Uploaded by User838

AYmetodolojiKG

advertisement
Kemal Gözler
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
Ekin Kitabevi Yayınları
ISBN: 975-7338-39-7
© Tüm hakları mahfuzdur. Bu kitabın tamamı ya da bir kısmı 5846 sayılı yasanın
hükümlerine göre, kitabı yayınlayan kitabevinin izni olmaksızın, elektronik, mekanik, fotokopi, ya da her hangi bir kayıt sistemi ile çoğaltılamaz, yayınlanamaz,
depolanamaz.
İkinci Baskı
Temmuz 1999
Baskı: Motif Matbaası
Dizgi ve Sayfa Düzeni: Kemal Gözler
Kapak Düzeni: Kemal Gözler
Düzeltme: Serkan Bilgin, Berna Güneş, Kürşat Akbıyık, Ayşe Tavaslıoğlu
Eleştirileriniz İçin: [email protected]
Dağıtım:
Ekin Kitabevi
Altıparmak Cad.
Burç Pasajı no: 27
BURSA
Tel+Fax: (0224) 223 04 37
Yard.Doç.Dr. Kemal GÖZLER
Uludağ Üniversitesi Öğretim Üyesi
ANAYASA HUKUKUNUN
METODOLOJİSİ
Düzeltilmiş ve Genişletilmiş İkinci Baskı
EKİN KİTABEVİ YAYINLARI
B U R S A - 1 9 9 9
“Yeni bir bilimsel gerçeklik, rakiplerini ikna ederek veya onlara aydınlığı göstererek zafer kazanmaz. O zafer kazanır; çünkü, rakipleri ölerek
yok olurlar ve yeni bir kuşak, yeni bir düşünce
eskisinin yerini almakta tereddüt etmez”.
Max Planck
İÇİNDEKİLER
Giriş.......................................................................................................................1-6
Bölüm 1
POZİTİVİST TEORİ (s.7-18)
I. Tabiî Hukukun Reddi............................................................................................ 7
II. Değerlerin Bilinemezliği İlkesi.......................................................................... 11
III. Pozitivist Teorinin Bilim Anlayışı.................................................................... 14
1. Bilimin Konusu Objektif Olarak Bilinebilir Bir Şeydir ............................ 14
2. Bilim ile Bilimin Konusu Birbirinden Farklı Şeylerdir ............................ 16
3. Bilimin Görevi Konusunu Sadece Tanımaktır.......................................... 16
4. Hukuk Bilimi Kendisine Yabancı Unsurlardan Arınmalıdır (“Saflık”) .... 17
Bölüm 2
MANTIK (s.19-24)
Önerme................................................................................................................... 19
Üç Tür Önerme veya Dilin Üç Görevi ................................................................... 20
Anayasalar Yaptırmalı Önermelerden Oluşmuştur ................................................ 21
Anayasa Mahkemesi Kararları da Yaptırmalı Önermeler İçerir............................. 21
Bilimsel Eserler Bildirmeli Önermeler Kullanır .................................................... 21
Yaptırmalı Önermeler İle Bildirmeli Önermeler Arasındaki Farklar ..................... 22
Anayasa Normlarının ve Anayasa Mahkemesi Kararlarının Geçerlilik Kriterleri . 22
Anayasa Hukuku Bilimi Önermelerinin Geçerlilik Kriteri .................................... 23
Bölüm 3
ANAYASAL MESELELERİN ÇÖZÜMÜ (s.25-26)
Bölüm 4
ANAYASA HUKUKUNUN BİLGİ KAYNAKLARI (s.27-54)
I. Anayasalar .......................................................................................................... 28
A. Türk Anayasaları........................................................................................... 29
1. Resmî Kaynaklar ...................................................................................... 29
2. Özel Kaynaklar: Anayasa Derlemeleri ..................................................... 34
3. İnternette Türk Anayasaları ...................................................................... 37
B. Yabancı Anayasalar ...................................................................................... 37
1. Türkçe....................................................................................................... 38
2. Fransızca................................................................................................... 38
3. İngilizce .................................................................................................... 39
4. İnternette Yabancı Anayasalar.................................................................. 39
II. Anayasa Mahkemesi Kararları........................................................................... 40
A. Türk Anayasa Mahkemesi Kararları............................................................. 41
X
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
1. Resmî Yayınlar ......................................................................................... 41
2. Özel Yayınlar............................................................................................ 42
B. Yabancı Anayasa Yargısı Organlarının Kararlarının Bilgi Kaynakları......... 43
1. Fransız Anayasa Konseyi (Conseil constitutionnel) Kararları.................. 43
2. Amerikan Federal Yüksek Mahkemesi Kararları ..................................... 44
3. Alman Federal Anayasa Mahkemesi ........................................................ 45
4. İtalyan Anayasa Mahkemesi Kararları...................................................... 45
III. Bilimsel Eserler ................................................................................................ 46
A. Bilimsel Eserlerin Çeşitleri........................................................................... 46
1. Sistematik Eserler ..................................................................................... 46
a) Türkiye................................................................................................. 46
b) Fransa .................................................................................................. 48
d) Diğer Ülkeler ....................................................................................... 49
2. Monografiler ............................................................................................. 50
3. Makaleler: Dergiler (Süreli Yayınlar)....................................................... 51
a) Türk Dergileri ...................................................................................... 51
b) Fransız Anayasa Hukuku Dergileri...................................................... 53
4. Diğer Eserler............................................................................................. 53
Bölüm 5
BİLGİ KAYNAKLARININ TARANMASI VE
TEMİN EDİLMESİ (s.55-67)
I. Kaynak Taraması ................................................................................................ 55
A. Kütüphane Kataloglarından Kaynak Taraması ............................................. 55
1. Kütüphaneye Giderek ............................................................................... 55
a) Eski Sistem: Çekmecelerden Tarama................................................... 55
b) Yeni Sistem: Bilgisayarla Tarama ....................................................... 56
2. Kütüphaneye Gitmeden: İnternetle Kaynak Tarama................................. 57
B. Bibliyografyalardan Kaynak Tarama............................................................ 57
C. Social Sciences Abstracts'tan Kaynak Tarama.............................................. 58
D. Social Sciences Citation Index'ten Kaynak Tarama...................................... 58
E. ULAKBİM Aracılığıyla Kaynak Tarama...................................................... 59
D. İnternet Aracılığıyla Kaynak Tarama ........................................................... 59
II. Kaynak Temin Etme .......................................................................................... 60
A. Piyasadan Satın Almak ................................................................................. 60
B. Kütüphanelerden Temin Etmek .................................................................... 61
1. Millî Kütüphane........................................................................................ 61
2. Halk Kütüphaneleri................................................................................... 61
3. Uzmanlık Kütüphaneleri........................................................................... 62
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Kütüphanesi ................................. 62
Açık Raf / Kapalı Raf Sistemi.................................................................. 63
Türk Kütüphanelerinin Fakirliği .............................................................. 64
Kütüphaneler Arası Ödünç Servisi........................................................... 65
Anayasa Hukuku Dergileri Nerede Bulunur? .......................................... 65
C. İnternet Aracılığıyla Temin Etmek ............................................................... 69
İÇİNDEKİLER
XI
Bölüm 6
OKUMA (s.69-116)
I. Okuma Tekniği ................................................................................................... 69
A. Anayasa Metinleri Nasıl Okunmalı?............................................................. 69
B. Anayasa Mahkemesi Kararları Nasıl Okunmalı?......................................... 74
C. Bilimsel Eserler Nasıl Okunmalı?................................................................. 78
II. Okumada Mantık Bakımından Dikkat Edilecek Hususlar ................................. 81
A. Dilde Çok-Görevliliğe Karşı Dikkatli Olunmalı........................................... 82
1. Anayasa Metinlerinin Okunmasında Dikkat Edilecek Hususlar............... 86
2. Anayasa Mahkemesi Kararlarının Okunmasında Dikkat Edilecek
Hususlar ................................................................................................... 89
3. Bilimsel Eserlerin Okunmasında .............................................................. 96
B. Kelimelerin Duygusal Etkisine Karşı Dikkatli Olunmalı.............................. 97
Anayasa Hukuku Kavramlarının Duygusal Etkisi ........................................ 98
Sosyal Adalet ........................................................................................... 98
İnsan Hakları............................................................................................ 99
Hukuk Devleti........................................................................................ 100
Yargı Bağımsızlığı ................................................................................. 100
Anayasa Yargısı ..................................................................................... 101
Dilin Etkileme Amacıyla Kullanılması....................................................... 102
Kesinlik Bildiren Deyimlere Karşı Dikkatle Olunmalı............................... 106
Dört Soru .................................................................................................... 110
Kelimeler Duygusal Yüklerinden Arındırılmalı .................................... 110
Yazarın Asıl Maksadı Saptanmalı.......................................................... 110
“Pazarcı Taktiği”ne Karşı Dikkat Edilmeli............................................ 113
Yazarın Ana İddiası Tespit Edilmeli...................................................... 114
Bölüm 7
YAZMA (s.117-130)
Atıf Usûlleri..................................................................................................... 119
1. Anayasa Maddelerine Atıf ...................................................................... 119
2. Anayasa Mahkemesi Kararlarına Atıf Usûlü .......................................... 120
3. Bilimsel Eserlere Atıf Usûlleri ............................................................... 123
Kitaplara Atıf Usûlü............................................................................... 125
Makalelere Atıf Usûlü............................................................................ 125
Derlemedeki Bir Çalışmaya Atıf............................................................ 125
Yayınlanmış Tebliğe Atıf....................................................................... 125
Yayınlanmamış Yüksek Lisans ve Doktora Tezlerine Atıf.................... 126
İnternet kaynaklarına Atıf Usûlü............................................................ 125
Yayınlanmamış Çalışmalara Atıf Yapılmaz .......................................... 128
Dil ............................................................................................................... 129
İmlâ Kılavuzu ............................................................................................. 130
XII
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
Bölüm 8
TERMİNOLOJİ (s.131-140)
A. “Anayasa” Terimi ....................................................................................... 131
“Constitutio”............................................................................................... 131
“Constitution”............................................................................................. 131
“Kanun-ı Esasî” .......................................................................................... 132
“Teşkilât-ı Esasiye Kanunu”....................................................................... 132
“Anayasa”................................................................................................... 133
Değerlendirme ............................................................................................ 133
B. “Anayasa Hukuku” Terimi.......................................................................... 134
1. “Hukuk-ı Esâsiyye” ................................................................................ 134
2. “Esas Teşkilât Hukuku”.......................................................................... 134
3. “Ana Hukuk”, “Devlet Ana Hukuku”..................................................... 136
4. “Anayasa Hukuku” ................................................................................. 136
5. “Anayasa Bilimi”.................................................................................... 137
6. “Anatüze” ............................................................................................... 140
Bölüm 9
ANAYASA HUKUKUNUN TANIMI (s.141-145)
1. Fransız Doktrininde Anayasa Hukuku Tanımı ....................................... 141
2. Türk Doktrininde Anayasa Hukuku Tanımı ........................................... 142
Bölüm 10
ANAYASA HUKUKUNUN KONUSU (s.147-156)
1. Fransız Anayasa Hukuku Doktrininin Konuları ..................................... 148
a) Birinci Dönemin Konuları ................................................................. 148
b) İkinci Dönemin Konuları ................................................................... 150
c) Üçüncü Dönemin Konuları ................................................................ 150
2. Türk Anayasa Hukuku Doktrininin Konuları ......................................... 151
“Anayasa Hukukunun Genel Esasları” Konuları ................................... 151
“Türk Anayasa Hukuku” Konuları......................................................... 152
Karşılaştırma............................................................................................... 152
Değerlendirme ............................................................................................ 153
Pozitivist Teori Açısından Anayasa Hukukunun Konusu........................... 153
Bölüm 11
ANAYASA HUKUKUNDA YAKLAŞIM BİÇİMLERİ (s.157-162)
1. Tarihî Yaklaşım ...................................................................................... 157
2. Felsefî Yaklaşım ..................................................................................... 158
3. Sosyolojik Yaklaşım ............................................................................... 159
4. Hukukî Yaklaşım .................................................................................... 159
Yaklaşımların Eşit Değeri........................................................................... 161
Sonuç: Münhasıran Hukukî Yaklaşım yahut Anayasa Hukukunun “Saf”
Teorisi .................................................................................................... 162
İÇİNDEKİLER
XIII
Bölüm 12
ANAYASA HUKUKU İLE DİĞER HUKUK DALLARI ARASINDAKİ
AYRIM (s.163-177)
1. Anayasa Hukuku - Genel Kamu Hukuku Ayrımı ................................... 164
2. Anayasa Hukuku - İdare Hukuku Ayrımı ............................................... 170
3. Anayasa Hukuku - Malî Hukuk Ayrımı.................................................. 175
4. Anayasa Hukuku - Ceza Hukuku Ayrımı ............................................... 175
5. Anayasa Hukuku - Muhakeme Hukukları Ayrımı .................................. 176
6. Anayasa Hukuku - Özel Hukuk Dalları Ayrımı...................................... 176
Bölüm 13
FRANSIZ ANAYASA HUKUKU DOKTRİNİNİN
GELİŞİMİ (s.179-196)
I. Birinci Dönem: Anayasa Hukukunun Klasik Teorisi........................................ 180
1. Adhémar Esmein .................................................................................... 181
2. Raymond Carré de Malberg.................................................................... 181
3. Léon Duguit ............................................................................................ 182
4. Maurice Hauriou..................................................................................... 183
5. Joseph-Barthélemy ve Paul Duez ........................................................... 184
6. Julien Laferrière...................................................................................... 184
7. Georges Vedel ........................................................................................ 185
II. İkinci Dönem: Anayasa Hukukunda Siyasal Bilim Yaklaşımı ........................ 187
III. Üçüncü Dönem: Yeni Anayasa Hukuku ........................................................ 190
1. Anayasa Hukukunun Niteliğinde Değişme............................................. 192
2. Anayasa Hukukunun Uygulama Alanında Genişleme............................ 193
a) Kurumsal Anayasa Hukuku ............................................................... 193
b) Normatif Anayasa Hukuku ................................................................ 193
c) Maddî Anayasa Hukuku .................................................................... 194
3. Anayasa Hukukunun Diğer Hukuk Dalları Karşısında Üstünlüğü ve
Diğer Hukuk Dallarının Anayasallaşması .............................................. 194
Bölüm 14
TÜRK ANAYASA HUKUKU DOKTRİNİNİN GELİŞİMİ (s.197-290)
Osmanlı Devri ................................................................................................. 197
Cumhuriyetin İlk Dönemi................................................................................ 199
I. Birinci Dönem: Dört Büyükler (Başgil, Kubalı, Esen, Arsel).......................... 200
A. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Anayasa Hukuku
Doktrini ....................................................................................................... 200
1. Ali Fuat Başgil........................................................................................ 200
2. Hüseyin Nail Kubalı ............................................................................... 202
B. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Anayasa Hukuku
Doktrini ....................................................................................................... 204
1. Bülent Nuri Esen..................................................................................... 204
2. İlhan Arsel .............................................................................................. 205
Eleştiri ............................................................................................................. 207
İstanbul ve Ankara Ekollerinin Kökleri........................................................... 212
XIV
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
İktisadî ve Ticarî Bilimler Fakültelerinde Anayasa Hukuku Doktrini............. 213
Sadık Tüzel ................................................................................................. 213
Orhan Melih Kürkçüer................................................................................ 213
II. İkinci Dönem: Dört Büyüklerden Sonra .......................................................... 214
A. İstanbul ....................................................................................................... 214
1. A. Selçuk Özçelik: Bir Tekrar ................................................................ 214
2. Orhan Aldıkaçtı: Exégétique Yaklaşım .................................................. 214
3. Tarık Zafer Tunaya: Türk Anayasa Hukukunda Siyasal Bilim
Yaklaşımı ............................................................................................... 216
4. Server Tanilli: İdeolojik Yaklaşım.......................................................... 219
5. Erdoğan Teziç......................................................................................... 221
6. Yıldızhan Yayla ...................................................................................... 223
7. Bakır Çağlar............................................................................................ 224
8. Naz Çavuşoğlu........................................................................................ 227
9. İsmet Giritli ve Lale Sarmaşık ................................................................ 228
B. Ankara......................................................................................................... 228
1. Mümtaz Soysal ....................................................................................... 229
2. Kemal Dal............................................................................................... 231
3. A. Şeref Gözübüyük ............................................................................... 232
4. Ergun Özbudun....................................................................................... 233
5. Cem Eroğul............................................................................................. 238
6. Yavuz Sabuncu ....................................................................................... 243
7. Mustafa Erdoğan..................................................................................... 244
C. İzmir............................................................................................................ 248
1. Özkan Tikveş .......................................................................................... 248
2. Fevzi Demir ............................................................................................ 250
3. Zafer Gören............................................................................................. 253
Bir Alman Türk Anayasa Hukukçusu: Christian Rumpf ................................. 255
III. Türk Anayasa Hukuku Doktrininin Genel Değerlendirmesi .......................... 256
Ankara Ekolü – İstanbul Ekolü? ................................................................. 258
A. Eleştiriler .................................................................................................... 260
1. Türk Anayasa Hukukçularının Uluslararası Bilim Dünyasına Katkıları. 255
Tablo 1: Social Sciences Citation Index'te Atıf Alan Yazarlar .............. 262
Tablo 2: Social Sciences Citation Index'e Göre Atıf Alan Çalışmalar ... 263
2. Bilimsel Yazma Kurallarına Uymama.................................................... 266
3. Nakilcilik ve Orijinallikten Yoksunluk................................................... 267
4. Bulanıklık ............................................................................................... 268
5. “Ders Notu” Çıkmazı.............................................................................. 168
6. Değer Yargıları ....................................................................................... 270
7. Türk Anayasa Hukuku Doktrini Kendisiyle İnceleme Konusunu
Karıştırmaktadır ..................................................................................... 272
8. Metot Bağdaştırmacılığı ......................................................................... 273
9. Televizyon Tartışmaları, Gazete Yazıları ............................................... 274
10. Anayasa Hukukçularının Türk Siyasal Hayatı Üzerindeki Etkisi ......... 275
İÇİNDEKİLER
XV
B. Öneriler ....................................................................................................... 279
Yeni Türk Anayasa Hukuku Doktrini Kurulurken ..................................... 279
1. Doktrinin Dökümü.................................................................................. 281
2. Metodoloji .............................................................................................. 281
3. “Türk Anayasa Hukuku Dergisi”............................................................ 282
4. “Türk Anayasa Hukukçuları Derneği”.................................................... 284
5. Yabancı Literatür .................................................................................... 284
6. Yabancı Dil............................................................................................. 286
7. Öğretim Elemanlarının Seçilmesi ........................................................... 287
8. Öğretim Elemanlarının Mesleklerinde İlerlemeleri ................................ 288
9. Tam Gün Çalışma Esası.......................................................................... 290
Sonuç.............................................................................................................291-297
Bibliyografya.................................................................................................299-308
Dizin..............................................................................................................309-313
Yazarın Özgeçmişi ve Yayın Listesi.................................................314-315
XVI
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
Kemal Gözler, Anayasa Hukukunun Metodolojisi, Bursa, Ekin Kitabevi Yayınları, İkinci Baskı,
1999, XVI+320 s. (www.anayasa.gen.tr/metodoloji.htm) ©. KG. Her hakkı saklıdır.
GİRİŞ
Çalışmamızın konusu, “anayasa hukukunun metodolojisi”dir.
“Anayasa hukuku”nun ne olduğunu ileride açıklayacağız. Burada
kısaca “metodoloji” terimi üzerinde duralım.
Dilimize Fransızcadan geçmiş olan “metodoloji (méthodologie)”,
“metod (méthode)” ve “loji (logie)” kelimelerinin bir araya gelmesinden oluşmuştur. “Metod (méthode)” kelimesi, eski Yunanca “tutulacak yol” anlamına gelen methodos kelimesinden gelmektedir1.
Dictionnaire Petit Robert, “metod (méthode)” kelimesini şu şekilde
tanımlamaktadır: “Bir hedefe varmak için takip edilecek yolların
tümü”2. “Loji (logie)” ise eski Yunanca teori anlamına gelen logia
kelimesinden gelmektedir. “-loji (-logie)” eki, bilimleri isimlendirmekte kullanılır: Jeoloji (géologie), psikoloji (psychologie) gibi. O
halde “metodoloji”yi, bir hedefe varmak için takip edilecek yolların
tümünü inceleyen bilim olarak tanımlayabiliriz. “Anayasa hukukunun metodolojisi” ise, anayasa hukukunun hedefine varmak için takip edeceği yolların tümünü inceleyen bir bilimdir. O halde, bu tanıma göre, her şeyden önce, varılmak istenen hedefin ne olduğunu
doğru olarak tespit etmek gerekir
Yaşar Karayalçın’ın belirttiği gibi, hedef,
“gerçeği bulmak, doğru düşünmek, adaleti gerçekleştirmek, en uygun
çözümü bulmak, bilgi vermek, araştırmak... gibi değişik düzeyde ve
konuda olabilir. Hedef ayrıca, olumlu yönde olabileceği gibi başkalarını aldatmak, yanıltmak... gibi olumsuz yönde de olabilir”3.
1.
2.
3.
Yaşar Karayalçın, Hukukda Öğretim-Kaynaklar-Metod: Problem Çözme,
Ankara, Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü Yayınları, Genişletilmiş Dördüncü Baskı, 1994, s.71.
Paul Robert, Dictionnaire de la langue française, Paris, Le Robert, 1991,
s.1191 (méthode maddesi).
Karayalçın, op. cit., s.71.
2
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
O halde bu çalışmada yanıtlanması gereken birinci soru, “anayasa hukukunun hedefi nedir” sorusudur. Biz bu soruya, aşağıda birinci
bölümde pozitivist teori açısından bir cevap verdik: Anayasa hukukunun hedefi, konusu olan anayasayı tasvir etmek, anayasal normlar
hakkında bilgi vermekten ibarettir. Hukuk biliminin görevi, hukuk
normları koymak, onları değiştirmek, onları eleştirmek değil; kendisinin dışında konulmuş halde bulunan hukuk normlarını incelemek,
onları tasvir etmekten ibarettir
Çalışmamızın birçok bölümünde başka yazarların hedefleri eleştirilmiştir. Bazı yazarların hedefleri anayasa normlarını incelemek
değil, onları değiştirmektir. Diğer bazı yazarların hedefleri ise, okuyuculara siyasî ideoloji aşılamak gibi düpedüz bilim dışı hedeflerdir.
Çalışmamızda her iki tür hedef de eleştirilmiş ve okuyucunun aldatılmamak için, bu yazarları okurken dikkat etmesi gereken hususlar
açıklanmıştır. Araştırmanın ve yazmanın bir metodu olduğu gibi,
okumanın da bir metodu vardır. Diğer yandan anayasa hukukunda
doğru bir hedef tespit edilse bile, bu hedefe ulaşabilmek için izlenecek yolun, hedefe ulaştırmaya elverişli bir yol olması gerekir. Bu
nedenle çalışmamızda, anayasa hukukunda, hedefe ulaştırmaya elverişli olmayan, tarihî, felsefî, sosyolojik yollardan uzak durulması ve
sadece hukukî yolun izlenmesi gerektiği üzerinde durulmuştur. Ayrıca, hukukî yolun da üzerinde bulunan yabancı unsurlardan temizlenmesi gerektiği vurgulanmıştır.
Anayasa hukukçusunun ikili bir amacının olduğu söylenebilir.
Anayasa hukukçusunun birinci amacı, bir bilim adamı olarak, gerçeği bulmak, yani anayasa normlarının neden ibaret olduğunu ortaya
koymak; ikinci amacı ise, elde ettiği bu bilgiyi bir yazar olarak okuyucularına aktarmaktır. Kısaca anayasa hukukçusunun bilgiye ulaşmak ve onu aktarmak gibi ikili bir amacının olduğunu söyleyebiliriz.
***
Ülkemizde hukuk alanında metodoloji çalışmaları oldukça fakirdir. Yaşar Karayalçın’ın Hukukda Öğretim-Kaynaklar-Metod isimli
değerli bir kitabı vardır4. Çalışmamızın dipnotlarından da izleneceği
gibi, bu kitaptan biz büyük ölçüde yararlandık. Ernest Hirş’in Pratik
4.
Karayalçın, op. cit.
GİRİŞ
3
Hukukta Metod isimli bir kitabı da vardır5. Ancak bu değerli kitap,
hukuk kuramcılarına değil; avukat, hakim gibi hukuk uygulayıcılarına hitap etmektedir. Selâhattin Keyman’ın da Hukuka Giriş ve Metodoloji isimli bir çalışması vardır6. Ne var ki bu çalışma, bizim yukarıda açıkladığımız anlamda bir metodoloji çalışması olmaktan ziyade, hukukî pozitivizm ve sosyolojik hukuk anlayışları üzerine yapılmış önemli bir çalışmadır.
Bildiğimiz kadarıyla anayasa hukuku alanında yazılmış bir metodoloji kitabı yoktur. Bizim çalışmamız bir ilktir ve bu nedenle birçok eksiğinin olması kaçınılmazdır. Çalışmamızın anayasa hukukunun metodolojisi çalışmalarına bir başlangıç oluşturmaktan öte bir
iddiası yoktur. Dileğimiz metodoloji çalışmaları yolunda ilerlenmesi
ve zengin eserlerin üretilmesidir.
PLAN
Çalışmamız on dört bölümden oluşmaktadır.
1. Pozitivist Teori.- Anayasa hukukunun hedefi, her şeyden önce sahip olunan hukuk anlayışına göre değişmektedir. Bu nedenle,
çalışmamızın birinci bölümünde, tabiî hukuk anlayışı reddedilmiş,
pozitivist teorinin hukuk ve bilim anlayışı açıklanmıştır.
2. Mantık.- Anayasa hukuku eserleri önermelerden oluşur. Bir
önermenin doğruluğunun incelenmesi ise, her şeyden önce mantığın
konusuna girer. O halde anayasa hukukunda hedefe varmanın ilk
şartı mantıkî doğruluktur. Bu nedenle, çalışmamızın ikinci bölümü
mantığa adanmıştır. Bu bölümde, önermelerin ne olduğu, kaç çeşit
önerme bulunduğu, anayasaların, Anayasa Mahkemesi kararlarının
ve anayasa hukuku doktrininin hangi tür önermeler kullandığı ve
bunların geçerlilik kriterleri incelenmiştir.
3. Anayasal Mesele.- Bir anayasal meseleyi çözmeyi hedefleyen
anayasa hukukçusu şu üç sorudan oluşan yolu takip etmelidir.
5.
6.
Ernest Hirş, Pratik Hukukta Metod (Genişletip değiştirerek işleyen Volf
Çernis), Ankara, Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü, Üçüncü Baskı, 1997 (?).
Selâhattin Keyman, Hukuka Giriş ve Metodoloji, Ankara, Doruk Kitabevi,
1981.
4
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
a) Mesele hakkında anayasada kural var mı?
b) Mesele hakkında Anayasa Mahkemesi kararı var mı?
c) Mesele hakkında doktrinde ileri sürülen görüşler nelerdir?
Bu üç sorunun sorulması çalışmamızın üçüncü bölümünü oluşturmuştur.
4. Bilgi Kaynakları.- Yukarıdaki üç soruyu cevaplamayı hedefleyen anayasa hukukçusunun, şu üç soruyu sırasıyla sorması ve onları cevaplamaya çalışması gerekir:
a) Mesele hakkında anayasada kural olup olmadığını nereden ve
nasıl öğrenebilirim?
b) Mesele hakkında Anayasa Mahkemesi kararı olup olmadığını nereden ve nasıl öğrenebilirim?
c) Mesele hakkında doktrinde ileri sürülen görüşleri nereden ve nasıl öğrenebilirim?
Bu soruları cevaplamayı hedefleyen anayasa hukukçusunun
bakması gereken bir takım yerler vardır. Biz bu yerlere, “anayasa
hukukunun bilgi kaynakları” deriz. İşte çalışmamızın dördüncü bölümünde bu bilgi kaynaklarının çeşitleri gösterilmeye çalışılmıştır.
5. Kaynak Tarama ve Temin Etme.- Anayasa hukuku alanında
bilgi kaynaklarına ulaşmayı hedefleyen araştırmacının, önce kaynak
taraması yapması ve sonra bu tarama sonucunda tespit ettiği kaynakları bilfiil temin etmesi gerekir. İşte çalışmamızın beşinci bölümünde
kaynakları tarama ve temin etme yolları açıklanmıştır.
6. Okuma.- Bu şekilde kaynakları temin eden araştırmacının anayasa hukuku bilgisine ulaşması için temin ettiği kaynakları okuması gerekir. Çalışmamızın altıncı bölümünde anayasa hukuku kaynaklarının nasıl okunacağı gösterilmiştir. Anayasa hukukunun değişik
kaynaklarını okumanın değişik teknikleri vardır. Diğer yandan yazar
tarafından kandırılmamak için okuyucunun mantık bakımından dikkat etmesi gereken bir takım hususlar vardır. Gerçeği bulmayı hedefleyen okuyucunun, dilin çok görevliliğinin ve etkileme gücünün kötüye kullanılmasına karşı uyanık olması gerekir.
7. Yazma.- Nihayet bilgi kaynaklarını okuyup bilgiye ulaşan araştırmacının ikinci hedefi, ulaştığı bu bilgileri başkalarına aktarmaktır. Bilgileri başkalarına aktarmanın en bilinen yolu ise yazmadır.
Ulaştığı bilgileri başkalarına doğru bir şekilde aktarmayı hedefleyen
GİRİŞ
5
araştırmacının izleyeceği bir takım kurallar vardır. Bu kurallara kısaca “bilimsel yazma kuralları” denir. İşte çalışmamızın yedinci bölümünde anayasa hukuku alanında bir makalenin veya kitabın yazılmasında uyulması gereken kurallar açıklanmaya çalışılmıştır.
8. Terminoloji.- Bir bilim dalı her şeyden önce kendine ve inceleme konusuna doğru bir isim vermelidir. Bu açıdan Türkçede kullanılan “anayasa” ve “anayasa hukuku” terimleri eleştiriye açıktır. Bu
eleştiri çalışmamızın sekizinci bölümünde yapılmıştır.
9. Tanım.- Kendisine doğru bir isim veren bir bilim dalı ikinci
olarak kendisini tanımlamalıdır. Çalışmamızın dokuzuncu bölümü
anayasa hukukunun tanımı sorununa adanmıştır.
10. Konu.- Kendisine bir isim veren ve kendisini tanımlayan bir
bilim dalı üçüncü olarak, kendi konusunu saptamalıdır. Bu nedenle
çalışmamızın onuncu bölümü anayasa hukukunun konusu sorununa
ayrılmıştır.
11. Yaklaşım.- Belli bir konuda gerçeği bulmayı hedefleyen bir
bilim dalının, bu gerçeği hangi yoldan bulacağını tespit etmesi, diğer
bir ifadeyle inceleme konusuna hangi açıdan yaklaşacağını saptaması
gerekir. İşte çalışmamızın on birinci bölümünde anayasa hukukunda
yaklaşım biçimleri sorunu incelenmiştir.
12. Ayrım.- Kendi konusunda gerçeği bulmayı hedefleyen anayasa hukukunun, kendisi ile komşuları arasında konu bakımından
sınır çizgisini özenle çizmesi gerekir. Bir hedefe ulaşmak isteyen
araştırmacı, kendi hedefiyle uğraşmalı, kendisine yabancı olan hedeflerle vakit kaybetmemelidir. Keza başka disiplin mensuplarının da
anayasa hukukunun hedefine ve konusuna karışmamaları gerekir.
İşte anayasa hukuku ile diğer hukuk dalları arasındaki ayrım sorunu,
çalışmamızın on ikinci bölümünün konusunu oluşturmuştur.
13. Fransız Anayasa Hukuku Doktrini.- Çalışmamızın son iki
bölümünde anayasa hukuku doktrininin gelişimi incelenmiştir. Bu
doktrinin kendisi için belirlediği hedef ve bu hedefe ulaşmak için
geliştirdiği yollar, her dönem için kısa da olsa incelenmiştir. Çalışmamızın on üçüncü bölümünde Fransız anayasa hukuku doktrininin
başlangıcından bu güne kadar izlediği seyir, üç ayrı döneme ayrılarak
açıklanmıştır.
6
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
14. Türk Anayasa Hukuku Doktrini.- Çalışmamızın on dördüncü ve son bölümünde Türk anayasa hukuku doktrininin tarihsel
gelişimi açıklanmaya çalışılmıştır. Bu bölümde Türk anayasa hukuku
doktrininde bir anayasa hukuku genel eseri yazmış yazarlar tek tek
incelenmiş ve eleştirilmiştir. Türk anayasa hukuku doktrininde birçok yazar, metodolojik hatalar yapmıştır. Yazarların önemli bir kısmı
kendisine yanlış hedefler tespit etmiştir. Kendisine doğru hedef tespit
eden birçok yazar da bu hedefe götürecek doğru yolu bulamamıştır.
Hatalar örneklerle gösterilmeye çalışılmıştır. Bu bölümün sonlarında,
Türk anayasa hukuku doktrininin genel bir değerlendirmesi yapılmış
ve bu doktrinin ilerlemesi için bir takım öneriler dile getirilmiştir.
Çalışmamız, varılan sonuçların özetlendiği ve konunun genel bir
değerlendirilmesinin yapıldığı bir sonuç bölümü ile noktalanmıştır.
Kemal Gözler, Anayasa Hukukunun Metodolojisi, Bursa, Ekin Kitabevi Yayınları, İkinci Baskı,
1999, XVI+320 s. ( www.anayasa.gen.tr/metodoloji.htm )
Bölüm 1
ANAYASA HUKUKUNUN POZİTİVİST TEORİSİ1
Anayasa hukukunun metodolojisi başlıklı bu çalışmada, her şeyden önce, esas aldığımız hukuk anlayışını belirtmek uygun olur. Zira,
metot hedefe ulaşmak için takip edilecek yol demektir ve anayasa
hukukunun hedefi, sahip olunan hukuk ve bilim anlayışına göre değişmektedir. Çalışmamızda, tabiî hukuk anlayışı reddedilmiş, pozitivist teorinin hukuk ve bilim anlayışı kabul edilmiştir.
Pozitivist teorinin üç temel özelliği vardır: Birinci olarak, pozitivist teori, tabiî hukuk anlayışını reddeder; ikinci olarak değerlerin
bilinemezliği ilkesini savunur; üçüncü olarak, pozitivist teorinin kendine has bir bilim anlayışı vardır. Şimdi bu üç özelliği sırasıyla görelim.
I. TABİÎ HUKUKUN REDDİ
Hukukî pozitivizm, “Viyana Çevresi (Wiener Kreiss, cercle de
Vienne)”2nden esinlenerek, formel veya ampirik olarak doğrulana1.
2.
Bu bölüm, Hukukun Genel Teorisine Giriş: Hukuk Normlarının Geçerliliği ve
Yorumu Sorunu (Ankara, US-A Yayıncılık, 1998) başlıklı çalışmamızda hukukun pozitivist genel teorisini incelediğimiz “giriş” kısmındaki (s.1-23) bazı
başlıkların anayasa hukukuna uyarlanması ile oluşturulmuştur. Hukukun genel
teorisi ve pozitivist teori hakkında daha geniş ve sistematik bilgi için yukarıda
belirttiğimiz çalışmaya bakılabilir.
1920’lerden itibaren bu çevre, matematikçi Hans Hahn, sosyolog Otto
Neurath, fizikçi Philipp Frank, felsefeci Moritz Schlick ve Rudolf Carnap etrafında oluşmuştur. Daha sonra bu çevreye, Herbert Feige, Hans Reichenbach
ve Bertrand Russell gibi isimler de katılmıştır. Nazi tehlikesi karşısında bu
Çevre, 1938’e doğru kendisini feshedip dağılmıştır. Üyelerinin bir kısmı Amerika Birleşik Devletleri’ne, bir kısmı da İngiltere’ye yerleşmiştir. Viyana
Çevresi, “mantıkçı pozitivizm (logical positivism)” denilebilecek bir akımı
savunmuştur. Mantıkçı pozitivizme göre, bir disiplinin bilim olması için önermelerinin mantıktaki doğruluk değeri “doğru” olmalıdır. Doğruluk değeri,
dış dünyayla uyuşum, yani ampirik tutarlılık ile belirlenir. “Doğru” ya da
8
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
mayan önermeleri bilim alanına yabancı olarak kabul eder ve bu önermeleri reddeder3. Pozitivist teoriye göre, hukuk fizik-ötesine ait
değildir. Hukuk, fizikî âlemde bulunur. Dolayısıyla pozitivist teori,
tabiî hukukun tüm biçimlerini reddeder. Pozitivist teoriye göre, doğada değişmez bir düzen mevcut değildir. Keza tüm insanlara has bir
“tabiî akıl” da yoktur. Değerler, “reel” dünyaya ait “entité”ler değildir. Doğada “iyi” veya “kötü”nün ölçüleri bulunmaz. Bunları sadece
insan değerlendirir. Tabiî hukuk diğer yandan, hukuk bilimi ile bu
bilimin konusu olan hukuku karıştırır. Oysa tüm bilimlerde bilimin
konusu, o bilimin dışında yer alır. Bu husus, bilimin konusu ile öznesi arasındaki kartezyen ayrımın basit bir sonucudur. Oysa tabiî hukuk
bizzat hukuk kuralları koyduğunu iddia eder4.
Dahası tabiî hukuk, tasvirî öncüllerden normatif önermeler çıkarılamayacağı yolundaki “Hume Kanunu”nu da ihlâl eder. Bu kanuna
göre, “olan” ile “olması gereken” arasında geçiş mümkün değildir5.
Nihayet tabiî hukuk, mutlak bir adalet teorisi hazırlar. Ancak adaletin ne olduğunu sarih bir şekilde belirleyemez6. Zira, “âdil olan”
ile “âdil olmayan”ı ayıran objektif ve evrensel bir kriter bulunmamaktadır. Böyle bir kriter, doğanın gözlemi yoluyla elde edilemez.
Eğer bu doğruysa şu soru kaçınılmazdır: “Âdil olan”ı “âdil olmayan”dan ayırmak kime düşmektedir7?
3.
4.
5.
6.
7.
“yanlış” olmayan önermelerin anlamı yoktur. Metafizik cümleler ve tezler, ne
biçimsel olarak, ne de ampirik olarak ispat edilebilirler. Onlar boş ve anlamsızdır. Viyana Çevresinin amacı, tüm bilimler için bir mantık syntax’ı, bir biçimsel dil, bir “birleştirilmiş bilim dili” hazırlamaktır. Viyana Çevresi için
bkz. Valentin Petev, “Hans Kelsen et le Cercle de Vienne: à quelle point la
théorie du droit est-elle scientifique?”, in Paul Amselek (sous la direction de-),
Théorie du droit et science, Paris, P.U.F., Coll. “Léviathan”, 1992, s.237-238;
W. Friedmann, Legal Theory, London, Stevens & Sons Limited, 1960, s.224.
Christophe Grzegorczyk, “Le positivisme comme méthodologie juridique”, in
Christophe Grzegorczyk, Françoise Michaut et Michel Troper (sous la
direction de-), Le positivisme juridique, Paris, Bruxelles, L.G.D.J.,
Story-Scientia, 1992, s.176.
Ibid.
David Hume, Traité sur la nature humaine, 1777 baskısından naklen
Grzegorczyk, “Le positivisme comme méthodologie juridique”, op. cit., s.176.
Ibid.
Zeki Hafızoğulları, Ceza Normu: Normatif Bir Yapı Olarak Ceza Hukuku
Düzeni, Ankara, US-A Yayıncılık, 1996, s.49-51.
BÖLÜM 1: POZİTİVİST TEORİ
9
Eğer Tanrı8’nın mutlak ve aşkın otoritesine başvurmak bir yana
bırakılırsa9, bu sorunun sadece ve sadece iki muhtemel yanıtı vardır.
1. Birinci yanıta göre, “âdil olanı” belirlemek görevi iktidarı elinde bulunduran kimse veya kimselere aittir10. Açıktır ki bu yanıta
göre, tek adalet tanımı olacak, böylece hukukun kesinliği sağlanacaktır. Ne var ki bu yanıt bizi tabiî hukuktan uzaklaştırır, devletçi pozitivizme götürür. Zira, bir pozitif hukuk normunun adalete uygun olup
olmadığına, bu yanıta göre, bu normu koyan iktidar sahipleri karar
verecektir; dolayısıyla bunların kendi koydukları kuralın âdil olmadığını söylemeleri pratik olarak ihtimal dışıdır11.
2. İkinci yanıta göre ise, âdil olanı belirleme görevi tüm yurttaşlara aittir12. Bu yanıt şu iki nedenden dolayı kabul edilemez.
a) Bir kere, âdil olanı belirleme görevi tüm yurttaşlara düşerse,
adalet ilkeleri kaçınılmaz olarak sübjektif nitelik taşır. Zira bu ilkeler
her insanın kendi bilincinin verilerine göre anlaşılır. Şüphesiz adaletin çeşitli kişisel anlaşılışlarının ortak unsurları vardır. Fakat deneyim, bu ilkeleri tartışılmaz bir şekilde belirlemenin mümkün olmadı8.
Hans Kelsen, tabiî hukuk teorisinin dinî ve metafizik bir kaynağının olduğunu
ve bu teorinin temelinde, tabiatın mutlak ahlâkî değeri tecessüm ettiren aşkın
bir otorite tarafından yaratıldığı fikrinin yattığını haklı olarak gözlemlemektedir (Hans Kelsen, “La justice et droit naturel”, Trad. par Etienne Mazingué, in
Le Droit naturel, Annales de philosophie politique, t.III, (Institut international
de philosophie politique), Paris, P.U.F., 1959, s.69-70).
9. Kelsen’e göre, “bu sorunu çözmek bize düşer. Çünkü, neyin âdil olduğunu,
neyin âdil olmadığını bilmek gerektiğinde karar, kendi değer yargımızın temeli olarak kabul ettiğimiz adalet normlarının seçimine bağlıdır. Dolayısıyla cevap çok değişik olabilir. Bu seçimi, sadece biz, içimizden her biri yapabilir.
Bizim yerimize objektif otorite olarak bir başkası, ne Tanrı, ne doğa, ne de akıl yapabilir. Ahlâkî bağımsızlığın gerçek anlamı işte budur. Bu sorumluluktan kurtulmak isteyen herkes, bu seçimi, Tanrı’ya, doğaya veya akla devretmektedir. Tüm bu kişiler rölativizmin kendilerine hiçbir yardımda bulunmadıkları kanısındadırlar. Onlar boşu boşuna tabiî hukuk teorisine başvurmaktadırlar. Zira, tercih yapmak söz konusu olduğunda, tabiî hukukun değişik teorileri, rölativist pozitivizminki kadar değişik cevaplar ortaya koymaktadır. Seçtiği adalet normunun Tanrı’dan, doğadan veya akıldan geldiği ve onun kesinlikle geçerli olduğu illüzyonu bireyi seçim yapmak zorunluluğundan kurtarmaz. Ve birçokları bu illüzyonu ağır bir sacrificium intellectus fiyatına satın
alırlar” (Kelsen, “Justice et droit naturel”, op. cit., s.120).
10. Hafızoğulları, Ceza Normu, op. cit., s.50-51.
11. Kelsen, “Justice et droit naturel”, op. cit., s.118.
12. Hafızoğulları, Ceza Normu, op. cit., s.5-51.
10
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
ğını ortaya çıkarmıştır13. Gerçekten de, her bireyin kendi bilincinin
verilerine göre tabiî hukuku algılamasındaki serbestlik, hukuk normunun geçerliliğinin de her bireye göre değişmesi sonucunu doğurur.
Zeki Hafızoğulları’nın ifade ettiği gibi,
“madem adalet kriteri farklıdır ve azaltılması mümkün değildir, âdil
saymadığından geçerli olmayan kanuna itaat etmeyen yurttaşa yöneticilerin bir şey demeye hakkı olmaz ve üstelik kanunlar çerçevesinde uygar yaşama güvenliği tamamen tahrip edilmiş olur”14.
Özetle, Kelsen’in belirttiği gibi, bu halde “total anarşi tehdidi”
vardır15.
Dahası, tabiî hukuk doktrini, adalet gibi bir ideale uygun olduğunu iddia ederek her hangi bir sosyal düzeni aklayabilir16.
Jeremy Bentham, tabiî hukukun tehlikesini şu cümlelerle belirtmiştir:
“Tabiî hukukla silahlanmış fanatiklerle tartışılamaz, zira onlar tabiî
hukuku kendi hoşlarına gittiği gibi anlamakta, kendilerine uygun olduğu şekilde uygulamaktadır. Onların gözünde tabiî hukuk, suç işlemeksizin saf dışı bırakılamayacak bir dogma olarak kutsanmıştır.
Böyle bükülmez ve aynı zamanda anlaşılamaz olan bir tabiî hukuk
hiç bir sorunu çözemez”17.
b) Diğer yandan Hans Kelsen’in çok iyi gösterdiği gibi, mutlak
değerler yoktur. Bütün ahlâkî değerler görecelidir. Eğer bu böyleyse,
sosyal normların içeriği ahlâkîyse, âdilse, hukuk normları olarak kabul edilmeleri gerektiği iddiası kabul edilemez18. Yer ve zamana
göre, insanların iyi veya kötü için, âdil veya âdil olmayan için kabul
ettikleri şeylerin olağanüstü çeşitliliği dikkate alınırsa, ahlâkî düzen-
13. Maurice Duverger, “Contribution à l'étude de la légitimité des gouvernements de faits”, Revue du droit public, 1945, s.77.
14. Hafızoğulları, Ceza Normu, op. cit., s.66.
15. Kelsen, “Justice et droit naturel”, op. cit., s.118.
16. Grzegorczyk, “Le positivisme comme méthodologie juridique”, op. cit., s.176.
17. Jeremy Bentham, Principes de législation et d'économie politique, Paris,
Raffalovich, Guilaumin, 1888, s.75’ten alıntılanan parça in Christophe
Grzegorczyk, Françoise Michaut ve Michel Troper (sous la direction de-), Le
positivisme juridique, Paris, Bruxelles, L.G.D.J., Story-Scientia, 1992, s.197.
18. Kelsen, “Justice et droit naturel”, op. cit., s.87.
BÖLÜM 1: POZİTİVİST TEORİ
11
lerde ortak hiç bir unsurun bulunmadığı gözlemlenebilir19. Dolayısıyla, genelde hukuk ile ahlakı, özelde de hukuk ile adaleti birbirinden ayırmak gerekir20.
Bu açıdan Norberto Bobbio’nun, haklı olarak belirttiği gibi, modern tabiî hukukçular, özgürlüğü bir tabiî hak olarak kabul ediyorlarsa da, en büyük tabiî hukukçulardan biri olan Aristo, köleliğin tamamen doğal bir kurum olduğunu, zira doğanın bazı insanları efendi
diğerlerini ise köle olarak yarattığını düşünüyordu21. Bu doğa öylesine hatır sayardır ki, bir yandan liberal devlet kuramcılarına özgürlüğün doğallığını yüceltmeye; diğer yandan ise, köle sahibi bir toplumun filozofuna, köleliğin doğallığını haklı çıkarmaya imkân vermektedir22.
Pozitivist teorinin tabiî hukuk anlayışını reddettiğini bu şekilde
gördükten sonra, şimdi pozitivist teorinin ikinci temel tercihini görelim:
II. DEĞERLERİN BİLİNEMEZLİĞİ İLKESİ
Pozitivist teoriye göre, sadece “olgusal yargılar (jugements de
fait)” ampirik olarak doğrulanabilir (vérification empirique). Bu alan
bilim alanıdır. Buna karşılık, “değer yargıları (jugements de valeur)”
bir bilim alanı değildir. Değerler alanında “bilinemezlik ilkesi
(principe du non-cognitivisme des valeurs)” geçerlidir. Buna göre,
değerler ampirik olarak bilinebilir şeyler değildir. Çünkü onlar, ya
gerçeklikte mevcut değildir, ya da mevcut olsalar bile, görecelidir23.
Yani değerler alanında ya yokluk, ya da görecelilik tezi geçerlidir. Yokluk tezine24 göre, değerler hiçbir şekilde reel dünyada mevcut
değildir; dolayısıyla bilimin konusu olamazlar. Görecelilik (relativisme) tezine göre ise, değerler insan sübjektivitesi alanında reel
Ibid.
Ibid., s.90.
Politique, I, 5
Norberto Bobbio, “Quelques arguments contre le droit naturel”, in Annales de
philosophie politique, III, Paris, P.U.F., 1959, s.181-182.
23. Grzegorczyk, “Le positivisme comme méthodologie juridique”, op. cit., s.182.
24. Bizatihi realitenin bir parçası olarak değerlerin varlığını reddeden bu teze
“objektivist aksiyolojinin reddi (rejet de l’axiologie objectiviste) tezi” deniyor
(Bkz. Grzegorczyk, “Le positivisme comme méthodologie juridique”, op.
cit., s.173). Biz burada kısaca buna “yokluk” tezi demeyi uygun gördük.
19.
20.
21.
22.
12
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
olarak mevcutturlar; ama değişken oldukları için bilinebilir şeyler
değildir25.
W.K. Frankena’ya göre göreceliliğin üç ayrı tipi vardır: Birincisi
tasvirî göreceliliktir. Bu tür görecelilik ile anlatılmak istenen şey,
değişik insanlar ve değişik toplumların değer yargılarının değişik
olduğudur. İkinci tip görecelilik, meta-etik göreceliliktir. Buna göre
bir değer yargısının “doğru”, diğer değer yargılarının ise “yanlış”
olduğunun objektif olarak geçerli, rasyonel bir tarzda kanıtlanmasına
imkân yoktur. Göreceliliğin üçüncü çeşidi normatif göreceliliktir.
Birinci tip görecelilik, antropolojik veya sosyolojik; ikinci tip görecelilik, meta-etik bir savda bulunurken; bu üçüncü tip görecelilik, normatif bir ilke ileri sürer: Söz konusu durumlar aynı olsa bile, bir birey, bir toplum için iyi veya doğru olan şey bir başka birey, bir başka
toplum için iyi veya doğru olmayabilir26.
Özetle değerler alanında “bilinemezlik (non-cognitivisme)” ilkesi
hâkimdir27. Bu prensip iki şekilde açıklanır: Ya değerler reel âlemde
mevcut değildir (yokluk tezi); ya da mevcuttur, ama objektif olarak
bilinebilir şeyler değildir (görecelilik tezi).
Hukukî pozitivizm, genellikle bu yokluk tezini savunur. Bu akıma göre, reel âlemde değerler mevcut değildir. Dolayısıyla değerler
alanında bilinecek bir şey yoktur. Hatta bu akım, insanın kendi değerlerinin yaratıcısının yine insanın kendisinin olduğunu düşünür28.
O halde hukukî pozitivizmde değerlerin inkârı söz konusudur.
Dolayısıyla pozitivistlere göre bilimsel aksiyoloji mümkün değildir.
Zira onlar, G.E. Moore’un “değerlerin şeylerin tabiî nitelikleri olmadığı” yolundaki kanısını paylaşırlar. Moore’a göre örneğin “iyi” ile
herhangi bir tabiî niteliği karıştırmak “tabiî safsata (naturalistic
fallacy)” yapmak demektir29. Ama pozitivistler genelde Moore’dan
25. Grzegorczyk, “Le positivisme comme méthodologie juridique”, op.cit., s.182183.
26. W.K.Frankena, Ethics, Prentice Hall, Englowood Cliffs, 1963, s.92-93.
27. Christophe Grzegorczyk, “La dimension positiviste des grands courants de la
philosophie du droit”, in Christophe Grzegorczyk, Françoise Michaut et
Michel Troper (sous la direction de-), Le positivisme juridique, Paris,
Bruxelles, L.G.D.J., Story-Scientia, 1992, p.58.
28. Grzegorczyk, “Le positivisme comme méthodologie juridique”, op. cit., s.183.
29. G.E. Moore, Principa Ethica, Cambridge University Press, 1903’ten alıntılanan parça in Christophe Grzegorczyk, Françoise Michaut et Michel Troper
BÖLÜM 1: POZİTİVİST TEORİ
13
çok daha ileri giderler ve değerleri tamamıyla ideolojiler alanına yerleştirirler30. Örneğin K. Opalek ve J. Wroblewski’ye göre, bir değer
teorisi olarak tasavvur edilen bir bilimsel aksiyolojinin kurulması
imkânsızdır; zira bu değerler toplumsal ve tarihî koşullar ile biçimlenen ideolojilerin bir parçasıdır31.
Kelsen bu konuda çok radikal bir görecelilik tezini savunur. Ona
göre bir kimse, bir şeyin iyi ya da kötü olduğunu öne sürmüşse, öne
sürülen değer, bir “bilme konusu (objet de la connaissance)” değil,
sadece bilincin duygusal (émotionnel) bileşenlerinin fonksiyonlarından biridir. Eğer böyle bir değer bir başkasının davranışı üzerine ileri
sürülmüş ise, “bravo!”, “yazıklar olsun!” gibi ünlemler ile aynı mahiyette bir duygusal tasvip veya kınamayı ifade eder32. Dolayısıyla
bunlar saf sübjektiflik alanına aittir33.
Diğer yandan Kelsen, hukuk normlarının insan-üstü bir irade tarafından değil, sadece beşerî irade tarafından konulduğundan hareketle hukuk normlarıyla ve birbirleriyle çatışan değerlerin öne sürülebileceğini belirtmektedir. Örneğin bir hukuk normu intiharı yasaklayabilir, diğeri ise serbest bırakabilir. Belirli bir değerden hareketle,
bu normlardan birinin geçersiz, diğerinin ise geçerli olduğu iddia
edilemez. Bunlardan her ikisi de usûlüne uygun olarak ihdas edilmişse geçerlidir. Bu normlar beşerî irade tarafından konulduğuna göre,
bu normlardan çıkarılabilecek değerler de keyfidir. Dolayısıyla ifade
edilen değerler görecelidir. Mutlak değerler din alanı dışında yoktur.
Bir takım insanlara göre bu değerler “iyi”, diğerlerine göre ise “kötü”dür34.
30.
31.
32.
33.
34.
(sous la direction de-), Le positivisme juridique, Paris, Bruxelles, L.G.D.J.,
Story-Scientia, 1992, s.234.
Grzegorczyk, “Le positivisme comme méthodologie juridique”, op. cit., s.184.
K. Opalek ve J. Wroblewski, “Axiology: Dilemma Between Legal Positivism
and Natural Law”, Österreichische Zeitschrift für öffentliches Recht, 18, 1968,
s.361 vd.
Hans Kelsen, Théorie pure du droit, Traduction française de la 2e édition de
la “Reine Rechtslehre” par Charles Eisenmann, Paris, Dalloz, 1962, s.27. Belirtelim ki Kelsen burada, A.J. Ayer ve C.L. Stevenson tarafından savunulan
Anglosakson emotivizminine hayli yakındır. Bu konuda bkz. Grzegorczyk,
“Le positivisme comme méthodologie juridique”, op. cit., s.184.
Grzegorczyk, “La dimension positiviste des grands courants de la philosophie
du droit”, op. cit., s.57-58.
Kelsen, Théorie pure du droit, op. cit., s.24-25.
14
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
Kelsen’e göre, değişik zamanlar ve değişik yerlerde insanların
“iyi” ve “kötü”, “âdil” ve “âdil olmayan” olarak kabul ettikleri şeylerin çeşitliliği göz önünde bulundurulursa, değerler alanında minimum
ortak değerler dahi olmadığı söylenebilir. Genellikle barışın korunmasının bütün ahlâki sistemlere özgü bir gereklilik olduğu ileri sürülür. Ama Heraclite savaşın en üstün değer olduğunu öğretiyordu.
Özetle Kelsen’e göre, a priori ve mutlak olan bir değer yoktur. Eğer
bu böyleyse, iyi ve kötüyü, âdil ve âdil olmayanı tanımlayacak elimizde bir araç yoktur35.
Sonuç olarak, hukukî pozitivizm değerlerin göreceliliği prensibini kabul eder. Buna göre, değerler alanında herhangi bir şeyi kanıtlama veya rasyonel argümantasyon imkânı yoktur. Dolayısıyla, bir
yandan hukuk normlarının aksiyolojik temelini araştırmak, diğer
yandan ise mahkeme kararlarının rasyonel jüstifikasyonunu yapmak
mümkün değildir.
Böylece değerlerin binemezliği ilkesini gördükten sonra, şimdi
hukukî pozitivizmin bilimsellik anlayışını görelim.
III. POZİTİVİST TEORİNİN BİLİM ANLAYIŞI
Pozitivist teorinin bilim anlayışı şu dört özellik ile ortaya konabilir:
1. Bilimin konusu objektif olarak bilinebilir bir şeydir.
2. Bilim ile bilimin konusu birbirinden farklı şeylerdir.
3. Bilimin görevi, konusunu sadece tanımaktır.
4. Bilim kendisine yabancı unsurlardan arınmalıdır (“saflık”).
1. Bilimin Konusu Objektif Olarak Bilinebilir Bir Şeydir
Viyana Çevresinden esinlenen pozitivist teoriye göre, metafizik
kavram ve ilkeler “bilme (connaissance)” konusu olamaz. Bilme
(cognitif) alanında bütün metafizik formlar kısırdır36.
35. Hans Kelsen, Essays in Legal and Moral Philosophy: Selected and Introduced
by Otta Weinberger, D. Reidel Publ. Comp., Dordrecht/Boston, 1973. In in
Christophe Grzegorczyk, Françoise Michaut et Michel Troper (sous la
direction de-), Le positivisme juridique, Paris, Bruxelles, L.G.D.J.,
Story-Scientia, 1992, s.237.
36. Grzegorczyk, “La dimension positiviste des grands courants de la philosophie
du droit”, op. cit., s.56.
BÖLÜM 1: POZİTİVİST TEORİ
15
O halde anayasa hukuku, bir bilim olmak istiyor ise, inceleme
konusu olarak bir takım fizik-ötesi formları veya değerleri ele almayı
kategorik olarak reddetmelidir. Anayasa hukuku, ancak ampirik bir
konuyu inceleyebilir. Dolayısıyla anayasa hukuku, inceleme konusu
olarak yalnızca fiziki varlığa sahip olan hukuku ele alabilir. Bu hukuk da pozitif hukuk, yani devlet tarafından konulmuş, maddî varlığa
sahip hukuktur37. O halde pozitif hukukun kapsamına girmeyen şeyler, anayasa hukuku tarafından incelenemez. Zira, Hans Kelsen’in
belirttiği gibi, “pozitif hukuk normları kapsamında bulunmayan bir
şey, bir hukukî konsept içine giremez”38. Pozitif hukuk, daima belirli
bir topluluğun hukukudur: Türk hukuku, Fransız hukuku, Alman
hukuku gibi. Bu belirli anayasal düzenlerin bilimsel bir açıklamasını
yapmak, anayasa hukukunun amacıdır. İleride “anayasa hukukunun
genel teorisi-anayasa hukuku dogmatiği” ayrımında göreceğimiz
üzere, anayasa hukuku dogmatiği, belirli pozitif anayasa düzenlerini
incelerken, anayasa hukukunun genel teorisi, değişik anayasa düzenlerinin karşılaştırmalı analizinden ortaya çıkan temel ilke ve kavramları inceler. Anayasa hukukunun genel teorisi, anayasa normlarını,
onların unsurlarını, yorumunu, bütünü itibarıyla anayasa düzenini,
onun yapısını, değişik anayasa düzenleri arasındaki ilişkileri ve nihayette, pozitif anayasa düzenlerinin çokluğuna rağmen anayasa hukukunun birliğini inceler39.
Buna göre, pozitif bir anayasanın kapsamına girmeyen şeyler,
örneğin değerler anayasa hukuku inceleme alanına giremez. Zira
pozitivist teoriye göre değerler bilinemez şeylerdir. Şimdi bilim ile
bilimin konusu arasındaki farkı görelim.
37. Grzegorczyk, “La dimension positiviste des grands courants de la philosophie
du droit”, op. cit., s.57; Michel Troper, “Un système pur du droit : le
positivisme de Kelsen”, in Pierre Bouretz (sous la direction de-), La force du
droit : panorama des débats contemporains, Paris, Editions Esprit, 1991,
s.117-137, op. cit., s.123; Michel Troper, Pour une théorie juridique de l'Etat,
Paris, P.U.F., Coll. “Léviathan”, 1994, s.35; Hans Kelsen, General Theory of
Law and State, Translated by par Anders Wedberg, Cambridge,
Massachusetts, Harvard University Press, 1946, preface, s.xiii; Kelsen,
Théorie pure du droit, op. cit., s.1.
38. Kelsen, General Theory of Law and State, op. cit., preface, s.xiii.
39. Bu paragraf, Kelsen’in General Theory of Law and State, op. cit.,preface,
s.xiii’te hukukun genel teorisi için söylediklerinden uyarlanmıştır.
16
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
2. Bilim ile Bilimin Konusu Birbirinden Farklı Şeylerdir
Bilim ile bilimin konusu birbirinden farklı şeylerdir. Bilim, konusunu kendisinden önce oluşmuş halde bulur. Her bilim dalında,
konu, bizatihi bu bilimin dışında yer alır. Bu, bilginin (connaissance)
öznesi ile konusu arasındaki kartezyen ayrımın basit bir sonucudur40.
Buna göre, anayasa hukuku ile anayasa hukuku bilimi birbirinden farklı şeylerdir. Birincisi ikincisinin inceleme konusudur. Dolayısıyla anayasa hukuku kuralları, anayasa hukuku bilimi tarafından
değil, pozitif hukuk tarafından konulur41.
3. Bilimin Görevi Konusunu Sadece Tanımaktır
Pozitivist anlayışa göre hukuk bilimi, inceleme konusu olan pozitif hukuku tanımak ile kendini sınırlandırmalı; bu hukuku değiştirmeye, yeniden biçimlendirmeye çalışmamalıdır. Diğer bir ifadeyle,
hukuk bilimi, pozitif hukuk normları tarafından öngörülenlerin dışında yeni hukuk kuralları formüle etmeye teşebbüs etmemelidir42.
Kelsen’in belirttiği gibi, “hukuk biliminin tek amacı, hukuk
yapmak değil, hukuku tanımaktır”43. Yazara göre,
“bir bilim, inceleme konusunu olduğu gibi tasvir etmelidir; birtakım
değer yargıları açısından onun ne olması veya ne olmaması gerektiğine hükmetmemelidir. Böyle bir hüküm siyasi bir problemdir; ve
hükümet sanatını ilgilendirdiği ölçüde değerlere yönelik bir faaliyettir. Böyle bir faaliyet realiteye dönük olan bilimin konusunu oluşturamaz”44.
40. Bu konuda bkz. Grzegorczyk, “Le positivisme comme méthodologie
juridique”, op. cit., s.176, 179 ; Grzegorczyk, “La dimension positiviste des
grands courants de la philosophie du droit”, op. cit., s.56-58; Troper, Pour une
théorie juridique de l'Etat, op. cit., s.122.
41. Bu paragraf şu eserlerden uyarlanmıştır: Grzegorczyk, “Le positivisme
comme méthodologie juridique”, op. cit., s.176 ; Grzegorczyk, “La dimension
positiviste des grands courants de la philosophie du droit”, op. cit., s.56-58;
Troper, Pour une théorie juridique de l'Etat, op. cit., s.30-35; Troper, “Un
système pur du droit”, op. cit., s.122.
42. Troper, “Un système pur du droit”, op. cit., s.122.
43. Kelsen, General Theory of Law and State, op. cit.,preface, s.xiv. İtalikler bize
ait.
44. Ibid. İtalikler bize ait.
BÖLÜM 1: POZİTİVİST TEORİ
17
Buradan yola çıkarak, bilimsel olmak için, bir anayasa hukuku
eserinin, inceleme konusu olan hukuk normlarını yeniden biçimlendirmeye veya onları değiştirmeye yeltenmemesi, sadece onları tasvir
etmekle yetinmesi gerektiğini söyleyebiliriz.
4. Hukuk Bilimi Kendisine Yabancı Unsurlardan Arınmalıdır (“Saflık”)
Pozitif hukukun parçası olan bir normu eleştirmek veya onu aklamak hukukun genel teorisinin üzerine vazife değildir. Hukuk biliminin görevi sadece hukukun gerçeklikte neden ibaret olduğunu tasvir etmektir. Hukuk bilimi, hukukun nasıl olması gerektiğini hiçbir
şekilde söyleyemez45. Hukuk bilimi, değer yargılarından kaçınmalıdır. Kelsen’in ifadesiyle “saf (Reine, pure)”46 olmalı; yani kendisine
yabancı tüm unsurlardan kurtulmalıdır. Hukuk bilimi, tarihsel olarak
psikoloji, sosyoloji, etik ve siyaset teorisi ile karma halde bulunur.
Hukukun saf teorisi, hukukun bu bilim dallarıyla ilgisini inkâr etmez;
ama kendi özünü belirsizleştiren bu metot bağdaştırmacılığına
(syncrétisme) karşıdır47.
Buna göre, anayasa hukuku bilimi, ne anayasa koyucunun niyetleri ve saiklerinden, ne de toplumsal grupların çıkarları ve arzularından etkilenmelidir. Anayasa hukuku bilimi, pozitif anayasa hukukunun yapısını tahlil etmeli; ama bu hukukun oluşumunda rol oynayan
toplumsal, ekonomik veya psikolojik koşulları dikkate almamalıdır48.
45. Kelsen, Théorie pure du droit, op. cit., s.1.
46. Troper’in işaret ettiği gibi Kelsen bu kavramı Max Weber’den ödünç almıştır
(Troper, “Un système pur du droit”, op. cit., s.123; Troper, Pour une théorie
juridique de l'Etat, op. cit., s.35).
47. Kelsen, Théorie pure du droit, op. cit., s.1-2.
48. Kelsen, General Theory of Law and State, op. cit., preface, s.xiii’ten kıyasen.
Bu konuda bkz. Troper, “Un système pur du droit”, op. cit., s.123; Troper,
Pour une théorie juridique de l'Etat, op. cit., s.35.
Bölüm 2
MANTIK
Gerek anayasa metinleri, gerek anayasa mahkemesi1 kararları,
gerekse bilimsel eserler kendilerini önermelerle ifade ederler. Diğer
bir ifadeyle, bir anayasa maddesinde geçen cümle de, bir anayasa
mahkemesi kararında kullanılan cümle de, bir bilimsel eserde bulunan cümle de, mantık bakımından bir önermedir. O nedenle, kısaca
bir önermenin ne olduğu ve önermelerin çeşitleri konusunda bilgi
sahibi olmakta yarar vardır.
