Uploaded by User15705

1698-Bedri Ruhselman-Bilgi Chaghi Onderi-Bilim Arashdirma Qurupu-1981-68s

advertisement
BEDRİ RUHSELMAN
BİLGİ CAĞI ÖNDERİ
■
BİLİM ARAŞTIRMA MERKEZÎ
BEDRİ RUHSELMAN
BİLGİ CAĞI ÖNDERİ
■
BİLİM ARAŞTIRMA MERKEZİ
Yayınevi — İstanbul
Kitap No: 60 — BEDRİ RUHSELMAN
«Bir vazife alınış olan varlıklar, ne kadar büyük b ir ızdırap
ve fedakârlık içinde olurlarsa olsunlar, daim a ruhun nurundan,
hiç şaşm ayan desteğinden ve rehberliğinden haberdardırlar. Ve
en küçük bir şüphe izi taşım ayan kararlı bir bilgiye sahiptirler.
Bilirler ki, her ne ile karşılaşırlarsa karşılaşsınlar, hepsinin al­
tında, kendini koruyacak ebedi kollar, hakiki m anâsıyla fena
olan hiçbir şeyi onlara m ukadder kılm ayacaktır.»
Kadri (Yüksek Rehber Ruh)
B irinci Baskı
K itap Dizgi
Kitap Baskı
Kapak Baskı
Cilt Yapımı
Mart 1981
Savaşan Matbaası
Sebat M atbaası
Barış M atbaası
Kardeşler Ciltevi
İNSANLIĞA ÇAĞRI: 25 - NİSAN - 1950
Dünyanın yalnız m addî endişeler içinde büyük sür'aile
korkunç b ir karanlığa gitm ekte olduğu asrım ızda; m addeye,
ın en fea te ve yokluğa tapan hotkdm ca kör bir zihniyetin İlim­
den vicdanı ayırm ayı ve vicdanın kontrolünden azade bir
leknik hayatını Haklaştır m ayı istihdaf ettiği asrımızda, insan
luhunun yaradılışında m evcut, bütün Kâinat'a şam il haki­
kat ve bilgi yolundaki şevki insiyakıma, uyarak, 30 seneden
ben < alıştığım ve büyük neticelerini gördüğüm bir ilmin,
b ir tekâm ül yolunun daha şümullü ve geniş im kânlar içinde
inkişafının lüzumunu şiddetle duym uş olm aktan m ütevellit
b ir zaruretin tesiri altındayım .
Bu ilim; ruhların m adde üzerindeki m üessiriyetlerinin
ve dünya hayatında oynam akta oldukları rollerinin ve bunun
n etices in d e de er veya geç her kula m ukadder olan dünya
ü tesi hayatında karşılaşacakları akibetlerin, geçirecekleri
a evre! er in ve safhaların müşahede, tecrübe ve laboratuvar
yollarıyla m ütalâasına ait bugün bütün ilerlem iş dünya m il­
letlerin in ve bilhassa Anglo-Sakson ilim mahafilinin de m eş­
gul olduğu çok m ühim ve hayati bir bilgi şubesidir... Dünya
çapında ilerleyen ve er geç dünya akadem ilerinde tek taraflı
m addecilikten kurtulup, beşeriyeti yü ksek hayatlara ve yü k­
sek âlem lere hazırlayıcı bir kıym et halinde; fikir, ahlâk ve
bilgi bakım ından inkılâb yapacak bir ilmin inkişafında şe­
refli ve her an vicdanının huzurunu tem in edici bir hisse
sahibi olm aya herkesi davet ediyorum.
Vicdanın bu huzuru, yalnız bugün içinde bulum dan ha­
yatın değil; duyan, seven ve inanan insana tükenm ez ve ebe­
dî neşeler ve mutluluğu (-Ulu T anrinın izniyle vadeden-) ge­
lecek hayatların da kıym etli bir kazancı olacaktır. Zira, bu­
lunduğu m uhitin, m em leketin ve insanlığın hakikat yolun­
daki yükselişine, tekâm ülüne ve bu gaye uğrunda gösterilen
ilm î ve kültürel çalışm alarına iştirak etm ek büyüklüğünü
gösteren her varlık, şüphesiz hayırlı bir istikbalin yolcusudur.
Ö N S Ö Z
Tanrı’nın B ilgisi son su zdu r ve varlıklarına vereceği
bilgiler de öylece sonsuzdur. Varlığın evrim i, hiç bir
n ok ta d a son bulm ayacağı için , her ileri evrim sürecinin
de daha ileri bilgileri g erek tirm esi doğaldır. Varlıkların
bilin ç, id râ k v e anlayışları g e liştik çe, onlara. İlâh î Plân’dan gelecek bilgiler de öylesine daha açık v e orijinal bir
m ah iyet arzeder. B irer, d ışta n şa rtlan dırm a m üesseseleri olan dinlerinf vicdan ı gelişm iş varlıkların içten ş a r tı'
bulm aları sonucunda, işlevlerin i y itirm e le ri doğaldır.
A yrıca, 7 k a t şifrelen erek yeryüzün e indirilen K u ran’m
bu kapalı bilgileri ise , a r tık , görüldüğü g ibi beşeriyetin
ü zerinde etk ili ola m a m a k ta d ır, çünki iste y en bu şifrele­
ri, iste d iğ i gibi ç ö zm e k te ve bunun doğru olduğunu söy­
lem ek ted ir. Bu yü zden yü zlerce m ezh ep tü rem iştir. Fa­
k a t, apaçık b ilg in in tah rif ed ilm esi sözkonusu olam az
ve beşerin gelişen anlayış, id râ k ve bilin ci, a rtık 'açık
b ilgi’ iste m e k te d ir. Bu y ü zd en , işte , B ilgi Ç a ğ in m Apa­
çık B ilgisi yeryüzün e in d irilm iştir ve zam an ı gelince, k i
yakın olm alı, insanlığa İlâhî O laylar ile verilecektir.
T a n n ’nın H abercileri ço k tu r ve onlar her zam an
yeryüzün e gelm eye devam e tm işle rd ir ve bilinm iş veya
bilin m em işlerdir. H er birinin b ir özel vasfı ve b eşeriyet
için açık veya gizli b ir önem i olm u ştu r. Fakat, hiç bi­
risi, b ir diğer Sem avi V a zifelin in yerin e ikam e edil­
m e m iş, diğeriyle kıyaslan m am ış v e fa k a t V azifeliler Ordu su ’nun saflarına ka tılm ış ve Tanrı RızasTna h izm et
e tm işlerd ir. B edri R u hselm an da b ir S em avî V a zife lid ir
ve b ir Tanrı E ri'dir. Ş im d i İlâhî Plân'dan, diğerleri g ib i,
yeryüzün de gerçekleşen V a zife sin i görüp g ö zetm ek ted ir
ve İlâlıî M isyonu’nu sü rdü rm ektedir.
H alûk Egem en ŞAHİKAYA
1. BÖLÜM
DENEYSEL SPİRÎTÜALİZM HAKKINDA
RAPOR
Tüm beşeriyet için yeni bir çağ olan Bilgi Çağı'mn en önem li
vazifelerinden birini ülkem izde ikm al ederek, geldiği Y üksek İlâhî
Plânı1» » dönen Bedri Ruhselm an'm cn büyük arzularından birisi,
sanırız, ülkem izde bir Parapsikoloji K ürsüsü kurulm asıydı. Gele
cek günler, bu konudaki gene! isteğin, olum lu karşılık göreceğini
gösterm ektedir.
21 A ğustos 1952'de, Dr. B. Ruhselm an, M illî Eğitira
Bakanlığı’nm isteği üzerine, 'Deneysel Spiritüalizm ' hak­
kında bir b ilim sel rapor hazırlam ış ve gönderm iştir, bu
rapor orijinal olarak aşağıdadır.
K onu
Muhatap
Şekli
Tarih
:
:
:
:
D eneysel Spiritüalizm
M illî E ğitim Bakanlığı
Rapor
21 A ğustos 1952
1848 yılından beri yeni ve esk i dünyalarda takip
edilm ekte olan 'Deneysel Spiritüalizm ' konu lan, diğer
bütün bilim sel konular gibi birçok tartışm a ve m ücade­
leye yol açtıktan sonra, bugün ciddî bir bilim konusu
i;âline girm iş bulunm aktadır.
D eneysel S p iritü a lizm : 'Suptil tabiat olaylarının ve
insan ruhunun şim diye kadar dokunulm am ış taraflarını
kurcalayan ve dünya kuruldu kurulalı insanlara ilham ,
irşat ve ifşa yollarıyla gelm iş bir sürü İlâhî Yardımlar'ı
açık ve bugünkü insan zekâsının ve bilim sel anlayışının
kapsayıp - benim seyebileceği tarzda objektif ve sübjek­
tif yollardan ve deney yoluyla anlam landıran ve değer­
lendiren p ozitif bir bilim , felsefe ve ahlâk yoludur’.
B ilim de deney ve gözlem esas olduğuna göre, sade­
ce gözlem ve deney üzerine kurulm uş olan 'p s iş ik ' ve
'm e ta p sişik ’ de denilebilen ’D eneysel S p iritü a lizm ’m de
b ilim sel bir kim liğe m âlik olm ası lâzım geldiğini inkâr
etm ek, bilim sel anlayışa uygun düşm ese gerektir kanı­
sındayız. Bu fikirler, yüzyılım ızın p ozitif bilim alanında
büyük başarı gösterm iş bazı büyük b ilim adam larının
da kabûl ve itiraf ettikleri bir gerçeğin ifadesidi: Bu
açıklam alara kanıt olm ak üzere, bu bilim adam larından
bazılarının bir kaç sözünü, kendi orijinal eserlerinden
ik tib as ederek arzediyorum :
Sir W illiam Crookes: (1832-1919) F izik ve Kimya
bilgini, Thallium ’un kâşifi, radyom etre ve Crookes tü­
pünün vb. m ucidi, Londra K raliyet Akadem isi üyesi.
«M addî nedenleri belli olm ayan , bazı gürültü ler ve
eşyaların tem as v â k i olm adan kendi kendilerin e hare­
k e tle ri gibi halen m alû m fizik kanunlarının h içb irisi ile
açıklanm ası m ü m kü n olm ayan tezah ü rleri b izza t göz­
lem ledim . Ve bunların bugün en b a sit b ire r kim ya olay­
ları kadar gerçek b ire r va kıa oldu klarına k a t’i su rette
kanaat g etirm iş bulunuyorum . Bu h u su staki k a n a a tim .
çok uzun süren b ir a ra ştırm a sonucunda elde ettiğim
gözlem lere dayalı b ilim sel bir incelem e m ahsulüdür.
(sf. 2)
«İtiraf ediyor ve acı duyarak h ayretle beyan ediyo­
ru m k i, bilim a dam ları, Deneysel S p iritü a lizm vakıaları­
nın yorum u bahsinde b ir uyuşukluk ve çekingenlik hâli
içindedirler. B ir kaç bilgini biraraya g etirerek bu v o lta ­
ları bilim sel yollarda te tk ik e tm e y i çok özlediğim h alde,
böyle b ir k o m iten in kurulam ayacağını k ısa b ir zam anda
anladım . Ve bundan sonra bu işi tek başım a yapm aya
karar verdim , (sf. 25)
«Bütün eserlerim i ve m akalelerim i oku yanlar, ruh­
sal ku dretlerin tezahürlerine a it, önlerine koym u ş oldu6
(jum vakıaların doğruluğuna ve bunların, y a ln ız .haki­
k a ti teb a rü z e ttir m e k için , c id d iy e tle y a p ılm ış b irer de­
ney ürünü olduklarına m u h akkak su r e tte kani olurlar
k an ısın dayım ... (sf. 33)
«Burada ne b ir faraziyeden, ne de b ir nazariyeden
ibaret şe yle r değil, ben, kesin v e gerçek vakıaların m evcu­
d iye tin i gösteriyoru m . B u nlardan ku şku duyabilirsin iz.
Fakat in kâr yoluna, sapm ayın ız. T akdim e ttiğ im bu m ü­
şah edeleri en sık ı b ir e le ştiric i gözü ile in celeyebilir ve
onun zayıf, h atalı n oktaların ı ara ştıra b ilirsin iz. Fakat
bizim bu h u su staki m ü şah edelerim izin p e şin hüküm ­
lerle b irer yalan ve hayal m ahsulü olduğunu sö ylem ek te
acele etm eyin iz. D eneylere girişin iz. B enim gibi büyük
b ir sa b ır v e özenle p sişik v e m e ta p sişik vakıalar üze­
rin de du rarak in celem eler yapın ız. E ğer bunu y a p tık ta n
sonra m ü sb e t n eticeler alam azsanız bu başarısızlığın ızı
derhal ilân edin iz. A k si halde [bir sonuca varırsanız],
’edebi nam us ve şeref kanunu’ bu h a k ik a ti kabul etm eye
s izi sevketm elidir...» (sf. 36) (P henom en es de Spiritu alism e)
S ir Oliver Lodge: (1851-1940) F izikçi ve yazar. Yıl­
dırım ı, elektrom anyetik dalgaları ve telsiz-telgraf’ı araş­
tırm ıştır. Profesör ve Birm ingham Ü niversitesi R ektö­
rü, în gü iz K raliyet Akadem isi üyesi.
«Y arım yü zyıldan beri sü ren süpern orm al p sik o lo ­
jik h adiseler, yaln ız halkın d ik k a tin i çek m ek le kalm a­
m ış, p o z itif bilim şu besin de bü yük b irer o to rite olan
aklı başın da bilginlerin de ilgisini ç e k m iştir. Ö zellikle
bu vakıaların incelen im i için bü yük bilgin ve e d e b iy a tç ı­
lardan kurulm u ş olan L on dra R u hsal A raştırm alar Ce­
m iy e ti 28 yıld a n b eri m ü sb et faaliyetler g ö sterm ek ted ir.
(sf. 2-3)
«R u hsal ve p s iş ik vakıalar, gelişigüzel fizik sistem
içinde m ü talâa edilem ezler. Onun için dir ki, sözgelim i,
7
h içb ir tem as vâki olm adan, eşyanın k e n d i kendisine
h areket e tm e si v e ya u zaktan te s ir yap m aları g ibi vakıa­
ları b ir fizikçin in in kâr e tm e ye hakkı y o k tu r . Zira an­
cak, ış ık , ses, elek trik , m ıkn atıslık... olaylarından bah­
se tm e k , onun k o m p eta n sı dahilindedir, (sf. 22)
«İnsanın şah siyeti ve zekâsın ın faaliyeti, ölüm den
son ra yaln ız devam e tm e k le kalm az, aynı zam an da dün­
yada kalan insanlarla görüşm e hâline geçm ek ister. Ve
bunda başarılı da olu r. B u tü rden olan vakıaların en
iyi v e b a sit açıklam ası, ancak bu şek ild e yapılır, (sf. 252)
«B en şunu tam am en te s p it e tm iş bulunuyorum ki.
beden dışın daki ruhlarla b iz insanlar arasında görüş­
m ek .m üm kündür, (sf. 261)
«Dünyada görüşm elerin, hâlih azırda yaşayan insan­
ların b irb irleriyle görüşm elerinden ib a ret kalm ayacağı­
nı düşü n m ek im kân ın ı b ize veren d eliller m evcu ttu r.
B u nlar, başka âlem lerdeki varlıkların h a ya t şa rtla rı
baklan da şayanı itim a t bilgiler vererek, b izim k in in ü s­
tü n de bir b ilim ve k u d re tle ri ku llan m am ıza olanak v e ­
receklerdir. (sf. 262)
«İngiliz R uhsal A ra ştırm a C e m iy e tin d e ya p m ış ol­
duğum uz deneylerin sonucunda şunu k e şfe tm iş olu yo ­
ruz ki, bazılarım ızca ç o k iyi tanın m ış olan rah m etli
d o stla rım ızd a n Prof. G u m e y ’in, M yers’in ve H odgson'un
ruhları, m u h telif m ed yo m la r vasıtasıyla, bulundukları
âlem de yaşam akta devam ettik le rin i ısra rla bize söyle­
yerek arılatm ak için faal b ir rol oyn am ışlardır. Ve şu ­
nu da keşfetm iş oluyoru z ki, bu bilgin do stla rım ızın
ru h ları, hayatlarına a it sorduğum uz özel sorulara m ü s­
b e t cevaplar ve rm e k te d irle r. B iz bu kanaate ne kolayca,
ne de çabucak va rm ış değiliz. H a tta m u ta t h ayatım ızda
telefon la veya daktilogram la, k a rşıla ştığ ım ız d o stla rım ı­
zın şahsiyetlerin e b izi inandırm aya kâfi gelebilen m ah ­
rem özelliklerine ait bilgileri bu d o stla rım ızın ruJıların-
dan fa zla sıyla ald ığ ım ız halde, bunları bile y e te r derece­
de sa y m ıy o r, daha kaVi deliller arıyordu k. Ve is te ancak
bu delilleri elde e ttik te n so n ra d ır ki d o stla rım ızın ruh­
ları ile konu ştu ğu m u za kanaat g etiriyo rd u k , (sf. 264) (La
Survivazıce H um aine)
« S ü p e m o rm a l görü şm eleri (ru hlarla g ö rü şm eleri)
isp a t eden g a y retler yaln ız h issim izd en gelm iyor. Bu gö­
rüşm elerin doğruluğunu bilim sel alâka ve vazifeye bağ­
lı gayem iz isp a ta y a rd ım ediyor. İ ş te böylece gerek ben
ve gerek diğerleri, uzun b ir sabırla y a p tığ ım ız devam lı
<;abalar sonucunda elde edilen den ey sonuçlarından son­
ra bu görü şm elerin doğru birer vakıa olduğuna kanaat
getirdik.
«Ben şahsen y a p tığ ım den eyler sonucunda yaln ız
h issim i kullanarak değil, zek â m ı ve ilm i gayem i rehber
edin erek ruhlarla konuşm anın m ü m kü n olduğunu be­
nim den eylerim den evvel, halen öbür âlem de bulunan
Ruhsal A ra ştırm a C em iyeti ü yelerinden oluşan k işiler ile
M yers isp a t e tm işle rd i. F akat, evvelce isp a t ed ilm iş olan
b ir şe y e y en i delilleri eklem ek, eskilerin değerini a za lt­
m az.» tfsf. 13-14)
Bu İngiliz bilgini (M yers), 30 yıllık sürekli ve ken­
disinin de dediği gibi, sabırlı bir çalışm adan sonra
W alworth'da verm iş olduğu bir konferansta şu sözleri
söylem iştir:
«Ben şu fik ird e karar İçiliyorum ki, [beden] öldü k­
ten son ra insan ruhunun yaşadığın ın isp a tı, bilim sel
ie tk ik yo lla rı ile kan ıtlan m ası b a sit olm uş b ir h a k ik a t­
t i r .»
Prof. Cesar Lom broso: (1836-1909) İtalyan doktoru
ve krim inolojist. Pavia'da psikiyatri profesörü, T urin’de
krim inal antropoloji profesörü.
«H ayatını akıl h ekim liği ve krim in al a n tro p o lo ji ile
geçirm iş benim g ib i b ir insanın S p iritizm hakkın da k i­
>
9
ta p ya zd ığ ım ı gören en iy i d o stla rım , şim d iye kadar ki
m esaim le kazanm ış olduğum ilm i şö h reti kaybedeceğim ­
den en dişe ederek bana itira zd a 'b u lu n d u la r. Buna rağ­
m en, bu sahada çalışm ayı ben b ir vazife tela k k i ederim .
«Gerçi d o stla rım bu itira zla rın d a h aklı id ile r . Zira
ben de b ir v a k itle r onlar g ibi düşün üyordu m . O zam an
S p ir itiz m ’in M onizm O ) ile kabili telif olm adığım sanı­
yordu m . F akat ra d y o a k tiv ite gibi son bilim sel buluşlara
da eklenerek ortaya konan deliller s p ir it hadiselerine,
dair evvelce ben de m ev c u t olan m en fî kan aatleri çü­
rü ttü . B undan başka, S p iritizm sonuçları da M onizm
esaslarına m uhalif olm aktan ço k uzaktır.
