uyku-uyanıklık döngüsü

advertisement
 Normal uyku
 Uyku bozuklukları sınıflaması
 İnsomnia
 Hipersomnia
 Parasomnia
 Sirkadiyan ritim uyku bozuklukları
 Uykuyla ilişkili hareket bozuklukları
• Davranışsal açıdan uyku, çevre
uyaranlarını algılamada azalma ile
karakterize ve görece hızla ortadan
kaldırılabilen bir durumdur.
• Uyku mental aktivitenin özel bir
formudur, aktif ve ritmik bir nöronal
süreç olarak kabul edilir.
• Erişkinlerde uyku süresi ortalama 7.5 saat olup, bu süre
bireylerarası farklılık gösterir.
• (Genetik, yaş, tıbbi ve psikiyatrik bozukluklar uyku biçiminin belirleyicileri
arasındadır.)
• İnsan ömrünün yaklaşık 1/3‘ü uykuda geçmektedir.
•
•
•
Ancak uykunun kesin fonksiyonu ile ilgili bilgi az.
Uykunun azalması duygudurum değişiklikleri, bilişsel
bozukluk, anormal hormon ritmi gibi çok çeşitli
sonuçlara sebep olur.
Bir çok çalışma uykuda azalmanın öğrenme ve hafıza
süreçlerinde bozulmaya neden olduğunu göstermektedir.
(Cauter 2001, Roth 2006)
• Uykunun başlatılması ve sürdürülmesinde
kortikal ve subkortikal birçok beyin bölgesi
rol almaktadır. İnsanlarda uyku-uyanıklık
döngüsü, sirkadiyen süreç ve homeostatik
sürecin etkisiyle ortaya çıkmaktadır.
(Borbley 1982)
• Gün boyunca sirkadiyan ritim etkisi
giderek azalırken homeostatik ritim
etkisi artar.
 Sirkadiyen ritimler endojen hormon sekresyonları,
temel vücut ısısı ve uyku-uyanıklık döngüsü gibi
birçok fizyolojik işlevi kontrol eden 24 saatlik
biyolojik ritimlerdir.
 SCN retinohipotalamik yol ile retinadaki fotosensitiv
hücrelerden aydınlıktaki değişimlerin uyarısını
alır.Ancak tek uyaran ışık değildir.
 Epifiz, retina ve SCN ışığın görme dışı etkilerinin
algılanmasında ve değerlendirilmesinde temel
yapılardır.
 Salınım akşamın geç saatlerinde artar ve bu
salınım zamanı sirkadiyen ritmin belirtecidir.
(Lewwy ve ark 1988 )
 Uykunun başlangıcı ve vücut sıcaklığının
azalması ile korelasyon gösterir.
 Uyku-uyanıklık üzerindeki etkisi SCN de yer
alan MT-1, MT-2 reseptörlerindeki etkisi ile
gerçekleştirilir.
 Kişinin uyanmasından sonra uyanık olarak geçen
zaman arttıkça endojen olarak vücudun uykuya
ihtiyacını belirleyen ritimdir. Genelde sabah
uyandıktan 16 saat sonra maksimumdur, uyku
boyunca azalır.
(Wilson ve Nut 2008)
 Uyanık kalınan süre arttıkça endojen somnojen
olarak bilinen adenozin , çeşitli sitokinlerin ve
hormonların, özellikle bazal önbeyinde eşik
değerinin üstünde birikerek homeostatik uyku
gereksinimini artırdığı bildirilmiştir.
(Porkka-Heiskanen ve ark. 2000).
• Ön hipotalamustan sirkadiyen girdiler ve endojen
kimyasal uyarılar aracılığıyla gelen homeostatik bilgi
doğrultusunda hipotalamusta ventrolateral preoptik
çekirdek (VLPO) uykuyu başlatır. Uyanıklığı lateral
hipotalamustan gelen oreksinerjik, beyin sapından
gelen kolinerjik, noradrenerjik, serotonerjik, posterior
hipotalamustan gelen histaminerjik uyarılar
sağlamakta, bunların azalması ise uykuyu
başlatmaktadır.
• Beyin sapındaki mezopontin çekirdekler ise uyku
sırasındaki NREM-REM döngüsünü kontrol
etmektedir .
(Pace-Schott ve Hobson 2002)
 Lateral hipotalamus oreksin-hipokretin diye bilinen
peptid nörotransmiter yoluyla uyanıklığı stabilize
etmek için çalışır.
(fuller, gooley ve ark. 2006)
 Vücudun iç ve dış çevrelerinin algılanması ile ilişkili .
 Eksikliğinde narkolepsi gelişimi; kaliteli bir uyku
uyanıklık döngüsü sürdürmedeki önemli(Peyron 2000)
 Korteks, hipokampus, amigdala, nukleus accumbens,
hipotalamus, talamus, VTA ve LC’a projeksiyonlar
gönderir ve bu nöronlar motivasyon, enerji dengesi,
uyku uyanıklık döngüsü için hedef nöronlardır
(Sakurai, 2007, Boutrel 2008, Adamantidis 2009)
• Adenosinin homeostatik denge ile bağlantılı olabileceği
ve günboyu artıp gece azaldığı düşünüyor.
