7. BÖLÜM: MERKANTİLİST İKTİSADİ DÜŞÜNCE
Merkantilist Düşüncenin Tarihsel Koşulları





Merkantilist İktisadî düşünceyi ve bu düşüncenin geçerli olduğu dönemi net bir
biçimde tanımlamak son derece zordur.
 Ancak Ortaçağ’ın çözülme sürecinin tamamlanmaya başladığı yıllar olan 1500
ile sanayi devriminin oluşmaya başladığı 1750 yılları arasında kalan bazı
düşünürlerin ortaya koydukları düşünceler bir uyum içindedir.
 İşte bu düşünceler ilk kez Adam Smith'in yaptığı bir isimlendirme ile
merkantilizm olarak anıla gelmiştir.
Genellikle bu dönemin ilk yazılı kaynağı olarak 1613'de Antonio Serra tarafından
yazılan “Maden Kaynağına Sahip Olmayan Ülkelerde Altın ve Gümüşü Bollaştıran
Nedenler Üzerine Kısa Bir inceleme” isimli broşür; son yazılı kaynağını ise 1767
yılında James Steuart tarafından yazılan “Politik Ekonominin ilkeleri özerine
inceleme” isimli çalışma kabul edilmektedir.
A. Serra;
 Bir ülke zenginliğinin artırılabilmesinin yolu, mümkün olduğu kadar çok
miktarda değerli madeni ülke içinde toplamaktır.
 Bunun yöntemi ise devletin de desteği ile ihracatı artırmaktan geçer.
 İhracatın özellikle sanayi ürünlerinde artış göstermesi
gereklidir.
J. Steuart da, ihracatın artırılması ve devletin ekonomiye müdahalesi konusunda A.
Serra ile benzer düşünceleri savunur.
 A. Serra’dan farklı düşünceleri de vardır;
 Steuart'a göre fazla nüfusun ihtiyaçlarının karşılanması için tarımsal üretimin
artırılması gerekir.
 Altın ve gümüş, değerin ölçülmesinde kullanılan araçlardır. Altın ve gümüş
aynı zamanda bir dünya parasıdır.
 Arz ve talebin dengesizliği durumunda devlet müdahalesinin gerekli olduğunu
önererek liberal düşünceden ayrılmıştır.
İtalyanca mercante (tüccar) kelimesinden türetilerek kullanılan, bir iktisadi düşünceler
topluluğunun genel ilkelerini ifade eden ve ticari kapitalizmin doktrini olan
merkantilizm, tarihi koşulların dayatması ile ortaya çıkmış bir İktisadî düşünce
akımıdır denilebilir.
 8. yüzyıldan 15. yüzyıla gelene kadar Avrupa insanı altın ve gümüş gibi
değerli madenlerin özlemini çekmiştir.
 Zenginlik ve servet olguları altın ve gümüş ile özdeşleşmiş ve o
dönemde altını ve gümüşü ile ünlü Çin ve Hindistan gibi medeniyetlere
Avrupa insanı tarafından gıpta ile bakılmıştır.
 Sıfır toplam ekonomi algısı;
 Ekonominin dinamik değil de durağan olduğu inancından kaynaklanan
bu düşünce ise beraberinde, oluşacak herhangi bir zenginliğin veya
üretim artışının mutlaka başkalarının zararına olarak oluşabileceği
anlayışını getirir.
 Bu inanç adil fiyat, adil ücret, faiz ve ticarete ilişkin olan
Ortaçağ düşünceleri ile de desteklenir.
 Bu algı, ekonomik faaliyetler içinde kâr gibi, sermaye yığışması gibi,
üretim fazlası ya da para fazlası gibi olguların yokluğu inancına
dayanıyordu.
 Arz esnekliği katıdır ve üretim bu nedenle balıksırtı bir dengede
durmaktadır.
 Para, yani altın ye gümüş de kıttır;
 O halde bunun da miktarının ekonomi içinde artırılması
gerekmektedir.
 Altın ve gümüş o dönemde ülkelerin zenginliğinin temel
göstergesi olarak kabul edilmektedir.
 Merkantilist düşünceye göre para ticareti artıran en temel
unsurdur...
 Ortaçağ’daki bu düşüncelere pratikteki gelişmeler de yardım etti;
 Rönesans, Reform, Haçlı seferleri, coğrafi keşifler
 Hızlı nüfus artışıyla artan talep ile birlikte feodal yapının çözülerek
şehir ekonomilerinin oluşmaya başlaması, ticaretin artması, piyasaların
genişlemesi ve para kullanımının yaygınlaşmasına neden oluyordu.
 Ticaretin bu gelişmesi toplumsal sınıflaşmada yeni bir sınıfın,
tüccarların doğuşunu beraberinde getirdi ve tüccarlar tarihte ilk
kez olmak üzere soyluların ve aristokratların yanında varlık
göstererek toplumların gelişmesinde söz sahibi olmaya
başladılar.
 Ekonomiye paranın dâhil olması, paranın talebini gittikçe artırırken
yalnızca bölgesel değil, bölgeler ve uluslararası ticaretin hızla birbiriyle
bütünleşmesini de sağladı.
 Panayırlar, pazarlar, çek, poliçe, faiz, bankacılık, ticarî
ortaklıklar ve sigortacılık işlemleri artık bilinen uygulamalardı.
 Tüccar, manifaktür üretim yapan zanaatkâr ile şehir halkları ve hatta
tarımsal üretim yapanlar, isteklerini düzenli bir ekonomik ve sosyal
yapının kurulması ve gelecekteki politikaların bilinebilir olması için
merkezi bir otoritenin (kralın) gücüne ve düzenleyici yetkisine bel
bağladılar.
 Lordlar, din adamları, serfler ve şehirli ahali, yerini, krala ve onun
bürokratik mekanizmadaki memurlarına, tüccarlara, genişleyen ve
özgür şehir halkına ve modern dönemin işçisini oluşturacak başıboş
gruplara terk ediyordu.
 Bu yapılanma ile birlikte, sınırları henüz tam da belli olmayan
devletlerin birlik halinde organize olmaları, tek vergiye, tek
orduya, tek kanuna, tek ekonomiye ve tek para birimine doğru
gidiş süreçleri de başlamıştı.