«Ş im d iy e kadar ya p ılm ış olan v e b irb irin i d e ste k ­
leyen ve tu ta n S p iritizm deneylerinin so n u çla n , hiç ol­
m azsa büyük filozofların düşünüp o rta ya k o y d u k ta n
fik irle r derecesin de v e onlar kadar o to rite y e sahip b i­
rer k ıy m e t a rzetm ek te d ir. (sf. 5-6)
«R e sm î b ilim a dam ları, öbü r âlem in tesirlerin e a it,
izah edem edikleri m ev zu la n ya gizlem eye veya inkâr
e tm e ye eğilim li bulunuyorlar. Bununla beraber ben,
onlanri: nazarı itibarların dan d ü şm eyi de göze alarak
şunu tek ra r e tm e k te asla te re d d ü t g ö sterm em ki, öl­
m ü ş insan ruhlarının m üdahalesinin va k i olduğu kabul
ed ilm ed en , S p iritizm deneylerin de vu kua gelen hadise­
leri sadece orada h azır bulunanların veya m ed y o m la n n
ken di k u d retleriyle izah ed eb ilm ek asla m ü m kü n ola­
m az. (sf. 175)
«Bütün incelem e v e gözlem lere nazaran, S p iritizm
celselerin de görülen ruhların hayalleri, sadece bedenin
küçük bir kısm ın ın k ısa b ir zam an zarfında görülerek
kaybolm asın dan ib a re t b ir hadise olm a yıp , h a tta bü ­
tün bir bedenin senelerce ken disini insanlara g ö sterm e­
si şeklin de de vukua g elm ek ted ir. Bu, o kadar cardı bir
tezah ü rdü r ki, o sırada bu fa n to m la n n ( 2) ağırlıkları.
10
ısı dereceleri ölçü lebiliyor, nabızlarının a tış a d etleri say ila b ü iyo r, solunum ları ve solu num havalarının kim ya­
sal tah lil v e te tk ik le ri ya p ıla b iliyo r.
«B undan başka, fan tom ların ruhsal k a ra k te rleri,
şe fk a t v e m erham et, d ereceleri, cesa retleri, kahram an­
lıkları ölçülüp ta k d ir edilebiliyor. Ve n ih ayet bu ruhla­
rın fan tom ların ın , m ed yo m la b irlik te fo to ğ ra fla rı? da
çek m ek m ü m kü n oluyor, (sf. 182)
«R u hların faaliyetlerin e a it vakıalar o k adar ço k tu r
ki onların s e n te tik bir reconstructiorCunu ( 3) ya p m a k ,
bizim için m ü m kü n değildir.
«R uhlar bazen nurlu b ir şek ild e görünürler.. S ir
W. C rookes v e Ch. R ich et, ruhların ( fa n to m la rın ) tıb b î
m uayen elerini y a p m ışla r v e h araret derecelerinin n or­
m al b ir insan h arareti derecesin de olduğunu, nabız
a detlerin in de gene norm al b ir insan n abız adedin e e şit
olduğunu, solu num larıyla n orm al m ik ta rd a a sit karbo­
n ik çık a rd ık la rın ı te s p it etm işlerd ir.
«F antom ların ilk teşe
n eşreden
b ir but k k ü lle ri.* ısık
t
3
lu t hâlinde v â k i oluyor. F antom lar, beyaz ve çok ince
bir doku ( 4) ile örtü lü bulunuyor. B azen bu ö rtü ç if t,
h a tta üç k a tlı v e h a tta dört k a tlı oluyor. B en bu hu­
su sta k i şa h sî çalışm alarım sırasın da, teşek k ü l e tm iş bu­
lunan fa n to m u n ağırlığı ile m ed yo m u n ağırlığı arasında
d ik k a te değer m u kayeseler y a p tım .
«Ani ölüm le ölm üş olan bazı insanların evlerin de
bu ruhlar gü rü ltü ler çıkarabiliyorlar veya b irta k ım ha­
re k etler h asıl edebiliyorlar. Ve nadiren, d e kendilerim
gösteriyorlar.
«F an tom lar, şid d e tli ışık a ltın d a eriyorlar. E llerine
d in a m o m e tre verild iğ i zam an, bu a le ti elleriyle o kadar
k u v v e tli sık a b iliyo rla r ki, a letin göstergesi 80 ve hatta
110’a kadar da çıkabiliyor.
11
«İşınlarım a yeten ek leri p e k fa zla d ır. Y apılan bir de­
neyde, bunların hızı 15 dakikada 45 km . olarak te s p it
e d ilm iştir.
«F an tom lar konuşurlar. B azen de eskilerin h itapla­
rın ı andıran b irta k ım se m b o lik ifadeler kullanırlar. H er
ruhun kendisine göre özel b ir ifade ta rzı vardır, (sf. 273290) (H yp n otism e et S p iritism e)
Prof. Charles Richet: (1850-1935) Fransız fizyologu.
P aris Ü n iversitesi profesörü ve E n stitü üyesi, Anaflaksi
(seru m h astalığı) fenom enini k eşfetm iş, 1913’de N obel
Fizyoloji ve, Tıp Ödülü’nü alm ıştır.
« K â in a tın h islerim izi tah rik eden ve realiteler hak­
kında bize bilgiler veren öyle ku d retleri v a rd ır ki, m ev­
cut du ygu larım ız bunlara cevap verem ez. Bu, nazariye
değil, b ir vakıadır. B ir vakıanın izah ed ilm em iş olm ası
ve b ir nazariye ile ifade edilm em esi, onun m ev c u t olm a­
m asın ı neticelen dirm ez. B ilakis ben iddia ediyoru m ki,
M eta p sişik vakıalar, fiz y o lo ji’de d evrim yapacak fevka­
lâdeliğe haiz bir yen ilik tir. Bu vakıaların bundan da dalıa ileri gitm eyeceğin i k im bilir? Bu öyle bir ye n ilik tir
ki, p sik o lo ji bile bunun karşısın da kökünden değişecek
ve tadile uğrayacaktır. B iz şim d i bundan doğacak olan
bü yük n eticeleri ta kdirden aciziz, ö z e tle , S ü b je k tif Me­
tapsişik; bilim in kadrosuna kesin olarak n iifûz e tm iştir.
(sf. 7)
«Jçedoğuşlar, telepatiler, tem as vâki olm adan eşya­
nın kendi kendine h a rek etleri, hayallerin m a d d î olarak
görünmesi-, bazen ışıkların havada gene kendi kendine
o rta ya çıkm ası, klor, cıva ve güneş gibi kö r k u vvetler ve
m a d d eler hâlinde tezah ü r e tm iy o r. B u nlarda m adden in
kim ya sa l ve m ekan ik hadiselerine bağlı, kö r ve â tıl ka­
ra k te r y o k tu r. B ü tün bu olaylarda b ir zekâ eseri, bir
m a k sa t görü n m ektedir. Fakat ne olursa olsu n, bunlar
insanda görünen m a k sa t v e 'ir a d e y e ben zer (e şd e ğ e r)
b irta k ım m a k sa t ve irade tezah ü rleri a rzed iy o ria r. Bel­
ki bunlar, insanın ken disin den ç ık m a m a k ta d ır yani dı­
şarıdan g e lm e k te d ir). Zekâ, yani kavram a yeteneği,
m a k sa t, m eçhu l herhangi b ir iradeye göre v e rilm iş bir
karar... İ ş te M etapsişik olayların bütün belirgin vasfı
bunlardır.
« S ü b jek tif M eta p sişik, canlı v e cansız m addelerin
yasalarından hiç birini d e ğ iştirm ey e lüzum bırakm adan
izahı m ü m kü n olan zih nî hadiselerden bahseden b ilim ­
dir. O b je k tif M eta p sişik ise, evvelkin in a k sin e, öyle m i­
haniki (organ ik, m ek a n ik ) tezah ü rler a rzed er k i, bun­
ları elde m evcu t gelişigüzel m ekan ik kanunları île izah
m ü m kü n olm az. Sözgelim i, eşyanın hiç bir tem as vaki
olm adan kendiliğinden hareketi, tek in siz evlerd ek i ha­
diseler, hayallerin m a d d ileşm iş fan tom ları, havada ken­
diliğinden p eyd a olan sesler, ışıklar... gibi. (sf. 2A
«M etapsişiğin de diğer bü tü n gözlem bilim lerin de
olduğu g ibi riva yet ve her tü r belgeleri m evcu ttu r, (sf.
12)
«Şurası kesin dir ki, hayallerin m a d d îleşm esi, medyom lara ve daha b ilm ediğim iz diğer şartlara göre deği­
şir. G enellikle bunlar evvelâ bulanık b ir k ü tle halini
orzederler. A z ço k şek ilsizd irler. Ve bazen de ancak gö­
mülecek kadar saydam dırlar. Bununla beraber gene bu
hâlinde iken bunlara el ile doku n u labilir. Ve gene bu
hâlde iken bunlar dışarıda bazı m ekan ik te sirle r yapa­
bilirler.
«Bazen de ek to p la zm a d ediğim iz hayallerin bu m a d ­
dî cevh erleri, organların şekillerin i alabilir. B u organ­
lar, ilk oluşum ları anında, çok nazik ve incedirler. Y a­
vaş yavaş ta m form unu alırlar.
«Bu e k to p la zm a ( 4) bazen de b ir ham ur halinde
bulunur. M edyom u n ağzından çıkar, dışarıda bîr insan
halini alır.
\\\
«G enellikle m ateryalizasyon lar (h ayallerin m a d d e ­
leşm e si) evvela bir tasla k halinde p eyd a olur. Ve bilâ­
hare tam b ir insan şeklin i alır. B aşlangıçta bu organ­
ların g irin ti ve çık ın tıla rı y o k tu r. T ıp k ı b ir resim ta b ­
losuna benzer. B azen de bü tü n g irin ti v e ç ık ın tısı ile
ta m b ir organ halini alır. (sf. 611-612)
«M addileşen hayaller, yaln ız insan şeklin de olm az.
Cansız eşyalar da m addileşebilir. Sözgelim i, elbiseler ve
diğer eşyalar gibi. G enellikle fan tom ların üzerlerin de
görülen elb iseler, tü lden dir. Ve genellikle beyaz re n k te ­
dir. H afif m u solin de ( 5) olur. M usolin evvela beyaz
bir bu lu t halinde görülür. Sonra yavaş yavaş yoğunla­
şır,
> > ve bazen de ışık
» lı olur. (sf. 620)
«El hayallerinin m a d d îleşm e si, kesin likle v â k i bir
gerçektir. T ıpkı y ü z hayalleri gibi el hayalleri de m a d ­
dileşir. (sf. 621) (T raite de M etapsychique)
Prof. W. J. Crawford: B elfast Ü n iversitesin d e tat­
bikî m ihanik profesörü idi.
«Y a p tığ ım bü tü n p s iş ik d en eylerd ek i n e tic e le r ; m a­
saların ken di kendilerine h a rek etleri, eşyanın hiç bir el
dokunm adan yerd en havaya kalkarak, havada uçarak
dolaşm aları, o rta d a m a d d î b ir neden olm adan eşyada
b irta k ım darbe seslerinin hâsıl oluşu,... gibi hadiseler
ne m edyom u n , ne de celsede h azır bulunanların, ne
şuurla, ne de şuursuzca yapabilecekleri herhangi bir
hile veya m üdahale sözkonusu olm adan tezah ü r eden
gerçek vakalardır, (sf. 35)
H atta bu bilim adam ı gözlem lerinden o kadar em in
bulunuyor ki, bunlar hakkında açıklayıcı b ir nazariye
de ortaya koyuyor:
« ö ze tle , o peratörler (o p era tö r ruhlar) evvela cel­
sede. h azır bulunanların beyinlerine, sonra da sin ir sis­
tem lerin e te sir ediyorlar. Bu te s ir sayesin de asabi s is ­
tem den küçük p a rtik ü ller v e belki de m olekü ller ayrilı14-
//o?\ Ve insanların parm akların dan, ellerinden veya ba şbu yerlerin den d ışa rı çıkıyor. B öylece se rb e st haldeki
jxırtikü ller m ekn î b ir en erjiye sahip bulunuyorlar. Bu
m eknî k u d ret sayesin de p a rtik ü ller, herhangi b ir insa/ m sin ir siste m i üzerin de b irta k ım tesirle r m eydan a ge­
tiriyor. P a rtikü llerin bu cereyanı, celsede h azır bulunan­
ların sin ir siste m lerin d e böylece dolaşıyor. Ve d o la ş­
tıkça da k u v v e t kazanıyor. T ekrar m ed y a m a döndüğü
a m an bu k u d re tle r en yü k sek tan siyon derecesin e ulaş­
m ış bulunuyorlar. Ve kendilerin e m ed yo m d a n bü yük
bir k u d re t daha alıp e k led ik ten sonra te k ra r celsede bu­
lunanlara dönüyor. İş te bu du ru m , bü tü n celse boyun. a sürüyor. T ansiyon derecesi y e te rli m ik ta ra yü kseldiği
am an cereyan du ruyor.V e bü tü n p a rtik ü lle r m edyom u n
'■mir siste m in d e toplanıyor. İ ş te mıhlar, tan siyonu y e ­
terli derecede a r tm ış bulunan bu p a rtik ü llerin tesirle ­
rinden faydalanarak m ed yo m u n bedenin den kaba m a d ­
deleri a yırıyo rla r v e bu m a d d eler v a sıta sıy la da d ışa rı­
da p s iş ik tezah ü rleri m eydana getirebiliyorlar, (sf. 130)
«Ben, G oligher celsesin de husule gelen p sişik hadi­
selerin, m ekan ik açıdan tezahü rlerini şahsı ko n tro lü m
altın da ve k en d i iradem dahilinde a ra »ştırd ık ta n so n ra ,
bu vakıaların doğruluğuna inandım . Şunu da isp a t ede­
bileceğim e kani bulunuyorum ki, bu hadiseler, n orm al
rdele k u vvetin in dışın d a ve adele ile yapılabilen den da­
ha genel ve geniş b ir kategoriye a it vakalardır, (sf. 163)
<Mecanique Psychique)
Dr. Eugene O sty: Uluslararası M etapsişik E n stitü sü
Başkanı.
«Bu k ita b ı n eşretm ekle, F ransız seçkin bilim adam ­
larının nazarı d ik k a tlerin i supra-norm al hadiseler üze­
rine ç e k m e k istiyo ru m . B en şöyle düşün üyoru m ki, ira­
de ile tek ra r tecrü b esi m ü m kü n olan ve tecrü be n etice­
sinde to p la n m ış olan gözlem ler ve bu gözlem lere daya15
tian
vakalar, k ısa bir zam an da 'psikolojinin sın ırlarını
harikulade b ir hızla g en işletecektir. H içbir akıllı ve ay­
d ın insan, h ayatın en m ü k em m el ve insan varlığının en
ön em li b ir realitesin i şahsî deneylerle te tk ik e tm e k te n
ken disin i alıkoyam az.
«B en öyle tasavvu r ediyoru m ki, düşünce fon ksiyo­
nunun p sik o -fizyo lo jik izah ında çok yavaş ve yü zeysel
b ir ilerlem e k a yd ed eb ilm ek için m ah aretle ve uzun za­
m anın ı sarfeden ü n iversite psikologların ın şim d iye ka­
dar m eşgûl oldukları sahaların önem ini çok geride bı­
rakan bu paranorm al ruhsal olayların varlığını tahkik
e tm e k için büyük bir iste k göstereceklerdir, (sf. 9> (La
Cormaissance Supra-norm ale)
Raporum un uzam am ası için, daha bir çok bilginin
p sişik ve m etapsişik m evzular lehindeki yorum larına ait
belgeleri arzetm ekten çekiniyorum . Yalnız son olarak
1922-1923'de P aris’teki Uluslararası M etapsişik E nstitü­
sü Başkam Dr. G ustave Geley yönetim inde tertiplenm iş
olan, 34 Fransız ve yabancı bilim adam ından m üteşek­
kil İlmî bir tetkik kom itesinin im zalarını taşıyan bir
raporu da bir belge olarak takdim etm ek istiyorum .
Bu belge, M etapsişik ve p sişik hadiselerin doğruluğunu
bilim adam larının resm en kabûl etm iş olduklarını ve
n eticede resm î bilim kuruluşlarından bu vakıaların tet­
kiki icap ettiğini gösterm ektedir. Bu belgenin nasıl ve
kim ler tarafından hazırlanm ış olduğunu asıl kaynağın­
dan, iktibas ettiğim yazılarla arzediyorum :
Dr. Gustave Geley: (1865-1924) Uluslararas: M eta­
p sişik E n stitüsü Başkam .
«Seri halinde yapılan bu celselere, P arisli v e ya­
bancı aydın bilim adam larından oluşan 80 k işi katıldı.
Ve n eticede hepsi de vakıaların doğruluğuna kanaat ge­
tirdi. A yrıca ra p o rtö r olarak ayrılan 34 m esa i arkada­
şım ız, bütün celselerin sonunda, a ş ın fikirleri kapsa16
nıam akla b irlik te çok ılım lı, fakat vakıaların doğruluğu­
nu ta sd ik eden aşağıdaki raporu ta n zim e tt i . Bu ra p o r­
da zikrolunan vakıalar, bu celselerde görülen vakıaların
hepsi değildir. Ancak bunların için de istisn a sız h erkes
tarafından görülebilinm iş olanlar seçilm iş ve zik re d il­
m iştir.
34 bilim adam ının im zasını taşıyan raporun s u r e ti:
«Bazen U luslararası M e ta p sişik E n stitü sü binasın­
da, bazen de b irlik te olduğum uz arkadaşlardan birinin
evinde m e d y o m Jean G uzik ile ya p ılm ış olan b ir seri
M etapsişik deneye k atılarak bu deneylerden edin m iş
olduğum uz izlen im leri şu şekilde, özetle te s p it ediyoru z:
1 — M edyom un kontrolü:
«M edyom en aşağı, b ir gün içim izd en ik i kişinin
huzurunda, celseden evvel tam a m iyle so yu n d u ru lu p ,
kendisine cep siz b ir p ija m a g iyd irild ik te n sonra celse
edasın a se v k e d ilm iştir. C elselerin devam ı boyunca, sü­
rek li olarak, ik i tarafın da gözlem cilerden ik i k işi o tu ru ­
yordu . Bu gözlem ciler, elleriyle k en d i taraflarında bu ­
lunan elinin küçük parm ağını sım sık ı tu tu yordu . B un­
dan başka ayrıca, gözlem cinin sağ eli m ed yo m u n sol
eline, v e sold a k i gözlem cinin de sol eli m ed yo m u n sağ
eline ince b ir ku rdela ile bağlanıyor ve m um lan arak
I.M.I. m ü h ürüyle m ühürleniyordu. Ö yle ki, m edyom u n
elinin se rb e st kalabilm esi için m u h akkak bu ku rdelen in
k esilm esi lâzım dır.
«H ep im iz görü yorduk ki, bütün celsenin devam ı bo­
yunca m e d y o m tam am en p a sif halde Jcalıyordu. M eta­
p s iş ik m ü h im olaylar olu şm aya başlayınca, m ed yo m u n
vü cu t v e elleri d e titre m e y e başlıyordu. Fakat bundan
b aşka, onun vü cudunda en u fak b ir ş id d e tte bile hiç
bir h areket görülm üyordu. Y aln ız ilerde belirteceğ im iz
b azı olayların, hazirun ( 6) tarafından gözlem lenm esini
k o la yla ştırm a k için, m ed y o m arasıra, elini, bağlı bulun­
duğu gözlem cin in eliyle b irlik te arkaya doğru götürü­
yordu.
2 — Hazlrunun kontrolü:
«Celsenin deva m ı boyunca bütün hazlrunun elleri
zin cirlem e olarak b irbirin e bağlı bulunuyordu.
3 — Salonun kontrolü:
«C elseden evvel salonun k apıları kapatılarak içer­
den k ilitlen iyordu . Aynı zam an da da kapılar bağlanarak
m u m lan ıyor v e b irim iz tarafından im zalan arak m ühür­
leniyordu. Oda da evvelden hiç b ir yabancın ın saklana­
bilm esin e m ü sait olm ayacak şekilde sade ve b a sit ola­
rak döşen m iş bulunuyordu. B ir sa h tek â r tarafından oda
döşem elerinin celse esnasında kaldırılarak dışardan
aram ıza k a rışm ası dü şün cesin i b erta ra f e tm e k için de
ayrıca şu te r tib a t alın m ıştı.
a — H er celseden önce, d ip lo m a lı b ir m im a r tara­
fından celse odası uzun u zadıya m u ayen eye ta b i tu tu lu ­
y o r , iavan-döşem e ve duvarın norm al du ru m da oldu kla­
rı te s p it ediliyordu.
b — H er celseden önce, döşem elerin üzerine ince
rendelenm iş tah ta to zu dökülüyordu. Tâ ki, celse esna­
sın da şa y et döşem e tahtaların dan b iri aşağıdan itilerek
k aldırıldığı ta k d ird e celse sonunda belli olsun. Fakat
celse sonunda böyle b ir şeyin vukuuna d a ir hiç b ir be­
lir ti te s p it ed ilem iyo rd u .
c — En m ü sb et celseler, çok itim a t e ttiğ im iz âlim
arkadaşlarım ızdan d ö rt k işin in evinden b irisin de yapıl­
m ış bulunuyordu. Bu d ö rt k işi: Prof. Ch. R ic h e t, Prof.
