Dinler Tarihi Araştırmaları

advertisement
r.
'
_.,
"'
·~
'
\·
\':/
\
DİNLER TARİHİ DERNEGİ YA YlNLARI
Dinler Tarihi
13
Araştırmaları
- III
(Sempozyum, 09-10 Haziran 2001, Ankara)
2000. YILINDA HIRİSTİYANLIK
(DÜNÜ, BUGÜNÜ ve'GELECEGİ)
Ankara
2002
r
ı
ı
TÜRK ORTODOKS KİLİSESi VE GELECEGE İLİŞKİN DÜŞÜNCELER
Mustafa
BAş·
İslamiyet'ten önce Türk milletini etkisi altına almaya çalışan değişik di-
ni inanışlar olmuştur. Gök Tanrı inancına sahip olan Türkler, değişik sebeplerle bu inanışlardan uzak olmuşlar ve kendi inançları doğrultusunda
varlıklarını devam ettirmişlerdir.
Türkler arasında İslam dışında, Budizm, Maniheizm gibi doğu dinlerinin
yoğun bir şekilde misyonerlik faaliyeti olduğu gibi Yahudilik ve Hıritiyanlık
gibi dinlerin de aynı şekilde faaliyetleri olmuştur. Bu faaliyetler neticesinde
Türk boylarından bazıları bu dinleri kabul etmiş ve benimsedikleri dini inanışları ile varlıklarını devam ettirmişlerdir. Türklerin İslamiyet'i kabul etmeleri ve diğer dini inanışlar Türk boyları arasında mevzi konuma düşmüş ve
varlıklarını belli bölgeler ve boylar arasında devam ettirmişlerdir. Türk Milletinin Islam öncesinde kabul edip muhafaza ettikleri dini inanışlardan birisi de Hıristiyanlıktır.
Türk Tarihi araştırmacıları, Türklerin Hıristiyanlık ile tanışmalarını ikinci yüzyıl olarak kabul etmektedirler. 1 Türkler arasında Hıristiyanlık faaliyetleri iki bölgede, Orta Asya'da ve Balkanlarda yoğunlaşmıştır. Orta Asya
Türkleri arasında çok fazla rağbet görmeyen Hıristiyanlık, Balkan Yarıma­
dasına yerleşen Türkler arasında biraz daha fazla yayılma alanı bulmuştur.
Bunun nedenlerinden biri anılan boyların Hıristiyanlığın hinteriandı ve Bizans İmparatorluğunun yoğun baskılarının olmasıdır.
Kuzey Kafkasya'da yaşayan Sabir Hunarı üzerine yoğun Hıristiyan proneticede Arran Patriği Kardust'un teşviki ile bu bölgede yaşayan Türkler Hıristiyanlığı kabul etmişlerdir. Bu Türk boylarının dilinde Hıristiyanlıkla ilgili kitaplar da neşredildiğini görmekteyiz. Arran Hı­
ristiyanları, Sabirler üzerinde sağladıkları bu dini nüfuzu, Hazarlar üzerinde
de tesis etmişlerdir. Sonuç olarak Arran Metropoliti İsrail, Hazarlar arasın­
d-a Hıristiyanlığın yayılmasını başarmıştır. Hazarlar, Devletin resmi dini Mupagandası yapılmış,
Dinler Tarihi Bilim Uzmanı, Ankara Üniversitesi
Bkz_ Yakup Aygil, Hıristiyan Türklerin Kısa Tarihi, Istanbul, 1995, 14-]5_
477
sevilik oluncaya kadar Hıristiyanlık ile Musevilik arasında gidip gelmişler­
dir. Kafkasya yöresinde yerleşen bu Türk boylarına yönelik misyonerlik faaliyetleri ancak Müslüman Arapların bölgeye girişi ile son bulmuştur.··
Türklerin Hıristiyanlaştırılması faaliyetleri Orta Asya'da ll. yüz yıldan itibaren devam etmiş fakat çok iyi sonuçlar da vermemiştir. Hıristiyan misyonerlerinin faaliyetleri, Orta Asya'da başarısız olmakla birlikte Rusya, !\uzey Kafkasya, Hazar Ülkesi ve Balkanlardaki Türk Boyları üzerine yaptık­
ları çalışmaların başarısız oldukları söylenemez. Hıristiyanların söz konusu
bölgelerde yaptıkları çalışmalar sonuç vermiş ve bazı Türk Boyları Hıristi­
yanlaşmıştır. Bu boyların Hıristiyanlaşmasında Bizans ve Rus Kilisesi
önemli rol oynamıştır.
