışsal incelemelerde ise korku şartlı refleks yoluyla sonradan
öğrenildiği ifade edilmiştir. Ancak korku ve fobi terimleri aynı anlamda kullanılsa da
araştırma ve incelemeler sonucunda birbirinden tamamen farklı anlamlar taşımaktadırlar.
Korku bir tehlike anında kendini koruma, kaçma, sakınma şeklinde kendini
gösterirken, fobi, anlamsız biçimde sürdürülen, gittikçe büyüyen, sürekliliği olan korku biçimi
şeklinde yorumlanabilir. Mesela, aniden yüksek bir sesin duyulması ile oluşan fiziksel ve
ruhsal tepki korkunun ürünüdür. Hayatında kendisine hiç zarar vermeyen bir yılandan
korkmak ise ancak fobi ile açıklanabilir. Korku, hayatını devam ettirme, koruma içgüdüsü ile
her varlıkta kendini gösterirken, fobi de psikolojik olarak şartlanma sonucu insandan insana
veya varlıktan varlığa değişkenlik göstermektedir. Düşen bir asansörde herkes korkarken,
normal şartlarda asansördekilerden sadece bir kişinin kapalı alan korkusunun (klostrofobi)
olması konumuza örnek teşkil etmektedir.
Sian Morgan’a göre korku ve kaçınma refleksi insanlar ve diğer pek çok hayvanda
mevcuttur. Amaç organizmayı tehlikelerden koruyarak varlığını devam ettirmektir. Pek çok
etolojik ve deneysel psikoloji yeni doğanlarda korkunun içgüdüsel olarak mevcut olduğunu
göstermiştir.1 Fobi ise kelime olarak belli bir nesnenin, durumun veya etkinliğin yarattığı ve
kişinin kendisi tarafından da yersiz veya aşırı kabul edilen akıl dışı, yoğun, inatçı bir korku
olarak tanımlanmaktadır. 2
Bazı araştırmacılara göre fobiler şartlanmış duygusal tecrübelerden ve travmatik bir
durumun parçası olmuş fobik nesneden kaynaklanmaktadır. Bu temele göre herhangi bir
nesnenin fobik bir uyaran olma konusunda eşit potansiyeli vardır. Bazılarına göre ise kesin
fobik tepkiler diğerlerinin tepkilerini taklit etme veya hayali öğrenme yoluyla
öğrenilmektedir.3
Din korkusu da genel olarak şartlanma yoluyla ortaya çıkmaktadır. Din korkusunu
oluşturan faktörler çoğunluktadır: Gözle görünmeyen, kutsal olanın imgesel boyutu
düşünüldükçe anlaşılmaz yönü nedeni ile olanı en göze çarpandır. Bunun yanında dini
törenlerin kişide oluşan tedirginlik ve anlaşılmamaktan kaynaklanan, görünmeyen ve kutsallık
yüklenen varlıklar hakkında anlatılan korkunç olayların meydana getirdiği, dini ibadetleri
zorlayarak yaptırmanın huzursuzluğunun getirdiği, dini görevleri yerine getirememeden
dolayı cehenneme gitme, psikolojik ve travmatik bir durum neticesinde oluşan, bilinmeyene
karşı önyargı sonucunda oluşan korkular en belirgin olanlarıdır.
Batıda İslamofobi kavramı “İslam düşmanlığı”, “İslam karşıtlığı” tanımları ile
örtüştürülmekte ancak korkunun ana nedeni tam olarak ifade edilememektedir. Olgunun
teorik bütünlüğü fobia ile şekillense de, pratikte kin ve nefret besleme anlamına gelmektedir.

Doktora Öğrencisi, Manisa Celal Bayar Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Tarih Anabilim Dalı, [email protected]
Doktora Öğrencisi, Dokuz Eylül Üniversitesi, Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü, [email protected].

1
Sian Morgan, Phobia: A Reassessment: A Reassessment, Karnac Books 2003, s.15
Selçuk Budak, Psikoloji Sözlüğü, Bilim ve Sanat Yayınları, Ankara 2009, s.291.
3
Ronald M. Doctor, Ada P. Kahn, Christine Adamec, The Encyclopedia of Phobias, Fears and Anxieties,
İnfobase Publishing 2009, s.16; Nemci Karslı, İslamofobi’nin Psikolojik Olarak İncelenmesi, Dinbilimleri
Akademik Araştırma Dergisi, Cilt 13, ayı 1, 2013, s.76.
2
İslamofobi kelimesi, İngiltere’de 1996 yılında ırkçılıkla mücadele eden bir kuruluş
olan The Runnymede Trust’a bağlı olarak İngiltereli Müslümanlar ve İslamofobi Konseyi adlı
kuruluşun metinlerinde görülmektedir. Bu Konseyin ve Rockefeller Kuruluşunun da başında
olan G.Conway 1997 yılında yaptığı çalışma sonrasında İslamofobi kelimesinin kullanımını
iyice yaygınlaştırmıştır. Öte yandan 1998 yılında Birleşmiş Devletlerin İnsan Hakları
Komisyonunun 54.oturumunda konuşan ırkçılık ile alakalı rapotörü Maurice GleleAhnanhanzo da İslamofobi kelimesini şu şekilde kullanmıştır: “Araplara karşı uygulanan
ırkçılık ve yabancı düşmanlığı gittikçe İslamofobi tutumu şeklini almaktadır.”4
Ayrıca EUMC The Runnymede Trust'un 11 Eylül saldırılarından sonra 2006
raporunda yaptığı tanımlamada İslamofobi kavramının şu ölçütlere dayandırıldığını
açıklamaktadır: 5
1. İslam dini değişime kapalı, ilerlemeyen bütün bir blok olarak görülmektedir.
2. İslam dini "farklı" ve "başka" olarak görülmektedir. Diğer kültürlerle hiçbir ortak yönü
yoktur.
3. İslam dini Avrupa'ya nazaran geride kalmış, barbar, akıldışı, cinsiyet ayrımcılığı yapan ve
ilkel olarak görülmektedir.
4. İslam dini saldırgan, şiddet uygulayıcı, tehdit edici, terörizme eğilimli ve medeniyetler
çatışmasına teşvik edici olarak görülmektedir.
5. İslam dini siyasi veya askeri yarar sağlamak için kullanılan bir ideoloji olarak
görülmektedir.
6. Müslümanlar tarafından yapılan Avrupa hakkındaki eleştiriler hemen reddedilmektedir.
7. İslam düşmanlığı Müslümanlara karşı uygulanan ayrımcılıkları ve toplumdan
dışlanmalarını haklı göstermek için kullanılmaktadır.