Guneoi Dr. B ord, Dr. B ou r idi. B ütün bunlara rağm en ,
netice daim a m ü sb et çıkıyordu .
4 — H adiseler:
«H âlihazırdaki ü m î bilgilerle izahı m ü m kü n olm a­
yan b ir çok hadiseleri m üşahede e ttik . Bu hadiseler
arasında bazıları, bü tü n celselerde görülm üyordu. M ese­
lâ. alçıda kendiliğinden p eyd a olan b irta k ım izle r veya
havada kendiliğinden hâsıl olan ışık la r ve bu ışıklara
18
eşlik eden b irta k ım tem as h isleri ve gü rü ltü halinde
sesler gibi. B undan başka, bazı hadiseler de bü tü n de­
neyciler iarafından görü lem em işti. İşte, çok önem li ol­
m alarına rağm en, bu hadiseleri, m ü şte re k olan bu rapo­
ru m u zda z ik re tm e d ik . İh tiy a ti b ir k a y ıtla çıkardığım ız
bu hadiselerden başka, h ep im iz tarafından görülen ve
kan aat getirilen hadiseleri ik i guruba ayırarak k a yd ed i­
yo ru z:
a — M u h telif eşyaların hiç b ir k im se tarafından d o ­
kunulm adan ken d i kendilerine h areket ed ip y e r d eğ iş­
tirm eleri. B u y e r d eğ iştirm e, bazen geniş b ir saha dahi­
linde vâki oluyordu . Yani eşyalar 1,5 m e tre lik bir saha
dahilinde y e r değ iştiriyo rla rd ı. Bu sırada, herhangi bir
hafıza aldanışına veya b ir halüsinasyona ku rban g itm e ­
m ek için bu eşyalar ya p ıştırılm a k su re tiy le önceden be­
lirli yerlerd e te s b it edilirdi.
b — M urakıpların kollarına, başlarına, sırtla rın a
b irta k ım tem a sla r vâ k i oluyordu. B unlar çok sık görü­
lüyordu. B azen celse sonunda, m e d y o m henüz tran s ha­
linden ku rtu lm adan elini, ken disin e bağlı bulunan m u ­
ra k ıb ın eliyle b irlik te arkaya doğru u zatırdı. O zam an
m u ra k ıb ın kolunu arkada bulunan b iri yakalardı.
«B iz burada daha fazla izaha girişm ek sizin sadece
şunu ta sd ik le y e tin iy o ru z ki, m ed y o m Jean G uzik tara­
fından husule g etirilen m e ta p sişik h adiseler ne ferd î
veya k o lle k tif illü zyon veya halüsinasyon n azariyesi ile
ne de herhangi b ir hile veya h okkabazlıkla izah edile­
m ez.
«Bu rap o ra im zaların ı atan te tk ik k o m ite si a za la n :
Dr. G uoeo
: Paris Tıp Fakültesi cerrahi prof, ve kli­
nik şefi.
Cam ide Fîam m arion : Fransız A stronom i C em iyeti'nin kurucu­
su ve başkanı ve Juvisy Rasathanesi m ü­
dürü.
19
Dr. Fontoynont
Dr. Gustave Geley
Com te de Gramont
Dr. H um bert
Dr. Lassabrİere
Prof. Leclainche
Sir Olîver Lodge
Prof. M esire
Dr. M outier
Dr. Osty
M arcel Prevost
Prof. Ch. Richet
Dr. Ch. Roux
Prof. SaııtoIiquido
Prof. Valley
: Paris hastaneleri eski enterni ve Mada­
gaskar Tıp M ektebi müdürü.
, Paris hastaneleri eski enterni, Tıp Fakül­
tesi laureat'sı - tez birinciliği ödülü.
: Bilim doktoru, Fransa E n stitüsü azası.
: Kızılhaç hıfzıssıhha servisi başkam.
: Paris Tıp Fakültesi Laboratuvar: başkanı.
: Fransız E nstitüsü azası, genel m üfettiş.
Ziraat N ezareti sıhhat servisi ö .şk a n ı.
: İngiliz Kraliyet Cem iyeti azası. Fizik bil­
gini.
: Paris Hukuk Fakültesi profesörü
: Paris hastaneleri sağlık enterni.
: M etapsişik E nstitüsü başkanı.
: Fransız Akadem isi azası.
-.Paris Tıp Fakültesi fizyoloji pro esörü ve
Fransız E nstitüsü vc Akademisi azası.
: Paris hastaneleri sabık enterni.
: B irleşm iş M illetler nezdinde Kız: -aç de­
legesi.
: D evlet sıhhat araştırm aları lab >ratuvan
başkanı.
Dr. Benjam in Bord
Dr. Bour
Dr. Stephen Chauvet
Capitaine Despres
Paul Gim isty
Georges
Jacques Haverna
: Paris hastaneleri sabık enterni.
: Malıııaison sıhhat evi müdürü.
: Paris hastaneleri sabık enterni.
: Politcknik okulu mezunu.
: Edip, Petit Parisien gazetesi başyazarı.
: İlim lisansiyesi. Mühendis, E.S.E.
: Dahiliye N ezareti Şifre ve Fotoğraf ser­
visi başkanı.
D. Hericourt
K om utan Keller
M ichaux
Rene Sudre
Joseph Ageorges
Bayie
: Depeche de Toulousc gazetesi müdürü.
: Mareşal Fayolle'ün Erkânı Harbiyesi.
: Yollar ve köprüler genel m üfettişi
: Edip.
: Edip.
: ilim
lisansiyesi, Polis M üdürlüğünde
adlî tahkikat servisi şefi.
- Dr. Rehm
Dr. Bourbon
: Edip.
: H astaneler sabık enterni (sf. 204-209)
Bu im zaların fotoğrafı m ezkûr kitabın 308'inci
sayfasm dadır. (L 'E ctoplasm ie et la Clairvoyance)
B ugünkü dünya durum u içindeki M etapsişik çalış­
m alar, Ü niversite m ahafilini daha yakından ilgilendirici
ve h atta ü n iversite bünyesine de girici bir m ahiyet al­
m ış bulunm aktadır. B u hususta elde etm iş olduğum
bazı vesikaları yüksek m akam ınıza arzediyorum . Bu ve­
sikaların m üfadm a göre, hâlen bütün dünyada ciddî aka­
dem isyenler arasında çok önem li şahsiyetlerin p sişik
ve m etap sişik bahislerle doğrudan doğruya ilgilenerek,
onlan ehem m iyetle takip ve hatta dersler, konferanslar,
kitaplar vasıtasıyla da etrafa ve ilim m ahafiline yaym ak­
tadırlar. Ve bazı yerlerde de artık ü n iversite binaları
dahilinde, m uhtelif şekillerde bu konular ted ris ed il­
m ektedir. Bunları kısaltarak şöylece arzediyorum :
1 — Amerika'da, Am erican Society for Psychieal
Research ism inde bir ruhî araştırm alar cem iyeti vardır.
Bunun başkanı, College of the City of N ew Y ork’un
p sik oloji şubesi başkanı Prof. Cardiner'dir. B u cem iye­
tin hâlen 680 azası vardır. Bunların hepsi ilim adam ı ve
aydın kesim e m ensup kim selerdir. Bunların içinde ta­
nınm ış olarak, özellikle Georges H yslop ve Antropolojist M argared Mead, N ew York T im es başyazarı Waldemer K aem ffret, Duke Ü niversitesi parapsikoloji (M e­
tap sişik ) M üderrisi Prof. Dr. J. Bj. R hine ve ünlü rom an­
cı M c, K inleykantor gibi kim seler vardır. B u cem iyetin
çalışm alarıyla H arw ard Ü niversitesi, Philadelphia'da
Perm state Ü niversitesi ve California’da Stanford Üniver­
sitesi ve nihayet N ew Y ork’da Colum bia Ü niversitesi
çok yakından ilgilidir. Ve neşriyatını izlem ektedirler.
2 — Am erika'da M ilwaukee’de N ational Spiritualist.
A ssociation ism inde, fevkalâde İlmî deliller toplayan bir
ilm i m üessese vardır.
3 — Stockholm 'da, dört sene evvel parapsikoloji
araştırm alar d em eği kurulm uştur. Bunların azalan mli
hendisler, doktorlar ve profesörlerdir.
4 — Gene S toekholm ’da p sişik araştırm alar derneği
vardır. Bu d em eğin başkanı olan ve senelerden beri
araştırm alar yapan E ira H ellberg bu konunun üniversi­
teye kabûlünü tem in etm eye çalışm aktadır. B u m aksat­
la açılan kam panya başarılı olm ak üzeredir.
5 — Stockholm' Y üksek Teknik Okulu profesörü
Torben Layrent, okul dahilinde talebeleri ile parapsiko­
loji (M etapsişik) çalışm aları yapm aktadır. Bu m esainin
resm î bir hüviyet alm ak üzere olduğu anlaşılıyor.
6 — Prof. Olle H olm berg psikom etri konusunda
radyoda konuşm a yapm ış ve m üsbet görüşünü açıkla­
m ıştır.
7 — Cambridge Ü n iversitesin d e ruhî m evzuların
geliştirilm esi için bir tah sisat m evcuttur. G xîord ve
Londra Ü n iversitelerind e de bu sahada profesörler ara
sm da faaliyet vardır.
8 — H alen bu üniversitelerde bu sahada çalışan Dr.
Bendit, Dr. S.G. Soal, m ühendis Kapp Pender gibi şa­
hıslar vardır. Bunlardan başka, erkânı harbiye genel
reisi sabık M areşal Lord Dowding, Oxford Ü niversite­
s i’nden m antık profesörü H. H. Price, M. M. M oncrieff,
A. W. O sbom , Arthur Fintlay, Duke Ü n iversitesi parapsi­
k oloji profesörü Dr. Rhine, Londra Ü niversitesi profe­
sörlerinden Dr. H ettinger vb, gibi bilim adam ları, doğ­
rudan doğruya p sişik ve parapsikolojik yani m etapsişik
m evzuları ciddiyetle ele alm ışlar, bu sahada dersler,
konferanslar verm ekteler ve kitaplar yazm aktaiar ve
üniversitelerde m untazam konuşm alar yapm aktalar ve
gene sitelerde kurslar halinde veya d em ek ler halinde
çalışm aktadırlar. Cam bridge’de olduğu gibi, bazen de te­
m in edilm iş burslarla program dahilinde m untazam
dersler takip etm ektedirler.
9 — Son yüzyılda hızla ilerleyen ruhî bilgilere ait
çalışm alar, çok m üsbet bir seyir takip etm iş ve hu sı22
ıad a büyük üim adam larının bir çok kitapları çık m ış
ve bu kitaplar tam bir bilim sel hüviyet içinde, bir çok
m evsuk ve isp atlı deül ve m üşahedeleri tetkik sahasına
koym uştur.
N etice: Raporum la takdim 'edilmiş olan vesikalara
dayanarak saygıyla arzetm ek isterim ki, üç seneden beri
İstanbul'da resm en kurulm uş bulunan başkanı olduğum
'Türkiye M e ta p sişik T e tk ik ler ve tim i A ra ştırm a la r Cem iyetV nm de ( 7) m eşgûl bulunduğu ruhî sahadaki ilm î
bahislerin ehem m iyeti gün geçtikçe artan bir alâka ile
dünya ilim otoritelerinden m ühim bir kısm ı tarafından
kabûl ed ilm iş ve. bu sahada çalışm aların bir an evvel
başlanm ası lüzum u hissedilm iştir.
Keza, ilişik liste ile arzettiğim kitapların da bütün
dünya ilim adam larının en ilerde olanlarını bile m eşgul
edecek m evzu ve hadiselerle dolu olm ası, bu ruhi m ev­
zuların ilim çatısı altında ve bütün şarlatanlıktan ve
istism arcılık tan uzak bir tarafsız çalışm a ile ele alınm a­
sın ın ilm î bir zaruret olduğunu gösterm ektedir. Bugün
teknik ve bilgi hayatında bir tenekecilik, bir ayakkabı­
c ılık ve b ir doğram acılık büe bir ciddî m üessesed e ça­
lışm a m evzuu ittih a s edilirken ve buna haklı olarak bir
zaruret halinde bakılırken, bütün dünyayı, bir asrı m ü ­
tecaviz zam andan beri şid detle ilgilendiren ve bir çok
insanm derin’ m erakım haklı olarak tahrik eden, b il­
hassa insanın ken di öz varlığıyla doğrudan d oğru ya il­
gili ruhî m evzu la rın ’ üniversite m u h iti gibi ilim ve ışık
kaynağı olan bir m üessesenin dışında kalm ası m uvafık
olm asa gerektir.
M üşahede ve tecrübe sahasına arzolunan her m ev­
zuun elb ette doğru olduğu kadar yan lış tarafları da bu­
lunabilir. F akat b ir ilim m evzuunda doğrulardan yan lış­
la n da ayıklam ak, ayrıca bir çalışm ayı gerektirir. Ve
bu ancak b u işlerde kom petan olan kim selerin yapacağı
işlerdendir.
2a
P sişik ve M etapsişik bahisler, Ü niversite'nin m uhte­
lif şubesini, m uhtelif şekil ve derslerde alâkalandırır.
Bu h usu sta da ayrıca em ir buyuruldugu takdirde lü­
zum lu olan izahatı arzetm eye hazırım .
Bütün m edenî dünyada gittikçe, günden güne üni­
versite hayatı ile bağdaşm aya başlayan ve h atta artık
üniversite bünyesine yarı resm î olarak da girm iş bu­
lunan ruhî m evzuların Türk Ü n iversitelerin e kabulü,
yalnız bir çok Türk aydınını sevindirm ekle kalmayacak,
eldeki vesaikten anlaşıldığı gibi, bütün dünya aydınla­
rından bu yüksek m evzularla uğraşan ilim adam larım
da sevindirecek ve m anen takviye etm ek suretiyle bü­
tün dünyanın irfan hayatında büyük faydalar sağlayan
kıym etli neticeler doğuracaktır. Ve bu itibarla da, gele­
cekte büyük inkişaflar kaydedeceği m uhakkak bulunan
geniş bir ilm in üyeleri arasında m em leketim iz de kem a­
li iftiharla öfı saflarda yer tutm ak hak ve selâhiyetini
kazanm ış bulunacaktır.
Bu im kânları m em leketim ize kazandırm akta önayak
elan zevatın bu husustaki çok değerli ve hayırlı istek
ve gayretlerini saygıyla karşıladığım ı arzeder ve gene bu
h usu sta hissem e düşecek vazifeleri em redildiği takdir­
de bütün gayretim le ve icabedecek fedakârlığı da göze
alarak seve seve yapacağım ı saygılarım la arz ederim .
★------«İnsaıı bilgisine ve m ukadderatına dair çok geniş ve sonsuz
bir çalışm a sahası vardır. Bu hususta m evcut bol m ateryaller­
den istifade edebildiği takdirde beşeriyetin tekâm ül yolundaki
inkişâfı şüphesiz hızlanacak, bugünkü soğukluk, huzursuzluk bü
tün sebepleriyle birlikte insanların arasından yıkılıp gitm eye yüz
ı atacaktır. Fakat dünyanın şu anda donm uş, kökleşm iş v e ideal­
leşm iş m addî geri hırsları insanların gözüne kalın bir perde hâ­
linde gerilm iştir. Bugünkü beşeriyette henüz onu söküp atabile­
cek ruhî enerji yoktur. Bu hâl, şim dilik pek küçük bir züm reye
m ünhasır kalan bu yüksek konunun m ütalâasına yayılm a im kânı
verm em ektedir. Bununla beraber tekâm ül zaruretine inanan h er­
kes gibi biz de bu karanlık durumun m uvakkat olduğuna ve in­
sanların bugünkü, bilm eden kendiliğinden tahayyülleriyle yaşat­
tıkları kâbuslardan b ir gün kurtulacaklarına kani bulunuyoruz.»
2. BÖLÜM
EVRİM, KÂİNATLAR VE VAZİFELER
D ünya’nın evrim serisi'nin İlâhî H iyerarşisi’ne dahi] ve yük­
sek bîr aksiyoner olan Bedri R uhselm an dünya isim li varlık,
diiııya evrim serisinin üzerindeki beşerî evrim olayının gerçekleş­
tirilm esinde çeşitli vazifeler gören yüksek bilgi ön derlerin den
birisidir. K endisinin çeşitli kitaplarından derlenen aşağıdaki yazı­
da, varlıkların K âinatlar bünyelerindeki evrim lerini, genelden
özele ve özelden genele son derece iyi bir etiidle bağladığım oku­
yacaksınız. Bu, çok geniş bir anlayış ve seziş ufukları veren sen ­
tetik görüşler, varlıkların, sonsuz evrim yolcuları olduklarının
da kabûlünü zihinlere yerleştirerek, insanları, evrensel insanlar
yapm ak bakım ından son derece önem lidirler. H er tutunduğu dala
yapışıp kalm ak kusurundan, insanoğlu, ancak evrensel kim liğine
ulaşm akla arınabilir. Bu bakım dan, aşağıdaki yazı çok ö n em li­
dir ve d sfaatle okunm alıdır.
İnsanın, hakiki m ânâ ve şüm ûlü ile öz varlığına dö­
nebilm esinin, Allah’ı duyabilm esinin, Allah’ın îra d esi’ne
her şekilde uygun, m esu t ve bahtiyar bir varlık ola­
bilm esinin doğru yolu, yani sırât-ı m üstakim i vardır. Bu
yolun kapıları, insanın K âinat’ta geçireceği m uhtelif
m addi hayatlarındaki tekâm ül safahatının icabatına uya­
rak, etrafındaki hadiselerle, varlıklarla, Allah’ın Murâdı’n a ve Rızâsı'na m utabık bir şekilde vâki olacak devam lı m ünasebatm a ait her türlü faaliyette bulunabil­
m esi lüzum ve zararetlerinin tahakkuku nisbetinde a çı­
lır.
K âm at’ta dünya dışı öyle sonsuz ve nihayetsiz ruh
hayatları ve âlem leri vardır ki, oralarda varlıkların tek
başına kalarak kendi durum larına gene bizzat kendileri­
nin çek i düzen verm esi icabedeceği zam anlar ve anlar
gelecektir. İşte, kim seden ne b ir fikrin, ne bir nasihatin,
ne bir tesellinin ve n e de bir yardım ın gelm ediğini h is­
25
settik leri bu anlar, insanların tekâm ülleri için geçici
olan hayat safhalarından birer parçacıktır. Dünyada
iken tam bir hürriyet içinde vicdanlarıyla başbaşa kala­
rak o n ia n n direktiflerine uym ak suretiyle kendilerini bu
safhalara hatırlayam am ış olanlar, bu hâl karşısm da çok
büyük zahm etlere ve sıkıntılara düşeceklerdir, ki bu da
onların ruh hayatlarında azap ve işk en ce üe geçirecek­
leri birer m erhale olacaktır.
K ainatlar içinde, varlıkların kaabiliyet ve fonksi­
yonları, birbirine nisb etle daha yüksek bahşayişiere sa­
hip oldukça, onlarda m evcut ve m eknuz İlâhî K udret'in
tecelliyatı o n isb ette artar ve şüm ullenir. K âinatlar ara­
sında pasif durum dan ak tif durum a geçm iş olan ruhla­
rın, elb ette diğer varlıklar arasm da, b u bahşayişlerinden
en çok n im etlenm iş ve m ü stefit olm uş bulunduklarını
kabûl etm em iz lâzım gelir.
İnsanın, içinde taşıdığı kudret sonsuzdur. Ve bu
sonsuzluk, o kudretin sonsuzluğunu icap ettiren bir hâl­
dir. İ ş te bu inkişâfın adına biz, tekâm ül diyoruz. Tekâ­
m ül sonsuzdur ve daim i bir seyirle durm adan y ü n ir gi­
der. Ş u halde, tekâm ül vâki oldukça ruhun artan bütün
m elekeleri gibi, idrâki de artacaktır. İdrâk arttıkça,
ruh’ta m eknuz olan İlâhî ihtizazlar hakkındakı anlayış
ve duyuş im kânları da o n isb ette çoğalacaktır. İşte bu
ihtizazların ve kudretlerin artm ası neticesind e m eydana
gelen hadiseler, büyük birer kıym et olarak ruhun Kâinat'ta aktif, kudretli ve yapıcı bir unsur haline girm esi­
ne yardım edecektir ki, tekâm ülden bizim şim düik bek­
lediğim iz gayenin ilk m erhalesi de budur. Ve ruhlar, te­
kâm ül ed e ede birer üâhî unsur, Allah’ın K an u n lan ’m
yerine getiren birer hizm etkâr, İlâhî işlerde bütün var­
lıkları ile gönüllü birer vazifedar hâlini alacaklardır, sö­
zünün m ânâsı da bu suretle izah edilm iş olur.
