İşletme Bilimi

advertisement
İşletme Bilimi
Öğr. Gör. Ahmet USLU
1. Bölüm
İşletmenin Genel Esasları
 İnsan
İhtiyaçları ve Ekonomik
Faaliyetler
 İhtiyaç-Ekonomi ve Üretim İlişkisi
 İşletmenin Doğuşu-Tarihsel Gelişimi
İçinde bulunduğumuz dünya, sınırsız insan
ihtiyaçlarına ancak sınırlı miktarda
tatmin araçları sunabilmekte, üstelik,
bu sınırlı miktardaki araçların, herhangi
bir çaba harcanmaksızın, insan
ihtiyaçlarını kendiliklerinden karşılama
nitelikleri de bulunmamaktadır.
I. İnsan İhtiyaçları ve Ekonomik
Faaliyetler
 Yeryüzündeki
bütün ekonomik
faaliyetlerin temelinde insan
ihtiyaçlarının karşılanması veya tatmin
edilmesi amacı yatmaktadır.
 İnsanın, içinde yaşadığı toplumun
gelişme düzeyine bağlı olarak, sayıca
artıp farklılaşan sınırsız sayıdaki
ihtiyaçlarının pek çoğu bir kere
karşılanmakla ortadan kaldırılamaz.
İnsanoğlu bitip
tükenmeyen ve sürekli
zaman aralıklarıyla
tekrarlanan
ihtiyaçlarını
karşılamak için çalışıp
çabalamak, kısacası
ekonomik faaliyet
içinde bulunmak
durumundadır.
Tek tek veya birarada (belirli bir amaç
çevresinde çabalarını birleştirip bir
örgüt veya işletme kurmaları suretiyle)
insanları çalışmaya ya da iş yapmaya
yönelten temel itici güç insan
ihtiyaçlarıdır
İhtiyaç, organizmanın içindeki bir eksikliktir.
 İnsanda bir eksiklik olduğu zaman, bu
eksikliği gidererek tatmin olmak ister.
 Bunun içinde "iş" adını verdiğimiz amaçlı
eylemlerde bulunur.
 Amaçlı eylemler, ihtiyaçları gidermeye
yöneliktir.
 Bu ihtiyaç-eylem-amaç süreci bütün
insanlarda aynı şekilde işler.
 Ancak, söz konusu ihtiyaç, eylem ve
amaçların türü ve şiddeti insandan insana
değişmektedir.

Tatmin edildiği zaman
insana zevk, edilmediği
zaman acı ve elem veren
ve organizmada çeşitli
gerilimlere neden olan
itici güç diye
tanımlayabileceğimiz
ihtiyaçlarımız,
davranışlarımızın temelini
oluşturmaktadır.
 İhtiyaçla
istek arasında
bir fark olduğu kanısını
taşıyan bazı yazarlara
göre, ihtiyaç daha
doğuşta içimizde var olan
itici bir güçtür.
 İstek ise, sonradan
öğrenilmiş ve çevrede
kazanılmış bir itici
güçtür.
1.1. İnsan İhtiyaçları
Birincil ve İkincil İhtiyaçlar
 Birincil ihtiyaçlar (nefes alma, yeme-içme ve
dış çevre koşullarına karşı korunma gibi
temel fizyolojik ihtiyaçlar gibi) insanda
doğuştan var oldukları halde,
 İkincil ya da sosyal ihtiyaçlar insan
yaşamının ilk yıllarından itibaren etkileşim
sonucu ortaya çıkmaya başlayıp önemli roller
oynayarak yaşamın sonuna kadar devam
ederler.

