(YÜKSEK LİSANS TEZİ) Perihan Kendirci Gıda Mühendisliği

advertisement
i
EGE ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ
(YÜKSEK LİSANS TEZİ)
KEFİR VE KEFİR TANESİNDE AFLATOKSİN M1 TAYİN
YÖNTEMİNİN GELİŞTİRİLMESİ VE KONTAMİNE
SÜTLERDEN KEFİRE VE KEFİR TANELERİNE AFLATOKSİN
M1 GEÇİŞİNİN ARAŞTIRILMASI
Perihan Kendirci
Gıda Mühendisliği Anabilim Dalı
Bilim Dalı Kodu: 614.01.00
Sunuş Tarihi: 12/09/2002
Tez Danışmanı: Prof.Dr. Tomris ALTUĞ
Bornova-İzmir
ii
iii
Sayın Perihan KENDİRCİ tarafından YÜKSEK LİSANS TEZİ
olarak sunulan “Kefir ve Kefir Tanesinde Aflatoksin M1 Tayin
Yönteminin Geliştirilmesi ve Kontamine Sütlerden Kefire ve Kefir
Tanelerine Aflatoksin M1 Geçişinin Araştırılması” adlı bu çalışma,
“Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliği”nin 12 inci madde (c) ve (d)
bentleri ve Enstitü yönergesinin ilgili hükümleri dikkate alınarak
tarafımızdan değerlendirilmiş olup yapılan sözlü savunma sınavında aday
oy birliği ile başarılı bulunmuştur. Bu nedenle Perihan KENDİRCİ’nin
sunduğu metnin yüksek lisans tezi olarak kabulüne birliği ile karar
verilmiştir.
12/09/2002
Adı Soyadı
İmza
Juri Başkanı ; Prof.Dr. Tomris ALTUĞ
....................................
Raportör
; Doç.Dr. Şahika GÖNÜL
....................................
Üye
; Yrd.Doç.Dr. Cem KARAGÖZLÜ ...................................
Dr. Süleyman BORUZANLI
Enstitü Sekreteri
Prof. Dr. Emür Henden
Enstitü Müdürü
iv
v
ÖZET
KEFİR VE KEFİR TANESİNDE AFLATOKSİN M1 TAYİN
YÖNTEMİNİN GELİŞTİRİLMESİ VE KONTAMİNE
SÜTLERDEN KEFİRE VE KEFİR TANELERİNE AFLATOKSİN
M1 GEÇİŞİNİN ARAŞTIRILMASI
KENDİRCİ, Perihan
Yüksek Lisans Tezi, Gıda Mühendisliğ Bölümü
Tez yöneticisi: Prof.Dr. Tomris ALTUĞ
Eylül 2002, 67 Sayfa
Bu tezde kefir ve kefir tanesinde Aflatoksin M1 tayini için uygun
yöntem geliştirilmiş ve kontamine sütlerden kefire ve kefir tanelerine
Aflatoksin M1 geçişi ve depolamanın etkisi araştırılmıştır. Ayrıca
kefirden izole edilen iki bakterinin kültür ortamında Aflatoksin M1’e
etkisi incelenmiştir.
Kontamine edilmiş kefir ve kefir tanesinde Aflatoksin M1 analizi
için yapılan denemeler sonucunda imünoafiniti kolon ile saflaştırmadan
sonra YBSK analizi tekniğinin en doğru sonuç veren yöntem olduğu
belirlenmiştir. Söz konusu yöntem kullanılarak kefir için %75, kefir
tanesi için ise %65 geri kazanım değeri saptanmıştır.
Aflatoksin M1 tayini için belirlenen yöntem kullanılarak
laboratuvar koşullarında 0.1, 0.2 ve 0.5 µg/l düzeylerinde Aflatoksin M1
ile kontamine edilen sütlerden kefir eldesinde bu toksinin kefire ve kefir
tanesine geçişi incelenmiştir. Kefire geçiş oranı sırasıyla %60, 60 ve 80;
kefir tanesine geçiş oranı ise sırasıyla %1.6, 2.6 ve 2.6 olarak
belirlenmiştir. Depolamanın kefirdeki Aflatoksin M1 üzerine etkisinin
olmadığı belirlenmiştir.
Kefirden izole edilen bakterilerin kültür ortamında Aflatoksin M1
üzerine etkisi ile ilgili kesin bulgular elde edilememiştir.
Anahtar Sözcükler: sütten kefire ve kefir tanesine aflatoksin M1 geçişi,
kefirde ve kefir tanesinde aflatoksin M1, Aflatoxin M1 için immunoassay
teknik
vi
vii
ABSTRACT
DEVELOPMENT OF AFLATOXIN M1 ANALYSIS METHOD IN
KEFIR AND KEFIR GRAIN AND INVESTIGATION OF THE
CARRY-OVER OF THE AFLATOXIN M1 FROM
CONTAMINATED MILK TO KEFIR AND KEFIR GRAIN
KENDİRCİ, Perihan
MSc in Food Engineering
Supervisor: Prof.Dr. Tomris ALTUĞ
September 2002, 67 Pages
In this thesis, the appropriate method is developed for
determination of Aflatoxin M1 in kefir and kefir grain and the carry-over
of the Aflatoxin M1 from contaminated milk to kefir and kefir grain and
changes that occur during storage are investigated. The effect of two
bacteria isolated from kefir on Aflatoxin M1 is also observed in culture
medium.
As the result of the experiments conducted for analysis of Aflatoxin
M1 in contaminated kefir and kefir grain, the application of
immunoaffinity column with HPLC analysis technique were found as the
most accurate method. The recovery values obtained by this method for
kefir and kefir grain were found to be 75% and 65%, respectively.
By using this method, the carry-over of Aflatoxin M1 from milk
contaminated at 0.1, 0.2 and 0.5 µg/l levels in laboratory conditions to
kefir and kefir grain was investigated. The carry-over ratio of Aflatoxin
M1 to kefir in respect to the contamination levels (0.1, 0.2 and 0.5 µg/l)
were found to be 60, 60 and 80%, whereas they were dedected as 1.6, 2.6
and 2.6% in kefir grain. It was also determined that there wasn’t any
effect of storage of Aflatoxin M1 level in kefir.
There weren’t precise results which indicate the effect of bacteria
on Aflatoxin M1 in cultured medium.
Key Words: carry-over of Aflatoxin M1 from milk to kefir and kefir
grain, Aflatoxin M1 in kefir and kefir grain, immunoassay technique for
Aflatoxin M1
viii
ix
TEŞEKKÜR
Değerli önerileri ve yönlendirici katkılarıyla bu çalışmanın her
aşamasında bana destek veren değerli hocam Sayın Prof. Dr. Tomris
ALTUĞ’a ,
Vermiş oldukları maddi destek ile bu çalışmanın yürümesini
sağlayan Araştırma Fon Saymanlığına,
Bu çalışmada kullandığım immunoaffinity kolonları ve Aflatoksin
M1 standardını ve konu ile ilgili her türlü yardımı sağlayan Sincer Dış
Ticaret A.Ş.’ye,
Kefir üretiminde hammadde olarak kullandığım kefir tanelerini
sağlayan ve çalışmamın özellikle kefir ile ilgili bölümlerinde
yardımlarını esirgemeyen Yrd. Doç. Dr. Cem KARAGÖZLÜ’ye,
Gereksinim duyduğum her anda yanımda ve arkamda olduğu
duygusunu uyandırarak manevi desteğini her zaman hissettiğim Yrd.
Doç. Dr. Yeşim ELMACI’ya,
Umutsuzluğa düştüğüm her an arkamda olan ve desteklerini
esirgemeyen değerli hocam Yrd. Doç. Dr. Kemal DEMİRAĞ’a ve
arkadaşım Murat ZORBA’ya,
Tüm tez çalışmam boyunca bana vermiş oldukları sonsuz destek,
özveri ve anlayış için sevgili aileme,
içtenlikle teşekkürlerimi sunarım.
Perihan KENDİRCİ
x
xi
İÇİNDEKİLER
Sayfa
ÖZET.....................................................................................................v
ABSTRACT....................................................................................... vii
TEŞEKKÜR.........................................................................................ix
ŞEKİLLER DİZİNİ........................................................................... xiii
ÇİZELGELER DİZİNİ ......................................................................xiv
KISALTMALAR DİZİNİ...................................................................xv
1 GİRİŞ................................................................................................1
2 ÖNCEKİ ÇALIŞMALAR................................................................7
2.1. Aflatoksin M1 İle İlgili Genel Bilgiler ......................................7
2.2. Kefir İle İlgili Genel Bilgiler...................................................10
2.3. Aflatoksin M1 Tayin Yöntemleri.............................................16
2.4. Süt ve Süt Ürünlerinde Aflatoksinler İle İlgili Çalışmalar......21
3 MATERYAL VE METOD ............................................................26
3.1. Materyal ..................................................................................26
3.2. Metod ......................................................................................26
3.2.1. Kefir üretimi ................................................................26
3.2.2. Sütte Aflatoksin M1 Tayini İçin Gerçekleştirilen
Deneme........................................................................27
3.2.2.1. İmmunolojik yöntem ............................................27
3.2.3. Kefirde Aflatoksin M1 Tayininin
Geliştirilmesi Amacıyla Yapılan Denemeler...............28
3.2.3.1. I. Yöntem..............................................................29
3.2.3.2. II. Yöntem ............................................................31
3.2.3.3. III. Yöntem ...........................................................33
3.2.3.4. IV. Yöntem...........................................................35
3.2.4. Kefir Tanesinde Aflatoksin M1 Tayininin
Geliştirilmesi Amacıyla Yapılan Denemeler...............37
xii
İÇİNDEKİLER (devam)
Sayfa
3.2.4.1. I.Yöntem .............................................................. 37
3.2.4.2. II. Yöntem ............................................................ 37
3.2.5. Sütten Kefire ve Kefir Tanesine Aflatoksin M1
Geçişinin Belirlenmesi Amacıyla Sütün
Kontaminasyonu ......................................................... 38
3.2.6. Kefirin Depolanması ................................................... 38
3.2.7. Kefirden Elde Edilen Bakteri İzolatlarının
Aflatoksin M1 İle Etkileşimlerinin Besiyerinde
İncelenmesi ................................................................. 38
3.2.7.1. Laktik Asit Bakterilerinin İzolasyonu,
Saflaştırılması, Etkili Laktik Asit
Bakterilerinin Tanımlanması................................ 38
3.2.7.2. Laktik Asit Bakterilerinin Aflatoksin M1 İle
Kontamine Olan Besiyerinde
Geliştirilmesi ........................................................ 39
3.2.7.3. Aflatoksin M1 Analizi .......................................... 40
4 BULGULAR VE TARTIŞMA ...................................................... 41
4.1. Süt, Kefir ve Kefir Tanesinde Aflatoksin M1 Tayini İçin
Uygun Yöntemin Belirlenmesi İle İlgili Bulgular .................. 41
4.2. Sütten Kefire ve Kefir Tanesine Aflatoksin M1 Geçişi........... 44
4.3. Depolama Denemeleri İle İlgili Bulgular................................ 46
4.4. Bakteri İzolatları İle Besiyerinde Gerçekleştirilen Analizler
İle İlgili Bulgular ..................................................................... 47
5 SONUÇ .......................................................................................... 49
KAYNAKLAR DİZİNİ...................................................................... 52
EKLER................................................................................................ 59
ÖZGEÇMİŞ ........................................................................................ 67
xiii
ŞEKİLLER DİZİNİ
Şekil
Sayfa
1.1
Aflatoksin B1, B2, G1, G2, M1 ve M2’nin kimyasal yapıları ........2
2.1
İmmunoaffinity kolonların çalışma ilkesi..................................18
xiv
ÇİZELGELER DİZİNİ
Çizelge
1.1
Sayfa
Aflatoksin B1, B2, G1, G2, M1 ve M2’nin bazı fiziko-kimyasal
Özellikleri.................................................................................... 2
1.2
Türk Gıda Kodeksi Yönetmeliğine göre gıdalarda bulunmasına
izin verilen aflatoksin miktarları ................................................ 3
1.3
Kefirin mikrobiyolojik yapısı...................................................... 5
2.1
Kefirin bileşimi.......................................................................... 12
2.2
Kefirin çeşitli hastalıklarda alternatif tedavi yöntemi
olarak kullanımı ile ilgili öneriler.............................................. 15
4.1
Süt, kefir ve kefir tanesinde farklı analiz yöntemleri ile elde
edilen geri kazanama değerleri.................................................. 41
4.2
0.1, 0.2 ve 0.5 ppb düzeyinde kontamine edilen sütten
kefir üretiminde kefire ve kefir tanesine Aflatoksin M1
geçiş düzeyleri........................................................................... 44
4.3
Kontamine süt kullanılarak elde edilen kefirlerin buzdolabı
koşullarında (+4 ˚C) 10 günlük depolanması süresince
Aflatoksin M1 içeriklerinde gözlenen değişimler...................... 46
4.4
Besiyerinde gerçekleştirilen analizler ile ilgili bulgular............ 48
xv
SİMGELER VE KISALTMALAR
Simgeler
Açıklama
˚C
dk
g
kg
l
ml
ppb
ppm
RSDR
RSDr
v/v
µg
µl
Santigrad derece
Dakika
Gram
Kilogram
Litre
Mililitre
Milyarda bir kısım
Milyonda bir kısım
Yenilenebilirlik açısından relatif standard sapma
Tekrarlanabilirlik açısından relatif standard sapma
hacim/hacim
Mikrogram
Mikrolitre
Kısaltmalar
AT
CMO
E.Ü.
ELISA
IDF
ISO
İTK
RIA
TGKY
TS
TSE
YBSK
YPİTK
Avrupa Topluluğu
Karboksi Metil Oksim
Ege Üniversitesi
Enzim Bağlı Radyo İmmunosorbent Analiz
Uluslararası Süt Federasyonu
Uluslararası Standardizasyon Örgütü
İnce Tabaka Kromatografisi
Radyo İmmunoanaliz
Türk Gıda Kodeksi Yönetmeliği
Türk Standardı
Türk Standardları Enstitüsü
Yüksek Basınç Sıvı Kromatografisi
Yüksek Performans İnce Tabaka Kromatografisi
1
GİRİŞ
Aflatoksinler Aspergillus flavus ve Aspergillus parasiticus adı
verilen küflerin bazı suşları tarafından üretilen toksik maddeler olup
uygun sıcaklık ve nem koşullarında pek çok gıda için kontaminasyon
kaynağı oluşturmaktadırlar.
Aflatoksinler ilk kez 1960 yılında İngiltere’deki bir çiftlikte yer
fıstığı küspesi ile beslenen hindilerin ölümü ile keşfedilmiştir. Yapılan
çalışmalar sonucunda yemlerde A. flavus küfü saptanmış ve bu küfün
neden olduğu zehirlenmelerin önceleri “X Hastalığı” olarak bilinen
hastalıkla aynı belirtileri gösterdiği belirlenmiştir. Söz konusu küfün
oluşturduğu mikotoksinlere “Aflatoksin” adı verilmiştir (Goldblatt
1969;Yaygın ve Demiryol, 1980; Ueno, 1987).
Gıdalardaki aflatoksinler mavi ve yeşil floresans verme
özelliklerine göre B1, B2, G1 ve G2 olmak üzere dört temel bileşik halinde
bulunurken aflatoksin B1 ve B2’nin vücuttaki metabolitleri olan
aflatoksin M1 ve M2 “süt toksini” olarak bilinmektedirler. Şekil 1.1’de
aflatoksinlerin kimyasal yapıları, Çizelge 1.1’de ise bazı fizikokimyasal
özellikleri verilmektedir
Aflatoksinlerin sıçanlarda karaciğer kanseri oluşturma potansiyeli
en yüksek olan maddeler olduğu bilinmektedir. Bir kıyaslama yapmak
gerekirse sıçanlar için kanserojen bir madde olan sakkarinin kanser
oluşturma potansiyeli aflatoksin B1’den 50 milyon kat daha azdır (Jones,
1992).
Aflatoksin B1 ile kontamine besinleri tüketen memeliler bu toksini
4-hidroksi metaboliti şekline dönüştürüp süt yolu ile vücutlarından
uzaklaştırırlar. Söz konusu metabolit “süt toksini” veya Aflatoksin M1
olarak bilinmektedir. Aflatoksin B1’li yem tüketen hayvanların sütlerinde
aflatoksin M1’e rastlanmış ve bu maddenin aflatoksin B1 ile benzer
toksisite gösterdiği bulunmuştur. Hayvanın yemle aldığı aflatoksin B1’in
yaklaşık % 0.35 ile %3 arasındaki düzeylerde sütte aflatoksin M1’e
dönüştüğü bilinmektedir. Aflatoksin M1 süt ve süt ürünlerinde stabil olup
pastörizasyondan etkilenmediği için bir kontaminasyon durumunda süt
tüketen kişilerin ve özellikle bebeklerin sağlığı açısından riskli durumlar
ortaya çıkabilmektedir (Galvano et al., 1996).
2
Şekil 1.1: Aflatoksin B1, B2, G1, G2, M1 ve M2’nin kimyasal yapıları
(Hussein ve Brasel, 2001)
Çizelge 1.1: Aflatoksin B1, B2, G1, G2, M1 ve M2’nin bazı fizikokimyasal özellikleri (Bahar,1996)
Aflatoksin
Molekül
formülü
B1
Molekül
ağırlığı
Kristalleri
Erime
noktası
(˚C)
UV altında
floresans
özelliği
C17H12O6 312
Soluk sarı
267
Mavi
B2
C17H14O6 314
303-306
Mavi
G1
C17H12O7 328
257-259
Yeşil
G2
C17H14O7 330
237-240
Yeşil
M1
C17H12O7 328
299
Mavi
M2
C17H14O7 330
Beyaz,
iğnesiz
Renksiz,
iğnesiz
Renksiz,
iğnesiz
Renksiz,
düzlem
Renksiz,
düzlem
293
Mavi
3
Aflatoksinler insanlar da dahil olmak üzere pek çok hayvan türünde
kanserojenik, mutajenik ve teratojenik etki göstermektedirler. Aflatoksin
B1 ile kontamine olan gıdaları tüketen süt sığırlarının sütleriyle bir miktar
Aflatoksin M1 salgılanmaktadır. Avrupa Topluluğu (AT) sütteki yüksek
Aflatoksin M1 kontaminasyonunun önlenmesi amacı ile gıdalardaki
Aflatoksin B1 miktarı düzenlemişlerdir. AT tarafından yapılan düzenleme
ile 1984 yılında hayvan yemlerinde bulunabilecek maksimum Aflatoksin
B1 miktarı 10µg/kg olarak belirlenmiş olup, Aralık 1991’de bu miktar
5µg/kg’a düşürülmüştür. Aflatoksin B1 miktarı ile ilgili olarak yapılan bu
düzenleme Aflatoksin B1’in Aflatoksin M1’e oransal dönüşümü göz
önüne alınarak belirlenmiştir (Veldman et al., 1992).
Ülkemizde 1990 yılına kadar aflatoksinlerin gıdalarda bulunma
miktarları ile ilgili bir sınır belirtilmemiştir. 1990 yılında o dönem
bakanlıklarından Tarım Orman Bakanlığının çıkardığı aflatoksin
kontrolüne dair tebliğ ile gıda maddeleri, çocuk mamaları, tarım ürünleri
ve hayvan yemleri için izin verilen maksimum aflatoksin miktarları
belirlenmiştir (Altuğ ve Elmacı, 1995). 1997 yılında ise Türk Gıda
Kodeksi ile gıdalarda bulunmasına izin verilen maksimum aflatoksin
miktarları yeniden düzenlenmiş olup çizelge 1.2’de gösterilmektedir.