• Kafein bir adenosin antogonisti olarak biliniyor, bu
kafeinin endogen adenosin dengesini bozup uyanıklık
yapmasının bir parçasını açıklayabilir. (Stahl 2008)
• Bir gün için kafeinden uzak duranların uyku kalitesinin
arttığı gözlenmiş, dolayısıyla uyku hijyeni için
kafeinden uzak durmak öneriliyor. (Sin CV 2009)
 Uyku REM ve NREM olmak üzere fizyolojik kriterlere
göre ayrılmış 2 temel evreden oluşur. NREM’in 4 evresi
vardır.
 NREM evre 3 ve 4 yavaş dalga uykusu olarak adlandırılır.
UYKU EVRESİ
TOPLAM UYKUDA %
NREM 1
5-10
NREM 2
45-60
NREM 3 VE 4
20-25
REM
20-30
Genç erişkin insanda uyku dönemlerinin dağılımı
UYKU EVRELERİ-2
 Uykusuz geceden sonra gerginlik, yoğunlaşma
güçlüğü ,verimsizlik olması
 Öğrenme sonrası REM uyku artışının olması
 Hayvan deneylerinde REM yoksunluğunun
öğrenmeyi engellediği gösterilmesi
 Bebeklerde uykunun büyük kısmını REM
oluşturması
Öğrenme ve REM ilişkilidir.
 Uyanıklık sırasında elde edilen bilgilerin korteksten
hipokampusa yönlendirildiği, NREM sırasında ise bu dengesiz
bellek parçalarının uzun süreli depolanmak üzere özgül NREM
EEG frekansları aracılığıyla tekrar kortekse yönlendirildiği
 REM sırasında ise korteksten hipokampusa bilgi akışı olduğu,
teta dalgalarının hipokampal bellek oluşumu için gerekli uzun
süreli güçlendirmeyi artırdığı, uyku sırasında olan bu
hipokampo-kortikal diyalogunda hipokampus kaynaklı bellek
parçalarının kortekste kodlanmasını ve kalıcılaşmasını
sağladığı
iddia edilmektedir.
 Uyku periyod süresi: deneğin uykuya daldığı zaman
ile sabah yataktan çıkmadan önceki son uyanışına
kadar geçen süredir.
 Uyku etkinliği :yatakla geçirilen zamana kıyasla
uykuda geçirilen zaman
 Uyku latansı: uykunun gelip yatağa girmekle başlayan
kayıtta uykunun başlamasına kadar geçen süre
 Toplam uyku süresi: uyku periyod süresinden gece
ortaya çıkan uyanıklıklar çıktıktan sonra kalan süredir.
• Yenidoğanlar:
• 16 saat kadar süren polifazik uyku paterni vardır.
• REM-NREM siklusları yaklaşık 50 dak
• Uykuyu daha fazla REM döneminde geçirmektedirler.
• Uterustaki ve prematüre bebeklerdeki beyin aktivitesi
tamamen REM benzeri durumdadır. Bu bulgular bebek
uykusunun memelilerde gelişimsel rolü olduğu düşüncesini
akla getirmiştir (Marks 1995)
• REM uykusunun oranı yaşamın ilk yılında hızla
azalır ve 10 yaşında erişkin seviyesine ulaşır.
• Yavaş dalga uykusu en yüksek oranda küçük
çocuklarda görülür. Bu nedenle özellikle uykunun
başlangıcında uyandırılmaları güç olur ve yatak
ıslatma, uykuda yürüme ve gece terörü gibi
parasomnia tablolarının sıklığı fazladır.
• Yaşlılarda;
• Uyku latansı daha geç (30 dakika veya daha fazla)
• Total uyku süresi kısa (5-6 saat) (Yeni çalışmalar)
• Yavaş dalga uykusu azalır. (her 10 yılda %2)
• Uyanıklık periyodlarının sayısı artmıştır
• Uyku etkinliği azalmıştır.
• REM uykusu miktarı sağlıklı yaşlılarda değişmemekle
birlikte Alzheimer hastalığı ve dejeneratif SSS
hastalıklarında REM uykusu kaybolmakta, diurnal
ritim bozulmaktadır.
• Uyku bozuklukları genel popülasyonda çok yaygındır.
Popülasyonun %30 unda her ay en az birkaç gece uyku
bozukluğu olduğu bildirilmiştir. (Thorpy 2004) poliklinik oranı
• Uyku bozuklukları medikal ve psikiyatrik bozukluklara
neden olabildiği gibi önceden varolan bu hastalıkları da
kötüleştirebilir ve yüksek depresyon-anksiyete ve gündelik
fonksiyon azalması oranları ile ilişkilidir. (Breslau 1996)
• Düşük mesleki aktivite, motorlu araç kazaları,
kardiyovasküler ve endokrin hastalıklar ve yükselen ağrı
algısına neden olabilmektedir.
