sinir sistemi

advertisement
DAVRANIŞLARIN BİYOLOJİK
TEMELİ ÜNITE III
HAZIRLAYANLAR
G100210004 MERVE YEŞİLYURT
G100210007 ESEN MALLI
G100210011 ÖZLEM BAYAT
G100210063 SERCAN ÇAKICI
G100210071 ŞEYMA AKÇAY
B070210024 SEVİLAY TOPAL
DAVRANIŞLARIN BİYOLOJİK
TEMELLERİ
Davranışların Karmaşıklığı;
U-T
U-O-T
DAVRANIŞLARIN
BİYOLOJİK TEMELİ




İnsan ve çevresi arasında
sürekli bir etkileşim,hemen
hiç kesilmeyen karşılıklı bir
alışveriş vardır.
Psikolojinin konusunu
oluşturan davranışlar ve iç
yaşantılar karşılıklı
alışverişten meydana gelir.
Arkadaş
İnsan davranışlarının
anlaşılması ve yorumlanması
kolay değildir. Çünkü her
davranışı ve yaşantıyı
etkileyen çok çeşitli etmenler
vardır.
Düşünsel, duygusal, sosyal
nedenler
DAVRANIŞLARIN KARMAŞIKLIĞI
İnsan davranışlarının en önemli
özelliklerinden birisi, bunların çok
nedenli ve karmaşık oluşudur.
 Psikolojide davranışların önkoşullarına
uyarıcı ve uyarıcılara karşılık meydana
gelen davranışlara tepki denir.
 Böylece psikolojiden neden-sonuç
ilişkileri, yani önkoşullar ve bunları
izleyen olaylar, uyarıcı-tepki (U-T)
formülü ile açıklanır.

 Psikolojik
olayların nedenlerini bulmak kolay
olmaz. DIŞARIDAN VE İÇERİDEN
 Sadece dıştan gelen uyarıcıları bilmekle bir
insanın davranışlarını yordamak, önceden
tahmin etmek zor olur. Bireyin davranışlarını
daha iyi anlayabilmek için onun iç durumunu,
yani organizma içinden gelen etkileride bilmek
gerekir. Bu bakımdan ruhsal olayları U-T
formülüne göre, U-O-T formülü daha iyi
açıklar.
 U=uyarıcı
 O=Organizma
 T=Tepki



Durumu göre bir
uyarıcı çeşitli
tepkilerden birine
yol açabilir.
Örneğin, burnumuza
tavada kızarmakta olan
bir balık kokusu geldiği
zaman karnımız aç ise
ağzımız sulanır. Tok isek
tiksinti duyarız. Eğer o
anda zihnimiz bir işle
meşgul ise bu koku bizde
hiçbir tepki
yaratmayabilir; bunun
farkında bile olmayız.
U
U
T1
T2
T3
T4
T5



Duruma göre bir tepki,
çeşitli uyaranlardan birinin
organizmayı etkilemesinden
ileri gelmiş olabilir.
Örneğin, yolda giderken bir
tanıdığımızın selam vermeden
başını çevirip gittiğini
gördüğümüz zaman, bunun
sebebini kestirmek kolay olmaz.
Bu kişi, ya o sırada dalgın
olduğu için bizi görmeyip
gitmiştir; yahut da daha önce
herhangi bir sebepten dolayı bize
gücenip, kırılmıştır; belki de
utangaç ya da kibirli olduğu için
selam vermeden geçtiği de hatıra
gelebilir.

Böylece herhangi bir uyaran organizmanın iç
durumuna göre çeşitli tepkilere neden olabileceği gibi,
herhangi bir tepki de çeşitli, uyarıcılardan ileri gelmiş
olabilir.
Herhangi
bir uyarıcı karşısında
bireyin nasıl davranacağını
kestirebilmek için onun
hakkında bazı bilgilere sahip
olmak gerekir.

Bu etmenler şöyle özetlenebilir:
DAVRANIŞI KESTİREBİLMEK


1.Önce, organizmanın
biyolojik özellikleri dikkate
alınmalıdır. Bireyin çocuk, genç
veya yetişkin, kadın veya erkek,
ileri veya geri zekalı olması
gibi.Bireyin kendine özgü ilgi ve
yetenekleri de bu kategoriye girer.
2.Organizmanın geçmiş yaşamı
önemlidir. Bireyin köylü ya da
şehirli olması, öğrenim ve eğitimi,
başından geçmiş olaylar, edinmiş
olduğu bilgi ve alışkanlıkları gibi.



