The Journal of International Civilization Studies
Uluslararası Medeniyet Çalışmaları Dergisi
Volume I/ Autumn 2016
REFLECTIONS OF THE INTELLECTUAL STRUCTURE FORMING
ROMANTICISM TO THE ART OF PAINTING
Huriye ALTUNER
Yrd. Doç. Dr., Ömer Halisdemir Üniversitesi, Fen-edebiyat Fakültesi, Sanat Tarihi Bölümü.
[email protected]
Sibel YILDIZ KISACIK
Yrd. Doç. Dr., Ömer Halisdemir Üniversitesi, Fen-edebiyat Fakültesi, Sanat Tarihi Bölümü.
[email protected]
Abstract
The developments in the intellectual life were defined with reference to the important events
affecting the social structure in the era when the Romantic Movement was emerged in the study, at
first. The effects of those developments on Romantic Movement were explained and the reflections to
the art of painting were considered.
The Romanticism that firstly found its place in philosophical dimension affected all the fields
of art and it turned into a manner shaping the life styles of the societies in a short time. The Romantic
Movement defended a libertarian, revolutionary understanding for the artist to express the feelings and
emphasize the emotions more with compare to the reason that was defined as superior by the
Enlightenment. The artist, for the sake of being away from the problems of the society to be lived in
opens the gates of a different world for the self and the art consumers with the subjects which are
imagined. The Romantic Movement emerged in an era before modern art and became pioneer for the
birth of the new understanding of the art.
The romantic art of painting treat a desert, mystic nature, strange creatures, mythological
figures, historical matters, love, dream and passion with a spiritual perception questioning the creation.
The artists who became aware of their individualities use the colours freely with confident impacts of
the brush as the messengers of the development of a new style.
Keywords: Romanticism, Romantic Painting, Art Philosophy.
47
Reflections of the Intellectual Structure Forming Romanticism to the Art of Painting
ROMANTİZMİ OLUŞTURAN DÜŞÜNSEL YAPININ RESİM SANATINA
YANSIMALARI
Özet
Araştırmada öncelikle Romantizmin ortaya çıktığı dönemdeki, toplumsal yapıyı etkileyen
önemli olaylara değinilerek düşünsel alandaki gelişmeler tanımlanmıştır. Bu gelişmelerin, Romantizm
üzerindeki etkileri açıklanmış ve resim sanatına olan yansımaları üzerinde durulmuştur.
Öncelikle felsefi boyutta yerini bulan romantizm, sanatın her alanında etkili olmuş kısa
zamanda toplumların yaşam biçimini şekillendiren bir tavra dönüşmüştür. Romantizm, sanatçının
duygularını anlatan, özgürlükçü, devrimci bir anlayışı savunmuş ve Aydınlanma çağının, aklı üstün
kılan, katı kurallarına karşı duyguyu ön plana çıkarmıştır. Sanatçı içinde yaşadığı toplumun
sorunlarından uzaklaşmak adına düşselleştirdiği konularla kendine ve sanat tüketicisine farklı bir
dünyanın kapılarını açmıştır. Romantizm, modern sanat öncesi bir dönemde ortaya çıkarak yeni sanat
anlayışının doğuşunda öncülük yapmıştır.
Romantik resimde, ıssız, mistik bir doğa, garip yaratıklar, mitolojik figürler, tarihi olaylar, aşk,
düş ve özlem; yaratılışla ilgili bir sorgulamaya kadar giden tinsel bakış açısı ile işlenmiştir.
Bireyselliğini fark eden sanatçılar, özgür renk kullanımı ve rahat fırça vuruşlarıyla yeni üslupsal
gelişimin habercisi olmuşlardır.
Anahtar Kelimeler: Romantizm, Romantik Resim, Sanat Felsefesi.
Giriş
Avrupa ülkelerinde yaşanan toplumsal değişim ve devrim anlayışı içinde filizlenen romantizm,
toplumun tüm kademelerinde yaşanan bir tavrın ürünüdür. Toplumsal alanda yaşanan özgürlük
anlayışı, yeni siyasal düzen ve ekonomik gelişmeler, bireyi özgürleştirirken; diğer taraftan toplumları
ve sanatçıları bunalıma sürüklemiştir. Sanatçıların özgürlük arayışı ve sanatta yeni bir anlatım biçimi
oluşturma yolundaki bitmez tükenmez istek, toplumsal yapıdaki yenilikler, karşılıklı dinamikleri
harekete geçirmiştir.
Romantizm, bir düşünce biçimi, hayata karşı bir duruş, bir dünya görüşüdür. Felsefi, ahlaki,
estetik, siyasi, sosyolojik ve psikolojik bir yapıya sahiptir. Avrupa’da, orta sınıfın aydınlanma
hareketine kavuştuğu, özgürlüğün doruk noktasına erişildiği bu dönemde; alt tabakaların duyduğu
heyecanların ifadesidir. Bu yüzden de toplumdaki üst tabakaların titiz, ince eleyip sık dokuyan
entelektüalizmine ters düşmüştür. Diğer yandan da, bu yüksek tabakaların, usçuluğun yıkıcı etkilerine
ve aydınlanma çağının reform getirici eğilimlerine karşı aldıkları tutucu tavrını benimsemiştir
48
www.inciss.com Volume I/ Autumn 2016
H. Altuner-S. Yıldız Kısacık
(Dellaloğlu, 2010: 8, Hauser, 1995: 98).
Romantik hareket, modernliğe eleştirel yaklaşan bütün ideolojileri etkilemiştir. Aydınlanma
eleştirisinden başlayarak, genel anlamda, modern toplum eleştirisi ortaya koymuşlardır. Öte yandan
sanat alanında “Modernizm” in temelleri bu dönemde atılmıştır (Dellaloğlu, 2010: 9; Megill, 2012:
35).
Aydınlanmanın temelden yanlış olduğunu ve başarısızlığa uğradığını ilk ileri sürenler
Romantiklerdir ve kendi dönemlerini bir geçiş dönemi olarak nitelemişlerdir. Başlangıçta aydınlanma
hareketinden yüzeysel bir biçimde etkilenmiş olan ve aydınlanmanın eski klasik kültürle yakından
ilişkili olduğunu düşünen burjuvazinin orta kesiminde başlayan Romantizm hareketi; giderek devrin
heyecansal eğilimlerini, kendi anti-rasyonel, toplumsal ve siyasal amaçlarına ulaşmak için kullanan
sınıfların bir özelliği haline gelmiştir. Orta sınıf, Fransa ve İngiltere’de toplumsal yerinin farkındadır
ve aydınlanmanın getirdiklerine sıkı sıkıya bağlıdır. Almanya’da ki orta sınıf ise, henüz usçuluk
deneyimini tam olarak yaşamamışken kendini Romantizmin usdışı eğilimleri içinde bulmuştur
(Hauser, 1995: 98).
Romantizm, ülkelerin kültürel yapısına ve temsilcilerinin kişisel özelliklerine göre farklılık
göstermektedir. Bu nedenle belli bir mekân ve zamanla sınırlandırılan tek bir Romantizmden
bahsetmek mümkün değildir. Avrupa ülkelerinde yaşanan, siyasi olaylar, ekonomik ve toplumsal
bunalımlar, devrimler, farklı ülkelerde farklı zamanlarda etkilerini göstermişlerdir. Her ülke birbirine
benzer olaylara karşı, kendi ulusal kişiliğine, kendi siyasal, toplumsal, tarihsel koşullarına ya da kendi
özlemlerine göre değişik biçimlerde tepki göstermişlerdir (Claudon, 1994: 11-12).
İngiliz Romantik sanatının ana ilkeleri 1780’den itibaren, Hume ve Locke’nin felsefe
metinlerinden kaynaklanmıştır. İtalya’da, Avusturyalılara ve bütün Kutsal-İttifak’a karşı İtalyan
Birliği, İtalyan Romantizmi’nin temelini oluşturmuştur. İtalyan Romantikler, halkta ulusal duygular
uyandırıp, onları bu uğurda çalışmaya yönlendirmiştir (Claudon, 1994: 16- 17, 47; Kuray,1986: 225).
Fransa, İngiltere ve Almanya’daki din savaşlarıyla, iç savaşların baskısı tüm toplumları etkilemiştir.
Bu bağlamda, Aydınlanma Felsefesi ile “us” bir kurtarıcı olarak görülmüştür.
Jean-Jacques Rousseau’nun görüşleri, Fransız ve Sanayi Devrimi, 18 yüzyıl Avrupa’sının
değişim lokomotifleri olmuştur. Jean-Jacques Rousseau’nun (1712-1778), toplumda bir kısım insanın
bolluk içinde yaşarken bir kısmının sefalet içinde, kişisel hak ve özgürlüklerden uzak sürdüğü yaşam
biçiminin eleştirisi, toplumsal yapıdaki yeni oluşumların habercisidir.
Rousseau’ya göre, içinde yaşadığı toplum, eşitsizlik temeli üzerinde kurulmuş ve “kültür”
halkın yoksulluğuna dayanan kokuşmuş bir aristokrasinin hizmetinde kalmıştır. Rousseau, demokratik
ve eşitliğe dayalı toplumu kurmak için bireyin ve insani erdemlerin ön plana çıkması gerektiğini
49
Reflections of the Intellectual Structure Forming Romanticism to the Art of Painting
savunmuştur. Bunun için, zaten var olan “duyarlık kültü” ne yönelerek ona başka bir bakış açısı
getirmiştir. Avare beğenilere sahip olduğundan, Paris’in sınırlamalarını, zorlamalarını eleştirmiştir.
Rousseau’nun toplumsal yargı ve beğenileri küçümsemeyici tavrı romantiklere örnek olmuştur
(Russell, 1997: 12-13).