Birincil ihtiyaçlar,
insan vücudunda
belirli bir dengeyi
tutturmaya ve
tutturulan bu
dengeyi korumaya
yöneliktir.
 Birincil
ihtiyaçları fiziksel bazı araç ve
gereçler ile tatmin etmek olanaklı iken,
ikincil ihtiyaçları fiziksel araç ve
gereçlerle karşılama olanağı
bulunmamaktadır.
 Sevme-sevilme, kabul ve itibar görme
ve kişinin sahip olduğu yeteneklerini
ortaya koyabilme şeklinde ifade edilen
ikincil ya da sosyal ihtiyaçlar, insanın
özgür ve tatminkâr bir çalışma ortamına
kavuşturulması gibi maddi olmayan araç
ve gereçlerle karşılanabilirler.
Abraham Maslow'un İhtiyaçlar Dizisi
Statü ve
Saygınlık
İhtiyacı
Temel
Fizyolojik
İhtiyaçlar
Güvenlik
İhtiyacı
Aidiyet
İhtiyacı
Kendini
Gerçekleştirme
İhtiyacı
a.Temel Fizyolojik İhtiyaçlar, bireyin
yaşamının sürekliliği için tatmin
edilmeleri zorunlu olan ihtiyaçlardır.
Oksijen alma, yeme, içme, uyku,
giyinme ve barınma bu ihtiyaçların belli
başlılarını oluşturur.
Temel Fizyolojik İhtiyaçların Özellikleri
 a)
Bu ihtiyaçlar nisbi olarak birbirlerinden
bağımsızdırlar,
 b) Bir çok durumlarda vücudun belli bir
yerinde teşhis edilebilirler (örneğin, açlığın
midede duyulması gibi),
 c) Refah düzeyi yüksek olan toplumlarda
bu tür ihtiyaçların insan davranışı
üzerindeki etkilerine ender rastlanır,
 d) Bu ihtiyaçların sürekli biçimde ve kısa
aralıklarla karşılanmaları gerekir.
b.Güvenlik İhtiyaçları, Güvenlik
ihtiyaçları fiziki tehlikelerden (ateş,
kaza, cinayet vb. gibi) korunmak
şeklinde olabileceği gibi, ekonomik
güvenlik (bir işe sahip olma, sahip
olunan işi kaybetmeme, iş güvenliğinin
sağlanmış olması, çalışamayacak yaş ve
duruma gelindiği zaman emeklilik
haklarından yararlanma gibi sosyal
güvenliğe kavuşturulma) şeklinde de
olabilir.
 İnsanın
güvenliği, başkalarına bağımlı
olma veya dayanma durumunda
kalındığı zaman tehdit edilmiş olur.
Birey ençok bu tür durumlarda
korunma garantisine ihtiyaç duyar.
 Endüstride ve diğer kesimlerde
çalışanların büyük bir çoğunluğu
çalıştıranların keyfi işlemlerine karşı
korunmayı yasal bazı sözleşmelerle
garanti altına almaya çalışırlar.
c. Bağlanma (Aidiyet) ve Sevme Sevilme İhtiyacı, aidiyet ve sevgi
ihtiyaçlarının tatmini aynı organizmanın
sosyal ve ruhsal (psikolojik) dengesinin
sağlıklı biçimde kurulup sürdürülmesine
olanak sağlar.
d. Saygı Görme İhtiyacı, saygı görme
ihtiyacının kapsamına; özgüven,
başarıyla övünme ve başarının
başkaları tarafından takdiri, rekabet
edebilme duygusu, bilgili olma,
benliğine saygı duyma, bağımsız ve
özgür olma gibi ihtiyaçlar girer.
 İkinci grup saygı görme veya takdir
ihtiyaçları, bireyin prestij ya da
başkalarının onu takdir etmesi ile ilgili
ihtiyaçlarıdır.
e. Kendini Gerçekleştirme İhtiyacı,
insanın yetenekleri ölçüsünde
olabileceği herşeyi olması anlamına
gelir.
 Günümüzde gelişmiş Batı toplumlarında
bile çoğu kişi bu ihtiyaç düzeyine
ulaşamamaktadır.
 Çünkü, daha alt dizideki ihtiyaçlar
tatminkâr düzeyde karşılanmadan bu
ihtiyaç türü ortaya çıkmaz.
Kendini kanıtlama veya
gerçekleştirme ihtiyacı,
kişinin sahip olduğu bilgi
ve yetenekleri
çerçevesinde topluma
hizmet etmek için tüm
kapasitesini
kullanabileceği bir
ortama sahip olması ile
karşılanabilir.
 Her
toplumda çok az sayıda olsalar
bile kendini gerçekleştirme aşamasına
ve düzeyine ulaşabilmiş insanlar
konularına aşırı derecede bağlı ve
yaptıkları işle bütünleşmiş kişiler
olarak karşımıza çıkarlar.
 Bu kişiler konuları ile uğraşmanın
dışında hiç bir şeyle mutlu olmazlar.
İnsan İhtiyaçlarının Karşılanmasının
Önemi
Her insan, önce varlığını sürdürebilmek
ve daha sonrada toplumun kendisinden
beklediği fonksiyonları yerine
getirebilmek için en şiddetlisinden
başlayarak ihtiyaçlarını karşılamak
durumundadır.
İhtiyaçların hiç ya da arzulanan düzeyde
karşılanmaması insanlarda ayrıca kişilik
sorunlarının ortaya çıkmasına neden
olmaktadır.
 Günümüz toplumlarında ihtiyaçların
karşılanmamasından kaynaklanan bazı sorunlar
şu şekilde sıralanabilir;
* alkolizm,
* işe gitmeme,
* devamsızlık,
* iş kazaları,
* herşeye ilgisizlik ve boşverme,
* toplumsal ve endüstriyel çatışmalar

İhtiyaçlar Dizisine Getirilen Eleştiriler




İhtiyaçlar dizisindeki kademeler katı ve sabit olmayıp,
aralarındaki sınırlar belirsiz ve çoğu zaman birbirine
karışmıştır
İhtiyaçlar genel kuramı normal (ortalama) insanları
konu aldığından dizinin istisnaları vardır. Bazı kimseler
birinci ve ikinci düzeyin üzerine çıkamazlar. Diğerleri
(ünlü bilim adamları,müzisyenler, heykeltraşlar ve
ressamlar gibi) yüksek düzeydeki ihtiyaçların etkisi
altında kaldıkları için, düşük düzey ihtiyaçların farkında
olmazlar.
Doğrudan karşılanması önlenen ihtiyacın yerine, birey
yenisini geliştirir ve bunu tatmine yönelir.
Bireyin ulaşmaya çalıştığı amaçlar uzun vadeli olup,
ancak bir seri aşamadan sonra başarılabilir.
İhtiyaç sıralamasının alt düzeyindeki
ihtiyaçlar, genel olarak ekonomik araçlarla
karşılanırlar.
 İnsanlar temel fizyolojik ve güvenlik
ihtiyaçlarını tatmin etmek için satın alma
aracı olarak paraya gerek duyarlar.
 Buna karşılık üst düzeydeki ihtiyaçlar, genel
olarak, psikolojik ve toplumsal içerikli
simgeler, davranış ve araçlarla tatmin
edilirler.