3.Organizmanın o
andaki içsel durumu
da davranışı etkiler.
Yani bireyin, aç veya
tok oluşu, yorgun veya
dinlenmiş olması, istekli
veya isteksiz olması
gibi.
4. İçinde bulunulan
fiziksel ya da sosyal
çevresel koşulların
etkisi de dikkate
alınmalıdır. Isı, ses ve
ışık etkileri, insanın
yalnız veya grup içinde
bulunması koşullar da
insanın davranışlarını
belirler.
AYNI UYARANA FARKLI TEPKİLER
T1
T2
U
O
T3
T4
Tn
FARKLI UYARANLARA AYNI TEPKİ
U1
U2
O
U3
U4
T
FARKLI UYARANLARA FARKLI TEPKİLER
U1
T1
U2
T2
O
U3
T3
Un
Tn
Canlı varlık ve çevresi arasında hiç
kesilmeyen bir alış veriş vardır.
Uyarılma
Dış çevreden duyu organlarına gelen bütün uyarıcılara uyaran denir.
Tepkide Bulunma
Çeşitli uyarıcıların etkisi altında kalan organizma farklı ve türlü
tepkilerde bulunur. Bu tepkiler, fiziksel, fizyolojik ve psikolojik
olayların iç içe oluşumundan meydana gelir.
Birleştirici İç oluşumlar
Uyarıcılar ve gözle görülebilir açık tepkiler arasında
beyinde olagelen birleştirici birtakım düşünsel ve
bilişsel iç oluşumlar vardır.
DAVRANIŞLAR VE UYARICILAR
U
U
T1
T2
T3
T4
T5
U1
U1
U1
U1
O
T
DAVRANIŞLAR VE UYARICILAR
U1
U2
U3
U4
U5
O
T1
T2
T3
T4
T5
UYARICILAR, ORGANİZMA VE TEPKİLER
Organizma (hayvan ya da insan) çevreden gelen
etkilere duyarlıdır ve bu etkilere karşılık tepkide
bulunur.
 Uyarıcılar, organizma ve tepkiler(U-O-T)
psikolojik yaşamın belli başlı öğeleridir.

UYARILMA
 Uyarıcılar, organizma (Duyu organları)
 Dış çevreden duyu organlarına gelen bütün uyarıcılara
uyaran denir. Bunlar duyu organlarını etkileyen ışık,
ses, koku ve tat gibi çeşitli fiziksel ve kimyasal
değişikliklerdir.
Organizma, açlık susuzluk, diş ağrısı, karın tokluğu
gibi bedenden gelen fizyolojik uyarıcılarında etkisi
altındadır. Bunlara iç çevre uyarıcıları denir.
 Dıştan veya içten gelsin, uyarıcılar davranışların
önemli nedenleri arasındadır.

Çevrenin
bireyi etkilemesini,
bireyin çevresini tanımasını
mümkün kılan mekanizmaya
duyum mekanizması denir.
TEPKİDE BULUNMA
 Çeşitli
uyarıcıların etkisi altında kalan organizma
türlü tepkilerde bulunur.
 Bu tepkiler fiziksel, fizyolojik ve psikolojik
olayların iç içe oluşumundan meydana gelir.
 Bunlar bazen konuşma, gülme, yumruk atma gibi
daha çok fiziksel; bazen yorulma, terleme, kızarma,
sararma gibi daha çok fizyolojik;
 bazen ise, düşünme, hayal kurma, kuşkulanma ve
sevinme gibi daha çok psikolojik bir nitelik gösterir.
 Bu
tepkiler açık ve kapalı olmak üzere
de iki bölüme ayrılabilir.
 Açık tepkiler konuşma, yürüme, yazı
yazma ve bir iş görme gibi çoğu zaman
çevrede birtakım değişikliklere yol açan
ve başkaları tarafından gözlenebilen
devimler biçimindedir. Organizma
böylece çevreden aldığı uyarımlar sonucu
çevreyi etkileyecek birtakım tepkilerde
bulunur.
Bireyin tepkileri kapalı iç yaşantılar biçiminde de
belirir. Buna örnek olarak sevinmeyi, kıskanmayı ve
umutlanmayı ileri sürebiliriz. Bu gibi durumlarda
dıştan bakılınca insan hareketsiz gibidir. Gerçekte ise,
hareket insanın içinde olagelmektedir.
 Kapalı tepkiler, başkaları tarafından doğrudan
doğruya gözlenemez; bunlar, ancak davranışların
gözlenmesi sonunda kısmen vardanabilir.