•
(Thorpy 2004, Lockley 2007, Copinschi 2005)
 Primer uyku problemi
 Uykuya dalma zorluğu, sürdürme zorluğu, sık
uyanma, kalitesiz uyku, erken uyanma
 Sıklık , süre ve şiddet
 Her zamanki uyku paterni
 Uykusuzluğu tetikleyebilecek psikolojik ve fiziksel
etmenler
 Uyku bozukluklarının özgül semptomları
 Nokturnal semptomlar (GÖRF, başağrısı nokturnal panik atak, RLS)
 Uyku bozuklukları ile ilişkili gündüz sonuçlarının
değerlendirilmesi
 Eş zamanlı psikiyatrik ve diğer tıbbi hastalıklar
 Madde-ilaç kullanımı, alışkanlıklar
 Uyku hijyeni ile ilgili kuralları ne ölçüde
uygulayabildikleri öğrenilmelidir. Ayrıca, uykuya ilişkin
beklentileri sorgulanmalı, hatalı beklenti ve inanışları
düzeltilmelidir.
 2 haftalık uyku-uyanıklık günlüğü ile öykünün
desteklenmesi öneriliyor.
 Fizik muayene ihmal edilmemelidir –OUAS, Tiroid..
 Özgül lab testlerinin değerlendirmede yeri sınırlıdır. Ancak
özgül durumlarda metabolik parametreler, endokrinolojik
testler, tam kan sayımı yapılmalıdır.
 Polisomnografi ile gecelik uyku çalışmaları kronik
insomnianın değerlendirmesinde rutin endike değildir.
Klinik değerlendirmede nokturnal myoklonus, uykuda
solunum bozukluğu düşünüldüğünde, tedavinin başarısız
olduğu olgularda, uykuda şiddet davranışları olanlarda ve
dirençli sirkadiyen ritim bozuklukları olan hastalarda
endikasyonu vardır.
 Gündüz uykululuğunun ölçülmesi, subjektif ölçeklerle ya da
elektrofizyolojik çalışma ile ortaya konabilmektedir.
 Stanford Uykululuk Ölçeği, Epworth Uykululuk Ölçeği gibi
subjektif ölçekler.
 Stanford Uykululuk Ölçeğinde içinde bulunduğu durumdaki
uykululuk,
 Epworth Uykululuk Ölçeğinde çeşitli durumlarda uykuya dalma
olasılığı sorgulanmaktadır
 Uykululuğun objektif ölçümü laboratuarda önemli bir zaman
harcanmasını gerektirse de çok daha güvenilir.
 Multiple Sleep Latency Test (MSLT) (Coklu Uyku Latansi Testi),
uykuya dalma yoğunlugunu ölçerken,
 Uyanıklığı Sürdürme Testi uyanık kalabilme gücünü ölçmektedir
 Primer Uyku Bozuklukları
 Dissomnialar
 Parasomnialar
 Başka bir Mental Bozuklukla ilişkili Uyku
Bozuklukları
 Diğer Uyku Bozuklukları
 …’e Bağlı Uyku Bozukluğu
 1-İnsomnialar
 2-Uykuyla ilişkili solunum bozuklukları
 3- Santral orijinli hipersomnialar
 4- Sirkadiyen ritim uyku bozuklukları
 5-Parasomnialar
 6-Uykuyla ilişkili hareket bozuklukları
 7-İzole semptomlar, görünüşe göre normal varyantlar ve
çözüme ulaşmamış noktalar
 8-Diğer uyku bozuklukları
 İnsomnia semptomu ‘’Öznel bir uykuya dalma güçlüğü
ya da kötü uyku kalitesi yakınması’’ olarak tanımlanır.
 DSM-IV-TR primer insomniayı ; en az 1 ay süre ve
sadece başka bir uyku bozukluğunun, mental bozukluğun
ya da tıbbi bozukluğun seyri sırasında ortaya çıkmayan
ya da madde- ilaç kullanımından kaynaklanmayan
semptomlar olarak tanımlamıştır.
 Eşlik eden mental boz, tıbbi boz varsa ya da madde ilaç
kullanımının direk etkisine bağlı olduğu düşünülürse
sekonder insomnia olarak tanımlanır.
 Hastalar uykuyu başlatmakta zorluk (erken
insomnia) geceleri sık sık uyanmayla ilgili uykuyu
sürdürmekte zorluk (orta insomnia), çok erken
uyanma (geç insomnia) ile ilişkili kronik olarak
yenileyici-dinlendirici olmayan uykudan
yakınabilirler. (2008, Boeve BF, 2004 , Silber2007)
 İnsomnia uyku için yeterli fırsat ve koşullara rağmen
ortaya çıkıyorsa ve günlük aktiviteleri bozuyorsa
hastalık olarak kabul edilir. (Benca 2006) (AASM 2005)
 Gündüz yaşanan zorluklar;
 Dikkat, konsantrasyon ve bellek bozukluğu,
 Sosyal ve mesleki işlev bozukluğu yada okul
performans azalması
 İşte ya da araba kullanırken hatalar yapmaya ve
kazalara meyil
 Gerilim tipi başağrısı, GI semptomlar
 Motivasyon, enerji kaybı ya da irritabilite
 Yorgunluk, kırıklık, uyku ile ilgili kaygılar ve
üzüntüler
 Insomnia toplumda en yaygın uyku
bozukluğudur. Dünya çapında özellikle gelişmiş
ülkelerde oldukça sık bildirilmektedir. Prevelans
çalışmalarında semptom için; ortalama %35-40,
hastalık için; yaklaşık %5-15 gibi oranlar
saptanmıştır. (Bixler EO,1979, Mellinger GD 1985, Angst J, 1989)
 USA da günlük aktivitelerde bozulmaya yol
açan kronik insomnia %9-15 arasında
saptanmış. Avrupa ‘da benzer şekilde %16.4
saptanmış ancak buna komorbid uyku
bozuklukları ve psikiyatrik hastalıklar eklenince
%64.5 olmaktadır.
