MİLLETLERARASI ÖZEL HUKUK FİNAL SINAVI

advertisement
MİLLETLERARASI ÖZEL HUKUK
FİNAL SINAVI-3.6.2014
CEVAP ANAHTARI
(Tek Numaralı Öğrenciler)
1. Mirasçılık belgesi talebine ilişkin mahkeme kararında yer verilen, yabancı kararın verildiği
ülkede kesinleştiği andan itibaren Türkiye’de hüküm doğuracağı ve dolayısıyla Bayan Rexin’in
murisin sağlığında boşanmış olduğu görüşü sizce yerinde midir? (6 PUAN)
Cevap: Yabancı mahkeme kararlarının Türk hukukunda hüküm doğurması, yabancı kararın niteliğine
göre ya tanınması ya da tenfizi ile mümkün olur. MÖHUK’un 50(1). maddesine göre, Türk
mahkemelerince yabancı karar tanınıp, tenfiz edilmedikçe, Türkiye’de kesin hüküm gücüne sahip
olamazlar ve icra edilemezler. Türk mahkemesince tanınıp tenfiz edilen yabancı karar, Türk hukuku
bakımından kesin hüküm oluşturur. MÖHUK’un 59. maddesine göre, yabancı mahkeme kararlarının
kesin hüküm ve kesin delil etkisi, yabancı mahkeme kararının verildiği ülke hukuku uyarınca
kesinleştiği andan itibaren hüküm ifade eder. Olayda, Bay (HÖ) ile Bayan Rexin arasındaki Alman
Mahkemelerinde görülen boşanma davası neticesindeki boşanma kararı 13.04.2001 tarihinde
kesinleşmiş ve Türk vatandaşı (HÖ) 22.05.2001’de ölmüştür. Bu nedenlerle, Ankara 1. Sulh Hukuk
Mahkemesi kararında yer verilen, yabancı kararın verildiği ülke olan Almanya’da kesinleştiği
13.04.2001 tarihinden itibaren Türkiye’de hüküm doğuracağı ve dolayısıyla Bayan Rexin’in murisin
sağlığında boşanmış olduğu görüşü yerindedir.
2. Gerek vasiyetnamenin geçersizliğinin tespiti ve gerekse mirasçılık belgesi davalarında Ankara
Mahkemelerinin milletlerarası yetkisi var mıdır? Var ise, dayanaklarını açıklayınız. (6 PUAN)
Cevap: MÖHUK’un 40. maddesine göre; Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisini iç hukukun yer
itibariyle yetki kuralları tayin eder. Ancak MÖHUK’ta yer verilen özel yetki kurallarının düzenleniş
biçimleri uyarınca, yabancılık unsuru taşıyan bir uyuşmazlıkta milletlerarası yetkiye sahip bir Türk
mahkemesi bulunup bulunmadığı belirlenirken, MÖHUK’taki özel yetki kurallarının kapsamına giren
bir uyuşmazlık söz konusu ise öncelikle ve sadece ilgili özel kurala bakılmaktadır. Bu itibarla, miras
davaları için MÖHUK’un 43. maddesinde özel bir yetki kuralı ihdas edilmiştir. MÖHUK m. 43
uyarınca, mirasa ilişkin davalar ölenin Türkiye’deki son yerleşim yeri mahkemesinde, son yerleşim
yerinin Türkiye’de olmaması halinde terekeye dâhil malların bulunduğu yer mahkemesinde görülür.
Olayda gerek vasiyetnamenin geçersizliğinin tespiti ve gerekse mirasçılık belgesi davaları birer miras
davasıdır. Olaydaki verilere bakıldığında, Bay (HÖ) Almanya’da ikamet etmektedir ve Ankara’da bir
yerleşim yeri bulunduğuna ilişkin herhangi bir bilgi verilmemiştir. Ancak Bay (HÖ)’nün terekeye
dâhil mallarından İş Bankası’nın Ankara-Meşrutiyet Şubesinde 160.000 Alman Markı tutarında hesabı
bulunmaktadır. Bay (HÖ)’nün Ankara’da tekeye dâhil bir banka hesabı bulunduğundan, olayda her iki
dava bakımından Ankara Mahkemelerinin milletlerarası yetkisi vardır.