8. Müslüman düşmanlığı normal ve doğal olarak gösterilmektedir.
Uygarlıklar kendilerini savunmak ve propagandalarını yapmak için sürekli kendilerine
barbar ötekiler bulurlar. Bu anlamda İslamofobi insanlık açısından bir ilk değildir. Soğuk
Savaş boyunca Batı, siyasal ve kültürel kimliğini anti-komünist eksende tanımlamaktaydı.
Batı dünyası Doğu bloğunu işaret ederek kendini demokratik ve özgürlükçü olarak ifade
etmekteydi. Bu bağlamda iki kutuplu dünya sisteminin son bulması, Batı için büyük bir
meşruiyet eksikliği doğurdu. “Biz”i meşru kılacak bir “öteki” antitezi, yani Doğu bloğu
ortadan kalkmıştır. İşte tam bu noktada “İslam tehlikesi” keşfedildi. Hatta bu bağlamda Ekim
1994 -Aralık 1995 tarihleri arasında NATO Genel Sekreterliği görevinde bulunan Willy
Claes, 2 Şubat 1995 tarihinde Alman Sueddeutsche Zeitung gazetesine verdiği demeçte İslami
Kökten dinciliği NATO ittifakı için çok ciddi bir tehlike olarak gördüğünü6 ifade etti. Bu
çerçevede “komünizm tehlikesinin yerini “İslam tehlikesi” aldı. Sovyetler Birliği yerini İran’a
bıraktı. Nasıl ki komünizm sadece silahlı bir tehdit olarak gösterilmekle kalınmayıp, Batı
kültürünün ve değer yargılarının düşmanı gibi gösterildiyse, İslam dünyasına da aynı işlev
yüklendi. 7 Bu çerçevede de Soğuk Savaş dönemindeki ortak düşmana (Sovyetler Birliği) karşı
birliktelik, yerini güvensizlik ve düşmanlığa bırakmıştır. Bu bağlamda Soğuk Savaş sonrası
dönem siyasal İslam’ın kendini Batı’ya karşı tanımlayıp, küreselleşmesine yol açmıştır. Buna
karşılık Batı da İslamiyet’i bir güvenlik sorunu olarak algılamaya başlamış ve 11 Eylül ile
4
Mehmet Zeki Aydın, Belçika’da İslamofobi ve Müslümanlara Yönelik Ayrımcılık, Cumhuriyet Üniversitesi
İlahiyat Fakültesi Dergisi, XII/1, 2008, 7-32, s.9.
5
Geniş bilgi için bak.:http://www.runrwmedetrust.orq/publications/pdfs/islaı;ıophobia.pdf (12.06.20.96).
6
2 Subat 19954 Süddeutsche Zeitung’dan Aktaran Rienk W. Terpstra, “The Mediterranean, As A New Playing
Field For European Security Organizations”, Helsinki Monitor, Vol. 8, No. 1, 1997, s. 48 – 58., Aktaran, Erhan
Akdemir, “11 Eylül 2001, 11 Mart 2004 ve 7 Temmuz 2005 Terörist Saldırılarının Ardından İslam’ın Avrupa’da
Algılanışı”, Ankara Avrupa Çalışmaları Dergisi, Cilt: 8, No:1 (Yıl: 2009), s.1-26.
7
Bihter Çarhoğlu, “Medeniyetler Çatısması ve Batı Medyasında İslâm Söylemi: AlmanyaÖrneği”, Doğu Batı
Düsünce Dergisi Vol:10 No:41, Doğu Batı Yayınları, Ankara, 2007, s.207-213.
beraber değiştirilmesi ve modernleşmeyle uyumlaştırılması gereken bir “öteki” olarak
görmeye başlamıştır.8
İslam’ın özellikle batıda (Avrupa ve Amerika) zararlı bir din, ötekileştirilen bir kitle,
radikal çerçevede terörist odağı haline gelmesinin birçok sebebi bulunmaktadır; dini, siyasi,
ekonomik, sosyolojik, psikolojik vb. birçok neden yüzünden İslam/Müslümanlar,
“ötekileştirilerek” barbar, cahil, gerici gibi adlandırılmalarla batı ve doğu ayrımının bir ucuna
itilmişlerdir. Batı zihniyeti gayretkeşleri İslam ve Müslümanları, özellikle Hz. Muhammed’i
medeniyet ve terakkiyatın düşmanı olarak göstermiş, milletler ve uygarlıklar arası
uzlaşmazlığın belkemiğini oluşturarak literatürde İslamofobi ideolojisini canlı tutmuşlardır.
Örneğin İslam’ın cihat ruhu ile yabancı ülkeleri fethetme mücadelesi birebir örtüştürülmekle
kalınmamış, daha ileri gidilerek kan dökme, masum insanları öldürme, “kılıç dini” boyutuna
kadar götürülmüştür. Günümüzde başta medyanın dezenformasyonu ile bombalı saldırılar,
kılıçla kan dökmeler, saldırılar cihat adıyla toplumlara servis yapılarak terörist,
fundemantalist, barbar kimliğinin örnekleri verilmektedir. DAEŞ, Boko Haram, El Kaide, Eş
Şebab gibi İslam’ı tam olarak temsil etmeyen azınlıktaki örgütler sayesinde medyanın algı
oyunlarıyla tüm İslam alemi terörist, tedhiş örgütü sıfatı ile damgalanmıştır.
Unutulmamalıdır ki, batı zihniyeti bu ideoloji ile sahte bir haklılık ortaya koymuştur.
Sağlam temellere dayanmayan, asılsız düşmanlıklar sayesinde amaca uygun zemin oluşturma
çabaları gözlerden kaçmamaktadır.
Tarihçe
İslamofobi kelimesi “İslam” ve Yunanca “phobos” kelimelerinin birleşmesinden
oluşmuştur. Terim olarak İslamofobi İslam’a karşı önyargı ve Müslüman azınlığa karşı
gösterilen ırkçılık şeklinde anlaşılabilir. 9 İngilizce İslamopobia “İslam korkusu” anlamıyla
Türkçenin pek yabancı olmadığı bir kelimedir. Kelimenin kullanışı bakımından yoğunluk
kazanmasına rağmen geri planının doldurulamadığı görünmektedir. İslamofobi medya ve
siyasi söylemlerde sıkça ifade edilmesi ile aktüel bir kimlik kazanmış, ancak tanımı
konusunda genel geçer bir kabulü söz konusu bulunmamaktadır.
İslamofobi kavramının daha genel anlamda ‘yabancı düşmanlığını ifade eden
‘xenophobia’ kavramının uzantısında geliştirilmiş olduğu açıktır. Buna göre eğer yabancı
düşmanlığı ya da korkusu, Müslüman kökenli insanlara ve gruplara yönelik ise bu olgu pekala
İslamofobi olarak ifade edilebilir.
