Teostrateji

advertisement
Teostrateji
Patrikhane’nin Tüzel Kişilik ve Ekümeniklik Çabaları
13.02.2012 -Bojidar Cipof
Rum Patrikhanesi ne kadar çok tapu toplarsa o kadar çok tüzel kişiliğe yaklaşacağını
düşünmekte; tüzel kişiliği de Ekümeniklik yolunda kullanmak istemektedir.
Son yıllarda, Rum Patrikhanesi’nin tüzel kişiliği ile Ekümeniklik talebi Türkiye’nin başını çok
ağrıtıyor. Gerçi Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması da sık sık dillendiriliyor ama okulun
açılması, Ekümeniklik ve Patrikhane’nin tüzel kişilik kazanması hususlarının yanında önem
olarak daha alt sıradadır. Rum Patrikhanesi’nin tüzel kişiliği yoktur ve Cumhuriyetin
ilânından itibaren sürekli olarak Türkiye’den talep edililir. Rum Patrikhanesi’nin “Ekümenik”
kabul edilmesi ile de doğrudan ilişkilidir.
Patrikhane tüzel kişilik değildir ama Rum kilise vakıflarının hepsi birer tüzel kişiliktir. Bu
bağlamda, söylendiği gibi cemaat mensupları ve vakıf malları ile akarları için resmi
kurumlarca yürütülmek zorunda olan işlemlerin aksaması söz konusu değildir. Patrikhane
Türkiye açısından dînî bir müessesedir ve Osmanlı dönemindeki cismani ya da idari
yetkilere artık ihtiyacı yoktur. Cumhuriyet’in ilânından sonra yapılan düzenlemelerde de
buna gerek duyulmamıştır. Cumhuriyet döneminde Patrikhane,evvela coğrafi sınırlarında
bulunduğu Eyüp Kaymakamlığı’na muhataptı; sonraki yıllarda kurulan Fatih
Kaymakamlığı’nın coğrafi hudutları içinde kalması nedeniyle de şu anda Fatih
www.21yyte.org
1
Patrikhane’nin Tüzel Kişilik ve Ekümeniklik Çabaları
Bojidar Cipof
Kaymakamlığı’na muhataptır.
Patrikhane’nin tüzel kişiliğinin olmayışı “Ekümenik” yani evrensel (Cihansümül) olma
meselesinin de en büyük engelidir. Çünkü Rum Patrikhanesi, dünyadaki tüm Ortodoksların
lideri olma iddiasındadır ancak bu iddia, tüm Ortodoks kiliselerce kabul görmez. Ortodoks
dünyasında (Doğu Kilisesi), Katolik Kilisesi’nde (Batı Kilisesi) olduğu gibi Papa’nın ruhani
reisliği gibi tek bir ruhani lidere tabi olma durumu bulunmaz. Katoliklikte, tek merkez, tek
lider vardır ve Vatikan tüm Katoliklerin dini merkezidir. Bu gün bir Alman, dün bir Polonyalı,
ileride bir başka ırktan papa seçilmesi bu nedenle mümkündür.
Batı Kilisesi “ümmetçi” bir davranış sergiler. Dinî öğretilerde ve faaliyetlerde ulusalcılık ve
milliyetçilik ön planda değildir. Amaç olabildiğince insanı kendi kiliseleri çatısı altında
sadece inanç yönünden toplamaktır ve bu da misyonerliğin temel felsefesini oluşturur.Doğu
Kilisesi’nde ise durum farklıdır. Çünkü burada ümmetçilik yoktur. Ulusalcılık ve milliyetçilik
ön plandadır. Misyonerlik ve “Hıristiyanlaştırma” faaliyetleri de neredeyse yoktur. Bulgar,
Rus gibi etnik tanımlamalarla adlandırılan patrikhanelerin başındaki dini lider de doğal
olarak aynı ırktandır.Patrikhane ya da başpiskoposluk sıfatlı Ortodoks Kiliseleri bu
bağlamda millidirler ve Rus Patrikhanesi, Bulgar Patrikhanesi, Sırbistan Patrikhanesi
örneklerinde olduğu gibi kurumlarının adları bir ırkı işaret eder.
Ekümenik olmanın en büyük şartı bir Havari tarafından kurulmuş olmaktır. Bu vasfa sahip
olan, üç Ekümenik Patrikhanenin (Roma, İskenderiye, Antakya) yetki ve sınırları M.S. 325
yılında İznik’te toplanan ilk Ekümenik Konsili’nde tespit ve tayin edilmiştir. Bu konsilin IV-VVI ve VII. maddeleri Metropolit ve Metropolitlik merkezlerinin imtiyazlarına ilişkindir.
Havariler tarafından kurulan ve bu yüzden Hıristiyanlık dünyasında “apostolik” kabul edilen
bu kiliselerden farklı olarak Konstantinopolis (İstanbul) Kilisesi apostolik bir kilise değildir.