Asılları
Onogurlar'a dayanan Balkan Türklerinden Balkaniara gelip yerleşenierin kurduğu Bulgar Türkleri, Bizans'ın da etkisi ile zaman içerisinde
Hıristiyanlığı kabul etmiş, Hıristiyan isimleri ve unvaniarı alarak, özellikle
870 yıllarından sonra kendi kültürlerinden uzaklaşmış ve Slavlaşmışlardır.
3
Bulgarların dışında
Balkaniara gelerek burada devlet kurmuş ve Hıristi­
kabul etmiş Türk Boyları; Avarlar, Kumanlar, Peçenekler ve Uzlardır. Bu devletler, zaman içerisinde Bizans Devletinin de entrikaları sonucu
birbirleri ile savaşarak, kendi sonlarını hazırlamışlardır. Bizans hakimiyetinde de Balkanlar ve Anadolu'nun değişik yerlerine iskan edilmişlerdir.
yanlığı
· Ortodoksluk bir mezhep olarak Batı (Roma) Kilisesi ile Doğu Kilisesinin
siyasi çekişmeleri neticesinde, 1054 yılında doğu ve batı kiliselerinin kesin
olarak ayrılmaları ile ortaya çıkmıştır. Xl. yüzyıldan itibaren Rum Ortodoks
Kilisesi doğu kiliselerinin merkezi olarak Ortodoks Hıristiyanların temsilciliğini üstlenmiştir. Ancak daha sonraki yıllarda istanbul'un Türkler tarafın­
dan fethedilmesi ve rusya'nın siyasi yönden güçlenmesi neticesinde Rus
Patrikliği ikinci bir merkez olma yoluna girmiştir. •
4
5
Ortodoks inanca göre, kilisenin en iyi şekilde teşkilatlanması, mahalli
cemaatterin metropol, metropollerin de patriklik şeklinde organize edilme2
Bkz. Zeki Velidi Togan, I.A. "Hazarlar", Istanbul, ı987, Vll/398.
3
4
Bkz. Mehmet Eröz, Hıristiyanlaşan Türkler, Ankara, ı 983, 7-9.
Bkz. Suat Yıldırım, Mevcut Kaynaklara Göre Hıristiyanlık. ı 988, Ankara,
lisoy-Elçin 1'-\acar, Fener Patrikhanesi, 1996, Ankara, 25-27.
Bkz. Benlisoy·Macar, 1 ı- ı 2.
5
478
ı 62;
Yorgo Ben-
siyle mümkün
pılanma
olmaktadır.
Bu özelligi ile Katalik Kilisesinden
içinde olan Ortodoksluk,
Ortodoks
aynı
geleneğin oluşturduğu
XIX. ve XX.
yüzyılda gelişen
farklı
zamanda mahalli kiliseler
bu mahalli
özelliğe
bir ya-
birliğidir."
sahip olan kiliseler,
milliyetçilik hareketleri ile
bağımsızlıklarını
ilan etmişler ve milli kiliseler haline dönüşmüşlerdir. Bu milli kiliselerde
Patrik olarak görve getirilen kişi kendi kilisesine mensup topluluk tarafın­
dan seçilmiştir. Rahipler ve cemaat tarafından seçilen patriğin İstanbul'da­
ki fener tarafından onaylanması gerekmekteyse de son zamanlarda bu
uygulamadan da vazgeçilmiştir.'
