PowerPoint Sunusu

advertisement
Fotoğraf, yüzeyin pozlanmasıyla elde
edilen bir yöntemdir. Işık objektiften geçer
ve karanlık ortam sağlayan kameranın
içinde bulunan ışığa duyarlı yüzey
(emülsiyon tabakası) üzerinde, yani filmde
bir görüntü oluşturur.
Fotoğrafçılığın başladığı ilk yıllarda, plastik
şerit yerine cam kullanılırdı. Daha sonra
film 1870'te jelatin emülsiyonun
kullanılmasıyla başladı. 1975’ten sonra ise
filmlerin yerini dijital makinelerin filmi
denilen (CCD, CMOS sensörler) yarı iletken
malzemeden yapılmış aygıtlar almıştır.
Film yıkama ve filmlerin banyo/baskı
süreçleri tamamen ortadan kaldırılarak,
fotoğrafların basit bir bağlantıyla
bilgisayara kaydedilmesi, fotoğrafın
bulunuşundan sonraki en büyük devrim
olarak görülmektedir.
Bu durum, günümüzde film üreten
markaların yavaş yavaş dijital sisteme
geçmesine, siyah-beyaz, renkli ve pozitif
filmler gittikçe daha az üretilmeye
başlamasına ve film üretiminin durma
noktasına gelmesine neden oldu.
Filmler, görüntüyü sağlamak için ışığa karşı
duyarlı hale getirilmiş malzemedir. Bu
malzemeler, objektiften geçen görüntünün
kalıcılığını sağlamak amacıyla saydam bir
taşıyıcı üzerine sürülmüş ışığa karşı duyarlı
(jelâtin içerisine emdirilmiş gümüş
bileşiklerinden) maddeden oluşur.
Filmler, ışığa duyarlı kimyasal
maddeler ile kaplanmış geçirimli
yüzeylerdir. Asetat zemin üzerine
gümüşlü ya da kromlu bileşikler
sürerek elde edilir.
Duyarkat : Jelatin içerisine emdirilmiş
gümüş halojen bileşenlerinden oluşur.
Dolayısıyla ışığa duyarlı madde
duyarkatta yer alır.
1. Boyutlarına Göre
2. Hızlarına Göre
1. Boyutlarına Göre
Film boyutları büyüdükçe fotoğraf
baskılarında ve görüntülerinde keskinlik
artar. Film boyutları küçüldükçe baskılarda
ve görüntülerde keskinlik azalır.
• Büyük boy filmler (yaprak filmler)
10x12,5 cm, 20x25 cm ve daha büyük boy
filmlerdir.
• Orta boy filmler
Roll fimler yani 4,5 veya 6cm genişliğinde
80cm uzunluğunda şerit halindeki
filmlerdir.
• Küçük boy filmler (35 mm filmler)
18x24 mm veya 24x36 mm (35 mm)
boyutlarındaki filmlerdir.
• Minyatür boy filmler
C110 denilen filmler minyatür filmler
sınıfına girer.
FOTOĞRAF MAKİNELERİNİN
SINIFLANDIRILMASI
• Büyük format makineler,
• Orta format makineler,
• Küçük format makineler
FOTOĞRAF MAKİNELERİNİN
SINIFLANDIRILMASI
Fotoğraf makinelerinin sınıflandırılması da film
boyutlarına göre yapılmaktadır. Bu
sınıflandırmaya göre; Büyük boy film kullanan
makineler büyük format makineler, orta boy
film kullanan makineler orta format makineler,
küçük boy film kullanan makineler ise küçük
format makineler olarak adlandırılır.
2. Hızlarına Göre Filmler
Film hızları arttıkça; Işık ihtiyacı azalır.
Pozlama süresi azalır. Fotoğrafı oluşturan en
küçük nokta yani grenler büyür. Grenlerin
büyük olması fotoğrafın baskısında
keskinliğin azalmasına neden olur. Film
hızları azaldıkça; Işık ihtiyacı artar.
