029-040 gabanyi

advertisement
Çepeçevre Karadeniz - Devam Eden
Sorunlar, Muhtemel Ortakl›klar
Rusya ve Ukrayna aç›s›ndan
Dr. Anneli Ute Gabanyi
Rus gazının Ukrayna’ya verilmesi ve bunun Avrupa’nın enerji tedariki güvenliğine etkileri nedeniyle, 2006 yılına girilirken ortaya çıkan ilk
kriz, Avrupa Birliği’ne, Karadeniz Bölgesinin stratejik önemini vurucu
biçimde gösterdi. Aynı yılın 4 Aralık günü Avrupa Komisyonu bölgesel işbirliğinin geliştirilebilmesi için yeni bir politik girişimin hazırlanması gerektiğini bildiriyordu. Karadeniz’e kıyısı olan Romanya ve
Bulgaristan’ın 1.1.2007 tarihinde Avrupa Birliği’ne tam üye olarak
girmeleriyle Avrupa Birliği’nin kendisi de Karadeniz’e kıyısı olan bir
organizasyon durumuna geldi. Avrupa Komisyonu 11.4.2007 tarihinde
29
Çepeçevre Karadeniz – Devam Eden Sorunlar, Muhtemel
Ortakl›klar Rusya ve Ukrayna aç›s›ndan
Avrupa Konsey’ine ve Parlamentosuna bölgesel işbirliği için yeni bir
girişimin – Karadeniz Sinerjisi’nin - tanıtımını yapıyordu. Avrupa
Birliği’nin yıllar boyu bölgeyle ilgili bazı planlara ve az sayıdaki sektörel projelerde işbirliğine ilgi göstermemesi üzerine, bu belge 2007
Haziran’ında yapılan Avrupa Birliği Zirvesi’nde terk edildi. Tam da bu
sıralarda Avrupa Birliği’nde bu özel sorunun durumu ve Karadeniz’e
kıyısı olan devletlerin soruna olan ilgilerinin durumlarıyla ilgili sorular sorulmaya başlamıştı. Bundan tam iki yıl sonra artık, şüphe yok ki,
burada tarihi geçmişten kaynaklanan ve tarih içinde biçim değiştirmiş
ilgi alanları bulunuyor. Ancak, bu ilgi alanları tarihten gelen bölgesel
i l i ş k i l e rden oluşmuş bir ilişkiler ağına yatırılmış durumda. Aynı
zamanda ilişkilerin oluşturulduğu bu bölge, gelişmiş global dış güçlerin çok sık saldırısı nedeniyle baskı altında bırakılan bir bölge olma
özelliği de taşıyor. Rusya, Ukrayna ve Moldova Cumhuriyeti’nin ortak
ilgilerinden dolayı bu ülkelerin işbirliği içinde olmalarının getireceği
sorunlar kadar, ortaya çıkacak olanakların da gösterilmesi gerekiyor.
Rusya
Türkiye Rusya ile birlikte bugün Karadeniz kıyısında iki büyük bölgesel güçten birini temsil ediyor. İkinci Dünya Savaşı ile komünist dünya
sisteminin çökmesi arasında geçen zaman diliminde Sovyet imparatorluğu bölgenin şüphesiz tek „Statiko-Gücü“ idi. Tam da bu dönemde
Karadeniz’in Kuzey kıyılarına ilk Rus ticarethaneleri açılmaya
başlamıştı. 19. yüzyılın başlamasıyla Rusya bu kıyıları, bugünkü
Ermenistan’ın ve Ukrayna’nın bir bölümü yanında Tuna Nehri’nin
denize döküldüğü bölge ile beraber ele geçirerek politik ve askeri
olarak da güven altına aldı. Daha önceleri Rusya, Pontus Euxinus’a,
yani Karadeniz’e hakim olmak amacı için düşmanlarına karşı
30
Dr. Anneli Ute Gabanyi
uğraşıyordu. 19. yüzyılda bu düşmanlar bir yandan Karadeniz’e kıyısı
olan Osmanlı İmparatorluğu, diğer yandan Avusturya, İngiltere,
Fransa ve Prusya gibi büyük Avrupa güçleriydi. Birinci Dünya
Savaşı’ndan ve Rus İmparatorluğu’nun çöküşünden sonra, yeni güçlenen Sovyetler Birliği, Karadeniz’de Türkiye, bugünkü Ukrayna ile
Moldova Cumhuriyeti’nin bazı bölgelerinin sahibi Romanya ve
Bulgaristan’la karşı karşıya gelmişti.