Çizelge 1.2. Türk Gıda Kodeksi Yönetmeliğine göre gıdalarda
bulunmasına izin verilen aflatoksin miktarları (TGKY, 1997)
Madde
Gıda maddesi
Aflatoksin B1
Aflatoksin B1
Aflatoksin B1
Aflatoksin B1
Aflatoksin M1
Aflatoksin M1
Aflatoksin M1
Baharatlar
Hububatlar
Hububat unları
Tüm gıda maddeleri
Peynir
Süt ve süt ürünleri
Bebek mamaları ve
devam formülleri
Bebek gıdaları ve
hazır karışımlar
Tüm gıda maddeleri
Aflatoksinler
(B1+B2+G1+G2)
Aflatoksinler
(B1+B2+G1+G2)
Kabul edilebilir en
yüksek değer (mg/kg)
0.005
0.002
0.002
0.005
0.00025
0.00005
0.00002
0.00001
0.010
4
Kefir çok eski bir geçmişi olan özellikle Kafkasya’da, bazı Orta
Doğu ve Avrupa ülkelerinde üretilen hafif alkollü, ekşi ve köpüklü bir süt
içkisidir. Söz konusu içeceğin sindiriminin kolaylığı, serinletici ve iştah
açıcı niteliği, ve bazı hastalıkları iyileştirici etkisi hem tüketiminin
artmasına neden olmuş hem de çok sayıda araştırıcının ilgisini üzerine
toplamıştır (Ergüllü ve Üçüncü, 1993).
Kefir yapımı basit olduğu gibi hammadde olarak her çeşit çiğ ya da
pastörize süt (inek, koyun, keçi vb.) ve hatta peynir suyu
kullanılabilmektedir (Kaptan,1982). Kefir üretiminde kullanılan kefir
taneleri beyazımsı renkte, karnabahara benzer yapıda, bezelye ya da
fındık büyüklüğündedir. Kefir taneleri kazein ve birbirleriyle ortaklaşa
yaşayan mikroorganizmaların meydana getirdiği jelatinimsi kolonilerden
oluşmuştur. Sütü fermente edici rol oynayan kefir taneleri basit olarak süt
proteini, maya, küf, bakteri ve süt yağının bir bileşimidir. Tanenin en
önemli özelliği fermantasyon sonunda süzülerek geri alınması ve tekrar
tekrar kullanılabilmesidir Kefir tanesinde genel olarak bulunan
mikroorganizmalar; laktik asit bakterileri, asetik asit bakterileri, laktozu
fermente eden ve edemeyen çeşitli mayalardır. Mikroorganizmaların
çeşit ve miktarları taneden taneye değişmekle beraber genel olarak
bulunanlar; Lactococcus lactis, Lactobacillus brevis, Lactobacillus
acidophilus,
Lactobacillus
caucasicus,
Leuconostoc
kefir,
Saccharomyces
torulopsis,
Saccharomyces
carlbergensis,
Saccharomyces kefir, Torula kefir ve Saccharomyces fragilis olarak
sayılabilir (Karagözlü, 1990). Toklu (1999) ise kefirde bulunan
mikroorganizmaları çizelge 1.3’de görüldüğü şekilde sınıflandırmaktadır.
Kefir taneleri ıslak veya kuru saklanabilmektedir. Basit bir saklama
yöntemi kefir üretiminde kullanılmış olan tanelerin su ile yıkanması ve
oda sıcaklığında kurutulması olarak bildirilmektedir. Ancak bu yöntem
tanelerin kontamine olmasına ve kommensal floranın değişmesine neden
olabilmektedir. Dondurarak kurutma yöntemi çok daha iyi bir sistemdir.
Kültür, toz veya küçük kristaller şeklinde saklanmakta iki üç ara kültür
eldesinden sonra kefir taneleri ortamda gelişmeye başlamaktadırlar.
Bunun dışında, yıkanan tanelerin steril bir ortamda süspansiyon halinde
buzdolabı sıcaklığında birkaç ay aktivitelerini kaybetmeden saklanması
mümkün olabilmektedir (Tamime, 1990).
Sağlık açısından önemli yararları olan kefirin tüberküloz, hazım
bozuklukları ve kanser üzerinde olumlu etkiler gösterdiği belirlenmiştir.
5
Mide iltihapları, depresyon, karaciğer ve safra hastalıkları, enfeksiyonlar,
sarılık, iç ve dış urlar, kronik bağırsak iltihapları, egzama, atardamar
problemleri, yüksek tansiyon, ishal ya da kabızlık gibi pek çok hastalığın
tedavisinde diyet tamamlayıcı olarak kullanıldığında iyileştirme sürecini
hızlandırdığı bilinmektedir (Koçak ve Gürsel, 1981).
Çizelge 1.3: Kefirin mikrobiyolojik yapısı (Toklu,1999)
Mikroorganizma
Çoğunlukla bulunan türler
Karakteristiği
Lactobacilli
Lb. brevis, Lb. kefir
Lb. kefir içilecek kefirde 8x107
mo/g oranında iken tanede
9x107 mo/g oranında bulunur.
Lb. paracasei subsp. Paracasei,
Lb. plantarum, Lb. acidophilus,
Lb. delbrueckii subsp.
bulgaricus, Lb. kefiranofaciens
Lc. lactis subsp. lactis,
Lc. lactis var. diacetylactis,
Lc. lactis subsp. Cremoris
Kefir tanesinde 109 mo/g
oranında iken içecekte bu oran
2x107’dir.
Lactococci
Taneden ve içecekten değişik
oranlarda (108-109 mo/g) izole
edilmiştir. Inkübasyonun ilk 1.
saatinde hızlı asitlik gelişimini
sağlar.
Yüksek
asitlik
değerlerinde inhibe olur.
Leuconostoc
Ln. mesenteroides subsp.
mesenteroides,
Ln. mesenteroides subsp.
dextranicum, Ln. mesenteroides
subsp cremoris, Ln. lactis
Lactococlarla birlikte anılırlar.
Taneden ve içecekten izole
edilmiştir. Tat ve aroma
oluşumuna katkısı vardır.
Streptococci
Asetik asit
bakterileri
S. thermophilus, Acetobacter
aceti, Acetobacter rasens
Genellikle bulunur. Tane mikro
florasında simbiyosis sağlar.
Kefirin viskozitesini arttırır.
Mayalar
Laktozu fermente edemeyenler:
Saccharomyces cerevisiae,
Saccharomyces unisporus
Laktozu fermente edenler:
Candida kefir, Kluyveromyces
marxianus var. marxianus
Tanede maya oranı 105-6x107
mo/g, içilecek kefirde maya
oranı 2x104-7x105 mo/g dır.
Mayaların çoğunluğu laktozu
fermente edemeyen mayalardır.
Simbiyosise katkısı vardır. CO2
oluşumundan sorumlu olduğu
gibi kefirin karakteristik tat ve
aromasını da verir.
6
Kefir içinde yer alan mikroorganizmalar ile kültür ortamında
yapılan çalışmalar (Karunatre et al.. 1990; Luchese ve Harrigan 1990;
Gourama ve Bullerman 1995; Pierides et al. 2000), bu
mikroorganizmaların aflatoksin degradasyonuna neden olduğunu
göstermiştir. Organizmaların besiyerinde gösterdikleri bu degrade edici
özelliğin kefir tanesi içindeki simbiyoz yaşamda da sürebileceği, kefir
eldesi sırasında sütte bulunan aflatoksinlerin inhibe edilebileceği
düşünülmektedir. Bu nedenle çalışmamızda kontamine sütlerden kefire
ve kefir tanelerine Aflatoksin M1 geçişinin araştırılması planlanmıştır. Bu
amaçla Aflatoksin M1 ile kontamine edilmiş kefirde söz konusu toksinin
analizi için çeşitli kimyasal yöntemler denenmiş ve geri kazanımlarına
bakılarak en uygun yöntem belirlenmeye çalışılmıştır. Aflatoksin M1
tayini için uygun yöntemin belirlenmesinden sonra, laboratuvar
koşullarında Aflatoksin M1 ile kontamine edilen sütten kefir eldesinde bu
toksinin kefire ve kefir tanesine geçişi ve depolama sırasında değişimi
incelenmiştir. Çalışmada ayrıca kefirden izole edilen iki bakterinin kültür
ortamında Aflatoksin M1 üzerine etkisi de araştırılmıştır.
7
2
ÖNCEKİ ÇALIŞMALAR
2.1 Aflatoksin M1 İle İlgili Genel Bilgiler
Mikotoksin ifadesi Yunanca’da küf anlamına gelen “mykes” ve
latincede zehir anlamına gelen “toxicum” kelimelerinden türetilmiştir.
Günümüzde mikotoksin terimi, bazı küf türleri tarafından üretilen ve
tüketildiğinde insan ve hayvanlarda hastalıklara veya ölümlere neden
olan maddeler olarak tanımlanmaktadır. Mikotoksinlerin tüketilmesi ile
oluşan hastalıklara ise “mikotoksikosiz” adı verilmektedir.
Mikotoksin oluşumu fungal gelişme ile yakından ve sıkı bir
bağlantı içindedir. Vejetatif büyümeden oldukça sonra, küflerin
ölümünün ardından toksinler ortamda kalmaya devam edebilirler.
Mikotoksinler üremenin logaritmik fazın sonlarında veya duraklama
fazının başlangıcında üretilen ikincil metabolitlerdir (Lang and Lang,
1973).
Aflatoksin oluşumu daha çok yerfıstığı, Brezilya kestanesi, ceviz,
badem, fındık, antep fıstığı, pamuk tohumu, sorgum (bir çeşit darı), milet
(akdarı) ve incir gibi bitkisel ürünlerde gözlenmektedir. Hayvansal
ürünlerde ise aflatoksin gelişimine daha az rastlanmaktadır. Hayvansal
gıdalarda aflatoksin açısından ana kaynak hayvanın toksik yem tüketmesi
durumunda kalıntının geçtiği süt ve hayvansal dokulardır. Bazı bitki ve
baharatlar antifungal (küf gelişimini önleyici) özelliklere sahip olup
mikotoksin üremesine izin vermezler, ancak çoğu gıda küf gelişimine ve
mikotoksin oluşumuna olanak sağlamaktadır. Peynir, kürlenmiş et
ürünleri ve soya fasulyesi gibi bazı gıdalar mikotoksin oluşumuna daha
az olanak sağlamaktadır. Kuraklık etkisi, böcek hasarı ve kimyasal
hasarlar A.flavus ve diğer küf türlerinin yer fıstığı, pamuk tohumu ve
diğer
tohumları
kontamine
etmesini
kolaylaştırmakta
ve
hızlandırmaktadır. Sulama sistemleri ile kuraklığın önlemesi, böcek
hasarlarının ve mekanik hasarların minimizasyonunu sağlanmak suretiyle
bazı önlemler alınabilmektedir. Hasat öncesi A.flavus üremesine karşı
dayanıklı yer fıstığı çeşitleri ve mısır hibritlerinin geliştirilmesi de
kontrol yöntemi olarak önerilmektedir. Mikroorganizma rekabeti küf
gelişiminin ve mikotoksin oluşumunun kısıtlanmasını sağlamaktadır.
Oksijen konsantrasyonunun (<%1) düşürülmesi ve/veya diğer gazların
konsantrasyonlarının arttırılması (örneğin >%90 CO2) küf gelişimini ve
8
mikotoksin oluşumunu zayıflatabilmektedir. Küf gelişimi ve mikotoksin
oluşumunun
kontrolünde
antimikrobiyal
maddeler
de
kullanılabilmektedir. Sorbik asit, potasyum sorbat, propiyonik asit ve
propiyonatlar geniş bir spektrumda benzoatlardan daha etkili
antimikrobiyal özellik göstermektedirler. Ayrıca sodyum diasetat ve
BHA (bütillendirilmiş hidroksi anisol) gibi diğer maddeler de antifungal
aktiviteye sahiptirler. Tarçın, karanfil ve hardal gibi bitki ve baharatlar,
normal kullanım düzeylerinde katıldıklarında da yeterli antifungal
aktivite
sağlayabilmektedirler.
Sodyum
hipoklorit,
potasyum
permanganat, hidrojen peroksit ve sodyum perborat, amonyak, kükürt
dioksit ve sülfitler gibi birçok oksidasyon ajanı aflatoksin ile reaksiyona
girerek yapısını değiştirmektedirler (Bullerman et al., 1984; Ueno, 1987;
Altuğ vd., 1990; İçibal ve Altuğ, 1992; Elmacı ve Altuğ, 1994; Altuğ ve
Elmacı, 1995; Özer ve Altuğ, 1985).
Gıdada aflatoksin oluşturan küflerden A.flavus’un üremesi için
%85 bağıl nem (buğday mısır %18-18.5 nem, ayçiçeği tohumu %13.5
nem) ve 0.85 su aktivitesi gerekmektedir. Genelde küfler için optimum
gelişme sıcaklığı 30 ºC olmasına karşın, A. flavus 45-50 ºC’a kadar
üreyebilmektedir (Altuğ ve Elmacı, 1995).
Aflatoksinin organizma üzerindeki etkisinin, hücre çekirdeğindeki
DNA ile birleşip m-RNA oluşumunu etkilemesi olduğu bilinmektedir.
Bunun sonucu olarak da 5-10 dakika içinde protein sentezi bloke
edilmekte ve mitoz bölünme aşaması gerçekleşmediğinden hücre
ölmektedir. Bazı hayvanlar aldıkları aflatoksini karaciğerlerinde
metabolize ederek daha toksik maddelere dönüştürürler. Böyle
hayvanların aflatoksine duyarlılığının fazla olduğu gözlenmiştir.
Aflatoksin zehirlenmelerinde plazmadaki enzimlerin düzeylerinde artış
olmasına karşın karaciğer enzimlerinin aktivitelerinde azalmalar
olmaktadır. Aflatoksinler temel vitamin metabolizmasına da zarar
verirler. A vitamininin depo edilmesini engellerler, kanda ise Mg, P ve
Ca düzeylerinde azalmalara neden olurlar (Yaygın ve Demiryol, 1980).
Aflatoksine doğrudan veya kontamine yem tüketmiş hayvanlardan
elde edilen gıdaları tüketerek maruz kalan kişilerde hepatik ve
ekstrahepatik kanserojen olgular gözlenmiştir. Ayrıca aflatoksinlerin
çocuklarda protein enerji malnutrisyonu sonucu ortaya çıkan
Kwashiorkor hastalığı ile de ilişkili olduğu bulunmuştur (Rustom,1997).
Aflatoksinler deney hayvanlarında hepatokanserojen olarak iyi
bilinmekte ve gıdaların aflatoksin ile kontaminasyonu insan ve hayvan
sağlığında ciddi problemlere neden olmaktadır. A. flavus çoğu gıdanın ve
9
hayvan yeminin aflatoksin ile kontaminasyonundan sorumlu olsa da
aslında yalnızca A. flavus’un bazı türleri bu toksik metaboliti
üretmektedir (Ueno, 1987). Hayvanın yemle aldığı aflatoksin B1’in sütte
aflatoksin M1’e dönüşüm oranı %0.35-3 arasında değişmektedir (Yaygın
ve Demiryol, 1980). Aflatoksin M1 süt ve süt ürünlerinde stabil olup
pastorizasyondan etkilenmediği için bir kontaminasyon durumunda süt
tüketen kişilerin ve özellikle bebeklerin sağlığı açısından riskli durumlar
ortaya çıkabilmektedir (Altuğ ve Elmacı, 1995; Galvano et al., 1996).
Tüketilebilir hayvansal dokulardan insan diyetine geçen aflatoksin
kalıntıları açısından en büyük potansiyele sahip olan süt ve süt ürünleri,
bebek ve çocukların da ana besin kaynağı olduğundan bu ürünlerde
aflatoksin M1 oluşumu büyük önem taşımaktadır (Galvano et al., 1998).
Süt ürünlerinde mikotoksin; hayvanların tükettiği yemlerin
kontaminasyonu (indirekt kontaminasyon), veya süt ürünlerinin küf ile
kontaminasyonu sonucunda mikotoksin oluşumu (direkt kontaminasyon)
sonucu bulunabilmektedir (Barrıos et al., 1996; Yaygın ve Demiryol,
1980).
İndirekt kontaminasyonda Aflatoksin B1’in vücuda alımının
ardından ilk 12-24 saatte sütte Aflatoksin M1 belirlenebilmektedir. Bir
günlük ördek yavrularında LD50 değerleri Aflatoksin B1 için 0.24 mg/kg,
Aflatoksin M1 için ise 0.32 mg/kg olduğu halde Aflatoksin M1 sıçanlarda
ve ördek yavrularında Aflatoksin B1 kadar toksiktir. Söz konusu
toksinlerin her ikisinin de alabalık karaciğerinde benzer kanserojen etki
gösterdiği belirlenmiştir (Lopez, 2001; Sinhuber 1970’den). Rothschild
(1992) Aflatoksin B1 ve Aflatoksin M1’i insan kanserojenleri arasında
sırasıyla kanserojen ve olası kanserojen olarak sınıflandırmıştır. Ayrıca
Aflatoksin M1’in Aflatoksin B1’den 10 kat daha az kanserojen olmasına
karşın yüksek genotoksik aktiviteye sahip olduğu gözlenmiştir (Lopez,
2001).
10
2.2 Kefir İle İlgili Genel Bilgiler
Fermente süt ürünleri içerisinde bugün dünyada yoğurttan sonra en
fazla tanınan kefir, çok eski çağlardan beri Kafkasya’da üretilen ve
buradan dünyaya yayılan sindirimi kolay, serinletici, hafif alkollü, ekşi
ve köpüklü bir süt ürünüdür (Toklu, 1999, Karagözlü ve Kavas, 2000).
Kefirin ne zaman ve nasıl oluştuğu kesin olarak bilinmemekle beraber,
ilk kez Kafkasya’da Elburus dağları eteklerinde bulunan “Gaucase”
köyünde oluştuğu, burada yaşayan köylülerin sütleri deri tulumlar
içerisinde fermentasyona bırakmaları ile “airan” adı verilen bir süt
mamulünün elde edildiği ve yapımının gizli tutulduğu, ve Rusya’da
yayınlanan “Kefir” kitabının 1884 yılında Almancaya çevrilmesiyle bu
içeceğin Avrupa’ya yayıldığı görüşü hakimdir (Toklu, 1999; Ergüllü ve
Üçüncü, 1983). Bir başka görüş ise kefirin kaynağının 1300’lerde
Himalayalar’a (şimdiki Tibet) dayandığı yönündedir (Kroger, 1993).
Halen dünyada kefir tüketimi özellikle Rusya ve SSCB’den ayrılan
ülkeler, ABD, Macaristan, Polonya, Norveç, İsveç, İsviçre, Romanya,
Finlandiya, Almanya, Brezilya, Fransa, İsrail, Lüksemburg’da oldukça
önemli düzeylerdedir (Toklu, 1999; Kılıç vd., 1999, Karagözlü ve Kavas,
2000). Son yıllarda da İngiltere ve Japonya’da etnik bir içecek olarak
önem kazanmıştır (Toklu, 1999). Ülkemizde endüstriyel boyutta kefir
üretimi yapılmamaktadır. Ancak bu içecek geleneksel üretim yolu ile
evlerde bireysel olarak üretilmekte ve tüketilmektedir (Kılıç vd., 1999).
Kefirin bileşiminde %0.5-1.5 etil alkol, %0.6-0.8 süt asidi ve %50
CO2 (hacimsel olarak) bulunmaktadır. Sindiriminin kolaylığı, serinletici
ve iştah açıcı niteliği ve bazı hastalıklardaki iyileştirici etkisi bu içeceğin
hem tüketiminin artmasına neden olmuş, hem de çok sayıda araştırıcının
ilgisini üzerinde toplamıştır (Ergüllü ve Üçüncü, 1983; Karagözlü ve
Kavas, 2000). Kefirleri asit, alkol ve CO2 içeriklerine göre; zayıf kefir
(asit, alkol ve CO2 açısından fakir), orta sert kefir, sert kefir ve çok sert
kefir (asit ve alkolce zengin, CO2 miktarı fazla, dolayısıyla çok köpüklü)
diye sınıflandırmak da mümkündür. Tatlı kefir 24 saatlik, orta sert kefir
48 saatlik, sert kefir 3 günlük, çok sert kefir de daha uzun süre
fermantasyon sonucu yapılabilmektedir. Çok sert kefirde laktoz oranı
%75 oranında azalma göstermektedir. Bu kefir türlerinin dışında ekşi süt
kefiri, kefir sodası, glikozlu kefir ve peynir suyu kefiri gibi değişik
özellikte ürünler de bulunmaktadır (Kaptan, 1982; Koçak ve Gürsel.