3. Küçük Selin’e velayeten annesi (ED)’nin, (HÖ)’nün ölümünden sonra, yabancı boşanma
kararının tanınması-tenfizi davası açması hukuken mümkün müdür? Sizce, bu yöne ilişkin
davalı Rexin’in husumet itirazının reddi yerinde midir? (6 PUAN)
Cevap: Tanıma ve tenfiz davalarında, davanın dinlenebilmesi için, davacının genel hükümlere göre
dava açmakta hukuki yararı bulunmalıdır. Aksi halde dava, husumet ehliyeti bulunmadığından
reddedilir. Nitekim MÖHUK m. 52(1) uyarınca, yabancı ilamın tanınması veya tenfizinde hukuki
yararı bulunan herkes tanıma veya tenfiz talebinde bulunabilecektir. Olayda, yabancı boşanma
kararının tanınması-tenfizi davası bakımından, mirasçılık sıfatı ve oranı etkilenecek olan küçük
Selin’in bu davayı açmakta hukuki yararı bulunmaktadır. Bu nedenle, küçük Selin’e velayeten annesi
(ED)’nin boşanma kararının tanınması-tenfizi davasını açması mümkündür ve dolayısıyla davalı
Rexin’in husumet itirazının reddi yerindedir.
4. Bayan (ED) tarafından, Alman boşanma kararının hem tanınmasına hem de tenfizine karar
verilmesinin istenmesi, tanıma-tenfiz hukuku rejimimiz bakımından yerinde midir? (6 PUAN)
Cevap: Genel olarak mahkeme kararları iki tür sonuç doğurur: kesin hüküm kuvveti ve icra
edilebilirlik. Bir hukuki ilişkinin veya hakkın varlığı veya yokluğu hakkında bir karar elde etmek için
açılan dava sonunda verilen tespit kararları ve inşai (yenilik doğurucu) kararlar gibi icra kabiliyetleri
bulunmayan yabancı mahkeme kararlarının Türk hukukunda yapabileceği tek etki, sahip olduğu kesin
hüküm kuvvetinin Türk hukukunca kabul edilmesidir ve bu da ancak Türk mahkemelerinden verilecek
bir tanıma kararıyla mümkündür. Böyle kararlarda icra edilebilecek türden hükümler yer
almadığından, yabancı kararın Türk hukukunca tanınması yeterli olmaktadır. Yabancı mahkemece
verilmiş karar, bir şeyin verilmesine, yapılmasına veya yapılmamasına ilişkin bir eda kararı niteliğinde
ise, bu tür kararların sadece kesin hüküm kuvvetinin tanınması yeterli olmayacak; ayrıca Türk
hukukunda icra edilebilirliğinin de sağlanması gerekecektir. Bu sebeple yabancı mahkemelerce verilen
eda kararları, Türkiye’de tenfize konu teşkil ederler ve Türkiye’de icra edilebilmeleri için tenfiz
edilmeleri gerekir. Olayda Alman Mahkemelerinden verilen boşanma kararı, yenilik doğurucu
nitelikte bir karar olduğu için, sadece tanınması talep edilebilir. Bu sebeple, tenfize konu teşkil etmesi
mümkün olmayan bir kararın hem tanınmasına hem de tenfizine karar verilmesinin istenmesi, tanımatenfiz hukuku rejimimiz bakımından yerinde değildir.
5. Bayan Rexin’in karar düzeltme talebinin reddi ihtimalinde, yani mevcut ve belirtilen davalar
bakımından iç hukuk yollarının bitmiş olması durumunda, Rexin; evlenme sırasında elde edilen
mallara istinaden veya miras/mülkiyet hakkına istinaden başkaca hukuki yollara gidebilir mi?