26
İçlerindeki nuru, yani İlâhî kudretin yüksek teceldiyatm ı gördükten sonra, ondan alm ış oldukları hızla,
yerlerinden birer ok gibi fırlayıp ilâhı vazifelerini idrâk
etm ek yolunda harekete geçen insanlar, büyük ve hakik saadetin eşiğine ayaklarını b asm ış olurlar. Bunlar,
içlerindeki o m uazzam kudretin ilcâsı ile, kendi takat
ve taham m ülleri derecesine göre, evvelâ insanlar ara­
sındaki insanlık vazifelerini, ilâhî kanunlara m utabık
olarak ifa etm ekle işe başlarlar. Dünyada iken, h em cin s­
lerine karşı, sevgi b aşta olm ak üzere, insanları birbirine
yaklaştırıcı ve bu suretle K âinat’ın nizam ve um um i
ahengine varlıkları sevkedici yardım , şefkat, m erham et,
fazilet ve b ilh assa feragat ve fedakârlık gibi, insanı Al­
lah'a yaklaştırıcı hisleri beslem eğe ihtiyaç hissederler.
Ve asıl ehem m iyetli olanı da, hareketlerini bu hislerine
uydurm ayı kendilerine bir şiar ed in m iş olm alarıdır. îşte dünyada iken, böyle tevâzu ile başlanan b u ilâhı va­
zifeler, öbür âlem lere intikâlden sonra, bundan daha
çok geniş ve şüm ullü şekiller alır ve insanı büyük
saadetlerin kaynağı olan yüksek âlem lere doğru yıldırım
süratiyle çek ici hareketler, birbirini takiben onun ru­
hunda canlanm aya başlar. Böylece, bir insan artık, Al­
lah yolunun korkusuz, endişesiz, istikbalinden em in,
kudret sahibi, kahram an bir yolcu su olur. V e artık
onun kaderi, çok yükseklerde bulunur. Bu yüksek ka­
der içinde, hiçbir insanoğlunun akim a bile gelm eyecek
olan hazlar, sevinçler ve saadetler m evcuttur. B u kade­
re ve nasibe ulaşabilm iş insan, Allah yolunda diğerleri­
ne nazaran çok ilerlem iştir. Ve b u suretle o, kendisini
süflîlikten kurtarm ış, yüksek duygu, düşünce ve kud­
retlerin sahibi hâline sokm uştur. O artık karanlıkların
m eçhul k alm ış âvâre bir şaşkını değil, Allah'ın, kendi­
sin e büyük vazifeler verm esi lütfuna lâyık olm aya ça­
lışan ve aldığı vazifeleri sonuna kadar ifa etm ek için
göstereceği fedakârlığı büyük bir zevk edinen, yüksek
âlem lerin aydınlığı içinde güneş gibi parlak bir varlık,
bir büyük kıym et ve her zerresinden bir saadet tufanı
fışkıran bir nur kaynağıdır.
U lu Tanrı, hepim ize m ukadder kıldığı bu büyük
günlere bir an evvel kavuşm am ız için lüzum lu kudret­
lerin basında bulunan im anı, sevgiyi ve fedakârlık h is­
sini ruhum uzda süratle inkişaf ettirici sebepleri lütfen
halk buyursun. Bizleri, İlâhî yolun sadık, hakiki ve bü­
tün m enfaat duygularından azade tem iz kalpli, iyi n i­
yetli yolcularından eylesin. İnsanlığı bu saadet verici
yüksek ve tem iz yoldan her an biraz daha uzaklaşm aya
sevkeaen bütün nefsanî, hotgâm ca ve düşm anca ih ti­
rasların zebûnu olm aktan korusun.
Ruhun K â in a tta k i bütün m addi hayatını ancak bir
tek dünya hayatından ibaret sananlar ve bundan evvel
ve sonra., ruhun yalm z m ânâ âlem inde yaşadığına zâhib
olanlar, kendilerini gene n isbeten m ahdut bir m adde
kâinatî içinde görm ekten kurtaram am ış ve binnetice
hayat sahalarını daraltm ış ve gayelerini çok kısa m esa­
felerdeki birer son m enzil m efhum una bağlam ış k işi­
lerdi!. H albuki ruhun m addî âlem lerdeki hayatının te­
kâm ül etm ek için hikm et-i vücûdu bulunduğunu ve bir
tek dünya hayatının da tekâm ül etm eye yeterli gelm eye­
ceğim , gerek bir dünyanın ve gerek nam ütenahi dünya­
ların çeşitli hayat şartlarının ruhlar için ebedî tekâm ül
yollarında birer vasıtadan ibaret bulunduğunu ve bun­
ları n her birinin (-hiçbir vakit sonu gelm eyecek-) bir­
birinden daha üstün, daha m ükem m el tekâm ül m erhale­
lerini hazırlayıcı birer konak olduğunu bilm ek, takdir
etm ek ve anlam ak lâzım dır.
K âinat'ta tahakkuk eden İlâhî İrade K anunları, ruh.
iarın tekâm ülleri için hazırlanm ış İlâhî yolların istika­
m etlerini çizer. Bu kanunların icaplarından ne kadar iyi
ve yolu ile istifad e edilirse, varlıkların tekâm ül yolun­
daki yürüyüşlerinin hızları o kadar artar. B ir kanunun
icabım hiç bir varlık, doğrudan doğruya değiştirm eye
m uktedir değildir. Ancak, her kanunun icabı başka b aş­
ka kanunların icaplarından faydalanılarak tâdil veya
tebdil edilebilir. İşte insanların iradelerinin serb est ola­
rak kullanılm ası ifadesinin m ânâsı bu noktaya m atuf­
tur.
M uhtelif kaynaklardan toplanm ış bilgilere dayana­
rak edinm iş olduğum uz kanaate göre, biz ruhun hayatı­
n ın m addî kâinatta başlam adığına kâni bulunuyoruz. Bu
bakım dan da ruhların m ebdei ve h ilk ati bizim duygu ve
düşünce saham ızın tam am iyle dışında kalır. Ruhta m ek ­
nuz bütün m elekeler ancak kendilerine tezahür zem ini
buldukça in k işâf eder. Ve ruhların sonsuz roelekâtının
inkişâfına yarayacak sonsuz tezahür zem ini vardır. Bu
sahalar kâinat içinde kâinatlardır ki biz bunlardan an­
cak b ir tanesini yarım yam alak anlayabiliyoruz. Ve bu­
na m adde kâinatı diyoruz. İçinde bulunduğum uz hâlde,
bu kâinat hakkm daki bilgim izin ne kadar noksan oldu­
ğunu evvelce söylem iştik. O kadar İd, kâinatım ızın füsh ati içinde b ittab i m ahdûdolm ası lâzım gelen ruhî haya­
tım ızı b ile nam ütenahi addetm ekten kendim izi kurtara­
m adık. H albuki bu kâinatlardan daha tükenm ez, daha
şüm ullü ruhun m elekelerine inkişaf zem ini olacak diğer
kâinatlar içinde b izim bu kâinatım ız, sonsuzluğa naza­
ran b ir hiç m esabesinde kalır.
Ruhlar kendilerini H âlik'a yükseltecek, yanı O'nun
kanunlarıyla kendi varlıklarını tevhidedip her sahada
onlara âm il olabilecek durum a kendilerini nam zet kı­
lan ve sevkeden m elekelerini inkişâf ettirm ek zaruretim
dedirler. îş t e kem âl dediğim iz şey bu zaruretin tahak­
kukudur. Bu nasıl olur?.. Bunun n asıl olabileceğini dü­
şünm ezden evvel tabiat kanunları altında yâdettiğim iz
29
İlâhi K anunlar’ın derece-i şüm ûlünü ve sonsuzluğunu
düşünm ek lâzım gelir.
M adde kâinatında doğm uş b ir ruh, ondan evvel da­
ha birçok kâinatlardan geçm iş bulunuyordu ( 8). N ite­
kim son su z gördüğüm üz kâinatım ızdaki tekâm ülünü ta­
m am ladıktan sonra o, diğer kâinatlarda da ebediyet
içinde doğup yaşam akta devam edecektir. Ruhun ebedî
hayat: hakkındaki sezişlerim iz bize bu kanaati veriyor.
Bunla: hangi kâinatlardır?.. K im bilir!.. Fakat şim dilik
bize bunların ne isim leri, ne de şekilleri lâzım değildir.
Zira m addî kâinatım ız henüz bize daha çok ve çok za­
m anlar m esken olm akta devam edecek ve bize zaman
kavram ım ızla ölçülem eyecek bir ebediyet içinde sayısız
inkişaf m erhalelerini hazırlayacaktır. Bu yüzden, ruhla­
rın b u kâinattaki olgunluk derecelerini n e evvelki kâi­
natlardaki ve ne de gelecek kâinatlardaki hâlleriyle kar­
şılaştırm ak m üm kün ve lüzum lu değildir.
R uhun olgunlaşm ası deyince, aklım ıza, onun m ele­
kelerinin m addî kâinattaki m elekelerinden ancak kavrayabildiğim iz kadarına ait kısım larının açığa çıkm ış hâli
gelir. R uhun bu kâinattan evvelki ve sonraki hayatı hak­
kında h iç bir bilgim iz ve tahm inim iz olm adığı için, ruh­
ların oralardaki durum larını olgunluk vasfıyla kıyas ede­
meyiz. îy ic e anlaşılıyor ki tekâm ül safahatı da birer
vasıtadır ve asıl gaye ruhun görgüsünü arttırm asıdır.
Bu gayeye varm ak için ruhlar tekâm ül safhalarını
ikm âl etm ek üzere m addî kâinata girerler. Ve tabiatiyle
buraya ilk girdikleri zam an m addeler karşısında tam a­
m ıyla görgüsüz ve tecrübesiz bulunurlar, yani bu m ad­
deleri tabiat kanunları ahkâm ınca kullanabilecek du­
rumdan. m ahrumdurlar. Zira bu işler için lüzum lu olan
m elekeler kendilerinde henüz m ünkesif olm ayıp m ek­
nuz bîr hâlde bulunur.
İşte bunların inkişâfına yarayacak şekilde, m adde­
ler arasında tecrübeler yaparak rüsûh ve kudret sahibi
olm ak için ruhlar m uvakkaten daha k esif m adde dünya­
larına bağlanırlar. Fakat bu bağlılık bir esarettir. Zira
ruhun birçok m elekelerini kararttığından, serbestliğine
m âm olur. Fakat m uvakkat olan bu esaret şüphesiz da­
ha geniş bir ruh serbestliğini kazanm ak için b ir vasıta
olacaktır. Şu hâlde ruhlar görgüsüzlükleri nispetinde
m addelere bağlanm ak zaruretindedirler ki bu da o nis-'
p ette onların serb estliğin i ortadan kaldırır.
Diğer taraftan ruhların bu k esif m addelere esir bir
durum da bulunm aları, kendilerinde o m addelerin tâbi
bulundukları tabiat kanunları m uktezâsı olarak birtakım
tem ayüllerin ve ihtirasların doğm asına sebebiyet verir.
Dem ek m addî team ül ve ihtiraslar ekseriya zannedildiği
gibi esasen ruhun bünyesinde m evcûd olan b ir nakisa
değil, m addî rabıtalardan doğm a arızî bir n etice ve aynı
zam anda da tekâm ül gayesine m atu f bir vasıtadır. Bu
noktayı gözden kaçırm am ak tekâm ül bahsinde bizi çok
hatalı yollara sapm aktan kurtarır. B ütün bu hakikatle­
re göre, ruhların geri tem ayüllerinden kurtulm ası, m ad ­
delere ve m addî hadiselere esir olm ayıp hâkim bir duru­
m a girebilm eleri ile başbaşa gider ve bu da onların te ­
kâm ül gayelerine bağlı bir n etice olur.
Ruhu tekem m ül ettirecek vasıtalar, onun m addî
bağlarının çözülm esini intâc eden m addî faaliyetidir.
Ruh bu faaliyetini gösterm ek için m addeye bağlanır.
H ulâsa tekâm ül fikri bugünkü anlayışım ıza göre,
ruhun m adde kâinatındaki durum u ile alâkadar bir m ef­
hum dur. M addeyi ve bütün m addî m efhum ları ortadan
kaldırınca ruhun bizzat varlığı gibi, tekâm ül fikri de
ortadan kalkm ış olur.
İçinde bulunduğum uz kâinatta hiçbir şeyi m adde
düşüncesinden ayıram ayız. H attâ en «gayrı m addi» ta31
savvur ettiğim iz saf ruhî haller bile ancak m addî m ef­
hum larla kabili idrâk ve takdir olabilir. En sal. ve en
ilâhî sevgi bile, asla unutulm asın ki, m addî m efhum la
yaşayabilir. B iz m addeden ve m addî m efhum dan tecerrüt etm iş bir ruhu sevem eyiz. Zira o, b izim için bir
adem dir ve adem sevilem ez. E n saf sevgiyle sevdiğim iz
şey, ruhun hiçbir vakit k ıy m etlen d irm ed iğ im iz kendisi
değildir. Onun çeşit çeşit m addeler arasındaki faaliyet­
lerinin tezahürüdür. Biz bu hakikati hiçbir okulun h atı­
rı için görm em ezlikten gelem eyiz. Yalnız şunu takdir
ederiz k i ruhun bu faaliyet tezahürlerine zem in olan
m addeler ne kadar seyyal bir hâl alm ış ise onlara karşı
gösterdiğim iz sevgi de o kadar yüksek b ir karakter alır
ve ilahileşir. Gayrı m addî telâkki etm em ize en m üsait
görünen sevgi hakkm daki bu düşüncem izi diğer duygu­
larım ız hakkında da belki daha kolaylıkla tatbik edebi­
liriz.
Binaenaleyh bizim bugünkü yükseklik derecem iz
ancak kâinatım ızdaki görgü ve tecrübelerle elde edilm iş
bir kazançtır. Ve tekâm ülün halen revaçta olan klasik
m ânâsı bu bakım dan genişletilm ek icabeder. M addeler
kâinatında yaşayan ruhlar için m addî m ünasebetlerden,
m addî bilgi ve görgüden azade bir «kemâl» düşünemeyince, hu kâinatın dışındaki varlıklar hakkında bizim
anlayabildiğim iz en yüksek m ânâsındaki kem âl m efhu­
m unun hile hakikatten ne kadar uzak kalacağım takdir
etm ekte gecikm eyiz. Zira hu m efhum ancak ruhların
m adde kâinatiyle olan m ünasebetleri bakım ından bahis
m evzuu olabilir.
S ık sık tekrarlandığı gibi ruhun fen a ve g e n tem a­
yüllerinden kurtulm ası, m addî ihtiraslann dan âzâde
kalm ası, kem âlin illeti değil neticesidir, gayesi değil va­
sıtasıdır. Filhakika ruhun kem âl kelim esiyle ifade olu­
nan-yüksek gayesine varm ası, m addeler arasında tecel­
32
li eden kötü vasıflarından kurtularak güzel vasıflar iktisâb etm esi ile beraber yürür. Fakat bu güzel vasıfla­
rı kazanm ak m addî esaretten kurtulm anın, daha doğ­
rusu m addelere hâkim olm anın zarurî bir neticesidir.
H er vakit söylendiği gibi ruh haddizatında fena de­
ğildir. B ir lem â-i ilâhiyyede bizatihi bir fenalığın bulu­
nabileceğini düşünem eyiz. Bunun içindir ki gerek teozoflar, gerek spiriller ve gerek spiritüalist m eslek er­
babı, fenalığın ancak m adde ile irtibattan ileri geldiğine
inanm ışlardır. M addî rabıtalar ruhları geriletir. Fakat
bu m ânâdaki gerilem eyi ruhların m addî kâinata inm ek­
teki gayesi olan tekâm ülün tam zıddı gibi telâkki etm e­
m elidir. Zira bu gerileyiş kem âlin zıddı değil ancak ona
yardım eden bir tekâm ül vetiresidir. O hâlde m addî
dünyalarda geri durum lar içinde yuvarlanan ruhları bu
bakım dan takbih değil tebcil etm ek lâzım gelir. Çünkü
onlar bu hâlleriyle tekâm ül yoluna girm iş bulunm akta­
dırlar. H atasız ve günahsız, hakikatlere varm ak ve yük­
selm ek m üm kün değildir.
O hâlde ruhların m addî kâinata inm elerinde bizi en
ziyade tatm in edici ve ruh bilgisindeki ilm î kanaatleri­
m ize uygun gelici m ahiyette bir gayenin bahis m evzuu
edilm esine ihtiyacım ız vardır. B u gaye nedir?...
Tekâm ül fikri ancak ruhun m addelerle olan m üna­
sebeti bakım ından kıym et kazanır dedik, şu hâlde ru­
hun tekâm ülündeki m addî m efhum ne olabilir?...
Şim diye kadar söylediklerim izden çıkan m ânâya
göre biz tekâm ülü ruhun m addelerden ve m addî kâinat'
tan alâkasını keserek onu ebediyen terketm esi şeklinde
kabûl etm iyoruz. B ilâkis tekâm ül ruhun bu kâinata hâ­
kim olacak bir durum a girm esi ve bu suretle faaliyeti­
nin, yani m addeler üzerindeki hâkim iyetinin ebedîleşm e­
si dem ek oluyor. H enüz m addî kâinatın esareti altında
bulunan ruhlar için bu gayenin tahakkuk etm iş olm ası
bahis mevzuu, olamaz.
‘33
Ruhların m addeye bağlanm aları, b izim k astettiği­
m iz m ânâda bir m ünasebet tesis etm iş olm aları dem ek
değildir. Bu m ânâdaki m ünasebet esasen ruhların m ad­
de kâinatına inm elerindeki gayeyi teşkil eder. Yani b i­
zim düşündüğüm üz m ânâdaki m ünasebette, ruhların
m addeye hâkim iyeti fikri m ündem içtir. Fakat ruhların
böyle ideal bir m ertebeye çıkabilm eleri için evvelem irde
kâinatın içinde, onun an a sın arasında yoğurulm aları ve
bazen pasif, bazen de nispeten ak tif roller alarak birçok
tecrübeler geçirm ek suretiyle tab iat kanunları ahkâm ı­
na göre kâinata hâkim b ir durum a girm esini öğrenm e­
leri lâzım dır. İşte görgü ve tecrübe devresi dediğim iz
bu devre ruhun m addelere bağlı ve esir olarak kalm ası
hâline tevafuk eder. Bu devrede tabiatiyle ruhlarda
m evcûd olan bütün yüksek m elekeler kararacak ve m ad­
dî esaretle, ruhların m addî icaplara uygun birtakım
m addî tem ayülleri ve ihtirasları elele yürüyecektir. B i­
naenaleyh m addî kâinatın m u htelif dünyalarında, ruh­
larda görünen geri durum lar onların m adde ile irtibat­
larının zarurî bir neticesidir, onların bu bağlardan kur­
tulm aları da m addelere hâkim durum lara girm elerinin,
yani tabiat kanunları m ucibince kâinatta m ü essir roller
elm alarının bir n eticesi olacaktır.
Fakat tekrar ediyoruz: M addî bağları çözm ek veya
m addî esaretten kurtulm ak m addelerle olan m ünasebet­
leri kesm ek değildir. B ilâkis evvelce ruhun m ahkûm i­
yetini intâc eden bağların çözülm esiyle onların yerine
m addeler üzerindeki ruh m ü essiriyetinin kaim olm ası,
ruhla m addî kâinat arasındaki hakiki ve ideal m ünase­
betlerin ebedîleşm esini ifade eder.
Pek tabiîdir ki sonsuz bir kâinatta aktif ve hâkim
bir rol oynayabilecek salâhiyetini kazanm ış bir ruh. bu
m uazzam faaliyeti ile alâkadar b ü tün yüksek m elekele­
rini inkişâf ettirm iş bulunacaktır.
34
Görülüyor ki bizim tekâm ül gayesi hakkm daki da
varma, ruhun faaliyet im kânları üzerinde toplanm akta­
dır. Zira bildiğim ize göre ruhun m üm eyyiz vasfı olan
m üessiriyet kudreti kâinattaki en yüksek derecesini bu
faaliyet sahasm da gösterir.
Fakat şurasını da unutm am ak lâzım g e lir ; faaliyet,
ruh m üessiriyetinin tabiat kanunlarına intibakının zaru­
rî bir neticesidir. Ruhlar, m üessiriyet kudretlerini tabiat
kanunları ile ahenkleştirebildikleri n isp ette kâinatta faal
durum lara zarurî olarak girerler. D em ek ruhun tekâm ü­
lü, kâinatta İlâhî K anunlar! tatbike m em ur tabiî ve
şuurlu bir âm il hâline girm esi gayesine m ûtu ftuıt Faka^
böyle m uazzam bir gaye hakkm daki bu ifadem iz ne ka­
dar âciz ve noksan dır!.. B u noksanlığı tebarüz ettirm ek
için, m ahlûkatm sayısızlığını ve sonsuz kâinatın her bir
zerresinin b ile bizim için gene sonsuz bir kâinat, kadar
anlaşılm az bir büyüklüğü ihtiva ettiğin i düşünm ek kâ­
fidir.