BİRLEŞTİRİCİ İÇ OLUŞUMLAR
Uyarıcılar ve gözle görülebilir açık
tepkiler arasında beyinde olagelen
birleştirici birtakım düşünsel ve bilişsel
iç oluşumlar vardır. Bu oluşumların
fizyolojik ve psikolojik yanları vardır.
İç oluşumların psikolojik yanına
bilinç olayları da denir.
Davranışçılar adı verilen psikologlar, organizmanın
içinde bulunduğu koşulları (uyaranları) ve
organizmanın eylemlerini gözlemek yoluyla organizma
içinde olagelen olayları vardayabileceğimizi ileri
sürerler. Onun için bu birleştirici iç oluşumlara
bazen vardanık oluşumlar, bazen de ara
değişkenler denilmektedir.

Organizma, bir yandan çevresel uyarıcılar, öteki
yandan da içsel etmenler sonucu davranışlarda
bulunur. Bu davranışların hem gözle görülebilen açık
eylemler şeklinde belirenleri hem de sadece zihinde
olagelen kapalı türleri vardır.


SİNİR SİSTEMİ
Psikolojik olayların biyolojik yanı hakkında daha esaslı
bir fikir sahibi olabilmek için duyum ve tepki
mekanizmalarını mümkün kılan sinir sisteminin
anatomisi ve fizyolojisi hakkında bilgi edinmek
gerekir.
İnsan çevresiyle ilişkide bulunduran ve bedenin çeşitli
organları,dokuları ve hücreleri arasında iş birliğini
sağlayan aygıta, sinir sistemi denir. Birey bu sayede
dış çevresiyle alış verişte bulunur.Bedenin çeşitli
kısımlarını birbirine bağlayan sinir iplikçileri,
organizmanın bir bütün halinde ahenkli olarak
çalışmasını sağlar.İnsan böylece çevresine uyumsal
tepkilerde bulunabilir.
SİNİR SİSTEMİ
İnsanda duyum ve devim mekanizmalarının
çalışması ancak sinir sistemiyle mümkün olur.
Örneğin,
göz bir duyu organıdır.
Renk, ışık ve biçimleriyle dış alemi bu organ sayesinde
görürüz. Görme olayı, göz merceklerinin, göz ağsı
tabakanın, görme sinirlerinin ve beynin bir
bölümünün faaliyetiyle meydana gelmektedir.
Ancak gözde en önemli olgu,bu organın bir sinirle
beyne bağlanmış olmasıdır. Bu sinir zedelenir ve
kesintiye uğrarsa, görme olayının meydana gelmesine
imkan yoktur. Kulak, burun, dil, deri gibi öteki
duyuları içinde aynı şey söylenebilir.
SİNİR SİSTEMİ
Devim (hareket) mekanizmasını ele
alalım; insan konuşabilmektedir.Onun
nasıl konuştuğunu incelediğimiz zaman,
bir takım kas hareketleri ile bunu
yapabilmekte olduğunu görürüz.
Konuşma eyleminde çalışan her kas,
beyinden veya omurilikten gelen bir
devimsel (motor) sinire bağlıdır. Eğer
bu sinir arızalanacak olursa, kas
hareketsiz kalır, yani paralize olur ve
kişi konuşamaz duruma girer.
Psikolojik yönden kaslardaki en önemli
olguda bunların birer sinirle beyne
bağlanmış olmasıdır. Konuşmada
olduğu gibi yürümede, ayakta durmada,
herhangi bir hareketi yapmada aynı
durum söz konusu olur.
Sinir sistemini gösteren bir diyagramı inceleyecek
olursak ,ilk bakışta dikkatimizi çeken şey,
sinirlerin bedenin en uzak köşelerine kadar
yayılmış olduklarıdır.
Bütün bu sinirler ya beyinden, veya omurilikten
çıkar, ya da beyne ve omuriliğe doğru gider, bu
durum,
beyin ve omuriliğin birbirinin tamamlayıcısı olup
bütün sinir sistemlerinin merkezi oluşturduğunu
gösterir.
NÖRONLAR
Sinir sistemini meydana getiren hücrelere nöron denir.
Nöronlar sinir sisteminin ana öğeleridir.
Bir nöronda en önemli özellik bunun herhangi bir
yerinin etkilenmesiyle meydana gelen uyarımın
öteki kısımlara yayılmasıdır.
Bu hücreler bir yandan uyarıldılar mı, bu uyarımı bir
saniyeden çok daha kısa bir zamanda öteki uçlarına
iletirler. Ayrıca bu uyarılmalar hücrelerin değinik
bulundukları başka nöronlara da geçer.
NÖRONLAR
Nöronlar bir hücre ile onun uzantılarından