Xenofobia yani yabancı düşmanlığı, Yunanca xenos/yabancı ve phobos/korku
kelimelerinden oluşmakta ve ‘yabancı korkusu’ anlamına gelmektedir. Korku zamanla
düşmanlığı da beraberinde getirdiği için yabancı korkusu kavramının yerini ‘yabancı
düşmanlığı’ kavramı almıştır. 10
Terminolojik olarak İslamofobi kelimesi yeni görünse de İslam’ın ilk döneminden
itibaren fiili olarak göze çarpmaktadır. Hz. Muhammed’in (SAV) İslam’ı yaydığı ilk andan
itibaren Mekkeli müşrikler tarafından atalarının dininin ortadan kalkması, sürdürdükleri
egemenliklere engel olunması, söz sahipliklerinin elden gitmesi endişeleri de aynı temele
dayanmaktadır. Daha sonraları İslam’ın yayılma ve kabul görmesi, Hıristiyanlığı endişeye
düşürmüş, gerçek olmayan ve belki de Hıristiyanlığın ilerlemesi adına tanışıklı, sahte bir
korku şekliyle sahneye konulmuştur. Ta ki, İsa’dan sonra hızla yayılan din için Yahudiler
8
Rasim Özgür Dönmez, “Küreselleşme, Batı Modernliği ve Şiddet: Batı’ya Karsı Siyasal İslam”, Uluslararası
İlişkiler Dergisi, Cilt 1, Sayı 4, 2004, s. 81-114; Murat Aktaş, Avrupa’da Yükselen İslamofobi ve Medeniyetler
Çatışması Tezi, Ankara Avrupa Çalışmaları Dergisi, 2014, cilt 13. s.47.
9
Nemci Karslı, İslamofobi’nin Psikolojik Olarak İncelenmesi, Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi, Cilt
13, ayı 1, 2013, s.80.
10
Kadir Canatan, “İslamofobi ve Anti-İslamizm – Kavramsal ve Tarihsel Yaklaşım”, Batı Dünyasında
İslamofobi ve Anti-İslamizm, ed. Kadir Canatan, Özcan Hıdır, Eskiyeni Yayınları, Ankara 2007, s.26.
tarafından antisemitizm adına sahte “Hıristofobi”nin ortaya çıkması gibi. Ne var ki, İsa
döneminin coğrafyasına hakim olan Roma Mitra özentili din yapısının asıl korkusu ise
Yahudiler olacaktır.
Roma’nın pagan otoritesi özellikle cılız görünen İsevileri rakip görmeyi bir kenara
bırakırsak, aslında tanımıyorlardı bile. Tanımalarına sebep olan güçlenmeleri değildi ve
zaman gösterecekti ki, Roma’nın, İsa’yı ve zamanla güçlenen ve sayıca çoğalmaya başlayan
yandaşlarını suçlamalarının temelinde Yahudilere olan kızgınlıkları yatacaktı. Çünkü
Roma’nın Jupiter’ine karşı her iki din Yehova’ya inanmıyordu. Ancak Yahudilerin aksine
İseviler kendi inançlarının haricindeki panteist inançları küfür sayıyorlardı. İlk zamanlar bir
diğer monoteist yapı olan Yahudilerin Yaşlı Bilgeler Meclisi (Sandhendrin) tarafından İsevi
doktrinleri pek umursanmamış, ancak halkın yoğun ilgisi karşısında sahip oldukları güç ve
saltanatın kaybolmasından korktukları için Roma Valisi Pontios Pilatus’a şikayet
etmişlerdir.11
Tarihin tanıklığıyla Yahudiliğin kabul görme aidiyeti Hıristiyanlığa olan tepkileri,
Hıristiyanlığın İslam’a tepkileri ile hemen hemen aynı refleksi taşımaktaydı. Ancak ilk tepki
İslam Peygamberine yakın çevresindeki müşriklerle adlandırılsa da uzun süre sonra
Avrupa’nın kendi topraklarında olan Endülüs Emevileri ile düşmanlığın bel kemiği
oluşturuldu. Tarık b.Ziyad’ın Fas’tan İspanya’da aşılmaz Capel Kayalığını (Cebel el Tarık)
ele geçirmesi batının İslam’ı daha yakından tanımasına yol açtı.
732’de gerçekleşen ve Hıristiyanların “işgalci” Müslümanları yendiği Poitiers
harbinden sonra bir sekizinci yüzyıl papazı olarak İsadore Pacencis, bu savaşta Müslüman
ordularını yenen Hıristiyanların yeni kimliğini tanıtmak amacıyla Europenses (Avrupalılar)
terimi icat etmiştir. 12 “Kılıç dini” ve “öteki düşman” olarak İslam, hem Hıristiyan dünyanın
hem de çağdaş Batının kolektif kültürel şuur-altında derinlemesine yer etmiş görünmektedir. 13
Bir azınlığın dini olarak Avrupa’da İslam’ın tarihi, 12.yüzyıldan 15.yüzyıla kadar,
Müslümanlara tölerans gösterilmiş olan İspanya’daki Hıristiyan krallıkta başladı. Kilise,
ortaçağda yaşayan Yahudilere benzer şekilde buna da karşıydı, fakat devlet Müslümanlara
koruma sağlamıştı. 16.yüzyılın başlarında Hıristiyan yönetimindeki tüm Müslümanların zorla
vaftiz edilmesiyle bu durum sona erdi. Bir yüzyıl sonra onların torunları da sürüldü.
Avrupa’nın diğer Hıristiyan ülkelerinde Müslümanlara karşı herhangi bir dini hoşgörü yoktu.
Çok sayıda Müslüman köle güney Avrupa’nın ekonomisinde ortaçağın sonundan köleliğin
kaldırıldığı 19.yüzyıla kadar önemli rol oynamıştı. Bu köleler vaftiz edilerek Hıristiyan
isimleri verildi ve ancak din değiştirmeleri ve vaftiz karşılığında özgürlüklerini
kazanabildiler. 14
Diğer taraftan 1095-1291 yılları arasında Roma Engizisyonunun başlattığı Haçlı
Seferlerinde söz konusu odak noktası İslam’ın Aryanizm uzantısı olarak kabul görmesi,
İstanbul Bizans Kilisesi’nin Hıristiyanlarca otorite kabul edilmesi hakkında endişe duyulması,
uzak doğu dinlerin putperest olarak algılanması şeklinde yersiz düşman edinme tezahürlerinin
arkasında Vatikan egemenliği ve menfaat sağlamayı amaç edindikleri sonraki yüzyıllarda
ortaya çıkmıştır.