Ortodoks gruplar,
farklılık göstermişler
bağlı bulundukları
kiliselerin yönetimleri itibariyle
ve kendi patriklerini kendileri seçmişlerdir. Fener Pat-
rikhanesi, milli kiliselerin kurulmalarından önce kendisine bağlı olarak dini
hayatlarını
litikalarına
devam ettirmeye
çalışan
alet ederek kullanmaya
Fener Patrikhanesinin
yıllar
bu
grupları
zaman zaman
yanlış
po-
çalışmıştır.
boyunca
yürüttüğü
propagandalar netice-
sinde araştırmacılar, Anadolu da meskun bulunan Hıristiyanları soy tasni~
fine tabi
Türk
tutmaksızın,
varlığını
Rum veya Ermeni olarak gösterip, Anadolu'daki
Müslüman Türk'lerden öncesi için sanki yok göstermeye ça-
lışmışlardır.
Oysa yapılan ilmi araştırmalar, bu tezlerin yanlışlığını ve Anadolu'daki Hıristiyanların tamamının Rum, Ermeni veya diğer milletlerden
ibaret olmadıklarını, içlerinde Türkçe konuşan, fakat ibadet dili olarak
Rumca'yı
kullanan Türk
asıllı grupların
var
olduğunu
ortaya
koymuştur.
Balkaniara göç ederek uzun yıllar Bizans imparatorluğunu sıkıştıran ve
daha sonra Hıristiyanlığı din olarak benimseyen Türk boylarının bir kısmı,
anılan
devletin hakimiyeti altında kültürel yapılarını muhafaza ederek Os-
manlı
dönemine kadar varlıklarını devam ettirmişlerdir. Osmanlı Devletince kendilerine dini müsamaha gösterilen, dini inanç ve uygulamalarını devam ettiren bu gruba Müslüman
olmaları
yolunda da hiçbir zorlama
yapıl­
mamıştır.
Yıllar
boyunca Fener Patrikhanesine bağlı olarak varlığını sürdüren Türk
Hıristiyanları, yoğun
lar, buna
rağmen
bir şekilde Helenizm propagandasına maruz kalmış­
milli kültür ve değerlerini rr.uhafaza etmişlerdir.
6
Bkz. Mehmet
Aydın, Hıristiyan Kaynaklarına
7
Bkz. Mehmet
Aydın,
Göre
125.
479
Hıristiyanık,
1995, Ankara, 121.
Bilindiği gibi Osmanlı Devletinin kayıtlarında gayri müslimlerden bahsedilirken, Anadolu'daki Ortodoks teba genellikle Rum ve Zımml olarak
zikredilmektedir. Devlet kayıtlarında da bu tebaalık milliyet esasına göre
değil, dini inançlar esas alınarak şekillendirilmiş, Hıristiyan asıllı olan Türklerde bu bağlamda Zımmi olarak belirtilmiştir. Oysa, Osmanlı Mahkeme
Sicilieri incelendiğinde bahse konu bu kişilerin isimlerinin de konuştukları
lisanları gibi Türk ismi olduğu dikkat çekmektedir. Mahkeme sicillerinde
Hıristiyan Ortodoks Zımmi olarak belirtilen bazı isimler şunlardır; Hacı oğ­
lu Durmuş, Durmuş oğlu Evran, Ayvaz oğlu Giregos Papaz, Aslan oğlu
8
Yahşi, Budak, Karagöz, Karaman, Tanrıverdi, Aydoğmuş, Ayva:t... Ayrıca
kaynaklar bu kişilerin lpatetname, Sabilere Fazilet Kılavuzu, Milleti Hıristi­
yanlığın Çok Lazımlı Tarife Kitapçaazı, gibi bazı dini kitaplarını da Rumca
bilmedikleri için Türkçe'ye çevirdiklerini bildirmektedir. 9 Bu insanlar, yine
Türk oldukları muhakkak olan ve Osmanlı Devleti ile birlikte Bizans'a karşı gaza eden Gazi Mihal'ler ve Gazi Evrenos'ların torunları olarak tarihte
10
yerlerini almışlardır. Yine Karamanlıca olarak adlandırılan Grek Harfleri
ile Türkçe yazılmış bulunan kitabeler ve mektuplarda kullanılan ifadeler,
