1.GİRİŞ Günümüzde hızlı endüştrileşmeye bağlı olarak çevre

advertisement
1
1.GİRİŞ
Günümüzde hızlı endüştrileşmeye bağlı olarak çevre kirliliğinin giderek artması
canlıların daha fazla fiziksel ve kimyasal etmene maruz kalmasına neden olmaktadır.
Fiziksel ve kimyasal etmenlerin canlılar üzerindeki zararlı etkileri araştırmacıların son
derece ilgisini çekmektedir. Toksik, mutajenik, kanserojenik veya teratojenik etkili
olabilen bu etmenlerin zararlarını tespit etmek ve önlemler almak gerekmektedir. Bu
amaçla çeşitli testler geliştirilmiştir.
1970’ten beri dünya genelinde yaklaşık 28 milyon kg pestisit etken maddesi
piyasaya sunulmuştur. Bu da 900 aktif içerik ve 50000 ticari pestisit formülasyonunu
kapsamaktadır (Pan American Health Organization, 2002). Zararlıları ve otları kontrol
etmek amacı ile tarımsal alanlarda pestisitlerin kullanılmasının amacı; ürün verimini
arttırarak, hasatta kayıpları düşürmektir. Zirai uygulamalarla beraber pestisitlerin halk
sağlığında, temizlik işlemlerinde, kağıt yapımında, boyalarda ve yüzme havuzu
sularında kimyasal karışımlar olarak kullanıldığı bilinmektedir (Al-Saleh 1994). Bu
bileşiklerin birçok alanda, yüksek miktarda kullanılması çevre kirliliğine yol
açmaktadır. Yoğun kullanımları sonucu pestisitlerin artıklarına ve metabolitlerine içme
suları ve besinlerde rastlanmıştır (Al-Saleh 1994). Bu da kimyasalların insan vücuduna
girip sağlığını etkileyeceği, genetik materyalde potansiyel tehlike oluşturacağı
endişesini arttırmıştır (Ribas vd 1996).
Tarımda pestisitlerin yüksek miktarda kullanılması, bu bileşiklerin farklı test
sistemleri ile genotoksik açıdan değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır. Birçok
araştırıcı modern tarımda bitki zararlılarını kontrol etmek amacı ile kullanılan
pestisitlerin mitotik ve mayotik hücre bölünmelerini etkilediği, insanlarda, hayvanlarda
ve ekonomik önemi olan bitkilerde genetik hasara neden olduğunu bildirmişlerdir
(Ribas vd. 1996, Agrawal vd. 1996, Chauhan vd. 1998, Cicchetti vd. 1999, Soloneski
vd. 2002, Zeljezij ve Garaj-Vrhovac 2004, D’Souza vd. 2005, Chauhan ve Gupta 2005).
Saflas vd. 1987’de ve Brown vd. 1990’da yaptıkları çalışmalara göre; insanların
tarımsal kimyasallarla karşı karşıya kalması ile kanser sıklığındaki artış arasında bir
ilişki bulunmaktadır (Ribas vd. 1996).
2
Brown ve Wu 1977’de Triasulfuron gibi sulfonylurea grubu ilaçlarından biri
olan Chlorpropamide’in in vitro V79 Çin hamster hücrelerinde KKD sayısını arttırdığını
(Renner ve Münzner, 1980), Watson vd. (1976) Chlorpropamide’in insan lenfositlerinde
kromozom aberasyonlarına sebep olduğunu saptamışlardır. Renner ve Münzner 1980’de
Çin hamster ve farede Chlorpropamide ve tolbutamide’in KKD’leri doza bağlı olarak
arttırdığını aynı zamanda Chlorpropamide’in MN oluşumunu indüklediğini, fakat KA
testinde yüksek konsantrasyonlarda bile negatif sonuç gösterdiğini saptamışlardır.
Nokta mutasyonlarını gösteren Ames testinde Chlorpropamide ve Tolbutamide’in
mutajenik olmadığı bildirilmiştir (Renner ve Münzner, 1980). Urea grubu herbisitlerinin
birçoğu genotoksisite testlerinde negatif etki göstermesine rağmen bazıları pozitif etki
göstermiştir. Seiler 1978’de Fluometuron’un fare kemik iliğinde MN oluşumunu
indüklediğini saptamıştır (Behera ve Bhunya, 1990). Isoproturon’un in vivo KA, MN ve
sperm şekli anormallikleri testlerinde konsantrasyona bağlı mutajenik etkili olduğu,
Diuron’un fare kemik iliğinde MN oluşumunu indüklediği (Agrawal vd. 1996),
Linuron’un insan lenfosit kültüründe MN sıklığını doza bağlı arttırdığı ve klastojenik
olduğu bildirilmiştir (Papapaulou vd. 2001).
Fiziksel ve kimyasal maddelerin DNA üzerindeki etkilerini görmek için in vivo
ve in vitro testler kullanılır (Natarajan ve Obe,1982; Carrano ve Natarajan, 1988).
Genotoksik ajanların canlılar üzerindeki sitogenetik etkilerinin anlaşılması için en
önemli kriterler, bir maddenin kromozom aberasyonları (KA), kardeş kromatid
değişimleri (KKD) ve mikronukleus (MN) oluşturabilme özelliğidir.
KA’ları insanların genotoksik ajanlara maruz kalmasından sonra ortaya çıkan
önemli biyolojik sonuçlardan birisidir (Obe vd. 2002). Bonassi vd. 1995’te, Hagmar vd.
1998’de yaptıkları epidemiyolojik çalışmalara göre; periferik kan hücrelerinde yüksek
KA frekansı olan insanlarda yüksek oranda kanser gelişim riski bulunmaktadır (Obe vd.
2002). Özelliği bilinmeyen kimyasal maddelerin KA’larını indükleyebilmeleri açısından
test edilmesinin mutajenik/kanserojenik maddelerin stratejik açıdan taranmasında önemi
olduğu bildirilmiştir (Kirkland, 1998).
Latt vd. 1981’de, Littlefield vd. 1982’de, Takehisa 1982’de yaptıkları
çalışmalara göre; kardeş kromatid değişimleri (KKD) testi, mutajenik kanserojenleri
belirlemek üzere kabul edilen hassas bir metottur (Morimoto vd. 1985). WHO 1993’te
kardeş kromatid değişimlerinin, replikasyon sırasında kardeş kromatidlerin homolog
3
lokusları arasında resiprokal (karşılıklı) DNA değiş-tokuşlarından orijinlendiğini, tüm
hücrelerde kendiliğinden ve belli oranda oluşmalarına rağmen, bazı kimyasal ve fiziksel
ajanların DNA’da hasar oluşturarak KKD frekansında artışa sebep olduğunu bildirmiştir
(Laffon vd. 2001).
MN’lar hücre bölünmesi sırasında ana nukleuslara dahil olmayan tam bir
kromozom veya asentrik kromozom fragmentlerinden oluşur. Sitokinezi-blok MN
yöntemi; hücrelerin kimyasal ile etkilenmesinden sonraki sadece birinci bölünmede,
yeni meydana gelen hücrelerin iki nukleuslu görünümleri ile MN’ların tanınmasını
(Fenech ve Morley, 1985), MN tekniği sonunda elde edilen hücrelerin sayım kolaylığı;
binlerce hücrenin sayılmasını, kimyasal muamele görmüş hücreler ile kontrol hücreleri
arasında küçük farklılıkların belirlenmesini sağlar. Bundan dolayı Elhajouji vd. 1995
yılı çalışmalarına göre; MN testi ile çeşitli pestisitlerin ve ilaçların genotoksisite
testlerinde klastojenik ve aneugenik etkili olabilecek seviyeleri tespit edilebilmektedir
(Natarajan, 2002).
Pestisitlerin en büyük grubunu oluşturan herbisitler istenmeyen bitkileri yok
etmek amacı ile yaygın olarak kullanılan kimyasallardır. Modern tarımda çok önemli rol
oynarlar ve büyük miktarlarda kullanılırlar. Triasulfuron, yıllık veya çok senelik geniş
yapraklı veya otsu zararlıların kontrolü için herbisit olarak kullanımına izin verilen
sulfonylurea bileşiğidir. Triasulfuron’un düşük akut toksisite gösterdiği ve genotoksisite
çalışmalarında bu herbisitin klastojenik ve mutajenik olmadığı bildirilmiştir (EPA,
1998a). Triasulfuron’un Salmonella typhimurium, Saccharomyces cerevisiae ve fare
lenfoma hücrelerinde nokta mutasyonlarını, Çin hamsterlerinde MN testinde KA’larını,
insan fibroblastları ve fare hepatositlerinde program dışı DNA sentezini (UDS)
indüklemediği saptanmıştır (EPA, 1998a). 1000 ppm konsantrasyonlarında köpek
(Ciba-Giegy, 1986a), tavşan (Ciba-Giegy, 1986b) ve sıçanda (Ciba-Giegy, 1985) toksik
olduğu bildirilmiş, bu maddenin insan için kanserojenik potansiyeli olduğu konusunda
tamamlanmış ve belirlenmiş bir çalışmaya rastlanmamıştır. Salmonella typhimurium,
Saccharomyces cerevisiae, fare lenfoma, Çin hamsterleri ve insan fibroblastlarında
Triasulfuron’un genotoksik etkisine bakılmış olmasına rağmen, kültürü yapılan insan
lenfositlerinde KA, KKD, MN indüksiyonuna etkisi üzerine bir bilgi bulunmamaktadır.
Tarımda otsu zararlılarla mücadelede kullanılan Urea’lar ile yapılan toksisite
çalışmalarından çelişkili sonuçlar alınmış ve literatür çalışmalarında urea grubuna ait
4
Triasulfuron herbisitinin insan lenfositlerine etkisi üzerine bilgiye rastlanmamıştır. Bu
nedenle çalışmamızda kültüre edilen insan periferik kan hücreleri Triasulfuron’un farklı
konsantrasyonları ile muamele edilerek, KA, KKD, MN test sistemlerinde bu bileşiğin
farklı genetik hasarların meydana gelmesi üzerindeki etkisinin araştırılması ve
kimyasalın genotoksik aktivitesinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.
Bu çalışmanın sonucunda; Triasulfuron’un farklı konsantrasyonlarının insan
periferik kan lenfosit kültüründe muamelesi ile bu konudaki bilgi eksikliği giderilmiş
aynı zamanda konsantrasyona bağlı etkisi gözlenerek hangi konsantrasyonlarda toksik
veya genotoksik olabileceği saptanmış olacaktır. Dolayısı ile farklı test sistemlerinde,
genetik aktivite profili ortaya çıkarılarak en düşük etkili konsantrasyonları hakkında
bilgi
edinilmiş
olacaktır.
Bu
bilginin
besinlerde
kabul
edilebilir
kalıntı
konsantrasyonlarını ve profesyonel kullanımda tehdit sınırlarını belirlemede yararlı
olabileceğini umuyoruz.
5
2. GENEL BİLGİLER
Her canlı türünün kendine özgü genetik bilgisinde gen rekombinasyonundan
başka sebeplerle ve ani olarak meydana gelen kalıtsal değişmelere mutasyon denir.
Mutasyonlar doğada kendiliğinden meydana geldiği gibi mutagen adı verilen fiziksel ve
kimyasal etkenler tarafından da meydana getirilebilirler. Mutagenler DNA molekülünde
çeşitli hasarlar oluştururlar. Bu hasarlar hücrede DNA onarım mekanizmaları tarafından
onarılmaya çalışılır. Meydana gelen hasarların çoğu onarılmaktadır. Bazen hücrenin
ölümden kurtulabilmesi için DNA’da meydana gelen hasar mecburen yanlış olarak
onarılır. Ya da onarım mekanizmalarının çalışmasını kontrol eden genlerin mutasyona
uğraması ile veya beslenme, ısı ve yaş gibi çevre şartlarının etkisiyle DNA’da meydana
gelen hasar onarılmadan kalabilir. Bu durumda o hücrede mutasyon, buna bağlı olarak
kanser oluşumu hatta hücre ölümü meydana gelebilir. Mutasyonlar bazen canlıda üstün
bir karakterin ortaya çıkmasına neden olduğu halde genellikle canlılar için dezavantaj
olan özellikleri ortaya çıkarmaktadır.
Canlıların DNA’larında meydana gelen hasarlar; Ames testi, in vivo memeli fare
kemik iliği kromozom aberasyon testi, in vivo memeli eritrosit mikronukleus testi, in
vitro memeli hücre gen mutasyon testi, bakteri kullanarak yapılan geri mutasyon testleri
ile belirlenmektedir. In vitro memeli kromozom aberasyon testi, kardeş kromatid
değişimleri testi ve mikronukleus testi, DNA’da meydana gelen hasarın ve genotoksik
etkilerin sitogenetik açıdan araştırılmasında kullanılan test yöntemleridir.
2.1. Kromozom Aberasyonları
Kromozomların sayısı ve yapısındaki değişimlere kromozom aberasyonları (KA)
denir. Kromatid kırık, kromozom kırığı, fragment, disentrik kromozom, halka
kromozom, kardeş kromatid birleşmesi, translokasyon, inversiyon, izokromozomlar
yapısal kromozom aberasyonlarıdır. Bazı araştırıcılar tarafından KA olarak kabul
6
edilmeyen ancak yine de bir anormallik sonucu oluşan yapısal bozukluklar ise gap,
spiral çözülmesi, kromozom kontraksiyonudur.
İlk defa 1918 yılında de Vries Oenothera’da translokasyon tipi anormalliklerin
varlığını saptayarak, kromozom yapısında değişikliklerin meydana gelebildiğini
göstermiştir. Morgan 1922’de ve Bridges 1923’te Drosophila’da translokasyon ve
inversiyon tipi anormalliklerin olduğunu gözlemişlerdir. Delesyon, duplikasyon,
inversiyon, translokasyon gibi kararlı aberasyonların Drosophila tükrük bezi
kromozomlarında
ve
mısır
pakiten
kromozomlarında
kendiliğinden
oluştuğu
gösterilmiştir. Disentrik ve halka oluşumu gibi kararsız aberasyonların McClintock’un
1942’de mısırda yaptığı çalışmalar sonucunda, genetik materyalin kırılması, birleşmesi,
köprü oluşumu sonucu meydana geldiği saptanmıştır. KA’ları organizmaların evriminde
rol oynamaktadır (Natarajan, 2002).
Kromozomlar sentez fazı (S fazı) sırasında replike olurlar. Replikasyon sırasında
tüm DNA molekülleri açılmaktadır. Bu DNA molekülleri metafaz kromozomları ile
karşılaştırıldığında veya interfaz kromatinin fibrilli yapısı ile karşılaştırıldığında çok
büyüktürler. Örneğin Du Praw’ın (1970) yaptığı hesaplamalara göre insanın 1.
kromozomu 7.5 cm uzunluğunda DNA molekülü içerir. Bu DNA molekülü interfazda
1350 µm fibriller yapısına paketlenir ve metafazda yaklaşık 10 µm uzunluğundadır.
Dolayısı ile DNA molekülleri, hem interfaz hem de S evrelerinde çok büyük boyutları
nedeni ile mutasyonlara neden olan fiziksel ve kimyasal ajanların açık hedefleridir.
Oluşacak olan DNA hasarı sonucunda mikroskopta görülebilen yapısal KA’ları oluşur
(Obe vd. 2002).
Yapısal kromozom aberasyonları, aberasyonun kromozomun bir kromatidinde
veya her iki kromatidinde görülmesine bağlı olarak iki gruba ayrılır. Eğer aberasyon tek
bir kromatidde görülüyorsa buna kromatid tip, her iki kromatidinde de görülüyorsa
kromozom tip aberasyon denir. Bu aberasyon tipleri mutajen uygulamasının yapıldığı
hücre siklusu safhasına ve kullanılan mutajenik ajanın tipine bağlıdır. İyonize ışınlar
gibi ajanlar hücre G1 safhasında iken etki ederse kromozom tip aberasyonlar meydana
gelir, eğer hücre G2 safhasında iken etki ederse kromatid tip aberasyonlar ve iyonize
ışınlar, S safhasında iken etki ederse her 2 tip aberasyonlar meydana gelebilir (Natarajan
ve Obe, 1982). Şekil 2.1.1. ve 2.1.2.’de sırasıyla G1 ve G2 fazında yapılan ışınlama
sonucu oluşan KA’ları görülmektedir (Özalpan, 2001). Şekil 2.1.1.’de görülen terminal
7
delesyon, kromozomun tek bir kolunda kırılma olması ile oluşmuştur. Kırılan parça ilk
mitozda asentrik fragment şeklinde görülür. Asimetrik parça değişimi, aynı
kromozomun iki kolunda kırılma olması ve kromozomun kırılan iki kolunun birbirine,
kırılan iki parçanın da birbirine yapışması ile oluşur ve mitozda halka kromozom ve
fragment şeklinde görülür.
Şekil 2.1.1. G1 fazında yapılan ışınlamalar sonucu meydana gelebilecek kromozom tipi
aberasyonlar ile bunların çeşitli yapışma olasılıkları ve S fazını izleyen mitozda
saptanan görüntüleri. (Özalpan, 2001)
a)Terminal delesyon,
b)Aynı kromozomda simetrik parça değişikliği,
c)Aynı kromozomda asimetrik parça değişikliği,
d)Farklı kromozomlar arasında simetrik parça değişikliği,
e)Farklı kromozomlar arasında asimetrik parça değişikliği.
Homolog olmayan kromozomlar arasında olan karşılıklı parça değişimine
translokasyon denmektedir. Farklı kromozomlar arasında simetrik parça değişiminde
sonraki mitozda görülebilir bir değişiklik olmazken, asimetrik parça değişiminde
sonraki mitozda bir disentrik kromozom ve iki asentrik fragment görülür.
Şekil 2.1.2.’de G2 safhasında; ışınlama sonucu meydana gelen, kromatid
aberasyonlar, terminal delesyon, izokromatid delesyon, aynı veya farklı kromozomlar
arasında simetrik ve asimetrik parça değişiklikleri ve triradialler görülmektedir.
8
Şekil 2.1.2. Kromozom eşleşmesi tamamlandıktan sonra, G2 fazında yapılan ışınlamalar
sonucunda meydana gelebilecek kromatid tipi aberasyonlar ile bunların çeşitli yapışma
olasılıkları ve sonraki mitozda saptanan görüntüleri. (Özalpan, 2001)
a)Terminal delesyon,
b)İzokromatid delesyon
c)Aynı kromozomda simetrik parça değişikliği,
d)Aynı kromozomda asimetrik parça değişikliği,
e)Farklı kromozomlar arasında simetrik parça değişikliği,
f)Farklı kromozomlar arasında asimetrik parça değişikliği,
g)Triradial aberasyon.
Şekildeki terminal delesyon, sonraki mitozda terminal kromatid delesyon ve
asentrik fragment şeklinde görülür. İzokromatid delesyonlar, bir kromozomun iki kardeş
kromatidinde aynı hizada kırılma meydana gelmesi sonucu oluşmaktadır. Bunun
sonucunda mitoz anafazında köprü ve asentrik fragment oluşabilir. Diğer bir olasılıkta
ise sadece fragmentler birbirine yapışır, metafazda bir fragment şeklinde görülür. 3.
9
olasılıkta, kırılan kromozomun iki kromatidinin sadece uçları yapışır ve kırılan parçalar
yapışmaz. 4. olasılıkta, hiçbir yapışmanın olmaması durumu ile karşılaşılabilir.
Simetrik parça değişikliği bir kromozomun aynı kromatidinde kırılma meydana
gelmesi ve kırılan parçaların karşılıklı yer değiştirmesi ile oluşur. Mitozda görülebilir
bir değişiklik olmaz. Eğer kromatidlerin kırık uçları birbirine, kırılan iki asentrik parça
da birbirine yapışırsa asimetrik parça değişikliği gerçekleşir. Bunu izleyen mitozda
kardeş kromatidlerden birisi normal diğeri halka kromozom ile asentrik fragment
şeklinde görülür. Farklı kromozomlar arasında simetrik ve asimetrik parça değişiklikleri
görülmektedir. Simetrik değişiklikte, iki ayrı kromozomun birer kromatidinden kopan
parçalar karşılıklı yer değiştirirler (Şekil 2.1.2. e). Mitozda görülebilir bir değişiklik
olmaz. Eğer kırılan parçalar birbirlerine ve kromatidlerin de kırılan uçları birbirlerine
yapışırsa (Şekil 2.1.2. f), takip eden mitozda bu durum bir disentrik kromozom ve
asentrik fragment şeklinde görülür. Triradial aberasyonlar, bir kromozomun tek
kromatidinde, diğer kromozomun iki kromatidinde (izokromaid) kırılma meydana
gelmesi ve izokromatid kırılma sonucu meydana gelen asentrik parçaların, tek kromatid
kırılması ile oluşan kırık uçlara yapışmasıyla meydana gelir. Mitozda 3 kollu bir
kromozom ile izokromatid delesyon şeklinde izlenir.
Bunlardan başka oluşan kromozom aberasyonlarından biri olan inversiyonlar, bir
kromozomun kopan bir parçasının 180º dönüp tekrar aynı kromozoma yapışmasıyla
oluşur. İzokromozomlar ise kromozomun sentromer bölgesinden kromozom tipi enine
bir kopmanın olması sonucu oluşur. Her iki kromatidinin genetik bilgileri aynı olan yeni
bir kromozom meydana gelir.
Gap, kromozomda kromatid kalınlığına eşit ya da ondan daha dar boyanmamış
(akromatik) bölgelere verilen isimdir. Kromozomdaki boyanmamış bölge kromatid
kalınlığından fazla ise kromatid kırık olarak kabul edilmektedir (Topaktaş ve
Rencüzoğulları, 1995). Gaplar da kırıklarda olduğu gibi izokromatid veya kromatid gap
şeklinde olabilir. Her iki kromatidde de gap varsa izokromatid gap, tek bir kromatidde
gap varsa kromatid gap denir. Elektron mikroskopu çalışmalarında, gap bölgelerinde
(akromatik bölgelerde) bağlantının olduğu saptanmıştır. Özellikle DNA sentezini inhibe
eden bazı kimyasallar, yüksek sıklıkla gaplara neden olurlar (Natarajan ve Obe, 1982).
Spiral çözülmesi, kromozomda soluk boyanan bölgelerdir. Gap’a göre daha
geniş bir alanı kapsar. Kromozomların kontrole göre boylarının çok kısalması ve
10
kalınlığının artmasına kromozom kontraksiyonu denir. Bu olay kimyasal maddenin
histon proteinlerine etki ettiğini göstermektedir. (Topaktaş ve Rencüzoğulları, 1995)
2.1.1. KA testleri
Mutajenik ajanlara maruz kalan insan populasyonlarını izlemek için periferik
kan lenfositlerinde, KA ve MN’lar kullanılır. Hagmar vd. 1998’de insan
populasyonlarında kendiliğinden oluşan KA’ları ile sonradan oluşan kanser sıklığı
arasında pozitif bir ilişkinin olduğunu belirlemişlerdir (Natarajan, 2002). Boveri 1914
yılı bildirisinde; kararlı kromozomal değişiklikler ile farklı kanser tipleri arasında ilişki
olduğunu ileri sürmüştür (Natarajan, 2002).
Son yıllarda, kromozomları gözlemek üzere geliştirilen tekniklerle, kromozom
araştırması alanında büyük gelişme gösterilmiştir. Bunlar memeli hücrelerine hipotonik
muamelesi, E.M., kromozom bantlama, en son olarak FISH gibi tekniklerdir. Natarajan
(2002) bundan sonra kromozom aberasyonları alanında yapılacak araştırmaların,
içerdikleri mekanizmalar üzerinde odaklanacağı düşüncesindedir.
2.2. Mikronukleus (MN)
Kimyasal ajanların mikronukleus oluşturması açısından değerlendirilmesi, bu
kimyasalların genotoksisitelerinin tespit edilmesinde kullanılan diğer bir kriterdir.