Ancak (ilk Haçlı Seferinin başladığı dönem olarak) 11. yüzyıldan sonradır ki Bizans’ın
İslam hakkındaki bilgisi peyderpey artmaya başlamaktadır. Haçlı Seferleri; bu dönemde
görece daha az gelişmiş Hıristiyan toplumlarının tersine, İslam dünyasının servet ve lüks
11
Çetin Orhan, Dinler ve Mitoloji, İştirak Yayınları, İstanbul 2015, s.122.
David Levering Lewis, God’s Crucible: İslam and the Making of Europe, 570 to 1215, New
York:W.W.Norton 2008, ss.172-173.
13
Arthur F.Buehler, Çev. Mehmet Atalay, İslamofobi: Batının “Karanlık Tarafı”nın Bir Yansıması, Ankara
Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 55:1, 2014, s.124.
14
Pieter S.van Koningsveld, “Müslüman Varlığına Avrupanın Tepkisi”, Avrupa ve Amerika Müslümanları, ed.
Hunter, Shireen ve Malik, Huma, çev. Cem Demirkan, Deniz Öktem vd, Gelenek Yayınları, 2003, s.79.
12
yaşantı içinde ‘yüzdüğüne’ dair bir imgeyi takviye edecektir. 15 İslam medeniyeti ve Uzak
Doğu ilminin göz kamaştırıcı cazibesi, tabir yerindeyse batının aklını başından almıştır.
Rönesansı tetikleyen en büyük unsur Çin ve Müslüman Türklerin mistik dünyalarında
ürettikleri bilim ve teknoloji olmuştur. Bir bakıma Avrupa’nın kökenindeki unuttukları
klasikleri Arap yazmalarında buldular. Doğu coğrafyası sadece batı medeniyetinin
terakkisinde değil, her alanda inkışafına yol açtı. İslam’a duyulan yoğun nefretin yanı sıra
İslam alimlerinden örnek aldıkları bir çok alanda hızlı bir gelişme kaydetmişlerdi.
Medeniyetlerinin ilerlemesine yol açan İslam’a şükranlarını sunmak yerine nefretin had
safhada olmasının nedeni aslında, Müslümanlar her ne kadar ileri medeniyete sahip olsalar da
“ikinci sınıf, öteki, alt kimlik insanı” algısı hiçbir zaman değişmediği görülmektedir. Aslında
batı kültürü rönesansın sonucunda ortaya koyduğu insan hakları, hürriyet, demokrasi
alanındaki sosyal gelişimine rağmen, farklı kültürlere, çok sesliliğe, din ve düşünce
özgürlüğüne tahammülleri olmadığını İslamofobide göstermiştir.
Osmanlı İmparatorluğu’nun uzun yıllar Avrupa’da egemen güç olarak kalması
Avrupalının bilinçaltında Türk ve Müslüman korkusu ve düşmanlığının yerleşmesine neden
olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılmasıyla sömürgeci Avrupa Devletleri rövanşçı
zihniyetiyle bazı Müslüman topraklarını işgal ederek Osmanlı’nın Avrupa’da Hıristiyan halka
yapmadığı zulüm ve asimilasyonları uygulamaya koymuşlardır. Müslüman topraklarından
çıkmak zorunda olduklarında ise kendi zihniyetlerine yakın yöneticiler koyarak Müslüman
toplumun uzun yıllar anti demokratik bir şekilde yönetilmesine neden olmuşlardır. 16
Yirminci yüzyıla gelindiğinde doğu ve batı tabiriyle Müslüman ulus devletleri ve
Avrupa Hıristiyan devletleri yerini almıştı. Ancak 1400 yıllık düşmanlık hiçbir şekilde
değişmemişti. Aynı zamanda, şunu hatırlamamız da isabetli olacaktır; bu iki bölgenin seçkin
insanları arasında milyonlarca karşılıklı kişisel değişimler, arkadaşlıklar ve evlilikler İbrahimi
dinler ailesindeki büyük çoğunluğu teşkil edenler arasında paylaşılmış nitelikleri
göstermektedir. Buna rağmen, yirminci yüzyılın ikinci yarısında, İslam’a/Müslümanlara karşı
süre giden düşmanlık bir fobi boyutuna intikal etti. Bu fobiyi İslamofobi haline getiren bir
niteliği, şiddetini Müslümanlara/İslam’a yansıtması olmuştur.17
Artık yeni düzende aşırı sağcı ve ırkçı rejimler iktidar sahibi olmuşlardır. Ne var ki,
modernizmin son döneminde Hıristiyan Avrupa’sı içinde barındırdıkları insan kitlelerinde
eşitliği sağlayamamış, sosyal farklılıklar en aza indirilmiş olsa dahi bireyselliğin aşırı derece
çoğalması sayesinde hümanizme rağmen Müslümanlara tahammül gösteremediler. Hatta 60’lı
yılların sonlarında Türk ve Araplardan iş bulma veya ışıltılı bir hayata kavuşma amacıyla
hızlanan Avrupa’ya göç dalgası dahi İslam’a karşı önyargıları yumuşatamamıştır.
Yetmişli yıllara kadar Batıda geleneksel olarak var olagelen önyargılar bir ölçüde
ortadan kalkmış gibi görünse de, İslamofobi marjinal bir kesim (özellikle aşırı sağcı ve
ırkçılar) tarafından ifade ediliyordu. Avrupa’daki ‘yeni’ İslamofobinin tarihinin göç tarihiyle
sıkı sıkıya bağlantılı olduğu konusunda bir uzlaşma var gibidir. İkinci Dünya Savaşından
1980’e kadar olan ilk döneminde Müslüman göçü, Avrupa’da geçici bir olgu olarak
görüldüğü için Müslümanlar karşısında ciddi bir düşmanlık ve nefret söz konusu değildir.
Hatta tam tersine ‘konuk işçilik’ döneminde Avrupa’da Türk ve Arap işçiler kötü koşullarda
çalıştırılan zavallı insanlar olarak karşılanmıştır. Müslüman göçü, göç veren ülkeler tarafından
değil, göç alan ülkelerin ihtiyaçları tarafından belirlendiği için ilk işçi göçmenler
düşmanlıktan ziyade, günümüzde pek de rastlanmayan, konukseverlikle karşılanmışlardı.
Yetmişli yılların başında resmen durdurulmasına karşın göç kaçak işgücü ve aile birleşimi
15
Matti Moosa, The Crusades: Conflict Between Christendom and İslam (Piscataway, NJ: Gorgias Press, 2008)
Nemci Karslı, İslamofobi’nin Psikolojik Olarak İncelenmesi, Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi, Cilt
13, ay 1, 2013, s.82.
17
Arthur F.Buehler, Çev. Mehmet Atalay, İslamofobi: Batının “Karanlık Tarafı”nın Bir Yansıması, Ankara
Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 55:1, 2014, s.126.