Pozlama süresi uzar. Grenler küçülür.
• Yavaş (16-40 ASA* ) filmler
Poz süresi uzundur. Film üzerinde fotoğrafı
oluşturan gerenleri çok küçük olduğundan
baskılarda yüksek keskinlik verirler . Işık
sorunu olmayan yerlerde veya durağan
konuların çekimlerinde kullanılırlar.
• Orta Hızlı ( 50-100 ASA* )
En çok kullanılan film hızıdır. Normal bir
görüntü ve keskinlik verirler. Daha çok dış
çekimlerde durağan veya az hareketli
konular için uygundur.
• Hızlı Filmler (125-400 ASA* )
Fazla hareketli konuların fotoğraflarının
çekiminde veya uygun ışık koşullarının olmadığı
zamanlarda kullanılırlar. Net ve güzel görüntü
verirler. İri grenli olduklarından fazla
büyütülmeğe gelmezler ve bu filmden yapılan
baskıların keskinliği azalır. Poz zamanı genişliği
çoktur. Manzara portre ve natürmort
fotoğrafları çekimine en uygun filmlerdir.
• Çok Hızlı ( 800-3200 ASA* )
Çok hareketli konuların veya gece
fotoğraflarının çekimlerinde kullanılır.
Grenleri çok iri olduğundan bu tür
filmlerden üretilen baskıların keskinliği
daha da azalır. Yeterince aydınlanmamış
kapalı mekan çekimlerinde kullanılır.
ASA değerleri aritmetik dizi özelliği
gösterir. 100 ASA'lık bir film 50 ASA'lı
filmden iki katı daha duyarlıdır.
ASA: 12 - 50 - 64 - 100 - 160 - 400 - 800
SENSÖR NEDİR?
Fotoğraf makinelerinde filmin yerini alan ve
görüntüyü oluşturan pikselleri üzerinde
barındıran alana sensör denir. Analog
makinede film neyse dijitalde de sensör
odur. Görüntüyü kaydederek işlemciye
gönderen ve üzeri ışığa duyarlı piksellerden
oluşan alandır.
PİKSEL NEDİR?
Piksel-(İngilizce Pixel - PICture ELement,
yani "resim öğesi") sözcüklerinin
harflerinden türetilmiştir. Picture Cell
(resim hücresi) diyenlerde var.
Dijital görüntünün en küçük öğesi ve sensör
üzerinde görüntüyü oluşturan çok sayıdaki
küçük ışık noktacığıdır. Pikseller o kadar
küçüktür ki, boyutları ancak mikronla
ölçülür. Mikron metrenin milyonda biridir
veya milimetrenin binde biri.
Sivri uçlu bir kalemle cümlemizin sonuna
koyacağımız noktanın 500 mikron
olduğunu düşünürsek, mikronun
küçüklüğünü daha iyi anlamış oluruz. İşte
bir piksel 2 ile 10 mikron büyüklüğündedir.
(Buradan her sensör üzerindeki piksel
büyüklüğünün aynı olmadığını
çıkarabiliriz.)
Üstelik bu kadar küçük noktacık üzerine
sabit kırmızı, yeşil veya mavi filtre
yerleştirilir. Bu renkler, sanki bir satranç
tahtasının üzerindeki her bir karede kırmızı,
yeşil veya mavi renkten biri gelecek şekilde
dizilir. İşte bu sensör üzerindeki piksellerin
bir milyon tanesine mega piksel adını
veriyoruz.
İşte bu mega pikseller sensörümüzün üzerine
son derece düzenli olarak dizilmiş milyonlarca
pikselin adıdır. Bizler deklanşöre bastığımız
an, saniyenin bilmem kaç binde biri gibi kısa
zamanda o milyonlarca piksel, elektronik
devreler yardımıyla, renklerle yüklenirler ve o
renklerin milyonlarcası bir araya gelerek
görüntüyü oluşturur.