MN’lar hücrenin mitoz bölünmesi sırasında ortaya çıkan, esas çekirdeğe dahil olmayan,
tam kromozom veya asentrik kromozom fragmentlerindan köken alan oluşumlardır. Bu
durumda bu parça mikronukleus adını alır ve interfazda kolayca görülebilir. MN
sayısındaki artış, çeşitli ajanların hücrelerde oluşturduğu sayısal ve yapısal kromozom
düzensizliklerinin indirekt göstergesi olarak değerlendirilmektedir. MN’lar ya
11
klastojenlerin
neden
olduğu
kromozom
kırığı
sonucu
asentrik
kromozom
fragmentlerinden, ya da aneujenlerin neden olduğu sentromer bölünme hataları ve iğ
ipliği fonksiyon bozukluğu sonucu anafaz sırasında geri kalan tam bir kromozomdan
oluşurlar (Fenech ve Morley, 1985). Mikronukleus analizi için mutajen muamelesi
görmüş hücrelere sitokalasin–B uygulanarak sitoplazma bölünmesi engellenir ve bu
yolla 2 yavru nukleusun birlikte bulunduğu iki nukleuslu hücreler ve bu hücrelerin
sitoplazmaları içinde yer alan mikronukleuslar değerlendirilirler.
2.2.1. MN tekniğinin gelişimi
MN’lar ilk kez 1 yy kadar önce Howell tarafından eritrosit sitoplazmasında
görülmüş ve bu yapılara “nukleer materyal fragmenti” denmiştir. Bunlar 1900’lü
yılların
başlarında
Jolly
terminolojisinde
“intraglobuler
korpuskuller”
olarak
tanımlanmıştır. Bu yapılar “Howell-Jolly cisimcikleri” olarak bilinir. Benzer yapılar
1937’de Brenneke tarafından fare, sıçan embriyolarında ve 1951’de Thoday tarafından
Vicia faba’da da görülmüştür (Kirsch-Volders vd. 2003). Bunlara “fragment nukleuslar”
veya “mikronukleuslar” denmiştir. Evans vd. 1959’da Vicia faba kök uçlarında MN’ları
radyasyona
maruz
kalan
hücrelerde
gördüklerini,
asentrik
fragmentlerden
orjinlendiklerini ve mitozun son safhasında iki yavru nukleustan ayrılarak oluştuklarını
bildirmişlerdir. Vicia faba kök uçlarında nötron ve gamma ışınlarının etkisini
karşılaştırdıkları
çalışmada,
sitogenetik
hasarın
belirteci
olarak
MN’ların
kullanılabilirliğini tespit etmişlerdir (Kirsch-Volders vd. 2003).
İlk kez MN test yöntemini öneren Boller ve Schmid 1970’te ve Heddle 1973’te
ajanların genotoksik potansiyellerini ölçmek için kemik iliği eritrositlerinde MN’u test
yöntemi olarak kullanmışlardır (Kirsch-Volders vd. 2003). Daha sonra 1980’de
MacGregor vd. tarafından bu metod periferik kanda dolaşan polikromatik eritrositlerde
denenmiş ve en az kemik iliği metodundaki kadar hassas olduğu gözlenmiştir. Bu metod
hayvanları öldürmeden fazla sayıda örnek alınmasına olanak verdiği için daha avantajlı
sayılmıştır (Almassy vd. 1987). Countryman ve Heddle 1976 yılında yaptıkları
12
çalışmada, lenfositlerde MN oluşumunu belirleyerek, kromozom hasarının meydana
çıkarılmasında diğer bir uygulanabilir hücresel sistem ileri sürmüşlerdir (KirschVolders vd. 2003). Von Ledebur ve Schmid 1973’te, Högstedt ve Karlsson 1985’te
geliştirdikleri modifiye metodlarla, aneuploidiye yol açan ajanlar ile klastojenleri
birbirinden ayırmada, MN büyüklük farkından yararlanmışlar; klastojenlerce uyarılan
MN’ların asentrik kromozom fragmentleri içeren küçük, aneujenlerce uyarılan
MN’ların tam kromozomlar içerdiğini ve daha büyük ebatlı olduğunu göstermişlerdir
(Demirel ve Zamani, 2002). Daha sonraları 1985 ve 1986 yıllarında Fenech ve Morley
tarafından Sitokinezi-Blok (Cytokinesis-Block) Metodu geliştirilmiştir (Demirel ve
Zamani, 2002). MN araştırmalarında in situ hibridizasyon (ISH) tekniği, ilk defa
kromozomların sentromerini tanımlamak için Norppa vd. tarafından 1993’te
uygulanmıştır (Demirel ve Zamani, 2002). Daha sonra Richard vd. 1994’te floresan in
situ hibridizasyon (FISH) tekniği ile MN oluşturan kromozomların her birinin kimliğini
belirleyebilecek teknolojik gelişmeler sağlamışlardır (Demirel ve Zamani, 2002).
Sentromerik problu floresan in situ hibridizasyon metodu, aneuploidiyi indükleyen
bileşiklerin değerlendirilmesinde kullanılmaktadır (Papapaulou vd. 2001).
2.2.2. MN test yöntemi ve uygulama amacı
MN yönteminin geliştirilmesinde en önemli adım; MN oluşumuna izin veren, bir
çekirdek bölünmesini tamamlamış hücrelerin sayılmasının esas alınmasıdır (Fenech vd.
1999). Sitokinezi-blok mikronukleus metodunu geliştiren Fenech ve Morley 1986’da,
hücre kültürüne mitoz sırasında sitoplazma bölünmesini durduran aktin inhibitörü
cytochalasin-B (Cyt-B) ilave ederek çekirdek bölünmesini tamamlamış, ancak
sitoplazmik bölünmesini gerçekleştirememiş çift çekirdekli hücreler elde etmişlerdir
(Fenech vd. 1999, Kirsch-Volders vd. 2003). İncelenen alanda kültür süresi içinde ikinci
bölünmesini tamamlamış 4 çekirdekli hücrelere de rastlanmaktadır; ancak MN
sayımında Heddle ve Countryman’in (1976) kriterleri kullanıldığından bu hücrelerde
13
görülen MN’lar değerlendirme dışı bırakılmaktadır (Demirel ve Zamani, 2002). Heddle
ve Countryman’in (1976) kriterlerine göre:
1- MN esas nukleus ile aynı yapıda olmalıdır.
2- MN esas nukleustan küçük olmalıdır.
3- MN esas nukleustan ayrı, yuvarlak veya yaklaşık yuvarlak şekilli olmalıdır.
4- Nukleer olmayan partiküllerden farklı olarak ışığı yansıtmamalıdır.
5- MN feulgen pozitif veya diğer DNA’ya özel reaksiyonlarda pozitif reaksiyon
göstermelidir.
6- MN’lar sitoplazması iyi gözlenen hücrelerde sayılmalıdır.
7- MN oluşumu doza bağlı olmalıdır (Almassy vd. 1987).
Sitokinezi-blok Mikronukleus (CBMN) tekniği in vitro genotoksisite testleri,
insan populasyon taramasında kolayca uygulanabilecek bir tekniktir (Fenech vd. 1999).
MN tekniği, en çok çeşitli kimyasallara ve fiziksel ajanlara maruz kalmış bireylerin
taranması amacı ile, bireyler arasında genetik hasarın temel seviyesini anlamak (Fenech
vd. 1999) ve çeşitli ajanların klastojenik ve aneujenik potansiyellerini değerlendirmek
amacı ile insan lenfositlerini de içeren farklı tip hücrelerde geniş çapta kullanılmaktadır
(Fenech ve Morley, 1985).
2.2.3. MN testi avantajları
MN test yöntemini sitogenetik anormallikleri belirlemede etkili bir metod yapan;
farklı hücre tiplerinde in vitro şartlarda yaygın uygulanabilirliği ve sayım kolaylığıdır.
Ayrıca elde edilen verilerin çok sayıda olması istatistiksel dayanağının güçlü olmasını
sağlar (Fenech vd. 1999). Fenech 1997’de, Kirsch-Volders 1997’de, Eastmond ve
Tucker 1989’de MN test yönteminde kinetekor veya sentromeri belirleyen metodlar
kullanarak; kromozom kırığı nedenli MN ile kromozom geri kalması nedenli MN’ları
birbirinden
ayırmanın
kolay
olduğunu
belirtmişlerdir
(Fenech
vd.
1999).
İmmünokimyasal işaretleme metodları ile CBMN test yöntemi, MN oluşumundan
sorumlu esas mekanizmanın anlaşılmasını sağlar. Çift iplik DNA kırıkları, asentrik
14
fragmentli MN oluşumuna ve mitotik apereydeki hata, tam kromozomlu MN oluşumuna
neden olmaktadır (Kirsch-Volders vd. 2003). Kirsch-Volders vd. 1997’de, Fenech vd.
1997’de yaptıkları çalışmaların sonuçlarına göre; bu yöntem klastojenik ve aneujenik
etkileri birbirinden ayırabilmekte ve Elhajouiji vd.’nin 1997 yılı çalışma sonuçlarına
göre ayrıca; doz-cevap eğrisi, tam kromozom ve kromozom ayrılmaması sonuçlarına
uygulanabilmektedir (Kirsch-Volders vd. 2003). Bundan dolayı in vitro MN test
yöntemi bilimsel olarak yeterli ve güçlü kabul edilmektedir (Kirsch-Volders vd 2003).
2.2.4. MN ve kanser ilişkisi
MN frekansı ile kanser gelişimi arasındaki direk ilişki birçok bulgu ile
desteklenmektedir. Cheng vd. 1996’da, Duffaud vd. 1997’de yaptıkları çalışmalara
göre; kanser hastalarında periferik lenfositlerde olduğu gibi hedef dokuda da MN
frekansı artmaktadır (Fenech vd. 1999). Rudd vd. 1988’te, Rosin ve German 1985’teki
bildirilerine göre; Bloom sendromu veya ataxia telangiectasia gibi hastalıklardan
etkilenen bireyler, yüksek MN frekansı ve kanser riski taşımaktadırlar (Fenech vd.
1999). Sorsa vd. 1992 yılında yaptıkları araştırmaya göre; bazı ajanlar insan ve
hayvanlarda MN frekansını arttırabilmekte, kanserojenite ve genotoksisite arasında bir
ilişki bulunmaktadır ve bu ajanlar; iyonize radyasyon, benzen, sigaradır (Fenech vd.
1999). Fenech ve Rinaldi 1995’te, Fenech vd. 1997’de, Blount vd. 1997’de, Fenech vd.
1998’de, MN’un kandaki vitamin ve folate konsantrasyonu ile çok kuvvetli ilişkisi
bulunduğunu, bunların azlığı bazı kanser tiplerinde artışa neden olduğunu
bildirmişlerdir (Fenech vd. 1999). Bu bulgular açıkça MN ve kanser arasında bağ
olduğunu göstermektedir.
KA ile kanser sıklığı arasında anlamlı ilişki vardır. Ancak bu ilişki KKD de
bulunmamıştır. MN için henüz veriler yeterli sayıda değildir (Fenech vd. 1999).
15
2.3. Kardeş Kromatid Değişimi (KKD)
2.3.1. Kardeş kromatid değişim mekanizması
Kimyasal ve fiziksel ajanların mutajenite ve karnserojenitesinin test edilmesinde
değerlendirilen diğer kriter, kardeş kromatid değişim (KKD)’leridir. Latt vd. 1981’de
KKD’lerin tek bir kromozomun iki kromatidi üzerinde homolog bölgelerdeki kırılma ve
yeniden birleşme ile oluşan DNA replikasyon ürünlerinin sitolojik göstergesi olduğunu,
Tucker vd. 1993’te KKD’lerin hassas genotoksik aktivite indikatörleri olarak geniş
alanda kullanıldığını bildirmişlerdir (Villarini vd. 1998).
KKD’ler, tek bir kromozomun iki kromatidi arasında gerçekleşen karşılıklı
değişimlerdir. Bu değişimler hücre siklusunun metafaz safhası sırasında görülebilirler
ve KKD’lerin meydana gelmesi için enzimatik kesim, translokasyon ve en az iki DNA
heliksinin kaynaşması gerekir.
Pommier
vd.
(1985)
araştırmalarında;
KKD’lerin
meydana
gelişinde
Topoizomeraz II enziminin etkili olduğunu ileri sürmüşlerdir.
Topoizomeraz II enzimi DNA’ya bağlanarak bir kompleks oluşturur. DNA’ya
etki eden ajanlar bu kompleksin oluşumunu engellemektedirler. Enzim iki alt birimden
oluşur (dimer). Bu dimer DNA’ya iki şekilde bağlanabilir; ya bir kovalent bağ içerir, bu
bağ enzim molekülü ile DNA çift ipliğinden bir tanesinin 5’ ucu arasındadır ve bu
enzim aracılığı ile DNA ipliğinden biri koparılır, ya da aynı şekilde karşılıklı kovalent
bağ içerir. Bu durumda topoizomeraz II:DNA kompleksi iki DNA:protein bağı ve bir
çift iplik kırığı (DSB) içerir (Şekil 2.3.1.1.). Her iki durumda da DNA’ya etki eden
ajanlar tarafından topoizomeraz II:DNA kompleksi bozulur ve normal enzim
fonksiyonu inhibe edilmiş olur.
İleri sürülen hipotez KKD’lerin S fazına bağlı bir olay olması, yeni replike
olmuş DNA ipliklerinin DNA çift iplik kırık bölgelerinde değiş tokuşu sonucu
oluşmasıdır. Çünkü bu enzim yeni replike olmuş DNA ipliklerini tekrar organize
ederken, DNA’da çift iplik kırıkları oluşturur ve bunları tekrar birleştirir. DNA’ya etkili
ilaçlar topoizomeraz II kompleksini etkileyerek, kırılan DNA çift ipliğinin tekrar
16
birleşmesini önler. Bu kırıklar kardeş kromatidlerin değiş tokuşuna neden olur
(Pommier vd. 1985).
DNA replikasyonundan sonra DNA topoizomeraz II homodimerleri, yeni replike
olmuş DNA ipliklerine, DNA yapısını tekrar organize etmek için bağlanırlar. DNA’ya
etki eden ajanlar (intercalator); her bir DNA çift ipliği üzerinde iki DNA topoizomeraz
II homodimerlerinin birbirinden ayrılmasına (moleküllerin dimerlerinin ayrılması) ve 2
homolog enzim molekülünün karşılıklı olarak değiş tokuşuna neden olabilirler (Şekil
2.3.2.). Alt üniteler karşılıklı yer değiştirmekte, buna bağlı olarak A' ve B' DNA çift
iplikleri de yer değiştirmektedir. Yer değiştirmiş A' ve B' DNA çift iplikleri, sırasıyla B
ve A DNA çift iplikleri ile bağlanmakta ve bunun sonucunda KKD meydana
gelmektedir (Pommier vd. 1985).
KKD’ler doza bağlı olarak genotoksik bileşiklere cevap verirler, ve açıkça DNA
hasarı olduğunu gösterirler (Perry ve Evans, 1975). KKD tam DNA çiftsarmalı değiş
tokuşunu izleyen her iki DNA ipliğinin kırılmasını içerdiğinden dolayı KKD, DNA
kırılmasının sitolojik göstergesidir.
Birçok çalışmada FPG tekniği kullanılarak, kimyasalların KKD’leri indüklemesi
açısından değerlendirilmeleri sağlanmıştır. Klasik KA sayımına göre KKD sayımı tercih
edilir. Çünkü KKD sayımı, KA sayımına göre daha kolaydır. Ayrıca KA sayımı, farklı
sınıflardaki aberasyonları tanımada deneyim gerektirir ve en az 100 metafaz hücresinin
sayılması gerekir. Ancak KKD belirlemede 20-25 hücre yeterli olmaktadır. Diğer
taraftan şu açıktır ki bir kimyasalın mutajenitesini test etmek için KKD sayımı, KA
sayımının yerini tutamaz. Direkt DNA iplik kırıklarını indükleyen ajanlar (ör: iyonize
radyasyon, bleomisin ve streptonygrin), KA’larını indükledikleri oranda KKD
frekansını arttırmazlar. Bu nedenle sitogenetik çalışmalarda hem KA, hem de KKD’lere
bakılması, o maddenin etkinliğinin anlaşılması açısından önemlidir (Natarajan ve Obe,
1982).
17
Şekil 2.3.1.1. Memeli topoizomeraz II:DNA kompleksinin olası durumları. ●, kırık
bölgelerinde topoizomeraz II ile DNA’nın 5’ terminal ucu arasında kovalent bağ
(Pommier vd. 1985).
Şekil 2.3.1.2. KKD’lere neden olan DNA’ya etkili ajanların etki mekanizması
modeli (Pommier vd. 1985).
18
2.3.2. KKD indükleyen ajanlar
Kendiliğinden oluşan KKD frekansı, hücrenin DNA içeriği ile ilişkilidir.
Örneğin Uggla ve Natarajan (1982) KKD frekansının Vicia faba’da hücre başına 62
olacak kadar yüksek (DNA 54 pg/hücre) ve Drosophila melanogaster’de hücre başına
0.14 olacak kadar düşük (DNA 0.54 pg/hücre) olabildiğini bildirmişlerdir (Natarajan,
2002).
KKD, S fazında meydana geldiğinden dolayı, DNA replikasyonu sırasında etkili
olan ve DNA hasarı oluşturan kimyasallar KKD’leri indükler. Bu kimyasallar KA’larına
göre daha düşük konsantrasyonlarda KKD’lere neden olurlar.
S fazına bağlı ajanların (ör: UV ve alkilleyici ajanlar), KKD’lerinin potansiyel
indükleyicileri olduğu buna karşın S fazına bağlı olmayan ajanların (ör: X-ışınları ve
Bleomisin) KKD’lerin zayıf indükleyicileri oldukları saptanmıştır.
KKD’lerin, nokta mutasyonları, gen amplifikasyonları ve sitotoksisiteye neden
olabilecekleri bildirilmiştir (Perry and Evans, 1975).
2.4. Urea Herbisitleri
Urea herbisitleri tarım alanlarında geniş yapraklı ve diğer otsu zararlıların
kontrolünde kullanılırlar. Bitki kökleri tarafından alınarak hızla bitkinin üst kısımlarına
iletilir ve genellikle yapraklarda gözlenen fitotoksik semptomlar oluştururlar. Herbisit
sınıflandırmasında urea herbisitleri; fenylurea herbisitleri, sulfonylurea herbisitleri,
thiadiazolylurea herbisitleri olmak üzere 3 sınıfa ayrılırlar. Sulfonylurea herbisitleri
kendi içinde pyrimidinylsulfonylurea ve triazinylsulfonylurea herbisitleri olmak üzere 2
sınıfa
daha
ayrılmaktadır
(Classification
of
herbicides,
2005).
Triasulfuron,
triazinylsulfonylurea sınıfına ait bir herbisittir.
Hay 1990’da Sulfonylurea’ların (SU) herbisidal aktivitesinin ilk kez 1966’da
fark edildiğini bildirmiştir (Cox, 1993). SU’lar herbisitlerin gelişen sınıfıdır. Bunlar ilk
19
olarak 1970’lerin ortalarında üretilmiştir. İnsanlar ve hayvanlara zararlı olmadığı için
SU’lar güvenli herbisitler olarak piyasaya sunulmuştur. SU herbisitleri DuPond Crop
Protection tarafından 1982’de üretilmiştir. Tarım alanlarında 100 g/ha oranında
uygulanırlar. Memeli toksisitesi düşüktür ve uygulamadan sonra zararsız bileşiklere
bozulur. Geniş yapraklı zararlıların, tahıl ve saf ürünlerde otların ve endüstriyel
zararlıların kontrolünde kullanılmaktadır. Yaklaşık 25 SU herbisitine tarım alanlarında
kullanım izni verilmiştir. 2 heterosiklik halka arasında SU köprüsü varlığı ile
karakterizedirler. SU’lar kimyasal ve termal olarak kararsızdırlar. Asidik solüsyonlarda,
hidrolitik kırılma ile sulfonylurea köprüsü oluşur; nötralden hafif alkali solüsyonlara
doğru birçok sulfonylurea kararlılık gösterir ve bir urea hidrojen atomunu kaybederek
aniyonik formda kalır. Bu bileşikler genellikle organik çözücülerde kararlıdır ve
hidrokarbonlardan başka temel organik çözücülerde 1 mg/100 ml’den daha yüksek
seviyelerde çözünürler (Powley, 2003).
Kimyasal aktivite ile bitkileri öldürmekten ziyade, SU herbisitleri asetolaktat
sentaz (ALS) enzimini inhibe ederek amino asit zincirinde temel dalların sentezini bloke
ederler (lösin, izolösin, valin). Bu nedenden dolayı, bu kimyasallar SU/ALS veya
nadiren ALS herbisitleri olarak refere edilirler. ALS enzimleri, hayvanlarda
bulunmadığı için SU herbisit üreten firmalar onların ürünlerinin hayvanlar ve insanlar
için güvenilir olduğunu iddia ederler (Flogel, 1998).
Aşağıda bazı urea grubu herbisitlerinin toksikolojik ve mutajenik çalışmalarına
yer verilmiştir.
Tribenuron methyl (triazinylsulfonylurea)
Salmonella typhimurium ve Çin hamster over (CHO) hücrelerinde in vitro gen
mutasyonları negatif sonuç vermiştir. Sıçanlarda sitogenetik testler, farede MN testini
içeren yapısal kromozom hasar testleri negatif sonuçlanmıştır. In vitro sıçan
hepatositlerinde program dışı DNA sentez (UDS) testi negatiftir (EPA, 1989).
FAO (2002), tribenuron methyl’in mutajenite profil bildirisinde; bu kimyasalın
Salmonella thphimurium in vitro bakteri gen mutasyon testinde S9 metabolik
aktivasyon varlığında ve yokluğunda negatif mutajenik aktivitesi olduğunu, insan
lenfositleri in vitro periferik kan kültüründe S9 varlığında ve yokluğunda yapısal
KA’larını indüklemediğini, CHO hücreleri in vitro memeli gen mutasyon testinde S9
20
metabolik aktivasyon varlığında ve yokluğunda CHO/HGRPT (hipoksantin guanin
fosforibozil
transferaz)
gen
mutasyonlarını
indüklemediğini,
sıçan
primer
hepatositlerinde in vitro UDS testinde negatif olduğunu, dişi ve erkek sıçanda KA için
in vivo kemik iliği testinde UDS oluşturmadığını, dişi ve erkek farede in vivo kemik
iliği MN testinde negatif olduğunu bildirmiştir.
Triflusulfuron methyl (triazinylsulfonylurea)
Ames testinde, memeli (CHO) gen mutasyonları testinde, fare kemik iliği MN
testinde 5000 mg/kg’a kadar negatif sonuç vermiştir. Kültüre edilen sıçan
hepatositlerinde UDS negatiftir (EPA, 1996). Ancak insan lenfositlerinde metabolik
aktivasyon varlığında 1500 µg/ml den yüksek dozlar içini pozitif sonuçlar gözlenmiştir.
İnsan lenfositlerinde aktivasyonsuz şartlarda KA çalışmaları yetersizdir (EPA, 2001).