II. İhtiyaç-Ekonomi ve Üretim İlişkisi
Yunancada ilk kullanıldığı şekliyle ekonomi
kavramı, ev yönetiminde tasarruflu davranmak
anlamına geliyordu.
 Ancak günümüzde, ekonomi teriminin sözlükteki
karşılığı, bir toplumdaki üretim, dağıtım ve
tüketim durumu ile ilgili olguların tümü
şeklindedir.
 Günümüzde bir kısım bilim adamları, ekonomiyi
mal ve hizmet üretimi olarak düşünürken diğer
bir kısmı da kıt üretim kaynaklarının en akılcı
biçimde kullanılması şeklinde görmektedir.

2.1. Ekonomik Olay;
Ekonomi ve ekonomik
faaliyetlerin temelinde insan
ihtiyaçlarının mümkün olan en
az kaynak kullanımı ile
karşılanması düşüncesi
yatmaktadır.
İnsan ihtiyaçlarının
karşılanması için
girişilen ve parayla
ölçülebilen
eylemler ekonomik
olay olarak
adlandırılır.
Her türlü ekonomik olayın temelinde
başlıca üç eylem vardır:
 Uygulanabilir seçenekler geliştirmek,
 Bu seçenekleri birbirleriyle
karşılaştırmak ve
 Bunlardan birini karar olarak seçip
uygulamak
2.2. Mal ve Hizmetler; İnsan ihtiyaçlarını
tatmin etme veya giderme özelliğine sahip
nesnelere mal ve hizmet adı verilir.
 İnsan ihtiyaçlarının önemli bir kısmı ekmek,
peynir, et, kâğıt, kalem ve benzeri maddi
nesnelerle karşılanır.
 Bu maddelerin bazıları (hava, güneş ışığı,
bazı yerlerde kaynak suları ve deniz suyu
gibi) doğada bol miktarda bulunmakta ve
bunlardan yararlanmak için fazla bir çaba
harcamak gerekmemektedir.
 Bu tür maddeler serbest veya ekonomi dışı
mallar olarak adlandırılır.
İnsan ihtiyaçlarını tatmine yarayan,
ancak, doğrudan herkese yetecek
kadar bol bulunmayan ve elde
edilmeleri belirli bir çaba harcanmasını
gerektiren maddeler ekonomik mal
olarak nitelendirilir.
 Ekonomik
malların iki temel belirgin
özelliği; kıt oluşları ve başka mallarla
veya para ile değişime konu
oluşturmalarıdır.
 İnsan ihtiyaçlarının hepsi mallarla
karşılanamaz.
 Bir kısım ihtiyaçlarımızda hizmet adını
verdiğimiz soyut eylemlerle karşılanır.
 Bir
toplumda yerine getirilen tüm
hizmetler ekonomik nitelikli
olmayabilir.
 Bir hizmetin ekonomik nitelikli
sayılabilmesi için hizmeti gören
kimsenin bunun karşılığında bir bedel
alması ve aldığı bu bedelle bir başka
ihtiyacını karşılayabilmesi gerekir.
2.3. Üretim; Doğadaki değişik tür
kaynaklara, belirli bir sermaye ve insan
emeği uygulanarak insanların ihtiyaçlarını
karşılayan mal ve hizmetler ortaya
konulmuş olur.
 Temel üretim faktörü olan doğa ve onun
sunduğu kaynaklara yine diğer iki temel
üretim faktörü olan sermaye ve emeğin
uygulanması ve bu yolla insan
ihtiyaçlarını karşılayacak mal ve
hizmetlerin meydana getirilmesi olayına
üretim olarak adlandırılır.
 Üretilen
mal ve hizmetlerin insan
ihtiyaçlarını tatmin etme niteliğine
fayda yaratma veya kısaca fayda adı
verilir.
 İnsan ihtiyaçlarını karşılayan mal ve
hizmetlerin faydaları ile bu faydaların
miktar ve düzeyine bağlı olarak söz
konusu mal ve hizmetler için piyasada
fiyatlar veya değerler oluşur.
Üretim; faydalı mal
ve hizmetlerin
meydana
getirilmesi,
depolanması,
taşınması ve
satılması gibi
faaliyetlerin
bütününü kapsayan
çok yönlü ve aşamalı
bir süreçtir.
Üretimle bir şekil faydası yaratılır.
 Üretilen malların bol bulundukları
zamanlarda depolanarak kıt bulundukları
zamanlarda ortaya çıkarılmasıyla bir zaman
faydası yaratılmaktadır.
 Mal ve hizmetlerin çok bulundukları
yerlerden az bulundukları yerlere
taşınmasıyla bir mekân (yer) faydası ortaya
çıkarılmış olmaktadır.
 Mal ve hizmetlerin satılarak ihtiyaç
sahiplerine kazandırılmasıyla bir mülkiyet
faydası yaratılmaktadır.