Önerme.- “Önerme (proposition)”, belli bir doğruluk değeri alan
ifade (yani söz veya sembol dizisi) olarak tanımlanmaktadır2. Herhangi bir söz veya sembol dizisinin önerme olabilmesi için, her şeyden önce belirli bir anlamının olması gerekir. “Aşk yuvarlaktır”3,
“üçgen demokrattır”4 gibi ifadeler anlamdan yoksundur. Anlamsız
bir cümleyle bir önerme dile getirilemez5. İkinci olarak, bir ifadenin
önerme olabilmesi için onun, ya doğru, ya da yanlış olması gerekir6.
Kendisine doğruluk değeri atfedilemeyen ifadeler, önerme değildir.
Örneğin, “saat kaç”, “kapıyı kapatınız”, “keşke yirmi yaşında olsay1.
2.
3.
4.
5.
6.
“Anayasa mahkemesi” ifadesini dilde pratiklik bakımından “anayasa yargısı
organı” ifadesi yerine kullanıyoruz. Türk Anayasa Mahkemesinden bahsettiğimizde ise, “Anayasa Mahkemesi” şeklinde kelimelerin baş harflerini büyük
harfle yazıyoruz.
Hüseyin Batuhan ve Teo Grünberg, Modern Mantık, Ankara, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Yayınları, 1984, s.105.
Örnek Cemal Yıldırım’dan alınmıştır. Cemal Yıldırım, Mantık: Doğru Düşünme Yöntemi, Ankara, V Yayınları, 1987, s.18.
Örnekler Hafızoğulları’ndan alınmıştır. Hafızoğulları, Ceza Normu, op.
cit., s.69.
Yıldırım, op. cit., s.18.
Aulis Aarnio, Le rationnel comme raisonnable: la justification en droit, Trad.
par Geneviève Warland, Bruxelles ve Paris, E. Story-Scientia, L.G.D.J., 1992,
s.64.
20
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
dım” gibi ifadeler ne doğru, ne de yanlış olabileceklerinden birer
önerme değildir7.
O halde okuyacağımız anayasa hükümleri, anayasa mahkemesi
kararları ve bilimsel eserler, belirli bir anlamı olan ve aynı zamanda
doğruluk değeri alan ifadelerden, kısacası önermelerden oluşmuştur.
Ancak değişik tipte önermeler vardır. Şimdi anayasa hükümlerinin, anayasa mahkemesi kararlarının ve bilimsel eserlerin kullandıkları önermelerin ne tip bir önerme olduğunu görelim.
Üç Tür Önerme veya Dilin Üç Görevi.- K. Bühler, dilin görevlerini üç ayrı öbekte toplamıştır. (1) Dilin bildirme görevi (Symbolfunktion); (2) dilin belirtme görevi (Symtom-funktion); (3) dilin yaptırma görevi (Signal-funktion). Bildirme görevinde dil, “inanç, tahmin veya bilgilerimizi iletmek”8; belirtme görevinde, “herhangi bir
duygusal tepki veya tavrımızı dışa-vurmak”9; yaptırma görevinde
ise, “insanların davranışlarını etkilemek”10 amacıyla kullanılır.
Bu üçlü sınıflama, insanda başlıca üç yeti olduğu inancına dayanır: Bilme, duygulanma ve isteme11. Bu üç farklı görev, üç farklı
anlatıma vücut vermektedir. Bu üç farklı anlatım, bilim dili, sanat dili
ve normatif dildir12. Bilim dilinde (bildirme görevi) insanların düşünceleri, sanat dilinde13 (belirtme görevi) duyguları ve normatif
dilde (yaptırma görevi) davranışları etkilenmek istenir14.
Diğer bir ifadeyle, dilin bu üç değişik görevi birbirinden farklı üç
değişik önermeye vücut vermektedir: “Bildirmeli”, “belirtmeli” ve
“yaptırmalı” önermeler15. Şimdi anayasa metinlerinin, anayasa mahkemesi kararlarının ve anayasa hukuku doktrininin hangi tür önermeleri kullandığını tespit etmeliyiz.
7.
8.
9.
10.
11.
12.
13.
14.
15.
W.V.O. Quine, Logique élémentaire, Paris, Hermann, 1976, s.29’dan alıntılayan Jean Salem, Introduction à la logique formelle et symbolique, Paris,
Nathan, 1987, s.11.
Batuhan ve Grünberg, op. cit., s.10.
Ibid., s.11.
Ibid.
Batuhan ve Grünberg, op. cit., s.10.
Hafızoğulları, Ceza Normu, op. cit., s.72.
Batuhan ve Grünberg, örnek olarak “şiir dili” diyor. Batuhan ve Grünberg, op.
cit., s.25.
Cf. Batuhan ve Grünberg, op. cit., s.24.
Hafızoğulları, op. cit., s.72.
BÖLÜM 2: MANTIK
21
Anayasa metinleri, anayasa mahkemesi kararları, doktrinin yazıları, birer sanat eseri değildir, duygulara hitap etmez; o halde bunlarda belirtmeli önermeler kullanılmaz. O halde, anayasa hukuku alanında yaptırmalı veya bildirmeli önermeler kullanılır. Anayasalarda
ve anayasa mahkemesi kararlarında yaptırmalı önermeler, anayasa
hukuku doktrininin eserlerinde ise bildirmeli önermeler kullanılır.
Anayasalar Yaptırmalı Önermelerden Oluşmuştur (Normatif
Dil).- Anayasa metinleri yaptırmalı önermelerden oluşmuştur. Anayasa metinlerinin dili normatif dildir. Burada dil, yaptırma göreviyle,
yani başkalarının davranışlarını etkilemek amacıyla kullanılır.
Anayasa Mahkemesi Kararları da Yaptırmalı Önermeler İçerir (Normatif Dil).- Anayasa mahkemesi kararlarının dili de normatiftir. Bir kere bu kararların içerdikleri önermeler bildirmeli önermeler olamaz; çünkü, anayasa mahkemesi kararlarının doğruluğu ya
da yanlışlığı ispatlanamaz. Bunlar her halükârda geçerlidir. Ülkedeki
tüm kişi ve kuruluşları ve mahkemeleri bağlarlar. Anayasa mahkemesi kararı dilbilgisi bakımından ne kipte kaleme alınırsa alınsın,
normatif bir dil içerir. Zira, karardaki önermeler, anlamı bakımından,
daima bir “olması gereken”i ifade eder. Anayasa mahkemesi kararı
başkalarının davranışlarını etkilemeye yöneliktir. “Şu kanun anayasa
aykırıdır” demek, anayasa mahkemesinin ülkedeki tüm kişi ve kurumlara ve özellikle mahkemelere yönelttiği bir emir niteliğindedir.
İptal kararıyla, artık bu kanunu göz önünde bulundurmayın, ona göre
karar vermeyin demek istenmektedir. O halde anayasa mahkemesi
kararları normatif bir anlama sahiptir ve dolayısıyla yaptırmalı önermeler içerirler.
Bilimsel Eserler Bildirmeli Önermeler Kullanırlar (Bilim Dili).- Anayasa hukuku doktrini eserlerinde kullanılan dil ise bilim dilidir. Yani, burada dilin “bildirme” görevi kullanılmakta, insanların
düşünceleri etkilenmek istenmektedir. Dolayısıyla anayasa hukuku
alanındaki bilimsel eserlerde bildirmeli önermeler kullanılır.
Bu ayrıma göre, bir anayasa maddesinin içerdiği önermelerin
yaptırmalı önermeler olduğu, maddenin dilinin normatif dil olduğu
bilinmeli, madde ona göre okunmalı, ona göre değerlendirilmelidir.
Aynı şekilde, bir anayasa mahkemesi kararı da okunurken, bu kararın
dilinin normatif dil olduğu, anlamı itibarıyla kararın içerdiği önerme-
22
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
lerin yaptırmalı önermeler olduğu bilinmeli, karar ona göre değerlendirilmelidir.
Yaptırmalı Önermeler ile Bildirmeli Önermelerin Arasındaki Farklar.- Yaptırmalı önermeler ile bildirmeli önermeler arasında
bazı farklar vardır. Bir kere, bildirmeli önermelerin amacı başkalarını
haberdar etmek, başkalarına belirli bir konuda bilgi vermektir. Yaptırmalı önermelerin amacı ise başkalarının davranışlarını değiştirmektir16. İkinci olarak, bildirmeli önermede muhatabın önermeyi
kabulü, ancak onun önermenin doğruluğuna inanması halinde söz
konusudur. Yaptırmalı önermede ise, muhatabın önermeyi kabulü,
önermenin yerine getirilmesi fiili ile gerçekleşmektedir17. Ancak bu
iki tip önerme arasında asıl fark, değerlendirme kriterleri bakımındandır. Bildirmeli önermeler doğru veya yanlış olan, diğer bir ifadeyle doğruluk değeri alan önermelerdir. Yaptırmalı önermeler ise ne
doğru, ne de yanlıştır; dolayısıyla doğruluk değerlendirmesine tâbi
tutulamazlar18. Onların değerlendirme kriterleri geçerlilikleridir.
Anayasa Normlarının ve Anayasa Mahkemesi Kararlarının
Geçerlilik Kriterleri.- Yukarıdaki açıklamalara göre, bir anayasa
normunun ve keza bir anayasa mahkemesi kararının doğruluğu/yanlışlığı değil, sadece geçerliliği/geçersizliği araştırılabilir. Diğer
bir ifadeyle, bir anayasa hükmünün veya anayasa mahkemesi kararının doğruluğunu veya yanlışlığını sormanın hiçbir anlamı yokken,
geçerliliğini veya geçersizliğini sormanın bir anlamı vardır19.
O halde, bir anayasa maddesinin veya anayasa mahkemesi kararının içerdiği önermenin doğruluğu veya yanlışlığı araştırılmamalıdır.
Bir anayasa metnindeki yahut anayasa mahkemesi kararındaki önerme, doğru veya yanlış olamaz. Çünkü, o bir yaptırmalı önermedir;
normatif dile aittir. Onun doğruluğu veya yanlışlığı değil, geçerliliği
veya geçersizliği araştırılmalıdır. Anayasa maddesindeki önerme
kurucu iktidar tarafından kabul edilen ve usûlüne uygun olarak yayınlanan anayasa metninde bulunuyorsa geçerlidir. Normatif hiyerarşinin en üst normları kurucu iktidar tarafından konulmakta ve bunların geçerli olduğu kabul edilmektedir. Bu durumda bu normların
16.
17.
18.
19.
Ibid., s.74.
Ibid.
Ibid.
Ibid.
BÖLÜM 2: MANTIK
23
doğruluğu veya yanlışlığı ispatlanamaz. Keza, anayasa mahkemesi
kararındaki önerme, gerçekten anayasa mahkemesi kararında geçiyorsa, o önerme geçerlidir. Anayasa mahkemesi otantik karar verme
yetkisine sahip olduğuna göre bunun doğruluğu veya yanlışlığı ispatlanamaz.
Anayasa Hukuku Bilimi Önermelerinin Geçerlilik Kriteri.Buna karşılık anayasa hukuku eserlerinde kullanılan dil, bilim dilidir,
yani bildirmeli önermelerden oluşur. Bildirmeli önermelerin doğruluğu veya yanlışlığı ise ampirik veya rasyonel olarak tespit edilebilir20. Anayasa normu, bir normatif önerme olarak doğruluk değeri
alamazken, bu norm üzerine anayasa hukuku biliminin üreteceği önerme doğruluk değeri alabilir. Örneğin şöyle bir N normunun olduğunu kabul edelim:
N Normu: “Milletvekili seçilebilmek için otuz yaşını doldurmak gerekir” (1982 Anayasası, m.76).
N normu yaptırmalı bir önerme, yani normatif bir önermedir; dolayısıyla doğruluk değeri alamaz. Bu önermenin doğruluğunu sınamanın bir ölçütü yoktur. Neden yirmi, neden yirmi beş, neden otuz
beş değil de otuz? Bu soruya cevap verilemez. Ancak,
“N normu Türk anayasa düzeninin bir parçasıdır”
şeklindeki önerme, bir yaptırmalı önerme değil, bir bildirmeli
önermedir. Yani normatif dile ait değil, bilim diline aittir. Bu nedenle
bir anayasa hukuku bilimi ifadesidir ve doğruluk değerlendirmesine
tâbi tutulabilir. Bu “N normu”nun Türk pozitif Anayasasına ait olduğu ampirik olarak ispat edilirse -ki ispat edilebilir: N normu 1982
Anayasası 76’ncı maddesinin 1’inci fıkrasının anlamıdır-, bu bildirmeli önerme doğrudur21. Dolayısıyla burada anayasa önermeleri ile
anayasa hukuku bilimi önermeleri arasında ayrım yapmak gerekir.
Birinciler yaptırmalı, ikinciler ise bildirmeli önermelerdir. Bu ayrımdan yola çıkarak, anayasa ile anayasa hukuku bilimi arasında da ayrım yapmak gerekir. Anayasa hukuku bilimi bildirmeli bir dil, onun
inceleme konusu olan anayasa ise yaptırmalı bir dil kullanır.
Mantık bakımından ulaştığımız bu sonuç, önceki bölümde, pozitivist teorinin ileri sürdüğü, bilim ile bilimin inceleme konusu arasın20. Yıldırım, op. cit., s.17.
21. Örnek için bkz. Aarnio, Le rationnel comme raisonnable, op. cit., s.65.
24
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
daki ayrımı da doğrulamaktadır. Hatırlanacağı üzere, pozitivist teoriye göre, hukuk ile hukuk bilimi farklı şeylerdi. Birincisi ikincisinin
inceleme konusuydu.
O halde, bir anayasa metnini okurken, okunulan önermenin doğruluğunu veya yanlışlığını araştırmanın bir anlamı yoktur. Buna karşılık bir anayasa hukuku bilimi eseri okunurken, okunulan önermenin
doğruluğu veya yanlışlığı araştırılmalıdır.
Buradan şu sonuç da çıkmaktadır: Anayasa normlarını eleştirmek
mümkün değildir. Zira, bu normlar yaptırmalı önermelerden oluşmuştur; bunların ise doğruluğu veya yanlışlığının tespiti mümkün
değildir. Doğru veya yanlış olması söz konusu olamayan bir şeyi
eleştirmek abesle iştigaldir. Buna karşılık, anayasa hukuku doktrininin yazılarını eleştirmek mümkündür. Zira anayasa hukuku doktrini
yazıları, bildirmeli önermelerden oluşmuştur, dolayısıyla bunların
doğruluğu veya yanlışlığı ispatlanabilir.
Bölüm 3
ANAYASAL MESELELERİN ÇÖZÜMÜ
Anayasal meseleler nadiren ortaya çıkan meseleler değildir. Devlet hayatının seyrinde her gün birçok anayasal mesele ortaya çıkmaktadır. Televizyonda, gazetelerde verilen haberlerin, tartışılan konuların önemli bir kısmı anayasal meseleler ile ilgilidir. Örneğin Anayasa
Mahkemesi tarafından kapatılan bir siyasal partinin genel başkanı
milletvekili genel seçimlerinde aday olabilir mi? Askerliğini yapmamış bir milletvekilinin milletvekilliği sona erer mi? Hakkında kapatma davası açılan bir siyasal partinin seçimlere katılmaması yolunda
Anayasa Mahkemesi tedbir kararı verebilir mi? Başbakan seçimlerden sonra oluşacak parlâmentonun af kanunu çıkaracağını varsayıp
bu konuda bir genelge yayınlayabilir mi? Bu sorular bu satırların
yazıldığı günlerde Türkiye’de tartışılan birkaç anayasal meseleden
biridir.
İşte böyle bir anayasal mesele ile karşı karşıya kalındığında, bu
meselenin çözümü için, aşağıdaki soruları1 sırasıyla sormak ve onları
cevaplamaya çalışmak gerekir:
1.
2.
3.
Mesele hakkında anayasada kural var mı?
Mesele hakkında Anayasa Mahkemesi kararı var mı?
Mesele hakkında doktrinde ileri sürülen görüşler nelerdir?
1. Birinci soru en doğal sorudur. Eğer çözümü istenen mesele
hakkında anayasada kural var ise, meselenin çözümünün o kurala
göre olacağını söyleyebiliriz.
2. Ancak her mesele hakkında anayasada kural yoktur. Eğer o
mesele hakkında anayasada kural yoksa, meselenin çözümü için, o
konuda Anayasa Mahkemesinin daha önce bir karar verip vermediğine bakmak gerekir. O konuda anayasada kural yok; ama Anayasa
Mahkemesi kararı varsa, mesele Anayasa Mahkemesinin daha önceki
kararına göre çözümlenecektir. Bu nedenle, anayasal meselelerin
çözümü için Anayasa Mahkemesi kararlarının bilinmesi gereklidir.
Diğer yandan anayasada kural olsa bile Anayasa Mahkemesi kararlarının bilinmesi yine gereklidir. Zira, anayasadaki madde metinle1.
Bu sorular Karayalçın, op. cit., s.48’den uyarlanmıştır.
26
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
ri değişik şekilde yorumlanabilir. Bu değişik yorumlar içinde otantik
olan, hukuken geçerli olan yorum2 Anayasa Mahkemesinin yorumudur. O nedenle, anayasa kurallarının Anayasa Mahkemesi tarafından
nasıl yorumlandığını da bilmek gerekir.
3. Nihayet çözümü istenen mesele hakkında doktrinde3 ileri sürülen görüşlerin neler olduğunu da bilmek gerekir.
a) Çünkü, bir kere, mesele hakkında anayasada kural bulunmayabilir ve keza Anayasa Mahkemesi kararı da olmayabilir. Bu takdirde, meselenin çözümü için doktrinde ileri sürülen görüşlerin ne
kadar önemli olduğu açıktır. Zira böyle bir durumda, ileride Anayasa
Mahkemesinin doktrinde ileri sürülen görüşlerden birini izlemesi pek
muhtemeldir.
b) İkinci olarak, anayasada kural olsa bile doktrinde ileri sürülen
görüşlerin bilinmesi gerekir. Zira, doktrin anayasadaki kuralları yorumlamaktadır. Anayasa Mahkemesinin doktrinin yorumlarını izleme
zorunluluğu yoktur; ancak Anayasa Mahkemesinin bu yorumlardan
“istifade” ettiği de bir gerçektir. Bu nedenle, anayasada olan kuralın
doktrin tarafından nasıl yorumlandığının bilinmesi gerekmektedir.
c) Nihayet bir mesele hakkında anayasada kural ve Anayasa
Mahkemesi kararı olsa bile, doktrinde ileri sürülen görüşlerin bilinmesi gerekir. Zira, bir yandan anayasa kuralları, diğer yandan Anayasa Mahkemesi kararları, ebedî, değişmez kurallar ve kararlar değildir. Doktrinde ileri sürülen görüşler doğrultusunda, anayasa değişikliği yapılabileceği gibi, Anayasa Mahkemesi de, doktrinin eleştirileri karşısında içtihadını değiştirebilir. Bu nedenle doktrinde ileri
sürülen görüşlerin bilinmesinde yarar vardır; ancak özenle belirtelim
ki, doktrinin görüşlerinin bir bağlayıcı gücü yoktur. Anayasa kuralları değiştirilmedikçe, Anayasa Mahkemesi içtihad değiştirmedikçe,
mesele doktrinin görüşlerine göre değil, anayasadaki kurala ve Anayasa Mahkemesi kararına göre çözümlenmelidir.
2.
3.
Otantik yorum konusunda bkz. Kemal Gözler, Hukukun Genel Teorisine Giriş: Hukuk Normlarının Yorumu ve Geçerliliği Sorunu, Ankara, US-A Yayıncılık, 1998, s.192-193.
Doktrin hukukun yardımcı kaynaklarından birisidir. Biz burada hukukun
kaynağı olarak doktrini incelemek istemiyoruz. Bu konuda hukuka giriş kitaplarına bakılabilir. Örneğin Kemal Gözler, Hukuka Giriş, Bursa, Ekin Kitabevi,
1998, s.180-183.
Bölüm 4
ANAYASA HUKUKUNUN BİLGİ KAYNAKLARI
Bir önceki bölümde anayasal meselelerin çözümü için sorulacak
üç soruyu gördük: (1) Mesele hakkında anayasada kural var mı?
(2) Mesele hakkında anayasa mahkemesi kararı var mı? (3) Mesele
hakkında doktrinde ileri sürülen görüşler nelerdir?
Bu sorulara cevap vermek için ise şu üç soruyu1 sırasıyla sormak
ve onları yanıtlamaya çalışmak gerekir:
1. Mesele hakkında anayasada kural olup olmadığını nereden ve
nasıl öğrenebilirim?
2. Mesele hakkında anayasa mahkemesi kararı olup olmadığını nereden ve nasıl öğrenebilirim?
3. Mesele hakkında doktrinde ileri sürülen görüşleri nereden ve nasıl öğrenebilirim?
Şimdi bu soruları cevaplamak için bakılması gereken yerleri, yani anayasa hukukunun “bilgi kaynakları”2nı görelim. Sırasıyla, anayasaların, anayasa mahkemesi kararlarının ve bilimsel görüşlerin
nerede bulunacaklarını göreceğiz.
1.
2.
Bu sorular Karayalçın, op. cit., s.48’ten uyarlanmıştır.
Hukuk kurallarının bulunacağı yerleri, kapsamları hakkında bilgi edinilecek
belgeleri ifade etmek için hukuk dilinde “hukukun bilgi kaynakları” ifadesi
kullanılır. Bunlar hukukçunun çalışmalarında yararlandığı her çeşit yayınlardır. Diğer bir ifadeyle hukukun bilgi kaynakları ile, hukukla ilgili kuralların,
mahkeme kararlarının, mesleki ve bilimsel çalışmaların yayınlandığı eserler,
dergiler kastedilmektedir. Yaşar Karayalçın’dan ilham alarak bu tür kaynaklara “hukukun bibliyografyacılık açısından kaynakları” da denebilir. Hukukun
bilgi kaynakları konusunda bkz. Karayalçın, op. cit., s.48; Necip Bilge, Hukuk
Başlangıcı: Hukukun Temel Kavram ve Kurumları, Ankara, Turhan Kitabevi,
Dokuzuncu Baskı, 1994, s.40; Aytekin Ataay, Medeni Hukukun Genel Teorisi, İstanbul, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1971, s.81; Vecdi Aral, Hukuk ve Hukuk Bilimi Üzerine, İstanbul, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, İkinci Baskı 1975, s.94; Bilge Umar, Hukuk Başlangıcı, İzmir, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1997, s.8689.
28
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
I. ANAYASALAR
Yukarıda belirtildiği gibi, bir anayasa hukuku meselesinin çözümü için sorulacak ilk soru, “bu mesele hakkında anayasada kural var
mıdır” sorusudur. Bir mesele hakkında anayasada kural olup olmadığını saptamak oldukça kolaydır. Mesele hakkında kurallar yürürlükteki anayasanın maddelerine bakılarak aranır.
Anayasa Metinlerinin Önemi.- Burada anayasal metinlerin önemini özellikle vurgulamak gerekir. Anayasa hukukunun en önemli
kaynağı “anayasa”dır. Hukuk, hukuk normlarından; anayasa hukuku
ise anayasa normlarından oluşmuş bir düzendir. Eğer anayasa normları biliniyorsa anayasa hukuku da biliniyor demektir. Bir anayasa
normu ise anayasa da bulunan bir madde metninin anlamıdır. Böylece anayasa metninin önemi kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.
Diğer yandan hukukun genel teorisinde3, bir normun geçerliliğinin ön koşullarından ilki “maddî varlık (existence matérielle)”4tır.
Zira, maddî olarak var olmayan bir işlem, hiçbir hukukî nitelendirmeye konu olamaz. Bir işlemin maddî varlığı ile, o işlemin somut
taşıyanının (support, hâmil), yani bir belgenin, bir sözün, bir ritüelin,
tek kelimeyle bir instrumentum’un varlığı anlatılmak istenmektedir5.
Diğer bir anlatımla, bir işlemi hukukî nitelendirmeye tâbi tutmadan
önce, onun instrumentum’unu, örneğin bu işlemin içinde yer aldığı
belgeyi göstermek gerekir.
Aynı şekilde bir işlemin anayasa normu olarak geçerli olup olmadığının tespitinde tartışılması gereken ilk sorun, o işlemin maddî
varlığı sorunudur. Bu sorun ise, kendisine anayasa dediğimiz ve kurucu iktidar tarafından konulan ve bu adla resmî gazetede yayınlanan
metinlerin tespiti ile çözümlenir. İşte anayasa hukukunun bilgi kaynaklarından birincisi olan anayasa metinleri, “anayasa hukukunun
3.
4.
5.
Kemal Gözler, Hukukun Genel Teorisine Giriş: Hukuk Normlarının Geçerliliği ve Yorumu Sorunu, Ankara, US-A Yayıncılık, 1998, s.27.
François Ost ve Michel Van de Kerchove, Jalons pour une théorie critique du
droit, Bruxelles, Publications des Facultés universitaires Saint-Louis, 1987,
s.259; François Ost, “Validité”, in André-Jean Arnaud (sous la direction de-),
Dictionnaire encyclopédique de théorie ve de sociologie du droit, Paris,
L.G.D.J., Deuxième édition, 1993, s.636.
Ost ve Van de Kerchove, Jalons pour une théorie critique du droit, op. cit.,
s.259; Ost, “Validité”, op. cit., s.636.
BÖLÜM 4: BİLGİ KAYNAKLARI
29
maddî varlığı”nı, diğer bir ifadeyle “anayasa hukukunun instrumentum’u”nu oluşturmaktadır.
Bu nedenle, bir anayasa hukuku sorunu tartışılırken, yapılması
gereken ilk şey, anayasa hukuku ders kitaplarına bakmak değil, anayasa hukukunun instrumentum’u olan anayasa metnine bakmaktır.
***
Doğal olarak mesele hangi ülkeye ait ise o ülkenin anayasasının
metnine ve keza mesele hangi döneme ait ise o dönemde yürürlükte
olan anayasanın metnine bakmak gerekir.
Aşağıda ilk önce Türk anayasalarının, sonra da yabancı anayasaların bilgi kaynaklarını vereceğiz.
A. TÜRK ANAYASALARI
Türk anayasalarının bilgi kaynakları resmî kaynaklar ve özel
kaynaklar olarak iki gruba ayrılabilir.
1. Resmî Kaynaklar6
Resmî kaynaklar, Resmî Gazete, Düstur, Yürürlükteki Kanunlar
Külliyatı, TBMM Tutanak Dergisi, Temsilciler Meclisi Tutanak Dergisi
ve Danışma Meclisi Tutanak Dergisi’dir.
a) Resmî Gazete.- Resmî Gazete, Ankara’da 1920’de kurulmuştur.
1927’den beri düzenli olarak yayınlanmaktadır. 1 Ocak 1977 tarihinden
itibaren normal (oktav, ders kitabı) boyutunda çıkmaktadır. Resmî Gazete,
Başbakanlık Mevzuatı Geliştirme ve Yayın Genel Müdürlüğü tarafından
Ankara’da yayımlanmaktadır. Gazete bayilerinde satılmaz. Abone olanlara
gönderilir. Resmî Gazete kural olarak günlüktür; ancak bazen acele yayınlanması lazım gelen bir metin için aynı gün ikinci bir sayı daha çıkarılır.
Buna “mükerrer sayı” denir.
b) Düstur.- Osmanlı Devleti döneminde devlet mevzuatının bir araya
getirilerek bastırılması ilk defa 1851 yılında gerçekleştirilmiştir. Fakat bu
alanda ilk önemli eser, Düstur adı altında 1863 yılında basılmıştır. Cumhuriyet döneminde de yayınlanmasına devam edilmektedir. Bu eser beş gruba
ayrılır7.
Birinci tertip: 1908 yılına kadar yayınlanan mevzuatı içerir.
İkinci Tertip: 1908-1920 yıllarını kapsar. 12 cilttir.
6.
7.
Karayalçın, op. cit., s.49-53.
Ibid.
30
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
Üçüncü Tertip: 23 Nisan 1923’ten 27 Mayıs 1960 tarihine kadar yayınlanan
kanunları içerir. Toplam 41 cilttir.
Dördüncü Tertip: 27 Mayıs 1960 ile 7 Eylül 1961 tarihleri arasında Millî Birlik Komitesi ve Kurucu Meclis tarafından yayınlanan kanunlar bir cilt halinde
dördüncü tertip düstur olarak basılmıştır.
Beşinci Tertip: 1 Kasım 1961 tarihinden bu güne yayınlanan kanunlar beşinci
tertibi oluşturur8.
c) Yürürlükteki Kanunlar Külliyatı.- Başbakanlık Mevzuatı Geliştirme ve Yayım Müdürlüğü tarafından 6 cilt ve fihrist olarak yayınlanmıştır. Değişir yapraklıdır.
c) TBMM Tutanak Dergisi.- Eski adı Zabıt Ceridesi olan Tutanak
Dergisi, Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılan Genel Kurul görüşmelerinin tutanaklarını ve bu görüşmelere dayanak teşkil eden metinleri, özellikle kanun teklif ve tasarılarını, komisyon raporlarını vs. içerir9. Şu halde bir
anayasa değişikliği teklif veya tasarı metinlerinin gerekçesini ve bu metinde
komisyonlarda ne gibi değişiklikler olduğunu tespit etmek için tutanak
dergilerine bakmak gerekir. Dolayısıyla anayasa değişikliklerinin travaux
préparatoires’ı (hazırlık çalışmaları) için TBMM Tutanak Dergisi çok
önemli bir kaynaktır.
d) Temsilciler Meclisi Tutanak Dergisi.- 1961 Anayasasının travaux
préparatoires’ı için Temsilciler Meclisi Tutanak Dergisine bakmak gerekir.
e) Danışma Meclisi Tutanak Dergisi.- 1982 Anayasasının travaux
préparatoires’ı için ise Danışma Meclisi Tutanak Dergisine bakılabilir.
***
Resmî kaynaklar anayasa kurallarının en güvenilir bilgi kaynaklarıdır. Bunlarda yer alan anayasa metinlerinin doğru olduğu, kurucu
iktidarın kabul ettiği metin ile aynı olduğu varsayılır. Bununla birlikte, yargı organları Resmî Gazete’de veya Düstur’da yayınlanan metnin mevsukiyetini, yani bu metnin kurucu organdan çıkan metin ile
aynı olup olmadığını araştırabilir. Bu, anayasal kuralların “maddî
varlığı (existence matérielle)”10 sorunudur. Her hakim, kanunun
maddî varlığını araştırabilir.
8. Ibid.
9. Ibid.
10. Bu kavram hakkında bkz. Gözler, Hukukun Genel Teorisine Giriş, op.
cit., s.27-28.
BÖLÜM 4: BİLGİ KAYNAKLARI
31
Resmî kaynakların özel kaynaklara nazaran daha güvenilir olduğu ortadadır. Ancak özel kaynaklara nazaran resmî kaynakların pek
çok dezavantajı vardır.
1. Bir kere, resmî kaynaklara ulaşmak çok zordur. Resmî Gazete
koleksiyonları sadece kütüphanelerde bulunur. Eksiksiz bir Resmî
Gazete koleksiyonuna ise pek az kütüphane sahiptir. Düsturlar ise
çok nadir kütüphanelerde bulunur.
2. Ulaşılabilirlilik bakımından olan bu sakınca bir yana, birkaç
on sayfalık, anayasa metni için yüzlerce ciltlik koleksiyonların elden
geçirilmesinin pek pratik olmadığı ortadadır.
3. Resmî kaynaklarda anayasa metinlerinin ilk şekilleri vardır.
Daha sonraki değişiklikler ayrı bir kanun olarak resmî kaynağın sonraki ciltlerinde, sayılarında bulunur. Dolayısıyla anayasa metnindeki
değişiklikleri resmî kaynaklardan bu değişiklik tarihlerini bilmiyorsanız izleyemezsiniz. O maddenin daha sonradan değiştirilip, değiştirilmediğini bilmiyorsanız, o madde için resmî kaynağa bakmak yanıltıcı olabilir. Örneğin 1982 Anayasasının bir maddesine bakmak
için, bu Anayasanın yayınlandığı Resmî Gazete’nin 9.11.1982 tarih
17863 numaralı sayısına bakıldığında eğer bu madde daha sonradan
değişmişse yanlış metin saptanmış olacaktır. Bu nedenle aşağıda her
anayasa için, bu Anayasada yapılan değişiklikler sıralanmış ve bu
değişikliklerin bulunabileceği kaynaklar da belirtilmiştir.
1. 1876 Kanun-ı Esasîsi
Kabul tarihi 7 Zilhicce 1293 (23 Aralık 1876) olan ilk Anayasamızın metni şu
kaynakta bulunabilir: Düstur, Birinci Tertip, Cilt 4, s.1-40.
Bu 1876 Kanun-ı Esasîsi yedi değişikliğe uğramıştır. Haliyle bu değişikliklerden sonraki bir meselenin çözümü için maddelerin değişik metinlerine bakmak
gerekir. Bu yedi değişiklik ve bulunabilecekleri yerler aşağıda gösterilmiştir:
1. 7 Zilhicce 1293 Tarihli Kanun-ı Esasînin Bazı Mevaddı Muaddelesine Dair
Kanun, Kabul Tarihi: 5 Şaban 1327 - 8 Ağustos 1325 (1909), Düstur, İkinci
Tertip, Cilt 1, s.638-644.
2. Kanun-ı Esasînin 5 Şaban 1327 Tarihli 7, 35 ve 43'üncü Mevaddı
Muaddelesini Muaddil Kanun, Kabul Tarihi: 2 Recep 1332 - 15 Mayıs 1330
(1914), Düstur, İkinci Tertip, Cilt 6, s.749-750.
3. 7 Zilhicce 1293 Tarihli Kanun-ı Esasînin 102'nci Maddesi ile 2 Recep 1332
Tarihli 7'inci ve 43'üncü Mevaddı Muaddelesini Muaddil Kanun, Kabul Tarihi: 26 Rebiyülevvel 1333 - 29 Kanunusani 1330 (1914), Düstur, İkinci Tertip,
Cilt 7, S.224-225.
32
4.
5.
6.
7.
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
Kanun-ı Esasînin 5 Şaban 1327 Tarihli 76'ıncı Madde-i Muaddelesini Muaddil
Kanun, Kabul Tarihi: 4 Cemaziyüevvel 1334 - 25 Şubat 1331 (1916), Düstur,
İkinci Tertip, Cilt 8, s.483.
Kanun-ı Esasînin 26 Rebiülevvel 1333 Tarihli 7'inci Maddei Muaddelesinin
Tadili İle 2 Recep 1332 Tarihli 35'inci Maddei Muaddelesinin Tayyı Hakkında
Kanun, Kabul Tarihi: 4 Cemaziyülevvel 1334 - 25 Şubat 1331 (1916), Düstur,
İkinci Tertip, Cilt 8, S.484.
7 Zilhicce 1293 Tarihli Kanun-ı Esasînin 72'nci Maddesinin Muaddil Kanun,
Kabul Tarihi: 15 Cemaziyülevvel 1334 - 7 Mart 1332 (1916), Düstur, İkinci
Tertip, Cilt 8, s.754.
Kanun Esasînin 69'uncu Maddesini Muaddil Kanun, Kabul Tarihi: 8
Cemaziyülahir 1336 - 21 Mart 1334 (1918), Düstur, İkinci Tertip, Cilt 10,
s.176.
2. 1921 Teşkilât-ı Esasîye Kanunu
20 Kânun-ı Sani 1337 (20 Ocak 1921) tarih ve 85 sayılı Teşkilât-ı Esasîye
Kanunumuz şu resmî kaynaklarda bulunabilir:
Ceride-i Resmîye, 1-7 Şubat 1337 (1921)
Düstur, Üçüncü Tertip, Cilt 1, s.196-199.
3. 1924 Teşkilât-ı Esasîye Kanunu
20 Nisan 1340 (1924) ve 491 sayılı Teşkilât-ı Esasîye Kanunumuz şu resmî
kaynaklarda bulunabilir:
Resmî Gazete, 24.04.1924.
Düstur, Üçüncü Tertip, Cilt 5, s.576
1924 Teşkilât-ı Esasîye Kanununda beş değişiklik yapılmıştır. 1924 Teşkilât-ı
Esasîye Kanununu değiştiren Kanunlar aşağıda listelenmiştir:
1. 11 Nisan 1928 tarih ve 1222 sayılı Kanunla Teşkilât-ı Esasîye Kanununun 2,
16, 26 ve 38’inci maddelerinde değişiklik yapılmıştır (Resmî Gazete,
14.4.1928, Sayı 863; Düstur, Tertip 3, Cilt 9, s.273).
2. 10 Kanunuevvel 1931 tarih ve 1893 sayılı Kanunla Teşkilât-ı Esasîye Kanununun 95’inci maddesinde değişiklik yapılmıştır (Resmî Gazete, 15.12.1931,
Sayı 1976; Düstur, Tertip 3, Cilt 13, s.25).
3. 5 Kanunnuevvel 1934 tarih ve 2599 sayılı Kanunla Teşkilât-ı Esasîye Kanununun 10 ve 11’inci maddelerinde değişiklik yapılmıştır (Resmî Gazete,
11.12.1934, Sayı 2877; Düstur, Tertip 3, Cilt 16, s.36).
4. 10 Kanunnuevvel 1937 tarih ve 3115 sayılı Kanunla Teşkilât-ı Esasîye Kanununun 2, 44, 47, 49, 50, 61, 74 ve 75’inci maddelerinde değişiklik yapılmıştır
(Resmî Gazete, 13.12.1937, Sayı 3533; Düstur, Tertip 3, Cilt 18, s.307).
5. 10 Teşrînisânî 1937 tarih ve 3272 sayılı Kanunla Teşkilât-ı Esasîye Kanununun, 44, 47, 48, 49, 50 ve 61’inci maddelerinde değişiklik yapılmıştır (Resmî
Gazete, 1.12.1937, Sayı 3773; Düstur, Tertip 3, Cilt 19, s.37).
4. 1945 Anayasası
20 Nisan 1924 tarih ve 491 sayılı Teşkilât-ı Esasîye Kanunu, 1945 yılında,
dönemin öz Türkçecilik akımına uyularak, 10 Ocak 1945 tarih ve 4695 sayılı Kanunla (Resmî Gazete, 15.1.1945-5905), “mana ve kavramda bir değişiklik yapılmaksızın Türkçeleştirilmiş”tir. İktidar değiştikten sonra, 1952 yılında, 24 Aralık
BÖLÜM 4: BİLGİ KAYNAKLARI
33
1952 tarih ve 5997 sayılı Kanunla (Resmî Gazete, 31.12.1952-8297) 1945’te Türkçeleştirilen metin yürürlükten kaldırılarak, 24 Nisan 1924 tarih ve 491 sayılı Teşkilat-ı Esasîye Kanunu, 1945 yılına kadar yapılan beş değişiklik ile birlikte tekrar
yürürlüğe konmuştur. 24 Aralık 1952 tarih ve 5997 sayılı Kanunun 1’inci maddesine göre, “20 Nisan 1924 tarih ve 491 sayılı Teşkilat-ı Esasîye Kanunu, 4695
sayılı Kanunun kabûl tarihine kadar yürürlükte bulunan tadilleriyle birlikte tekrar
meriyete konulmuş ve bu kanun yerine ikame edilmiş olan 10.1.1945 tarihli ve
4695 sayılı Anayasa meriyetten kaldırılmıştır”.
5. 1961 Anayasası
9 Temmuz 1961 tarih ve 334 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, 27 Mayıs
1961 tarihinde Kurucu Meclisçe kabul edilmiş, halkoyuna sunulmak üzere 31 Mayıs 1961 tarihli Resmî Gazetede yayınlanmış, 9 Temmuz 1961 günü yapılan halkoylaması ile % 61.7 oranında “evet” oyu ile kabul edilmiştir. 1961 Anayasasının
ilk şeklinin bulunduğu resmî kaynaklar şunlardır:
Resmî Gazete, 20.7.1961, Sayı: 10859
Düstur, Dördüncü Tertip, Cilt 1-2, s.2930
1961 Anayasasında yedi değişiklik yapılmıştır. Bu değişiklerin tarih ve sayıları ile bulunabilecekleri resmî kaynaklar aşağıya çıkarılmıştır:
1. 6.11.1969 tarih ve 1188 sayılı Kanun ile Anayasanın 68’inci maddesi değiştirilmiş, geçici 11’inci maddesi yürürlükten kaldırılmıştır (Resmî Gazete,
12.11.1969-13349). Anayasa Mahkemesinin 16.6.1970 tarih ve E.1970/1,
K.1970/31 sayılı Kararı ile bu Anayasa değişikliği kanunu iptal edilmiştir
(AMKD, Sayı 8, s.313-341).
2. 17.4.1970 tarih ve 1254 sayılı Kanunla, Anayasanın 73’üncü maddesi değiştirilmiş ve bir Geçici 11’inci madde eklenmiştir (Resmî Gazete, 22.4.197013478).
3. 17.4.1970 tarih ve 1255 sayılı Kanunla Anayasanın 131’inci maddesi değiştirilmiştir (Resmî Gazete, 22.4.1970-13478).
4. 30.6.1971 tarih ve 1421 sayılı Kanunla Anayasanın 56 ve 82’nci maddeleri
değiştirilmiştir (Resmî Gazete, 2.7.1971-13383).
5. 20.9.1971 tarih ve 1488 sayılı Kanunla Anayasanın 11, 15, 19, 22, 26, 29, 30,
32, 38, 46, 61, 64, 89, 110, 111, 114, 119, 120, 121, 124, 127, 134, 137, 138,
140, 143, 144, 145, 147, 149, 151, ve 152’nci maddeleri değiştirilmiştir. Keza
Anayasaya Geçici 12, 13'üncü 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20’nci geçici maddeler
eklenmiştir (Resmî Gazete, 22.9.1971-13964).
6. 15.3.1973 tarih ve 1699 sayılı Kanunla Anayasanın 30’uncu maddesinin
4’üncü fıkrası ve 57’nci maddenin 2 ile 3’üncü fıkrası değiştirilmiştir. 136’ncı
maddeye ise 2, 3, 4, 5, 6 ve 7’nci fıkralar ilave edilmiştir. 138’inci maddenin
4’üncü fıkrası ve 148’inci maddenin 2’nci fıkrası değiştirilmiştir. Keza Anayasaya geçici 21 ve 22’nci geçici maddeler eklenmiştir (Resmî Gazete,
20.3.1973-14482).
7. 16.4.1974 tarih ve 1801 sayılı Kanunla Anayasanın 68’inci maddesi değiştirilmiş, Anayasanın ilk şeklinde bulunan geçici 11’inci madde tekrar kaldırılmıştır (Resmî Gazete, 22.4.1974-14866).
34
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
6. 1982 Anayasası
7 Kasım 1982 tarih ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası Resmî Gazete’nin 9.11.1982 tarih 17863 numaralı mükerrer sayısında yayınlanmıştır.
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 23.9.1982 tarihinde Danışma
Meclisi tarafından ve 18.10.1982 tarihinde Millî Güvenlik Konseyi tarafından
kabul edilmiş, halkoyuna sunulmak üzere 20.10.1982 tarih ve 17844 sayılı Resmî
Gazetede yayınlanmış, 7 Kasım 1982 Pazar günü yapılan halkoylaması sonucu %
91.17 oranında kabul oyu ile kabul edilmiş, bu kez tekrar 2709 sayılı Kanun olarak
9.11.1982 tarih ve 17863 mükerrer sayılı Resmî Gazetede yayınlanmıştır.
1982 Anayasasında şimdiye kadar üç değişiklik yapılmıştır:
Birinci Değişiklik: 17 Mayıs 1987 tarih ve 3361 sayılı Kanunla (Resmî Gazete, 18.5.1987, Sayı 19644 Mükerrer).
İkinci Değişiklik: 8 Temmuz 1993 tarih ve 3913 sayılı Kanunla (Resmî Gazete, 10.7.1993, Sayı 21633).
Üçüncü Değişiklik: 23 Temmuz 1995 tarih ve 4121 sayılı Kanunla (Resmî
Gazete, 26.7.1995, Sayı 22355).
2. Özel Kaynaklar: Anayasa Derlemeleri
Yukarıda belirtilen resmî kaynakların dışında birçok özel kişinin
yaptığı anayasa derlemeleri de vardır. Bunlardan birkaçını aşağıda
belirteceğiz. Ancak hemen şunu belirtelim ki, özel kaynaklar resmî
kaynaklara nazaran daha az güvenilirdir. Bunlarda baskı ve imlâ hatalarının olması pek muhtemeldir; fakat özel kişilerin yaptığı anayasa
derlemelerinin pek çok avantajı vardır. Bir kere, resmî kaynaklar gibi
nadir bulunan kaynaklar değildir. Bu kaynaklara kitapçılardan satın
alınmak suretiyle kolaylıkla ulaşılabilir. İkinci olarak, bu kaynaklar,
sadece anayasaları veya ilgili mevzuatı içerdiklerinden hacim bakımından küçük ve kullanışlıdırlar. Bir anayasa maddesine bakmak
için yüzlerce ciltlik Resmî Gazeteyle veya Düsturla uğraşmak gerekmez. Diğer yandan, bu anayasa derlemelerine anayasalarda yapılan değişikliklerde işlenmiştir. Bu derlemelerde, ya değişiklikten
sonraki son metin verilir, yahut değişik maddeler, değişiklikten sonraki ve önceki şekilleri birlikte verilir. Dolayısıyla, değişikliğe uğrama ihtimali bakımından anayasa derlemelerine bakmak daha uygundur; ancak, özel kişilerce yapılan anayasa derlemelerinin resmî kaynakların değerini tamamıyla ortadan kaldırdığını söylemek mümkün
değildir. Her halükârda, anayasa maddesinin metninde tereddüte düşüldüğünde sorunun giderilmesi için ilk yapılacak şey yukarıdaki
resmî kaynaklara başvurmaktır.
BÖLÜM 4: BİLGİ KAYNAKLARI
35
Aşağıya özel kişilerce yapılan başlıca anayasa derlemelerinin bir
listesi çıkarılmış ve her derleme hakkında kısa bir açıklama yapılmıştır.
a) Cevdet Atay, Karşılaştırmalı Türk Anayasaları, Bursa, Ekin
Kitabevi Yayınları, 1996 (13.5x19.5 cm, 239 s.).
Bu derlemede, Türk anayasaları karşılaştırmalı olarak verilmiştir. İlkönce 1982 Anayasasının bir maddesi verilmiş, o maddenin altına o maddeyle aynı konuyu düzenleyen 1961, 1924, 1876 anayasalarının maddeleri
verilmiştir. Profesör Atay, eski anayasalarımızın metinlerini yer yer sadeleştirmiş, bazı eski kelimeler yerine günümüz Türkçesindeki karşılıklarını
kullanmıştır. Eğitim ve öğretim açısından şüphesiz yararlı olan bu çaba,
kanımca, anayasal metinlerin mevsukiyeti açısından eleştiriye açıktır. Hukuken geçerli olan, günümüz okuyucusu tarafından anlaşılır veya anlaşılmaz olsun, anayasa metininde kullanılan kelimelerdir.
Diğer yandan kanımızca, pedagojik bakımdan fevkalâde yararlı olan
bu eserin, karşılaştırmalı yönteminden kaynaklanan sakıncaları da vardır.
Bir kere, 1982 Anayasası dışındaki Anayasaların kendi iç sistematiği kaybolmaktadır. 1961, 1924 ve 1876 Anayasalarının bölüm başlıkları, hatta
madde kenar başlıkları kaybolmaktadır. Oysa her anayasa kendi sistemi
içinde anlamlıdır. Diğer yandan, anayasalarımızın bazı maddeleri karşılaştırılamayacak durumundadır. Zira o konu o anayasada düzenlenmemiş olmaktadır. Dolayısıyla, karşılaştırmalı yöntem, aslında sadece 1982 Anayasa
için yararlı olmakta, diğer anayasalar bu Anayasanın bir aracı konumuna
düşmektedir. O nedenle, Atay’ın ve ileride göreceğimiz Karamustafaoğlu
ve Turhan’ın hazırladıkları karşılaştırmalı anayasa derlemeleri, başlı başına
bir 1876, 1924, 1961 Anayasalarımızı içeren derlemeler ihtiyacını ortadan
kaldırmamaktadır. Dolayısıyla anayasa hukuku öğrencileri bu derlemeler
ile yetinmemelidirler.
b) Süheyl Batum ve Necmi Yüzbaşıoğlu, Anayasa Hukukunun Temel Metinleri, İstanbul, Beta Yayınları, İkinci Baskı, 1997
(14x20 cm, 560 sayfa).
Bu derlemede sadece anayasalar değil, aynı zamanda ilgili mevzuat
(Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri, Siyasî Partiler Kanunu, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü, Anayasa Mahkemesine ilişkin mevzuat ve olağanüstü hal mevzuatı,
vb.) bulunmaktadır. Anayasal mevzuat konusunda önemli bir derlemedir.
Ancak bu derlemede Osmanlı dönemi anayasal belgeleri ve keza 1876 Kanun-ı Esasîsi bulunmamaktadır. Dolayısıyla Türk anayasa hukukunun tarihî
gelişimi açısından okuyucunun bir başka kaynağa daha ihtiyacı olacaktır.
36
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
Derlemede bir kavram dizini olmadığı için kullanışlılığı düşmektedir. Hiç
olmazsa 1982 Anayasası için bir kavram dizininin eklenmesi uygun olurdu.
c) Kemal Gözler, Türk Anayasaları, Bursa, Ekin Kitabevi, 1999
(11x16 cm, 360 sayfa).
Cep kitabı boyutunda olan 360 sayfalık bu derlemede, 1876 Kanun-ı
Esasîsi, 1921 Teşkilât-ı Esasîye Kanunu, 1924 Teşkilât-ı Esasîye Kanunu,
1945 Anayasası, 1961 Anayasası ve 1982 Anayasasının metinleri vardır.
Derlemenin 1982 Anayasası kısmında, bazı önemli Anayasa Mahkemesi
kararlarının kısa özetleri ilgili maddelerin altına not edilmiştir. Bu derleme,
özellikle öğrencilere yönelik olup, giriş kısmında, bir anayasa maddesinin
nasıl okunacağı, unsurlara ayrılacağı ve özellikle anayasa metniyle anayasa
hukuku dersinin nasıl çalışılacağı gösterilmeye çalışılmıştır.
d) Tunçer Karamustafaoğlu ve Mehmet Turhan, 1961-1982 T.C.
Anayasaları: Karşılıklı Metinler, Ankara, Savaş Yayınları, 1993
(13.5x19.5 cm, 310 s).
Bu derlemede, 1982 ve 1961 Türk Anayasaları karşılaştırmalı olarak
verilmiştir. İlk önce 1982 Anayasasının bir maddesi verilmiş, o maddenin
altına o maddeyle aynı konuyu düzenleyen 1961 Anayasasının maddesi
verilmiştir. Derleme ayrıca 1876, 1921 ve 1924 Anayasalarının metinlerini
de içermektedir.
e) Suna Kili ve Şeref Gözübüyük, Türk Anayasa Metinleri, Ankara,
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1985 (16x24 cm, 331 s.).
Bu derleme 1808’den bu yana bütün Türk anayasalarını ve anayasal
belgelerini içermektedir. Metin itibarıyla güvenilir bir kaynaktır; ancak ders
kitabı boyutunda (16x24 cm) olduğu için pek kullanışlı değildir. Diğer
yandan, bu derleme, son baskısını 1985’te yapmıştır. Dolayısıyla 1982
Anayasasının değişikliklerini içermemektedir. Ayrıca görebildiğimiz kadarıyla, bu derlemenin baskısı tükenmiştir; piyasada bulunmamaktadır.
f) Kazım Öztürk, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, Ankara, Ajans
Türk Matbaası, 1966 (2 cilt, 16.5x24 cm).
1961 Anayasasının travaux préparatoires’ı (madde gerekçeleri, komisyon raporları, Temsilciler Meclisinde yapılan görüşmeler, vs.) bu derlemede bulunmaktadır. Söz konusu derleme, 1961 Anayasasının hazırlık
çalışmalarına ulaşmak için vazgeçilmez bir kaynaktır.
BÖLÜM 4: BİLGİ KAYNAKLARI
37
g) Server Tanilli, Anayasalar ve Siyasal Belgeler, İstanbul, Cem
Yayınevi, 1976 (12.5x18.5 cm, 669 s.).
Bu derlemede 1808’den buyana tüm Türk Anayasaları ve anayasal
belgeleri mevcuttur. Derleme 1982 Anayasasından önce yapılmıştır. Piyasada bulunmamaktadır. Derlemede ayrıca Amerikan, Fransız, İtalyan, Alman ve İsviçre gibi ülkelerin Anayasaları da bulunmaktadır.
h) Osman Selim Kocahanoğlu, Gerekçeli ve Açıklamalı Anayasa, İstanbul, Temel Yayınları, 1993 (13.5x18.5 cm, 636 s.).
1982 Anayasasının travaux préparatoires’ı (madde gerekçeleri, komisyon raporları, Danışma Meclisi görüşmeleri, Millî Güvenlik Konseyinin
yaptığı değişiklikler) bu kitapta bulunmaktadır. Ayrıca derlemede her maddenin altında o madde ile ilgili kanunların ismi, numarası ve yayınlandığı
resmî gazete tarihi - numarası verilmiştir.
İnternette Anayasalar
Türk anayasa metinlerine internet üzerinden de ulaşmak mümkündür. 1982 Anayasasına birçok adresten ulaşılabilir. Ancak bunların birçoğunda ulaşılan metinde ğ, ç, ş, ı, ö, ü gibi Türkçe karakterler
işaretsiz olarak görünür.
http://www.mfa.gov.tr:80/GRUPI/Anayasa/ Anayasa.htm
http://www.gazi.edu.tr/
http://www.tbmm.gov.tr
http://www.avukat.com/anayasa
1961 ve 1924 Anayasası metinlerine ise internet üzerinden
http://www.basarm.com adresinden ulaşılabilir. Ancak bu adresten
ulaşılan anayasa metinleri, ilk kabul edildikleri şekildir. Sonraki değişiklikler bunlara işlenmemiştir.
B. YABANCI ANAYASALAR
Yabancı ülkelerin anayasalarına da zaman zaman bakmak gerekmektedir. Bazen doğrudan yabancı ülkenin anayasal düzenine
ilişkin bir problemin çözümünde gerekmektedir. Bazen de Türk anayasa hukukunda karşılaşılan bir sorun hakkında yabancı ülkelerin
anayasalarındaki düzenlemeler öğrenilmek istenmektedir. Karşılaştırmalı anayasa hukukunda yabancı ülkelerin anayasa metinlerine
başvurulması kaçınılmazdır.
38
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
1. Türkçe
Maalesef Türkçede yabancı anayasa derlemeleri konusunda yeni
kaynaklar yoktur. Bu konuda eski tarihli şu kaynaklar zikredilebilir:
F. R. Dareste, Avrupa - Amerika - Afrika - Asya - Okyanusya Devletlerinin Esas Teşkilat Kanunları, Çev. E. Menemencioğlu, Ankara,
Türk Hukuk Kurumu Yayını, 1944, 5 Cilt.
İlhan Lütem, Yeni Anayasalar, Ankara, Türk Hukuk Kurumu Yayını,
1953, 4 Cilt (Yukarıdaki derlemeye ek).
Bu takdire şayan iki Dünya anayasaları derlemesinden sonra
böyle bir kapsayıcı çeviri çalışmasına teşebbüs edilememiştir. Bununla birlikte, A.B.D., Almanya, Fransa, İtalya gibi ülkelerin Anayasalarını içeren şu iki derlemeyi zikretmek gerekir:
Server Tanilli, Anayasalar ve Siyasal Belgeler, İstanbul, Cem Yayınları, 1976.
Yaşar Gürbüz, Anayasalar, İstanbul, Filiz Kitabevi, 1981.
Dikkat edilmeli ki her iki derleme de oldukça eskimiştir. Derlenen anayasaların bazıları yürürlükten kalkmış, bazılarında ise önemli
değişiklikler olmuştur. Ülkemizde acilen bir Türkçe yabancı anayasalar derlemesine ihtiyaç vardır.
2. Fransızca
Fransızca olarak şu derlemeler sayılabilir:
Dünya Anayasaları Derlemeleri:
DARESTE (F.R.), Les constitutions modernes, Paris, Recueil Sirey, 19311933, 6 Cilt.
BASTID (P.) ve BELIA (G.) (sous la direction de-), Corpus constitutionnel:
Recueil universel des Constitutions en vigueur, Leiden, E. J. Brill, 19681974 (Son Fasikül: Tome II, Fascicule 1)
Avrupa Anayasaları Derlemeleri:
DELPÉRÉE (Francis), VERDUSSEN (Marc) ve BIVER (Karine), Recueil des
Constitutions européennes, Bruxelles, Bruylant, 1994.
MIRKINE-GUETZÉVITCH (Boris), Les constitutions européennes, Paris,
P.U.F., 1951, 2 Cilt.
OBERDORFF (Henri) (textes rassemblés et présentés par), Les Constitutions
de l'Europe des Douze, Paris, La Documentation française, 2e édition,
1994.
BÖLÜM 4: BİLGİ KAYNAKLARI
39
Afrika Anayasaları Derlemeleri:
LAVROFF (Dmitri Georges) ve PEİSER (G.), Les constitutions africaines,
Paris, Editions A. Pédone, (Tome I: “L'Afrique noire francophone”, 1964;
Tome II, “Etats anglophones”, 1964).
REYNTJENS (F.) (rédacteur général), CONAC (G.), DU BOIS DE
GAUDUSSON (J.), READ (J. S.), SLINN (P. E.), VANDERLINDEN (J.).
(rédacteurs associés), Constitutiones Africae, Bruxelles - Paris, BruylantPédone (Publication sur feuilles mobiles), (vol.I, 1988 ; vol.II, 1989 ;
vol.III, 1990 ; vol.IV, 1992).
Fransa’da bunların dışında öğrencilere yönelik daha birçok derleme yapılmıştır. Bunlardan başlıcaları şunlardır:
DUVERGER (Maurice), Constitutions et documents politiques, Paris, P.U.F.,
1993.
MENY (Yves), Textes constitutionnels et documents politiques, Paris,
Montchrestien, 1989.
PACTET (Pierre), Textes de droit constitutionnel, Paris, LGDJ, 1992.
3. İngilizce
PEASLEE (Amos J.), Constitutions of Nations, The Hague, Martinus Nijhoff,
Dorothy Peaslee Xydis tarafından hazırlanan üçüncü baskı, (Cilt I:
“Africa”, 1965; Cilt II: “Asia, Australia and Oceania”, 1966; Cilt III:
“Europe”, 1968; Cilt IV: “Americas”, 1970).
BLAUSTEN (A.P.) ve FLANZ (G.H.) (Ed.), Constitutions of the Countries of
the World, New York, Oceana Publications, Ine Dobbs Ferry, 1971
(Permanent Editions).
4. İnternette Yabancı Anayasalar
Bu yabancı anayasa derlemelerin çoğunu Türk üniversitelerinde
bulmak oldukça güçtür. Zaten yukarıda görüldüğü gibi, bu derlemelerin çoğu artık eskimiştir. Aslında internet ile birlikte yabancı anayasaların son metinlerine ulaşma sorunu ortadan tamamen kalkmıştır.
İnternetten her ülkenin anayasasının İngilizce veya Fransızca çevirisine ve bu anayasanın orijinal dilindeki metnine kolayca ulaşılabilmektedir. Bunun için herhangi bir arama motoruna örneğin
(http://www.altavista.com) girip arama çerçevesi içine aranılan anayasanın adının yazılması yeterlidir: French Constitution, German
Constitution, Bulgarian Constitution gibi. Keza constitution kelimesi
ve ilgili ülkenin adının İngilizcesinin yazılması da çoğunlukla ilgili
anayasaya ulaşmaya yetmektedir.
Şu adreslerden değişik ülkelerin anayasalarının linklerine ulaşılabilir:
40
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
http://dir.yahoo.com/Government/Law/Constitutional/Constitutions
http://www.eur.nl/frg/iacl/const.html
http:/www.vuerzburg.de/law/
http://www.urich/~jpjones/confinder/const/html.
Bu sonuncu site Richmond Üniversitesinden John Paul Jones ve
Robert H. Burger tarafından hazırlanan aşağı yukarı bütün ülkelerin
anayasalarının linklerinin bulunduğu mükemmel bir sitedir. Ayrıca
burada birçok anayasanın sadece İngilizce değil, aynı zamanda,
Fransızca, Almanca, İspanyolca metinlerine linkler de vardır.
II. ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARI
Bulduğum bu anayasa kurallarını mahkemeler, özellikle Anayasa
Mahkemesi nasıl yorumlamaktadır? Bu anayasa kurallarıyla ilgili
olarak daha önce verilmiş mahkeme kararı var mıdır? Varsa bunları
nereden ve nasıl bulabilirim?
Bir anayasal problemin çözümünde, o konuda bir anayasa kuralı
olduğunu tespit ettikten sonra sorulacak ikinci soru, yukarıda da belirtildiği gibi, bu kuralın Anayasa Mahkemesi tarafından nasıl yorumlandığı sorusudur. Bu soruyu cevaplayabilmek içinse, bu kuralın
uygulanmasıyla ilgili daha önce verilmiş bir Anayasa Mahkemesi
kararının olup olmadığının tespiti gerekir. Belirli bir konu hakkında
Anayasa Mahkemesi kararı olup olmadığını aşağıda belirtilen resmî
ve özel yayınlara bakarak bulabiliriz.
Anayasa Mahkemesi Kararlarının Önemi.- Anayasa normu,
bizatihi anayasanın bir maddesinin metni değildir. Anayasa normu bu
metne verilen anlamdır11. Ve eğer norm, metnin kendisi değil, anlamı ise, herkes anayasanın bir maddesinin metnine istediği anlamı
vermekte serbesttir. Ancak kişiler tarafından verilen bu anlam sadece
onların “kişisel görüşleri”dir. Mühim olan “otantik” karar vermeye
yetkili makamların, yani verdiği kararlara itiraz edilemeyen organların kararlarıdır. Bu kararlar dahi, bir görüş olarak, bizim görüşlerimizle aynı “teorik” değere sahiptir. Ancak bir hukuk düzeninde sadece bu organların görüşleri “geçerlidir”. Anayasa hukuku alanında,
bu organların en önemlisi anayasa mahkemeleridir. O nedenle anayasa mahkemeleri, yaptıkları yorumlarla yeni anayasal normlar koya11. Kemal Gözler, “Realist Yorum Teorisi ve Mekanist Anayasa Anlayışı”, Anayasa Yargısı, Sayı 15, s.207-250.
BÖLÜM 4: BİLGİ KAYNAKLARI
41
bilmektedirler. Zaman zaman anayasa mahkemelerinin yorumu sonucu ortaya çıkan norm ile anayasa metninin ilk okunuşunda beliren
anlamdan çıkan norm birbirinden farklı olmaktadır. Anayasa mahkemeleri bazen anayasanın bir maddesinin aradığı şartlarda değişiklik yapmakta, bazen de anayasa maddesine, o madde metninde hiçbir
şekilde olmayan yeni şartlar eklemektedir.
Türk Anayasa Mahkemesi için de aynı şeyi söyleyebiliriz. Anayasa Mahkemesi 1982 Anayasasının bazı maddelerinin metinlerinden
hiç akla gelmeyen normlar çıkarmıştır. Anayasa Mahkemesinin kararlarına itiraz edilemediği için Anayasa Mahkemesinin yaptığı yorumlarla koyduğu normları da geçerli olarak kabul etmek gerekir.
İşte bu nedenle, bir anayasal meselenin çözümünde Anayasa Mahkemesinin kararlarını da bilmek gerekmektedir.
A. TÜRK ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARI
1. Resmî Yayınlar
Türk Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede ve Anayasa
Mahkemesi Kararlar Dergisinde bulunabilir. Resmî Gazeteyi daha
önce görmüştük. Şimdi Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisini görelim.
Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi (AMKD).- Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede yayınlanmaktadır (AY, m.153). Bu
kararlar ayrıca her yıl Anayasa Mahkemesi tarafından yayınlanan
Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi’nde toplanmaktadır. Derginin
ilk sayısı 1964 yılında yayınlanmıştır. Dergiye atıf yapılırken yıl değil, sayı belirtilmelidir. Zira, derginin kapağına yıl olarak içerisinde
bulunan kararların verildiği yıl değil, derginin basıldığı yıl yazılmaktadır.
Türk Anayasa Mahkemesi kararlarına internet üzerinden ulaşma
imkanı bildiğim kadarıyla yoktur. Yine görebildiğim kadarıyla Anayasa Mahkemesinin web sayfası da yoktur (Adalet Bakanlığının,
Yargıtayın, Danıştayın -kuruluş aşamasında- web sayfaları vardır).
Şüphesiz Anayasa Mahkemesinin bir web sayfasının olması ve keza
hiç olmazsa yeni kararlarının internet üzerine konulmasının erişebilirlilik bakımından büyük yararı olacaktır.
42
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
Anayasa kuralları sadece Anayasa Mahkemesi değil, Yargıtay ve Danıştay tarafından da uygulanır. O halde Anayasa kurallarının Yargıtay ve
Danıştay tarafından nasıl yorumlandıklarını da bilmek gerekir. Dolayısıyla
Yargıtay ve Danıştay kararlarının nerede bulanabileceklerini de bilmek
uygun olur.
Yargıtay kararları, Yargıtay Kararlar Dergisi (YKD)’nde bulunabilir.
Bu dergi, Yargıtay tarafından 1975 yılından beri aylık olarak yayınlanmaktadır. Yargıtay kararlarına internet aracılığıyla da ulaşmak mümkündür:
http://www.yargitay.gov.tr.
Danıştay kararları, Danıştay Dergisi’nde bulunabilir. Bu dergi, 19371970 yılları arasında “Danıştay Kararlar Dergisi” adı altında yayınlanmıştır.
1971’den beri ise “Danıştay Dergisi” adı altında yayınlanır. 1971’den beri
Dergide sadece kararlar değil, makaleler de vardır. Danıştay kararlarına
internet üzerinden ulaşmak yakında mümkün olacaktır. Danıştay sitesi kuruluş aşamasındadır: http://www.danistay.gov.tr.
2. Özel Yayınlar
Anayasa Mahkemesi kararlarını izlemek için cilt cilt yayınlanan
Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisini izlemek pek pratik değildir.