(7 PUAN)
Cevap: Bayan Rexin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 1 No’lu Protokolü’ne istinaden temel
haklar arasında sayılan miras/mülkiyet hakkının ihlal edildiği gerekçesi ile Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi’ne başvuruda bulunabilir. Ayrıca Bayan Rexin, evlenme sırasında elde edilen mallara
istinaden mal rejimi davası da açabilecektir.
6. Eşler arasında tanzim edilen 11.12.1997 tarihli vasiyetnamenin iptali davasında, mahkeme
vasiyetnamenin geçerliliğini hangi hukuk kurallarına göre belirleyecektir? Ana hatlarıyla
açıklayınız. (7 PUAN)
Cevap: MÖHUK’un 20. maddesinin 4. ve 5. fıkraları, ölüme bağlı tasarrufların şekil ve ehliyetine
uygulanacak hukuk hakkında düzenleme getirmektedir. MÖHUK m. 20(5) uyarınca, ölüme bağlı
tasarruf ehliyeti, tasarrufta bulunanın, tasarrufun yapıldığı andaki milli hukukuna tabidir. Buna göre
olayda vasiyetnamenin geçerliliği bakımından, (HÖ)’nün ölüme bağlı tasarruf ehliyetine sahip olup
olmadığı Türk hukukuna göre belirlenecektir. Ölüme bağlı tasarrufların şekli ise MÖHUK m. 20(4)
hükmünde düzenlenmiştir. Ancak Türkiye, vasiyetnamelerin şekline uygulanacak hukuk konusunda,
Vasiyet Tasarruflarının Biçimine İlişkin Kanun Uyuşmazlıkları Konusunda 1961 tarihli La Haye
Sözleşmesi’ne taraftır ve bu Sözleşme loi uniforme niteliktedir. Bu sebeple vasiyetnamelerin şekli
hakkında, MÖHUK m. 20(4) yerine 1961 tarihli Lahey Sözleşmesi hükümleri uygulama alanı
bulacaktır. 1961 tarihli Lahey Sözleşmesi ise, vasiyetnamelerin düzenlenmeleri ve geri alınmalarına
ilişkin işlemlerin sırf gerekli şekil koşullarına uyulmamış olmaları nedeniyle hükümsüz sayılmalarına
engel olmak ve vasiyetnameleri mümkün olduğunca ayakta tutabilmek (favor testamenti) amacıyla
düzenlenmiştir. Bu bakımdan Sözleşme vasiyet tasarruflarının şekline ilişkin olarak, birbirine
alternatif teşkil edecek şekilde 8 adet bağlama noktası öngörmektedir. Bunlar: vasiyetçinin vasiyet
tasarrufunu yaptığı ülke hukuku, vasiyetçinin vasiyet tasarrufunu yaptığı anda veya ölümü anında
vatandaşı olduğu ülke hukuku, ikametgâhının bulunduğu ülke hukuku, mutad meskeninin bulunduğu
ülke hukuku ve taşınmazlar söz konusu ise, taşınmazın bulunduğu ülke hukukudur. Buna göre; Bay
(HÖ)’nün düzenlediği vasiyetnamenin şeklen geçerliliği, düzenleme yeri olan Alman hukukuna veya
milli hukuku olan Türk hukukuna göre belirlenebilecektir.