isimler ve bazı terimler bu tezin doğruluğunu bir başka yönden teyit etmektedir.11 Türk asıllı bu Hıristiyanlar Anadolu' da yoğun olarak Konya, Beyşe­
hir, Akşehir, Karaman, Niğde, Nevşehir, Uluborlu, Egirdir, Isparta, Karahisar ve bu bölgelere yakın mıntıkalarda iskan etmekteydil er. 12
Anadolu'daki varlıkları boyunca Türkçe'den başka bir dil kullanmamış
olan bu insanların, aralarındaki dini bağ kullanılarak, yoğun Helen propagandasına tabi tutuldukları ve Türkçe konuşan Rum asıllı kimseler oldukları fikrinin kendilerine aşılandığı görülmektedir. Bu hususu aslen Karahisarlı ve Yazgat'ın Akdağmadeni İlçesinde yerleşmiş olup, Keskin Metropolitliği yapan Papa Eftim 1919 yılında yayınladığı birinci Beyannamesinde
şöyle dile getirmektedir; " ... Anadolu'da hiçbir Hıristiyan yoktur ki şu umumi felakE;tin kendilerine ait kısmının yegane müsebbibi Istanbul Patrikhanesi olduğu,na kanaat getirmiş olmasın .... Hükümetimizin bidayetten şim-
8
9
10
ll
12
Bkz.
Bkz.
Bkz.
Bkz.
Bkz.
Eröz, 57-59.
Eröz, 35-40.
M. Necati Sepetçioğlu, H. Suphi Tanrıöver'den Seçmeler, 1971, Istanbul, 92.
Harun Güngör, Türk Bodun Bilimi Araştırmaları, 1998, Kayseri, 224-237.
Mehmet Akif Erdoğdu, Beyşehir Sancağı, 75.
480
T
di'ye kadar kiliselerimize bir müdahalesi olmamış iken Istanbul Patrikhane-si Mübarek İsa Mesih'imizin emri hilafına ruhaniyetini ve mezhebimizi şer­
re alet ederek Türk olduğumuz halde Helenizm propagandası ile iğfal edilerek güya aslen Yunan'lı imiş ve aslına rücu edermiş gibi azınlık hukuku
iddiasıyle mezhebi millete karıştırarak ... Avrupa ya karşı hükümetimizden
müşteki sıfat vaziyeti ile göstermeye kalkıştılar. .... Kiliseler siyaset ocağı
değildir. Din şerre ve ihtilafa alet değildir. Allah'ın evidir. ... Fener Patrikhanesinin dini ve ruhani vazifesini ihmal ederek şanlı Türk Milletinin şanlı biz
evlatlarını hileler ve yunanlı yapmaya kalkışması ve Avrupa'ya böyle göstermesi Türk Milletinin aleyhine esastan şikayette bulunması Allah'ın emrine ve hakikatine muhaliftir.." 13
Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi, asimile ve Rumiaştırma politikaları­
na tabi tuttuğu bu insanları kendi emellerine alet ederek Osmanlı Devletinin yerine Bizans'ı dirHtmeye çalışmıştır. Kurtuluş Savaşı yıllarında ciatopraklarının büyük kısmı işgal altında bulunan Türk Devletine ve milletine
karşı da bütün Hıristiyan azınlıkları kışkırtmak ve işgal kuvvetlerinin yanın­
da yer almaları için çaba sarfetmiştir. Bu faaliyetlerde din adamları önemli roller üstlenmiş, ayrıca Patrikhanenin desteği ile Trabzon' da Pontus Rum
Hükümeti teşkil edilmiştir. Mustafa Kemal ATA TÜRK, bu bilgileri Pontus
Meselesi ile ilgili olarak yaptığı meclis konuşmasında olaylarda ve yıkıcı
faaliyetlerde bulunan gerek din adamı ve gerekse diğer kişilerin isimlerini
de zikrederek anlatmıştır. 14 Bu propagandalar neticesindedir ki, Anadolu'nun işgal yıllarında bu insanlardan bazıları Yunan Işgaline sıcak bakmış­
lar ve işgal kuvvetlerini desteklemişlerdir.
