hastanede yatan hastalarda antibiyotik

advertisement
HASTANEDE YATAN HASTALARDA ANTİBİYOTİK-DİRENÇLİ BAKTERİLERİN
BELİRLENMESİ:
AKTİF-GÖZETİM KÜLTÜRLERİNİN ROLÜ NEDİR?
Antibiyotik-dirençli bakteriler, tüm dünyada, hastanede yatan hastalar arasında
morbidite ve mortalitenin önemli bir sebebidir. Bu organizmaların, sağlık hizmeti veren
ortamlardaki oluşumunu ve yayılımını kontrol etmek, aralarında, el hijyenine çok dikkat
etmenin, ekipman ve ortamın dezenfeksiyonuna kati suretle önem vermenin, anti-mikrobik
yönetimi artırıcı çabaların ve santral venöz kateter ile solunum cihazı gibi invazif araçların
kullanımıyla ilgili enfeksiyonları önleyici bir dizi kanıta-dayalı bakım pratiklerine sıkı sıkıya
bağlı kalmanın da olduğu pek çok farklı stratejiyi gerekli kılmaktadır. Bu konuda yapılmış
çeşitli çalışmalar, metisilin-dirençli Staphyloccus aureus (MRSA)7 ve vankomisin-dirençli
enterococci (VRE) gibi organizmalarla kolonize olmuş hastaların tanılanmasının, bu tip
kolonize olmuş hasta bakımı ile ilgili temas önlemlerine de uyarak, söz konusu bakterilerin
kolonizasyon ve enfeksiyon oranlarını düşürebildiğini ortaya koymuştur.
Aktif-gözlem
kültürleri (ASCs), son dönemlerde, hastanede yatıp da yer değiştirme konusunda risk taşıyan
hastalar için önerilmektedir. Öte yandan, hangi spesifik popülasyonun taranması gerektiğine,
optimal tarama yönteminin ne olduğuna ve ASC için hangi organizmaların hedeflenmesi
gerektiğine ilişkin sorular yanıtsız durmaktadır. Soru-Cevap şeklindeki (Q&A) bu çalışmada,
enfeksiyon önleme ve mikro-biyoloji alanlarında farklı rollere sahip 5 uzmandan (Birleşik
Devletler ile Avrupa’dan katılan yetişkin ve çocuk hastanesi epidemolojistleri, bir enfeksiyon
önleyici ve bir de mikro-biyoloji laboratuarı direktörü), aktif-gözlem kültürlerinin, pek çok
ilaca direnç gösteren organizmaların (MDROs) hastane ortamlarında yayılmasını önleme
stratejisi olarak kullanılmasıyla da ilgili biçimde, henüz çözüme kavuşturulmamış bazı
konular hakkında yorum yapmaları istenmiştir.
Sağlık Bakımı Enfeksiyon Kontrol Pratikleri Danışma Kurulunun, sağlık hizmeti veren
ortamlardaki MDRO’ların yönetimine ilişkin olarak yayımladığı 2006 kılavuzu, aktif-gözlem
kültürleri (ASC) hedef popülasyonunun tam anlamıyla tanımlanmadığını belirtmektedir. Aktifgözlem kültürleri, hangi tip hastalar için en anlamlı uygulamadır, Avrupa’da kullanılmakta
olan “ara ve yok et” yaklaşımı ile aralarında ne gibi farklılıklar bulunmaktadır ve Birleşik
Devletlerde tipik olarak neler yapılmaktadır?
1
Susan Huang: Yapılan taramaların, MDRO taşıyıcılarının
önemli bir bölümünü tanılayabildiği yüksek risk grubu hasta
popülasyonları açısından, aktif-gözlem kültürlerinin son
derece
faydalı
olduğu
ve
de
temas
önlemleri
ile
dekolonizasyon stratejilerinin ya da her ikisinin birden
uygulanabilmesine
olanak
tanıdığı
belirlenmiştir.
Bu
strateji, en yaygın şekilde yoğun bakım ünitelerinde (ICU)
kullanılmaktadır ve gözleme dayalı çalışmalarda, MRSA
kaynaklı bulaşma ve kan dolaşımı enfeksiyonu vakalarını
azalttığı görülmektedir.