Tam bu noktada merkantilist politikaların doğum nedenlerinin belkemiğini oluşturan
bir gelişme belirginleşiyordu; Daha önceki dönemlerde feodal lordlar tarafından yerine
getirilen savunma, yargı, vergileme, kamusal yatırımları yapma ve siyasi yönetim gibi
bölgesel ve küçük hacimli görevler, oluşan yeni yapılanma içinde krallar ve onların
yanında görev üstlenen merkezi bürokrasinin üzerine yıkılmıştı.
 Kralın kendisine ve yönetim kadrosuna devreden bu görevleri yapabilmek için
ilkin güçlü bir orduya ve sonrasında da sağlam bürokrat kadrolarına ihtiyaç
duyacağı açıktı.
 Gelişmekte olan ulus devletler mozaiğinde, dünya ekonomik ve siyasi
yapılanması için jeostratejik ve üstün bir konum elde etmek, yeni dünyalarda
kolonilere sahip olmak ve dünya zenginliğini ülkeye kanalize etmek,
kaçınılmaz bir uluslararası politika olarak belirginleşiyordu.
 Bunların hepsi için ihtiyaç duyulan tek şey vardı: Para.
 Çözüm mümkün olan en yüksek miktarlarda altın ve gümüşü ülke
içinde biriktirmekti.
 Sömürgecilik hız kazandı, madenler işletmeye açıldı, dış ticaret
avantajı sorgusuzca kutsandı.
 Bütün bunlar için iki şey gerekliydi: ilki müdahalecilik, diğeri
ise güçlü bir devlet yani güçlü bir ordunun tesisi idi.
Sıfır toplam ekonomi anlayışına göre bütün dünyadaki altın ve gümüş miktarı sınırlı
idi. O halde bir devlet elinde ne kadar çok altın ve gümüş tutarsa, diğer devletlerin
aleyhine olmak üzere zenginleşecekti.
 Bütün ekonomik politikaların da bu amacı gerçekleştirmek üzere kurgulanması
ideal olandı.
 İlk defa bu dönemde tüccarlar ve krallar arasında borç-alacak ilişkileri ortaya
çıktı.
Bu gelişmeler bir yandan düşünce düzeyinde yer alan devlet felsefesindeki
gelişmelerle, diğer yandan da yazılan kitapçıkların sayısındaki artışla destekleniyor ve
hem ulusal hem de uluslararası arenada kardeşlik ve işbirliğinin yerini rekabet almaya
başlıyordu.
 N. Machiavelli (1469-1527), düşüncelerinde politikayı ve ekonomiyi dinî
hayattan kurtarıyordu.
 Zafer ve başarı, siyasî otoritenin tek amacıydı ve amaca ulaşmak için
bütün yollar meşru olarak kabul edilmeliydi.
 Politika ona göre manevî, dinî ve ahlâkî boyutu olmayan bir çeşit
kuvvet oyunuydu.
 Jean Bodin’e göre ise hükümet kavramı sınırsız bir egemenlik anlayışına
dayandırılmıştır.
 Bu nedenle de prensin, yani hükümetin güçlü olması ve egemenliğini
tam olarak kullanabilmesi için mâliyesinin de güçlü olması gerekliydi.
 John Hales;
 İktisadın yeni ve bağımsız bir bilim dalı olması gerektiği
 Merkantilist ihraç eğilimli politikaları ilk kez düşünsel platformda
meşrulaştırdı.