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Karadeniz, Sovyetlerin yanında
Romanya ve Bulgaristan’ın üye olduğu Varşova Paktı ile Türkiye’nin
temsil ettiği NATO’nun cephe hattı durumuna gelmişti. Soğuk Savaşın
sona ermesinden, Romanya’da ve Bulgaristan’da komünist diktatoryaların çökmesinden (1989) ve Sovyetler Birliği’nin dağılmasından
(1991) sonra Karadeniz’in politik geometrisinde ciddi bir değişim
çizgisi oluşmaya başladı. Rusya eski belirleyici konumunu kaybederken, Sovyetler Birliği’nden sonra kurulan Ukrayna ve Gürcistan
gibi devletlerle anlaşmazlığa düştü. Bütün bunların yanında Moskova,
bir zamanlar Varşova Paktı’nın ve karşılıklı ekonomik yard ı m
Konseyi’nin üye devletleri olan Romanya ve Bulgaristan’ın, NATO ve
Avrupa Birliği tarafından üyeliğe kabul edilişlerini ve onların kendi
kıyılarında ABD’ye askeri üs kurma iznini vermelerini çaresizce izlemek zorunda kalmıştı.
Rusya’nın Karadeniz politikası birçok aşama geçirmişti. Rus Devlet
Başkanı Boris Jelzin’ in Karadeniz politikası eski Sovyetler Birliği’nin
politikasına göre daha belirsizdi. Ekonomik destek, doğru d a n
yatırımlar ve başka biçimlerde işbirliği beklediği batılı devletlerle
„Heyecan verici bir aşama“ diye tanımlanabilecek bir süre ç
başlatmıştı: Rusya kendini Avrupa-Atlantik Enstitüler ile diyaloga
31
Çepeçevre Karadeniz – Devam Eden Sorunlar, Muhtemel
Ortakl›klar Rusya ve Ukrayna aç›s›ndan
açmış, Avrupalı değerleri tanımış ve kendi ekonomik zayıf durumundan Batıya güvenliğe dayalı politik tavizler çıkartmıştır (Anti-Balistik
Füze Antlaşması, NATO’nun genişlemesinin kabulü, Av ru p a
Konvansiyonel Kuvvetler Antlaşması (AKKA/CFE/KSE-Vertrag))
kabulü. Bütün bunların yanında Jelzin, batının eski Sovyet hegemonyası içinde kurulan yeni cumhuriyetlerin bağımsızlaşma
çabalarına olan ilgisizliğinden de faydalanmıştır. Başka bir değişle,
Rusya bu bölgelerde güvenliği sağlayan politikaları kendi belirleyebilmek için batılıların bu ilgisizliğini kullanmıştır. Bu amaca ulaşmak
için Moskova, stratejik olarak önemli Karadeniz devletlerinde
(Moldova Cumhuriyeti, Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan) farklı
düşünen temsilcilerin çatışmalarını provoke etme yoluna gitmiştir.
Daha sonra Rus birlikleri ayrılıkçı güçlerin yanında anlaşmazlıklara
müdahale ederek oralarda da „Barış Gücü“ adı altında yerlerini
sağlamlaştırmışlardır. Bunun yanında, Ruslar bu anlaşmazlıkların
müzakere ve anlaşma süreçleri üzerindeki kontrolü de ele geçirmiş
olup, şimdilik donmuş gibi gözüken anlaşmazlıkları gerekli gördüklerinde yeniden kolayca alevlendirebilecek durumdadırlar.
Wladimir Putin’ in 1999’da Rusya Devlet Başkanı olarak iktidara
gelmesiyle batıya ve Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) Grubu’na
karşı yeni stratejilerin uygulanacağının belirtileri görülmeye başlandı.
1998 yılının ağır ekonomik ve finansal krizi Rusya’da petrolün ve
doğalgazın dünya piyasalarında yükselen fiyatı sayesinde atlatılabilmişti.