(Ohayon 2001-2002)
 Komorbid depresif semptomlar
 Yaş
 K/E oranı yaklaşık 1.4/1
 Komorbid tıbbi hastalıklar
 Komorbid psikiyatrik hastalıklar
 Düşük gelir düzeyi
 Boşanmış olma
 Siyah ırk
 Çalışmalardan gelen ortak nokta ‘’aşırı uyarılmışlık’’
 Fizyolojik göstergeleri ; akşam saatlerinde artmış
kortizol/ACTH, artmış kalp hızı, artmış metabolik hız
 EEG belirteçleri: 16-50 Hz. arasında frekanslarda artmış
aktivite
 PET göstergeleri:Hem uyku hem de uyanıklık sırasında
artmış beyin metabolizması ve NREM sırasında affektif ve
uyarılma merkezlerinde bölgesel aktivasyon
 Bu bulguların çalışmalarda gösterilmesi bu hipotezi
desteklemektedir.
(Perlis 2005, Nofzinger 2004)
1-Uyumsal insomnia (akut insomnia)
2-Psikofizyolojik insomnia
3-Paradoksal insomnia
4-İdiyopatik insomnia
5-Psikiyatrik bozkuluklara bağlı insomnia
6-Yetersiz uyku hijyeni
7-Çocukluk dönemi davranışsal insomnia
8-İlaç ya da maddeye bağlı insomnia
9- Tıbbi duruma bağlı insomnia
10-Belirlenmemiş insomnia
11- Fizyolojik insomnia
12- ilaç ya da maddeye bağlı olmayan insomnia
 Tanımlanabilir bir stresörle ilişkili
 Birkaç gün ile birkaç hafta arasında, üç ayı geçmez
 1 Yıllık sıklık %15-20
 Uyku latansında uzama, uyku etkinliğinde azalma,tüm
uyku süresinde azalma, gece uyanıklık süre ve
sayısında azalma
 Stresör ortadan kalkınca ya da uyum sağlanınca uyku
yakınmaları azalır
 Farmakolojik tedaviye gerek yok, uyku hijyenine
yönelik bilgilendirme, belirtiler şiddetli ise kısa süreli
BDZ
 Stresli bir yaşam olayının hemen ardından başlayan
ve daha sonra giderek şiddetlenip kişinin yaşamında
merkezi bir önem kazanan uykusuzluk
yakınmalarıdır. –kronik
 Genel popülasyonda %1-2, uyku merkezlerinde %12 - 15
 Uyku latansında uzama tipik özellik, ancak
dalgalanmalar olabilir.
 Genellikle uzun yıllardır devam ediyordur.
 Uyuyamama üzerine yoğun kaygı ve olumsuz
koşullanma kalitesiz uykunun nedenlerinden biri
haline gelir---ev dışında rahat uyuma
 Polisomnografi çalışmalarında; uyku
latansında uzama, uyku etkinliğinde
azalma, gece boyu sık uyanma ve uyku
süresinde azalma görülür.
 Objektif-subjektif uyku ölçümü tutarlıdır.
Paradoksal insomniadan ayırmak için
önemlidir
 Tüm insomniası olan hastaların yaklaşık % 5i
 İnsomnia yakınması olmasına rağmen uyku
bozukluğunun nesnel kanıtları yoktur. PSG
kayıtlarında uyku süresi ve kalitesi normal
sınırlardadır.
 Belirgin psikopatoloji ya da smülasyon özellikleri yok
 Hipnotiklerin hastanın uyanık ve uyuyor olma
üzerindeki algılamasını değiştiriyor olabileceği
söyleniyor.
 Sıklık %0.7-1
 Erken çocukluk döneminde başlar ve yaşam boyu insomnia
belirtileri vardır. Alkol ve çoklu ilaç kullanımı sıktır.
 Diğer insomnia tiplerine göre süregen ve dirençli insomnia
tablosudur, insomnia yakınmalarının geçici iyilik halleri,
dalgalanmaları gözlenmez. Psikofizyolojik insomniyaklara
göre, yakınmalarını minimize ederler.
 Stresörle ilişkili değil ancak şiddetini artırabilir.
 Uyku-uyanıklık sisteminin nörolojik denetimindeki
bozukluk????? (DEB, disleksi ek tanıları sık)
 KVS (KKY,Angina Pektoris)
 Endokrin Bozukluklar (Hiper-Hipotiroidi, DM)
 Kas İskelet Sistemi (Artritler, Fibromiyalji)
 Solunum Sistemi Hastalıkları (Amfizem, Bronşit)
 Nörolojik Bozukluklar (Epilepsi,Parkinson
Hastalığı,Başağrıları)
 GIS Bozukluklar(Özefajit, Ülser)
 Jinekolojik Hastalıklar (Menopoz, Premenstrüel Send.)