 Faiz kavramı eski yasaklığından kurtulurken; ticaret ve tüccarlar ile zengin
olmak tutkusu artık aşağılanan ve günah olarak kabul edilen unsurlar olmaktan
çıkarıldılar.
Ana hatlarıyla özetlenen bu atmosfer altında ortaya konulan düşünceler merkantilist
İktisadî düşünceyi oluşturdu.
Merkantilist Düşüncenin Temel İlkeleri

Merkantilist İktisadî düşüncenin temel ilkeleri dört başlık altında toplanır ve pratikte
uygulanan ekonomi politikalarını da bu dört ilkenin yönlendirdiği görülür: millilik,
müdahalecilik, metalistlik ve kolonyalistlik.
 Merkantilist düşünce milli bir doktrindir.
 Liberal düşüncenin tam aksine, temel amacı bireyin değil devletin ve
ulusun zengin olmasıdır.
 Uluslararası ekonomik ilişkiler bu nedenle bir uyumun değil, bir
savaşın merkezinde yer alır. Bu savaş bir tür değerli maden, yani para
savaşıdır.
 Bu yaklaşım merkantilist düşüncede iktisadî milliyetçiliğin
yolunu açar.
 Bu savaşta başarılı olmanın yolu ise güçlü bir ordudan geçer.
 Fazla nüfus hem ordu için gerekli, hem düşen ücretler sayesinde dış
ticaret avantajı sağlar.
 Müdahalecilik:
 Bir ulusun ve devletin faydasını ve çıkarını kollamak bireylerin
altından kalkmaları mümkün olmayan bir mücadeleyi gerektirmektedir.
 Kişisel çıkarın toplumsal refaha; ulusal çıkarın da uluslararası
refaha karşı olarak gelişebileceği düşüncesi egemen olmuştur.
 Müdahaleciliğin bir başka boyutu merkezî devlet şekline dönüşmüş
krallıkların, ülkelerinin ekonomik yapılarını, ortaya koydukları
kanunlar ile en ince ayrıntısına kadar düzenlemeleridir.
 Devlet müdahalesinin bir başka gerekçesi ülke içindeki ekonomik
yapının güdülmesinin ancak devlet tarafından sağlanabilecek olan
hacimli ve maliyetli bir iş olmasıydı.
 İç gümrüklerin kaldırılması; dış ticaretin kontrol edilmesi; iç
pazarların genişletilmesi; sanayileşmenin teşviki; kolonilerle
olan ilişkilerin düzenlenmesi; köprü, liman, yol ve benzeri
altyapı yatırımlarının yapılması; malî yapının tanzimi
 Merkantilist düşüncenin, üçüncü özelliği metalist olmasıydı.
 Altın ve gümüşün tek zenginlik kaynağı olarak görülmesi
 Uzun ömürlü ve saklanabilir olmaları
 Değerli madenlere olan düşkünlük, Yunanca deyimi ile açık bir
chrysohedonisme (değerli maden sevme) durumuydu.
 Düşüncenin dördüncü temel özelliği kolonyalistliktir.