DPX-66037 (Triflusulfuron methyl) metabolik aktivasyonlu ve aktivasyonsuz
şartlarda 62.5,125,250,500,1000 µg/petri konsantrasyonlarında Salmonella typhimurium
TA98,100,1535,1537,1538
suşlarında
Ames
testinde,
2000
µg/ml’ye
kadar
CHO/HGPRT gen mutasyon testinde mutajenik değildir. İnsan lenfositlerinde 50, 100,
200 µg/ml DPX 66037-59 aktivasyonsuz şartlarda, 100,200,400 µg/ml aktivasyonlu
şartlarda denenmiş ve klastojenik olmadığı saptanmıştır. Sonuçlar güvenilir
bulunmadığından dolayı bu test değerlendirilmeye alınmamıştır. Ayrıca insan
lenfositleri sitogenetik testi ile 0.5, 1.5, 1.7, 1.85, 2.00 mg/ml DPX 66037-59
konsantrasyonları aktivasyonlu ve aktivasyonsuz şartlarda denenmiş ve 1.85 mg/ml
konsantrasyonda kontrolden daha düşük MI oranı tespit edilerek sitotoksik etki
gözlenmiştir. Triflusulfuron methyl’in metabolik aktivasyon ile 2 mg/ml’de klastojenik
olduğu tespit edilmiştir (PMRA, 1999).
Metsulfuron methyl (triazinylsulfonylurea)
Ames testi, memeli gen mutasyon (CHO/HGPRT) testi, UDS, in vivo kemik
iliği sitogenetik testleri, in vivo fare MN testi negatif sonuç vermiştir. Methsulfuron
methyl sadece 1000 mg/l’den yüksek konsantrasyonlarda CHO hücrelerinde in vitro
KA’larını indüklemiştir fakat in vivo sıçan kemik iliğinde KA’larını indüklememiştir.
Fare kemik iliği eritrositlerinde MN oluşumunu indüklememiştir. Metsulfuron methyl
ne genotoksik ne de mutajeniktir (EPA, 1998b).
21
Donovan’ın 1984 yılında yaptığı çalışmaya göre, Salmonella typhimurium’da in
vitro Ames mutajenite testinde 0-10 µg/ml konsantrasyonlarında; Fitzpatrick’in 1982’de
yaptığı çalışmaya göre, CHO hücrelerinde CHO/HPRT mutajenite testinde 0-2670 mg/l
konsantrasyonlarında;
Vincent’in
1983’teki
araştırmasına
göre,
sıçan
primer
hepatositlerinde UDS testinde 0-38 mg/l konsantrasyonlarında, Bentley’in 1990 yılında
yaptığı araştırmaya göre sıçan primer hepatositlerinde UDS testinde 0-3000 µg/ml
konsantrasyonlarında; Cortina’nın 1983’teki araştırma sonuçlarına göre, sıçan kemik
iliğinde in vivo KA indüksiyonu testinde 0-5000 mg/kg konsantrasyonlarında;
Vlachos’un 1984 yılında yaptığı çalışmaya göre, fare kemik iliğinde MN indüksiyonu
testinde 0-5000 mg/kg konsantrasyonlarında negatif sonuç göstermiştir (DAR, 2004).
Ancak Vlachos’un 1983’te 0-3000 mg/l Metsulfuron methyl konsantrasyonlarını CHO
hücrelerinde
denediği
çalışmada
KA
testinde
1
mg/ml’nin
üzerindeki
konsantrasyonlarda metsulfuron methyl’in pozitif etki gösterdiğini saptamıştır (DAR,
2004).
Chlorsulfuron (triazinylsulfonylurea)
Chlorsulfuron in vitro mutajenitesinin çalışıldığı Ames ve CHO/HPRT
testlerinde, in vitro sitogenetik testinde, in vitro DNA onarım testinde, in vitro UDS
testinde negatif sonuç vererek genotoksik ve mutajenik etki göstermemiştir (EPA,
2002).
Ethametsulfuron methyl (triazinylsulfonylurea)
Mutajenik ve genotoksik etkilerini gözlemek amacı ile yapılan testler sonucunda
ethamethsulfuron methyl genotoksik ve mutajenik değildir. Bu testler; bakterilerde
Ames, CHO hücrelerinde mutajenite testleri, sıçanlarda izole edilen kemik iliği
hücrelerinde KA testi, fare kemik iliğinde MN testi ve kültüre edilen sıçan karaciğer
hücrelerinde DNA hasarı ölçüm testidir (EPA, 1997a).
Sulfosulfuron (pyrimidinylsulfonylurea)
In vitro Ames /Salmonella mutajenite testinde EPA (1997b) kullanılan 5 temel
suşta negatif mutajenite olduğunu bildirmiş, Pest management Regulatory Agency
metabolik aktivasyonlu ve aktivasyonsuz şartlarda 1500 µg/petri dozlarında
22
sulfosulfuron’un sitotoksik olduğunu, toksik olmayan dozlarda sulfosulfuron’un
mutajenik etki göstermediğini bildirmiştir (PMRA, 1998). Sulfosulfuron nokta
mutasyonları için mutajenik değildir (PMRA, 1998). In vitro memeli hücresi gen
mutasyon testinde CHO/HGPRT negatif sonuç vermiştir (PMRA 1998, EPA 1997b).
Sulfosulfuron’un mutajenik olmadığı, nokta mutasyonlarına, çerçeve kayması
mutasyonlarına ve delesyonlara neden olmadığı bildirilmiştir (PMRA, 1998). In vitro
sitogenetik testinde kültüre edilen insan lenfositlerinde hem metabolik aktivasyonlu
hem de aktivasyonsuz şartlarda, 100, 250, 500, 750, 1000 µg/ml konsantrasyonlarda
etkisi incelenmiştir. Mitotik indekste %14,9’dan %66,7’ye kadar bir azalma
gözlenmiştir. Bununla beraber KA’lu hücre sayısında veya poliploid hücre sayısında
artış gözlenmemiştir. Elde edilen sonuçlara göre sulfosulfuron metabolik aktivasyonlu
ve aktivasyonsuz şartlarda insan lenfosit kültüründe klastojenik değildir (PMRA 1998,
EPA 1997b ).
Çin hamster fibroblastlarında in vitro metodunda 2000 µg/ml ve daha yüksek
dozlarda, metabolik aktivasyonsuz şartlarda, kromozom yapı aberasyonlu hücre
sayısında artış gözlenmiştir. Bu şartlarda klastojenik olduğu bildirilmiştir (PMRA,
1998). In vivo memeli MN testinde farelerde klastojenik olmadığı bildirilmiştir (PMRA
1998, EPA 1997b). EEC (2000), Çin hamsterlerinde in vitro şartlarda uygulanan
konsantrasyonların, in vivo şartlarda sitotoksik etkisinden dolayı uygulanamayacağını,
dolayısı ile in vitro ve in vivo grupların karşılaştırılmayacağını bildirmiştir.
In vitro CHO/HGPRT gen mutasyon testinde, kültüre edilen memeli
hücrelerinde KA testinde, insan lenfositlerinde in vitro KA testinde, farede in vivo
kemik iliği MN testinde negatif sonuçlar elde edildiğinden dolayı sulfosulfuron
genotoksik veya mutajenik etki göstermemektedir (EPA, 1997b). Sulfosulfuron’un akut
toksisitesi düşük olduğu için genotoksik olmadığı, üreme, gelişim ve sinir sisteminde
toksik olmadığından dolayı insan sağlığını tehdit etmediği kabul edilmektedir (Healy
vd. 2004).
Rimsulfuron DPX-E9636 (piridisulfonylurea)
Piridilsulfonylurea herbisidi olan Rimsulfuron’un ticari formülasyonu DPXE9636’in in vitro sığır lenfosit kültüründe aberasyon sayısında ve aberasyonlu hücre
yüzdesinde anlamlı artışa neden olduğu ve KKD’leri doza bağlı olarak anlamlı
23
indüklediği ve bu herbisidin in vitro sığır lenfosit kültüründe genotoksik olduğu
bildirilmiştir (Lioi vd. 1998a). DPX-E9636’nın insan lenfosit kültüründe yapılan
çalışmasında da benzer sonuçlar elde edilmiştir. Bu kimyasalın doza bağlı olarak
aberasyonlu hücre yüzdesini ve hücre başına düşen KKD sayısını arttırdığı bildirilmiş
mitotik indeksi düşürdüğü tespit edilmiştir (Lioi vd. 1998b).
Sulfometuron methyl (pyrimidinylsulfonylurea)
DuPont (1979) (1981a) (1981b) Sulfonylurea methyl’in Salmonella’da ve CHO
hücrelerinde mutajenik olmadığını, DuPont (1984) ve (1987) sıçan ve farede
kanserojenik etki gözlenmediğini bildirmiştir. DuPont’a göre Sulfometuron methyl’in
kanserojenik etkisi yoktur ve genetik hasar oluşturmaz (Cox, 1993).
Primisulfuron methyl (pyrimidinylsulfonylurea)
Primisulfuron methyl Ames mutajenite testinde Salmonella TA98 suşunda 1024
µg/petri konsantrasyonuna kadar metabolik aktivasyonlu ve aktivasyonsuz şartlarda
pozitif etki göstermemiştir. Çin hamsterlerinde 5000 mg/kg’a kadar MN oluşumunu
indüklemediği ve toksik olmadığı gözlenmiştir. Sıçan karaciğer hücreleri (hepatositler)
UDS testi 400 µg/ml’ye kadar negatif, insan lenfositleri ile UDS 1000 µg/ml’ye kadar
aktivasyonsuz şartlarda negatif sonuç vermiştir (EPA, 1990).
Tebuthiuron (thiadiazolylurea)
Tebuthiuron’un Ames mutajenite testinde, fare MN analizi yapılarak yapısal KA
testinde negatif sonuç gösterdiği, mutajenik ve kanserojenik olmadığı bildirilmiştir
(EXTOXNET, 1996a)
Diazolidinyl urea (imidazolidinylurea)
Dimethylol urea teskstil endüstrisinde katkı maddesi olarak, diazolidinylurea
(DZU) ise kozmetik alanında kullanılan urea bileşikleridir. DZU’nın Salmonella
typhimurium mutajenite testinde mutajenik olmadığı (Liebert, 1990), fare kemik iliği in
vivo MN testinde MN oranında artışa neden olmadığı görülmüştür. Ancak daha sonra
Pfuhler ve Wolf (2002) DZU ve DMU’nun Salmonella typhimurium mutajenite testinde
24
TA98, 100, 102 suşlarında pozitif sonuç gösterdiğini saptamışlardır. Aynı araştırıcılar in
vitro MN testinde de V79 Çin hamster hücrelerinde MN oluşumunu indükleyerek
genotoksik etki gösterdiklerini bildirmişlerdir.
Fluometuron (phenylurea)
Weed Science Society of America 1994’te, fluometuron’un, Ames mutajenite
testi, KA’ları için hücre kültürü testi, insan fibroblast hücreleri ve sıçan karaciğer
hücrelerinde DNA onarım inhibisyon testleri gibi mutajenite ve genotoksisite testlerinde
aktivite
göstermediğini
bildirmiştir
(EXTOXNET,
1996b).
EPA’nın
1988’de
Fluometuron ile yaptığı bir çalışmaya göre; fareye verilen 2000 mg/kg’lık yüksek doz
sonrası DNA sentezi ile etkileşim gözlendiğini saptamıştır (EXTOXNET, 1996b). Bu
çalışmalara dayanarak Fluometuron’un mutajenik olmadığı görülmektedir. Weed
Science Society of America 1994’te Fluometuron’un kanserojenik etkisini araştırmak
amacı ile 2 yıl boyunca farelere 87 mg/kg/gün verilen çalışma sonucunda; karaciğer
tümörü, lösemi, beyaz kan hücresi sayısında kontrolsüz büyüme gözlenmiştir
(EXTOXNET, 1996b). Diğer bir çalışmada, National library of medicine’ın 1995’te ve
EPA’nın 1988’deki bildirilerine göre; erkek farede karaciğer hücre tümörü sıklığında
artış gözlenmiş, fakat dişi fare ve sıçanlarda her iki eşeyde de kanserojenik etki
gözlenmemiştir (EXTOXNET, 1996b). Seiler 1978’de fare kemik iliğinde yaptığı
çalışmada, fluometuron’un MN oluşumuna neden olduğunu göstermiştir (Behera ve
Bhunya, 1990).
Isoproturon (phenylurea)
Isoproturon’un genotoksik etkilerinin in vivo KA, MN ve sperm şekli
anormallikleri test yöntemleri ile araştırıldığı çalışmada bu herbisidin KA ve sperm
şekli anormallikleri testlerinde doza bağlı olarak pozitif sonuç verdiği, MN testinde
yüksek dozda (200 mg/kg) etkili olduğu saptanmış ve sonuçta memeli in vivo test
sisteminde isoproturon’un genotoksik özelliği olduğu bildirilmiştir (Behera ve Bhunya,
1990).
CHOK1 hücrelerinde SCGE testinde DNA hasarı oluşturmadığı ve anlamlı
KA’larına neden olmadığı bildirilmiştir (Vigreux vd. 1998).
25
Isoproturon’un bitkiler üzerindeki sitogenetik etkileri araştırıldığında; Badr ve
Elkington (1982) Isoproturon’un Allium cepa ve Hordeum vulgare’de mitotik aktiviteyi
düşürdüğünü, iğ ipliği aygıtında bozulmaya sebep olduğunu, C-metafaz, kromozom
sayısının ikiye katlanması, kalgın kromozomlar, multipolar anafaz ve telofaz oluşumunu
arttırdığını, bu sonuçlara göre bitki test sisteminde sitotoksik ve klastojenik olduğunu,
Chauhan vd. (2001) Isoproturon’un farklı konsantrasyonlarının (35-280 ppm) Allium
sativum kök meristem hücrelerinde MI’i doza bağlı anlamlı olarak inhibe ettiğini,
kromozom kırıkları/mitotik aberasyonlara neden olduğunu, Isoproturon’un genotoksik
olduğunu, Chauhan ve Gupta (2005) Isoproturon’un Deltamethrin (insektisid) ile
kombine kullanımının Allium cepa kök meristem hücrelerinde kromozom kırıkları,
yapışıklık,
multipolar
anafaz,
kromozom
köprüleri,
kalgın
kromozomlar,
kromozomların dengesiz ayrılması, iki ve çok nukleuslu hücrelere neden olduğunu,
kombine muamelelerin organellerde ultrastrukturel değişimlere neden olduğunu ve bitki
hücrelerinde geri dönüşümsüz hasarlar meydana getirdiğini bildirmişlerdir.
Diuron (phenylurea)
Diuron Allium cepa kök ucu hücrelerinde hücre bölünmesini doza bağlı olarak
inhibe etmiş ve kromozom kırıkları, C-metafaz, kromozom yapışıklığı, kalgın
kromozomlar, multipolar düzensizlikler, anafaz köprüleri gibi çeşitli mitotik
anormalliklere ve kök uçlarında morfolojik değişikliklere neden olmuştur (Chauhan vd.
1998). Daha sonra Saxena vd. (2004), Diuron’un Allium sativum kök ucu hücrelerinde
sitogenetik etkilerini araştırmak üzere yaptıkları çalışmada, mitotik anormallikler ve
KA’larında doza bağlı anlamlı artışın olduğunu ve Diuron ile DNA molekülü arasında
muhtemel bir etkileşim olduğunu ileri sürmüşlerdir. Diuron’un insan spermatozoa
hücreleri üzerinde etkisini görmek için yapılan bir başka çalışmada bu urea herbisidinin
spermatozoa üzerinde yapısal ve fonksiyonel etkileri olduğu, spermatozaların canlılık ve
hareket kabiliyetini azalttığı bildirilmiştir (Malpuech-Brugere vd. 2001).
Diuron’un fare kemik iliğinde MN oluşumuna neden olduğu (Agrawal vd.
1996), Swiss albino farelerde dominant letal test sisteminde mutajenik olduğu (Agrawal
ve Mehrotra, 1997), sıçanlarda maternal toksisiteyi ve anormal fetus sıklığını arttırdığı
gösterilmiştir (Khera vd. 1979).
26
Fenilurea herbisitlerinin sıçanlarda hematoksik etkilerinin araştırıldığı çalışmada
Monuron, Diuron ve Fenuron ile dişi fareler muamele edilmiş; monuron ve diuron
muameleli sıçanlarda dalak ağırlığında doza bağlı artış dışında, organ ağırlıklarında
doza bağlı etkinin görülmediği, eritrosit morfolojisinde değişiklikler meydana geldiği,
histolojik açıdan lezyonlar oluştuğu ve hemolitik anemi ve methemoglobinomeni’ye
bağlı olarak dalakta pigmentasyon artışı görüldüğü, dolayısı ile dalakta toksik olduğu
bildirilmiştir (Wang vd. 1993). Diuron’un albino sıçanlarda kronik muamelesi sonucu
yüksek oranda mortalite ve ağırlık kaybına sebebiyet vererek sıçan karaciğerinde
anlamlı histolojik değişikliklere neden olduğu hepatotoksik etkisi olduğu gözlenmiştir
(Agrawal ve Kumar, 1999).
Linuron (phenylurea)
EPA 1988’de akut memeli toksisite çalışmalarında Linuron’un düşük aktivite
gösterdiğini ve CHO hücrelerinde ve Salmonella typhimurium’da gen mutasyon testi,
UDS testi ve in vivo sıçan kemik iliği gibi birçok in vitro ve in vivo yöntemde
genotoksisite göstermediğini bildirmiştir (Papapaulou vd. 2001). Sıçanlarda in vivo
kemik iliği kromozom çalışmasında, aberasyon frekansında artış gözlenmemiş, in vitro
sıçan hepatositlerinde UDS negatif sonuç vermiştir (DPR, 1987).
Atrazine ve Linuron herbisitlerinin ayrı ayrı ve kombine şekilde insan
lenfositlerinde test edildiği çalışmada, bu kimyasalların ayrı ayrı verilen dozlarda çok az
kromozom hasarına neden olduğu, kombine verilen dozlarda anlamlı kromozom
hasarını indüklediği saptanmıştır. Aynı çalışmada faredeki etkilerini gözlemek üzere
aynı şekilde verilen kimyasallar kemik iliği hücrelerinde tüm gruplarda kromozom
hasarını indüklemediklerini fakat kültüre edilen dalak hücrelerinde tüm gruplarda hasar
gözlendiğini bildirmişlerdir (Roloff vd. 1992).
Scassellati-Sforzolini vd. (1997) in vivo şartlarda linuron’un saf bileşik ve ticari
formülasyonunun
genotoksisitesini araştırdıkları çalışmalarında mikronukleuslu
polikromatik eritrosit sayısında artış olmadığını, bununla beraber linuron’un hepotosit
canlılığını etkilediğini bildirmişlerdir. Bu sitotoksisitenin karaciğerde DNA tek iplik
kırıklarına neden olduğunu ileri sürmüşlerdir. Sıçan testis hücrelerinde sitotoksik
olduğunu göstermişlerdir (Scassellati-Sforzolini vd. 1997).
27
Linuron’un insan lenfosit kültüründe MN sıklığını doza bağlı olarak lineer
şekilde arttırdığı ve CBPI’i düşürerek doza bağlı sitotoksik etkili olduğu, elde edilen
FISH sonuçlarından klastojenik ve aneujenik kimyasal olduğu tespit edilmiştir
(Papapaulou vd. 2001).
Birçok SU diabet hastalarını tedavi etmek için kullanılmaktadır. Bazı SU sınıfı
ilaçlar
(carbutamide,
chloropropamide,
glibenclamide,
glipentide,
glipizide,
tolbutamide) NIDDM (insüline bağımlı olmayan diyabet) hastalarına verilmiştir.
NIDDM hastası pankreası insülin üretir fakat vücut ihtiyacını karşılamaz. Sulfonylurea
ilaçları pankreası daha fazla insulin üretmek üzere düzenler, şekerin vücut hücrelerine
girmesi için insuline yardım eder ve kandan atılma hızını düşürür (Flogel, 1998). Bu
SU ilaçlarından olan ve hipoglisemik ajan olarak kullanılan Chlorpropamide’in in vivo
sitogenetik etkili olduğu saptanmıştır. Kontrole göre anlamlı kromatid aberasyonları ve
kromatid değişim aberasyonları gözlenmiştir. Kromatid değişim tipi aberasyonların
fazla olması sulfonylurea’ların kromozom kırıkları oluşturma etkisini göstermektedir
(Watson vd. 1976). Kromatid değişim tipi aberasyonlar kromozomların kırılması ve
yeniden birleşmesi ile oluşur. Disentriklerin anlamlı artışı hücrelerin klastojenik ajana
maruz kaldığını gösterir. Chlorpropamide’in DNA molekülü ile direkt reaksiyona
girecek veya hasar verecek bir mekanizması olmadığından, direkt DNA üzerine etki
etmesi pek olası görünmez. Kuvvetle serum proteinine bağlanarak enzim fonksiyonunu
etkiler ve indirekt olarak etkisini göstermektedir (Watson vd. 1976).
Renner ve Münzner (1980) çalışmalarında Brown ve Wu’nun Chlorpropamide
ile muameleli in vitro Çin Hamster V79 hücrelerinde KKD sayısını arttırdığını
bulmuşlardır. Çin hamster hücrelerinde ve farede Chlorpropamide ve Tolbutamide’in
doza bağlı olarak KKD’lerini indüklediklerini, KA’larını neden olmadığını, sıçan ve
Çin Hamster eritrositlerinde MN’ları indüklemediğini ancak farede MN oluşumuna yol
açtığını bildirmişlerdir (Renner ve Münzner, 1980). Chlorpropamide ve Tolbutamide
nokta mutasyonlarını gösteren Ames testinde mutajenik değildir. In vivo testler içinde
KKD testi en hassas olanıdır ve Chlorpropamide ve Tolbutamide pozitif etki
göstermiştir (Renner ve Münzner, 1980).
28
2.5. Triasulfuron
Triasulfuron 1992’de tescil edilerek tarım alanlarında kullanım izni alınmış,
buğday, arpa üretiminde geniş yapraklı otların kontrolünde kullanılan bir herbisittir
(EPA, 1992).
Triasulfuron akut muamele sonrası bir çok laboratuar hayvanında toksik
değildir. Test edilen konsantrasyonlarda ne sıçan ve tavşanlarda teratojenik ne de farede
onkogeniktir. Mutajenite testleri de negatif sonuçlar göstermiştir (PMRA, 1995).
Triasulfuron düşük akut toksisite gösterir. Triasulfuron’un genotoksisitesini belirlemek
amacı ile Salmonella typhimurium, Saccharomyces cerevisiae ve fare lenfoma
hücrelerinde nokta mutasyonlarını, Çin Hamsterlerinde MN testi uygulanarak
KA’larını, insan fibroblastları ve fare hepatositlerinde düzensiz DNA sentezini
indüklemesi açısından testler uygulanmış ve sonuç olarak Triasulfuron’un mutajenik,
klastojenik olmadığı ve UDS’ni indüklemediği saptanmıştır (EPA, 1998a).
Triasulfuron bitkiler tarafından biotransformasyona uğrar. Akuatik sistemli
sularda kalıcıdır. Besin kaynaklarında akut veya kronik tehlikesi olmadığı, memeli ve
kuş üremesi üzerinde riskinin düşük olduğu tahmin edilmektedir. Triasulfuron’un
birçok karasal ve akuatik bitkide toksik olduğu tahmin edilmektedir. Su mercimeği ve
yeşil alglerde riski çok yüksektir (PMRA, 1995).
2.5.1. Triasulfuron’un bitki metabolizması
Triasulfuron toprağa uygulanan sulfonylurea herbisididir. Buğday, arpa
üretiminde ilkbahar ve sonbaharda çıkış öncesi veya çıkış sonrası uygulanan tek yıllık
ve iki yıllık geniş yapraklı otların kontrolünde kullanılan bir pestisittir (EPA, 1992).