Kendine ait „Güdülen Demokrasi“ politikasıyla, siyasal
muhalefetin devredışı bırakılmasıyla, medya üzerinde devlet kontrolünün arttırılmasıyla ve halkın milliyetçiliğinin harekete geçirilmesiyle Putin toplumu belirli dengede tutabilmeyi başarabildi. Bununla
32
Dr. Anneli Ute Gabanyi
beraber Boris Jelzin’ in bolca propagandasını yaptığı batı politikasının
Rus yönetimi tarafından uygulanışının hissedilir biçimde gerilediği de
açıkça algılanabiliyordu. ABD ve Av rupa devletlerinin işbirliği
yapılacak ortak olarak algılanmaları da her geçen gün biraz daha
azalıyordu. Buna karşın, bu devletler artan biçimde, bir zamanlar
Sovyetler Birliği’nin hakim olduğu Baltıklardan Karadeniz’e olan bölgelerinde, kontrolü ele geçirmeye talip rakipler olarak görülüyordu.
Rusya bununla da yetinmeyip güneydoğu Avrupa’da eski Varşova
Paktı’nın tampon alanları olarak gördüğü ve Rus etki alanı olarak
kabul ettiği devletleri de rakipleri olarak görmeye başlamıştı. Rus
yönetimi 2004 yılında gerçekleşen NATO-Genişlemesi ile Baltık devletlerine, Romanya ve Bulgaristan’a olan stratejik ilgisine karşı bir tehdit
oluştuğunu görmüştü. Rus Yönetimi 2004 yılında Ukrayna’da ve 2005
yılında Gürcistan’da gerçekleşen devrimlerden sonra ABD’nin kendisine politik alanda meydan okuduğu hissine de kapıldı. 2008 yılında
Bükreş NATO zirvesinde Ukrayna’nın ve Gürcistan’ın üyeliklerinin
hızlandırılma isteği nedeniyle Rusya ile Batının yüzleşmesi krize varan
boyutlara vardı. Nitekim bu kriz 2008 yılının Ağustos ayında Kafkas
Cumhuriyeti’nin savaşa girmesine bile neden olmuştur. ABD
tarafından Bush’un yönetimi altında hızlandırılan, Polonya ve
Çekoslovakya’ya roket rampalarıyla radar istasyonlarının kurulma
planları, ABD ile Rusya’nın ilişkilerini daha da hassas bir duruma
getirmiştir. Rusya, Varşova ve Prag hükümetlerinin kabul ettiği bu
önlemleri bahane ederek, karşı önlem olarak Kaliningrad’ a roketler
yerleştirmekle ve silahsızlanma anlaşmalarını dondurmakla tehdit etti.
Rusya şimdi de ordusunu, özellikle de deniz kuvvetlerini modernize
etmek için silahlanma harcamalarını artırmayı planlıyor. Moskova’nın
sürdürdüğü bu politikalarda açıkça görülebilenler noktalar şunlar:
33
Çepeçevre Karadeniz – Devam Eden Sorunlar, Muhtemel
Ortakl›klar Rusya ve Ukrayna aç›s›ndan
-
Bir zamanlar Sovyetler Birliği hegemonyasındaki topraklarında ve
Karadeniz
kıyısında
bulunan
artık
bağımsız
devletlerde
NATO’nun askeri genişlemesini engellemek;
-
Rus petrol ve doğalgaz hatlarının Karadeniz bölgesinden orta ve
batı Avrupa’ya ulaşmasını garanti altına almak;
-
Bu projelere alternatif olabilecek „Nabucco“ gibi projeleri bloke
etmek.
Putin’ in iktidara gelmesinden beri Rus enerji politikalarının
Balkanlara ve Akdeniz bölgesine el atmaları son kez olmayacaktır.
2008’de Rusya’nın karşı çıkmasına rağmen Sırp vilayeti olan Kosovo’
nun bağımsızlığının Avrupa Birliği ve NATO üyesi ülkelerin
çoğunluğu tarafından tanınması, Rusya’nın bu tür politikaları
hızlandırması için bir bahanedir. Batı, Kosova’nın nihai statüsü için
yıllar boyunca yapılan müzakerelerde yanlış ve gerçekçi olmayan
varsayımlardan yola çıktı. Batı Kosova Savaşında 1999’da olduğu gibi
Rusya’nın dış politikada bir yenilgiyi ve küçük düşürülmeyi göze alabileceğini bekliyordu. Moskova, Batı tarafından dayatılan, kendine
özgü Kosova konusunu da kendi çıkarı için kullanmayı becerecektir.