1981; Üçüncü, 1980).
11
Kefir üretiminde kültür olarak kullanılan kefir taneleri,
Kafkasya’da keçi tulumu içinde, inek sütünün dana ve koyun şirdenleri
ile pıhtılaştırılması sonucunda elde edilmektedir. Pıhtılaştırmanın
yapıldığı tulumun iç yüzeyinde birkaç hafta sonra oluşan süngerimsi bir
kabuk tabakası alınmakta ve bölünerek kurutulmaktadır. Kuruma
sonunda oluşan küçük topaklar kefir taneleridir (Koçak ve Gürsel. 1981).
Bazı Müslüman bölgelerde “Peygamber Darısı” olarak adlandırılan
kefir taneleri; sarımtırak-beyaz renkte, çapı 1-2 mm’den 3-6 mm’ye
kadar değişen karnabahar veya patlamış mısır görünümündedir. Yüzeyi
pürüzlü ve helezonik yapıdaki kefir taneleri suda erimezler ancak süte
atıldıkları zaman şişerler ve renkleri beyazlaşır. Kefir tanelerinin
bulunduğu ortamın önemli bir bölümü suda çözünen ve kefiran olarak
adlandırılan eşit miktarda glikoz ve galaktozdan oluşan polisakkarit bir
tabaka ile kaplıdır. İyi bir kefir tanesi elastiki yapıda olmalı, yapışkan ve
yumuşak olmamalıdır, ve tanenin polisakkaritten meydana gelmiş ve
içerisinde bir miktar kazein ile yağ bulunduran bir özellik taşıması
gerekmektedir. Tane içerisinde bulunan mikroorganizmalar simbiyoz bir
yaşam sürdürmekte ve süt içerisine bırakılan taneden, immobilize bir
sistemle süt içerisine mikroorganizmalar geçebilmektedir. Taneden süte
geçen mikroorganizma türleri içinde süt asidi bakterileri, asetik asit
bakterileri ile mayaların bulunduğu saptanmıştır. Laktozu fermente
edemeyen mayalar tanenin daha iç kısımlarında, laktozu fermente edenler
ise, tanenin daha yüzeyinde bulunmakta ve tane yüzeyinde de laktik asit
bakterileri ile asetik asit bakterileri yer almaktadır. Ancak konuyla ilgili
olarak yapılan farklı araştırmalarda, tane yapısında bulunan
mikroorganizma türlerinin, birbirlerine olan oranlarıyla sayılarının,
tanelerin orijinine ve kullanım şartlarına göre değiştiği belirlenmiştir
(Karagözlü ve Kavas, 2000; Toklu, 1999; Kroger, 1993; Tavlaş, 1986;
Liu ve Moon, 1983; Ergüllü ve Üçüncü, 1983; Koçak ve Gürsel, 1981;
Üçüncü, 1980).
Kefir, genellikle inek, koyun ve keçi sütlerinden üretilmektedir.
Laktik asit ve alkol fermantasyonlarının bir arada yürümesi sonucunda
oluşan kefir, sindirimi kolay, ferahlatıcı ve iştah açıcı özelliklerinin yanı
sıra bazı hastalıklara da iyi gelen ve içerdiği CO2 nedeniyle de köpüren
bir özelliğe sahip olan bir içecektir (Karagözlü ve Kavas, 2000). Tane
içindeki mikroorganizmaların proteolitik aktiviteleri kefirin reolojik
özellikleri ile çeşitli miktar ve türde tat ve aroma sağlamaktadır (Kılıç
vd., 1999). Sütün içindeki tüm besleyici ögeleri içermesi nedeniyle
yüksek beslenme değerine sahip olan kefirin bileşimi çizelge 2.1’de
verilmektedir.
12
Çizelge 2.1: Kefirin bileşimi (Karagözlü, 1990)
Bileşim
Yüzde değeri
Bileşim
Yüzde değeri
Kuru madde
11.63
Kül
0.69
Yağ
2.80
Asitlik (SH)
39.26
Protein
3.57
Alkol (ppm)
1365
Laktoz
3.35
Asetaldehit (ppm)
29.5
Kefir taneleri tercihen 18-22˚C’de süt içerisinde gelişimlerine izin
verildiğinde, taneden süt içine dağılan mikroorganizmalar sütte asit,
lezzet, diğer metabolitler ve ikincil yapısal değişimler oluştururlar.
Böylece kefir tanelerinin kütlesi bir dereceye kadar artar ve daha fazla
ana kültür eldesi için bölünebilirler. Tanelerden uzaklaştırılmış kefir
inokulum olarak kullanılabilmekte, ancak mikroorganizmaların orijinal
dengesi karıştığı için sonraki inokulasyonlarda kabul edilebilir bir ürün
eldesinde başarılı olamamaktadır (Kroger, 1993).
Kefir tanesinde farklı patojen mikroorganizmaların yaşamsal
aktivitelerinin belirlenmesi ile ilgili olarak yapılan çalışmalarda, koliform
grubu bakterilerinin doğal olarak kefir mikroflorası tarafından inhibe
edildiği, ayrıca Shigella ve Salmonella gibi patojen mikroorganizmaların
da kefir saf kültürü ile birlikte üreyemedikleri belirlenmiştir. Söz konusu
patojenlerin üreyememeleri ile ilgili nedenlerin, kefir fermantasyonu
sırasında meydana gelen biyokimyasal olaylar ile ilgili olduğu
belirlenmiş ve söz konusu biyokimyasal olaylar araştırmacılar tarafından
şu şekilde sıralanmıştır;
-
Laktozdan laktik asit oluşumu (laktik asit fermantasyonu)
-
Laktozdan etil alkol ve CO2 oluşumu (alkol fermantasyonu)
-
Kefire özgü tipik mayayı andırır kefir aroması oluşumu
-
Sınırlı ölçüde proteinin pepton ve aminoasitlerle parçalanması (yavaş
proteoliz) (Karagözlü ve Kavas, 2000; Toklu, 1999).
Geleneksel kefir üretiminde çiğ ya da pastörize süt kullanılmakta
ve süt 5 dakika kaynatılarak 20-25 ˚C’ye soğutulmaktadır. Üretim
paslanmaz çelik veya cam bir kavanozda yapılmakta, bakır ile
alüminyum tencere gibi kapların kesinlikle üretimde kullanılmadıkları
görülmektedir. Kaynatılmış ve belirli sıcaklığa kadar soğutulmuş süt
13
içerisine %3-5 oranında kefir tanesi ilave edilerek ağzı hava alacak ancak
toz, sinek gibi kontaminasyon kaynakları bulaşmayacak şekilde
kapatılmaktadır. 20-25 ˚C’de yaklaşık 18-24 saat süren fermantasyon
sonucunda kefir oluşmakta ve bu sırada kefirin pH’sı 4.7 civarına
ulaşmaktadır. Bu süre boyunca kefirin sık sık karıştırılması
gerekmektedir. Fermantasyon sonunda kefir temiz bir süzgeç ile
süzülmekte ve süzgeçte kalan kefir taneleri tekrar kullanılabilmektedir.
Süzüntü bir süre buzdolabında bekletilip olgunlaştırılmakta ve daha sonra
da tüketici tercihine göre soğuk olarak tüketilmektedir. Geleneksel yolla
üretilen kefirlerin raf ömrü 3 gün kadardır (Karagözlü ve Kavas, 2000;
Toklu, 1999).
Süt endüstrisi ilerlemiş ülkelerde kefir üretimi bir endüstri niteliği
taşımaktadır. Endüstriyel amaçlı kefir üretiminde, farklı yöntemler
kullanılmakla birlikte, söz konusu yöntemlerin tümünde temel ilke aynı
olup üretimin ilk basamağında yağlı veya yarım yağlı %8 kuru maddeli
inek sütü homojenize edilmektedir. Üretimin ikinci aşamasında söz
konusu süt 90-95 ˚C’de 5-10 dakikalık ısıl işleme tabi tutulmakta ve daha
sonra da 18-24 ˚C’ye soğutulup %2-8 oranında kefir kültürü ile
aşılanmaktadır. Aşılama işleminden sonra gerçekleşen inkübasyonun
genellikle tankta yapıldığı ve inkübasyon süresinin 18-24 saat sürdüğü
bildirilmektedir. İnkübasyon sonucunda oluşan pıhtı pompalar ile
parçalanıp paketlenmektedir. Firmaların üretim proseslerine göre kefir
bazen pakette 12-14˚C veya 3-10˚C’de 24 saat olgunlaştırıldıktan sonra
buzdolabı koşullarında satışa sunulmaktadır (Karagözlü ve Kavas, 2000).
İyi bir kefir akıcı kıvamda homojen ve parlak bir görünümde
olmalıdır. Topaklı yapı kefir için kusur sayılmaktadır. Kefir içildiği
zaman hafif maya tat ve aroması hissedilmeli, serinletici bir etki
göstermelidir. Kefir, 1-2 hafta buzdolabında depolanabilmekte ve
depolanma sırasında asitlik, CO2 ve alkol miktarı artmaktadır. Bu
nedenle kefir; tatlı kefir, orta sert kefir, çok sert kefir olarak
sınıflandırılmaktadır. Kefirin bileşimi ve kimyasal özellikleri yapımında
kullanılan sütün niteliklerine, inkübasyon ve soğuk odada muhafaza
süresine bağlı olarak değişmektedir.(Karagözlü ve Kavas, 2000; Toklu,
1999; Koçak ve Gürsel, 1981).
Kefir, içerdiği protein, mineral maddeler ve yağ miktarı açısından
içme sütüne benzer özellikler göstermesinin yanı sıra; serinletici ve
ferahlatıcı tadı nedeni ile süt kürlerinde süte oranla daha kolay
tüketilebilmektedir. Literatürlerde kefirin organizmayı genç ve kararlı
durumda tuttuğu, bazı mide ve bağırsak rahatsızlıklarını iyileştirdiği
14
açıklanmıştır (Toklu, 1999). Yapılan çeşitli araştırmalarda kefir tüketimi
ile uzun yaşam arasında bir bağ bulunmuştur (Tavlaş, 1986). Kefirin
gençlik içkisi olarak tanındığı ve su yerine içildiği Kafkasya’da
tüberküloz, kanser ve hazım bozukluğu gibi hastalıklara rastlanmaması
ve ortalama insan ömrünün 110-130 seneye ulaşması dikkatleri çekmiştir.
Yapılan araştırmalarda kefirin bu konuda önemli rol oynadığı saptanmış
ve bazı hastalıkların tedavisinde başarılı bir şekilde kullanılabileceği
görülmüştür. Mide iltihapları depresyon, karaciğer ve safra hastalıkları,
enfeksiyon, sarılık, iç ve dış urlar, uzun süren ve kronik olan bağırsak
iltihapları, egzama, kalbin atardamarları ile ilgili olan hastalıklar, yüksek
tansiyon, ishal ve kabızlık bu hastalıklar arasındadır (Koçak ve Gürsel,
1981). Kefir tüketiminin beslenme sağlık açısından sağladığı yararlar
arasında; bağırsak mikro florasının doğal dengesinin korunması, belirli
besin ögelerinin sentezi, antikanserojenik (kanser önleyici) aktivite,
laktoz intoleransının azaltılması ve serum-kolesterol seviyesinin
düşürülmesi sayılabilmektedir. Bunların dışında kefirin sinirsel
rahatsızlıklar, ülser, yüksek tansiyon, safra bozuklukları, bronşit ve astım
gibi pek çok hastalıkta tedavi edici özelliği bilinmekte ve bu konuda
klinik çalışmalar devam etmektedir (Toklu, 1999). Örneğin, dünyanın
birçok yerinde kefir gastro-intestinal hastalıkların tedavisinde terapi
katkısı olarak düşünülmektedir (Kroger, 1993). Kefirin ishale iyi gelmesi,
Escherichia coli, Salmonella gibi patojen mikroorganizmalara karşı
antimikrobiyal bir etkiye sahip olmasından kaynaklanmaktadır (Tavlaş,
1986). İki günlük kefir, tereyağı ve kaba öğütülmüş buğday veya
çavdardan yapılmış ekmek müzmin kabızlıkta geniş ölçüde
kullanılmaktadır. Bazı ülkelerde ise kronik dizanteriden şikayet eden
hastalara 3 günlük kefir reçeteleri yazılmaktadır (Üçüncü, 1980; Kaptan,
1982). Kefirin son yıllarda öne sürülen bazı yararları arasında daha iyi
laktoz sindirimi, patojenik veya diğer istenilmeyen bağırsak
mikroorganizmalarının kontrolü, kolon kanserinde azalma ve bağışıklık
sisteminin enfeksiyonlara dayanıklılığının artması olarak sıralanabilir
(Kroger, 1993). Kefirin çeşitli hastalıklarda kullanımı ile ilgili öneriler
çizelge 2.2’de verilmiştir (Kaptan, 1982).
Sağlığa yararları oldukça fazla olduğu bildirilen kefirin bir
dezavantajı kalp hastalarının yüksek CO2 miktarı nedeniyle bu içkiyi
tüketememeleri olarak ifade edilmektedir (Üçüncü, 1980).
15
Çizelge 2.2: Kefirin çeşitli hastalıklarda alternatif tedavi yöntemi olarak
kullanımı ile ilgili öneriler(Kaptan, 1982)
Önerilen
miktar (litre)
Not
Sinirsel hastalıklar
Her gün 1 litre
2-3 kere alınabilir
Bronşit ve astım
Her gün 1 litre
Ağır vakalarda 1 yıl süreyle
Hastalık
hastalık süresince
Kabızlık ve kan
bozuklukları
Her gün 1 litre
Ağır vakalarda büyükler 2 litre
Çıbanlar
Her gün 1 litre
Hastalık süresince
Egzama
Her gün ½ litre Ayrıca hastalıklı yerler
çizilmeli ve çiziklere kefir
akıtılmalı
Mesane hastalıkları
Her gün 1 litre
---
Böbrek hastalıkları
Her gün 1 litre
---
Yüksek tansiyon
Her gün 1 litre
---
Enfeksiyonlar
Her gün 1 litre
---
Safra bozuklukları
Her gün 1 litre
---
Sarılık
Her gün ½ litre 12 saatlik kefir kullanılmalı
Yatağa girerken alınmalı
2-4 hafta kullanılmalı
16
2.3
Aflatoksin M1 Tayin Yöntemleri
İnsan ve hayvan sağlığını tehdit eden mikotoksinlerin gıdalardan
tamamen uzaklaştırılamayan doğal kontaminant maddeler olmaları
nedeni ile halk sağlığı ile ilgili kurumlar söz konusu toksinlerin gıdalarda
bulunma düzeyi hakkında düzenleyici kararlar almak zorunda kalmıştır.
Ancak bu kararların verilebilmesi için tarama programları ve doğru sonuç
veren analiz yöntemleri gerekmektedir. Bu nedenle tarama ve araştırma
programlarında anahtar rolü analiz yöntemleri oynamaktadır.
Mikotoksinlerin tarımsal ürünlerde ppb düzeylerinde bulunabilmeleri
duyarlı ve doğru yöntemlerin geliştirilmesini zorunlu kılmıştır
(Boyacıoğlu ve Gönül, 1986).
Aflatoksinlerin
analizi
genel
olarak
toksinin
ayrılması/ekstraksiyonu, temizleme işlemleri ve miktar belirleme
aşamalarını içermektedir. “Ekstraksiyon işlemi” için önerilen
yöntemlerin hemen hepsinde metanol-su (55:45 v/v), aseton-su (85:15),
asetonitril-su (9:1), kloroform-su (kuru substratın %50’si) ve metilen di
klorür-su (kuru substratın %50’si) gibi çözgen sistemleri kullanılmaktadır
(Ueno, 1987).
Aflatoksin ve gıdalarda bulunan diğer çevresel toksinlerin tayini
için “temizleme işlemi” çok önemlidir. Çoğu kez lipidler tayinin son
aşamalarında girişim yapıcı etkiye neden olan bileşenlerdir ve lipidlerin
uzaklaştırılması için uygulanan işlemler aflatoksin ekstraksiyonunda
kullanılan çözgenlere bağlıdır. Hidrofilik çözgen (metanol, aseton,
asetonitril) kullanımı ile elde edilen ekstraktlardan yağ ayırma işlemi
hegzan veya izooktan kullanılarak gerçekleştirilebilmektedir. Girişime
neden olan maddelerin uzaklaştırılması için genellikle silikajel veya
aluminyum içeren adsorbant kolonlardan yararlanılmaktadır. Florisil ve
diğer adsorbantlar ise değişik yöntemlerde önerilmektedir. Bitkisel
orijinli ekstraktlarda bulunan pigmentlerin analizde girişim yapması
durumlarında kurşun asetat, çinko asetat ve kaprik karbonat gibi
maddeler kullanılabilmektedir (Ueno, 1987).
Temizlenmiş örneklerde “aflatoksin tayini” için yasal
yöntemlerde genellikle İnce Tabaka Kromatografisi (İTK) ve Yüksek
Basınç Sıvı Kromatografisi (YBSK) kullanılmaktadır. İTK’nin basit ve
ekonomik bir ayırma yöntemi olması nedeniyle bu yöntem pek çok
ülkede rutin aflatoksin analizlerinde kullanılmaktadır. Gıdalarda ve
17
biyolojik sıvılarda aflatoksin tayini için ise genellikle YBSK’den
yararlanılmaktadır (Ueno, 1987).
Süt ve süt ürünlerinde aflatoksin M1 tayini için uygulanabilen bir
çok yöntem olmasına karşın günümüzde, pek çok laboratuvarda İTK
yerine YBSK tercih edilmektedir. Bunun nedeni ikinci yöntemin daha
duyarlı ve doğru sonuçlar vermesinden kaynaklanmaktadır. Özellikle zıt
faz YBSK aflatoksin M1 tayininde en fazla kullanılan teknik olarak
belirtilmektedir (Barrios et al., 1996).
Daha kolay ve spesifik yöntemlerin araştırılmasında, poliklonal ve
monoklonal antikorlar ile çeşitli immunokimyasal yöntemler
aflatoksinleri de içine alan mikotoksinlerin tayini için geliştirilmiştir. Chu
(1984) mikotoksinler uygulanan immünolojik analiz tekniğini gözden
geçirmiş, Garner ve arkadaşları (1985) insan vücut sıvılarında
aflatoksinlerin ve metabolitlerinin gözlenmesi amacı ile kullanılan
verileri özetlemiştir (Ueno, 1987).
Bir immünolojik analiz tekniğinin gelişimi en az dört aşama
içermektedir. Bu aşamalar immünizasyon için mikotoksinlerin
proteinlere bağlanması, mikotoksinlere karşı antikorların oluşumu,
antikorların spesifikliğinin karakterizasyonu, ve genel tayin için spesifik
antikorların uygulanması olarak sıralanabilmektedir.
Mikotoksinlerin pek çoğu küçük organik moleküller olup taşıyıcı
proteinlere bağlanmaları önemlidir. Bağlanma işlemi için genellikle suda
çözünen karbodiimid veya karışık anhidrit yöntemi uygulanmaktadır.
Aflatoksin B1 karboksil grubu içermekte ve proteine bağlandıktan sonra
karboksimetil oksim (CMO) türevi oluşturmaktadır. Bu yöntemde CMO
grubu Aflatoksin B1 ve Aflatoksin M1 halkasındaki karbonil grubuna
girmektedir.