Fener Kilisesinin yoğun faaliyetlerine rağmen, Hıristiyan Türklerin bazı­
sı da Yunan Işgaline karşı çıkmışlar ve sert tepkiler göstermişlerdir. Bu tepkinin oluşmasında Papa Eftim Efendi'nin çok büyük rolü olmuştur. O gerek yayınladığı tamimler ve gerekse değişik mekanlarda yapmış olduğu
hararetli konuşmaları ile işgal kuvvetlerinin aleyhinde İstiklal Mücadelesindeki yerini almıştır. Papa Eftim'in vermiş olduğu bu haklı mücadele bağlı
bulunmuş olduğu Fener Patrikhanesi ile arasını açmış, bu da bağımsız bir
patrikhane kurulmasına atılacak adıma zemin oluşturmuştur.
13 Erol Cihangir, Papa Eftim'in Muhtıraları ve Bağımsız Türk Ortodoks Patrikhanesi, 1996, Istanbul, 31-33; Musa Ekincikli, Türk Ortodoksları 1998, Ankara, 177-179.
14 Bkz. Atatürk, Nutuk, 1962, Istanbul, 625-627.
481
Kurtuluş savaşı yıllarında
Türk
asıllı
bu
Hıristiyanlar
Papa Eftim'in önderliginde yürütülen menfi propagandaların izalesinde oldukça faydalı olmuşlardır. Yunanistan'ın Fener Rum Patrikhanesi ile yürüttüğü Türk düş­
manlığı faaliyetlerine karşı Papa Eftim, Anadolu'daki bütün kiJiselere tamim göndermiştir. Bu tamimde, Hıristiyanlara karşı adalet ve iyilikten baş­
ka muamelede bulunmamış olan Türk Milletine düşmanlak yapmamaları
konusunda ikazlarda bulunmuş, kendisi de şehir şehir dolaşarak karşı propaganda yapmıştır. Bu tamirnde Pavlus'tan örnek vererek hükümete itaati
vurgulamış, işgal ve Fener Patrikhanesinin haksızlığını kendi deyimi ile
hem ruhani, hem de dünyevi ve cismani olarak reddetmiştir. Türk Hükümetinin on asırdan beri kiliseler etaarruz etmediğini belirtmiş, Anadolu'daki Türk Hıristiyanlarının gerek Fener'e ve gerekse İşgal Devletlerine kendi
adiarına bir vekalet vermediklerini ve bu yapılan işgalin haksızlığını dile
15
getirmiştir. Bu sebeple, onun hakkında Atatürk; "Pa pa Eftim bu memlekete bir ordu kadar hizmet etmiştir" demiştir.
Fener ile sadece dini olarak ortaklıkları ve bağlılıkları bulunan Türk Ortodoksların, milli bir kavgası neticesinde Türk Ortodoks Patrikhanesi kurulması fikri kararlaştırılmış ve faaliyete başlanmıştır. Patrikhanenin kurulabilmesi için Anadolu'da bulunan Ruhani liderlerden Konya Metropoliti
Prokopiyos, Episkopos Meletyos, Episkopos Yervasyas Kayseri'ye gelmiş­
ler ve burada 21 Eylül 1921 tarihinde Türk Ortodoks Patrikhanesi kurmuş­
lardir. Prakabiyas Patrik Kaymakamlığına tayin edilmiş ve halktan olmak
16
üzere 12 kişilik Sen Sin ad Meclisi oluşturulmuştur.