ibarettir. Bazen yumurta, bazen piramit
biçiminde bir ip düğümüne benzeyen sinir
hücrelerinin içi, protoplazma ile doludur.
Bunların çapları bir milimetrenin onda biri ile
iki yüz de biri arasında değişir.
Bunların bazılarının boyları kısa, bazılarının ki
ise bir buçuk metreye kadar uzanır.
Sinir hücresinden çıkan bir takıp protoplazma
iplikçiklerine uzantı denir.
Bunlar iki türlü olur.
(a)uzantıların bir kısmı sinir hücresinden çok miktarda,
fakat kısa ağaç dalları biçiminde çıkar. Bunlara
dandrit denir. Dandritler nöronun alıcı organlarıdır.
(b) uzantıların öteki kısmı ise sinir hücresinden çıkar
çıkmaz dal budak vermeksizin uzayıp gider, sonunda
bir takıp iplikçiklere ayrılır. Bunlara akson denir.
Aksonlar miyelin adı verilen bir kılıfla kaplıdır.
Bunlar nöronun sinir akımının iletici kısımlarıdır
Bedenin uzak kısımlarını birbirine
bağlayan uzantılar bazen bir ya da bir
buçuk metre uzunlukta olur. Bir
nöronun herhangi bir noktadan
uyarılması etraftaki kaslara (kol ve
bacaklara) yayılabilecek etkiler meydana
getirir. Böylece bir takım kasların
büzülmesine ya da gevşemesine yol açar.
Örneğin, kol ya da bacak gibi organların
hareketleri sağlanır. Bütün sinir sistemi
böylece milyonlarca nörondan meydana
gelir.
Nöronlar gördükleri vazifelere göre
üç kısma ayrılır.
(1) Duysal nöronlar, çevreden gelen
uyarımları sinir merkezlerine götürür.
(2) (2) Devimsel(motor) nöronlar, sinir
merkezlerinden çıkan emirleri kaslara
iletir.
(3) (3) Birleştirici nöronlar, bunlar da
duysal ve devimsel nöronlar arasındaki
ilişkiyi sağlar.
SİNAPS
Nöronlar uzantılar aracılığıyla birbirine değinir.
Bir nöronun başka bir nöronla olan
ilişkisine sinaps denir.
Bir nöronun aksonunun ucundaki sinir iplikçikleri
ile bir başka nöronun dandritleri o kadar sıkı
birbirine örülmüş durumdadır ki, birinci
nörondaki uyarılma ikinci nörona geçebilir. Sinir
akımı dandritlerden sinir hücresine, buradan da
aksonun uçlarına geçer. Bu olayda dandritler,
nöronun alıcı organları olarak vazife görür.
SİNAPS
Dandritler ile akson uçları arasında birleştirici bir
kanal yoktur.
Her aksonun uç ipliklerinde sinaptik torbalar adı
verilen içi (epinephrin, acetylcholine gibi)
uyarıcı kimyasal madde dolu torbacıklar
vardır.
Sinir akımı aksonun uçlarına varınca bu
torbalarda ki uyarıcı maddenin bir kısmı akson
ile başka nöronun dandritleri arasındaki aralığa
akan ve öteki nöronun dandritlerini uyarır. Bir
aksonun uçları birkaç nöronun dandritlerini
uyarabileceği gibi, bir çok aksonun uçları başka
bir nöronun tek bir dandrtini uyarabilir.
Uyarılmalar sonucu meydana gelen sinir
akımları nöronun yapısındaki geçici
değişiklikler meydana getirir.
Bu kimyasal ve elektriksel değişiklikler
zincirleme olarak birbirini izler.
Sinir akımının saniyede 60-90 metre
hızla ilerlediği hesaplanmıştır.
Buna göre bir uyarımın ayak ucundan
kafaya ulaşması saniyenin otuzda
birinden daha kısa zamanda meydana
gelmektedir.
SİNİR SİSTEMİNİN BÖLÜMLERİ
1) Merkez sinir sistemi: Kafatası ve
omurganın içini dolduran sinir merkezleri
2) Çevresel sinir sistemi: Etrafta kalan
kısım
3) Otonom sinir sistemi
MERKEZİ SİNİR SİSTEMİ
A)Kafatasının içini
dolduran sinir
merkezleri
B)Omurganın içini
dolduran sinir
merkezleri
KAFATASI IÇINDEKI SINIR MERKEZLERI
ÜÇ KABUKLA KORUNUR.
 Sırasıyla:
 1)
Katı kabul denilen DAVUL ZARI GİBİ
dayanıklı bir kılıf
2) Dokunuşu örümcek ağına benzeyen
başka bir zar
3) En sonda ince kabuk denilen zar vardır
 İnce kabukla örümcek ağı kabuğu
arasında tuzlu ve saydam bir sıvı vardır.
 Buna