Rousseau’da ifadelerinde yer alan, ekonomik dengesizlik, sınıfsal ayırımlar, insanların kişisel
hak ve özgürlüklerine sahip olamaması, gücünü tanrıdan aldığını söyleyen tek bir kişiye bağlı yönetim
biçimi, 1789 Fransız Devrimi ile birlikte son bulmuştur. Fransız Devrimi’nin, otoriteye, geleneğe
karşı özgürlük, bireycilik anlayışı, 1848’e kadar bütün ülkelerde son derce sert tartışmalara neden
olmuş ve önemli sonuçlar doğurmuştur. Örneğin Fransa’da kölelik kaldırılmış ve Romantikler,
zencilerin köleliğine karşı çalışmalar yapmışlardır. Napolyon yasaları uygulanmaya başlanmış,
liberalizm ekonomik dogma haline gelmiş, devletin güçleri ile yurttaşların hakları arasında çatışma
durumu oluşmuştur. Birçok ulus anayasal sisteme geçmiş, bağımsızlıkları olmasa da uluslar
milliyetlerinin tanınması hakkına kavuşmuş, ulus kavramı asıl konu haline gelmiştir (Claudon, 1994:
16, 29; Özmutlu, 2013: 383).
Novalis, Schleiermacher, Schelling, Hölderlin ve Friedrich Schlegel gibi düşünürler, Fransız
devrimini büyük bir hayranlıkla karşılamışlardır. Devrimin, özgürlük, eşitlik ve kardeşlik söylemlerini
büyük ölçüde kabul etmişlerdir. Ancak bir süre sonra Devrimin egoizm, materyalizm, faydalıcılık
üretmeye başladığını görünce, bu kapitalist oluşumdan uzaklaşmışlardır (Dellaloğlu, 2010: 43).
Avrupa’da yaşanan Sanayi Devrimi, teknolojik alanda birçok yeniliklere neden olsa da
Romantikler açısından çoğunlukla yadırganmıştır. Onlara göre, endüstrileşme, para kazanma, çirkin ve
değersizdir. Ölümsüz “tin” (ruh) ile bağdaşmamaktadır. Modern ekonomik kurumlar, bireysel
özgürlüğe müdahale etmektedir (Russell, 1997: 14). Fabrikaların çoğalmasına, şehirlerin giderek
büyümesine ve kalabalıklaşmasına, kalabalık içinde insanın yalnızlığa düşmesine ve bireyin
yüzleşmek istemediği gerçeklerden kaçmasına neden olmuştur. Kaçış başka bir şeye sığınmayı zorunlu
kılmış, sanatçılar gerçeklerle bağlarını kopararak geçmişe, egzotik yerlere, imgelemlerinde ve
doğadaki yeni yaşam kaynağına yönelmişlerdir (Özmutlu, 2013: 388). Yaşanan bunalımlar, 19. ve 20.
yüzyıl sanatını belirleyen, içinde Romantizmin de yer aldığı, yeni akımların doğuşuna neden olmuştur.
Yaşanan bu süreçte, sanat, edebiyat ve felsefe, olumlu ya da olumsuz anlamda “Romantik”
denilebilecek bir duygunun etkisi altında kalmıştır. Romantik duygunun dışında kalanlar bile onu
dikkate almak zorunda kalmış ve sandıklarından daha çok etkilenmişlerdir. Romantik hareket
başlangıçta felsefe ile bağlantılı değildir fakat çok geçmeden bu bağ kurulmuştur (Russell, 1997: 11).
Romantikler, Immanuel Kant (1724-1804)’ın metafiziğinden büyük ölçüde etkilenmiştir. Kant’ın
yapıtlarında, odak sorunu “bilgi”dir. Bilgi, gökbilim, matematik, fizik, coğrafya, tarih gibi oldukça
geniş bir ilgi alanına sahiptir. Bu alanın içeriğini, romantizmin temel taşları olan, insan, özgürlük,
50
www.inciss.com Volume I/ Autumn 2016
H. Altuner-S. Yıldız Kısacık
nedensellik, varlıkbilim, tin bilim, tanrı, güzel, yüce, doğruluk, gerçeklik, ölümsüzlük gibi sorunlar
oluşturmaktadır (Kant, 1997: 10).
Kant, ahlakı ele alırken, Romantizmle aynı bakış açısını benimsemiştir. Bizzat insan varlığının
dışında hiçbir şey, özgür insanın seçimi hakkında kararlar veremez ve müdahale edemez. İnsanı, hiçbir
dış ya da üst yasa yönetmemelidir. İnsanın saygınlığı, nesnelerin onların kendi nesnel nitelikleri için
istemenin rasyonel özgürlüğüne bağlıdır. Başka bir deyişle koşulsuz zorunluluğa boyun eğip
eğmemesine bağlıdır. Bütün insanlar özgür ve eşittir, nesnel ilkeye dayanan bireycilik, rasyonel bir
şekilde ortaya konulan öznelliğin zorunluluğu ve duygunun gerçekliği bunla bağlantılıdır. Kant,
belirsiz değerlere, devrimci düşüncelere kuramsal kanıt getiren ilk filozof olarak söylemleri ile
Romantiklere kaynaklık etmiştir. (Claudon, 1994: 21).
Kant’ın, dünyanın, bir hazır-yapıt olmadığını, dünya bilgisini bilen “özne”nin bir etkinliği
olduğu düşüncesi, Romantizmin, insana önem veren, bireyi yücelten, özneyi ön plana çıkaran tavrıyla
örtüşmektedir. Kant’ın dünyayı bir hazır yapı olarak görmemiş olması, Romantikleri dünyanın bir
sanat eseri olarak tasarlanabileceği konusunda cesaretlendirmiştir. Ancak “eser”, idealin tasarımıdır;
“ideal” değildir yani eksiktir (Dellaloğlu, 2010: 26-27).
Johann Gottlieb Fichte (1762-1814), Alman Romantizminin oluşumunda önemli bir yere
sahiptir. Fichte’nin, Kant’ın özneye yoğunlaşma konusundaki eğilimini güçlendirmesi bir bakıma
Romantizmin anahtarı olmuştur (Dellaloğlu, 2010: 32). Fichte, Kant’tan sonra, “gerçekliğin”, insan
yapımından başka bir şey olmadığını ileri sürer ve “şey”in insan zekâsını sınırlandırabilmesini
tutkuyla reddeder. O, insanın kişiliğinde bir “fatih” görür ki bu da Romantizmin bir niteliğidir. En son
gerçeğin sadece “ben” olduğunu ve “ben”in ağırlığını koyması nedeniyle var olduğunu, öznelciliği
savunur. Buna benzer yaklaşım Friedrich Hölderlin ve Friedrich von Hardenberg’da (Novalis)’in
çalışmalarında söz konudur.
Fichte’ye göre, “ben”, etkinliktir, çabadır. “Beni” oluşturan çabanın
aldığı temel biçim bilinçaltı, dürtüdür (Russell, 1997: 66; Copleston, 2010: 74).
Fichte’nin, doğaya bakış açısı da bireye bağlıdır. Doğayla, insanın onun üzerinde etki yaptığı,
onunla kendini gerçekleştirdiği oranda ilgilenmiştir (Claudon, 1994: 21- 22). Fichte’nin, doğayla olan
bağlantısı, bireye önem vermesi, bilinçaltının insan karakterini oluşturduğu konusundaki düşüncelerin
yansımaları olarak sanatı tanımlaması, romantik tavra yön vermiştir. Bu dönemde, bütün bilgi, eylem,
düşünsel çabalar, ahlaksal gelişmeler, ilerde mutlu bir geleceğin inancına bağlı olarak
gerçekleştirilmiştir.
Kant ve Fichte’nin, özne ile nesne arasındaki diyalektik ilişkiye dayanan “idealist bireycilik”
e Friedrich Hegel (1770- 1831) kuramsal bir şekil vermiştir. Zaman zaman Kant’ı eleştirse de onun
kuramının doruğa ulaştırmıştır (Russell, 1997: 81). Hegel’in sanat felsefesi, onun genel felsefesi ve
mutlak ruhun içinde yer almaktadır. Ruhsal dünyanın gelişmesinde ilk basamak olan “öznel ruh” da
51
Reflections of the Intellectual Structure Forming Romanticism to the Art of Painting
yani tek insanın hayatında “fikir” henüz eksik bir kavramdır. “Fikir” ruhsal alanda (kültür
dünyasında) ikinci olarak “nesnel ruh” olarak görünür. Burada “fikir” özüne uygun bir dünyayı
gerçekleştirmiştir. Toplum, devlet ve tarih, “nesnel ruh”un öğeleridir. Ama “fikir” kültür
dünyasındaki gelişmesinin üçüncü ve son basamağı olan “Mutlak ruh” da tam birliğe, bilince ulaşır.
Çünkü son basamağın öğeleri olan sanat, din ve felsefe sonsuz gelişme gösterir. Onlar toplumlar ve
devletler gibi gelip geçici, ölümlü değildir (Arıcan, 2006: 201). Hegel, sonsuz olanla sonlu arasındaki,
Tanrı ve yaratıklar arasındaki ilişki üzerinde durmuş ve felsefi düşünceyi dinsel olanla birleştirmiştir.
Tarihsel çelişkiler ve çözümlemeler filozofu olan Hegel’e göre dünyanın gerçekliği onun
tarihindedir ve bu tarih süreklilik özelliğine sahiptir. “Us” ile “usdışını”, “zorunlu” ile “özle ilgili
olamayanı”, “anlam” ile “anlamsızlığı” değişik oranlarda birbirine karıştıran tarihtir. Eğer
romantizm, ilerleme, görecelik ve devrim ise, kuramsal kanıtını, sistem kurma peşinde olan Hegel
diyalektiğinde bulabilir (Claudon, 1994: 22).
Hegel’e göre, sanat insani bir ihtiyaç olarak ortaya çıkar, ruhi ve duygusal olanın
uzlaşmasından doğan uyumdur. Sanata olan bu ihtiyacı doğuran da insanın düşünen bir bilinç
olmasıdır. Sanat, duyusal bir tasarımdır ve belirleyici özelliği güzelliktir. Güzellik ise gerçeğin
kendisidir (Arıcan, 2006: 201-202).