 Psikostimülanlar: Amfetamin, metilfenidat, pemolin,
efedrin, propanolamin, kafein, teofilin deriveleri.
 Antidepresanlar
 Alkol ve madde kullanım bozuklukları:
 Antiparkinson ilaçlar: L-dopa, bromokriptin,lisurid, amantadin,
pribedil.
 Antiaritmik ve antihipertansifler:
 Diğerleri: Baclofen, alfa ve beta agonist/antagonistleri,
dekonjestanlar, antikonvülzanlar, iştah azaltıcı maddeler, oral
kontraseptifler, kortikosteroidler, tiroid preparatları
 Nonfarmakolojik: Uyku hiyeni –İlk adım
 Farmakolojik:
Davranışsal terapiler
Benzodiyazepin Res. Agonistleri
Melatonin res. Agonistleri
Antidepresanlar
Antihistaminikler
• Sabahları uyanınca yataktan çıkılmalıdır. Biraz daha dinlenmek
•
•
•
•
•
•
•
amacıyla uyumaya devam etmek dinlendirici olmadığı gibi uyku
ritmini de bozabilmektedir.
Her zaman aynı saatte kalkılmalıdır. Uyku ritminin kurulması için
belirli saatler arasında ve kişinin sirkadiyen ritmine göre uyuyabilmesi
en sağlıklı yoldur.
Gündüzleri uyunmamalıdır
Düzenli egzersiz yapmalıdır.
Yatak odası ses, ışık, ısı yönünden korunmuş olmalıdır.
Çok aç ya da tok olmamalıdır.
Kafeinli, alkollü, kolalı içeceklerden ve tütün kullanımından
kaçınmalıdır.
Uyumaya ilişkin aşırı bir çaba gösterilmemelidir.
 Kronik insomnia tedavisinde BDT etkinliği
gösterilmiştir.
(Rybarczyk B 2005,Irwin MR 2006)
 Primer insomnia için birinci basamak tedavi olarak
önerilmektedir.
(Sivertsen B, 2006 Edinger JD 2005)
 Komorbid insomniada da etkilidir.
 Farmakolojik tedavinin etkisi BDT eklendiğinde erken
başlayabilir,.
 Tek başına farmokolojik tedavi ile karşılaştırıldığında
BDT nin uzun dönem etkilerinin daha belirgin olduğu
saptanmıştır.
(Morrin CM 2009, Wu R 2006)
 Stimulus kontrol: uyku ile uyumlu olmayan davranışları
terkederek yatak odasını uyku için bir stümulus haline
getiren yapılandırılmış davranışsal terapi
 Uyku kısıtlama: gece yatakta kalma süresinin kısıtlanarak
birleşik bir uyku paterninin teşvik edildiği davranışsal
strateji
 Kognitif-davranışsal insomnia terapisi: uykuyla ilgili
işlevsel olmayan inanışların azaltılması ve uykuyu bozan
davranışların düzeltilmesini amaçlayan çok yönlü tedavi
 Gevşeme egzersizleri: hastanın kas gerginliğini azaltması
için ardışık olarak germesi ve gevşetmesi
Hipnotik kullanırken:
 Etkili olan en düşük dozda verilmelidir.
 2 ya da 3 haftadan uzun süre verilmemelidir.
 Geçici ve kısa süreli insomnialarda kullanılmalıdır.
 Kronik insomniada verilmesinin yararı yoktur.
 Etiyolojiyi belirlemeden tedaviye yönelmemelidir.
 İnsomniada oldukça etkili ilaçlardır.
 Tolerans gelişimi
 Bağımlılık-kötüye kullanım riski
 Kesildiği zaman “rebound” uykusuzluk yapmaları
nedeniyle BDZ lerin uykusuzluk tedavisinde uzun
süreli kullanımı sakıncalıdır.
 Bu nedenle bu ilaçları, uykusuzluk yakınmalarının
türü ve eşlik eden diğer durumlar dikkate alınarak
yalnızca kısa süreli kullanım için tercih edilmelidir.
 Uyku latansını kısaltırlar gece boyunca izlenen
uyanmaları azaltırlar ve total uyku süresini artırıp
kişinin ertesi gün iyi uyumuş hissetmesini sağlarlar.
 Evre 2 uykuda hafif artma, derin uykuda azalma ya
da kaybolma REM uykusunda ise inhibisyon
yaparlar.
 Uykuya dalma sorunu olanlarda kısa etkili BDZ ler,
gece uyanmaları sık olan ya da sabah erken uyanan
hastalarda ise orta ya da uzun etkili BDZ ler
kullanılır.
 Zopiklon, eszopiklon, zolpidem, zaleplon
 BDZ res agonistleri özellikle GABA –A nın
alfa-1 subünitine bağlanan ilaçlardır.
 Uyku latansı kısalır, toplam uyku süresi artar,
NREM 2 tedavinin başında uzama
eğilimindedir. Toplam REM süresini
etkilemez ancak ilk REM e geçişi uzatırlar.