Bitki kök ve sürgün kısımlarından alınır. Kök ve sürgün gibi bitkinin hızlı büyüyen
kısımlarına taşınması sonucunda, hücre bölünmesini inhibe eder. Çimlendikten sonra
muameleli topraktaki tohumlar toprak yüzeyine çıkamazlar. Triasulfuron’un buğdaydaki
29
mekanizması Fenil halkasının hidroksilasyonu ve urea köprüsünün hidrolitik ayrılması
ile işler. Hidrolitik ayrılmadan sonra oluşan kalıntı esas Triasulfuron’dur ve düzenleyici
olarak etki eder. Buğdaydaki metabolik mekanizma yabancı otlarda da aynı şekilde
işler, ve otlar için düzenleyici olarak etki eden kalıntı esas bileşiktir (Pesticide Petition
Filing, 1998).
30
3.MATERYAL METOD
Yaptığımız tez çalışmasında materyal olarak insan periferik kanı, test maddesi
olarak Triasulfuron kullanılmıştır. Denek olarak sağlıklı, sigara kullanmayan, 26-31
yaşları arasında 3 bayan ve 3 erkek donor seçilmiştir. Bu kimyasal maddenin periferik
kan kültüründeki genotoksisitesini tespit etmek amacı ile kromozom aberasyonları
(KA), kardeş kromatid değişimi (KKD) ve mikronukleus (MN) test yöntemleri
kullanılmıştır. Uygulanan test yöntemleri ile KA, KKD ve MN sayıları saptanmış ve
bölünme indekslerini tespit etmek için sırası ile MI, PI ve CBPI oranları belirlenmiştir.
Pozitif kontrol olarak mitomisin C (MMC), eritici kontrol olarak ise Triasulfuron’u
çözen Dimetil sulfoksit (DMSO) kullanılmıştır.
Periferik kanın Triasulfuron’un farklı konsantrasyonları (5, 10, 50, 100, 200
µg/ml) ve pozitif kontrol (MMC) ile 24 ve 48 saat muamelesi sonucu elde edilen veriler,
eritici kontrol (DMSO) ile muamele sonucu elde edilen veriler ile istatistiksel olarak
karşılaştırılmış ve sonuçlar değerlendirilmiştir.
3.1. Çalışmada Kullanılan Kimyasal Maddelerin Hazırlanışı
3.1.1. Triasulfuron konsantrasyonlarının seçimi
Çalışmada uygulanacak Triasulfuron konsantrasyonlarının seçimi için ön
çalışma yapılmıştır. Uygulanacak konsantrasyonlar MI inhibisyonu (MI)>%50 temeline
dayanılarak seçilmiştir (Sivikova ve Dianovski, 2000). 48 saat muamelede % 50
inhibisyona neden olan konsantrasyon 100 µg/ml, % 61 inhibisyona neden olan
konsantrasyon 200 µg/ml olarak tespit edilmiştir. % 50 inhibisyona neden olan 100
µg/ml’nin iki katı 200 µg/ml ve yarısı 50 µg/ml çalışmamızda uygulanacak olan diğer
31
konsantrasyonlar olarak seçilmiştir. Bundan başka, konsantrasyon artışına bağlı olarak
anormallik oranını tespit etmek amacı ile uygulanacak olan yüksek konsantrasyonların
alt katları olan 5 ve 10 µg/ml çalışmamızda uygulayacağımız düşük konsantrasyonlar
olarak seçilmiştir.
Çözücü olarak kullanılan DMSO’in konsantrasyonu toksik olmayan miktarda,
daha önce yapılan araştırmalara dayanarak seçilmiştir (Borroto vd 2001, Laffon vd
2001, Borroto vd 2002,). Kültür ortamındaki son konsantrasyonu %1’ i geçmemektedir.
3.1.2. Triasulfuron konsantrasyonları ve kimyasal yapısı
Bu tez çalışmasında; KA, KKD ve MN test yöntemleri ile insan periferik kan
hücreleri
üzerindeki
genotoksisitesi
araştırılan
Triasulfuron’un,
kullanılan
konsantrasyonları (5, 10, 50, 100, 200 µg/ml) DMSO’te hazırlanmıştır. Çalışmamızda
kullanılan Triasulfuron % 99 saflıktadır (CAS no: 82097-50-5 RIEDEL Kod:33383).
Triasulfuron’un kimyasal yapısı aşağıda verilmiştir (PMRA, 1995).
İsim:Triasulfuron
Kod No: CGA-131036
Kimyasal İsmi: 1-[ 2-(2-chloroethoxy)phenylsulphonyl]-3-(4-methoxy-6-methyl-1,3,5triazin-2-yl)urea
CAS No: 82097-50-5
Moleküler Formülü: C14H16ClN5O5S
Molekül ağırlığı: 401.83
Fiziksel formu: Katı kristal
Renk: Beyaz-gri
32
Triasulfuron’un moleküler yapısı
3.1.3. Eritici kontrol konsantrasyonu
Triasulfuron organik çözücülerde çözünen bir kimyasal formülasyona sahiptir.
Organik çözücü olarak DMSO kullanılmıştır (Sigma CAS No: 67-68-5) Doku
kültüründe DMSO’e bağlı anormallikleri, DMSO’te çözünmüş Triasulfuron’un neden
olduğu anormalliklerden ayırmak amacı ile DMSO eritici kontrol olarak seçilmiştir.
DMSO’in
kültür
ortamında
fazla
miktarda
bulunması,
bu
kimyasala
bağlı
anormalliklere neden olacağından ortamdaki konsantrasyonu %1’i geçmemektedir
(Laffon vd. 2001, Borroto vd. 2001, Borroto vd. 2002).
3.1.4. Pozitif kontrol konsantrasyonu
Laboratuar şartlarımızda periferik kan kültürü metodunun standartlar ölçüsünde
uygulandığını göstermek amacı ile daha önceden pozitif etkisi kanıtlanmış, anormallik
yapan, genotoksik bir madde kullanılmıştır. Bunun için KA, KKD ve MN testlerinde
pozitif sonuçlar veren MMC seçilmiştir (Sigma CAS No:50-07-7). Kan kültürüne MMC
muamelesi sonucu anormallik sayısının istatistiksel açıdan anlamlı olması yöntemin
33
doğru uygulandığını göstermektedir. Yapılan ön çalışmalar sonucunda; KA ve KKD test
yöntemi için 0.1 µg/ml MMC, MN test yöntemi için 0.25 µg/ml MMC’nin
aberasyonlara neden olduğu tespit edilmiş ve pozitif kontrol olarak bu konsantrasyonlar
kullanılmıştır. MMC flakonları (2 mg) 5 ml’lik steril distile su ile sulandırılmıştır. Elde
edilen ana stoktan 1 ml alınarak 80 ml’ye distile su ile tamamlanmıştır. Hazırlanan bu
solüsyondan KA ve KKD test yönteminleri için kültür ortamındaki son konsantrasyonu
0.1 µg/ml olacak şekilde 0.1 ml, MN test yöntemi için ise son konsantrasyonu 0.25
µg/ml olacak şekilde 0.25 ml alınarak kültür ortamına ilave edilmiştir.
3.1.5. Sörensen Fosfat Tamponunda Giemsa boyasının hazırlanışı
Önce Sörensen fosfat A ve Sörensen fosfat B tampon çözeltileri ayrı ayrı
hazırlanmıştır. %10’luk giemsa boyası; 10 ml Giemsa (Merck) boyası, 5’er ml fosfat A
ve B tamponu, 80 ml distile su karıştırılarak hazırlanmıştır(pH 6.8). Boya süzülerek
kullanılmıştır.
Buffer A: 11.34 gr KH2PO4 + 250 ml su (pH 4.8)
Buffer B: 14.83 gr Na2HPO4.12H2O + 250 ml su (pH 9.3)
3.1.6. 5-Bromo-2- deoksiuridin (BrdUrd) hazırlanışı
KKD test yönteminde kullanılan BrdUrd’in (Sigma CAS No: 59-14-3) kültür
ortamındaki konsantrasyonu 10 µg/ml’dir. Bunu hazırlamak için BrdUrd’den 0.0025 gr
tartılmış 5 ml steril distile su ilave edilerek mikropor filtrasyon (por çapı 0,2 µm) ile
steril edilmiştir. Solüsyon dondurularak saklanmıştır. Kullanılacağı zaman bu
solüsyondan 0.1 ml alınarak 5 ml’lik kültür ortamına ilave edilmiştir.
34
3.1.7. 2 x Standart Saline Citrate (SSC) solüsyonunun hazırlanışı
17.532 gr NaCl ve 8.823 gr Sodyum sitrat alınmış, steril distile su ile 1 lt’ye
tamamlanmıştır (pH 6.8).
3.1.8. Hoechst 33258 hazırlanışı
0.0012 gr Hoechst 33258 (Sigma CAS No: 23491-44-3) 12 ml distile su
eklenerek hazırlanan stok solüsyon +4 C0’de karanlıkta saklanmıştır. KKD yönteminde
kullanılan Hoechst solüsyonu hazırlanırken, 100 ml 2xSSC solüsyonuna stok Hoechst
solüsyonundan 0.05 ml ilave edilmiştir.
3.1.9. Cytochalasin B (Cyt-B) hazırlanışı
Cyt-B (Sigma CAS No: 14930-96-2 ) stok solüsyonu 2 mg/ml olacak şekilde
DMSO’te eritilerek hazırlanmıştır. Bunun için 10 mg Cyt-B 5 ml DMSO’te eritilmiş,
elde edilen solüsyon 1’er ml olacak şekilde 5 tüpe bölünerek tüpler –70 C0’de
saklanmıştır. MN test yönteminde kullanılacağı zaman 1’er ml’lik dondurulmuş
stoklardan biri alınarak 20 ml’ye steril distile su ile tamamlanmıştır. Cyt-B’nin kültür
ortamında son konsantrasyonu 6 µg/ml olacak şekilde seyreltilmiş solüsyondan 0.30 ml
alınarak 5 ml’lik kültür ortamına ilave edilmiştir.
35
3.1.10. Antibiyotiklerin hazırlanışı
Kültür ortamında oluşacak kontaminasyonu önlemek amacı ile Streptomisin ve
Penisilin antibiyotikleri kullanılmıştır. 1 gr’lık Streptomisin sulfat (İ.E. Ulagay)
flakonuna 5 ml steril distile su ilave edilerek eritilmiş, 0.05 ml’si 100 ml’lik besiyerine
eklenmiştir. 500 IU’lik penisilin (Bilim İlaç) flakonuna 5 ml steril distile su ilave
edilerek eritilmiş, 0.1 ml’si 100 ml’lik besiyerine eklenmiştir.
3.1.11. Phytohaemagglutinin M (PHG) hazırlanışı
1.2 mg’lık PHG-M (Biochrom) 5 ml steril distile su ilave edilerek eritilmiştir. 5
ml’lik kültür ortamına eritilmiş PHG’ten 0.07 ml eklenerek hücre stimülasyonu
sağlanmıştır.
3.1.12. Kolkisin hazırlanışı
0.002 gr kolkisin (Sigma) 100 ml distile suda eritilmiş mikropor filtrasyon ile
steril edilerek saklanmıştır. Kültür süresi bitmeden 4 saat önce son konsantrasyonu 0,6
µg/ml olacak şekilde kültüre kolkisin ilave edilmiştir.
36
3.1.13. Fosfat tamponunda giemsa boyası hazırlanışı
0.34 gr K2PO4 distile suda eritilerek 100 ml’lik solüsyon hazırlanmıştır. pH 6.8
olana kadar %50 NaHO ile titre edilmiştir. %5’lik giemsa boyası 5 ml giemsa ve 95 ml
fosfat tamponu karıştırılarak hazırlanmıştır.
3.1.14. Hipotonik solüsyon hazırlanışı
Hipotonik solüsyon taze olarak kullanıldığından preparasyon sırasında 0.279 gr
KCl tartılarak 50 ml disitle suda eritilerek 0.075 M KCl hazırlanmıştır. Hazırlanan
solüsyon 37 C0’lik etüvde bekletilmiştir.
3.1.15. Kültür ortamının hazırlanışı
ƒ
79 ml Ham’s F-10
ƒ
20 ml Fetal Calf Serum (FCS)
ƒ
0.05 ml streptomisin sulfat
ƒ
0.1 ml penisilin
ƒ
1.4 ml PHG
Yukarda verilen maddeler steril şartlarda karıştırılarak, hazırlanan 100 ml’lik
besiyeri 25 ml’lik steril şişelere 5’er ml olacak şekilde paylaştırılmıştır. Hazırlanan
besiyeri 5 gün içersinde kullanılmıştır. 5 ml’lik kültür ortamına donordan 1/10 oranında
heparinli enjektör ile alınan kandan 0.3 ml ilave edilmiştir.
37
3.2. Kromozom Aberasyonu Sitogenetik Analiz Yöntemi
Kromozom aberasyonu izlemek amacı ile hücre kültürünün yapılması ve
preparatların hazırlanması.
3.2.1. Hücre kültürünün yapılması
Triasulfuron’un neden olduğu kromozom aberasyonlarını izlemek amacı ile
yapılan periferik kan kültürüne 48 saatlik inkübasyon süresi uygulanmıştır.
Kanın 0,3 ml’si ilave edilerek hazırlanan kültür 37 C0’lik etüvde 48 saat inkübe
edilmiştir. 48 saatlik muamelele için etkisi incelenecek kimyasal madde inkübasyon
süresinin başlangıcında kültür ortamına eklenmiş, hasat işlemine kadar ortamda
kalmıştır. 24 saatlik muamele için etkisi incelenecek kimyasal madde, inkübasyonun 24.
saatinde kültür ortamına ilave edilmiş, hasat işlemine kadar ortamda kalmıştır. Bu işlem
tüm Triasulfuron konsantrasyonları (5, 10, 50, 100, 200 µg/ml), eritici ve pozitif kontrol
için 6 donorda uygulanmıştır.
3.2.2. Preparatların hazırlanması
Kültür ortamına inkübasyon süresi (48 saat) dolmadan 4 saat önce, son
konsantrasyonu 0.6 µg/ml olacak şekilde Kolkisin ilave edilerek, metafaz blokajı
sağlanmıştır. İnkübasyon süresi sonunda sırası ile aşağıdaki işlemler uygulanmıştır.
1. Kültürler santrifüj tüplerine alınmış
2. 2000 rpm’de 5 dk santrifüj edilmiş
38
3. Süpernatan dikkatlice alınarak atılıp tüpün dibinde biriken hücreler pipetaj
yapılarak dağıtılmış
4. Hücre süspansiyonu üzerine taze hazırlanmış, 37 C0’lik etüvde bekletilmiş 10
ml hipotonik eriyik (0.075 M’lık KCl) damla damla ilave edilmiştir.
5. Tüpler 37 C0’lik etüvde 12 dk bekletilmiştir.
6. 2000 rpm’de 5 dk santrifüj edilmiştir.
7. Süpernatan atılarak hücre kümesi pipetaj yapılarak dağıtılmıştır
8. Hücre süspansiyonu üzerine taze hazırlanmış +4 C0’de soğutulmuş 10 ml
fiksatif (3/1 Metanol:Glacial acetic acid) damla damla karıştırarak ilave
edilmiştir
9. Tüpler 20-30 dk +4 C0’de bekletilmiştir.
10. 2000 rpm’de 5 dk santrifüj edilmiştir
11. Süpernatan atılarak tüpün dibindeki hücre kümesi pipetajla dağıtılmıştır
12. 5 ml fiksatif ilave edilmiştir
13. Santrifüjden sonra süpernatanın atılıp pipetajın yapılması ve hücre kümesi
üzerine 5 ml fiksatif ilave edilmesi işlemi iki defa daha tekrarlanmıştır
14. Son süpernatanın atılmasından sonra hücre kümesi üzerine 1 ml fiksatif ilave
edilmiştir
15. Fikse edilmiş materyal yaklaşık 50 cm yükseklikten temizlenmiş soğuk
lamlar üzerine damlatılarak kromozom preparatları hazırlanmıştır.
3.2.3. Boyama işlemi
En az bir gece kurutulan preparatlar Sörensen buffer’da hazırlanan %10’luk
giemsa ile 5 dk boyanmıştır. Boyadan çıkan preparatlar distile suda çalkalanmıştır.
Boyanan preparatlar en az 1 gece kurutulmuş, entellan ile kapatılarak daimi hale
getirilmiştir.
39
3.3. Kardeş Kromatid Değişimi Sitogenetik Analiz Yöntemi
Bir
kromozomun
kardeş
kromatidlerinin
farklı
boyanması
için
FPG
(Fluorescence Plus Giemsa) tekniğinin modifiye edilmiş şekli kullanılmıştır (Perry ve
Wolff, 1974).
3.3.1. Kardeş kromatid değişiminin saptanması
KKD test yöntemi kimyasal ve fiziksel ajanların sebep olduğu sitogenetik
hasarın incelenmesinde kullanılan hassas bir metoddur.
Bu test insanda, genellikle periferik kan lenfositlerine uygulanır. Periferik
lenfositler hücre siklusunun G0 dinlenme evresinde oldukları için, fitohemaglutinin gibi
mitojen tarafından bölünmeye girmesi için uygulanır. Yeterli sayıda mitotik hücre sayısı
elde etmek ve fiksasyondan önce hücreleri (pro)metafazda durdurmak için iğ ipliği
inhibitörü eklenir. KKD test yönteminde; kardeş kromatidler arasında meydana gelen
değiş tokuşu mikroskopta görebilmemiz için kültür ortamına DNA’ya bağlanan ve
farklı boyanma özelliği gösteren BrdUrd (5-bromo-2-deoxyuridine) eklenir. BrdUrd
kromozoma yerleşen Timin analoğudur. İki tam hücre siklusu boyunca kültür ortamına
BrdUrd eklenir. Böylece replikasyon sırasında, Timin bazı yerine, onun analoğu olan
BrdUrd, DNA ipliğine yerleşmiş olur. Kromatidlerde DNA’nın bir ipliğine
(polinükleotid zincirine) BrdUrd yerleşmişse mikroskopta Giemsa boyası ile koyu
boyalı şekilde görülür. Eğer DNA’nın 2 ipliğine (polinükleotid zincirine) BrdUrd
yerleşmişse mikroskopta açık renk görünür. Eğer bisbenzimidazole boyası olan Hoechst
33258 (bu bileşik DNA’da A+T baz çiftlerine bağlanır) kullanılırsa, DNA’nın her iki
iplikçiği normal Timin içeriyorsa fluoresan mikroskopunda çok parlak görülür, DNA
çift ipliğinin biri Timin diğeri BrdUrd içeriyorsa daha az parlak görülür. Böylece kardeş
kromatidler birbirlerinden farklı boyanma özelliği gösterirler. Kardeş kromatid
değişiminin olduğu noktada farklı boyanan kromatidler karşılıklı yer değiştireceğinden
40
dolayı oluşan kardeş kromatid değişimleri tespit edilebilir. Sonuçta KKD tanımlamada
boyanma farklılığı temel belirleyicidir (Rooney ve Czepulkowski, 1992).
KKD sayısını saptamak amacı ile 2. mitozu geçiren hücrelerden en az 20’sinin
metafaz kromozomları incelenir (Schaeffer, 1980). Bunların ortalaması bulunur.
Kontrol ve muamele edilen kültürlerin hücrelerindeki ortalama KKD sayıları arasındaki
farkın önemli olup olmadığı istatistik olarak araştırılır.
3.3.2. Hücre kültürünün yapılması
KKD yönteminde kullanılan kan kültürü 3.1.15.’te anlatıldığı şekilde
hazırlanmış farklı olarak kardeş kromatidlerin farklı boyanmasını sağlamak amacı ile
inkübasyon başlangıcında ortama 10 µg/ml BrdUrd ilave edilmiştir. Kültür şişeleri
aluminyum folyo ile sarılarak 37C0’de karanlıkta 72 saat inkübe edilmiştir.
3.3.3. 24 ve 48 saat muamele
48 saatlik muamelelerde etkisi incelenecek kimyasal madde inkübasyonun
24.saatinde, 24 saatlik muamelelerde etkisi incelenecek kimyasal madde inkübasyonun
48.saatinde kültür ortamına ilave edilmiş böylece lenfositlerin belli sürelerle kimyasal
maddeler ile muamele edilmesi sağlanmıştır. Kimyasal maddeler inkübasyon sonuna
kadar (hasat işlemi başlayana kadar) kültür ortamında kalmıştır. Bu işlem tüm
Triasulfuron konsantrasyonları (5, 10, 50, 100 200 µg/ml), eritici ve pozitif kontrol için
6 donorda uygulanmıştır.
41
3.3.4. Preparatların hazırlanması
İnkübasyonun 68. saatinde kültür ortamına 0.6 µg/ml Kolkisin ilave edilmiştir.
72. saatin sonunda, 3.2.2.’te anlatıldığı şekilde preparatlar hazırlanmıştır.
3.3.5. Boyama işlemi
Bir günlük preparatlar 10 dk Hoechst 33258 solüsyonunda karanlıkta
bekletilmiş, distile su ile yıkanmıştır. 2xSSC ile film teşkil edecek şekilde lamların üzeri
kaplanarak 12 cm yükseklikteki 254 nm UV lambası altında 30 dk bekletilmiştir.
Lamlar 2xSSC solüyonuna alınarak 60 C0’lik etüvde 60 dk inkübe edilmiştir.
2xSSC’den çıkarılan preparatlar pH: 6.8
Fosfat tamponunda hazırlanmış % 5’lik
Giemsa’da 10 dk boyanmıştır. Preparatlar çeşme suyunda yıkanarak distile suda
çalkalanmış, en az 1 gece kurutulmuş ve entellan ile kapatılarak daimi hale getirilmiştir.
3.4. Mikronukleus Sitogenetik Analiz Yöntemi
3.4.1. Hücre kültürünün yapılması
Çalışmamızda kullandığımız kimyasal maddelerin mikronukleus oluşumuna
etkisini görmek için sitokinezi-blok MN yöntemi uygulanmıştır (Fenech ve Morley
1985). Kan kültürü 3.1.15.’de anlatıldığı gibi yapılmış farklı olarak sitokinezi önlemek
amacı ile inkübasyonun 44. saatinde kültür ortamına 6 µg/ml Cyt-B ilave edilmiştir.
Fenech ve Morley’in (1985) önerdikleri yöntemde sitokinezi bloklayan optimal
Cytochalasin B konsantrasyonu 3 µg/ml olarak belirtilmesine rağmen daha sonra
42
Surrales vd. 1994’te tüm kan kültürleri için bu konsantrasyonu 6 µg/ml olarak
bildirmişlerdir (Fenech vd. 1999).
3.4.2. 24 ve 48 saat muamele
MN test yönteminde bir kez bölünmüş olan iki nukleuslu hücreler
değerlendirmeye alınmıştır. Ancak bu yöntemde, hücre kültürünün 48. saatinde hücreler
bir kez bölünmüş olmalarına rağmen, hem daha fazla iki nukleuslu hücre elde elde
etmek hem CBPI oranını saptamak için 68 saatlik kültür süresi uygulanmıştır. 24 saat
kimyasal madde muamelesi görmüş iki nukleuslu hücrelerde MN sayısını saptamak için
kültür ortamının 44. saatinde, 48 saat kimyasal madde muamelesi görmüş iki nukleuslu
hücrelerde MN sayısını saptamak için kültür ortamının 20. saatinde farklı
konsantrasyonlarda Triasulfuron (5, 10, 50, 100 200 µg/ml) kültüre ilave edilmiştir.
Ayrıca deneyin bir eritici kontrolü ve bir de pozitif kontrolü vardır.