Bu dergi zaten pek az yerde bulunur. Onun yerine belli başlı kararları
içeren ve bu kararların önemli kısımlarının içeren derlemelere ihtiyaç
vardır.
a) Böyle bir derleme Anayasa Mahkemesi raportörleri Mustafa
S. Aykonu ve E.Aydın Özkul tarafından üç cilt halinde değişir yapraklı olarak yapılmıştır:
Mustafa S. Aykonu ve E. Aydın Özkul (der.), Anayasa Yargısı, Ankara, Anayasa Mahkemesi Yayını, 1981, Üç Cilt.
Ancak bu derlemenin yenilemeleri bildiğimiz kadarıyla en son
1983 yılında yapılmıştır.
b) Diğer bir derleme ise şudur:
Mehmed Akad ve Abdullah Dinçkol (der.), 1982 Anayasası: Madde gerekçeleri ve Maddelerle İlgili Anayasa Mahkemesi Kararları, İstanbul, Alkım Yayınları, Tarihsiz (1998 ?).
Bu derleme alanındaki büyük eksikliği bir ölçüde de olsa gidermektedir. Ancak kitabın sayfa düzeni oldukça kötüdür. Örneğin her
hangi bir sayfa açıldığında hangi maddenin altında bulunulduğu anlaşılamamaktadır. Sayfaların üzerine bir de madde numaralarının
BÖLÜM 4: BİLGİ KAYNAKLARI
43
yazılmasında büyük yarar vardır. Keza maddelerin metinleri ile Anayasa Mahkemesi karar metinlerinde aynı karakter stilleri ve aynı punto kullanılmıştır. Değişik karakter stilleri veya madde metnine nazaran daha küçük punto kullanılmasında izlenme kolaylılığı açısından
büyük yarar vardır.
Kitabın sonunda kavram dizini, bir arama cetveli yoktur. Kitabın
sonuna “Kitaptaki Anayasa Mahkemesi Kararlarının Maddelere Göre
Dağılımı” başlıklı bir cetvel eklenmiştir. Maddenin numarası verilmiş altına ilgili Anayasa Mahkemesi kararlarının tarih ve numaraları
sıralanmıştır. Böyle bir usûl tamamıyla yararsızdır. Okuyucu bu şekilde aradığı bir kararı bulamaz. Hatta tarih ve numarası bilinen bir
kararın dahi bu derlemeden bulunması mümkün değildir. Ayrıca bu
derlemede, Anayasa Mahkemesi kararından alıntı yapılmakta, ama
bu alıntının nerede başladığı veya nerede bittiği çok açıkça görülememektedir. Zira ilgili kararın tarih ve sayısı alıntının başında değil,
alıntılanan paragrafların sonunda parantez içinde verilmektedir.
Keza alıntılanan kararların başında kararın konusunu oluşturan
kanunun referansı ile denetim konusu maddenin belirtilmesi gerekirdi. Derleyenlerin alıntıladıkları birçok kararda, kararın hangi kanunun hangi maddesi hakkında verildiğini anlamak mümkün değildir.
Örneğin Anayasanın 10’uncu maddesi (eşitlik ilkesi) altında alıntılanan Anayasa Mahkemesi kararlarının birçoğunun hangi kanun hakkında verildiği anlaşılamamaktadır (örneğin bkz. 52, 53, 54’üncü
sayfalardaki kararlar).
Hangi Anayasa Mahkemesi kararının hangi madde altında tasnif
edileceği tamamıyla yazarların kişisel tercihine kalmış bir sorundur.
Her haliyle emek verildiği anlaşılan bu çalışmanın, sistem bakımından kullanışsız olması üzücüdür.
B. YABANCI ANAYASA YARGISI ORGANLARI
KARARLARININ BİLGİ KAYNAKLARI
1. Fransız Anayasa Konseyi (Conseil constitutionnel) Kararları
Fransız Anayasa Konseyi kararları Fransız Resmî Gazetesi (Journal
officiel)’nde yayınlanmaktadır. Keza kararlar, Anayasa Konseyi tarafından
yılda bir kez yayınlanan Recueil des décisions du Conseil constitutionnel’de bulunmaktadır. Bazı önemli kararları metnine veya metinlerinden
44
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
seçme kısımlara Revue du droit public, Revue française de droit
constitutionnel gibi dergilerden de ulaşılabilir.
Fransız Anayasa Konseyi kararlarına internet üzerinden de ulaşmak
mümkündür. Bu kararlara Fransız Anayasa Konseyinin web sitesinden
ulaşılabilir. Adresi: http://www.conseil-constitutionnel.fr dir. Aynı kararlara ve Fransız mevzuatına http://www.legifrance.fr ve http://www.journalofficiel.gouv.fr adresinden de ulaşmak mümkündür.
Fransa’da mükemmel bir Anayasa Konseyi kararları derlemesi vardır:
Louis Favoreu ve Loïc Philip, Les grandes décisions du Conseil constitutiontitutionnel, Paris, Sirey, 7e édition, 1993.
Fransız Anayasa Konseyi kararlarını Türk okuyucusuna tanıtmak için
tarafımdan bir “Fransız Anayasa Konseyi Kararları Kroniği” hazırlanmakta
ve Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisinde yayınlanmaktadır.
Kemal Gözler, “Fransız Anayasa Konseyi Kararları Kroniği: 1994”, Ankara
Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 44, 1995, Sayı 1-4, s.809-819.
Bu kroniğe ayrıca http://www20.uludag.edu.tr/~gozler/kronik.html ve
http://www.geocities.com/CollegePark/Classroom/5921/kronik adreslerinden ulaşılabilir.
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisinin çıkış düzenine uygun
olarak epey gecikmeli de olsa bu kronik tarafımdan devam ettirilecektir.
2. Amerikan Federal Yüksek Mahkemesi Kararları
Birleşik Devletler Yüksek Mahkemesi (United States Supreme Court)
kararları şu yayınlarda bulunabilir:
U.S.: United States Reports. Bu Government Printing Office (Washington, D.C.) tarafından yapılan resmî yayındır. 1875’e kadar reporter
ismine göre zikredilir. Örneğin 3 Dallas 378. 91’inci ciltten itibaren sadece
U.S. şeklinde zikredilir. Örnek: 354 U.S. 298. İlk rakam cilt numarasına,
son rakam ise sayfa numarasına işaret eder. Buna göre, 354 U.S. 298,
United States Reports’un 354’üncü cildinin 298’inci sayfası demektir. Bu
kaynağa internet aracılığıyla şu adresten ulaşılabilir: http://www.lib.
muohio.edu/libinfo/depts/documents/lawrept.html.
L.Ed.: United States Supreme Court Reports, Lawyers’ Edition,
Lawyers' Co-operative Publishing Company (Rochester, New York) tarafından yayınlanmaktadır. Atıf usûlü şöyledir. 96 L.Ed. 954. İlk numara
cilde, son numara sayfaya gönderme yapar. Bu kaynağa da internet aracılığıyla ulaşmak mümkündür: http:www.carswell.com/records/ USSCR.html.
BÖLÜM 4: BİLGİ KAYNAKLARI
45
S.Ct.: Supreme Court Reporters. West Publishing Company (St. Paul,
Minnesota) tarafından yayınlanmaktadır. Atıf örneği: 58 S.Ct. 166.
Amerikan Federal Yüksek Mahkemesi kararlarına internet üzerinden
ulaşmak mümkündür. Bunun için şu adreslerden yaralanılabilir:
http://www.infoctr.edu/tutorial/eloise/usrpts.htm
http://www.law.wfu.edu/library/lawresch/legalr.htm
http://www.lib.muohio.edu/libinfo/depts/documents/lawrept.html
http://www.lawlibrary.org/resources/findlaw.html
http://www.pita.com/visit/usread.htm
http://www.sasnet.com/bro/legal/findlaw.htm
3. Alman Federal Anayasa Mahkemesi
Alman Federal Anayasa Mahkemesi (Bundesverfassungsgericht) kararları Sammlung der Entscheidungen des Bundesverfas-sungsgerichts’de
bulunabilir. Bu yayın BverfGE şeklinde kısaltılmaktadır. Alman Anayasa
Mahkemesi kararlarına da internet üzerinden ulaşmak mümkündür. Kullanılacak adresler şunlardır:
http://www.jura.uni-sb.de/english/ndw97/ndw18.htm
http://civil.udg.es/epclp/Germany.htm
4. İtalyan Anayasa Mahkemesi Kararları
İtalyan Anayasa Mahkemesi kararları Giurisprudenza costi-tuzionale
isimli süreli yayında bulunabilir. Bu yayın 1990 yılına kadar Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Kütüphanesi tarafından izlenmiştir.
***
Şu iki eserde yabancı anayasa yargısı organlarının önemli kararları yıllık olarak özetlenmektedir:
Annuaire international de justice constitutionnelle (Paris, Economica
ve Presses universitaires d’Aix-Marsaille, 1985’ten beri). Groupe d’Etudes
et de recherches sur la justice constitutionnelle tarafından hazırlanan bu
içtihad derlemesinde belli başlı ülkelerin anayasa yargısı organlarının verdiği önemli kararların yıllık özetleri bulunmaktadır.
Bulletin de jurisprudence constitutionnelle (Strasbourg, Conseil de
l’Europe, Commission de Venise). Avrupa Konseyi Venedik Komisyonu
tarafından çıkarılan bu eserde Avrupa Konseyine üye ülkelerin anayasa
yargısı organları tarafından verilen önemli kararların özeti bulunmaktadır.
İngilizce ve Fransızca olarak yayınlanmaktadır. Bu derlemenin Türkiye
kısmı, Anayasa Mahkemesi raportörü sayın Doç. Dr. Mehmet Turhan tarafından hazırlanmaktadır.
46
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
III. BİLİMSEL ESERLER
Bir anayasal meselenin çözümünde, o mesele hakkında bir anayasa kuralı ve anayasa mahkemesi kararı olduğunu tespit ettikten
sonra yapılacak iş, bu kuralın veya anayasa mahkemesi kararının
incelemesini, eleştirisini yapan bir bilimsel eserin bulunup bulunmadığını araştırmaktır. Şimdi “bilimsel eserler”in çeşitlerini görelim.
A. BİLİMSEL ESERLERİN ÇEŞİTLERİ
Bilimsel eserlerin başlıca çeşitleri şunlardır: Sistematik eserler,
monografiler, makaleler.
1. Sistematik Eserler
Sistematik eserler, anayasa hukukunu anayasadaki madde sırasına göre değil, yazarın kendi kafasında oluşturduğu bir mantıkî silsile
içerisinde, bir bütün olarak ele alıp inceleyen eserlerdir. Bu tür eserlerde bir iki konu veya mesele değil, anayasa hukuku alanı bütünüyle
incelenmeye çalışılır. Bu hukuk dalının kavram, kurum ve temel kuralları açıklanır. Sistematik eserler uygulayıcılardan ziyade öğrencilere hitap eder. Bunlar hacim bakımından kısa, orta ve uzun olabilir.
Kısa olanlara Fransızca’da précis, orta kalınlıkta olanlara, elkitabı
anlamına gelen, manuél (ing.: handbook, alm.: handbuch), çok uzun
olanlara ise traité (alm.: lehrbuch) denmektedir. Traité’ler genellikle
çok ciltlidir. Örneğin Léon Duguit’nin Traité de droit constitutionnel’i beş cilttir. Georges Burdeau’nun Traité de science politique’i
10 cilttir. Türkçede sistematik eserler arasında bu tip bir ayrım yapılmamaktadır. Genelde bu tip eserlere hacmi ne olursa olsun ders
kitabı denir. Ancak “ders kitabı” ifadesi ders kitabının üzerinde genellikle yazmaz.
Aşağıda Türkiye, Fransa ve diğer ülkelerden anayasa hukuku sistematik eserlerine örnek verilmiştir.
////SONA BAK/// haziran 2001
a) Türkiye
Türkçe anayasa hukuku sistematik eserleri aşağıya çıkarılmıştır.
Birden fazla baskı yapan eserlerin son baskıları esas alınmıştır. Lis-
BÖLÜM 4: BİLGİ KAYNAKLARI
47
tenin olabildiği ölçüde kapsayıcı olmasına dikkat edilmiştir. Şüphesiz
gözümüzden kaçan sistematik eserler olabilir.
ALDIKAÇTI (Orhan), Anayasa Hukukumuzun Gelişmesi ve 1961 Anayasası, İstanbul, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1982, 410 s.
ARSEL (İlhan), Anayasa Hukuku: Demokrasi, Ankara, Doğuş Matbaacılık, 1964,
248 s.
ARSEL (İlhan), Türk Anayasa Hukukunun Umumî Esasları (Birinci Kitap: Cumhuriyetin temel kuruluşu), Ankara, Mars Matbaası, 1965, 471 s.
BAŞGİL (Ali Fuat), Esas Teşkilat Hukuku: Türkiye Siyasî Rejimi ve Anayasa
Prensipleri (Cilt I, Fasikül I), İstanbul, Baha Matbaası, 1960, 272 s.
Esasîye Hukuku Dersleri, İstanbul, 1934.
Türkiye Esas Teşkilatı ve Siyasî Rejimi, İstanbul, 1939.
Esas Teşkilat Hukuku Dersleri, İstanbul, 1942.
Esas Teşkilat Hukuku Dersleri, Cilt II: Demokrasi, İstanbul, 1942.
Esas Teşkilat Hukuku Dersleri, Cilt I, Fasikül I, İstanbul, 1946.
Ana Hukuk Dersleri, İstanbul, 1948.
ÇAĞLAR (Bakır), Anayasa Bilimi: Bir Çalışma Taslağı, İstanbul, BFS Yayınları,
1989, 332 s.
ÇAVUŞOĞLU (Naz), Anayasa Notları, İstanbul, Beta Yayınları, 1997, 231 s.
DAL (Kemal), Türk Esas Teşkilat Hukuku, Ankara, Bilim Yayınları, İkinci Baskı,
1986, 304 s.
DEMİR (Fevzi), Anayasa Hukukuna Giriş, İzmir, Barış Yayınları - Fakülteler
Kitabevi, Beşinci Baskı, 1998.
ERDOĞAN (Mustafa), Anayasal Demokrasi, Ankara, Siyasal Kitabevi, 1996,
235 s.
EROĞUL (Cem), Anatüzeye Giriş (“Anayasa Hukukuna Giriş”), Ankara, İmaj
Yayıncılık, Beşinci Baskı, 1997, 316 s.
ESEN (Bülent Nuri), Anayasa Hukuku: Genel Esaslar, Ankara, Ayyıldız Matbaası,
1970, 616 s.
ESEN (Bülent Nuri), Türk Anayasa Hukuku, Ankara, Ayyıldız Matbaası, 1971,
156 s.
GİRİTLİ (İsmet) ve SARMAŞIK (Jale), Anayasa Hukuku, İstanbul, Derleme Yayınları, 1998, 244 s.
GÖREN (Zafer), Anayasa Hukukuna Giriş, İzmir, Barış Yayınları - Fakülteler
Kitabevi, 1997, 558 s.
GÖZÜBÜYÜK (A. Şeref), Anayasa Hukuku, Ankara, Turhan Kitabevi, Altıncı
Baskı, 1998, 433 s.
KUBALI (Hüseyin Nail), Anayasa Hukuku Dersleri, İstanbul, İstanbul Üniversitesi
Hukuk Fakültesi Yayınları, 1971, 533 s.
Esas Teşkilat Hukuku Dersleri, İstanbul, 1943.
Devlet Ana Hukuku Dersleri, İstanbul, 1946.
Anayasa Hukukunun Genel Esasları ve Siyasî Rejimler, İstanbul, 1965.
KÜRKÇÜER, (Orhan Melih), Esas Teşkilât Hukuku, Ankara, Ankara İktisadî ve
Ticarî İlimler Akademisi, Üçüncü Baskı, 1966, 240 s.
ÖZBUDUN (Ergun), Türk Anayasa Hukuku, Ankara, Yetkin Yayınları, Beşinci
Baskı, 1998, 408 s.
48
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
ÖZÇELİK (Selçuk), Esas Teşkilat Hukuku Dersleri, Birinci Cilt: Umumî Esaslar,
İstanbul, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1982, 325 s.
ÖZÇELİK (Selçuk), Esas Teşkilat Hukuku Dersleri, İkinci Cilt: Türkiye’nin Siyasî
rejimi ve Müesseseleri, İstanbul, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1976, 305 s.
RUMPF (Christian), Türk Anayasa Hukukuna Giriş, Ankara, 1995, 201 s.
SABUNCU (Yavuz), Anayasaya Giriş, Ankara, İmaj Yayıncılık, Genişletilmiş
Beşinci Baskı, 1997, 289 s.
SOYSAL (Mümtaz), Anayasaya Giriş, Ankara, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları, 1969, 293 s.
SOYSAL (Mümtaz), 100 Soruda Anayasanın Anlamı, İstanbul, Gerçek Yayınevi,
Onbirinci Baskı, 1997, 281 s.
TANİLLİ (Server), Devlet ve Demokrasi: Anayasa Hukukuna Giriş, İstanbul, Say
Kitap Pazarlama, Üçüncü Baskı, 1982, 648 s.
TEZİÇ (Erdoğan), Anayasa Hukuku, İstanbul, Beta, Beşinci Baskı, 1998, 452 s.
TİKVEŞ (Özkan), Teorik ve Pratik Anayasa Hukuku, İzmir, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayını, 1982, 529 s.
TUNAYA (Tarık Zafer), Siyasal Kurumlar ve Anayasa Hukuku, İstanbul, Araştırma, Eğitim, Ekin Yayınları, Beşinci Baskı, 1982, 688 s.
TÜZEL (Sadık), Anayasa Hukuku, İzmir, Ege Üniversitesi İktisadî ve Ticarî Bilimler Fakültesi Yayınları, Üçüncü Baskı, 1969, 397 s.
YAYLA (Yıldızhan), Anayasa Hukuku Ders Notları, İstanbul, Filiz Kitabevi,
1985, 182 s.
b) Fransa
Fransız anayasa hukuku doktrininin başlıca sistematik eserleri
şunlardır:
ARDANT (Philippe), Institutions politiques et droit constitutionnel, Paris,
L.G.D.J., 6e édition, 1994.
BARTHÉLEMY (Joseph) et Duez (Paul), Traité de droit constitutionnel, Paris,
Dalloz, 1933 (Réimpression: Economica, 1985).
BURDEAU (Georges), Droit constitutionnel, 21e édition par Francis Hamon et
Michel Troper, Paris, L.G.D.J., 1988.
BURDEAU (Georges), HAMON (Francis) ve TROPER (Michel), Droit
constitutionnel, Paris, L.G.D.J., 23e édition, 1993.
CADART (Jacques), Institutions politiques et droit constitutionnel, Paris
Economica, 3e édition, 1990, 2 Cilt.
CADOUX (Charles), Droit constitutionnel et institutions politiques, (tome I :
Théorie générale des institutions politiques), Paris, Cujas, 3e édition, 1988.
CARRÉ DE MALBERG (Raymond), Contribution à la théorie générale de l'Etat,
Paris, Sirey, 1922 (réimpression par CNRS, 1962) (2 Cilt).
CHANTEBOUT (Bernard), Droit constitutionnel et science politique, Paris,
Armand Colin, 11e édition, 1994.
BÖLÜM 4: BİLGİ KAYNAKLARI
49
DEBBASCH (Charles), PONTIER (Jean-Marie), BOURDON (Jacques) ve RICCI
(Jean-Claude), Droit constitutionnel et institutions politiques, Paris,
Economica, 3e édition, 1990.
DUGUIT (Léon), Traité de droit constitutionnel, Paris, Ancienne librairie
fontemoing, 3e édition, 1927-1930 (5 Cilt).
DUHAMEL (Olivier), Le pouvoir politique en France, Paris, P.U.F., 1991.
DUVERGER (Maurice), Le système politique français, Paris, P.U.F., 20e édition,
1990.
DUVERGER (Maurice), Manuel de droit constitutionnel et de science politique,
Paris, P.U.F., 5e édition, 1948.
ESMEİN (Adhémar), Eléments de droit constitutionnel français et comparé, 8e
édition revue par Henry Nézard, Paris, Sirey, tome I, 1927, tome II, 1928.
FABRE (Michel Henry), Principes républicains de droit constitutionnel, 4e
édition, Paris, L.G.D.J., 1984.
GICQUEL (Jean), Droit constitutionnel et institutions politiques, Paris,
Montchrestien, 12e édition, 1993.
HAURIOU (Maurice), Précis de droit constitutionnel, Paris, Sirey, 2e édition,
1929, (reprint par C.N.R.S., Paris, 1965).
HAURIOU (André), GİCQUEL (Jean) ve GÉLARD (Patrice), Droit
constitutionnel et institutions politiques, Paris, Montchrestien, 6e édition,
1975.
JEANNEAU (Benoît), Droit constitutionnel et institutions politiques, Paris, Dalloz,
8e édition, 1991.
LAFERRIÈRE (Julien), Manuel de droit constitutionnel, Paris, Editions DomatMontchrestien, 2e édition, 1947.
LAVROFF (Dmitri Georges), Le système politique français: Constitution et
pratique politique de la Ve République, Paris, Dalloz, 5e édition, 1991, 985
p.
LAVROFF (Dmitri Georges), Le droit constitutionnel de la Ve République, Paris,
Dalloz, 1995.
LECLERCQ (Claude), Droit constitutionnel et institutions politiques, Paris, Litec,
8e édition, 1992.
LIET-VEAUX (Georges), Droit constitutionnel, Paris, Editions Rousseau, 1949.
PACTET (Pierre), Institutions politiques - Droit constitutionnel, Paris, Masson,
13e édition, 1994.
PRÉLOT (Marcel) ve BOULOUİS (Jean), Institutions politiques et droit
constitutionnel, Paris, Dalloz, 11e édition, 1990.
QUERMONNE (Jean-Louis) ve CHAGNOLLAUD (Dominique), Le
gouvernement de la France sous la Ve République, Paris, Dalloz, 4e édition,
1991.
TURPIN (Dominique), Droit constitutionnel, Paris, P.U.F., 2e édition, 1994.
VEDEL (Georges), Droit constitutionnel, Paris, Sirey, 1949, (réimpression, 1989).
c) Diğer Ülkeler
Belçika:
50
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
WIGNY (Pierre), Droit constitutionnel : principes et droit positif, Bruxelles,
Bruylant, 1952, (2 tomes).
DELPÉRÉE (Francis), Droit constitutionnel (Tome I : Les données
constitutionnelles), Bruxelles, Larcier, 2e édition, 1987.
İsviçre:
AUBERT (Jean-François), Traité de droit constitutionnel suisse, Neuchâtel,
Editions Ides et Calendes, 1967.
A.B.D:
DOWLİNG (Noel T.), Cases on Constitutional Law, Brooklyn, The Foundation
Press, 5th Edition, 1954.
KAUPER (Paul G.), Constitutional Law: Cases and Materials, Boston, Toronto,
Little, Brown and Company, 2th Edition, 1960.
MASON (Alpheus Thomas) ve BEANEY (William M.), American Constitutionnal
Law: Introductory Essays and Selected Cases, New Jersey, Prentice-Hall,
3th Edition 1964.
STRONG (Frank R), American Constitutional Law, Buffalo, New York, Dennis &
Co. Inc., 1950.
İngiltere:
DE SMITH (S.A.) ve BRAZİER (Rodney), Constitutional and Administrative
Law, London, Penguin Books, 6th Edition, 1989.
Karşılaştırmalı Anayasa Hukuku:
CAPPELLETTİ (Mauro) ve COHEN (William), Comparative Constitutional Law,
Indianapolis, New York, The Bobbs-Merril Company, 1979.
2. Monografiler
Anayasa hukukunu bütünüyle inceleyen sistematik eserlerin aksine, monografiler bu hukuk dalındaki sadece bir konuyu derinlemesine inceler. Bu tür eserler, inceledikleri konunun ince ayrıntılarına
kadar iner. İnceledikleri kurumun başka ülkelerdeki benzerleri ile
karşılaştırmasını yaparlar. Yüksek lisans, doktora tezleri, eskiden
mevcut olan doçentlik tezleri ve profesörlük takdim çalışmaları monografik nitelikte eserlerdir.
Yukarıda genel eserlerin olabildiği ölçüde tüketici bir listesini
yapmaya çalıştık. Tüm anayasa hukuku monografilerinin bir listesini
yapmak mümkün değildir. Zaten buradaki amacımız, bir anayasa
hukuku bibliyografyası hazırlamak değil, anayasa hukukunun bilgi
kaynaklarını tanıtmaktır. Bu nedenle aşağıdaki monografi listesi tamamıyla örnek niteliğindedir ve kişisel kanımıza göre en iyi olanlardır.
ARASLI (Oya), Adaylık Kavramı ve Türkiye’de Milletvekili Adaylığı, Ankara,
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1972.
BÖLÜM 4: BİLGİ KAYNAKLARI
51
EROĞUL (Cem), Anayasayı Değiştirme Sorunu: Bir Mukayeseli Hukuk İncelemesi, Ankara, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları, 1974.
KARAMUSTAFAOĞLU (Tunçer), Yasama Meclislerini Fesih Hakkı, Ankara,
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Adalet Yüksek Okulu Yayınları, 1982.
KUZU (Burhan), Olağanüstü Hal Kavramı ve Türk Anayasa Hukukunda Olağanüstü Hal Rejimi, İstanbul, Kazancı Yayınları, 1993.
ONAR (Erdal), 1982 Anayasasında Anayasayı Değiştirme Sorunu, Ankara, 1993.
ÖZBUDUN (Ergun), Parlâmenter Rejimde Parlâmentonun Hükümeti Murakabe
Vasıtaları, Ankara, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1962.
SAĞLAM (Fazıl), Temel Hakların Sınırlanması ve Özü, Ankara, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları, 1982.
TANÖR (Bülent), Anayasa Hukukunda Sosyal Haklar, İstanbul, May Yayınları,
1978.
TURHAN (Mehmet), Hükûmet Sistemleri ve 1982 Anayasası, Diyarbakır, Dicle
Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1989.
YÜZBAŞIOĞLU (Necmi), Türkiye’de Kanun Hükmünde Kararnameler Rejimi,
İstanbul, Beta Yayınları, 1996.
3. Makaleler: Dergiler (Süreli Yayınlar)
Makaleler, monografi gibi sadece tek bir konuyu inceleyen ama
monografiden çok daha kısa olan çalışmalardır. Makaleler bilimsel
ve meslekî dergilerde yayınlanırlar. Makale monografiye oranla daha
kısa zamanda hazırlanır. Dolayısıyla güncel konular da makaleyle
işlenebilir. Makaleler, aylık, iki aylık, üç aylık dergilerde yayınlandığından hukuk dünyasını etkilemek bakımından daha elverişlidir.
Anayasa hukuku alanında yazılmış makalelerin listesini yapmak
monografilerin listesini yapmaktan da zordur. Zaten, yukarıda monografiler için de belirtildiği gibi, burada amacımız anayasa hukuku
bibliyografyası yapmak değildir. Aşağıdaki makaleler sırf örnek oluşturması için verilmiştir:
GÜNEŞ (Turhan), “Devlet Başkanı - Meclis Çatışması”, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, Cilt XXIX, Haziran 1964, Sayı 2, s.175-192.
TURHAN (Mehmet), “Anayasaya Aykırı Anayasa Değişiklikleri”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt XXXIII, 1976, Sayı 1-4, s.63-104.
TÜRK (Hikmet Sami), “Sosyal Hukuk Devleti”, Halkevleri Dergisi, Sayı 91, Mayıs 1974, s.5-13.
YILMAZ (Misket), “Türk Hukukunda Kanun Hükmünde Kararname”, Prof. Dr.
Bülent N. Esen’e Armağan, Ankara, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Yayınları, 1977, s.505-561.
Makalelere ulaşmak için bunların yayınlandıkları dergilerin bilinmesi gerekir.
52
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
a) Türk Dergileri
Türkiye’de anayasa hukukuna has bir bilimsel dergi yoktur. Anayasa hukuku alanındaki makaleler genel hukuk, yahut siyasal bilim, hatta kamu yönetimi dergilerinde yayınlanmaktadır. Anayasa
hukuku alanında makalelerin bulunabileceği başlıca dergiler şunlardır:
Amme İdaresi Dergisi
Ankara Barosu Dergisi
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi
Annales de la Faculté de droit d’İstanbul
Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi
Hukuk Araştırmaları (Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi)
İdare Hukuku İlimleri Dergisi
İnsan Hakları Yıllığı
İstanbul Barosu Dergisi
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası
Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi
Türkiye Barolar Birliği Dergisi
Bu dergilerin bir çoğunun yeni sayılarını bile bulmak büyük bir
sorundur. Bunların çoğunluğu piyasada satılmazlar. Bazı Fakülte
dergilerine abone olmak bile mümkün değildir. Bu dergileri basan
fakülte kendi benzeri olan fakülteye ücretsiz olarak gönderir. Piyasaya dağıtımı yapılmaz. Birçok üniversite kütüphanesinden dahi bu
dergilerin bir çoğuna ulaşmak mümkün değildir. Bu dergilerin ilgili
fakültenin internet sitesine konulmasında yarar vardır. Örneğin Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi’nin son sayısı bu Fakültenin internet sayfasına konulmuştur. Bu son sayıda yayınlanan makalelere http://www.ankara.edu.tr/law/dergi adresinden ulaşılabilmektedir.
Maalesef yukarıda saydığımız fakülte dergileri düzenli aralıklarla
çıkmamaktadır. Örneğin Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisinin normalde her üç ayda bir sayı çıkarması gerekirken genelde bir
yılda veya iki yılda bir sayı çıkarır. Bu derginin beş yılda bir sayı
çıkardığı da görülmüştür.
Bu akademik dergilerin yanında, Türkiye Günlüğü, Birikim, Toplum ve Bilim, Yeni Türkiye, Liberal Düşünce gibi kitapçılarda ve bazen gazete bayilerinde satılan, uzman olmayan okuyucu kitlesine
BÖLÜM 4: BİLGİ KAYNAKLARI
53
hitap eden vulgarizasyon dergilerinde de doğrudan veya dolaylı olarak anayasa hukukunu ilgilendiren makalelere rastlanabilir.
İleride ayrıca belirtileceği gibi, acilen bir “Türk Anayasa Hukuku
Dergisi”ne ihtiyaç vardır.
b) Fransız Anayasa Hukuku Dergileri
Revue du droit public et de science politique en France et à l’étranger,
(RDP), (Paris, LGDJ). 1894’ten beri çıkmaktadır. 1894’ten beri eksiksiz tüm ciltleri Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Kütüphanesinde
bulunmaktadır. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kütüphanesinde ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Kütüphanesinde
bazı ciltleri eksik olmakla birlikte vardır.
Revue française de droit constitutionnel (RFDC), (Paris, PUF). 1990’dan
beri çıkmaktadır. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Siyasal Bilgiler Fakültesi kütüphanelerinde yoktur. Anayasa hukuku alanındaki
bu temel derginin ülkemizde bir kütüphane tarafından izlenip izlenmediğini tespit edemedik. Derginin her sayısının içindekiler kısmına
http://www.puf.fr adresinden ulaşılabilir.
Pouvoirs: Revue d’études constitutionnelles ve politiques (Paris, PUF).
Kısaca Pouvoirs şeklinde anılır. 1977’den beri çıkmaktadır. Ankara
Üniversitesi Hukuk Fakültesi Kütüphanesi tarafından 1990 yılından
beri izlenmektedir.
Anayasa hukukuna özgü olmayan, ama zaman zaman anayasa
hukuku makalesi yayınlayan diğer dergiler:
Revue française de droit administratif (RFDA) (Paris, Dalloz).
Revue française de science politique (RFSP) (Paris, Presses de la F.N.S.P).
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Siyasal Bilgiler Fakültesi ve
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Kütüphanelerinde mevcuttur.
Actualité juridique - Droit administratif (AJDA). Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Danıştay Kütüphanelerinde bulunmaktadır.
Recueil Dalloz-Sirey (D). Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve İstanbul
Üniversitesi Hukuk Fakültesi Kütüphanelerinde bulunmaktadır.
Notes ve Etudes documentaires (NAD). (Paris, Documentation française).
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kütüphanesinde bulunmaktadır.
54
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
4. Diğer Eserler
Bunlardan başka, sempozyum veya kongre metinlerinin toplandığı eserler gibi değişik anayasa hukuku eserleri vardır. Bunların
arasında özellikle Anayasa Yargısı’nı anmak gerekir. Anayasa Mahkemesinin kuruluş yıldönümü münasebetiyle Anayasa Mahkemesi
tarafından yılda bir kere Nisan ayında düzenlenen sempozyumda
sunulan bildiri metinleri, Anayasa Mahkemesi tarafından Anayasa
Yargısı başlığı altında her yıl düzenli olarak yayınlanmaktadır. Bu
sempozyum kitapları, Türk anayasa hukuku doktrininde çok önemli
bir kaynak oluşturmaktadır. 15’inci sayısı çıkmıştır.
Sözlükler.- Anayasa hukuku alanında hazırlanmış sözlükler de vardır:
Pierre Avril ve Jean Gicquel, Lexique: Droit constitutionnel, Paris,
P.U.F., 5e édition, 1994.
Olivier Duhamel ve Yves Meny (sous la direction de-), Dictionnaire
constitutionnel, Paris, PUF, 1992, 1112 sayfa.
Son sözlük ansiklopedik niteliktedir. Birçok konu hakkında doyurucu bilgiler vardır. Sözlüğün maddeleri, o konunun en yetkin kişileri tarafından hazırlanmıştır.
Bölüm 5
BİLGİ KAYNAKLARININ TARANMASI
VE TEMİN EDİLMESİ
Anayasa hukuku alanında bilgi kaynaklarının çeşitlerini önceki
bölümde gördük. Çalıştığı konuda kaynaklara ulaşmayı hedefleyen
araştırmacının önce kaynak taraması yapması ve sonra bu tarama
sonucunda tespit ettiği kaynakları bilfiil temin etmesi gerekir. İşte
çalışmamızın bu bölümde, kaynakları tarama ve temin etme yollarını
inceleyeceğiz.
I. KAYNAK TARAMA
Kaynak taraması yapmanın çeşitli yolları vardır:
A. KÜTÜPHANE KATALOGLARINDAN KAYNAK
TARAMA
Kütüphane kataloglarından kaynak taramanın iki çeşidi vardır:
1. Kütüphaneye Giderek
Kaynak taramanın en basit ve en bilinen yolu kütüphaneye gidip,
kütüphane kataloglarından araştırma yapmaktır. Bunun iki çeşidi
vardır:
a) Eski Sistem: Çekmecelerden Tarama
1990’lı yıllara kadar kütüphanelerde kitabın künye bilgileri bir
fişe geçirilirdi. Bu fişler de, belli bir sıraya göre, fiş çekmecelerinde
saklanılırdı ve hâlâ saklanmaktadır. Bu fiş çekmecelerine fiş kataloğu
denir. Kataloglar alfabetik ve sistematik olmak üzere iki çeşittir1.
Alfabetik kataloglarda fişler yazarın soyadına göre sıralanır. Bu kataloglarda kitap bulmak için öncelikle yazarın soy ismini bilmek gere1.
Karayalçın, op. cit., s.47.
56
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
kir. Sistematik kataloglarda ise fişler konularına göre tasnif edilir.
Sistematik kataloglar araştırmacılar için daha elverişlidir. Araştırmacı, yazarın ismini bilmese de, aradığı konuyla ilgili kitap olup olmadığını bulabilir.
b) Yeni Sistem: Bilgisayarla Tarama
1990’ların başından itibaren, kütüphanelerde genellikle kataloglar bilgisayar ortamında hazırlanmaya başlandı. Bilgisayar ortamında
hazırlanan kataloglarda, bilgisayar ekranında görülen arama hanesine
bir kelime yazılmaktadır. Bu kelime yazar adı, kitabın adında geçen
bir kelime veya bir anahtar sözcük olabilmektedir. Daha sonra bilgisayardan yazılan kelimenin aranması istenmekte, bilgisayarda birkaç
saniye içinde, eğer aranan kitap kütüphanede varsa, bibliyografik
bilgilerini ve kütüphanedeki yerini ve kayıt numarasını vermektedir.
Bilgisayar ortamında hazırlanan kataloglar, alfabetik-sistematik
ayrımını ortadan kaldırmıştır. Böylece araştırmacılara büyük bir imkân sağlanmıştır. Ancak bunlar genelde 1990 sonrası yıllarda kütüphaneye giren kitapları kapsar. Üniversite kütüphanelerinde ağır da
yürüse, geçmişe doğru, çekmeceli katalogları bilgisayar ortamına
aktarma çalışmaları vardır. Bilgisayar ortamında hazırlanan kataloglarda kaynak taraması yapma usûlü kolayca öğrenilebilmektedir. Ancak yaşlı hukukçuların önemli bir kısmı, bilgisayar teknolojisini en
basit düzeyde dahi kullanamayacak durumdadır.
Diğer yandan bazı kütüphanelerde araştırmacıların kendi kullanımına bilgisayar sunulmamaktadır. Araştırmacı bu işle görevlendirilmiş memura başvurmak zorunda kalmakta, onun aracılığıyla eser
taraması yapabilmektedir. Bu tamamen yanlış bir usûldür. Araştırmacıyla memuru karşı karşıya getirmemek gerekir.
Diğer yandan bazı kütüphanelerde araştırmacılara katalog araştırması için bilgisayar sunulmakta; ancak bunlar da çoğunlukla, yetersiz sayıda olmaktadır. Dolayısıyla aynı anda ancak birkaç kişi
kaynak taraması yapabilmektedir. Oysa klasik çekmeceli kataloglarda aynı anda beş-on kişi rahatça kaynak taraması yapabilmektedir
(Bir katalogda yüzden fazla çekmece vardır ve aynı harfli çekmeceye
bakmadıkça birçok araştırmacı kataloğu aynı anda kullanabilir).
BÖLÜM 5: KAYNAK TARAMA VE TEMİN ETME
57
2. Kütüphaneye Gitmeden: İnternetle Kaynak Tarama
Bilgisayar ortamında hazırlanmış katalogların diğer bir avantajı
da internet yoluyla kütüphaneye gitmeden kaynak taraması yapılabilmesidir. Bu imkân başka şehirlerde ve hatta başka ülkelerde bulunan kütüphaneler için de geçerlidir. Ünlü yabancı hukuk fakültesi
kütüphanelerinin aşağı yukarı hepsinin kataloglarına internetle girilip
kaynak taraması yapılabilmektedir. Türkiye’de de Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Kütüphanesinin kataloglarında (adresi:
http://bil-sis.ankara.edu.tr; http://www.ankara.edu.tr/law/4.html) internet vasıtasıyla kaynak taraması yapılabilmektedir. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Kütüphanesinde bildiğimiz kadarıyla böyle
bir imkân yoktur.
Millî Kütüphane kataloglarında internet üzerinden kaynak taraması yapılabilir. Millî Kütüphanenin internet adresi http://www.
mkutup.gov.tr dir. Web ile kitap aramak için kullanılacak adres şudur: http://kitap.mkutup.gov.tr:4500/ALEPH veya http://194.27.
216.2:4500/ALEPH. FTP ile tarama için adres: ftp://mkutup. gov.tr.
Telnet ile arama için “okuyucu” logini kullanılır: telnet://okuyucu
@kitap.mkutup.gov.tr.
B. BİBLİYOGRAFYALARDAN KAYNAK TARAMA
Kaynak taramasının bilinen ikinci klasik usûlü bibliyografyalardan yararlanmaktır. Bu konuda Millî Kütüphane tarafından çıkarılan
Türkiye Bibliyografyası ve Türkiye Makaleler Bibliyografyasından
yararlanılabilir. Keza hukuk bibliyografyaları da vardır2:
1727-1928: Yaşar Karayalçın ve Ahmet Mumcu (haz.), Türk Hukuk Bibliyografyası, Ankara, Banka ve Ticaret Hukuku Enstitüsü Yayınları, 1973.
1934-1940: Ernest Hirş (Haz.), “Türk Hukuk Neşriyatı Bibliyografyası”, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, Cilt VI, s.860-992.
1943-1958: Ferit Hakkı Saymen et al. (haz.), Türk Hukuk Kroniği, İstanbul,
1945-1958, 9 Cilt.
1959-1970: Türk Hukuk Bibliyografyası (Hazırlayanlar: Tanilli, Aybay,
Akünal, Bayraktar, Yurtcan), İstanbul, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Yayınları, 1967, 1970, 1973.
1970-1979: Ejder Yılmaz, Tacar Çağlar, Türk Hukuk Bibliyografyası, Ankara,
Adalet Bakanlığı Yayınları, 1981.
Bildiğimiz kadarıyla bir anayasa hukuku bibliyografyası yoktur.
2.
Karayalçın, op. cit., s.56.
58
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
C. SOCIAL SCIENCES ABSTRACTS’TAN KAYNAK
TARAMA
Social Sciences Abstracts sosyal bilimler alanında çıkan en saygın 500 civarında dergiyi tarar. Bunlarda yayınlanan makalelerin
özetlerini yayınlar. Social Sciences Abstracts kağıt üzerinde yayınlandığı gibi CD ROM olarak ve internet üzerinden de yayınlanmaktadır. Kütüphanede Social Sciences Abstracts’ı içeren CD ROM varsa veya internet aracılığıyla3 Social Sciences Abstracts içeren bir veri
tabanına girilmişse üzerinde çalışılan konuyla ilgili anahtar kelimeler
arama hanesine yazılarak burada tarama yapılır. Eğer yazılan anahtar
kelime Social Sciences Abstracts yer alan özetlerde geçiyorsa makale
özetlerine ve dolayısıyla o konuyla ilgili kaynaklara ulaşılmış olur.
D. SOCIAL SCIENCES CITATION INDEX’TEN KAYNAK
TARAMA
Social Sciences Citation Index sosyal bilimler alanında çıkan en
önemli 1700 dergiyi taramaktadır. Social Sciences Citation Index bu
dergilerde yayınlanan makalelerin kendilerine atıf yaptığı çalışmaları
endekslemektedir. Bu Index, şimdiye kadar 2,8 milyondan fazla makale taramıştır. Social Sciences Citation Index CD ROM olarak yayınlanmaktadır. Buna internet aracılığıyla da ulaşmak mümkündür.
Kütüphanede Social Sciences Citation Index içeren CD ROM varsa
veya internet aracılığıyla4, Social Sciences Abstracts içeren bir veri
tabanına girilmişse üzerinde çalışılan konuyla ilgili anahtar kelimeler
arama hanesine yazılmak suretiyle tarama yapılır. Eğer yazılan anahtar kelime Social Sciences Citation Index’te geçiyorsa ilgili kaynaklara ulaşılır.
3.
4.
Ulakbim Haziran 1999’da Vedes projesi çerçevesinde 3 ay süreyle
SilverPlatter Information tarafından hazırlanan WebSPIRS’i internet aracılığıyla üniversitelerin kullanıma açmıştır. Adresi: http://atlas.ulakbim.gov.tr/
8590. Bu adresten Social Sciences Abstracts’ta tarama yapılabilmektedir.
Ulakbim, Haziran 1999’da Vedes projesi çerçevesinde 3 ay süreyle ISI
(Institute for Scientific Information) tarafından hazırlanan Web of Science:
Citation Databases’ı internet aracılığıyla üniversitelerin kullanıma açmıştır.
Adresi: http://atlas.ulakbim.gov.tr/cgi-isi/CIW.cgi. Bu adres aracılığıyla
Social Sciences Citation Index’te tarama yapılabilmektedir
BÖLÜM 5: KAYNAK TARAMA VE TEMİN ETME
59
E. ULAKBİM ARACILIĞIYLA KAYNAK TARAMA
Kaynak taraması ULAKBİM (Ulusal Akademik Ağ ve Bilgi MerAdresi: YÖK, 06539 Bilkent - Ankara) aracılığıyla da yapılabilir. Araştırmacılar kaynak taraması yapılmasını istedikleri konuyu
belirtip ULAKBİM’e mektup ile başvurabilirler. ULAKBİM ile kaynak tarama konusunda http://www.ulakbim.gov.tr adresinden bilgi
alınabilir. Bu adresteki örnek “bilgi erişim başvuru formu” doldurulup, ULAKBİM’e e-mail ile postalanabilir ([email protected]).
Keza aynı başvuru formu fax ile gönderilebilir (0312-298 94 94).
Yaptığı hizmetlerden dolayı ulakbim ücret almaktadır. Ücret
TÜBİTAK’ın 170941 nolu posta çeki hesabına yatırılmaktadır6.
kezi5,
F. İNTERNET ARACILIĞIYLA KAYNAK TARAMA
Yukarıda bir takım kütüphanelerin kataloglarına internet aracılığıyla girilip tarama yapılabileceğini söyledik. Bu başlık altında ise
belirli bir kütüphaneye girmeden, internetle genel kaynak taraması
yapılmasını göreceğiz.
İnternette arama yapmanın en basit yolu, arama motorları
(search engines) ndan birine girip aranılan kelimeyi veya kelimeleri
yazmaktır. Yazılan kelime her hangi bir dilden olabilir. En kullanılan
arama motorları şunlardır:
Alta vista:
Yaho:
Lycos:
Info Seek:
Excite:
http://www.altavista.digital.com
http://www.yahoo.com
http://www.lycos.com
http://www.infoseek.com
http://www.excite.com
Hukuk üzerine uzmanlaşmış arama motorları da vardır. Bunlardan bazıları şunlardır:
http://www.findlaw.com
http://www.lawcrawler.com
http://www.CataLaw.com
5.
6.
ULAKBİM, Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı ve TÜBİTAK arasında imzalanan 16.5.1996 tarihli protokol ile kurulmuştur. Daha önce bu hizmeti YÖK
Yayın ve Dokümantasyon Daire Başkanlığı sağlamakta idi.
Bu bilgiler http://www.ulakbim.gov.tr adresinden ve Zeynel Dinler, Bilimsel
Araştırma ve İnternet’e Bağlı Bilgi Merkezleri El Kitabı, Bursa, Ekin Yayınları, 1998, s.179-180’den derlenmiştir.
60
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
Yahoo’nun şu kısmı ise anayasa hukuku alanına özgüdür:
http://www.yahoo.com/government/law/constitutional
II. KAYNAK TEMİN ETME
Anayasa hukuku alanında bilgi kaynağını yukarıdaki usûller ile
tarayıp bulduktan, saptadıktan sonra onu bilfiil bulmak, elde etmek,
temin etmek gerekir.
A. PİYASADAN SATIN ALMAK
Aranılan kitap ve dergilerin bir kısmı piyasada bulunur. Onları
piyasadan satın alarak temin etmek en uygun yoldur. Büyük şehirlerimizde, hukuk kitaplarının satıldığı birçok kitapçı vardır. Örneğin
Ankara’da Turhan Kitabevi, Yetkin Kitabevi ve Zafer Çarşısında
bulunan kitapçılar gibi. Daha küçük şehirlerimizde ise, aranan kitap
piyasada olmasına rağmen kitapçıda bulunmayabilir. Kitapçıya kitap
sipariş ettirilebilir. Ancak kitapçılarda bulunan kitap katalogları benim görebildiğim kadarıyla, yazar adına, kitap başlığına göre değil,
yayınevleri isimlerine göredir. Onun için aranılan kitabın hangi yayınevinden çıktığının bilinmesinde büyük yarar vardır.
Yayınevleri.- Türkiye’de anayasa hukuku kitapları yayınlayan
birçok kurum vardır. Bunların başında İstanbul Üniversitesi Hukuk
Fakültesi (Beyazıt-İstanbul) ile Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi
(Cebeci-Ankara) gelir. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi
ve Türkiye Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsünün (TODAİE, 1 Numaralı Cadde, no 8, Yücetepe-Ankara) de yayınları arasında çıkmış
ve anayasa hukuku alanını doğrudan ya da dolaylı olarak ilgilendiren
birçok kitap da vardır. Anayasa hukuku kitabı yayınlayan birçok irili
ufaklı özel yayınevi de vardır. Bunlardan belli başlıları şunlardır:
Yetkin Yayınları: Strasburg Caddesi, no 31, 06430 Sıhhiye-Ankara,
Tel:0312-231 42 34; 418 12 73 (Pbx); e-mail: [email protected]
http://www.yetkin.com.tr adresinden yayınlarının listesine ulaşılabilir)
Turhan Kitabevi: Yüksel Caddesi, no 8/32, 06650 Kızılay - Ankara.
Tel: 0312-418 82 59, Fax: 0312-418 75 91.
İmaj Yayıncılık: Yeni Acun Sokak, no 5/A, 06590 Cebeci - Ankara.
Tel+Fax: 0312-319 32 25.
Siyasal Kitabevi: Yeni Acun Sokak, no 3/D, 06590 Cebeci - Ankara.
Tel+Fax: 0312-320 45 10 Fax: 0312-362 53 93.
BÖLÜM 5: KAYNAK TARAMA VE TEMİN ETME
61
Filiz Kitabevi: Cemal Yener Tosyalı Caddesi, no 113, 34470 Vefa - İstanbul. Tel: 527 07 18, Fax: 519 20 71.
Beta Yayınları: Himaye-i Etfal Sokak, Talas Han, no 13/15, Çağaloğlu İstanbul. Tel: 0212-511 54 32, Fax: 0121-513 87 05.
Kazancı Yayınevi: http://www.kazanci.com.tr
Alkım Yayınevi: Kadıköy Çarşısı, no 101, Kadıköy İstanbul. Tel: 0216-337
28 57, Fax: 0216 349 40 75.
Fakülteler Kitabevi Barış Yayınları: 85. Sokak no 2/B, Cumhuriyet Meydanı, Bornova-İzmir. Tel+Fax: 0232-388 16 35.
Yabancı kitaplar da büyükçe bir kitapçıya gidilerek sipariş ettirilebilir. Ancak bunun internet sayesinde daha pratik bir yolu vardır:
http://www.amazon.com adresinde bulunan bir şirketten yabancı kitaplar kolayca sipariş edilebilmektedir. Keza bu adresten kolayca
kaynak taraması da yapılabilmektedir.
Ancak birçok kitabın baskısı tükenmiştir. Keza bir konu için onlarca, yüzlerce kaynağa ihtiyaç olmaktadır. Bunları tek tek piyasadan
satın almak hayli külfetli olur. Bu nedenle kütüphanelere başvurmak
kaçınılmazdır.
B. KÜTÜPHANELERDEN TEMİN ETMEK
Kütüphaneler millî kütüphane, halk kütüphaneleri ve uzmanlık
kütüphaneleri olarak üçe ayrılır7.
1. Millî Kütüphane
Ankara Bahçelievler’de bulunan Millî Kütüphanede normalde
Türkiye’de yayınlanmış her kitabın bulunması gerekir. Ancak biz
Millî Kütüphane kataloglarında (http://kitap.mkutup.gov.tr:4500/
ALEPH) yaptığımız bir araştırma ile Türkiye’de yayınlanan birçok
kitabın burada bulunmadığını tespit ettik. Yukarıda da belirttiğimiz
gibi, Millî Kütüphane kataloglarında internet üzerinden kaynak taraması
yapılabilir.
Millî
Kütüphanenin
internet
adresi
http://www.mkutup.gov.tr dir. Web ile kitap aramak için kullanılacak
adres, http://kitap. mkutup.gov.tr:4500/ALEPH dir.
2. Halk Kütüphaneleri
Halk kütüphaneleri, il halk kütüphanesi, şehir kütüphanesi gibi
isimler taşır. Bunlar Kültür Bakanlığına veya belediyelere bağlıdır.
7.
Karayalçın, op. cit., s.46.
62
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
Anayasa hukukuna ilişkin kitapların bu kütüphanelerde bulunma
ihtimali pek azdır.
3. Uzmanlık Kütüphaneleri
Millî Kütüphanede ve halk kütüphanelerinde yabancı dilde yazılmış anayasa hukuku kitaplarına, anayasa hukuku dergilerine çoğunlukla rastlanmaz. Bunlara ulaşmak için, uzmanlık kütüphanelerine gitmek gerekir. Bu tür kütüphaneler arasında Ankara Üniversitesi
Hukuk Fakültesi Kütüphanesi, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Kütüphanesi, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kütüphanesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi Kütüphanesi sayılabilir.
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Kütüphanesi.- Ankara
Üniversitesi Hukuk Fakültesi Kütüphanesi (Cebeci-Ankara), 92.120
cilt kitap, 20.617 cilt süreli yayın, 383 adet tez olmak üzere toplam
113.120 cilt esere sahiptir. Bu yıl Kütüphane 45 adet Türkçe ve 117
adet yabancı dergi izlemektedir8. Kütüphanenin Süreli Yayınlar salonunda 400 çeşitten fazla dergi koleksiyonu vardır. Dergiler açık raf
usûlü alfabetik sırayla muazzam bir salonda sıralanmıştır. Dergi Salonunun büyüklüğü, düzenliliği ve zenginliği birçok batı ülkesinin
hukuk fakültesi kütüphanesini özendirecek boyuttadır.
1980’li yıllara kadar yerli ve yabancı başlıca anayasa hukuku kitaplarının önemli bir kısmı Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Kütüphanesinden bulunabilir. Ancak bu Kütüphane 1980’lerden itibaren çeşitli nedenlerle yeni anayasa hukuku kitaplarını almakta,
hukuk dergilerini izlemekte büyük ölçüde yetersiz kalmıştır.
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Kütüphanesinin internette
bir sayfası vardır: http://www.ankara.edu.tr/law/4.html. Bu adresten
Kütüphanenin verdiği hizmetler öğrenilebilir. Keza bu sayfada Kütüphanenin hali hazırda izlediği yerli ve yabancı dergilerin bir listesi
de vardır.
Yukarıda da belirttiğimiz gibi bu Kütüphanede bulunan kitap
kataloğunda internet aracılığıyla araştırma yapmak mümkündür:
http://bil-sis.ankara.edu.tr. Bu adrese girdikten sonra çıkan arama
hanesine ister yazar adı, ister başlıkta geçen bir kelime yazılırsa, kitabın bibliyografik bilgileri ve Kütüphanedeki numarasına hemen
8.
Bu bilgiler Kütüphanenin internet sayfasından alınmıştır: http://www.ankara.
edu.tr/law/4.html
BÖLÜM 5: KAYNAK TARAMA VE TEMİN ETME
63
ulaşılabilmektedir. Ankara Üniversitesinin sunduğu bu hizmet takdire şayandır. Bu, özellikle Ankara dışında oturan araştırmacılar için
değeri ölçülmez bir hizmettir.
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Kütüphanesinde internet
aracılığıyla araştırma yapmak mümkün değildir. Keza bu en eski
Fakültemizin bir internet sitesi dahi muhtemelen yoktur. Çeşitli defalar internette aramamıza rağmen bu Fakülteye ilişkin bir sayfaya rastlayamadık. Bu ünlü Fakültemizin içinde bulunduğu teknolojik gerilikten bir an önce kurtulması arzu edilir.
Açık Raf / Kapalı Raf Sistemi.- Kütüphanelerin çoğunluğunda,
açık raf sistemi değil, kapalı raf sistemi uygulanır. Aranılan kitabın
numarası veya kodu kataloglardan (çekmecelerdeki fişlerden veya
bilgisayardan) bulunur; bir kağıda yazılır, kütüphanedeki ilgili görevliye verilir. İstenen kitap depodan çıkarılıp, kimlik veya kütüphane
kartı karşılığında okuyucuya verilir. Bu işlem on dakikadan bir saate
kadar zaman alabilir. Bazı kütüphaneler lisans öğrencilerine de kitap
ödünç vermektedir. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Kütüphanesi lisans öğrencilerine ödünç kitap vermez. Kitaplara sadece kütüphanede bakılabilir. Kütüphanelerde yetersiz de olsa ücreti karşılığında, çok olmamak şartıyla, fotokopi çektirme imkânı vardır. Çoğunlukla bir makalenin fotokopisini çektirmek bile hayli zaman alır.
Kütüphanelerde, açık raf usûlünün uygulandığı “araştırma salonları” varsa, buralara çantayla, torbayla, palto ile girilmez. Araştırmacılar bu konuda kesinlikle anlayışlı olmalıdırlar. Unutulmamalıdır ki,
oradaki kitapların sorumluluğu görevli memura aittir. Teknolojik
olarak ileri olan kütüphanelerde, hırsızlığa karşı koruma elektronik
cihazlarla yapılır. Kitabın cildine yerleştirilmiş bir manyetik tel vardır. Ödünç alınırken kütüphane görevlisi bu teli demanyetize eder.
Demanyetize edilmeden kitap kütüphaneden çıkarılmak istenirse,
kütüphanenin çıkış kapısındaki alarm çalar. Bu koruma sisteminin
olduğu kütüphanelerde, açık raf usûlünün olduğu bölümlere çantayla,
paltoyla da girilebilir.
İdeal bir üniversite kütüphanesinde açık raf usûlü uygulanmalıdır. Öğrenciler ve araştırmacılar bizzat kitaplara dokunabilmeli, aradıkları konunun o kitapta bulunup bulunmadığını raftan alıp içindekiler kısmına bakarak kontrol edebilmelidir. Açık raf usûlü varsa, incelenen kitap mutlaka raftaki kendi yerine konulmalıdır. Yerine ko-
64
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
nulmamış bir kitap, başka okuyucular için kaybolmuş bir kitap demektir.
Türk Kütüphanelerinin Fakirliği.- Türkiye’de kütüphaneler kitap sayısı bakımından çok fakirdir. Kütüphanelerin sahip olduğu kitap sayısı fevkalade düşüktür9. Birçok kütüphanede piyasada olan,
birçok baskı yapmış Türkçe anayasa hukuku kitapları bile bulunmaz10. Türkiye’de kütüphanelere güvenmek oldukça zordur. Bu ne9.
Millî Kütüphanemizdeki kitap sayısı 900.000 civarındadır. Üniversite kütüphanelerimizde kitap sayısı, en iyi üniversitelerimizde bile 200.000’i nadiren
geçer. Kütüphenelerinin en zengin olduğu söylenen Bilkent Üniversitesi’nde
210.000, Boğaziçi Üniversitesinde 234.000, ODTÜ’de 277.000 kitap vardır
(Sayılar Dinler, op. cit., s.183, 184 ve 195’ten alınmıştır). Diğer üniversitelerimizin hali ise tek kelimeyle içler acısıdır. Örneğin kuruluşu 1970’e uzanan
ve 10.000’den fazla öğrencisi olan Uludağ Üniversitesi İktisadî ve İdarî Bilimler Fakültesinin Kütüphanesinde 27.000 cilt kitap vardır. Keza Türkiye’de
Bursa gibi büyükçe şehirlerin halk kütüphanelerinde bile kitap sayısı genelde
20-30 bini pek geçmez.
10. Türk üniversite kütüphaneleri genelde Türkçe kitap satın almazlar. Bunun
ödenek yetersizliği gibi çeşitli nedenleri vardır. Ancak burada şunu da belirtelim ki, ülkemizde yazarların kitaplarını bedava olarak kütüphanelere hediye
etmesi gibi bir âdet vardır. Kitaplarını üniversite kütüphanelerine hediye etmeyen yazarlar meslektaşları tarafından ayıplanmaktadır. Kitabını kütüphaneye gönderen yazara kütüphanelerin çoğu bir alındı veya teşekkür mektubu bile
yazmazlar. Zira kütüphanelerimizden bazıları, kendilerine yazarlar tarafından
kitap hediye edilmesini, yazarların zorunlu bir görevi olarak görmektedirler.
Üniversite kütüphanelerimizin ayniyat defterleri incelenirse gelen kitapların
çoğunluğunun bağış yoluyla geldiği kolayca görülür. Kitabını hediye etmeyen
yazarların kitaplarını en ciddî kütüphanelerde bile bulmak mümkün değildir.
Örneğin Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde piyasada olan ve birçok
baskısı yapılmış bazı Türkçe anayasa hukuku ders kitapları yoktur veya bunların sadece ilk baskıları vardır. Kütüphanelere bedava kitap gönderme geleneği
ülkemizde yayıncılık sektörüne zarar vermektedir. Kütüphaneler para verip kitap alsalar, ders kitabı olmayan bilimsel eserlerin de basılma şansı olacaktır.
Ülkemizde yetmiş civarında iktisadî ve idarî bilimler, siyasal bilgiler, iletişim
fakültesi; yirmi civarında hukuk fakültesi vardır. Bunlara yüksek mahkeme
kütüphaneleri, baro kütüphaneleri ve halk kütüphaneleri eklenirse, basılan her
anayasa hukuku kitabının 150 civarında kesin kurumsal alıcısının olması gerekir. Bu sayı bile yayıncının ticarî riskini bir ölçüde de olsa azaltır.
Bu arada şunu da belirtmek isteriz ki, ülkemizde diğer bir kötü gelenek,
yazarların çıkan kitabını bütün meslektaşlarına gönderme geleneğidir. Şüphesiz yazarın yeni çıkan kitabından 15-20 nüshasını başta kendi hocalarına ve
arkadaşlarına göndermesi makul ve nazik bir gelenektir. Ancak bu gönderilen
kişi sayısı bazen çok artmakta, bu sayı 100’e hatta 150-200’e çıkmaktadır. Kitabın potansiyel müşterisi olan 100-200 kişiden yayıncının mahrum kalması,
BÖLÜM 5: KAYNAK TARAMA VE TEMİN ETME
65
denle, anayasa hukuku alanında çalışacak herkesin piyasada bulunan
anayasa hukuku kitaplarını alması, yeni çıkacak kitapları izlemesi ve
adım adım kendi kişisel kütüphanesini oluşturması kaçınılmazdır.
Kütüphaneler Arası Ödünç Servisi.- İnternet aracılığıyla kaynak taraması yaptıktan ve aranılan bir kitabın veya derginin yabancı
bir kütüphanede olduğu tespit edilirse, aranılan kaynağa ulaşmak için
kütüphaneler arası ödünç servisi kullanılabilir. Mensubu olduğunuz
kurumun kütüphanesine başvurarak onların ilişki içinde olduğu yabancı kütüphanelerden kitap istenebilir. İstenilen kitabın gönderilip
gönderilmemesi ilgili kütüphanenin takdirindedir. Genellikle eski ve
nadir bulunan kitaplar kütüphaneler arası ödünç servisi ile ödünç
verilmez. Birbiriyle daha önce ilişki içinde olan kütüphaneler genellikle birbirine ödünç kitap gönderir. Ödünç gelen kitabın posta ve
diğer ücretini okuyucu (genellikle PTT’den alınan uluslararası cevap
kuponu ile) karşılar.
Temin edilmek istenen kaynak bir makale ise, bunun için kütüphane dergiyi göndermez; ücreti karşılığı makalenin fotokopisini gönderir. Bazı ülkelerden bu usûlle gelen birkaç sayfalık makale fotokopisi bile çok pahalı olabilmektedir.
Anayasa Hukuku Dergileri Nerede Bulunur?- Türkiye’de bulunabilecek yerli ve yabancı hukuk dergilerinin hangi kütüphanede
mevcut olduğunu bulmak için şu kitaba bakılabilir:
Oya Fişekçi, Süreli Yayınlar Toplu Kataloğu, Ankara, Ankara Üniversitesi
Hukuk Fakültesi Yayınları, 1982.
Bu değerli katalog çıkalı 17 yıl olmuştur. Güncelleştirilmiş bir
baskısının yapılmasında büyük yarar vardır.
Süreli yayınlar konusunda YÖK Dokümantasyon Merkezi
(htpp://www.yok.gov.tr/yokbirim/dokuman/dok1) de kayda değerdir.
Burada da anayasa hukuku alanına ilişkin doğrudan veya dolaylı birçok yabancı dergiye ulaşılabilir. YÖK Yayın ve Dokümantasyon
Merkezi 26 Aralık 1984 tarihinde hizmete açılmıştır. Merkezde verilmekte olan hizmetlerin bir kısmı, Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı ve TÜBİTAK arasında imzalanan 16.5.1996 tarihli protokol gereği Ulusal Akademik Ağ ve Bilgi Merkezi (ULAKBİM) ne devreyayıncının ticarî riskini yükseltmektedir. Bu da ülkemizde yayıncılık sektörünün kısırlaşmasına ve sadece ders kitabı basmasına yol açmaktadır.
66
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
dilmiştir. ULAKBİM’den yararlanma imkânları
http://www.ulakbim.gov.tr adresinden öğrenilebilir.
ve
şartları
C. İNTERNET ARACILIĞIYLA KAYNAK TEMİN ETMEK
Anayasa hukukunun bilgi kaynaklarına gittikçe artan oranda internetten de ulaşmak mümkündür. Yukarıdaki bilgi kaynakları bölümünde gösterdiğimiz üzere, özellikle yerli ve yabancı anayasa metinlerine ve yabancı anayasa yargısı organlarının kararlarına internet
üzerinden ulaşılabilmektedir. Kullanılması gereken adresleri önceki
bölümde vermeye çalışmıştık.
İnternetten sadece anayasa metinleri ve anayasa yargısı organları
kararları değil, aynı zamanda gittikçe artan oranda anayasa hukuku
doktrini eserlerine (kitap ve makalelerine) de ulaşmak mümkün olabilmektedir. Birçok yabancı dergi aynı zamanda internette de yayınlanmaktadır. Türkiye’de de bu uygulama başlamıştır. Örneğin Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisinin son sayısına internet üzerinde ulaşılabilmektedir: http://www.ankara.edu.tr/law/dergi. Yabancı on-line hukuk dergilerinin bir listesine şu adresten ulaşabilirsiniz:
http://abone.superonline.com/~hukuk/hukuk/html. Bu dergilerin bir
kısmının metinleri açıktır. Ücret ödemeden metne ulaşılabilir. Bir
kısmı ise ücretlidir. Her halükârda metne ulaştıktan sonra metin kopyalanabilmektedir. Böylece makalenin fotokopisi yapılarak zaman ve
para kaybı ortaya çıkmamaktadır. Tabiî arzu edilirse makalenin metninin yazıcıdan bir çıktısı da alınabilmektedir.
Bazen de yazarların kendisi kendi internet sayfalarına kitaplarının ve makalelerinin tam metinlerini koymaktadırlar. Örneğin benim
kişisel sayfalarımdan kitap ve makalelerimden bazılarının tam metnine ulaşılabilir. (http://www20.uludag.edu.tr/~gozler veya http://
www.geocities.com/CollegePark/Classroom/5921).
Türk Hukuk Siteleri.- İnternette hukuk hakkında bilgiler içeren
çeşitli siteler vardır. Bunlardan bazılarının bilinmesinde yarar vardır.