Immunoanaliz teknolojisi kısaca radyoimmunoanaliz (RIA) veya
enzim-bağlı immunosorbent analiz (ELISA) olarak ikiye ayrılabilir. RIA
tekniğinin uygulanması için yüksek etiketli (highly laballed)
aflatoksinlere gereksinim olmakta ve radyoaktif ligantın spesifik
aktivitesi RIA’nın duyarlılığında çok önemli bir rol oynamaktadır.
RIA’nın duyarlılığı test edilecek örneklerin ekstraksiyondan sonra basit
bir temizleme işlemi ile arttırılabilmektedir.
Genelde, mikotoksinler için ELISA’nın duyarlılığı saf
mikotoksinler kullanıldığında RIA’ya göre yaklaşık 10-100 kat daha
fazla olup bu yöntemde radyoaktif maddelerin kullanımı pratikte büyük
avantaj sağlamaktadır (Ueno, 1987).
18
Günümüzde mikotoksin analizlerinde immunolojik yöntemlerden
tayin öncesi saflaştırma ve ekstraksiyon aşamalarında yararlanılmaktadır.
Bu amaçla geliştirilen imünoafiniti kolonlar genellikle monoklonal
antikorlardan oluşmakta ve analiz edilen toksini bağlamaktadırlar.
Kolondan geçirilen örnek içindeki toksin kolon içindeki antikorlar
tarafından tutulmakta, daha sonra kolondan uygun bir çözgen geçirilerek
geri alınabilmektedir. İmünoafiniti kolonların çalışma ilkesi şekil 2.1’de
şematize edilmektedir.
örnek
yıkama
elüsyon
Yarı kantitatif
Diğer
YBSK
Mikotoksinler
İTK
Diğer maddeler
Şekil 2.1: İmünoafiniti kolonların çalışma ilkesi (Rhone Diagnostatics
seminer notlarından)
Hansen (1990) çiğ sütte bulunan Aflatoksin M1’in imünoafiniti
kolon saflaştırmasından sonra direkt olarak floresans miktar tayini
üzerinde çalışmıştır. Söz konusu çalışmada kontamine edilen sütün yağı
uzaklaştırıldıktan sonra, süt Aflatoksin saflaştırması amacıyla doğrudan
imünoafiniti kolondan geçirilmiştir. İşlem sonrasında kolon su ile
yıkanmış ve metanol kullanılarak kolonda tutulmuş olan Aflatoksin M1
geri alınmıştır. Elde edilen ekstrakt florimetrede analizlenerek miktar
belirlemesi yapılmıştır. Denemeler sonucunda 0.05-0.5 ppb düzeylerinde
%97 geri kazanım elde edilmiştir.
Düşük konsantrasyonda Aflatoksin M1 içeren sütlerde Aflatoksin
M1’in tayini amacı ile Uluslararası Süt Federasyonu (IDF) laboratuvarlar
arası bir çalışma yaparak YBSK yöntemini değerlendirmiştir. Bu
çalışmaya 11 ülkeden 16 laboratuvar katılmıştır. Uygulanacak yöntem
olarak hazırlık grubu tarafından çeşitli yöntemler incelendikten sonra
temizleme aşamasında imünoafiniti kolon kullanımı seçilmiştir. Söz
19
konusu yöntemde, örnek kolondan geçerken kolonda bulunan antikorlar
selektif olarak antijenleri olan Aflatoksin M1’i bağlarlar ve antikorantijen kompleksini oluştururlar. Örnek matriksi içinde yer alan tüm
diğer maddeler su ile yıkanarak kolondan uzaklaştırıldıktan sonra
asetonitril kullanılarak Aflatoksin M1 kolondan alınmaktadır. Tanımlama
ve miktar belirleme aşamasında floresan dedektörlü zıt faz sıvı
kromatografisi kullanılmıştır. İkisi kör deneme olmak üzere 24 örnek
analizlenmiş ve uyarlık açısından relatif standard sapma (RSDR)
değerleri %11-23 arasında bulunmuştur (80-600 ng Aflatoksin M1/kg süt
tozu) (Tuinstra vd., 1993).
Toyoda ve arkadaşları (1994) tarafından yapılan bir çalışmada,
sütte aflatoksin M1 tayini için üç kromatografik yöntem; İTK, geleneksel
YBSK ve imünoafiniti kolon ile birlikte YBSK kullanımı
karşılaştırılmıştır. En duyarlı yöntemin imünoafiniti kolon ile
desteklenmiş YBSK sistemi, en az duyarlı olanın da İTK yöntemi olduğu
belirlenmiştir. İmünoafiniti kolon ile desteklenmiş YBSK sisteminin
duyarlılığının geleneksel YBSK’ne göre %35.5, İTK’ne göre ise %65.3
daha fazla olduğu saptanmıştır.
Dragacci ve ark (1995) peynirde aflatoksin M1 tayini için
imünoafiniti kolonda saflaştırma yöntemi tanımlamışlardır. Diklorometan
ile basit bir çözgen ekstraksiyonundan sonra n-hegzan ile yıkama
yapılarak saflaştırılmış ekstrakt elde edilmiş ve Aflatoksin M1’in
saflaştırılması ve konsantre edilmesinde kullanılan iki yöntem olan katı
faz ekstraksiyon temizlemesi ve imünoafiniti kolon temizlemesi
karşılaştırılmıştır. Aflatoksin M1’e karşı monoklonal antikor içeren
imünoafiniti kolonda en iyi sonuç elde edilmiştir. Aflatoksin M1’in
kantitatif tayini için floresans dedektörlü YBSK kullanılmıştır. Bu
yöntem hem doğal kontamine hem de aflatoksin aşılanmış örneklerde
başarılı olmuştur. Geri kazanımlar % 75 civarındadır. Tayin edilen toksin
düzeyinin 0.020 µg afl. M1/ kg peynir olduğu belirtilmektedir. Çalışma
sonucunda peynir gibi süt ürünlerinde aflatoksin M1 kontaminasyonunun
belirlenmesinde bu yöntemin uygun olduğu ifade edilmektedir.
Kaksuri ve arkadaşları (1995) yaptıkları diğer bir çalışmada sütteki
aflatoksin M1’in immnunoafiniti kolon/YBSK tekniği ile tayinini
değerlendirmişlerdir. Analiz sonunda geri kazanımların çok yüksek
olduğu gözlenmiş ve kimyasal yöntemlere kıyasla daha hızlı, duyarlı ve
seçici olan bu yöntemde herhangi bir girişim yapıcı maddenin pikinin
gözlenmediği belirtilerek, söz konusu yöntem Aflatoksin M1 tayini için
önerilmiştir.
20
Bu konuda gerçekleştirilen diğer bir çalışmada farklı peynir
çeşitlerinde aflatoksin M1 analizi için imünoafiniti kolon kullanımının
oldukça iyi geri kazanımlar verdiği belirlenmiştir. 0.200 µg/kg oranında
Aflatoksin M1 ile kontamine edilen peynirlerde geri kazanma değerleri
%63.1-114 arasında değişmekle birlikte çoğunlukla %70-100 civarında
olduğu bulunmuştur. Hammadde olarak kullanılan sütün kaynağı veya
peynir tipleri ile geri kazanma yüzdeleri arasında bir ilişki
saptanmamıştır (Dragacci ve Fremy, 1996).
Bir başka çalışma Dragacci ve arkadaşları (2001) tarafından
Fransa’da gerçekleştirilmiştir. Düzenlenen laboratuvarlar arası çalışmada
sütte Aflatoksin M1 tayini için imünoafiniti kolon kullanımı ile
ekstraksiyon sonrasında YBSK ile miktar belirleme yöntemi
incelenmiştir. Çalışmada sütün analize alınacak miktarı santrifüj edilmiş,
süzülmüş ve imünoafiniti kolondan geçirilmiştir. Kolonda tutulan
Aflatoksin M1, saf asetonitril yardımıyla elue edildikten sonra zıt faz sıvı
kromatografisinde floresans dedektör yardımı ile analizlenmiştir. Doğal
olarak kontamine olmuş ya da laboratuvar koşullarında 0.05 ng/ml
düzeyinde Aflatoksin M1 katılması ile yapay olarak kontamine edilmiş
olan dondurulmuş süt örnekleri 12 Avrupa ülkesinden 12 laboratuvara
gönderilmiştir. Elde edilen sonuçlardan uyumsuz olan iki set ayrıldıktan
sonra ortalama geri kazanımın %74 olduğu gözlenmiştir. Ayrıca
hesaplamalar sonucunda tekrarlanabilirlik açısından bağıl standard
sapmanın (RSDr) %8-18, uyarlık açısından bağıl standard sapmanın
(RSDR) ise %21-31 arasında olduğu belirlenmiştir.
Süt ve süt tozunda Aflatoksin M1 içeriğinin tayininde imünoafiniti
kolon ile ekstraksiyon ve YBSK ile miktar tayini ile ilgili 1998 yılında
yürürlüğe giren ISO 14501 sayılı uluslararası standard ülkemiz tarafından
da kabul edilerek TS ISO 14501 adı altında kullanıma sunulmuştur (TSE,
2002).
21
2.4 Süt ve Süt Ürünlerinde Aflatoksinler İle İlgili Çalışmalar
Pek çok çalışmada aflatoksin degradasyonu üzerine çeşitli
mikroorganizmaların kültür ortamında etkileri araştırılmıştır. Bu
çalışmaların birinde Karunatne ve arkadaşları (1990) Lactobacillus
türlerinin Aspergillus flavus subs. parasiticus’un gelişimi ve aflatoksin
oluşturması üzerindeki etkilerini araştırmışlardır. Bu çalışmaya göre
laktik asit üreten bakterilerin varlığında inkübasyon süresi boyunca
aflatoksin oluşumu gözlenmemiştir. Lb. acidophilus, Lb. bulgaricus ve
Lb. plantarum’un etkileri incelenmiş ve Lb. acidophilus’un aflatoksin
oluşumu inhibisyonunda en etkili mikroorganizma olduğu gözlenmiştir.
Luchese ve Harrigan (1990) yaptıkları bir çalışmada farklı
başlangıç pH değerlerinde, Lactococcus lactis veya laktik asit varlığında
Aspergillus parasiticus gelişimi ve aflatoksin üretimi üzerinde
çalışmışlardır. Söz konusu çalışmada A.parasiticus modifiye Lab-Lemco
tripton broth’da tek kültür olarak ve Lactococcus lactis bakterisi ile
birlikte geliştirilmiştir. Çalışma sonunda toplam aflatoksin (B1+G1)
üretiminin bakteri varlığında daha yüksek olduğu, ve faklı besiyerleri,
inokülasyon işlemleri, farklı ingrediyen kullanımlarında da sonucun aynı
olduğu belirlenmiştir. Başlangıç pH’sı 4.2 olan besiyerinde nötral
besiyerine göre aflatoksin üremesinde artış olduğu; hidroklorik asit
ve/veya laktik asidin çok az etkiye sahip olduğu; besiyerinin karbon
içeriğinin yarısının laktat ile sağlanması durumunda aflatoksin
üretiminde 4.2 başlangıç pH’sında artış, 6.8 başlangıç pH’sında azalma
olduğu elde edilen diğer bulgulardır.
Gourama ve Bullerman (1995) Lactobacillus türlerinin aflatoksin
üretimini inhibe ettiğini bulmuşlardır. Araştırıcılar, 24 saatlik
Lactobacillus spp. kültürüne küf sporlarını enjekte ederek ve 4 günlük
küf kültürlerine Lactobacillus hücrelerini ekleyerek yaptıkları iki farklı
denemede aflatoksin B1’in sırayla %48 ve %72 oranında inhibe olduğunu
belirlemişlerdir. Aflatoksin G1 için ise inhibisyon oranlarını sırayla %72
ve %91 olarak bulmuşlardır.
Pierides ve arkadaşları (2000) süt ürünlerinde bulunan laktik asit
bakterilerinin aflatoksin M1 içeren fosfat tamponlu salamuradaki
aflatoksin M1’i degrade edebilme yetenekleri üzerinde çalışmışlardır. Bu
amaçla 6 laktik asit bakterisi test edilmiştir. Kültür ortamında en iyi
sonucu veren iki mikroorganizma (L. rhanmosus strain GG [LBGG], ve
L. rhanmosus strain LC-705 [LC-705]) ile yavan ve tam yağlı sütte
22
çalışılmıştır. Sonuçta aflatoksin B1, B2, G1 ve G2’yi bağlayabilme
yeteneğine sahip olan LBGG ve aflatoksin B1’i bağlayabilme yeteneğine
sahip olan LC-705’in her ikisinin de aynı zamanda aflatoksin M1
miktarlarında belirgin bir azalmaya neden oldukları gözlenmiştir. Aynı
çalışmada LB. lactis ssp. cremoris strain ARH74’den de aflatoksin M1
dekontaminasyon metodu olarak yararlanabileceği ifade edilmektedir.
Aflatoksinlerin detoksifikasyonunda etkili olan işlemlerden biri de
fermantasyondur. Bir grup araştırmacı tarafından yapılan bir çalışmada
200-1000 ng/g aflatoksin B1 içeren süte %2 yoğurt kültürü ilave edilerek
6 saat inkübasyona bırakılmış, sonuçta aflatoksin B1 sadece başlangıçta
bu toksini 100 ng/g oranında içeren örnekte bulunmuş diğer örneklerde
ise aflatoksin B1 saptanmamıştır (Megalla ve Hafez, 1982).
Wiseman ve Marth (1983), yoğurt, yayıkaltı ve kefirde Aflatoksin
M1’in bulunma durumları üzerinde çalışmışlardır. Yoğurt, yayıkaltı ve
kefir doğal olarak Aflatoksin M1 ile kontamine sütlerden üretilmiştir.
Aflatoksin M1 tayini için örnekler kolon kromatografisi yöntemi ile
saflaştırılmış ve ekstraktlar İTK’ye uygulanarak miktar belirlemesine
gidilmiştir. Çalışmada yoğurt, kaymağı alınmış süt veya %4 yağsız süt
tozu katılan kaymağı alınmış süt kullanılarak üretilmiş ve 7 ˚C’de 6 hafta
depolanmıştır. Yoğurttaki Aflatoksin M1 içeriğinin depolama boyunca
değişim gösterdiği, ancak 6 haftadan sonra üretim yapılan sütteki
başlangıç Aflatoksin M1 ile aynı düzeyde olduğu gözlenmiştir. Yayık altı,
kaymağı alınmış sütten üretilmiş ve ilk denemede 7˚C’de 4 gün, ikinci
denemede ise 2 hafta depolanmıştır. İlk denemede fermantasyon
sonrasında Aflatoksin M1 içeriğinde artış gözlenmiştir, ve bu artış 4 gün
boyunca devam etmiştir. İkinci denemede ise fermantasyon sonrasında
Aflatoksin M1 miktarında artış olmamıştır. Bu denemelerde yayık
altındaki Aflatoksin M1’in yoğurttaki gibi bir değişim gösterdiği
belirlenmiştir. Aflatoksin M1 miktarı depolama boyunca varyasyon
göstermiş, ancak 7˚C’de 2 hafta boyunca sabit kalmıştır. Kefir, düşük ısı
(64˚C/30dk) veya yüksek ısıda (84˚C/30dk) pastörizasyon işlemi
uygulanan kaymağı alınmış sütten üretilmiştir. Fermantasyon sonrasında
Aflatoksin M1 miktarında azalma gözlenmiş ve bu miktarlar depolama
boyunca ve depolama sonunda başlangıçtaki düzeyine geri dönmemiştir.
Araştırıcılar analiz sonucunda buldukları Aflatoksin M1 miktarları veya
% değişimlerine değinmemiş, grafik üzerinde genel yorumlar
yapmışlardır.
Van Egmond (1987) tarafından doğal olarak kontamine olmuş süt
örneği ile yapılan bir çalışmada aflatoksin M1 miktarının yoğurtta
23
süttekine göre biraz daha fazla olduğu gözlenmiş ve Aflatoksin M1’in
miktarının 7 gün boyunca 7°C’de depolamada değişmediği gözlenmiştir
(Soylu ve Yaldız,1998).
Blanco ve ark (1993) tarafından yapılan bir çalışmada yoğurdun
üretimi ve depolanması sırasında aflatoksin B1, B2, G1, G2 ve M1’in
davranışları incelenmiştir. Çalışma sırasında İTK yöntemi kullanılarak
aflatoksin tayin limitinin 0.02 µl/lt ve geri kazanım yüzdesinin %90’ın
üzerinde olduğu saptanmıştır. Kontaminasyondan önce örneklerde hiç
aflatoksine rastlanmamış olup sütün kontamine edildikten sonra yoğurt
yapımı ve depolanması sırasında aflatoksin miktarında bir değişme
olmadığı, aflatoksinlerle kontamine olmuş sütün insan sağlığı için büyük
bir risk taşıdığı ifade edilmiştir.
Hassanin (1994) yoğurt, laktik peynir ve asidifiye süt üretiminde ve
depolanmasında Aflatoksin M1’in stabilitesi üzerine yaptığı bir çalışmada
pastörize, yarım yağlı ve doğal olarak kontamine süt kullanarak söz
konusu ürünleri hazırlamış ve 4˚C’de 2 haftalık depolama boyunca
Aflatoksin M1’deki değişimleri incelemiştir. Aflatoksin analizi için
ekstrakte edilen örnekler kloroform fazında çözüldükten sonra İTK ve
florodensimetre kullanılarak miktar tayini yapılmıştır. Üretimin hemen
ardından yoğurtta %83’e düşen Aflatoksin M1 depolama boyunca da
azalmaya devam etmiş ve 13 gün sonunda yoğurttaki Aflatoksin M1 %41
olarak saptanmıştır. Asitlendirilmiş sütte de benzer bir durum
gözlenmiştir. İlk gün %88 olan Aflatoksin M1 düzeyi 13. gün sonunda
%34’e kadar düşmüştür. Laktik peynirde ise ilk gün diğer iki ürünle
benzer olarak %88’e düşen Aflatoksin M1 depolama boyunca çok düşük
miktarda azalmaya devam etmiş ve 13 gün sonunda diğerlerine göre
oldukça yüksek olan %71 Aflatoksin M1 tayin edilmiştir. Laktik peynirde
Aflatoksin M1’in daha stabil olmasının kazein ile olan ilişkisinden
kaynaklandığı düşünülmektedir. Diğer iki ürün arasında ise pH’nın
azalması ve titre edilebilir asitliğin artmasının Aflatoksin M1’de
azalmaya neden olduğu ayrıca yoğurtta bulunan mikroorganizmaların da
bu azalmayı etkilediği düşünülmektedir.
Barrios ve arkadaşları (1996) yaptıkları bir çalışmada Güney
İspanya’da farklı tip sütlerden (inek, koyun, keçi ve çeşitli türlerin
sütlerinin karışımları) üretilen 9 taze, 9 yarı olgunlaşmış ve 17
olgunlaşmış olmak üzere 35 ticari peyniri Aflatoksin M1 varlığını
belirlemek amacıyla YBSK kullanarak analizlemişler ve örneklerin
16’sında (%45.71) 20-200 ng/g arasında değişen konsantrasyonlarda
Aflatoksin M1 saptamışlardır. Aflatoksin M1 saptanan örneklerde
24
ortalama Aflatoksin M1 miktarı olgunlaşmış peynirler için 105.33 ng/g,
yarı olgunlaşmış peynirler için 73.80 ng/g, ve taze peynirler için 42.60
ng/g olarak belirlenmiştir .
Saitanu (1997), Tayland süt ürünlerinde Aflatoksin M1 oluşumunu
incelemek amacıyla toplam 270 çiğ süt ve marketlerden sağlanan süt
ürünü örneklerini radyoimmunoanaliz tekniğinden yararlanarak
analizlemiştir. Süt ürünlerinin büyük çoğunluğunda ve ithal edilen süt
tozlarında Aflatoksin M1 saptanmıştır. Analizlenen örneklerin %18’inde
(çiğ süt 17/67, pastörize süt 20/63, UHT süt 7/60, sterilize süt 3/60, süt
tozu tableti 1/7) Aflatoksin M1 miktarı 0.5 ppb’nin üzerinde olarak
belirlenmiştir. İki örnek dışındaki tüm süttozu örneklerinin Aflatoksin M1
açısından negatif olduğu, Aflatoksin M1 saptanan iki örnekte ise
Aflatoksin M1 düzeyinin 0.1 ppb’nin altında olduğu gözlenmiştir.