Makinemizin 5 MP olması, sensörümüzün 5
milyon pikselden oluştuğunu gösterir. Yani
sensörümüzde düzenli olarak yerleşmiş 2560
yatay, 1920 de dikey piksel vardır. Bu da ikisinin
de çarpımı olan yaklaşık 5 milyon piksel
anlamına gelir.
Sensörlerde aydınlık bir görüntü yüksek,
karanlık bir görüntü ise düşük elektrik
yükü ile tarif edilir. Bu yöntem ile
kaydedilen görüntü sadece siyah beyaz
fotoğraf oluşturur. Renkli görüntüyü
oluşturmak için dijital fotoğraf makinesi
sadece ışık seviyesini değil ayrıca her renk
ışığın da miktarını ölçer.
SENSÖRLERİN BÜYÜKLÜĞÜ
Filmlerden hatırlarsanız film boyutumuz
ne kadar büyükse, görüntümüzün kalitesi
ve büyütülebilme olanağı o kadar fazlaydı.
Aynı şey sensörler için de geçerlidir.
Sensörümüzün büyüklüğü ne kadar
fazlaysa görüntümüzün kalitesi ve
büyüklüğü de o kadar fazla olur.
Sensörlerin 2 tür büyüklüğü vardır, birincisi
MP açısından büyüklüğü, ikincisi ise fiziki
olarak büyüklüğü. Fiziki olarak aynı
boyutta olan 2 sensörden biri 8, diğeri 10
MP büyüklüğünde olabilir.
Elimizde 8 MP lik fotoğraf çeken, biri compakt,
diğeri DSLR iki makine olsun. İkisi de aynı boyutta
çekiyor, o zaman neden çok para verip DSLR
makine alayım? diye düşünenler çıkabilir. Compakt
makinelerin sensörleri DSLR lere göre bir hayli
küçüktür. Bunlarda 8 milyon piksel dar bir alana
sıkıştırılmıştır ve doğal olarak piksel boyutları daha
da küçüktür. Diğer makinede yine 8 milyon piksel
daha geniş bir alana dizilmiştir, yani piksel boyutları
daha da büyüktür.
Unutmayalım, büyük boyutlu sensörün pikselleri
de daha büyük olduğu için yüzeyine düşen
fotonları ışığı daha kolay ve doğru bir şekilde
yakalayıp ölçer, bu da sensöre daha büyük
dinamik aralık sağlar. Küçük piksellerde enerji
dağılımından kaynaklanan ısı fazlalığı ve dar
alanda piksel sayısının artması piksel başına
düşen ışık miktarını azaltacağından kumlanma
etkisi veren noise üretiminde artış olacaktır.
Sensörlerin ikinci büyüklüğü fiziki
büyüklükleridir. Dijital teknolojinin en çok
zorlandığı alanlardan birisi yıllardır film boyutu
olan 24x36 mm boyutunda sensör üretemiyor
olmasıydı. Yeni nesil makinelerde bu sorun
aşılmaya çalışılıyorsa da sistem hala çok
pahalı. Birçoğumuzun full frame adı verilen
24x36 mm boyutlu sensöre geçişi daha uzun
zaman alacak gibi.
Ortalama ve yaklaşık olarak düşünürsek küçük
compakt makinelerin fiziki sensör boyutu 8x6 mm,
DSLRmakinelerin ise 23x15 mm civarındadır.
Yukarıda belirttiğim gibi full frame DSLR
makinelerde bu ölçü 24x36 mm. ye yükselmiştir.
Özetle fiziki olarak büyük olan sensörlerin pikselleri
de büyük olacağından, bu sensörlerdeki ışığa duyarlı
alanlar çok daha fazla olur. Bu da daha detaylı ve iyi
fotoğraf anlamına gelir.