16
gibi nedenlerden dolayı fiilen devam etmiştir. Buna rağmen, bu yasal olmayan göçe karşı o
yıllarda yalnızca aşırı sağ ve ırkçı çevreler tarafından cılız sayılabilecek bir direniş
gösterilmiştir.18
İslam korkusu ve karşıtlığı konusunda en önemli travma 11 Eylül 2001 New York’ta
İkiz Kulelere yapılan saldırıdır. Saldırının hemen ardından ABD Başkanı George Bush şu
açıklamayı yapmıştır: “Terörizme karşı yürütülen haçlı seferi... Dünyanın her bölgesindeki,
her bir ulusun bir karar alması gereken bir zaman bu. Ya bizimle beraber olurlar ya da
teröristlerle beraber.” Ancak terörizm İslam’la özdeşleştirilmişti. O tarihe kadar tehdit ve
sorun olarak görünen İslam karşıtlığı ile bu olayla birlikte bütün dünyada korku ve
güvensizlik hakim oldu. Amerika ve Avrupa başta olmak üzere birçok ülkede azınlıklara,
Müslümanlara, Türklere, yabancılara karşı bir güvensizlik ve korku başlamıştır. Kökleri
derinlerde olan İslam karşıtlığı/düşmanlığı, 11 Eylül’den itibaren hızla artan terör ve
saldırılarla gittikçe keskinleşmiştir.
Sebepleri
1-Müslümanların Kimliği:
Yüzyıllar boyunca batı ve Avrupa’nın İslam’a karşı düşmanlıklarının kaynağının
sadece kendilerinde aramak oldukça cüretkar ve subjektif bir tavır olacaktır. Dolayısıyla
Avrupa’da yaşayan, 1960’lardan itibaren Avrupa’ya göç eden Müslüman kitlelerin İslam’ı
tanıtmada yetersiz olduğu vurgulanabilmektedir. Ne var ki, azınlık ve göçmen olan Müslüman
kitleler arasında, dil, kültür, siyasi, dini, milli açıdan çeşitlilik gözlenmektedir. Başta Türkler,
Kuzey Afrikalılar, Orta Doğu ve Uzak Doğulular olmak üzere oluşan farklı azınlıklar
hakkında İslam bütünlüğü veya genel bir birlikten bahsetmek mümkün değildir.
1980 sonrası özellikle dini alanda Diyanet İşleri Başkanlığı öncülüğünde örgütlenme
eğilimi ortaya çıkmasıyla “resmi İslam” (official İslam)-“karşı İslam” (alternative İslam)
algılaması söz konusu olmuştur. Bu karşıtlığın örgütlenme ve temsil konusunda bir zayıflık
oluşturduğu söylenebilirse de, son yıllarda Türkiye’nin değişen siyasi dini yapısı nedeniyle
söz konusu karşıtlığın önemli ölçüde belirsizleştiği söylenebilir. 19
Bununla beraber Müslüman kimliğindeki bireylerin İslami anlamda bilgi ve
tecrübelerinin yetersiz kaldığı söylenebilir. İslam hükümleri ile yaşantıları arasında
farklılıklara zoraki tevil yapılarak bir yol bulma çabaları daha büyük sorunları ortaya
koymaktadır. Bilgisizliğin verdiği cesaretle, ictihat kapılarının kapandığı, kişiye göre günah
ve haramların hükme bağlandığı, fütursuz fetvalarla masum insanların katledildiği tarih
boyunca göze çarpmıştır. Bu tarz gayretkeşliğin adı ne olursa olsun Allah’ın ve Hz.
Muhammed’in (SAV) bildirdiği ilahi mesajlardan çok uzak bir amacı temsil etmişlerdir.
Orta doğuda kırılgan olarak oluşturulan ulus-devlet sınırlarında din, fikir, etnik yapı
farklılıkları normal şartlarda olumlu ve belki de müsamahalı yaklaşımlar sergilenmekteyken,
bu coğrafyada kaos ve bunalıma dönüşmektedir. İslami ideolojiler yüzünden batı karşısında
İslam’ın/Müslümanların ötekileştirilmesinin yanı sıra Orta doğuda batı sömürgeciliği, İslam
coğrafyasında cihat anlayışının farklı çeşitlerini ortaya çıkarmıştır. En tehlikesi de Allah adına
şiddet, öldürme tarzına dönüşmüş tezahürleridir. Bu sayede şiddet ve korkunun ön planda
tutulduğu ictihat yorumlarının dogmatik yaklaşımlarıyla aşırıcılığa gidilmiştir.
18
Kadir Canatan, “İslamofobi ve Anti-İslamizm – Kavramsal ve Tarihsel Yaklaşım”, Batı Dünyasında
İslamofobi ve Anti-İslamizm, ed. Kadir Canatan, Özcan Hıdır, Eskiyeni Yayınları, Ankara 2007, s.44-45.
19
M.Ali Kirman, İslamofobinin Kökenleri: Batılı mı, Doğulu mu?, İslami Araştırmalar, 2010, s.34; S. Akgönül,
“Din, Çok Bağımlılık ve Kimlik Korkusu Ekseninde Fransa Türkleri”, Türkiye’den Fransa’ya Göç ve Göçmenlik
Halleri, D.Danış ve V.İrtiş, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2008:107-8.
Terörle ilgili sıfatlandırmanın hiçbir şekli İslam’la aynı kategoride değerlendirilmesi
uygun düşmemektedir. Zira İslam’a özgü olan Yüce Allah’ın vahiy temelli yapısı, kültürü,
felsefesi ile bizzat terörün kendisi olamayacağı bilinmelidir. Başka bir ifadeyle İslami terör
veya İslam’a ait terör olamaz. Arapça SLM kökünden türetilen İslam kelimesi; barış,
güvenlik, huzur anlamına gelmektedir. Ancak terörle ilişkilendirilen İslami grupların varlığı
da bir gerçektir. İslam ve İslamcılık ayrımının keskin bir şekilde ayrımı yapılamadığı için
Kur’ân ve Sünnete dayalı İslam yapısının siyasal bir ideolojiye dayandırılması ile radikal bir
sisteme dönüştürüldüğünü İslami gruplarda görebilmekteyiz.
2-Batıdan Kaynaklanan Sebepler:
İslam/Müslüman hakkında hiç bilgisi olmayan batı insanları medya aracılığı ile
irrasyonal ve taraflı bilgi edinmektedir. Çoğu batılı insana göre İslam, şiddet içeren, kan
döken, başka dinlere yaşama hakkı tanımayan, dogmatik bir yapı olarak bilinmektedir. Bunun
en önemli sebebi hiç kuşkusuz radyo, televizyon, gazete ve internettir. İslam’ı aşağılayan
birçok film batının bilinçaltında İslamofobiyi meydana getirmiştir.