Hollanda kökenli ara ve yok et yaklaşımı, sağlık bakım ortamlarında MRSA taşıyıcısı
olarak tanılanmış tüm hastaların temas ettiği noktaları tespit etmesi amacıyla kullanılan
kapsamlı bir ASC ve dekolonizasyon yaklaşımıdır. Tüm hastalar ve sağlık çalışanları, yoğun
bir taramadan geçmekte ve ardından da izolasyon ve dekolonizasyon işlemi yapılmaktadır. Bu
stratejinin, o bölgedeki MRSA 16 tipi salgının azaltılmasında önemli rol oynadığına
inanılmaktadır. Öte yandan, Birleşik Devletlerde, MRSA-pozitif hastalarla temas kurmuş
sağlık çalışanlarında rutin bir tarama yapılmamaktadır. Bu durum, kısmen de olsa, sağlık
çalışanları tarafından taşınan MRSA kas gerilme vakalarının, sağlık ortamlarında yaşanan
bulaşma örneklerinin ana kaynağı olmadığı yönündeki kanıtlardan kaynaklanmaktadır.
Birleşik Devletlerdeki asıl odaklanma, hastayla temas konusunda alınacak önlemler ve hasta
bakım sürecinde el hijyenine sıkı sıkıya bağlı kalmak yoluyla, bulaşıcılığın önlenmesi
üzerinde yoğunlaşmaktadır. Son dönemlerde ise, yine Birleşik Devletlerde, dikkatler, yüksek
risk grubu hastaların hastanede yattıkları süre içerisindeki dekolonizasyonuna çevrilmiştir.
Stephan Harbarth: Ara ve yok et yaklaşımı, birkaç Avrupa
ülkesinde
MRSA’leri
kontrol
etmek
için
başarıyla
kullanılmakta (örneğin, Hollanda, Danimarka) ve diğer pek
çok Avrupa ülkesinde de (örneğin, Fransa, İsviçre)
vankomisin-dirençli
Acinetobacter
enterococci
spp
ile
(VRE),
çok-dirençli
carbapenem-dirençli
Enterobacteraceae (CRE) için uygulanmaktadır. Ancak ne
var ki, uygulama bakımından Avrupa’nın değişik bölgeleri
arasında
önemli
2
farklılıklar
bulunmaktadır.
ASC
uygulamasına ilişkin Birleşik Devletler ile Batı Avrupa arasındaki farklılıklar, çeşitli
belirleyicilerle açıklanabilmektedir. Bunlar: (1) kamu sağlığı anlayışı ve öncelikleri; (2)
mikrobiyoloji laboratuarlarının erişilebilirliği; (3) sağlık sistemlerine ilişkin etkenler ve
piyasa-güdümlü sağlık endüstrisinin etkileri; (4) kültürel etkenler (örneğin, proaktif önleme ya
da reaktif kontrol ölçümleri); (5) enfeksiyon kontrolüne ilişkin yerel pratikler ve bilgi; (6)
hastane hijyeni için ayrılan mevcut kaynaklar; (7) yasal sınırlamalar (örneğin, İngiltere’deki
zorunlu MRSA taraması) ve (8) politik kararlılık.
MDRO bulaşmasının önlenmesi ve kontrolü konusunda pek çok stratejinin başarılı
olduğu, alanyazın içerisinde belgelenmektedir. Her ne kadar, hangi müdahale grubunun etkili
olduğu pek net olmasa da, yüksek seviyede MDRO taşıma riski içeren hastalarda hedeflenen
ASC gibi müdahalelerin aynı anda kullanılmasının, MDRO kaynaklı enfeksiyonların
azaltılmasında etkili olabileceği belirtilmektedir. Mevcut kanıtlar, özellikle yoğun bakım
ünitelerinde, MDRO’ların yoğun olarak bulundukları birimlerde ve el hijyenine pek dikkat
edilmeyen ortamlarda yaşanan MDRO kökenli hastane içi enfeksiyonların azaltılmasında,
Aktif-Gözlem Kültürünün faydalı olduğunu desteklemektedir.
Aaron Milstone: MDRO bulaşımının salgın hale geldiği
durumlar ile endemik olarak yaşandığı periyotlar arasında
kesin bir ayrım yapılmalıdır. MDRO enfeksiyonlarının
salgın ya da yoğun olarak yaşandığı durumlarda, AktifGözlem Kültürleri, bulaşıcılığın daha fazla yayılmasını
önlemek
ve
salgını
durdurmak
amacıyla,
diğer
müdahalelerle birlikte başarılı şekilde kullanılmaktadır.