Hegel’in Romantiklerle ilgili değerlendirmesi genel de olumsuzdur. Örneğin Romantikler için
içtenlik olarak nitelenen “ironi”, onun için bir şımarıklıktır. Buna rağmen Hegel diyalektiği ile
“Romantik ironi” arasında bir yakınlık vardır. “Diyalektik”, tıpkı ironi gibi, “var olma ile yok olma”
arasında sürekli bir gidip gelmedir, her ikisi de yoğun bir biçimde olumsuzluk taşır. Aslında ikisi
arasındaki temel fark, Hegel, felsefeyi tamamlamak bitirmek ister, yani onun diyalektiğinin bir sonu
bulunur, oysa ironinin bir sonu yoktur. Romantikler, ideal olanın gerçekleşmesinin mümkün
olmadığını ve felsefenin ölümsüzlüğe mahkûm olduğuna inanırlar (Dellaloğlu, 2010: 92-93).
Fichte’nin görüşlerinden esinlenerek salt bir idealizm öğretisi geliştirmeye çalışan Friedrich
Schlegel (1772-1829)’e göre sanat yapıtı, “kendisinin ötesinde hiçbir şeye ihtiyaç duymayan,
kendinden başka hiçbir şeye indirgenemeyen” bir nitelik kazanır ve bu da romantik estetiği tanımlar.
Romantik sanat kuramsallaştırılamaz, çünkü o hiçbir zaman tamamlanamaz. Schlegel’in sanatta
olması gerektiğini düşündüğü özellik, sanatın öteki yüzü olarak tanımladığı “alegori”dir. Alegori,
kendisinin ötesindekine işaret eder, sanatın öteki yüzüdür. Sanatta, “Mutlaka” ulaşmak mümkün
değildir, “Mutlak”tan ancak alegorik olarak söz edilebilir ve bu da sanatın alanıdır. Bu anlayış,
Nietzsche’de zirveye ulaşır. Nietzsche’ye göre, varlığın kendisini doğrulaması ancak estetik görüngü
olarak mümkündür. Sanat yapıtı temsil edilemeyenin temsildir, aklın yasalarına indirgenemez
(Dellaloğlu, 2010: 31).
Kant’ın sanatın daha yüce bir rol oynaması yolundaki yarım kalmış önerilerini ilk benimseyen
52
www.inciss.com Volume I/ Autumn 2016
H. Altuner-S. Yıldız Kısacık
Friedrich Schiller (1759- 1805) olmuştur. Schiller’in “Estetik Eğitimi Üzerine Mektuplar (1794-95)”
adlı kitabında bütün batı kültürünün tarihini ortaya koyar. Megill’in (2012) tanımıyla; “Modern insan
kendisinden kopmuştur; çünkü insan doğasının birliği, kültürün ilerlemesiyle ortadan kalkmıştır.
Kısacası, Schiller artık kültürel yorumcuların klişesi haline gelmiş olan modern yabancılaşma fikrini
ilk kez dile getiren teorisyenlerden biridir”. Schiller bu yabancılaşmanın tedavisinin sanatta olduğunu
ileri sürer. Alman Romantikleri modern dünyanın, Schiller’in dikkat çektiği düşünsel ve yaratıcı
parçalanmasının sanat sayesinde giderilebileceğini savunmuşlardır (Megill, 2012: 47-53).
Fichte’in kuramını coşkuyla yeniden ele alarak bu alanda daha ileri giden ve peşinden gençleri
sürükleyen Friedrich Schelling (1775- 1854)’dir. Schelling, karanlık bir dünya çizmiştir ve buna göre,
evrenin içinde bir dram oynanmaktadır. “Birlik”te bir uyuşmazlık vardır ama bu uyuşmazlık, yaşamın
ilkesi ve aynı zamanda umudun kaynağıdır. “Ben”e ulaşmak için doğadan yola çıkmak gerekir, çünkü
her şey sürekli değişim halindedir. Bu değişim ancak savaşımın, doğa ile çeşitliliğin ve gelişimin
kaynağı olan hayat arasındaki savaşımın ürünüdür. Eğer canlı varlık doğanın saldırısına karşı duyarsız
olsaydı, sonuç ölüm olurdu çünkü savaşım ve devinim, hayatın bizzat özüdür. Bilgi, inanç ve irade
birliği, insanın yüce amacı olmalıdır (Claudon, 1994: 22). Diğer düşünürlerin de vurguladığı gibi
doğaya dönüş Schelling de vurgulanmıştır.
Arthur Schopenhauer (1788-1860), Romantizmin en ünlü niteliği olan “çağ bunalımı” nın
felsefi açıklamasını yapmıştır. Filozoflar arasında kötümserliği ile özel bir yere sahiptir (Russell, 1997:
109). Schopenhauer, Romantizmin temelinde olan aşırılığın en tipik örneğidir. “İrade ve Tasarım
Olarak Dünya (1818)” adlı yapıtında, dünyanın bir beyinsel olgu, “fenomen”, olduğunu ileri sürer ki
bu da çağıyla tam anlamıyla uyum halinde olan bir tutumdur.
Nietzsche’nin en yakın öncüsü
Schopenhauer, “dünyayı”, “fikir” ya da “tasarım” olarak görür (Megill, 2012: 51). Eğer tasarımı,
zihnimizin yaratısından önsel olarak türüyorsa, dünya bizim olgumuz, “gerçeğimiz” olur. Bunun için
varlığın değişmez (sürekli) temeli olan, “istenç” (irade) gereklidir. Düşünce ve bilinç ilk gerçeklikler
değildir. Tek doğal mutlak olan “istenç” (irade) den kaynaklanan görüngülerdir (duyularla
algılanabilenler). İnsan dayanıksız varlığını, yıkıma karşı daha iyi savunmak amacıyla zekâsını,
“istenç” inin buyruğuna verir. “Ölüm”, görüngüler dünyasının bir yanılsamasından başka bir şey
değildir. Birey ölür fakat tür varlığını sürdürür. Eğer kendimize mekân, zaman, nesnelerin nedeni ya
da sonu üzerine soru sormayı bırakırsak, biçimin, katıksız özün algısına erişebiliriz (Claudon, 1994:
22).
Friedrich Wilhelm Nietzsche (1844-1900), Schopenhauer’in ardılı olarak kendini görür ancak
birçok bakımdan onun ötesine geçmiştir. Özelikle de öğretisinin tutarlılığı açısından (Russell,
1997:117). İlk kitabı olan, Yunan drama kuramına dayanan, “Müziğin Ruhundan Tragedyanın Doğuşu
(1872)”yla ile sürekli tartışılan sanatın temelleri sorununu aydınlatmıştır. Sanatın “usdışılığını”
53
Reflections of the Intellectual Structure Forming Romanticism to the Art of Painting
savunarak sanatın ve tüm insan yaratıcılığının kökenini, “düş” ve “şarkı” olarak görmüştür.
Nietzsche, Schopenhauer'la birlikte, sanatın, bilimin ve felsefenin, “yanılsamanın biçimleri” olduğunu
söyler. Sanat aracılığıyla yeniden yorumlanarak yeni baştan kurulan ve işlev kazandırılan yaşam,
örneğin tragedya, varlığın anlamsız akışından, sürüklenişinden anlamlı bir bütünlüğe ve düzenli bir
dünyaya dönüşür (Bozkurt, 2014: 175-176).
Entelektüel kariyerinin büyük bölümünde, Nietzsche, Romantizme saldırmıştır. Buna rağmen
Romantiklerin, edebiyat ile felsefe arasındaki sınırları yıkma perspektifi Nietzsche ve sonrasında
devam eder. Tıpkı Romantikler gibi Nietzsche de felsefenin, şiir ve sanata çok yakın bir etkinlik alanı
olduğunu savunur. Bu romantik bir temadır. Nietzsche’nin estetik anlayışı ile romantik estetik anlayış
arasında paralellik bulunmaktadır (Dellaloğlu, 2010: 39).
Nietzsche, Freud’dan önce sanatın bilinçaltıyla olan bağlantısını göstermiş, rüya ve sarhoşluk
içindeki insanda karşılaşılan Apollocu ve Dionisoscu eğilime dikkat çekmiştir. Apollocu eğilimde
sanat, simgesel dünyanın güzelliğini sunar, görünüşün çözülüşünü estetik aracılığıyla kurtarmaya
çalışır. Dionisoscu eğilimde sanat, insanın öncesiz, görünüşler içinde araştırır ve insanı yücelterek
görünüşlerin arkasında yatan en derin anlama ulaşır. Nietzsche’ye göre sanat, öncesiz ve sonrasızlığın
imgelenmesidir, dünyanın düzeninin taklit edilmesidir. Sanat, oluşu aşma istemi, ebedileştirme,
sonsuzlaştırma eğilimidir (Bozkurt, 2014:181).
18.yy sonu ve 19.yy başına kadar olan süreçte, Kant, Fichte, Schlegel, Schiller, Schelling,
Schopenhauer, Hegel, Nietzsche gibi pek çok filozof, Avrupa’nın düşünsel hayatında yeni bakış açıları
ortaya koymuş ve sanatın tanımını büyük ölçüde şekillendirmişlerdir.
Kant’ın insan, özgürlük,
nedensellik, varlıkbilim, tin bilim, tanrı, güzel, yüce, doğruluk, gerçeklik, ölümsüzlük konularına
yönelişi ve bireyi odak noktasına alışı Fichte’de gelişerek Romantizmi etkilemiştir.
Schlegel’in sanat eserini ön plana çıkaran ve alegori ile bütünleştiren sanat anlayışı,
Romantizmin, mistik, derinliği olan, sembolizmi hatırlatan duygusal derinlikleri olan yaklaşımını
açıklamaktadır. Schiller’in yabancılaşmaya karşı sanatı ve insanın kendine dönüşünü ön plana
çıkarması; Schelling’in dramın çaresi olarak doğaya yönelerek “ben”e ulaşma söylemi;
Schopenhauer, Romantizmin en ünlü niteliği olan “çağ bunalımı” nın dünyayı kendi beyinsel
olgumuz olarak görüp sorunları da irademizle yenme söylemi bu akımın ana çerçevesini çizmiştir.