beyin suyu denir.
Kafatasını;
a)Arkabeyin: Omuriliğin üst kısmından başlamak
üzere beyne kadar olan kısmına denir. Burada
omurilik soğanı ve beyincik bulunur.
b)Ortabeyin: Öteki canlılara göre insanda çok
ufaktır. Görme ve işitme ile ilgili önemli bir
fonksiyondur. Bütün duysal ve devimsel sinirler
buraya girip çıkar
c)Önbeyin: Diğer canlılara göre insanda en gelişmiş
olan bölümdür. Beyin denildiği zaman bu kısım
akıla gelir
BEYNİN FARKLI AÇILARDAN
GÖRÜNÜŞÜ
1.BEYİN
Beyin sinir
merkezlerinin en
büyüğüdür.
 İnsanda beyin tüm sinir
merkezlerinin ağırlığının
yarısı kadardır.
 Beyin birbirinin ayna
görüntüsünde iki
yarımküreye ayrılmıştır
 Yüzeyinde girintiler
çıkıntılar vardır.

Beynin üst tabakası kül rengindedir ve sinir
hücrelerinden oluşur.
 Beynin alt tabakası beyazdır ve sinir hücrelerinin
uzantılarından meydana gelmiştir.
 Görme işitme gibi duysal algıların; duygulanma
düşünme hatırlama gibi eylemlerin yerine getirildiği
yerdir.
 Beynin yarımkürelerinden birinin arızaya uğraması
halinde zekayı, belleği,düşünerek ve istemli davranma
gücünü yok edebilir

2.TALAMUS VE HİPOTALAMUS
Omurilik soğanının üst kısmı ile
beynin iki yarımküresi arasında gömülü
durumda bulunan talamus organı vardır.
Burası omurilikten gelip beynin bazı
merkezlerine giden ve beyinden gelip
omuriliğe giden sinirlerin gelip geçtiği
yerdir.
Talamusun hemen altında
hipotalamus vardır.
Beynin %1 inden daha küçük bir kısmını
oluşturduğu halde önemli görevleri
vardır.
Hipotalamus metabolik çalışmanın beden
ısısını düzene koyan otonom fonksiyonların
merkezi olduğu anlaşılır.
Vücudun besin ve su ihtiyaçlarına da duyarlıdır.
Bu türlü viseral ve somatik eylemlerin düzene
konması mekanizmasına homeostasis denir.
Beden ısısı, kandaki şeker ve su miktarı, en
elverişli seviyede tutulur.
Hipotalamus, güdülenme durumu, öfke,
korku, cinsel heyecan gibi duygusal tepkiler
üzerinde tesirlidir.
3.BEYİNCİK(CEREBELLUM)
Beynin arkasında kafatası
boşluğunun alt ve arka
kısmında bulunan beyincik,
beynin %25i kadardır.
 a) Bedenin dengesini,
hareketler arasındaki denge
ve işbirliğini sağlamaktır.
(Hayvan uçamaz, dengeli
yürüyemez.)
 b) Devimsel öğrenme
anılarının saklandığı
merkezdir. (Richard F.
Thompson)