7. Yüksek Mahkeme tarafından da onanan yerel mahkeme kararında yer alan; boşanma
kararının Türk mahkemesince tanınmasına bağlı olarak, boşanma sonucunda eşler arasındaki
vasiyetin Türk MK’nun 181. maddesine istinaden kendiliğinden hükümsüz olduğu görüşü sizce
doğru mudur? (7 PUAN)
Cevap: Boşanma sonucunda eşler arasındaki vasiyet tasarruflarının hukuki durumunun ne olacağı
meselesi, boşanmanın hüküm ve sonuçlarına ilişkindir. Bu nedenle, boşanma kararının Türk
mahkemesince tanınması sonrasında Türk mahkemesinin yapması gereken, boşanmanın hükümlerine
uygulanacak hukuku tespit etmek ve eşler arasında düzenlenen vasiyetin boşanma sonrasındaki hukuki
durumunu bu hukuka göre belirlemektir. MÖHUK m. 14(1) uyarınca, boşanma ve ayrılık sebepleri ve
hükümleri, eşlerin müşterek milli hukukuna tabidir. Tarafların ayrı vatandaşlıkta olmaları halinde
müşterek mutad mesken hukuku, bulunmadığı takdirde Türk hukuku uygulanır. Olayda eşlerin, yani
Bayan Rexin ile Bay (HÖ)’nün müşterek milli hukukları bulunmadığından, boşanma davası anındaki
müşterek mutad meskenleri ise Almanya olduğundan, boşanmanın hükümlerine Alman hukukunun
uygulanması gerekmektedir. Alman hukukuna göre ise, boşanma ile vasiyetname hükümsüz
kalmadığından, yerel mahkemenin ve Yargıtay’ın Türk MK’nun 181. maddesini doğrudan olaya
uygulamaları ve vardıkları sonuç doğru değildir.
8. Eşlerin 22.03.1968 tarihinde, Almanya’nın Berlin şehrinde gerçekleştirdikleri evliliğin Alman
mevzuatına uygun olması, Türk hukukuna uygunluk anlamına gelir mi? Türk Milletlerarası
Özel Hukuk kurallarına göre geçerli bir evliliğin koşulları nasıl belirlenir? (7 PUAN)
Cevap: Evlenmenin geçerliliği; evlenme ehliyeti, şartları ve şekil bakımından incelenmelidir.
Evlenme ehliyet ve şartlarına uygulanacak hukuk MÖHUK m. 13(1)’de düzenlenmiştir. Buna göre;
evlenme ehliyet ve şartları, taraflardan her birinin evlenme anındaki milli hukukuna tabidir. Bu
durumda, Bayan Rexin ile Bay (HÖ)’nün Almanya’da gerçekleştirdikleri evlenme işleminde tarafların
ehliyet ve evlenmeye ilişkin maddi şartlar, Bayan Rexin bakımından Alman hukukuna ve Bay (HÖ)
bakımından ise Türk hukukuna göre incelenecektir. Evliliğin şekline uygulanacak hukuk ise MÖHUK
m. 13(2)’de düzenlenmiştir. Buna göre; evliliğin şekline yapıldığı ülke hukuku uygulanır. Dolayısıyla
Almanya’da evlenen eşler Alman hukukunun şekil şartlarına uygun şekilde evlenmişler ise bu evlilik
Türk hukuku bakımından da geçerli bir evlilik olarak addedilecektir. Bu nedenle, evlenmenin şekli
bakımından eşlerin evliliğinin Alman mevzuatına uygun olması Türk hukukuna uygunluk anlamına
gelirken; evlenme ehliyeti ve evliliğin maddi şartları bakımından Bay (HÖ) açısından Türk hukukuna
göre de bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.
9. Bayan Rexin’in karar düzeltme talebi üzerine Yüksek Mahkeme, vasiyetnamenin Alman
Hukukuna göre boşanma ile sona ermediği sonucuna ulaşır ve Bayan Rexin’i, (HÖ)’nün tek
mirasçısı sayar ise, küçük Selin tarafından Rexin’e karşı (muhtemelen) açılacak tenkis davası
hangi hukuka tabi olacaktır? (6 PUAN)
Cevap: Küçük Selin tarafından Rexin’e karşı açılacak tenkis davası, mirasa ilişkin bir meseledir. Bu
nedenle mirasa uygulanacak hukuku belirleyen MÖHUK m. 20’ye göre değerlendirme yapmamız
gerekir. MÖHUK m. 20 uyarınca, miras ölenin milli hukukuna tabidir. Türkiye’de bulunan
taşınmazlar hakkında ise Türk hukuku uygulanır. Olayda muris Bay (HÖ), Türk vatandaşı olduğundan
tenkis davası Türk hukukuna göre karara bağlanacaktır. Tenkis davasına konu olacak Silivri ve
İstanbul-Fenerbahçe’deki iki adet taşınmaz bakımından da tenkis davası, Türkiye’de bulunan
taşınmazlar hakkında Türk hukuku uygulanacağından, yine Türk hukukuna göre karara bağlanacaktır.