3.4.3. Preparatların hazırlanması
1. 68 saatlik inkübasyon süresi sonunda kültür ortamı santrifüj tüplerine alınıp, 800
rpm’de 10 dk santrifüj edilmiştir
2. Süpernatan atılarak hücre kümesi hafif pipetaj yapılarak dağıtılmış
3. Üzerine buz soğuğunda taze hazırlanmış 0.075 M KCl ilave edilerek 2-3 dk oda
ısısında bekletilmiştir
4. 800 rpm’de 10 dk santrifüj edilmiş
5. Süpernatan atılarak hafif pipetaj yapılmıştır
6. 6 ml %1 oranında formaldehit içeren soğuk Carnoy fiksatifi damla damla ilave
edilerek pipetaj yapılmış
43
7. 20 dk oda ısısında bekletilmiş
8. 1000 rpm’de 5 dk santrifüj edilmiştir
9. Supernatan atılıp pipetaj yapılarak 5 ml formaldehitsiz fiksatif eklenmiş
10. 1000 rpm’de 5 dk santrifüj edilmiştir
11. Supernatan atılıp pipetaj yapılarak 5 ml formaldehitsiz fiksatif ilave edilmiş
12. 1000 rpm’de 5 dk santrifüj edilmiştir
13. Süpernatan atılarak pipetaj yapılmış 1 ml fiksatif eklenmiş
14. 3-4 cm yükseklikten temiz lamlar üzerine damlatılarak hücrelerin dağılması
sağlanmış
15. Preparatlar bir gece kurutulmuştur.
3.4.4. Boyama işlemi
1 günlük preparatlar pH:6.8 Fosfat tamponunda hazırlanan %5’lik Giemsa ile 10
dk boyanmıştır. Boyadan çıkan preparatlar çeşme suyunda yıkanarak distile suda
çalkalanmıştır. Preparatlar kurutularak entellan ile kapatılmıştır.
3.5. Daimi preparatların incelenmesi
Uygulanan
test
yöntemlerinden
elde
edilen
preparatların
mikroskobik
incelemeleri x1000 (10x100) büyütmede yapılmıştır.
3.5.1. KA test yöntemine göre hazırlanan preparatların incelenmesi
KA test yöntemi ile hazırlanan preparatlarda iyi dağılmış 46 kromozom bulunan
metafazlar tespit edilerek kromozomlarda kromatid kırık, kromozom kırık, kromatid
gap, kromozom gap, kromatid değişimi, fragment gibi aberasyonlar belirlenmiştir. Her
bir konsantrasyon ve muamele süresi için her donordan iyi dağılmış 100 metafaz
hücresi sayılmıştır.
44
3.5.2. KKD test yöntemine göre hazırlanan preparatların incelenmesi
KKD test yöntemi ile hazırlanan preparatlarda iyi dağılmış, 46 kromozom
bulunan metafazlar tespit edilerek kardeş kromatidler arasında parça değişimleri
belirlenmiştir. Her donordan, her bir konsantrasyon ve muamele süresi için ikinci
mitozu geçiren 30 hücrede KKD sayısı saptanmıştır.
3.5.2.1. Kardeş kromatidlerin farklı boyanması
Kromatidlerin BrdUrd ile farklı boyanmaları şekil 3.5.2.1.1.’de şematik olarak
gösterilmiştir. Şekil 3.5.2.1.1.’de üç generasyon boyunca hücrelerin bölünmeleri
gösterilmektedir. Kesiksiz çizgi Timin yerleşmiş DNA ipliğini, kesikli çizgi BrdUrd
yerleşmiş DNA ipliğini göstermektedir. Kromozomlarda siyah boyalı bölgeler Hoechst
33258 veya Akridin oranj ile boyandığında, floresan parlaklığının azaldığını gösteren
bölgelerdir. Şekil 3.5.2.1.1. A’da:
-1. bölünmenin sentez evresinde; BrdUrd Timin bazı yerine geçtiğinden, yeni
oluşan 2 DNA moleküllerinin birer iplikleri BrdUrd içermektedir.
- 2. bölünmede; bir ipliği BrdUrd içeren DNA molekülü, sentez fazında
BrdUrd’li ortamda replike olacağından, oluşan 2 DNA molekülünden bir tanesinin iki
iplikçiği de BrdUrd içerecektir. Diğer kromatidde DNA molekülünden biri BrdUrd
içerirken, diğeri normal Timin bazı içerecektir. İki ipliği de BrdUrd içeren kromatid
floresan mikroskobunda az parlak görülürken diğeri parlak görülecektir. Giemsa ile
boyama yapılırsa sadece BrdUrd içeren kromatid açık renk, Timin bulunan kromatid
koyu renk görülecektir.
-3. bölünmede de; Timin yerine BrdUrd yerleşmesi ve yeni oluşan kromozomlar
görülmektedir.
Şekil 3.5.2.1.1. B’de:
-1. bölünmenin sentez evresinde; KKD gerçekleşmektedir. Ancak bir iplik Timin
bazı, diğer DNA ipliği BrdUrd içerdiğinden mikroskopta koyu boyalı görünmektedirler.
45
-2. bölünmede; kardeş kromatid değişikliği yapmış kromozomlar replike
olurken, aynı kromatid üzerinde Timin içeren ve Timin içermeyen bölgeler meydana
gelecektir.
Şekil 3.5.2.1.1. C’de 2. bölünmede ve D’de 3. bölünmede gerçekleşen KKD
sonucu,
kromozomlarda
tanımlamada
bu
BrdUrd
boyanma
ile
farklı
farklılığı
boyanma
temel
gösterilmektedir.
belirleyicidir
(Rooney
KKD
ve
Czepulkowski,1992).
Şekil 3.5.2.1.1. Ökaryotik kromozom yapısında BrdUrd ile işaretleme modeli. Şekilde
boyanmamış kısımlar Floresan mikroskobunda parlak, ışık mikroskobunda ise Giemsa
ile koyu renk görünecektir.
3.5.3. MN test yöntemine göre hazırlanan preparatların incelenmesi
MN test yöntemi ile hazırlanan preparatlarda iki nukleuslu hücreler tespit
edilerek mikronukleuslu hücre sayısı ve içerdiği mikronukleus sayısı belirlenmiştir. Her
donordan, tüm konsantrasyon ve muamele süreleri için 1000 hücre sayılmıştır.
46
3.6. Bölünme Oranının Saptanması
3.6.1. Mitotik indeks (MI)
KA test yönteminde bölünme oranını tespit etmek amacı ile her donordan, tüm
konsantrasyon ve muamele süreleri için 2500 hücre sayılarak bölünen hücre sayısı
belirlenmiştir. MI=MX100/T (M:Metafaz hücre sayısı, T:Toplam hücre sayısı)
formülüne göre hesaplanmış. Mitotik indeks inhibisyonu, 100-(Muamele MI X
100/kontrol MI) (Rojas vd. 1993) formülüne göre hesaplanmıştır.
3.6.2. Proliferasyon indeksi (PI)
KKD test yönteminde birinci, ikinci, üçüncü bölünmeyi geçiren hücre sayısını
tespit etmek amacı ile 100 metafaz incelenmiştir. PI=(MI+2.MII+3.MIII)/N (MI:
1.bölünmedeki hücre sayısı, MII: 2.bölünmedeki hücre sayısı, MIII: 3. bölünmedeki
hücre sayısı, N: Toplam metafaz sayısı) formülüne göre hesaplanmıştır.
3.6.2.1. Birinci, ikinci, üçüncü mitoz hücrelerinin tespit edilmesi
Normal Timin bazı içeren DNA çift iplikçiğinin, birinci replikasyonu sırasında
tamamlayıcı ipliklerine BrdUrd girmektedir. Replikasyondan sonra bu kromozomun,
her iki kromatidinde de DNA çift iplikçiğinden biri normal Timin, diğer iplikçik
BrdUrd içermektedir. Birinci mitoz bölünme sırasında bu hücrelerin kromozomları
Giemsa ile koyu renk boyanarak şekil 3.6.2.1.1.’deki gibi görünmektedir. Aynı hücreler
ikinci bölünmeye girecekleri zaman replikasyon sırasında DNA zincirinin tamamlayıcı
47
ipliklerine BrdUrd girmektedir. Dolayısı ile bir kromozomun bir kromatidi normal
Timin ve BrdUrd, diğer kromatid sadece BrdUrd içermektedir. İkinci mitoz bölünme
sırasında bu hücrelerin kromozomlarının kromatidleri farklı boyanma özelliği
göstermektedir. Bir kromatidi oluşturan DNA çift iplikçiğinden ikisi de BrdUrd
içeriyorsa o kromatid Giemsa ile çok açık renk, çift iplikçikten biri BrdUrd diğeri
normal Timin içeriyorsa koyu renk boyanarak şekil 3.6.2.1.2.’deki gibi görünmektedir.
Kardeş kromatid değişimleri ikinci mitoz bölünmeyi geçiren bu hücrelerde tespit
edilmektedir. Bu hücreler üçüncü bölünmeye girdiklerinde replikasyon sırasında
tamamlayıcı ipliklerine BrdUrd girmektedir. Böylece üçüncü bölünmede; DNA iplikçiği
tamamen BrdUrd içeren, Giemsa ile boyanmamış kromozomlar ile sadece bir kromatidi
Giemsa ile boyanan kromozomlar şekil 3.6.2.1.3’teki gibi görünmektedirler. Hücre
kültüründe replikasyon indekslerinin hesaplanabilmesi için birinci, ikinci ve üçüncü
bölünmelerini geçiren hücreler tespit edilmektedir.
Şekil 3.6.2.1.1. SCD boyama tekniğine göre hazırlanmış preparatlarda birinci
bölünmeyi geçiren bir hücrenin metafaz görünüşü. Kromozomların her iki kromatidleri
de Giemsa ile koyu boyanmaktadır.
48
Şekil 3.6.2.1.2. SCD boyama tekniğine göre hazırlanmış preparatlarda ikinci bölünmeyi
geçiren bir hücrenin metafaz görünüşü. Kromozomların birer kromatidi Giemsa ile koyu
boyanmakta, diğer kromatid boyanmamaktadır. Oklar KKD’lerini göstermektedir.
Şekil 3.6.2.1.3. SCD boyama tekniğine göre hazırlanmış preparatlarda üçüncü
bölünmeyi geçiren bir hücrenin metafaz görünüşü. Bazı kromozomlar Giemsa ile
boyanmamakta, bazı kromozomların bir kromatidleri koyu boyanmaktadır.
49
3.6.3. Sitokinezi-blok proliferasyon indeksi (CBPI)
MN test yönteminde bir, iki, üç ve dört nukleuslu hücre oranını tespit etmek
amacı ile 500 hücre sayılmıştır. CBPI= (MI+2.MII+3.M(III+IV))/N (MI: 1 nukleuslu
hücre sayısı, MII: 2 nukleuslu hücre sayısı, MIII: 3 nukleuslu hücre sayısı, MIV: 4
nukleuslu hücre sayısı, N: Toplam hücre sayısı) formülüne göre hesaplanmıştır
(Surrales vd. 1995).
3.6.3.1. İki, üç, dört nukleuslu hücrelerin ve mikronukleusların tespit edilmesi
CBPI hesaplanmasında bir, iki, üç ve dört nukleuslu hücreler tespit edilmektedir.
CBMN tekniğine göre hazırlanan hücre kültürlerinde lenfosit hücresi sitokinez
önlenerek bölündüğünden dolayı oluşan iki yeni nukleus aynı sitoplazma içinde
kalacaktır. Bir kez bölünmüş iki nukleuslu hücreler Şekil 3.6.3.1.1.’deki gibi
görünmektedirler. Mikronukleus tespiti bir kez bölünen ve iki nukleus taşıyan
hücrelerde yapılmaktadır.
Oluşan iki nukleuslu hücrede bulunan nukleuslardan biri bir kez daha bölünme
geçirirse, aynı sitoplazma içinde üç nukleus bulunacaktır. Üç nukleuslu hücreler
mikroskopta şekil 3.6.3.1.2.’deki gibi görünmektedir.
İki nukleuslu hücrelerde bulunan nukleusların ikisi de ikinci mitoz geçirirse aynı
sitoplazma içinde dört nukleus bulunacaktır. Dört nukleuslu hücreler mikroskopta şekil
3.6.3.1.3.’teki gibi görünmektedir.
50
Şekil 3.6.3.1.1. Sitokinezi-blok MN tekniğine göre hazırlanmış preparatlarda birinci
bölünme sonucu oluşan iki nukleuslu evre. İki nukleuslu hücrede gözlenen
mikronukleuslar oklarla gösterilmektedir.
Şekil 3.6.3.1.2. Sitokinezi-blok MN tekniğine göre hazırlanmış preparatlarda birinci
bölünme sonucu oluşan 2 nukleustan birinin, ikinci bölünmesini yapması sonucu
gözlenen üç nukleuslu evre.
51
Şekil 3.6.3.1.3. Sitokinezi-blok MN tekniğine göre hazırlanmış preparatlarda birinci
bölünme sonucu oluşan iki nukleustan, ikisinin de ikinci bölünmesini yapması sonucu
gözlenen dört nukleuslu evre.
3.7. İstatistik Analizler
Galloway vd. (1994) çalışmalarında deneysel birimin hücre olduğunu bundan
dolayı
yapısal
aberasyonlu
hücre
yüzdelerinin
değerlendirilmesi
gerektiğini
bildirmişlerdir. Bizim çalışmamızda kullanılan kimyasal maddenin kontrole göre
anlamlı KA ve MN’lara neden olup olmadığı X2 testi kullanılarak tespit edilmiştir.
KKD test yöntemi sonuçları SPSS 10.0 programında Mann Whitney U testi
kullanılarak değerlendirilmiştir.
MI, CBPI ve PI değerlerinin anlamlılığı X2 testi ile tespit edilmiştir.
MN test yönteminde anormalliklerin doza bağlı etkileri (doz-cevap eğrileri)
fortran IV programlama dili ile Contampoisson ve Mpol programları yardımı ile
hesaplanmıştır.
52
KA, KKD ve MN test yöntemlerinden elde edilen anormallikler, bölünme
indeksleri ve konsantrasyonlar arasındaki ilişki regresyon analizi ile tespit edilmiş,
anlamlılıkları Pearson korelasyon testi ile tespit edilmiştir.
53
4.SONUÇLAR
4.1. Kromozom Aberasyon (KA) testi
Triasulfuron’un farklı konsantrasyonları ile 24 ve 48 saat muamele edilen insan
lenfosit kültüründe altı donorda gözlenen total KA’ları ve MI değerleri Tablo 4.1.1.’de
verilmiştir. Tabloda; çalışmada gözlenen izokromatid kırık, kromatid kırık, izokromatid
gap, kromatid gap, kromatid değişimi, fragment gibi kromozom aberasyonlarından
başka hücre başına düşen kromozom aberasyon sayısı ve anormal hücre yüzdesi de
gösterilmiştir. KA test yönteminde, deneysel birim hücredir. Dolayısı ile anormallik
taşıyan hücrelerin yüzde oranları hesaplanarak test edilen kimyasalın klastojenitesi
değerlendirilmiştir. Her bir konsantrasyon ve muamele süresi için 100 metafaz
sayılmıştır.
Kromozomlarda despiralizasyon bölgeleri olarak düşünülen gaplar, kromozom
aberasyonları olarak kabul edilmemekle beraber, bir anormallik sonucu ortaya çıkmış
yapılardır. Bu nedenle, tablolarda gaplara sahip hücreler gösterilmiş fakat bu hücreler
istatistiksel olarak değerlendirilmeye alınmamıştır.
Tüm donorlardan elde edilen sonuçlar total olarak değerlendirildiğinde; (Tablo
4.1.1.) 24 ve 48 saat muameleli grupların her ikisinde de; Triasulfuron’un farklı
konsantrasyonlarının uygulanması sonucu anormal hücre yüzdesinde anlamlı artış
gözlenmemiştir. Deneysel birim olarak hücreyi kabul ettiğimiz ve KA frekansını
değerlendirdiğimizden
dolayı,
total
veriler
de
kromozom
kırıklarına
neden
olmadığından dolayı Triasulfuron’un klastojenik olmadığı saptanmıştır.
24 ve 48 saat muameleli gruplar kendi aralarında karşılaştırıldığında; muamele
süresi ile KA sıklığı arasında anlamlı bir ilişkinin olmadığı gözlenmiştir.
KA test yönteminde hücrelerin bölünme oranları toksisite değerlendirilmesinde
kullanılan bir kriterdir. Donorlardan elde edilen MI değerleri total olarak
değerlendirildiğinde 24 ve 48 saat muameleli gruplarda ve tüm konsantrasyonlarda
Triasulfuron MI’i anlamlı olarak düşürmüştür (Tablo 4.1.1.). 6 donordan elde edilen
total MI değerlerinin inhibisyon % oranları da hesaplanmıştır. Buna göre 48 saat
54
muameleli grupta 100 µg/ml Triasulfuron konsantrasyonu MI’i %50, 200 µg/ml
Triasulfuron konsantrasyonu MI’i %61 oranında inhibe ettiği gözlenmiştir. 24 saat
muameleli grupta 100 ve 200 µg/ml Triasulfuron konsantrasyonları ise MI’i sırasıyla
%28 ve %33 oranında azaltmıştır. Mitotik indeks inhibisyon oranı sonuçlarına göre;
insan lenfosit kültürlerinin Triasulfuron’un farklı konsantrasyonları ile 48 saat
muamelesi sonucu gözlenen toksisite, 24 saat muamelesi sonucu gözlenen toksisiteden
fazladır (Şekil 4.1.1.).
MI değerlerinin konsantrasyon artışına bağlı olarak azaldığı saptanmıştır. Her iki
muamele süresinden elde edilen MI değerleri ile uygulanan konsantrasyonlar arasındaki
ilişki kuadratik regresyon analizi ile tespit edilmiş, Pearson korelasyon testi ile
anlamlılığı araştırılmıştır. 24 saat için Kuadratik regresyon R2=%83.2, Pearson
korelasyon testi p=0.04; 48 saat için Kuadratik regresyon R2=%81.8, Pearson
korelasyon testi p=0.04 olarak saptanmıştır. Dolayısı ile konsantrasyon artışı ile
toksisite artışı birbirleri ile ilişkilidir. Konsantrasyon arttıkça MI azalmaktadır. (Şekil
4.1.1.)
Şekil 4.1.2.’de; 24 ve 48 saat muamele sonucu 6 donordan elde edilen total
KA%’si ile MI%’si grafik üzerinde gösterilmiştir. Her ikisinde de MI düştükçe KA
sayısının arttığı görülmektedir. KA frekansı ile MI arasındaki ilişki Lineer regresyon
analizine göre tespit edilmiş, Pearson korelasyon testine göre aralarında anlamlı negatif
korelasyon saptanmıştır (24 saat için Lineer regresyon R2=%90.1, Pearson korelasyon
p=0.002; 48 saat için Lineer regresyon analizi R2=%87.3, Pearson korelasyon p=0.006).
Toksisite ile aberasyon oranı ilişkilidir. Toksisite arttıkça kromozom aberasyonları da
artmaktadır. Bundan başka 48 saatlik muamelede KA%’si ile konsantrasyon artışı
arasında ilişki saptanmıştır (Regresyon analizi R2=%88.2;Pearson korelasyon p=0.005 ).
Çalışmada gözlenen KA’larına ait örnekler şekil 4.1.3, 4.1.4, 4.1.5, 4.1.6., 4.1.7.
ve 4.1.8.’de gösterilmiştir.
KA testi sonuçlarına göre test edilen konsantrasyonlarda Triasulfuron insan
periferik
kan
lenfosit kültüründe
düşürdüğünden dolayı sitotoksiktir.
klastojenik
değildir.
Ancak
MI’i
anlamlı
55
Tablo 4.1.1. Triasulfuron’un farklı konsantrasyonları ile 24 ve 48 saat muamele edilmiş insan lenfosit
kültüründe 6 donorda (I, II, III, IV, V, VI) gözlenen total kromozom aberasyonları (KA) ve mitotik index
(MI) değerleri. Konsant, konsantrasyon; KA/hücre, Kromozom aberasyonu/hücre; Izok kırık, izokromatid
kırık; Krom kırık, Kromatid kırık; Krom Değişim, Kromatid değişimi; krom gap, kromatid gap; izok gap,
izokromatid gap; MI, mitotik index. *P≤0,05; **P≤0,01; ***P≤0,001 (KA için Fisher’s exact X2 testi, MI
için X2 testi uygulanmıştır) (İzokromatid kırık, gap ve kromatid değişimi kromozomda iki yerde kırılma
meydana gelmesi sonucu oluştuğundan dolayı, total anormallik sayısı belirlenmesinde bu anormallikler iki
katı olarak hesaplanmıştır).
Süre
(saat)
24
Anormal
hücre %
±S.H.
0
0±0
10 µl/ml
DMSO
0.1 MMC
5
10
50
100
200
10 µl/ml
DMSO
0.1 MMC
5
10
50
100
200
MI
48
Konsant.
(µg/ml)
KA/
hücre
(gap-)
Kromozom aberasyonları
Kromatid tip
Kromozom tip
aberasyonlar
aberasyonlar
Krom Krom Frag- Krom
İzok
Izok
kırık Değişim ment gap
kırık
gap
0
0
0
5
0
2
MI
7,33±0,48
0,16
0.03
0.03
0.03
0.04
0.05
**9,33±2,37
1,83±0,54
2,17±0,98
2,33±0,71
2,83±0,79
3,17±0,87
10
4
3
10
8
6
11
0
1
0
0
0
3
1
3
1
0
2
9
3
3
16
2
7
32
6
6
3
9
11
3
1
2
2
4
1
***4,00±0,71
***6,16±0,78
***6,30±0,78
***5,64±0,71
***5,25±0,91
***4,88±0,93
0,01
0,83±0,31
0
0
3
2
3
0
7,26±0,89
0,29
0,03
0,04
0,03
0,07
0,09
***17±1
2,17±0,70
2,5±1,17
2,67±1,17
4±1,55
5,33±2,57
28
4
6
8
4
2
36
1
0
0
0
1
9
1
2
5
2
8
4
6
4
10
5
15
33
7
9
3
18
21
3
3
0
2
2
1
***3,00±0,57
***5,50±0,72
***5,04±0,65
***3,92±0,70
***3,63±0,40
***2,86±0,43
8
7,5
7
6,5
6
5,5
5
4,5
4
3,5
3
2,5
y = -1,2708Ln(x) + 7,3201
R2 = 0,9333
y = -2,3608Ln(x) + 7,2904
R2 = 0,983
10 µl/ml
DM SO
M I 24 saat
5 µg/ml
Trias.
10 µg/ml
Trias.
M I 48 saat
50µg/ml
Trias.
100µg/ml 200µg/ml
Trias.
Trias.
Log. (M I 24 saat)
Log. (M I 48 saat)
Şekil 4.1.1. Periferik kan kültüründe Triasulfuron’un farklı konsantrasyonlarının 24 ve
48 saat muamelesi sonucu gözlenen MI değerleri. (24 saat ve 48 saat muamele
sürelerinde MI ile konsantrasyon arasında ilişki her ikisinde de Pearson korelasyon
p=0,04).
56
7,5
4
y = -0,1216x 2 + 1,3944x - 0,981
R2 = 0,9208
3,5
7
6,5
2,5
2
MI
KA%
3
6
1,5
5,5
1
5
y = 0,0336x 2 - 0,6819x + 7,804
R2 = 0,931
0,5
0
10 µl/ml
DM SO
5 µg/ml
Trias.
KA%
10 µg/ml
Trias.
MI
50µg/ml
Trias.
Polinom (KA%)
100µg/ml
Trias.
4,5
200µg/ml
Trias.
Polinom (M I)
5
4,5
4
3,5
3
2,5
2
1,5
1
0,5
0
8
y = 0,0705x 2 + 0,3108x + 0,759
R2 = 0,9481
7
6
5
MI
KA%
A
4
y = 0,1005x 2 - 1,5246x + 8,513
R2 = 0,9776
3
2
10 µl/ml
DM SO
5 µg/ml
Trias.
KA%
10 µg/ml
Trias.
MI
50µg/ml
Trias.
Polinom (KA%)
100µg/ml
Trias.
200µg/ml
Trias.