4)BEYİN SOĞANI
 Omuriliğin
beyin içine girmiş bir kısmıdır
 2 çift kafatası siniri son 7 çift ile solunum
aygıtına ait sinirler, beyin soğanından çıkar.
Bir kısmı burada çaprazlaşır. Bedenin sol
kısmındaki felcin, neden beyinin sağ
tarafındaki arızadan geldiğini açıklar.
 Beyin soğanının nefes alma, yutma, sindirim
ve kalp çarpması gibi eylemler üzerinde
önemli etkileri olduğu saptanmıştır.
 Uyku ve uyanıklık hali de bu kısımdadır. Bu
bölgeye şiddetli bir vuruş insanı derin uyku
veya komaya sokar.
5)OMURİLİK
Omurga halkalarının meydana getirdiği oluk
içinde beyinden 45 cm kadar aşağı doğru uzanır.
 Beyindeki gibi beyaz ve kül rengi kısımlar vardır.
 Külrengi madde omuriliğin içerisinde X harfine
benzer bir biçimdedir.
 Duyusal sinirler ilettikleri uyarımı buraya
bırakır devimsel sinirler de kasları ya da bezleri
harekete geçirecek emirleri buradan alır.
 Omurilik hem sinir merkezi hem de iletici bir
organdır. Duysal ve devimsel uyarımların beyne
ya da kaslara gitmesini sağlar.

SİNİRLER
 Genellikle
sinir iplikçikleri bir ipte olduğu
gibi birleşerek kalın kordonlar meydana
getirir. Bunlara sinirler denir.
 Sinirler kaynaklarına göre ikiye
ayrılır.

1)Kafatası sinirleri: 12 çift olup
beyinden çıkarlar.Bunların bazıları
gözler,kulaklar,yüz,burun,dil ve bedenin
yukarı kısmındaki akciğer,kalp,mide gibi
organlarla bağıntıyı sağlar.

2)Omurilik sinirleri: Omurga
halkalarının çift deliklerinden çıkıp
kollara,bacaklara ve gövdenin muhtemel
kısımlarına dağılır.hepsi 31 çifttir.
Sinirler gördükleri vazifelere
göre de ikiye ayrılır.
1)Duysal sinirler: Duyu
organlarından sinir merkezlerine
doğru gider. Bunlar organizmanın
çevresinden gelen uyarımları bir sinir
akımı halinde sinir merkezlerine
ulaştırır.
2)Devimsel sinirler: Merkezden
verilen harekete geçme emirlerini
kaslara ve bezlere iletir.
OTONOM SİNİR SİSTEMİ
Birbirine sinir iplikçikleriyle bağlı düğüm gibi
sinir yığınlarından meydana gelir.
 Otonom sinir sisteminin görevi, irademizin
kontrolünde olmayan kan damarları, kalp, mide,
bağırsak gibi iç organların, yani bitkisel yaşamın
çalışmalarını düzene koymaktır.
 Bu sistem aslında devimsel bir sistemdir. Bu
sistemden çıkan sinir iplikçileri düz kaslara ve iç
bezlere gider.

OTONOM SİNİR SİSTEMİ
OTONOM
SİNİR SİSTEMİ
PARASEMPATİK
SİSTEM
Kafatasından
kuyruksokumuna yakın
kısma)
SEMPATİK SİSTEM
PARASEMPATİK VE
SEMPATİK SİSTEM
Parasempatik Sistem: Salgı bezlerinin, sindirim
sisteminin (mide ve bağırsakların) damarların iç
zarlarını meydana getiren düz kasalrın
faaliyetleri ile ilgilidir.
 Beslenme, nefes alıp verme, bedenden lüzumsuz
maddeleri dışarı atma, büyüme, çoğalma gibi
bedenin biktisel faaliyetini düzene koyar.
 Sempatik Sistem: Bu sistem aşırı heyecan ve
stres hallerinde, ani bir tehlike karşısında
organizmada meydana gelen kalp çarpıntısı, bez
faaliyetleri gibi değişikliklerle ilgilidir.