Türk Ortodoks Patrikhanesi Fener tarafından tanınmamış ve kabul görmemiştir. Kurulduğu günden itibaren Fener'i ve yaptığı faaliyetleri mercek
altına alan ve onun yıkıcı faaliyetlerini yakından takip eden Anadolu Patrikhanesinin Episkoposu Eftim Efendi ile Fener arasındaki kavga, Cumhuriyet ilan edildikten sonra da devam etmiştir. Papa Eftim savaş sonrasında
Anadolu'daki Hıristiyanların mübadeleye tabi tutulmaları ve artık Anadolu'da Hıristiyan nüfus kalmaması üzerine, istanbul'a gelerek Tokatlıyan
Oteline yerleşmiş ve burada kendisi ile görüşmeye gelenlerle görüşmeler
15 Bkz. Cihangir, 3 1-33; Ekincikli, I 77-179.
16 Bkz. Hikmet Yavuz Ercan, "Fener ve Türk Ortodoks Patril,hanesi" A.Ü.D.T.C.Fak. Tarih
Araştırmaları Dergisi 1967, Ankara, V/420-422; Cihangir, 56-62; Ekincikli, I 86-187.
482
yapmıştır. Burada ikamette iken ~)atrikhanenin yeni görevlileri ile karşılık­
lı
bulunmuş
ziyaretlerde
yıllarında
ve mütareke
Türk
düşmanlığı yapmış
olan Meletyos'un Patriklikten ve Sen Sinod meclisinden aziedilmesini istemiştir.
Bu arada Papa Eftim Patrikhane Umumi
getirilmiş
lakki
ve bu durum rapileri
edilmiştir.
Patrikhaneye
tarafından
Kadıköy
Vekilliğine geniş
yetkilerle
Patrikhaneye el koyma gibi te-
Metropoliti Grigoryus'un seçilmesi
üzerine, yeniden Patrikhanedeki görevini almaya çalışmışsa da bu girişim
Papa Eftim'in Patrikhane Vekilliğinden istifa etmesiyle son bulmuştur.
17
Fener Patrikhanesinden aynan Papa Eftim, 06/06/1924 tarihinde aslen
Anadolu'lu olup istanbul'da bulunan Ortodoks cemaat heyetleri ile bir araya gelerek bir kongre tertip ederler. Bu kongrede
anılan grupların
Fener ile
ilişkilerinin kesilmesi, Kayseri'de kurulan Merkezin istanbul'a nakledilmesi
ve başkanlığına Eftim Efendinin getirilmesi ve bağımsız bir kilise olarak da
gerekli işlemlerin hükümet nezdinde başlatılması kararlaştırılmıştır. Yeni
oluşturulan
edilmiştir.
Kilisenin
çalışma
usulleri ile ilgili olarak da bir tüzük tanzim
Yeni Kilisenin merkezi olarak da Galata'daki Panayia Kilisesi ka-
bul edilmiştir.
18
ilk dönemlerde yine Galata'da bulunan Aya Nikola ve Aya Yani, Hıris­
tos Kiliselerinin de başpapazlığını üzerine almış bulunan Eftim Efendi
mübadele
yıllannın devamı
daha sonra da Fenerin
yavaş yavaş
içerisinde
Yoğun baskılan
ile
yanında
cemaatini
yola
19
kaybetmiş,
çıktığı arkadaşlan
da kendisine sırt çevirmiştir. O yalnız başına da olsa Türk Ortodoksiuğu
davasını
savunmaya devam
pazlar Fener Patrikhanesi
den ihraç
edilmişlerdir.
için de geçerli
etmiş
bu
tarafından
uğurda
önce din
kendisi ve beraberindeki paadamlığından,
sonra da din-
Bu Aforozun Papa Eftim'le beraber olan cemaat
olduğu çeşitli basın
ve
yayın kuruluşları
ile halka ilan edil-
miştir.20
Türk Ortodoks Patrikhanesi daha sonraki
ması
yıllarda,
gerek cemaatin azal-
ve gerekse de ikinci dünya savaşının getirdiği ~iğer etkenleri göz
önüne alarak Fener ile olan mücadelesini
17 Bkz. Ercan 424-425.
18 Bkz. Ercan. 425-426; Cihangir. 244-250.
19 Bkz. Ercan, 425.
20 Bkz. Cihangir. 267.
483
yavaşlatmıştır.
Ancak daima Fe-
ner Patrikhanesini ve faaliyetleri!li mercek altına almaya devam etmiştir.