NREM 3 ve 4 uzama eğilimindedir.
BDZ lere göre;
 Kısa yarılanma ömürleri ve daha selektif
bağlanmaları nedeniyle daha güvenli
 Bağımlılık riski göre daha düşük
 Etkilerine tolerans gelişmesi daha geç
 Yoksunluğunda rebound uykusuzluk daha az
 Yakın belleği minimal düzeyde bozarlar.
 Gün içi sedasyon etkisi daha azdır.
Stahl sayfa 838
 Zopiklone ve zolpidem BDZ lere göre daha
uzun süreli kullanılabilirler.
 Zaleplon 1 yıl, zolpidem geceleri 6 ay
boyunca kullanıldığı ve tolerans
gelişmediğini gösteren çalışmalar mevcut,
ancak uzun dönem tedavi hakkında veriler
yetersiz . (Morin CM 2009)
 SCN lerde bulunan MT-1 VE MT-2 res bağlanarak etki eder.
Diğer nörotransmitterlere afinitesi yoktur.
 Normal uyku siklusunu ve sirkadiyen ritmi düzenlemektedir.
 Rebound uykusuzluk , gün içi sedasyon, yoksunluk, tolerans ve
bağımlılık yoktur; kronohipnotik . Ancak hiperprolaktinemi
yapabilir ve hayvan deneylerinde karsinojenik olabileceği
söyleniyor.
 Hayvan çalışmalarında NREM uykusunu artırdığı
görülmüş.Klinik çalışmalarda da uykuyu başlatıcı etkisi
gösterilmiştir.
 Etkinin başlaması kısadır. 0.5-1.5 saat arasında en yüksek
seviyeye ulaşır. Uykuyu sürdürmede ve gece uyanma sayısında
etkisi az.
 Yeni bir melatonerjik antidepresandır;klinik
kullanım için çalışmaların son aşamasında
 5HT2 C , MT1 ve MT2
 AD etkisi kısmen uyku düzenleme
mekanizmasına bağlıdır
 İnsomnia için uzun süreli ilaç tedavisi gerekli
görülürse tercih edilmesi gereken ilaç grubu sedatif
etkili antidepresan ilaçlar olmalıdır. Trazodon,
mianserin ve amitriptilin bu amaçla en sık kullanılan
ilaçlar arasında yer alırlar. Mirtazapin de uyku verici
etkisi güçlü bir antidepresandır.
 Trazadone 5HT2C ve 5HT2A res antogonisti, aynı
zamanda alfa1 ve H1 blokajı da yapar. Düşük
dozlarda seratonerjik etkisi belirgin değildir ancak
diğer etkileri belirgin. Ayrıca yarı ömrü yaklaşık 6-8
saat olduğu için ertesi güne sarkan etkiler olmaz.
 Antihistaminik ilaçlar yoğun sedatif etkileri nedeniyle
hipnotik amaçla kullanılabilirler. Difenhidramin,
hidroksizin gibi ilaçlar özellikle alerjik durumlara
eşlik eden uyku bozukluklarında tercih edilmelidirler
 Benzodiazepinler ve antidepresan ilaçların büyük bir
bölümü REM ve derin uyku evrelerini baskılarlar. Bu
nedenle yüzeyel uyku dönemlerinin (evre 1 ve 2)
bütün uyku içerisindeki payı artar
 Gün içinde uyanıklık dönemlerinde uyanık kalmada
güçlük ve istemsiz uyuklamalar;
 Bulguları:
 Uzamış uyku epizodları
 Tekrarlayan uyku atakları
 Gündüz aşırı uykulu olma durumu
 Her yerde uykuya dalma eğilimi
 Kolaylıkla uykuya dalma
 Hafif, orta ve şiddetli olarak derecelendirilebilir.
 Türk toplumunda genel populasyonun %14'ü
hipersomniyak. Bu olguların %32'si kilo fazlalığı
göstermekte.
 Gün içinde aşırı uykulu olmanın yarattığı öznel zorlanmaya
ek olarak iş performansında düşme, dikkat gerektiren işlerde
başarısızlık, kazalara yatkınlık.
 Yakınmalarının başlangıcı (akut/kronik), niteliği (ataklar halinde/ sürekli),
seyri (ilerleyici/dalgalı), yakınmalarına neden olabilecek klinik
durumlar (psikiyatrik, dahili, nörolojik) ve ilaç kullanım öyküleri
öğrenilmelidir.
 F.M ve N.M yapılmalıdır.
 Son adımda, polisomnografik değerlendirme ile yakınmalara
neden olabilecek klinik tablolar arasında bir ayırıcı tanı
yapılmalıdır
 Primer Hipersomnia:
 Narkolepsi
 İdiopatik Hipersomnia
 Periyodik Hipersomnia
Gün içerisinde;
 Uyku atakları
 Katapleksi
 Uyku paralizisi
 Hipnogojik varsanılar (Guilleminault, 1994).
 Gece uyku fragmantasyonu
 Yaygınlığı %0.12-0.18 arasında ve E>K
 Etiyoloji net değil. Genetik??