Ruh kem âlinin m addî m ünasebetlerle kaim olduğu­
nu kabul ettik ten sonra, tekâm ül gayesi bahsinde, m ad­
dî unsurları gözönünde tutm ak lâzım gelir. R uhun kâi­
nattaki kazançlarım m addeler dışında ve m addî m üna­
sebetlerden uzak olarak düşünm ek istersek, onun bu
kâinata in m iş olm asının m ânâsını anlayamayız. Eğer
ruhların tekâm ülü gayesinde m addî m efhum ihm âl edi­
lirse. eğer ruhların bu kâinatta b ir m üddet yaşadıktan
sonra ayrılıp onunla bütün alâkalarını kestikleri, farazi
olarak, düşünülürse yani daha doğrusu tekâm ülün ga­
yesi m addelerden ayrılm ak, bütün m addî m ünasebetleri
ebediyen kesm ek şeklinde kabûl olunursa, o zam an ru­
hun b u kâinattaki kazançlarının yalnız kendi m anevî
bünyesinde h u sû le gelm iş bir değişm eden ibaret oldu­
ğunu tasdik etm ek m ecburiyeti hâsıl olur.
Fakat, evvelâ böyle bir değişikliği hiçbir insanoğlu­
nun tasavvur edebilm esine im kân yoktur, saniyen m ad­
de ile alâkası bulunm ayan böyle bir değişikliğin m ad­
deler vasıtasiyle vukua gelm esi zaruretini anlam ak güç
olur.
B ir ruhun dünyalarda tecrübe hayatı geçirm esi, bu
tecrübelerin gayesiyle ona vasıta olan m addî hadiselerin
ahenkleştirilm esine doğru cehitler sarf etmesi* dem ektir.
Bu fikre göre dünyadan kem âliyle ayrılm ış bir ruh de­
m ek, oradaki m addî şartların üstüne yükselm iş, yani
onun üzerinde bütün m üessiriyet im kânlarım kullana­
bilecek bir durum a girm iş bir ruh dem ektir. Bunu böy­
lece kabûl etm edikten sonra, ruhun ne dünyalara gir­
m esinin, ne de tekâm ül etm esinin m antıkî ve makûl
m ânâsım anlamak m üm kün olmaz. îş t e aram ızdaki te­
kâm ül safhalarını ikm âl edip yükselm iş bir ruh karşı­
sında arzın bu durum u ne ise kâinatım ızın bütün tekâ­
m ül safhalarını ikm âl etm iş yüksek bir ruh karşısında
da kâinatın durumu, b ittabi daha geniş m ikyasta, ödur.
Ruhlar m uhtelif m addî tekâm ül yollarında yürüye­
rek üç buutlu âlem in bütün realitelerinin fevkine çık­
tıktan sonra, tekâm üllerine daha yüksek bir tertipte
devam etm ek üzere, dört buutlu âlem de birleşirler. Ve
buraya kadar yükselm iş olan ruhlarda artık bizim kâi­
natım ızda olduğu gibi bedenler, şekiller v.s. kalm az ve
bunun n eticesi olarak oradaki varlıklar hakkında ne
cinsiyet, ne insanlık - hayvanlık - nebatlık veya kâinatı­
m ızın dünyalarına m ahsus herhangi m addî bir varlık
hâli bahis m evzuu olmaz.
' Ruhların tekâm ül ettikçe m üessiriyetlerinin artm a­
sı da gene belki bizim tahm in bile edem ediğim iz büyük
bir illiyet prensibine dayanm aktadır. Bu sayede İlâhı
K anunların icâbâtından olan bütün m ahlûkâtın nizam ı
tem in edilir. E vvelce de tem as ettiğim iz gibi H ilkat.
7
9
m addi kâinatın sayısız çeşitlerini m eydana getiren te­
şekkül hâllerinden ayrı bir şeydir. B izim kâinatım ızda
ne yoktan var olan, ne de yok olan hiç b ir şey yoktur.
Binaenaleyh yoktan var olm a m ânâsına gelen H ilkat
hakkında, b izim hiç bir fikrim iz olam az. K âinatım ızda
m evcut bütün hâdiseler m addelerin hâl ve şekil değiş­
tirm elerinden ibarettir. Ve bu da İlâhî K anunlarin ta t­
bikine m em ur veya daha doğrusu böyle bir faaliyete is ­
tihkak kazanm ış yüksek birtakım varlıkların m addeler
üzerindeki m üessiriyet kudretlerini bütün kem âliyle
kullanabilm eleri saj^esinde m üm kün olur. K âinatların
sonsuzluğu, ruhların sonsuz sahalar içinde tekâm ülleri­
ne devam etm eleri ile büyük bir m utabakat halindedir.
B u başbaşa yürüyüşün sonunu görebilm ek ve h atta bu
bapta herhangi bir tahm inde bulunabilm ek bizim gibi­
lere m üyesser olm ayacaktır. O hâlde ruhların tekâm ül­
lerinin hakiki gayeleri hakkında katı söz söylem ek şöyle
dursun bir tahm inde dahi bulunm anın im kânı olm adı­
ğım unutm ayacağız. B u hususta söyleyebildiğim iz şey­
ler ancak ruhların kendi âlem lerim izle olan m ünasebet­
lerine ait b ilgi ve tahm inden ileri gidem ez. V e biz âlem ­
lerim izde cereyan eden ruhların yukarda bahsettiğim iz
faaliyetleri hakkında da ancak bazı m üşahedelere m âlik
bulunuyor ve ona göre fikir yürütüyoruz.
Bizlere göre n e kadar sonsuz ve şüm ullü görünür­
se görünsün, m ahlûkat, yalnız içinde yaşadığım ız m addî
kâinattan ibaret değildir. Ve ruhlar, m adde kâinatının
dışındaki bilm ediğim iz diğer varlıklar arasında, b ilm e­
diğim iz yollarda hayatlarını geçirirler. Ve bu şekilde,
uzun cehitlerle tem in etm iş oldukları m adde kâinatı üze­
rindeki etkinliklerini ebediyen sürdürürler. Ruhların
kâinatım ızdaki evrim i, m ahlûkat arasında Îlâhî K anun­
la r ın hüküm lerini tatbik edecek Yüksek Y öneticiler Sa­
hası içerisine girebilm eleri gayesine yöneliktir. Ruhlar
m addî kâinatın [m addî] varlıklarına esir olm am ak, ora­
sını tabiat kanunlarına uyarak idare etm ek am acıyla
m addelere bağlandıktan sonra, orada uzun bir m üddet
geçirirler, bu hâl onların yavaş yavaş m adde kâinatı
üzerindeki faaliyet ve m üessiriyet bütünlüğünü geüştirir. B u faaliyet doruğuna varm ış ruhların durumları,
bir insanoğlunun idrâkine sığm az.
K olaylıkla söyleyiverdiğim iz, fakat hakiki ve yük­
sek m ahiyetinden haberdar olm adığım ız bu idealin ne
vakit ve nasıl tahakkuk edeceğini bilem eyiz. Zira bizim
bulunduğum uz tekâm ül derecelerinden başlarsak bu ga­
yenin tahakkuku için bir ebediyet kabûl etm em iz lâzım
gelir.
B ir karınca ruhu karınca bedenini teşk il edebilecek
durum a girm iştir. Fakat o, henüz bir insan bedenini
kuramaz. Karınca b asit yuvasını yapabilir, fakat: insan­
ların vücûde getirdikleri m uazzam şehirleri m eydana
getirem ez. N etekim bir gül ağacının ruhu da gül ağa­
cını yapabilir; fakat ne bir karınca bedenini, ne de ka­
rınca yuvasını teşkil edem ez. Bir insan k esif m addeleri
biraraya getirerek veya dağıtarak birçok eserler m eyda­
na koyar. Taşlardan ve diğer m addelerden heykeller,
âbideler... ilh. yapar. Perakende sesleri toplayarak on­
lardan bir senfoni vücûde getirir. B ütün bunlar sanat
âlem inin birer dünyasıdır. Bununla beraber insanoğlu­
nun eseri ne kadar yüksek olursa olsun, sonsuz tekâm ül
basam aklarında yükselm iş olan ruhların m uazzam eser­
leri yanında pek az b ir şey kalır. Dört buutlu âlem deki
varlıklarla aram ızda bulunan m esafenin, insanla hayvan
arasındaki m esafeden kıyas kabûl etm eyecek kadar bü­
yük olduğu gözönünde tutulunca oralardaki faaliyetin
bizdekinden ne kadar yüksek olduğu düşünülebilir.
D ört buutlu ve ondan daha yüksek buutlu âlem ler­
deki varlıklar, insanların yaptıkları gibi, üzerlerinde iş­
38
lenm e kabiliyeti sıfır m esabesinde olan kesif taş parça­
larından heykeller veya m ahdut seslerden senfonik'*
yapmazlar. Onlar kozm ik seyyal m addeler üzerinde ça­
lışarak bu m addelerden diğerlerini ve onlardan da daha
diğerlerini teşkil etm ek suretiyle âlem leri ve dünyaları
kurup dağıtırlar. Fakat bu söz ilk ham lede anlaşılabile­
cek m ânâdaki kadar basit değildir, bu faaliyetler bizim
idrâk edem eyeceğim iz birtakım m üessiriyet tarzları ile
ve idrâkim iz dahilinde olan zam an ve m ekân m efhum ­
ları dışında vukua gelir. Bütün b u işlerde yalnız Allah'a
m ahsus yek tan varedicilik bahis m evzuu olm ayıp, O’nun
kanunlarına m utabık bir surette kuruculuk h âli vardır.
H ülâsa, ruhlar yükseliyor ve yükseldikçe m addî esa­
retten kurtularak İlâhî kanunlara intibak ediyor. Bu hâl
onların tabiattaki m üessiriyet kudretlerinin o n ispette
artm asını zaruri kılan bir âm ildir.
Şu hâlde b izim idrâkim ize göre ruh kem âlinin zir­
v esi ve nihayeti yoktur. Bu tekâm ül ebediyet içinde ve
bilm ediğim iz bir istikbâle doğru uzanıp gidecektir. E b e­
diyet içinde ebediyet, sonsuzluk içinde sonsuzluk I İşte
kâinat hakkında olduğu gibi, ruhların tekâm ülü b ahsin­
de de duygu ve düşüncem izin varabildiği m ünteha nok­
ta budur.
Ruhlar m adde kâinatında olgunluk elde ettikçe yani
görgü ve tecrübeleriyle m addeler üzerindeki m üessiriyet
kudretlerini kullanabilm e im kânlarını genişlettikçe ken­
dilerinde m eknuz olan yüksek m elekeleri yavaş yavaş ve
m üterakkî bir şekilde
inkişaf
t
* zem ini bulur ve o n isbette
m addî esirlikten kurtulur ( 9).
Ruh olgunlaşm ası, insanlık hâlinde nihayet bulm a­
dığından onun daha yüksek hallere geçişinin zorunlu bir
n eticesi olan, aynı zam anda gittik çe yüksek hallere geçi­
şin i zorunlu kılan bilm ediğim iz yüksek tertip te nice m e­
lekeleri daha, m addî kâinatta açığa çık m ış olacaktır ki
39
onlar bugün insan hâlinde tanıdığım ız varlığı yarın, bir
çoğum uzun ancak ’ilâhî' telâkki ettikleri yüksek kud­
retler içinde bize tanıtacaktır.
K âinat, Îlâhî K anunlar dahilinde, ruhlar tarafından
sevk ve idare edilir, ve. ruhların da bu işi başarabilecek
durum lara girm eye gayret gösterm eleri bu halin doğur­
duğu zaruretlerden biri olur. Dem ek ki ruhlar, kem âl
dereceleri nisbetinde kâinatı sevk ve idare edecek du­
rum lara girerler. Diğer taraftan, kâinat'ı sevk ve idare
etm enin nihayeti olm adığı gibi, ruhların evrim lerinin
de nihayeti yoktur.
Ruhim tekâm ülü, m adde kâinatı ile olan ilişkileri­
nin inkişafına ait olunca, bu m ünasebetlerin ebediyet
içinde kesilm em esi lâzım gelecektir. Zira bu ilişkilerde
evrim leşm iş olm ak, İlâhî Kanunları tam anlam ıyla tat­
bike m uktedir bir durum a girm ek dem ektir. Bunun da
gayesi, ruhların, ilâhı nizâm ı, tabiatta kendi im kânları
n isbetinde yürütebilecek birer âm il hâlinde vazifeler al­
m aları ve onları benim sem iş olm alarıdır ( 10).
K âinattaki her m addî sekil, İlâhî Kanunlardın icâbâtm a uygun bir halde, ruhlar tarafından m eydana ge­
tirilir. H atta şunu söylem ekten çekinm eyiz ki, m uazzam
m addi dünyalar dahî böylece kurulm uş ve böylece ya­
sam akta devam ed eg elm iştir; ancak bu kadar yüksek
kudretleri haiz ruhlar, hiç şüphesiz ne tatbikî ne de na­
zari tetkik saham ıza girebilecek m ıntıkada değildirler.
Ruhların kâinatta kurdukları şeyler, çok kısa veya çok
uzun öm ürlü olabilir. Bu m üddet bir kaç saniyeden, bi­
ze göre bir ebediyet olan m ilyarlarca senelere kadar sü­
rebilir. Bu işlerin kurulm asında hakim bütün gaye, ruh­
ların evrim leşm eleri için lüzum lu vasıtaların hazırlan­
m ış olm asına yöneliktir. H er ruh, tabiatın bu m uazzam
isinde, kendi kudreti derecesine göre am elelik vazifesi­
ni az çok bir m uvaffakiyetle yapm aya çalışır. Burada,
y
40
J
M utlak Allah’a ait Yaratış bahsi ile b u söylediğim iz ’te ş ­
k il e tm e , k u rm a' hadisesini, hâşâ, birbirine karıştırm a­
m ak lâzım dır. B ir şeyi yoktan varetm ek başkadır, mevcûda şekil verm ek başkadır.
Büyük ve henüz tanım adığım ız ruhlarm, m ilyarlar­
ca asırlar payidar olan m uazzam dünyaları, baş döndü­
rücü büyüklükteki
nebülözleri teşkil
etm elerin i yarat­
tı
,
m a tabiriyle ifade etm ek tam am iyle uydurm a bir söz
olur. Zira bunların hiç birisi yoktan var edilm iş değil­
dir. H epsi, m addelerin dönüşüm lerini tayin eden İlâhî
K anünlar’d an istifade edilerek, ruhlar tarafından ve esa­
sen m evcut olan m addelerden vücûda getirilm iş tesekküllerdir.
B ir heykel heykeltraşm eseridir. Fakat bu, onun
yoktan var ettiğ i b ir şey değildir. Ancak, m evcut eşyaya
kendi imajinafcif faaliyetiyle verm iş olduğu bir şekildir.
B ir sanatkârın böyle bir çam ur parçasını alıp ondan bir
heykel vücûda getirm esiyle, aklım ızın erm ediği yüksek
ruh m ertebelerine varm ış dev gibi ruhların ’e s îr ’ m ad­
delerini, bilm ediğim iz yüksek kaabiliyetleriyle biraraya
toplayarak bir dünyayı vücûda getirm esi ve onu uzun
zam an yaşatabilm esi arasında fark yoktur ( 1]). Bunla­
rın ik isi de, eserlerini yoktan var etm iş değildirler.
E sasen m evcut olan m addeleri onlar, m uayyen m aksat­
lara göre biraraya toplam ışlar ve şekillendirm işlerdir.
Böyle b asit ve yalnız m ablûkâta m ahsus am eliyeyi hiç
bir m ahlukla n isb eti söz konusu olm ayan Yaradan'a,
M utlak Allah’a izafe etm ek, O’nun hakkm daki duygu
ve b ilgi noksanından ileri gelm iş b ir hatadır ( 12).
K âinat büyük bir laboratuvardır. Orada geçen son ­
suz hadiselere nüfuz ettikçe insanın iş görme liyakati
artar. B u liyakat birdenbire artm az ve insanın mahsûsât d ışı âlem i birdenbire m ahsûsât âlem ine inkılâb ectiverm ez. B u sahada adım adım yürüm ek, birçok c e h il­
-i ı
ler gösterm ek ve tecrübeler geçirm ek lâzım dır. K âinat­
ta h er hayat sahibi varlık, bir araştırıcıdır. Onun dün­
yalardan dünyalara intikal ederek vukua gelen m uhace­
retinin sebebi de budur. Ve bu araştırm anın son u gel­
m eyecektir. İnsan, taş devrindeki dar m ahsusât âlem i­
ni, radyum un alfa ve b eta ışınlarından bahseden zama­
nım ızın geniş konsepsiyonlarm a eriştirebildiği gibi da­
ha kim bilir hangi düşünce ve duygu doruklarına, da
ulaştırabilecektir.
y
Dünyaya bazı varlıklar gelip gitm iştir ki, bunlar in­
sanlığın tekâm ül yolunda kalkınarak süratli ham leler
alabilm esi için bütün hayatlarını tam am iyle bu işe vak­
fetm işler, bu gaye ve m aksat uğrunda yaşam ışlar ve yap­
m ış oldukları işlerin hiç birisinden ne m addî, n e m ane­
vî hiç bir karşılık beklem eyi hatırlarına b ile getirm e­
m işler ve yaptıkları veya yapm ak istedikleri işleri ya­
parken hızlarını ne beşerî herhangi bir teşvik edici duy­
gudan alm ışlar, ne de beşerî herhangi bir endişenin zebu­
nu olarak yavaşlatm ışlardır. Bunlar belki, büyük bir id­
râk berraklığına beşerî hüviyetleri dolayısıyla varm ış
olm am akla beraber bu işlerini, bu fiil ve hareketlerini
yalnız bir vazife diye kabûl etm işler ve bu vazife uğ­
runda bütün h is ve şahsî endişelerini tereddüt etm eden
çiğneyip geçm işlerdir.
İşte bunlar, dünyada m üm kün olabilen b ir vazife
b ilgisi ve vazife şüm ulü bilgisi plânının seziş idrâkine
varabilecek kadar yükselm iş vazifedar varlıklardır. Bun­
lar arasm da görünen, görünm eyen büyük kültür devrim ­
cileri, ruhların yükselişinde rol oynayan büyük önder­
ler, insanların evrim lerini hızlandırm ak için öm ürlerini
tü k etm iş olan nadir varlıklar, hakiki Peygam berler ve
hakiki ve candan yol göstericiler vardır.
* ------42
İçim de b ir susuzluk var!.. Bu susuzluk b ir ha.' .?, bir
özleyiş, b ir aşk, b ir ateş oldu ve bu ateşin h e r alevi s o n s u :
b ir varlık u m m a m içinden bir niyaz, b ir istim d at, bir teslim i­
y e t hâlinde yükseldi...
Bu so n su z varlık u m m a m n d a dünyalar, âlemler, kâinat­
lar ve kâinatlar... nam ütenahi kâinatlar var!..
Bugün, yarın, gelecek b ir gün, ebediyet... ve ilelebetligin
sonu gelm eyen ve g elm eyecek olan e b e tle ri var!..
Varlıklar, kudretler, k u d retlerin ku dre tle ri olan k u d re t­
ler... ve gene, k u d re tle rd e n daha k u d re tli k u d re tle r var!..
İşte buraya gelince varlığım, bü y ü k b ir idrâ k sahasından
kanatlanarak Önümde p e rd e p e r d e açılan m eçh u l ve sırlarla
dolu aydınlıkların, herbirinde binlerce m ânâ saklı ruhnevaz
titreyişleri ara sında yükseliyor. Ve ruhum a çarpan h e r ihti­
zaz, ondan kopardığı bir parçayı, bütiin bir varlık v e y o k ­
luk umnıanının T ek Sahibi ve Y aratıcısı olan Tanrı '.olunun
kahram an yolcularına arm ağan ede rke n bu arm ağanı diğer
ku dre tli y ü k se liş vasıtalarının yanında, kendilerine küçiik
bir b a sam ak yaparak, R a b b e d oğ ru y ü k s e lm e k bahtiyarlığına
eren m esû l varlıkların sevinç ve s aa de t ha ykırışları , Allah'ın
daha nurlu, d aha aydınlık, daha tarifi im kâ n sız güzellik,
s a a d e t ve ih tişam larla dolu y ollarının k ap ılarım ru h u m d a ,
so n su z ufu k la r arkasından gelen ufuklar hâlinde a ç m a k ta ­
dır. V e işte o zam an ben, Allah'a tanı b ir te slim iy e ti ifade
cdeıı y a k la ş m a hissinin, o anda y ü kse ld iğ in i idrâk ettiğ im
varlığımın küçüklüğünü ve hiçliğini bana duyuran tatlı ku­
cağında, k e n d im i k a ybediyoru m .