„Halkların çıkarlarına aykırılık“ argümanını sonunda kendisi de kullanıp, geleneksel müttefiki olan Sırpları ortada bırakacaktır. Batılı politikacıların bu kötü ve yanlış hesabı Rusların Kosova’daki asıl ilgi
alanının fark edilmesini engellemiştir. Gerçekte Kosova Modeli,
Rusya’ya gerektiği zaman Moskova tarafından desteklenen kendine
ait olan topraklarda kurdukları yapıyı, bağımsızca hareket eden
bağımsız devletler topluluğuna, delil olarak gösterme olanağını verir.
Bunlara ek olarak Rusya için önemli olan, batılı devletler özellikle de
34
Dr. Anneli Ute Gabanyi
ABD tarafından uluslararası düzeyde eşit seviyede bir aktör olarak
kabul görmektir. Rusya ancak bu durumda emsal göstererek halkların
hakları prensiplerini savunan rollere soyunabilir.
Putin’ le beraber özellikle başına buyruk olarak sınıflandırılan
Bağımsız Devletler Topluluğu’na karşı uygulanan politikalarda
değişim oldu. Kasım 2003’te Moldova Cumhuriyeti’nin batıya yönelen
politik dönüşü, Ukrayna’nın 2004’teki „Turuncu Devrimi“ ve 2005’te
Gürcistan’ın „Gül Devrimi“ nden sonra Moskova bu devletlerde gözden düşen politik aktörlere, rejimi değiştirebilmek umuduyla, artan bir
baskı uygulamaya çalıştı.
Rusya’nın baskı uygularken seçtiği araçlar arasında, bu devletlerden
gelen stratejik malların girişinin engellenmesinden, doğalgaz fiyatının
artırılmasından, bu devletlerdeki tesislerin büyük Rus kamu ya da özel
sektör şirketleri tarafından satın alınmasına ve ayrılıkçı rejimlerin
c e s a retlendirilip desteklenmesi sonucunda bu bölgelerde yaşayan
sakinlere kitlesel pasaport dağıtımları yapılarak Ruslaştırılmalarına
kadar farklı, yöntemler bulunuyordu. 2008 yılında Gürc i s t a n
savaşında Rusya’nın askeri provokasyonlardan ve savaştan ürkerek
geri çekilmediği görüldü. Bu savaşta ve Ukrayna’dan geçen Rus doğal
gazının nakliyesi ile ilgili yeni tedarik krizinde şimdilik Rusya’nın bu
devletlerle yapıcı işbirliğine dayanan ilişkiler kurmaya pek niyetli
olmadığı, aksine onları batının gözünden düşürmeye çalıştığı ortaya
çıktı.
Ukrayna
Ukrayna, Rusya’dan sonra Karadeniz kenarında en büyük devlettir.
Bulunduğu yerde Rusya ile Avrupa-Atlantik organizasyonlar arasında
35
Çepeçevre Karadeniz – Devam Eden Sorunlar, Muhtemel
Ortakl›klar Rusya ve Ukrayna aç›s›ndan
bir tampon olması ve Rusya ile Orta Asya’dan gelen doğalgaz hatlarının onun üzerinden transit geçmesi nedeniyle bugün bu önemli
stratejik konumu kullanıyor.
Geçen yüzyıllar boyunca Rusya ile değişkenlik gösteren tarihi ilişkiler
her iki devletin bugünkü muğlak ilişki biçimine de damgasını vurmuş.