Endemik
dönemlerde
ise,
Aktif-Gözlem
Kültürünün,
MDRO’larla kolonize olmuş ve bir anlamda, bulaşıcılığın
rezervuarı haline gelmiş hastaların teşhisini ilerlettiği çok
açıktır. Aktif-Gözlem Kültürü, bir organizmanın yüksek seviyede kolonize olabildiği
bölgelerde veya popülasyonlarda ya da enfeksiyon konusunda özellikle risk taşıyan
popülasyonlarda en anlamlı yoldur. Örneğin, yoğun bakım ünitelerindeki yeni doğanlar, uzun
süreli yatış, ünitedeki kalıcı cihazlar ve sık uygulanan prosedürler sebebiyle, S. aereus
enfeksiyonu riski altındadırlar. Bu popülasyon içerisindeki taşıyıcıları saptamak, özellikle bu
hastaların ünite içerisinde yaşanan süreğen bulaşıcılığın kaynağı olduklarına ilişkin kanıtların
olduğu hallerde, son derece önemlidir. Aktif-Gözlem Kültürü ile ara ve yok et yaklaşımı
arasındaki temel fark, Aktif-Gözlem Kültürünün, genellikle “yok et” bileşeni içermemesidir.
3
Birleşik Devletlerdeki dekolonizasyon ya da kolonizasyonun yok edilmesi çabaları,
Avrupa’da olduğundan daha az yaygındır. Öte yandan, bir hastanın MDRO ile kolonize
olduğunun belirlenmiş olması, o hastanın enfeksiyon kapmasını basitçe önlememekte ve bu
rezervuarın üniteden çıkarılmasına yetmemektedir.
Susan Dolan: Çalıştığım kurum için faydalı olması
hedeflenen bir yaklaşım buldum. Aktif-Gözlem Kültürleri,
yoğun bakım ünitelerimizde ve implant içeren cerrahi bir
operasyon için (örneğin, ortopedik cerrahi, beyin cerrahisi,
kalp
damar
göğüs
cerrahisi)
gün
almış
hastalarda
kullanılmaktadır. Yoğun bakım ünitelerimizdeki hastalar,
birime giriş sırasında taranmakta ve sonuçlar inceleninceye
kadar
izole
Ameliyata
edilmektedirler.
alınacak
hastalarımızda, ameliyat öncesi yapılan tarama sırasında
MRSA’ye
kullanılan
anti-mikrobik
profilaksileri
rastlanması
halinde,
değiştirilmektedir.
operasyon
Dışarıdaki
sırasında
kurumlardan
rehabilitasyon ünitemize sevk edilen hastalar için de Aktif-Gözlem Kültürü kullanmaktayız;
çünkü, bu hasta popülasyonunda da artan oranda MRSA görülmektedir. Eğer yasalarla hükme
bağlanmış olmasaydı, Birleşik Devletlerde Aktif-Gözlem Kültüründen faydalanan çoğu
kurum, tüm uygulamalarını, kendi risk değerlendirmelerine dayanarak, spesifik hasta
popülasyonları ya da birimleri üzerinde yoğunlaştırırlardı. Aktif-Gözlem Kültürüne ek olarak,
enfeksiyonun önlenmesi ve kontrol edilmesine ilişkin temel ilkelerin uygulanmasının ve
bunlara sıkı sıkıya bağlı kalınmasının sağlanması da son derece önemlidir (örneğin, el hijyeni,
bulaştırma-temelli yalıtım önlemleri, koruyucu kişisel maskelerin kurallara uygun biçimde
takılması ve çıkarılması, ortam ve ekipman temizliği ile dezenfeksiyonu, çalışan eğitimi).
Klinikten gelen örnekler üzerinde MRSA kolonizasyonu olup olmadığını saptamaya
yönelik, aralarında PCR gibi kültür-temelli yöntemlerin ve çok daha hızlı teknolojilerin de
olduğu, pek çok teşhis edici yaklaşım bulunmaktadır. PCR’ın daha kısa sürede teşhis
olanağı sağlaması, artan maliyetleri meşrulaştırmakta mıdır?