Hegel’in, Kant’ın kuramından hareketle oluşturduğu düşünce ve Hegel diyalektiği ile “Romantik
İroni” arasında bir yakınlık; Nietzsche’nin “usdışılığı” savunan, rüyalara, hayallere, bilinçaltına
uzanan ve gerçekliğe karşı insana dayanma gücü veren “sanat” yaklaşımı romantik tavrın felsefe
boyutundaki oluşum sürecini özetlemektedir.
Romantik Resim
Alman öğretilerinde, kuramsal bulgu alanında gelişen önceki yüzyıllarda baskın olan, klasik
54
www.inciss.com Volume I/ Autumn 2016
H. Altuner-S. Yıldız Kısacık
kültür ve sanatla beslenen Latinleşmiş Avrupa’ya, “us” (akıl) tutkusuna karşı oluşan, insan ve doğayı
yeni bir biçimde kavranmasını savunan bir genel tavır olan Romantizm, İtalya’da aynı doğrultuda
gelişmiştir. Aydınlanmanın soyut yönlerine karşı koymak tavrı olarak algılanmıştır. Fransa’da ütopik
sosyalizmin ortaya çıkmasında ve devrimciliğinde etkili olmuştur. İngiltere’de ekonomi alanındaki
gelişmelere paralel gelişen duyguların ifadesi olmuştur. 19. yüzyılda Romantizmle birlikte, durağanlık
ve kesin kurallar geçerliliklerini yitirmiş, sanat, büyük bir yaratıcı serüven ve sürekli devrimci
sıçramalar evresini yaşamıştır (Claudon, 1994: 21, 35, 42).
Sanat, Romantizme, modern sanata kadar “mimesis” (yansıma, yansıtma) olarak kabul
edilmiştir. Sanat, yaşamın kurgulanmış bir tekrarıdır, yaşama tutulan bir aynadır. Sanatçı da aslında bir
taklitçidir. Bu görüş, aralarında farklılıklar olsa da Platon ve Aristoteles’e dayanan, Antik Yunan sanat
anlayışıdır. Realizm ve Natüralizmi de mimesis estetiğinin bir devamı olarak görmek mümkündür.
Realizm, yaşama ayna tutarken, Natüralizm, sanat ile yaşamı bir bütün olarak görmektedir.
Romantizmde durum biraz farklıdır. Romantizmde sanat, “anlatımcılığa” dönüşür. Romantizm,
modern sanat öncesi bir akımdır ancak özellikleri ile modernizme daha yakındır (Dellaloğlu, 2010:
79).
Klasik estetik, sanatı, değişmez normları olan, hiyerarşik bir düzene sahip kurallar bütünü
olarak kabul ederken; romantik estetik, sanatın türler arasındaki sonsuz hareketini meşrulaştırmıştır.
Dolayısıyla sanatı, sabit kurallardan kurtarıp bir anlamda “anarşik” bir yapıya dönüştürmüştür.
Romantizmin, klasik estetiğin kuralları yerine, yaratıcı imgelem ve dehayı koyması, Alman
romantiklerinin gençlik dönemlerinde Fransız Devrimine büyük hayranlık duymasına neden olmuştur.
Romantizm de sanat alanında yaşanan bir devrim olarak kabul edilmiştir. Fransız Devrimi, toplumsal
ve siyasi çerçevede; Romantizm de sanat alanında klasikten moderne geçiş olarak görülmüştür
(Dellaloğlu, 2010: 79-81).
Romantik sanat, Klasik sanata bir tepki olarak nitelense de aslında Neo-Klasik nitelikleri
bulunmaktadır. Romantik ressamların çoğu Neo-Klasik tavır içinden çıkmışlardır. Örneğin, Fransız
Neo-Klasik ressam Joseph-Marie Vien (1789 - 1809)’in 1789 Sergisi’nde “Kölelikten Kaçan Aşk” adlı
çalışmasında yeni bir eğilimin yer aldığı görülür (Görsel 1). Ressam antik modelden vazgeçmiştir.
Aynı evrim, Vien’in öğrencisi Jean-François Pierre Peyron’un (1744-1814) son yıllarında, 1808
sergisi için yaptığı “General Valhubert’in Ölümü” adlı tablosunda da söz konusudur (Görsel 2)
(Claudon, 1994: 37).
55
Reflections of the Intellectual Structure Forming Romanticism to the Art of Painting
Görsel 1 (Sol). Joseph-Marie Vien, Kölelikten Kaçan Aşk, 1789 (http://utpictura18.univmontp3.fr/GenerateurNotice.php?numnotice=A3694). Görsel 2 (Sağ). Jean-François Pierre Peyron,
General Valhubert’in Ölümü, 1805 (http://en.gallerix.ru/album/Versailles/pic/glrx-495144243).
Neo Klasizmin en önemli temsilcisi olan Fransız ressam, Jacques-Louis David’in (1748-1825)
peyzajlarında, öğrencisi Anne-Louis Girodet (1767-1824)’in 1808 tarihli “Atala’nın Gömülüşü” adlı
eserinde (Görsel 3), duygu aktarımındaki yoğunluk, arkada derinleşen kurgusal doğada olduğu gibi,
romantik öğeler dikkat çekmektedir. İngiliz manzara ressamları olan, John Crome (1768-1821),
Richard Parkes Bonington (1802-1828) ve John Constable (1776-1837) ise İngiliz Romantizmin
öncüleridir (Claudon, 1994: 38-39).
Görsel 3 (Sol). Anne-Louis Girodet, Atala’nın Gömülüşü, 1808 (Antal, 1936:133). Görsel 4
(Orta). John Crome, Wensu Nehri,( https:// org/wiki/John_Crome). Görsel 5 (Sağ). Richard Parkes
Bonington, Normandy, 1823 (http://www.abcgallery.com/B/bonington/bonington.html).
İngiliz Romantizminin en önemli temsilcilerinden John Constable (1776- 1837) ve William
Turner; Wordsworth ve George Gordon Byron’un şiirlerinden esinlenen, aynı duyarlılığa ve aynı doğa
sevgisine sahip ressamlardır. Constable, küçük yağlı boya çalışmalarında olduğu kadar büyük
kompozisyonlarını da coşkulu bir üslupla tasvir etmiştir. Işığın bütün açıklık ve koyuluk derecelerini
ve değişimlerini sağlayan yumuşaklığı, Empresyonizm’in ilk izlerini yansıtır. “Saman Arabası” adlı
56
www.inciss.com Volume I/ Autumn 2016
H. Altuner-S. Yıldız Kısacık
çalışmasında (Görsel 6) olduğu gibi, yaptığı peyzaj çalışmaları Fransız Romantiklerini etkilemiştir
(Claudon, 1994: 49). Eserde, aynı zamanda Sanayi Devrimi’nin getirdiği olumsuzluklardan uzak,
nostaljik bir manzara seçimi de romantik tavrını yansıtan bir özelliktir. Dönemin Fransız sanatçıları
onun natüralizmini, tekniğinin özgürlüğünü, renklerinin canlılığını, havanın ve ışığın titreşimlerini,
meltem, bulutlar ya da dalgaların köpüğü gibi devingen olguları saptama özelliğini büyük bir
beğeniyle izlemişlerdir (Görsel 7). Artık doğa fon olarak kullanılmaktan çıkmış, resmin esas konusu
olmuştur.
Görsel 6 (Sol). John Constable, Saman Arabası (The Hay Wain), 1821 (http://www.
metmuseum.org/toah/hd/jcns/hd_jcns.htm). Görsel 7 (Sağ). John Constable, Weymouth Körfezi, 1816
(Claudon,1994: 62).
Romantik sanatın temeli sanatçının içtenliğidir. Sanatçı yapıtında, doğayı, dünyayı, toplumu
ve insanları ele almaz; tüm bunların onun üzerinde bıraktığı izleri ele alır. Sanat dolayısıyla sanatçının
düşünceleri, duyguları, yorumları, iç dünyasıdır (Dellaloğlu, 2010: 99). Sanatçının iç dünyası, ne ilk
çağlarda ne Orta Çağda dikkate alınmıştır. İnsana bir birey olarak önem verilmesi Rönesans’la
başlamış ve ancak gerçek anlamda Romantizm gerçekleştirmiştir. İşin merkezinde sanatçı olunca,
sanatın neyi ifade etmesi gerektiği düşüncesi de değişmiştir. Sanat, dış dünyayı yansıttığı kadar
sanatçının iç dünyasını da anlatmalıdır. Bir dışavurum haline gelmelidir. Eserlerde tabiat ve dış dünya
anlatılsa da sanatçının duygu süzgecinden geçmiş bir görüntüye dönüşmelidir. Moran’a göre (1999),
sanatçıyı diğer insanlardan ayıran onun fikirleri değildir. Bunun nedeni, fikirlerin başkaları ile
paylaştığı ya da onlardan öğrendiği şeyler olmasıdır. Kendi kişisel yaşantısı, duyguları ise sadece ona
özgü şeylerdir, tektir ve eseri önemli kılan da bu özelliğidir. Sanatçı Romantizmde, üstün bir insandır
(Moran,1999:101-102).
Sanatçılar, yaptığı manzaralarda melankolisini ya da düşlerinin uzantısını anlatmaktadır.
Gerçekte bir panorama ya da doğanın doğrudan yansıtılması değil; sanatçının duygusal değerlerine
göre seçilmiş parçaların bütünüdür. Fransız Eugène Delacroix (1798-1863) “Biz romantik olduktan
57
Reflections of the Intellectual Structure Forming Romanticism to the Art of Painting
sonra dağlar güzelleşti” demiştir. Buna benzer tanımla, Kant da “doğa, bir sanat eseri olarak
görüldüğü zaman güzeldir” demektedir (Ergün:5).
Görsel
8.
Ferdinand
Victor
Eugène
Delacroix,,
Gemi
Kazası,
1862
(http://www.eugenedelacroix.org/).