Nitekim Ortaçağ boyunca Roma Kilisesi, Batı dünyası üzerinde mutlak bir güce sahipken
ve krallara taç giydirirken Bizans İmparatorluğu’nda durum farklıydı. Öncelikle İstanbul
Patrikliği’nin gücü dinsel değil Bizans’ın siyasal gücünden geliyordu. Bizans ne kadar güçlü
ise Patrikhane de o kadar güçlü idi. Bizans imparatorları “Sezaropapist” bir yaklaşımla kilise
üzerinde mutlak bir denetim kurarak kiliseyi siyasi amaçları doğrultusunda
kullanmaktaydılar ve patrikler üzerinde çok fazla denetime sahiplerdi. Bizans tarihsel
sürecinde, patrikler hep emir kuludur.
Fener Rum Patrikhanesi belki de en rahat dönemini Türkiye Cumhuriyeti tarihi esnasında
yaşamış ve yaşamaktadır. Bu sürede patrik olanların neredeyse çoğu ömür boyu patriktir.
Rum Patrikhanesi için “Devlet içinde Devlet” (İmperium in imperia) olma durumu belki
Osmanlı dönemi için söylenebilir. Patrikhane için söylenen “Eşitler Arasında Birinci”
(Primus inter Pares) sıfatlandırması, tamamen Bizans’ın siyasi olarak patrikliği kullanma
durumundan ortaya çıkan bir tanımlamadır. Ancak bu iki eski söylemin yanı sıra Bizans
döneminde kullanılan ve bir anlamda hadiseye bir açıklık getiren şu söylem göz ardı
www.21yyte.org
2
Patrikhane’nin Tüzel Kişilik ve Ekümeniklik Çabaları
Bojidar Cipof
edilmektedir: “Patriksiz İmparatorluk olmaz” (İmperium sine Patriarcha non staret)
İstanbul’un fethi ve Osmanlı yayılması ile birlikte Patrikhane bir anlamda gücünü yeniden
toplamış ve ruhanî nüfuz bölgesini tekrar genişletmiştir. Bugün Türk tarihçileri Osmanlı
hoşgörüsünü vurgulamak adına genelleme yanılgısına düşerek ancak 18. yüzyıl sonları ve
19. yüzyıl başlarında ortaya çıkan bir “Millet Sistemi” ve “Millet Başılığı” statüsünü Fatih
dönemine bağlarlar. Fatih Sultan Mehmet, İstanbul Patrikliğine Bizans dönemindeki
haklarını ve itibarını iade etmiştir, ancak tarihî deliller patrik efendiye millet başı statüsü
verildiğini ispat etmeye yeterli değildir. Nitekim bugüne kadar Osmanlı arşivlerinde bu tür
bir belge bulunamamıştır. Patrikhanenin kendisi de bu yönde bir ferman ibraz
edememektedir, ayrıca patriklere verilen fermanlarda da Osmanlı tebaası bütün
Ortodoksları temsil ettiğini ima eden “Millet Başı” lafzı yoktur. 1870 tarihli Bulgar Eksarhlığı
Fermanı ile de zaten dinî yetki alanı yarıya indirilmiştir.
Rum Patrikhanesi’nin en büyük iddiası kilisenin Havari (Aziz) Andreas tarafından
kurulduğudur. Fakat tarihsel verilerde Aziz Andreas’ın bu topraklara geldiği hakkında bilgi
bulunmamaktadır. Bu kilisenin ilk yüzyılda Andreas tarafından kurulmuş olması gerçek
olsaydı, o zaman bir havari tarafından kurulan ve Ekümenikliği kabul edilen üç kilise
arasında yer alması gerekirdi. Oysaki gerçek o zaman diliminde küçük bir kasaba olan “
Bizantium”un sadece bir papazlık olduğu ve Heraklia (Marmara Ereğlisi) Metropolitliği’ne
bağlı olduğu hakkında çok fazla kaynak vardır.
Üstelik Havari Andreas tarafından kurulmuşsa neden 325 İznik Konsili’nde patrikhane
olarak yer almadığı da sorulmalıdır. Bu tespit aslında kendi kullandıkları sıfatla da
doğrulanmaktadır. Zira kullandıkları san “Konstantinopolis Başpiskoposu ve Yeni Roma ile
Ekümenik Patriği” şeklindedir. Evvelâ Konstantinopolis Başpiskoposu, sonra da Yeni Roma
ile Ekümenik Patriği sanları sıralanmaktadır çünkü bunlar patrikhaneye Bizans imparatorları
tarafından ve bir zaman diliminde tamamen siyasî amaçlarla verilmiştir.
Kısa bir tanımlamayla özetlersek: Fener Rum Patrikhanesi, Hıristiyanlık Tarihi’nde bir
havari tarafından kurulmuş elçisel bir kilise, Apostolik bir kilise değildir…
Rum Patrikhanesi, her ne kadar lider olma iddiasında bulunsa da başta Rus Patrikhanesi
olmak üzere diğer milli kiliselerin bir kısmı ile de sorunludur. Bunun en büyük örneği
geçtiğimiz sene sonunda Aynaroz’daki Yunan ve Rus manastırlarında ortaya çıktı.