 Merkantilist düşünce, tarihte ilk defa sistemli bir biçimde, devletlerin
sömürgecilik faaliyetleri içine katıldığı ve daha da ileri giderek
korsanlığı bile meşru gördükleri bir düşünce sistemini temsil eder.
 Mümkün olduğunca çok değerli madeni kendinde toplamanın yolları;
maden yataklarını işletmek, dış ticaret avantajı yoluyla ihracat fazlası
yaratmak ya da sömürgecilik ve zor yoluyla ülke dışından değerli
madenleri ülke içine getirmektir.
 Sömürgecilik maden yanında aynı zamanda hammadde,
profesyonel meslek sahibi, üretim maliyetlerini düşürmeye
yardımcı olacak köleler ve üretilmiş mallan satacak yeni
pazarlar da sağlayacaktır.
Merkantilist düşünce, tarihte ilk kez olarak dış ticaret bilançosu kavramına
değinmiştir.
Merkantilizmde İktisat Politikaları




Merkantilistler ticareti, ülkeye değerli maden girişini sağlayacak en önemli faaliyet
olarak, gördüklerinden dış ticarete büyük önem vermişlerdir.
 Tek amaç dış ticaret bilançosu adını verdikleri, ihracat ve ithalat arasındaki
farkın, ihracat lehine gerçekleşmesini sağlamaktı.
 Ticaret yolları, limanlar, kanallar ve köprüler yapılmalı, ticaretin
önündeki altyapı engelleri yok edilmeliydi.
 Fazla nüfus bir yandan güçlü bir ordunun temeli, diğer yandan düşük ücretlere
yol açarak üretim maliyetlerinin düşürülebilmesinin ön koşulu idi.
 Ticaret avantajı için maliyet açısından etkin bir üretim gerekli idi. Bu nedenle,
bunu sağlayacak olan yetenekli zanaatkârların ülkeden göç etmelerine yasaklar
konulmuştu.
Devlet sanayiye de el atmıştı.
Tarım, merkantilist düşüncenin göz ardı ettiği ve bu nedenden dolayı fizyokratların
merkantilistleri eleştirmelerine neden olan bir sektördür.
İstihdam konusunda ileri sürülen politik öneri, nüfusu mümkün olduğu kadar yüksek
seviyede tutarak bununla güçlü bir orduya sahip olmak ve diğer yandan düşük ücret ve
düşük maliyetlerle uluslararası rekabet avantajı elde etmek ilkesine dayandırılmıştır.
 Ücretlerin düşük tutulmasının sonuçları göz ardı edilmiştir.
Merkantilist Düşünürler


Merkantilist iktisadi düşünce, değişik ülkelerden ve değişik mesleklerden gelen
insanların oluşturduğu bir düşünce mozaiği olarak ortaya çıkmıştır.
Merkantilizm ile ilgili ilk düşünceler paranın miktarı ve değeri arasındaki ilişkinin
açıklanmasına yönelik olarak belirginleşmeye başlamıştır.
 Bunun nedeni, 16. yüzyıl boyunca, Amerika’dan gelen değerli madenler
nedeniyle, Avrupa insanının tarihte ilk kez olmak üzere fiyat artışları ile yani
paranın bizzat kendi değerinin de bir malın değerinde olduğu gibi artıp
azalması gerçeğiyle karşılaşmasıdır.