Constable, şiirsel natüralizmin sınırları içinde kalmasına rağmen, William Turner (17751851) yeni bir yola, Empresyonizm’e götüren yola girmiştir. Turner, Avrupa’nın değişik bölgelerine
yaptığı seyahatlerde birçok taslak ve sulu boya çalışmalar yapmış ve bunları daha sonra büyük boyutlu
tuvallere aktarmıştır. Bu izlenimlerini, kendine has bir hava ve atmosfer (Görsel 9) içinde eriterek,
nerdeyse görünmez olan görüntüler olarak resmetmiştir. Bu şekilde etkileyici bir ifade kazanmıştır.
İsterse Grisons’da bir çığ, Alpler’de bir kar fırtınası, denizin çekildiği bir kumsal ya da deniz içinde
batmış bir enkaz olsun, ışık, renk, bir tür sis, nem ve pus içinde tasvir etmiştir (Claudon, 1994: 50).
Gerçek dışı, metafizik bir doğa söz konusudur.
Görsel 9 (Sol). William Turner, Harbour Ağzın’da Kar Fırtınasındaki Buharlı Gemi, 1842
(Eyüboğlu, İpşiroğlu: 128). Görsel 10 (Sağ). William Turner, Kar Fırtınasında Hannibal ve
Ordusunun Alpleri Geçişi, 1812 (http://www.tate.org.uk/art/artworks/turner-snow-storm-hannibal-and58
H. Altuner-S. Yıldız Kısacık
www.inciss.com Volume I/ Autumn 2016
his-army-crossing-the-alps-n00490).
Alman romantik resminin en önemli temsilcisi Caspar David Friedrich ( 1774 - 1840), peyzaj
ve doğaya ilişkin kuramları yeniden ele almıştır. Ressam yalnızca karşısında gördüklerini değil, kendi
içinden gelenleri ve algılarını tuvale yansıtma taraftarıdır. Pomeranya’da doğan sanatçı, çocukluğunun
görünümlerini, Baltık sahillerini, Harz Dağları, Elbe kıyılarını resimlerine taşımıştır. Gün batımlarını,
ay ışığını, iskelete benzeyen ağaçları, mevsimsel değişiklikleri işlemiştir. Tinsel yaşam anlayışının
yanı sıra derin doğa bilgisinin üzerinde durmuştur. Friedrich’in tablolarını, yaşam ve ölüm; insan,
Tanrı ve doğa arasındaki ilişkilerin monologları olarak tanımlamak mümkündür. Peyzajlarında
doğaüstü bir anlayış vardır. Peyzaj, metafizik, trajik bir boyut kazanarak zamandan bağımsız bir
dekora dönüşmüştür (Görsel 11-12). “Deniz Kıyısında Keşiş” adlı tablosunda (Görsel 13), doğa
güçleri karşısında insanın büyük yalnızlığını ve bunun sonucu olan yıkımı dile getirir. İnsan varlığını
ve önemsizliğini anımsatarak tinsel bir boyut kazandırır (Claudon, 1994: 51-52).
Görsel
11
(Sol).
Caspar
David
Friedrich,
Neubrandenburg,
1816
(http://www.caspardavidfriedrich.org/Neubrandenburg-c.-1817.html). Görsel 12. (Sağ) Caspar David
Friedrich: Watzmann,
1824/25
(http://www.berchtesgadener-land.com/natur/wandern/hike-
society/caspar-david-friedrich).
Bu tinsellik insanın doğa karşısında çaresizliğini, yaşamdaki yalnızlığını ve yaratıcı gücün
büyüklüğünü tanımlamaktadır. Romantizm'de dini bir heyecanla geleneksel inançlara bir dönüş vardır.
Romantiklerin dini, manevi değerler üzerine kurulmuş bir dindir. Bu din Tanrı ile dünya arasında bir
bağ kurarak insanoğlunun doğada Tanrı'nın varlığını hissetmesini sağlamaktadır (Kuray, 223). Din,
bilinenin aksine, romantik dünya görüşü içinde, büyük önem kazanmıştır. Caspar David Friedrich,
59
Reflections of the Intellectual Structure Forming Romanticism to the Art of Painting
Philipp Otto Runge gibi sanatçılar, çalışmalarında kimi zaman uçsuz bucaksız doğa tasvirleriyle, kimi
zamanda
Hıristiyanlığı
simgeleyen
unsurları
kullanarak
maneviyatlarını
yoğunlaştırmışlar,
sığınacakları bir güç olarak dine yönelmişlerdir (Görsel 13, 14, 15).
Görsel 13 (Sol). Caspar David Friedrich, Deniz Kıyısında Keşiş, 1808-1810 (Mingey, 2007: 3).
Görsel 14 (Sağ). Caspar David Friedrich, Tetschen Altarı, Dağdaki Haç, 1807 (Passeron, 1990: 101).
Görsel 15.
Philipp Otto Runge, Mısır’a Seyahat Dinlenme, 1805 (Claudon,1994: 52).
Romantizmde geçmişe olan düşkünlük, geçip giden zaman olgusu içinde, Antikite merakı
özellikle Winckelmann’ın arkeolojik kazı çalışmalarıyla, 1755 yılına doğru Hercalanium ve
Pompei’nin bulunuşu ile artmıştır. Roma’nın hümanizmi ve klasisizmin bütün güzelliklerinin yok
olduğu duygusu, Gotik katedrallerin mimari etkileri ve özlemleri, Ortaçağ inanç dünyası, yeni sanatı
şekillendirmiştir. Geçmiş kültürlere dair kalıntıları, Hubert Robert’un (1733-1808) gibi sanatçıların
çalışmalarında görmek mümkündür (Görsel 16,17) (Claudon, 1994: 14-15; Hauser, 1995: 132-133).
60
www.inciss.com Volume I/ Autumn 2016
Görsel 16 (Sol).
H. Altuner-S. Yıldız Kısacık
Hubert Robert, Roma’daki Rippeta’nın Görünüşü, 1766 (http://www.nga.
gov/content/ngaweb/exhibitions/2016/hubert-robert.html). Görsel 17 (Sağ). Hubert Robert, Louvre
Galeri’nin Harabe Görünüşü, 1796 (Hollingswoerth, 2009: 376).
Ayrıca bu düşkünlük, tarihin, geleneklerin; toplum yaşamının ana ve kaçınılmaz öğesi olarak
görmeleriyle de ilgilidir. Onlara göre, tarihin her dakikası özel, yinelenmez bir nitelik taşır ve Kuray’ın
ifadesinde yer aldığı gibi, romantik melankoliyi de tanımlamaktadır:
“Yaşanan zaman geçmişin sonucudur ve içinde geleceğin tohumlarını besler. Eski
yaşam kavramının birtakım değerleri değişmez olarak görünen durgun bir yapıya sahip
olmasına karşın yenisi sürekli olarak daha yüce değerleri elde etmeye çalışan böylece
sonsuzluğun karmaşıklığını çözmeye uğraşan, ileriye dönük bir kavramdır. İşte bu
sonsuzluğun sırrını çözme çabasından Romantizme özgü olan hüzün ve melankoli doğar.
Sonsuzluk, sınırsızlık Romantizmin en önemli özelliğini oluşturur” (Kuray, 1986:224).
Romantikler, garip olanı sevmişlerdir; hortlaklar, geçmiş devirlerden kalma harap şatolar, eski
büyük ailelerin son melankolik torunları, gizli bilimlerle uğraşanlar, düşen tiranlar, ortadan kalkmakta
olan korsanlar gibi. Onlar büyük, uzak ve dehşet verici olanları seviyorlardı. Ortaçağa ve onu andıran
şeylere ilgi duyan romantik sanatçılar bu sayede yaşanan dönemin gerçekliğinden uzaklaşıyorlardı
(Russell, 1997: 15). Gerçeklikten uzaklaşma, estetik ya da özel metafizik değer kazanan bir gece
düşünü anlatan, kimi zaman da duygu yüklü imgelerin yer aldığı tasvirlerin ortaya çıkmasına neden
olmuştur (Claudon, 1994: 14-25). Henry Fuseli (1741-1825) (Görsel 18,19) ve Francico Goya’nın
(1746-1828) (Görsel 20,21) çalışmalarında bunu görmek mümkündür.
61
Reflections of the Intellectual Structure Forming Romanticism to the Art of Painting
Görsel 18 (Sol). Henry Fuseli, Kabus, 1781 (Stokstad, 2005: 925). Görsel 19 (Sağ). Henry
Fuseli,
Macbeth’in
Başkomutanla
Görüşmesi,
1793
(http://www.tate.org.uk/whats-on/tate-
britain/exhibition/gothic-nightmares-fuseli-blake-and-romantic-imagination/gothic-3).
Görsel 20 (Sol). Francico Goya, Colossus, 1808–1812, (http://www.franciscodegoya.net/TheColossus.html). Görsel 21 (Sağ). Francico Goya, Madrid Şehir Alegorisi, 1810, (http://www.
franciscodegoya.net/Allegory-of-the-City-of-Madrid.html).
Düş, hayal ve ironi sanatın ayrılmaz bir parçasıdır. Romantikler, akıl yasalarını izlemektense,
sanatın, düş aracılığıyla ulaşabileceği, büyülü bir evreni tercih etmişlerdir. Ayrıca, duyular dünyasının
gerisinde sezinlenen ruh dünyasına yönelme ve ironi, adeta ruhsal göçü mümkün kılmıştır. Romantik
tavır, ironiyi kullanarak gerçekliği, ikinci plana almıştır. Bu ironi, gerçek olanın, gerçek olmayan
üzerindeki egemenliği etkisizleştirir. Romantik ironi, nesnelliğe teslim olmamanın bir biçimidir.
62
H. Altuner-S. Yıldız Kısacık
www.inciss.com Volume I/ Autumn 2016
Sanatçı tahammül edemediği; ama değiştirmeye de gücünün yetmediği gerçeklik karşısında, ironiyi,
gerçeklikle yaşayabilmek için kullanır (Dellaloğlu, 2010: 97).