Bu mücadele Papa Eftim'in ölümünden sonra büyük oğlu ve 24 yıllık diyagos'u Dr. Turgut Erenerol (ll. Papa Eftim) tarafından devam ettirilmiştir.
Patrikhane Turgut Erenerol döneminde de etkin bir rol üstlenememiş ve
devlet nezdinde Cumhuriyetin ilk yıllarında olduğu nüfuzlu günlerine dönememiştir. 1960 ihtilali sonrası Türk Milliyetçiliğine gönü vermiş bulunan
büyük dava adamı Alparslan TÜRKEŞ Başbakanlık Müsteşarı olur olmaz
Patrikhaneye gerekli ilgiyi göstermiş ve devlet nezdinde yeniden itibar kazanması için çaba sarfetmiş ise de kendisinin ve arkadaşlarının sürgüne
gönderilmesi sebebiyle bu çalışmalarda yarım kalmıştır. Daha sonra yapı­
lan bir çok çalışmalardan da yeterli netice çıkarılamamıştır. Turgut Erenerol'un ölümü üzerine Patrikhane'nin başına kardeşi Selçuk Erenerol Patrik
Vekili olarak geçmiştir. Halen bu görevi sürdürmekte ve kardeşinin ve ba22
basının mücadelesini devam ettirmektedir.
21
Alparslan TÜRKEŞ'in Patrikhane ile olan ilişkileri daha sonraki dönemlerde devam etmiş, Erenerol ailesi dışında hemen hemen cemaati kalmamış olan Patrikhaneyi cemaat yönünden güçlendirmenin yollarını aramaya devam etmiştir. Bu fikrini de Gagavuz (Gökoğuz) Türklerinden bir grup
insanın Türk Vatandaşlığına alınarak Patrikhane'nin yeniden ihya edilmesi
şeklinde tasawur etmiş, gerek Gagavuz (Gökoğuz) Türklerindeki iktidar
değişikliği ve gerekse uygun siyasi şartların Türkiye'de de oluşmaması en
nihayetinde de Alparslan TÜRKEŞ'in vefatı bu fıkrin gerçekleşmesini akamete uğratmıştır.
1990'1ı yıllardan itibaren dünyada yeni gelişmeler olmuş ve Türk Dünyasının büyük bir kısmını içinde barındıran Sovyetler Birliği dağılmış, bağımsız ve yarı bağımsız bir çok devlet ortaya çıkmıştır. Bu gelişmeler neticesinde Türk Dünyasında Hıristiyan Ortodoks olarak varlığını devam ettiren, başta Gagavuzlar (Gökoğuzlar) olmak üzere, Çuvaşlar, Hakaslar,
Krimçef Tatarları gibi Türk boylarının bütün milli özelliklerini koruyarak bu
güne geldikleri görülmüştür. Türkiye Cumhuriyetinin de aralarında kan ve
tarih bağları bulunan bu topluluklada diyalogu da kaçınılmaz bir hale gelmiştir. Bu cumhuriyetlerden ve boylardan insanlar ve öğrenciler de Türki21 Bkz. Ercan, 429.
22 Bkz. Cihangir, 312-320.
484
ye'ye gelmekte· ve burada eğitimine devam etmektedir. Türk Ortodoks
Patrikhanesi halen bu Hıristiyan öğrencilerle ilgilenmektedir. Bu Türk boylarının da, tarihi süreç içerisinde ya Fener Rum Patrikhanesine veya Rum
Ortodoks Patrikhanesine dini yönden bağlı olarak varlıklarını devam ettirdikleri bilinmektedir.
Sonuç olarak yukarıda belirttiğimiz gibi Ortodoks yapılanma sistemi ile
milli bir kilise olma imkanı bulunan Türk Ortodoks Patrikhanesinin gerek
Türk Dünyasına ve gerekse köklerine yönelik faaliyetleri yapabilmesi için
desteklenmesinin ve Hıristiyan Türk Birliğinin oluşturularak insanlarımızın
milli menfaatlerinin dışında kullanılmasının önüne geçilmesinin faydalı olacağı kanaatini taşımaktayım.
485
Download