4
Alexander McAdam: MRSA kolonizasyonunu teşhis
edecek bir yöntem seçmeye ilişkin maliyet-fayda analizi son
derece karmaşıktır ve hem kuruma hem de hastaya
yansıyacak
tüm
maliyetleri
içermelidir.
Laboratuar
direktörleri, özellikle laboratuar harcamalarının azaltılması
gibi
bir
baskı
altındayken,
kapsamlı
analiz
bulma
konusunda son derece zorlanabilmektedirler. Süre ve
maliyet
bildirimi
konusundaki
farklılıkların
yanında,
düşünülmesi gereken başka şeyler de vardır. Bunlardan ilki,
PCR’ın MRSA duyarlılığı, daha hızlı (1 gün içinde) dönüt
sağlayan kültürlere göre biraz daha yüksektir. Zaten, daha duyarlı kültür yöntemleri daha
uzun zaman almaktadırlar (3 güne kadar). İkincisi, FDA onaylı bazı PCR testleri, yalnızca
burun eküvyon çubuklarının kullanımına yöneliktir. Burun deliklerinin yanında vücudun
başka bölgelerini de test etmek, MRSA kolonizasyonunun teşhis olanağını artırdığı gibi
maliyetleri de yükseltmektedir. Vücudun bu bölgelerinin de PCR testine açık hale getirilmesi
gerekmektedir. Üçüncüsü, PCR’ın, MRSA’ya ilişkin pozitif prediktif değeri düşük
çıkabilmektedir – özellikle de, düşük kolonizasyon seviyesindeki popülasyonlarda. Bazı
çalışmalarda, PCR pozitif prediktif değerleri yalnızca %60-70 aralığında olabilmektedir ki bu
da, pozitif sonuçların %30-40’ının yanlış olduğu anlamına gelmektedir. Bunlardan dolayı,
MRSA teşhisine yönelik PCR kullanımı, edinilen pozitif sonuçların kültür yoluyla teyit
edilmesini gerektirebilecektir.
Stephen Harbarth: Çok hızlı MRSA taraması (< 2 saat), MRSA enfeksiyonlarının
düşürülmesinin zorunlu bir gerekliliği değildir. Zaten, 2 saat içerisinde yapılan teşhislerin 2436 saat içerisinde yapılanlardan daha iyi olduğuna ilişkin sağlıklı bir kanıt da
bulunmamaktadır. Moleküler yöntemler, yoğun bakım ünitelerinde hedeflenen MRSA
taramaları konusunda büyük olasılıkla en uygun olanlardır. Ayrıca, yüksek seviyede MRSA
kolonizayonunun yaşandığı ortamlar (kabul edilen hastaların %10’undan fazlasının MRSApozitif olduğu), PCR-temelli evrensel tarama yöntemini uygun maliyetli ve bazı vakalarda da,
maliyet düşürücü bulabilmektedirler. Öte yandan, PCR-temelli MRSA taraması, herkes için
gerekli olmadığı gibi, Avrupa’daki çoğu ortam için de uygun maliyetli değildir. Yerel MRSA
epidemolojisi, benzer enfeksiyon kontrol stratejileri (örneğin, el hijyeninin artırılması) ve
ekonomik kısıtlılıklar, PCR-temelli yöntemlerin geniş çaplı ve rutin kullanımına geçilmeden
önce üzerinde düşünülmesi gereken önemli unsurlardır.
5
Susan Dolan: Daha yeni teknolojiler kullanarak, örnek alımından sonuçların doğrulanmasına
kadar geçen süreyi 3 saate kadar indirmiş bulunmaktayız. Böylesi bir ilerleme, kolonize
olmadığı halde sonuçlar inceleninceye kadar yalıtılmış bir şekilde kalması gereken hastalar
açısından önemli bir süreyi elimine etmiştir. Yine bu tip bir ilerleme, yoğun bakım
ünitelerindeki personelin, odaya giriş çıkışlarında sürekli olarak giymek zorunda oldukları
kişisel koruyucu giyecekleri (örneğin, önlük, eldiven) önemli oranda azaltmakta ve onlara
zaman kazandırmaktadır. Daha da önemlisi, pediatrik hastalarımızın ebeveynleri açısından da
pozitif bir fayda görmekteyiz. Bu insanlar, sonuçların gelmesi için günlerce beklemek
zorunda kalmamakta ve çocuklarının da izole tutulması gerekmemektedir.