Romantizm, öteki dünyaya doğru bir kaçışında, “Görünen dış dünya” ile “ruhun ve düşün
dünyası olan iç dünyaya” ait olma duygusu, ruhun hiçbir çatışma olmaksızın doğanın uyumunda yer
aldığı bir dünya tasarlama çabası vardır. Sanatçı ruhuna açılan yolları ararken, düşün, coşkunun,
alışılmış sınırlarımızın aşıldığı bütün durumların, kendisini kendi temel kaynağına ve bizzat hayata
yaklaştırdığına inanmaya başlar (Claudon, 1994: 25) (Görsel 22,23).
Görsel
22
(Sol).
Caspar
David
Friedrich,
Mezarlık
Girişi,
1825,
(http://www.caspardavidfriedrich.org/The-Cemetery-Entrance-1825.html). Görsel 23 (Sağ). Caspar
David Friedrich, Ayı izleyen İki Kişi, 1825-1830 (Ruken, 2007: 27).
Romantizmde, “kara romantizm” olarak adlandırılan, beden, ölüm ve şeytan gibi sözcüklerin
kullanıldığı bir yaklaşımdan bahsetmek mümkündür. Bu anlayışta, Zevk ile acı, güzellik ile dehşet
birbirine karışmıştır. Delacroix ve Goya, kara romantizm denince resim alanında akla gelen
sanatçılardır. Goya’nın çarpıcı, acımasız anlatımıyla, şeytan ve büyücülerin varlığı, şiddete ve gülünce
olan düşkünlüğü, savaşın yıkımlarından, düşlemlerden, kral portrelerine kadar, onun yapıtını, dehşetin
sınırlarına uzanmış romantizmin bu yanının en etkileyici tanığı yapar (Claudon, 1994: 27) (Görsel
24,25).
63
Reflections of the Intellectual Structure Forming Romanticism to the Art of Painting
Görsel 24 (Sol). Francico Goya, Aklın Uykusu Canavarlar Üretir, 1790 (Stokstad, 2005: 954).
Görsel 25 (Sağ). Francico Goya, Yangın, 1793-94, (http://www.franciscodegoya.net/The-Firelarge.html).
Fransız Romantik Delacroix, oryantalist bir tavır içinde doğu unsurları ile bezediği
resimlerinde, güzellik, zevk ve ölüm kavramlarını işlemektedir. Çalışmalarında çoğunlukla savaşlar,
katliamlar, birbiri içine geçmiş figürlerin devingen halleriyle anlatılmaktadır (Görsel 26, 27, 31). Bu
tür çalışmalarda egzotik bir tavır söz konusudur. Egzotizm, bilinmeyen toprakların çekiciliği, her türlü
zorbalıktan kurtulmuş bir yerin özlemiyle de ilgilidir (Claudon, 1994: 27).
Görsel 26 (Sol). Eugène Delacroix, Sardanapalus’un Ölümü,1827,
loyola.edu/brnygren/www/Honors/Romanticism.htm).
Görsel
27
(Sağ).
(http://evergreen.
Eugène
Delacroix,
Taillebourg Muharebesi,1834-35 (http://www.wga.hu/html_m/d/delacroi/3/309delac.html).
Goya ve Delacroix, toplumsal sorunlara ve yaşanan özgürlük bağımsız hareketlerine, tarihi
olaylara yabancı kalmamıştır, eserlerinde bu konuları sembolik bir tavırla işlemişlerdir (Görsel 28-29).
Örneğin, Delacroix’in 1830 yılında yaptığı “Özgürlük” adlı yapıtı (Görsel 29), Avrupa’da hızla
64
www.inciss.com Volume I/ Autumn 2016
H. Altuner-S. Yıldız Kısacık
gelişmekte olan, J.J Rousseau ve Napolyon’la başlayan, ulusallık, özgürlük, bağımsızlık akımının bir
simgesidir, halkı özgürlüğe çağırmaktadır.
Görsel 28 (Sol).
Francico Goya, 3 Mayıs 1808, (http://www.franciscodegoya.net/May-3--
1808.html). Görsel 29 (Sağ). Eugène Delacroix, Özgürlük, 1830 (Claudon,1994: 45).
Uzak kültürlerin tasviri, tarihi olayları ele almalarının yanı sıra “Helenizm”i savunmak gibi
kimi ideolojik tutum da söz konusudur. Militan ve ulusal savaşlara destek söylemleri bulunmaktadır.
Delacroix’nın “Messolongion Yıkıntıları Altında Can Çekişen Yunanistan”ı (Görsel 30 ) tasvir ederek
geçmiş büyük bir imparatorluğun yaşadıklarını tasvir etmesi ya da “Sakız Adası Katliamı” adlı tablosu
(Görsel 31); Hugo’nun “Les Orientales”de Türk baskısını eleştirmesi gibi eserler bu konuyla ilgili
örneklerdir. 1822 Salon’unda sergilediği “Dante ve Vergilius Ölümünden Sonra Ruhların Gittiği
Yerde” (Görsel 32) diğer iki çalışması gibi aydınlar kadar sanatçıları da coşturan Yunan bağımsızlık
savaşı dönemini anlatmaktadır (Claudon, 1994: 16, 43).
65
Reflections of the Intellectual Structure Forming Romanticism to the Art of Painting
Görsel 30 (Sol).
Eugène Delacroix, Messolongion Yıkıntıları Altında Can Çekişen
Yunanistan, 1826 (http://www.eugenedelacroix.org/home-2-12-1-0.html). Görsel 31 (Sağ). Eugène
Delacroix, Sakız Adası Katliamı, 1824, (Labudde, 1960:100).
Görsel 32. Eugène Delacroix, Dante ve Vergilius Ölümünden Sonra Ruhların Gittiği Yerde,
1822, (https://mydailyartdisplay.wordpress.com/2011/09/06/).
Fransız Romantizm en ünlü temsilcilerinden bir diğeri Théodore Géricault (1791- 1824), Goya
ve Delacroix’de olduğu gibi tarihi olayları işlemiştir. Gericault, vücutları işleyiş tarzıyla, acı
çekenlerin yüz ifadesindeki aşırılıkla, kalın ve yoğun boya tabakalarındaki yalın ve gerçekçi tekniğiyle
İspanyol Romantik sanatçı Goya’ya yaklaşır.
Örneğin 1812 Sergisi’de “Avci Subay’ın Atlı
Portresi”yle (Görsel 33) bir madalya kazanmıştır. Şaha kalmış atın ve ışığın içinde kılıçla saldıran
subayın atılganlık ve gücü hayranlık kazanmıştır. Ancak 1814 Salon’unda sergilenen, ayağını yere
basmış ve atını zapdetmeye çalışan “Yaralı Süvari” (Görsel 34) adlı tablosu belki de imparatorluğun
düşüşünü simgelediği için eleştirmenler tarafından pek olumlu karşılanmamıştır (Claudon, 1994: 42).
66
www.inciss.com Volume I/ Autumn 2016
H. Altuner-S. Yıldız Kısacık
Görsel 33 (Sol). Théodore Géricault, Avci Subay’ın Atlı Portresi, 1812 (Lee, 2012: 7). Görsel
34 (Sağ). Théodore Géricault, Yaralı Süvari,1814 (Lee, 2012: 8).
Géricault’un,1816 yılında yaşanan yüzlerce kişinin ölümüne neden olan gemi kazasından
esinlenerek yaptığı “Medusa’nın Salı” adlı tablosu (Görsel, 35) bu tür çalışmalarından bir diğeridir.
Eser sanatçının, on altı ay boyunca durmadan çalıştığı, Michelangelo, Caravaggio gibi büyük
ustalardan esinlenerek yaptığı bir başyapıttır. Sahne, duygusallık yüklüdür ve okyanus ortasında tek
başına kalmış insanların uğradığı yıkım, acı, yosunlukla biçimsizleşmiş vücutlarını, yaşadıkları dehşeti
tasvir etmektedir (Claudon, 1994: 42; Boydaş, : 219).
Görsel, 35 (Sol). Théodore Géricault, Medusa’nın Salı, 1819 (Lee, 2012:1). Görsel 36 (Sağ).
Théodore Géricault, Üç Sevgili, 1817-1820 (https://tr.pinterest.com/pin/463307880388629827/).
Ancak romantik resimde her şey bu kadar dramatik değildir. Gericault, dönemin diğer
ressamları gibi aşk temalı çalışmalar da yapmıştır (Görsel 36). François Pascal Simon (Baron
Gérard) (1770-1837), askeri, tarihsel konular işlemekle birlikte 1798 Salonu’nda sergilenen “Psykhe
67
Reflections of the Intellectual Structure Forming Romanticism to the Art of Painting
ve Aşk Tanrısı” (Görsel 37) adlı tablosuyla ünlenmiştir. Bu dönemin aşk sözcüsü PierrePaul Prud'hon (1758-1823)’dur. Portre çalışmalarının yanı sıra “Sevme Sanatı”, “Poul ve Virginie”
ve “Yeni Heloise” gibi kitapları resimlemiş, zarif ve ince üsluplu bir sanatçıdır (Claudon, 1994: 42-43)
(Görsel 38-39). Romantizmde işlenen aşk ve sevgi konuları çoğunlukla mitolojik figürler üzerinden
işlenmiştir. Mitolojik konu ve figürler bu boyutuyla kullanılmakla birlikte, romantizmde var olan
mistik, garip, doğaüstü olayları anlatmak için de kullanılmışlardır. Bu tür tasvirler, geçmiş kültürlere
bağlılıkla ilgili romantik bir tavrın ürünü olmakla birlikte, figürler üzerinden ulaşılan çağrışımlar
sayesinde derinliği olan anlatıma hizmet etmektedir.
Görsel
37
(Sol).
François
Pascal
Simon,
“Psykhe
ve
Aşk
Tanrısı”,1789
(http://www.christies.com/lotfinder/Lot/after-francois-pascal-simon-baron-gerard-cupid-5909708details.aspx).
Görsel
38
(Orta).