Bunlarda hukuk ile ilgili diğer sitelerin linkleri de vardır.
BÖLÜM 5: KAYNAK TARAMA VE TEMİN ETME
67
Türk Hukuk Sitesi: http://abone.superonline.com/~hukuk/hukuk /html
Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Sitesi: http://www.yeditepe.
edu.tr/Faculties/law/llawt.html
Türkiye Barolar Birliği: http://barobirlik.org.tr/
Yargıtay: http://www.yargitay.gov.tr
Danıştay: http://www.danistay.gov.tr
Adalet Bakanlığı: http://www.adalet.gov.tr.
Dışişleri Bakanlığı: http://www.mfa.gov.tr
Kazancı Hukuk Sitesi: http://www.kazanci.com.tr
Yetkin Hukuk Sitesi: http://www.yetkin.com.tr
Yabancı Hukuk Siteleri.- ABD, İngiltere, Almanya, Fransa gibi
ülkelerde birçok anayasa hukuku sitesi vardır. Bunları buraya sığdırmak mümkün değildir. Bunların bir listesine şu adresten ulaşılabilir: http://www.yahoo/government/law/constitutional
İnternet Aracılığıyla Mevzuatın Temin Edilmesi.- Anayasa,
kanun, tüzük, yönetmelik gibi çeşitli yazılı hukuk kaynaklarına aşağıdaki sitelerden ulaşılabilir.
Yerli ve yabancı anayasaların metinlerine internetten nasıl ulaşılabileceğini yukarıda bilgi kaynakları bölümünde de görmüştük. Onun için anayasalar kısmını geçiyoruz
Diğer kanunlar bakımından ise, en geniş site, Başar Mevzuat ve
Bilgi Araştırma Merkezi Ltd. Şti. tarafından hazırlanan ve
http://www.basarm.com.tr adresinde bulunan sitedir. Bu sitede çeşitli
kanunlar ve yargı kararları bulunabilir.
Mevzuat konusunda özellikle Resmî Gazetede yayınlanan kanunları izlemek için Tam Bilgi İletişim AŞ. tarafından hazırlanan ve
http://www.rega.com.tr adresinde bulunan siteden yararlanılabilir.
Resmî Gazetede yayınlanan her türlü mevzuata bu siteden ulaşılabilir. Ancak bu site 1 Nisan 1998 tarihinden itibaren ücretli olmuştur.
68
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
Bölüm 6
OKUMA
Yukarıda dördüncü bölümde anayasa hukukunun bilgi kaynaklarının neler olduğunu, beşinci bölümde ise çalışılan konuda kaynak
taramasının nasıl yapıldığı ve tarama sonucunda tespit edilen kaynakların bilfiil nasıl temin edildiğini gördük. Kaynakları bu şekilde
elde eden araştırmacının, anayasa hukukunun bilgisine ulaşabilmesi
için, haliyle bu kaynakları okuması gerekir. İşte bu bölümde, anayasa
hukukunun bilgi kaynaklarının nasıl okunması gerektiğini göreceğiz.
Burada ilk önce okuma tekniği, sonra da okurken mantık kuralları bakımından dikkat edilmesi gereken hususlar açıklanmaya çalışılacaktır.
I. OKUMA TEKNİĞİ
Her şeyden önce belirtelim ki her metin için geçerli değişmez
standart bir okuma tekniği yoktur. Nasıl, bir roman başka türlü, bir
şiir başka türlü okunuyorsa, bir anayasa metni başka türlü, bir Anayasa Mahkemesi kararı başka türlü, bir bilimsel eser de başka türlü
okunur.
Biz “nasıl okumalı” sorusunu, anayasa hukukunun bilgi kaynakları şemasına paralel bir ayrım yaparak cevaplamaya çalışacağız. O
halde bu başlık altında üç adet soru soracağız:
1. Anayasa metinleri nasıl okunmalı?
2. Anayasa Mahkemesi kararları nasıl okunmalı?
3. Bilimsel eserler nasıl okunmalı?
Şimdi bu üç soruyu sırasıyla cevaplandırmaya çalışalım.
A. ANAYASA METİNLERİ NASIL OKUNMALI?
Öncelikle okunan anayasa maddesinin hangi anayasaya ait olduğu bilinmelidir. Anayasaların da diğer kanunlar gibi bir kabul tarihi
70
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
ve sayısı vardır. Ancak falan tarih ve filan sayılı anayasa denmeden,
genellikle anayasa kabul edildiği yıl ile anılır: 1961 Anayasası, 1982
Anayasası gibi.
Anayasalar ve kanun metinleri genellikle bir roman okunur gibi
baştan sona okunmaz. Ancak, daha önce anayasanın bütününü okumamış bir öğrencinin, anayasayı baştan sona okumasında yarar vardır. Anayasayı baştan sona okuduktan sonra, bir daha, ihtiyaç duyuldukça anayasanın ilgili maddesine bakılır.
Diğer kanunlar da olduğu gibi anayasaların da temel birimi
“madde”dir. Ancak anayasa tek tek madde olarak okunsa da, bu
maddeler birbirinden kopuk değildir. Her madde zincirin bir halkası
gibidir. Maddeler bir sistem içinde bulunur. Çoğunlukla bir maddenin anlamı, bulunduğu sistemdeki yerine bağlıdır. Bu nedenle, maddeler tek tek okunsa da, maddenin yer aldığı sistemi bilmek için,
maddenin kenar başlığına, maddenin içinde yer aldığı bölüm başlığına, kısım başlığına bakılmalıdır. Uzman hukukçular bunlara çoğunlukla bakmaz; ancak onlar birçok maddenin anayasanın sistemi içindeki yerini zaten ezbere bilirler. Öğrencilerin muhakkak kenar başlıklarına, bölüm başlıklarına, kısım başlıklarına bakmaları gerekir.
Örnek olarak 1982 Anayasasının sistemini kısaca görelim: 1982
Anayasası ilk önce kısımlara, kısımlar bölümlere ayrılmıştır. Bölümlerin içinde maddeler bulunur. Maddeler üzerindeki başlıklara hukuk
dilinde “kenar başlığı” denir. Kenar başlıkları arasında düzey farklılıkları vardır. 1982 Anayasasında, kısım, bölüm ve büyükten küçüğe
kenar başlığı sıralaması şöyledir.
-Kısım Başlıkları (Birinci Kısım, İkinci Kısım, Üçüncü Kısım gibi)
-Bölüm Başlıkları (Birinci Bölüm, İkinci Bölüm, Üçüncü Bölüm gibi)
- Roma Rakamlı Kenar Başlıkları (I., II., III., gibi)
- Büyük Harfle Sıralandırılmış Kenar Başlıkları (A., B., C., gibi)
- Arap Rakamlı Kenar Başlıkları (1., 2., 3., gibi)
Örnek: 1982 Anayasasının 146’ncı maddesini Anayasanın sistemi içindeki yerini
şu şekilde saptayabiliriz:
ÜÇÜNCÜ KISIM: CUMHURİYETİN TEMEL ORGANLARI
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: YARGI
I. YÜKSEK MAHKEMELER
A. Anayasa Mahkemesi
1. Kuruluşu
Madde 146.- Anayasa Mahkemesi onbir asıl ve dört yedek üyeden...
BÖLÜM 6: OKUMA
71
Anayasaların maddeleri de kendi içinde kısımlara ayrılır. Bir
madde birden fazla paragraftan oluşuyorsa, bunlardan her birine fıkra
denir. Fıkralar ise cümlelerden oluşur. Fıkralar ve cümleler madde
metninde numaralandırılmaz. Bunları okuyucu kendisi sayarak numaralandırır. Maddelerde bazen belirli bir hukukî durumun şartları,
unsurları sayılarak tespit edilir. Şartlar, unsurlar için maddenin içinde, 1., 2., 3., ... veya a), b), c), ... gibi sıralamalar vardır. Böyle sıralamalardan her birine bent denir.
Bir bilimsel eserde, bazen gereksiz cümlelere rastlanabilir. Ancak bir anayasa metninde (anayasa koyucunun makul ve dikkatli olması şartıyla) gereksiz maddeler, gereksiz fıkralar, gereksiz cümleler,
gereksiz bentler yoktur. O nedenle, bir anayasa maddesinin metni
tüm ayrıntılarına kadar özenle okunmalıdır. Keza bir madde, kelimelerine, noktalama işaretlerine göre özenle incelenmelidir. Bir virgülün yeri cümlenin tüm anlamını değiştirebilir. Maddenin anlamı noktalama işaretlerine göre değişiyorsa ve noktalama işaretlerinde tereddüt hasıl olursa, anayasa derlemeleriyle yetinmemeli, anayasanın
otantik metninin bulunduğu Resmî Gazeteye veya Düstura bakılmalıdır.
Bir anayasa maddesinin metni okunduğunda anlamında tereddüt
edilirse, maddenin travaux préparatoires’ına bakılmalıdır. Yani başta maddenin gerekçesine, sonra anayasayı hazırlayan organda yapılan
görüşmelere ve tartışmalara bakmak gerekir.
Bir maddeyi okurken, maddenin metninde ifade edilen kuralın
unsurlarını, şartlarını sırayla numaralandırmak gerekir. Bunun için
söz konusu unsurların veya şartların dile getirildiği cümlelerin yahut
yarım cümlelerin altlarını değişik renkli kalemlerle çizmek uygun
olur. Her şartı yahut unsuru ifade eden kelime veya kelime gruplarının başına yuvarlak içinde rakamlar konulmalıdır. Bunlar sayesinde,
o anayasa maddesinin unsurları, şartları zaten öğrenilmiş olacaktır.
Bu yöntem, aşağıda 1982 Anayasasının 13’üncü maddesi üzerinde
örnekle gösterilmeye çalışılmıştır. Ancak bu sadece bir örnektir.
Herkes kendine has stiller geliştirebilir.
72
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
ÖRNEK:
MADDE 13.- Temel hak ve hürriyetler, (3a) Devletin ülkesi ve milletiyle
bölünmez bütünlüğünün, millî egemenliğinin, Cumhuriyetin, millî güvenliğin,
kamu düzeninin, genel asayişin, kamu yararının, genel ahlakın ve genel sağlığın
korunması amacı ile ve ayrıca (3b) Anayasanın ilgili maddelerinde öngörülen
özel sebeplerle, (2) Anayasanın sözüne ve ruhuna uygun olarak (1) kanunla sınırlanabilir.
Temel hak ve hürriyetlerle ilgili genel ve özel sınırlamalar (4) demokratik
toplum düzeninin gereklerine aykırı olamaz ve öngörüldükleri amaç dışında
kullanılamaz.
Bu maddede yer alan genel sınırlama sebepleri temel hak ve hürriyetlerin
tümü için geçerlidir.
(5) Ölçülülük ilkesi (15’inci maddeden evleviyet yoluyla).
Yukarıda görüldüğü gibi, madde metninden “temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasının sınırı” olarak öngörülen dört şart elde
edilebilir:
1.
2.
3.
4.
5.
Sınırlama kanunla olmalıdır.
Sınırlama Anayasanın sözüne ve ruhuna uygun olmalıdır.
Sınırlama (a) “genel sınırlama sebeplerine” veya (b) “anayasanın ilgili
maddesinde öngörülen özel sebeplere” dayanmalıdır.
Sınırlama “demokratik toplum düzeninin gerekleri”ne aykırı olmamalıdır.
Maddenin altına bir de “beşinci şart” olarak “ölçülülük İlkesi” ilâve edilmelidir. Bu ilke 13’üncü maddenin metninde yoktur. Ancak daha ağır durumlarda özgürlüklerin sınırlandırılması sistemini düzenleyen 15'inci madde de öngörülen “ölçülülük ilkesi”nin daha hafif durum olan 13’üncü maddede öngörülen olağan dönemlerde temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması için evleviyetle aranacağı sonucuna varılabilir.
Bu beş şart, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasının sınırlarını oluşturmaktadır. Anayasa hukuku ders kitaplarında da zaten bu
konuda bu şartlar incelenmektedir. Örneğin Türk anayasa hukuku
alanında standart bir ders kitabı olan Ergun Özbudun’un Türk Anayasa Hukuku (Ankara, Yetkin Yayınları, 1998, s.80-82) kitabında işlenilen konu temelinde yukarıdaki beş şart üzerine kuruludur.
Bazı anayasa maddelerinin anlamı Anayasa Mahkemesi kararı
doğrultusunda değişebilmektedir. Eğer böyle Anayasa Mahkemesi
yorumuyla anlamı değişmiş maddeler varsa, o maddelerin okunmasında ilgili Anayasa Mahkemesi kararı göz önünde bulundurulmalıdır. Zira Anayasa Mahkemesi yorumu okuyucuya göre yanlış da olsa
otantiktir, hukuken geçerlidir. Bu nedenle, böyle bir durumda ilgili
Anayasa Mahkemesi kararının tarih ve sayısını maddenin altına not
BÖLÜM 6: OKUMA
73
etmek ve hatta kararın özetini veya sonuç kısmını maddenin altına
işlemek gerekir.
Örneğin Türk Anayasa Mahkemesi, 1 Şubat 1990 tarih ve
E.1988/64, K.1990/2 sayılı kararı (AMKD, Sayı 22, s.63-64) ile, kanun hükmünde kararname çıkarma şartlarına 91’inci maddede öngörülmeyen “önemlilik”, “zorunluluk”, “ivedilik” ve “kısa sürelilik”
şartlarını eklemiştir. Keza Anayasa Mahkemesi, Anayasanın 148 ve
153’üncü maddeleri kendisine “yürütmeyi durdurma yetkisi” vermemesine rağmen, bu yetkiye sahip olduğuna karar vermiştir (21
Ekim 1993 tarih ve E.1993/33, K.1993/40-42 sayılı Karar, AMKD,
Sayı 29, s.573-581). Bu kararların ilgili maddelerin altına not edilmesi ve o maddelerin bu kararlar ile birlikte okunması uygun olur.
Diğer yandan, 1982 Anayasasının çok tartışılan bazı maddeleriyle ilgili önceki anayasalarımızdaki düzenlemeleri söz konusu maddenin altına not etmekte büyük yarar vardır. Bu usûl, karşılaştırmaya
imkân verir. Keza bazı tartışmalı maddelerin altına, diğer ülkelerin
anayasalarındaki hükümleri not etmek faydalıdır. Örneğin Hakimler
ve Savcılar Yüksek Kurulunun düzenlendiği 1982 Anayasasının
159’uncu maddesinin altına, başka ülkelerde benzer kurulların oluşum tarzı hakkında kısa bilgiler not edilebilir.
İyi bir anayasa metni okuyucusu olmak için her şeyden önce,
metni güvenilir, sayfa düzeni güzel, taşınması kolay, bir anayasa derlemesine sahip olmak gerekir. Özellikle öğrenciler, anayasa metinlerini ellerinden düşürmemeli; derslere anayasa metniyle girmelidir.
Bir anayasa metni ancak elden bırakılmayarak, kenarlarına notlar
düşülerek, satırlarının altı çizilerek, renkten renge büründürülerek
sindirilebilir. Bu şekilde özümsenen derlemeden artık vazgeçmemek
gerekir. Eskise de o elden atılmamalıdır. Derlemeyi güzelce kaplamak yahut cilt yaptırmak uygun olur. Anayasada yeni değişiklikler
olursa, yeni anayasa metni alınmamalıdır. Resmî Gazeteden ilgili
değişikliğin fotokopisini çekip, değiştirilen maddelerin bulunduğu
sayfalara yapıştırmak uygun olur.
İşte ancak böyle kendisine alışılan, tabiri caizse “evcilleştirilen”
bir anayasa metni okuyucuya yardımcı olabilir. Artık onun her yeri
bilinir. Çok tartışılan maddelerin numaraları hatırlanır; bir madde
arandığında kolayca bulunabilir. Bu demektir ki öğrenci artık “anayasayla çalışma tekniğine” sahiptir.
74
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
B. ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARI NASIL
OKUNMALI?
1. Davanın Konusu.- Her şeyden önce dava konusu olan kanun
bilinmelidir. Hangi kanunun hangi maddelerinin iptali istenmektedir?
Kararı okumadan önce iptali istenen kanun maddelerinin okunması
gerekir. Keza, dava itiraz yolu (somut norm denetimi) ile açılmışsa
davaya vücut veren olayın neden ibaret olduğu bilinmelidir. Dava
konusu olayın bilinmesi, kararın anlaşılmasına yardım edecektir.
2. Davanın Sonucu.- Keza daha ileri bir okuma safhasına geçmeden, hemen kararın sonuç kısmının okunmasında, davanın red mi
edildiği, yoksa kanunun iptal mi edildiğinin bilinmesinde yarar vardır.
3. Dava Konusu Kanunun Kabul Ediliş Ortamı.- Diğer yandan iptali istenen kanunun hangi koşullarda kabul edildiğini, bu kanunun kabul edilmesini sağlayan parlâmento çoğunluğunun hangi
partiden olduğu, bu kanuna karşı muhalefet partilerinin tavrının ne
olduğu bilinmelidir. Keza iptal davası açan milletvekillerinin bu kanunu kabulü sırasında Mecliste yaptıkları eleştirilerin neler olduğunun bilinmesinde de yarar vardır. Diğer yandan iptal davası açan
milletvekillerinin ileri sürdükleri iddialar ve gerekçeler okunmalıdır.
Başvuru yapanların iddiaları Anayasa Mahkemesi kararında kısaca
özetlenir. Eğer dava itiraz yoluyla açılmışsa, başvuruda bulunan
mahkemenin gerekçeleri bilinmelidir. Bunlardan sonra, Anayasa
Mahkemesinin kararı okunmaya başlanmalıdır.
4. Ratio Decidendi - Obiter Dictum Ayrımı.- Anayasa Mahkemesinin bir kanunu iptal ederken aynı kararda değişik gerekçeler
kullandığı olur. Böyle bir durum söz konusu ise, bu gerekçelerden
biri “asıl gerekçe”, diğerleri “tali gerekçeler”dir. Bu durumda okuyucunun “asıl gerekçe” ile “tali gerekçeler”i birbirinden ayırması gerekir. Anayasa Mahkemesinin “asıl gerekçesi” bağlayıcıdır. “Tali gerekçeler” ise, bu kararı desteklemek için verilmiştir. Tali gerekçeler
bağlayıcı değildir, içtihat oluşturmaz.
“Asıl gerekçe”ye ratio decidendi, “tali gerekçe”ye obiter dictum
da denebilir. Ratio decidendi, “kararın özünü, hukukî temelini oluşturan” gerekçedir1. Obiter dictum ise, “talep, olay ve sonuç ile doğru1.
Karayalçın, op. cit., s.119.
BÖLÜM 6: OKUMA
75
dan ilgili olmayan, yeri geldiği, faydalı görüldüğü için kararda bulunan ve bu halde kararda bulunması zarurî olmayan açıklamalar”dır2.
Kararın ratio decidendi’si bağlayıcıdır. Kararda geçen obiter dictum
niteliğindeki gerekçeler bağlayıcı değil, yol gösterici, destekleyicidir.
Bu tür gerekçelere common law sisteminde persuasive precedent
denir.
Bir Anayasa Mahkemesi kararı okunurken, kararın ratio
decidendi’si ile obiter dictum’u arasında ayrım yapılmalıdır. Karar
okunurken kararın ratio decidendi’si üzerinde özenle durulmalı; ama
obiter dictum’u ile zaman kaybedilmemelidir.
Türk anayasa hukuku literatüründe Anayasa Mahkemesi kararlarının ratio decidendi’si ile obiter dictum’ları arasında bir ayrım yapma geleneği yoktur. Bu nedenle bunlara Türkçe bir isim de bulunamamıştır. Zaten, benim görebildiğim kadarıyla bu tabirleri kullanmış
bir Türk anayasa hukukçusu da yoktur. Biz bu tabirlerin Latince olduğu gibi kullanılmasını öneriyoruz. Bu tabirleri bu şekliyle kullanmak istemeyenlerin ise “asıl gerekçe”, “tali gerekçe” terimlerini kullanmaları gerektiğini düşünüyoruz.
5. Ölçü Normlar Tespit Edilmeli.- Diğer yandan Anayasa
Mahkemesinin kanunun anayasanın aykırılığını araştırırken hangi
anayasa maddelerini zikrettiğini tek tek belirlemek gerekir. Anayasa
Mahkemesi kanunu Anayasanın hangi maddesine aykırı görerek iptal
etmiştir? Anayasa Mahkemesinin kanunu denetlerken dayandığı Anayasa maddelerine “ölçü norm” veya “referans norm” denir. Anayasa Mahkemesi kararında birden fazla Anayasa maddesi zikrediliyor
ve hatta anayasa dışında başka birtakım ilke ve kurallardan bahsediliyor olabilir.
Türk doktrininde gittikçe artan oranda Anayasa Mahkemesi kullandığı ölçü normlar arasında “bağımsız ölçü normlar-destek ölçü
normlar” ayrımı yapılmaktadır. Tespit edebildiğimiz kadarıyla, ilk
defa Erdoğan Teziç, 1985’te Anayasa Yargısı sempozyumunda, Anayasa Mahkemesinin uluslararası hukuk kurallarından, “başlı başına
referans norm olarak değil, destekleyici, teyid edici olarak” yararlan-
2.
Ibid.
76
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
dığını belirtmiştir3. Necmi Yüzbaşıoğlu’na göre de, Anayasa Mahkemesi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini bağımsız ölçü norm olarak değil, destek ölçü norm olarak kullanmıştır4. Yine
Yüzbaşıoğlu’na göre, Anayasa Mahkemesi hukukun genel ilkelerini
bağımsız ölçü norm olarak değil, destek ölçü norm olarak kullanmaktadır5. Keza, İbrahim Ö. Kaboğlu da, Anayasa Mahkemesinin
“uluslararası hukuk kurallarını bağımsız ölçü norm olarak değil, ancak ‘destek ölçü norm’ olarak kullanmakta” olduğunu gözlemlemektedir6. Aynı gözlemi, Yılmaz Aliefendioğlu da yapmaktadır7.
Kanaatimizce, “destek ölçü norm” kavramı, uluslararası hukuk
normlarını ve hukukun genel ilkelerini anayasallık bloğuna dolaylı
bir şekilde de olsa katmayı arzulayan doktrin tarafından uydurulmuş
bir kavramdır. Zira, uluslararası hukuk normlarının ve hukukun genel
ilkelerinin anayasallık bloğuna dahil olduğunu kanıtlamak için Anayasa Mahkemesinin bir kanunu, bu normlar ve ilkelere dayanarak
iptal ettiğini göstermek gerekecektir. Bunu gösteremeyen doktrin,
Anayasa Mahkemesi kararlarının obiter dictum’larını bize “destek
ölçü norm” olarak “yutturmaya” çalışmaktadır.
Kanımızca, “bağımsız ölçü norm - destek ölçü norm” ayrımı isabetsizdir. Hukuk mantığı biçimseldir. Önermeler mantığında olduğu
gibi, hukuk mantığında da bir şey ya doğrudur, ya da yanlıştır. Doğru
ile yanlış arasında orta bir yol yoktur. Keza hukuk düzeninde bir
norm ya vardır, ya yoktur. “Var” ile “yok” arasında gri bir bölge
mevcut değildir. Tüm bilim “doğru” ile “yanlış”; “var” ile “yok”
şıkları üzerine kurulmuştur. Anayasa hukuku bilimi için de bu böyledir. Anayasa Mahkemesi bir kanunu iptal ederken, belirli bir norma
ya dayanır, ya dayanmaz; dayanıyorsa o norm ölçü normdur; dayanmıyorsa, o norm ölçü norm değildir. Bunların arasında üçüncü bir
ihtimal yoktur. Anayasa Mahkemesinin bir kanunu iptal ederken da3.
4.
5.
6.
7.
Erdoğan Teziç, “Kanunların Anayasaya Uygunluğunun Esas Açısından Denetimi,” Anayasa Yargısı, Ankara, Anayasa Mahkemesi Yayınları, 1986, Sayı 2,
s.29.
Necmi Yüzbaşıoğlu, Türk Anayasa Yargısında Anayasallık Bloku, İstanbul,
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1993, s.61, 63.
Ibid., s.21-22.
İbrahim Ö. Kaboğlu, Anayasa Yargısı, Ankara, İmge Kitabevi Yayınları,
1994, s.79.
Yılmaz Aliefendioğlu, Anayasa Yargısı ve Türk Anayasa Mahkemesi, Ankara,
Yetkin Yayınları, 1996, s.102.
BÖLÜM 6: OKUMA
77
yandığı norm, “bağımsız-destek” ayrımı olmaksızın düpedüz ölçü
normdur. Anayasa Mahkemesinin bir kanunu iptal ederken dayanmadığı norm ise, “destek” olarak nitelense bile “ölçü norm” olamaz.
Kısacası bir ölçü norm varsa, zaten bu ölçü norm “bağımsız” ölçü
normdur. Ama eğer böyle bir ölçü norm yoksa, böyle bir norm, bir
şeye “destek” bile olamaz. Yok olan bir şeye “destek ölçü norm” da
denemez. O halde, Anayasa Mahkemesinin bir kanunu iptal ederken
dayandığı anayasa normlarından her biri, “bağımsız-destek” ayrımı
olmaksızın tout court ölçü normdur. Eğer Anayasa Mahkemesi bir
kanunun iptal ederken o norma dayanmamışsa, o norm, “destek”
sıfatıyla “desteklense” bile hiçbir şekilde ölçü norm değildir. Dolayısıyla anayasallık bloğuna dahil değildir.
Bu vesileyle, burada şunu da belirtelim: Ölçü normlar Anayasa
Mahkemesi kararlarının ratio decidendi’lerinde bulunur. Anayasa
Mahkemesi kararında geçen obiter dictum’lar ölçü norm olmaz. Eğer
Türk anayasa hukuku doktrini “destek ölçü norm” tabiri ile Anayasa
Mahkemesi kararlarında kullanılan kararın dayanağını teşkil etmeyen
argümanları kastediyorsa, buna “destek ölçü norm” ismini vermekten
vazgeçmeli, bunun hukuk biliminde bilinen ismi olan obiter dictum
tabirini kullanmalıdır. Obiter dictum tabirinin kullanılması karışıklığa da meydan vermez. Zira, mahiyeti gereği, obiter dictum’ların ölçü
norm olduğunu, anayasallık bloğuna dahil olduğunu kimse iddia edemeyecektir.
6. Özet.- Karar okunduktan sonra karar bir cümleyle özetlenebilmelidir: “Anayasa Mahkemesi, dava konusu maddeyi, Anayasanın
filan maddesinde güvence altına alınan falan hakkı ihlâl ettiği gerekçesiyle iptal etmiştir”; “Anayasa Mahkemesi, dava konusu maddeyi,
Anayasanın filan maddesinde yer olan falan ilkeye aykırı olduğu
gerekçesiyle iptal etmiştir” gibi. Eğer iptali istenen birden fazla hüküm varsa haliyle özet yapan cümle sayısı hüküm sayısı kadar olabilir.
7. Karşı Oy Yazıları.- Bu arada şunu da belirtelim ki, bir Anayasa Mahkemesi kararında karşı oy (muhalefet şerhi, dissenting
opinion, opinion dissidente) yazısı varsa mutlaka onlar da okunmalıdır. Genellikle, karşı oy yazıları çoğunluğun kararının bir eleştirisi
niteliğindedir. Üstelik bu eleştiriyi, kararın tartışmalarına katılan bir
üye yapmaktadır. Çoğunluğun görüşünü çok yakından bilmektedir.
78
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
Birçok karşı oy yazısında çoğunluk görüşünün mükemmel bir özeti
ve eleştirisi vardır. Kararın anlaşılmasında karşı oy yazıları büyük
yarar sağlar.
Eleştiri.- Bu arada şunu belirtmek gerekir ki, Türk Anayasa
Mahkemesi kararlarını okumak oldukça güçtür. Anayasa Mahkemesi
gereksiz yere kararlarını uzatmaktadır. Fransız Anayasa Konseyi
kararları genelde birkaç sayfadan ibarettir. Türk Anayasa Mahkemesinin ortalama bir kararı 20-30 sayfa civarındadır. Anayasa Mahkemesinin 100 sayfa civarında birçok kararı vardır. Anayasa Mahkemesi gereksiz konuları kararlarında tartışmaktadır. Keza obiter dictum
niteliğindeki argümanlara da uzun uzun yer vermektedir. Mahkemenin kararına asıl teşkil etmeyen argümanları kararında zikretmemesi
ve doğrudan ratio decidendi’yi vermesi uygun olur.
C. BİLİMSEL ESERLER NASIL OKUNMALI?
Bilimsel eserler yukarıda görüldüğü gibi, sistematik eserler, monografiler ve makaleler olmak üzere üç temel gruba ayrılmaktadır.
Şimdi bunların nasıl okunması gerektiğini görelim.
Anayasalar kurucu iktidarın, Anayasa Mahkemesi kararları Anayasa Mahkemesinin, bilimsel eserler ise bilim adamlarının ürünüdür.
Dolayısıyla bilimsel eserlerin okunmasının başka bir usûlünün olması doğaldır.
1. Genel Esaslar - Türk Anayasa Hukuku.- Her şeyden önce,
okunacak anayasa hukuku eserinin bir anayasa hukukunun genel esasları çalışması mı, yoksa bir Türk anayasa hukuku çalışması mı
olduğu bilinmelidir.
2. Yaklaşım Biçiminin Tespiti.- Eserde hangi yaklaşım biçimi
kullanılmıştır? Aşağıda onbirinci bölümde görüleceği gibi, anayasa
hukuku alanında tarihî, felsefî, sosyolojik ve hukukî yaklaşımların
kullanılmakta veya bunların bir karmasının yapılmaktadır. Metnin
anlaşılması için her şeyden önce metindeki yaklaşım açısının bilinmesinde yarar vardır. Aynı konuya tarihî açıdan yaklaşılırsa başka
sonuç, felsefî açıdan yaklaşılırsa bir başka sonuç, sosyolojik açıdan
yaklaşılırsa bir başka sonuç ve keza hukukî açıdan yaklaşılırsa bir
başka sonuç elde edilir.
BÖLÜM 6: OKUMA
79
3. Genel Teori - Dogmatik.- Yazar hukukî yaklaşım içindeyse,
genel teori mi yoksa, dogmatik yaklaşım biçimini mi benimsemiştir?
Zira hukukî yaklaşımın bu iki açısı birbirinden oldukça farklıdır. Bu
değişik açılardan yapılan çalışmalarda değişik sonuçlara ulaşılır.
4. Tabiî Hukuk - Hukukî Pozitivizm.- Konusuna hukukî açıdan
yaklaşan yazarın bir tabiî hukukçu mu, yoksa pozitivist mi olduğunun bilinmesinde yarar vardır. Zira tabiî hukuk anlayışıyla yaklaşılmış bir çalışmayla, pozitivizm açısından yapılmış bir çalışma birbirinden çok farklı sonuçlara ulaşacaktır.
5. Konu: Kitabın Başlığı.- Okumaya başlamadan önce, okunacak kitabın konusunun ne olduğu bilinmelidir. Bunun en basit yolu,
kitabın ismine bakmaktır. Ancak isme bakmak bazen yeterli olmaz,
bazen de yanıltıcı olur. Zira bazı kitapların isimleri tam anlamıyla
konularını yansıtmaz. Örneğin Mustafa Erdoğan’ın kitabının ismi
Anayasal Demokrasi8dir. Oysa kitabın içeriği anayasa hukukunun
genel esasları niteliğindedir. Keza İlhan Akın’ın Kamu Hukuku9 kitabı bir kamu hukuku kitabı değil; bir siyasal düşünceler tarihi, devlet
doktrinleri tarihi kitabıdır. Kitabın doğru başlığı “umumî amme hukuku” veya “genel kamu hukuku” olmalıydı. Kamu hukukunun bütünü (anayasa hukuku, idare hukuku, ceza hukuku, malî hukuk) hakkında bilgi edinmek isteyen bir okuyucu, eğer kitabın isminin doğru
olup olmadığını araştırmadan İlhan Akın’ın kitabını okursa, bu kitabı
boşu boşuna okumuş olacaktır.
Sistematik eserlerde, yanıltıcı başlıklara daha az rastlanır. Zira
bunlar neticede, “anayasa hukuku”, “anayasa hukukunun genel esasları”, “Türk anayasa hukuku” gibi isimler taşır. Monografilerde yanıltıcı başlıklara daha sıklıkla rastlanabilir. Makalelerde ise yanıltıcı
başlıklara rastlama ihtimali daha da yüksektir.
6. İçindekiler.- O halde kitabın başlığından sonra, metnin okunmasına geçmeden önce, kitabın içindekiler kısmına bir göz atmalı, hiç olmazsa, bölüm başlıkları okunmalıdır. Makalelerde ise, sayfalar çevrilerek metin içindeki başlıklara göz atılmalıdır.
8.
9.
Mustafa Erdoğan, Anayasal Demokrasi, Ankara, Siyasal Kitabevi, 1996.
İlhan Akın, Kamu Hukuku, İstanbul, Beta Yayınları, Beşinci Bası, 1987.
80
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
7. Kuş Bakışı.- Keza bir kitap, baştan sona okunmadan değişik
bölümlerinden birkaç sayfaya şöyle bir bakılması, şuradan buradan,
birkaç paragrafın, birkaç satırın okunmasında yarar vardır.
8. Hangi Bölüm?- Metin okunurken, hangi bölümün içinde olunduğu unutulmamalıdır. Zira o bölümün konusu akılda tutulursa, o
bölümde yazılanlar daha kolayca anlaşılabilir. Bir kitapta bölümler
arasında bir ilişki vardır. Bölümler birbirinden kopuk değildir. Bir
bölüm, bütünün bir parçasıdır. Her bölümün anlamı bütün içindeki
yerine göre belli olur. Her bölüm kitabın sistemi içinde belirli bir
görev ifa eder.
9. Zincir.- Başarılı bir yazarın kullandığı argümanlar arasında bir
teselsül vardır. Kitaptaki muhakeme zinciri, akıl yürütme çizgisi izlenirse kitap derinlemesine anlaşılmış olur. Okuyucu, yazarın akıl
yürütme zincirini ve bu zinciri oluşturan halkaları tespit etmeye çalışmalıdır.
10. Altını Çizme, Not Alma, Şemalaştırma, vs.- Kitap okunurken, metinde önemli görülen kelimelerin, ifadelerin altı çizilmeli,
önemli görülen noktalar işaretlenmelidir. Ancak burada şunu da belirtelim: Okurken, kitabın her satırının altının çizilmesinin bir yararı
yoktur. Her satırın altı çizilirse, her satır diğeri kadar önem kazanmış
olur. Bu ise, kitabın satırlarının altı çizilmemiş şekline eşittir. Okuduktan sonra önemli yerleri bulmak için kitaba bakıldığında, her satır
çizilmiş olduğundan, önemli yerler bulunamayacaktır.
Diğer yandan kitabı okurken, kenar boşluklarına notlar (glossa,
haşiye) düşülmelidir. Keza bu sayfa kenarlarına alınan notlar ile yetinmemeli, ayrı kağıtlara, yahut bir deftere metnin özeti çıkarılmalıdır. Okuyucu metinde anlatılan şeyleri, metinde kullanılan cümleler
ile değil, kendi kuracağı cümleler ile özetlemelidir. Okunan parça,
düz bir metin olarak özetlenmektense, parçada geçen unsurlar, şartlar
numaralandırılmalı veya şemalaştırılmalıdır.
Örneğin ilerideki sayfalarda şu şekilde bir anayasa hukuku tanımı yapılacaktır:
Anayasa hukuku, yasama, yürütme ve yargı gibi devletin temel organlarının kuruluşunu, işleyişini ve bu organlar arasındaki karşılıklı
ilişkileri ve devlet karşısında vatandaşların temel hak ve özgürlüklerini düzenleyen hukuk kurallarını inceleyen bir bilimdalıdır.
BÖLÜM 6: OKUMA
81
Bu tanımı öğrenmek için bu tanımda geçen unsurlar aşağıdaki
gibi şemalaştırılabilir:
Anayasa Hukuku
Devletin Temel Organları
Yasama
Yürütme
Temel Hak ve Özgürlükler
Yargı
1. Kuruluş
2. İşleyiş
3. Karşılıklı İlişkiler
11. Endeksleme.- Okunulan bir kitaba daha sonra başvurulduğunda, kitapta olduğu hatırlanan konu, kavram, kurum, ilke, fikir,
kişi kolayca bulunabilmelidir. Bunu sağlamak için okurken kitaba
uygun işaretler konulmalıdır. Aslında bunun bir yolu, eğer kitapta
varsa endekse (dizin, fihrist) bakmaktır. Ancak daha kitabı okurken,
okunulan kısımda geçen, kavram, ilke, kurum ve kişi adlarının kitabın -varsa- endeksinden işaretlenmesi ve eğer endekste yoksa indekse ilâve edilmesi veya kitapta hiç endeks yoksa, kitabın sonunda yer
alan boş sayfalardan birine (veya kitabın arka kapağının iç yüzüne)
yeni bir endeks oluşturulması gerekir. Akıllı yayıncıların bu hususu
önceden düşünüp kitapların sonuna birkaç boş sayfa koymalarında
yarar vardır.
II. OKUMADA MANTIK BAKIMINDAN DİKKAT
EDİLECEK HUSUSLAR10
Bir yazıyı okurken mantık kuralları bakımından dikkat edeceğimiz bazı hususlar vardır. Bu hususları iki grupta toplayabiliriz.
10. Bu başlık tamamıyla Hüseyin Batuhan ve Teo Grünberg’in Modern Mantık,
(Ankara, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Üçüncü Baskı, 1984) isimli kitabının “Semiotik ve Dil” başlıklı birinci bölümünden (s.9-47) yararlanılarak hazırlanmıştır. Bu bölümdeki görüşlerimiz, Batuhan ve Grünberg’in teorisinin
anayasa hukuku alanına uygulanması niteliğindedir. Türkçede Batuhan ve
Grünberg’in bu eseri gibi mükemmel bir eserin bulunması Türk okuyucusu için büyük bir şanstır. Bu kitap sadece mantıkçılara, matematikçilere, fen bilimcilere değil, aynı zamanda sosyal bilimcilere de çok yararlı olabilecek niteliktedir. Böylesine değerli bir yapıtın Türkiye’de görmezden gelinmesi, bu
yapıttan bu kadar az faydalanılması, bu yapıtın bu kadar az atıf alması hayret
vericidir.
82
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
1. Dilde Çok-Görevliliğe Karşı Dikkatli Olunmalı
2. Kelimelerin Duygusal Etkisine Karşı Dikkatli Olunmalı
A. DİLDE ÇOK-GÖREVLİLİĞE KARŞI DİKKATLİ
OLUNMALI
Yukarıda “mantık” başlıklı ikinci bölümde dilin belli başlı üç görevinin olduğunu ve buna bağlı olarak üç değişik dil bulunduğunu
görmüştük:
1. Dilin Bildirme Görevi: Bilim Dili.
2. Dilin Belirtme Görevi: Sanat Dili.
3. Dilin Yaptırma Görevi: Normatif Dil.
Bildirme görevinde dil, “inanç, tahmin veya bilgilerimizi iletmek”11; belirtme görevinde, “herhangi bir duygusal tepki veya tavrımızı dışa-vurmak”12; yaptırma görevinde ise, “insanların davranışlarını etkilemek”13 amacıyla kullanılır.
Hüseyin Batuhan ve Teo Grünberg’in gösterdikleri gibi, dilde
kullanılan kelimeler değişik anlamlara gelebilir. Keza aynı deyim,
içinde bulunduğu bağlama göre, bildirme (bilim dili), belirtme (sanat
dili) ve yaptırma (normatif dil) görevleri alabilir. Bir deyimi doğru
anlamak için, o deyimin dilbilgisi bakımından kipine, biçimine bakmak yetmez. O deyimin hangi bağlamda kullanıldığının ve kullanıcının gerçek maksadının ne olduğunun araştırılması gerekir14.
Bazı yazarların asıl amacı, okuyucusuna bilgi vermek değil, onların duygularını ve davranışlarını etkilemektir. Normalde, duyguları
etkilemek için belirtmeli önermeler, yani sanat dili; davranışları etkilemek için ise yaptırmalı önermeler, yani normatif dil kullanılır. Ancak belirtmeli ve yaptırmalı önermelerin kullanılması, bildirmeli
önermelerin (bilim dili) kullanılması kadar etkileyici ve okuyucuyu
ikna edici değildir. Bu nedenle, bazı yazarlar, okuyucuların belli şekilde davranmalarını isteseler de, bunu açıkça söylemez. Zira bildiri
kipi, emir kipinden her zaman daha ikna edicidir. Diğer bir ifadeyle,
okuyucuya “şunu yap”, “bunu yap” demek okuyucu üzerinde arzu
edilen etkiyi doğurmaz. Onun yerine yazarlar, “şu şöyledir”, “bu
11.
12.
13.
14.
Batuhan ve Grünberg, op. cit., s.10.
Ibid., s.11.
Ibid.
Ibid., s.14.
BÖLÜM 6: OKUMA
83
böyledir” derler; yani yaptırmalı önermeleri bildirmeli önermelere
dönüştürürler15.
Bu durumu Hüseyin Batuhan ve Teo Grünberg’ten alınmış birkaç örnekle açıklayalım:
Bir Örnek.- Reklam yazarı “X deterjanını alın” (emir kipi) diye
yazmaz. Onun yerine “X deterjanı daha beyaz yıkar” (bildiri kipi)
diye yazar. Şüphesiz burada reklam yazarının amacı, X deterjanı
hakkında bilgi vermek değil, alıcıların davranışlarını X deterjanının
alınması doğrultusunda etkilemektir16.
Aynı şekilde Atatürk, gençliğe hitabesinde, “muhtaç olduğun
kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur” demektedir. Bu sözlerle
Atatürk, belli bir durum hakkında gençliğe bilgi vermek amacını değil, doğrudan doğruya gençliğin kendisine olan güvenini artırmak,
onu yüreklendirmek istemektedir17. Bunun yerine “Türk gençleri, şu
şu işleri yapın” demiş olsaydı aynı etkiyi uyandıramazdı.
Diğer Bir Örnek.- Bir kremi satmak için reklam metni yazarı,
“X kremi çirkinliğinizi çok iyi gizler” önermesini kullanmaz, onun
yerine “X kremi sizin tabiî güzelliğinizi ortaya çıkarır” önermesini
kullanır. Oysa bu iki bildirmeli önermeden doğru olanı birincisi; ama
müşterileri ikna etmek için gerekli olan ise ikincisidir. Zira, “çirkinliklerin gizlenmesi” ifadesi doğruyu yansıtsa da, hangi kadın gizli
kalmış “tabiî güzelliği”nin ortaya çıkmasını istemez18?
Dikkat edilirse, bu formüldeki ifadelerin bildiri kipinde olmasına
dikkat edilmiş, böylece reklam metnini okuyacak olanlarda, belli bir
kremin sahip olduğu bazı objektif niteliklerin tasvir edilmekte olduğu
izlenimi yaratılmak istenmiştir19. Buradaki çok-görevliliğin farkında
olmayan saf kimselerin böyle bir kanıya kapılması mümkündür. Böylece reklam yapan, bir bilgi iletiyor gibi görünerek malını satabilmektedir20. Görüldüğü gibi, bu çok görevliliğin, başarılı olabilmesi
15.
16.
17.
18.
19.
20.
Ibid., s.16.
Ibid.
Ibid.
Ibid., s.17.
Ibid
Ibid.
84
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
için kendisini gizleyebilmesi gerekir. Dolayısıyla okuyucu aldatılmamak için son derece uyanık ve dikkatli olmak zorundadır21.
Reklamlarda böyle dil oyunlarına başvurulduğunu bildiğimiz için
bu konuda uyanığızdır. Ancak bir anayasa hukuku yazısının her zaman reklam veya propaganda amacıyla yazılıp yazılmadığını bilemeyiz.
Anayasa hukuku yazıları da aslında reklam ve propaganda amacına yönelik olabilmekte veya en azından belirli bir siyasî teorinin
benimsetilmesi amacını güdebilmektedir. Bunun için ise, anayasa
hukuku yazarları, “benim teorimi kabul edin” demezler. Dilek veya
emir kipi yerine bildiri kipini kullanırlar. Bu nedenle, onların gerçekte “olan”dan mı, yoksa “olması gereken”den mi bahsettiğini anlamak
güçtür22.
Jefferson’un kaleminden çıktığı söylenen 1776 Amerikan Bağımsızlık Bildirisi şöyle başlar:
“Şunların apaçık birer doğruluk olduğuna inanıyoruz: Bütün insanlar
eşit olarak yaratılmışlardır; Tanrı onları bazı devredilmez haklarla
donatmıştır; yaşama, özgür ve mutlu olmayı isteme bu haklardandır;
insanlar arasında hükümetler bu hakların elde edilmesi amacıyla kurulmuştur”.
Burada her cümlenin belli bir durumu, yani “olanı” tasvir ettiği
kanısına kapılmak mümkündür. Bildiride “bütün insanlar eşit yaratılmıştır” deniyor. Burada kasten bildiri kipindeki cümle, bir bildirmeli önerme, yani bilim dili kullanılmıştır. Oysa, yazarın buradaki
asıl amacı, bir şeyi tasvir etmek değil, bunun böyle olması gerektiğini ileri sürmektir. Jefferson’un gerçekte demek istediği şey şudur:
“Bütün insanlar eşit olmalıdır. Herkes yaşama, özgür ve mutlu olma
hakkına sahip olmalıdır. Hükümetlerin görevi bu hakların elde edilmesini sağlamak olmalıdır”.
Neden yazar, bu amacını doğrudan, dilek veya emir kipinde, yani
yaptırmalı önermelerle (normatif dille) dile getirmiyor? Cevap gayet
basit: “İnsanlara eşit haklar tanınmalıdır” dendiğinde, objektif bir
doğruluk değil, bunu diyen kişiye göre doğru olan bir istek dile geti-
21. Ibid.
22. Batuhan ve Grünberg’in (Ibid., s.17) yazdıklarını konumuza uyarlıyoruz.
BÖLÜM 6: OKUMA
85
rilir23. Bu istek benim işime gelmiyorsa, onu yerine getirmem. Oysa
aynı şey, bildiri kipinde “bütün insanlar eşit yaratılmışlardır” şeklinde dile getirilirse, artık bir kişisel istek değil, “apaçık bir doğruluk”
söz konusu olduğu izlenimi kolayca yaratılabilir24.
Hüseyin Batuhan ve Teo Grünberg’in isabetle gösterdikleri gibi,
herhangi bir siyasal ideali veya ideolojiyi benimsetmenin en etkili
yolu, insanlara “şöyle bir siyasal düzen kurun” şeklinde emir vermek
değil; onun yerine, söz konusu düzenin, ya eski şanlı devirlerde yaşanmış ve sonradan yitirilmiş ya da yakın bir gelecekte gerçekleşmesi kaçınılmaz bir düzen olduğunu kanıtlamaya çalışmaktır25.
Ülkemizde dinci veya milliyetçi ideolojilerini benimsetmek isteyen sağ kesim yazarlar, bu düzenin eski devirlerde, Osmanlı döneminde veya İslâmın ilk dönemlerinde uygulanmış olan düzen olduğunu kanıtlamaya çalışmaktadırlar. Böylece, büyük İslâm hükümdarlıklarının ve Osmanlı İmparatorluğunun başarısını kendi fikirlerini
kabul ettirmenin bir aracı olarak kullanmaktadırlar.
Yakın bir zamana kadar ülkemizdeki solcu yazarlar ise,
Marksizmin öngörülerinin doğru olduğunu, kaçınılmaz olarak, kapitalist düzenin yıkılacağını, yerine sosyalist düzenin ve onun yerine de
komünist düzenin geleceğini savunmakta idiler -bir kısmı hâlâ savunuyor-. Bu yazarlara göre, sosyalizme geçiş tarihsel determinizmin
bir sonucu idi. Sosyalizmi insanlar değil, âdeta tarih istiyordu!
Örneğin Server Tanilli, Devlet ve Demokrasi: Anayasa Hukukuna Giriş isimli kitabında şöyle yazıyordu:
“Tarihin bize öğrettiği şudur26: Toplumlar ‘sınıflar’a bölünmüştür ve
sınıflar arasındaki mücadele toplumların gelişiminin motorüdür.
Toplumun böyle sınıflara ayrılması ‘üretim tekniğindeki değişikliklere’ bağlıdır. Üretim tekniği insanları daima birbirine zıt iki gruba
bölmüştür. İnsanlık tarihinin çok eski zamanlardan beri, hep üretim
araçlarını elinde tutan bir sınıfla, bu üretim araçlarını o sınıfın yararına kullanmağa mahkum bir başka sınıf olmuştur... Daima bir egemen sınıfla sömürülen sınıf bulunagelmiştir...
23.
24.
25.
26.
Ibid., s.18.
Ibid.
Ibid.
İtalikler bana ait.
86
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
Kapitalizmin gelişmesi içinde, Sanayi Devrimi ile ortaya çıkan burjuvazi - işçi sınıfı çatışması, insanlık tarihinde son sınıf çatışmasıdır.
Ve işçi sınıfının burjuvaziyi devirip toplumu ‘sınıfsız’ hale getirmesiyle, yalnız burjuvazi - işçi sınıfı çatışması değil, bütün insanlık tarihini kaplamış olan sınıf çatışmaları dönemi de sona erecektir. Kapitalizmin yıkılması ‘kaçınılmazdır’. İşçi sınıfı, iktidarı, bir ‘devrim’le
burjuvazinin elinden aldıktan sonra, yeni bir toplumun yapımına girişecek ve -son bir aşamada- ‘komünist toplum’a ulaşacaktır”27.
Yukarıda alıntılanan parçada, kapitalizmin yıkılmasının kaçınılmaz olduğu, komünist topluma ulaşılacağı bilimsel bir şekilde ispatlanıyormuş havası yaratılarak okuyucuya Marksist ideoloji aşılanmak
istenmektedir. Dahası yazar, kendi kişisel iddialarını bize “tarihin
öğrettiği şeyler” olarak sunmaktadır.
Yazarların dilin çok görevliliğinden yararlanmak istemeleri son
derece doğaldır. Ancak yazarların kendi faydaları için başvurdukları
bu çare, okuyucuların zararına olabilir. O nedenle, okuyucuların,
okudukları yazı da kullanılan dilbilgisi kiplerine, biçimlerine aldanmaksızın, yazının bildirme amacıyla mı, yoksa yaptırma amacıyla mı
yazıldığını titizlikle araştırmaları gerekir28.
Aslında okuyucuya dikkatli olmak görevi düştüğü gibi, yazarlara
da bazı görevler düşmektedir. Şüphesiz, politikacıların yazılarında
dilin çok görevliliğinden yararlanmaları mazur görülebilir. Ancak
anayasa hukukçularının dilin çok görevliliğini kötüye kullanmalarını
mazur gösterecek bir neden yoktur.
***
Şimdi Türk anayasa hukukunun bilgi kaynaklarını okurken, bu
çok görevliliğin kötüye kullanılıp kullanılmadığına nasıl dikkat edileceğini örnekleriyle görelim.
1. Anayasa Metinlerinin Okunmasında Dikkat Edilecek Hususlar
Anayasa metinleri normatif metinlerdir. Bunlarda bir “olması gereken” dile getirilir. Bunun için normalde kullanılması gereken önermeler, yaptırmalı önermelerdir. Ancak anayasa koyucuları da ba27. Server Tanilli, Devlet ve Demokrasi: Anayasa Hukukuna Giriş, İstanbul, Say
Kitap Pazarlama, 1982, s.41-42.
28. Batuhan ve Grünberg, op. cit., s.19.
BÖLÜM 6: OKUMA
87
zen, özellikle anayasaların “başlangıç” (préambule, dibace) kısımlarında yaptırmalı önermeler yerine bildirmeli önermeler kullanarak
dilin çok görevliliğinden faydalanırlar.
Örneğin, 1982 Anayasasının “başlangıç” kısmının ilk şeklinde,
“ebedî Türk vatan ve milletinin bütünlüğüne ve kutsal Türk Devletinin varlığına karşı, Cumhuriyet devrinde benzeri görülmemiş bölücü ve yıkıcı kanlı bir iç savaşın gerçekleşme noktasına yaklaştığı sırada;
Türk Milletinin ayrılmaz parçası olan Türk Silahlı Kuvvetlerinin;
milletin çağrısıyla gerçekleştirdiği 12 Eylül 1980 harekatı sonucunda, Türk Milletinin meşru temsilcileri olan Danışma Meclisince hazırlanıp, Millî Güvenlik Konseyince son şekli verilerek Türk Milleti
tarafından kabul ve tasvip ve doğrudan doğruya O'nun eliyle vazolunan bu ANAYASA”
denmekte idi. Başlangıcın bu ilk iki paragrafı Türk anayasa hukuku
doktrininde kıyasıya eleştirilmiştir. Özellikle devletin “kutsal” sıfatıyla nitelendirilmesine şiddetle saldırılmıştır29. Neticede “başlangıç”
kısmının bu ilk iki paragrafı 23 Temmuz 1995 tarih ve 4121 sayılı
Anayasa Değişikliği Kanunu ile kaldırılmıştır.
Şüphesiz yukarıda bildirme kipindeki bu cümlelerin amacı, Türk
devletinin objektif nitelikleri konusunda bilgi vermek, 12 Eylül 1980
harekâtının hangi tarihî şartlar altında gerçekleştirildiğini tasvir etmek, bu harekâtının milletin çağrısıyla gerçekleştirildiğini göstermek, Türk Silahlı Kuvvetlerinin milletin ayrılmaz bir parçası olduğunu bildirmek ve keza Millî Güvenlik Konseyinin Türk milletinin
meşru temsilcisi olduğu hakkında bilgi vermek değildir. Zaten bu
bildirmeli önermelerin ispatı da mümkün değildir. Burada aslında,
anayasa koyucu bildiri kipinde cümleler kullansa da, asıl amacı Türk
milletinin davranış ve tutumlarını etkilemektir. Jefferson’un 1776
Amerikan Bağımsızlık Bildirisinde yaptığı şey ile 1982 Anayasa
koyucusunun yaptığı şey aynıdır.
Keza 1961 Anayasasının “başlangıç” kısmında da aynı şey yapılmaktadır:
29. Örneğin Bülent Tanör, İki-Anayasa: 1961-1982, İstanbul, Beta Yayınları,
Üçücncü Baskı, 1994, s.170; Zafer Üskül, Türkiye’nin Anayasa Sorunu, İstanbul, Afa Yayınları, 1991, s.34.
88
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
“Tarihi boyunca bağımsız yaşamış, hak ve hürriyetleri için savaşmış
olan;
Anayasa ve hukuk dışı tutum ve davranışlarıyla meşruluğunu kaybetmiş bir iktidara karşı direnme hakkını kullanarak 27 Mayıs 1960
Devrimini yapan Türk Milleti;...”
Burada da Türk milletinin tarihi boyunca hak ve hürriyetleri için
savaşmış “olduğu” iddia edilmektedir. Şüphesiz bu iddianın objektif
olarak kanıtlanması mümkün değildir. Hatta, bu iddianın tersinin
doğru olması da muhtemeldir. Yukarıdaki cümleyle dile getirilmek
istenen şey aslında, “Türk milletinin hak ve hürriyetleri için savaşması gerektiği” yolundaki dilektir.
1982 Anayasasının başlangıcının ilk şekli mantık açısından ne
derece eleştirilebilirse, 1961 Anayasasının başlangıcı da o derece
eleştirilebilir. Ancak, Türk doktrininde her nedense, 1982 Anayasası
başlangıcı eleştirilmiş, 1961 Anayasası başlangıcı ise görmezden
gelinmiştir.
Kanımızca, anayasa metinlerinde baştan sona yaptırmalı önermeler, yani normatif dil kullanılmalıdır. Ancak, anayasaların bazı kısımlarında, özellikle başlangıç kısımlarında etkileme amacıyla bildirmeli
önermeler kullanılıyorsa, bu önermelerden yola çıkarak, Türk doktrininde olduğu gibi tuhaf yorumlar yapılmamalı, bunların aslında insanları etkileme amacıyla yazıldığı ve anlamlarının normatif olduğu
göz önünde bulundurulmalıdır. Örneğin 1982 Anayasasının başlangıcında, “Türk vatandaşlarının millî sevinç ve kederde, millî varlığa
karşı hak ve ödevlerde, nimet ve külfetlerde ve millet hayatının her
türlü tecellisinde ortak olduğu” yazılmıştır. Bildiri kipinde bir cümle
de olsa, bu cümleyle “olan” bir şey değil, tersine “olması gereken”
bir şey ifade edilmektedir. Aslında burada anayasa koyucu, “Türk
vatandaşları sevinç ve kederde, nimet ve külfette ortak olmalıdır”
demek istemektedir. Anayasa Mahkemesi, deprem, sel gibi millî felaketlerde zararın nasıl giderileceği, külfetinin nasıl paylaştırılacağı
konusunda çıkan bir kanunu, Anayasanın “başlangıç” kısmının bu
cümlelerine dayanarak denetleyebilir.
Hukukçuların görevi, kurucu iktidara veya kanun koyucuya akıl
vermek değil, onların kullandığı önermelerin tasvirini yapmaktan
ibarettir.
BÖLÜM 6: OKUMA
89
2. Anayasa Mahkemesi Kararlarının Okunmasında Dikkat
Edilecek Hususlar
Anayasa Mahkemesi kararlarında da normalde normatif dil kullanılır. Ancak Anayasa Mahkemesi kararlarını inceleyen okuyucu bu
kararların diline karşı dikkatli olmak durumundadır. Mahkemenin
sadece bir Anayasa maddesine dayanarak bir kanunu iptal etme yetkisi vardır. Mahkeme üyeleri anayasadan sonuç çıkaracak yerde,
kendi kişisel arzularını birer gerçeklikmiş gibi, bildirme kipinde dile
getirip bunlardan sonuç çıkarmaya teşebbüs edebilirler. Okuyucu her
kararda dilin çok görevliliğinin kötüye kullanıp kullanılmadığını denetlemelidir.
Maalesef Türk Anayasa Mahkemesinin dilin çok görevliliğini
kötüye kullanma gibi köklü bir geleneği vardır. Mahkeme kuruluşundan bu yana karar gerekçelerinden anayasanın belirli maddesinden sonuç çıkarmak yerine, bir takım bildirmeli önermeler ile dile
getirdiği sözde gerçekliklerden sonuç çıkarmaya teşebbüs etmektedir.
Örnek 1.- Anayasa Mahkemesi, 13 Nisan 1971 tarihli Cumhuriyet Senatosunun Seçimlerinin Ertelenmesi kararında,
“anayasalar bir devletin dayandığı hukukî yapının belkemiği niteliğindedir. Devletin temel kuruluşlarının düzeni ile o kuruluşlara düşen görevler ve kişilerin hak ve ödevleri bu hukukî yapının bütününü
oluştururlar. Ancak Anayasa düzeninin öyle temel kuruluşları, hak ve
ödev kuralları vardır ki, bunların çağdaş uygarlığın gereklerine30 aykırı hükümlere bağlanması düzenin bütününü sarsabilir”31
demektedir. Anayasa Mahkemesi yine aynı şeyi bir başka kararında
da iddia etmektedir:
“Anayasa düzeni diye adlandırabileceğimiz bu yapının öyle kuruluşları, hak ve ödev kuralları vardır ki, bunların hukukun üstün kurallarına ve çağdaş uygarlığın oluşum ve gelişim süreci gereklerine32 ay-
30. İtalikler bize ait.
31. Anayasa Mahkemesi, 13 Nisan 1971 tarih ve E.1970/41, K.1971/37 sayılı
Karar, (Cumhuriyet Senatosunun Seçimlerinin Ertelenmesi), Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 9, s.428.
32. İtalikler bana ait.
90
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
kırı düşen kimi hükümlere bağlanması, sözü geçen düzenin bütünlüğünü bozabilir”33.
Kararlarda dikkat edilirse bildirmeli önermeler, yani bilim dili
kullanılmaktadır. Oysa kararda denilmek istenen şey, denetim konusu olan kanunun hükümlerinin çağdaş uygarlığın gereklerine aykırı
olmaması gerekliliğidir. Anayasa Mahkemesi normatif dil kullanmakla yetinmemekte, sadece Anayasanın bir maddesinden sonuç
çıkararak ne olması gerektiğini söylememekte, bize aynı zamanda
vardığı sonucun çağdaş uygarlığın gereği olduğunu söylemektedir.
Anayasa Mahkemesinin görevi, bize “çağdaş uygarlığın oluşum ve
gelişim süreci” konusunda bilgi vermek değil; anayasanın falanca
maddesinde ifade edilen norm ile denetim konusu olan normun uyum
içinde olup olmadığını söylemekten ibarettir.
Örnek 2.- Anayasa Mahkemesi TEK’in özelleştirilmesi konusunda verdiği bir kararda şöyle demektedir:
“Kalkınmayı hızlandırmak için dış borçlanma, yabancı sermaye, yabancı ortaklıklardan yararlanmak gerekebilir. Ancak, özelleştirme
yoluyla giderek yabancıların nüfuzuna yol açılması, ülke bağımsızlığı yönünden kabul edilemez. Bu gerçek, özelleştirme politikası uygulayan gelişmiş kimi ülkeleri bile önlem alma zorunda bırakmıştır.
Örneğin, yabancılara satılabilecek pay oranı Fransa’da %20, Belçika’da % 20-25, İngiltere’de %10 ile sınırlandırılmıştır. Türk Ulusu’nun çıkarlarının, ülke bağımsızlığının ve güvenliğinin gözetilmesi
özelleştirmenin yabancılaştırmaya dönüşmemesi yönünden getirilecek kuralların önemi büyüktür.
Elektrik üretimi, iletimi ve dağıtımı gibi stratejik önemi olan alanlara
yabancıların girmesinin ötesinde, egemen olması, güvenlik, bağımsızlık ve ekonomik yönlerden çok sakıncalı olabilir. Bu tür kamu
hizmetleri ülke güvenliği ile yakından ilgilidir. Çünkü, TEK başta
savunma sanayii olmak üzere tüm sanayi kollarına hizmet vermektedir”34.
33. Anayasa Mahkemesi, 15 Nisan 1975 tarih ve E.1973/19, K.1975/87 sayılı
Karar, “Devlet Güvenlik Mahkemeleri, Askeri Mahkemeler”, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 13, s.428.
34. Anayasa Mahkemesi, 9 Aralık 1994 tarih ve E.1994/43, K.1994/42-2 sayılı
Karar, (TEK’in Özelleştirilmesi), Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı
31, Cilt 1, s.293.
BÖLÜM 6: OKUMA
91
Yukarıda ikinci bölümde, bilimsel eserlerde bilim dilinin, mahkeme kararlarında normatif dilin kullanıldığını görmüştük. Oysa yukarıda alıntılanan Anayasa Mahkemesi kararında dikkat edilirse kullanılan dil, normatif dil değil, bilim dilidir. Yüksek mahkemenin kullandığı önermeler bildirmeli önermelerdir. Dahası Anayasa Mahkemesi kullandığı önermelerin doğruluğunu ampirik olarak da ispatlamaya girişmiştir. Anayasa Mahkemesinin kendi görüşünü kanıtlar
doğrultuda, Fransa, Belçika ve İngiltere’den örnek vermesi bunu göstermektedir. Anayasa Mahkemesi bir bilim adamı gibi davranmaktadır. Bildirmeli önermeler ile birtakım iddialar dile getirmekte, bu
iddiaları da ampirik olarak kanıtlamaya çalışmaktadır.
İkinci bölümde gösterdiğimiz gibi, Anayasa Mahkemesi kararlarının geçerliliği için onların bilimsel bakımdan doğru olmaları şart
değildir, zaten mümkün de değildir. Anayasa Mahkemesi kendi görüşlerinin doğruluğunu ampirik olarak ispatlamak gibi bir zorunluluğu yoktur. Anayasa Mahkemesi kararlarını bilime değil, anayasaya
dayandırmakla yükümlüdür. Eğer Anayasa Mahkemesi kararlarını
anayasaya değil de, bilime dayandırmaya çalışıyorsa her şeyden önce, o bilimsel alanın, örneğin ekonomi biliminin uzmanı olmalıdır.
Oysa anayasa mahkemeleri, birer bilimsel kuruluş değildir. Anayasa
Mahkemesi üyeleri bilim adamı değildir. Üyeler belirli bir yasal tedbirin ekonomik, malî, siyasî, askerî sonuçlarını doğru olarak takdir
edecek bilimsel donanıma sahip değildir; sahip olmaları da beklenemez; dahası bu alanların öyle herkesçe kabul edilen, tartışma götürmez doğruları da yoktur.
Örneğin “kalkınma” sorunu ekonomi biliminde de tartışmalı bir
sorundur. Buna rağmen, Anayasa Mahkemesi “kalkınmayı hızlandırma”nın yolunun ne olduğunu keşfetmiş görünmektedir. Mahkemeye göre, elektrik üretimi, iletimi ve dağıtımı gibi stratejik önemi
olan alanlara yabancıların girmesi, ülke güvenliğine ve ulusal bağımsızlığa zarar verecektir. Oysa bunu söyleyebilmek için, bu konuda
askerî, stratejik, ekonomik ve teknolojik bilgilere sahip olmak gerekir. Bu alanların uzmanları bile bu konuda böylesine iddialarda bulunmaktan çekinirken, bu konularda lisans eğitimi bile görmemiş
Anayasa Mahkemesi üyelerinin bu kadar iddialı olmaları hayret vericidir!
92
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
Kararda değinilen konular fevkalâde tartışmalıdır. Bu alanlarda
çalışan bilim adamları bile Anayasa Mahkemesi kadar bu alandaki
gerçekleri keşfetmiş değildir! Örneğin bir ekonomi profesörü olan
Vural Fuat Savaş, bu konuda Anayasa Mahkemesinin tam tersi kanaattedir:
“Bütün bunlardan daha önemlisi yaşadığımız çağın son çeyreğinde
‘ulusal ekonomik bağımsızlık’ ilkesinin yerini ‘uluslararası ekonomik bağımlılık’ ilkesinin almış olmasıdır. Sermayenin ulusal sınırları
elektronik işlem hızıyla aştığı, teknolojinin bütün ülkelerin hem ‘üretim’ ve hem de ‘tüketim’ biçimlerini belirlediği, çok uluslu şirketlerin bir birileriyle birleşerek ‘ulusüstü’ (transnational) işletmeler haline geldiği bir üründe çeşitli ülkelerin katkısının bulunduğu bir ekonomik dünya ortamında ‘ulusal ekonomik bağımsızlığın’ korunması,
bazı mal ve hizmet üretiminin devlet tarafından yapılması ile sağlanamaz. Aksine böyle bir yöntem, çağımızın gerçekleriyle bağdaşmadığı gibi, ulusal ekonomik gücü zayıflatıcı ve dünya ekonomisi ile
bütünleşmesini, modern teknolojiyi aktarmasını engelleyecek, en
azından geciktirecektir”35.