Polinom (M I)
B
Şekil 4.1.2. Triasulfuron’un farklı konsantrasyonlarının insan periferik kan lenfosit
kültüründe muamelesi sonucu altı donorda gözlenen total KA%’si ve MI değerleri. A;
24 saat muamele sonuçları; B, 48 saat muamele sonuçları. KA%’si ile MI arasında ilişki
(Pearson korelasyon 24 saat için: p=0,002; 48 saat için p=0,006). KA%’si ile
konsantrasyon arasında ilişki (Pearson korelasyon 48 saat için: p= 0,005).
57
Şekil 4.1.3. 200 µg/ml Triasulfuron’un 1. donorun lenfosit kültüründe 48 saat
muamelesi sonucu gözlenen fragment ve kromatid gap.
Şekil 4.1.4. 50 µg/ml Triasulfuron’un 3. donorun lenfosit kültüründe 48 saat muamelesi
sonucu gözlenen kromatid kırık.
58
Şekil 4.1.5. 5 µg/ml Triasulfuron’un 3. donorun lenfosit kültüründe 24 saat muamelesi
sonucu gözlenen kromatid gap.
Şekil 4.1.6. 200 µg/ml Triasulfuron’un 3. donorun lenfosit kültüründe 48 saat
muamelesi sonucu gözlenen fragment.
59
Şekil 4.1.7. 100 µg/ml Triasulfuron’un 1. donorun lenfosit kültüründe 48 saat
muamelesi sonucu gözlenen izokromatid kırık.
Şekil 4.1.8. 0,1 µg/ml MMC’nin 1. donorun lenfosit kültüründe 24 saat muamelesi
sonucu gözlenen kromatid değişimi.
60
4.2. Kardeş Kromatid Değişim (KKD) testi
Triasulfuron’un farklı konsantrasyonları ile 24 ve 48 saat muamele edilen insan
lenfosit kültürlerinde altı donorda gözlenen total ortalama KKD/hücre, PI değerleri
Tablo 4.2.1.’de verilmiştir.
KKD test yönteminde deneysel birim hücredir. Her bir konsantrasyon ve
muamele süresi için ikinci mitoz bölünmeyi geçiren 30 iyi dağılmış metafaz hücresi
sayılmıştır. Sayılan 30 hücrenin tamamı KKD içermektedir. Dolayısı ile KKD testinin
analizinde KKD içeren hücreler değil, hücre başına düşen KKD sayıları
değerlendirilerek test edilen kimyasalın genotoksisitesi değerlendirilmiştir.
6 donorun total verilerine bakıldığında; Triasulfuron’un tüm konsantrasyonları
24 ve 48 saat muamele sonucu, ortalama KKD/hücre sayısında anlamlı artışa neden
olmuştur (Tablo 4.2.1.).
Triasulfuron’un 5, 100, 200 µg/ml konsantrasyonlarının 24 saatlik muamelesi,
10, 50, 100, 200 µg/ml konsantrasyonlarının 48 saat muamelesinin PI’ini kontrole göre
anlamlı olarak düşürdüğü görülmektedir (Tablo 4.2.1.). Şekil 4.2.1.’de 24 ve 48 saat
muamele sonucu altı donordan elde edilen total ortalama KKD/hücre ve PI değerleri
grafik üzerinde gösterilmiştir. 48 saatlik muamele süresinde ortalama KKD/hücre ile PI
arasında anlamlı ilişki saptanmıştır (Kuadratik Regresyon analizi R2=81.5%; Pearson
korelasyon p= 0.03).
KA test yönteminden elde edilen MI ve KKD test yönteminden elde edilen PI
arasında ilişki olduğu saptanmıştır. Konsantrasyon arttıkça MI ve PI indeksleri
azalmaktadır. PI ve MI arasındaki ilişki 24 saat muamelede anlamlı olmamasına rağmen
(Pearson korelasyon p=0.09), 48 saat muamelede aralarındaki ilişki anlamlıdır
(Kuadratik Regresyon analizi R2= % 84.1; Pearson korelasyon p= 0.03).
KKD çalışması sonucunda elde edilen kardeş kromatid değişimlerine ait
örnekler şekil 4.2.2, 4.2.3, 4.2.4, 4.2.5, 4.2.6’da gösterilmektedir.
KKD testi sonuçlarına göre, Triasulfuron insan lenfosit kültüründe DNA
üzerinde hasar yaparak tüm konsantrasyonlarda ortalama KKD/hücre frekansını
kontrole göre anlamlı olarak arttırdığı için muhtemel genotoksik, replikasyon indeksi
olan PI değerini kontrole göre anlamlı olarak düşürdüğü için sitotoksik etkilidir.
61
Tablo 4.2.1.Triasulfuron’un farklı konsantrasyonları ile 24 ve 48 saat muamele edilmiş insan
lenfosit kültüründe 6 donorda (I, II, III, IV, V, VI) gözlenen Kardeş kromatid değişimleri
(KKD) ve Proliferasyon indeksi (PI) değerleri. *P≤0,05; **P≤0,01; ***P≤0,001. (Ortalama
KKD/hücre için Mann Whitney U testi, PI için X2 testi uygulanmıştır.)
10 µl/ml DMSO
0,1 MMC
5
10
50
100
200
4,74±0,12
***26,38±1,32
***6,29±0,20
***6,39±0,17
***6,65±0,19
***7,35±0,21
***6,99±0,21
M1'
deki
hücre
sayısı
157
223
163
146
146
168
192
10 µl/ml DMSO
0,1 MMC
5
10
50
100
200
5,11±0,24
***65,62±1,75
***5,99±0,20
***6,93±0,23
***6,84±0,24
***7,42±0,26
***7,45±0,22
77
236
85
118
166
165
148
Muamele
Konsantrasyon
süresi
(µg/ml)
(saat)
24
48
Ortalama
KKD/hücre
±S.E
M2'
deki
hücre
sayısı
162
243
201
178
190
202
176
207
261
185
207
194
223
206
M3'
teki
PI
hücre
sayısı
281
2,21±0,07
134 ***1,85±0,06
236
*2,12±0,07
276
2,22±0,07
264
2,20±0,08
230
**2,10±0,08
232
*2,07±0,07
316
103
330
275
240
212
246
2,40±0,05
***1,78±0,05
2,41±0,04
**2,26±0,06
***2,12±0,08
***2,08±0,07
***2,16±0,08
62
8
y = 1,2911Ln(x) + 4,986
R2 = 0,8967
2,25
7
2,2
6,5
2,15
6
5,5
PI
Ortalama KKD/hücre
7,5
2,3
2,1
5
y = -0,0089x 2 + 0,0402x + 2,148
R2 = 0,5627
4,5
4
2,05
2
10 µl/ml
DM SO
5 µg/ml
T rias.
10 µg/ml
T rias.
50µg/ml 100µg/ml 200µg/ml
T rias.
T rias.
T rias.
Ortalama KKD/hücre
Log. (Ortalama KKD/hücre)
PI
Polinom (PI)
8
Ortalama KKD/hücre
7,5
7
y = -0,1016x 2 + 1,1655x + 4,085
R2 = 0,9631
6,5
6
5,5
y = 0,0141x 2 - 0,1653x + 2,603
R2 = 0,8391
5
4,5
4
10 µl/ml
DM SO
5 µg/ml
Trias.
10 µg/ml
Trias.
Ortalama KKD/hücre
Polinom (Ortalama KKD/hücre)
3
2,9
2,8
2,7
2,6
2,5
2,4
2,3
2,2
2,1
2
PI
A
50µg/ml 100µg/ml 200µg/ml
Trias.
Trias.
Trias.
PI
Polinom (PI)
B
Şekil 4.2.1.: Triasulfuron’un farklı konsantrasyonlarının insan periferik kan lenfosit kültüründe
muamelesi sonucu altı donorda gözlenen total ortalama KKD/hücre ve PI değerleri. A; 24 saat
muamele sonuçları; B, 48 saat muamele sonuçları. (48 saatlik muamele grubunda ortalama
KKD/hücre ile PI arasında ilişki vardır. R2= 81,5; Pearson korelasyon p= 0,03).
63
Şekil 4.2.2. SCD boyama tekniğine göre hazırlanmış preparatlarda ikinci bölünmeyi
geçiren bir hücrenin metafaz görünüşü. 10 µl/ml DMSO’in 1.donorda 48 saat
muamelesi sonucu gözlenen KKD’ler oklarla gösterilmiştir.
Şekil 4.2.3. 5 µg/ml Triasulfuron’un 2. donorun lenfosit kültüründe 48 saat muamelesi
sonucu gözlenen KKD’ler.
64
Şekil 4.2.4. 5 µg/ml Triasulfuron’un 1. donorun lenfosit kültüründe 24 saat muamelesi
sonucu gözlenen KKD’ler.
Şekil 4.2.5. 50 µg/ml Triasulfuron’un 3. donorun lenfosit kültüründe 24 saat muamelesi
sonucu gözlenen KKD’ler.
65
Şekil 4.2.6. 0.1 µg/ml MMC’nin 2. donorun lenfosit kültüründe 48 saat muamelesi
sonucu gözlenen KKD’ler.
66
4.3. Mikronukleus (MN) testi
İnsan lenfosit kültürlerinin Triasulfuron’un farklı konsantrasyonları ile 24 ve 48
saat muamele edilmesi sonucu altı donorda gözlenen total MN sayısı, ‰ BNMN
değerleri tablo 4.3.1.’de verilmiştir. Ayrıca tablolarda iki nukleuslu hücrelerde
mikronukleus dağılımı, sitotoksisite indeksleri olarak sitokinezi-blok proliferasyon
indeksi (CBPI) ve iki nukleuslu hücre frekansı (%BN) da gösterilmiştir. MN test
yönteminde mikronukleus taşıyan iki nukleuslu hücrelerin (BNMN) ‰ oranları analiz
edilerek genotoksisite değerlendirmesi yapılmıştır. Her bir konsantrasyon ve muamele
süresi için 1000 iki nukleuslu hücre sayılarak kontrole göre anlamlılığı test edilmiştir.
Altı donordan elde edilen total verilere göre, MN sayısında 24 ve 48 saat
muamele sürelerinin her ikisinde de kontrole göre anlamlı artış görülmektedir (Tablo
4.3.1.). BNMN ‰’sinde ise 24 saatlik muamelede 100 ve 200 µg/ml Triasulfuron, 48
saatlik muamelede 200 µg/ml Triasulfuron konsantrasyonları istatistiksel açıdan
kontrole göre anlamlı BNMN oluşumuna yol açmıştır. 48 saatlik muamele grubunda
muamele edilen konsantrasyon arttıkça ‰BNMN frekansının da arttığı görülmektedir.
48 saat muameleli gruplarda gözlenen sonuçlara göre, doz-cevap eğrisi şekil 4.3.1.’de
gösterilmiştir (U testi U>1.96; Lineer regresyon analizi R2=84.1; Pearson korelasyon
testi p=0.01).
MN test yönteminde insan lenfosit kültürüne 24 ve 48 saat süre ile muamele
edilen tüm Triasulfuron konsantrasyonlarının CBPI’i düşürdüğü Tablo 4.3.1.’te
görülmektedir. Şekil 4.3.2.’de 24 ve 48 saat muamele sonucu altı donordan elde edilen
total BNMN ‰’si ve CBPI değerleri grafik üzerinde gösterilmiştir. Konsantrasyon ve
süreye bağlı olarak çalışmamızda gözlenen KA ve MN frekansları şekil 4.3.3.’te
gösterilmiştir. Lineer regresyon analizi ve Pearson korelasyon testine göre her iki
muamele periyodunda MN‰’si ile KA%’si arasında anlamlı pozitif korelasyon
saptanmıştır (24 saat için Lineer regresyon analizi R2= 88.8%, Pearson korelasyon
p=0.001; 48 saat için Lineer regresyon analizi R2=95.3%, Pearson korelasyon p=0.005).
Çalışmada gözlenen MN’lara ait örnekler şekil 4.3.4, 4.3.5’te gösterilmiştir.
MN test sonuçlarına göre; KA test yönteminde elde edilen MI değerlerini
%50’den daha yüksek oranlarda inhibe eden toksik konsantrasyon olan 200 µg/ml
67
Triasulfuron konsantrasyonu, MN test yönteminde BNMN‰ frekansını hem 24 hem de
48 saat muamele süresinde anlamlı arttırdığı için genotoksik etkilidir. Triasulfuron’un
tüm konsantrasyonları, bölünme indeksi olan PI değerlerini anlamlı düşürdüğü için test
edilen herbisit sitotoksik etkilidir.
68
Tablo 4.3.1. Triasulfuron’un farklı konsantrasyonları ile 24 ve 48 saat muameleli insan
lenfosit kültüründe altı donorda gözlenen toplam MN, BNMN ve CBPI değerleri.
MN,toplam mikronukleus sayısı; BNMN, bir veya birden fazla mikronukleus içeren iki
nukleuslu hücre sayısı; BNMN‰±S.H., Ortalama 1000 iki nukleuslu hücrede gözlenen
mikronukleus sayısı±Standart Hata; BN%, İki nukleuslu hücre yüzdesi; CBPI, sitokineziblok proliferasyon indeksi. *P≤0.05; **P≤0.01; ***P≤0.001 (BNMN için Fisher’s exact
testi ve CBPI için X2 testi yapılmıştır.)
Süre
(saat)
Konsant.
>4
BN hücrelerde MN dağılımı
MN
(µg/ml)
0
24
BN
MN
BNMN
‰±S.H.
Nukleus sayısına göre BN
CBPI±S.H.
hücrelerin dağılımı
%
1
2
3
4 >4
32
1
0
1
0
0
38
5733 240 19
4
1
3
16
310 ***267 ***44,5±7,13 2008 958 16
18
31,93 ***1,34±0,06
5
5919
74
6
1
0
0
0
89
***81
13,5±2,81
1924 929 55
92
30,97 ***1,41±0,06
10
5923
70
5
1
1
0
0
87
***77
12,83±2,23
1989 903 32
76
30,1 ***1,37±0,07
50
5920
73
6
1
0
0
0
88
***80
13,3±3,0
1770 1055 59 116 35,17 ***1,47±0,02
100
5904
85
9
1
0
1
7
113
***96
*16±4,68
1789 1021 72 118 34,03 ***1,47±0,04
200
5905
88
6
0
0
1
6
106
***95
*15,8±3,83
2078 832 45
45
27,73 ***1,34±0,05
10 µl/ml
5946
DMSO
47
6
1
0
0
0
62
54
9±2,03
1853 1030 52
65
34,33
5237 668 79 11
4
1
6
881 ***763
***127,2±13,
2349 628 12
65
11
20,93 ***1,22±0,03
5
5943
51
4
1
1
0
0
66
57
9,5±1,31
1936 996 27
41
33,2 **1,38±0,03
10
5918
74
3
3
0
2
13
102
*82
13,67±2,57
2067 825 30
78
27,5 ***1,35±0,07
50
5904
79
14
1
2
0
0
118
***96
16±2,5
2053 873 29
45
29,1 ***1,34±0,04
100
5890
97
10
2
0
1
7
130 ***110
18,3±3,2
1992 918 37
53
30,6 **1,37±0,04
200
5871
91
13 22
3
0
0
195 ***129
*21,5±4,41
2233 706 26
35
23,53 ***1,28±0,05
10 µl/ml
5966
DMSO
MMC
48
MN
MMC
MN/hücre
0,04
1
34
5,66±0,09
2
3
4
1268 1541 75 116 51,37
1,64±0,048
1,42±0,04
y = 0,0128e0,005x
R2 = 0,982
0,03
0,02
0,01
0
0
25
50
75
100
125
150
175
200
225
Konsantrasyon
M N 48 saat
Üstel (M N 48 saat)
Şekil 4.3.1. Triasulfuron’un artan konsantrasyonları ile 48 saat muamele edilen periferik
kan lenfositlerinde gözlenen MN sayısı ile konsantrasyon arasındaki ilişkinin doz-cevap
eğrisi. (U testi U>1,96) (Lineer regresyon analizi R2=%84.1; Pearson korelasyon
p=0.01).
69
18
2
BNMN
16
1,9
1,8
14
1,7
12
1,6
10
1,4
1,5
y = -0 ,1 1 5 1 L n (x ) + 1 ,5 7 6 3
R 2 = 0 ,5 1 0 7
8
6
CBPI
y = 5 ,2 0 9 5 L n (x ) + 7 ,1 4 7 6
R 2 = 0 ,8 3 9 1
1,3
1,2
1,1
4
1
10 µ l/ml
D M SO
5 µ g/ml
T rias .
10 µ g/ml
T rias .
50µ g/m l
T rias .
BN M N ‰
Log. (B N M N ‰ )
100µ g/m l 200µ g/m l
T rias .
T rias .
CBPI
Log. (C B P I)
A
1,45
BNMN
22
20
y =
0 ,1 0 7 x 2
1,43
2
1,41
+ 1 ,8 6 0 4 x + 6 ,5 3 3
R = 0 ,9 8 2 5
18
1,39
16
1,37
1,35
14
12
y = -0 ,0 0 0 2 x 2 - 0 ,0 1 9 9 x + 1 ,4 2 9
R 2 = 0 ,7 1 5 6
10
8
1,33
1,31
CBPI
24
1,29
1,27
6
4
1,25
10 µl/ml
D M SO
5 µg/ml
T rias.
10 µg/ml
T rias.
50µg/ml 100µg/ml 200µg/ml
T rias.
T rias.
T rias.
BN M N ‰
CBPI
Polinom (BN M N ‰ )
Polinom (CBPI)
B
Şekil 4.3.2. Triasulfuron’un farklı konsantrasyonlarının insan periferik kan lenfosit
kültüründe muamelesi sonucu altı donorda gözlenen total BNMN ‰ ve PI değerleri. A;
24 saat muamele sonuçları; B, 48 saat muamele sonuçları.
70
25
120
y = 31,276Ln(x) + 42,871
100
R 2 = 0,8393
20
KA
60
y = 9,8268Ln(x) + 1,5579
10
2
R = 0,9493
MN
80
15
40
5
20
0
0
10 µl/ml
DM SO
5 µg/ml
Trias.
10 µg/ml
Trias.
50µg/ml 100µg/ml 200µg/ml
Trias.
Trias.
Trias.
Konsantrasyon
KA%
M N‰
Log. (M N‰)
Log. (KA%)
A
35
140
25
KA
120
y = 0,6429x2 + 11,157x + 39,2
R 2 = 0,9825
100
20
80
15
y = 0,4286x2 + 1,8286x + 4,6
R 2 = 0,9483
10
60
40
5
20
0
0
10 µl/ml
DM SO
5 µg/ml
Trias.
10 µg/ml
Trias.
MN
30
50µg/ml 100µg/ml 200µg/ml
Trias.
Trias.
Trias.
Konsantrasyon
KA%
M N‰
Polinom (M N‰)
Polinom (KA%)
B
Şekil 4.3.3. İnsan periferik kan lenfosit kültürüne Triasulfuron’un farklı
konsantrasyonlarının muamelesi sonucu KA ve MN test yöntemlerinden elde edilen KA
ve BNMN frekansları. A; 24 saat, B; 48 saat. 24 saatlik muamelede KA ve MN frekansı
arasında ilişki Lineer regresyon analizine göre R2=%88.8, Pearson korelasyon testi
p=0.001; 48 saatlik muamelede KA ve MN frekansı arasında ilişki Lineer regresyon
analizine göre R2=%95.3 Pearson korelasyon testi p=0.005.
71
Şekil 4.3.4. Sitokinezi-blok MN tekniğine göre hazırlanmış preparatlarda birinci
bölünme sonucu, 2 nukleuslu hücrede gözlenen 2 mikronukleus oklarla gösterilmiştir.
100 µg/ml Triasulfuron’un 6.donorun lenfosit kültürüne 48 saat muamelesi sonucu
gözlenen MN’lar.
Şekil 4.3.5. 200 µg/ml Triasulfuron’un 4.donorun lenfosit kültüründe 24 saat muamelesi
sonucu gözlenen mikronukleuslar oklarla gösterilmiştir.
72
5.TARTIŞMA
Pestisitlerin insanlar üzerindeki zararlı etkilerinin bilinmesi insan sağlığı
açısından önemlidir. Bu nedenle çeşitli testler kullanılmaktadır. Kimyasal maddelerin
insan kan lenfositlerindeki etkilerini araştırmakta kullanılan KA, KKD ve MN testleri
en uygun analiz yöntemleri olarak kabul edilmektedir (Meng ve Zheng, 1992).
Çalışmamızda da Sulfonylurea bileşiği olan Triasulfuron herbisitidinin genotoksik
etkileri insan periferik kanında KA, KKD ve MN test yöntemleri kullanılarak
araştırılmıştır.
Natarajan ve Obe 1980’de, 72 saatlik kültürlerin, hücrelerin iki hücre siklusu
geçirmesine izin verdiğini ve birinci siklusta oluşan değişikliklerin ikinci siklusta
hücresel onarıma girebileceğini bildirmişlerdir (Seligmann vd. 2003). Tucker ve Preston
(1996) indüklenen kromozom aberasyon frekansının doğru tahmin edilmesi için
sitogenetik değerlendirmelerin muameleden sonra kısa süre içinde; hücreler
muameleden sonraki birinci mitoz bölünmelerini geçirirken yapılması gerektiğini
söylemişlerdir. Bu bilgilere göre ikinci hücre siklusunda aberasyonlar onarılabilmekte
ve aberasyonlar gerçek frekanslarının altında görülebilmektedir. Çalışmamızda olası in
vitro onarım sistemi etkisinden korunmak amacı ile KA test yönteminde 48 saatlik
kültür süresi uygulanmıştır.
Triasulfuron’un farklı konsantrasyonlarını insan periferik kan lenfosit kültürü ile
muamele ederek genotoksisitesini araştırdığımız bu çalışmada; KA deneyleri total
verilerine bakıldığında, Triasulfuron’un test edilen konsantrasyonlarının periferik kan
kültüründe 24 ve 48 saat muamelesinin anlamlı KA oluşumuna neden olmadığı
gözlenmiştir. Bu sonuçlara göre test edilen konsantrasyonlarda Triasulfuron klastojenik
değildir. Nitekim daha önce Triasulfuron’un genotoksisitesini belirlemek amacı ile
yapılan çalışmalarda; Salmonella typhimurium, Saccharomyces cerevisiae ve fare
lenfoma hücrelerinde nokta mutasyonlarına neden olmadığı, Çin Hamsterlerinde MN
testinde, insan fibroblastları ve fare hepatositlerinde UDS testlerinde, Triasulfuron’un
mutajenik, klastogenik olmadığı saptanmıştır (EPA, 1998a). Bundan başka Triasulfuron
gibi triazinylsulfonylurea grubuna ait bazı herbisitlerin genotoksisite çalışmaları da
negatif sonuçlar vermiştir; Tribenuron methyl’in insan lenfosit in vitro periferik kan
73
lenfosit kültüründe yapısal KA’larını indüklemediği (FAO, 2002), DPX-66037’nin
(triazinylsulfonylurea) insan lenfosit kültüründe klastojenik olmadığı (PMRA 1999),
Metsulfuron methyl’in in vitro sıçan kemik iliğinde KA’larını indüklemediği (EPA,
1998b), Chlorsulfuron’un in vitro sitogenetik testinde negatif sonuç verdiği (EPA,
2002), Ethametsulfuron’un sıçan kemik iliğinde KA’larına neden olmadığı (EPA,
1997a) bildirilmiştir. Diğer bir urea grubu bileşiği olan sulfosulfuron’un (sulfonylureapyrimidinyl sulfonylurea) in vitro insan lenfosit kültüründe KA frekansını arttırmadığı
ve klastojenik olmadığı rapor edilmiştir. Elde ettiğimiz sonuçlar diğer araştırmacıların
sonuçları ile uygunluk göstermektedir.