E y bu namütenahi, kâinatları Yaratan!...
E y bu ilelebetligin sonu g e lm e y e n ebetlerini V a r e d e n ! ...
Ve ey b ü tü n bu, zam an v e m ek ân sonsuzlukları ile ve
Üelebetliğin eb e tle ri ile b o y ölçüşen varlıkların, ku dretlerin
ve bu k u d re tle r d e n daha üstiın k u d re tli olan sonsuz k u d r e t­
lerin Y aratıcısı Ulu Tanrım!.. S en i a nlayam ıyorum ve asla
anlayam a ya cağ ım .. Fakat Senin İlâhî ism in karşısında, içimin
43
; andığını d u y a r k e n , bu yangm ın zam anı ve m esa feleri aşan
kızgın alevleri avucunun içinde tuttuğu varlığımın her zer/e sim istika m eti, yeri ve c iheti m e v c u t olm ayan , am a m e v ­
cut o im ayanı da V a r eden Sana doğru bir hasret, b ir özdeyiş,
kir aşk, b ir niyaz ve yalvarış hâlinde yükseltiyor.. Allahım,
o n la r lütfen kabul et.
E y Ulu Sahip!.. Özlediğim k a da r duyam adığını ve doyam adığım Varlığının, ruhum d ak i a te şi ile bahtiyarım... E b e d i
otan bu ateşi, her an daha kızgın eyle ki bahtiyarlığını a rt­
sın ve son bulmasın!.. Ve Sana olan ebedî aşkını, ha sretim
ve ebe d: niyazını ve istim d adım ; b ü tü n beşerî h ü viyetini son­
suz bir ezelde te rkederek, sonsuz ebetlerin kucağında dinle­
nebilecek b ir takatin eşiğine ulaşsın!..
Ey Allahım!... K ü ç ü k varlığımı b ir kâinata b ed el kılan
Senin M utla k K u d re tin karşısında ben bir hiç oldum . V e bu
t içliğim den d u y d u ğ u m bahtiyarlık, kâinattan üstün sa ade t­
lerle varlığım ı doldurdu. Sana nasıl ham âedeyim ?... Ve beni
p ark e li iğin art sız arasız bahşay işlerinin y ü k se ltic i kollarında
büyüyen varlığımın, Sana olan şükranını hangi âciz dilim le
ifa eyleyeyim?...
B orc u m u öd e y e b ilm e k için değil, fakat e m rin d e olan
bütün varlığım ı ve hiçliğimi, Senin iradene, Senin İlâhî M u­
radına teslim e tm en in caviâânî k azla rım ve saadetlerini bi­
niz daha fazla teneffüs e d e b ilm e k için, ebediyen ahd ettiğim
bu te slim iy e tim in artışı son bulm asın Yarabbi.
Ey B ü y ü k Tanrım!... İ ç im d e k i susuzluğun, hasretin, ö z ­
leyişin. aşkın ve ateşin, kâinatlar değ erindeki saad etlere b e­
ni u laştırm asına y o l açan bu ezelî ve ebedî teslim iy e tim izin
bendeki idrâkini lütfen arttır. Ve varlığımın e b e d iy e ti b o ­
yunca. İlâhî em irlerinin tatbika tına m em u r, bütün y a r a ttı­
ğın varlıklara karşı faal, fedakâr, feragatli, m üşfik, m e rh a ­
metli, faziletli bir kulun olm ak hususunda v e rm iş olduğum
k a ra n d e ste k ley ic i y a rdım ları v e se b e p le ri halkederek, b e ­
ni küçük bir hizm etçin olm ak bahtiyarlığından b ir an [olsun]
ayırma.
44
E y Yaradanım!... Biitiin varlıklara ve insanlara aynı d r
ı ecede ihsan buyurduğun bu y ü k s e k k ad eri, onların do v<
gân yegân d u y a b ilm e le ri için, k endilerine kudretler, ■ ; imi
hır ve y a rd ım c ıla r nasip et. Ve dünyanın ağarmaya i: karan
lik gecelerinde, İlâhî İhtişam ının belki en küçük b ire r /<
celligâhı olan kâinatların, varlıkların v e kudretlerin
‘ ■kan
seller hâlindeki nurlarından habersizce, dalm ış bulunduğu
derin gaflet uyk u su n da n , b e şe riy e ti u y a n d ırm a ya m u k n u l h ,
y ü k s e k varlıklarını lütfen vazifelendir ve insanlara er^cç m u ­
k a d d e r olan b u bü yü k saadeti, b ir an evv e l d u y m a k b a h t i y a r ­
lığını bağışla. Sana y alva rırım Allahım..
★-------
45
3. BÖLÜM
BİLGİ KİTABI VE BİLGİ ÇAĞI ÖNDERİ
Uz. M uham m cd ile peygam berlik süreci ve İslâm dini ile
dinler süreci sona erm iştir yeryüzünde. Fakat, Sem avî Vazifeii
Varlıklar ın yeryüzüne gelm eleri ve Sem avî B ilgi’nin yeryüzüne
indirilm esi son bulm am ıştır. Hz. İsa'nın yeryüzüne vakm zam an­
larda gelişi sözkonusudur ve bu gelişi peygam ber olarak değil,
Dünya Ö ğretm eni sıfatı iledir. B eşeriyetin, artık, çeşitli şartlan­
dırılm a, korkutulm a, ödüllendirilm e veya cezalandırılm a ile ge­
liştirilm esinden ziyade, Açık Kâinat B ilgisi’n e dayalı evrim leştiı ilm esi süreci içerisine alınm ası sözkonusudur ve bu yola giren­
ler bu yolda yürüyecekler ve bu yolu seçm eyenler ise, tercih et­
tikleri eğri yolların karanlık dünyalarına ve m ekânlarına İlâhî
Y asalar uyarınca gideceklerdir. İşte, Apaçık İlâhî Bilgi Y olu’mın
Yüce B ilgisi ve bu Y üce B ilgi’nin Sem avî H abercisi, çeşitli kay­
nakların ifadeleri ile aşağıda tanıtılm ak istenm iştir.
Bu bölüm de, Bedri Ruhselm an ve V azifesi hakkın­
da, Sham bhala üstadlarından Djwhal Khul'un özel bir
tek nik le verdiği önem li ifşaatları ve esasa götürücü bil­
gileri bulacaksınız. Uzun yıllar, Alice E. Bailey vasıta­
sıyla çok önem li okült, ezoterik, spiritüel, kozm ik vb.
bilgiler veren Djwhal Khul'un, Sham bhala’nın, beşeri­
yetle ilgili bir Üstadlar Grubu içerisinde, ü stte sayılan
hususları en iyi bilen ve yetki ile bahsetm eye m ezun
olan Ü stad olduğu da, diğer Üstadlar tarafından belir­
tilm ektedir.
.Aşağıda, Djwhal Khul tarafından, beşeriyetten ka­
dim zam anlarda geri alm an Yüce B ilgi ve o'nun tekrar
verilişinin getireceği olum lu sonuçlar açıklanm aktadır.
Önemli bir husus da, bu Yüce Bilgi, 'sen tez e d ic i' özel­
liğine sahiptir ve günüm üzün en büyük ihtiyacı da bu
tür bilgidir:
46
«Gezegensel H iyerarşi'ye dalı il olan Varlıklar, Dünya Rabbi'
ııin îradesi'nin ve O'nım kanalıyla da Güneş R abbi’n in İradesi'ıim
beşeri arlıklara, devalara ya da m eleklere aktarıcıları olarak
faaliyet gösterirler. H er gezegensel düzen, Rabbe ait bedenin
içerisindeki bir m erkezdir ve bir tür enerjiyi ya da gücü ifade
eder. Her bir m erkez, kendine özgü güç türünü, üçlü bir tarzda
gözler önüne sererek ifade eder ve böylece, evrensel olarak, te­
zahür hâlindeki ü ç veçheyi üretir. Beşinci [sp iritü eîf âlem e gi­
renlerin eriştikleri en yüce anlayışlardan biri de, kendi Dünya
Rabbim iz'in kapsadığı o kendine özgü enerji türüne ilişkindi]’.
B ilge kişi, bu beyan üzerinde iyice düşünm elidir, çünkü bu beyan,
bugün dünyada görülebilen çok şey hakkında ipucu verm ektedir.
Sentez yapm anın sırrı kaybolm uştur ve beşeriyet, daha önceki
siklusîar sırasında kendisinin olan ve gezegensel düzenim izin
gözler ününe serm esi gereken enerji türünü açıklayan bilgiyi
tekrar edinince (beşeriyete m erham et edilerek, Atlantis zam a­
nında bu bilgi elinden alınm ıştır), dünya sorunları da kendili­
ğinden yerlerine oturacak ve dünya ritm i dengelenecektir. Bu
h en üz gerçekleşem ez, çünkü bu bilgi tehlikelidir ve hâlihazırda
bir bütün olarak beşerî ırk, grup b ilincine u laşm ış değildir.
Bundan dolayı da grup adına çalışm ası, düşünm esi, program
yapmam ve faaliyet gösterm esi kendisinden beklenem ez. B eşeri­
yet heniiz nefsam dir am a, bu hususta hayal kırıklığına da gerek
yoktur. Grup bilinci, daha şim diden, bir hayal olm aktan çıkm ış,
bu arada 'kardeşliğin’ ve getirdiği yüküm lülüklerin kabûl edilm e­
si dc her yerde b eşeriyetin bilincine nüfûz etm eye başlam ıştır.
İşte, 'kardeşliğin gerçek anlamı'm beşeriyetin gözleri önüne ser­
m ek ve beşeriyetin içinde, h erkeste gizil hâlde bulunan o ideale
karşı oir vam tm gelişm esini tem in etm ek de Işık H iyerarşisin in
vazifesidir.» (Tebliğ Y ayım Tarihi: 1922)
Ü stte b elirtildiği gibi, 1922'lerdeki durum pek iç
açıcı değildir, fakat, bilgi yolunda grup bilincinin olu ş­
m ası ve gelişm esi ile, dünya sorunları, K âinat ahengine
uygun, olarak halledilecektir.
Aşağıda, beşeriyetin, Yeni Çağ'ı başlatacak olan 4
Y üce Varlık enkarnasyonundan ve kendilerinin tezahür
ettirecekleri İkinci, Üçüncü, B eşinci ve Yedinci Işın lar’ra etkisiyle, yeryüzünde 5'inci K ök Irk Dönem i'ni b aşla­
tacakları belirtilm ektedir. İlk anda, konunun asıl bilgi­
47
lerine vakıf olm ayanların anlayam ayacakları, bu, Işınlar
ve İşlevleri m eselesi, daha sonra verilecek bilgilerle an­
laşılır hale getirilecektir:
«İkinci, Üçüncü, B eşinci ve Y edinci Işın la rın enerjisi ': .so­
m utlaştıracak olan belirli Yüce Varlıklardın yakın olan ortaya çı­
kışı ya da tezahürü [sözkonusudur]. Onlar, böylelikle, bu dört
tip İlâhî Enerji'nin içeriye akışı için odak noktaları oluştura­
caklar ve bu da onların [ışınların], tekabül eden ve yanıt ve­
ren hayal ünitelerinin m uazzam bir şekilde uyarılmak*rena yol
açacaktır. Modern dünya alanında beşerî varlıklar olarak orta­
ya çıkacak olan bu 4 Varlık, bu yüzyıl bitm ezden önce beklene­
bilirler ve O nlarin b irleşm iş çab alan , Yeni Çağ'ı kesinlikle baş­
latacak ve tarihe 5'inci Kök İrk in görkem li dönem i d iye geçe­
cek olan dönem i haber verecektir. Bu 4 Yüce ÜstadMan her
b ir i,... sü bjek tif olarak, Tanrı'mn B edenendeki Merkez'den ge­
len bir ü çlü Enerji Akımı için odak noktasızdır.» (Tebliğ Yayını
Tarihi: 1936)
Ü stte belirtildiği gibi, 1936'larda kendilerinden bah­
sedilen 4 Yüce Varlık ve tezahür ettirecekleri 4 Yüce
Işm ile beşeriyet üzerinde oluşturulacak güçlü uyarım ­
lar ve sonucunda yeni bir çağın başlatılm ası olgusu sözkonusudur.
Aşağıda, tüm Çağların M isteri olarak bahsedilen
Yüce B ilgi’nin vahyedilm esinin yakın olduğu belirtil­
m ektedir. Tüm K utsal Kitaplar'da, en açık ve orijinal
bilgi’nin, B ilgi Çağı olan Son Çağ'da verileceği gerçek­
ten belirtilm iştir. Yayınlarım ız arasındaki 23, 47 ve 57
noTu yapıtlarım ızda, bunlar uzun uzun açıklanm ıştır.
O halde, Çağların M isteri, apaçık b ilgi’yi ihtiva eden
bir İnsanlık Ortak K itabı olm alıdır:
«Çağların M isteri vahyedilm ek üzeredir ve c a n in açığa çık­
m asıyla, o'nun perdelediği o gizem ifşa edilm iş olacaktır. Biliyo­
ruz ki, dünyadaki Kutsal Kitaplar, daim a, gizli olanın çağın so­
nunda açığa çıkarılışım ve o zam ana kadar saklı ve örtükü kal­
m ış olanın gün ışığına çıkışını göreceğim ize dair kehanette bu­
lunm uşlardır. Bu, şim di içinde bulunduğum uz dönem , [karanlık]
çağın son safhasıdır.» (Tebliğ Yayını Tarihi: 1936)
48
Ü stte belirtildiği gibi, B ilgi Çagı’na değin b eşeri­
yetten gizli tutulan Apaçık B ilgi’nin, beşeriyete Son
Çağ’da verileceği de vadedilm iştir ( 13). Okuyucularım ız,
Cağların M isteri veya diğer adıyla, Apaçık Bilgi 'nin ne
anlam a geldiğini hem en anlayacaklardır.
Aşağıda tüm beşeriyet için ortak olan Yeni Dünya
D ini veya B irleşik İnsanlık R ealitesi'nin genel esprisi ve­
rilm ektedir. Buna göre, beşeriyet, Sem avî Olan'a yakla­
şacak ve kendilerine verilm ek üzre olan Yüce Vahiy'e
lâyık olacaklardır:
«Yeni Dünya Dini'nin anahtar notası, İlâhî Y aklaşm a’d ıı\
Bügiin [G ezegensel] Hiyerarşi'den yeni ve açık tonlarda neşrolan öğüt şudur: 'OTıa yaklaş ve O da sana yaklaşacaktır/... gele­
cek olan Y aklaşım 1in , hazırlayıcı çalişm a'nm , ve Niyaz/m amaç;.
Vahiy’dir — bu, daim a devresel olarak verilm iş olan ve bugün
beşerin kabulü için hazır olan bir Vahiy'dir.» (Tebliğ Yayım Ta­
lih i: 1947)
Ü stte b elirtildiği gibi, hazırlayıcı çalışm a veya diğer
ism iyle, hazırlık safhası'nm akabinde, am aç olan Yüce
Vahiy'e ulaşm ak ve o ’nunla bu dünya okulunu bitirerek,
daha yüksek evrim dünyalarına gitm ektir.
Aşağıda, tüm beşeriyetin ortak b ir anlayış, duyuş,
düşünüş sürecine girm esine yol açacak olan B irleşik
İnsanlık R ealitesi’nin m evcudiyeti ve bunun sebep ve
son u çlan da belirtilm ektedir. B u aynı zamanda, İlâhî
Plân ve Program ile birleşm ek, yani o ’n a uygun vazife­
ler görecek kutlu bir aşam aya ulaşm a yolunda olm ak da
dem ektir:
«Tüm dinlerin Tek Yüce Spiritüel K aynaktan neşroldukları
hususunun kabûl edileceği gün ufukta ağarmaktadır; hepsinin,
b irleşm iş bir hâlde, evrensel dünya dini'nin kaçınılm az olarak
çıkacağı tek kökü sağladıkları görülecektir. 'O zam an ne H ıristi­
yan ne de kâfir, ne M usevî ne de Putperest kalacak, sadece, şim ­
di geçerli olan tüm dinlerden toplanacak olan m üm inler yekviicut olacaklardır. Aynı H akikâtleri, teolojik kavram lar olarak de­
ğil de, spiritüel yaşantı için elzem olarak kabûl edeceklerdir;
49
kardeşliğin vc beşerî ilişkilerin aynı platform unda b irlik le yer
alacaklardır; İlâhî Oğulluğu kabûl edecekler ve [b eşeri] ırkın
Spiritüel L iderlerin ce kendilerine ifşa edildiği kadarıyla ve Tann 'ya Y aklaşm a Yolu (10) üzerinde atılm ası gereken bir sonraki
adımı onlara im â ettiği kadarıyla, İlâhî Plân ve Program'la,
b irleşm iş bir hâlde işbirliği yapm aya çalışacaklardır. B öyle bir
dünya dini, boş bir rüya değil, bugün kesinlikle oluşan bir
şeydir.» (Tebliğ Yayım Tarihi: 1947)
Ü stte belirtildiği gibi, b eşeriyetin kardeşliği ve m ad­
deden ruh'a dönm e ve böylece m addeyi kendine vasıta
kılm a m erhalesine girilirken, aynı zam anda İlâhî Plân
ve ProgramTn da bir hizm etkârı olm a yoluna doğru
ilerlenildiği m üjdelenm ektedir. Bu, binyıllardır, b eşeri­
yetin yüksek benliklerinin derin bir özlem içinde bekle­
dikleri bir dönem dir.
Aşağıda, Spiritüel H iyerarşin in beşeriyete yaklaş­
m ası ve beşeriyetin üzerinde asılı duran bir Yeni Vahiy'den bahsedilm ektedir. Ayrıca, flâh î M erkez ve Gelecek
Olan K iş i ifadeleri de önem lidir. Bunlar biraraya geti­
rildiğinde, yüce bir gerçek ortaya çıkacaktır. Okuyucu­
larım ızın bunları sentez edebileceğini sanıyoruz. Binbir
türlü karm aşa ve yozlaşm ış «eski b ir yer», artık gününü
doldurm akta iken, tüm beşeriyetin apaydınlık yolu ola­
cak olan «yeni b ir gök» özlem i içindeki insanlık için,
özlenen günler gelm ektedir.
«Beşerler İlâhî Vasfın bilincine daha bir eriştik çe vc İlâhî
Olan'la tem as kurmak için claha uygun bir hâle geldikçe, Spiri­
tüel H iyerarşi de sürekli olarak beşeriyete yaklaşm aktadır.
«İlâhî Vasfın bir diğer Y aklaşm ası ve b ir diğer Spiritüel
Vahiy artık imkân dahilindedir. B eşeriyetin üzerinde bir Yeni
Vahiy asılı durm aktadır ve O’nu getirecek ve yürütecek olan Kişi
sürekli olarak bize yaklaşm aktadır. Bu Y üce Y aklaşış'ın beşeri­
yete ne getireceğini henüz bilm iyoruz. Bize, m uhakkak ki, önceki
tüm vahiylerde ve beşeriyetin önceki taleplerine karşılık olarak
gelen Yüce Varlıklar'ın M isyonlarında sözkonusu olduğu gibi,
kesin sonuçlar getirecektir. Dünya Savaşı, beşeriyeti arındırmışlır. Yeni bir gök ve yeni bir yer, gelm ek üzeredir. A lışılm ış teolog
50
ile d/ir: adamı, 'yeni bir gök ’ sözünü söylediğinde, ne dem ek is­
tem ektedir? Bu sözler, tam am iyle yeni olan bir şeyi ve spiritüel
realiteler dünyasına ilişkin olarak yeni bir telâkkiyi belirlem iyor
m u? Gelecek Olan K işi, bize, T an n ’nın ta Kendisi'ııin M ahiyeti
hakkında yeni bir Vahiy getiriyor olam az mı? Tanrı hakkında
bilinebileceklerin hepsini henüz biliyor m uyuz? Eğer öyleyse,
Tanrı çok sınırlıdır. Hâlen Tanrı hakkında sahip olduğum uz,
E vrensel Zihin, Sevgi ve İrade şeklindeki fikirlerin, henüz bir
isim ya da kelim e ile belirlem ediğim iz v e hakkında en ufak bir
anlayışa dahî sahip olm adığım ız yeni bir fikir ya da nitelik ile
zenginîeştirilebilm esi m üm kün olam az mı?