Pierre-Paul Prud'hon,
“Psykhe’nin
Kaçırılışı”,
1808
(https://tr.pinterest.com/pin/194499277629495197/). Görsel 39 (Sağ). Pierre-Paul Prud'hon, “Venüs
ve Adonis”, (https://tr.pinterest.com/marianazanazzi /pierre-paul-prudhon/)
Romantik üslupta çalışan çoğu sanatçı da tekrarlanan diğer bir konu ise portrelerdir (Görsel
40, 41). Neo-Klasik üslubu anımsatan renk ve ışık kullanımıyla, ama bu sefer farklı olarak kişilerin
duygularını ele veren ifadeleriyle, hissedilen boya dokusu ve fırça darbeleriyle figürler tasvir
edilmiştir. Hatta Géricault’ta olduğu gibi, duygu taşkınlıkları yüzlerine yansıyan, akıl sağlığı yerinde
olmayan insanların portreleri yapılmıştır (Görsel 42,43).
68
H. Altuner-S. Yıldız Kısacık
www.inciss.com Volume I/ Autumn 2016
Görsel
40
(Sol).Francisco
Goya,
Kendi
portresi,
1815
(http://www.franciscogoya.com/biography.jsp). Görsel 41 (Sağ). Eugène Delacroix, Mezarlıktaki
Yetim
Kız,
1823-24
(http://www.gunde1resim.com/post/6629782702/ressam-eug%C3%A8ne-
delacroix-1798-1863-resim)
Görsel 42 (Sol).
Görsel
43
(Sağ).
Théodore Géricault, Obsessive Hasta Kadın,1822 (Claudon,1994: 84).
Théodore
Géricault,
Bir
Kleptomanın
Portresi,
1822,
(https://tr.khanacademy.org/humanities/becoming-modern/romanticism/romanticism-in-france/a/
gricault-portraits-of-the-insane)
SONUÇ
Romantizm, yalnızca bir sanatsal üslup değil, bir dizi toplumsal ya da ekonomik değişim
sonucunda ortaya çıkmış bir düşünce biçimidir. Öncelikle felsefi boyutta yerini bulan bu kavram,
toplumların yaşam biçimini tanımlayan bir tavır; sanat alanında belli bir üslup ve konu bütünlüğü olan
ancak sanatçının bireysel tavrına göre şekillenen bir akım olarak tanımlanabilir. Kısa zamanda, sanatın
69
Reflections of the Intellectual Structure Forming Romanticism to the Art of Painting
her alanında etkili olan Romantizm’de, doğa, tarihi olaylar, din, bilinmeyen yerler, aşk, mitoloji, düş,
hayal gibi konular yoğun duygu aktarımıyla işlenmiştir.
Romantik sanatçılar,18.yy sonu ve 19.yy başına denk gelen süreçte Avrupa’nın düşünsel
hayatını belli yönlerde kullanmıştır. O dönemde hâkim olan Alman düşünce biçimi ve felsefesinin
yenilikçi eğilimleri içinde romantizmin temel felsefesi belirmeye başlamıştır. Alman öğretilerinde,
kuramsal bulgu alanında etkili olan romantizm, estetik bir hareket olarak ortaya çıkmış ama kısa
zamanda genişleyip açık ve kapsamlı bir dünya görüşü haline gelmiştir. Fransa’da, Rousseau’dan
ilham alan romantizm daha çok toplumsal uzlaşımlara karşı bir protesto niteliğindedir ve hareketin
estetik yönleri çok geç ortaya çıkmıştır. İngiltere’de, Megill’in (2012) dediği gibi; romantizm,
savunucularının doğallıktan uzak ve ketleyici olduğunun düşündükleri sanatsal ve şiirsel uzlaşımları
yıkmayı hedefleyen tamamen estetik bir harekettir.
Romantizmi destekleyen ülkelerden, hatta bireyler arasında ki farklılıklardan dolayı tek bir
romantik tavırdan bahsetmek mümkün değildir. Romantizm, keskin hatları olan sistematik bir birlikten
çok şiirsel bir atmosfer birliği içindedir ve estetik karakteri son derece önemlidir. Romantik devir,
ölçüt olarak ‘yararcılığı’ değil ‘estetiği’ getirmiştir. Romantik ahlak, her şeyden önce estetik
gerçeklere sahiptir ve romantiklerin güzellik anlayışını, öncekilerden ayıran, ‘beğeni’ (zevk)
anlayışıdır (Russell, 1997: 14). Romantizm’le birlikte, sanat, bir “yansıtma” değil, sanatçının iç
dünyasına, ruhuna açılan bir pencereye dönüşür ve “anlatımcılık” (expressionism) olarak tanımlanır.
Romantizmde, sanatçı, sanat eseri kadar önemlidir. Sanatçı katı kurallara bağlı sanat
anlayışından uzaklaşmış kendi iç dünyasına dönmüştür. Etrafında gördüklerini ise bu süzgeçten
geçirerek tuvaline yansıtmıştır. Yansıtmalarında doğayı kullanabildiği gibi düş ve hayallerinin ürünü
olan görüntüleri de kullanmıştır. Bu, aynı zamanda duygusal bir rahatlamayı da sağlamıştır.
Bilinmeyen yerlerin tasviri, gerçeklerden uzaklaşma duygusu ile ortaya çıkmıştır ve geniş bir bakış
açısı sağlamıştır. Dönemin şartları ve yaşananlar, sanatçının içindeki heyecanları ve duyguları ifade
etme ihtiyacını güçlendirmiştir.
Birçok felsefecinin üstünde durduğu ve Freud’u önceleyen, sanatsal eylemin bir tedavi biçimi
olarak kullanılmasını benimseyen Romantizmin bu anlayışının kökeni; “tragedyanın, sanatçı ve
izleyici üzerinde ruhsal bir arınma oluşturduğunu” ifade eden Aristoteles’ e kadar gitmektedir.
Romantizm’de, Ekspresyonizm ve Sürrealizm de olduğu gibi, “yaratma” eylemi, bir çeşit ruhsal
rahatlama durumu sağlar.
Bireyin var olana karşı hoşnutsuzluğu, kurulu düzen içinde sıkıntısı, kutsala, sonsuza olan
sevgisi somut bir hal kazanmıştır. Bunun için metafizik, düş ve ironiyi kullanılmıştır (Claudon, 1994:
16). Romantizmde gerçeklik, öznel imgelerle inşa edilmiş bir gerçekliktir ve sonsuz seçenekleri vardır.
Romantikler gerçek zaman ve mekân sınırları içinde kalmayı reddetmişlerdir (Dellaloğlu, 2010: 82).
70
www.inciss.com Volume I/ Autumn 2016
H. Altuner-S. Yıldız Kısacık
Romantizmde tenha bir doğa, sanatçısına bağlı olarak, bir yıkıntı ya da Gotik katedral, küçük
dallar arasından görünen sisli gökyüzü ve deniz görüntüsü üzerinde ufukta silikleşen kaçış noktası gibi
görüntüler içsel duygularla yorumlanan manzaralar ya da zamanın durduğu ve ruhun boşlukta akışını
gösteren ortak atmosfer içinde şekillenmiştir. Bu çoğu zaman tekdüze, minör bir tonalitenin seçildiği,
belirsiz bir saatte gerçekleşen, alacakaranlık, ölmekte olan yaşam duygusu hissini veren bir
atmosferdir. Romantizmin Hıristiyanlığa bakış açısıyla bağlantılı olarak, manzara içinde beliren
mezarlıkla ya da mezar taşları ise doğa güçlerinin karşısında bir saman çöpü kadar olan insanın yazgısı
üzerinde düşünmeyi sağlamaktadır. Isısız ve sakin bir doğa, adeta ölümü beklemek için bir sığınak,
insanı gerçeklerden uzaklaştıran bir alandır (Claudon, 1994: 16). İnsan, sonsuzlukta bir zerredir ve
bütün bunlar romantik melankoliyi oluşturmaktadır.
Dönemin değişen tavrı ve düşünce yapısı içinde şekillenen Romantizmde; renk, boya ve fırça
kullanımı da değişmiştir. Neo-Klasizmde görülen kuralcı, katı tutum, pürüzsüz boya dokusu terk
edilmiştir. Özgürlüğün verdiği heyecan ve cesaretle serbest fırça vuruşlarıyla canlı renkleri, duyguların
aktarımı için, diledikleri gibi kullanmışlardır. Fırça vuruşları ve hissedilen doku yüzeyleri sanatçının
kişisel tavrını, sanatçı olarak varlığını gösteren unsurlar olarak da dikkat çekmektedir.
Üslupsal değişikler, anlatılan olayın ve ya durumun etkisini artırmakta, dışavurumculuk ön
plana geçmektedir. Hareketlenmeler, devingenlik, dramatik etkiyi güçlendirecek renk kullanımı ile
desteklenmiştir. Tuşlar halinde boyanın kullanıldığı doğa tasvirleri, günün değişen ışığının, yavaş
yavaş ilgi odağı haline gelmesi, İzlenimciliğe giden yolu açmıştır. Işık bir problem olarak ilk kez
Romantizmde incelenmeye başlanmıştır. Bunu Turner ve Constable’ın doğa tasvirlerinde görmek
mümkündür. Turner, tasvirlerinde, doğanın gücü karşısında sanki ezilen ve tefekküre dalan bir kişi
iken Constable, doğayı daha gerçekçi bir tavırla işlemiştir.
Renk katmanları arasında belli unsurların ön plana çıktığı, bir kaybolup bir ortaya çıkan
unsurlar, sembolik tavrın habercisi olmuştur. Fuseli ve Goya bu tarz resimleriyle Romantizmin
sembolik yanını temsil etmektedirler. İspanyol Romantik olan Goya aynı zamanda toplumun bozulan
ahlakını ve zalimliklerini dile getirmiştir. Bunu yaparken, zaman mekân ve ya doğa gibi ayrıntıları
ikinci plana itmiş; insanı şaşırtan, ifadeci bir anlatımı tercih etmiştir. Canavarlar, katiller, kurşuna
dizilmiş insanlar, insanların duygusal yönüne hitap eder şekilde tasvir edilmiştir.