2.4. Üretim Faktörleri
Üretimde bulunmak için insanın ihtiyaç
duyduğu faktörlere üretim faktörleri adı
verilir.
 Tarihin ilk çağlarında üretim yapabilmek
için, doğa ile emek yeterli olmaktaydı.
 Daha sonraki dönemlerde yontulmuş
taşların, madenlerden yapılmış araçların ve
benzeri nesnelerin sermaye (teknoloji)
şeklinde üçüncü bir üretim faktörü olarak ilk
iki faktöre katılmıştır.

 Günümüzde
ise yukarıdaki üç faktöre
bir dördüncüsü eklenmiştir.
 Girişimci (müteşebbis) adı verilen kişi
veya kişiler olup bunlar doğadaki
kaynakları satın almakta, değişik
yerlerden sermaye bulmakta, insan
emeğini kiralamakta ve bütün bunları
bir araya getirip belirli bir üretim
sürecinden geçirerek mal ve hizmetler
ortaya koymakta ve ürettikleri bu mal
ve hizmetleri ihtiyaç sahiplerine
sunmaktadırlar.
 Üretimi
gerçekleştirmek için doğa ve
emek yeterli olduğu için, bu ikisine asli
üretim faktörleri adı verilmiştir.
 Klasik iktisatçılar, emek, sermaye ve
doğadan oluşan üretim faktörlerinin
yanına girişimi de dördüncü bir faktör
olarak katmışlardır.
a. Emek; emek faktörü daha aktif ve
hareketlidir.
 Emek insan gücünü temsil eder. İnsan ise,
yaşamını sürdürebilmek için sürekli olarak
didinip çalışmak zorundadır. İnsanın bedensel
ve düşünsel çalışması iş veya emek olarak
adlandırılır.
 İş kavramı, insanların gelir sağlamak amacıyla
yaptıkları bedensel ve düşünsel çabaların
bütünü anlamında kullanılmaktadır. Bu anlamda
amatör spor yapanların çalışmaları işletme ve
ekonomi açısından iş sayılmazken (gelir
sağlama amacıyla yapılmadığı için) sporu
profesyonel olarak yapan kimseler bu anlamda
bir iş yapmış sayılırlar.

 b.
Sermaye; Bir satın alma gücü
olarak para ve onun yardımıyla
sağlanabilen üretim araçları
anlamındaki sermaye, hemen herkesin
elde etmeye çabaladığı ve bu yolla
saygınlık, iktidar ve başkalarına
hükmetme olanağı sağlamaya çalıştığı
bir üretim faktörüdür.





Kendi işini kurup çalışanlar ve başkalarını da kendi
hesaplarına çalıştıranlar, bu işlerine belirli bir sermaye
yatırmak zorundadırlar.
Bu sermayenin bir kısmını işyeri olarak binalara, bir
kısmını işyerine yerleştirilecek makina-alet ve
cihazlara, bir kısmını hammadde ve yardımcı maddelere
ve nihayet bir kısmını da marka değeri, lisans, patent
ve imtiyaz gibi haklara yatırırlar.
Yaptıkları bu yatırımla mal ve hizmet üretip ihtiyaç
sahiplerine satarlar. Satışlardan elde ettikleri gelirin
bir kısmını ücret olarak emek sahiplerine, bir kısmını
faiz olarak kendilerine borç para verenlere, bir kısmını
kira olarak toprak sahiplerine verirler.
Geriye bir şey kalırsa (ki işletmenin sürdürülmesi için
kalması gerekir) bunu da kâr olarak kendilerine alırlar.
Ücret, faiz, kira ve kârlardan meydana gelen bu
değerler toplamına biz işletme düzeyinde yaratılan net
katma değer olarak adlandırılır.
 Ekonomik
Açıdan Sermaye; emekle
birlikte doğaya uygulanarak mal ve
hizmet üretimini kolaylaştırır.
 Bazı ekonomistler sermayenin
tasarruftan kaynaklandığını ileri
sürerken, diğer bir kısım ekonomistler
de sermayenin emeğin üretim
araçlarında yoğunlaşmasından meydana
geldiğini ileri sürmüşlerdir.
 Bu
yoğunlaşma artı değer olarak
nitelendirilmiştir.
 Artı değer kavramı, Ricardo ile
başlayan ve Marx’la süren yoğun
tartışmalara konu olmuştur.
 Kavram, bir işte çalışan işçinin aldığı
ücret ile yarattığı değer arasındaki
farkı ifade etmek için
kullanılmaktadır.
 Marksist
terminolojiye göre, bu fark
kapitalistin kârını ifade eder.
 Marks’a göre, üretimi sağlayan tek
öge emektir.
 Üretim değerinden işçi ücreti
çıkarıldıktan sonra kalan pay, yani
kapitalistin kârı, işçinin sömürülmesinin
bir sonucudur.
 Bu fark ne derece büyürse sömürü de
o denli artar.
 Artı
değer kavramı ile ilişkili bir diğer
kuram da “Emek-Değer Kuramı” olarak
bilinir.
 Bu kuramın özü, yeniden üretilen bütün
mallarda ortaya konan değerin onları
üretmek için kullanılan emek miktarına
bağlı olduğu şeklindedir.
 Ekonomik
açıdan sermayeyi, üretilmiş
üretim araçları şeklinde tanımlamak
mümkündür.
 Buna göre, emeğin verimliliğini
yükseltmede kullanılan her türlü araç,
gereç ve makinalar bu anlamda
ekonomik sermaye malı sayılır.
 Muhasebe
Açısından Sermaye;
Muhasebe anlamında sermaye, işletme
sahibinin işletmeden olan alacağı
şeklinde tanımlanabileceği gibi,
işletmenin bilançosunda yer alan aktif
ile pasif kalemler arasındaki olumlu
fark şeklinde de tanımlanabilir.
 Bu anlamda formül olarak;
Sermaye = Mevcutlar + Alacaklar Borçlar şeklinde de gösterilebilir.
 Finansman
Açısından Sermaye;
Finansman anlamında sermaye,
işletmelerin borç olarak sağladıkları
kaynakları dışında, kurucu ortakların
koyduğu veya hisse senedi satın
alanların sağladıkları ödeme güçleri,
teşebbüsün yarattığı karşılıkları,
yedek akçeleri, dağıtılmamış kârları ve
benzeri ödeme güçlerini ifade eder.