«Yeni Dünya Dini, Tanrı gerçeği’ne ve beşerin İlâhî Olan
ile ilişkisi'ne, ölüm süzlük ve İlâhî Vahyin Sürekliliği gerçekleri'ne
ve İlâhî Merkezden sürekli olarak H aberciler’iıı ortaya çıkm ası
g erçeğirne dayanacaktır (14). Bu gerçeklere, beşerin, Tanrı Yolu'nun m evcudiyetine ve evrim süreci onu İlâhî V asfa doğru yeni
bir yöneliş noktasına ve Mütcal Tanrı Gerçeği ile her hayat for­
m u içerisindeki Her Yerde Var Olan Tanrı Gerçeği'nin kabûl ed i­
lişin e getirdiğinde, bu Tanrı Yolu'nda yürüm e yeteneğine dair,
önceden belli olan, güdüsel Bilgisi'ni de eklem ek gerekir....
«Yeni Dünya D ini’nin Yüce Esprisi, birçok İlâhî Y aklaşım 'ın
tanınm ası vc B unlar’ın her birinin aktarm ış olduğu Vahyin sü ­
rekliliği olacaktır.» (Tebliğ Yayım Tarihi: 1948)
Ü stte belirtildiği gibi, beşeriyetin Tanrı Yolu'na gi­
rebilm esi için, İlâhî M erkez'den gelen .bir k işi’nin, İlâhî
M erkez'den, tüm beşeriyetin ortak ve yeni bilgisi ola­
cak oîan Yeni Vahiy'i alm asına değinilm ektedir. Bu teb ­
ligat, 1948 yılında verilm iştir ve 1948'den sonraki iler­
leyen yıllar içerisinde gerçekleşecek olan b ir yüce olay­
dan, bilinçli ve bilerek bir bahsedilm edir. Olay aynen
gerçekleşm iştir. Tem iz bir yürekle ve duru bir dikkatle
ve aktardığım ız yoğun bir bilgiyle, okuyucularım ız, bu
olayın ne anlam a geldiğini bileceklerdir.
Aşağıda, Yüce Vahiy'i, doğrudan, M erkezî Îlâhî
K âynak'tan alabilen bir Sem avî Varlık’dan bahsedilm ek­
tedir. Ve bu Y üksek Vazifeli, Yüce V ahiy’i alabilecek
derecede, M erkezî tlâhî Kaynağa aşinadır:
51
«[Vahiy,] H iyerarşiye öylesine yakın olan b ir Şahsın çaba­
sı, yüksek gayeye yönelişi v e başarısı vasıtasıyla gelm iş ve be
Şahıs, Şuurlu İlâhî V asıf ile öylesin e m assolm uştur ki Ö, ten­
liği doğrudan Merkezî İlâhî Kaynak'tan alabilir. O, Yüce Sczgiciler'in saflarına katılm ış olup, İlâhî İdeler Âlemi'nde serb estçe
çalışır. O, M isyonu'nu açıkça bilir; Faaliyet A lanı'nı dikkatlice
m ütalâa ederek seçer ve zam anın ihtiyacına uvgıın olduğuna ka­
rar verdiği hakikât ya da hakikâtleri diğerlerinden a y ı . . . O, En
Yüce'nin bir Habercisi olarak gelir, çarpıcı vc dikkat çekici bir
hizm et hayatı sürer ve [başından geçen ] hayat olaylarında, hâli­
hazırda açığa çıkarılm ış olm alarına rağmen, canlı bir şekilde
tekrar gözler önüne serdiği bazı tem el hakikâtleri .sembolize
eder.» (Tebliğ Yayım Tarihi: 1950)
Ü stte belirtildiği gibi, Yüce Sezgiciler’in saflarında
bulunan ve Îlâhî İdeler  lem i'nde çalışabüen ve İlâhî
V asıf ile m assolan hu Sem avi V azifeli varlık, E n Yüce'­
nin H abercisi olarak gelm iştir ve son derece zorlu ve
çetin b ir vazife ve hizm et hayatı sürerek ve sonunda,
kendi sözleriyle: «Son gerçek rea liteyi dü n yam ızdaki va­
zifelilere verm ek gayesine m a tu f olarak te rtip le n m iş bu­
lunan» Yüce Vahiy'i, gene kendi sözleriyle; «son dünya
en k am asyon u m daki o büyük vazifem in en ileri b ir faali­
y e ti o la ra k » İlâhî Kaynak'tan alm ış ve teslim etm iştir.
Bu Sem avî ön d er, yeryüzüne, zaten o İlâhi Kaynak'tan
ve Yüce Vahiy'i yeryüzünde yetkili olarak alıp, teslim
etm ek üzere gelm iştir ( 15). B ilgi Çağı ö n d e r i olan bu
Sem avî Vazifeli'nin kim olduğunu, bilgiler arasında iz
sürebilen ve sentez yapabüen okuyucularım ız hem ence
anlayacaklardır.
Aşağıda, yeryüzüne şim diye değin verilen tühı K u t-.
sal M etinler'in, Yüce Vahiy'in çeşitli veçheleri olduğu
belirtilm ekte ve Yüce Vahiy'in en sona saklanan ve en
son açıklanan Orijinal Bilgiler olduğu ifade edilm ekte­
dir:
«Vahyin arkasında yatan a m a ç ... İlâhî V asfın çağlar boyun­
ca birbirini izleyen bütün vahiylerinde tek bir önem li am aç var-
dır; on /ann hepsi de Yüce Vahyin veçheleridirler vc öyle old uk ­
larını kanıtlayacaklardır. İlâhî Vasıl', vahiy süreci vasıtasıyladır
ki, yavaşça b eşerî şuur tarafından idrâk edilm ektedir.» (Tebliğ
Yayım Tarihi: 1960)
Ü stte belirtildiği gibi, beşeriyete, binyıllardır İlâhî
V asıf yolunda ilerlem ek ve onu beşerî şuur ile idrâk
ederek Tanrı Y olu’n a yönelm ek çağrısı yapılm aktadır.
Bu olgu, evrim in doğal yoludur ve karanlığın yolunu
seçenler, K âinat'm en karanlık m ekânlarında kaybolm ak
ve sonunda ise neler ve neler bahasına ve kendi güçle­
riyle oralardan çıkm ak zorundadırlar. İşte, Yüce Vahiy,
böyle bir düşüşü engellem ek içindir de...
Aşağıda, baştan beri kendisinden bahsedilen Sem a­
vî Vazrifeli'nin enkarnasyonundan ve Yeni B ilgi getirm e­
sinden ve Y eni B ilgi ile de Tanrı h m E gem en liğin in ,
yani Bilgi Çağı'nın veya diğer ism i ile Altın Çağ’m
kurulm asına değinilm ektedir;
«Her Yüce Işın, enkarnc olurken, siklus'un konuşm asını
dönüşüm e uğratır, m evcut kelim e haznesini zenginleştirir vc be­
şeriyete Yeni Bilgi getirir; birçok geçm iş v e m evcut uygarlıklar,
bunun sonucudurlar.» (Tebliğ Yayım Tarihi: 1960)
Ü stte belirtildiği gibi, Yeni Bilgi, diğer adıyla Bilgi
K itabı, aynı zam anda m evcut kelim e ve kavram hâzine­
sini de zenginleştirecek, evrensel görüş, anlayış, seziş ve
îaaliyet ufuklarım da açacaktır.
Aşağıda, yakın zamanlarda, bir K ozm ik Sem pozyum ’a katılan Yüksek Üstadlar'dan H erm es, 'G elecek
Olan Vahiy'den bahseden bir m esaj verm iş ve geçm işte­
ki K adim ö ğ r e tile r ile Y eni Vahiy arasında belirgin
farka dikkati çekm iştir:
«Kadim Öğretiler, S eçilm işler vasıtasıyla Işığın sürekli ola­
rak neşredilm esi suretiyle, yüzyıllar boyunca ilerlem işlerdir. Fa­
kat bu, gelecek olan'a kıyasla, bir kaplum bağa hızında o lm u ş­
tur. Bu günlerde ve önüm üzdeki on yıl'da, yeryüzü yeni Valıiy
ve Anlayış Çağı’na adım ım atarken, H crm cs'in [B ilgeliğin] pren­
sipleri, Hayat'm her sahasına dahil edilecektir.
53
«Gelen değişikliklerden korkm ayın, çünkü onlar, henüz b eşe­
riyetin zihnince tahayyül dahi edilem eyen Spiritüel Bilgi, B ilgelik
ve Anlayış getireceklerdir.» (Tebliğ Tarihi: 1980)
Ü stte belirtildiği gibi, önüm üzdeki 1980-1990 ara­
sındaki 10 yılın, tahayyül dahî edilem eyen S p iritü el B il­
gi, B ilgelik ve Anlayış getireceğini açıklayan H erm es,
yaşam ın her alanında, bilgeliğin prensiplerinin geçerli
olacağını da söylem ektedir.
Aşağıda, sözü edilen K ozm ik Sem pozyum 'a katılan
bir diğer Yüksek Üstad H ilarion, bir diğer önem li ko­
nuya değinm iştir. G elecek günler, kim senin kim seye
şefaat edem eyeceği ve h erkes şefaati kendi içinde bula­
cağı için, herkesin önce kendini nefsaniyetten kurtar­
m ak gibi bir m ücadeleye girm esi ve kendini kendinde
bulm ası ve asalak kişilik yapısından kurtulm ası gerek­
m ektedir. D ıştan yakılan ateş geçicidir, fakat, bilgi ve
bilgeliğin içsel ateşini, her kişi kendi ve kendisi içinde
sönm em ek üzre yakm alıdır ve yanar tutm alıdır:
«5'nci Işın'a [Bilgi ve B ilim Işım 'na] Çağrı'da bulunan Üs­
tadlar, yeryüzünün Işığı'nm genişleyeceği, genişleyeceği, .genişle­
yeceğine dair em ri bildirm iş vc neşreLmişlerdir. Canlar, vakti
saati geldiğinde, gelecek olan on yıl'ın güçlüklerini korkusuzca
karşılam ak üzere büyük bir Spiritüel kuvvet keşfedecek'erdir.
Ne sağa ne de sola bakın, gözlerinizi, hiç ayırmadan, kurtulu­
şunuza dikin.
«O günlerde, herkese içindeki Ruh yol göstereceği için, hiçbir
beşerin, kom şusunun öğretm eni olm ayacağı yazılıdır. D ostlarım ,
işte o gün gelm iştir. Hazırlık bittiğinde ve kargaşa son buldu­
ğunda, herkes, «Yol budur, orada yürü,» diyen, fısıldayan Sesi
duyacaktır. Sonra, yaratılışın tüm ünden büyük bir iç çekiş du­
yulacaktır ki, o zaman, Ruh'un şuur sahaları tem izlenerek, beşe­
riyetin. üzerinde 5'inci Işın'ın kutsayışlarını tezahür ettirecektir.
Şunca zam andır aranm ış olan rahm etler, bu şeylerin yerine
gelm esiyle bulunacak v e idrâk edilecektir.» (Tebliğ Tarihi: 1980)
Ü stte belirtildiği gibi, önüm üzdeki 1980-1990 arasın­
daki 10 yılda, beşeriyetin bünyesinde, her bakım dan bir
arındırılm anın, budanm anın ve hazırlanm anın öperatif
54
çalışm aları yapılacaktır. M addenin ruh üzerindeki ka­
ranlık saltanatı yıkılacak ve ruhun, m adde üzerindeki
aydınlık saltanatı kurulacaktır. M anevî Liyakat H iye­
rarşisi, yeryüzünde egem en olacak ve m addenin adam ­
ları hu hiyerarşinin en altına düşecekler ve şim dilerde
ise en altlarda olan ruhun adam ları, en ü ste çıkacaklar­
dır. H erkes böylece hakiki yerini bulacak ve oradan da­
ha yukarıya doğru yükselm eye çalışacaktır. M addenin
adam ları için işte bu çok çetin bir dikine yoldur ve yü­
rüm ek ve çıkm ak ise m ukadderdir.
B ilgi ve B ilgelik İlâhî Çağı, 7 Y üce Sem avî V azifele­
nin Yüce Vazifeleri üzre inşa ed ilecek olup, bunların
her birinin kendine özgü özelliği, İlâhî Çağ'da, tüm be­
şeriyet için ortaya konulacak ve beşeriyet bu 7 tem el
prensip'e bağlı olarak biraraya getirilecek ve B irleşik
İnsanlık R ealitesi böylece kurulacaktır.
Hz. İsa dünya isim li Sem avî Vazifeli de, yeryüzün­
de Yüksek İdare M ekanizm asın ın bir program ına hiz­
m et eden, çok yüksek bir topluluğun üyesidir. Hz. İsa,
Evrensel S evgi’n in ö ğ retm en ed ir ve pek çok planetler­
de benzeri vazifeler gören bir Y üksek Varlık'tır.
Hz. M uham m ed dünya isim li Sem avî Vazifeli için,
K ur’an: 21/107'de; «B iz seni âlem lere ra h m et olarak
gö n d erd ik .» denilm ekte ve bir diğer ayette ise, 68/4'de;
«Sen en y ü k se k ahlâk üzresin.» ifadesi yer alm aktadır.
İşte bu iki ayetteki sözler birleştirilirse ve bir Uzay
M eleğin in de; «Bu b ir ahlâk K â in a tı’dır.» sözü de göz
önüne alınırsa, şöyle bir sentez ortaya çıkacaktır: İçin ­
de yaşadığım ız K âinat’m en tem el özelliği, ahlâk Kâina11 oluşudur ve bu ahlâk K âinatı içerisindeki çeşitli âlem ­
lere en yüksek ahlâk öğretm eni olarak Hz. M uham m ed
dünya isim li varlık gönderilm ekte ve böylece, beşeriye­
tin bu K âinat içerisinde elde edebileceği en yüksek ah­
lâk ölçüsü Hz. M uham m ed vasıtasıyla tanıtılm aktadır.
Ve b u ahlâk, m akûl vicdana dayalı bir ahlâk'tır, ve
E vrensel Ahlâk'tır.
B e d ii Ruhselm an dünya isim li Sem avî Vazifeli ise,
gene, Yüksek İdare M ekanizm asın ın bir unsuru'dur ve
kendisi,. Evrensel Bilgi Öğretmeni'dir. B edri Ruhselm a n in V azifesi’nin belirgin vasfı, Bilgi'dir. K i o'nun ne
tür bir Yüce B ilgi olduğunu, zam anı gelince anlayacağız
ve göreceğiz. Bu Yüce V azifelerin vasıflarının birbiri
ardına dizilm eleri i l e ; Sevgi, Ahlâk, Bilgi ortaya çıkar.
Bunlar, birbirlerinin ayrılm az parçalarıdır ve böylece
bir bütün olurlar.
Hz. M uham m ed ve Hz. îs a için, şim diye kadar çok
şey söylenm iş ve îlâ h î K im likleri bir ölçüye kadar açığa
çıkm ıştır. Fakat, Bedri R u h selm an in Sem avî K işiliği
hakkında ne bilinm ektedir? îş t e bu konuda, aşağıda,
Bünya R abbi’nin «sağJcolu» durum unda olan Sadıklar
P lâ n ın ın önem li bir tebligatı, bize ilk ifşaatı verm ek­
tedir:
Sadıklar P lâ n ı... C-6 ... 22-1-1971
«[Sodom ve Gomorra olayında Hz. Lût'a gelen] bu ik i Melek,
yeryüzünde enkarne olm uş iki yüksek ruhî şahsiyettir. Bunlar,
o devrin en bilge, en ileri görüşlü, en idrâkli kişileriydi. V e hat­
ta, ruhî m üessiriyet bakım ından L û tü ıı Peygam berliğinin ifâsı­
na yardım ediyorlardı. Bu varlıkların m enşei, şüphesiz, arz dışı
bir sistem d en olm aktadır. Fakat onlar arz bedenine m âliktiler.
Bunlara ’Mclek' dem ek caizdir. Bu tip varlıklar yeryüzünde hâlâ
vardır. Fakat bunların isim leri her devrede değişir. Sîzler buna
'Vazifeli Varlıklar' dersiniz. İşte onlardan bir örnek, bu Cemi­
yet'in banisi olarak geldi geçti (16).
«Unutm ayınız ki, her m addî ortam ın, her devrenin, her coğ­
rafi şartın kendine göre bir m izacı, bir anlayışı, bir şuur ve id­
râki vardır. Lût'un devrinde, bugünün gerçekten yüksek ahlâkU
ve bilgili bir âlim i, Melek olarak adlandırılırdı. O devrin m eleği,
bu devir için sadece bir 'hükema' (-hikmet sahibi birisi-) olabi­
lir. (...)
«O enkarnasyon m uhitinde kendisinden [yani Hz. Lût'dan]
evvel veya kendisiyle beraber enkarne olm uş ve fakat, serbest
şuurunun büyük bir kısm ına haiz olarak bedenli hâlde bulunan
56
diğer v ..ılıklar, m eselâ oradaki iki m elek, ona şifahen bir ih ­
tarda bakınmayı yerine getirm işlerdir. îş t e bu iki canlı m elek,
bu iki w. ’ık, bu iki insan, sanki ruhî hayatları içerisindeki ge­
niş şuurluluk ve parlak idrâki, beden içerisinde de devam ettiri­
yorlardı Onlara sizin lisanınızla ’m elek'den gayrı bir kelim e ya­
kışmaz. İşte birçok Peygam berlerin etraflarında bu tip insanlar,
varlıklar nevcut idi. Rabbin Meleği olarak zikredilirler. Bu tip
varlıkla. yüksek kudrete haiz oldukları için, kâh bedenli, kâh
beden -t/ tarzda istedikleri m üessiriyeti, ödevleri dahilinde olm ak
üzere da etm ek kudretini haiz ve sahiptirler.
«Ve Cibril, bütün bunların organizatörüdür. Yani, dünyanın
sevk-ü idaresiyle sorum lu İlâhî M ekanizmamın bütün h aberleri­
nin yerine u laşm asını tem inen vazifedar varlık, Cebrail olarak
isim lendirilm iştir. Bu, bizatihi kendisi için m evcut olan bir var­
lık naıdır,. yoksa bir kudret toplum u mudur?., bunu biz d e bil­
m iyoruz. Yani varlıklar m ıdır, yoksa varlık mıdır?., m alûm atım ız
yoktur. Yalnız, bu M ekanizma'mn bu tarzda çalışışım biliyoruz.
Bizim de m evcut olduğum uz Vazife Grubu, zam an zam an bu Var­
lığın haberleri ile karşılaşabilir, karşılaşm aktadır. Bu, um um i bir
ça lışış sistem idir. Yalnız bizim grubum uz için değil, hafsalanızm
alam ayacağı geniş gruplar için de vaziyet aynı olduğu için, bir
rüçhaniyc! asla değildir. Bu, m utad hâldir. N itekim , en küçük
bir insanın dim ağında teşekkül eden gerçek bir sezgi dahi Cib­
ril'den gelir. K adem eler teşkil etm ek suretiyle haberin tevziatı
O'na aitti: Bu hususu dikkate alm alısınız. Ve gerçek sezginin n e
yam an bir şey olduğu hakkında da m alûm atınız olur.»
Sadıklar Plânı'nm ü sttek i çok önem li tebligatı, geç­
m iş zam anlarda 9M elekler' olarak bahsedilen Sem avî
V arlıklar’m, günüm üzde ’V azifeli V arlıklar’ olarak anıl­
dığım ve işte B edri R uhselm an dünya isim li varlığın da,
geçm işte M elek denilen Sem avî Varlıklar'dan ve çağı­
m ızın Y üce V azifelilerin d en birisi olduğunu belirtm ek­
tedir. B u Sem avî Varlık, bu îlâh î H aberci, yeryüzüne ve
Ü lkem ize n için gönderildi? îş t e bu sorunun cevabını,
binlerce y ıl önce eski M ısır Zoan'daki K âhinler Okulu
Başkam olan E lihu isim li Yüksek Rahip şöyle açıkla­
m aktadır:
57
«Bu [karanlık] çağ, Saflığın ve Scvgi'nin işlerini pek arılam ıyacaklır; fakat, tek kelim e dahî kaybolm am ıştır, çünkü. Tan­
rı ’nm Kayıt Kitabı Tıda her düşüncenin v e kelim enin ve işiıı
bir kaydı yapılır; ve dünya, alm aya hazır olduğunda, işte Tanrı,
Kitab'ı açm ası ve O iu ın kutsal sayfalarından lüın Saflık vc Sev­
gi m esajlarını kopya etm esi için bir Haberci gönderecektir. O
zaman, yerytizündeki her insan, Hayat Kelâm ı'nı, kendi ülkesinin
lisanında okuyacak ve insan, Işığı görecektir, ve insan tekrar,
Tanrı ile birlikte olacaktır.»