Friedrich ve Otto Runge gibi sanatçılar, Romantik söylemde vazgeçilmez unsur olan din ile
ilgi temalar üzerinde durmuşlardır. İnsanın, yaşam karşısında çaresizliğe düştüğü anlarda inançlarına
yönelmesi, yazgısını sorgulaması noktasında dine yönelme bu dönemde de yinelenmiştir.
Tarihi ve güncel olaylar Delacroix, Géricault ve Goya gibi sanatçıların çalışmalarında çarpıcı
ve sembolik bir dille işlenmiştir. Günlük yaşam ve dönemin çarpıcı olayları resmin konusu olmuştur.
71
Reflections of the Intellectual Structure Forming Romanticism to the Art of Painting
Delacroix, Romantik sanat anlayışı içinde oryantalist bir tavrın gelişmesine neden olmuştur. Yabancı
kültürler romantik bir tavırla işlenmiştir.
Aşk ve sevgi teması Romantik resim anlayışında, mitolojik figürler kullanılarak işlenmiştir.
Özellikle Pascal Simon ve Pierre-Paul Prud'hon gibi sanatçılar bu tür konulara ağırlık vermişlerdir.
Romantik doğa görüntüleri, dinsel açıdan insan varlığını sorgulayan bir bakış açısıyla işlense de sevgi
ve duygusallıkla bağlantılı olarak da pek çok kez tasvirlere yer edinmiştir.
Romantizm, bütün bu özellikleriyle birlikte, “sanatın”, ifade biçiminin ve anlamının ne
olması gerektiği ile ilgili arayışın başlangıcı olarak görülmektedir. Romantizm bu anlamda modern
sanatın öncüsü olmuştur. Ayrıca, Rönesans’la başlayan ve Neo-Klasizmle birlikte 19 yüz yılda devam
eden, sanatçının bireysel olarak varlığını ispat etme çabasının farklı boyut kazandığı bir anlayıştır.
Sembolizm, Empresyonizm, Ekspresyonizm, Kübizm, Sürrealizm, Soyut Sanat gibi akımlara öncülük
etmiştir..
KAYNAKÇA
ANTAL, Friedrich (1936). “Reflections on Classicism and Romanticism-II”, The Burlington
Magazine for Connoisseurs, Vol. 68, No. 396, March, pp. 130-133+136 -139+141,
(http://www.jstor.org/stable/866429) (Temmuz,2015).
ARICAN, Kazım (2006). “Hegel’in Estetik/Sanat Anlayışı ve Din İle İlişkisi (Hegel’in Güzel
Sanat Felsefesinden Din Felsefesine Geçişi)”, Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi,
sayı X/2, s. 199-221. Sivas (http://eskidergi.cumhuriyet.edu.tr/makale/ 1384.pdf).
ASLAN, Ruken (2007). “Plastik Sanatlarda Romantik Tavır” Marmara Üniversitesi Güzel
Sanatlar Enstitüsü Resim Anasanat Dalı, Sanatta Yeterlilik Tezi, İstanbul.
BOYDAŞ, Nihat. (….). Sanat Eleştirisine Giriş, Ankara: Gündüz Eğitim ve Yayıncılık.
BOZKURT, Nejat (2014). Sanat ve Estetik Kuramları, Bursa: Sentez Yayınları.
BOZKURT, Nejat. “Hegel Estetik'ine Genel Bir Bakış”, (file:///C:/Documents%20and
%20Settings/User /Belgelerim/Downloads/17738-38980-1-SM%20(2).pdf) (2016,Haziran).
CLAUDON, Francis (1994). Romantizm Sanat Ansiklopedisi, İstanbul: Remzi Kitapevi.
COPLESTON, Frederick (2010). Alman İdealizmi (Çev: Aziz Yardımlı), İstanbul: İdea
Yayınevi.
DELLALOĞLU, Besim F. (2010). Romantik Muamma, İstanbul: Ayrıntı Yayınları.
ERGÜN, Mustafa. “Felsefeye Giriş (Estetik)” http://mustafaergun.com.tr/wordpress /wpcontent/uploads/2015/11/sanatfelsefesi.pdf (2015, Aralık).
72
H. Altuner-S. Yıldız Kısacık
www.inciss.com Volume I/ Autumn 2016
EYÜBOĞLU, Sabahattin, Mazhar Ş. İpşiroğlu (2013). Avrupa Resminde Gerçek Duygusu,
İstanbul: Hayalperest Yayınevi.
FARMER; John David (1974). “Henry Fuseli, Milton and English Romanticism”, Bulletin of
the Art Institute of Chicago (1973-1982), Vol. 68, No. 4 (http://www.jstor.org/stable/4108656),
(Temmuz,2015).
HAUSER, Arnold (1995). Sanatın Toplumsal Tarihi, çev. Yıldız Gölönü, İstanbul: Remzi
Kitapevi.
HOLLİNGSWOERTH, Mary (2009). Dünya Sanat Tarihi, İstanbul: İnkılâp Kitapevi.
KANT, İmmanuel, (1997), Pratik Usun Eleştirisi, (Çev. İsmet Zeki Eyuboğlu) İstanbul: Say
Yayınları.
KURAY, Gülbende (1986). “İtalya'da Aydınlanma Cağından Romantizm Çağına Geçiş”,
Hacettepe
Üniversitesi
Eğitim
Fakültesi
Dergisi,
Ankara,
Sayı
1,
s.
219-225.
(http://www.efdergi.hacettepe.edu.tr/makale_goster.php?id=1576 bakma 2016mart).
KULA, Onur Bilge (2009). “Hegel’in ‘Alman İdealizminin En Eski Dizge Programı’ ve
Romantik Yazın Kuramı”, Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, C 26,s.1,s. 135-143.
LABUDDE, Kenneth J. (1960). “ Romanticism and European Painting”, American
Quarterly, Vol. 12, No. 1 (Spring), pp. 95-101. (http://www.jstor.org/stable/2710193) (Temmuz,
2015).
LEE, Galven Keng Yue (2012), “All at Sea: Romanticism in Géricault's Raft of the Medusa”,
ANU
Undergraduate
Research
Journal:
Volume
Four,
pp.1-21.
(https://press.anu.edu.au/publications/anu-undergraduate-research-journal-volume-four2012/download) (2016 Ocak).
MEGILL, Allan (2012). Aşırılığın Peygamberleri; Nietzsche, Heidegger, Foucault,
Derrida (Çev. Tuncay Birkan), İstanbul: Say yayınları.
MİNGEY, Kendall Anne (2007). “ New Romantıcısm”, University of Montana
ScholarWorks at University of Montana, Theses, Dissertations, Professional Papers
(http://scholarworks.umt.edu/cgi/viewcontent.cgi?article=2237&context=etd)(Temmuz 2015).
MORAN, Berna, 1999, Edebiyat Kuramları ve Eleştiri, İstanbul: İletişim Yayınları.
ÖZMUTLU, Günnaz (2013). “David, Rossetti ve Daumier’nin Edebi Konulu Resimlerinde
Avrupa’daki Toplumsal Değişimin Yansımaları”, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi/The
Journal of International Social Research, Cilt: 6 Sayı: 25, s. 382-409.
73
Reflections of the Intellectual Structure Forming Romanticism to the Art of Painting
PASSERON, Rene (1990). Sürrealizm Sanat Ansiklopedisi, İstanbul: Remzi Kitapevi.
ROUSSEAU, Jean Jacques (1995). İnsanlar Arasındaki Eşitsizliğin Kaynağı ve Temelleri
Üzerine Konuşma, (Çev. Rasih Nuri İleri), İstanbul: Say Yayınları.
RUSSELL, Bertrand (1997). Batı Felsefesi Tarihi, Yeniçağ, (Çev. Muammer Sencer)
İstanbul: Say Yayınları.
STOKSTAD, Marilyn (2005). Art History, Canada: Pearson Education.
https:// org/wiki/John_Crome
http://en.gallerix.ru/album/Versailles/pic/glrx-495144243
http://utpictura18.univ-montp3.fr/GenerateurNotice.php?numnotice=A3694
http://www.abcgallery.com/B/bonington/bonington.html
http://www. metmuseum.org/toah/hd/jcns/hd_jcns.htm
http://www.eugenedelacroix.org/
http://www.tate.org.uk/art/artworks/turner-snow-storm-hannibal-and-his-army-crossing-thealps-n00490
http://www.caspardavidfriedrich.org/Neubrandenburg-c.-1817.html
http://www.berchtesgadener-land.com/natur/wandern/hike-society/caspar-david-friedrich
http://www.nga.gov/content/ngaweb/exhibitions/2016/hubert-robert.html
http://www.tate.org.uk/whats-on/tate-britain/exhibition/gothic-nightmares-fuseli-blake-andromantic-imagination/gothic-3
http://www.franciscodegoya.net/The-Colossus.html
http://www. franciscodegoya.net/Allegory-of-the-City-of-Madrid.html
http://www.caspardavidfriedrich.org/The-Cemetery-Entrance-1825.html
http://www.franciscodegoya.net/The-Fire-large.html
http://evergreen. loyola.edu/brnygren/www/Honors/Romanticism.htm
http://www.wga.hu/html_m/d/delacroi/3/309delac.html
http://www.franciscodegoya.net/May-3--1808.html
http://www.eugenedelacroix.org/home-2-12-1-0.html
https://mydailyartdisplay.wordpress.com/2011/09/06/
74
www.inciss.com Volume I/ Autumn 2016
H. Altuner-S. Yıldız Kısacık
https://tr.pinterest.com/pin/463307880388629827/
http://www.christies.com/lotfinder/Lot/after-francois-pascal-simon-baron-gerard-cupid5909708-details.aspx
https://tr.pinterest.com/pin/194499277629495197/
https://tr.pinterest.com/marianazanazzi /pierre-paul-prudhon/
http://www.franciscogoya.com/biography.jsp
http://www.gunde1resim.com/post/6629782702/ressam-eug%C3%A8ne-delacroix-17981863-resim
https://tr.khanacademy.org/humanities/becoming-modern/romanticism/romanticism-infrance/a/ gricault-portraits-of-the-insane
75
Download

The Journal of International Civilization Studies