İşletme Yönetimi Açısından Sermaye
Doğal kaynaklar: Bu kalemin kapsamına arazi, hammaddeler,
yardımcı maddeler ve malzemeler girer.
Yarı Mamuller: Daha önce üretim sürecine girerek bir işlem
görmüş olmalarına karşılık, henüz tam olarak kullanılabilir
mamul durumuna gelmemiş olan maddelere denir.
Mamuller: Yapımı ya da üretimi tamamlanmış, tüketim ya da
satışa hazır madde veya mallara mamul adı verilir.
Binalar: Fabrika bina ve tesisleri, yardımcı bina ve tesisleri,
depo, antrepo, ambar, idare binaları, sosyal tesisler, sosyal
konutlar ve benzerleri bu kalemin kapsamına girerler.
Makinalar: Üretimi kolaylaştırmak, emeğin verimini
yükseltmek ve doğal güçleri mekanik güce çevirmek gibi pek
çok amaç için kullanılan alet, edavat ve teknikler şeklinde
ifade edilebilir.
Alacaklar: Üretilen mal ve hizmetler her zaman peşin para
ile satılmayabilir. Bazen vadeli veya kredili olarak da
satışlar yapılır.
Nakit: İşletmenin kasasındaki paralar ile bankalardaki
vadesiz mevduat, çek ve posta çeki gibi ödeme araçları da
nakit para içinde sayılmaktadır.
 Mal
ve hizmetlerin üretilebilmesi için
yalnızca maddi varlıkların bir araya
getirilmesi gerekli fakat yeterli
değildir.
 Bunların yanında amaca ulaşmayı
kolaylaştıran ve çoğu kez maddi
olmayan değerler veya haklar şeklinde
ifade edilen kalemlere de ihtiyaç
vardır.
İşletmede kullanılmak
üzere seçilen üretim
yönetimi belirli bir
yabancı veya yerli
girişim ya da
girişimcinin tescil
edilmiş buluşu
şeklinde ise, bu
buluşun kullanma
hakkını kiralayan
veya satın alanın hak
sahibine yaptığı
ödemelere “royalty”
adı verilir.
Maddi olmayan sermaye grubuna giren
varlık ve/veya hakların belli başlıları;
 imtiyaz,
 lisans,
 marka (alâmetifarika),
 patent (ihtira beratı),
 telif hakkı,
 know-how
 işletme hakları
 İmtiyaz:
Birtakım hak ve çıkarların
özel kişi veya kuruluşlara verilmesidir.
 Lisans: Lisansın birinci anlamı, yasa
tarafından kısıtlanmış veya
düzenlenmiş bir işin yapılması veya bir
girişimde bulunulabilmesi için kamu
otoritesi tarafından verilen ve
başkasına devredilemeyen izin, yetki
veya ruhsat şeklinde ortaya çıkar.
Lisansın ikinci anlamı, patent yasasındaki
kullanım alanı ile ilgilidir.
 Patent yasası uyarınca yeni bir mal üretmiş,
yeni bir tasarım veya üretim yöntemi bulmuş
ve bunların patentini almış kişi veya firma ile,
bu yeniliklerin belirli koşullarla kullanılmasını
sağlamak için bir sözleşme yapmaya gerek
vardır.
 Başkasının üretim yönetimi şeklindeki buluşunu
“royalty” adını verdiğimiz bir bedel ödemek
suretiyle kullanmak isteyen kişi veya firmaların
hak sahibi ile yaptıkları izin anlaşmalarına
“lisans anlaşmaları” adı verilir.