Son yıllarda İslam/Müslümanlar aleyhine oluşturulan propagandalara örnekler:
29 Kasım 2009 yılında İsviçre Halk Partisi ve Federal Demokratik Birlik Partisi
öncülüğünde başlatılan kampanya sonucunda İsviçre genelinde bir referandum gerçekleşmiş
ve referandumda İsviçre Halkının %57’si yeni inşa edilecek olan camilere minare
yapılmaması yönünde oy kullanmıştır.
30 Eylül 2005’te Kurt Westergaard tarafından çizilen ve Jyllands Posten gazetesinde
yayınlanan bir karikatürde, Hz. Muhammed’i (SAV) sarığında bomba taşıyan, gaddar bir
terörist olarak çizmiştir. Bu karikatür İslam dünyasında büyük tepkilere yol açmasına rağmen
gazeteye destek vermek için Almanya, Fransa, İspanya, İtalya, Hollanda’daki bazı gazeteler
karikatürü yayınlamışlardır.
Fransa’da Nisan 2011 yılında çıkarılan yasaya göre kamusal alanda Müslüman
kadınların kapanması ve burka giymesi yasaklanmıştır.
27 Mart 2007’de Hollanda’da Özgürlük Partisi Başkanı aşırı sağcı Geert Wilders
“Fitne” isimli İslam’a hakaret içeren filmi internette yayınlamış, sert tepkiler gösterilerek
dava açılmış, ancak hakkında açılan davadan berat etmiştir.
11 Eylül 2010 tarihinde rahip Terry Jones eline Kur’ân alarak yakacağını söyleyerek
“Kur’ân yakma günü” ilan etmiş, ancak 20 Mart 2011’de Kur’ân yakmıştır. Çıkan olaylar
sonucu Afganistan’da Birleşmiş Milletler Yardım Ofisine saldırı gerçekleşmiş ve sekiz kişi
ölmüştür.
22 Temmuz 2011 tarihinde Norveç’in Oslo Şehrinde Ütopya adlı adada yaz kampına
silahla saldıran Anders Behring Breivik, 77 kişiyi öldürmüş, 242 kişiyi yaralamıştır. Gariptir
ki, Breivik’in İslam karşıtlığı ve düşmanlığı, Müslümanların terörist olduğu yönündeki
manifestosu ele geçirilmiştir.
Papa 16.Benedith ve özellikle George Bush başta olmak üzere batının terörle
mücadele için Müslüman ülkelerini işbirliğine davet etmesine rağmen, aynı hassasiyeti
İslamofobi ile mücadelede göstermemektedirler. Çok kültürlülüğü yansıtan Avrupa’nın
aslında farklı bir yapıyla karşılaşınca “öteki”ne tahammülü olmadığını göstermektedir.
Eylül 1988’de Hint Asıllı yazar Selman Rüşdi, Hz. Muhammed’e (SAV) dil uzatan,
İslam’ı pagan putperestliği ile eşit sayan, Kur’ân-ı Kerim’de şeytan tarafından putlara övgü
karıştırıldığını savunan Şeytan Ayetleri kitabını yazdığında özellikle Müslüman ülkelerde
infiale yol açtı. Hakkında ölüm fermanı çıkması nedeni ile İngiltere Kraliçesi tarafından
korunmuş ve 2008 yılında kendisine ‘şövalye’ ünvanı verilmiştir. Aslında şövalyelik ünvanı
Haziran 2007 yılında verilmesi gerekirken İran’ın açık tehdidi zamanı ileri tarihe attığı
zannedilse de BBC’nin açıklamalarında “Rüşdi’nin bu unvan ile ödüllendirilmesinin “bir kez
daha Müslümanları yaralamak” anlamına geldiğinin belirtildiği açıklamada, bu unvanın
“İngiltere’ye ve ülkenin çıkarlarına katkıda bulunan kişilere” verildiğinin altı çiziliyor. 20
Diğer sebep, Müslüman olmayan ülkelerin liderlerinin siyasi çekişmede İslamofobi
faktörünü ön plana çıkarmalarıdır. Batının aşırı sağcı grupları İslam’a önyargıları olan
kitleleri arkalarında sürüklemenin İslamofobi ile daha kalıcı olacağını ön plana çıkarmışlardır.
Kuşkusuz siyasi nedenler sayesinde taraftarından oy alan kesim böylelikle kazançlı çıkmıştır.
İslam ve Müslümanlar üzerinden korku ve kaygı üretimi için her türlü medyayı ve
imkanı kullanarak artık dünya çapında giderek güçlenen bir “İslamofobi Endüstrisinden”
bahsedilmektedir.21 Bu endüstri birilerinin kasasını doldururken veya bazı siyasi partilere oy
olarak dönerken toplumların ve insanlığın barış ve huzuru yara almaktadır. 22
Batı medyasında şiddet içerikli eylemlerin baş aktörü devamlı surette Müslümanlar
olmuştur. Boko Haram’ın, DAEŞ’in, Hizbullah’ın, Taliban’ın yaptıkları medyada defalarca
servis edilirken, Budistlerin Arakan’daki zulümleri, İsrail’in Filistin halkına yaptıkları,
Sırpların Boşnak katliamı aynı etkiyi göstermemiştir.
Kitle medyası; eylemlerin siyasi, ekonomik ve askeri sebeplerini tecrit etmek yerine
Müslümanların bir şekilde dahil olduğu bütün olayları dini saiklerle gerçekleştirilmiş olaylar
olarak resmetmektedir. Öte yandan, örneğin İsrail, Hindistan, ABD ya da Sri Lanka’da din
adına icra edilen şiddet, o dinin diğer mensuplarıyla çok nadir olarak ilişkilendirilir. Dünya
yüzeyinde Hindu, Budist, Yahudi ve Hıristiyan teröristler hakkında bir yazıya neredeyse hiç
rastlanmaz.23
Bu tablonun ortaya çıkmasında, medyanın yanı sıra birçok kurum ve aktörün katkısı
vardır. Bunların başında da siyasi aktörler gelmektedir. Özellikle siyasi aktörler, son kertede
olumsuz İslam algısını besleyen bir yaklaşımla Ortadoğu’ya yönelik bir politika, strateji ve
eylemlerine meşruiyet kazandırmak için köktenci İslam’a, İslamcı teröre gönderme ve vurgu
yapmaktadırlar. Medya ve siyaset iç içe olduğu için, biri diğerini daima beslemekte ve
desteklemektedir. Dolayısıyla bir İslam karşıtlığı sarmalı oluşmakta ve bu sarmal diğer
kurumları da olumsuz etkilemektedir. 24
Doğu ve Batı sentezinin ve özellikle doğunun ötekileştirilmesine zemin hazırlayan en
gizli etken oryantalizm olmuştur. Şarkiyatçıların genel tavrı yaptıkları araştırmaların, tezlerin
olumsuz kısmından ele alarak içselleştirme gayretine girmeleridir. Doğu araştırmacılarının
önyargıları sayesinde, beraberinde şehvet düşkünü, kana bulayan, kin ve nefret tohumları
eken bir doğu tablosunu Avrupa’da resmetmiştir. Doğuya bu kadar nefretle bakılmasına
rağmen düşündürücü olan ise, doğudan aldığı kültür, medeniyet, sanat, bilim, tarih vb.
alanlardaki esin kaynakları ile Avrupalılar rönesans hareketini başlatmışlardır.