 HLA DR2 ve DQw1’in %99’unda pozitif
 Oreksin azalma
 İdiopatik hipersomnia: gündüz aşırı uzun süreli
uyku ile birlikte gece uyumuş olsa da dinlenemiş
olarak uyanma
 PSG de narkolepsi gibi SOREM saptanmaz.
 Periyodik Hipersomnia(Kleine-Levin Send.):
Ergenlik çağı erkeklerde daha sık. Yılda birkaç kez
gelen 2-3 haftada kaybolan ataklar. Ataklar sırasında
aşırı yemek yeme isteği ve cinsel ilgide artış sık.
 Uykuya geçiş döneminde ya da uykunun seyri
sırasında istenmeyen fiziksel davranışların ve
otonomik uyarılma belirtilerinin ortaya çıkmasıdır.
 Büyük çoğunluğu iyi gidişli, kendi içinde sınırlı ve
tedavi gerektirmez.
 Çocuklukta sık görülürken erişkinlik döneminde
azalması, bu bozuklukların SSS maturasyonu ile
ilişkili olabileceğini düşündürmektedir.
 NREM uykusundan kaynaklanan uyanıklıklar
 Konfüzyonel uyanıklıklar
 Uyurgezerlik (sleep-walking)
 Uyku terörü (Pavor Nocturnus)
 Genellikle REM uykusu ile ilişkili parasomnialar
 REM uykusu davranış bozukluğu
 Rekürren izole uyku paralizisi
 Kabus bozukluğu
 Diğer parasomnialar
 Genelde gecenin ilk yarısında derin uyku
döneminde uyanan hastada konfüzyon
 Amnezi belirgin
 Otonomik davranışlar
 Uyandırma girişimleri başarısız
 Dönemlerin kendiliğinden geçmesi beklenir
 Sorunlu hastalarda BDZ
 Uyku sırasında ortaya çıkan anlamsız
amaçsız, karmaşık hareketler
 Belirtiler uykunun ilk 1/3 ünde– yavaş dalga uykusu
 4-8 yaşları arası sık görülür. İlerleyen yaşla birlikte belirtiler
kendiliğinden kaybolma eğilimindedir. Çocukların %25-30
unda uyurgezerlik epizodları görülür; erişkinde %3-4
 Ailesel yatkınlık belirgin
 Erişkinlerde ve nöbetlerin sıkça görüldüğü durumlarda
benzodiazepinler etkilidir. İmipramin ve diğer TCA’lar ve
paroksetin gibi SSRI larla da olumlu sonuçlar (Keefauver, 1994).
 Çığlık atma ve ağlama ile yoğun korku, otonomik (Taşikardi,
takipne, terleme gibi ) ve
davranışsal değişikliklerin olduğu
yavaş delta uykusu sırasında uyanma ile karekterize
 4-8 yaş %1-6, erişkinde <%1, aile öyküsü %96
 Uyurgezerlik belirtileri sık eşlik eder
 Koruma, fiziksel tedbirler, uyku-uyanıklık saatlerinin
düzenlenmesi
 Ataklar sıksa BDZ ve TCA
 REM uykusunda kaslardaki atoninin geçici kaybı ile
birlikte rüya ile ilişkili motor aktivitelerin ( konuşma,
ekstrimitelerde atma,çığlık atma, tekmeleme, yumruk atma vb.)
oluşması
 50 -60 lı yaşlarda sık, E>K, ilerleyici seyir
 Akut-geçici form ilaç intox. veya çekilme bulgusu
 Kronik form idiopatik veya nörolojik hastalıkların
bir semptomu olarak ortaya çıkabilir.
 Tedavide ilk seçenek benzodiazepinlerdir.

Klonazepam etkin
 Uykunun başlangıcında ya da uyanmaya yakın
istemli hareketleri yapamama
 REM ile ilişkili atoni bitmeden kortikal
uyanıklığın gerçekleşmesi
 Göz ve solunum kasları hariç tüm kaslarda
paralizi
 Ayırıcı tanı narkolepsi dışlanmalı
 Tedavi: Predispoze edici etkenlere dikkat
edilmesi
 Genelde REM döneminde ve uykunun ikinci yarısında dış
uyaran olmaksızın uyanmaya yol açan, korkutucu rüyalar ile
karekterize
 Çocukta %10-20, erişkinde %5
 Ani uyanma ile beraber korku ve anksiyete, çığlık atma,
otonomik aktivasyon, anormal davranışlar olabilir.
 Ayırıcı tanı uyku terörü ve epilepsi
 Erişkinde stresli yaşam olayları ve ilaç öyküsü
 Kabuslar çok sık olmadığı ve günlük yaşamı etkilemediği
sürece ilaç tedavisine gerek yoktur.
 Tedavi: Kronik kabus bozukluğunda psikoterapi .Uykunun
yapısı ve REM üzerine etkili ilaçlar (diazepam, imipramin
gibi) kullanılabilir.
 Uykuda Konuşma: Uykunun ilk saatlerinde, derin uyku
sırasında ortaya çıkmaktadır.
 Uyku Bruksizmi: Uyku sırasında dişlerin birbirine
sürtülmesi ile karakterize stereotipik bir bozukluktur.