 Lisansın
üçüncü
anlamı, bir kimseye
tanınan ayrıcalıklı
harekette bulunma
hakkı şeklinde ifade
edilebilir.
 Ancak, burada temel
kural, böyle bir
hakkın başkalarını
zarara uğratacak
biçimde
kullanılamayacağıdır.
 Marka
(Alâmetifarika): Ticarî eşyalar
üzerine konulan ve eşyayı üreteni veya
satanı tanıtmayıp veya eşyayı
benzerlerinden ayırt etmeye yarayan
özel bir işaret veya kelime.
 Arçelik, Bosch, Beymen, Vakko,
Mercedes, Man gibi.
 Bugün “marka” olarak nitelendirilen bu
işaret veya kelime eski dilde “ayırt edici
işaret” anlamına gelen “alâmeti farika”
kavramı ile ifade edilirdi.
 Patent
(İhtira Beratı): İngilizce kökeni
bir kelime olan patent, yeni bir üretim
yöntemi ya da herhangi bir yenilik bulan
ve bunları yeni mal ve hizmetler üretmek
üzere kullanma hakkına sahip bir
kimsenin, bulduğu yeniliği veya üretim
yöntemini ve bunların yardımıyla
piyasaya çıkardığı bir mala yalnız
kendisinin sahip olması, başkalarının
izinsiz olarak onları kullanmalarını veya
kopya etmelerini engelleme hakkını veren
tecil edilmiş bir ayrıcalık veya imtiyaz
şeklinde ifade edilebilir.
Patent sahibi (icatçı), dilerse bu buluşu
üzerindeki hakkını belirli bir bedel karşılığında
başkalarına devredebilir veya kiralayabilir.
 Birincisine patent satışı, ikincisine ise lisans
anlaşması adı verilir.
 Patent satışı anlaşmasında alıcı patent
sahibine bir defalık ödemede bulunur ve o
yenilik üzerindeki bütün haklar kendisine
geçer.
 Lisans anlaşmasında ise, kiralayanın patent
sahibine üzerinde anlaşmaya varılan biçimde
sürekli bir ödemede bulunması söz konusudur.

Telif Hakları: Telif hakkı; ilim, edebiyat
veya güzel sanatlar alanında, fikir mahsulü
bir eser vücuda getiren veya yaratanın o
eser üzerinde sahip olduğu fikri ve mali
haktır.
 Know-How: (Teknik Hüner, Tecrübe
Hakkı/Ticari-Teknik Bilgi faydalanma
hakkı): Bir sınai işletmenin uzun tecrübe ve
araştırmalar sonunda bulduğu ve gizli
tuttuğu, yeni bir üretim usulünün fiilen
uygulanması için gerekli teknik bilgi ve
tecrübelerin tümüdür.

Know-How; gizli formül veya üretim yönteminin
veya sınaî, ticari, bilimsel tecrübeye dayalı
bilgi birikiminin kullanma imtiyazı, kullanma
hakkı olarak ta tanımlanabilir.
 İşletme Hakları: Maden Kanunu ile birlikte
ihdas edilen işletme hakkı, tarifini Maden
Kanunu hükümlerinde bulmaktadır.
 Maden Kanunu hükümlerine göre; bir madeni
bulan kimse, ruhsat almak şartı ile belli bir
süre, o madenin bulunduğu sahada maden
cevheri aramak, çıkartmak, bulardan
faydalanmak ve maden cevherlerinin
çıkartılması için yer altı ve yer üstü tesisleri
yapmak hakkına sahip olmaktadır ki, bu hakka
işletme hakkı adı verilmiştir.