Diğer yandan batının bilinçaltındaki İslamofobi için Buehler şu şekilde bir yaklaşım
sergilemiştir: Bireylerde yansıtma ilkesi, Sigmund Freud’un modern psikolojiye katkılarından
biridir. Freud; bireylerin, itiraf edilmemiş olumsuz karakter özelliklerini diğer insanlara
yansıttıklarını keşfetmişti. Bu olumsuz özellikler bütünü “karanlık taraf” diye adlandırılır,
çünkü bu özellikler bireyce görünemez niteliktedir. “(Kötücül) öteki”nin psikolojik olarak
oluşturulma tarzı böyledir. Aynı yansıtma ilkesi; kabile, din ya da millet anlamında insan
grupları için de geçerlidir. Yani, insan grupları sonuç olarak bir “öteki” ya da bir “düşman”
oluşturmak amacıyla kendi karanlık taraflarını diğer insan gruplarına yansıtırlar. Birey
olumsuz bulduğu özellikleri (ve itiraf etmemeyi seçtiği bazı özelliklerini) başka bir bireye ya
20
BBC, http://news.bbc.co.uk/2/hi/uk_news/6760927.stm, erişim tarihi: 27.09.2012.
Nathan Lean, çev. İbrahim Yılmaz, İslamofobi Endüstrisi, DİB Yayınları, Ankara 2005.
22
Ergin Ergül, İslamofobi Olgusu Bağlamında Terörle Mücadele Dili ve Politikaları, TAAD, 2005, Sayı 22,
s.309.
23
Arthur F.Buehler, çev. Mehmet Atalay, İslamofobi: Batı’nın “Karanlık Tarafı”nın Bir Yansıması, Ankara
Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 55:1, 2014, s.131.
24
Vahap Göksu, Rukiye Saygılı, Amerikan Medyasının İslam Algısı, İslamofobi, Kolektif bir Korkunun
Anatomisi, Sempozyum Tebliğleri, Ankara 2012, s.277.
21
da gruba bilinçdışı olarak yansıttığında bir anlamda kötünün somutlaştırılması söz konusu
olur. “Biz onları [ötekiyi ya da düşmanı] kendi kötücül öznel ya da nesnel imgelerimizi
dışsallaştırmak amacıyla kullanırız; diğer bir deyimle, kabul edilemez düşüncelerimizin
yansıtmalarını bu imgelere zemin yaparız (ya da bu imgelere ‘karılmış’ hale getiririz). 25
Aslında batının yöneticileri ve halk arasında İslamofobiyi körükleyen en önemli sebep
bilgisizliktir. Batı için İslam ve diğer yabancı dinler yeterince bilinmediği için devamlı surette
bir korku fenomenidir.
“Her ne kadar her Müslüman terörist değilse de, her terörist Müslüman’dır” ifadesi
Danimarka’da devlet okullarında okutulan bir din dersi kitabından alınmıştır. Bu ülkede
beşinci sınıf öğrencilerine verilen din derslerinde İslam ile ilgili bölüm, “köktendincilik” ve
“terörizm” başlıkları altında ele alınmaktadır. “Biz ve Hıristiyanlık” adındaki ders kitabında
öğrenciler, önce 11 Eylül saldırıları gibi olaylardan ve Usame Bin Ladin hakkındaki ön
bilgilerden sonra İslam hakkında bilgi almaktadır. Bir papaz ve karısı tarafından yazılan bu
kitap, tepkiler üzerine piyasadan kaldırılmışsa da, söz konusu olay, batı dünyasındaki İslam
korkusu ve anti-islamist tutumlar konusunda somut ve önemli ipuçları vermektedir. Her
şeyden önce bu durum, batıda İslam karşıtlığının sadece sivil kesimler tarafından değil, bizzat
devlet tarafından ve eğitim kurumlarında yapıldığını gösterir. 26
İslam’ın “bir insanın ölümünü bütün insanlığın ölümü olarak gördüğünü” söylemeniz,
İslam’ın barış dini” olduğunu anlatmanız, selamın “benden sana zarar gelmez” anlamına
geldiğini haykırmanızın Batı medyası açısından bir değeri ve anlamı yok. Çünkü, küresel
emperyalizm ve küresel sömürü düzeni İslam’ı hedef tahtasına koyarak, şeytanlaştırarak,
itibarsızlaştırarak küresel cinayetlerini, haksızlıklarını, barbarlıklarını meşrulaştırmak, uluslar
arası toplumun idrakinden kaçırmak istiyor.27
Batının kendisinden olmayanı tek tip haline getirerek dışlama politikasının arka
planında kendi tarihinde yaptıklarının inkarı yatmaktadır. İslam’a karşı kurguladıkları negatif
senaryoların ardında yatan da aynı inkar yatmaktadır. Zira ABD ve Avrupa başta olmak üzere
tüm İslam karşıtlarının tarihlerinde birçok katliam, kanlı olay gerçekleştirdikleri halde bu
trajik olayları tam anlamıyla bir tanımın içine veya kategoriye sokulmamıştır. Örneğin
2.Dünya Savaşında Adolf Hitlerin Yahudi soykırımı veya Amerikalıların Kızılderilileri
öldürmelerinde “Hıristiyan terörü” denilmemektedir.
Tam anlamıyla bir kışkırtma örneği sergileyen batının itinayla Müslümanların
hassasiyet gösterdiği iman akidesine hakaret eden veya aleyhinde yaptığı bir propaganda
karşısında Müslümanların gösterdiği reaksiyonu aşağılayan bir pozisyona düşmektedirler.
Sonuç olarak İslamofobi’nin fikri ve fiili alt yapısını oluşturanlara, güncelleyenlere ve
yeni çeşitlerini geliştirenlere yönelik “cevap üretme” noktasında oluşturulan birikimin ve
harcanan enerjinin, “İslam ve Müslümanlar kötü değildir” savunmasından “İslam iyiliği
emreder ve Müslümanlar iyidir” paradigmasına dayanan çağrıya, teklif ve tebliğ zeminine
taşınması gerekmektedir. Bunun yanın Avrupa’nın bilinçli olarak yürüttüğü politikalar
İslam’ın terör ve korku ile yan yana kullanılmasına neden oluyor. Kanaatimizce Avrupa
gerçek anlamda Müslüman olmadığı sürece İslamofobi durumu da devam edecektir. Zira batı
oluşturduğu bu korku ve tehdit algısı sayesinde İslam ülkelerine dilediği gibi müdahale
25
Arthur F.Buehler, çev. Mehmet Atalay, İslamofobi: Batı’nın “Karanlık Tarafı”nın Bir Yansıması, Ankara
Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 55:1, 2014, s.135.