MRSA veya VRE ile karşılaştırıldığında, gram-negatif bakterilerine yönelik Aktif-Gözlem
Kültürleri hakkında çok daha az şey bilinmektedir. Çoklu-ilaç direnci olan gram
negatiflere karşı Aktif-Gözlem Kültürlerinin bir rolü olduğunu düşünüyor musunuz? Eğer
düşünüyorsanız, hangi organizmaları aramalıyız?
Stephen Harbarth: Evet, Aktif-Gözlem Kültürleri, CRE de dahil olmak üzere, spesifik gramnegatif MDRO’ların kontrolünde önemlidir. Bütün Avrupa’da, CRE taşıma riski yüksek olan
hastaların tanımlanması için aktif CRE-tarama politikaları oluşturulmuştur. Günümüzde, bu
risk faktörlerini, çoğunlukla, süreğen CRE salgınlarının ve endemik oluşumlarının yaşandığı
ülkelerdeki (örneğin, İsrail, Yunanistan ve İtalya) tıbbi tesislerle daha önceden kurulan
temaslar oluşturmaktadır. Bu bölgelerden sevk edilen hastalar için, CRE tarama sonuçları
beklenirken, preerüptif izolasyon kesinlikle önerilmektedir. Benzer şekilde, Birleşik
Devletlerde, düşük prevelanslı ya da yerel CRE salgınlarının yaşandığı ortamlardaki
enfeksiyon kontrol ölçümlerinin amacı, CRE’nin tamamen ortadan kaldırılması olmalıdır.
Böylesi bir hedef, CRE taşıma riski yüksek görülen hastaların, hastaneye kabulleri sırasında
rektal eküvyon çubukları ya da gaita kültürleri yoluyla yapılan tarama sonuçları inceleninceye
kadar hastane kabul bölümünde izole edildikleri klasik ara ve yok et stratejisinin bir
uyarlamasıdır. Birleşik Devletler Ulusal Sağlık Kliniği Merkezi Kuruluşlarında yaşanan
carbapenem-dirençli Klebsilla pneumoniae kaynaklı son ölümcül salgın, aralarında AktifGözlem Kültürünün de olduğu, enfeksiyon kontrol önlemlerine kesin biçimde bağlı kalmanın
önemini maalesef en iyi şekilde ortaya koymuştur. Enfeksiyon kontrol pratisyenlerinin, en
önemli CRE bulaştırıcılarının asemptomatik taşıyıcılar ile hasta olmayan vakalar olduğunu
6
anlayamamaları sebebiyle, CRE taraması, gruplama ve temas izolasyonu, en sonunda salgını
durduran etkili ölçümler olmuşlardır.
Aaron Milstone: Bu zamanda, Aktif-Gözlem Kültürünün, çocuklarda yaşanan çoklu-ilaç
dirençli gram-negatiflere karşı çok kısıtlı bir rolü olduğunu düşünüyorum. Yenidoğan yoğun
bakım ünitelerinde görülen salgınlar,
yüksek morbidite ve mortalite oranlarında
seyretmektedir; bu nedenle, ciddi risk ortamlarında yaşanan yoğun enfeksiyon vakaları, AktifGözlem Kültürünün kullanımını gerekli kılmaktadır. Öte yandan, hastanede yatan çocuklar
arasında çoklu-ilaç dirençli gram negatiflerin düşük prevelansı, Aktif-Gözlem Kültürünün
değerini belirsiz kılmaktadır. Yüksek derecede endemik bölgelerden kuvaterner bakım için
Birleşik Devletlere gelen çocukların, çoklu-ilaç dirençli gram-negatif kolonizasyon olasılıkları
da daha
yüksek olabilmektedir;
fakat,
yerel
epidemolojilerini
bilmeksizin
hangi
organizmaların taranması gerektiğini belirlemek son derece güçtür. En büyük kısıtlılığımız,
çoklu-ilaç dirençli gram-negatifle kolonize olmuş bir hastayı tanılayacak herhangi bir test
olmayışıdır. Yalnızca, genişlemiş spektrumlu beta-laktamaz üreticilerini ve CRE’yi
tanılayabilmekteyiz; ancak, söz konusu test karmaşık olduğu gibi, yalnızca referans
laboratuarlarda gerçekleştirilebilmektedir. Standart enfeksiyon kontrol ölçümleri ve
antibiyotik yönetimi, bu organizmalar karşısındaki ilk savunma hattımız olarak kalmalıdırlar.