TEPKİ MEKANİZMALARI
Endokrin Sistemi: Sinir sisteminin sağlıklı
olması bedendeki öteki organ ve sistemlerin iyi
çalışmasına bağlıdır.Bu sistemin beslenmesi için
lüzumsuz maddelerin dışarı atılması gerekir.
 Bedendeki fizyolojik tepkiler üzerinde bez
salgılarının da rolü olur.Bezler ya birtakım
kanallara ya da doğrudan doğruya kana
kimyasal maddeler salgılar sağlar.Örneğin, ter,
salya, gözyaşı, midede hazmı kolaylaştıran
salgılar bez faaliyeti sonunda meydana
gelir.Bedendeki fizyolojik faaliyetlerin büyük
kısmı, sinir sistemi ve bez faaliyetlerinin iş birliği
ile meydana gelir.


Endokrin sistemi, doğrudan doğruya kana ya da
lenfatik sisteme akıtan kanalsız iç bezlerden
oluşur.Endokrin sistemi ile sinir sistemi sıkı bir
şekilde birbirine bağlıdır.Bu iç bezler hormon adı
verilen kimyasal maddelerin kana salma yoluyla
sinir sistemindeki hücreleri etkiler.Her bezin
kendine mahsus görevleri vardır.
BEZLER
TİROİD
ADRENALLER
GONADLAR
HİPOFİZ
1.TİROİD (KALKAN BEZI)

Boğazın ön ve üst kısmında bulunan tiroit,
tiroksin ad verilen bir hormon salgılar.Bunun
heyecan haliyle bir ilişkisi olduğu
sanılmaktadır.Tiroit bezi çok faal ise , insan, çok
etkin, kaygılı ve kararsız olur.Böyle bir insan
önemsiz nedenlerle çabuk heyecanlanır ve
sinirleri gergin bir durumda bulunur.Tiroit bezi
salgılarının beyin soğanındaki retiküler sistemi
de etkilediği sanılmaktadır.Tiroit salgılarının
azlığı ise insanda genel bir duygusuzluk ve
dalgınlık haline yol açar.Böyle bir insanın
davranışları yavaştır.
2.ADRENALLER
(BÖBREKÜSTÜ BEZLERİ)

Bedenin arkasında ve böbreklerin üstünde
bulunan bu iç bezlerin iki türlü salgısı
vardır.Adrenallerin iç kısımlarından gelen ve
adrenalin adı verilen salgı, kuvvetli heyecan
durumlarında bedende bazı fizyolojik tepkilere
yol açar. Örneğin, korku uyandıran bir durum
karşısında sempatik sinir sisteminden gelen bir
uyarılma ile adrenaller , kana fazla miktarda
adrenalin salgılar. Bunun sonucu olarak kalp
daha hızlı çalışmaya başlar, karaciğer kana daha
çok miktarda şeker verir ve kaslara daha çok kan
gider.Böylece birey daha yoğun bir çalışma
temposuna girer.
3.GONADLAR

Erkek ve dişi cinslik gonadlar denir. Bunlar
çocuklukta çok faal olmayıp, özellikle erinlik
çağında etkin bir duruma girer. Gonadlar cinsel
duygu ve gelişmelerle ilgilidir.
4.HİPOFİZ

Beynin arka ve alt kısmında bulunan hipofiz, iç
salgı bezlerinin en önemlisi sayılır.Çünkü bütün
öteki bezerin faaliyetini düzene koyar.Hipofizin
salgıları öteki iç bezlerini salgılarını çoğaltmak
yada azaltmak yoluyla denge durumunu
sağlar.Bu iç bezi zayıflayacak ve faaliyetini
azaltacak olursa, heyecanlanma durumunda
olduğu gibi, insanın kişiliğinde de bazı
bozukluklar görülür.Hipofiz bütün öteki iç
bezlerle çok sıkı bir şekilde ilişkili olduğu için
bunun özgül görevlerini saptamak çok güçtür…
DEVİM SİSTEMİ (KASLAR)

Çevreyi etkilememizi
mümkün kılan el, kol
hareketleri ve yürüme
gibi fiziksel davranışlar,
bedendeki çizgili kasların
çalışması ile meydana
gelir. Örneğin; yürürken,
konuşurken, eğilip
kalkarken, yazı yazarken
iskeletin bu çeşitli
hareketleri çizgili kaslarla
mümkün olur.