11. Bayan Rexin’in, boşanmanın hukuki sonuçlarına Alman Hukukunun uygulanması gerektiği
iddiasına yer verirken kullandığı “müşterek mutat mesken”, nitelik itibariyle Milletlerarası Özel
Hukuk teorisi bakımından ne anlama gelmektedir ve somut dava bakımından Alman
Hukukunun tatbiki için ispatı gereken mutat meskenin, boşanma davası açıldığında
Almanya’da olduğu kim tarafından ispatlanacaktır? (6 PUAN)
Cevap: Müşterek mutad mesken, nitelik itibariyle Milletlerarası Özel Hukuk teorisi bakımından bir
bağlama noktasıdır. Bağlama noktaları, yabancı unsurlu özel hukuk ilişkilerini belirli bir hukuk
sistemine bağlayan, belirli maddi veya hukuki unsurlardır. Yabancı hukukun uygulanmasını sağlayan
müşterek mutad mesken gibi bağlama noktaları birer maddi vakıadır. Usul hukuku sistemimizde,
istisnalar dışında, maddi vakıaları hâkimin resen araştırması ve hatta bu vakıalar konusunda taraflara
hatırlatmada bulunması hukuken mümkün değildir. Bu nedenle, kural olarak, bağlama noktalarının
ispatı, söz konusu bağlama noktasına dayanarak yabancı hukukun uygulanmasını isteyen tarafa aittir.
Ancak usul hukuku bakımından kamu düzenine ilişkin olan veya kamu yararının bulunduğu konulara
ilişkin davalarda “hâkimin delilleri/vakıaları araştırma ilkesi” geçerlidir. Olaydaki boşanma davaları
da bu nevi davalardandır. Bu nedenle somut olaydaki boşanma davasında, diğer maddi vakıalar gibi
bağlama noktaları bakımından da hâkim, tarafların sağladığı delil ve vakıalarla bağlı olmayıp, yabancı
hukukun tatbikine dayanak teşkil eden mutad meskenin nerede olduğunu re’sen araştırma
yükümlülüğü altındadır.
12. Yüksek Mahkeme tarafından karar düzeltme talebi doğrultusunda yerel mahkeme kararı
bozulur ise, yerel mahkeme tarafından boşanmanın vasiyetnameye etkisi hangi hukuka göre
belirlenecek ve bu hukuk kim tarafından temin edilip, ispatlanacaktır? (6 PUAN)
Cevap: Yüksek Mahkeme tarafından Rexin’in karar düzeltme talebi doğrultusunda yerel mahkeme
kararının bozulması üzerine, boşanmanın vasiyetnameye etkisi Alman hukukuna göre belirlenecektir.
MÖHUK m. 2 uyarınca, hâkim, Türk kanunlar ihtilafını kurallarını ve bu kurallara göre yetkili olan
yabancı hukuku re’sen uygular. Hâkim, yetkili yabancı hukukun muhtevasının tespitinde tarafların
yardımını isteyebilir. Buna göre, somut olayda boşanmanın vasiyetnameye etkisinin belirleneceği
Alman hukukunu hâkim re’sen araştırma ve uygulama yükümlülüğü altındadır. Yabancı hukukun
muhtevasının belirlenmesinde kanun hükmünde bahsedilen taraf yardımı ise sadece hâkimin yabancı
hukukun içeriğini belirlemede başvurabileceği bir imkândır; taraflara yüklenen bir yükümlülük
değildir. Taraf yardımı haricinde yabancı hukukun içeriğinin belirlenmesinde hâkimin başvurabileceği
diğer başlıca imkânlar; konsolosluklara başvurma, Yabancı Hukuk Hakkında Bilgi Edinilmesine Dair
Avrupa Sözleşmesi uyarınca belirlenen merkezi makamların aracılığından yararlanma ve bilirkişiye
başvurma olarak sıralanabilir. Ancak hâkim, re’sen araştırma yükümlülüğü altında olduğundan bu
yollarla edindiği bilgiler ile bağlı değildir. Neticeten, somut olayda Alman hukuku re’sen hâkim
tarafından temin edilecektir.