Özellikle Evre 2 de ortaya çıkar.Anksiyeteye eşlik ettiği
düşünülürse de çene yapısındaki bozuklukların etkili olduğu
bilinmektedir. Tedavi: Dental ısırma plakları,düzeltici ortodonti
 Uyku Enürezisi:Uyku sırasında tekrarlayıcı istemsiz
miksiyon.
 Hipnik Jerk: Uyku başlangıcında ani kas kasılmaları,
bazen bunlara eşlik eden düşüyormuş gibi olma ya da rüya
benzeri yaşantılar olabilmektedir. Uyku yoksunluğunda ve
anksiyete ye bağlı durumlarda daha belirgin olarak
görülmektedir.
 24 saatlik uyku-uyanıklık ritmi içinde uykunun
zamanlaması ile ilişkili bozukluklardır.
 Gecikmiş Uyku Faz Bozukluğu: Uykunun
başlangıcı ve uyanma zamanı genellikle kabul edilen
zamana göre iki saatten daha fazla gecikmiştir .
Adolesan ve genç erişkinlerde daha sık. (%7-16)
aile hikayesi %40
 Öne Kaymış Uyku Faz Bozukluğu: Uyku
periyodlarının olağan ve istenenden daha erken bir
saatte olması ve erken uyanma
 Değişen Mesai Saatleri Tipi: Mesai saatlerinin sık
değişmesiyle birlikte asıl uyku dönemi sırasında uykusuz ya da asıl
uyanıklık dönemi sırasında uykulu olmadır.
 "Jet Lag" Tipi: Birden çok zaman dilimini geçerek seyahat
edildiğinde ortaya çıkan, içinde bulunulan zamana göre günün
uygunsuz saatlerinde uykulu ya da uyanık olma durumudur. Bir
hastalık olmamakla birlikte sirkadiyen ritim düzensizliği oluşu
nedeniyle üzerinde durulmaktadır. Performansı etkileyen, çoğu
zaman gastrointestinal belirtilerin de eklendiği geçici bir tablodur.
Belirtilerin şiddeti, birim zamanda geçilen dilim miktarı ve bireyin
yapısıyla ilişkilidir.
 Kısa süreli benzodiazepin kullanılabileceği gibi, bulunulan bölgede
olabildiğince güneş ışığı almak önerilebilir.
 Belirlenmemiş Tip
 Yaşam tarzı değişiklikleri
 Uyku hijyeni
 Parlak ışık terapisi
 İlaç tedavisi: Hipnotikler-
psikostimülanlar
 Melatonin
 Uykuda periyodik, stereotipik ekstremite hareketleri
 Hareketler aniden ortaya çıkıp saniyeler (10-90sn) içinde kaybolur.
 Normal bir uyku süresi içerisinde yüzlerce kez kasılma
gözlenebilir. istemsiz hareketlerin sıklığı geceden geceye
değişebilir.
 Genellikle bacak hareketleri ön plandadır. Ani kasılmalara
bağlı olarak uyku verimliliği bozulmuş olduğundan ertesi
gün uykululuk, yorgunluk hissi gibi belirtiler yaygındır.
 Kesin tanı polisomnografi. Alt ekstremitelere yerleştirilen
elektrotlar yardımıyla uykuda oluşan ritmik atımların EMG
ile kaydedilmesi ile.
 Tedavi: kısa süreli BDZ, dopamin agonistleri
Huzursuz Bacak Sendromu (Restless Leg Sendromu)
 Uykuya dalmadan önce bacaklarda hissedilen ve hastaların
“iğne batması”, “karıncalanma”, “uyuşma hissi” gibi
huzursuzluk hissi.
 Bu hisle başa çıkmak için ekstremitelerini oynatmak, masaj
yapmak ya da kalkıp yürümek ihtiyacı. uykuya dalma
süresini gecikir ,uyku verimliliği bozulur,ertesi günkü
işlevsellik azalır.
 Periyodik hareket bozukluğu belirtileri %80 eşlik etmekte.
 Sıklık: %1-15. Kadınlarda ve yaşlılarda daha sık.
 Ailesel geçiş %25-50 oranında ve OD
 Semptomlar 20 yaşından önce başlayabilir ancak tanıyı 50
yaşından sonra alırlar.
Huzursuz Bacak Sendromu
 Patofizyolojisinde en önemli etkenin demir
metabolizması ve dopaminerjik sistem bozuklukları
olduğu düşünülmektedir.
 Anemi, hipotiroidi ya da metabolik hastalıkları
olanlarda H.B.S ve periyodik hareket bozukluğu
belirtileri ortaya çıkabilmekte ve hastalığın tedavisi
ile belirtiler tamamen düzelebilmektedir (Montplaisir,
1991).
 Gebelik, kafeinli içecekler, sıcak ortamlar ya da
aşırı yorgunluk H.B.S belirtilerini ortaya
çıkarabilmektedir (Clark, 2001).
 Antipsikotik ilaçlar, lityum ve trisiklik antidepresan
ilaçlar her iki klinik durumun belirtilerini de
uyarabilmektedir (Clark, 2001).
Download