Soylu ve Yaldız (1998) tarafından gerçekleştirilen bir çalışmada
farklı iki starter kültür (CHR Hansen firmasına ait St-36 ve Lb-12 kodlu
liyofilize, termofilik laktik kültür, ve Pınar Süt San. A.Ş. tarafından
sağlanan ve günlük üretim için hazırlanan sıvı kültür) kullanarak yoğurt
üretilmiş ve yoğurda aflatoksin geçiş düzeyleri ile yoğurdun 4°C’de 1
hafta süreyle depolanması sonucunda aflatoksin düzeylerindeki
değişimler incelenmiştir. 1. tip starter kullanılarak elde edilen yoğurtta
aflatoksin düzeylerinde aflatoksin B1 için %14 civarında, aflatoksin M1
için ise %20 civarında bir artış gözlenmiştir. 2. tip starter kültür
kullanıldığında ise her iki aflatoksin çeşidi için de %50 oranında bir
azalma olduğu gözlenmiştir. Depolama sonucunda her iki tip yoğurtta da
aflatoksin düzeylerinde azalma belirlenmiştir. Azalma oranının 1. tip
yoğurt için %20, 2. tip yoğurt için ise %21 olduğu bulunmuştur.
Lopez ve arkadaşları (2001), kontamine sütlerden peynir eldesinde
Aflatoksin M1’in durumunu belirlemek amacıyla yaptıkları çalışmada
1.7-2.0 µg/l aralığında Aflatoksin M1 ile kontamine ettikleri sütleri
laboratuvar ölçekli peynir üretiminde kullanmışlardır. Elde edilen peynir
ve peyniraltı suyunda enzimatik immunoanaliz tekniği kullanılarak
Aflatoksin M1 analizi yapılmış ve toksinin %60’ının peyniraltı suyunda
kaldığı ve %40’ının da peynire geçtiği belirlenmiştir.
Türkiye’nin Van yöresinde yapılan bir çalışmada 100. Yıl
Üniversitesi, Ziraat Fakültesi süt üretim tesislerinden alınan çiğ süt ve
işlem görmüş süt ürünlerinde Aflatoksin M1 tayini yapılmıştır.
Analizlenen 90 çiğ süt örneğinin 79’unda (%87.77) Aflatoksin M1
saptanmıştır. Aflatoksin M1 saptanan örneklerin 35’inde (%44.30)
Aflatoksin M1 miktarının izin verilen yasal sınırın (0.05ppb) üzerinde
25
olduğu belirlenmiştir. Yapılan istatistiksel değerlendirmeler Aflatoksin
M1 düzeyi ile sütün toplandığı aylar arasında ilişki olduğunu göstermiştir.
Mart-Nisan ve Mart-Mayıs dönemleri arasında alınan örneklerde anlamlı
farklılıklar saptanırken Nisan-Haziran ve Mayıs-Haziran dönemlerinde
istatistiksel açıdan farklılık (p<0.01) bulunamamıştır. Süt ürünlerine
Aflatoksin M1 geçişi ve bu ürünlerdeki durumunun belirlenmesi amacıyla
ise toplam 93 örnek incelenmiş, elde edilen sonuçlar pastörize süt, yağsız
süt, yoğurt, yayıkaltı ve peyniraltı suyunda bulunan Aflatoksin M1 ile çiğ
sütteki Aflatoksin M1 arasında istatistiksel açıdan fark olmadığını
gösterirken beyaz peynir ve kaşar peynirinde çiğ süte göre artış, krema ve
tereyağında ise azalma olduğu belirlenmiştir (Bakırcı, 2001).
26
3
MATERYAL VE METOD
3.1 Materyal
Bu çalışmada materyal olarak İzmir bölgesindeki bir firmaya ait, 4
ay raf ömrüne sahip, 1 litrelik karton ambalajlarda satışa sunulan, aynı
üretim hattından alındığı seri numaraları ile belirlenen, 10 kutu, UHT
sterilize süt kullanılmıştır.
Kefir üretimi amacıyla E.Ü. Ziraat Fakültesi, Süt Ürünleri
Bölümünden sağlanan kefir taneleri kullanılmıştır. Taneler üretim için
gereken miktarlarda parti parti alınmış ve kısa süreli depolama
gerektiğinde buzdolabı koşullarında (+4˚C) saklanmıştır.
Kefir yapımında kullanılacak sütün kontaminasyonu amacıyla
kullanılan Aflatoksin M1 standardı, ve analizlerin ekstraksiyon
aşamalarında kullanılan imünoafiniti kolonlar “Rhone-diagnostics
Technologies” laboratuvarlarından Sincer Dış Ticaret aracılığı ile
sağlanmıştır. Toz halinde gelen standard asetonitril içinde çözülerek –18
ºC’de, kolonlar ise +4 ºC’de saklanmışlardır.
3.2 Metod
3.2.1 Kefir üretimi
Kefir üretiminde aşağıda gösterilen yöntem izlenmiştir;
Buzdolabından çıkarılan sütün oda sıcaklığına
(20-25 ºC) getirilmesi
↓
Süte %3-5 oranında kefir tanesinin ilavesi
↓
Sütün 20-25 °C’de 18-24 saat pıhtılaştırılması
↓
Süzme işleminin yapılarak Kefir İçeceğinin eldesi
Kefir tanesi
27
3.2.2 Sütte Aflatoksin M1 Tayini İçin Gerçekleştirilen Deneme
Sütte Aflatoksin M1 tayininin geliştirilmesi amacı ile
gerçekleştirilen geri kazanma denemelerinde immunolojik yöntemden
yararlanılmıştır.
İmmonuafiniti kolonların etkinliğinin belirlenmesi amacıyla 0.25
µg/ml konsantrasyondaki Aflatoksin M1 çalışma çözeltisinden 40 µl, 100
ml süte katılarak 0.1 µg/l konsantrasyonunda kontamine edilmiştir.
Kontamine edilen süt, Rhone-diagnostics Technologies Ltd. tarafından
önerilen analiz yöntemi kullanılarak ve iki tekrar olacak şekilde
analizlenmiştir.
Yöntemde kullanılan reaktifler:
-
Aflatoksin M1 standardı (Rhone-diagnostatics Technologies
Stok çözelti: 0.5µg/ml asetonitril,
Çalışma çözeltisi: 0.25µg/ml asetonitril)
-
Metanol (Riedel-de Haen, %99.7 saflıkta)
-
Asetonitril (Riedel-de Haen, %99 saflıkta)
-
Kloroform (J.T. Baker, %99 saflıkta)
Yöntemde kullanılan aygıtlar:
-
YBSK ; Hewlett Packard Series 1050
- Mobil faz: su-asetonitril-metanol (50-30-20)
- Akış hızı: 1 ml/dk
- Enjeksiyon hacmi: 15,100 µl
- Kolon: C18 µ Bondapak (3.9*300mm, 125 Å, 10 µm) (Waters,
Chromatograph Division/Millipore Corporation)
- Sıcaklık: 25˚C
- Dedektör: floresans dedektör (Em: 430nm, Ex: 360nm)
(Waters 470 scanning flourescence dedector, )
- Santrifüj (MSE Mistral 1000)
- Karıştırıcı (Elektro-mag M16)
- Azot tüpü
28
Analiz yöntemi:
Süt 37 ºC’ye ısıtılır
↓
Whatman No. 4 filtre kağıdından süzülür veya 4000 rpm/15 dk
santrifüjlenir
↓
En az 50 ml süt toplanır
↓
İmünoafiniti kolondan yaklaşık 2-3 ml/dk hızla geçirilir
↓
Kolon iki kez 10 ml su ile yıkanır (akış hızı 5 ml/dk olacak şekilde)
↓
1.25 ml metanol:asetonitril (20:30) ile kolondaki Aflatoksin M1 geri
alınır
↓
Azot altında kuruluğa buharlaştırılıp, 100 µl kloroformda çözüldükten
(enjeksiyon hacmi, 10/15 µl) veya doğrudan ekstrakt üzerine 1.25 ml saf
su katıldıktan (enjeksiyon hacmi, 100 µl) sonra YBSK’de analizlenir
Not: enjeksiyon öncesinde karıştırıcı ile ekstrakt iyice karıştırılmaktadır.
3.2.3 Kefirde Aflatoksin M1 Tayininin Geliştirilmesi Amacıyla
Yapılan Denemeler
Kefirde Aflatoksin M1 tayini için en uygun yöntemin belirlenmesi
amacıyla farklı analiz yöntemleri kullanılarak geri kazanma denemeleri
gerçekleştirilmiştir. Bu denemelerde kullanılan kefir örnekleri 0.1 ve 0.2
µg/l düzeylerinde Aflatoksin M1 ile kontamine edilmiştir. Bu amaçla 0.25
µg/l konsantrasyonlu çalışma çözeltisinden 50 ml kefire sırasıyla 20 ve
40 µl katılmıştır. Analizler iki tekrar olarak gerçekleştirilmiştir ve
uygulanan yöntemler aşağıda belirtilmektedir.
29
3.2.3.1 I. Yöntem;
AOAC (1995) tarafından gıdalarda aflatoksin tayinleri için önerilen
ve Romer yöntemi olarak bilinen analiz yöntemi kullanılarak kefirde geri
kazanma denemeleri gerçekleştirilmiştir.
Yöntemde kullanılan reaktifler:
-
Aflatoksin M1 standardı (Rhone-diagnostatics Technologies
Stok çözelti: 0.5µg/ml asetonitril,
Çalışma çözeltisi: 0.25µg/ml asetonitril)
-
Aseton (Merck, %99.8 saflıkta)
-
Sodyum hidroksit (Riedel-de Haen, %99-100.5 saflıkta)
(0.2 M çözelti hazırlanmıştır)
-
Demir (III) klorür (Merck, %99 saflıkta)
)
(0.41 M çözelti hazırlanmıştır)
-
Sülfürik asit (Smyras, %98 saflıkta)
(%0.03’lük çözelti hazırlanmıştır)
-
Kloroform (J.T. Baker, %99.8 saflıkta)
-
Susuz sodyum sülfat (Riedel-de Haen, %99 saflıkta)
Yöntemde kullanılan aygıtlar:
-
YBSK; Hewlett Packard Series 1050
- Mobil faz: su-asetonitril-metanol (50-30-20)
- Akış hızı: 1 ml/dk
- Enjeksiyon hacmi: 15 µl
- Kolon: C18 µ Bondapak (3.9*300mm, 125 Å, 10 µm) (Waters,
Chromatograph Division/Millipore Corporation)
- Sıcaklık: 25˚C
- Dedektör: floresans dedektör (Ex: 360nm, Em: 430nm) (Waters 470
Scanning Flourescence Dedector)
- İTK; - geliştirme tankı
- yürütme çözgeni: aseton-su (90-10)
- plaka (Merck, 20x20 cm silica gel 60, hazır alüminyum
plaka)
30
-
- dedektör (Camag UV-Cabinet II, dedeksiyon dalga boyu
366)
Blender (Waring Commercial Blendor)
Dönerli buharlaştırıcı (Büchi Rotavapor R110)
Karıştırıcı (Elektro-mag M16)
Azot tüpü
Analiz yöntemi;
50 ml kefir 10 ml su ve 250 ml aseton ilave edilerek blenderda 2 dk süre
ile karıştırılır
↓
32 cm’lik Whatman No.2V filtre kağıdından 250 ml’lik bir mezüre
süzülerek 200 ml filtrat toplanır
↓
Biriktirilen 200 ml filtrat 500 ml’lik balona alınır
↓
170 ml sodyum hidroksit çözeltisi ve 30 ml 0.41 M demir klorür çözeltisi
500 ml’lik balona ilave edilerek iyice karıştırılır ve hemen 200 ml
filtratın bulunduğu balona boşaltılır. Çözelti iyice karıştırılır ve 2 dk
süreyle arada bir karıştırılarak bekletildikten sonra 32 cm’lik Whatman
2V filtre kağıdından süzülerek 250 ml süzüntü biriktirilir
↓
250 ml süzüntü içinde 250 ml %0.03’lük sülfürik asit çözeltisi 10 ml
kloroform içeren 500 ml’lik bir ayırma hunisine aktarılarak 1 dk kuvvetle
çalkalanır. Fazlar ayrıldıktan sonra alttaki kloroform tabakası susuz
sodyum sülfattan süzülerek 100 ml’lik bir balon içinde toplanır. Ayırma
hunisindeki ekstraksiyon üç defa 10’ar ml kloroform ilavesi ile
tekrarlanarak alttaki kloroform fazları aynı 100 ml’lik balonda toplanır.
Ayırma hunisi üç defa 2’şer ml kloroform ile yıkanır, sodyum sülfat ise 2
ml kloroform ile yıkanır ve bu süzüntülerin hepsi 100 ml’lik balona ilave
edilir. Balonun içindekiler dönerli buharlaştırıcıda hemen hemen
kuruluğa kadar buharlaştırıldıktan sonra kalan çözelti kloroform ilavesi
ile küçük bir şişeye aktarılır ve azot altında kuruluğa buharlaştırılır
↓
Kalıntı 100 µl kloroformda çözülür
↓
↓
İTK’de analizlenir
YBSK’de analizlenir
Not: enjeksiyon öncesinde karıştırıcı ile ekstrakt iyice karıştırılmaktadır.
31
3.2.3.2 II. Yöntem;
Rhone-Diagnostics Technologies Ltd. tarafından süt için önerilen
analiz yönteminde, kefir için uygun modifikasyonlar yapılarak kefirde
geri kazanma denemeleri gerçekleştirilmiştir.
Yöntemde kullanılan reaktifler:
-
Aflatoksin M1 standardı (Rhone-diagnostatics Technologies
Stok çözelti: 0.5µg/ml asetonitril,
Çalışma çözeltisi: 0.25µg/ml asetonitril)
-
Metanol (Riedel-de Haen, %99.7 saflıkta)
-
Asetonitril (Riedel-de Haen, %99 saflıkta)
-
Kloroform (J.T. Baker, %99.8 saflıkta)
Yöntemde kullanılan aygıtlar:
-
YBSK; Hewlett Packard Series 1050
- Mobil faz: su-asetonitril-metanol (50-30-20)
- Akış hızı: 1 ml/dk
- Enjeksiyon hacmi: 15,100 µl
- Kolon: C18 µ Bondapak (3.9*300mm, 125 Å, 10 µm) (Waters,
Chromatograph Division/Millipore Corporation)
- Sıcaklık: 25˚C
- Dedektör: floresans dedektör (Ex: 360nm, Em: 430nm)
(Waters 470 scanning flourescence dedector)
- İTK; - geliştirme tankı:
- yürütme çözgeni: aseton-su (90-10)
- plaka (Merck, 20x20 cm silica gel 60, hazır alüminyum
plaka)
- dedektör (Camag UV-Cabinet II, dedeksiyon dalga boyu
366)
- Santrifüj (MSE Mistral 1000)
- Blender (Waring Commercial Blendor)
- Dönerli buharlaştırıcı (Büchi rotavapor R110)
- Karıştırıcı (Elektro-mag M16)
- Azot tüpü
32
Analiz yöntemi:
50 ml kefir 37 ºC’ye ısıtılır
↓
4000 rpm/15 dk santrifüjlenir
↓
Santrifüj sonrasında sıvı kısım herhangi bir katı partikülün geçişini
önlemek amacıyla Whatman No. 4 filtre kağıdından süzülür
↓
Toplanan sıvı kısım imünoafiniti kolondan yaklaşık 2-3 ml/dk hızla
geçirilir
↓
Kolon iki kez 10 ml su ile yıkanır (akış hızı 5 ml/dk olacak şekilde)
↓
1.25 ml metanol:asetonitril (20:30) ile kolondaki Aflatoksin M1 geri
alınır
↓
↓
Azot
altında
kuruluğa
buharlaştırıldıktan sonra 100 µl
kloroformda çözülür ve İTK’de
analizlenir
Azot
altında
kuruluğa
buharlaştırılıp 100 µl kloroformda
çözüldükten (enjeksiyon hacmi,
10/15 µl) veya doğrudan ekstrakt
üzerine 1.25 ml saf su ilave
edildikten (enjeksiyon hacmi, 100
µl) sonra YBSK’de analizlenir
Not: enjeksiyon öncesinde karıştırıcı ile ekstrakt iyice karıştırılmaktadır.
33
3.2.3.3 III. Yöntem;
Dragacci ve arkadaşları (1995) tarafından peynirde aflatoksin M1
tayini için geliştirilen imünoafiniti kolonda saflaştırma yöntemi kefir için
modifiye edilerek geri kazanma denemeleri gerçekleştirilmiştir.
Yöntemde kullanılan reaktifler:
-
Aflatoksin M1 standardı (Rhone-diagnostatics Technologies
Stok çözelti: 0.5µg/ml asetonitril,
Çalışma çözeltisi: 0.25µg/ml asetonitril)
-
Diklorometan (Merck, %99.5 saflıkta)
-
Hyflo-supercel diatome toprağı (Aldrich Chem. Company)
-
Metanol (Riedel-de Haen, %99.7 saflıkta)
-
Asetonitril (Riedel-de Haen, %99 saflıkta)
-
Hegzan (Kimetsan)
-
Kloroform (J.T. Baker, %99.8 saflıkta)
Yöntemde kullanılan aygıtlar:
-
YBSK; Hewlett Packard Series 1050
- Mobil faz: su-asetonitril-metanol (50-30-20)
- Akış hızı: 1 ml/dk
- Enjeksiyon hacmi: 100 µl
- Kolon: C18 µ Bondapak (3.9*300mm, 125 Å, 10 µm) (Waters,
Chromatograph Division/Millipore Corporation)
- Sıcaklık: 25˚C
- Dedektör: floresans dedektör (Ex:360nm, Em:430nm) (Waters
470 scanning flourescence dedector)
- İTK; - geliştirme tankı:
- yürütme çözgeni: aseton-su (90-10)
- plaka (Merck, 20x20 cm silica gel 60, hazır alüminyum
plaka)
- dedektör (Camag UV-Cabinet II, dedeksiyon dalga boyu
366)
- Blender (Waring Commercial Blendor)
- Dönerli buharlaştırıcı (Büchi Rotavapor R110)
34
-
Karıştırıcı (Elektro-mag M16)
Azot tüpü
Analiz yöntemi:
50 ml kefir üzerine 80 ml diklorometan ve 5-10 g hyflo-supercel
eklenerek blenderda 2 dk süre ile karıştırılır
↓
40 ml daha diklorometan ile yıkanır
↓
Süzülür
↓
Döner buharlaştırıcıda 35-40 ˚C’de kuruluğa buharlaştırılır
↓
Kalıntı 1 ml metanol, 30 ml saf su ve 50 ml hegzan eklenerek çözülür
↓
Çözelti ayırma hunisine aktarılır, alttaki sulu faz bir beherde toplanır
↓
Ayırma hunisi iki kez 10’ar ml su ile yıkanır ve sulu fazlar toplanır
↓
Toplanan sulu fazlar birleştirilir ve imünoafiniti kolondan yaklaşık 2-3
ml/dk hızla geçirilir
↓
Kolon iki kez 10 ml su ile yıkanır (akış hızı 5 ml/dk olacak şekilde)
↓
1.25 ml metanol:asetonitril (20:30) ile kolondaki Aflatoksin M1 geri
alınır
↓
↓
Azot
altında
kuruluğa
Ekstrakt üzerine 1.25 ml saf su
buharlaştırıldıktan sonra 100 µl
katıldıktan (enjeksiyon hacmi,
kloroformda çözülür ve İTK’de
100
µl)
sonra
YBSK’de
analizlenir
analizlenir
Not: enjeksiyon öncesinde karıştırıcı ile ekstrakt iyice karıştırılmaktadır.