Ortaçağdan beri „Kiev Rusyası“ bugünkü Rusya ve Ukrayna için ortak
Devletleri olmuş. 1654 ile 1917 yılları arasında Ukrayna’nın Rus
imparatorluğuna entegrasyonu gerçekleştirildi. 1922 yılında Ukrayna
Sosyalist Sovyet Cumhuriyeti Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri içinde
kurulmuştu ve 1945’te Birleşmiş Milletlerde tek Sovyet Cumhuriyeti
olarak sandalye sahibi olabilmişti. Son olarak 1991 yılında Ukrayna
Sovyetler Birliği’nden ayrılarak bağımsızlığını ilan etti. Ekonomisi
tekdüze, tarihten kaynaklanan bölgesel farklılıkları ve bölünmüş elitlerin damgasını vurduğu Ukrayna’nın dış politikası, beklenildiği gibi
kararsızlıklarla doluydu. Ukrayna 1991 yılında Bağımsız Devletler
Topluluğu’na girdi, 2003 yılındaysa Rusya, Belarus ve Kazakistan’la
kendi ortak ticaret bölgesini kurdu. Buna eşzamanlı olarak Kiev’deki
hükümet de yüzünü batıya döndü: 1995 yılında Avrupa Konseyi’ne
kabul edildi, 2004 yılında Avrupa Birliği ile Ortaklık ve İşbirliği
Antlaşması ve 2005 yılında Avrupa Birliği Eylem planı çerçevesinde
AB-Komşuluk Politikası Antlaşması’nı imzaladı. 1997 yılında Ukrayna
batıya angaje olan bölgesel organizasyon GUAM’ın kurucu üyesi oldu.
Aynı yıl içinde hükümetleri Kiev’de NATO-Ukrayna temel dokümanlarını imzaladı. Ukrayna halkı NATO üyeliğini çok onaylamasa da
Ukrayna hükümeti 2002 yılında NATO’ya üyelik başvuru s u n d a
bulundu. 2008 yılına gelindiğinde ise daha da ileri giderek Atlantik
Paktı’nın Üyelik Eylem Planı’na girmek için başvuruda bulundu.
36
Dr. Anneli Ute Gabanyi
Ukrayna’nın bugünkü dış politikası Sovyetler Birliği’nin yerine geçme
s o runları ile yoğun biçimde meşgul. Böylece Bağımsız Ukrayna
dağılan Sovyetler Birliği’nin hükmettiği topraklardaki anlaşmazlıkları
da miras olarak devraldı. Bunlara örnek olarak, Romanya’nın Tuna
Nehri Deltası açığında bulunan Yılan Adası verilebilir. Bu ada 1949
yılında Sovyetler tarafından işgal edilmiş, Romanya tarafından
Moskova’ya „hediye“ edilmişti. Şimdi ise Bükreş yeniden bu ada
üzerinde hak iddia ediyor. Ukrayna 1940 yılında da Stalin’in bölme
politikasından karlı çıkmayı başarmıştı. Stalin Bukovina’ nın kuzeyini
ve Bessarabien’ in güneyini Karadeniz’e çıkış olabilecek biçimde
Ukrayna’ya vermişti. Ukrayna bu kazançları elde ederken kendi
topraklarında 1924 yılında kurulan Moldova Otonom Sovyet
Cumhuriyeti’ni – Bugünkü Transnistrien – 1991’de bağımsızlığını ilan
eden, o zamanki Moldova Sosyalist Sovyet Cumhuriyeti’ne
kaptırmıştı.
Yine bir başka Sovyet „hediyesi “ de Ukrayna’yla Rusya arasındaki
ilişkileri zorluyor. 19.02.1954 günü Sovyetler Birliği Başbakanı Nikita
Chruschtschow Ukrayna Sovyet Cumhuriyeti’ne Kırım Yarımadası’yla
Karadeniz limanı Sewavastopol’ u devretmişti. Sovyetler Birliği’nin
dağılmasından sonra, Kırım Ukrayna’da kaldığından, her geçen gün
potansiyel olarak artan biçimde yeni bir anlaşmazlık kaynağı olma yolunda bir tehdit olarak gözüküyor. Kırım’da zaten patlamaya hazır
yeterince etnik malzeme bulunuyor: Halkın yüzde 58,5’i Rus, yüzde
24,4’ü Ukraynalı ve yüzde 12,1’i Kırım Tatarı. Bütün bunlara bir de
Ukraynalı ve Rus yatırımcıların ekonomik fikir ayrılıkları ekleniyor.
Asıl anlaşmazlık konusunuysa 1997’de imzalanan bir anlaşmaya göre
Rusya’nın 2017’ye kadar kullanma iznine sahip olduğu Savaş limanı
Sewastopol oluşturuyor. Bu liman geçen yıl Gürcistan savaşında da
37
Çepeçevre Karadeniz – Devam Eden Sorunlar, Muhtemel
Ortakl›klar Rusya ve Ukrayna aç›s›ndan
Ruslarla Ukraynalılar arasında önemli bir anlaşmazlık konusu
olmuştu. Gözlemciler eğer Ukrayna NATO’ya girmek için bu çabasını
s ü rdürürse,
Kırım’ın
Karadeniz
kıyısında
yeni bir
temsilci
anlaşmazlığına neden olabileceğinden şüphe duymuyorlar.