 c.
Doğal Kaynaklar; doğal kaynaklar,
üretken bir şekilde değerlendirilmek
üzere işletmeye tahsis edilen yer altı
ve yer üstü zenginlikler ile bina ve
arazilerden oluşur.
 Endüstri işletmelerinde yer altı ve yer
üstü doğal kaynaklar birinci derecede
önem arzederken, ticaret ve hizmet
işletmelerinde bina, buna karşılık tarım
işletmelerinde ise, arazi daha çok önem
taşımaktadır.
 d.
Girişimci; girişimci; belirli bir mal
veya hizmeti üretmek, üretip
pazarlamak veya yalnızca pazarlamak
için, kendisine ait veya başkalarından
temin ettiği sermayeyi üretim
faktörlerine yatıran ve böylece kâr
veya zarar etme olasılığını göze alan
özel veya tüzel kişi şeklinde ifade
edilebilir.
Yönetici, girişimciden farklı
olarak, kâr ve zararı
başkasına ait olmak üzere,
belirli bir ücret
karşılığında işletmenin
yönetim sorumluluğunu
üzerine alan ve bu yolla
sonuca ulaşmaya çalışan
kişidir.
Girişimcinin Fonksiyonları
 Yeni
mal ve hizmetler üretmek veya
bilinen mal ve hizmetlerin niteliklerini
(kalitelerini) yükseltmek
 Yeni üretim yöntemleri geliştirmek ve
uygulayabilmek
 Endüstride yeni organizasyonlar
yapmak
 Yeni pazarlar bulmak
 Hammaddelerin ve benzeri maddelerin
sağlanabileceği yeni kaynaklar bulmak
Günümüzde girişimcilerin çağdaş sayılabilen
ilave bazı fonksiyonları da yerine getirmesi
beklenir. Bu fonksiyonlar şöyle sıralanabilir:
 İşletmenin gelişim stratejilerini belirlemek,
 Yönetim ve Organizasyon politikalarını
belirlemek,
 Çevrenin işletmeye sunduğu fırsatları izleyip
bunlardan yararlanmak ve tehditleri
bertaraf etmek veya etkisiz kılmak,
 Teknolojideki gelişme ve değişmeleri izlemek
ve işletmeyi değişen koşullara uydurmak.
Girişimci ve Girişim
Girişimci kavramı ile; temelde, kâr ve
zarar olasılığını yüklenerek üretim
faktörlerini temin eden ve bunları
başkalarının ihtiyaçlarını karşılayacak
mal ve hizmetler üretmek üzere
birleştiren kişi veya iş adamını ifade
etmektedirler
Buradan giderek,
insanların ihtiyaçlarını
karşılamak için mal ve
hizmet üretmek
amacıyla müteşebbis
tarafından oluşturulan
organizasyonlar
teşebbüs şeklinde
tanımlanabilir.
 Teşebbüs
ile müteşebbis arasında
mantıki bir bağ bulunmasına rağmen bu
ikisi ayrı birer varlık oluştururlar.
 Herşeyden önce müteşebbis bir
insandır.
 Teşebbüs ise, bir ünvanı ve bir yeri
bulunan, belirli bir sermayesi ve bir
organizasyonu olan ekonomik, yasal,
mali ve örgütsel bir birimdir.
 Teşebbüs;
sahibinin özel varlığından
yer, ünvan, sermaye, muhasebe ve
organizasyon olarak ayrı bir bütün
oluşturan ve başkalarının ihtiyaçlarının
karşılanması için devamlı üretim
faaliyetinde bulunan ekonomik bir
birimdir.
 Teşebbüsün sermayesini koyanlar,
müteşebbislerin kendileri olabileceği
gibi, başka kişiler de olabilir.
 Müteşebbisler,
kurdukları
teşebbüsü ya kendileri
yönetirler ya da onu
yönetecek profesyonel
yöneticileri dışarıdan
seçerler.
 Teşebbüs kime veya
kimlere ait olursa olsun
önemli değildir.
 Önemli olan, onun bağımsız
ekonomik bir birim
oluşturmasıdır.
III. İşletmenin Doğuşu
 Çağdaş
işletme olgusuna ev ekonomisi
ve trampa ekonomisinden geçilerek
gelinmiştir.
 Tarihte bilinen en eski ekonomik birim
olarak kapalı ev ekonomisi, aile
bireylerinin tükettikleri her şeyi
bizzat içinde ürettikleri bir birim
oluşturmaktaydı.
 Bu
tür birimlerin hakim olduğu
çağlarda ekonomik koşullar henüz çok
basit düzeyde bulunmaktaydı.
 Zamanla artıp çeşitlenen insan
ihtiyaçlarına paralel olarak ev
ekonomisi de nitelik değiştirmek
zorunda kalmıştır.
 Bu nitelik değişimi ev ekonomilerinin
belirli alanlarda uzmanlaşma eğilimleri
içine girmeleri şeklinde
gerçekleşmiştir.
 Kapalı
ev ekonomilerinde bireylerin
belirli alanlarda uzmanlaşmaları sonucu
ihtiyaçlarını aşacak miktarda mal ve
hizmet üretmeye başlamaları,
ürettikleri ihtiyaç fazlası mal ve
hizmetleri ihtiyacı olanlara başka
birtakım ihtiyaçlarını karşılayacak
değişik mallarla değiştirme yoluna
gitmeleri sonucunu birlikte getirmiştir.
 Çünkü,
bu dönemde malların değişimini
mümkün kılacak ve adına "para" denen
nesne henüz insanoğlu tarafından
bulunmuş değildi.
 Alışverişte bir mal veya hizmetin
bedelini başka bir mal veya hizmetle
ödemeye aynî değişim veya trampa adı
verilir.
Değişim ekonomisinin gelişmesi ve işin
içine değişim aracı olarak para
faktörünün girmesi, zamanla ev
ekonomilerinin üretim olanaklarını
günden güne azaltmaya başlamış ve
bunun yerine daha çok tüketimde
bulunan ev ekonomisi tipi ile daha
çok üretimde bulunan "işletme"
biriminin yer alması sonucunu
doğurmuştur.
Günümüzde ise, ev ekonomileri artık
yalnızca tüketim, buna karşılık da
işletmeler de yalnızca üretim birimleri
olarak karşımıza çıkmaktadır.
İşletme: "emek, sermaye ve diğer
üretim faktörlerini planlı, bilinçli ve
sistemli bir biçimde biraraya getirip
mal veya hizmet üretimine yönelen ve
amaçlarına ulaşmak için üretim
kaynaklarının kullanımında ekonomik ve
akılcı (rasyonel) kararlar alan
toplumsal, ekonomik ve teknik bir
birimdir.
İşletmenin Belli Başlı Unsurları
İşletme, herşeyden önce toplumsal bir
işbirliği sistemi (organizasyon) dir.
 İşletme ekonomik bir birimdir. En az emek
kanunu gereğince faaliyette bulunur ve
faaliyetlerinin sonucunda makul bir kâr
sağlamayı hedef alır.
 İşletmenin amacı, insanların ihtiyaçlarını
karşılayacak mal ve hizmetler üretmektir.
 Nihayet, işletme, ekonomik bir birim
olmanın yanında aynı zamanda teknik bir
birim oluşturur.