35
3.2.3.4 IV. Yöntem;
Kefirde II.yöntem uygulandığında santrifüj sonrası çok fazla katı
madde kaybı olması ve bu durumun geri kazanım değerini düşürmesi
nedeni ile II. ve III. yöntemler birleştirilerek geliştirilen analiz yöntemi
ile kefirde geri kazanma denemeleri gerçekleştirilmiştir.
Yöntemde kullanılan reaktifler:
-
Aflatoksin M1 standardı (Rhone-diagnostatics Technologies
Stok çözelti: 0.5µg/ml asetonitril,
Çalışma çözeltisi: 0.25µg/ml asetonitril)
-
Metanol (Riedel-de Haen, %99.7 saflıkta)
-
Asetonitril (Riedel-de Haen, %99 saflıkta)
-
Kloroform (J.T. Baker, %99.8 saflıkta)
-
Diklorometan (Meck, %99.5 saflıkta)
-
Hyflo-supercel diatome toprağı (Aldrich Chem. Company)
-
Hegzan (Kimetsan)
Yöntemde kullanılan aygıtlar:
-
YBSK; Hewlett Packard Series 1050
- Mobil faz: su-asetonitril-metanol (50-30-20)
- Akış hızı: 1 ml/dk
- Enjeksiyon hacmi: 100 µl
- Kolon: C18 µ Bondapak (3.9*300mm, 125 Å, 10 µm) (Waters,
Chromatograph Division/Millipore Corporation)
- Sıcaklık: 25˚C
- Dedektör: floresans dedektör (Ex:360nm, Em:430nm) (Waters
470 scanning flourescence dedector)
- Santrifüj (MSE Mistral 1000)
- Homojenizatör (Edmund Bühler 7400 Tübingen H04)
- Dönerli buharlaştırıcı (Büchi Rotavapor R110)
- Karıştırıcı (Elektro-mag M16)
- Azot tüpü
36
Analiz Yöntemi:
50 ml kefir 37 ºC’ye ısıtıldıktan sonra 4000 rpm/15 dk santrifüjlenir
↓
Santrifüj sonrasında elde edilen
sıvı kısım imünoafiniti kolon
aşamasına kadar II. Yöntem
kullanılarak analizlenir
↓
Santrifüj tüpünde kalan katı kısım
imünoafiniti kolon aşamasına
kadar III. Yöntem kullanılarak
analizlenir
(blender
yerine
homojenizatör kullanılarak)
↓
↓
Her iki yöntem ile elde edilen sulu fazla birleştirilir ve imünoafiniti
kolondan yaklaşık 2-3 ml/dk hızla geçirilir
↓
Kolon iki kez 10 ml su ile yıkanır (akış hızı 5 ml/dk olacak şekilde)
↓
1.25 ml metanol:asetonitril (20:30) ile kolondaki Aflatoksin M1 geri
alınır
↓
Azot altında kuruluğa buharlaştırılıp 100 µl kloroformda çözüldükten
(enjeksiyon hacmi, 10/15 µl) veya doğrudan ekstrakt üzerine 1.25 ml saf
su ilave edildikten (enjeksiyon hacmi, 100 µl) sonra YBSK’de analizlenir
Not: enjeksiyon öncesinde karıştırıcı ile ekstrakt iyice karıştırılmaktadır.
37
3.2.4 Kefir Tanesinde Aflatoksin M1 Tayininin Geliştirilmesi
Amacıyla Yapılan Denemeler
Kefir tanesinde uygun yöntemin belirlenmesi amacıyla, AOAC
(1995), ve Dragacci ve arkadaşları’ın (1995) peynirler için önerdiği
imünoafiniti kolon kullanımı olmak üzere iki farklı analiz yöntemi
kullanılarak geri kazanma denemeleri gerçekleştirilmiştir. Bu
denemelerde kullanılan kefir taneleri 0.1 ve 0.2 µg/l düzeylerinde
Aflatoksin M1 ile kontamine edilmiştir. Bu amaçla 0.025 µg/l
konsantrasyonlu çalışma çözeltisinden 10 g kefir tanesine sırasıyla 40 ve
80 µl katılmıştır. Analizler iki tekrar olarak gerçekleştirilmiştir ve
uygulanan yöntemler aşağıda belirtilmektedir.
3.2.4.1 I.Yöntem;
Genel olarak gıdalarda aflatoksin tayinleri için Romer tarafından
geliştirilen analiz yöntemi kullanılarak kefir tanesinde geri kazanma
denemeleri gerçekleştirilmiştir (AOAC, 1995). Uygulanan yöntem
madde 3.2.3.1’de anlatılan yöntem olup örnek olarak 50 ml kefir yerine
10 g kefir tanesi kullanılmıştır.
3.2.4.2 II. Yöntem:
Dragacci ve arkadaşları’ın (1995) yaptıkları bir çalışmada
tanımladıkları peynirde aflatoksin M1 tayini için imünoafiniti kolonda
saflaştırma yöntemi kullanılarak kefir tanesinde geri kazanma denemeleri
gerçekleştirilmiştir.
Söz
konusu
yöntem
madde
3.2.3.3’de
açıklanmaktadır. Ancak örnek olarak 50 ml kefir yerine 10 g kefir tanesi
kullanılmıştır.
38
3.2.5 Sütten Kefire ve Kefir Tanesine Aflatoksin M1 Geçişinin
Belirlenmesi Amacıyla Sütün Kontaminasyonu
Sütten kefire ve kefir tanesine Aflatoksin M1 geçişinin belirlenmesi
amacıyla yapılan analizlerde hammadde olarak kullanılan süt 0.1, 0.2 ve
0.5 µg/l düzeylerinde kontamine edilmiştir. Bu amaçla 0.25 µg/l
konsantrasyonlu çalışma çözeltisinden 250 ml süte sırasıyla 100, 200 ve
500 µg/l katılmıştır. 3.2.1’de anlatıldığı şekilde kefir elde edilmiştir.
Kefir üretildikten hemen sonra kefir tanesi 3.2.4.2’de anlatılan yöntemle,
kefir ise 3.2.3.4’de anlatılan yöntem ile analizlenmiştir. Analizler iki
tekrar olarak gerçekleştirilmiştir.
3.2.6 Kefirin Depolanması
0.1, 0.2 ve 0.5 µg/l düzeylerinde kontamine edilmiş sütlerden elde
edilen kefir +4ºC’de 10 gün depolanmış ve depolamanın 0., 5. ve 10.
Günlerinde analize alınmıştır, analizler iki tekrar olarak
gerçekleştirilmiştir.
3.2.7 Kefirden Elde Edilen Bakteri İzolatlarının Aflatoksin M1
İle Etkileşimlerinin Besiyerinde İncelenmesi
Kefirde bulunan mikroorganizmaların kültür ortamında Aflatoksin
M1’ degrade edici özelliklerinin belirlenmesi amacıyla kefirden izole
edilen iki tür laktik asit bakterisi kontamine besiyerinde geliştirildikten
sonra iki tekrar olacak şekilde Aflatoksin M1 analizi uygulanmıştır. Söz
konusu çalışma E.Ü. Gıda Mühendisliği Bölümü, Mikrobiyoloji Bilim
dalı ile ortak olarak gerçekleştirilmiştir.
39
3.2.7.1 Laktik Asit Bakterilerinin İzolasyonu, Saflaştırılması, Etkili
Laktik Asit Bakterilerinin Tanımlanması
Bu bölümde açıklanan işlemler E.Ü., Gıda Mühendisliği Bilim Dalı
tarafından gerçekleştirilmiştir. İzlenen yöntem kısaca anlatılmaktadır.
İzolasyon amacı ile10 ml kefir örneği alınıp 90 ml %0.1’lik
peptonlu (Oxoid L37) suya aktarılarak 10-1’lik dilüsyon elde edilmiştir.
Aynı seyreltme sıvısı kullanılarak desimal dilüsyonlar hazırlanmıştır.
Uygun dilüsyonlardan çift tabaka dökme plak yöntemine göre besiyeri
olarak Man Rogosa ve Sharpe Agar (MRS, Merck) kullanılarak paralel
ekimler yapılmıştır. 30 ˚C’de 48-72 saat inkübasyon süresini tamamlayan
petrilerde laktik asit bakteri sayımı gerçekleştirilmiştir (Sharpe vd.,1966;
Kandler ve Weiss, 1984).
Sayımı yapılabilen petrilerde oluşan kolonilerden her örnek için
onar adet koloni rast gele olarak seçilmiş ve elde edilen izolatlar MRS
Agar plaklarında çizgi ekim tekniği ile tek koloni düşürmek suretiyle
saflaştırılmıştır. İzolatların saflıkları gram boyama yapılarak mikroskobik
inceleme ile kontrol edildikten sonra gram pozitif izolatların laktik asit
bakterisi olduğundan emin olmak için katalaz testi uygulanmıştır.
Böylece gram pozitif ve katalaz negatif örnekler Aflatoksin M1
analizinde kullanılmak üzere süttozu besiyerinde (%0.3 maya ekstraktıOxoid L21, %1 CaCO3, %1 glikoz-Oxoid, %10 yağsız süttozu-Pınar
A.Ş.) stoğa alınmışlardır. Uygun aralıklarda transfer edilerek +4 ˚C’de
saklanmışlardır (Hardie, 1986).
Son aşamada saflaştırılan laktik asit bakterilerinden küflere karşı
etki gösterenlerin tanımlanmasına geçilmiştir. İlk önce gram boyama ve
katalaz testi ile laktik asit bakterisi olduğu doğrulanan izolatlara daha
sonra ana ayrım olan heterofermantatif ve homofermantatif laktik asit
bakteri gruplarının belirlenmesi için glikozdan gaz oluşturma testi
yapılmıştır. Belirlenen bu ana gruba göre gerekli tanımlama testleri
uygulanmıştır. Söz konusu tanımlama testlerinde Schillinger ve Lücke
(1987), Hammes ve Vogel (1995) ve Teuber (1995)’in belirttiği kriterler
esas alınmıştır.
40
3.2.7.2 Laktik Asit Bakterilerinin Aflatoksin M1 İle Kontamine Olan
Besiyerinde Geliştirilmesi
Süttozu besiyerinde depolanan bakterilerden 1’er ml alınarak MRS
sıvı besiyerine aktarılmış ve 30 ˚C’de 24 saat süre ile geliştirildikten
sonra 1’er ml’leri Aflatoksin M1 ile kontamine edilen LTB (Lablemco
Tryptone Broth) besiyeri içine aktarılmış ve 30 ˚C’de 6 gün süre ile
inkübe edilmiştir.
LTB sıvı besiyeri 0.5 µg/l düzeyinde kontamine edilmiştir.Bu
amaçla 0.25 µg/l konsantrasyonlu çalışma çözeltisinden 100 ml
besiyerine 100 µl katılmıştır.
Geri kazanma denemesi amacıyla yine aynı miktarda toksin ile
kontamine edilen besiyeri ve steril besiyerine de Aflatoksin M1 analizleri
uygulanmıştır. Çalışma şartlarının standardize edilebilmesi için
kontamine besiyeri de inkübasyona tabi tutulmuştur.
3.2.7.3 Aflatoksin M1 Analizi
Besiyerinin sıvı ve homojen olması nedeni ile sütte Aflatoksin M1
analizinde uygulanan yöntem besiyerlerinin analizi için denenerek % geri
kazanım hesaplandıktan sonra madde 3.2.2’de verilen yöntem
uygulanarak temiz besiyerinde, kontamine besiyerinde ve kefirden izole
edilen iki laktik asit bakterisinin ayrı ayrı geliştirildiği besiyerlerinde
Aflatoksin M1 analizleri gerçekleştirilmiştir.
41
4
BULGULAR VE TARTIŞMA
4.1 Süt, Kefir ve Kefir Tanesinde Aflatoksin M1 Tayini İçin
Uygun Yöntemin Belirlenmesi İle İlgili Bulgular
Süt, kefir ve kefir tanesine Aflatoksin M1 tayini için uygun
yöntemin belirlenmesi amacı ile gerçekleştirilen geri kazanma
denemeleri ile ilgili bulgular çizelge 4.1’de verilmektedir.
Çizelge 4.1: Süt, kefir ve kefir tanesinde farklı analiz yöntemleri ile elde
edilen geri kazanama değerleri
Örnek
Süt
Kefir
Uygulanan Analiz
Yöntemi
(15 µl enjeksiyon)
(100 µl enjeksiyon)
I.Yöntem-İTK
I.Yöntem-YBSK
(15 µl enjeksiyon)
II.Yöntem-İTK
II.Yöntem-YBSK
(15 µl enjeksiyon)
II.Yöntem-YBSK
(100 µl enjeksiyon)
III.Yöntem-İTK
Kefir
Tanesi
III.Yöntem-YBSK
(100 µl enjeksiyon)
IV.Yöntem-YBSK
(100 µl enjeksiyon)
I. yöntem-İTK
I. yöntem-YBSK
II. Yöntem-İTK
II.Yöntem-YBSK
(100 µl enjeksiyon)
Aflatoksin M1 Geri Kazanım Yüzdesi
(%)
30
100
Çok düşük floresans oluşumu nedeniyle
değerlendirme yapılamamıştır
Girişim yapan maddeler nedeniyle sonuç
alınamamıştır
Çok düşük floresans oluşumu nedeniyle
değerlendirme yapılamamıştır
25
58
Çok düşük floresans oluşumu nedeniyle
değerlendirme yapılamamıştır
51
75
Floresans gözlenememiştir
Girişim yapan maddeler nedeniyle
değerlendirme yapılamamıştır
Floresans gözlenememiştir
65
42
Çizelge 4.1’de görüldüğü gibi sütte immunolojik analizin
etkinliğinin belirlenmesi amacı ile yapılan denemelerde analiz sonunda
kurutma ve tekrar çözündürme işlemleri uygulandığında %30 geri
kazanım elde edilirken kurutma işlemi yapılmadan YBSK’ne doğrudan
enjeksiyon ile %100 geri kazanım elde edilmiştir.
Çizelge 4.1’den kefirde I. Yöntem ile ekstraksiyon ve İTK ile
miktar tayini yapıldığında, örnek içerisindeki Aflatoksin M1 miktarı çok
düşük olduğundan verdiği floresansın da çok düşük olduğu ve
değerlendirme yapılamadığı gözlenmektedir. I. Yöntem ile ekstraksiyon
ve YBSK ile miktar tayini yapıldığında ise YBSK’de girişim yapan
maddelerin varlığı nedeni ile sonuç alınamamıştır. II. Yöntem ile
ekstraksiyon işlemi uygulandığında, miktar belirleme aşamasında
İTK’den yararlanıldığında toksin miktarının düşük olması ve düşük
floresans nedeniyle değerlendirme yapılamamıştır. Ekstraksiyon
sonrasında kuruluğa buharlaştırma ve tekrar çözerek YBSK’de 15 µl
enjeksiyon ile analiz gerçekleştirildiğinde geri kazanım yalnızca %25
iken kurutma işlemi uygulanmadan 100 µl enjeksiyon hacmi ile
YBSK’de analizlendiğinde geri kazanımın %58’e çıktığı gözlenmiştir.
III. Yöntem ile ekstraksiyon işlemi uygulandığında, miktar belirleme
aşamasında İTK’den yararlanıldığı zaman toksin miktarının düşük olması
ve düşük floresans nedeniyle değerlendirme yapılamamıştır.
Ekstraksiyon sonrasında YBSK yardımı ile miktar belirlemesi
yapıldığında ise %51 geri kazanım elde edilmiştir. Geri kazanımların
düşük olması nedeni ile bu iki yöntem birleştirilerek (IV. Yöntem)
kefirde Aflatoksin M1 analizi için kullanılmıştır. YBSK’de 100 µl
enjeksiyon ile miktar tayinine gidildiğinde %75 geri kazanım elde
edilmiş ve denenen yöntemler arasında en doğru sonuç veren yöntem
olarak kefir analizlerinde bu yöntemin uygulanmasına karar verilmiştir.
Çizelge 4.1’de görüldüğü gibi kefir tanesinde yapılan geri kazanım
denemelerinde ekstraksiyon aşamasında I. Yöntem kullanılarak miktar
belirleme aşamasında İTK’den yararlanıldığında plakada floresans
gözlenememiştir.
I.
Yöntem
YBSK
analizi
kullanılarak
gerçekleştirildiğinde ise girişim yapan maddeler nedeniyle miktar tayini
yapılamamıştır. II. Yöntem ile ekstraksiyon ve İTK ile miktar tayini
yapıldığında, İTK plakası üzerinde yine floresans gözlenememiştir. II.
yöntemde YBSK analizi kullanıldığında ise %65 geri kazanım elde
edilmiştir.
Kefir ve kefir tanesinde uygun yöntemin belirlenebilmesi için
yapılan geri kazanma denemelerinde İTK yöntemi iyi sonuç vermediği ve
43
düşük floresans şiddeti nedeni ile kefirde konsantrasyon farklılıklarının
saptanamadığı kefir tanesinde ise konsantrasyonun çok düşük olması
nedeniyle floresans gözlenemediği anlaşılmaktadır. Nitekim aflatoksin
analizlerinde İTK tekniği ile doğru sonuç elde edilmesi miktar tayininin
görsel olarak yapıldığı durumlarda analizcinin deneyimine bağlı
olmaktadır. Analizcinin konsantrasyon farklılıklarından kaynaklanan
floresans şiddetini görsel olarak tahmin edebilecek kadar iyi yetişmiş ve
deneyimli olması gerekmektedir. İTK analizinde floresans şiddetinin
tayininde YPİTK (Yüksek Performans İnce Tabaka Kromatografisi)
tekniği kullanıldığında ise kullanılan yoğunluk ölçer aygıtlarla analizler
daha doğru olarak gerçekleştirilebilmektedir.
YBSK ile miktar tayininde, YBSK, İTK’ne göre çok daha duyarlı
olduğundan, düşük konsantrasyonlarda bile iyi sonuçlar alınmıştır
(YBSK kromatogramları EK-1’de gösterilmektedir). Söz konusu bulgu
literatür verileri ile de uyum sağlamaktadır. Toyoda ve arkadaşları (1994)
çalışmalarında YBSK’nin duyarlılığının İTK’ne göre %65 daha fazla
olduğunu bildirmektedirler. Ayrıca Tuinstra ve ark (1993), Kaksuri ve
arkadaşları (1995), Dragacci ve arkadaşları (1995) da yaptıkları
çalışmalarda Aflatoksin M1 analizi için en uygun yöntemin imünoafiniti
kolon kullanımı ile saflaştırma aşamasının ardından YBSK ile miktar
tayini olduğunu belirtmektedirler. Literatürün ışığı altında ve elde edilen
bulgular sonucunda analizin miktar belirleme aşamasında YBSK
kullanımının uygun olacağı anlaşılmaktadır.
YBSK ile analiz aşamasında 100 µl’lik enjeksiyon bloğu elimizde
olmadığından 10-20 µl enjeksiyon yapma zorunluluğu doğmuştur. Ancak
ekstraktlardaki Aflatoksin M1 miktarı çok düşük oluğundan kolondan
elde edilen ekstrakt önce azot altında kurutulmuş daha sonra 100 µl
mobil fazda (su-asetonitril-metanol) çözülerek YBSK’ne 15 µl
enjeksiyon yapılmıştır. Bu durumda azot altında kurutma aşamasında
tahminen vial çeperlerine yapışma olduğundan ya da toksin azottan
etkilendiğinden kayda değer geri kazanımlar elde edilememiştir. Tez
çalışması devam ederken YBSK için 100 µl’lik enjeksiyon bloğunun
sağlanması nedeni ile azot altında kurutma işlemi iptal edilmiş ve orijinal
yöntemde önerildiği şekilde 1.25 ml asetonitril-metanol ile kolondan
geçirilen Aflatoksin M1 ekstraktının üzerine 1.25 ml saf su eklenerek
karıştırılmış ve bu karışımdan YBSK’ne 100 µl’lik enjeksiyon
yapılmıştır. Çizelge 4.1’den görüldüğü gibi 100 µl enjeksiyon
gerçekleştirilmesi ile süt, kefir ve kefir tanesi denemelerinde Aflatoksin
M1 geri kazanım değerleri yükselmiştir.