Örnek 3.- Anayasa Mahkemesi, 24 Aralık 1996 tarihinde Maden
Kanunu hakkında verdiği bir kararında, “esasın incelenmesi”ne geçmeden önce, bir “genel açıklama” yapmıştır. Genel açıklama da şöyle başlıyor:
“İptal isteminin Anayasa’nın sözü ve ruhu yönünden incelenmesine
geçmeden önce “Maden” ve “Madencilik Sektörün”nün temel özelliklerini... ve sektörün Türkiye Ekonomisi içindeki yeri(ni)... gözden
geçirmekte zaruret vardır”36.
Anayasa Mahkemesi görevi bir kanunun Anayasa uygunluğunu
araştırmaktan ibarettir. Mahkemenin “maden” ve “madencilik sektörü”nün temel özelliklerini ve bu sektörün Türkiye ekonomisi içindeki
yerini değerlendirmek istemesini anlamak mümkün değildir. Bu
Anayasa Mahkemesinin görevi dışında kaldığı gibi, uzmanlığı dışında da kalır.
35. Vural Fuat Savaş, “Anayasa Mahkemesi ve Özelleştirme: İktisadî Yaklaşım”,
Anayasa Yargısı: Anayasa Mahkemesinin 36’ncı Kuruluşu yıldönümü Nedeniyle Düzünlenen Sempozyumda Sunulan Bildiriler, Ankara, Anayasa Mahkemesi Yayınları, 1998, No 15, s.85-86.
36. Anayasa Mahkemesinin 24 Aralık 1986 tarih ve E.1985/20, K.1986/30 sayılı
Kararı (Maden Kanunu), Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 22,
s.519.
BÖLÜM 6: OKUMA
93
Mahkeme bu değerlendirmede şunları söylüyor:
“Ulusal ekonomiyi oluşturan sektörlerin biri de “Madencilik Sektörü”dür. Madencilik sektörü, bir taraftan başta sanayi olmak üzere,
ekonominin diğer sektörlerinin ihtiyaç duyduğu temel girdileri sağlarken diğer taraftan, özellikle kırsal bölgelerde, yeni istihdam imkanları yaratır. Bu bölgelerde başta ulaşım olmak üzere, önemli alt
yapı yatırımlarının gerçekleşmesini sağlar. Çağdaş teknoloji, pazarlama ve finansman yöntemleri, madencilik sektörünün gelişmesine
paralel olarak ülkenin kırsal bölgelerinde benimsenip yaygınlaşır. Bir
başka yönden, madencilik ürünleri ihracatı ülkeye döviz kazandıran
önemli bir kaynaktır”37.
Bu paragrafta Anayasa Mahkemesi, “madencilik sektörü” konusunda bir kompozisyon yazan vasat bir lise öğrencisi gibi davranmaktadır. Madencilik konusunda “ulusal ekonomiyi oluşturan sektörlerin biri de ‘Madencilik Sektörü’dür” gibi birtakım yuvarlak laflar
etmektedir. Zaten Anayasa Mahkemesi üyeleri iktisatçı veya maden
mühendisi olmadığına göre, bundan daha ileri bir değerlendirmeyi
Mahkemeden beklemek de mümkün değildir. Asıl sorun Mahkemenin iddialarının doğru ya da yanlış olması değil, Mahkemenin normatif dil kullanmayıp, bilim dili kullanıyor olmasıdır.
Mahkemenin, hukukla ilgili olmayan genel değerlendirmesi tam
6 sayfa sürmektedir38. Mahkeme bu altı sayfa içinde, tabiî monopoller”den39, “madencilik sektörünün kapital yoğun bir teknoloji kullanması”ndan40, “kullanılan tekniklerin hızla demode olması”ndan41,
“yurdumuzda çok çeşitli maden rezervleri olduğu”ndan42, “madencilik sektörünün millî gelirimizdeki payı”ndan43, “madencilik sektörü(nün) ülke kalkınmasına yapabileceği büyük ve önemli katkıyı gereği gibi yapa”madığından44, “madenciliğimizin istenen ölçüde gelişmemiş olmasının... çok çeşitli sebepleri”nden45, “Opec krizin37.
38.
39.
40.
41.
42.
43.
44.
45.
Ibid.
Ibid., s519-525.
Ibid., s.520
Ibid.
Ibid.
Ibid., s.521.
Ibid., s.522.
Ibid.
Ibid.
94
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
den”46, “enflasyon”dan47, “ödemeler dengesi açığı”ndan48, “işsizlik”ten49 bahsetmektedir.
Bu iktisadî ve mühendislik değerlendirmelerden sonra, Anayasa
Mahkemesi tarihî değerlendirmelere de girişmiştir:
“Cumhuriyet hükûmetleri, özellikle ‘Kurtuluş Dönemi’ diye adlandırılan 1923-1938 döneminde, Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın sömürgeci
ülkelere karşı kazanılan bir savaş olduğunun bilinci içinde, hızla kalkınan ve kendine yeterli hale gelen bir ‘ulusal ekonomi’ kurmayı temel amaç saymışlardır. Osmanlı İmparatorluğu döneminde Kapitülasyonlar nedeniyle çeşitli alanlarda yabancılara verilen imtiyazlar
geri alınmış, doğal kaynakların, ulusal refahı artırmak için işletilmesi
gerektiği ilkesi benimsenmiştir. Toplumun fakir, ülkenin harap bir
halde bulunması bu faaliyetlerin ferdî güç ve çabalarla başarılmasını
imkânsız kılmaktaydı. Diğer alanlarda olduğu gibi, madencilik alanında da gerekli atılımları yapacak ve ferdî girişimlere yol gösterip
öncülük edecek ulusal kamu kuruluşlarının oluşturulmasına özel bir
önem verilmiştir... Bu dönemde, ekonominin diğer kesimlerine egemen olan ‘Devletçilik politikası’ madencilik sektörü için de gerekli
olmuştur. Ancak izlenen bu politika ideolojik bir tercihten değil, o
dönemde ferdî sermaye birikiminin yok denecek kadar az olmasından ve eğitim düzeyininin yetersizliğinden kaynaklanmıştır.
Çok partili demokratik sisteme geçilen 1950’lerde ise toplum, siyasî yönden gerçekleşen liberalleşme hareketinin ekonomik yaşama da
yansıtılması istek ve heyecanı içine sürüklenmiştir...
1970’li yıllarda ise, yukarıda değinilen nedenlerle, madencilik sektöründe ferdi girişimin sınırlanması yolunda bir eğilim belirmiştir...
Bu dönemdeki yasal düzenlemelerin karakteristiği, maden hakkını
büyük ölçüde devlet tekelinde tutmak, özel girişimi sınırlamaktır.
1980’li yıllarda toplumun yeniden liberalleşmeye yöneldiği bir dönemdir.... Maden işletmeciliğinde Devlet ve özel sektör eşit duruma
getirilmiştir.
Kısaca incelenen bu tarihî gelişimi, Türkiye’de madencilik sektörünün hukukî yönden ‘Devlet hakimiyeti rejimi’ne bağlı tutulduğunu,
46.
47.
48.
49.
Ibid.
Ibid.
Ibid.
Ibid.
BÖLÜM 6: OKUMA
95
ancak günün koşullarına göre bazen Devletçiliğe bazen de ferdiyetçiliğe nisbi bir ağırlık verildiğini göstermektedir”50.
Kararda görüldüğü gibi Anayasa Mahkemesi, sanki bir iktisat tarihçisiymiş gibi, Cumhuriyetin ilanından 1986 yılına kadar,
Hükûmetlerin uyguladıkları iktisat politikalarının bir değerlendirmesini yapmaktadır. Dahası Anayasa Mahkemesi bu tarihî değerlendirmeden, “Türkiye’de madencilik sektörünün hukukî yönden devlet
hakimiyeti rejimine bağlı tutulduğu, ancak günün koşullarına göre
bazen Devletçiliğe, bazen de ferdiyetçiliğe nisbi bir ağırlık verildiği”
sonucunu çıkarmıştır. Anayasa Mahkemesi üyeleri tarihçi, Anayasa
Mahkemesi de Türk Tarih Kurumu değildir. Anayasa Mahkemesinin
yaptığı tarihî değerlendirmenin doğruluğunun kuşkulu olması bir
yana, bir Anayasa Mahkemesinin Anayasa metninden sonuç çıkarmak yerine, birtakım “tarihî gözlemler”den sonuç çıkarmasını anlamak mümkün değildir. Bu husus, Anayasa Mahkemesinin kararlarında hangi dili (bilim dilini mi, normatif dili mi) kullanacağı konusunda en ufak bir fikrinin olmadığını göstermektedir. Yukarıda ikinci
bölümde gösterildiği gibi, Anayasa Mahkemesi kararlarında bilim
dili değil, normatif dil kullanılır. Anayasa Mahkemesi Anayasanın
bir maddesinden hareketle bir sonuca ulaşır; iktisat biliminin, tarih
biliminin verilerinden hareketle değil. Anayasa Mahkemesi kararlarının değerlendirme kriteri, onların iktisat bilimine, tarih bilimine
uygunlukları değil, ama Anayasaya uygunluklarıdır.
Örnek 4.- Anayasa Mahkemesinin emekli başkanı Yekta Güngör
Özden’in karşı oy yazılarında, genelde normatif dil değil, bilim dili
kullanılır. Özden, kendi görüşlerini bildirmeli önermelerle, sanki
bilimin gereğiymiş gibi sunar. Bir örnek:
“Karmaşa yaratacak yapay bunalımlar rejimi kemirir. Amaç her yönde, her alanda aydınlıktır, bunun aracı da hukuktur”51.
Aşağıdaki örnek ise oldukça tipiktir. Özden, sadece “yürürlükteki Anayasa kurallarına” dayanmamakta, aynı zamanda “bilim”e de
dayanmaktadır.
50. Ibid., s.523-524.
51. Yekta Güngör Özden’in Karşı Oy Yazısı, in Anayasa Mahkemesinin 18 Haziran 1987 tarih ve E.1987/9, K.1987/15 sayılı Kararı, (Geçici 4’üncü Madde),
Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 23, s.289.
96
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
“Bilime ve yürürlükteki Anayasa kurallarına aykırı haksız ve gereksiz eleştirilere amaçlı sataşmalara bakmadan yargı denetimini, bağımsızlığına uygun biçimde sürdürmek gerekir”52.
3. Bilimsel Eserlerin Okunmasında Dikkat Edilecek Hususlar
Bilimsel eserlerde, normalde bildirmeli önermeler, yani bilim dili
kullanılır. Bilimin görevi belli bir konuda bize bilgi vermekten, konusunu tasvir etmekten ibarettir. Ancak bu konuda da dikkatli olmak
gerekir. Bazı yazarlar, bizi bilgilendirmeyi değil, bize kendi görüşlerini benimsetmeyi, bizim davranışlarımızı değiştirmeyi amaçlamaktadır.
Aşağıya Server Tanilli’nin Devlet ve Demokrasi: Anayasa Hukukuna Giriş isimli eserinden “Batı Demokrasisi Nedir?” başlıklı bölümden bir parça alınmıştır:
“Batı demokrasisi, burjuvazinin feodaliteye karşı kazandığı zaferden sonra kurduğu bir rejimdir. Bu yanıyla bir aşamadır aslında, hem
de büyük bir aşama. Çünkü, nasıl kapitalist üretim biçimi feodal üretim biçimine oranla daha ileri bir aşamayı temsil ediyorsa, Batı demokrasisi de monarşiye oranla daha ileri ve üstün bir nitelik taşıyor.
Ancak işçi sınıfının doğması ile ortaya çıkan yeni sınıf çatışması
tablosu içinde, yani burjuvazi - işçi sınıfı çatışması içinde, Batı demokrasisinin anlamı ve görevi başkadır. Bu yeni aşamada, batı demokrasisi, gerek özgürlük, gerekse siyasal iktidarı örgütlendirme
teknikleriyle, aslında burjuvazinin çıkarlarını savunma amacını taşır.
Tek amaç budur onun için. Böylece Batı demokrasisinde gerçek özgürlük yoktur. Çeşitli hak bildirileri, -sınıfsal gerçeğin arkasına gizlendiği için- bir perdeden başka bir şey değildir.
Özgürlük yalnız burjuva sınıfından olanlar için vardır aslında.
Sonuç olarak, Batı demokrasisi, bir ‘gerçek demokrasi’ değil, ‘biçimsel’ bir demokrasidir marksizme göre.
Kim kuracaktır gerçek demokrasiyi?
İşçi sınıfı.
Sosyalizmi kurarak yapacaktır bunu”53.
52. Yekta Güngör Özden’in Karşı Oy Yazısı, in Anayasa Mahkemesinin 18 Eylül
1990 tarih ve E.1990/31, K.1990/24 sayılı Kararı, (Körfez Krizi Sebebiyle
TSK’nın Yabancı Ülkelere Gönderilmesine Dair Hükümete İzin Verilmesine
Dair TBMM Kararı), Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 26, s.418.
53. Tanilli, op. cit., s.43.
BÖLÜM 6: OKUMA
97
Yukarıdaki parça, bir anayasa hukuku kitabından alınmıştır. Kullandığı bildirmeli önermelere, yani bilim diline bakılırsa, yazarının
bize belli bir konuda bilgi vermek istediği izlenimine kapılabiliriz.
Oysa, metin dikkatlice okunursa, yazarın hiç de bizi bilgilendirmek
gibi bir amacının olmadığı, tersine kendisinin sahip olduğu Marxist
ideolojiyi bize benimsetmeyi amaçladığı ortaya çıkar. Eğer yazarın
ideolojisini benimsersek, batı demokrasisinin “biçimsel” demokrasi
olduğunu ve “gerçek” demokrasinin ise sadece sosyalizmde olabileceğine inanacağız ve bu durumda da sosyalist rejimi kurmak için
çalışacağız. Sosyalizmi kurmanın yolu da yazara göre, bir “devrim”
ile iktidarın burjuvazinin elinden zorla alınmasıdır54. Yazarın fikirleri
fevkalâde tehlikelidir. Eğer okuyucu ikna olursa, sosyalizmi kurmak
için iktidarı devrim yaparak burjuvazinin elinden zorla almaya kalkacaktır. Dolayısıyla Tanilli, bilimsel bir eser görüntüsü altında, bir
anayasa hukuku kitabında, okuyucuya belli bir konuda (batı demokrasisi) bilgi vermek yerine, belirli bir ideolojiyi aşılamaya ve okuyucuyu bu ideoloji doğrultusunda harekete geçirmeye çalışmaktadır.
Okuyucunun özellikle, deneyimsiz öğrencilerin bu tür anayasa
hukukçularına karşı çok dikkatli olmaları gerekmektedir.
B. KELİMELERİN DUYGUSAL ETKİSİNE KARŞI
DİKKATLİ OLUNMALI
Okuyucuların ikinci olarak kelimelerin duygusal etkisine karşı
dikkatli olmaları gerekir.
Hüseyin Batuhan ve Teo Grünberg’in başarıyla gösterdikleri gibi, bildirmeli önermelerde kullanılan kelimelerin “bilgisel anlamı”
olduğu gibi, bir de “duygusal yükü (emotive charge, emotive
meaning, emotive impact)” vardır55. Örneğin “sonbaharda birçok
ağaç yapraklarını döker” cümlesi esas itibarıyla bir bildirmeli önermedir; bize belirli bir durum hakkında bilgi vermektedir. Ancak, bu
önermede geçen “sonbahar” ve “yaprak” benzeri kelimelerin bir bilgisel anlamı olduğu gibi, duygusal yükleri de vardır; zira bu kelimeler bizde birtakım duygular uyandırmaktadırlar. “Sonbahar” kelimesi, sadece bir mevsimi hatırlatmaz, o mevsimle ilgili birçok duygusal
çağrışımlar da uyandırır. Bir bakıma “sonbahar” kelimesinde hüzün
54. Ibid., s.42.
55. Batuhan ve Grünberg, op. cit., s.20.
98
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
havası eser. Aynı şekilde, “kış”ın insanı üşüten, “yaz”ın ısıtan, “ilkbahar”ın ise insanı neşelendiren bir etkisi vardır56.
Anayasa Hukuku Kavramlarının Duygusal Etkisi
Anayasa hukukunda geçen birçok kavramının da olumlu ya da
olumsuz duygusal yükü vardır. Demokrasi, temel hak ve özgürlükler,
insan onuru, sosyal adalet, sosyal devlet, hukuk devleti, yargı bağımsızlığı gibi kelimelerin olumlu; hükûmet darbesi, faşizm, diktatörlük
gibi kelimelerin de olumsuz duygusal etkileri vardır.
Örneğin Türk anayasa hukukçularının arasında objektif bir yazar
olarak gördüğümüz Ergun Özbudun’un dilinde dahi duygusal yükü
ağır basan kelimeler vardır. Yazar sosyal devleti, kısaca,
“sosyal adalet ve sosyal güvenliği sağlamak ve herkes için insan haysiyetine yaraşır asgarî bir hayat düzeyini gerçekleştirmekle yükümlü
devlet olarak”57
tanımlamaktadır. Artık hangi hukukçu, “herkes için insan haysiyetine
yaraşır asgarî bir hayat düzeyini gerçekleştirmekle yükümlü” olan
sosyal devlete karşı çıkmaya cesaret edebilir? Artık hangi okuyucunun aklına sosyal devlet anlayışının zararlı yanlarının olabileceği
düşüncesi gelir?
Sosyal Adalet.- “Sosyal adalet” kavramı üzerine Mustafa Erdoğan’ın şu gözlemleri bu açıdan zikredilmeye değerdir:
“Günümüzde ‘sosyal adalet’ kavramının bizatihi adaletten de fazla
çekiciliği bulunmaktadır. Bunun nedenlerinden biri, onun ‘sosyal’
olarak nitelenmiş olmasıdır. Çünkü, yaklaşık yüz yıldır ‘sosyal’ sıfatı
genel olarak insanlar tarafından her türlü iyiliğin kaynağı olarak algılanmaktadır. Bu nedenle, çağımızda, ‘sosyal’ sıfatı artık olgusal bir
gerçekliğin adı olmaktan çıkmış, kendi başına bir ‘iyi’yi temsil eden
bir değer yargısı haline gelmiştir. Hatta o kadar ki, en bencil ve hoyrat talepler bile, bu adla takdim edildiklerinde eleştiriden masun kalmaktadırlar. Kişi veya grupların normal olarak kendi çıkarlarını artırmak üzere ileri sürmeleri halinde yadırganacak olan talep ve iddialar bir kere ‘toplumsal’ diye nitelenince normal olarak onlara karşı
çıkması beklenenler nazarında bile birdenbire meşruluk kazanmaktadırlar. Hayek’in ifadesiyle, ‘eğer belirli bir tedbirin ‘sosyal adalet’in
56. Ibid
57. Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.102.
BÖLÜM 6: OKUMA
99
gereği olduğu ortaya konabilirse ona olan muhalefet hızla zayıflayacaktır. Başka bir ifadeyle, ‘sosyal’ (veya ‘toplumsal’) sıfatı ‘bencillik’ ve ‘bizcilik’i birden bire ‘diğergamlık’ ve ‘hayırhahlık’a dönüştürüvermektedir”58.
Aslında Mustafa Erdoğan’ın “sosyal adalet” kavramı için gözlemledikleri anayasa hukukunun “insan hakları”, “hukuk devleti”,
“hukukun üstünlüğü”, “yargı bağımsızlığı”, “anayasa yargısı” gibi
daha birçok kavramı için de gözlemlenebilir. Bugün bu kavramlar
konusunda eleştirilerde bulunmak cesaret işidir. Bunlar bir nevi dinî
nitelikte kavramlar, üzerinde tartışma yapmanın a priori yasak olduğu kavramlardır.
İnsan Hakları.- İnsan hakları kavramı, kendiliğinden iyi, hatta
kutsal bir kavram olarak görülmektedir. En olmadık iddialar, insan
hakları adına dile getirildiğinde eleştiriden kurtulabilmektedir. Belirli
bir kanunun insan hakları adına çıkarıldığı söylendiğinde ona karşı
olan muhalefet zayıflamaktadır. Örneğin idam cezasını kaldıracak bir
kanun insan hakları adına savunulacaktır. İnsan haklarına açıktan
cephe almaya cesaret edemeyen, ama aslında idam cezasına taraftar
olan hukukçular da bu kanuna karşı çıkmaktan çekineceklerdir. Bu
örnekte de görüldüğü gibi, insan haklarının kutsallığı bizatihi insan
haklarının kendisine değil, bir başka amaca hizmet etmektedir.
İnsan haklarının kendisinin kutsal ve dokunulmaz oldukları kuşkuludur. Zira bunlar her yerde ihlâl edilmektedir. Ancak insan hakları üzerinde yapılan söylemin kutsal ve dokunulmaz olduğuna şüphe
yoktur. Çünkü bu söyleme kimse karşı çıkmaya cesaret edememektedir.
Sadece insanın fizikî ve manevî varlığıyla ilgili değil, toplum, siyaset, ekonomi ile ilgili her konu insan haklarıyla ilişkilendirilebilir.
Akla gelebilecek her şeyin bir insan hakkı olduğu söylenebilir ve
söylenmektedir de. Eğer söylenen şeyin bir insan hakkı olduğu gösterilirse, bu söylenen şey ve bunu söyleyen kişi bütün eleştiriden masun hale gelmektedir. İnsan hakkı yaratmada o kadar ileri gidilmiştir
ki, totolojik, kendi kendine atıfta bulunan (auto-référentiel) insan
58. Mustafa Erdoğan, Liberal Toplum, Liberal Siyaset, Ankara, Siyasal Kitabevi,
1998, s.156.
100
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
hakları da yaratılmıştır. Örneğin “insan hakları eğitimi görme hakkı”
da bir “insan hakkı”dır59!
Hukuk Devleti.- “Hukuk devleti” kavramı hakkında da aynı şeyler gözlemlenebilir. Bu kavram tartışılması mümkün olmayan bir
“yüksek iyilik” konumundadır.
Yargı Bağımsızlığı.- “Yargı bağımsızlığı” kavramı da aksi düşünülmesi lanetlenmiş bu “yüksek iyilikler” grubuna katılmıştır. En
olmadık istekler yargı bağımsızlığı adına dile getirilmektedir. Örneğin yargı bağımsızlığı adına Anayasa Mahkemesine üye olarak sadece ve sadece hakimlerin seçilmesi istenmektedir. Hatta, Anayasa
Mahkemesine üye seçilmesinde mevcut olan Cumhurbaşkanının üç
adaydan birini seçme yetkisi yine yargı bağımsızlığı adına eleştirilmektedir60. Oysa, Avrupa anayasa mahkemelerine üye seçiminde
devamlı olarak, Cumhurbaşkanları, yasama meclisleri, hatta siyasal
partiler söz sahibidir.
Keza Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun kuruluş tarzı yine
“yargı bağımsızlığı” adına tenkit edilmektedir. Beş hakim üyenin
yanında bu Kurulda Adalet Bakanının ve Adalet Bakanlığı Müsteşarının bulunması yine yargı bağımsızlığı adına eleştirilmektedir. Ve
bu eleştirilere maalesef kimse karşı çıkmaya cesaret edememektedir.
Oysa, birçok batı demokrasisinde benzer kurullarda adalet bakanı
bulunduğu gibi hâkim olmayan kişiler de bu kurullarda yer almaktadır. Örneğin Fransa’da, Adalet Bakanı bu kurulun üyesi olduğu gibi,
bu kurula yargı mensubu olmayan kişiler arasından bir kişi Cumhurbaşkanı, bir kişi Meclis Başkanı, bir kişi de Senato Başkanı tarafından serbestçe atanır61. Keza İtalya’da Hâkimler Yüksek Kurulunun
59. Mesut Gülmez’in bu konuda bir de kitabı vardır: İnsan Hakları Eğitimi Hakkı,
Ankara, TODAİE İnsan Hakları Araştırma ve Derleme Merkezi Yayını, 1996.
60. Örneğin Anayasa Mahkemesinin sayın başkanı Ahmet Necdet Sezer, Anayasa
Mahkemesinin 36’ncı kuruluş yıldönümü münasebetiyle düzenelenen törende,
Cumhurbaşkanının huzurunda, şu eleştiriyi dile getirmekten çekinmemiştir:
“Görevi ile ilgili suç işlediğinde kendisini “YÜCE DİVAN” sıfatı ile yargılayacak ya da açabileceği bir iptal davasına bakacak olan Anayasa Mahkemesi’nin üyelerini devletin ve bu bağlamda yürütme organının da başı olan,
Cumhurbaşkanı’nın seçmesi yargı bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğü ile bağdaşmamaktadır” (Ahmet Necdet Sezer, “Açış Konuşması”, Anayasa Yargısı,
Ankara, Anayasa Mahkemesi Yayınları, 1998, Sayı 15, s.3).
61. Fransız 1958 Anayasası, m.65, 27 Temmuz 1993 tarih ve 93-952 sayılı Anayasal Kanun ile değişik şekli, Journal officiel, 28 Temmuz 1993.
BÖLÜM 6: OKUMA
101
üyelerinin üçte biri Parlamento tarafından hâkim olmayanlar arasından seçilmektedir (1947 tarihli İtalyan Anayasası, m.104). İspanya’da ise benzer kurulun Kral tarafından atanan yirmi üyesinin on
ikisi hâkimler arasından, dördü Meclisin, dördü ise Senatonun önerisi
üzerine avukatlar ve diğer hukukçular arasından seçilmektedir (29
Aralık 1978 tarihli İspanyol Anayasası, m.122/3). 23 Mayıs 1949
tarihli Alman Anayasasının 98’inci maddesi ise Eyalet (Lander) yargıçlarının atanmasının eyalet adalet bakanıyla birlikte görev yapan
bir komisyona ait olduğunu belirtmektedir. Amerika Birleşik Devletlerinde ise federal yargıçlar Federal Başkan tarafından atanmaktadır.
Federe yargıçların atanma usûlü ise eyaletten eyalete değişmektedir.
Yargıçlar kimi eyaletlerde vali, kimisinde ise halk tarafından seçilmektedir.
Karşılaştırmalı hukuk hemen göstermektedir ki, Hakimler ve
Savcılar Yüksek Kurulunun değişik şekillerde oluşturulması mümkündür. Demek ki, bu ülkelerde, bu kurulların bazı üyelerinin yasama, yürütme tarafından atanması yargı bağımsızlığına aykırı olarak
görülmemektedir. O halde, yargı bağımsızlığı hakimlerin hakimler
tarafından atanmasını (kooptasyon) gerektiren mutlak bir ilke değildir. Bu böyle olmasına rağmen, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun oluşum tarzına karşı Türkiye’de yöneltilen yargı bağımsızlığı
adına eleştirilere açıkça karşı çıkmaya benim bildiğim kadarıyla bir
anayasa hukukçusu cesaret edememiştir. Herhalde bu, “yargı bağımsızlığı” kavramının ülkemizde bizatihi yüksek bir iyilik, bir dogma
haline geldiğinin bir göstergesidir.
Anayasa Yargısı.- Dogmalaşan diğer bir anayasa hukuku kurumu da, yakın bir geçmişe kadar oldukça tartışmalı olan “anayasa yargısı”dır. Artık anayasa yargısının gerekliliğine kimse karşı çıkamamaktadır. Anayasa yargısının meşruluğu sorunu ders kitaplarından
silinmiştir. Bu kavram da anayasa hukukunun kendisine karşı çıkılamayacak bizatihi olumlu kavramları arasına girmiştir.
***
Örnek olarak verdiğim kavramlar aslında bir bilim dalının inceleme konusunu oluşturan kavramlardır. Eğer bunlar gerçekten bilimin konusu ise, bu kavramlar konusunda lehte ya da aleyhte görüşler
ileri sürülebilir ve doğrulukları tartışılabilir. Oysa bu konularda bir
tartışma yapma imkânı yoktur. Bu kavramlar her eleştiriden masun
102
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
kavramlar haline getirilmiştir. Böylece bunlar, bir nevi dinî kural, bir
nevi dogma durumuna yükseltilmişlerdir. Hatta tuhaf bir şekilde, bu
kavramlar bilimin konusu olmaktan çıkarılmış, bilimin ölçütü durumuna yükseltilmiştir. Bir doçentlik eser incelemesinde, ünlü bir anayasa hukukçumuz olan jüri üyesi, “adayın çalışmalarının hukuk devletine ve anayasa yargısına aykırı olduğu”nu raporunda açıkça yazarak olumsuz oy kullanabilmiştir. Tekrarlayalım: “İnsan hakları”,
“hukuk devleti”, “yargı bağımsızlığı”, “anayasa yargısı” gibi kavramlar anayasa hukuku biliminin inceleme konusudur, ölçüsü değil!
Dilin Etkileme Amacıyla Kullanılması
Hüseyin Batuhan ve Teo Grünberg’in açıkladıkları gibi dille etkilemenin başlıca üç amacı vardır: Duyguları etkileme, düşünceleri
etkileme ve davranışları etkileme62. Dikkat edilirse bu ayrım dilin
belirtme, bildirme ve yaptırma görevlerine tekabül etmektedir63. Sanat dili insanların duygularını, bilim dili düşüncelerini, normatif dil
ise davranışlarını etkilemeye yöneliktir64.
Ancak insanların davranışlarını etkilemenin tek yolu normatif dilin, yani yaptırmalı önermelerin, açıkçası dilek ve emirlerin kullanılması değildir. Bildirmeli dille de insanların davranışları etkilenebilir. Bildirmeli önermelerden bazıları bilgi vermek insanların düşüncelerini etkilemek amacıyla değil, onların davranışlarını etkilemek amacıyla kullanılması pek muhtemeldir 65.
İnsan davranışları normalde, “emir verme”, “rica etme”, “dilekte
bulunma”, “yalvarma” “tehdit etme” gibi doğrudan doğruya etkilenebilir. Ancak, davranışların dolaylı etkilenmesi de mümkündür.
Daha uyanık insanlar, doğrudan doğruya davranışları etkilemek yerine insanların düşüncelerini etkileyerek davranışlarını etkilemeye
çalışırlar. Hatta düşünceleri etkilemenin en etkili yolu da onları olduğu gibi, tasvirî bir şekilde söylemek değildir. Benimsetmek istenilen
düşünceler, duygusal bakımdan en etkileyici sözlerle dile getirilir.
62.
63.
64.
65.
Batuhan ve Grünberg, op. cit., s.24.
Ibid.
Ibid.
Ibid., s.25.
BÖLÜM 6: OKUMA
103
Bazı yazarlar, duyguları etkileyerek inançları etkilemeye çalışır66.
Buna “retorik” denir67.
Hüseyin Batuhan ve Teo Grünberg’in belirttikleri gibi, insanların
düşüncelerini, duygularını değiştirmenin en akıllıca yolu, etkileyici
bir dil kullanarak, aşılanmak istenen düşüncelerin onlara duygularını
okşayan bir dille sunabilmektir. Zira sözün söyleyişindeki güzellik,
sözün içerik bakımdan yanlışlığını gizleyebilmektedir. İnsanlar duygularını okşayan inanç ve görüşlerin doğru, üzerlerinde olumsuz bir
etki yapan görüşlerin ise yanlış olduğu kanısına kapılırlar. Oysa doğruluk ve yanlışlığın bizim duygularımızla bir ilişkisi yoktur. Bir düşünce bizim işimize gelmediği halde doğru, bizim gururumuzu okşadığı halde yanlış olabilir68.
Belirli bir ideolojiyi savunan bazı anayasa hukukçuları, kendi görüşlerini öğrencilerine, okuyucularına benimsetmek için onları duygusal bakımından en hoşa giden sözcüklerle dile getirmeye çalışırlar.
Buna karşılık eleştiri ve saldırılarında ise en kötüleyici sözcükleri
seçerler. Çünkü bu tür anayasa hukukçularının gerçek amaçları öğrencilerin ve okuyucuların davranış ve tutumlarını etkileyip onları
belli bir davaya kazandırmaktır.
Örnek olarak yukarıda Server Tanilli’den alıntıladığımız parçalara bakılabilir. Hatırlanacağı üzere, yukarıda alıntılanan bir parçada,
Tanilli iddiasına “tarihin bize öğrettiği şudur”69 diyerek başlıyordu.
Yazar kendi iddialarını tarihin bize öğrettiği şeyler olarak sunuyor.
Dikkatli olmayan bir okuyucu pekâlâ bu güzel ifadeye kanabilir.
Yazarın kullandığı, egemen sınıf, sömürülen sınıf, insanlık tarihi,
burjuvazi, işçi sınıfı, kapitalizm, devrim, komünist toplum, zafer,
gerçek özgürlük, gerçek demokrasi, biçimsel demokrasi gibi kelimeler hep duygusal yükü ağır basan kelimelerdir. Kim istemez sömüren
sınıfa karşı işçi sınıfını savunmayı? Kim istemez “biçimsel” demokrasiye karşı “gerçek” demokraside yaşamayı? Kim istemez “biçimsel” özgürlüğe karşı “gerçek” özgürlüğü?
66.
67.
68.
69.
Ibid., s.26.
Ibid.
Ibid.
Tanilli, op. cit., s.41.
104
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
Burada yazarın sıkça kullandığı “gerçek” sözcüğünün altı özellikle çizilmelidir. Bu “gerçek” sözcüğünün retorik etkisi pek büyüktür. Ancak buradaki “gerçek” nitelendirmesi objektif bir nitelik değildir. “Gerçek” özgürlük, yazarın “hoşuna giden” özgürlük, “gerçek” demokrasi, yazarın “arzuladığı” demokrasiden başka bir şey
değildir.
Diğer bir örnek: Prof.Dr. Zafer Üskül, Türkiye’nin Anayasa Sorunu başlıklı çalışmasında 1982 Anayasasından bahsederken “generallerin yaptığı Anayasa”70, kendi önerdiği anayasadan bahsederken
ise “halkın anayasası”71 ifadelerini kullanmaktadır. Kim istemez,
“generallerin yaptığı anayasa” yerine “halkın anayasası”na sahip
olmayı?
Zafer Üskül’den bir diğer örnek:
“Devlet, 1982 Anayasası’nın Başlangıç bölümünde “kutsal Türk
Devleti” olarak niteleniyor. Devlet kutsal bir varlık sayılınca, bu kutsal varlığa kurban vermek gerekir. 1982 Anayasası’nın devlete kurban olarak sunduğu şey insan haklarıdır”72.
Paragraf retorik bakımdan oldukça güçlüdür. Yazar duyguları etkileyerek düşünceleri etkileme sanatını başarıyla kullanmaktadır.
Burada yazarın “kutsal” ve “kurban” kelimelerinin altını çizmesi
bunu bilinçli olarak yaptığını göstermektedir. Okuyucu “kutsal varlık” ve “kurban” kelimelerinin duygusal etkisine kapılmazsa, yazarın
iddiası tamamıyla havada kalır: 1982 Anayasası devlete kurban sunmakta mıdır? Ve sunduğu kurban insan hakları mıdır? Yazar bu iddiaların ispatına çalışmaz bile. Zira, bu iddiadan önce öylesine bir duygusal etki yaratmıştır ki, dikkatli olmayan okuyucu zaten iddiaları
peşinen kabul etmiştir.
Diğer yandan, bazen yazarlar kendi iddialarını güçlendirmek,
okuyucun ilgisini çekmek için bazı kelime oyunları da yaparlar: Bu
konuda en tipik örnek birçok yazar tarafından 1982 Anayasasının bir
“Amayasa” olarak nitelendirilmesidir. Yazarlar, bu “Amayasa” ibaresini, Anayasanın maddelerinde çok geçen “ama” kelimesiyle alay
etmek için kullanmaktadırlar. Okuyucu kelime oyunlarına karşı dik70. Üskül, op. cit., s.66.
71. Ibid., s.73.
72. Üskül, op. cit., s.34. İtalikler yazarın kendisine ait.
BÖLÜM 6: OKUMA
105
katli olmalıdır. Kelime oyunları, belki okuyucu tebessüm ettirilebilir,
ama bilimsel olarak bir şey kanıtlamaz.
Diğer bir örnek Bahri Savcı’dan alınmıştır. Profesör Savcı 1982
Anayasası için şunları yazıyor:
“82, temelde bir ‘anti-gelişim devinimi’dir. O soyut bir ‘Devlet Kavramı’ uğruna, eşitlik-özgürlük-güvence-sosyal statü kavramlarının
‘özlerini’ oymuştur; ‘boyut ve içeriklerini’ budamıştır; modern parlamentarizmimizin yapısını bozmuştur. ‘Birey’i, kendisinin sosyal
katmanı ile birlikte, ‘depolitize’ etmiştir. Bireyin ve toplumun, laik
ve bilimsel bir kültüre yabancılaşma yollarını, alabildiğine genişletmiştir. Hukuk devleti yapısını inmeli (mefluç) kılmıştır”73.
Yazarın özellikle duygusal yükü ağır basan kelimeler kullandığına dikkat edilmelidir: Anti-gelişim devinimi, eşitlik, özgürlük, güvence, sosyal katmanı depolitize etmek, laik ve bilimsel bir kültür,
yabancılaşma, hukuk devleti, inme (mefluç).
Dilin etkileme gücünün Anayasa Mahkemesi kararlarında da kötüye kullanıldığı olur. Anayasa Mahkemesi eski başkanı Yekta Güngör Özden’in yazdığı karşı oy yazıları dilin etkileme gücünün nasıl
kötüye kullanılabileceğine mükemmel örnekler içerir. Biz Yekta
Güngör Özden’in yazdığı karşı oy yazılarından birkaç örneği aşağıya
alıyoruz:
“Ulusal birliğin dayanağı, demokrasinin kaynağı, başta din ve vicdan
özgürlüğü olmak üzere tüm hak ve özgürlüklerin güvencesi niteliğiyle uygar yaşamda özgün bir yeri bulunan laiklik ilkesinin sağladığı
aydınlık, bireylerin inanç ve düşün gücünü oluşturmaktadır. Türkiye’de yanlış anlaşılmış, ya da yeterince anlaşılmamış olan bu ilkenin
inanç sömürüsünü önleyerek dinsel olguların aydınlığını koruduğu
ve inanç gereklerinin hiçbir çekinme ve duraksama olmadan yaşanmasına olanak verdiği hukuksal kanıtlarla doğrulanmış, yadsınmaz
bir gerçekliktir”74.
Yekta Güngör Özden bir başka karşı oy yazısında şöyle demektedir:
73. Bahri Savcı, Cumhuriyet, 4 Şubat 1990’den nakleden Üskül, op. cit., s.74-75.
74. Yekta Güngör Özden’in Karşı Oy Yazısı, in Anayasa Mahkemesinin 21 Haziran 1995 tarih ve E.1995/17, K.1995/16 sayılı Kararı, (Nüfus Cüzdanlarındaki
Din Hanesi), Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 31, Cilt 2, s.550.
106
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
“Aykırılıkları saptayıp önlenmesi, uygunluğun gerçekleşmesi içindir.
Boşlukları doldurmak, hukukun evrensel kurallarına, özellikle insan
hak ve özgürlüklerine uygun yasal düzenlemelere önem vermek, hukukun üstünlüğü ilkesiyle özetlenen hukuk devletinin, çağdaş demokrasinin gerçekleşmesine yöneliktir. Bu ideali yüce tutacak duyarlılık ve özen, sorumluluğu onurlandıran, soylu bir çabadır. Özlenen,
devlet organları arasında yararlı işbölümü ve işbirliği yoluyla uyumlu
çalışmayı kurmaktır”75.
***
Yukarıda örneklerini gördüğümüz gibi, bazı kelimelerin duygusal yükü, o kelimenin bilgisel anlamını o derece geri plana itmektedir
ki, bu kelimeler ile serinkanlı düşünme, dolayısıyla akıllı uslu tartışma, neredeyse imkânsız hale gelmektedir. Rasyonel düşünüşün en
büyük düşmanı duygularımız olduğu için, bu türlü düşünüşe engel
olan patlayıcı sözcükler kullanmaktan olabildiği ölçüde kaçınmaya
çalışmalıyız. Bunun için de yapılacak şey, duygusal yükü ağır basan
sözcükler yerine, bilgisel anlamı aynı olup duygusal yükü daha hafif
olan kelimeleri kullanmaktır76.
Kesinlik Bildiren Deyimlere Karşı Dikkatli Olunmalı
Yazarların kendi düşüncelerini kabul ettirmek için kullandıkları
diğer bir yöntem de, kendi kişisel kanılarını birer apaçık gerçeklikmiş gibi sunmalarıdır. Tamamen tartışmaya açık görüşlerini, “Şu bir
gerçektir ki...”, “Şurası apaçıktır ki...” “Hiç kuşkusuz ki...”, “Besbelli
ki...” “Bilindiği gibi...” “Şu tartışmasız bir doğrudur ki...”. “Kesinlikle denebilir ki...”, “Hiç tereddüt yok ki...” gibi kesinlik bildiren ifadelerle sunarlar77.
Böyle ifadeler bilimsel eserlerde sıkça bulunur. Bu ifadelerin
kullanılması da normaldir. Zaten apaçık bir doğruluk dile getirilirken
bu gibi ifadelere üslûp açısından ihtiyaç da vardır. Dikkatli olunması
gereken şey, bu gibi ifadelerden sonra, apaçık bir doğruluğun değil,
tartışmalı bir iddianın verilip verilmediğidir. Böyle bir durumda bu
kesinlik ifadeleri kullanılmışsa kötüye kullanma hali vardır. Biz bu
75. Yekta Güngör Özden’in Karşı Oy Yazısı, in Anayasa Mahkemesinin 17
Temmuz 1990 tarih ve E.1990/1, K.1995/21 sayılı Kararı, (GAP İdaresi), Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 26, s.335.
76. Batuhan ve Grünberg, op. cit., s.23.
77. Ibid., s.27-28.
BÖLÜM 6: OKUMA
107
kötüye kullanmayı aşağıda Anayasa Mahkemesi kararından alınan
bir paragraf ile örneklendirmeye çalışacağız:
Örnek: Bir Anayasa Mahkemesi Kararı.- Anayasa Mahkemesi 16 Haziran 1970 tarihli bir kararında şöyle demektedir:
“Buradaki değişmezlik ilkesinin sadece ‘cumhuriyet’ sözcüğünü hedef almadığını söylemek bile fazladır. Yani Anayasa’da sadece
‘cumhuriyet’ sözcüğünün değişmezliğini kabul ederek onun dışındaki bütün ilke ve kuralların değişebileceğini düşünmenin Anayasa’nın
bu ilkesi ile bağdaştırılması mümkün değildir. Zira, 9. maddedeki
değişmezlik ilkesinin amacının, Anayasa’nın 1., 2. maddelerinde ve
bu maddenin gönderme yaptığı başlangıç bölümünde yer alan temel
ilkelerle niteliği belirtilmiş ‘Cumhuriyet’ sözcüğü ile ifade edilen
Devlet sistemidir. Bir başka deyimle, 9. madde ile değişmezlik ilkesine bağlanan, ‘Cumhuriyet’ sözcüğü değil, yukarıda gösterilen Anayasa maddelerinde nitelikleri belirtilmiş olan Cumhuriyet rejimidir.
Şu halde sadece ‘Cumhuriyet’ sözcüğünü saklı tutup, bütün bu nitelikleri, hangi istikamette olursa olsun, tamamen veya kısmen değiştirme veya kaldırmak suretiyle, 1961 Anayasasının ilkeleriyle bağdaşması mümkün olmayan bir başka rejimi meydana getirecek bir
Anayasa değişikliğinin teklif ve kabul edilmesinin, Anayasa’ya aykırı düşeceğinin tartışmayı gerektirmeyecek derecede açık olduğu ortadadır”78.
Anayasa Mahkemesinin alıntılanan paragrafın hemen başında
kullandığı ifade ilginçtir. Anayasa Mahkemesi, benimsediği görüşün
doğruluğunun söylenmesinin bile fazla olduğunu belirtmektedir. Oysa Cumhuriyetin değişmezliği ilkesinin kapsamının neden ibaret bulunduğu sorunu oldukça tartışmalı bir sorundur. Bu konuda Anayasa
Mahkemesi birçok görüşü tartışabilirdi. Anayasa Mahkemesi bunu
yapmıyor, benimsediği görüşün apaçık bir doğruluk olduğu izlenimini yaratmak için, bunun söylenmesinin bile fazla olduğunu belirtiyor.
Diğer yandan paragrafın sonunda, Anayasa Mahkemesi kendi
görüşünün doğruluğunun “tartışmayı gerektirmeyecek derecede açık
olduğunu” belirtmiştir. Ancak ne ilâhî hikmetse, tartışmayı gerektirmeyecek derecede açık olan bu görüşe Anayasa Mahkemesinin
78. Anayasa Mahkemesi, 16 Haziran 1970 tarih ve E.1970/1 ve K.1970/31 sayılı
Karar (Celal Bayar ve Arkadaşlarına Siyasal Hakların İadesi), Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı, 1971, s.323. İtalikler bize ait.
108
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
dört üyesi katılmamıştır79. Anayasa Mahkemesinin bu dört sayın
üyesinin “tartışmayı gerektirmeyecek derecede açık olan” bir gerçekliği anlayamamak gibi bir zeka özürleri olmadığına göre, çoğunluğun
görüşünün doğruluğu pek de kesin değildir. Buna rağmen Mahkemenin çoğunluk üyeleri, burada tartışmalı bir konu olmadığını, kesin bir
doğru olduğu izlenimini yaratmak için kendi görüşlerini “tartışmayı
gerektirmeyecek derecede açık” olarak nitelendirmektedirler. Okuyucu bu ifadeye karşı dikkatli olmalı, bu ifadenin tam tersine tartışmalı
bir hususu perdelemek için kasten kullanıldığını bilmelidir.
Bu arada şunu da belirtelim ki, aynı kesin ifadeler içeren gerekçeleri kullanarak, Anayasa Mahkemesi belirli bir tarihte denetlediği
kanunun anayasa uygun olduğuna, birkaç ay sonra ise aynı kanunun
anayasa aykırı olduğuna karar verebilmiştir. Anayasa Mahkemesi, 20
Eylül 1971 tarih ve 1488 sayılı kanunla değiştirilen 1961 Anayasasının 38’inci maddesini 2 ve 3’üncü fıkralarının Anayasa uygunluğu
konusunda yedi ay arayla iki ayrı karar vermiştir. 23 Mart 1976 tarihinde verdiği birinci kararında (Kamulaştırma Bedeli I), yediye karşı
sekiz oy çoğunluğuyla Kanunun Anayasaya uygun olduğuna80, 12
Ekim 1976 tarihinde verdiği ikinci kararında (Kamulaştırma Bedeli
II), yediye karşı sekiz oy çoğunluğuyla aynı Kanunun Anayasaya
aykırı olduğuna karar vermiştir81.
Her iki kararın gerekçelerinde aynı ifadeler kullanılmış olmasına
rağmen, ikinci kararda birinci kararda varılan sonucun tam tersi bir
sonuca varılmıştır. Yedi ay içinde Anayasa Mahkemesi içtihadındaki
bu değişiklik, tartışmayı gerektirmeyecek derecede açık olan gerçekliğin değişmesinden değil; ilk karara katılan bir üyenin değişmesinden kaynaklanmıştır.
79. Anayasa Mahkemesinin 16.6.1970 tarih ve E.1970/1 ve K.1970/31 sayılı
Kararına Ekli Fazıl Uluocak, Salim Başol, Celalettin Kuralmen, Halit
Zarbun’un Karşı Oy Yazıları, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 8,
s.333-338.
80. Anayasa Mahkemesi, 23 Mart 1976 tarih ve E.1975/167, K.1976/19 sayılı
Karar (Kamulaştırma Bedeli I), Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı
14, s.119-161.
81. Anayasa Mahkemesi, 12 Ekim 1976 tarih ve E.19760/38, K.1976/46 sayılı
Karar (Kamulaştırma Bedeli II), Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı
14, s.252-285.
BÖLÜM 6: OKUMA
109
İlk karar, Kani Vrana, Ahmet Akar, Halit Zarbun, Abdullah
Üner, Lütfi Ömerbaş, Hasan Gürsel, Ahmet Salih Çebi, Nihat
Akçayakalıoğlu’nun oyları ve Şevket Müftigil, İhsan Ecemiş, Ziya
Önel, Ahmet Koçak, Şekip Çopuroğlu, Muhittin Gürün ve Ahmet
Boyacıoğlu’nun karşı oyları ile verilmiştir82.
İkinci karar ise, Şevket Müftigil, Ziya Önel, Ahmet Koçak, Şekip
Çopuroğlu, Fahrettin Uluç, Muhittin Gürün, Adil Esmer, Ahmet
Boyacıoğlu’nun oylarıyla ve Kani Vrana, Halit Zarbun, Abdullah
Üner, Lütfi Ömerbaş, Hasan Gürsel, Ahmet Salih Çebi, Nihat
Akçayakalıoğlu’nun karşıoyları ile verilmiştir83.
Görüldüğü gibi ilk karara katılan ve Kanunun Anayasaya uygun
olduğu yönünde oy kullanan Ahmet Akar ikinci karara katılmamıştır.
İkinci karara onun yerine Fahrettin Uluç katılmış ve kanunun Anayasaya aykırı olduğu yolunda oy kullanmıştır. Görüldüğü gibi sadece
tek bir üyenin değişmesi Anayasa Mahkemesinin bize tartışmayı
gerektirmeyecek derecede açık olduğunu söylediği “doğru”nun değişmesine yetmiştir. Demek ki, Anayasa Mahkemesi kararlarında
doğru olduğu iddia edilen görüşler, aslında üyelerin kişisel görüşleridir. Çoğunluğu sağlayan görüşler, Mahkemenin bağlayıcı kararı olarak hukuk sistemimizde geçerlilik kazanmaktadır. Ancak bunların
bilimsel olarak doğru olduğunu kimse iddia edemez. Kaldı ki yukarıda ikinci bölümde de açıklandığı gibi, bir mahkeme kararında kullanılan dil normatif dildir, bu dilin doğruluğu veya yanlışlığı değil;
geçerliliği veya geçersizliği söz konusu olabilir. Buna rağmen, Anayasa Mahkemesi zaten hukuk sistemi içinde geçerli olan görüşlerini
aynı zamanda bilimsel doğrular olarak takdim etmek yoluna gitmektedir. Anayasa Mahkemesinin buna ihtiyacı yoktur. Ancak, Anayasa
Mahkemesi, ihtiyacı olmamasına rağmen, dilin etkileme gücünü ve
dilin çok görevliliğini kötüye kullanmaktan kendisini alamamaktadır.
Retorik Etki.- Şüphesiz günlük hayatta dilin retorik etkisinden,
yani insanların duygularını etkileyerek, düşüncelerini etkileme sanatından yararlanılabilir. Ancak anayasa hukukçuları dilin retorik etki82. Anayasa Mahkemesi, 23 Mart 1976 tarih ve E.1975/167, K.1976/19 sayılı
Karar (Kamulaştırma Bedeli I), Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı
14, s.141.
83. Anayasa Mahkemesi, 12 Ekim 1976 tarih ve E.19760/38, K.1976/46 sayılı
Karar (Kamulaştırma Bedeli II), Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı
14, s.278.
110
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
sinden yararlanmamalıdırlar. Görüşlerini ampirik veya rasyonel olarak ispatlamaya çalışmalıdırlar. Aynı şekilde okuyucular ve özellikle
deneyimsiz öğrenciler okudukları kitaplardaki cümlelerin retorik
etkisine kapılıp, yazarın önermelerinin doğru olduğunu sanmamalıdırlar. Yazarın retorik etkiyi kötüye kullanabileceği konusunda uyanık olunmalıdır84. Okuyucu rasyonel davranmalı, retorik etkiye kapılmadan yazarın önermelerini tek tek tespit edip onların doğruluğunu yanlışlığını araştırmalıdır85. Anayasa hukuku alanında ün yapmış
yazarların birçoğu, aslında konularının en yetkili kişileri değildir,
tersine kendi iddia ve görüşlerini en etkileyici dille ortaya koyanlardır.
Dört Soru
Bir anayasa hukuku doktrini yazısını okurken genellikle şu dört
soruyu sormakta yarar vardır86:
1. Bu yazıyı daha nötr, yani duygusal etkiden arınmış bir dile nasıl
çevirebilirim?
2. Yazar bu yazıyı ne maksatla yazmıştır?
3. Öne sürdüğü iddialar nelerdir? Bunlar ispatlanmış mı?
4. Yazarın ana iddiası ispatlanmış mı?
Bu dört soruya göre, aşağıdaki okuma ilkeleri ortaya çıkarılabilir:
1. Kelimeler Duygusal Yüklerinden Arındırılmalı.- Bilimsel
olduğu iddia edilen bir yazıda duygusal yükü yüksek olan sözcükler
kullanılmamalıdır. Eğer böyle sözcükler varsa okuyucu bu sözcükleri
daha nötr sözcükler ile değiştirmelidir.
2. Yazarın Asıl Maksadı Saptanmalı.- Her yazarın bir yazıyı
yazmakta belirli bir maksadı vardır. Bu maksat normalde saf bilimsel
maksattır. Ancak bazı yazarların maksadı maalesef ideolojiktir. Bu
nedenle, her şeyden önce yazarın maksadı araştırılmalıdır.
Siyasal Eğilim.- Yazarın maksadını anlamanın en kestirme yolu,
onun belirgin bir siyasal eğiliminin olup olmadığını araştırmak ve
84. Batuhan ve Grünberg, op. cit., s.29.
85. Ibid.
86. Bu dört soru Batuhan ve Grünberg’ten uyarlanmıştır (op. cit., s.31-32).
BÖLÜM 6: OKUMA
111
eğer böyle bir eğilimi varsa, bu eğilimini yazılarına yansıtıp yansıtmadığını bilmektir.
Bir bilimsel eser ile o eserin sahibinin siyasal görüşleri arasında
bağlantı olup olmadığını araştırmak normal bir davranış biçimi değildir. Zira, bir bilimsel metnin geçerlilik kriteri ampirik tutarlılık ya
da iç mantıkî tutarlılıktır. Bir bilimsel eserin geçerliliği onun bir siyasal ideolojiyle uyum içinde olmasına bağlı değildir. Ancak, üzülerek
söylemek gerekir ki, Türk anayasa hukukçularından bazılarının yazıları ile bunların siyasal eğilimleri arasında bir ilişki olduğu gözlemlenmektedir. O nedenle, bir anayasa hukuku yazısını okumadan önce
yazarın belirgin bir siyasal eğiliminin olup olmadığını bilmekte yarar
vardır.
İleride ayrıntılarıyla göreceğimiz gibi, Türk anayasa hukuku
doktrininde, başlangıcından bu güne, yazarların çoğunluğu siyasetle
içli-dışlı olmuşlardır. Ali Fuat Başgil ve Hüseyin Nail Kubalı’nın
siyasal eğilimleri bilinirse, bunların kitapları daha doğru bir şekilde
anlaşılır. Keza, Server Tanilli de, Kemal Dal da bir anayasa hukuku
kitabı yazmışlardır. Kitaplarında benzer konular da bulunmaktadır.
Ancak bunların siyasal eğilimleri bilinmeden kitaplarının doğru bir
şekilde anlaşılamayacağı söylenebilir.
Ancak tekrar belirtelim ki, bu husus belirgin siyasal eğilimi olan
yazarlar için ileri sürülmektedir. Birçok anayasa hukukçusunun belirgin bir siyasal eğilimi yoktur veya birçok anayasa hukukçusu da
var olan siyasal eğilimini yazılarına yansıtmaktan özenle kaçınır.
Dinî Eğilim.- Diğer yandan yazarların asıl amaçlarının araştırılmasında, onların siyasal eğilimlerinin bilinmesi yanında, dinî eğilimlerinin bilinmesinde de yarar vardır. Bazı yazarlar aslında belirgin bir
dinî ideolojiye sahiptir. Bunlar belirli anayasal meselenin konusunu
oluşturan kanun veya karara dinî nedenlerle karşı olabilmektedirler.
Örneğin yazar X, İslam dininin kadınlara başörtüsü takmasını emrettiğine inanmaktadır. Başörtüsünü kamu kurumlarında veya üniversitelerde yasaklayan bir kanuna veya düzenleyici idarî işleme karşı bu
yazar bir makale yayınlar: Makalesinde “başörtüsü takılmasını İslâm
dini emretmektedir; söz konusu kanun veya idarî işlem İslâm dinine
aykırıdır” diye doğrudan yazmaz. Onun yerine bu gerçek düşüncesini
saklayarak, söz konusu tedbir, giyinme özgürlüğüne, insan haklarına,
hatta demokrasiye aykırıdır gibi görüşler ileri sürer. Başörtüsünü
112
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
yasaklayan kanun veya idarî işlem giyinme özgürlüğüne, insan haklarına ve hatta bazı demokratik ilkelere de aykırı olabilir. Ancak yazar, bu ilkeleri onlara gerçekten değer verdiğinden değil, onları kullanmak için, onlardan istifade etmek için zikretmektedir. Burada yazarın asıl amacı, giyinme özgürlüğünü değil, başörtüsünü savunmaktır. Hatta pek muhtemelen yazar, giyinme özgürlüğünden, örneğin
kadınların mini etek giymesinden veya plajlarda üstsüz dolaşmalarından rahatsız olmaktadır. Ancak başörtüsünü savunmak için, onları
da savunuyormuş gibi görünür.
Son yıllarda türban yasağı, temel eğitimin sekiz yıla çıkarılması,
Refah Partisinin kapatılması gibi konular vesilesiyle, bazı yazarların
dinî eğilimleri ile yazıları arasında nasıl yakın bir ilgi olduğu bol bol
örneklendirildi.
Mezhep.- Ayrıca, bazı yazıların doğru değerlendirilmesinde, yazarların mezheplerinin de göz önünde bulundurulmasında yarar vardır. Ülkemizde azınlık durumunda olan belirli bir mezhebin mensubu
olan yazarların bir kısmının asıl maksatları kendi mezheplerini himaye etmektir. Ancak bu yazarlar, bu asıl maksatlarını açıkça yazmazlar; onun yerine, Anayasamızda yer alan laiklik ilkesini savunurlar.
Anayasal bir kuruluş (AY, m.136) olan Diyanet İşleri Başkanlığının
mevcut örgütleniş şeklini eleştirirler. Eleştirilerinde kullandıkları
temel argüman, laiklik ilkesi çevresinde döner. Oysa, söz konusu
yazarların birçoğunun laiklikle pek ilgisi yoktur. Kendi mezheplerinin gereklerini yerine getiren dindar kişilerdir. Kaldı ki, kendi mezheplerinin iç organizasyonu da laik görünümde değildir. Hatta bu
mezhebe mensup komşu bir ülkede laik değil, teokratik bir devlet
kurulmuştur. Bu tür yazarlarda, laiklik ilkesi asıl maksat için sömürülen bir araç konumundadır. Gerçekten laikliğe duyarlı olan ve bu
mezhebe mensup olmayan okuyucular da bu şekilde kandırılabilirler.
Bu mezhebe mensup olmayan bir okuyucu, böyle bir yazıda çok dikkatli olmalıdır. Zira bu okuyucu için laiklik bir araç değil, amaç konumundadır. Okuyucu kendi değer verdiği ilkeleri savunan her yazara kanmamalıdır. Bu yazarlardan bazıları o ilkeyi sömürmek amacıyla savunuyor olabilir.
Etnik Grup.- Nihayet, anayasa hukuku alanında yazı yazan kişilerin gerçek maksadını bilmek için bunların ait oldukları etnik grubun da bilinmesinde fayda vardır. Her nedense, anayasa hukukunun
BÖLÜM 6: OKUMA
113
insan hakları gibi bazı kritik alanlarında çalışan hukukçuların önemli
bir kısmı, azınlık durumunda olan etnik gruplara mensupturlar. Türkiye’de bu böyle olduğu gibi, birçok yabancı ülkede de, örneğin
Fransa’da da böyledir. Fransa’da insan hakları alanında çalışan hukukçuların önemli bir kısmı Fransız kökenli değildir. İnsan hakları
derneklerinde görev alan hukukçuların etnik kökenleri araştırılırsa bu
kolayca görülür. Keza insan hakları alanında yayınlanan makalelerin
yazarlarına bakılırsa bu husus yine gözlemlenebilir.
Belli bir etnik azınlığa mensup anayasa hukukçuları, insan hakları, kültürel haklar, kültürel kimlik hakları, insan haklarının uluslararası korunması gibi konulara büyük önem vermektedirler. Bu yazarların bu konulara önem vermesi, bizatihi bu haklara önem vermelerinden değil, mensubu oldukları etnik gruba hizmet etmek istemelerinden kaynaklanmaktadır. Bu etnik gruba mensup olmayan, gerçekten insan haklarına değer veren, birçok iyi niyetli okuyucunun bu
yazarlar tarafından kandırılma riski çok yüksektir. O nedenle okuyucular, yazarın gerçek maksadının ne olduğu konusunda dikkatli davranmalıdır.
Yukarıda örnekleri verilen art niyetli yazarlar asıl maksatlarını
genelde gizlerler. Tam tersine saf, bilimsel, yüce bir amaç için yazdıkları izlenimini uyandırmaya çalışırlar. Oysa bu görünürdeki “bilimsel” amaçlar, kendi asıl maksatlarının sadece bir aracı konumundadır.
Şüphesiz, gerek ülkemizde, gerek yabancı ülkelerde, siyasî veya
dinî bir ideolojiye sahip veyahut azınlıktaki bir etnik gruba mensup
olduğu halde, anayasa hukuku alanında çalışan ve art niyeti olmayan,
dinî, siyasî ve etnik eğilimlerini yazılarına yansıtmayan birçok yazarın da bulunduğunu belirtmek gerekir.
3. “Pazarcı Taktiği”ne Karşı Dikkat Edilmeli.- Pazardan domates alırken pazarcı, müşteriye ilk önce güzel domatesleri verir;
müşteri pazarcının güzel domatesleri verdiği izlenimine kapıldığı an,
pazarcı çürük domatesleri torbaya doldurur. Bazı anayasa hukukçuları da bu “pazarcı taktiği”nden istifade etmektedir. Uyanık yazarlar,
ispatlanması güç olan iddialarını açıklamadan önce, buna zemin hazırlamak için, okuyucunun da kolayca kabul edeceği ve genellikle
doğru olduğu hemen anlaşılan birkaç iddiada bulunurlar. Okuyucu
baştan böyle birkaç iddiayı okuyup bunların doğru olduğu kanısına
114
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
vardığı an, yazar ispatlanması imkânsız olan iddiasını da ileri sürüverir. O an dikkatsiz olan okuyucu kolayca aldanabilir.
Bu nedenle okuyucular “pazarcı taktiği”ne karşı dikkatli olmalı,
yazarın bütün iddialarını, bıkıp usanmadan, alta alta, bir, iki, üç...,
diye sıralamalıdır. Bu iddialar önerme şeklinde olacaktır. Bir önerme
de ya doğru, ya da yanlıştır. Bunların tek tek doğruluğunu ve yanlışlığını araştırmak gerekir. İlk sırada yer alan birkaç iddianın doğru
olduğunu görüp, doğruluk araştırması yarı yolda bırakılmamalıdır.
Art niyetli yazarlar zaten o anı beklemektedir.
4. Yazarın Ana İddiası Tespit Edilmeli.- Dördüncü olarak yazarın ana iddiası tespit edilmelidir. Yazarlar sadece ana iddialarını
vermezler. Bu iddiayı hazırlamak veya gizlemek için başka iddialarda da bulunurlar. Okuyucu ileri sürülen iddialar arasında hangi iddianın “asıl”, hangilerinin yardımcı iddia, tabiri caizse, “sudan” iddialar olduğunu tespit etmelidir. Yazarlar bazen kasten, ispatlanması
güç iddialarını vermeden önce, ortalığı bulandırmak için “sudan doğruluklar” denilebilecek iddialar ortaya atarlar.
Bazen de yazarlar asıl iddialarını açıkça yazmazlar. Onu okuyucunun keşfetmesini isterler. Eğer okuyucu bu iddiayı keşfederse, genellikle bunu benimser ve kendi iddiası gibi kabul eder, yazarın görüşlerini kendisine mal eder. O nedenle ana iddiaya karşı dikkatli
olunmalıdır. Ana iddia özenle tespit edilmeli, bu iddianın ispat edilip
edilmediği özenle araştırılmalıdır.
Bu kurallara bilimsel eserleri okurken özellikle dikkat edilmelidir. Keza aynı kurallara Anayasa Mahkemesi kararlarını okurken de
dikkat etmek gerekir. Hatta, anayasa hukuku uygulamasında da bu
kurallara dikkat edilmelidir. Örneğin Anayasa Mahkemesi üyeleri,
iptal davası dilekçesinde ileri sürülen iddiaları yukarıda belirtilen
şekilde incelemelidir.
Örnek.- Yukarıdaki hususları örnek bir metne uygulamak için
aşağıya Server Tanilli’den bir parça alınmıştır. Bu parça yukarıdaki
hususlar dikkate alınarak okunmalı, yukarıda belirtilen dört soru sırasıyla sorulup cevapları araştırılmalıdır.
“Gerçekten Batı demokrasisi, burjuva devrimleri gerçekleştiğinde, ‘burjuvazi için’ bir demokrasi idi. Ama yalnız onun için. Örneğin, İngilizlerin -o çok öğündükleri- 1215 tarihli ‘Magna Carta’, as-
BÖLÜM 6: OKUMA
115
lında kralla baronların karşılıklı haklarını düzenliyordu; parlâmento
mücadelesi ise, burjuvazinin haklarını güvenceye kavuşturmuştur.
Ancak, 19. yüzyılda, Sanayi Devriminin ortaya çıkardığı işçi sınıfı, emekçi halkla beraber özgürlüklerini kullanmak istediğinde, çevresinin yığınla engelle donatıldığını gördü. Burjuva devrimleri, gerçi
tüm insanlık adına yapılmıştı ama, emekçiler yararlanamıyordu nedense...
Batı Avrupa’nın 19. yüzyıl süresince demokratikleşme tarihine
bakıldığında, bunun ne denli çapraşık, bunalımlı ve mücadeleli bir
süreç olduğu çok iyi görülür. Sık sık geri dönüşlerle karşılaşıyoruz.