Moldova Cumhuriyeti
Moldova Cumhuriyeti NATO’nun ve Avrupa Birliği’nin doğu
sınırında önemli jeostratejik bir konumda yer alan, eski Sovyet topraklarında olabildiğince uzak batıda bulunan Sovyetler Birliği sonrası bir
devlet. Moldova eskiden zayıf ve ulusal kimlik sorunları olan bir
devlet olarak anılırdı. 1812 yılında Rusya tarafından topraklarına
katılana kadar, bu topraklar Moldova Derebeyliği’nin parçasıydı. Bu
katılımdan sonra „Bessarabien“ adı verilen bu topraklar Sovyetler
Birliği dağılana kadar Rusya’nın bir parçası olmuştu. 1918 yılından
sonra Bessarabien Romanya Krallığı’na entegre edildi. 1938’de
oluşturulan Hitler-Stalin Paktı nedeniyle bir yıl sonra Sovyetler Birliği
tarafından işgal edildi ve Moldova Sosyalist Sovyet Cumhuriyeti
olarak Sovyetler Birliğine dahil edildi. Moldova’nın bu durumu 1991
yılında bağımsızlığını ilan edene kadar devam etti.
Bu ilk kez bağımsız olabilmiş yeni devletin tam oturmamış ulusal
kimliğine („Romen“ ya da „Moldovalı“?) bozuk devlet yapısı da
eklenebilir. Rusya’nın ayrılıkçı otonom bir Transnistrien Cumhuriyeti
için, desteklediği “dondurulmuş“ temsilci anlaşmazlığı sonucunda
devletin ülkesel entegrasyonu ve egemenliği yaralanmış oldu. Bunlara
bir
de Rusların enerjisine ve pazarlarına bağımlı olmanın
postkoloniyal mirası ekleniyor. Moldova Cumhuriyeti’nin dış politikası başlangıçtaki güçlü batı eğilimlerine rağmen Moskova’nın
baskılarına boyun eğmek zorunda kalmış ve 1991 yılında Bağımsız
38
Dr. Anneli Ute Gabanyi
Devletler Topluluğu’na girmiştir. Batıya yönelik atılan adımlar kısmen
Ukrayna’nın adımlarına benziyor: 1995’te Avrupa konseyine üyelik,
AB ile 2004’te ortaklık ve işbirliği Antlaşması, 2005’te AB Komşuluk
politikası çerçevesindeki eylem planının imzalanması, 1997’de
Bağımsız Devletler Topluluğu’nda kurucu üyelik. Moldova 2001
yılında ayrıca Dünya Ticaret Organizasyonu WTO’ ya da katılmıştır.
2004 yılında Moldova barış için NATO ortaklığını ve 2006’da Bireysel
Ortaklık Eylem Planını imzaladı. Gerçi, Ukrayna’dan farklı olarak bu
ülke daha sıkı ilişkiler sürdürmesine rağmen NATO’ya girmemektedir.
Bunun nedeniyse 1994 yılına ait olan anayasasında gizli. Burada özellikle Rus güçlerinin topraklarından çekilmesini hedef alan sürekli
tarafsız kalmayı savunan ve her şeyden önce savunmaya dayalı bir
konsept temel alınmış. Gürcistan’da durumun gerginleşmesi ve
Rusların Ukrayna’ya yönelik sıklaşan agresif açıklamaları Moldova
hükümetine
Karadeniz
bölgesinde
dondurulmuş
olan
anlaşmazlıkların çözülmesi için bir model sunuyor.
Ayrılıkçı bölgelerin Gürcistan’dan 2008’de bil fiil ayrılmaları ve Rus
doğalgazının Ukrayna toprakları üzerinden tedarikinde yaşanan yeni
kriz Moldova hükümetinin uygulamaya çalıştığı çözümün Karadeniz
Bölgesinde dondurulmuş diğer anlaşmazlıklara olumlu bir etkisinin
olup olamayacağı hala büyük bir soru olarak karşımızda duruyor.
39
Download