3.1. Çağdaş İşletmeciliğin Tarihsel
Gelişimi
I. Endüstri devriminin ortaya çıkış koşullarını
hazırlayan buhar gücünün bulunup endüstride
kullanılmasına kadar geçen zaman kesiti içinde,
işletmeler daha çok tarım ürünleri üreten
birimler şeklinde göze çarpmaktadır.
 Endüstri devrimi öncesi dönemde, tarım
işletmeleri yanında ve özellikle esnaf ve küçük
sanayi kuruluşlarını kapsayan ve Batı'da Lonca
Doğu’da ise Esnaf ve Ahilik teşkilatları diye
bilinen örgütlenmelerin ortaya çıktığı
görülmektedir.






I. Endüstri devrimine gelinceye kadar üretimde genel
olarak insan emeği, hayvan gücü ve su-rüzgar gücü gibi
doğal enerjiler kullanıla gelmiştir.
Endüstri devrimi ile birlikte doğal enerji yardımıyla
yapılan üretimin yerini, makina gücü ile gerçekleştirilen
yığın üretimin alması, iş yaşamında devrimler
yaratmıştır.
Bu anlamdaki ilk devrim, üretim yöntemleri ve
tekniklerinde kendini göstermiştir.
Endüstri devrimi ile birlikte işletmelerdeki babadan
oğula geçen ilkel üretim yöntemleri giderek bırakılmaya
başlanmış, bunların yerine daha bilimsel ve gelişmiş
yöntemler kullanılmaya başlanmıştır.
Emek yoğun işletmelerin yanında sermaye ya da
teknoloji yoğun işletmelerin ortaya çıkışı, (lonca
sisteminden fabrika sistemine geçiş) pazar için büyük
miktarlarda üretimin başlamasına yol açmıştır.
İşletmelerin sayıca artıp yapı yönünden
karmaşık bir hal almaları ve tek şahıs
işletmelerinden şirket (çok ortaklı
anonim şirket) tipi işletmelere doğru
kayma göstermeleri pazarlama,
muhasebe, kuruluş yeri, personel
tedarik ve benzeri konularda
uzmanlaşma kadar yönetim konusunu
da önemle gündeme getirmiştir.
Yönetimde devrim olarak nitelendirilen en
önemli gelişme, sahipliğin yöneticilikten
ayrılması olmuştur.
 Bununla; işletmelerin başına sermayeyi elinde
bulunduran ailelerin bireylerinden herhangi
birinin veya belirli bir siyasal eğilime sahip kişi
veya kişilerin getirilmesi yerine, yöneticilik
yeteneğine sahip ve bu işi okullarda gördüğü
eğitim sonucu meslek edinmiş kişilerin (maaş
karşılığında) getirilmesi veya istihdam edilmesi
ifade edilmek istenmektedir.
 Sahipliğin yöneticilikten ayrılması, teknolojik
gelişmenin etkisiyle işletmelerin hızla
büyümelerinin doğal bir sonucu olarak ortaya
çıkmıştır.





1900'lere gelinceye ve hatta bazı ülkelerde II. Dünya
Savaşı sonrasına kadar ekonomik gücü elinde
bulunduran bazı aileler ve bireyler, sahip oldukları
sermayeyi bizzat kurup yönettikleri işletmelere
yatırırlardı.
Söz konusu durumlardaki işletme büyüklüğü genellikle
bir kişinin kontrol edebileceği ölçüyü aşmazdı.
Bu dönemi izleyen yıllarda kurulan işletmeler ise,
işbölümü, uzmanlaşma ve ileri düzeylere varan teknik
gelişmeler sayesinde büyük yapı değişikliğine uğramışlar
ve artık tek bir kişinin çekip çeviremeyeceği kadar
büyüyüp karmaşıklaşmışlardır.
Bu durum karşısında, girişimci, işletmenin farklılaşan
ve kendine özgü uzmanlığı gerektiren çeşitli bölüm ve
departmanlarını (tedarik, üretim, pazarlama,
muhasebe, finansman, personel vb. gibi) yönetmek
üzere çağdaş yöneticilik niteliklerine sahip farklı
yöneticiler bulup çalıştırmak durumunda kalmıştır.
Sahipliğin yöneticilikten ayrılmasında etkili rol
oynayan bir diğer faktör de çok ortaklı anonim
şirket tipi işletmelerin gelişip yayılması
olmuştur.
 Sahipleri çok sayıdaki ortaklardan oluşan
anonim şirketlerde, ortaklar yöneticilik
görevlerini yürütecek niteliklerden yoksun
olduklarından bu işi kendi hesaplarına maaş
karşılığında yapacak meslekten gelme
(profesyonel yöneticiler) kişilere bırakmak
durumunda kalmışlardır.
 Geçmişteki işletme tipinden farklı olarak,
şirketin sermayesini temin edenlerle şirketi
yönetenler ayrı gruplar olarak ortaya
çıkmışlardır.

Download