Oy hakkı yalnız erkeklere veriliyor; bir kaç yıl sonra geri alınıyor.
Krallıklar ya da diktatörlükler oya dayalı cumhuriyetler birbirini izliyor. Ama bütün bunlar, sessiz sedasız ve kansız olmuyor elbette. Ve
dökülen kan da hemen her zaman da emekçi halkın kanı. Ne var ki o
adsız ölülerin amaçları eninde sonunda gerçekleşmiş; büyük mücadeleler sonunda birçok Batı toplumunda kitleler, geri alınamaz haklar
elde etmişlerdir”87.
İlk önce metinden duygusal yükü ağır basan kelimeler çıkarılmalı veya yerlerine daha nötr kelimeler kullanılmalıdır. Yazarın kullandığı kelimelerin ve ifadelerin neredeyse tamamının duygusal yükü
vardır. Okuyucu metinde bunların altını çizebilir. Biz duygusal yükü
en ağır olanlarını aşağıda veriyoruz:
Burjuva devrimleri, ‘burjuvazi için’ demokrasi, işçi sınıfı, emekçi
halk, insanlık, emekçiler, demokratikleşme tarihi, bunalımlı ve mücadeleli bir süreç, geri dönüşler, krallıklar, diktatörlükler, kan, dökülen kan, emekçi halkın kanı, adsız ölüler, geri alınamaz haklar...
Tanilli’nin kafasında “kan” ve “ölüler” saplantısı vardır. Bir paragrafta üç ayrı yerde “kan” kelimesi geçmektedir. Yazara göre, demokratikleşme “kansız” olmuyor “ve dökülen ‘kan’ da hemen her
zaman emekçi halkın ‘kanı’” oluyor. Doğal olarak yazar, kanı dökülenleri de yüceltmektedir; zira, yazara göre, “o adsız ölülerin amaçları eninde sonunda gerçekleşmiş”tir88.
87. Tanilli, op. cit., s.29-30.
88. Server Tanilli’deki “kan” ve “adsız ölüler” saplantısına benzer bir saplantı,
ünlü bir Fransız sağcı düşünürde, Maurice Barrès’de, aynen vardır. Barrès’e
göre, “toprak” ve “ölüler”de bireyin yaşamına yön veren gizemli güçler vardır. Barrès’te garip bir biçimde ölümün, şehitliğin ve mezarlıkların büyük bir
yer tuttuğu görülür. Barrès’e göre ülkeleri adına ölen insanlar, bundan “büyük
116
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
Yazar bu cümlelerle bir şey ispatlamaya çalışmıyor. Bu kelimelerin duygusal yükü sayesinde okuyucuların duygularını harekete
geçirmeye çalışıyor. Unutulmamalı ki, duygular ön plana çıktığında
akıl durur. Anayasa hukukunda bizim duyguya değil, akla ihtiyacımız var. Yukarıdaki duygu yüklü kelimeler çıkarılırsa zaten metin
tüm etkileyiciliğini yitirecektir. Yazarın iddiası, batı demokrasisinin
burjuvazi için bir demokrasi olduğu, emekçi halkın mücadelesiyle
geliştirildiğidir. Duygu yüklü kelimeler bir yana bırakılırsa, yazarın
bu iddialarını ispat için en ufak delil gösterme kaygısı yoktur.
bir haz” duymaktadır. Barrès kafasını garip bir biçimde mezarlıklara takmıştır.
Yazar “millet” kavramını şöyle tanımlamıştı: “Bir millet eski bir mezarlığa
birlikte sahip olmaktır (La nation est la possession commune d’une cimetière
antique)” (Edward McNall Burns, Çağdaş Siyasal Düşünceler: 1850-1950,
(Çev. Alaeddin Şenel), Ankara, Birey ve Toplum Yayınları, 1984, s.456).
Kemal Gözler, Anayasa Hukukunun Metodolojisi, Bursa, Ekin Kitabevi Yayınları, İkinci Baskı,
1999, XVI+320 s. ( www.anayasa.gen.tr/metodoloji.htm ) © K.G. Her hakkı saklıdır.
Bölüm 7
YAZMA
Yukarıda anayasa hukukunun bilgi kaynaklarının neler olduğunu, bunlara nasıl ulaşılabileceğini ve bunların nasıl okunması gerektiğini gördük. Bilgi kaynaklarını okuyup bilgiye ulaşarak ilk hedefini
gerçekleştiren araştırmacının ikinci hedefi, ulaştığı bu bilgileri başkalarına aktarmaktır. Bilgileri başkalarına aktarmanın en bilinen yolu
ise yazmadır. Ulaştığı bilgileri başkalarına doğru bir şekilde aktarmayı hedefleyen araştırmacının yazarken izleyeceği birtakım kurallar
vardır. İşte çalışmamızın bu bölümünde anayasa hukuku alanında bir
ödevin, bir makalenin bir tezin veya bir kitabın yazılmasında uyulması gereken kurallar açıklanmaya çalışılacaktır.
Anayasa hukuku alanında hazırlanacak yazılarda da uyulacak kurallar, genelde “bilimsel yazma kuralları” denen kurallardır. Bu kurallar konusunda yazılmış birçok “bilimsel araştırma ve yazma el
kitabı” vardır1. Bu eserlerin hemen hemen hepsi genel olarak sosyal
bilimlerde araştırma ve yazma üzerinedir. Hukuk alanında bilimsel
araştırma ve yazma üzerine Türkçede, bildiğimiz kadarıyla, iki eser
vardır2. Ancak bunlar esasen özel hukuk alanına ilişkindir. Bu neden1.
2.
Bu kitaplardan bir kaçı şunlardır: Türkkaya Ataöv, Bilimsel Araştırma El
Kitabı, Ankara, Savaş Yayınları, 1989; Halil Seyidoğlu, Bilimsel Araştırma ve
Yazma El Kitabı, İstanbul, Güzem Yayınları, Yedinci Baskı, 1997; Zeynel
Dinler, Bilimsel Araştırma ve İnternet’e Bağlı Bilgi Merkezleri El Kitabı, Bursa, Ekin Kitabevi, 1998; Robert A. Day, Bilimsel Bir Makale Nasıl Yazılır ve
Yayınlanır, Ankara, Tübitak Yayınları, Dördüncü Baskı, 1988; Burhan
Baloğlu, Sosyal Bilimlerde Araştırma Yöntemi, İstanbul, Der Yayınları, 1997;
Orhan Tütengil, Sosyal Bilimlerde Araştırma ve Metod, İstanbul, Ankara,
Ayko Yayınları, 1981; Ruşen Keleş, Toplum Bilimlerde Araştırma ve Yöntem,
Ankara, TODAİE Yayınları, 1976; Birsen Gökçe, Toplumsal Bilimlerde Araştırma, Ankara, Savaş Yayınları, 1988; Niyasi Karasar, Araştırmalarda Rapor
Hazırlama, Ankara, 1994. Bu Türkçe kaynaklar genelde sosyal bilimler, özellikle iktisadî bilimler için hazırlanmıştır.
Turgut Kalpsüz, Turgut Akıntürk, Erden Kuntalp, Türk Hususi Hukukunda
Atıf Usûlleri ve Kısaltmalar, Ankara, Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma
Enstitüsü Yayınları, 1964; Karayalçın, op. cit. Bu eserler özel hukukçular için
118
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
le biz, burada anayasa hukuku alanında hazırlanan bir yazıda uyulması gereken kurallara değinmek istiyoruz.
Bilimsel araştırma ve yazma kitaplarında birtakım not alma, fiş
çıkarma, geçici plân yapma gibi yöntemler önerilir. Şüphesiz bu yöntemlerin büyük yararı vardır. Ancak biz şahsen bu alanda bir yöntem
önerilemeyeceğini, herkesin kendi yöntemini zamanla geliştirdiğini
düşünüyoruz. Kanımızca, bilimsel araştırma kitaplarında açıklanan
fiş çıkarma gibi usûller zaman kaybından başka bir işe yaramamaktadır. Keza, yazma da nihayet bir yetenek işidir. Zeki yazarların bir
geçici plâna da ihtiyaçları yoktur. Zaten, zeki bir yazar bir konuda
yazmayı düşündüğü an dahi, kafasında bir plân kendiliğinden oluşur.
Bu konularda yöntemler önermenin pek yararı yoktur. Yapılması
gereken, yazan kişinin, nasıl araştırma yapıyorsa yapsın, nasıl çalışıyorsa çalışsın, nasıl yazıyorsa yazsın, neticede birtakım kurallara
uymasıdır. Biz bunlara “bilimsel yazma kuralları” diyoruz. Bu kurallara uymak şartıyla isteyen istediği şekilde yazabilir. Biz bu kuralları
vermeye ve kişisel tercihimiz olan stilleri belirtmeye çalışacağız.
Hepsi bu kadar.
Kısaltmalar3.- Anayasa hukukunda bilinen bazı kısaltmalar vardır. Bunlardan bir kaçı şunlardır:
AİHS: Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi
AMKD: Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi
Any.: Anayasa
AY: Anayasa
AYM: Anayasa Mahkemesi
E.: Esas (Sayısı)
HSYK: Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu
İHAS : İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi
K.: Karar (Sayısı)
KHK: Kanun hükmünde kararname
RG: Resmî Gazete
TBMM: Türkiye Büyük Millet Meclisi
3.
hazırlanmıştır. Ve standart bir bilimsel araştırma ve yazma el kitabı görünümünde değillerdir. Fransızca’da ise şu iki eseri zikrekmek gerekir: Henri
Capitant, La thèse de doctorat en droit, Paris, 1951; Simone Dreyfus, La thèse
et le mémoire de doctorat, Paris, Editions Cujas, İkinci Baskı, 1983.
Genel olarak kısaltmalar için bkz. Türk Dil Kurumu, İmlâ Kılavuzu, Ankara,
Türk Dil Kurumu Yayınları, 1996, s.72-85.
BÖLÜM 7: YAZMA
119
Kısaltmaların yararı zamandan, emekten ve yerden tasarruf sağlanmasındadır. Bununla birlikte kısaltmaların pek çok sakıncası da
vardır. Bir kere metnin okunmasını zorlaştırmaktadır. Diğer yandan,
kısaltmalar yüzünden özellikle dipnotları adeta bulmacaya dönmektedir. Çok bilinen kısaltmalar dışında kısaltma yapmamak gerekir.
Yazısını bilgisayarla kendisi yazan yazarlar için kısaltma yapmamanın zaman ve emek bakımından bir zararı da yoktur. Zira Word programında “araçlar/otomatik düzelt” menüsüne bir kez girilip, kısaltma
ve kısaltmanın uzun hali yazılırsa, yapılan her kısaltmayı bilgisayar
otomatik olarak uzun hale dönüştürmektedir. Örneğin bu usûlle gerekli kayıtlar yapıldıktan sonra “AMKD” yazınca bilgisayar Anayasa
Mahkemesi Kararlar Dergisi, “TBMM” yazınca “Türkiye Büyük
Millet Meclisi” yazmaktadır. Bu arada metni bilgisayar ile kendisi
yazan yazarın sıkça kullandığı her kelime için, Word programında
“araçlar/otomatik düzelt” menüsü yardımıyla bir kısaltma yapıp (örneğin ilk harfini veya ilk iki harfini) onu kullanmasında önemli zaman tasarrufu olmaktadır. Keza aynı kolaylık, makro kaydederek de
mümkündür. Bu daha da pratiktir. Örneğin ctrl tuşu+tek tuşla daha
önce girdiğiniz kelimeleri hatta paragrafı otomatik olarak yazdırtabilirsiniz. Ancak, bilmeyenlerin makro kaydetmesi zordur. Keza klavyedeki tuşların normal makrolarını da değiştirme tehlikesi vardır.
ATIF USÛLLERİ
1. Anayasa Maddelerine Atıf
Kanunlar şöyle zikredilir: Kabul tarihi, sayısı, ismi (... tarih ve ...
sayılı .... Kanunu). Örnek: 6 Kasım 1982 tarih ve 2575 sayılı Danıştay Kanunu. Biçimsel olarak anayasalar da bir kanundur. Anayasalar
da kanunlar gibi numara almakta, kanunlar gibi yayımlanmaktadır.
Bu nedenle anayasaları da kanunlar gibi zikretmek4 gerekir: “7 Kasım 1982 tarih ve 2109 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası” gibi.
4.
Burada “zikretmek”, kelimesini Fransızca citer karşılığında kullanıyoruz.
Zikretmek yerine “site etmek” te denilebilir. Yukarıdaki kullanımda da görüldüğü gibi, “atıf yapmak”, “gönderme yapmak”, “iktibas etmek”, “alıntı yapmak” kelimeleri bu “cité” etmeyi her zaman karşılayamamaktadır. Bir kanundan alıntı yapılmayıp, sadece onun adından bahsedilebilir. Keza illa bir yazardan alıntı yapılmaz; sadece onun adı “zikredilir”. “Site etmek” kelimesinin dilimize sokulması istenmiyorsa, “zikretmek” kelimesi yaygın halde kullanılmalıdır.
120
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
Ancak birkaç anayasa olduğundan bunların uzun uzun tarih ve sayısıyla zikredilmesine gerek yoktur. O nedenle anayasa kısaca kabul
edildiği yıl ile zikredilebilir: 1982 Anayasası, 1961 Anayasası gibi.
Anayasalar birbirini izleyen “maddeler”den oluşmuştur. Bir
maddenin birden fazla paragrafı varsa, bunlardan her birine “fıkra”
denir. Fıkralar ise, “cümle”lerden oluşmuştur. Maddenin içinde 1, 2,
3,... veya a, b, c, ... gibi sıralama varsa bunlardan her birine “bent”
denir. Anayasa madde ve fıkra olarak şöyle zikredilir:
Anayasanın 91’inci maddesinin 2’nci fıkrası...
Madde ve fıkra numarasından sonra bazı yazarlar nokta koymaktadırlar. “Anayasanın 91. maddesinin 2. fıkrası” gibi. Kanımca madde ve fıkra numarasından sonra ’nci, ’ıncı, ’inci, ’uncu, ’üncü gibi
eklerin kesme işaretiyle birlikte verilmesi daha güzel olmaktadır.
Atıfta kısaltma kullanılacaksa, madde “m.”, fıkra “f.”, bent ise
“b.” ile kısaltılır. Çoğunlukla fıkra numarası, madde numarasından
sonra “/” işareti konularak gösterilir. Örneğin “AY, m.91/2”, Anayasanın 91’inci maddesinin 2’nci fıkrası demektir. Maddenin son fıkrasına atıf yapılırken şu usûller de kullanılabilir: AY, m.91/son veya
AY, m.91 in fine.
2. Anayasa Mahkemesi Kararlarına Atıf Usûlü
Anayasa Mahkemesi kararlarına standart bir atıf usûlü henüz oluşamamıştır. Anayasa Mahkemesi kararlarını, kimi yazarlar sadece
karar tarihiyle, kimileri tarih ve karar sayısıyla zikretmektedirler.
Bizce bunlar yetersizdir. Kararın tüm referanslarını saymak gerekir.
Metin içinde bir karardan bahsedilirken, “...Anayasa Mahkemesinin
16 Haziran 1970 tarih ve E.1970/1, K.1970/31 sayılı Kararı (AMKD,
Sayı 8, s.313-340)...” şeklinde belirtilmelidir. “E.” esas, “K.” karar
numarası için kullanılan kısaltmalardır. AMKD ise Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi’nin kısaltmasıdır. Dipnotta ise biz şu şekilde
atıf yapılmasını tercih ediyoruz:
Anayasa Mahkemesi, ... tarih ve E. ..., K. ... sayılı Karar (Karara Önerilen İsim), Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı, sayfa
numarası.
BÖLÜM 7: YAZMA
121
Anayasa Mahkemesi, 12 Ekim 1976 tarih ve E.1970/1, K.1970/31
sayılı Karar (Kamulaştırma Bedeli), Anayasa Mahkemesi Kararlar
Dergisi, Sayı 14, s.252-285.
Tarihin ay kısmı rakam olarak kısaltılmamalı, ayın ismi yazılmalıdır. Bu şekilde tarih daha akılda kalıcı olmaktadır. Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisini AMKD olarak kısaltmak adetse de, biz
bunu dipnotta uzun uzun yazmanın uygun olduğunu düşünüyoruz.
Yukarıda da açıkladığımız gibi, kısaltmalar konusunda, kendi metnini bilgisayarla yazan yazarların zamandan ve emekten tasarruf argümanına itibar etmemeleri gerekir.
Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisinin sadece sayısı belirtilmeli, yayın yılı belirtilmemelidir. Zira derginin üzerinde yazılı yıl
kararların verildiği yıl değil, derginin basıldığı yıldır. O nedenle yayın yılının belirtilmesi yanıltıcı olmaktadır.
Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi verilen kararları bir iki yıl
gecikmeli izler. O nedenle yeni kararlara atıfta kaynak olarak Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi değil, Resmî Gazete gösterilir. Resmî Gazete uygulamada RG harfleriyle kısaltılır. Resmî Gazeteye atıf
şöyle yapılır: RG, Tarih-Sayı, s. Örnek:
Anayasa Mahkemesi, 16 Ocak 1998 tarih ve E.1997/2, K.1998/1 sayılı Karar (Refah Partisinin Kapatılması), RG, 22 Şubat 1998, Sayı
23266.
Eğer Resmî Gazete aynı gün ikinci defa olarak çıkmışsa, sayı
numarasının yanına parantez içinde (Mükerrer) yazılır.
Metinde Anayasa Mahkemesi kararından bahsedildiği çok açıksa, referansın başına Anayasa Mahkemesi ibaresinin eklenmesine
gerek olmayabilir.
Kararların İsimlendirilmesi Sorunu.- Genelde Türk hukuk literatüründe, özelde de Türk anayasa hukuku literatüründe mahkeme
kararlarına isim verme geleneği oluşmamıştır. Bu nedenle, kararların
hatırda tutulması, birisi bir karardan bahsettiğinde onun hangi karardan bahsettiğinin kolayca anlaşılması mümkün olamamaktadır.
Oysa Fransa’da gerek Conseil d’Etat (Devlet Şurası, Danıştay),
gerek Conseil constitutionnel (Anayasa Konseyi) kararlarına isim
verilmesi ve herkesin o kararı o isimle zikretmesi âdettir. Conseil
d’Etat kararları genellikle davacının adı ile anılır. Örneğin her Fran-
122
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
sız hukuk öğrencisi şu ünlü kararları az çok bilir: Blanco, Pelletier,
Terrier, Compagnie générale d’éclarage de Bordeaux, Commune
Montségur, Dehaene, Rubin de Servens et autres, Canal, Robin et
Gadot, Nicolo, vb.
Conseil constitutionnel kararları ise genellikle dava konusu olayın, temel hak ve özgürlüğün, kurumun veya dava konusu olan kanunun ismi ile zikredilmektedir. Loi référendaire, liberté
d’association, interruption volontaire de grossesse, fouille des
véhicules, liberté d’ensegnement et de conscience, droit de grève à la
radio et à la télévision, nationalisations, décentralisations,
Maastricht I, Maastricht II, Maastricht III, Loi Falloux, gibi.
Bu şekilde bir karardan bahsedildiğinde herkes hangi karardan
bahsedildiğini kolayca anlamaktadır. Oysa, isim yerine falan tarihli,
filan sayılı karar dendiğinde bu kararın hatırda kalması mümkün olmamaktadır. Ülkemizde anayasa hukukuna otuz yılını vermiş seçkin
hukukçuların dahi, doğru tarih ve sayıyla ezbere zikredebileceği karar sayısı dördü beşi geçmez. Bu herhalde kişilerin kusurundan değil;
akılda kalıcı pratik bir usûlün yerleşmemiş olmasından kaynaklanmaktadır.
Onun için bir an önce, kararlara isim verilmeli, bu kararların bu
isimlerle anılması gelenek haline getirilmelidir. Anayasa yargısında
davacının ismiyle kararı isimlendirmek pek anlamlı değildir. O nedenle başka bir usûl aranmalıdır. Dava konusu kanunun ismiyle isimlendirmeye gidilebilir. Ancak bazı kanunların isimleri çok uzundur.
Bazı kanunların ise orijinal bir ismi yoktur. “Falan tarih filan sayılı
kanunun filanca maddesinin değiştirilmesi hakkında kanun” gibi.
Böyle isimli bir kanun hakkında Anayasa Mahkemesi kararının kanunun ismine göre isimlendirilmesi mümkün değildir. Bazen kanunun düzenlediği konudan hareket edilerek isim konabilir.
Aslında isimlendirme meselesi resmen halledilebilecek bir mesele değildir. Bu konuda önceden kesin kurallar koymak mümkün değildir. Zamanla doktrinin, o kararı zikrederken kullanacağı isimlerle
bu sorun kendiliğinden hallolacaktır. Bazı isimler tutacak, bazıları
tutmayacaktır. Ancak, yazarlar bu kararları zikrederken tarih ve sayı
numarası ile yetinmeyip birer isim önermeye çalışmalıdırlar. Aslında
ülkemizde de Anayasa Mahkemesinin bazı önemli kararlarının bir
ismi vardır: Türban kararı, Refah Partisinin kapatılması kararı gibi.
BÖLÜM 7: YAZMA
123
Ancak bu kararlara bu isimleri anayasa hukuku doktrini değil, basınyayın organları takmıştır.
3. Bilimsel Eserlere Atıf Usûlleri
Alıntılar.- Bilimsel eserler bir roman değildir. Her yazar kaçınılmaz olarak kendisinden önce yazılanlardan yararlanacak, onlardan
alıntılar yapacaktır. Alıntılar doğrudan ve dolaylı olmak üzere iki
çeşittir.
Doğrudan alıntılar bir başka yazarın cümleleri hiçbir değişiklik
yapılmadan olduğu gibi alınır5. Üç satırı geçmeyen alıntılar tırnak
(guillemet) işareti (“ ”) içinde verilmelidir6. Üç satırı geçen doğrudan
alıntılar ise, alıntı olduklarının daha ilk bakışta anlaşılması için girintili paragraf olarak ve daha küçük puntolarla verilmelidir7.
Dolaylı alıntılarda ise yazar bir başka yazarın düşüncesini kendi
üslûp ve cümleleri ile ifade eder. Burada alıntılanan düşünce tırnak
içinde yazılmaz8.
Doğrudan alıntıyı sırf dolaylı alıntı haline dönüştürmek için alıntılanan cümlelerin bir iki kelimesini değiştirmek dürüstlükle bağdaşmaz. Bu yönteme maalesef Türk doktrininde çok başvurulur.
İster doğrudan olsun, ister dolaylı olsun, her alıntının kaynağını
göstermek gerekir. Bir başka yazardan yararlanıldığı, esinlenildiği
ölçüde o yazara atıf yapmak gerekir. Aksi taktirde fikir hırsızlığı (intihal, plagiat) yapılmış olur.
Türk anayasa hukuku literatüründe bilimsel eserlere (kitaplara ve
makalelere) atıf konusunda standart usûller henüz tam anlamıyla oluşmamıştır. Kimi yazarlar dipnotta, kimi yazarlar sonnotta, kimi
yazarlar ise metin içinde parantez arasında (bağlaç yöntemi) kaynak
göstermektedirler. Atıf yapılan kaynağın künye bilgilerinin verilmesinde izlenen sıra ve stil genelde yazarın örnek aldığı yabancı literatürün usûlleridir. Amerikan literatürünü izleyenler, Amerikan usûlünü, Fransız literatürünü izleyenler Fransız usûlünü, Alman literatürünü izleyenler Alman usûlünü kullanmaktadır.
5.
6.
7.
8.
Dinler, op. cit., s.82; Seyidoğlu, op. cit., s.178.
Dinler, op. cit., s.83; Seyidoğlu, op. cit., s.179.
Dinler, op. cit., s.84; Seyidoğlu, op. cit., s.180.
Dinler, op. cit., s.88; Seyidoğlu, op. cit., s.178.
124
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
Künye bilgilerinin sırası ve stili konusunda karmaşıklık o kadar
fazladır ki, aynı usûlü izleyen iki yazara rastlanmamaktadır. Kimi
yazarlar, dipnot atıflarında, yazarın soy ismini büyük harfle, kimileri
küçük harfle yazmakta, kimileri önce yazarın soyadını, kimileri ise
ön adını yazmaktadır. Kimi yazarlar, kitabın ismini siyah veya italik,
kimi yazarlar ise normal harfler ile yazmaktadır. Kimi yazarlar makale isimlerini tırnak içine almakta, kimileri ise almamaktadır. Kimi
yazarlar dergi isimlerini siyah veya italik, kimi yazarlar ise normal
yazmaktadır. Kimi yazarlar dergi ismine değil, makale ismine vurgu
yapmaktadır. Dahası kimi yazarlar kitapların yayınevlerini belirtmekte, kimileri ise belirtmemektedir. Yine kimi yazarlarda yayınevleri
şehirden önce, kimi yazarlarda şehirden sonra gelmektedir. Keza,
kullanılan kısaltmalarda da bir birlik yoktur.
Bağlaç yöntemi9 (metin içinde parantez arasında, yazarın soyadı,
yayın yılı, sayfa numarasının verilmesi ve bibliyografyada tüm kaynakların soyadı sırasında göre gösterilmesi, “Chicago Manuel of
Style”) Türkiye’de siyasal bilimciler ve iktisatçılar tarafından gittikçe
yaygın olarak kullanılmaktadır. Türk hukuk literatüründe genel kabul
görmüş bir usûl değildir10. Bu usûlün daha az yer kaplaması ve daha
pratik olması gibi avantajları vardır. Ancak, bu usûlün kullanıldığı
referanslarda yazarların ismi akılda kalmakta, kitapların ismi ise hafızaya yerleşememektedir. Diğer yandan, bu usûl özellikle Anayasa
Mahkemesi kararlarına atıf yapmak bakımından elverişsizdir. Zaten
bu usûl Amerika’da esasen hukukçular tarafından kullanılmamaktadır. Bununla birlikte bu usûlün gittikçe yaygınlaştığını gözlemlemek
gerekir. Örneğin 1999 yılından itibaren hakemli bir dergi statüsüne
geçen Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi atıf usûlü olarak, kendisine gönderilen makalelerin bu usûlle yazılmış olmasını şart koşmaktadır.
Sonnot usûlü okuyucu için kullanışlı bir usûl değildir. Bu usûlde
okuyucu ya kaynakları izlememekte, ya da sol elini okuduğu sayfada,
sağ elini de bölümün sonunda bulunan sonnotlar sayfasına koyarak
bir o sayfaya, bir bu sayfaya bakmak zorunda kalmaktadır. Sonnot
usûlü okuyucu için zahmetlidir.
9. Dinler, op. cit., s.130-133; Seyidoğlu, op. cit., s.139-141.
10. Yavuz Sabuncu (op. cit.) ve Mustafa Erdoğan (op. cit.,) bu usûlü kullanmaktadır.
BÖLÜM 7: YAZMA
125
Kanımca anayasa hukuku alanında sayfanın altında gösterilen
dipnot usûlü muhafaza edilmeli, bu dipnotlarda kitabın künye bilgilerinin veriliş sırası ve stilinde standartlaşmaya gidilmelidir. Benim
dipnot atıfları için önerilerim şunlardır:
Kitaplara Atıf Usûlü:
Yazarın Adı Soyadı, Kitabın Başlığı, Şehir, Yayınevi, Baskı Sayısı, Yıl, sayfa
numarası.
Örnek:
Ergun Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, Ankara, Yetkin Yayınları, Beşinci Baskı,
1998, s.25.
Makalelere Atıf Usûlü:
Yazarın Adı Soyadı, “Makalenin Başlığı”, Derginin Adı, Cilt, Yıl, Sayı, sayfa
numarası.
Örnek:
Mehmet Turhan, “Anayasaya Aykırı Anayasa Değişiklikleri”, Ankara Üniversitesi
Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt XXXIII, 1976, Sayı 1-4, s.63-104.
Kitap veya makalenin yazarları üçten fazla ise ilkinin ismi yazıldıktan
sonra “ve diğerleri” anlamına gelen “et al.” kısaltması kullanılır. Yazarların
akademik unvanları yazılmamalıdır.
Kitap veya makale çeviri ise, kitap veya makale isminden sonra çevirenin ismi yazılmalıdır. Çeviren, “çev.” olarak kısaltılır.
Derlemedeki Bir Çalışmaya Atıf:
Yazarın Adı Soyadı, “Çalışmanın Başlığı”, in Derleyenin Adı Soyadı (der.), Derlemenin Başlığı, Şehir, Yayınevi, Yayın Yılı, Sayfa Numarası.
Örnek:
Nükhet Turgut, “Türkiye’de Siyasal Muhalefet Olgusu ve Anlayışı”, in Ersin
Kalaycıoğlu ve Ali Yaşar Sarıbay (der.), Türk Siyasal Hayatının Gelişimi, İstanbul,
Beta, 1986, s.413-480.
Yayınlanmış Tebliğe Atıf:
Yazarın Adı Soyadı, “Tebliğin Başlığı”, in Sempozyum Kitabının Adı, Şehir, Yayınevi, Yıl, Sayfa Numarası.
Anayasa hukuku alanında en önemli sempozyum Anayasa Mahkemesi
kuruluş yıldönümü münasebetiyle her yıl Ankara’da Anayasa Mahkemesi
tarafından Nisan ayının son haftasında düzenlenen Anayasa Yargısı sempozyumudur. Bu sempozyumda sunulan bildiri metinleri, Anayasa Mahkemesi tarafından Anayasa Yargısı başlığı altında her yıl düzenli olarak
yayınlanmaktadır. Bu sempozyum kitapları, Türk anayasa hukuku doktrininde çok önemli bir kaynak oluşturmaktadır. Halen 15’inci sayısı çıkmış,
16’ncı sayısı baskı aşamasındadır. Ancak bu esere nasıl atıf yapılacağı tereddütlüdür. İkinci sayısından itibaren, sempozyum kitapların sırtına (ön
kapağına değil) numara konmaya başlanmıştır. Yazarlar da bu eserdeki
126
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
tebliğlere atıf yaparken, bu numarayı sanki bir sayı numarası veya cilt numarasıymış gibi kullanmaktadır. Örnek:
Erdal Onar, “1982 Anayasasında Milletvekilliğinin Düşmesi”, Anayasa
Yargısı, Sayı 14, s.382-465.
Böylece bu sempozyum kitapları sanki bir süreli yayınmış gibi bir havaya bürünmektedir. Bunlar bir dergi değil, sempozyum kitabıdır. Bu nedenle yukarıda örnekte belirtilen usûl aslında hatalıdır. Ancak bu usûl kanımca genel kabul görmüştür. Sürdürülmesi uygun olur. Şu usûlün kullanılmasının daha yerinde olacağını düşünülebilir. Ancak bu atıf usûlü de
gereğinden fazla uzundur:
Yazarın Adı Soyadı, “Tebliğin Başlığı”, Anayasa Yargısı: Anayasa Mahkemesinin ...’ncı Kuruluş Yıldönümü Nedeniyle Düzenlenen Sempozyumda Sunulan
Bildiriler, Ankara, Anayasa Mahkemesi Yayını, Yıl, Sayı, s.
Örnek:
Erdal Onar, “1982 Anayasasında Milletvekilliğinin Düşmesi”, Anayasa Yargısı: Anayasa Mahkemesinin 35’nci Kuruluş Yıldönümü Nedeniyle Düzenlenen Sempozyumda Sunulan Bildiriler, Ankara, Anayasa Mahkemesi Yayını,
1997, Sayı 14, s.382-465.
Yayınlanmamış Yüksek Lisans ve Doktora Tezlerine Atıf Usûlü:
Yazarın Adı Soyadı, Tezin Adı, (Danışman: Adı Soyadı), Üniversitenin, Fakültenin
veya Enstitünün Adı, Yayınlanmamış Yüksek Lisans/Doktora Tezi, Kabul Yılı,
(Tezin Bulunduğu Kütüphane ve Tezin Numarası).
Örnek:
Merih Öden, Türk Anayasa Hukukunda Eşitlik İlkesi, (Danışman: Prof.Dr.Ergun
Özbudun), Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayınlanmamış Doktora
Tezi, 1989 (Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Kütüphanesi, T-0128).
Yayınlanmamış tezlerde danışmanın adının da belirtilmesi uygun olur.
Zira yığınla tez vardır ve bunların birçoğunun da düzeyi oldukça düşüktür.
Tez sahipleri tanınmamış kişiler olduğundan yazarına bakarak onların değeri anlaşılamaz. O nedenle tezin değeri hakkında danışmanın ismi bir fikir
verebilir. Ciddi bir bilim adamının yönetiminde hazırlanan bir tezin de ciddî olacağı varsayılabilir.
Bu bilgiler yeterli olmakla birlikte tezin basılmamış metninin hangi kütüphanelerde bulunduğunun ve kayıt numarasının belirtilmesi uygun olacaktır. Mikrofiş haline getirilmiş yabancı tezlerde mikrofiş haline getiren
kurumu (örneğin Fransa’da ANRT) ve onun verdiği mikrofiş numarasını
belirtmek de uygun olur.
İnternet Kaynaklarına Atıf Usûlü:
Yazarın Adı ve Soyadı, “Yazının Başlığı”, Http Adresi, Erişim Tarihi, s.
Örnek:
Nick Szabo, “Commentaires on Hermeunetics”, http.//www.best.com/
~szabo/hermeneutics.html, 10 Mayıs 1998, s.3.
BÖLÜM 7: YAZMA
127
İnternet kaynaklarına atıf yapılırken http adresi genelde, italik olarak
değil, düz olarak yazılmaktadır. Ancak, kanımca bir dergi de yayınlanan
makaleye atıf usûlü internet için de örnek alınabilir. Nasıl derginin adı italikle yazılıyorsa http adresinin de italikle yazılması uygun olur.
Bazen internetteki makale kağıt üzerinde çıkan normal bir dergide ilk
önce yayınlanmıştır. Bu makale internete daha sonra konmuştur. Araştırmacı makalenin metnine, kağıt üzerinde yayın yapan dergiden değil de,
internetten ulaşmışsa, makaleye normal bir dergi gibi atıf yapmalı, sonra
parantez içinde http adresini ve erişim tarihini yazmalıdır. Örnek:
Ergun Özbudun “Seçim Sistemleri ve Türkiye”, Ankara Üniversitesi Hukuk
Fakültesi Dergisi, Cilt 44, 1995, Sayı 1-4 (http://www.ankara.edu.tr/
law/dergi/10ergun.html, 12 Mart 1999).
Http adresinden sonra erişim tarihinin yazılması unutulmamalıdır. Zira
internetteki belgeler sabit değildir. Sayfanın koyucusu tarafından değiştirilebilmektedirler. O nedenle o belgeye ulaşılan tarihin not edilmesi ihmal
edilmemelidir.
Eğer internette bulunan sayfanın doğrudan yazıcıdan çıktısı alınıyorsa,
Netscape programında çıktı kağıdın sol üst köşesinde web sayfasının adı,
sağ üst köşesinde http adresi ve sol alt köşede sayfa numarası ve sağ alt
köşede tarih ve saat otomatik olarak yazılmaktadır. Bu en sağlam yoldur.
Ama pratik değildir. İnternetten ilgili sayfalar kopyalanıyorsa, sadece metin
kopyalanır; http adresi ve tarih kopya edilmez. Daha sonra kaynağa atıf
halinde http adresi ve tarih bulunamaz. Bu nedenle, kopya edilirken http
adresleri ve tarihler ayrıca bir deftere not edilmeli veya kopya edilen metne
girip en üste http adresi ve tarih ayrıca yazılmalıdır.
Aynı Kaynağa Tekrar Atıf:
Biz tekrar atıfta, yazarın soy isminden sonra op. cit., s. kısaltmasının kullanılmasını
öneriyoruz. Örnek:
Özbudun, op. cit., s.34.
Araya başka atıf girmeden ikinci atıfta ise Ibid., s. kısaltmasını kullanıyoruz. Eğer
yine üst nottaki sayfaya atıf yapılıyorsa sadece Ibid. kısaltmasının kullanılmasını
öneriyoruz. Örnek:
1. Özbudun, op. cit., s.34.
2. Ibid., s.38.
3. Ibid.
Eğer çalışmada, bir yazarın birden fazla kitabı veya makalesi kullanılıyorsa, yazarın soyadından sonra, bunların başlığını sonraki atıflarda da tekrarlıyor, op. cit., s.
kısaltmasını ondan sonra kullanıyoruz.
Örnek:
Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.45.
128
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
Yayınlanmamış Çalışmalara Atıf Yapılmaz.- Atıf konusunda
yayınlanmamış çalışmalara atıf yapılamayacağını özenle belirtmek
isteriz. Zira yayınlanmamış çalışmalara ulaşma imkanı yoktur. Yayınlanmamış çalışmalara atıf yapılamayacağı ilkesinin tek istisnası,
yüksek lisans ve doktora tezleridir. Bunlara atıf yapılabilir. Zira bunların en az bir kopyası otantiktir. Resmen belirli bir kuruma déposé
edilmiştir. Bunlara kabul edildikleri enstitüden ve ilgili üniversitenin
veya fakültenin kütüphanesinden ulaşılabilir. Bunların dışında yayınlanmamış, kamu için gizli kalan bir çalışmaya atıf yapılması mümkün değildir. Kimi yazarlar, “yayınlanmamış makalelere” atıf yapmaktadır. Örneğin Necmi Yüzbaşıoğlu’nun Türk Anayasa Yargısında
Anayasallık Bloku isimli kitabının çeşitli yerlerinde aynen şöyle bir
atıf vardır11:
Zafer Üskül, “Türkiye’de Olağanüstü Halin Hukuki Çerevesi”, Yayınlanmamış makale.
Aynı “yayınlanmamış makale” bu kitabın bibliyografyasına da
konulmuştur12. Necmi Yüzbaşıoğlu, Türkiye’de Kanun Hükmünde
Kararnameler Rejimi isimli çalışmasında da Zafer Üskül’ün bu “yayınlanmamış makalesi”ne yine atıf yapmıştır13. Yayınlanmamış bu
makaleyi -yayınlanmamış bir şeye “makale” denebilirse- okuyucu
nereden bulabilir? Makaleden yapılan alıntıların otantik olduğunu
nereden sınayabilir?
Keza, Türkiye’de birçok yazarın, hatta en ciddilerinin, “Yayınlanmamış Doçentlik Tezi” ibaresiyle birtakım hayalî çalışmalara atıf
yaptığını görmekteyiz. Bilindiği gibi YÖK öncesi yıllarda “doçentlik
tezi” diye bir tez çeşidi vardı. Ancak bu tezler yürürlükten kalkalı
yıllar olmaktadır. Yürürlükteki hukuk düzenimize göre “doçentlik
tezi” diye bir şey yoktur. Bu “doçentlik tezleri” hayalîdir. Doktora
tezlerine atıf yapılabilmektedir, çünkü bunların en az bir örneği otantiktir, resmen ilgili bir kuruma déposé edilmiştir. Doktora tezi ilgili
üniversite kütüphanesinde okuyucuların incelemesine açıktır. Hukuken mevcut olmayan “doçentlik tezleri”nin ise otantik nüshasını
bulmak mümkün değildir. Çünkü böyle bir şey hukuken mevcut de11. Bkz. Necmi Yüzbaşıoğlu, Türk Anayasa Yargısında Anayasallık Bloku, İstanbul, İ.Ü. Hukuk Fakültesi Yayınları, 1993, s.322, 323, 324, 325, 326, 329.
12. Ibid., s.348.
13. Bkz. Necmi Yüzbaşıoğlu, Türkiye’de Kanun Hükmünde Kararname Rejimi,
İstanbul, Beta, 1996, s.169, 191, 193.
BÖLÜM 7: YAZMA
129
ğildir. Bu çalışmaların bir kütüphaneye bırakılması zorunlu değildir;
kaldı ki yazarı bırakmak istese de söz konusu çalışmayı, kütüphane
görevlilerinin, kendi yönetmelikleri gereği, kabul edip kataloglarına
işlemeleri mümkün değildir; çünkü kütüphanelerde kullanılan eser
tasniflerinde “doçentlik tezi” diye eser kategorisi yoktur.
Bibliyografya.- Atıf usûllerine ilişkin son olarak şunu belirtelim:
Haliyle, dipnotlarda geçen bütün kaynakları kitabın sonunda bir de
yazarların soyadına göre alfabetik olarak sıralamak gerekir. Bu sıralama bibliyografyayı oluşturur.
Bibliyografyada yazarların soyadları, ön adlarından önce gelir ve
virgülle ayrılır. Örnek:
Özbudun, Ergun. Türk Anayasa Hukuku, Ankara, Yetkin Yayınları, Beşinci
Baskı, 1998.
Biz, görünüş açısından bibliyografyada yazarın soyadının büyük
harfle yazılmasını ve önadının da parantez içine alınmasının daha
uygun olduğunu düşünüyoruz: Örnek:
ÖZBUDUN (Ergun), Türk Anayasa Hukuku, Ankara, Yetkin Yayınları, Beşinci Baskı, 1998.
Bazı yazarlar, bibliyografyalarında kaynaklarını türlere göre veya konulara göre sınıflandırmaktadır: Kitaplar-makaleler; genel eserler-monografiler; Türkçe eserler-yabancı eserler; 1982 Anayasasına
ilişkin olanlar-1961 Anayasasına ilişkin olanlar gibi. Kanımızca, bir
bibliyografyada sınıflandırma yapılmamalıdır. Zira bibliyografyanın
temel işlevi kitabın dipnotunda geçen ve ilki dışında sadece yazarlarının soyadı ve birtakım kısaltmalarla verilmiş eserlere kolayca
ulaşmaktır. Bibliyografyada yapılacak her bölümleme bu amacın
gerçekleşmesine engel olacaktır.
Yazılan kitabın bir de dizinin (fihrist, index) oluşturulmasında
sayısız fayda vardır.
Dil.- Yazma başlıklı bu bölümde son olarak dil konusunda düşüncelerimizi de belirtmek isteriz.
Dil, bilimin aracıdır. Bilim adamı dili kendisinin dışında oluşmuş
halde bulur. Güzel ya da çirkin, döneminin dilini kullanır. Kendi dışında gelişen bir şeye bilim adamının müdahalesi söz konusu olamaz.
Bilim adamları dille uğraşacaklarına kendi konularıyla uğraşmalıdır-
130
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
lar. Bu vesileyle şunu da belirtmek isteriz ki, Türkiye’de dil konusuna fazla önem verilmekte, bilim adamlarının dilde mükemmel olması
gereksiz yere istenmektedir. Bilim, dilin doğru bir teşkilidir. Ancak
buradaki doğruluk, dilbilgisel doğruluk, edebiyat bakımından doğruluk değil, anlam bakımından doğruluk, mantık bakımdan doğruluktur. Anlamı doğru oldukça bilim adamlarının dil hatalarıyla, üslûbuyla fazla uğraşılmamalıdır. Aslında ülkemizdeki dil konusundaki bu
aşırı özen, bilim adamlarının kendi konularıyla uğraşmamalarından
kaynaklanmaktadır. Bazı bilim adamları kendi konularıyla uğraşmak
yerine dille uğraşmaktadırlar.
Bilimsel metinler bizatihi birer metin olarak bir değere sahip değildirler. Bir bilimsel eserde dil, anlatılmak istenen şeyin sadece bir
aracıdır. Anayasa hukukunda da bu böyledir. Bu nedenle metin süslenmemeli, anlatılmak istenen şey açıkça söylenmelidir. Bir yemek
tarifi kitabında mühim olan şey, kitabın metninde kullanılan dilin
güzel olması değil, o kitaba bakılarak güzel bir yemeğin pişirilebilmesidir. Aynı şey anayasa hukuku için de geçerlidir.
İmlâ Kılavuzu.- Yazarken Türk Dil Kurumunun İmlâ Kılavuzu14 esas alınmalıdır. Başka kişi ve kurumların hazırladıkları imlâ
(yazım) kılavuzlarına itibar edilmemelidir. Bir ülkedeki imlâ düzeni
mahiyeti gereği tek olmalıdır. Önerileri daha mantıklı bile görünse,
bir ülkede ikinci bir imlâ kılavuzunun olması imlâ düzenini yıkar. O
halde birden fazla imlâ kılavuzunun olduğu Türkiye gibi bir ülkede
yapılması gereken şey, bu imlâ kılavuzlarından birinin seçilmesi,
diğerlerinin unutulmasıdır. Kanımızca, imlâ konusunda, Anayasamızın dil konusunda görevlendirdiği Türk Dil Kurumunun kılavuzunu
esas almak ve diğerlerini görmezden gelmek en doğalıdır.
***
Okuma bölümünde yazarların dilin çok görevliliğini ve retorik
etkisini kötüye kullanmaması gerektiğini açıklamıştık. Bir okuyucu
olarak kandırılmamak isteyen kişi, yazmaya başladığında, bilgi vermek, tasvir etmek amacını gütmeli, dilin çok görevliliğini veya etkileme gücünü kötüye kullanarak okuyucuların duygularını ve davranışlarını etkilemeye çalışmamalıdır.
14. Türk Dil Kurumu, İmlâ Kılavuzu, Ankara, Türk Dil Kurumu Yayınları, Yenilenmiş ve Gözden Geçirilmiş Yeni Baskı, 1996.
Bölüm 8
TERMİNOLOJİ1
Bir bilimdalı her şeyden önce kendisine ve inceleme konusuna
doğru bir isim vermelidir. Bu bölümde, Fransızca droit constitutionnel ismi verilen bilimdalı ve Fransızca constitution ismi verilen bu
bilimdalının konusu için Türkçede kullanılan terimler incelenecektir.
Açıkçası bu bölümde “anayasa” ve “anayasa hukuku” terimlerini
inceleyeceğiz. Bunu yaparken de bu terimleri hukukî-teknik anlamda
tanımlamayacağız. Burada sadece dilsel olarak bu terimlerin anlamını araştırıp, bu bilimdalının kendisini ve konusunu ifade etmek için
uygun terimler olup olmadığını tartışacağız.
A. “ANAYASA” TERİMİ
“Constitutio”.- Latincede bir constitutio kelimesi vardır. Ancak
bu kelime, devletin temel kuruluşunu değil, imparatorun özel bir işlemini, emirnamelerini ifade eder2.
“Constitution”3.- Fransızcada “anayasa” kelimesinin karşılığı
olarak constitution kelimesi kullanılıyor4. Bu kelime constituer fiilinden türemiş bir isimdir. Constituer fiili ise “oluşturmak, teşkil etmek, meydana getirmek, kurmak, tesis etmek” anlamlarına gelmek1.
2.
3.
4.
Ali Fuat Başgil, Esas Teşkilat Hukuku, İstanbul, Baha Matbaası, 1960, s.3-4;
Hüseyin Nail Kubalı, Anayasa Hukuku Dersleri, İstanbul, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1971, s.1-2; Bülent Nuri Esen, Anayasa Hukuku, Ankara, Ayyıldız Matbaası, 1970, s.12-13; İlhan Arsel, Anayasa Hukuku
(Demokrasi), Ankara, Doğuş Matbaacılık, 1964, s.4-6; Erdoğan Teziç, Anayasa Hukuku, İstanbul, Beta, Beşinci Bası, 1998, s.1-2; Mustafa Erdoğan, Anayasal Demokrasi, Ankara, Siyasal Kitabevi, 1996, s.11-12.
Paul Bastid, L’idée de constitution, Paris, Economica, Coll. “Classique”,
1985, s.12.
İngilizce constitution, İtalyanca constituzione, İspanyolca constitucion, Almanca Verfassung.
Bastid, op. cit., s.9-17.
132
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
tedir5. O halde constitution’u “oluşum”, “kuruluş” olarak Türkçeye
çevirebiliriz. Petit Robert de constitution için (genel anlamda) şu üç
açıklamayı yapmaktadır: (1) Kurma eylemi (action d’établir); (2) Bir
şeyin oluşum tarzı (manière dont une chose est composée); (3) Bir
bütünü oluşturma eylemi (action de constituer un ensemble)6.
“Kanun-ı Esâsî”7.- Ülkemizde 1876 tarihli ilk Anayasa, “Kanun-ı Esâsî” ismini taşımaktadır. Tarık Zafer Tunaya’nın not ettiğine
göre, Fransızca constitution karşılığı “kanun-ı esasî” kelimesinin
kullanılmasını ilk defa Sadrıazam Mehmet Sait Paşa önermiştir8.
“Esâsî”, “asıl ve temele mensup, esasla ilgili” demektir9. O halde
“kanun-ı esâsî”, “asıl kanun”, “temel kanun” demektir.
“Teşkilât-ı Esâsiyye Kanunu”10.- 1921 Anayasasına “Teşkilât-ı
Esâsiyye Kanunu”11 ismi verilmiştir. 1921 Anayasasına “Kanun-ı
Esasî” değil de, “Teşkilât-ı Esasiyye Kanunu” ismi verilmesinin nedeni her halde, herhalde 1876 Kanun-ı Esasîsinin yürürlükten kaldırılmamış olmasıdır. Tunaya’ya göre, “TBMM'nin ilk dönemi, 1921
5.
Tahsin Saraç, Büyük Fransızca-Türkçe Sözlük, İstanbul, Adam Yayınları,
1990, constituer maddesi.
6. Paul Robert, Dictionnaire de la langue française, (Rédaction dirigée par A.
Rey et J.Rey-Debove), Paris, Le Robert, 1991, constitution maddesi.
7. İlk Anayasamızın adı doğru olarak “Kanun-ı Esâsî” şeklinde yazılmalıdır.
“Kanun-u Esasî”, “Kanunu Esasî” terimleri yanlıştır. Ferit Devellioğlu’nun
açıkladığı gibi, sıfat tamlamalarındaki -i ve -ı, Türkçenin ses uyumu kurallarına göre, -u veya -ü şeklinde söylense de bu sesler, imlâ olarak -ı ve -i harfleriyle gösterilmelidir. Buna göre, ilk Anayasamız, “Kanun-ı Esâsî” şeklinde
yazılır ve “Kanunu Esâsî” şeklinde söylenir. Ancak tamlamanın ilk kelimesinin sonu bir a ve u ile biterse tamlama arasındaki -i harfi yerine -yi harfleri
kullanılır, “Şûrâ-yi Devlet” gibi (Bu konuda bkz. Ferit Devellioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lugat, Ankara, Aydın Kitabevi, 1984, s.IV).
8. Tunaya, op. cit., 1969, s.115. Kubalı, Sait Paşa’nın Fransızca constitution
kelimesi için Osmanlı yazısıyla “konstitüsyon” kelimesini de kullandığına işaret etmektedir (Ibid.). Bu tabir tutsaydı bugün anayasaya “konstitüsyon”, anayasa hukukuna da “konstitüsyon hukuku” diyor olabilecektik. Bu tabir de garip bir yan yoktur. Slavlar Fransızca constitution kelimesini kendi dillerine
“konstitutsiya” şeklinde uyarlamışlardır. Türkî Cumhuriyetler de “anayasa”
için bu tabiri kullanmaktadır.
9. Devellioğlu, op. cit., “esâsî” maddesi.
10. Bu Kanunun doğru yazılışı böyledir. Bu konuda Devellioğlu’nu izliyoruz.
Bkz. supra, dipnot 7.
11. Bu Kanunun doğru yazılışı böyledir. Bu konuda Devellioğlu’nu izliyoruz.
Bkz. supra, dipnot 7.
BÖLÜM 8: TERMİNOLOJİ
133
Kanunua tek anayasa gözüyle bakmadığı için, ona organik bir iisim
bulmuştu”12. 1876 Kanun-ı Esasîsini ilga eden 1924 Anayasası da
her nedenese “Kanun-ı Esasî” ismini değil “Teşkilât-ı Esasiyye Kanunu” ismini aldı.
“Anayasa”.- 1924 tarihli “Teşkilât-ı Esâsiyye Kanunu” 1945 yılında “mana ve kavramda bir değişiklik yapılmaksızın Türkçeleştirilmiş” ve yerine 10 Ocak 1945 tarih ve 4695 sayılı “Anayasa” kabul
edilmiştir. Bu Anayasa, 1952 yılında kaldırılarak, 1924 tarihli “Teşkilât-ı Esâsiyye Kanunu” tekrar yürürlüğe konulmuştur. 1961 ve
1982 Anayasalarımızın başlığı “Anayasa”dır.
Değerlendirme.- “Teşkilât-ı esâsiyye kanunu” terimi “kanun-ı
esâsî” terimine nazaran Fransızca constitution kelimesine daha uygundur. Yukarıda constitution’un “oluşum, kuruluş” anlamına geldiğini belirtmiştik. O halde, 1920’lerin Türkçesiyle “teşkilât”,
constitution kelimesi için yerinde bir çeviridir. Herhalde bu “teşkilât”a, onu özel teşkilâtlardan ayırmak amacıyla ve 1876’nın mirasıyla
bir de “esâsiyye” sıfatı eklendi. Böylece “teşkilât-ı esâsiyye” veya
“esas teşkilât”, Fransızca constitution kelimesinin doğru bir karşılığı
olarak dilimize yerleşti. Bugünkü Türkçeyle “esas teşkilât”, “temel
kuruluş”, “ana kuruluş” demektir.
1920’lerde “Teşkilât-ı esâsiyye” veya “esas teşkilât” kelimelerine bir de kanun kelimesini eklemekte bir sakınca görülmemişti. Böylece esas teşkilatı düzenleyen kanuna da “teşkilât-ı esâsiyye kanunu”
veya “esas teşkilât kanunu” denmişti. Keza, Fransızcada da
constitution kelimesi ile kanun anlamına gelen loi kelimesinin birlikte, sıfat tamlaması şeklinde kullanıldığı da olur. Loi constitutionnelle,
anayasal kanun demektir. Bu aslında “esas teşkilât kanunu”ndan başka bir şey değildir.
“Anayasa” tabiri ise yukarıda belirttiğimiz gibi, 1924 Teşkilât-ı
Esâsiyye Kanunu için 1945-1952 yılları arasında ve 1961 ve 1982
Anayasalarımız için kullanılmıştır. Bülent Nuri Esen’in belirttiğine
göre, “anayasa” terimini ülkemizde ilk kullanan, 1930’lu yıllarda
Jandarma Subay Okulunda esas teşkilât hukuku dersi okutan Osman
Nuri Uman’dır13.
12. Tunaya, op. cit., 1969, s.116.
13. Esen, Anayasa Hukuku, op. cit., s.34.
134
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
“Anayasa” terimi “ana” ve “yasa” kelimelerinden oluşmuş bileşik bir kelimedir. “Yasa” kanun demektir. “Ana” ise bilindiği gibi
yavruyu doğuran dişidir. Bu anlamda “anayasa” “yasaların anası”,
yani “yasaların kendisinden doğduğu yasa” anlamına gelmektedir.
B. “ANAYASA HUKUKU” TERİMİ
Fransızcada “anayasa hukuku” karşılığında droit constitutionnel
terimi kullanılmaktadır. Bu terim sıfat tamlaması şeklindedir. Droit
“hukuk” demektir. Constitutionnel ise yukarıda anlamını açıkladığımız constitution isminin sıfat halidir.
1. “Hukuk-ı Esâsiyye”
Ülkemizde droit constitutionnel yerine ilk önceleri “hukuk-ı
esâsiyye” tabiri kullanıldı. Bu tabir başlangıcından 1930’lu yılların
sonuna kadar istikrarlı bir şekilde kullanılmıştır. Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde yazılmış anayasa hukuku kitapları bu başlığı taşımaktadır14. Baştan bu terim tamlama şeklinde “hukuk-ı esâsiyye”
olarak kullanılırken sonraları, tamlama şekli kaldırılarak “esasiye
hukuku”, “esasî hukuk”, “esas hukuk” şeklinde kullanılır oldu15. Bu
terimleri kullanan yazarlar arasında Osmanlı dönemi için, Babanzade
İsmail Hakkı, Celalettin Arif, Osman Sermet, Veli, Cumhuriyet dönemi için ise Ahmet Mithat, Ahmet Ağaoğlu, Haşim Refet Hakarar,
Yusuf Ziya Özer ve kitabının ilk baskısı için Ali Fuat Başgil’i sayabiliriz. Bunların eserlerini ileride kısaca göreceğiz.
Eleştiri.- Osmanlı dönemindeki Anayasa, “Kanun-ı Esâsî” ismini taşıdığına göre, bu hukuk dalı için de “hukuk-ı esâsiyye”, “esasiye
hukuku” veya “esasî hukuk” isimlerinin kullanılması yerindedir. Ancak bu terimler droit constitutionnel anlamını tam olarak vermekten
uzaktır.
2. “Esas Teşkilât Hukuku”
1930’lu yılların sonlarından itibaren ise “hukuk-ı esâsiyye” ve
“esasiye hukuku” tabirleri terkedilerek “esas teşkilât hukuku” tabiri
kullanılmaya başlanmıştır. Burada dönemin Anayasasının ismine
14. Bu kitapların listesini ileride “Türk Anayasa Hukuku Doktrininin Gelişimi”
başlıklı ön dördüncü bölümde göreceğiz.
15. Başgil, Esas Teşkilat Hukuku, op. cit., s.3.
BÖLÜM 8: TERMİNOLOJİ
135
(Esas Teşkilât Kanunu) uyum sağlama düşüncesinin rol oynadığı
gözlemlenebilir16.
“Esas teşkilât hukuku” tabirini kitap başlığı olarak ilk kullanan
yazar, tespit edebildiğimiz kadarıyla Ali Fuat Başgil’dir. Yazarın
1934 yılında yayınlanan kitabı Esasiye Hukuku Dersleri (İstanbul,
1934) başlığını taşımasına rağmen, 1939 yılında yayınlanan kitabı
Türkiye Esas Teşkilatı ve Siyasî Rejimi (İstanbul, 1939) başlığını
taşımaktaydı. Keza yazarın sonraki yıllarda yayınlanan kitapları da
Esas Teşkilât Hukuku başlığını taşımıştır17. Hüseyin Nail Kubalı’nın
1943’te yayınlanan eseri de Esas Teşkilat Hukuku Dersleri (İstanbul,
1943) başlığını taşıyordu.
“Esas teşkilât hukuku” terimi günümüzde artık terkedilmiş gibi
görünüyorsa da yakın zamana kadar kullanılmıştır. Orhan Melih
Kürkçüer18, Selçuk Özçelik19 ve Kemal Dal20’ın eserleri bu başlığı
taşımaktadır.
Eleştiri.- Yukarıda “teşkilât-ı esâsiyye” veya “esas teşkilât” tabirinin Fransızca constitution’un en doğru olarak Türkçeye aktarılması
olduğunu belirtmiştik. Yukarıda constitution’un “oluşum, kuruluş”
anlamına geldiğini açıklamıştık. O halde, 1920’lerin Türkçesiyle
“teşkilât”, constitution kelimesi için yerinde bir çeviridir. Herhalde
bu “teşkilât”a, onu özel teşkilâtlardan ayırmak amacıyla ve 1876’nın
mirasıyla bir de “esâsiyye” sıfatı eklendi. Böylece “teşkilât-ı
esâsiyye” veya “esas teşkilât”, Fransızca constitution kelimesinin
doğru bir karşılığı olarak dilimize yerleşti. Bugünkü Türkçeyle “esas
teşkilât”, “temel kuruluş”, “ana kuruluş” demektir. Esas teşkilât hukuku da devletin esas kuruluşunun, temel kuruluşunun hukukudur.
Bu nedenle “esas teşkilât hukuku” tabirinin Fransızca droit
constitutionnel teriminin en doğru ve yerinde bir çevirisi olduğunu
düşünüyoruz. Kanımızca bu hukuk dalının inceleme konusunu da en
16. Ibid., s.2.
17. İleride on dördüncü bölümde, Ali Fuat Başgil eserlerinin incelendiği yere
bakınız.
18. Orhan Melih Kürkçüer, Esas Teşkilât Hukuku, Ankara, Ankara İktisadî ve
Ticarî İlimler Akademisi Yayınları, Üçüncü Baskı, 1966.
19. A. Selçuk Özçelik, Esas Teşkilât Hukuku Dersleri, İstanbul, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1982.
20. Kemal Dal, Türk Esas Teşkilât Hukuku, Ankara, Bilim Yayınları, İkinci Baskı, 1986.
136
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
doğru bir şekilde “esas teşkilât hukuku” ifadesi dile getirmektedir;
ancak, “esas teşkilât hukuku” terimi günümüzde artık terkedilmiştir.
Bu nedenle biz de bu terim yerine birçok bakımdan eleştirilebilecek
olan; ama yerleşmiş bir terim olan anayasa hukuku terimini tercih
ediyoruz. Zira, eskilerin dediği gibi, “galat-ı meşhur fasih-i
mehcurdan evlâdır”21 ve Latinlerin dediği gibi error communis facit
ius22.
3. “Ana Hukuk”, “Devlet Ana Hukuku”
Hüseyin Nail Kubalı 1946 yılında yayınladığı eserine Devlet Ana
Hukuku Dersleri (İstanbul, 1946) ismini vermiştir. Ali Fuat Başgil’de
1948’de yayınladığı eserine Ana Hukuk Dersleri (İstanbul, 1948)
ismini vermiştir.
Eleştiri.- Eğer bu hukuk dalının temel kanunun ismi “Anayasa”
ise bu hukuk dalının da “ana hukuk” olarak isimlendirilmesi tamamıyla yerindedir. “Medenî kanun” ile “medenî hukuk”; “ceza kanunu” ile “ceza hukuku”; “ticaret kanunu” ile “ticaret hukuku” kavramları arasında geçerli olan mantık ne ise, “anayasa” ile “ana hukuk”
terimleri arasında geçerli olan mantık da odur. Bu nedenle, hukukun
dallarının medenî hukuk, ceza hukuku, ticaret hukuku diye isimlendirildiği bir yerde anayasanın incelendiği hukuk dalının da “ana hukuk” olarak isimlendirilmesi fevkalâde mantıklı görünmektedir. Ancak ne var ki, bu tabir tutmamıştır. Bu da dilde mantığın her zaman
işlemediğinin güzel bir göstergesidir.
4. “Anayasa Hukuku”
1945’te, 1924 Teşkilât-ı Esâsiyye Kanunu “Anayasa” olarak
Türkçeleştirildikten sonra, “anayasa hukuku”terimi de adım adım
kullanılmaya ve yerleşmeye başladı. Yukarıda “anayasa” terimini ilk
kez 1930’lu yıllarda Jandarma Subay Okulunda esas teşkilât hukuku
dersi okutan Osman Nuri Uman’ın kullandığını belirtmiştik. Uman’ın Esasiye Hukuku (Ankara, 1939) isimli bir kitabı vardır. Bu
21. Yaygın hata terkedilmiş doğrudan yeğdir (Başgil, op. cit., s.3; Teziç, op.
cit., s.1).
22. Ortak hata hukuk yaratır (Türk Hukuk Kurumu, Türk Hukuk Lügatı, Ankara,
Türk Hukuk Kurumu Yayınları, 1944, s.560).
BÖLÜM 8: TERMİNOLOJİ
137
kitap alt başlık alarak “Ana Yasa Hukuku” başlığını taşımaktadır23.
Uman’dan sonra, kitabına Anayasa Hukuku başlığını veren ikinci
yazar, Bülent Nuri Esen’dir. Yazar 1945 yılında yayınlanan kitabına
Anayasa Hukuku ismini vermiştir. Esen’den sonra bu terimi, kitabına
isim olarak kullanan yazar Sadık Tüzel olmuştur. Sadık Tüzel’in Anayasa Hukuku isimli kitabı 1950, 1960 ve 1969’da olmak üzere
toplam üç baskı yapmıştır24.
1960’lardan itibaren, yukarıda belirttiğimiz Orhan Melih
Kürkçüer, Selçuk Özçelik ve Kemal Dal dışında, bütün yazarlar anayasa hukuku terimini kullanmışlardır ve kullanmaktadırlar. Anayasa
hukuku teriminin günümüzde büyük ölçüde yerleştiğini ve genel
kabul gördüğünü söyleyebiliriz.
Eleştiri.- Ali Fuat Başgil “anayasa hukuku” tabirini eleştiriyor.
Ona göre, yasa kanun demek olduğuna göre, anayasa hukuku “ana
kanun hukuku” demek olur. “Bu ise hukukun sırf kanundan ibaret
olduğu fikrini verir. Halbuki, her koluyla Hukukun kanun üstü, kanun koyucuların havsalasını aşan bir değeri vardır”25.
Buna karşılık, Bülent Nuri Esen ve İlhan Arsel’e göre “anayasa
hukuku” tabirini kullanmakta isabet vardır. Bu tabir dile kolay ve
maksadı anlatmaya elverişlidir26. Profesör Arsel’e göre, “anayasa”
tabirini Ali Fuat Başgil’in yaptığı gibi “ana” ve “yasa” şeklinde iki
ayrı kelimeden oluşmuş bir terkib olarak değil de, her iki kelimenin
meydana getirdiği, bir tek terkib şeklinde, yani “esas teşkilât” manasına gelecek olan “anayasa” şeklinde kabul etmek gerekir. Böyle
olunca, “anayasa hukuku” dendiğinde bundan “ana kanun hukuku”
değil “esas teşkilât hukuku” anlaşılmalıdır27.
5. “Anayasa Bilimi”
Anayasa hukuku yerine İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilimler
Fakültesi öğretim üyesi Bakır Çağlar, “anayasa bilimi” terimini kul23. Tunaya, op. cit., s.116 ve 203’te belirtiliyor. Uman, “anayasa”yı “ana yasa”
şeklinde ayrı yazmaktadır.
24. Sadık Tüzel, Anayasa Hukuku, İzmir, Ege Üniversitesi İktisadi ve Ticari Bilimler Fakültesi Yayınları, Üçüncü Baskı, 1969.
25. Başgil, Esas Teşkilat Hukuku, op. cit., s.3.
26. Arsel, Anayasa Hukuku, op. cit., s.5.
27. Ibid.
138
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
lanmaktadır. Yazarın bu isimli 1989’da yayınlanmış bir de kitabı
vardır28.