Alexander McAdam: MRSA ve VRE ile karşılaştırılırsa, çoklu-ilaç dirençli gram negatif
basile yönelik en iyi Aktif-Gözlem Kültürü yöntemler hakkında çok az şey bilmekteyiz.
Özellikle, çoklu-ilaç dirençli negatif basilin taranıp taranmayacağı ve nasıl taranacağına
ilişkin kararlar alırken, bu kısıtlılığın anlaşılması son derece önemlidir. Vücudun hangi
bölgelerinin test edilmesi gerektiğini, ne sıklıkla test edilmesi gerektiğini ya da yüksek
duyarlılık taraması için hangi kültür yönteminin kullanılacağını bilmemekteyiz. Enterik gramnegatif basilinin taranması (örneğin, Escherichia coli ve K. Pneumoniae), çoğunlukla, rektal
eküvyon çubuklarıyla alınan örnekler üzerinden gerçekleştirilmektedir; öte yandan, idrar gibi
diğer örneklerin de test edilmesi, kolonize ya da enfekte olmuş hastaların teşhisini önemli
ölçüde artırabilecektir. Enterik olmayan gram-negatif basilin test edilmesi (örneğin,
Acinetobacter baumannii) daha karmaşıktır; çünkü, bu organizmalar genellikle vücudun tek
bir bölgesinde kolonize olmamaktadırlar. Dahası, çoklu-ilaç dirençli gram-negatif basiline
yönelik en iyi kültür koşulları hakkında da çok az şey bilinmektedir. Hastalık Kontrol ve
Önleme Merkezleri, son dönemlerde, carbapenemase-üreten Klebsiella ve E. coli’nin
teşhisine ilişkin bir yöntem yayımlamıştır ve bazı çoklu-ilaç dirençli gram-negatif basillerinin
7
teşhisine yönelik ticari araçlar bulunmaktadır. Araştırmacılar, bu alanda yürütecekleri daha
büyük projelerde, Aktif-Gözlem Kültürüne ilişkin yöntemler hakkındaki soruları da
barındıran bir dizi konuları iyi düşünmelidirler. Bu tip sorular, özellikle bir salgın araştırması
bağlamında, ilave çok fazla iş yükü olmaksızın cevaplandırılabilecektir.
Günümüzde pek çok eyalet, hastanelerin Aktif-Gözlem Kültürü uygulamaları konusunda
yasal yükümlükler getirmiştir. Bu zorunluluklar,
antibiyotik-dirençli bakterilerin
yayılmasını önleme çabalarına yardımcı olmakta mıdır, yoksa yasa koyucular, kendi
sınırlarını mı aşmaktadır?
Susan Huang: Sağlık hizmetiyle ilişkili enfeksiyonlar genelinde ve Aktif-Gözlem Kültürü
özelinde getirilmiş olan eyalet yasal sorumlulukları, dikkatlerin, Birleşik Devletlerde yaşanan
ölüm olaylarının ilk 10 sebebi arasında olan sağlık hizmetiyle ilişkili enfeksiyonları azaltıcı
stratejilere çekilmesine yardımcı olmuştur. Yasalar, hastanelerin eyalet kanunlarına uyma
çabalarına ilişkin bir dizi eylem ve standardizasyon getirmektedir ve de yapılmadıkları
taktirde, hedeflenen amaca ulaşılamayacağı eylem örnekleri içermektedir.
Öte yandan, yasalar, kimi zaman bilimsel değişikliklere ayak uydurma konusunda
zorluklar çıkarabilmektedirler. Örneğin, yetişkin yoğun bakım ünitelerinde, evrensel
dekolonizasyon yöntemini yine dekolonizasyonu hedefleyen ASC plus’dan daha üstün bulan
güncel 43 hastane denememiz, yasaların, önemli deneme sonuçlarına yanıt verebilecek
şekilde hızlıca modifiye edilip edemeyeceklerine yönelik önemli sorular sormaktadır. Eğer
böyle bir değişim potansiyeli yoksa, yasaların, güncelliğini yitirmiş uygulamalarda ısrarcı
olduğu anlaşılabilecektir.