Herhangi bir davranışın
meydana gelebilmesi için bir
grup kas muhtelif
derecelerde büzülür, başka
bir grup kas ise gene
değişik ölçülerde gevşer.
İç organlardaki fizyolojik
değişimleri sağlayan düz
kaslardır. Örneğin, kusmada
mide duvarlarındaki düz
kaslar şiddetle büzülür,
mide küçülür ve böylece
midenin içindekiler dışarı
çıkar.
 Organizmanın
dış çevre ile etkileşiminin
büyük bir kısmı çizgili kaslarla; beden
içindeki fizyolojik eylemler ise daha çok düz
kaslar ve bez faaliyeti ile meydana gelir.
 Mide ve bağırsakların çalışmasını,
gözbebeğinin küçülüp büyümesini
mümkün kılan düz kaslardır. Yüzün
kızarması ya da sararması da deri
yakınında bulunan küçük kan
damarlarındaki düz kasların, çaplarını
değiştirmesi ile meydana gelir. Bu
eylemlerde kanalsız içbezlerin de rolü
olur. Böylece tepkiler çizgili kasların, düz
kasların ve çeşitli bezlerin çalışması ile
meydana gelir.
REFLEKS
 Sinir
sistemi bulunan canlılarda
davranışların en yalın ünitesi olarak tanınan
reflekste, davranışların biyolojik temelini
daha açıkça görmek mümkündür. Bu
mekanizma, organizmada kendi yaşamını
koruyucu en uygun davranışları meydana
getirir. Örneğin ağza alınan bir şeyin
yutulması, aksırma, göz kırpma, el sıcak bir
nesneye değdiği zaman onu aniden çekme,
refleks hareketlerinin örnekleridir.
Refleks dışardan gelen
bir uyarana karşılık
yapılan ani ve istemsiz
bir tepkinin
zincirlenmesinden
meydana gelir.
 Reflekslerin merkezi
omuriliktir. Refleks
otomatik bir harekettir.
Reflekslerde uyaran ne
kadar kuvvetli olursa,
tepki de o kadar
kuvvetli olur.

 Dıştan
bakınca refleks bir uyaran ve bir
tepkinin birbirini izlemesinden meydana
gelir. Bu otomatik bir harekettir.
Reflekslerde uyaran ne kadar kuvvetli
olursa, tepki de o kadar kuvvetli olur.
Uyarıcılar bazen o kadar hafif olur ki,
bunlar bir tepki meydana getirmez.
 Örneğin, bir bardak suya o kadar az limon
suyu konur ki, bunu içen birçok kimsede
ekşilik duyumu meydana gelmez. Bir
tepkiye yol açacak, en hafif yeğinlikteki
uyarılmaya eşik denir.
TROPIZM OLAYI
 Canlılarda
davranışın refleksten de daha
yalın ve ilkel bir şekil tek hücreli
hayvanlarda görülmektedir. Örneğin,
amipler, havuz gibi yerlerde birikmiş sularda
yaşayan küçük tek hücreli hayvanlardır.
Bunlar o kadar küçüktür ki, ancak
mikroskopla görülebilir. Amip, çevresinde
zararlı bir madde ile karşılaştiğı zaman,
onda bu maddenin aksi istikametine doğru
bir kaçınma hareketi görülür. Çok ilkel
canlılarda görülen bu olaya tropizm denir.
 Tropizm
,dış uyarıcılar karşısında bir
hücrenin ya da bir hücre grubunun
bütününde meydana gelen biyokimyasal
bir değişikliktir. Canlılarda görünen bu
ilkel davranış (a) ya uyarana doğru, yani
yanaşma şeklinde olur (b) ya da uyaranın
ters yönüne doğru kaçma şeklinde olur.
 Yıllarca psikolog ve fizyolojistler,
nörofizyoloji ve nöroanatomi ile o kadar
meşgul olmuşlardır ki, davranışların bu
biyokimyasal etmenleri gözden kaçmıştır.
Yüzyılımızın başından beri davranışların
biyokimyasal temelleri konusunda yoğun
araştırmalara girilmiştir.
HAZIRLAYANLAR
G100210004 MERVE YEŞİLYURT
G100210007 ESEN MALLI
G100210011 ÖZLEM BAYAT
G100210063 SERCAN ÇAKICI
G100210071 ŞEYMA AKÇAY
B070210024 SEVİLAY TOPAL
Download