Eleştiri.- Bakır Çağlar kitabına “anayasa hukuku” değil, “anayasa bilimi” ismini vermiştir. Ancak “anayasa bilimi”nin ne olduğunu
ve niçin “anayasa hukuku”na tercih edilmesi gerektiğini pek açıklamamaktadır. Kitabın ilk sekiz sayfalık “Anayasanın Cismanileşmesi:
Anayasa Hukukundan Anayasa Bilimine” başlıklı “Başlarken” bölümünde bunun açıklanması beklenmektedir; ama bu bölümden pek
de bir şey anlaşılamamaktadır. Yazar, bu bölümde “anayasaların
cismanileşmesi”nden, anayasa hukukunda “teolojik” dönemin sona
ermesinden, Joseph-Barthélemy’nin anayasa hukukunu “pozitif bir
bilim, kurumların pratik işleyişini, anatomi, fizyoloji ve patolojisini
bilimsel araştırma konusu” yapmayı amaçladığından bahsetmektedir29. Çağlar’a göre, anayasa hukuku artık “teolojik dönemin kalıntılarından arınmakta” ve “değer yargıları yerine bilimsel gerçeklere
yönelmekte”, “olması gereken yerine olanı araştırırken bilimselleşmektedir”30. Keza yazara göre, anayasalar, “Politiği Hukuka dönüştürme, önce siyasî sistemi sonra da sosyal sistemi kurumsallaştırma
işlemleridir”31. İşte yazara göre, anayasa biliminin konusu bu “kurumsallaşan siyasî-sosyal sistem ya da ‘anayasal sistem’dir”32. Bakır
Çağlar, kurulmakta olan anayasa biliminin “klasik teorinin bölmelere
ayırdığı siyasî-sosyal sistemin kurumsallaşmış bütününün, kısaca
anayasal sistemin bilimi” olduğunu söylemektedir33. Yukarıdaki
alıntılar dışında bu “anayasa bilimi” kavramı hakkında bir açıklama
yoktur. Normal olarak, yazarın kitabına başlık olarak seçtiği bir kavramı daha ayrıntılı olarak açıklaması beklenirdi.
Kanımızca, “anayasa bilimi” terimi isabetsizdir. İllâ başlıkta bir
“bilim” kelimesi kullanılacak idiyse, “anayasa hukuku bilimi” denmesi gerekirdi. Zira, “hukuk” kelimesi hem bağlayıcı normlar sistemi
anlamında, hem de bu kuralları inceleyen bilim anlamında kullanılmaktadır. Örneğin “Türk hukuku”, “Alman hukuku” ifadelerinde
28. Bakır Çağlar, Anayasa Bilimi: Bir Çalışma Taslağı, İstanbul, BFS Yayınları,
1989.
29. Ibid., s.2.
30. Ibid., s.3.
31. Ibid., s.6.
32. Ibid.
33. Ibid., s.7.
BÖLÜM 8: TERMİNOLOJİ
139
“hukuk” kelimesi birinci anlamda, “hukuk fakültesi” ifadesinde ise
ikinci anlamda kullanılmaktadır34. Hukuk kurallarından ayrı bir “hukuk bilimi” de vardır. Bu ifade yaygın olarak da kullanılmaktadır35.
Ancak bu ifadeyi kullananlar, “hukuk” ile “hukuk bilimi”ni birbirinden ayırmaktadır. Bunlardan birincisi ikincinin inceleme konusunu
oluşturur36. Dolayısıyla arzu ediliyorsa “anayasa hukuku” ile “anayasa hukuku bilimi” arasında bir ayrım yapılabilir. Bunlardan birincisi
ikincinin inceleme konusudur.
Ancak “anayasa bilimi” terimi “anayasa hukuku bilimi” teriminden farklıdır. “Anayasa bilimi” terimi klasik “anayasa hukuku” teriminin alternatifi olarak önerilmektedir. Oysa “anayasa hukuku bilimi” terimi ile klasik “anayasa hukuku” arasında bir karşıtlık yoktur.
Sadece bir isimlendirme farkı vardır. “Anayasa bilimi” ifadesiyle
yeni bir “bilim” kurulduğu izlenimi uyandırılmaktadır. Oysa “anayasa hukuku bilimi” ifadesiyle, mevcut olan bir bilim dalına daha doğru
görülen bir isim verilmek istenmektedir.
“Anayasa bilimi” ifadesi başka açılardan da yanlıştır. Örneğin bir
“ceza hukuku” vardır, bir de aynı alanda fen bilimlerinin yöntemlerini kullanarak faaliyet gösteren “kriminoloji” vardır. Bunlar birbirinden tamamen farklıdır. Kriminoloji ceza hukukuna alternatif bir bilim değildir. Bir “ceza hukuku bilimi”nden bahsedilecekse, bu bir
“kriminoloji” anlamında “ceza bilimi” veya “suç bilimi” değil, klasik
ceza hukuku anlamında bir bilimdir. Nasıl ceza hukukuna “ceza bilimi”, “suç bilimi” ismi verilemezse, anayasa hukukuna da “anayasa
bilimi” ismi verilemez. Tekrarlayalım: İllâ bir bilimden bahsedilecekse, “ceza hukuku bilimi”nden, “anayasa hukuku bilimi”nden bahsedilmelidir.
Bakır Çağlar’ın kullandığı bu “anayasa bilimi” kavramını Mustafa Erdoğan da eleştirmektedir. Erdoğan “anayasa bilimi” terimini
“oldukça iddialı” bulmaktadır37. Erdoğan’a göre “bu iddialı tutumu
açıklama sadedinde dile getirilen noktalar, iddianın büyüklüğü karşı34. Bu konuda bkz. Kemal Gözler, Hukuka Giriş, Bursa, Ekin Kitabevi Yayınları,
1998, s.67.
35. Vittoria Villa, La science du droit, Trad. par Odile et Patrick Nerhot,
Bruxelles, Paris, Story-Scientia, L.G.D.J., 1991.
36. Bu konuda bkz. Gözler, Hukukun Genel Teorisine Giriş, op. cit., s.20-23.
37. Mustafa Erdoğan, Anayasal Demokrasi, Ankara, Siyasal Kitabevi, 1996, s.14.
140
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
sında oldukça zayıf kalmaktadır”38. Diğer yandan, Mustafa Erdoğan,
Bakır Çağlar’ın anayasa biliminin konusu olarak takdim ettiği “anayasal sistem”in “tüm toplumsal alanı kaplayacak şekilde kavramlaştırılmasını” da pek doğru görmüyor39. Çünkü,
“anayasaların eksenini sivil toplum-devlet ilişkisinin oluşturduğu
doğrudur, ama bu ilişkinin ‘sosyal sistemi’ kurumsallaştırma boyutuna taşınması bu esprinin tamamen dışında kalır. Gerçi, bir anayasal
sistem sosyal sistem ile ilişkilidir, ama bu ilişki birinin diğerini kapsaması ve/veya belirlemesi anlamında değildir. Esasen, böyle bir
normlar sistemi, anayasadan çok, kapsayıcı bir sosyal ahlak koduna
benzemektedir”40.
6. “Anatüze”
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyesi
Prof. Dr. Cem Eroğul, “anayasa hukuku” terimi yerine “anatüze”
teriminin kullanılmasını öneriyor. Yazarın bu başlıklı bir de kitabı
vardır41.
Eleştiri.- Tüzenin hukuk olduğu biliniyor. O halde “anatüze”,
“ana hukuk” demektir. Bu terim yukarıda görüldüğü gibi yeni bir
terim değil, Hüseyin Nail Kubalı tarafından 1946’da ve Ali Fuat
Başgil tarafından 1948’de kullanılmış bir terimdir42. Ancak bu terim
tutmamıştır. Diğer yandan, Türkçede hukuk kelimesinin yerine “tüze” kelimesi uzun zamandır önerilmiş, ancak benimsenmemiştir. Bu
nedenle, bir yandan “ana hukuk” tabirinin, diğer yandan “tüze” kelimesinin tutmadığına bakılarak, “anatüze” teriminin de evleviyetle
tutmayacağı tahmin edilebilir.
38. Ibid.
39. Ibid.
40. Ibid.
41. Cem Eroğul, Anatüzeye Giriş, Ankara, İmaj Yayıncılık, 1997.
42. Hüseyin Nail Kubalı, Devlet Ana Hukuku, İstanbul, 1946; Ali Fuat Başgil,
Ana Hukuk Dersleri, İstanbul, 1948.
Bölüm 9
ANAYASA HUKUKUNUN TANIMI
Bu bölümde anayasa hukukunun tanımı sorununu göreceğiz. Bunu yaparken ilk önce Fransız anayasa hukuku doktrininde verilmiş
tanımları, sonra Türk anayasa hukuku doktrininde yapılmış anayasa
hukuku tanımlarını inceleyeceğiz.
1. Fransız Doktrininde Anayasa Hukukunun Tanımı
Fransız anayasa hukuku doktrininde değişik anayasa hukuku tanımları yapılmış, anayasa hukuku konusu olarak değişik konular önerilmiştir. Şüphesiz bu tanımlar ve konular birbirine büyük ölçüde
benzemektedir. Ancak standart bir tanımın yapıldığı, anayasa hukuku
standart konularının tespit edildiğini söylemek oldukça güçtür. Biz
burada yapılan tanımlardan, önerilen konulardan bazılarını göreceğiz.
Adhémar Esmein’e göre, anayasa hukukunun üçlü bir konusu
vardır: (1) Devletin şekli; (2) hükûmet organlarının şekli; (3) devletin
haklarının sınırları1. O halde Esmein’in anayasa hukukunu, devletin
ve hükûmet organlarının şekli ile devletin haklarını inceleyen bir
hukuk dalı olarak tanımladığını söyleyebiliriz.
Léon Duguit’ye göre ise, anayasa hukuku devletin sahip olduğu
iktidarları ile yükümlülükleri ve devletin iç teşkilatını düzenleyen
hukuk kurallarından oluşan bir hukuktur2.
Julien Laferrière’e göre ise, anayasa hukuku, “devletin yüksek
organlarını (organes supérieurs de l’Etat)” inceleyen bir hukuk dalı-
1.
2.
Adhémar Esmein, Eléments de droit constitutionnel, Paris, Librairie de la
Société du recueil des lois et des arrêts, 1896, s.1.
Léon Duguit, Manuel de droit constitutionnel, Paris, Anciennes maisons
Thorin et Fontemoing, 1923, s.38.
142
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
dır3. Yazara göre, anayasa hukuku, devletin yapısı ve biçimi, devletin
yüksek organlarının (parlâmento ve yürütme) organizasyonu, işleyişi
ve yetkileri ve nihayet vatandaşların yönetime katılması gibi konuları
incelemektedir4.
Georges Vedel de anayasa hukukunu Laferrière’e benzer şekilde
tanımlıyor. Yazara göre, anayasa hukukunun konusunu “devletin
yüksek organizasyonu (organisation supérieur de l’Etat)” oluşturur.
Anayasa hukuku, devletin yüksek organlarının (organes supérieurs
de l’Etat) statüsünü belirleyen hukuktur5.
Fransız doktrinine bakıldığında, anayasa hukukunun genel olarak
yasama ve yürütme gibi devletin yüksek organlarının kuruluşunu ve
işleyişini inceleyen bir hukuk dalı olarak tanımlandığı görülmektedir.
Fransız anayasa hukuku doktrininden örnek niteliğinde anayasa
hukuku tanımları verdikten sonra şimdi, Türk anayasa hukukundan
değişik anayasa hukuku tanımları verelim.
2. Türk Doktrininde Anayasa Hukukunun Tanımı
İlk önce şunu gözlemleyebiliriz ki, Türk doktrinindeki eski yazarlar, anayasa hukukunun tanımı ve konusu sorununa yeterince ilgi
göstermişlerdir. Başgil, Kubalı, Esen, Arsel, Tüzel ve Kürkçüer’in
kitaplarında anayasa hukuku tanımı ve konusu problemine adanmış
başlıklar vardır. Buna karşılık, modern doktrinde, Ankaralı yazarlarda (Özbudun, Soysal, Dal, Eroğul, Sabuncu, Erdoğan) anayasa hukukunun tanımı veya konusuna adanmış başlıklar yoktur.
Biz bir anayasa hukuku tanımı yapmış yazarlardan hareketle örnek anayasa hukuku tanımları vereceğiz.
Ali Fuat Başgil’den başlayalım. Yazara göre, anayasa hukuku,
“bir devletin siyasî rejimini, yani merkezi organ ve müesseseleriyle
bunlardan her birinin teşekkülünü, işlemesini, vazife ve selahiyetlerini ve vatandaşlarla münasebet tarzlarını gösteren ve vatandaşların
3.
4.
5.
Julien Laferrière, Manuel de droit constitutionnel, Paris, Editions DomatMontchrestien, 2e édition, 1947, s.1.
Ibid., s.2.
Georges Vedel, Droit constitutionnel, Paris, Sirey, 1949, (réimpression,
1989), s.4-5.
BÖLÜM 9: TANIM
143
ana hak ve hürriyetlerini tayin eden kaide ve prensiplerin mecmuudur”6.
Hüseyin Nail Kubalı ise anayasa hukukunu “devletin anayapısı
ve bu yapının muhtelif parçaları arasındaki münasebetleri ve bütünün
fonksiyonlarını ve Devlet karşısında fertlerin ana hak ve hürriyetlerini tayin ve tanzim eden kaide ve müesseselere bunları tetkik ve izah
eden hukuk ilmidir”7.
Bülent Nuri Esen’de çok belirgin bir anayasa hukuku tanımı olmamasına rağmen tanım yerine geçecek şu ifadelere rastlanmaktadır:
“Anayasa hukuku devleti özünde, yapısında ve varlığında ele alır.
Devlet yönetimi mekanizmasını, hükûmeti bunun için gerekli olan
siyasî otoriteyi kurallara bağlar”8. “Anayasa hukuku her şeyden önce
üstün buyruğun meydana gelmesi koşullarını, yapısını, ilişkilerini ve
üstün buyurma yetkisinin kendilerine verildiği organların işleyişini
ele alır”9.
İlhan Arsel’e göre ise “anayasa hukuku hükûmetin yapısını, vazifelerini ve fertlerle münasebetlerini tetkik eden hukuk koludur”10.
İlhan Arsel’de değişik ifadelerle yapılmış benzer bir anayasa hukuku
tanımına daha rastlanmaktadır: “Anayasa hukuku millî hayatı tanzim
eden, millî hayata istikamet veren ve idare mekanizmasına muharrik
kuvvet vazifesini gören Devletin en yüksek organlarını, bu organların
teşekkül tarzlarını, birbirleriyle olan münasebetlerini, ferdin bu organlarla olan münasebetlerini tetkik eden bir hukuk koludur”11.
Sadık Tüzel’e göre ise, anayasa hukuku, “devletin siyasî teşkilâtını amme kuvvetleri arasındaki farkı, hükûmetin esasını ve cevherini
teşkil eden kanun yapmak ve kanun tatbikini temin etmekten ibaret
olan iki fonksiyonunu ifa etmek vazifesini üzerine alan şahsiyetlerin
tayin ve seçimi kurallarını bildirir”12.
Orhan Melih Kükçüer ise anayasa hukuku konusunda şu tanımı
veriyor: “Esas Teşkilât Hukuku, bir devletin siyasî müesseselerinin,
6.
7.
8.
9.
10.
11.
12.
Başgil, Esas Teşkilât Hukuku, op. cit., s.50.
Hüseyin Nail Kubalı, Esas Teşkilât Hukuku, İstanbul, 1955, s.24.
Esen, Anayasa Hukuku, op. cit., s.13.
Ibid., s.14.
Arsel, Anayasa Hukuku, op. cit., s.8.
Ibid.
Tüzel, op. cit., s.24.
144
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
teşkilât ve faaliyetlerini düzenleyen âmme hukukuna dahil bir hukuk
dalıdır”13.
A. Selçuk Özçelik’e göre ise, anayasa hukuku, “Devletin siyasî
bünyesini, çalışmasını, fonksiyonlarını, hükûmet usûl ve teşkilâtını
kuran Devlet otoritesi, iktidarı karşısında vatandaşların (fertlerin)
temel hak ve hürriyetlerini gösteren ilim dalıdır”14.
Tarık Zafer Tunaya’ya göre ise, “anayasa hukuku, siyasal hayatın gerçeklerini hukukî olarak çerçeveleyen ve bunları düzenlemekle
görevli hukuk koludur”15.
Özkan Tikveş’e göre ise, anayasa hukuku, “Devlet’in biçimini
saptar, ana kuruluşu ile siyasal rejimini, yasama, yürütme ve yargı
organları arasındaki ilişkileri inceler; ayrıca bireylerin siyasal iktidar
karşısındaki haklarını gösterir”16.
Günümüz yazarlarının anayasa hukukunun tanımı ve konusu sorunu karşısında oldukça ilgisiz davrandıklarını yukarıda belirtmiştik.
Bununla birlikte, Gözübüyük ve Teziç’te birer anayasa hukuku tanımına rastlanabilir.
A. Şeref Gözübüyük’e göre, anayasa hukuku, “devletin biçimini,
ana kuruluşlarını, yasama, yürütme ve yargı yetkilerini kullanan organlarının yapısını ve işleyişini, bireylere sağlanan temel hak ve özgürlükleri inceler”17.
Erdoğan Teziç’e göre ise “anayasa hukuku, bir iç kamu hukuku
olarak, devletin temel kuruluşunu, işleyişini, iktidarın el değiştirmesini ve iktidar karşısında bireylerin özgürlüklerini inceleyen bir disiplindir”18.
***
13. Kürkçüer, op. cit., s.17.
14. Özçelik, Esas Teşkilât Hukuku, op. cit., s.1.
15. Tarık Zafer Tunaya, Siyasal Kurumlar Ve Anayasa Hukuku, İstanbul, Araştırma, Eğitim, Ekin Yayınları, 5. Bası, 1982, s.34.
16. Özkan Tikveş, Teorik ve Pratik Anayasa Hukuku, İzmir, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayını, 1982, s.19.
17. A. Şeref Gözübüyük, Anayasa Hukuku, Ankara, Turhan Kitabevi, Yedinci
Baskı, 1998, s.4.
18. Teziç, op. cit., s.4.
BÖLÜM 9: TANIM
145
Bizim burada kendimize özgü bir anayasa hukuku tanımı yapma
gibi bir çabamız yoktur. Burada sadece doktrindeki mevcut durumu
saptamaya ve bunu yansıtmaya çalışıyoruz.
Yukarıdaki tanımların hepsini içeren genel bir tanım yapmak imkânsız değilse de, oldukça zordur. Biz yine de yukarıdaki tanımlarda
dile getirilen unsur ve özellikleri az çok içeren kapsayıcı bir anayasa
hukuku tanımı yapmaya teşebbüs ettik:
Anayasa hukuku, yasama, yürütme ve yargı gibi devletin temel
organlarının kuruluşunu, işleyişini ve bu organlar arasındaki karşılıklı ilişkileri ve devlet karşısında vatandaşların temel hak ve özgürlüklerini düzenleyen hukuk kurallarını inceleyen bir hukuk bilimi
dalıdır.
146
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
Bölüm 10
ANAYASA HUKUKUNUN KONUSU
Bu bölümde anayasa hukukunun konusunu saptamaya çalışacağız.
Yukarıda anayasa hukukunun değişik tanımlarını gördük. Keza
önceki bölümün sonunda biz de genel bir anayasa hukuku tanımı
yaptık. Gerek bizim yaptığımız tanım, gerek diğer örnek tanımlar
incelenirse, bu tanımların anayasa hukukunu, incelediği konulara
göre tanımladıkları gözlemlenebilir. Genellikle, “anayasa hukuku, şu
şu konuları inceleyen hukuk dalıdır” gibi tanımlar yapılmaktadır. O
nedenle, aslında anayasa hukukunun “tanımı” ile “konusu” arasında
bir bağlantı vardır. Dolayısıyla, anayasa hukukunun konularını, anayasa hukuku tanımından hareketle çıkarabiliriz.
Yukarıda yaptığımız anayasa hukuku tanımını tekrarlayalım:
Anayasa hukuku, yasama, yürütme ve yargı gibi devletin temel
organlarının kuruluşunu, işleyişini ve bu organlar arasındaki karşılıklı ilişkileri ve devlet karşısında vatandaşların temel hak ve özgürlüklerini düzenleyen hukuk kurallarını inceleyen bir hukuk bilimini
dalıdır.
Bu tanıma göre anayasa hukukunun belli başlı iki veçhesi vardır:
Bunlardan birincisi devletin temel organlarıyla, ikincisi ise vatandaşların temel hak ve özgürlükleriyle ilgilidir.
Birinci veçhesinde anayasa hukuku, yasama, yürütme ve yargıdan oluşan devletin temel organlarının, bir yandan kuruluşunu, diğer
yandan onların işleyişini incelemektedir. “Kuruluş” ile kastedilen
şey, yasama, yürütme ve yargının organik açıdan incelenmesidir.
“İşleyiş” ile kastedilen şey ise, bu organların fonksiyonel açıdan incelenmesidir. Keza birinci veçhede anayasa hukuku, bu temel organların karşılıklı ilişkilerini de incelemektedir.
148
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
İkinci veçhesinde ise, anayasa hukuku vatandaşların devlet karşındaki temel hak ve özgürlüklerini incelemektedir. Bu temel hak ve
özgürlükler, aynı zamanda devletin temel organlarının yetkilerinin
sınırını da oluşturmaktadır.
Böylece anayasa hukukunun konusu ortaya çıkmaktadır. Görüldüğü gibi anayasa hukukunun konusunun kısaca devlet olduğunu
söyleyebiliriz.
***
Anayasa hukuku konusunu tespit için değişik yöntemlerden hareket edilebilir. Yukarıda yapıldığı gibi belirli bir tanımdan mantıkî
çıkarımlar yapılarak konu saptanabilir. Aslında nihaî tahlilde her
bilim dalının konusunu, o dalda çalışan kişiler saptamaktadır. Anayasa hukukunun konusunu da anayasa hukukçuları belirlemektedir. O
halde anayasa hukukunun konusunun anayasa hukukçularının inceledikleri şeylerden oluştuğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Eğer bu
böyleyse, anayasa hukukçularının kitaplarındaki bölüm başlıklarından hareket etmek gerekir. Eğer biz anayasa hukukçularının kitaplarındaki bölüm başlıklarının bir dökümünü yaparsak, anayasa hukukunun konusunu da sağlıklı bir biçimde saptamış oluruz.
Biz aşağıda onüç ve ondördüncü bölümlerde Fransız ve Türk anayasa hukuku doktrinlerinin gelişimini inceleyeceğiz. Bu kısımda
belli başlı yazarların kitaplarını gözden geçirip bunların inceledikleri
konuları ve konularına yaklaşım yöntemlerini ortaya koymaya çalışacağız. Orada bu konu dökümü ayrıntılı bir şekilde her yazar için
zaten yapılmıştır. O nedenle burada bu konu dökümünü her yazar
için tekrarlamayacağız.
Sadece orada yapılan dökümlerden hareketle olabildiğince her
konuyu kapsayan bir liste yapmaya çalışacağız. Burada çıkaracağımız konular, değişik yazarların incelediği her konuyu aşağı yukarı
içerecektir.
1. Fransız Anayasa Hukuku Doktrininin Konuları
Önce Fransız anayasa hukuku doktrini konularını görelim. Aşağıda onüçüncü bölümde görüleceği üzere Fransız anayasa hukuku
doktrini üç ayrı döneme ayrılmaktadır.
a) Birinci Dönemin Konuları.- Burada da ilk önce Fransız anayasa hukuku doktrininin birinci döneminden, yani klasik dönemden
BÖLÜM 10: ANAYASA HUKUKUNUN KONUSU
149
başlayalım. Klasik doktrinin en ünlü temsilcileri olarak Esmein,
Carré de Malberg, Duguit, Hauriou, Barthélemy-Duez, Laferrière ve
son temsilcisi olarak Vedel1 sayılabilir.
Fransız anayasa hukuku klasik doktrininin konuları incelendiğinde grosso modo ikili bir ayrım gözlemlenebilir. Klasik yazarlar, eserlerinin genellikle “anayasa hukukunun genel teorisi” gibi isimler taşıyan birinci kısımlarında, devlet, devlet şekilleri (üniter devletfederal devlet), millî egemenlik ilkesi, egemenliğin kullanımına göre
hükûmet şekilleri (doğrudan, yarı-doğrudan ve temsilî hükûmet),
kuvvetler ayrılığı ilkesi, kuvvetler ayrılığına göre hükûmet sistemleri
(meclis hükûmeti, parlâmenter hükûmet sistemi, başkanlık sistemi),
anayasa çeşitleri, anayasanın üstünlüğü, kanunların anayasa uygunluk denetimi gibi konular işlemektedir. Keza genel teori kısmında,
“siyasî rejimler” başlığı altında değişik ülkelerin anayasal düzenlerinin incelenmesine de rastlanmaktadır. Klasik anayasa hukuku kitaplarının ikinci kısmında ise, 1875 Anayasasına göre anayasal sistem
incelenmektedir. Burada ilk önce kısaca anayasal gelişmeler görülmekte, sonra yürürlükteki Anayasanın kurduğu yasama, yürütme ve
yargı organlarının örgütlenmesi ve işleyişi incelenmektedir2.
Fransa’nın güncel siyasal kurumlarının incelenmesi için her şeyden önce, Laferrière’in belirttiği gibi3, bu kurumların içinde bulunduğu sistemi, bu kurumların temel ilkelerini ve teorilerini görmek
gerekir. İşte klasik anayasa hukuku kitaplarının birinci kısmında bulunan “anayasa hukukunun genel teorisi” buna hizmet eder. Keza
yürürlükteki anayasa kurumlarını anlayabilmek için o kurumların o
aşamaya nasıl geldiğini, yani tarihsel gelişimini bilmek gerekir. Siyasal kurumların incelendiği bölümde bir de Fransız anayasa tarihinin
gelişmelerinin verilmesinin nedeni budur.
1.
2.
3.
Bu yazarların eserleri ve kendileri hakkında aşağıda onüçüncü bölüme bakılabilir.
Aşağıda “Fransız Anayasa Hukuku Doktrininin Gelişimi” başlıklı onüçüncü
bölümdeki Başlık I altında incelenen Esmein, Carré de Malberg, Duguit,
Hauriou, Barthélemy-Duez, Laferrière ve Vedel’in eserlerinden yola çıkarak
bu liste derlenmiştir.
Julien Laferrière, Manuel de droit constitutionnel, Paris, Editions DomatMontchrestien, 2e édition, 1947, s.3.
150
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
Yukarıda görüldüğü gibi, klasik teorinin inceleme konularının
hemen hepsi devlet eksenlidir. Devletin kendisi, organları, bu organların kuruluşları ve fonksiyonları incelenmektedir.
Klasik teorinin inceleme konularının hepsi anayasa metinlerinde
düzenlenmiş olan konulardır. Klasik teoride, anayasa tarafından kurulan devletin temel organlarının örgütlenmesi ve işleyişi, birbirleriyle olan ilişkileri incelenmektedir.
b) İkinci Dönemin Konuları.- Aşağıda onüçüncü bölümde görüleceği gibi, Fransa’da 1950’lerden itibaren başlayan ikinci dönemde, anayasa hukuku doktrinine siyasal bilim yaklaşımı hâkim olmuştur. Bu dönemde sadece klasik teorinin konularına yaklaşım tarzı
değişmemiş, aynı zamanda bizatihi konuları da değişmiştir.
Örneğin 1960’lı, 1970’li yıllarda yazılmış Droit constitutionnel
et institutions politiques isimli manuel’lerde incelenen konular arasında siyasal iktidar, propaganda, siyasal inanışlar, meşruluk tipleri,
ideolojiler, seçim, seçim sistemleri, baskı grupları, siyasal partiler,
parti sistemleri, kamuoyu, demokratik ve otoriter rejimler gibi saf
siyasal bilim konuları görülebilir. Bu konuların yanında artık devlet
ve devlet çeşitleri, anayasa çeşitleri, anayasanın üstünlüğü, anayasa
yargısı, kurucu iktidar, millî egemenlik ilkesi ve bu ilkeye göre demokrasi tipleri (doğrudan demokrasi, temsilî demokrasi), kuvvetler
ayrılığı ilkesi ve buna göre hükûmet sistemleri (meclis hükümeti,
parlâmenter sistem, başkanlık sistemi) ya yer almıyordu ya da bu
konulara şöyle bir değiniliyordu.
c) Üçüncü Dönemin Konuları.- 1980’lerden itibaren Fransız
anayasa hukuku doktrinde yeni bir anlayış ortaya çıktı. Aşağıda
onüçüncü bölümde ayrıntılarıyla göreceğimiz gibi, buna “yeni anayasa hukuku dönemi” denmektedir. Bu dönemde, anayasa hukukunun konuları tekrar değişti. Yeni anayasa hukuku, incelediği konular
itibarıyla, siyasal bilim yaklaşımından ziyade klasik anayasa hukukuna daha yakındır. Devletin temel organlarının kuruluşu ve işleyişi
gibi klasik anayasa hukuku konularının yanında, yeni anayasa hukuku, anayasa hukukunun kaynakları, ulusal ve uluslararası hukuk arasındaki ilişkileri ve temel hak ve özgürlükleri incelemektedir. Diğer
bir ifadeyle, yeni anayasa hukukunun üç ayrı konusu vardır: Kurumlar, normlar ve özgürlükler. Bu ayrımdan yola çıkarak, Louis
Favoreu, yeni anayasa hukukunu üçe ayırmaktadır: Kurumsal anaya-
BÖLÜM 10: ANAYASA HUKUKUNUN KONUSU
151
sa hukuku, normatif anayasa hukuku ve maddî anayasa hukuku. Aşağıda onüçüncü bölümde göreceğimiz için bunlara burada daha fazla
değinmiyoruz.
2. Türk Anayasa Hukuku Doktrininin Konuları
Aşağıda “Türk anayasa hukuku doktrininin gelişimi” başlıklı
ondördüncü bölümde, her yazarın izlediği plânı, işlediği konuları tek
tek göreceğiz. Onun için şimdi yazacaklarımızın kaynağı olarak
ondördüncü bölüme bakılmalıdır.
Tarık Zafer Tunaya bir yana bırakılırsa, Türk anayasa hukuku
doktrininin bir kere Fransız anayasa hukuku doktrininde görülen siyasal bilim yaklaşımından pek etkilenmediği, konularının büyük ölçüde klasik anayasa hukuku konularına daha yakın olduğu gözlemlenebilir. Bu nedenle, Türk doktrininin konuları itibarıyla dönemlere
ayırmanın pek anlamlı olmadığını düşünüyoruz. Birçok yazarın kitaplarının bölüm başlıklarını tarayarak aşağıdaki listeyi oluşturduk.
Listenin olabildiğince kapsayıcı olmasına çalışılmıştır.
İlk olarak Türk anayasa hukuku doktrininde incelenen konular
bakımından “anayasa hukukunun genel esasları” ile “Türk anayasa
hukuku” şeklinde bir ayrım yapıldığını gözlemleyebiliriz.
“Anayasa Hukukunun Genel Esasları” Konuları.- Anayasa
hukukunun genel esasları kısmında işlenen konular arasında şunlar
sayılabilir: Pozitif bilimler-normatif bilimler tasnifi ve bu tasnif içinde anayasa hukukunun yeri, hukuk kavramı, kamu hukuku-özel hukuk ayrımı, bu ayrım içinde anayasa hukukunun yeri, anayasa hukuku tanımı ve konusu, anayasa hukukunun kaynakları, anayasacılık
hareketleri, kurucu iktidar, kuvvetler ayrılığı, kuvvetler ayrılığına
göre hükûmet şekilleri (meclis hükümeti, başkanlık rejimi, parlâmenter rejim), anayasa çeşitleri, anayasaların değiştirilmesi, kanunların
anayasaya uygunluğunun denetimi, egemenlik kavramı, egemenliğin
yapısına göre devlet çeşitleri (tek devlet, federal devlet), egemenliğin
kaynağına göre devlet şekilleri (cumhuriyet - monarşi), kamu hakları,
normatif ve ampirik demokrasi teorisi, çoğunlukçu ve çoğulcu demokrasi anlayışları, devlet iktidarının kullanılması bakımından demokrasi tipleri (doğrudan demokrasi, yarı-doğrudan demokrasi, temsilî demokrasi), demokratik teori, seçim sistemleri, seçim ilkeleri, vb.
Bu klasik teori konularına birkaç siyasal bilim konusunu da eklemek
152
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
gerekir: Siyasal iktidar, meşruluk tipleri, ideolojiler, baskı grupları,
siyasal partiler, parti sistemleri, kamu oyu, demokratik ve otoriter
rejimler vb. Değişik ülkelerin anayasal düzenlerinin kısacada olsa
incelenmesine yine Türk anayasa hukuku doktrini “genel esaslar”
kısmında “siyasî rejimler” başlığı altında rastlanabilir.
“Türk Anayasa Hukuku” Konuları.- Türk anayasa hukuku
kısmında ise genellikle, ilk başta Türkiye’de anayasacılık hareketlerinin tarihsel gelişimini tanıtmak üzere, kısaca, Osmanlı devlet düzeni, 1808 Sened-i İttifak, 1839 Tanzimat Fermanı, 1856 Islahat Fermanı, 1876 Kanun-ı Esasisi, 1908 Kanun-ı Esasi değişiklikleri, 1921
Teşkilât-ı Esasiye Kanunu, 1924 Teşkilât-ı Esasiye Kanunu, 1961
Anayasası üzerinde durulur. Daha sonra 1982 Anayasasının kurduğu
anayasal düzenin incelenmesine geçilir. Burada ilkönce, Türkiye
Cumhuriyetinin temel ilkeleri olarak, cumhuriyetçilik, Atatürk milliyetçiliği, lâiklik, demokratik devlet, insan haklarına saygılı devlet,
hukuk devleti, sosyal devlet ilkeleri incelenir. İlkelerden sonra anayasanın kurduğu temel hak ve özgürlükler düzeni incelenir. Burada
anayasanın tanıdığı özgürlükler verilir. Özellikle bu özgürlüklerin
normal ve olağanüstü dönemlerde sınırlandırılması sistemi açıklanır.
Daha sonra devletin temel kuruluşunun incelenmesine geçilir. Burada yasama, yürütme ve yargı organlarının kuruluşları ve fonksiyonları ve bunların birbirleriyle olan ilişkileri açıklanır. Türk anayasa hukuku kitapları genellikle, devletin temel organlarından yargının içinde bulunan Anayasa Mahkemesinin kuruluşu ve işleyişinin ağırlıkla
incelendiği bir bölüm ile sona erer4.
Karşılaştırma.- Fransız siyasal bilim yaklaşımı konuları bir yana bırakılırsa, Fransız anayasa hukuku doktrini konuları ile Türk anayasa hukuku doktrini konuları karşılaştırıldığında büyük benzerlikler görülmektedir. Önce bir “genel teori” veya “genel esaslar” kısmında, devlet kavramı, unsurları, çeşitleri, hükûmet sistemleri, demokrasi gibi temel kavramlar, kurumlar ve ilkeler görülmekte, sonra
da ülkenin pozitif anayasal düzeni incelenmektedir. Bu kısımda
Fransız ve Türk doktrinleri arasında bir fark gözlemlenebilir. Fransız
doktrini 1980’li yıllara kadar, devletin temel organları olarak esas
4.
Temelde Ergun Özbudun ve Mümtaz Soysal’ın kitaplarının şeması izlenmiştir: Ergun Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, Ankara, Yetkin Yayınları, Beşinci
Baskı, 1998; Mümtaz Soysal, 100 Soruda Anayasanın Anlamı, İstanbul, Gerçek Yayınevi, Onbirinci Baskı, 1997.
BÖLÜM 10: ANAYASA HUKUKUNUN KONUSU
153
itibarıyla yasama ve yürütme organlarını incelemiş, yargı organına
karşı tamamen ilgisiz kalmış, yargı organını kendi inceleme konusu
olarak pek görmemiştir. Ancak, 1980’lerde yeni anayasa hukukunun
doğumu ile bu eksiklik giderilmiştir. Buna karşılık, Türk anayasa
hukuku doktrininde her zaman devletin temel organları arasında yargı da işlenmiştir. Bu üç organ birbirine eşit görülmüştür. Hatta, 1961
Anayasası döneminde yürütme diğer iki organ karşısında daha az
saygın kalmıştır. Özetle, Fransız anayasa hukuku doktrininde
1980’lere kadar yargı organı bir anayasa hukuku konusu olarak kabul
edilmezken (ki hâlâ birçok Fransız anayasa hukuku kitabında yargı
işlenmemektedir), Türk anayasa hukuku doktrininde her zaman yargı
devletin temel bir organı olarak kabul edilmiş ve anayasa hukuku
kitaplarında incelenmiştir.
Değerlendirme.- Kanımca, “anayasa hukukunun konusu” hakkında kesin kurallar konulması mümkün değildir. Her yazar en nihayet kendi konusunu kendi belirlemektedir. Yazarların çoğunluğunun
ortak olarak işledikleri konular da anayasa hukuku bilimin konusunu
oluşturmaktadır. Yukarıda tasvirî bir şekilde doktrinin incelediği
konuların bir listesi yapılmaya çalışılmıştır.
Pozitivist Teori Açısından Anayasa Hukukunun Konusu.Hukukî pozitivizm açısından bakarsak anayasa hukukunun konusu
hakkında şunları söyleyebiliriz.
Anayasa hukuku, bir hukuk dalı olduğuna göre kendi alanındaki
pozitif hukuk kurallarını inceler. Diğer bir ifadeyle, anayasa hukukunun konusunu pozitif hukuk kuralları oluşturur. Anayasa hukuku
alanında bu pozitif hukuk kuralları anayasalar da belirtilir. O halde
anayasa hukukunun konusunu, anayasada bulunan kuralların oluşturduğunu söyleyebiliriz.
Buna göre Türk anayasa hukukunun konusu, Türk Anayasasında
bulunan kuralların incelenmesidir. Anayasada bulunmamakla birlikte
kanunlarda bulunan; ama yine de devletin temel kuruluşu ile ilgili
olan konular da, örneğin seçim sistemleri de anayasa hukukunun inceleme konusuna girer. Ancak, kaynağını anayasadan ve kanunlardan
almayan konular anayasa hukukunun inceleme konusuna giremez.
Bu nedenle anayasa hukuku doktrininde yer yer görülen seçim sistemleri ile parti sistemleri arasındaki ilişkiler, kamuoyu, baskı grupları, ideolojiler gibi siyasal bilim konuları ve devletin kökeni hakkın-
154
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
daki doktrinler gibi siyasal felsefe konuları anayasa hukuku inceleme
alanına dahil değildir.
Şüphesiz anayasa hukukunun genel teorisinin inceleme konularını falan ülkenin filan tarihli anayasasına göre tespit edemeyiz. Ancak
yine de anayasa hukukunun genel teorisinin inceleme konusu da anayasa kurallarından hareketle belirlenmelidir. Diğer bir ifadeyle anayasa hukukunun genel teorisi, kaynağını pozitif anayasalarda bulmayan kavram, kurum ve ilkeler ile uğraşmaz. Ancak genel teorinin
incelediği kavram, kurum ve ilkeler, sadece belirli bir ülkenin belirli
bir tarihte yürürlükte olan anayasası için değil, birçok ülkenin anayasaları için geçerlidir. Belirli bir anayasal kurum hakkında, değişik
ülkelerin anayasal düzenlemeleri incelenir; o kurumun değişik ülkelerde görülen ortak özellikleri tespit edilir; bunlar sistemleştirilirse, o
kurum hakkında anayasa hukukunun genel teorisi çalışması yapılmış
olur. Örneğin, yasama ile yürütme arasındaki ilişkileri düzenleyen
değişik ülkelerin anayasalarının kuralları incelenir, bunların genel
esasları ortaya konulur, bunlar arasında bir sistemleştirme yapılırsa,
“hükûmet sistemleri” konusunda bir “anayasa hukukunun genel teorisi çalışması” yapılmış olur.
***
Bununla birlikte belirtelim ki, anayasada yer alan her konu anayasa hukukunun inceleme konusuna girmez. Anayasalarda devletin
temel kuruluşuna ilişkin olmayan hükümler de vardır. Örneğin 1982
Türk Anayasasında (m.62) yabancı ülkelerde çalışan Türk vatandaşlarıyla ilgili hüküm vardır. Keza yine aynı Anayasa (m.169-170) ormanlarla ilgili uzun düzenlemeler içermektedir. Böyle tuhaf hükümlerin anayasada yer alması istisnai değildir. Bu konuda pek çok örnek
vardır. Örneğin Fransa’da 1926 yılında yapılan bir anayasa değişikliği ile Millî Savunma Bonolarının İşletilmesi ve Kamu Borcunun Ödenmesi Sandığına (Caisse de gestion des bons de la Défense
national et d’amortissement de la dette publique) ilişkin hükümler
1875 Anayasasına dahil edilmiştir5. Keza İsviçre Federal Anayasasının 25bis maddesi kasaplık hayvanların kesim usulüne ilişkin hü-
5.
Adhémar Esmein, Eléments de droit constitutionnel français et comparé, 8e
édition revue par Henry Nézard, Paris, Sirey, tome I, 1927, tome II, 1928,
s.555.
BÖLÜM 10: ANAYASA HUKUKUNUN KONUSU
155
kümler içermektedir6. Bu hükümler her ne kadar biçimsel olarak anayasa hükmü olsalar da anayasa hukukunun konusuna girmezler;
zira, bunlar devletin temel kuruluşuyla alâkasızdırlar.
Keza böylesine istisnaî olmamakla birlikte, anayasalarda idarî,
malî, cezaî, medenî, iktisadî nitelikte hükümler vardır. Bu hükümlerin incelenmesi, haliyle anayasa hukukunun değil, idare hukukunun,
malî hukukun, ceza hukukunun, ve hatta özel hukukun alanına girer7.
Zira bunlar devletin temel kuruluşuyla ilgili değildir.
Diğer yandan, anayasa hukukunun konusu, anayasanın çerçevesini aşar. Devletin temel kuruluşuyla ilgili herhangi bir konu, Anayasa ile düzenlenebilecek yerde, bir kanunla veya kararname ile veya
hatta tüzükle düzenlenmiş olabilir8. Bu konular da devletin temel
kuruluşunu ilgilendirdiği ölçüde anayasa hukukunun inceleme sahasına girer. Örneğin ülkemizde, seçim sistemi anayasa ile değil, kanun
ile düzenlenmiştir. Ancak, şüphe yok ki, seçim sistemleri anayasa
hukukunun en temel konularından biridir. Keza parlâmentoların çalışması da genelde kendilerinin yaptığı içtüzük ile düzenlenir. Yasama organının işleyişi düzenlendiğinden içtüzük hükümlerinin incelenmesi de anayasa hukukunun inceleme konusuna girer.
Bazı yazarlar, siyasî konuların anayasa ile, hatta hukuk kurallarıyla düzenlenmemiş olsa bile, siyasî mahiyetleri sebebi ile anayasa
hukukunun inceleme konusuna girmesi gerektiğini düşünmektedirler9. Kanımızca bu düşünce yanlıştır. Gerçekten de, yukarıda belirtildiği gibi, bir konunun anayasa hukukunun inceleme sahasına girmesi
için anayasa ile düzenlenmiş olması şart değildir; kanunla, tüzükle de
düzenlenmiş olabilir. Ancak hukuk kurallarıyla hiçbir şekilde düzenlenmemiş bir konunun anayasa hukukunun inceleme sahasına girdiğini söylemek mümkün değildir. Zira, böyle bir şey esasen tabiî hukuk varsayımını gerektirir. Kanımızca, kaynağını pozitif hukuk metinlerinde bulmayan bir konu, hukukun da, anayasa hukukunun da
inceleme sahasına girmez.
6.
7.
8.
9.
Marcel Bridel ve Pierre Moore, “Observations sur la hiérarchie des règles
constitutionnelles”, Revue du droit suisse (= Zeitschrift für Schweizerisches
Recht), Vol. 87, 1968, I, s.411.
Georges Vedel, Droit constitutionnel, Paris, Sirey, 1949, s.5; Kubalı, Anayasa
Hukuku, op. cit., s.4.
Kubalı, Anayasa Hukuku, op. cit., s.5.
Kubalı böyle düşünüyor (Ibid., s.5).
Bölüm 11
ANAYASA HUKUKUNDA YAKLAŞIM BİÇİMLERİ
Anayasa hukukunun incelediği konuların neler olduğunu önceki
bölümde gördük. Anayasa hukukunun konularına değişik açılardan
yaklaşılabilir. Bu açılardan başlıcaları, tarihî, felsefî, sosyolojik ve
hukukî yaklaşım açılarıdır.
1. Tarihî Yaklaşım
Anayasa hukukunun konularına öncelikle tarihî açıdan yaklaşılabilir. Zira, başta anayasa olmak üzere, anayasa hukukunun bütün
konuları belirli tarihsel koşulların ürünüdür. Anayasa hukukunun
incelediği kurumların ne zaman ve nasıl ortaya çıktığı tarih biliminin
yöntemleriyle araştırılıp, bunların neden ibaret olduğu ortaya konabilir. Özellikle anayasaların yapılma koşulları konusunda böyle tarih
çalışmaları yapılmaktadır. Bir anayasanın hangi tarihi koşullar içinde
yapıldığının araştırılması siyasal tarih çalışmasına vücut verir. Örneğin, 1876 Kanun-ı Esasînin hazırlanmasında etken olan tarihsel koşulların ve kişilerin incelenmesi durumunda bir siyasal tarih çalışması yapılmış olur. Keza, 1961 Anayasasının veya 1982 Anayasasının
hazırlandığı ortamın incelenmesi de bir tarih çalışmasına vücut verir1. Böyle çalışmalar o anayasanın kurduğu anayasal düzenin daha
iyi anlaşılması için gerekli ve yararlıdır.
Ancak unutulmamalıdır ki bu tür çalışmalar bir anayasa hukuku
çalışması değil, bir tarih çalışmasıdır. Böyle çalışmaları yapmak esas
1.
Ülkemizde bu anlamda anayasal tarih çalışmaları yapılmıştır. Bunlardan bazıları şunlardır: Recai Galip Okandan, Amme Hukukumuzun Ana Hatları, İstanbul, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1971; Orhan Aldıkaçtı,
Anayasa Hukukumuzun Gelişmesi ve 1961 Anayasası, İstanbul, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1982; Bülent Tanör, İki Anayasa: 19611982, İstanbul, Beta, Üçüncü Baskı, 1994; Bülent Tönör, Osmanlı-Türk Anayasal Gelişmeleri, İstanbul, Afa Yayınları, Üçüncü Baskı, 1996.
158
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
itibarıyla tarihçilerin uzmanlık alanına girer. Bunun teorik sebepleri
olduğu gibi, pratik sebepleri de vardır. Tarih formasyonundan mahrum olan anayasa hukukçularının tarih alanında ciddî ürünler vereceğini beklemek abartılı olacaktır. Örneğin eski yazıyı bilmeyen, eski
dile hâkim olmayan bir anayasa hukukçusunun 1876 Kanun-ı Esasîsinin nazırlanış koşulları üzerine bir tarih çalışması yapması zaten
beklenemez. Bu nedenle anayasa hukukçuları tarihî yaklaşım tarzından kanımızca olabildiğince uzak durmalıdırlar. Şüphesiz anayasa
hukukçuları içinden birinin veya birkaçının özel ilgisi ve yeteneği
sayesinde iyi bir tarihçi olması ihtimali de vardır. Örneğin Tarık Zafer Tunaya, anayasa hukukçuluğunun yanında birinci sınıf bir tarihçidir. İncelediği konuları birinci elden kaynaklara dayanarak inceler.
Ancak bu kuraldan ziyade istisnadır. Bu takdirde de, anayasa hukukçusunu, o çalışmaları itibarıyla, bir
2. Felsefî Yaklaşım
İkinci olarak, anayasa hukuku konularına felsefî açıdan da yaklaşılabilir. Zira bir anayasal düzen, sadece tarihî veya hukukî bir vakıa
değil, aynı zamanda bir değerler ve inançlar sisteminin somutlaşması, harekete geçirilmesidir2. Diğer yandan, anayasa hukuku konularının özünü anlamak, gerçek niteliğini ortaya koyabilmek ve ayrıntılarda kaybolmamak için, spekülatif düşünce ile insan düşüncesinin
uçsuz bucaksız derinliklerine cesaretle inmek gerekir3. Nihayet, anayasalar “daha iyi” bir düzen yaratmak amacıyla yapılır. Bir anayasa
ile hedeflenen bu “daha iyi”nin ortaya konulması ve ideal bir temel
kuruluşun yüksek ilkelerin saptanması gerekir. Tüm bunlar ise spekülatif düşünceyi ön plânda tutarak felsefî bir yaklaşımla yapılabilir.
Böyle bir siyasal felsefe çalışmasında örneğin “devletin temel kuruluşunun özü nedir”, “devletin temel kuruluşunun ideal ilkeleri nelerdir” veya “daha iyi bir temel kuruluş nedir” gibi sorulara yanıt aranabilir.
2.
3.
Yahya Kazım Zabunoğlu, Kamu Hukukuna Giriş, Ankara, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1973, s.25-26.
Yavuz Abadan, “Siyasette Nazariye ve Tatbikat Münasebeti ve Türk Anayasa
Sistemi”, İncelemeler, Ankara, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi
Yayınları, 1960, s.95; Yavuz Abadan, “Amme Hukukunun Konusu ve Öğretim Metodu”, Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, Cilt XX, 1965, Sayı 3-4,
s.407.
BÖLÜM 11: YAKLAŞIM BİÇİMLERİ
159
Şüphesiz spekülatif düşünceyi ön plânda tutarak anayasa hukuku
konularının derinliklerine inilmesinde büyük yarar vardır. Ancak
böyle bir yöntem, kanımızca anayasa hukukçularının uzmanlık alanının dışında kalır. Zira bu tür bir yaklaşım, hukuk kültürü yanında
derin bir felsefe kültürünü de gerektirmektedir. Bu vesileyle belirtelim ki, böylesine bir felsefe kültürüne sahip olmayan bir hukukçunun, bu alanda kötü bir felsefeci olmaktan öteye gitmesi hayli zordur.
3. Sosyolojik Yaklaşım
Nihayet, anayasa hukuku konularına sosyolojik açıdan da yaklaşılabilir. Bu takdirde bu konular ampirik açıdan incelenir; gözlem
yoluyla elde edilen veriler sistemleştirilir, genellemelere varılır,
örüntüler saptanır; neticede bu konuların “kanun”larına ulaşılmaya
çalışılır. Örneğin yarı-doğrudan demokrasinin bir aracı olan referandum kurumu konusunda böyle bir “saha çalışması” yapılabilir. Önce
referandum kurumunun uygulandığı belirli bir ülkede, referanduma
hangi durumlarda ve hangi koşullarda gidildiği saptanır; sonra elde
edilen veriler sistemleştirilebilir. Böylece referanduma başvurulma
halleri bulunabilir. Buradan tüme varım yoluyla genellemeler yapılabilir ve keza, referandumlar sonuçları açısından da ampirik olarak
incelenebilir. Çeşitli değişkenler ele alınarak, bunlarla referandumun
sonuçları arasında bir bağıntı olup olmadığı araştırılabilir. Keza çeşitli sosyal olgu ve kurumlar karşısında referandum kurumunun durumu
da incelenebilir.
Şüphesiz anayasa hukuku konularına sosyolojik açıdan da yaklaşılmalıdır. Bu konularda bir ampirik çalışma, bir siyasal sosyoloji
çalışması, bir siyasal bilim çalışması fevkalâde gereklidir. Ancak
kanımızca böyle bir çalışmayı yapmak anayasa hukukunun dışında
kalır. Böyle bir çalışma, anayasa hukukçularının değil, siyasal bilimcilerin görevine girer. Kaldı ki anayasa hukukçuları, siyasal bilim
formasyonuna sahip değildir. Örneğin istatistikten bihaber olan bir
anayasa hukukçusunun konusuna siyasal bilim açısından da yaklaşmaya kalkması, onu kötü bir siyasal bilimci yapmaktan öteye götürmez.
4. Hukukî Yaklaşım
Nihayet anayasa hukuku konularına hukukî açıdan da yaklaşılabilir. Zira anayasa hukukunun inceleme konusu kavram, kurum ve
160
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
ilkeler kaynaklarını pozitif hukukî metinlerde bulmaktadır. O halde
anayasa hukuku konularına hukukî açıdan da yaklaşılabilir.
Bir konuya hukukî açıdan da iki değişik şekilde yaklaşılabilir:
Bir kere, incelenmesi istenilen konu, pozitif hukuk kuralları çerçevesinde ele alınabilir. Bu konuyu düzenleyen hukuk kurallarının
anlam ve içeriği ile ilgili sistematik açıklamalar getirilebilir. İkinci
olarak, aynı konu pozitif hukuk kurallarından ve bunların uygulanmasına ilişkin sorunlardan bağımsız olarak, genel bir düzeyde ele
alınabilir.
Bu yaklaşım olanaklarından birincisi, idare hukuku, ceza hukuku, medeni hukuk, ticaret hukuku gibi hukukun özel disiplinlerini,
daha teknik bir terimle hukuk dogmatiğini; ikincisi ise, hukuk genel
teorisini oluşturur. Hukukun genel teorisi, hukukun içeriğini değil,
hukukun normatif yapısını, formel yapısını inceler. Hukuk dogmatiği
belirli bir hukuk düzenini incelerken, hukukun genel teorisi, bütün
hukuk düzenleri için geçerli, genel, soyut ve evrensel düzeyde açıklamalarda bulunur4.
Anayasa hukuku konularına da hem dogmatik, hem de genel teori açısından yaklaşılabilir. Bir kere, belirli bir konu, belirli bir ülkede
belirli bir tarihte yürürlükte olan anayasanın hükümleri çerçevesinde
ele alınabilir. Bu takdirde anayasa hukuku dogmatiği çalışması yapılmış olur. İkinci olarak, aynı konu, belirli bir anayasanın kurallarından bağımsız olarak, genel ve soyut düzeyde ele alınabilir. Bu
durumda anayasa hukukunun genel teorisi çalışması yapılmış olur.
Anayasa hukuku dogmatiği, belirli bir anayasa düzenini incelerken,
anayasa hukukunun genel teorisi, bütün anayasa düzenleri için geçerli, genel, soyut ve evrensel düzeyde açıklamalarda bulunur.
Örneğin parlâmenter sistem, 1982 Türk Anayasasının hükümlerine göre incelenirse bir anayasa hukuku dogmatiği çalışması yapılmış olur. Bu çalışma sadece Türkiye için geçerli olur. Ancak parlâmenter sistem konusuna, genel, soyut düzeyde yaklaşılır, bu sistemin
uygulandığı diğer ülkeler de göz önüne alınarak hepsi için geçerli
olan ortak özellikler saptanabilir. Bu şekilde parlâmentarizmin temel
ilkelerine ulaşılmaya çalışılır. Böyle bir çalışma, anayasa hukukunun
4.
Hukukun genel teorisi hakkında bkz. Gözler, Hukukun Genel Teorisine Giriş,
op. cit., s.1-23.
BÖLÜM 11: YAKLAŞIM BİÇİMLERİ
161
genel teorisi çalışmasıdır. Bu çalışmada varılan sonuçların Türkiye
için olduğu kadar, Almanya, İtalya gibi parlâmenter sistemi uygulayan diğer ülkeler için de geçerli olması beklenir.
Anayasa hukuku dogmatiği ve anayasa hukukunun genel teorisi
tabirleri Türk anayasa hukuku doktrininde genel kabul görmüş tabirler değildir. Türk anayasa hukuku doktrininde, bu tabirlerden birincisi yerine Türk anayasa hukuku, ikincisi yerine ise anayasa hukukunun genel esasları ifadesi kullanılmaktadır. İfadeler farklı da olsa,
“anayasa hukuku dogmatiği-anayasa hukukunun genel teorisi” ayrımı ile “Türk anayasa hukuku-anayasa hukukunun genel esasları”
ayrımı çakışmaktadır. Diğer bir ifadeyle, anayasa hukukunun genel
esaslarının konularına yaklaşım biçimi “genel teori”, Türk anayasa
hukukunun yaklaşım biçimi ise “dogmatik” yaklaşımdır.
Yaklaşımların Eşit Değeri
Kanımızca, yukarıda sayılan tarihî, felsefî, sosyolojik ve hukukî
yaklaşım biçimlerinin eşit teorik değeri vardır. Bir çalışmada bu yaklaşımlardan birisinin seçilmesi, diğer yaklaşım biçimlerinin öneminin
ve gerekliliğinin inkâr edildiği anlamına gelmez. Zira bir çalışmada
kullanılan yaklaşım biçimleri ile kullanılmayan yaklaşım biçimleri,
birer yaklaşım tarzı olmaları itibarıyla aynı değere sahiptirler; ve
bunların arasında bir çatışma değil, birbirlerini tamamlama ilişkisi
söz konusudur.
Nihayet belirtelim ki, aynı değere sahip bu yaklaşım biçimlerinin
geçerlilik kriterleri farklıdır. Örneğin sosyolojik yaklaşımın geçerlilik kriteri, gerçeklikle uyuşum, yani ampirik tutarlılık iken, hukukî
yaklaşımınki iç mantıkî tutarlılıktır. Ayrıca bu yaklaşımların hepsini
bilimsel saymak gerekir. Zira artık bilim, sadece gözlem ve deney ile
tanımlanamaz. Günümüzde bilimden, iç mantıki tutarlılığa sahip önermeler sistemini; açıkçası, dilin doğru bir teşkilini anlamak gerekir5. Bu anlamda, devletin temel kuruluşuna, sosyolojik açıdan yaklaşılması ile hukukî açıdan yaklaşılması arasında bilimsellik bakımından bir fark yoktur.
5.
Zeki Hafızoğulları, “Hukuk ve Ceza Hukuku Biliminin Konusu ve Sınırları
Sorunu”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt XXXV, 1978, sayı 1-4, s.274-279.
162
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
Sonuç: Münhasıran Hukukî Yaklaşım yahut Anayasa Hukukunun “Saf” Teorisi
Kanımızca, anayasal konulara şüphesiz tarih, siyasal bilim, siyasal felsefe açılarından da yaklaşılabilir ve yaklaşılmalıdır da. Ancak
bu değişik yaklaşımlar, anayasa hukuku adı altında yapılmamalıdır.
Her bilim dalının kendine has bir yöntemi vardır. Kanımızca, bir
bilimdalında, bu yöntemlerin bir karmasının yapılmasının bir yararı
yoktur; dahası metodolojik bakımdan fevkalâde sakıncalıdır da. Kaldı ki, tarih, siyasal bilim ve felsefe formasyonundan mahrum olan bir
hukukçunun anayasa hukukunda yöntem bağdaştırmacılığına gitmesi, onu kötü bir tarihçi, kötü bir siyasal bilimci, kötü bir felsefeci
yapmaktan öteye götürmez. Anayasa hukukçularının görevi, amatör
tarihçiler, ikinci sınıf siyasal bilimciler, vasat felsefeciler olmak değil, birinci sınıf anayasa hukukçusu olmaktır. Bunun için de kendi
içlerine kapanmalı, kendi uzmanlık alanlarıyla yetinmelidirler.
O halde anayasa hukuku doktrini, kendisine yabancı olan unsurlardan arındırmalıdır. Buna hukukun genel teorisinde “saflık
(pureté)”6 denmektedir. Anayasa hukuku kendisine yabancı tüm unsurlardan kurtulmalı, “saf (pure)” olmalıdır. Tekrar edelim: Anayasa
hukukunun saf teorisi, anayasal konuların siyasal bilim ile, tarih ile,
felsefe ile ilgisini inkâr etmez; ama kendi özünü belirsizleştiren bu
metot bağdaştırmacılığına (syncrétisme) karşıdır7.
Anayasa hukukunun saf teorisi, ne anayasa koyucunun amaçlarından, ne de toplumsal grupların çıkarlarından etkilenmelidir. Özetle, anayasa hukukunun saf teorisi, pozitif anayasa hukukunun yapısını tahlil etmeli; ama bu hukukun oluşumunda rol oynayan toplumsal,
ekonomik ve siyasal koşulları dikkate almamalıdır8.
6.
7.
8.
Troper’in işaret ettiği gibi Kelsen bu kavramı Max Weber’den ödünç almıştır
(Troper, “Un système pur du droit”, op. cit., s.123; Troper, Pour une théorie
juridique de l'Etat, op. cit., s.35).
Kelsen, Théorie pure du droit, op. cit., s.1-2.
Kelsen, General Theory of Law and State, op. cit.,preface, s.xiii. Bu konuda
bkz. Troper, “Un système pur du droit”, op. cit., s.123; Troper, Pour une
théorie juridique de l'Etat, op. cit., s.35.
Bölüm 12
ANAYASA HUKUKU İLE DİĞER HUKUK
DALLARI ARASINDAKİ AYRIM
Anayasa hukuku adı üstünde bir hukuk dalıdır. Hukuk ise kamu
hukuku ve özel hukuk olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Bu ayrımın
kriterleri konusunda tam bir görüş birliği yoktur. Bu ayrım konusunda değişik teoriler vardır. Keza bu ayrımı eleştiren ve hatta tümden
reddeden yazarlar da vardır. Bazı anayasa hukuku kitaplarında1 kamu
hukuku-özel hukuk ayrımı konusuna giriliyorsa da kanımızca bu
konu anayasa hukukunun dışında kalır ve daha ziyade hukuka giriş
derslerinin konusuna girer. O halde bu konuda hukuka giriş kitaplarına bakılmalıdır2.
Anayasa hukuku kamu hukukunun bir dalıdır. Kamu hukukunun
diğer kolları ise genel kamu hukuku, uluslararası hukuk, idare hukuku, malî hukuk ve ceza hukukudur. Kamu hukukunun bütün dalları
konu itibarıyla devlet ile ilgilidir. O nedenle anayasa hukukunun bu
hukuk dalları ile çok yakın ilişki içinde olması doğaldır. Hatta anayasa hukuku ile bu kamu hukukunun diğer dalları arasında zaman zaman konu tedahüllerinin de olması kaçınılmazdır. Ancak her şeye
rağmen, anayasa hukukunun komşuları ile sınırlarının çizilmesinde,
anayasa hukukunun bu hukuk dallarına benzerliklerinin ve farklılıklarının tespitinde metodolojik bakımdan büyük yarar vardır. İşte biz
burada bunu yapacağız.
1.
2.
Örneğin Başgil, Esas teşkilât hukuku, op. cit., s.45-48; Tüzel, op. cit., s.22-24;
Kürkçüer, op. cit., s.13-15; Tikveş, op. cit., s.15-35.
Örneğin Gözler, Hukuka Giriş, op. cit., s.73-105.
1. Anayasa Hukuku - Genel Kamu Hukuku Ayrımı3
Hukuk fakülteleri ders programlarında eski ismi ile umumî amme
hukuku, yeni ismiyle genel kamu hukuku diye bir ders vardır. Keza
bu fakültelerin akademik organizasyonlarında kamu hukuku bölümlerinin altında bu ismi taşıyan bir de anabilimdalı vardır.
Muvaffak Akbay’a göre, genel kamu hukuku,
“Devlet müessesesini içtimaî, hukukî ve siyasî bir hadise olması bakımından tetkik eden, devletin menşeini, tarihteki gelişimini, unsurlarını, devletin üstün kudreti ile bir taraftan fertlerin hürriyetlerinin
ve diğer taraftan Devletlerarası nizamın nasıl telif edilebileceğini araştıran, Devletin organlarının tarif ve fonksiyonlarını tespite çalışan
tamamen nazari bir ilim branşı”dır4.
Recai Galip Okandan’a göre ise,
“Umumî Âmme Hukukunun inceleme alanına, Devletin kuruluşuna,
pozitif ve teorik yönlerden gelişmesine, unsurlarına, şekillerine, organlarına, fonksiyonlarına, fertlerle olan münasebetlerine değinen
problemlerin, her hangi belirli bir devlete inhisar ettirilmeyerek, şümullü, genel ve sentetik olarak açıklanması gibi hususlar sokulmaktadır”5.
Yazarlar, bu şekilde tanımladıkları ve alanını tespit ettikleri genel kamu hukuku ile anayasa hukuku arasında kendilerine göre şöyle
bir ayrım yapmaktadır:
Genel kamu hukuku da anayasa hukuku gibi devletin kuruluşunu, unsurlarını, şekillerini, organlarını, fonksiyonlarını, fertlerle olan
münasebetlerini incelemektedir. Ancak anayasa hukuku bunu belirli
bir devlet açısından yapar. Oysa genel kamu hukuku, aynı şeyi belirli
bir devlete inhisar ettirmeyerek, daha kapsamlı, genel ve sentetik bir
şekilde yapar6. Diğer bir ifadeyle, genel kamu hukukunun amacı,
3.
4.
5.
6.
Muvaffak Akbay, Umumî Amme Hukuku, Ankara, Ankara Üniversitesi Hukuk
Fakültesi Yayınları, 1961, s.1-2; Recai Galip Okandan, Umumî Amme Hukuku, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1968, s.6-8; Başgil, op.
cit., s.2; Yavuz Abadan, “Amme Hukukunun Konusu ve Öğretim Metodu”,
Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, Cilt XX, 1965, Sayı 3-4, s.399-417;
Mehmed Akad, “Genel Kamu Hukukunun Alanı ve Metodu Üzerine Bir Araştırma”, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Onuncu Yıl Armağanı, İstanbul, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1993, s.63 vd; Mehmed
Akad, Genel Kamu Hukuku, İstanbul, Filiz Kitabevi, 1997, s.1-11.
Akbay, op. cit., s.1.
Okandan, Umumî Amme Hukuku, op. cit., s.7.
Ibid.
“pozitif hukukla bağlanmayarak, ondan uzak kalarak, Devletin neden
ibaret bulunduğunu belirtmeye çalışmak, devletle ilgili genel prensipleri açıklamak, Devletlerin hepsine hakim olan prensipleri meydana çıkarmaktır”7.
Anayasa hukuku ise belirli bir devletin “ana teşkilâtı ile ilgili
prensip ve müesseseleri gösterir. Belirli bir Devletin sosyal ve siyasî
ana teşkilâtını düzenleyen kuralları, onun ana düzeni ile ilgili prensipleri inceler”8.
Aslında bu ayrım, eğer “anayasa hukukunun genel esasları” kısmı olmasaydı, anayasa hukuku sadece belirli bir ülkenin pozitif anayasal düzeninin incelenmesi ile sınırlı olsaydı doğru olabilirdi. Oysa
yukarıda gördüğümüz gibi anayasa hukukunun “Türk anayasa hukuku” ve “anayasa hukukunun genel esasları” şeklinde ikili bir ayrım
yapılarak incelenmesi adet olmuştur. Anayasa hukukunun genel esasları kısmında işlenen konular ise, belirli bir devlete inhisar eden konular değildir. O halde genel kamu hukuku ile anayasa hukukunun
genel esasları arasında yukarıda açıklandığı şekilde bir ayrım ihdas
etmek mümkün değildir.