Stephan Harbarth: Avrupa’da, hastaneye kabul sırasında MRSA taşıyıcılığına yönelik
zorunlu Aktif-Gözlem Kültürü uygulamasının yanında, MRSA enfeksiyonu vakalarının
zorunlu gözlemi ve kamuya bildirimi, yalnızca İngiltere’de başlatılmıştır. İngiltere’de 2004 ile
2008 yılları arasında bildirilen MRSA kan dolaşımı enfeksiyonları oranı %56 düşmüştür.
2007’den sonra kademeli olarak uygulanmaya başlanan zorunlu MRSA taramasının, MRSA
oranlarında görülen böylesi etkileyici bir düşüşteki rolü halen tartışmalıdır. Büyük bir
olasılıkla, pek çok etken, MRSA kan dolaşımı enfeksiyonlarının belirtilen azalışına katkı
yapmıştır. Bunlar arasında, enfeksiyon kontrol yapılarının gelişimi, el hijyeninin artırılmasına
yönelik kampanyalar, kanıta-dayalı pratikler ve de politik baskı gibi unsurlar yer almaktadır.
Dikkate değer bir başka konu da, MRSA enfeksiyonları oranındaki düşüş, yalnızca
8
İngiltere’de değil, aynı zamanda, evrensel MRSA taraması zorunluluğu olmayan pek çok Batı
Avrupa ülkesinde de gözlemlenmiştir.
Susan Dolan: Yasalar, enfeksiyon önleme işlemlerinin esas bileşenlerini destekledikleri
zaman çok faydalı olabilmektedirler. Spesifik bir organizmayı hedeflemek, etkili ve etkin bir
yaklaşım
olmayabilir.
Kurumlar,
tanılanan
organizmaları
hedefleme,
kazanım
ve
yayılmalarını önleme konularında kendi finansal ve insan kaynaklarından faydalanmalıdırlar.
Aaron
Milestone:
Diğer
tüm
önleme
stratejileri
gibi,
Aktif-Gözlem
Kültürünün
uygulanmasına ilişkin karar, kurum içerisinde yapılacak dikkatli bir risk değerlendirmesinin
ardından alınmalıdır. Aktif-Gözlem Kültürünün uygulanmasına ilişkin yasal zorunluluğun en
önemli kısıtlılığı, kurum tarafından yapılacak bir risk değerlendirmesini şart koşuyor
olmasıdır. Konuya ilişkin ilk yasa çıkarıldığında, Birleşik Devletler ve dünya, gerek hastanede
yatan gerekse sağlıklı hasta popülasyonları arasında yaşanan MRSA enfeksiyonları sayısında
dramatik bir artış görmekteydi. Günümüzde, bu programlar hakkında yıllarca yürütülen
araştırmalardan sonra bile (örneğin, MRSA’nın önlenmesi için Aktif-Gözlem Kültürünün
kullanılmasına dair çalışmalar), akut bakım ortamlarında görülen endemik MRSA’nın
yayılmasını durduracak bir fayda ortaya koyulamamıştır. Kapsamlı bir kontrol stratejisinin
parçası olarak Aktif-Gözlem Kültürü, bazı faydalar sağlamaktadır; ancak, kanun koyucular,
kapsamlı bir yaklaşımı zorunlu tutmamaktadır; yalnızca basit bir şekilde Aktif-Gözlem
Kültürünün kullanım sorumluluğunu getirmektedir. Bu zorunluluklar, sağlık hizmeti veren
kurumların, risk değerlendirmesi yürütmesine, uygulamaları kesinleştirmelerine ve standart
kontrol ölçümlerine uymalarına olanak tanımamaktadır (el hijyeni, temizlik ve dezenfeksiyon,
sağlık çalışanlarının eğitimi, MRSA’lı olduğu bilinerek yeniden kabul edilen veya sevk edilen
hastaların belirlenmesi). Enfeksiyonların önlenmesi için kısıtlı kaynak ayrılan bir ortamda,
temel önleme ölçümlerine rağmen halen devam eden MRSA bulaşıcılığının önlenmesi
konusunda Aktif-Gözlem Kültürü özel bir yaklaşım olarak görülebilecektir.