 Bu nedenle de, miktar özdeşliğinin ilk biçimleri düşünsel platformda
merkantilizm ile birlikte teorize edilmeye başlanmıştır.
 Copernik, Navarrus (Martin de Azpilcueta), Thomas Gresham (1519-1579) ve
Jean Bodin parasal konu düşünceleri geliştirmişlerdir.
Gresham; “kötü para iyi parayı piyasadan kovar”
 Modem ekonomilerde, Gresham kanunu, kendi değerini muhafaza etme gücü
olan kâğıt paraların, kendi değerini muhafaza etme gücü olmayanlar tarafından
piyasadan kovulması şeklinde işleyecekti.
Bodin; tıpkı diğer mallarda olduğu gibi, ona göre altın ve gümüşün miktar olarak
artması, değerlerinin azalmasını beraberinde getiriyordu.
 Bodin, fiyatların artmasında altın ve gümüş bolluğuna ek olarak israf ve
asillerin lüks içindeki yaşamlarını; tekellerin fiyatları belirlemelerini ve
paranın ayarının bozulmasını da belirtmekle birlikte önemli olanın altın ve
gümüş miktarı olduğunu belirtmiştir.
Gerard de Malynes; nüfusa bakışı açışından merkantilist ilkelerden ayrılır ve Malthus
tarzı bir bakış açısı çizer.
 Nüfus artışı, doğal nedenlerle baskı altında tutulmadığı zaman ortaya çıkacak
olan artış, insanların barış ve huzur içinde yaşamalarının önünü tıkayacaktır.
 Malynes, para miktarı ve fiyatlar arasındaki ilişki konusunda Bodin ile aynı
görüşleri paylaşır ve Avrupa’daki fiyat artışlarının nedeni olarak Amerika’dan
gelen değerli madenleri işaret eder.
 İthalat fazlası ülkenin zenginliğini kaybetmesine neden olur.
 Ona göre önemli olan dış ticaretin miktarı değil, dış ticaretin haddidir.
 Onun düşünce kurgusunda dış ticaret ilişkisi miktar değil ancak değer
üzerinden işlem görür.
 Ülke içindeki fiyatların artması ve ticaret arasında kurmuş olduğu ilişki açık
değildir.
 Bununla beraber miktar teorisi ve bunun olumsuz etkileri de gözardı edilmiştir.
 Paranın bolluğunun ticareti canlandırıcı etkisi göz önüne alınmıştır ancak
bunun sınırları belirlenmemiştir.
 Malynes, değerli madenlerin reel değerinin, bir ülkeden diğerine değişmesinin
uluslararası maden akımına da yol açacağını belirtmiştir.
Thomas Mun; ülke zenginliğini artırmanın en önemli yolu ticarettir.
 Bu ticaret, ülkenin satın aldığından daha fazla satması mantığına dayanmalıdır.
 Mun, ticareti iç ve dış ticaret şeklinde ikiye ayırırken iç ticaretin
zenginleştirici, etkisini göz ardı eder.
 Ülke içi ticaretin zenginleştirici etkisinin yok varsayılması sıfır toplam
ekonomi anlayışının sonucudur.
 Mun uluslararası ticarette avantaj sağlamanın bir başka yönteminin ithal
ikameci bir üretim politikası izlemek olduğunu da belirtir.
William Petty;
 Marx, Petty için klasik iktisadın kurucularından birisidir tanımlamasını yapar.