44
4.2 Sütten Kefire ve Kefir Tanesine Aflatoksin M1 Geçişi
Kontamine sütten kefire ve kefir tanesine aflatoksin M1 geçişinin
belirlenmesi amacıyla 0.1, 0.2 ve 0.5 µg/l düzeyinde kontamine edilen
sütten kefir elde edilmiş ve kefir ve kefir tanesinde Aflatoksin M1 analizi
yapılmıştır. Elde edilen sonuçlar çizelge 4.2’de verilmektedir.
Çizelge 4.2: 0.1, 0.2 ve 0.5 ppb düzeyinde kontamine edilen sütten kefir
üretiminde kefire ve kefir tanesine Aflatoksin M1 geçiş düzeyleri
Aflatoksin
250ml
Kefir eldesi
Kefir
250 ml
Taneye
Kefire
Kefir ve
M1
süte
sonrası
tanesindeki
kefirdeki
Aflatok
Aflatoksin
taneye
kontami-
eklenen
süzme ile
Aflatoksin
Aflatoksi
sin M1
M1 geçiş
geçen
nasyon
Aflatoksin
geri alınan
M1 miktarı
n M1
geçiş
yüzdesi (%)
toplam
düzeyi
M1 miktarı
kefir tanesi
(µg)
miktarı
yüzdesi
Aflatoksin
(ppb)
(µg)
miktarı (g)
(µg)
(%)
M1
yüzdesi
(%)
0.1
0.025
8.1
0.0004
0.015
1.6
60
61.6
0.2
0.050
8.6
0.0013
0.03
2.6
60
62.6
0.5
0.125
7.0
0.0033
0.1
2.6
80
82.6
Çizelge 4.1’de görüldüğü gibi 0.1 µg/l düzeyinde kontamine edilen
süt kullanılarak elde edilen kefir sonrası süzme ile geri alınan kefir tanesi
8.1 g’dır, ve söz konusu tanede yapılan analiz sonucunda tanede 0.0004
µg Aflatoksin M1 tespit edilmiştir, dolayısıyla sütten taneye Aflatoksin
M1 geçişinin %1.6 olduğu belirlenmiştir. Elde edilen 250 ml kefirde
yapılan analiz sonucunda ise 0.015 µg Aflatoksin M1 tespit edilmiştir,
dolayısıyla sütteki Aflatoksin M1’in kefire geçiş oranı %60 olarak
belirlenmiştir. 0.1 µg/l kontaminasyondaki sütten kefir ve kefir tanesine
toplam Aflatoksin M1 geçişi %61.6 olarak ifade edilebilir.
0.2 µg/l kontaminasyon düzeyinde tanede (8.6g) tespit edilen
Aflatoksin M1 miktarı 0.0013, kefirde (250 ml) tespit edilen Aflatoksin
M1 miktarı ise 0.03 µg olarak tespit edilmiştir. Söz konusu sonuçlar
doğrultusunda sütten kefir tanesine ve kefire Aflatoksin M1 geçiş oranı
sırasıyla %2.6 ve %60 olarak belirlenmiştir. 0.2 µg/l kontaminasyondaki
45
sütten kefir ve kefir tanesine toplam Aflatoksin M1 geçişi %62.6 olarak
ifade edilebilir.
0.5 µg/l kontaminasyon düzeyinde ise tanede (7.0) ve kefirde (250
ml) tespit edilen Aflatoksin M1 miktarı sırasıyla 0.0033 ve 0.1 µg’dır.
Sütten taneye Aflatoksin M1 geçiş düzeyleri ise sırasıyla %2.6 ve 80
olarak hesaplanmıştır. Söz konusu bulgular doğrultusunda 0.5 µg/l
düzeyine kontamine sütte bulunan Aflatoksin M1’in %82.6’sının kefir ve
kefir tanesine geçtiği gözlenmiştir.
Elde edilen sonuçlardan kontamine sütten kefir eldesinde, kefirdeki
Aflatoksin M1 miktarının süte kıyasla yaklaşık olarak %40 (0.1 ve 0.2
µg/l kontaminasyon düzeyinde) ve %20 (0.5 µg/l kontaminasyon
düzeyinde) oranlarında azaldığı belirlenmiştir. Tespit edilen söz konusu
azalmaların kefir ve kefir tanesinde bulunan mikroorganizmaların
faaliyeti sonucunda oluştuğu düşünülmektedir. 0.1 ve 0.2 µg/l
kontaminasyondaki sütlerden kefire geçiş oranın 0.5 µg/l
kontaminasyona göre düşük olmasının nedeninin süt içinde bulunan
Aflatoksin M1 konsantrasyonunun daha düşük olması nedeni ile kefir
içindeki organizmaların degradasyonda daha etkili olabilmeleri olduğu
düşünülmektedir. Kefir tanesinde yapılan analiz sonuçlarına bakıldığında
yukarıda açıklanan neden dolayısıyla taneye Aflatoksin M1 geçiş
yüzdesinin konsantrasyon arttıkça artması beklenmektedir. 0.1 ve 0.2
µg/l kontaminasyondaki sütlerden alınan tanelerde bu durum gözlenirken
0.5 µg/l kontaminasyonda 0.2 µg/l ile taneye Aflatoksin M1 geçiş
yüzdesinin aynı olduğu saptanmıştır. Söz konusu bulgunun kaynağınınsa
kefir üretimi sonrasında kefirden geriye süzülen tane miktarının ilk iki
konsantrasyona
göre
düşük
olmasından
kaynaklanabileceği
düşünülmektedir.
Literatürde yoğurt, peynir gibi diğer fermente süt ürünleri ile ilgili
birçok araştırma bulunmaktadır. Söz konusu araştırmaların bazılarında
(örneğin Magella ve Hafez. 1982; Lopez vd., 2001; Hassanin, 1994)
fermantasyon sonrasında ve depolama boyunca Aflatoksin M1 de
azalmalar saptandığı, diğer bazı çalışmalarda fermantasyon işleminin
Aflatoksin M1 miktarına etkisinin olmadığı (örneğin Blanco vd., 1993)
hatta artış gözlendiği (Van Egmond, 1987; Soylu ve Yaldız’dan 1998)
belirtilmektedir.
Kefirde Aflatoksin M1 analizi ile ilgili olarak ise literatürde
ulaşılabilen tek çalışma Wiseman ve Marth (1983) tarafından yapılan
çalışmadır. Söz konusu çalışmada araştırıcılar doğal olarak Aflatoksin M1
ile kontamine olmuş sütü hammadde olarak kullanıp kefir üretmiş ve
46
kefirde Aflatoksin M1 varlığı üzerine çalışmışlardır. Elde ettikleri
sonuçları rakamsal olarak ifade etmemişler ancak vermiş oldukları
grafiklerden ve açıklamalardan kefirde aflatoksin M1 düzeyinde düşme
olduğu ve depolama boyunca yapılan analizlerin sonuçlarının kesin
olmadığı gözlenmektedir. Her ne kadar sütteki kontaminasyon düzeyine
geri dönülmemişse de depolama boyunca aflatoksin M1 içeriklerinde
belirgin dalgalanmalar olmuştur. Elde edilen bulgular ışığında, Wiseman
ve arkadaşları (1983) elde ettiği sonuçlara benzer şekilde, kefirin
Aflatoksin M1 miktarında azalmalara neden olduğu gözlenmektedir.
Çalışmanın çeşitli üretim merkezlerinden sağlanacak kefir taneleri
ve kefir kullanımı ile tekrarlanmasının sonuçların güvenilirliğini
arttıracağı düşünülmektedir.
4.3 Depolama Denemeleri İle İlgili Bulgular
0.1, 0.2 ve 0.5 µg/l düzeylerinde kontamine edilen sütlerin
hammadde olarak kullanılması sonucunda elde edilen kefirler 10 gün
boyunca +4 ˚C’de depolanmış ve depolanın 0.,5. ve 10. günlerinde
Aflatoksin M1 analizleri gerçekleştirilmiştir. Elde edilen sonuçlar çizelge
4.3’de verilmektedir.
Çizelge 4.3: Kontamine süt kullanılarak elde edilen kefirlerin buzdolabı
koşullarında (+4 ˚C) 10 günlük depolanması süresince Aflatoksin M1
içeriklerinde gözlenen değişimler
Süt için
kontaminasyon
düzeyi (µg/l)
0.1
0.2
0.5
250 ml sütte bulunan
Aflatoksin M1 miktarı
(µg)
Depolama boyunca 250 ml
kefirde gözlenen Aflatoksin
M1 miktarı (µg)
0.0025
0.050
0.125
0. gün
0.015
0.03
0.1
5. gün
0.015
0.03
0.1
10. gün
0.015
0.03
0.1
Çizelge 4.3’de görüldüğü gibi 0.1 ve 0.2 µg/l kontaminasyon
düzeylerinde 0. Günde sütte bulunan Aflatoksin M1 %60’ı kefire
geçmiştir ve bu düzeyler 10 günlük depolama boyunca sabit kalmış,
47
Aflatoksin M1 düzeyinde herhangi bir değişim olmamıştır. 0.5 µg/l
kontaminasyon düzeyinde ise 0. günde tayin edilen Aflatoksin M1 içeriği
sütteki miktarın %80’ı kadardır ve diğer iki kontaminasyon düzeyinde
olduğu gibi depolanmadan etkilenmemiş ve bu düzey depolama süresince
sabit kalmıştır.
Söz konusu verilerin ışığı altında kefir eldesi sonrasında tayin
edilen Aflatoksin M1 miktarının depolama boyunca değişmediği
görülmektedir. Kefir eldesi sonrasında tanenin süzülerek ayrılması
sonucunda mikroflora konsantrasyonunun düşmesi ve bu düşük
konsantrasyonun Aflatoksin M1 degradasyonunda etkisiz kaldığı
düşünülmektedir.
4.4 Bakteri İzolatları İle Besiyerinde
Analizler İle İlgili Bulgular
Gerçekleştirilen
Bakteri izolatları ile besiyerinde gerçekleştirilen analizlerde steril
besiyeri doğrudan, 0.5 µg/l Aflatoksin M1 içerecek şekilde kontamine
edildikten sonra bakteri geliştirilmeden ve izole edilen iki laktik asit
bakterisi kontamine besiyerinde ayrı ayrı geliştirildikten sonra
analizlenmiştir.
Steril besiyerine uygulanan kör deneme sonucunda Aflatoksin M1
ile kontamine edilmeyen besiyerinde bulunan bir maddenin YBSK
analizinde Aflatoksin M1’in alıkonma zamanında düşük de olsa bir pik
verdiği ve söz konusu pikin 0.0027 µg Aflatoksin M1 miktarı
büyüklüğünde olduğu gözlenmektedir. Kontamine edilen besiyeri
analizlendiğinde 50 ml besiyerinde 0.0133 µg Aflatoksin M1
gözlenmiştir. Girişime neden olan madde miktarı bu değerden
çıkarıldığında 0.0106 µg aflatoksin M1 hesaplanmıştır ve bu değere göre
geri kazanım %42.4 olarak hesaplanmıştır. Aflatoksin M1 ile kontamine
edilen ancak bakteri katılmayan besiyeri ve iki farklı bakteri izolatının
katıldığı kontamine besiyerlerinde gerçekleştirilen Aflatoksin M1
analizlerine ait bulgular çizelge 4.4’de verilmektedir.
İzole edilen iki laktik asit bakterisi ile yapılan yapılan çalışmalar
sonucunda elde edilen Aflatoksin M1 miktarları Çizelge 4.4’de görüldüğü
gibi 0.016 ve 0.0142 µg olarak hesaplanmıştır. Söz konusu değerler izolat
48
geliştirilmeyen kontamine besiyerinde analizlenen Aflatoksin M1
miktarından (0.0106 µg) yüksek çıkmıştır. Laktik asit bakterilerinin,
gelişmeleri sırasında toksin gibi davranan bir madde ürettikleri
düşünülebilir ancak literatürlerde Lactobacillus cinsi mikroorganizmaların bu tür etkilerinden hiç söz edilmemiş olup, yapılan
hemen tüm çalışmalarda söz konusu bakterilerin küfleri ve ürettikleri
aflatoksinleri degrade edici etkileri belirlenmiştir (Karunatre vd., 1990;
Gourama ve Bullerman, 1995; Pierides vd. 2000).
Çizelge 4.4: Besiyerinde gerçekleştirilen analizler ile ilgili bulgular
Kontamine
besiyeri
I. Lactobacillus
II. Lactobacillu
Besiyerinin
başlangıçta
Aflatoksin M1 ile
kontaminasyon
düzeyi (µg/l)
50 ml
besiyerine
eklenen
Aflatoksin M1
miktarı (µg)
50 ml
besiyerinde
gözlenen
Aflatoksin
M1 miktarı
(µg)
% Geri
kazanım
0.5
0.025
0.0106
%42.4
0.5
0.5
0.025
0.025
0.016
0.0142
İzolatların analizi sonucunda daha yüksek Aflatoksin M1 miktarı
gözlenmesinin nedeni olarak geri kazanımlarda artış olma olasılığı
düşünülmektedir. Bakteri gelişimi sırasında besiyerinde olan bazı
değişiklikler toksinin daha kolay ekstrakte edilebilmesine neden olmuş
olabileceği gibi, bir başka olasılığın da Aflatoksin M1 gibi pik veren
besiyeri bileşeninin bu bakteri gelişimi sonucunda artması veya serbest
hale geçmesi olduğu düşünülmektedir.
Söz konusu iki izolatın yapılan tanımlamalar sonucunda
Lactobacillus cinsi olduğu belirlenmiştir. Aynı cins bakterilerin genel
olarak aynı özelliklere sahip olduğu düşünülecek olursa söz konusu iki
bakterinin besiyerini benzer şekilde kullandıkları öngörülebilir.
49
5
SONUÇ
Bu araştırmada kefir ve kefir tanesinde en uygun Aflatoksin M1
tayini yöntemi geliştirilmeye çalışılmış ve kontamine sütlerden kefire ve
kefir tanelerine Aflatoksin M1 geçiş durumu araştırılmıştır. Bu amaçla
Aflatoksin M1 ile kontamine edilmiş kefirde bu toksinin analizi için dört,
kefir tanesinde ise iki farklı analiz yöntemi denenmiş ve geri
kazanımlarına bakılarak en uygun yöntem belirlenmeye çalışılmıştır.
Aflatoksin M1 tayini için uygun yöntemin belirlenmesinden sonra,
laboratuvar koşullarında Aflatoksin M1 ile kontamine edilen sütten kefir
eldesinde bu toksinin kefire ve kefir tanesine geçişi incelenmiştir.
Çalışmada ayrıca kefirden izole edilen iki bakterinin kültür ortamında
Aflatoksin M1 üzerine etkisi de araştırılmıştır.
Sütte yapılan geri kazanma denemelerinde ekstraksiyon sonrasında
azot gazı altında kuruluğu buharlaştırıldıktan sonra 100 µl çözgen ile
çözülerek YBSK ile miktar tayini yapıldığında %30 geri kazanım elde
edilirken, kurutma işlemi uygulanmadan doğrudan YBSK’de
analizlendiğinde %100 geri kazanıma ulaşılmıştır. Bu nedenle
imünoafiniti kolon kullanımı ve 100 µl enjeksiyon hacmi ile YBSK
analizinin sütte Aflatoksin M1 tayini için doğru yöntem olduğu
anlaşılmıştır.
Kefir ve kefir tanesinde yapılan geri kazanma denemelerinde genel
olarak İTK yönteminin yetersiz kaldığı, analizlenen örnek içerisindeki
Aflatoksin M1 miktarı çok düşük olduğu için verdiği floresansın rahat
gözlenemediği ve sonuç alınamadığı belirlenmiştir. Miktar belirleme
aşamasında YBSK’den yararlanılmasına karar verilmiştir. Örneklerden
Aflatoksin M1’in ekstraksiyonu sonrasında YBSK ile miktar belirleme
çalışmalarında YBSK’ne enjeksiyon öncesinde ekstraktın azot gazı
altında kuruluğa buharlaştırıldıktan sonra 100 µl çözgen ile çözülmesi
işlemi uygulandığında geri kazanımların çok düşük olduğu gözlenmiş, bu
nedenle kurutma işlemi uygulanmadan YBSK’ne doğrudan enjeksiyon
yapılmıştır.
Kefirde dört farklı analiz yöntemi ile ekstraksiyon ve YBSK ile
miktar belirleme denemelerinde elde edilen geri kazanma değerleri, II.
Yöntem (Rhone-Diagnostics Technologies Ltd. tarafından süt için
önerilen imünoafiniti kolon kullanımı ile ekstraksiyon ve YBSK ile
miktar belirlenmesi) için %58, III. Yöntem (Dragacci vd., 1995) için
%51, IV. Yöntem (I ve II. yöntemlerin bir arada kullanılması ile
50
geliştirilen yöntem) için ise %75 olarak belirlenerek söz konusu
yöntemin en uygun yöntem olduğu saptanmıştır. I. Yöntemin (AOAC,
1995) ekstraksiyon aşamasının çok uzun ve verimsiz olması nedeni ile
(azot gazı altında buharlaştırma sonrasında YBKS analizinde girişim
yapan maddeler nedeniyle sonuç alınamamıştır) bu yöntemde tekrar
denemeler yapılmamıştır.
Kefir tanesinde iki analiz yöntemi uygulanarak geri kazanma
denemeleri gerçekleştirilmiştir. Söz konusu denemelerin birinde AOAC
(1995) yöntemi (I. Yöntem), diğerinde ise Dragacci ve arkadaşları’ın
(1995) önerdiği yöntem kullanılmıştır. I. Yöntemde YBSK ile analiz
aşamasında girişim yapan maddeler nedeni ile sonuç alınamamış, II.
yöntemde ise %65 geri kazanım elde edilmiştir. Elde edilen sonuçlar
doğrultusunda kefir tanesinde Aflatoksin M1 analizi için II. yöntemin
kullanılmasının uygun olduğu belirlenmiştir.
Uygun analiz yönteminin belirlenmesinin ardından 0.1, 0.2 ve 0.5
µg/l düzeyinde Aflatoksin M1 ile kontamine edilen UHT sütler kefir
üretiminde hammadde olarak kullanılmış, kefir eldesi sonunda kefire ve
kefir tanesine Aflatoksin M1 geçiş düzeyi belirlenmeye çalışılmıştır.
Elde edilen bulgulardan 0.1 µg/l düzeyinde kontamine sütte bulunan
Aflatoksin M1’in % 1.6’sının kefir tanesine, %60’ının kefire geçtiği
belirlenmiştir. Söz konusu değerler 0.2 ve 0.5 µg/l kontaminasyon
düzeylerinde sırasıyla %2.6, %2.6 (taneye geçiş oranı) ve %60, %80
(kefire geçiş oranı) olarak belirlenmiştir.
Kefirlerin 10 gün boyunca +4 ˚C’de depolanmasının Aflatoksin M1
miktarında azalmaya neden olmadığı, depolama boyunca kefirde bulunan
Aflatoksin M1 düzeyinin sabit kaldığı belirlenmiştir.
Araştırmada son olarak kefirden izole edilen iki laktik asit
bakterisinin kültür ortamında Aflatoksin M1’e etkisi incelenmiştir.
Aflatoksin M1 ile kontamine edilmeyen ve bakteri aşılanmayan
besiyerinde yapılan Aflatoksin M1 analizi sonucunda besiyerinde bulunan
bir maddenin YBSK ile miktar belirlenmesi aşamasında Aflatoksin M1
ile aynı alıkonma süresinde bir pik verdiği belirlenmiştir. Besiyerinin
kontamine edildikten sonra analizlenmesi sonucunda elde edilen geri
kazanma değeri %42.4 olarak hesaplanmıştır. Besiyerlerine bakteri
izolatlarının eklenmesi ve 30˚C / 6 gün inkübasyonunun ardından yapılan
analizlerde bulunan Aflatoksin M1 miktarının, bakteri aşılanmamış
kontamine besiyerinde belirlenen düzeyin üzerinde bulunmuştur.