13. Dünyanın birçok ülkesinde büyük ölçekli yatırımları olan Alman şirketi Mettler’in, yüzde
elli hissesine sahip olduğu Türkiye’de kurulu Met-San şirketi, İstanbul’da bir metro yapım işini
üstlenir. Met-San şirketinin proje sorumlusu olarak, metro işletim sistemleri uzmanı elektrik
mühendisi Rexin’i görevlendirmiş olduğu varsayımında;
a. Rexin hangi mevzuata tabi olarak çalışma izni alabilecektir? Açıklayınız. (5 PUAN)
Cevap: Genel olarak uzun süreli ticari çıkar elde etmek amacıyla, şirket yönetiminde uzun sürede söz
sahibi olmaya yetecek oranda hisse sahibi olmak suretiyle gerçekleşen yatırımlara doğrudan yabancı
yatırım denilmektedir. Doğrudan yabancı yatırımları dolaylı yatırımlardan ayıran özellikler doğrudan
yabancı yatırımcının genel olarak yatırımın denetiminde etkin olması, doğrudan yabancı yatırımcının
daha büyük risk altında bulunması ve genel olarak çok uluslu şirketler tarafından yapılmalarıdır. Türk
hukukunda doğrudan yabancı yatırımlar ile ilgili temel düzenleme Doğrudan Yabancı Yatırımlar
Kanunu’dur. DYYK ile doğrudan yabancı yatırımlara ilişkin temel esaslar ortaya konulmuştur. DYYK
m. 3/g yabancı personel çalıştırılmasına yöneliktir. Ayrıca Doğrudan Yabancı Yatırımlarda Yabancı
Uyruklu Personel İstihdamı Hakkında Yönetmelik yürürlüğe girmiştir. Yönetmeliğin amacı doğrudan
yabancı yatırımlarda istihdam edilecek personelin çalışma izinlerine dair usul ve esasları belirlemektir.
Ancak burada dikkat edilmesi gereken en önemli nokta Yönetmeliğin uygulama alanıdır. Yönetmelik
özellik arz eden yabancı yatırımlarda ve irtibat bürolarında istihdam edilecek yabancı kilit personelin
çalışma izinlerine dair usul ve esasları düzenlemektedir. Yönetmelikte hangi doğrudan yabancı
yatırımların özellik arz eden yatırımlar olarak kabul edileceği ve kimlerin kilit personel olarak
değerlendirilebileceği ortaya konulmuştur. Yönetmelik m. 4 uyarınca yabancı ortakların toplam
sermaye payının en az 400 milyar Türk Lirası olması kaydıyla, şirket veya şubenin son yıl cirosunun
en az 30 trilyon Türk Lirası olması, yabancı ortakların toplam sermaye payının en az 400 milyar Türk
Lirası olması kaydıyla, şirket veya şubenin son yıl ihracatının en az 1 milyon ABD Doları olması,
yabancı ortakların toplam sermaye payının en az 400 milyar Türk Lirası olması kaydıyla, şirket veya
şubede son yıl içinde Sosyal Sigortalar Kurumu’na kayıtlı en az 250 personelin istihdam edilmesi,
şirket veya şubenin yatırımda bulunacak olması halinde, öngörülen asgari sabit yatırım tutarının en az
10 trilyon Türk Lirası olması ya da ana şirketin merkezinin bulunduğu ülke dışında en az bir ülkede
daha doğrudan yabancı yatırımı bulunması şartlarından en az birini sağlayan şirket veya şube özellik
arz eden bir doğrudan yabancı yatırım olarak değerlendirilebilir. Yönetmelik kapsamında kilit personel
tanımı da m. 4’te verilmiştir. M. 4 uyarınca Türkiye’de kurulu bulunan ve tüzel kişiliğe sahip bir
şirketin üst yönetiminde ya da yürütme pozisyonunda çalışmak, şirketin tamamını veya bir bölümünü
yönetmek, şirketin denetçilerinin, idari veya teknik personelinin işlerini denetlemek veya kontrol