26
Tuba Er, Kemal Ataman, İslamofobi ve Avrupa’da Birlikte Yaşama Tecrübesi Üzerine, Uludağ Üniversitesi
İlahiyat Fakültesi Dergisi, cilt 17, sayı 2, s.766-767; Kadir Canatan, İslamofobi ve Anti-İslamizm-Kavramsal ve
Tarihsel Yaklaşım, Batı Dünyasında İslamofobi ve Anti-İslamizm, ed.Kadir Canatan, Özcan Hıdır, Eskiyeni
Yayınları, Ankara 2007, s.7-8.
27
Ali Yalçın, “Evrensel Ötekileştirme” Aparatı İslamofobiyle Mücadele Yöntemi; İnsan Ortak Kimliğinde
Buluşma, Kamuda Sosyal Politika Dergisi, 2016, sayı 34, s.6
edebilmektedir. Batı kamuoyu da bu algı nedeniyle vicdani olarak belki de hiçbir rahatsızlık
duymamaktadır.
KAYNAKÇA
Sian Morgan, Phobia: A Reassessment: A Reassessment, Karnac Books 2003.
Selçuk Budak, Psikoloji Sözlüğü, Bilim ve Sanat Yayınları, Ankara 2009.
Ronald M. Doctor, Ada P. Kahn, Christine Adamec, The Encyclopedia of Phobias, Fears and
Anxieties, İnfobase Publishing 2009.
Mehmet Zeki Aydın, Belçika’da İslamofobi ve Müslümanlara Yönelik Ayrımcılık,
Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, XII/1, 2008, 7-32.
http://www.runrwmedetrust.orq/publications/pdfs/islaı;ıophobia.pdf (12.06.20.96).
Süddeutsche Zeitung’dan Aktaran Rienk W. Terpstra, “The Mediterranean, As A New
Playing Field For European Security Organizations”, Helsinki Monitor, Vol. 8, No. 1, 1997, s.
48 – 58., Aktaran, Erhan Akdemir, “11 Eylül 2001, 11 Mart 2004 ve 7 Temmuz 2005 Terörist
Saldırılarının Ardından İslam’ın Avrupa’da Algılanışı”, Ankara Avrupa Çalışmaları Dergisi,
Cilt: 8, No:1 (Yıl: 2009).
Bihter Çarhoğlu, “Medeniyetler Çatısması ve Batı Medyasında İslâm Söylemi:
AlmanyaÖrneği”, Doğu Batı Düsünce Dergisi Vol:10 No:41, Doğu Batı Yayınları, Ankara,
2007.
Rasim Özgür Dönmez, “Küreselleşme, Batı Modernliği ve Şiddet: Batı’ya Karsı Siyasal
İslam”, Uluslararası İlişkiler Dergisi, Cilt 1, Sayı 4, 2004.
Murat Aktaş, Avrupa’da Yükselen İslamofobi ve Medeniyetler Çatışması Tezi, Ankara
Avrupa Çalışmaları Dergisi, 2014, cilt 13.
Nemci Karslı, İslamofobi’nin Psikolojik Olarak İncelenmesi, Dinbilimleri Akademik
Araştırma Dergisi, Cilt 13, ayı 1, 2013.
Çetin Orhan, Dinler ve Mitoloji, İştirak Yayınları, İstanbul 2015.
David Levering Lewis, God’s Crucible: İslam and the Making of Europe, 570 to 1215, New
York:W.W.Norton 2008.
Arthur F.Buehler, Çev. Mehmet Atalay, İslamofobi: Batının “Karanlık Tarafı”nın Bir
Yansıması, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 55:1, 2014.
Pieter S.van Koningsveld, “Müslüman Varlığına Avrupanın Tepkisi”, Avrupa ve Amerika
Müslümanları, ed. Hunter, Shireen ve Malik, Huma, çev. Cem Demirkan, Deniz Öktem vd,
Gelenek Yayınları, 2003.
Matti Moosa, The Crusades: Conflict Between Christendom and İslam (Piscataway, NJ:
Gorgias Press, 2008).
Nemci Karslı, İslamofobi’nin Psikolojik Olarak İncelenmesi, Dinbilimleri Akademik
Araştırma Dergisi, Cilt 13, ayı 1, 2013.
Kadir Canatan, “İslamofobi ve Anti-İslamizm – Kavramsal ve Tarihsel Yaklaşım”, Batı
Dünyasında İslamofobi ve Anti-İslamizm, ed. Kadir Canatan, Özcan Hıdır, Eskiyeni
Yayınları, Ankara 2007.
M.Ali Kirman, İslamofobinin Kökenleri: Batılı mı, Doğulu mu?, İslami Araştırmalar, 2010.
S. Akgönül, “Din, Çok Bağımlılık ve Kimlik Korkusu Ekseninde Fransa Türkleri”,
Türkiye’den Fransa’ya Göç ve Göçmenlik Halleri, D.Danış ve V.İrtiş, İstanbul Bilgi
Üniversitesi Yayınları, 2008.
BBC, http://news.bbc.co.uk/2/hi/uk_news/6760927.stm, erişim tarihi: 27.09.2012.
Nathan Lean, çev. İbrahim Yılmaz, İslamofobi Endüstrisi, DİB Yayınları, Ankara 2005.
Ergin Ergül, İslamofobi Olgusu Bağlamında Terörle Mücadele Dili ve Politikaları, TAAD,
2005, Sayı 22.
Arthur F.Buehler, çev. Mehmet Atalay, İslamofobi: Batı’nın “Karanlık Tarafı”nın Bir
Yansıması, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 55:1, 2014.
Vahap Göksu, Rukiye Saygılı, Amerikan Medyasının İslam Algısı, İslamofobi, Kolektif bir
Korkunun Anatomisi, Sempozyum Tebliğleri, Ankara 2012.
Tuba Er, Kemal Ataman, İslamofobi ve Avrupa’da Birlikte Yaşama Tecrübesi Üzerine,
Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, cilt 17, sayı 2.
Ali Yalçın, “Evrensel Ötekileştirme” Aparatı İslamofobiyle Mücadele Yöntemi; İnsan Ortak
Kimliğinde Buluşma, Kamuda Sosyal Politika Dergisi, 2016, sayı 34.
Download