SENSÖR ÇEŞİTLERİ
Sensörlerde piksel sayısı kadar elektronik devre
vardır ve devrelerin kullanımı belli bir enerji
gerektirir. Bu enerji karşılama durumuna göre
dünyada sensörler iki şekilde üretilmiştir.
1- CCD (Charge Coupled Device)
2- CMOS (Complementary Metal Oxide Semiconductor)
Dünyada CCD sensörler daha yaygındır. Nikon bu tür
sensörleri kullansa da son ürettiği D2 modelinde
CMOS sensöre geçmiştir.Canon ise CMOS sensörün
öncülüğünü yapmakta ve EOS 30Dden sonra bütün
modellerinde bu sensörü kullanmaktadır.
Hayatımıza yeni giren X3 Foveon sensörlerinin
öncüsü ise Sigma'dır ve ilk uygulamasını SD 14
modeliyle dünyaya sunmuştur. Bu sensörlerin
arasındaki farkı özetle şu şekilde anlatabiliriz.
CCD sensörler piksellerdeki voltaj bilgisini
algılayıcının dışında bir ünitede inceler. Çip dışında
yaptığı incelemenin gerektirdiği ekstra enerji
tüketiminin pil ömrünü kısaltmasını da değişik
piller üreterek halletmeye çalıştılar. CCD'ler
CMOS'a göre yaklaşık 100 kat daha fazla enerji
tüketir. Bu nedenle daha fazla ısınır ve bu da noise
üretimini arttırır.
CCD sensörler piksellerdeki voltaj bilgisini
algılayıcının dışında bir ünitede inceler. Çip
dışında
yaptığı incelemenin gerektirdiği
ekstra enerji tüketiminin pil ömrünü
kısaltmasını da değişik piller üreterek
halletmeye çalıştılar. CCD'ler CMOS'a göre
yaklaşık 100 kat daha fazla enerji tüketir. Bu
nedenle daha fazla ısınır ve bu da noise
üretimini arttırır.
CMOS sensörlerde ise bu işlem çipin
üzerinde incelenir. Bu da daha az enerji
kullanımı demektir. Az enerji pillerin uzun
süre kullanımına yol açar ve az enerji az ısı
oluşturduğu için CMOS sensörler daha az
noise üretir. Özellikle yüksek asalı
çekimlerde bu durum belirgin bir şekilde
fark edilir.
FOVEON X3 SENSÖR
X3 algılayıcısı tıpkı renkli film gibi farklı 3 ayrı
renkli katmana sahip ve her bir katman bir
renge duyarlı. En önde mavi, sonra yeşil, en
arkada da kırmızıya duyarlı katman
bulunuyor. Renk ve görüntü değerlerini bu
üç ayrı katmana saklayabiliyor.
Piksel biçimleri kare değil altıgen. Sigma,
2002 yılından itibaren dijital
kameralarında görüntü algılayıcı olarak
X3 teknolojisini kullanmaya başlamıştı.
Foveon X3 sensörünü tercih eden sigmanın yeni
algılayıcısı kırmızı, yeşil ve mavi pikselleri dikey
olarak sıralayan, film kalitesine yakın dijital
kayıt yapabilen görüntü sensörü olma özelliği
ile ön plana çıkıyor. Aslında 4.7 milyon piksellik
bir algılayıcı olmasına rağmen, her bir katmanın
ayrı ayrı çalışması nedeniyle toplamda 14.15
milyon piksellik bir görüntü oluşturuyor.
Foveon X3 algılayıcısı, renkleri olduğu gibi
algılarken, çözünürlüğü de üst seviyede
tutuyor. Geleneksel algılayıcılardan farklı
olarak her dört algılama hücresi birlikte
çalışıp ortak bir renk oluşturuyor ve sonra
her bir piksele bu renkler atanıyor. Bu
nedenle X3 sensörleri renk konusunda ciddi
bir avantaja sahip.
Download