On Birinci Mektup`un Dördüncü Mesele`sinde anlatılmak istenen

advertisement
Sorularlarisale.com
On Birinci Mektup'un Dördüncü Mesele'sinde anlatılmak
istenen nedir?
"... Ölenin annesi için altıda bir hisse vardır..." (Nisâ, 4/11).
Bu ayet, ölen kimsenin mirasından annesinin altı da bir hisse sahibi olduğunu
söylüyor. Şimdiki medeniyetin miras anlayışı ise anneye miras hakkı tanımıyor.
Üstad Hazretleri bu meselede medeniyetin bu miras anlayışını tenkit ediyor.
"İşte böyle muhterem ve muazzez bir hakikati taşıyan bir valideyi
veledinin malından mahrum etmek, o muhterem hakikate karşı ne
kadar dehşetli bir haksızlık, ne derece vahşetli bir hürmetsizlik, ne
mertebe cinayetli bir hakaret ve arş-ı rahmeti titreten bir küfran-ı
nimet ve hayat-ı içtimaiye-i beşeriyenin gayet parlak ve nâfi bir
tiryakına bir zehir katmak olduğunu, insaniyetperverlik iddia eden
insan canavarları anlamazlarsa, elbette hakikî insanlar anlar. Kur'ânı Hakîmin hükmünü, ayn-ı hak ve mahz-ı adalet olduğunu
bilirler..."(1)
Aynı medeniyet anlayışı Kur’an’ın mirasta erkeğe iki, kıza bir verilmesini adaletsiz
görüp eşitlemesi de haksız bir tutumdur.
“... İşte, mimsiz medeniyet, nasıl kız hakkında, hakkından fazla hak
verdiğinden böyle bir haksızlığa sebep oluyor...”(2)
cümlesi bu hususa işaret ediyor.
Toplumsal hayatta hükümler ve kanunlar çoğunluğun haline göre şekillenir ve ona
münasip bir biçimde tasarlanır. Toplumun genelinin bünyesine uygun olmayan
kanun ve kurallar fıtri olmadığı için, toplum içinde tutunamaz, köksüz ve esassız
kalır. Bu sebeple kanunlar ve kurallar toplum hayatının bünyesine uygun olmalıdır.
İslam’ın getirmiş olduğu kurallar, toplumun bünyesine ve fıtrata uygun kurallardır.
page 1 / 2
Bu sebeple beşeri hukuklar gibi eskimez ve pörsümez; her dönem taze ve zinde
kalır. Beşer terakki ettikçe, İslam kanunları kökleşir ve tazelik kazanır.
Bunlardan bir tanesi de miras hukukudur. İslam’da kadın, babasının
mirasından üçte bir alırken, erkek üçte iki alır. Zahiren adil durmayan bu hüküm
aslında fıtrata ve adalete daha uygundur. Zira kadın fıtraten zayıf ve narin
olmasından dolayı, bir erkeğin himayesine ve nikahına muhtaçtır. Erkek ise fıtraten
sağlam ve kuvvetli olmasından dolayı kadının nafakasını temin etmekle mükelleftir.
Böyle olunca erkek, babasından aldığı üçte iki mirasın üçte birisini kadın ve ailesi
için kullanmak zorundadır. Kadının, babasından aldığı üçte bir miras ise kendisine
aittir. Böyle olunca, aritmetik olarak erkek ile kadın arasında bir eşitlik sağlanmış
olur. Demek kadın, babasından üçte bir almak ile eksik almış olmuyor.
Bu kanunun hikmeti, kadın, babasının mirasını yarı yarıya bölse idi, diğer erkek
kardeşleri ve babası nazarında mirası bölüp yabancı adama götüren birisi olarak
görülüp ruhen bir düşmanlık hissi başlayacaktı. Faraza kadının başına boşanmak
gibi bir iş gelse, erkek kardeşleri bu intikam ve düşmanlık hissi ile kadını hiç
sahiplenmeyecekler ya da iyi bakmayacaklar. Bu da zarif ve narin olan kadının ruh
dünyasında derin yaralar açacak. Ama kadın, mirasın üçte birisini aldığı zaman,
diğer üçte biri kadının bir emaneti gibi erkek kardeşlerinde kalacağı için, bir minnet
ve şefkat oluşturacak ve bu da akrabalık bağlarını zinde ve sağlam tutacaktır.
Böylece erkek, kız kardeşine bakmaya ve sahiplenmeye kendini mecbur hissedecek.
Günümüzde miras yüzünden husumet ve kavgaların çok olması, hatta ölümler ile
neticelenmesi meselemizi teyit eder.
Dipnotlar:
(1) bk. Mektubat, On Birinci Mektup.
(2) bk. a.g.e.
page 2 / 2
Powered by TCPDF (www.tcpdf.org)
Download