51
Sonuç olarak;
-
Kefir ve kefir tanesinde uygulanan Aflatoksin M1 tayin yöntemi
üzerinde daha fazla çalışma yapılarak % geri kazanma değerlerinin
arttırılması ve tekrarlanabilirliğin araştırılması gerekmektedir.
-
Kontamine sütlerden kefir eldesinde kefirde bulunan Aflatoksin M1
miktarında sütte başlangıçtaki kontaminasyon miktarına kıyasla %40
(0.1 ve 0.2 µg/l kontaminasyon düzeyinde) ve %20 (0.5 µg/l
kontaminasyon düzeyinde) oranında düşük düzeyde Aflatoksin M1
belirlenmiştir. Düşük kontaminasyon düzeylerinde daha fazla
azalmanın gözlenmesi Aflatoksin M1 kontaminasyonu açısında
sınırda veya sınırın biraz üzerindeki sütlerin kefir üretiminde
değerlendirilebilecekleri düşünülmektedir. Ancak bu konu üzerinde
tekrar denemeler yapılarak sonuçların kesinliğinin belirlenmesi
gerekmektedir.
-
Kültür ortamında gerçekleştirilen analizler sonucunda besiyeri için
uygun analiz yönteminin belirlenebilmesi açısından daha fazla
çalışma yapılması gerektiği düşünülmektedir. Besiyerinde bulunan ve
Aflatoksin M1 gibi davranan maddenin belirlenmesi, deneme
sayısının arttırılarak ve gerektiğinde modifikasyon yapılarak analiz
yönteminin doğruluk ve tekrarlanabilirliğinin arttırılması ayrıca elde
edilen izolatların miktarlarının arttırılması ve tür bazında
tanımlanmalarının ardından besiyeri çalışmalarında tüm izolatların
tek tek ve bir arada Aflatoksin M1 üzerine etkilerinin araştırılması
gerekmektedir.
52
KAYNAKLAR DİZİNİ
Altuğ, T., Yousef, A.E., Marth, E.H., 1990, Degradation of Aflatoxin
B1 in Dried Figs by Sodium Bisulfite with or without Heat,
Ultraviolet Energy or Hydrogen Peroxide, Journal of Food
Protection, 53(7), 581-582.
Altuğ, T., Elmacı,Y., 1995, Aflatoksinler ve Gıdalarda Bulunan Diğer
Mikotoksinler, Kimya Mühendisleri Odası, Ege Bölgesi Bülteni,
yıl.2, sayı.9, İzmir, 12-14.
AOAC, 1995, Aflatoxins in Food and Feeds-Romer Minicolumn
Method, Sec.975.36, Official Methods of Analysis of the
Association of Official Analytical Chemists, Cunniff, P. (Ed.), 16th
Ed., Vol.2, Ch.49, Washington D.C. USA, 5-6.
Bahar, M.B., 1996, Kontamine Kuru İncirlerden İki Farklı Teknikle
Elde Edilen İncir Pekmezlerine Aflatoksin Geçiş Düzeylerinin
İncelenmesi,Yüksek Lisans Tezi, E.Ü. Fen Bilimleri Enstitüsü,
Gıda Mühendisliği Anabilim Dalı, 77s.
Bakırcı, I., 2001, A study on the Occurrence of Aflatoxin M1 in Milk
and Milk Products Produced in Van Province of Turkey, Food
Control, Vol.12, Issue.1, 47-51.
Barrıos, M.,J., Gualda, M.,J., Cabanas, J.,M., Medina, L.,M.,
Jordano, R., 1996, Occurrence of Aflatoksin M1 in Cheeses from
the South of Spain, Journal of Food Protection, Vol.59, No.8, 898900.
Blanco, J.L., Carrian, B.A., Liria, N., Diaz, S., Garcia, M.E.,
Dominguez, L., Suarez, G., 1983, Behavior of Aflatoxins During
Manufacture and Storage of Yoghurt, Milchwissenschaft, 40 (7)
1000.
Boyacıoğlu, D., Gönül, M., 1986, Mikotoksin Tayin Metodolojisi, E.Ü.
Mühendislik Fakültesi Dergisi, Seri: B Gıda Mühendisliği, Cilt.4,
Sayı.2, 87-95.
Bullerman, L.B., Schroeder, L.L., Park, K.Y., 1984, Formation and
Control of Mycotoxins in Food, Journal of Food Protection, vol.47,
no.8, 637-646
53
Dragacci, S., Gleizes, E., Fremy, J.M., Candlish, A.A.G., 1995, Use of
Immunoaffinity Chromatography as a Purification Step for the
Determination of Aflatoxin M1 in Cheeses, Food Additives and
Contaminants, Vol.12, No.1, 59-65.
Dragacci, S., Fremy, J.M., 1996, Application of Immunoaffinity
Column Cleanup to Aflatoxin M1 Determination and Survey in
Cheese, Journal of Food Protection, Vol.59, No. 9, 1011-1013.
Dragacci, S., Grosso, F., Gilbert, J., 2001, Immunoaffinity Column
Cleanup With Liquid Choromatography for Determination of
Aflatoxin M1 in Liquid Milk: Collaborative Study, Journal of
AOAC International, Vol. 84, Issue 2, 437-443.
Elmacı, Y., Altuğ, T., 1994, Aflatoxin Degradation in Dried Figs on
Industrial Scale by Using Sulphur Dioxide Gas Alone and Together
with Heat, Hydrogen Peroxide or Washing Treatments, Bioactive
Substances in Food of Plant Origin, Vol.2, Kozlowska, H., Fornal,
J. (Eds.), Centrum Agrotechnologii Weterynarii Polska Akademia
Nouk, 290-296.
Ergüllü, E., Üçüncü, M., 1983, Kefir Mikroflorası Üzerinde Araştırma,
E.Ü. Ziraat Fakültesi Dergisi, yıl.8, sayı.1 , 3-11.
Galvano, F., Galofaro, V.,Galvano, G., 1996, Occurrence and Stability
of Aflatoksin M1 in Milk and Milk Products: A Worldwide
Review, Journal of Food Protection, Vol. 59, No.10, 1079-1090.
Galvano, F., Vittorio, G., De Angelis, A., Galvano, M., Bognanno, M.,
Galvano, G., 1998, Survey of Occurrence of Aflatoxin M1 in Dairy
Products Marketed in Italy, Journal of Food Protection, Vol.61,
No.6, 738-741.
Goldblatt, L.A., 1969, Introduction, 1-10, Aflatoxin, Goldblatt, L.A.
(Ed.), Academic Press, Newyork and London, 472p
Gourama, H., Bullerman, L.B., 1995. Inhibition of Growth and
Aflatoxin Production of Aspergillus flavus by Lactobacillus
species, Journal of Food Protection, vol.58, no.11, 1249-1256.
Hammes, W.P. and Vogel, R.F., 1995, The Genus Lactobacillus, the
Genera of Lactic Acid Bacteria, Vol. 2, Wood, B.J.B. and
Holzapfel, W.H. (Eds.), Blackie Academic & Professional,
London, 19-49p.
54
Hansen, T.J., 1990, Affinity Column Cleanup and Direct Fluorescence
Measurement of Aflatoxin M1 in Raw Milk, Journal of Food
Protection, Vol.53, No.1, 75-77
Hardie, J.M., 1986, Genus Streptococcus, Bergey’s Manual of
Systematic Bacteriology, Vol. 2, Sneath, P.H.A., Mair, N.S.,
Sharpe, M.E. and Holt, (Eds.), Williams and Wilkins, USA, 10431071p.
Hassanin, N.I., 1994, Stability of Aflatoxin M1 During Manufacture and
Storage of Yoghurt, Yoghurt-Cheese and Acidified Milk, J Sci
Food Agric, 65, 31-34.
Hussein, H.S., Brasel, J.M., 2001, Toxicity, Metabolism and Impact of
Mycotoxins on Humans and Animals, Toxicology, Vol.167, Issue2,
101-134.
ISO, 1998, Milk and Milk Powder-Determination of Aflatoxin M1
Content-Cleanup by Immunoaffinity Chromatography and
Determination by High Performance Liquid Chromatography,
International Organization for Standardization, Ref.No. ISO 14501,
Switzerland.
İçibal, N., Altuğ, T., 1992, Degradation of Aflatoxins in Dried Figs by
Sulphur Dioxide Alone and in Combination with Heat, Ultraviolet
Energy and Hydrogen Peroxide, Lebensm. Wiss. Technol., 25, 294296.
Jones, J.M., 1992, Food Safety, Aegean Press, Minnesota, 147.
Kaksuri, I.E., Christodouliadow, M., Christou, E., Constantinidov,
E., 1995, Immunoaffinity column/HPLC Determination of
Aflatoxin M1 in Milk, Food and Agricultural Immunology, 7 (2),
131-137
Kandler, O. and Weiss, N., 1984, Regular Non-Sporing Gram-Positive
Rods, Bergey’s Manual of Systematic Bacteriology, Vol. 2, Sneath,
P.H.A., Mair, N.S., Sharpe, M.E. and Holt, J.G. (Eds.), Williams
and Wilkins, USA, 1208-1219p.
Kaptan, N., 1982, Toplum Sağlığında Kefirin Önemi, Bilim ve Teknik
Dergisi, 176 (33), 33-35.
55
Karagözlü, C., 1990, Farklı Isıl İşlem Uygulanmış İnek Sütlerinden
Kefir Kültürü ve Kefir Tanesi ile Üretilen Kefirlerin Dayanıklılığı
ve Nitelikleri Üzerine Araştırmalar, Yüksek Lisans Tezi, E.Ü., Fen
Bilimleri Enstitüsü, Tarım Ürünleri Teknolojisi Anabilim Dalı,
Bornova.
Karagözlü, C., Kavas G., 2000, Alkollü Fermente Süt İçecekleri: Kefir
ve Kımızın Özellikleri İle İnsan Beslenmesindeki Önemi, Dünya
Yayınları Gıda Dergisi, Yıl.6, Sayı.2000-07, 86-93.
Karunatre, A., Wezenberg, E., Bullerman, L.B., 1990, Inhibition of
Mold Growth and Aflatoxin Production by Lactobacillus spp,
Journal of Food Protection, Vol.53, No.3, 230-236.
Kılıç, S., Uysal, H., Akbulut, N., Kavas, G., Kesenkaş, H., 1999, Kefir
Danesi ve Starter Kültürle Yapılan Kefirlerin Olgunlaşması
Sırasında Kimyasal, Mikrobiyolojik ve Duyusal Özelliklerindeki
Değişimlerin İncelenmesi, E.Ü. Ziraat Fakültesi Dergisi, Cilt.36,
Sayı.1-2-3, 111-118.
Koçak, C., Gürsel, A., 1981. Kefir, A.Ü. Ziraat Fakültesi, Süt
Teknolojisi Bölümü, Ankara, sayı.4, 11-14.
Kroger, M., 1993, Kefir, Cultured Dairy Products Journal, Vol. 28,
No.2, 26-29.
Lang, F., Lang, A., 1973, Symposium on New Technology of
Fermented Milk Products and Milk Specialisties, The Milk
Industry, 17-18.
Liu, J.,A.,P., Moon, N.,J., 1983, Kefir- A ‘New’ Fermented Milk
Product, Cultured Dairy Products Journal, 11-12
Lopez, C., Ramos, L., Ramadan, S., Bulacio, L., Perez, J., 2001,
Distribution of Aflatoxin M1 in Cheese Obtained from Milk
Artificially Contaminated, International Journal of Food
Microbiology 64, 211-215.
Luchese, R.H., Harrigan, W.F., 1990, Growth of, and Aflatoxin
production by Aspergillus parasiticus when in the Presence of
Either Lactococcus lactis or Lactic Acid at Different Initial pH
Values, Journal of Applied Bacteriology, 69, 512-519.
Megalla, E.S., Hafez, A.H., 1982, Detoxification of Aflatoxin B1 by
Acidogenous Yoghurt, Mycopathologia 77, 89-91.
56
Özer, Ç., Altuğ, T., 1995. Aflatoksinlerin Detoksifikasyonu Amacıyla
Geliştirilen Teknikler. E.Ü. Mühendislik Fakültesi Dergisi, cilt.13,
sayı.1, 119-139.
Pierides, M., El-Nezami, H., Peltonen, K., Salminen, S., Ahduos, J.,
2000. Ability of Dairy Strains of Lactic Acid Bacteria to Bind
Aflatoxin M1 in a Food Model, Journal of Food Protection, Vol.63,
No.5, 645-650.
Rustom, I.,Y.,S., 1997, Aflatoxin in Food and Feed: Occurrence,
Legislation and Inactivation by Physical Methods, Food Chemistry,
Vol.59, 57-67.
Saitanu, K., 1997, Incidence of Aflatoxin M1 in Thai Milk Products,
Journal of Food Protection, Vol.60, No.8, 1010-1012.
Schillinger, U. ve Lücke, F.K., 1987, Identification of Lactobacilli from
Meat and Meat Products, Food Microbiology, 4: 199-208.
Sharpe, M.E., Fryer, E. and Smith, D.G., 1966, Identification of Lactic
Acid Bacteria, Identification Method for Microbiologist - Part A,
Gibbs, B.M. and Skinner, F.A. (Eds.), London Academic Press, 6579p.
Soylu, Ö., Yaldız, S., 1998, Kontamine Edilmiş Sütlerden Yoğurda
Aflatoksin Geçiş Düzeylerinin İncelenmesi, İzmir Fen Lisesi
Projesi (Yöneten, Altuğ,T., Elmacı, Y.,).
Tamime, A.Y., 1990, Microbiology of ‘Starter Cultures’, 131-175 Dairy
Microbiology Vol.2, The Microbiology of Milk Products, 2ed,
Robinson R.K. (Ed.), Department of Food Science and
Technology, University of Reading, UK,
Tavlaş, B., 1986, Kefir ve Yararları, Sütçülük, Yıl.1, Sayı.2, 12
Teuber,M., 1995, The genus Lactococcus, The Genera of Lactic Acid
Bacteria, Vol. 2, Wood, B.J.B. and Holzapfel, W.H. (Eds.), Blackie
Academic & Professional, London, 173-230p.
TGKY, 1997, Türk Gıda Kodeksi Yönetmeliği, T.C. Resmi gazete
No.23172, Ankara, 198.
Toklu, G.Ş., 1999, Süt Şampanyası; Kefir, Tübitak MAM Gıda Bilimi ve
Teknolojisi Araştırma Enstitüsü, Gebze,Dünya Gıda Dergisi, 5153.
57
Toyoda, M., Saisha, K., Aoki, G., Koboyashi, A., Baito, Y., Martines,
M.U., 1994, Repeated Use of A Single Immunoaffinity Column for
Sample Cleanup in the HPLC Determination of Aflatoxin M1 in
Powdered Milk, International Dairy Journal 4(4), 369-375.
TSE, 2002, Süt ve Süt Tozu-Aflatoksin M1 Muhtevası Tayiniİmunoafiniti Kromatografi ile Temizleme ve Yüksek Performanslı
Sıvı Kromatografi ile Tayin, Türk Standardları Enstitüsü, Ankara
Tuinstra, L.G.M., Roos, A.H., Van Trijp, J.M.P., 1993, Liquid
Chromatographic Determination of Aflatoxin M1 in Milk Powder
Using Immunoaffinity Columns for Cleanup: Interlaboratory
Study, Journal of AOAC İnternational, Vol.76, No.6, 1248-1254.
Ueno, Y., 1987, Mycotoxins, 163-185, Toxicological Aspects of Food,
Miller, K. (Ed.), Elsevier Applied Science Publishers Ltd., London.
Üçüncü, M., 1980. Süt İçkilerin Toplum Sağlığı ve Türkiye
Sütçülüğündeki Yeri ve Önemi. E.Ü. Gıda Fakültesi Dergisi, cilt.1,
sayı. 1 (1980’den ayrı basım), 249-257.
Veldman, A., Meijist, J.A.C., Borggreve, G.,J., Heeres-van der Tol,
J.,J., 1992, Carry-Over of Aflatoxin from Cow’s Food to Milk,
British Society of Animal Production, 55: 163-168.
Wiseman, D.W., Marth, E.H., 1983, Behavior of Aflatoxin M1 in
Yoghurt, Buttermilk and Kefir, Journal of Food Protection, Vol.46,
No.2, 115-118.
Yaygın, H., Demiryol, I., 1980, Süt ve Mamüllerinde Aflatoksin, E.Ü.
Ziraat Fakültesi Dergisi, 17/3, 99-111.
58
59
EKLER
Ek 1. Aflatoksin M1 standardının YBSK kromatogramı
Ek 2. Immunoaffinity kolon ile ekstrakte edilen sütün
YBSK kromatogramı
Ek 3.
I. Yöntem ile
kromatogramı
Ek 4.
IV. Yöntem
kromatogramı
Ek 5.
I. Yöntem ile ekstrakte edilen kefir tanesinin YBSK
kromatogramı
Ek 6.
II. Yöntem ile ekstrakte edilen kefir tanesinin YBSK
kromatogramı
ile
esktrakte
ekstrakte
edilen
kefirin
YBSK
edilen
kefirin
YBSK
60
Ek 1. Aflatoksin M1 standardının YBSK kromatogramı
* 0.25 µg/ml’lik çalışma çözeltisinden 100 µl enjeksiyon ile elde edilen YBSK kromatogramı
61
Ek 2. Immunoaffinity kolon ile ekstrakte edilen sütün YBSK kromatogramı
* 0.1 µg/ml düzeyinde kontamine edilen sütün analizlenmesi ve YBSK’ya 100 µl enjeksiyonu sonucunda elde edilen
kromatogram
62
Ek 3. I. Yöntem ile esktrakte edilen kefirin YBSK kromatogramı
* 0.5 µg/ml düzeyinde kontamine edilen kefirin I. yöntem (AOAC yöntemi) ile analizlenmesi ve YBSK’ya 100 µl
enjeksiyonu sonucunda elde edilen kromatogramdan da görüldüğü gibi söz konusu yöntemde düzgün girişim yapan
madde varlığı nedeni ile kabul edilebilir bir kromatogram elde edilememektedir.
63
Ek 4. IV. yöntem ile estrakte edilen kefirin YBSK kromatogramı
* 0.1 µg/ml düzeyinde kontamine edilen kefirin IV. yöntem ile analizlenmesi ve YBSK’ya 100 µl enjeksiyonu
sonucunda elde edilen kromatogram
64
Ek 5. I. Yöntem ile ekstrakte edilen kefir tanesinin YBSK kromatogramı
* 0.5 µg/ml düzeyinde kontamine edilen kefirin II. yöntem ile analizlenmesi ve YBSK’ya 100 µl enjeksiyonu
sonucunda elde edilen kromatogram
65
Ek 6. II. Yöntem ile ekstrakte edilen kefir tanesinin YBSK kromatogramı
* 0.5 µg/ml düzeyinde kontamine edilen kefirin II. yöntem ile analizlenmesi ve YBSK’ya 100 µl enjeksiyonu
sonucunda elde edilen kromatogram
ÖZGEÇMİŞ
1977 yılında Gaziantep’te doğdu. İzmir Eşrefpaşa Lisesi’nden 1994
yılında mezun oldu. Aynı yıl Ege Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi,
Gıda Mühendisliği Bölümü’ne girdi. 1999 yılında mezun olduktan sonra
aynı yıl E.Ü. Fen Bilimleri Enstitüsü, Gıda Mühendisliği Anabilim Dalı,
Gıda Bilimleri Bilim Dalı’nda yüksek lisansa başladı. 28 Aralık 1999
tarihinde Gıda Mühendisliği Bölümüne “Tahsisli Araştırma Görevlisi”
olarak girdi.
Download