Hastaneler için alternatif bir yaklaşım da, seçili hasta popülasyonları arasında, AktifGözlem Kültürünün, evrensel dekolonizasyon yöntemi lehine elenmesidir. Bu yaklaşımın
riskleri ve faydaları nelerdir?
Susan Huang: Son dönemli geniş ölçekli randomize çalışmamız REDUCE MRSA Trial,
MRSA klinik kültürlerinin ve kan dolaşımı enfeksiyonlarının azaltılmasında, tarama
9
yapılmayan
evrensel
tarama
dekolonizasyonun,
yapılan
MRSA
taşıyıcılarının
dekolonizasyonu yönteminden daha üstün olduğunu ortaya koymuştur. Bu sonuçlar, IDWeek
2012’de sunulmuştur ve tüm patojenleri hedefleyen evrensel bir yaklaşımın, Aktif-Gözlem
Kültürü yerine, en iyi uygulama olarak ciddi biçimde düşünülmesi gerektiğini bildirmektedir.
Bu bulgular ışığında, Aktif-Gözlem Kültürü, yetişkin yoğun bakım ünitelerindeki en iyi pratik
olarak benimsenmemelidir. Bu denemeye ilişkin resmi maliyet-uygunluk değerlendirmeleri
yakında yapılacaktır; fakat, şu anda bulunmamaktadır. Ancak yine de, tüm patojen kan
dolaşımı enfeksiyonunda %44’lük düşüş, son derece ikna edicidir. Dekolonize birimlere
direnç oluşumu üzerinde dikkatli gözlem yapılması da son derece önemli olacaktır. Neyse ki,
dekolonize birimler, hastalık tedavilerinde kullanılmamaktadır ve bu sayede, terapatik birim
kaybı bulunmamaktadır.
Stephan Harbarth: Evrensel dekolonizasyon ve klorheksidin duş jelleri, hastaların MDRO
taşıyıcılık durumlarından bağımsız olarak, Birleşik Devletlerde tüm hastalar arasında
bugünlerde son derece popüler bir uygulamadır. Öte yandan, Avrupalı pek çok uzmanın,
salgın ortamlarının dışında bu önleyici yaklaşımı kullanma konusunda tereddütleri
bulunmaktadır. Direnç türlerinin seçimi konusunda kaygıları vardır – özellikle de, mupirosin
ve klorheksidin kullanımını artırmakla ilişkili olanlar. Bu birimlere gösterilen direnç, büyük
bir olasılıkla, önümüzdeki 5 yıllık süreçte artacaktır ve ameliyat sonrası MRSA enfeksiyonu
kapma riski yüksek olan cerrahi hastalar için çok da etkili olmayan bir önleyici ölçüm haline
gelecektir.
Aaron Milestone: “Evrensel” bir yaklaşım kavramı, enfeksiyon kontrolü alanında hızla
yayılmaktadır. Bu kavram, evrensel önleyicilerin (her türlü hastayla temasta, eldivenlerin
veya önlük ve eldivenlerin giyilmesi) ve evrensel tedavilerin (tün hastalarda günlük
klorheksidin banyosu ve/veya intranazal mupirosin uygulaması) kullanımı yoluyla
gelişmektedir. Bu yaklaşımlar, yalnızca MRSA’nın değil aynı zamanda tüm organizmaların
yayılmasını önleyebilecek yatay enfeksiyon kontrol ölçümleri olarak adlandırılmaktadırlar.
Bu evrensel yaklaşımların etkililiğine ilişkin bir veri-tabanı da oluşmaktadır. Öte yandan,
çözüme kavuşturulmamış bir dizi konu durmaktadır: (1) İstenmeyen sonuçların önlenmesinde
uygun maliyetli midirler? (2) Evrensel uygulama ile birlikte, antibiyotik ve/veya antiseptik
direnci oluşacak mıdır? (3) Bu tedaviler, tüm hastalar açısından güvenli midir?
(yenidoğanlarda ve negatif psiko-sosyal sonuçlarda, mupirosin ile klorheksidinin etikete
10
aykırı kullanılması). Her ne kadar, bu evrensel yaklaşımlar gelecek vaat etseler de, geniş çaplı
uygulamaları öncesinde, ilave gözleme ve sonuç verilerine ihtiyaç duyulmaktadır.
11
Download