Triasulfuron’un ticari formülasyonu olan Logran hebisiti ile yaptığımız
çalışmalarda; bu herbisitin fare kemik iliğinde ve insan lenfosit kültüründe kromozom
kırıklarına neden olduğunu bildirmiştik (Muranlı ve Kaymak 2004, Göç ve Kaymak
2004). Bu sonuçlar şimdiki çalışmamızdan elde edilen sonuçlarla uygunluk
göstermemektedir. Holland vd. (2002) çalışmalarında adjuvanların, ticari pestisitlerin
çözünürlüğünü arttırmak ve aktif içeriğini güçlendirmek üzere onlara ilave edilen
kimyasallar olduğunu, bu kimyasalların polivinil bileşikler, polioksietilenler, parafin
yağları içerdiklerini ve özel olarak belirtilmediğini fakat “katkı maddeleri” kategorisi
altında ticari pestisitlerin bu maddeleri içerdiğini belirtmişlerdir. Daha önceki
çalışmalarımız ile bu çalışmamızda elde ettiğimiz sonuçların farklı olmasının nedeni;
ticari formlarda aktif içeriği güçlendiren ve çözünebilirliği arttıran katkı maddelerinin
bulunuşu olabilir. Scassellati-Sforzolini vd. (1997)’nin urea herbisiti olan Linuron’un
saf ve ticari formülasyonlarının in vivo şartlarda genotoksisitesini değerlendirdikleri
çalışmalarından elde ettikleri sonuçlar bizim sonuçlarımızı destekler niteliktedir. Bu
araştırıcılar, çalışmalarında saf ve ticari formülasyon ile elde ettikleri sonuçlar
arasındaki
kısmi
farkın
ticari
formülasyondaki
zararlı
katkı
maddelerinden
kaynaklanabileceğini, bunun da ticari formülasyonların zararlı maddeleri içerdiğinin
göstergesi olduğunu rapor etmişlerdir.
In vitro KA deneylerinde MI indüklenen hücresel toksisiteyi izlemek için
kullanılır. MI, hücre siklusunda metafazdaki hücre yüzdesini verir. Azalmış MI, hücre
siklusu ilerlemesinde inhibisyonu ve/veya proliferatif kapasitedeki kaybı gösterir.
Amorim vd. 2000’de sitotoksisite derecesinin tespit edilmesinin, uygun preparasyon
zamanını ve test konsantrasyonlarını seçmek için gerekli olduğunu ve özellikle
74
sonuçların insanların maruz kalabileceği bileşiklerin risk değerlendirmesi için
kullanıldığında önem taşıdığını bildirmişlerdir (Seligmann vd. 2003). Çalışmamızda
donorlar total olarak değerlendirildiğinde; 24 ve 48 saat muameleli gruplarda ve tüm
konsantrasyonlarda, Triasulfuron MI’i anlamlı olarak düşürmüştür. 48 saatlik uygulama
periyodunda MI’i % 50 oranında düşüren toksik konsantrasyon 100 µg/ml iken, 24
saatlik uygulama periodunda 100 µg/ml MI’i %28, 200 µg/ml MI’i %33 oranında
düşürmüştür. 24 saatlik uygulama periodunda, MI’i %50 oranında düşüren
konsantrasyonun daha yüksek olabileceği düşünülmektedir. Dolayısı ile KA test
yönteminde, hücrelerin 48 saat Triasulfuron muamelesine maruz kalmaları bu hücrelerin
toksik açıdan daha fazla etkilenmelerine neden olmaktadır. 48 saat muamele sonucu
gözlenen toksisite 24 saat muamele sonucu gözlenen toksisiteden fazladır (Şekil 4.1.1.).
Triasulfuron hücre siklusu ilerleyişini inhibe ederek toksik etki göstermiştir.
Çalışmamızın sonuçlarına göre Triasulfuron muamelesi sonucu gözlenen toksik
etki, muamele süresine bağlı olduğu gibi konsantrasyon artışı ve KA frekansına bağlı
olarak da değişim göstermiştir.
Konsantrasyon artışı ile mitotik indeksin azalması yani hücresel toksisite
arasında negatif ilişki saptanmıştır. Triasulfuron ile 24 ve 48 saatlik muameleli
gruplarda, muamele süresinin artışına bağlı olarak KA frekansının da arttığı fakat
muameleli gruplar arasındaki farkın önemli olmadığı görülmüştür. Gözlenen sonuçlara
göre; konsantrasyon arttıkça toksisite ve buna bağlı olarak kromozom aberasyonları
artmıştır. Bu da daha yüksek konsantrasyonlardaki Triasulfuron muamelesinin insan
periferik
kan
kültüründe
KA
frekansını
anlamlı
olarak
arttırabileceğini
düşündürmektedir.
WHO’nun 1985’teki bildirisine göre; KKD test yöntemi genotoksisite
değerlendirmesinde kullanılan hassas bir metottur (Ribas vd. 1996). KKD test
yönteminde kardeş kromatid değişimlerini gözleyebilmek için ikinci hücre bölünmesini
geçiren metafaz hücrelerini elde etmek gereklidir. Bundan dolayı çalışmamızda KKD
test yönteminde 72 saat kültür süresi kullanılmıştır.
KKD, DNA replikasyon ürünlerinin homolog bölgeleri arasında DNA kırılması
ve yeniden birleşmesi sonucu parça değişiminin sitolojik göstergesidir. Tucker vd. 1993
yılındaki bildirilerine göre; KKD sıklığı genotoksik etkinin belirtisidir yorumu ya KKD
sayısının kontrole göre iki katına çıkması veya herhangi bir dozda istatistiksel anlamda
75
artış olması (p<0.05) temeline dayanmaktadır (Rodriguez-Mercado vd. 2003). KKD
genellikle kimyasal etkilenmeye sitogenetik cevabın değerlendirilmesi amacıyla
kullanılır ve sitogenetik tartışma KKD değerlendirilmesi yapılmadan eksik kalır
(Rodriguez-Mercado vd. 2003, Tucker ve Preston 1996).
Bizim
çalışmamızda
in
vitro
muameleli
insan
lenfosit
kültüründe
Triasulfuron’un test edilen tüm konsantrasyonları 24 ve 48 saatlik muamele süresinde
ortalama KKD/hücre sayısında kontrole göre anlamlı artışa neden olduğundan dolayı bu
herbisidin insan lenfositleri için muhtemel genotoksik olduğu saptanmıştır. Triasulfuron
muamelesi sonucu KKD frekansının artması, diğer urea grubu herbisitler ile elde edilen
sonuçlarla uygunluk göstermektedir. Piridisulfonylurea herbisiti olan DPX E9636’nın in
vitro sığır lenfosit kültüründe (Lioi vd. 1998a) ve insan lenfositlerinde (Lioi vd. 1998b)
KKD sayısını arttırdığı ve genotoksik olduğu bildirilmiştir. Urea grubu herbisitlerinin
genotoksisitesi Allium cepa test sistemi kullanılarak da tespit edilmiştir. Badr ve
Elkington (1982) Isoproturon’un Allium cepa ve Hordeum vulgare’de iğ ipliği
aparatında bozulmaya sebep olduğunu, bitki test sisteminde klastojenik olduğunu,
Chauhan vd. (2001) Isoproturon’un faklı konsantrasyonlarının Alium cepa kök
meristem hücrelerinde mitotik aberasyonlara neden olduğundan dolayı genotoksik etkili
olduğunu bildirmişlerdir.
İlk kez Nicholas vd. (1979) diğer test sistemlerinde mutajenik olmayan bir
kimyasalın KKD’leri indüklediğini saptamışlardır. Bu farkın sebeplerinden birisi;
KKD’lerin düşük konsantrasyonlardaki kimyasal muameleler ile de indüklenebildiğidir.
KA ve MN’lar daha yüksek konsantrasyonlardaki muameleler sonucu meydana
geldiklerinden bu test yöntemlerine göre değerlendirilen bir kimyasal madde mutajenik
olarak görülmezken, aynı kimyasal madde KKD test yöntemine göre mutajenik olabilir
(Nicholas
vd.
1979).
Çalışmalarında
toksik
olmayan
veya
letal
olmayan
konsantrasyonların KKD’leri indüklediğini, kromozom kırıkları veya diğer genetik
etkileri gözlemek için gereken konsantrasyonların letal olabileceğini bildirmişlerdir
(Nicholas vd. 1979). Bizim çalışmamızda test edilen konsantrasyonlar KKD oluşumuna
neden olmuş ancak aynı konsantrasyonlar KA’larına neden olmamıştır. Sonuçlarımıza
göre konsantrasyon artışına bağlı olarak KA sayısı artma eğilimindedir. Bu sonuçlar da
çalışmamızda kullandıklarımızdan daha yüksek konsantrasyonların KA testine göre
insan lenfositlerinde genotoksik etkili olabileceğini düşündürmektedir. Bu sonucumuz
76
Nicholas (1979)’ın ileri sürdüğü görüşü destekler niteliktedir. Cid ve Matos (1984)
insektisid olan Aldicarb’ın insan lenfosit kültüründe anlamlı KKD oluşumunu
indükleyerek genotoksik olduğunu bildirmişlerdir. Ancak Blevins vd. 1977’de
yaptıkları araştırmalarına göre; bu kimyasal insan fibroblastlarında DNA hasarı
oluşturmamakta, Seiler’ın 1977’de elde ettiği sonuçlara göre; farede MN oluşumuna
neden olmamakta, Dunken ve Simmon’un 1980’de yaptıkları çalışmaya göre; Ames
testinde bu kimyasal ile negatif sonuçlar elde edilmektedir (Cid ve Matos, 1984). Bu
sonuçlar aynı kimyasal maddenin farklı test yöntemleri ile farklı sonuçlar verdiğinin
göstergesidir. Bu da bizim çalışmamızı doğrular niteliktedir.
Latt vd.’nin 1980’de yaptıkları araştırmaya göre; normal DNA onarım şeklinin
göstergesi olan kardeş kromatid değişim yöntemi, birçok fiziksel ve kimyasal maddenin
potansiyel DNA hasarının indirekt olarak değerlendirilmesini sağlamak için
kullanılmaktadır (Schwartz vd. 1990). Wolff 1978’de, Lin ve Wertelecki 1982’de,
Hedner vd. 1982’de KKD’lerinin kromozom kırılmasından bağımsız bir mekanizma
sonucu oluştuğunu bildirmişlerdir (Schwartz vd. 1990). Perry ve Evans 1975’te,
Popescu vd. 1977’de, Fornace vd. 1981’de, Latt ve Schreck 1980’de, Natarajan vd.
1980’de, Evans ve Vijayalaxmi 1981’de yaptıkları çalışmaların sonuçlarına göre;
KKD’leri spesifik lokus mutasyonları ile klastojenik etkilere göre daha fazla
ilişkilidirler ve fiziksel ajanlara göre kimyasal ajanlar tarafından daha fazla
indüklenmektedirler
(Schwartz
vd.
1990).
Çalışmamızda
KKD
indüksiyonu
görülmesine rağmen, test edilen kimyasalın KA’larına neden olmaması KKD’lerin
kromozom
kırıkları
nedenli
olmayıp
farklı
bir
mekanizma
ile
oluştuğunu
göstermektedir. Gri vd. (2003), test edilen kimyasalın indüklediği KKD frekansının doz
cevap ilişkisinin olmaması ve KA oluşumu ile doz cevap ilişkisinin bulunmasının
bunların farklı mekanizmalar tarafından oluşabileceğinin göstergesi olabileceğini ileri
sürmüşlerdir. Bizim çalışmamızda da KKD test yönteminde doz-cevap ilişkisi tespit
edilmemesine rağmen, KA test yönteminde 48 saatlik muamele grubunda doz cevap
ilişkisi bulunmuş; anormal hücre yüzdesi ile konsantrasyon arasında ilişki tespit
edilmiştir (Lineer regresyon analizine göre R2= %88.2, Pearson korelasyon p=0.005).
Aynı zamanda çalışmamız sonuçlarına göre MN testinde MN sayısı konsantrasyon
arttıkça anlamlı artış gösterirken KKD sayısında doz-cevap ilişkisi görülmemektedir.
77
Bu da klastojenik ve aneujenik nedenli MN oluşumu ile KKD’lerin oluşumunun farklı
mekanizmalar tarafından meydana geldiğinin göstergesi olabilir.
Tucker vd. (1993) ökaryotik hücrelerde KKD frekansının, DNA replikasyonu ile
etkileşime girerek DNA hasarını indükleyen genotoksik ajanların etkisi ile arttığını
bildirmişlerdir. Yager vd. 1993’te, Giri ve Cahtterjee 1998’de, Shaham vd. 2001’de,
Giri vd. 2002’de KKD frekansını genotoksik ajanları tanımlamak üzere kullandıklarını
bildirmişlerdir (Giri vd. 2003). Çalışmamızda test ettiğimiz farklı konsantrasyonlardaki
Triasulfuron herbisiti tarafından indüklenen KKD frekansındaki anlamlı artış, bu
kimyasalın hücresel DNA replikasyonu ile etkileşime girdiğini ve DNA hasarına yol
açtığını göstermektedir.
MN test yönteminde bir kez bölünmüş olan iki nukleuslu hücreler
değerlendirmeye alınmıştır. Ancak bu yöntemde, hücre kültürünün 48. saatinde hücreler
bir kez bölünmüş olmalarına rağmen, hem daha fazla iki nukleuslu hücre elde elde
etmek hem CBPI oranını saptamak için 68 saatlik kültür süresi uygulanmıştır. Bazı
hücreler sonradan uyarılarak mitoza girdiğinden dolayı 68.saate kadar ortamda sadece
bir kez bölünmüş olan hücre sayısı artacaktır.
Çalışmamızda MN verileri incelendiğinde total BNMN‰’sinde 24 saatlik
uygulamada 100 ve 200 µg/ml, 48 saat muamelede 200 µg/ml Triasulfuron ile anlamlı
MN indüksiyonu gözlenmiştir. Benzer olarak phenylurea herbisiti olan Isoproturon da
memeli in vivo MN test sisteminde yüksek dozlarda anlamlı MN oluşumuna neden
olmuştur (Behera ve Bhunya, 1990). Seiler 1978’de fluometuron’un, Sharma vd.
1985’te siduron’un, Garret vd. 1986’da monuron’un
fare kemik iliğinde MN
oluşumuna neden olduğunu bildirmişlerdir (Behera ve Bhunya, 1990). Aynı şekilde
Agrawal vd. (1996) Diuron’un fare kemik iliğinde MN oluşturduğunu saptamışlardır.
Buna
karşın
Triasulfuron’un
Çin
hamsterlerinde
Tribenuron
methyl
ve
ethametsulfuron’un in vivo fare kemik iliği MN testinde negatif sonuç verdiği
bildirilmiştir.
Çalışmamızda 48 saat muamele grubunda KA testinde KA frekansı ile
konsantrasyonlar arasında, MN testinde MN frekansı ile konsantrasyonlar arasında
anlamlı ilişki tespit edilmiştir. Aynı zamanda KA frekansı ile MN frekansı arasındaki
ilişkinin 24 saat muameleli grupta (Pearson correlation p=0.001) ve 48 saat muameleli
grupta (Pearson correlation p=0.005) anlamlı olduğu tespit edilmiştir. Dolayısı ile
78
Fenech ve Morley (1985)’in bölünmeyen hücreler ile bir veya birden fazla bölünen
hücreleri birbirinden ayırmak ve sitokinezi durdurmak üzere Cyt-B kullanarak
geliştirdikleri MN testi, klastojeniteyi belirlemek için hassas bir yöntem olarak kabul
edilmektedir.
Çalışmamızda kullanılan dozlarda total verilerde Triasulfuron anlamlı KA
oluşumuna neden olmadığı halde yüksek konsantrasyonlarda anlamlı MN oluşumuna
neden olmuştur. MN oluşumu klastojenik veya aneujenik nedenli olabilmektedir. KA
testinde kullanılan konsantrasyonlarda klastojenik etki görülmemiş olması ancak yüksek
dozlarda MN oluşumun gözlenmesi Triasulfuron’un yüksek dozlarda aneugenik
olabileceğini düşündürmektedir. Dolayısı ile FISH tekniği ile daha ileri çalışma
yapılarak Triasulfuron’un klastojenik ve/veya aneujenik etkisi araştırılabilir.
Çalışmamızda Triasulfuron ile elde edilen sonuçlar Linuron (phenylurea) ile elde
edilen sonuçlara uygunluk göstermektedir. Her ikisi de akut memeli toksisiste
çalışmalarında düşük aktivite gösteren herbisitlerdir. EPA’nın 1988 yılındaki bildirisine
göre; Linuron CHO hücrelerinde, Salmonella typhimurium’da UDS ve in vivo sıçan
kemik iliği gibi birçok in vitro ve in vivo yöntemde genotoksisite göstermemektedir
(Papapaulou vd. 2001). Linuron, fare kemik iliği hücrelerinde çok az sayıda kromozom
hasarına neden olmuştur (Roloff vd. 1992). Triasulfuron, Linuron ve diğer
sulfonylurealar gibi negatif sonuçlar vermiştir. Triasulfuron ile S. typhimurium, S.
cerevisiae ve fare lenfoma hücrelerinde nokta mutasyonları testinde, Çin hamsterlerinde
MN testinde, insan fibroblast ve fare hepatositlerinde UDS testlerinde negatif sonuçlar
elde edilmiştir. Ancak Papapaulou vd. (2001) Linuron’un insan lenfosit kültüründe MN
frekansını doza bağlı şekilde lineer olarak arttırdığını ve CBPI’i düşürerek doza bağlı
sitotoksik etkili olduğunu bildirmiştir. Çalışmamızın verilerine göre de Triasulfuron,
insan lenfosit kültüründe MN frekansını doza bağlı arttırmıştır (U testi U>1.96) ve
CBPI’ı düşürerek sitotoksik etki göstermiştir.
Fenech’in 1997’deki bildirisine göre; KKD ve MN testlerinde elde edilen PI ve
CBPI ortalama değerleri hücre siklusu kinetiğinin ölçülmesini sağlamakta ve bu
ölçümler belli kimyasal veya fiziksel ajanların sitotoksik etkileri hakkında önemli
verileri yansıtmaktadır (Laffon vd. 2001). İndekslerdeki anlamlı azalma, yeni bir DNA
replikasyon prosesi başlamadan önce indüklenen genotoksik hasarı onarmak üzere
onarım sistemlerine izin veren hücre siklusu gecikmesini göstermektedir (Laffon vd.
79
2001). Hücre bölünme kinetiğini ifade eden bir parametre olan PI, test edilen bileşiğin
sitotoksisitesini analiz etmek üzere kullanılır. Çünkü test edilen kimyasal maddenin
hücre siklusu ile etkileşime geçmesi bu indeksi hızlandırır veya geciktirir (Sivikova ve
Dianovsky, 2000). Çalışmamızda test edilen kimyasal in vitro insan lenfosit kültüründe
MN testinde 24 ve 48 saat muameleli gruplarda tüm konsantrasyonlarda CBPI
değerlerini, KKD testinde 24 saat muameleli grupta 5, 100, 200 µg/ml, 48 saat
muameleli grupta 10, 50, 100 ve 200 µg/ml konsantrasyonlarda PI değerlerini anlamlı
azaltarak sitotoksik etki göstermiştir. Guadano vd. (1998)’ne göre; MI ve PI
değerlerinin konsantrasyona bağlı olarak paralel azalması, test edilen kimyasalın
sitotoksik etki gösterdiği anlamına gelmektedir (Sivikova ve Dianovsky, 2000). Rojas
vd. (1993) test edilen kimyasal ajanın sitotoksik ve/veya sitostatik etkilerini birbirinden
ayırmak için MI ve PI inhibisyonları arasındaki ilişkinin tespit edilmesi gerektiğini
bildirmişlerdir. Sivikova ve Dianovsky (2000) çalışmalarında, MI ve PI arasında pozitif
ilişki bulunmasının test edilen kimyasalın sitotoksik etki gösterdiğini bildirmişlerdir.
Çalışmamız sonuçlarına göre MI ve PI arasında 24 saat (Pearson correlation; 0.74
p=0.09) ve 48 saat (Pearson correlation;0.86 p=0.03) muamele gruplarında pozitif
korelasyon saptanmıştır. Bu sonuç Triasulfuron herbisitinin sitotoksik etkili olduğunu
göstermektedir. Urea grubu herbisitlerinin toksik etkileri Allium cepa test sistemi
kullanılarak da tespit edilmiştir. Bitkilerdeki sitogenetik araştırmalarda; Badr ve
Elkington (1982) Isoproturon’un Allium cepa ve Hordeum vulgare’de mitotik aktiviteyi
düşürdüğü, iğ ipliği aparatında bozulmaya sebep olduğu, bitki test sisteminde sitotoksik
olduğunu, aynı şekilde Chauhan vd. (2001) Isoproturon’un faklı konsantrasyonlarının
Alium cepa kök meristem hücrelerinde MI’i doza bağlı anlamlı olarak inhibe ettiğini
bildirmişlerdir. Ayrıca Triasulfuron’un hem KKD oluşumuna neden olması, hem de PI’i
azaltması genotoksisite ile sitotoksisitenin ilişkili olduğunu göstermektedir ki; bu ilişki
48 saat muamele grubunda daha açık görülmektedir. Ancak sitotoksisitenin
genotoksisite ile ilişkisi gözlenirken, MN testinde Triasulfuron tüm dozlarda anlamlı
CBPI azalmasını indüklediği gibi tüm dozlarda anlamlı MN oluşumuna neden
olmadığından
dolayı,
sitotoksisite
klastojenite
ilişkisi
görülmemektedir.
MN
indüksiyonu görülmemesine rağmen konsantrasyona bağlı olarak CBPI değerlerinin
azalması diğer bazı çalışmalarda da (Borroto vd. 2001, 2002) gözlenmiştir.
80
24 ve 48 saat muamele grupları arasında ortalama KKD/hücre sayıları arasında
fark olmadığı tespit edilmiştir. Ancak 48 saatlik muamele grubunun Triasulfuron’un
sitotoksik etkisinden daha fazla etkilendikleri gözlenmiştir. Dolayısı ile muamele süresi
arttıkça toksisitenin de arttığı görülmektedir.
48 saatlik muamele, 24 saatlik muameleye göre BNMN sayısının daha fazla
artmasına neden olsa da MN frekansları arasında önemli bir fark gözlenmemiştir. Her
iki muamele süresinde de toksik etki görülmektedir ve aralarında fark saptanmamıştır.
Çalışmamız sırasında Triasulfuron donorlar üzerinde farklı etki göstermiştir.
Elde edilen bu sonuç, donorların farklı genetik yapılarına bağlı olarak ortaya çıkmış
olabilir.
Sonuç olarak, bu çalışmanın verileri insan lenfosit kültüründe Triasulfuron’un
DNA metabolizması ile etkileşime girerek KKD’leri indüklediğini bundan dolayı
muhtemelen genotoksik olduğunu göstermektedir. Triasulfuron’un insan lenfosit
kültüründe KA’larına neden olmayarak klastojenik olmadığı saptanmıştır. Ancak
yüksek konsantrasyonlarda MN’ları indüklemektedir. Bunun nedeni kullanılan
herbisitidin aneujenik etkisinden kaynaklanabilir ki bunun araştırılması gerekmektedir.
Ayrıca genotoksisitesine karar verebilmek için diğer in vivo ve mutajenite testlerinin de
yapılması gerekmektedir. Bu çalışmanın sonuçlarına göre Triasulfuron’un replikasyon
hızını da etkilediği saptanmış, MI, CBPI ve PI oranlarını düşürerek sitotoksik etki
göstermiştir. 100 ve 200 µg/ml konsantrasyonları, toksik konsantrasyonlar olup MI’i
%50 ve daha yüksek oranlarda inhibe etmektedir. Anormallikler en fazla bu
konsantrasyonlarda
meydana
gelmektedir.