etmek, şirkete yeni personel almak ya da mevcut personelin işine son vermek veya bu konularda teklif
yapmak alanlarından en az bir tanesinde görev alan veya bu konularda yetki sahibi; şirket ortağı,
yönetim kurulu başkanı, yönetim kurulu üyesi, genel müdür, genel müdür yardımcısı, şirket müdürü,
şirket müdür yardımcısı ve benzeri mevkilerde görev yapan kişi ya da şirketin hizmetleri, araştırma
cihazları, teknikleri ya da yönetimi için temel sayılan bilgiye sahip kişi veya irtibat bürolarında, yurt
dışındaki ana şirket tarafından adına yetki belgesi düzenlenen en fazla bir kişi kilit personel olarak
değerlendirilir. Olayımızda Dünyanın birçok ülkesinde büyük ölçekli yatırımlar yapan Alman şirketi
Mettler ana şirketin merkezinin bulunduğu ülke dışında bir diğer ülkede de doğrudan yabancı yatırım
yapması sebebiyle özellik arz eden bir yatırımcıdır. Rexin ise şirketin proje sorumlusu olarak metro
işletim sistemleri uzmanı elektrik mühendisi olması sebebiyle kilit personeldir. Bu nedenle Rexin’in
DYYK ve ilgili Yönetmeliğe tabi olarak çalışma izni alması gerekmektedir. Rexin DYYK ve
Yönetmelik uyarınca sağlanan usuli avantajlardan faydalanabilecektir.
b. Rexin’in önceki evliliğinden olan ve annesi ile birlikte Türkiye’de yaşamaya karar veren
Alman vatandaşı oğlu Albert hangi tür ikamet iznine başvurabilir? Açıklayınız. (5 PUAN)
Cevap: Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununda altı çeşit ikamet izni bulunmaktadır. Bunlar
kısa dönem ikamet izni, aile ikamet izni, öğrenci ikamet izni, uzun dönem ikamet izni, insani ikamet
izni ve inan ticareti mağduru ikamet iznidir. Olayımızda Rexin’in önceki evliliğinden olan ve kendisi
ile birlikte Türkiye’de yaşamaya karar veren Alman vatandaşı Albert’in Türkiye’de alması gereken
ikamet izni türü aile ikamet iznidir. Şöyle ki, YUKK uyarınca aile ikamet izni destekleyici olarak
adlandırılan kişiye bağlı olarak kazanılan, ancak aile statüsünde yer alan kişilerin alabileceği özel bir
ikamet izni türüdür. Aile ikamet izni destekleyicinin yabancı eşi ve çocukları ile eşine bağlı ama
kendisinden olmayan çocukları için de alınabilir. Aile ikamet izni alınabilmesi için destekleyicinin
Türkiye’de herhangi bir tür ikamet iznine sahip olan bir yabancı olması yeterlidir. Aile ikamet izni
alınabilmesi için destekleyicinin toplam gelirinin asgari ücretten az olmaması gerekmektedir. aile
üyelerinin destekleyici ile birlikte yaşıyor olması veya birlikte yaşama niyeti taşıması gerekmektedir.
aile ikamet izni süresi iki seneyi ve her halükarda destekleyicinin ikamet izninin süresini geçemez.
Somut olayda Rexin’in oğlu Albert annesi ile yaşamak niyetindedir. Rexin’in asgari ücretten daha az
maaş almadığı düşünülürse oğlunun aile ikamet izni alabileceği kabul edilmelidir.
c. Met-San şirketinin büro olarak kullandığı taşınmazın mülkiyetini iktisap etmesi mümkün
müdür? Açıklayınız. (5 PUAN)
Cevap: Met-San şirketi Türkiye’de kurulu bir şirket olmakla beraber hisselerinin yüzde ellisi Alman
Mettler şirketine aittir. Bu durumda Met-San şirketi yabancı tüzel kişi değildir, yabancı sermayeli
Türk şirketidir. Türk hukukunda yabancı sermayeli şirketlerin taşınmaz edinmesi Tapu Kanunu m.