Ü stte bahsedilen 9H ayat K e lâ m ı’ sözü ile, Bilgi K i­
tabı kastedilm ektedir ve sözkonusu ’H aberci9 ise. B ed ii
R uhselm an’dır. Vahiy: 20/12'de; son zamanda, bütün
kitaplar ve ayrıca 'H ayat K ita b im n açılacağı belirtil­
m ektedir. H ayat K itabı olarak zikredilen, B ilgi K itaba­
dır. Ayrıca, Kur'an: 1 7 /1 3 -14'de; «H erkesin am elini
ken di boynuna doladık. K ıy a m e t günü onun için b ir
K ita p çıkartacağız ki, n eşred ilm iş olarak ken disin e ka­
vu şa ca k ...» şeklinde belirtilen 'N eşredilecek Kitap' işte
Bilgi K itabı'dır. Ve, Hz. M uham m ed’in, «Y üce Allah için
yü z rah m et v a r d ır . Bunlardan b ir ra h m eti; cin. insan ve
hayvanlar ve h aşerat arasına indirdi... Allah Teâlâ, doksandokuz ra h m eti geriye bıra k tı, K ıy a m e t Günü ku llarina onlarla rah m et edecek.» şeklindeki hadisi'nde bah­
sedilen 99 rahm et, işte Bilgi K itabı'dır ve 99 rahm et,
O'nunla ortaya çıkarılacaktır. Ö te yandan, Mazdeizm
tradisyonunda, hayır ile şer arasındaki en son savaş ile
ilgili olarak, 'Yüce K ita p ve A çılışı9 olayından bahsedil­
m ektedir. Bu savaş sırasında, M esih Saoshyant ortaya
çıkacak ve Ahriman'ı ( 17) kesin bir yenilgiye uğratacak
ve bundan sonra Bilgi Tanrısı H ürm üz, Yüce. K ita b ı
açacaktır. Belirtilen bu Yüce Kitap, B ilgi K itabı'dır ve
K elâm Güneşi'nin bünyesinde olan Ana K ita p ’Ğan indi­
rilm iştir. Kur'an: 43/4'de: «Ana K ita p , b izim nezdim izd e d ir, Y ü ce’dir, H ik m et doludur.» denilm ektedir. îşte ,
Yüce Ana K itap i n H ikm et dolu sayfalarından ( 1S)Vdün­
ya beşeriyetinin son devre nasibi olarak nice orijinal ve
h ikm et dolu bilgiler derlenerek, B ilgi K itabı olarak yer­
yüzüne indirilm iştir. Bilgi K itabı’nm açığa çıkm asıyla,
beşeriyetin şevki idaresi, bu Yüce Bilgi'nin geldiği îlâ h î
P lân’a a it olacakdır ve bu durum , Tufan’a kadar sü re­
cektir. Kur'an: 8 3 /6 ’da; «O gün insanlar, Â lem lerin Rabbi için kalkacaklar.» ayetinde, B ilgi K itabı'nm açığa çı­
kışı ile, Â lem lerin R abbi’nin şevki idaresine girileceği
belirtilm ektedir. Bunun sonucunda, Kur’an: 21/105'de;
«Dünyaya doğru d ü rü st kullarım m ira sçı olurlar.» sözüy­
le belirtilen hâl oluşacaktır, yani, spiritüel insanların
yeryüzündeki yönetim lerinin günleri ortaya çıkacaktır.
Bu, karanlık çağın yıkılm ası ve aydınlık çağın kurulm a­
sıdır.
Bilgi K itab ı’nm ne zaman ortaya çıkarılacağın:, Kifcab'ı indiren İlâhî P lân’dan gayrı k im se bilem ez. B u k o­
nuda, Sadıklar Plânı şöyle söylem ektedir: «H aber'in
yayın lan m ası, b elirli b ir tarihe bağlı değildir. Zam an ve
zem in in ih tiya cın ı gözönünde tu ta ra k , H a b er’in o rta ya
konuşu ta rih i, seyyâ ld ir. Yani, b e şeriy etin m uayyen b ir
se y ri ik tisa p e tm e si ve bir m efk u reyi kazanm ası lâzım dır.
B unlar ise, insanların kendi h a ttı h a rek etleri ile alâkalı
h u su slardır ( 19).» Burada ifade edildiği gibi, beşeriyetin
hâl ve hareketleri ile sözkonusu m efküreyi kazanm ası,
B ilgi K itabı’nm ortaya çıkarılış gününü belirleyecektir,
ö t e yandan, B ilgi K itabı’nm batı'ya duyurulduğu bir kitapda ise ( 20), H aber’in yani Bilgi K itabı’m n ortaya ko­
nuluşunun; «insanlığın tan ık olu p olabileceği en tarih i
olay» olacağı belirtilm ektedir.
59
D İ P N O T L A R
(1) Monizm: Düalizm'in (İkiciliğin) aksine, Kâinat'ın tem eldeki
birliğini benim seyen felsefî sistem ler; bircilik.
(2) Fantom: H ayalet. Metinde, m ateryalizasyon celsesin de materyalize olan dczcnkarnc varlığa atfen kullanılm ıştır.
(3) Reconstruction: Yeniden iıışa etm e.
(4) Ektoplazma: M ateryalizasyon celseleri sırasında m edyom un
bedeninin belirli bölgelerinden çıkan ve dczcnkarnc b ir var­
lığın, m ateryalize olm ak için kullandığı süplil madde.
(5) Musolin: Fransız m uslini. M uslin, sıkça dokunm uş, parlak,
ince, yum uşak olan bir çeşit pam uklu kum aştır. Muslin
kelim esinin kökeni, Irak'taki Musul kentinin adından gel­
mektedir.
(6) H azinin: Celsede hazır bulunanların tümü.
(7) Dr. Bedri Rııhselman, 1950'de bir grup arkadaşı ile kurduğu
bu C em iyet'ten 1958'lerdc ayrılm ış vc «büyük vazifesinin en
ileri faaliyetine» başlam ıştır. Daha sonra, 18-2-1960 yılında,
yeryüzünden ayrılm ıştır.
(8) «İnsanlar... Zavallı insanlar, Yukarı'dan ne küçük şeyler is­
terler... Küçücük bir şey, bir rahatlık, ufak m addî bir saadet,
basit bir dünya yardımı... Halbuki insan varlığını teşk il eden
ruhların tekâm ülü için icap ederse nebülözler teşekkül ede»:,
âlem ler kurulur. Zamanın, m ekânın bir kıym et ifade etm e­
diği m evsim lerde sizin için uzun hazırlıklar yapılır. İnsan
akim ın kavrıyam ayacağı şekillerde plânlar tanzim edilir.
«Plânlan, ihata ediş kabiliyeti, seziş zenginliği, m addeye ha­
kim olu ş kudreti büyük, çok büyük varlıklar hazırlar. Bu
Güneş Sistem i içinde ruhlar tekâm üle hazırlanırlar. Bu ta­
biat [bu Güneş S istem i] kâinat'için de ilk tekâm ül istasyonu
değildir. Ruhlar güneş sistem lerinden daha geri sistem lerde
de bir tekâm ül yaptıktan sonra ancak sizin âlem inizde
LGüneş S istem i’nde] tatbikata hak kazanmışlardır.
«Plânlarınızı gelişigüzel tanzim etm ediniz, onlar birtakım
m evziî ve um um î kontrollerden geçm iştir.K âinat'ta bir ahenk
vardır. Bu ahengi siz plânınızla bozm am anız için o kadar
çok kontrollere tâbisiniz ki... Onun için yeryüzünde m eselâ
bir Bedri R uhselm an daha m evcut değildir. Sizin bir husu­
siyetiniz vardır. Bütün insanların olduğu gibi.»
K em âl Y olcusu (Yüksek Rehber Ruh)
60
(9) «Ey yüksek Halik, Senin Iûtfuna erişm ek için şu Kâinat'ta
gözlerin göreniiyeceği, insan zihninin alam ıyacağı çokluk­
ta varlık, her an Sana niyaz ediyor. Onların bu çağn şîarı,
sağırların kulaklarına bile ulaşm aya kâfi iken, benim kalbim
bunu duym uyorsa, ruhumun m addeye sarılışın ır. bir teza­
hürü bu. Beni kurtar bu m addelerden ki, Sana yaklaşm ak
imkânını bulayım . Değil başkalarının tazarruu ile kendi ru­
humun özleyişini hissedeyim de Sana yanayım .»
Kadri (Yüksek Rehber R u h )... î 1-1-1952
(10) «Kâinattaki büyük nizamı, m ukaddes intizar halir.:, gâşi ha­
lindeki m üebbed fecirlere doğru ilham la sarhoş bîr hâldeki
k oşu şian görebilecek insan, dünyanız çevresinde m ukadder
yolculuğu elde edebilm iş sayılm alıdır. Ancak, bu pek kolay
olur ve kolay tedarik edilir, iğreti bir iktisap olam az. Ama
ilâhı nizam ı ve sonsuz nurlara doğru coşkun k oşu şian gör­
mek ne dem ektir?.. Bu, İlâhî nizam la yek vücâd olm ak,
İlâhî nizam ın içinde erim ek, onun bir parçası olm ak d e­
mektir. Bu, asla ve hâşâ Allah’la birleşm ek, OTıda yok o l­
mak veya O’nda yaşam ak (yani fenâfillah ve bekâbîllah)
m anâsına gelmez.»
(11)
(12)
(13)
(14)
M ustafa Molla (Yüksek Rehber Ruh) ... 30-10-1949
Kur'an: 16/40. «Bir şeyi dilediğim iz zam an sözüm üz ancak
ona «Ol» dem em izden ibarettir. O da derhal oluverir.»
Şam anizm 'in Y aradılış Mitosu'ndan: «Herşeyi Biz yarattık!
O l!- dedik, h ep si birden oldu. Biziın kardeşim iz yoktur. Biz
doğm adık ve ölm eyeceğiz dc. N eye Ol!., dediysek o oklu...»
«Kozmik Kâinatınız, baştan aşağı ruhsal varlığın şah eseri­
dir. (...) Kaadiri Mutlak olaıı Tanrı, Allah, varlığı ile, m ah­
lûku ile kat'İ su rette irtibatta değildir. Hepsini, her şeyi son ­
suza kadar devam eden hiyerarşik bir sistem içerisinde, her
seferinde ufkun kaybolduğu bir noktada başka bir ufuk
başlayarak, varlıklar tanzim eder.» (13-11-1970)
Bkz: SADIKLAR PLÂNI-5 ... Böl: 3/Sıra: 6
Son Çağ, binyıllarcadır süren Dünya Evrim Sikiusu'nun
7'nci ve son Kıyamet Dönemi veya Bilgi Çağı'dır, ki bunun
ardından bir Tufan gelecektir ve yeryüzü yeni bt: Evrim
Siklusu için yeniden düzenlenecektir.
«Evvelki bir dinin, dünya asırlarından ve nesillerinden artakalm ış bazı cürufun kararttığı nurlarını tekrar parlatm ak ve
ona yeni nurlar katm ak için zamanı gelince başka bir Pey­
gam ber başka bir dinle dünyaya indirilm iştir. Yoksa din
birdir. Ve çeşit çeşit dinler yoktur. Yalnız, o tek dinin yay­
dığı esas hakikatler zam an zam an unutulur ve bundan m ü­
tevellit insan ruhlarında sapıklıklar, uyuşukluklar ve du­
raklam alar peyda olur. O zam an bu sapıklığı düzeltm ek,
bu durgunluğu kam çılam ak ve bu duraklam ayı harekete
getirm ek için din, yeni hayal şartlarına ve icaplarına uygun
bir çehre ile kendisini insanlar arasında yaym aya lâyık ve
m uktedir varlıklar yani Peygam berler ve m ürşitler tarafın­
dan yeryüzüne tekrar arzedilir. İşle tek dinin, yani İlâhî
yolun m uhtelif dinler halinde görülen m anzarası budur.»
(Bedri Ruhsclm an)
(15) Bkz: SIRIUS MİSYONU ... kitap-23 ... Böl-5/sf: 54, 55
(16) Bahsedilen kişi, Bedri Ruhselm an'dır.
(17) Ahriman: Zerdüştizm düalizm ind e şer güçlerinin başı.
(18) Ana K itap hakkında, bilinen tür bir kitap ve sayfalarını dü­
şünm ek yanlıştır. Bunun, m ahiyeti çok değişik b ir İlâhî
Hafıza, Kayıt K om püteri olarak düşünülm esi gerekir şim d i­
lik.
(19) Sadıklar P lâ n ı... Celse-7 ... 28-1-1971
(20) PUHARICH, Andrija. URİ: A Journal of the M ystery o f Uri
Geîler, Ne\v York, Anchoı* P ress/D ou bleday & Co., Inc., 1974.
62
KİSAN-1981’e KADAR YAYIMLANMIŞ KİTAPLARIMIZ
1.
2.
3.
4.
5.
6.
7.
8.
9.
10.
11.
12.
13.
14.
15.
16.
17.
18.
19.
20.
21.
22.
23.
24.
25.
26.
27.
28.
29.
30.
31.
32.
33.
34.
35.
36.
37.
38. ‘
AGARTA... (Yeraltı Uygarlığı)
UFO BİLİM SEL KURAMLARI
AKUPUNKTUR... (Biyo-Plazmik Tedavi)
ÖLÜM ve ÖTESİ... (Bilim sel İncelenim )
REENKARNASYON... (Genedoğmak B ilim sel tncelenim i)
UFOLOJİ... (Diiııya Dışı Zeki V arlıklar Bilim i)
PARAPSİKOLOJİ... (Olağanüstü Duyular Bilim i)
TELEPATİ... (Uzaduyum B ilim sel tncelenim i)
EKMİNEZİ... (G eçm işe Geri Dönüşler)
MU... (Tarih Öncesi Uygarlık)
NEO SPİRİTİZM -M ODERN SPİRİTİZM
UFO - APOLLO... (Ortak Uzay Uçuşları)
SPEKTRA - URİ GELLER... (Hoova Planeti Misyonu)
UZAYLILAR... (Genel Bilgiler)
ÖLÜM ve AHRET... (Temel Bilgiler)
UZAYLI İNSANLAR... (Bilim sel İncelenim )
KOZMOS’DAN DÜNYALILARA... (Um m o Planeti M isyonu)
DÜNYA ÖĞRETMENİ... (Altın Çağ Rehberliği)
TELEPATİ... (Deney ve Yöntem leri)
USO - OINT... (Denizaltı Uygarlığı)
LEVİTASYON... (Yerçekim ini Yenen İnsanlar)
SOVYETLER UFO KURAMLARI
SIRIUS MİSYONU... (—Bildirge—)
K1RLIAN PHOTOGRAPHY... (Biyopİazmik Bedenler)
ÖNCÜ-UFO GENEL YAPILARI
EVREN UYGARLIKLARI
İNSAN ve KEHANET... (Kanıtlı Öngörümler)
UZAY ÜSSÜ AY... (Gizemli Yapay Planet)
İŞINLAMA... (Olaylar — Gözlemler)
MEDİTASYON... (Transandantal)
GÖRÜNEN RUHLAR... (Bilim sel İncelem eler)
EVRİM ÜSTADLARI... (Venüs Planeti Misyonu)
AGARTA... (M ahatm alar Misyonu)
UFOLOJİ... (Uzaylılar Bilim i)
BURU-GÖRÜ... (Ruhsal Gözle Görüm)
AGARTA
EVRENSEL EVRİM YOLLARI
PSI - TIP... (Ruhsal Cerrahi)
39.
40.
41.
42.
43.
44.
45.
46.
47.
48.
49.
50.
51.
52.
53.
54.
55.
56.
57.
58.
59.
60.
1.
2.
3.
4.
5.
6.
7.
APORLAR... (Ruhsal Işınlam alar)
PARAPSİKOLOJİ BİTKİLER ARAŞTIRMASI
MEDYOMLUK... (Ruhsal Celseler)
SPATYOM... (Öte Âlem Mekânı)
EVRENSEL YÖNETİCİ MEKANİZMA
ZAMAN ve RÖLATİVİTE
PSİK O K İN EZİ... (Aktif Zihin Gücü)
VİMANA UZAY ARAÇLARI
VAZİFE ve TÜRKİYE... (Kozmik Misyon)
Hz. MUHAMMED... (Evrensel Bilgi Elçisi)
SPİRİTOLOJİ... (Ruhsal Gerçekler Bilim i)
HİPNOTİZMA
KARMA... (N ed en -S on u ç Yasası)
EVRİM -ÜRETİM ... (Tez ve Antitez Teoriler)
SPATYOM... (Yapısı ve İşlevi)
DZYAN KİTABI
ANAGEMİ — UFO... (Genel Yapıları)
Hz. İSA... (Evrensel Sevgi Elçisi)
BİLGİ KİTABI EVRENSEL MİSYONU
BİLGİ ÇAĞINA GİRİŞ
KÖTÜLÜK VE KAYNAKLARI
BEDRİ RUHSELMAN
Cilt:
Cilt-.
Cilt:
Cilt:
Cilt:
Cilt:
Cilt:
SADIKLAR
SADIKLAR
SADIKLAR
SADIKLAR
SADIKLAR
SADIKLAR
SADIKLAR
PLÂNI
PLÂNI
PLÂNI
PLÂNI
PLÂNI
PLÂNI
PLÂNI
(Altın
(Altın
(Altm
(Altın
(Altm
(Altm
(Altm
Çağ
Çağ
Çağ
Çağ
Çağ
Çağ
Çağ
Misyonu)
M isyonu)
M isyonu)
M isyonu)
Misyonu)
Misyonu)
Adisyonu)
1. Cilt:
2. Cilt:
DOSTLAR PLÂNI (Altm Çağ Misyonu)
DOSTLAR PLÂNI (Altın Çağ Misyonu)
1. Cilt:
BİLGELER PLÂNI (Altm Çağ Misyonu)
1. Cilt:
ÖNCÜLER PLÂNI (Altın Çağ Misyonu)
BİLİM ARAŞTIRMA MERKEZİ
Satış ve Dağıtım:
P.K. 1072 — İSTANBUL
VaIj Konağı Caddesi
Halil Bey Pasajı, No: 40 (Alt Kat)
N işantaşı — İstanbul
Yeryüzünden, bir b eşerî yıldız gelip geçti. K im se bu Sem avî
Yıldız'ı ilkin anlayamadı ve tanıyam adı. Fakat o'nun yeryüzünde
bıraktığı 'Emanet', öylesine bir görkem li ışık çıkarm aktadır ki,
bu ışığı, nice nice ışık yılları ötelerdeki yıldızlar bile gördü... Bilgi
Çağı'nın içine girilm ektedir ve Bedri Rulıselm an, Bilgi Çağının Önderi'dir. Kendisi, Yüce İlâhî Kaynak'tan gelm iş v e O'nün Haberini
alıp teslim etm iştir. Son derece geniş ve derin bir Kâinat Bilgisi'ne
sahip olan Bedri Ruhselm an, dünya evrim tarihinin en Yüce bil­
gisinin vazifesini, dünya beşerî evrim inin son dönem i olarak ger­
çekleştirm iş ve hiç unutulm ayacaklar arasına girerek, Ü stün Plâ­
nı'na geri dönm üştür. Bedri Ruhselm an, Bilgi Çağı'nda ortaya çı­
kacak olan, vazife sezgisinin yoluna girecek m ilyonlarca beşer
varlığının rehberi’dir. B eşerî evrim in en kutlu m erhalelerine gi­
rişi oluşturan bu basam ağın Yüce ön d eri oîarak Bedri Ruhsciman, çok yakında, tüm beşeriyetin tanıyacağı şekilde ve tüm
görkem iyle bilinecektir.
Bu olgunun, fakat, Hz. Isa ve Hz. M uhammed M isyonları ile
kıyaslanm ası ve onları ifna etm esi sözkonusu değildir. Hz. îsa
Yüce Sevgi'nin, Hz. Muhammed Yüce Ahlâk'm ve Bedri Ruhsel­
man Yüce Bilgi'ııin Önderleri'dirler ve beşeriyet bunların her bi­
rini ayrı ayrı ve birlikte benimseyecektir'. Çiinki Adisyonları Müş­
terektir ve Onlar avnı İlâhî Plân'a dahildirler...
Bu yapıtla, şu hususlara-ilişkin bilgi edinebilirsiniz:
Spiritüalizm Hakkında, Milli Eğitim Bakanlığına Rapor.
Spiritüalizm 'i n Uluslararası B ilim sel Yanı ve Çalışmalar.
Spiritüalizm Etüdlerinde Bilim Adamları ve Raporları.
Varlığın Kâinatlar Boyunca Evrim i ve Gelecekleri
Bedri Ruhselman'ın Sem avî K işiliği ve Sem avî Vazifesi.
Bilgi Çağı’nın Bilgi Kitabı ve Yukarı’dan Almış Misyonu.
70TL,
Download