Dolayısı
ile
Triasulfuron
yüksek
konsantrasyonlarda kullanılmamalıdır. Tarım alanlarında kontrollü uygulamalar
yapılarak, çok düşük konsantrasyonlarda ve katkı maddesiz kullanılabileceği
düşüncesindeyiz.
81
6.KAYNAKLAR
Agrawal, R.C., Kumar, S., Mehrotra, N.K., 1996, Micronucleus induction by diuron in
mouse bone marrow. Toxicology Letters, 89, 1-4.
Agrawal, R.C., Mehrotra, N.K.,1997, Effect of diuron on germ cells of mice. Indian
Journal of Experimental Biology, 35, 1256-1257.
Agrawal, R.C., Kumar, S., 1999, Hepato-toxic effects of diuron in albino rats. Indian
Journal of Experimental Biology, 37(5), 503-504.
Almassy, Z., Krepinski, A.B., Bianco, A., Köteles, G.J., 1987, The present state and
perspectives of Micronucleus Assay in radiation Protection. A review. Appl.
Radiat. Isot., 38, 241-249.
Al-Saleh, I.A., 1994, Pesticides: A review article. Journal of Environmental Pathology
Toxicology and Oncology, 13(3), 151-161.
Badr, A., Elkington, T.T., 1982, Antimitotic and chromotoxic activities of Isoproturon
in Allium cepa and Hordeum vulgare. Environmental and Experimental Botany,
22(3), 265-270.
Behera, B.C., Bhunya, S.P., 1990, Genotoxic effect of isoproturon (herbicide) as
revealed by three mammalian in vivo mutagenic bioassay. Indian Journal of
Experimental Biology, 28, 862-867.
Borroto, J.I.G., Creus, A., Marcos, R., 2001, Genotoxic evaluation of the furylethylene
derivative 2-furyl-1-nitroethene in cultured human lymphocytes. Mutation
Research, 497, 177-184.
Borroto, J.I.G., Creus, A., Marcos, R., 2002, Genotoxic evaluation of the furylethylene
derivative 1-(5-bromofor-2-yl)-2- nitroethene in cultured human lymphocytes.
Mutation Research, 519, 179-185.
Carrano, A.V., Natarajan, A.T., 1988, Consideration for population monitoring using
cytogenetic techniques, Mutation Res., 204, 379-406.
Chauhan, L.K.S., Saxena, P.N., Sundararaman, V., Gupta, S.K., 1998, Diuron-induced
Cytological and Ultrstructural Aşlterations in the Root Meristem Cells of Allium
cepa. Pesticide Biochemistry and Physiology,62, 152-163.
82
Chauhan, L.K.S., Saxena, P.N., Gupta, S.K., 2001, Evaluation of cytogenetic effects of
isoproturon on the root meristem cells of Allium sativum. Biomedical and
Environmental Science, 14(3), 214-219.
Chauhan, L.K.S., Gupta, S.K., 2005, Combined cytogenetic and ultrastructural effects
of substituted urea herbicides and synthetic pyrethroid insecticides on the root
meristem cells of Allium cepa. Pesticide Biochemistry and Physiology, 82, 2735.
Ciba-Geigy Corporation, 1985, MRID No. 40271947.
Ciba-Geigy Corporation, 1986a, MRID No. 40271965, 4052401, 40887601.
Ciba-Geigy Corporation, 1986b, MRID No. 40271949.
Cicchetti, R., Bari, M., Argentin, G., 1999, Induction of micronuclei in bone marrow by
two pesticides and their differentition with CREST staining: an in vivo study in
mice. Mutation Research, 439, 239-248.
Cid, M.G., Matos, E., 1984, Induction of sister chromatid exchanges in cultured human
lymphocytes by Aldicarb, a carbamate pesticide. Mutation Research, 138, 175179.
Classification of herbicides, 2005, Compendium of Pesticide Common Names,
Herbicides. http://www.hclrss.demon.co.uk/index.html
Cox, C., 1993, Sulfometuron methyl Sheet, Northwest Coalition for Alternatives to
Pesticides,
Eugene,
OR.
Journal
of
pesticide
Reform,
13(4).
http://www.panna.org/resources/pestis/PESTIS.burst.694.html
Çelik, M., Ünal, F., Yüzbaşıoğlu, D., Ergün, M.A., Arslan, O., Kasap, R., 2005, In vitro
effect of karathane LC (dinocap) on human lymphocytes. Mutagenesis, 20(2),
101-104.
D’Souza, U.J.A., Zain, A., Raju, S., 2005, Genotoxic effects in the bone marrow of rats
exposed to a low dose of paraquat via the dermal route. Mutation Research, 581,
187-190.
DAR, 2004, Final addentum to the Draft Assessment Report (DAR), Initial risk
assessment provided by the rapporteur Member State Sweden for theexisting
active substance Tribenuron of the second stage of the review programme
referred to in Article 8(2) of Council Directive 91/414/EEC.
83
Demirel, S., Zamani, A.G., 2002, Mikronukleus tekniği ve kullanım alanları, Genel Tıp
Derg, 12(3), 123-127.
Dolara, P., Salvadori M., Capobianco, T., Toricelli, F., 1992, Sister chromatid
exchanges in human lymphocytes induced by dimethoate, omethoate,
deltamethrin, benomyl and their mixture. Mutation Research, 283, 113-118.
DPR, 1987, California EPA’s Department of Pesticide Regulation (DPR) Medical
Toxicology
Branch,
1987,
Summary
of
Toxicology
Data
Linuron,
http://www.cdpr.ca.gov/docs/toxsums/pdfs/361.pdf
DuPont Chemical Company, 1979, Mutagenic activity in the Salmonella/Microsome
assay (Ames test). Unpublished study, MRID No: 93206031.
DuPont Chemical Company, 1981a, Chinese hamster ovary cell assay for mutagenicity.
Unpublished study, MRID No: 93206032.
DuPont Chemical Company, 1981b, In vitro cytogenetics mutagenicity evaluation of H13647-03 in an In vitro Cytogenetic Assay measuring chromosome aberration
frequencies in chinese hamster ovary (CHO) cells. Unpublished study, MRID
No:00146846.
DuPont Chemical Company, 1984, Long term feeding study in rats with Benzoic acid,
2-(((((4,6-dimethyl-2-pyrimidiniyl)Amino)carbonyl)-Amino)sulfonyl)-,methyl
ester (INT-5648). Unpublished study, MRID No:00146849.
DuPont Chemical Company, 1987, Oncogenicity study with INT –5648, Long term
feeding study in mice. Unpublished study, MRID No: 41273602.
DuPraw, E.J., 1970, DNA and chromosomes. Holt, Rinehart and Winston, New York.
EEC, 2000, Opinion of the scientific committee on plants on the evaluation of
sulfosulfuron in the contex of council directive 91/414/EEC concerning the
placing of plant protection products on the market (opinion adopted by the
scientific committee on plants on 30 november 2000).
EPA, 1989, Pesticide Fact Sheet. Tribenuron methyl Herbicide Profile 6/89. Fact Sheet
No:219, Data Issued: June 30. http://pmep.cce.cornell.edu/profiles/herbgrowthreg/sethoxydim-vernolate/tribenuron
EPA, 1990, Pesticide Factsheet, Primisulfuron methyl Herbicide Profile 6/90.
http://www.cce.cornell.edu/profiles/herb-growth/naa-rimsulfuron/primisulfuronmethyl
84
EPA, 1992, Grants Conditional Registration 7/92. EPA’s decision to conditionally
register‘Amber’.http:/pmep.cce.cornell.edu/profiles/herb-growthreg/sethoxydimvernolate/triasulfuron
EPA, 1996, U.S. Environmental Protection Agency, Triflusulfuron methyl; Pesticide
Tolerance, 61(116), 30167-30170.
EPA, 1997a, Federal Register: Notice of Filing of Pesticide Petitions, Ethametsulfuronmethyl, http://www.epa.gov/fedrgst/EPA-PEST/1997/December/Day-17/p32936.htm
EPA, 1997b, Federal Register, Notice of Filing of Pesticide Petitions, sulfosulfuron,
62(242),66083-66091.http:/www.epa.gov/fedrgst/EPA-PEST/1997/December/
Day-17/p32936.htm
EPA, 1998a, Environmental Protection Agency, Pesticide Tolerance Petitions Filing,
Triasulfuron 5/98, 29401-29409.
EPA, 1998b, Federal Register: Notice of Filing of Pesticide Petitions, Metsulfuronmethyl.
Federal
Register:
March
19,
,63(53),
13401-
13404.http://www.epa.gov/fedrgstr/EPA-PEST/1998/March/Day-19/p7141.htm
EPA, 2001, Pesticide Petition Filing 7/01, Triflusulfuron-methyl, PF-2036; FRL-67954.http://pmep.cce.cornell.edu/profiles/herb-growthreg/sethoxydim-vernolate/triflusulfur
EPA, 2002, Notice of filing a Pesticide Petition to Establish a Tolerance for a Certain
Pesticide Chemical in or on Food. Federal register:March 8,2002, 67(46),
10722-10727 Chlorsulfuron http://www.epa.gov/fedrgstr/EPA-PEST/2002/March/
Day-08/ p5446.htm
EXTOXNET, 1994, Extension Toxicology Network Pesticide Information Profile
Sulfometuron methyl. http://pmep.cce.cornell.edu/profiles/extoxnet/pyrethrinsziram/sulfometuron-methyl-ext.html
EXTOXNET, 1996a, Extension Toxicology Network Pesticide Information Profiles.
Tebuthiuron. http://extoxnet.orst.edu/pips/tebuhiu.htm
EXTOXNET, 1996b, Extension Toxicology Network Pesticide Information Profiles.
Fluometuron. http://extoxnet.orst.edu/pips/fluometuron.htm
FAO, 2002, Food and Agricultural Organization of the United Nations, FAO
Specifications and Evaluations For Plant Protection Products, TribenuronMethyl.syf 17.
85
Fenech, M., Morley, A.A., 1985, Measurement of Micronuclei in lymphocytes.
Mutation Research, 147, 29-36.
Fenech, M., Holland, N., Chang, W.P., Zeiger, E., Bonassi, S., 1999, The Human
MicroNucleus Project-An international collaborative study on the use of the
micronucleus technique for measuring DNA damage in humans. Mutation
Research, 428, 271-283.
Flogel, M., 1998, VPIRG Vermont Public Interest Research Group Backgrounder on
Sulfonyl Urea Herbicides. http://www.vpirg.org/downloads/sb.pdf
Galloway, S.M., Aardema, M.J., Ischidate, M.J., Ivetti, J.L., Kirkland, D.J., Morita, T.,
Mosesso, P., Sofuni, T., 1994, Report from working group on in vitro tests for
chromosomal aberrations. Mutation Research, 312, 241-261.
Giri, S., Giri, A., Sharma, G.D., Prasad, S.B., 2003, Induction of sister chromatid
exchanges by cypermethrin and carbosulfan in bone marrow cells of mice in
vivo. Mutagenesis, 18, 53-58.
Göç, P., Kaymak, F., 2004, Etkin Maddesi Triasulfuron olan Logran herbisitinin Mus
musculus üzerine sitogenetik etkisi. XVII. Ulusal Biyoloji Kongresi, 21-24
Haziran, Özet Kitapçığı, Çukurova Üniversitesi, syf 76, Adana.
Healy, C.E., Heydens, W.F., Naylor, M.W., 2004, Mammalian toxicology overview and
human risk
assessment for sulfosulfuron. Regulatory Toxicology and
Pharmacology. 39, 310-324.
Holland, N., Duramad, P., Rothman, N., Figgs, L.W., Blair, A., Hubbard, A., Smith,
M.T., 2002, Micronucleus frequency and proliferation in human lymphocytes
after exposure to herbicide 2,4-dichlorophenoxyacetic acid in vitro and in vivo.
Mutation Research, 521, 165-178.
Khera, K.S., Whalen, C., Trivetti, G., Angers, G., 1979, Teratogenicity studies of
pesticidal formulations of dimethoate, diuron and lindane in rats. Bulletin of
Environmental Contamination and Toxicology, 22(4-5), 522-529.
Kirkland, D., 1998, Chromosome aberrations testing in genetic toxicology-past, present
and future. Mutation Research, 404, 173-185.
Kirsh-Volders, M., Sofuni, T., Aardema, M., Albertini, S., Eastmond, D., Fenech, M.,
Ishidate, J.M., Kirchner, S., Lorge, E., Morita, T., Norppa, H., Surrales, J.,
86
Vanhauwaert, A., Wakata, A., 2003, Report from the in vitro micronucleus assay
working group. Mutation Research, 540, 153-163.
Laffon, B., Pasaro, E., Mendez, J., 2001, Genotoxic effects of styrene-7,8-oxide in
human white blood cells: comet assay in relation to the induction of sisterchromatid exchanges and micronuclei. Mutation Research, 491, 163-172.
Liebert, M.A., 1990, Final report on the safety assessment of diazolidiyl urea. J Amm
Coll Toxicol, 9(2), 229-245.
Lioi, M.B., Scarfi, M.R., Santoro, A., Barbieri, R., Zeni, O., Berardino, D.D., Ursini,
M.V., 1998a, Genotoxicity and oxidative stress induced by pesticide exposure in
bovine lymphocyte cultures in vitro. Mutation Research, 403, 13-20.
Lioi, M.B., Scarfi, M.R., Santoro, A., Barbieri, R., Zeni, O., Salvemini, F., Berardino,
D.D., Ursini, M.V., 1998b, Cytogenetic damage and induction of pro-oxidant
state lymphocyte exposed in vitro to gliphosate, vinclozoline, atrazine and DPXE9636. Environmental and Molecular Mutagenesis, 32(1), 39-46.
Malpuech-Brugere, C., Grizard, G., Boule, P., Boucher, D., 2001, Effects of a herbicide
Diuron
(3-(3,4-dichlorophenyl)-1,1-dimethylurea)
biotransformation
products,
3,4-dichloroaniline
and
one
(3,4-DCA),
of
on
its
human
spermatozoa. Andrologie, 11(2), 69-75.
Meng, Z., Zhang, L., 1992, Cytogenetic damage induced in human lymphocytes by
sodium bisulfite. Mutation Research, 298, 63-69.
Morimoto, K., Sato-Mizuno, M., Koizumi, A., 1985, Sister chromatid exchanges and
cell-cycle kinetics in human lymphocyte cultures exposed to alkylating
mutagens: apparent deformity
in dose-response relationships. Mutation
Research, 152, 187-196.
Muranli, F.D.G, Kaymak, F., 2004, The cytogenetic effects of Logran on human
lymphocyte culture. Cytologia, 69(4), 467-473.
Natarajan, A.T., Obe, G., 1982, Mutagenicity Testing with cultured Mammalian Cells.
Cytogenetic
Assays.
Mutagenicity:New
Horizons
in
Genetic
Toxicology.Copyright 1982 by Academic Pres.Inc. ISBN:0-12-336180-X.
Natarajan, A.T., 2002, Chromosome aberrations: past, present and future. Mutation
Research, 504, 3-16.
87
Nicholas, A.H., Viene, M., Berghe, H.V.D., 1979, Induction of sister chromatid
exchanges
in
cultured
human
cells
by
an
organophosphorous
insecticide:Malathion. Mutation Research, 67, 167-172.
Obe, G., Pfeiffer, P., Savage, J.R.K., Johannes, C., Goedecke, W., Jeppesen, P.,
Natarajan, A.T., Martinez-Lopez, W., Folle, G.A., Drets, M.E., 2002,
Chromosomal aberrations: formation, identification and distribution. Mutation
Research, 504, 17-36.
Özalpan, A., 2001, Temel Radyobiyoloji, T.C. Haliç Üniersitesi Yay., No:3001, DK 01
001 002, ISBN: 975-8574-00-0, 1. Basım, Syf:67-74.
Pan American Health Organization, 2002, Epidemiologic stuations of Acute Pesticide
Poisining in Central America. 1992-2000, Epidemiological Bulletin, 23.5-9.
Papapaulou, P., Vlastos, D., Stephanou, G., Demopoulos, N.A., 2001, Linuron
cytogenetic activity on human lymphocytes treated in vitro. Evaluation of
clastogenic and aneugenic potential using cytokinesis block micronucleus assay
in combination with fluorescence in situ hybridization (FISH), Fresenius
Environmental Bulletin, 10(5), 431-437.
Perry, P., Wolff, S., 1974, New Giemsa Method for differential staining of sister
chromatids. Nature, 25, 156-158.
Perry, P., Evans, H.J., 1975, Cytological detection of mutagen carcinogen exposure by
sister chromatid Exchange. Nature (London) 258, 121-125.
Pesticide
Petition
Filing,
1998,
triasulfuron
(Amber)
5/98.
http://pmep.cce.cornell.edu/profiles/herb-growthreg/sethoxydimvernolate/triasulfuron/triasulfuron_pet_598.html
Pfuhler, S., Wolf, H.U., 2002, Effects of the formaldehyde releasing preservatives
dimethylol urea and diazolidinyl urea in several short-term genotoxicity tests.
Mutation Research, 514, 133-146.
PMRA, 1995, Pest Management Regulatory Agency, Decision Document E95-03.
http://www.pmra-arla.gc.ca/english/pdf/rdd/rdd_e9503-e.pdf
PMRA, 1998, Pest Management Regulatory Agency, Sulfosulfuron Proposed
Regulatory Decision PRDD98-01.
88
PMRA, 1999, Pest Management Regulatory Agency, Report on Triflusulfuron-methyl.
Regulatory
note
REG99-03.
Health
Canada,
Ottawa.
http:/www.fluoridealert.org/pesticides/effects.genotoxix.f-pestici.htm
Pommier Y., Zwelling L.A., Kao-Shan C.,Whang-Peng J., Bradley M.O., 1985,
Correlations between Intercalator-induced DNA Strand Breaks and Sister
Chromatid Exchanges, Mutations, and Cytotoxicity in Chinese Hamster Cells.
Cancer Research, 45, 3143-3149.
Powley, C.R., 2003, Sulfonylurea herbicides.Handbook of Residue Analytical Methods
for Agrochemicals. John Wiley and Sons Ltd, 400-410.
Renner, H.W., Münzner, R., 1980, Mutagenicity of sulphonylureas. Mutation Research,
77, 349-355.
Ribas, G., Surrales, J., Carbonell, E., Xamena, N., Creus, A., Marcos, R., 1996,
Genotoxicity of the herbicides alachlor and maleic hydrazide in cultured human
lymphocytes. Mutagenesis, 11, 221-227.
Rodriguez-Mercado, J.J., Roldan-Reyes, E., Altamirano-Lozano, M., 2003, Genotoxic
effects of vanadium (IV) in human peripheral blood cells. Toxicology Letters,
144, 359-369.
Rojas, E., Herrera, L.A., Sordo, M., Gonsebatt, M.E., Montero, R., Rodriguez, R.,
Ostrosky,-Wegman, P., 1993, Mitotic index and cell proliferation kinetics for
identification of antineoplastic activity. Anticancer Drugs, 4(6), 637-640.
Roloff B.D., Belluck, D.A., Meisner, L.F., 1992, Cytogenetic studies of herbicide
interactions in vitro and in vivo using atrazine and linuron. Arch Environ
Contam Toxicol, 22(3), 267-271.
Rooney, D.E., Czepulkowski B.H., 1992, Human Cytogenetics Volume I Constitutional
Analysis A Practical Approach. Oxford University Pres, Published in United
States. Syf: 106-110.
Saxena, P.N., Chauhan, L.K.S., Chandra, S., Gupta, S.K., 2004, Genotoxic effects of
diuron contaminated soil on the root meristem cells of Allium sativum: A
possible mechanism of chromosome damage. Toxicology Mechanisms and
Methods, 14(5), 281-286.
Scassellati-Sforzolini, G., Pasquini, R., Moretti, M., Villarini, M., Fatigoni, C., Dolara,
P., Monarca, S., Caderni, G., Kuchenmeister, F., Schmezer, P., Pool-Zobel, B.L.,
89
1997, In vivo studies on genotoxicity of pure and commercial linuron. Mutation
Research, 390,207-221.
Schaeffer S.J.,1980, Cytogenetics. Springer Verlag New-York Inc. 1980. ISBN 3-54090467-0 Syf: 179-183.
Schwartz, S., Astemborski, J.A., Budacz, A.P., Boughman, J.A., Wasserman, S.S.,
Cohen, M.M., 1990, Repeated measurement of spontaneous and clastogeninduced sister-chromatid exchange. Mutation Research, 234, 51-59.
Seligmann, I.C., Lima, P.D.L., Cardoso, P.C.S., Khayat, A.S., Bahia, M.O., Buchi, D.F.,
Cabral, I.R., Burbano, R.R., 2003, The anticancer homeopatic composite
“Canova Method” is not genotoxic for human lymphocytes in vitro. Genetics
and Molecular Research, 2(2), 223-228.
Sivikova, K., Dianovski J., 2000, Mitotic index and cell proliferation kinetics as
additional variables for assessment of genotoxic effect of the herbicide modown.
Acta Vet Brno, 69, 45-50.
Soloneski, S., Gonzales, M., Piaggio, E., Reigosa, M.A., Larramendy, M.L., 2002,
Effect of dithiocarbamate pesticide zineb and its commercial formulation, azzuro
III. Genotoxic evaluation on Chinese hamster ovary (CHO) cells. Mutation
Research, 514, 201-212.
Surrales, J., Xamena, N., Creus, A., Catalan, J., Norppa, H., Marcos, R., 1995,
Induction of micronuclei by five pyrethroid insecticides in whole-blood and
isolated human lymphocyte cultures. Mutation Research, 341, 169-184.
Topaktaş, M., Rencüzoğulları, E., Sitogenetik. 1995 Adana. Çukurova Üniversitesi FenEdebiyat Fak. Biyoloji Böl. ISBN 975-487-026-8.
Tucker, J.D., Auletta, A., Cimino, M.C., Dearfield, K.L., Jacobson-Kram, D., Tice,
R.R., 1993, Sister chromatid exchange: second report of the Gene-tox program.
Mutation Research, 297, 101-180.
Tucker, J.D., Preston, J.R., 1996, Chromosome aberrations, micronuclei, aneuploidy,
sister chromatid exchanges and cancer risk assessment. Mutation Research, 365,
147-159.
Vigreux, C., Poul, J.M., Deslandes, E., Lebailly, P., Godard, T., Sichel, F., HenryAmar, M., Gauduchon, P., 1998, DNA damaging effects of pesticides measured
90
by the single cell gel electrophoresis assay(comet assay) and the chromosomal
aberration test, in CHOK1 cells. Mutation Research, 419, 79-90.
Villarini, M., Moretti, M., Pasquini, R., Scassellati-Sforzolini, G., Fatigoni, C.,
Marcarelli, M., Monarca, S., Rodriquez, A.V., 1998, In vitro genotoxic effects of
the insecticide deltamethrin in human peripheral blood leukocytes: DNA damage
(‘comet’ assay) in relation to the induction of sister-chromatid exchanges and
micronuclei. Toxicology, 130, 129-139.
Wang, S.W., Chu, C.Y., Hsu, J.D., Wang, C.J., 1993, Haemotoxic effects of phenylurea
herbicides in rats: Role of haemoglobin adduct formation in splenic toxicity.
Food and Chemical Toxicology, 31(4), 285-295.
Watson, W.A.F., Petrie, J.C., Galloway, D.B., Bullock, I., 1976, In vivo cytogenetic
activity of sulphonylurea drugs in man. Mutation Research, 38, 71-80.
Zeljezic, D., Garaj-Vrhovac V., 2004, Chromosomal aberrations, micronuclei and
nuclear buds induced in human lymphocytes by 2,4-dichlorophenoxyacetic acid
pesticide formulation. Toxicology, 200, 39-47.
Download