36’da düzenlenmiştir. Tapu Kanunu m. 36 uyarınca 29/5/2009 tarihli ve 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı
Kanununun 28 inci maddesi kapsamındaki kişiler hariç olmak üzere yabancı uyruklu gerçek kişilerin,
yabancı ülkelerin kanunlarına göre kurulmuş tüzel kişilerin ve uluslararası kuruluşların yüzde elli veya
daha fazla oranda hissesine sahip oldukları veya yönetim hakkını haiz kişilerin çoğunluğunu
atayabilme veya görevden alabilme yetkisine sahip oldukları Türkiye’de kurulu tüzel kişiliğe sahip
şirketler, ana sözleşmelerinde belirtilen faaliyet konularını yürütmek üzere taşınmaz mülkiyeti veya
sınırlı ayni hak edinebilir ve kullanabilirler. Olayımızda Met-San şirketinin yüzde elli hissesi yabancı
tüzel kişi Mettler şirketine ait olduğu için şirket sadece ana sözleşmelerinde belirtilen faaliyetleri
yürütmek üzere taşınmaz edinebilecektir. Met-San’ın büro olarak zaten kullandığı taşınmazı iktisap
etmesi ana sözleşmesinde belirtilen faaliyetler ile ilişkilidir. Bu nedenle şirketinin ilgili büroyu iktisap
etmesi mümkündür.
14. Alman vatandaşı Bayan Rexin’in, Bay (HÖ)’nün ölümünden önce Türk vatandaşlığını
kazanmak için başvuruda bulunmuş olması varsayımında, Bay (HÖ)’nün ölümünün Bayan
Rexin’in evlenme yoluyla Türk vatandaşlığını kazanması üzerinde bir etkisi olur mu?
Açıklayınız. (5 PUAN)
Cevap: Türk vatandaşlığının evlenme yolu ile kazanılması için yapılan başvurudan sonra eşin ölümü,
vatandaşlığın kazanılmasına engel olmaz. Bu durumda aile birliği içinde yaşama şartı aranmaz.
15. Selin’in annesi Bayan (ED)’nin yabancı bir devlet vatandaşı olduğu varsayımında, Selin,
Türk vatandaşlığını hangi yolla kazanabilirdi? Açıklayınız. (5 PUAN)
Cevap: Olayda Türk vatandaşlığının soybağı esasına göre kazanılması söz konusudur. Türk vatandaşı
baba ile yabancı anneden evlilik birliği dışında doğan çocukların soybağı esasına göre doğumla Türk
vatandaşlığını kazanmaları için Türk vatandaşı baba ile çocuk arasında soybağının kurulması
gerekmektedir. Türk hukukunda soybağı babanın çocuğu tanıması, mahkemenin babalığa hükmetmesi
veya anne ile sonradan yapılan evlilik ile kurulmaktadır.
16. Bayan Rexin’in, Türk vatandaşlığını bir takım sahte belgelere dayanarak kazanmış olduğu
varsayımında, bu durum idari makamlarca 15 yıl sonra tespit edilir ise, Rexin’in Türk
vatandaşlığı hakkında herhangi bir işlem yapılabilir mi? Açıklayınız. (5 PUAN)
Cevap: Olayda Türk vatandaşlığına alınma kararının iptali durumu vardır. İlgilinin yalan beyanı veya
vatandaşlığı kazanmaya esas teşkil eden önemli hususların gizlenmesi durumunda kişinin Türk
vatandaşlığı iptal edilir. Burada on beş yıllık sürenin bir önemi bulunmamaktadır. Kanunda Türk
vatandaşlığının iptali ile ilgili bir süre sınırı yoktur.
Download