 Bir malın değerinin emek ve toprak girdileri tarafından belirlendiğini ileri
sürer.
 Çalışmalarında bir üretim süreci içinde toprağın ve emeğin katkılarını
ayrıştırma gayretleri yer alır.
 Onun düşüncesinde para miktarı ile ekonomik hacim arasında bir uyumun var
olması gerektiği dikkat çeker.
 Petty'ye göre sorun yaratan uygulama, üretici kesimin elinden vergiyi almak ve
bunu tekrar harcamaya kanalize etmemektir.
 Petty, üretici kesim üzerine yüklenecek yerginin olumsuz etkileri
konusunda İbn-i Haldun' a ve A. Laffer’e yaklaşan bir görüntü çizer.
 Petty’ye göre birisi teknolojik diğeri ise gönüllü olmak üzere iki tür işsizlik
vardır.
 Çalışmak istediği halde iş bulamayanlar bizatihi devlet tarafından kamu
işlerinde çalıştırılmalıdır.
 Petty'ye göre yoksulluk, sanıldığının tam aksine nüfusun az olmasındandır.
 Ona göre, bir ülkenin ihracatının ithalatından fazla olması ülkeye değerli
maden girişini artıracak ve ülke içindeki üretimin artışını da teşvik edecektir.
 Petty’nin vergi düşüncesinde sabit oranlı bir vergi anlayışı bulunmaktadır.
 Alınacak vergiler toplumun, zenginliğini ve gelir dağılımını
etkilememelidir.
 Petty'ye göre, toprak rantından ve harcamalar üzerinden alınacak
vergiler devletin finansmanında kullanılmalıdır.
Sully; tarımsal üretimi artıracak politikalara vurgu yapmıştır.
 Faiz oranlarının düşürülmesinin ekonomik gelişme için önemli olduğunu
savunmuştur.
Misselden; merkantilist düşünürler içinde ticaret dengesi kavramı üzerinde duran ilk
düşünürdür.
 Yalnızca ithalata değil, aynı zamanda lüks ithalata da karşıdır.
 Paranın, ticaretin ruhu olduğunu iddia eder.
 Zira ona göre para yalnızca ticareti canlandırmakla kalmaz aynı
zamanda artan para arzının faizleri düşürerek ticareti canlandırıcı etkide
de bulunur.
Kameralizmin önde gelen temsilcileri Johann J. Becher ve Philip W. Von Hornick
Becher, Almanya’nın ekonomik olarak gelişmesi için çiftçi, tüccar ve zanaatkârların
bir organizasyon altında toplanarak bunların teşvik edilmesi için ürettikleri mallara
karşı talebin körüklenmesi gerektiğini savunmuştur.
 Bu üç grubun güçlenmesi için bu gruplar devlet tarafından desteklenmeli ve
sayılarının artırılması için nüfus artışı desteklenmelidir.
 Böylece üretimin, ihracatın ve devlet gelirlerinin artırılması mümkün
olabilir.
 Burada devletin rolü, Becher’e göre, ekonominin güdülmesi, gerekli finansal
kurumların kurulması, vergilerin toplanması ve ihracatın artırılmasını temin
edecek uygulamaları yürürlüğe koymak olmalıdır.

Hornick, merkantilist düşüncelerinde altın ve gümüşe vurgu yaparak, bir ülkenin
zenginliğinin, çok miktarda altın ve gümüş stoklarına sahip olmasına ve otarşik bir
ekonomik yapıya sahip olmasına bağlamaktadır.
 A. Smith’in zenginlik anlayışına yakın bir zenginlik ve refah anlayışı
görüntüsü çizmektedir.
 Ona göre, üretimi artırırken daha çok mamul madde üretimine yöneltilmeli,
değerli maden ihracatı engellenmeli, üretime önem verilmeli, yerli mallar
tüketilmeli ve mümkün olduğu kadar çok nüfusa sahip olunmalıdır.
Merkantilist Uygulamalar