Sovyetlerin dağılma sürecinde büyük bir güç savaşı yaşandı. Sovyet sonrasındaki
dönemde, eskiden Rus coğrafyası içinde bulunan ve doğal olarak Rus Patrikhanesi’nin
hiyerarşisinde bulunan Ukrayna, Gürcistan gibi kiliselerin doğal ve siyasi/milli bir tepki
olarak Rus Patrikhanesi’nden ayrılmaları, bu kiliselerin direk olarak Rum Patrikhanesi’ne
bağlanmaları sürecini başlattı. Bu süreçte evvelâ Ukrayna’da, sonra da Gürcistan’da ABD
destekli olarak Rum Patrikhanesi’nin güç gösterisi ortaya çıktı. Dünya Ortodoks nüfusunun
www.21yyte.org
3
Patrikhane’nin Tüzel Kişilik ve Ekümeniklik Çabaları
Bojidar Cipof
çok büyük bir kısmı Rusya’dadır. Her iki Ortodoks’tan biri Rus’tur. Bu bir şekilde ABD’nin
neden Rum Patrikhanesi’ne bu kadar destekçi olduğunu da açıklamaktadır. Tabi ki ABD’nin
Patrikhane’ye desteği bu kadar basit bir şekilde açıklanamaz ama en büyük neden;
Ortodoksların liderliğinin, en büyük Ortodoks nüfusa sahip Rusya’nın/Rusların eline
geçmemesidir. Ukrayna ve Gürcistan’da yaşanan güç savaşındaki Rum Patrikhanesi’nin
aktifliğini de bu çok yönlü denklem ile bir suretle açıklamak mümkündür.
ABD’nin patrikhane’ye olan desteği 2011’de tavan yaptı. Archonlar da bu süreçte etkin
olarak ortaya çıktı. ABD Başkan Yardımcısı ve daha birçok ABD görevlisi de Türkiye’de
adeta gövde gösterisi şeklinde ziyaretler yaptılar. Ama en büyük Ortodoks nüfusa sahip
ülkenin Devlet Başkanı Putin, İstanbul’u da kapsayan Türkiye ziyaretinde, kendine “
Ortodoksların Lideriyim”diyen kişiyi ziyaret etme gereği duymadı…
2012’de Rum Patrikhanesi’ni Ekümeniklik yolunda ilerlemek için evvelâ “Tüzel Kişilik”
meselesini halletme gayreti içinde göreceğiz. Bir önemli husus: Tüzel kişilik ile Ekümeniklik
için AİHM’ye dava açamadıklarıdır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, kaybedilmiş haklarla
ilgili bir kurumdur ve tüzel kişilik ile Ekümeniklik, Rum Patrikhanesi tarafından Türkiye’de
kazanılmamıştır…
AİHM’nin Büyükada Rum Yetimhanesi’nin tapusunu eski üzerinde olan Rum vakfına değil
de Patrikhane’ye tescil etmesi ile bir ilk yaşanmış ve tüzel kişiliği olmayan bir yer tapu
almıştı. Hemen akabinde Patrikhane hukukçularının, “…bir anlamda tüzel kişilik elde
edildi…” şeklindeki söylemlerini de anımsatarak çok önemli bir vurgu yapmak istiyoruz.
Patrikhane’nin Yunanistan’da önemli mal varlığı olduğunu eski yazılarımızda dile getirmiştik
ama şimdi Türkiye üzerinde de Patrikhane adına mülkler yani tapular tescil ettirme
çalışmaları yapılmaktadır. Bir koldan eski kilise ve başka mülklerin alımı (Mudanya’daki
Zeytinbağı/Tirilye örneği gibi.), diğer koldan öğrencisizlikten kapalı Rum okullarının
tapularının, (Azınlık vakıfları mülkleri ile ilgili yeni yönetmelikten de istifade ederek) bir
şekilde Rum Patrikhanesi’nin üzerine tescil edilmesi için harekete geçilmiştir. Ne kadar çok
tapu toplanırsa o kadar çok tüzel kişiliğe yaklaşılacağı düşünülmektedir.
Şu hususu da unutmamak gerekir ki Rum Patrikhanesi’ni “Ekümenik” kabul etmek ile
Türkiye üzerinde “Ortodoks Halifeliği” kurulmasına rıza göstermek arasında hiç bir fark
yoktur. Çok dikkat edilmesi gereken bir başka husus ise “Yeni Anayasa” sürecidir. Çünkü
bu süreçte” Tüzel Kişilik” ve “Ekümeniklik” yolunun açılmasına yarayacak bir madde için
yoğun çabalar, kulisler yapılıyor…
www.21yyte.org
4
Download