Haney, merkantilist uygulamaların özelliklerini, dört ana başlıkta gruplandırır;
 Uygulamalardan ilki, ülke içindeki yetenekli zanaatkârlara özgürlük tanınması,
vatandaşlığa alınması ve hatta yabancı ülkelerdeki yetenekli zanaatkârların
ülkeye getirilmesini hedefler.
 İkinci uygulama ülke içindeki değerli maden stok miktarını artırmaya yönelik
olandır.
 Koruma önlemleri, borçların bağlı olduğu değerli kâğıtların transferi,
tatil günlerinin azaltılması ve deniz taşımacılığı yasalarının
güçlendirilmesi gibi önlemlere başvurulur.
 Üçüncü uygulama ticaretin kolaylaştırılarak, yapılabilir hale getirilmesidir.
 Dördüncüsü ise, diğer ulusların ülke ile ticaret yapmasını kolaylaştırmak ve
ilgi çekici bir hale getirmektir.
İspanyol merkantilizmi bullionizm olarak adlandırılmaktadır.
 Para miktarının ticaret hacmini aşması olumsuz sonuçlar doğurmuştur.
 İspanya’nın içine düştüğü bir başka handikap, dışarıdan gelen değerli
madenlerin hızla ülkeyi terk etmesi olmuştur.
Merkantilist politikaları düşünsel düzeydeki ilkelerine bağlı kalarak en iyi uygulayan
ülkeler İngiltere ve Fransa olmuştur.
 İngiltere sürekli olarak uluslararası ekonomisini ulusal ekonomisi ile birlikte
geliştirme çabası içinde bulunmuştur.
 Fransız merkantilizmi Colbertizm olarak da anılmaktadır.
 Milletin zenginleşmesi ve onların ihtiyaçları olan tüketim maddelerinin temin
edilmesi temel amaç olarak saptanmıştır.
Prensin hazinesi anlamına gelen cammer ya da kamera’dan türetilerek kameralizm
olarak da isimlendirilen Alman merkantilizminde temel amaç prensin hazinesini güçlü
kılmak düşüncesi etrafında toplanmıştır.
 Dış ticaret, değerli maden ve aktif ticaret bilânçosu önemli bir yer tutarken
insan faktörüne de önem verilmiş, milli sanayinin kurulması desteklenmiş,
nüfus artışı benimsenmiş, iç gümrüklerin kaldırılması gerektiği ileri
sürülmüştür.
 Kameralizmin İngiltere ve Fransa’nın aksine dış ekonomik ilişkilerle, ticaretle
ve ticaret dengesiyle daha az, yerli ve ulusal endüstriler ile daha fazla
ilgilendiği söylenebilir.
 Ülke hemen her alanda sanayileşme hamlesi yapmalı ve devlet bu hamlelere
öncülük etmelidir.
 Devlet, bireye saygı gösteren ve özgürlüğü koruyan güçlü bir devlet olmalıdır.
Merkantilizmin Değerlendirilmesi





Fizyokrasi, merkantilizmi tarım kesimini pek de önemsemeyen düşünceleri nedeniyle;
klasik iktisat da müdahaleci düşünceleri nedeniyle eleştiriye tabi tutar.
Modem devletler de ithalatı kısmak ve ihracatı artırmak gayreti içindedirler ancak
bunun yöntemlerini kendi çağlarının koşullarına göre belirlemişler ve kendi çağlarının
paralarına sahip olmak arzusunda olmuşlardır.
 Bu nedenle Japonya ve Singapur gibi ihracat yoluyla zenginleşmeyi
başarabilmiş ülkeler bugün neo-merkantilist olarak isimlendirilmektedirler.
Modern dönemin önemli bir başka farkı merkantilist düşüncenin klasik biçiminde dış
ticaretin bir rekabet zemini, üzerine oturtulmasına rağmen, modern dönemde ticaretin,
her iki ulusun çıkarını ve refahını yükselteceği düşüncesi içinde, işbirliği ve karşılıklı
anlaşmalar ekseninde yapılmasıdır.
Merkantilist düşünce, yüksek nüfus aracılığıyla maliyetleri düşürerek dış ticaret
avantajı sağlamak ve güçlü bir ordu kurarak kolonileri korumak ve ülkeyi dış tehditten
korumak için fazla nüfus önerisinde bulunmuştur.
Miktar teorisinin ana mantığını bulmuş olmaları, dış ticaret bilançosu kavramını
geliştirmeleri, Petty’nin harcamalar ve istihdam arasındaki ilişkiyi görerek bir çeşit
çarpan mantığına ulaşması ve faiz ile yatırımlar, yani kredibilite arasındaki ilişkiyi
ortaya koymuş olmasını, onların önemli katkılan olarak değerlendirmek gerekir.
Download

7. BÖLÜM: MERKANTİLİST İKTİSADİ DÜŞÜNCE Merkantilist