Aslında genel kamu hukuku kitapları ile anayasa hukukunun genel esasları kitapları karşılaştırıldığında, bunların arasında konu tedahüllerinin olduğu görülmektedir. Örneğin anayasa hukukunun genel esasları kitaplarında da, bir genel kamu hukuku kitabında olduğu
gibi, devletin unsurları, devletin kökeni hakkında görüşler incelenmektedir9.
Genel kamu hukukçularına göre, anayasa hukukçuları genel kamu hukukunun alanına tecavüz etmekte; anayasa hukukçularına göre
ise, genel kamu hukukçuları anayasa hukukunun alanına el atmaktadır. Örneğin Ali Fuat Başgil, “kapı bir komşumuz olan İdare Hukuku
ve Umumî Amme Hukuku ile aramızda ötedenberi bir hudut ihtilâfı,
mevzu ve mesele tedahülleri vardır”10 dedikten sonra şunları yazmaktadır:
7.
8.
9.
Ibid.
Ibid.
Anayasa hukukunun genel esasları kitabı olup devletin unsurlarını veya devletin kökenini inceleyen kitaplara örnek: Başgil; op. cit., s.123-181; Kubalı, op.
cit., s.26-47; Arsel, op. cit., s.10-30; Kürkçüer, op. cit., s.56-164; Teziç, op.
cit., s.109-121. Tikveş, op. cit., s.260-316.
10. Başgil, Esas teşkilât hukuku, op. cit., s.2.
“Bu komşularımız nedense kendi mevzularile yetinmeyerek bizim
sahamıza da el atmak istemektedirler. Bizce ihtilâfa mahal yoktur;
çünkü hududumuz bellidir: Anayasa ve ona bağlı kanun ve nizamnamelerde yer alan her mevzu ve mesele Esas Teşkilât Hukukunun
malıdır”11.
Başgil’e göre sınır açıktır. Anayasa ve ilgili kanun ve tüzüklerde
yer alan her konu anayasa hukukunun malıdır. Ancak biz yukarıda
onuncu bölümde açıkladığımız gibi, anayasada yer alan her konu
anayasa hukukunun inceleme sahasına girmediğini düşünüyoruz.
Zira anayasalarda devletin temel kuruluşuyla ilgili olmayan hükümler de vardır. Anayasalarda yer alan idarî, malî, cezaî, ve medenî nitelikteki hükümlerin incelenmesi, anayasa hukukunun değil, başka
hukuk dallarının inceleme konusuna girer. Hatta anayasalarda yer
alabilen refah, servet, sevinç, keder, spor, eğitim, öğretim gibi birtakım kavramlar hukukun değil ekonomi, siyasal bilim ve hatta psikoloji gibi diğer bilim dallarının konusuna girer. Bir kavram veya kurumun anayasanın metninde “yer alması” onu anayasa hukukunun
konusu haline getirmez. Dahası, anayasada yer alan ve normal olarak
anayasa hukukunun konusuna giren bir kurumun dahi, bu anayasa
hukukunun konusuna girmeyen yönleri olabilir. Örneğin “devlet”in
bazı yönleri (devletin şekli, bütünlüğü, resmî dili, başkenti, kuruluşu,
organları vs.) 1982 Türk Anayasasında düzenlenmiştir. Ancak sırf bu
nedenle, devletin her yönüyle anayasa hukukunun konusuna girdiğini
söylemek mümkün değildir. Bazı anayasa hukuku kitaplarında12 incelendiği şekliyle devletin unsurları, devletin kökeni sorunu Anayasada düzenlenmemiştir. Sırf devlet kurumu anayasa tarafından düzenleniyor diye, devletin kökenine ilişkin spekülasyonların da anayasa hukukunun sahasına girdiğini söylemek herhalde gerçekçi olmayacaktır.
Değerlendirme.- Bize öyle geliyor ki, doktrinin mevcut haliyle,
anayasa hukukunun genel esasları ile genel kamu hukuku arasında
kesin bir sınır çizmek mümkün değildir. Bunların arasında konu tedahülleri vardır. Gözlemlenebilecek tek fark, anayasa hukukunun
genel esasları devletin unsurlarına ve kökeni sorununa ayrılan sayfa
adedinin genel kamu hukuku kitaplarında aynı konuya ayrılan sayfa
adedinden daha az olduğudur. Bu ise niceliksel bir farktır.
11. Ibid.
12. Örneğin Başgil, Esas teşkilât hukuku, op. cit., s.123-181; Kubalı, op. cit., s.2647; Arsel, Anayasa Hukuku, op. cit., s.10-30; Kürkçüer, op. cit., s.56-164;
Teziç, op. cit., s.109-121. Tikveş, op. cit., s.260-316.
Kanımızca genel kamu hukuku ile anayasa hukuku arasındaki
ayrım sorunu sahte bir sorundur. Zira, “genel kamu hukuku” diye
sunulan ders ve “anabilimdalı”, bir “hukuk” dalı olarak bağımsız bir
varlığa sahip değildir.
Her ne kadar bu dersin ve anabilimdalının adında bir “hukuk”
geçiyorsa da bu disiplini bir “hukuk” olarak kabul etmek oldukça
güçtür. Yavuz Abadan13, Muvaffak Akbay14, Recai Galip
Okandan15, Ayferi Göze16, İlhan Akın17, Yahya K. Zabunoğlu18,
Mehmed Akad19 gibi öğretim üyelerinin yazdığı genel kamu hukuku
ders kitapları incelendiğinde, bu kitapların, devletin unsurlarının incelendiği kısımlar dışında, bir nevi “devlet doktrinleri” yahut düpedüz birer “siyasal düşünceler tarihi” kitabı niteliğinde olduğu görülmektedir. Genel kamu hukukunun konularına yaklaşım tarzı felsefîdir. Genel kamu hukuku kitapları siyasî ve ahlakî değerlendirmeler
ile doludur. Devlet felsefesinin yapıldığı bir disipline niçin “hukuk”
ismi verilmektedir? Bunun anlaşılması mümkün değildir.
Diğer yandan bizatihi genel kamu hukukçularının genel kamu
hukuku tanımları dahi çelişkilidir. Bunlar genel kamu hukukunu,
anayasa hukuku, idare hukuku gibi belirli bir devleti inceleyen
münferid kamu hukuku dalları dışında, incelemelerini belirli bir devlete inhisar ettirmeyerek, geniş bir kadro içinde, devlet müessesesini,
sosyolojik, politik, hukukî bir olgu olması açısından inceleyen, devletin kaynağını, egemenliğinin esaslarını, tarihsel gelişimini, devlete
karşı bireylerin özgürlüklerini araştıran tamamen teorik bir bilim dalı
olarak tanımlamaktadır20.
Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere, devlet sadece hukukî değil,
aynı zamanda, tarihî, felsefî, etik, sosyolojik, politik bir olgu olarak
ele alınmakta ve bu dal tamamen teorik bir bilim dalı olarak tanım13. Yavuz Abadan, Amme Hukuku ve Devlet Nazariyeleri, Ankara, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları, 1952.
14. Muvaffak Akbay, Umumî Amme Hukuku, Ankara, Ankara Üniversitesi Hukuk
Fakültesi Yayınları, 1961.
15. Recai Galip Okandan, Umumî Amme Hukuku, İstanbul Üniversitesi Hukuk
Fakültesi Yayınları, 1968.
16. Ayferi Göze, Siyasal Düşünceler ve Yönetimler, İstanbul, Beta, 1986.
17. İlhan Akın, Kamu Hukuku, İstanbul, Beta, 1987.
18. Yahya Kazım Zabunoğlu, Kamu Hukukuna Giriş: Devlet, Ankara, Ankara
Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1973.
19. Mehmed Akad, Genel Kamu Hukuku, İstanbul, Filiz Kitabevi, 1997.
20. Akbay, op. cit., s.1; Okandan, Umumî Amme Hukuku, op. cit., s.7.
lanmaktadır. Peki ama böylesine, felsefî, sosyolojik, politik olguları
inceleyen, tamamıyla teorik bir bilim dalına neden “hukuk” deniyor?
Diğer bir ifadeyle, bu bilim dalının isminde neden “hukuk” kelimesi
kullanılıyor?
Nihayet, Recai Galip Okandan, genel kamu hukukunun “hukuk”
ile “siyaset bilimi”nin bir sentezi olduğunu ileri sürmüştür21. Yazara
göre, devlet üzerinde bir yandan hukuk, diğer yandan da siyaset bilimi araştırma yapmaktadır. İşte genel kamu hukuku görevi bu iki
ayrı bilim dalının vardığı sonuçların sentezini yapmaktır22.
Recai Galip Okandan’ın açıklaması da bize pek inandırıcı gelmiyor. Bağımsız varlıklarından kuşku duyulmayan bir “hukuk” ve bir
de “siyaset bilimi” varken, neden bunların arasında bir senteze ihtiyaç olsun? Neden bu iki bilim dalı arasında bir melez bilim dalı ihdas
edilsin? Ve üstelik, neden bu melez dala, “siyaset bilimi” ismi değil
de, “hukuk” ismi verilerek bir hukuk dalıymış gibi bir izlenim yaratılsın?
Kanımızca genel kamu hukuku gibi melez bir bilim dalının olması imkânsızdır. Her bilim dalı varlığını ve bağımsızlığını ya kendine has bir konusunun ya da kendine has bir metodunun olması ile
sağlar. Genel kamu hukukunun uğraştığı bir konu (devlet) varsa da
bu konu ona has değildir. Aynı zamanda hukukun ve siyasal bilimin
de konusudur. Bu ortak konuya, hukuk kendi metoduyla, siyasal bilim de kendi metoduyla yaklaşır. Peki, genel kamu hukuku bunların
dışında devlet konusuna hangi metotla yaklaşacaktır? Bu soruya tutarlı bir cevap verilemez.
Tüm bunlar göstermektedir ki, genel kamu hukukunun bağımsız
bir varlığı yoktur. Bu disiplin, böyle bir bilim dalı olduğu için değil,
sırf hukuk fakülteleri ders programlarında böyle bir ders bulunduğu
ve hukuk fakültelerinin akademik organizasyonlarında böyle bir
anabilimdalı bulunduğu için varlığını sürdürmektedir. Ders programlarında, böyle bir dersin bulunmasının nedeni ise, herhalde hukuk
öğrencilerine hukuk dogmatiğinin kalıpları dışında, spekülatif düşünceyle, inceleme konularının derinliklerine inmeleri gibi bir istekten
kaynaklanmış olabilir. Şüphesiz bu istekte yarar olabilir. Ancak bu
takdirde, öğrencilere doğrudan siyasal düşünceler tarihî dersinin okutulmasında daha büyük bir yarar vardır. Ortaya konu kargaşası da
21. Okandan, Umumî Amme Hukuku, op. cit., s.19.
22. Ibid.
çıkmaz. Zaten yukarıda da gözlemlendiği gibi, “genel kamu hukuku
(umumî amme hukuku)” başlıklı ders kitaplarında, grosso modo siyasal düşünceler tarihi konuları işlenmiştir. O halde dürüst davranıp
ders programlarından başka yerde bulunmayan “genel kamu hukuku”nu kaldırıp yerine “siyasal düşünceler tarihi” dersini koymak gerekir23.
Zaten bir “hukuk” dalı olarak mevcut olmayan bir disiplinin “anayasa hukuku” ile sınırı sorununu tartışmanın gereği yoktur. Bu
sorun, konu sınırı değil, yöntem farklılığı sorunudur. Biz bunu bir
önceki bölümde inceledik. Genel kamu hukuku dersinin klasik anlamda metodu hukukî değil, felsefîdir. Yukarıda onbirinci bölümde
felsefî yaklaşımın anayasa hukukunun dışında kaldığını, hukukî yaklaşım ile felsefî yaklaşımın karıştırılmaması gerektiğini göstermiştik.
O nedenle bu konuya tekrar girmiyoruz.
2. Anayasa Hukuku - İdare Hukuku Ayrımı
İdare hukuku devletin idare teşkilâtını ve bu teşkilâtın faaliyetlerini ve bu faaliyetlerden dolayı idare ile bireyler arasında ortaya çıkabilecek uyuşmazlıkların nasıl çözümleneceğini inceleyen bir kamu
hukuku dalıdır.
İdare hukukunun konusu olan idare aslında devletin üç temel organından biri olan yürütmenin içinde yer almaktadır. Yürütme ise
devletin bir temel organı olarak anayasa hukukunun inceleme konularından biridir. O halde, idare hukukunun konusunun aynı zamanda
23. Bu arada belirtelim ki, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Münci
Kapani’den bu yana bu derste siyasal düşünceler tarihi anlamında bir genel
kamu hukuku da okutulmamaktadır. Münci Kapani bu dersin bir kısmında siyasal bilim, diğer kısmında da kamu hürriyetleri okutmuştur ve neticede ülkemizde iki temel ders kitabı ortaya çıkmıştır: Münci Kapani, Politika Bilimine Giriş, Ankara, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1983;
Münci Kapani, Kamu Hürriyetleri, Ankara, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1981. Her iki kitap da alanının temel kitapları olmuş, birçok
baskı yapmış, değişik üniversitelerde ders kitabı olarak okutulmuştur.
Kapani’nin halefleri bu dersi, siyasal bilim kısmını çıkararak, münhasıran kamu hürriyetlerine indirgemişlerdir. Kamu hürriyetleri dersinin gerekliliği sorunu bir başka sorundur. Ancak, kanımızca, öğrencilere devlet doktrinlerini
tanıtmak amacıyla konulan bir dersin bir pozitif hukuk dersine dönüştürülmesi, hukuk öğrencilerini kültürel bakımdan kısırlaştırıcı bir etkiye yol açabilir.
Bu bakımdan kanımızca, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde genel kamu
hukuku dersinin fiilen kamu hürriyetleri dersine dönüştürülmesi isabetsiz olmuştur.
anayasa hukukunun alanına genel olarak girdiğinden şüphe yoktur.
Keza anayasa hukukunun inceleme konularından bir kısmının (yürütme) da idare hukuku alanına girdiği söylenebilir. Adeta yürütmeyle ilgili bir konu anayasa hukukunda başlamakta ve idare hukukunda
bitmektedir. Yürütmeyle ilgili bir konunun genel esasları incelendiğinde anayasa hukukunda bulunulmakta, o konunun daha ayrıntılarına inildiğinde ise idare hukukuna geçilmektedir. Tabiri caizse yürütmeyle ilgili konuların başı anayasa hukukunda, sonu ise idare hukukunda bulunmaktadır.
Örneğin Türkiye’de yürütme organı Cumhurbaşkanı, Bakanlar
Kurulu (Başbakan+Bakanlar), bakan, vali, kaymakam, muhtar, belediyeler gibi değişik kişi, kurum, kuruluş ve makamlardan oluşmaktadır. Herhangi bir Türk anayasa hukuku kitabı açılırsa yürütme organı
başlığı altında Cumhurbaşkanının seçimi, görev ve sorumlulukları
gibi konuların işlendiği görülecektir. Keza aynı kitapta, Başbakanın
atanması, bakanlar kurulunun kurulması, Bakanlar kurulunun yetki
ve sorumlulukları, keza bakanların sorumluluklarına ilişkin başlıklar
bulunacaktır. Ancak genellikle, anayasa hukuku kitaplarında yürütme
organının daha aşağılarında yer alan kişi, makam, kurum ve kuruluşlar (örneğin, vali, kaymakam, muhtar, belediye başkanı vs.) işlenmez
veya çok nadiren onlara değinilir. Demek ki devletin yürütme organının üst seviyeleri anayasa hukukunun, alt seviyeleri ise idare hukukunun alanına girer. Ancak bu üst seviye ile alt seviye arasında kesin
bir çizgi çizmek de mümkün değildir.
Yukarıdaki husus anayasa hukuku kitapları açısından doğrudur.
Ancak idare hukuku bakımından aynı şeyi söylemek mümkün değildir. İdare hukuku kitaplarına bakıldığında böyle bir alt-üst ayrımı
yapılmaksızın devletin yürütme organının bütün olarak incelendiği
gözlemlenebilir. İdare hukuku kitapları il idaresini, ilçe idaresini, köy
idaresini inceledikleri gibi, aynı şekilde Cumhurbaşkanlığını da, Bakanlar Kurulunu da, Başbakanlığı da, bakanlıkları da incelemektedir.
Her şeye rağmen anayasa hukuku doktrini anayasa hukuku ile
idare hukuku arasında bir ayrım yapmış, bu iki hukuk dalı arasındaki
farkları ortaya koymaya çalışmıştır24.
24. Laferrière, op. cit., s.1-4; Vedel, op. cit., s.4-5; Michel Henry Fabre, Principes
républicains de droit constitutionnel, 4e édition, Paris, L.G.D.J., 1984, s.10;
Charles Cadoux, Droit constitutionnel et institutions politiques, (tome I :
Théorie générale des institutions politiques), Paris, Cujas, 3e édition, 1988,
s.8-10; Başgil, Esas Teşkilât Hukuku, op. cit., s.52-55; Kubalı, Anayasa Hu-
Julien Laferrière, anayasa hukuku ile idare hukuku arasındaki ayrımı, “hükûmet (gouvernement)” ile “idare (administration)” arasındaki fark ile açıklamaya çalışmıştır. Bunlardan birincisi anayasa hukukunun konusunu, ikincisi ise idare hukukunun konusunu oluşturur25. Ancak bu durumda da “hükûmet” ve “idare”nin özenle tanımlanması gerekmektedir. Laferrière’e göre idare, özel teşebbüsün tatmin edemeyeceği kolektif ihtiyaçların giderilmesi amacıyla bir ülkede teşkil edilen kamu hizmetlerinin bütünüdür26. Ancak bu idarî teşkilât dahi, hangi hizmetlerin yaratılacağına, hangi anlayışla çalışacaklarına karar verecek bir “yüksek teşkilât (organisation
supérieure)”ı gerektirir. Bu yüksek teşkilât, ulusal yaşamın içerdiği
büyük iç veya dış meseleler karşısında devletin tutumunu belirleyecektir27. İşte Laferrière’e göre devletin bu yüksek teşkilâtına
“hükûmet” denir ve bu yüksek teşkilâtın yapısının, fonksiyonlarının,
eylem araçlarının, bireylerle ilişkilerinin incelenmesi anayasa hukukunun konusunu oluşturur28. O halde, anayasa hukuku, “devletin
yüksek organları (organes supérieure de l’Etat)” ile ilgilenir.
Laferrière’e göre günlük Fransızca’da yapılan Grands pouvoirs
publics (büyük kamu iktidarları) ile simples autorités administratives
(basit idarî makamlar) ayrımı bu bakımdan çok anlamlıdır. Bunlardan birinciler, devlet hayatında, üstün bir yer işgal eder; ulusun yaşamına yön verirler. Örneğin (1946 Fransız Anayasası ortamında)
Millet Meclisi, Cumhurbaşkanı, Bakanlar Kurulu büyük kamu iktidarlarıdır. Buna karşılık, valiler, belediye başkanları, belediye meclisleri “basit idarî makamlar”dır. Anayasa hukuku konusu esasen
büyük kamu iktidarlarına ilişkin kuralların incelenmesidir29.
Georges Vedel de, anayasa hukuku ile idare hukukunu benzer
şekilde ayırmaktadır. Yazara göre “hükûmet etmek (gouverner)”,
genel yönleri tespit etmek, büyük tercihlerde bulunmak demektir.
“İdare etmek (administrer)” ise devletin yüklendiği bazı kolektif ihtiyaçları günlük olarak tatmin etmek demektir30. Ancak açıktır ki
25.
26.
27.
28.
29.
30.
kuku, op. cit., s.3-5; Arsel, Anayasa Hukuku, op. cit., s.7-8; Tüzel, op.
cit., s.24-25; Tikveş, op. cit., s.22-23; Sıddık Sami Onar, İdare Hukukunun
Umumî Esasları, İstanbul, Hak Kitabevi Yayınları, Üçüncü Baskı, 1966, c.I,
s.11.
Laferrière, op. cit., s.1.
Ibid.
Ibid.
Ibid.
Ibid., s.2.
Vedel, op. cit., s.4.
idare, görevini hükûmetin direktifleriyle çizilen çerçevede yerine
getirir. Diğer bir ifadeyle idare, hiyerarşik bakımından hükûmetin
altında bulunur. Vedel’e göre, eğer hükûmet eden (gouvernant) ile
memur arasındaki ayrım kabul edilirse, anayasa hukukunun, hükûmet
edenlerin (gouvernants) hukukî statülerini belirleyen kuralların bütününden oluşmuş bir hukuk dalı olduğu söylenebilir31. Diğer bir ifadeyle, Vedel, anayasa hukukunu “devletin yüksek organları (organes
supérieurs de l’Etat)”nın statüsünü belirleyen hukuk olarak tanımlamaktadır32. Yine Georges Vedel’e göre, idare hukuku ise devletin
faaliyetini ve teşkilatını genel yararın tatmini ve kamu hizmetlerinin
işletilmesi açısından inceler33.
Ali Fuat Başgil, idare hukuku ile anayasa hukuku arasındaki ayrımı “idarî işler” ile “siyasî işler” arasındaki ayrım ile açıklamaya
çalışmaktadır.
“İdarî işler, Devlet faaliyetlerinin önceden düşünülüp tespit edilmiş
umumî ve objektif bir plan ve prensip dairesinde yürütülmesine ait
tatbiki ve teknik işlerdir. Bu işlerin cereyan ettiği saha idareyi ve tâbi
olduğu usûl ve kaidelerin heyeti umumîyesi de idare hukukunu teşkil
eder”34.
Başgil’e göre siyasî işler ise,
“devlet faaliyetlerinin umumî plan ve prensiplerini tayin etme ve
bunlara istikamet çizme ve direktif verme muhtelif salahiyet bölgeleri arasında iş ahengi ve gaye birliği temin etme gibi önceden tesbiti
lazım gelen işlerdir. Bu işlerin cereyan ettiği saha da Hükûmeti ve
tâbi olduğu usûl ve kaidelerin heyeti umumîyesi Esas Teşkilât Hukukunu, yahut daha kısa bir tabirle Siyasî Hukuku teşkil eder”35.
Hüseyin Nail Kubalı da, anayasa hukuku ile kamu hukukunun
diğer dalları arasında benzer bir farklılık görmektedir. Anayasa hukuku devleti siyasî açıdan inceler36.
İlhan Arsel de anayasa hukuku ile idare hukuku arasındaki farkı
“hükûmet etmek” ile “idare” arasındaki fark temelinde açıklamakta-
31.
32.
33.
34.
35.
36.
Ibid.
Ibid., s.5.
Ibid., s.5.
Başgil, Esas Teşkilât Hukuku, op. cit., s.54.
Ibid.
Kubalı, Anayasa Hukuku, op. cit., s.3.
dır. Yazara göre, anayasa hukuku, “hükûmet icra edecek organların
kuruluş, vazife ve faaliyetlerine müteallik kaideleri ihtiva” eder37.
“Hükûmet eden organlar Devletin iç ve dış siyasetini tayin ve tespite
medar olan faaliyetlerde bulunurlar. Devletin iç ve dış siyasetinin tayin ve tanzimi demek, bu sahalardaki amme hizmetlerinin görülmesi
demektir. İşte, hükûmet etmek demek, Devletin bu iç ve dış siyasetinin umumî hatlarını, umumî istikametlerini tespit etmek demektir; bu
umumî hatları, bu umumî istikameti tayin ve tespit edecek olan organların kuruluş ve faaliyetlerine taalluk eden kaideler Anayasa hukukuna dahildir”38.
Buna karşılık, idare etmek demek, “çizilen bu umumî hatlar, ve
tesbit edilen bu umumî istikametler dairesinde yapılması tahakkuk
eden işleri görmek demektir; ki bu işler idare hukukunun konusunu
teşkil eder”39.
Yukarıda anayasa hukuku ile idare hukuku arasındaki ayrım sorunu hakkında anayasa hukukçularının görüşleri verilmiştir. Bu ayrım konusunda bir idare hukukçusunun görüşünü de verelim. Sıddık
Sami Onar’a göre, anayasa hukuku ile idare hukuku şu esas dahilinde
birbirinden ayrılabilir:
“Anayasa hukuku bize Devletin siyasî teşkilâtını, Devlet kuvvetlerinin veya vazifelerinin ayrılığını, kanunları yapan uzuvların kuruluş
ve işleyiş tarzlarını gösterir. İdare hukuku ise, hükûmet makinesini
tahlil eder; yani anayasa hukuku hükûmet makinasının nasıl kurulmuş olduğunu bir kül halinde gösterdiği halde idare hukuku bu
makinanın her parçasının tahlilini yapar ve nasıl işlediğini gösterir.
Anayasa hukuku Devlet karşısında ferdin hürriyetlerini ve esas haklarını tayin etmesine mukabil idare hukuku bu hürriyet ve hakların istimalinin nasıl tanzim edildiğini ve ne şartlar dahilinde kullanıldığını,
başkalarının hak ve hürriyeti karşısında bunların hudutlarını gösterir”40.
Eleştiri.- Yukarıda anayasa hukuku ile idare hukuku ayrımı konusunda ileri sürülen görüşler, bu iki hukuk dalının farkları konusunda şüphesiz bir fikir vermektedir. Ancak bu ayrım sorununu kesin bir
şekilde çözdüklerini söylemek mümkün değildir.
37. Arsel, Anayasa Hukuku, op. cit., s.7.
38. Ibid.
39. Ibid. (Arsel, şu esere atıfta bulunuyor: Marcel Prélot, Precis de droit
constitutionnel, Paris, 1948, s.19).
40. Onar, op. cit., c.I, s.113.
Zira bir kere, devletin yüksek organları ile alt organları arasında
kesin bir çizgi yoktur. Yüksek organlardan alt organlara hangi noktadan itibaren geçildiğini kimse söyleyemez. O nedenle devletin yüksek organları ile alt organları ayrımı ile temellendirilen anayasa hukuku - idare hukuku ayrımı eleştiriye açıktır.
Diğer yandan, “siyasî işler - idarî işler”, “siyasî makamlar - idarî
makamlar” şeklinde yapılan ayrımlar da eleştiriye açıktır. Örneğin
bakanlar bir temel kamu hizmetini yürüten organın başı olarak, hem
anayasa hukukunun, hem de idare hukukunun konusuna girerler. Dolayısıyla, Georges Vedel’in haklı olarak belirttiği gibi, bir bakanın
anayasal statüsü ile idarî statüsü arasındaki sınır oldukça belirsizdir41.
Sonuç olarak, anayasa hukuku ile idare hukuku arasında mantıki
bir ayrım ihdas etmek mümkün değildir. Ancak yine de, anayasa hukuku ile idare hukuku arasında bir ayrım vardır. Bu ayrım, pedagojik
bir ayrımdır. Üniversite ders programlarından, hukuk fakültelerinin
akademik organizasyonundan kaynaklanan bir ayrımdır. Özetle, anayasa hukuku ile idare hukuku arasında bir fark vardır; zira, üniversitelerde birbirinden ayrı bir anayasa hukuku dersi ve bir idare hukuku
dersi okutulmaktadır. Keza hukuk fakültelerinde bir anayasa hukuku
anabilimdalı, bir de idare hukuku anabilimdalı vardır. Bu farklı dersler ve farklı kürsüler oldukça anayasa hukuku ile idare hukuku arasında da fark devam edecektir.
Böyle bir farkın olmasında da pedagojik açıdan yarar vardır. Keza aynı yarar iş bölümü ve uzmanlık bakımından da söz konusudur.
Tüm bunlardan çıkan sonuç şudur ki, hangi konunun anayasa
hukukuna, hangi konunun idare hukukuna girdiği konusunda objektif
ve bilimsel bir ölçü ileri sürülemez. Bu konuda izlenmesi gereken en
iyi yöntem, bir yandan anayasa hukuku, diğer yandan da idare hukuku kitaplarının içindekiler kısımlarına bakıp konu başlıklarını çıkarmak ve bunları listelemek ve bunların bir karşılaştırmasını yapmaktır. Zaten her öğrenci zamanla, göre göre, hangi konunun anayasa
hukukuna, hangi konunun idare hukukuna girdiğini öğrenir. Daha
önce görmediği bir konuyla karşılaştığında ise o konunun anayasa
hukukuna mı, yoksa idare hukukuna mı girdiğini “hisseder”.
41. Vedel, op. cit., s.6.
O halde anayasa hukukunun ve idare hukukunun konularının ve
keza bu iki disiplin arasındaki ayrımın anayasa hukukçuları ve idare
hukukçuları tarafından belirlendiğini söyleyebiliriz.
3. Anayasa Hukuku - Malî Hukuk
Anayasa hukuku ile malî hukuk arasındaki ilişki, anayasa hukuku ile idare hukuku arasındaki ilişkiye benzemektedir. Kamu gelirleri
ve giderleri konusunda temel ilkeler anayasalarda saptanmaktadır.
Anayasa hukuku eserlerinde devletin ekonomik ve malî düzeni, bütçe, vergilendirme ilkeleri, sosyal devlet ilkesi az ya da çok incelenmektedir. Bu konuların hangi düzeyde anayasa hukukunun alanına,
hangi düzeyde malî hukukun alanına girdiği konusunda önceden tespit edilmiş objektif bir ölçü yoktur. Bu sınır da, idare hukukunda
olduğu gibi, tamamıyla anayasa hukukçuları ve malî hukukçular tarafından zamanla karşılıklı olarak çizilmektedir.
4. Anayasa Hukuku - Ceza Hukuku
Genelde ceza hukukunun temel ilkeleri anayasalar tarafından da
belirlenmektedir. Suç ve cezaların kanunîliği ilkesi, masumluk ilkesi,
cezaların şahsîliği ilkesi, kanunî hâkim güvencesi gibi. Şüphesiz bu
ilkelerin incelenmesi esasen ceza hukukunun konusuna girer. Ancak,
anayasa hukuku kitaplarında da az çok bu temel ilkelere değinilmektedir. Anayasa hukuku ile ceza hukuku arasında ayrım konusunda
objektif bir ölçüt bulmak zordur. İdare hukuku ve malî hukuk ile
anayasa hukuku arasında ayrım konusunda yukarıda söylediklerimiz
burada da tekrarlanabilir.
5. Anayasa Hukuku - Muhakeme Hukukları
Gittikçe artan oranda yargı örgütünün temel ilkeleri, hatta yüksek
mahkemelerin kuruluşları ve yetkileri anayasalarda belirlenmektedir.
Mahkemelerin bağımsızlığı, kanunî hâkim güvencesi, hâkimlik teminatı, hak arama özgürlüğü, hâkimlerin atanması, gibi konular anayasa
hukuku kitaplarının değişmez konularıdır. Aynı konular muhakeme
hukuku kitaplarının da değişmez konuları arasında yer almaktadır.
Anayasa hukukunun nerede bittiği, muhakeme hukukunun nerede
başladığını peşin olarak söylemek mümkün değildir. Bu iki disiplin
arasındaki sınır da zamanla anayasa hukukçuları ve muhakeme hukukçularının çalışmaları ile belirlenmektedir.
6. Anayasa Hukuku - Özel Hukuk Dalları
Şüphesiz ki anayasa hukukuna en uzak hukuk dalları özel hukuk
dallarıdır. Her şeyden önce özel hukuk, anayasa hukukundan eskidir.
Özel hukukun temel kavram, kurum ve ilkeleri anayasacılık hareketlerinden çok önce ortaya çıkmış ve gelişmiştir. Anayasacılık hareketleri XVIII’inci yüzyılın sonlarında ortaya çıkarken, özel hukukun
birçok kavram, kurum ve ilkesi daha Roma döneminde ortaya çıkmıştır.
Özel hukukun kavramları, kurumları ve kuralları anayasadan
kaynaklanmaz. Ancak, mevcut bir özel hukuk kuralının anayasaya
uygun olma zorunluluğu vardır. Özel hukuk alanındaki temel kanunlardaki (medenî, borçlar, ticaret kanunları) kurallar da anayasa yargısının denetimine tâbidir. Anayasa yargısı organlarının medenî kanunların, borçlar kanunlarının, ticaret kanunlarının yüzyıllık hükümlerini
de iptal ettikleri görülmektedir42. Böyle bir ortamda, özel hukukçuların anayasa hukukuna ilgisiz kalmaları beklenemez. Zira, anayasa
yargısı organlarının kararları, özel hukuk yüksek mahkemelerini de
bağlamaktadır. Örneğin Türkiye’de Anayasa Mahkemesinin kararları
ile Yargıtay kararları arasında uyuşmazlık olursa Anayasa Mahkemesi kararı esas alınır (82 AY, m.158/3). Dolayısıyla özel hukukçular,
anayasa yargısı organlarının içtihatlarını da izlemek zorunda kalmaktadırlar. Neticede, özel hukukun gittikçe artan bir oranda anayasallaştığından söz edilmektedir. Diğer yandan unutulmamalıdır ki, özel
hukukun temelinde bulunan mülkiyet hakkı, özel teşebbüs hürriyeti
gibi temel hak ve özgürlükler, hep anayasal temel hak ve hürriyetler
konumundadır.
42. Örneğin Anayasa Mahkemesi, 11 Eylül 1987 tarih ve E.1987/1, K.1987/18
sayılı kararı ile Medenî Kanunun 443’üncü maddesinin 2’nci fıkrasını iptal
etmiştir (Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 23, s.306-308).
Bölüm 13
FRANSIZ ANAYASA HUKUKU
DOKTRİNİNİN GELİŞİMİ1
Çalışmamızın bu bölümünde, Fransız anayasa hukuku doktrininin gelişimi, dönemlere ayrılarak incelenmiştir. Her dönemde anayasa hukuku doktrininin kendisi için belirlediği hedef ve bu hedefe
ulaşmak için takip ettiği yollar kısaca da olsa açıklanmaya çalışılmıştır.
Anayasa hukuku öğretimine ilk defa İtalya’da başlanmıştır. İlk
“anayasa hukuku” kürsüsü, 1797 yılında Ferrare Üniversitesinde kurulmuştur. Bu kürsü Giuseppe Compagnoni di Luzo’ya verilmiştir2.
1.
2.
Dominique Turpin, Droit constitutionnel, Paris, P.U.F., İkinci Baskı, 1994,
s.1-8; Olivier Duhamel, “Droit constitutionnel”, in Olivier Duhamel ve Yves
Meny, Dictionnaire constitutionnel, Paris, PUF, 1992, s.320-321; Louis
Favoreu, “Le droit constitutionnel, droit de la constitution et constitution de
droit”, Revue française de droit constitutionnel, no 1, 1990, s.71-89; Louis
Favoreu, “Propos d’un ‘néo-constitutionnaliste’”, in Jean Louis Seurin (sous
la direction de-) La constitutionnalisme aujourd’hui, Paris, Economica, 1984,
s.23-24; Louis Favoreu, La politique saisie par le droit, Paris, Economica,
1988; Georges Burdeau, “Une survivance: la notion de constitution”, Etudes
en l’honneur d’Achielle Mestre, Paris, Sirey, 1956, s.53-62; Pierre Avril,
“Une revanche du droit constitutionnel”, Pouvoirs, no 49, 1989, s.5-14;
François Luchaire, “De la méthode en droit constitutionnel”, Revue du droit
public, 1981, s.275-329; Michel Troper, Pour une théorie juridique de l’Etat,
op. cit., s.239-262; Michel Mialle, “Le droit constitutionnel et les sciences
sociales”, Revue du droit public, 1984, s.263; Marcel Prélot, Institutions
politiques et droit constitutionnel, Paris, Dalloz, Üçüncü Baskı, 1963, s.27-35;
Maurice Duverger, Droit constitutionnel et institutions politiques, Paris, PUF,
Dördüncü Baskı, 1959, c.I, s.VII-VIII; Benoît Jeanneau, Droit constitutionnel
et institutions politiques, Paris, Dalloz, Sekizinci Baskı, 1991, s.1-3; Dmitri
Georges Lavroff, Le droit constitutionnel de la Ve République, Paris, Dalloz,
1995, s.8-10.
Marcel Prélot, Institutions politiques et droit constitutionnel, Paris, Dalloz,
Üçüncü Baskı, 1963, s.31.
180
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
Fransa’da ise 1834’te ilk anayasa hukuku kürsüsü ünlü devlet adamı
François Guizot tarafından Paris Hukuk Fakültesinde kurulmuştur.
Bu kürsünün ilk sahibi yine bir İtalyan olan Pellegrino Rossi’dir3.
Napolyon III zamanında kürsü kaldırılmış, 1878’de yeniden kurulmuştur4.
Fransız anayasa hukuku doktrinin gelişmesinde üç dönem gözlemlenebilir: Birinci dönem “klasik”, ikinci dönem “siyasal bilim”,
üçüncü dönem ise “yeni anayasa hukuku” dönemidir.
I. BİRİNCİ DÖNEM: ANAYASA HUKUKUNUN KLASİK
TEORİSİ
Başlangıcından 1950’lere kadar devam eden birinci döneme “anayasa hukukunun klasik teorisi” ismi verilebilir.
Bu dönemin, yani klasik teorinin en önemli özelliği, anayasal
metinlerin incelenmesine büyük önem vermesidir. Anayasa hukuku,
onlar için, bir bakıma “anayasanın hukuku” idi. Bu dönemde anayasa
hukuku, anayasanın hükümlerinin yorumlanmasına indirgeniyordu.
Bu nedenle bu döneme Dominique Turpin “‘metin sapkınları’ zamanı (temps des ‘obsédés textuels’)” demektedir5.
Klasik teorinin inceleme konuları genellikle kurumsaldı. Esas itibarıyla bu dönemde anayasa hukuku, devletin yüksek organlarının
kuruluşunu ve işleyişini, birbirleriyle olan karşılıklı ilişkilerini incelemekle yetiniyordu. Klasik teori genellikle “yönetenleri” inceliyor,
“yönetilenleri” ise görmezden geliyordu. Yönetilenlerin temel hak ve
özgürlükleri gibi konular klasik doktrinde nadiren işlenmiştir. Keza
klasik teori yönetenlerin iktidara geliş süreçleriyle, yani siyasal partiler ve seçim sistemleri gibi konularla da pek ilgilenmiyordu6.
Devlet, devletin kişiliği, egemenlik, devlet çeşitleri, federal devlet, üniter devlet, monarşi, cumhuriyet, kuvvetler ayrılığı, başkanlık
sistemi, parlâmenter rejim, doğrudan demokrasi, yarı-doğrudan de3.
4.
5.
6.
Prélot, op. cit., s.31. P. Lavigne, “Le comte Rossi, premier professeur de droit
constitutionnel français”, Mélanges J.-J. Chevallier, Paris, 1977, s.173’ten
nakleden Turpin, op. cit., s.1.
Maurice Duverger, Droit constitutionnel et institutions politiques, Paris, PUF,
1962, c.1, s.1.
Ibid.
Ibid.
BÖLÜM 13: FRANSIZ ANAYASA HUKUKU DOKTRİNİNİN GELİŞİMİ
181
mokrasi, temsilî demokrasi, anayasa teorisi, kurucu iktidar gibi anayasa hukukunun temel kavram, kurum ve ayrımları işte bu klasik
dönemin ürünüdürler.
Bu dönemin en ünlü temsilcileri olarak Esmein, Carré de
Malberg, Duguit, Hauriou, Barthélemy-Duez, Laferrière ve son temsilcisi olarak Vedel sayılabilir.
1. Adhémar Esmein
Adhémar Esmein’in Eléments de droit constitutionnel ismini taşıyan kitabının ilk baskısı tek cilt olarak 18967 da yayınlanmıştır.
Sekizinci ve son baskısı ise iki cilt olarak 1927 ve 1928’de Henry
Nézard tarafından hazırlanmıştır8. Esmein, kitabın birinci cildinde
devlet ve devlet şekilleri, temsilî sistem, parlâmenter rejim, tabiî hukuk, millî egemenlik ilkesi, kuvvetler ayrılığı ilkesini, bu ilkeye göre
hükûmet şekilleri (meclis hükûmeti, parlâmenter sistem, başkanlık
sistemi), bireysel haklar, yazılı anayasalar gibi genel konuları işlemektedir. Yazar ikinci cildinde ise, 1875 Fransız Anayasasına göre,
yürütme ve yasama iktidarlarının kuruluşunu ve işleyişini incelemektedir. İnceleme yöntemi büyük ölçüde anayasa hükümlerinin açıklaması şeklindedir. Değişik tartışmalar içine girse de, anayasa metninde bulunmayan konular üzerinde durmaz.
2. Raymond Carré de Malberg
Strasbourg Hukuk Fakültesi profesörlerinden Raymond Carré de
Malberg’in birinci cildi 1920’de, ikinci cildi 1922’de yayınlanan
ünlü eseri Contribution à la théorie générale de l’Etat ismini taşımaktadır9. Yazar pozitivisttir; ve bu yaklaşım biçimi aslında kitabın
7.
8.
9.
Adhémar Esmein, Eléments de droit constitutionnel, Paris, Librairie de la
société du recueil des lois et des arrêts, 1896, 841 s. (Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Kütüphanesi: A.33883). (Bulunması güç olan klasik dönem kitaplarının Türkiye’de bulundukları Kütüphaneyi ve kayıt numarasını da belirtmeyi uygun görüyoruz).
Adhémar Esmein, Eléments de droit constitutionnel français et comparé,
Revue par Henry Nézard, Paris, Recueil Sirey, Cilt I, 1927 (650 s.); Cilt II,
1928 (695 s.). (Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Kütüphanesi: K.4291).
Raymond Carré de Malberg, Contribution à la théorie générale de l’Etat,
Paris, Librairie de la Société du Recueil Sirey, Cilt I: 1920 (638 s.); Cilt II:
1922 (839 s.) (1962’de Editions du Centre national de la recherche
scientifique tarafından fotomekanik usûlle bir tıpkı basımı yapılmıştır). (Her
182
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
alt başlığından da anlaşılabilir: Spécilalement d’après les données
fournies par le droit constitutionnel français. Ünlü hukukçunun incelediği başlıca konular şunlardır: Devletin kurucu unsurları, devletin
kişiliği, devlet gücü, devletin fonksiyonları, yasama fonksiyonu, idarî
fonksiyon, yargılama fonksiyonu, fonksiyonlar ayrılığı, devletin organları, temsil, temsilî sistem, seçmen topluluğu, oy hakkı, kurucu
iktidar, anayasanın değiştirilmesi vs. Görüldüğü gibi konuların hepsi
devlet ile ilgilidir. Zaten yukarıda zikredilen iki büyük ciltlik kitabın
başlığı da “Devletin Genel Teorisine Katkı”dır. Carré de Malberg
devletin organlarını, bu organların fonksiyonlarını ve bu organlar
arasındaki karşılıklı ilişkileri incelemektedir. Yazar, devlet dışındaki
siyasal olgularla ilgilenmediği gibi, yönetilenlerle de ilgilenmemektedir. Kitabında temel hak ve özgürlüklere ilişkin bir bölüm yoktur.
3. Léon Duguit
Bordeaux Hukuk Fakültesi dekanı Léon Duguit’nin beş ciltlik
ünlü eseri Traité de droit constitutionnel başlığını taşımaktadır. İkinci baskısı 1921-1925 yılları arasında yapılmıştır. Birinci, ikinci ve
üçüncü cildinin ise üçüncü baskısı sırasıyla 1927, 1928 ve 1930 yıllarında yapılmıştır10.
Yazar birinci ciltte, hukuk kuralı11, hukukî durum12, hukukî işlem13, hukukun süjesi14 gibi hukukun genel teorisi konularını ve devlet problemi15, devletin realist teorisi16 gibi konuları incelemektedir.
10.
11.
12.
13.
14.
15.
16.
iki cilt Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Kütüphanesinde A.28274 no ile
kayıtlıdır. Ancak Kütüphanede bulunmamaktadır; Doç.Dr. Mehmet Turhan tarafından ödünç alınmış gözükmektedir. Söz konusu iki cildi Prof.Dr. Cevdet
Atay’dan ödünç aldık. Kendisine teşekkür ederiz).
Léon Duguit, Traité de droit constitutionnel, Paris, Ancienne Librairie
Fontemoing, (İkinci Baskı: 1921-1925; Üçüncü Baskı, Cilt I: 1927; Cilt II
1928). (Kitap Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Kütüphanesinden bulunabilir. Üçüncü baskının birinci, ikinci ve üçüncü ciltleri ile ikinci baskının beşinci cildi K.4288 numara, ikinci basının dördüncü cildi ise K.5441 numara ile
kayıtlıdır).
Duguit, Traité de droit constitutionnel, op. cit., c.I, s.1-198.
Ibid., c.I, s.200-316.
Ibid., c.I, s.316-450.
Ibid., c.I, s.451-532.
Ibid., c.I, s.534-648.
Ibid., c.I, s.649-739.
BÖLÜM 13: FRANSIZ ANAYASA HUKUKU DOKTRİNİNİN GELİŞİMİ
183
İkinci ciltte devletin unsurları17, devletin fonksiyonları18, devletin
organları19, üçüncü ciltte, kamu görevlileri20, devletin malvarlığı21,
dördüncü ciltte seçmen topluluğu22, parlâmento23, hükûmet24; beşinci ve son ciltte ise, bireysel özgürlük25, çalışma, ticaret ve sözleşme
özgürlüğü26, kanaat özgürlüğü27, din özgürlüğü28, dernek özgürlüğü29 gibi konuları incelemektedir. Duguit kendisinin “realist” dediği
bir yaklaşımı savunmaktadır. İleride yer yer onun teorisini göreceğiz
4. Maurice Hauriou
Toulouse Hukuk Fakültesi dekanı Maurice Hauriou’nun kitabının adı Précis de droit constitutionnel’dir. Birinci baskısı 1923, ikinci baskısı ise 1929 tarihlidir30. Müessese teorisinin kurucusu olan
Hauriou’nun kitabında işlenen başlıca konular sırasıyla şunlardır:
İktidar, sosyal düzen, devlet, siyasal özgürlük, kanunun hâkimiyeti,
millî anayasalar, kurucu iktidar, anayasaların değiştirilmesi, anayasaların üstünlüğü, kanunların anayasaya uygunluk denetimi, Fransız
anayasa tarihi, 1875 Anayasasına göre anayasal sistem, kamu iktidarları, yürütme iktidarı, yasama iktidarı, bireysel haklar, eşitlik ilkesi,
bireysel hakların güvenceleri, vs.
5. Joseph-Barthélemy ve Paul Duez
Paris Hukuk Fakültesi profesörü Joseph Barthélemy ve Lille Hukuk Fakültesi dekanı Paul Duez’in birlikte yazdıkları ünlü eserin adı
17.
18.
19.
20.
21.
22.
23.
24.
25.
26.
27.
28.
29.
30.
Ibid., c.II, s.1-150.
Ibid., c.II, s.151-538.
Ibid., c.II, s.539-824.
Ibid., c.III, s.1-319.
Ibid., c.III, s.320-573.
Ibid., c.IV, s.1-104.
Ibid., c.IV, s.105-548.
Ibid., c.IV, s.549- 879.
Ibid., c.V, s.1-133.
Ibid., c.IV, s.134-327.
Ibid., c.IV, s.328-453.
Ibid., c.IV, s.454-614.
Ibid., c.IV, s.615-635.
Maurice Hauriou, Précis de droit constitutionnel, Librairie du Recueil Sirey,
1929 (1965’te Centre national de recherche scientifique tarafından fotomekanik usûlle bir tıpkı baskısı yapılmıştır) (Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Kütüphanesi: A.63289).
184
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
Traité de droit constitutionnel’dir. 1933 yılında ikinci baskısını tek
cilt halinde 955 sayfa ile yapmıştır31. Klasik teorinin temel kavram
ve ayrımları Barthélemy ve Duez’de artık mükemmel düzeye ulaşmıştır. Yazarlar kitaplarını iki bölüme ayırmaktadır: “Modern anayasal teşkilâtın temel ilkeleri” başlığını taşıyan birinci bölümde incelenen başlıca konular şunlardır: Demokrasi prensibi, millî egemenlik
ilkesi, doğrudan demokrasi, temsilî demokrasi, yarı-temsilî demokrasi, kuvvetler ayrılığı, meclis hükûmeti sistemi, başkanlık sistemi,
parlâmenter sistem, anayasanın üstünlüğü, kanunların anayasaya uygunluk denetimi. İkinci bölüm Fransız anayasal kurumlarının incelenmesine tahsis edilmiştir. Burada incelenen başlıca konular şunlardır: Fransız Devletinin biçimi ve unsurları, seçmenler, seçme hakkı
ve seçimler, parlâmento (milletvekilleri meclisi ve senato), hükûmet
(cumhurbaşkanı, bakanlar ve kabine), parlâmento ile hükûmet arasındaki ilişkiler, parlâmentonun ve hükûmetin yetkileri, hükûmet ile
idare arasındaki ayrım, maliye, dış siyaset, adalet (yargı), anayasanın
değiştirilmesi, vs.
6. Julien Laferrière
Klasik Anayasa Hukukunun son temsilcilerinden en önemlisi Paris Hukuk Fakültesi profesörü Julien Laferrière’dir. 1947 yılında ikinci baskısını yapan Manuel de droit constitutionnel klasik teorinin
doruğunda bulunan bir eserdir32. Kitap üç kısımdan oluşmaktadır.
Birinci kısımda Fransa’da 1789’dan 1940’a kadar olan anayasal gelişmeler, ikinci kısımda ise, anayasa hukukunun genel sorunları işlenmektedir. Bu kısımda incelenen başlıca konular şunlardır: Anayasal kanunlar ile adî kanunlar arasındaki ayrım, demokrasi, millî egemenlik ilkesi, millî egemenliğin kullanılmasına göre demokrasi tipleri (doğrudan hükûmet, temsilî hükûmet, yarı-doğrudan hükûmet),
seçim ve oy, parlâmentonun kuruluşu, yürütme ile meclisler arasındaki ilişki, kuvvetler ayrılığı, başkanlık sistemi, parlâmenter sistem.
Kitabın üçüncü bölümü ise Fransız Dördüncü Cumhuriyetinin anayasal kurumlarının incelenmesine ayrılmıştır.
31. Joseph-Barthélemy ve Paul Duez, Traité de droit constitutionnel, Paris,
Librairie Dalloz, 2. Baskı, 1933, 955 s. (Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Kütüphanesi: A.5331).
32. Julien Laferrière, Manuel de droit constitutionnel, Paris, Editions Domat
Montchrestien, 1947, 1112 s. (Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Kütüphanesinde bulunabilir: A.44209).
BÖLÜM 13: FRANSIZ ANAYASA HUKUKU DOKTRİNİNİN GELİŞİMİ
185
7. Georges Vedel
Klasik dönemin son ünlü eseri Georges Vedel tarafından yazılan
ve tek baskısı 1949’da yapılan Manuel élémentaire de droit
constitutionnel’dir33. Georges Vedel bu kitabı yayınladığı tarihlerde
Toulouse Hukuk Fakültesinde profesördür. Kitap iki kısımdan oluşmaktadır. “Demokrasi” başlığını taşıyan birinci kısımda yazar, devlet
kavramı, federal devlet, üniter devlet, anayasa kavramı, kanunların
anayasaya uygunluk denetimi, millî egemenlik ilkesi, doğrudan demokrasi, temsilî demokrasi, kuvvetler ayrılığı, başkanlık sistemi,
parlâmenter sistem, iki meclislilik, bireysel haklar gibi anayasa hukukunun genel teorisine giren konuları incelemektedir. Yazar bu kısımda ayrıca klasik demokrasi ile Marksist demokrasiyi incelemektedir. “Fransa’nın siyasî kurumları” başlığını taşıyan ikinci kısımda
ise ilk başta 1946 Anayasasına kadar olan anayasal gelişmeler, daha
sonra ise 1946 Anayasası tarafından kurulan sistem incelenmektedir.
Bu kısımda, seçimler, parlâmento, hükûmetin kuruluşu, işleyişi gibi
konular incelenmektedir.
Yukarıda görüldüğü gibi, bu altı klasik eserde inceleme konuları
büyük benzerlikler göstermektedir. İncelenen konular devlet eksenlidir. Devletin kendisi, organları, bu organların kuruluşları ve fonksiyonları incelenmektedir.
***
Fransız anayasa hukuku doktrini, 1920’li yıllarda yakaladığı düzeyi bir daha yakalayamamıştır. Raymond Carré de Malberg, Léon
Duguit ve Maurice Hauriou, üç büyük anayasacı, anayasa hukukunda
üç büyük okul kurmuştur. Carré de Malberg anayasa hukukunda
“pozitivist teori”nin öncülüğünü yapmıştır. Kendisi Strasbourg Hukuk Fakültesi profesörü olduğu için temsilciliğini yaptığı bu akıma,
“Strasbourg Okulu (Ecole de Strasbourg)” da denir. Léon Duguit
(1859-1928) tamamen objektif verilere dayanan, tüm metafizik düşünceleri reddeden bir anayasa hukuku teorisi kurmaya çalıştı. Hukukun kaynağı olarak sosyal dayanışma olgusunu gördü. Bu nedenle
Duguit’nin teorisine “realist teori”, “objektivist teori”, “sosyal daya33. Georges Vedel, Manuel élémentaire de droit constitutionnel, Paris, Librairie
du Recueil Sirey, 1949, (Tıpkı basımı aynı yayınevi tarafından 1989’da Paris’te yapılmıştır) (Kitabın 1949 baskısı Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Kütüphanesinde bulunmaktadır: A.44131).
186
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
nışmacı teori” gibi isimler verilmektedir. Duguit, Bordeaux Hukuk
Fakültesi dekanı olduğu ve bu Fakültede kırkiki yıl çalıştığı için kurduğu akıma “Bordeaux Okulu (Ecole de Bordeaux)” da denmektedir34. Maurice Hauriou “müessese teorisi”nin kurucusu olmuştur.
Kendisi Toulouse Hukuk Fakültesi’nin dekanı olduğu için bu okula
“Toulouse Okulu (Ecole de Toulouse)” da denmektedir.
Üç büyük okul kurucusu bu üç büyük yazar (Raymond Carré de
Malberg, Léon Duguit, Maurice Hauriou) arasında büyük doktrin
çatışmaları olsa da inceleme konuları yukarıda görüldüğü gibi birbiriyle benzeşmektedir. Tüm konular devlet merkezlidir.
Fransız anayasa hukukunun klasik doktrini 1930’lardan itibaren
daha da klasikleşmiş, kendi sistemi içinde dört başı mamur eserler
ortaya çıkarmıştır. Barthélemy ve Duez’in, Laferrière’in, Vedel’in
eserleri artık klasik teorinin doruk noktasında yer alır. Plânları, konuları, inceleme stilleri mükemmeldir. Neyin, nasıl anlatıldığı açıktır.
Artık bazı konularda yapılan ayrımlar, kullanılan kavramlar standart
hale gelmiştir. Bu teori gerçek anlamıyla artık “klasik”tir.
Klasik teorinin inceleme konularının hepsi anayasa metinlerinde
düzenlenmiş olan konulardır. Klasik teoride, anayasa tarafından kurulan devletin temel organlarının örgütlenmesi, işleyişi ve birbirleriyle olan ilişkileri incelenmektedir.
Her klasik eser genellikle iki kısımdan oluşmaktadır. Birinci kısım genellikle “anayasa hukukunun genel teorisi” gibi isimler taşımakta, bu kısımda devlet, devlet şekilleri (üniter devlet-federal devlet), millî egemenlik ilkesi, egemenliğin kullanımına göre hükûmet
şekilleri (doğrudan, yarı-doğrudan ve temsilî hükûmet), kuvvetler
ayrılığı ilkesi, kuvvetler ayrılığına göre hükûmet sistemleri (meclis
hükûmeti, parlâmenter hükûmet sistemi, başkanlık sistemi), anayasa
çeşitleri, anayasanın üstünlüğü, kanunların anayasaya uygunluğu
denetimi gibi konular işlenmektedir. Klasik anayasa hukuku kitaplarının ikinci kısmında ise, 1875 Anayasasına göre anayasal sistem
incelenmektedir. Burada ilkönce kısaca anayasal gelişmeler görülmekte, sonra yürürlükteki Anayasanın kurduğu yasama, yürütme ve
yargı organlarının örgütlenmesi ve işleyişi incelenmektedir.
34. Léon Duguit sadece anayasa hukuku alanında değil, idare hukuku alanında da
bir teorinin kurucusu olmuştur. Bu akıma da idare hukukunda “kamu hizmeti
okulu (Ecole de service public)” denmektedir.
BÖLÜM 13: FRANSIZ ANAYASA HUKUKU DOKTRİNİNİN GELİŞİMİ
187
Fransa’nın güncel siyasal kurumlarının incelenmesi için her şeyden önce, Laferrière’in belirttiği gibi35, bu kurumların içinde bulunduğu sistemi, bu kurumların temel ilkelerini ve teorilerini görmek
gerekir. İşte klasik anayasa hukuku kitaplarının birinci kısmında bulunan “anayasa hukukunun genel teorisi” buna hizmet eder. Keza
yürürlükteki anayasa kurumlarını anlayabilmek için o kurumların o
aşamaya nasıl geldiğini, yani tarihsel gelişimini bilmek gerekir. Siyasal kurumların incelendiği bölümde bir de Fransız anayasa tarihinin
gelişmelerinin verilmesinin nedeni budur.
B. İKİNCİ DÖNEM: ANAYASA HUKUKUNDA SİYASAL
BİLİM YAKLAŞIMI36
1950’den itibaren klasik teorinin yaklaşım biçimi eleştirilmeye
başlanmıştır. Klasik teorinin yaklaşımının gerçek dışı olduğu, ortaya
attığı kavram ve kategorilerin yapay olduğu ileri sürülmüştür. Klasik
teoriye en yıkıcı eleştirileri yöneltenlerden biri hiç şüphesiz, Maurice
Duverger’dir. Önceleri Bordeaux Hukuk Fakültesi’nde, sonra da Paris Hukuk Fakültesi’nde çalışan ünlü profesör, Droit constitutionnel
et institutions politiques isimli manuel’inin 1959’da yapılan dördüncü baskısının önsözünde, devletin ve hükûmetin a priori anlaşılışı ile
uğraşmaktan ziyade, olguların analizine dayanan, metafizik olmayan,
sosyolojik bir yaklaşımı savundu37. Böylece siyasal bilim yaklaşımı
hukukî yaklaşıma üstünlük sağlayacaktı. Maurice Duverger klasik
teorinin hukukî yaklaşımını şiddetle eleştirmiştir. Yazara göre, siyasal hayat, siyasal ve anayasal kurumlar arasında sürekli bir kavganın
konusudur. Ona göre, klasik teori bu kavgayı görmezden gelir. Klasik teori devleti ve onu tecessüm ettiren yöneticileri tanrılaştırır ve
böylece egemen sosyal gruplara yarar sağlar. Bu gözlemden yola
çıkarak Duverger şu sonuca ulaşıyordu: Siyasal sosyoloji devletin ve
anayasaların incelenmesini metafizik çağdan pozitif çağa geçirtecek35. Laferrière, op. cit., s.3.
36. Turpin buna “politistlerin bakış açısı (point de vue des politistes)” demektedir
(Turpin, op. cit., s.2). Yazarın “politistler (politistes) ile kastettiği şey,
“political scientists”’tir. Favoreu ise bu yaklaşım biçimine “politikomerkezcilik (politico-centrisme)” demektedir. Bu ifadelerin Türkçe çevirisi
pek güzel durmadığından “siyasal bilim yaklaşımı” ifadesini kullanmayı uygun gördük.
37. Maurice Duverger, Droit constitutionnel et institutions politiques, Paris, PUF,
Dördüncü Baskı, 1959, c.I, s.VII-VIII.
188
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
tir38. Bu dönemde Duverger’nin etkisi Fransa dışına da taşmıştır:
Örneğin bu akıma İspanya’da “duvergerismo (Duvergercilik)” denmektedir. Louis Favoreu’de bu dönemi eleştirmek için, Fransa’da bu
İspanyolca tabiri kullanmaktadır39.
Dominique Turpin’in gözlemlediği gibi, klasik dönemde muhafazakâr, güçlülerin hizmetinde olduğuna inanılan anayasa hukukunun
yerine, ikinci dönemde itirazcı ve kitlelerin hizmetinde olduğu iddia
edilen bir siyasal bilim geçirilecek idi40. İkinci dönemin yaklaşımı
normatif değil, tasvirî idi. Kanunlardaki soyut kategorilerle değil,
onların arkasında yatan somut gerçeklerle ilgileniyordu. Bu yaklaşım
biçimi anayasayı önemsemiyordu. Anayasa Georges Burdeau’ya
göre, “hayaletlerin oturduğu alegorik bir tapınak”tan başka bir şey
değildi41. Zira siyasal yaşam ve kurumların işleyişi anayasal kuralların dışında cereyan ediyordu42.
1949’da Fransız Siyasal Bilim Derneği (Association française de
science politique)’nin kurulması ve arkasından Revue française de
science politique’in çıkmasıyla, “anayasa hukukunda siyasal bilim
yaklaşımı” güçlenmeye devam etti.
İşte bu bağlamda, 1954’te Fransa’da hukuk fakültelerinin resmî
ders programlarında “anayasa hukuku (droit constitutionnel)” ismi
yanına bir de “siyasal kurumlar (institutions politiques)” ismi eklendi. Böylece siyasal bilim, anayasa hukuku haline geldi.
Bu ikinci dönemde sadece klasik teorinin konularına bakış açısı
değişmedi; klasik teorinin incelediği konular da tümden değişti. Artık sadece devlet ve yöneticiler değil, yönetilenler de inceleniyordu.
Örneğin 1960’lı, 1970’li yıllarda yazılmış Droit constitutionnel et
institutions politiques isimli herhangi bir manuel’e bakılırsa, incelenen konular arasında, siyasal iktidar, propaganda, siyasal inanışlar,
meşruluk tipleri, ideolojiler, seçim, seçim sistemleri, baskı grupları,
38. Ibid.
39. Louis Favoreu, “Propos d’un ‘néo-constitutionnaliste’”, in Jean Louis Seurin
(sous la direction de-), La constitutionnalisme aujourd’hui, Paris, Economica,
1984, s.24.
40. Turpin, op. cit., s.3.
41. Georges Burdeau, “Une survivance: la notion de constitution”, Etudes en
l’honneur d’Achielle Mestre, Paris, Sirey, 1956, s.62.
42. Ibid., s.55.
BÖLÜM 13: FRANSIZ ANAYASA HUKUKU DOKTRİNİNİN GELİŞİMİ
189
siyasal partiler, parti sistemleri, kamuoyu, demokratik ve otoriter
rejimler gibi saf siyasal bilim konularının olduğu görülür. Bu konuların yanında artık devlet ve devlet çeşitleri, anayasa çeşitleri, anayasanın üstünlüğü, anayasa yargısı, kurucu iktidar, millî egemenlik ilkesi
ve bu ilkeye göre demokrasi tipleri (doğrudan demokrasi, temsilî
demokrasi), kuvvetler ayrılığı ilkesi ve buna göre hükûmet sistemleri
(meclis hükûmeti, parlâmenter sistem, başkanlık sistemi) gibi klasik
anayasa hukuku konuları ya hiç, ya da hak ettikleri ölçüde yer almıyordu.
Dahası bu dönemde mevcut anayasal sistem dahi yürürlükteki
anayasaya göre incelenmiyordu. Klasik teori anayasal sistemi yasama, yürütme ve yargı organlarının kuruluşu ve işleyişi ve karşılıklı
ilişkileri çerçevesinde işliyordu. Bu yeni dönemde ise, yürürlükteki
anayasanın kurduğu sistem dahi hukukî açıdan incelenmiyor, siyasal
bilim açısından inceleniyordu ve artık “anayasal sistem”den değil,
“siyasal sistem”den bahsediliyordu. Örneğin Bordeaux Hukuk Fakültesi anayasa hukuku profesörü Dmitri-Georges Lavroff’un Fransız
Beşinci Cumhuriyetinin anayasal kurumlarına adanmış ders kitabının
ismi Le système politique français (Fransız Siyasal Sistemi) idi43.
Hatta anayasacılar arasında David Easton’un sistem analizi yaklaşımını kısmen uygulayanlar vardı44.
1970’li yıllarda siyasal bilim yaklaşımı öyle güçlendi ki, siyasal
olguların incelenmesinde siyasal bilimin tekel sahibi olduğu, siyasal
olguların hukukî açıdan incelenemeyeceği iddiasına kadar varıldı. Bu
yaklaşıma göre, siyasal olgular ve kurumlar ancak siyasal bilim bakış
açısıyla kavranabilirdi. Böylece siyasal bilimciler oyunun kurallarının münhasır yorumcusu durumuna gelmenin rantına sahip oldular.
Üstelik bizzat kendileri bu siyasal oyunda taraftılar45.
Siyasal bilim yaklaşımının hâkimiyeti altındaki bu yıllarda, birçok anayasa hukukçusu, anayasa hukukunu bir “hukuk” olarak müta43. Dmitri Georges Lavroff, Le système politique français, Paris, Dolloz, Birinci
Baskı, 1975; Beşinci baskı, 1991.
44. Örneğin Claude Leclercq, Droit constitutionnel et institutions politiques, Paris, Litec, Dördüncü Baskı, 1984, s.47. Bizde de Erdoğan Teziç, David
Easton’ın sistem analizini Anayasa Hukuku kitabında incelemiştir (Teziç, op.
cit., s.103-107).
45. Bu eleştiriler için bkz. Favoreu, “Le droit constitutionnel...”, op. cit., s.79-80;
Turpin, op. cit., s.3, 5-6.
190
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
lâa etmekten ve bir “hukukçu” gibi davranmaktan çekindiler. Üstelik
pek de siyasal bilim formasyonları olmamasına rağmen, onlar da
siyasal bilim bakış açısıyla birşeyler yazdılar. Bu hukuk formasyonlu
Fransız siyasal bilimcilerin çoğunluğunun yazdıkları şeyler, Amerikan siyasal bilimcilerinin yanında ikinci sınıf kalmıştır. Bu siyasal
bilim yaklaşımı taraftarı anayasacılar bol bol anayasa hukuku ve siyasal kurumlar isimli ders kitapları ürettiler. Bu kitaplarda belli bir
sistem yoktur; aranılan her şey, bölük pörçük de olsa, bunlarda bulunabilir. 1960’lı, 70’li, 80’li yıllarda yazılmış Fransız anayasa hukuku
ders kitapları46 panayır yeri gibidir. Bu kitaplarda, devlet, siyasal
iktidar, siyasal partiler, kamu oyu, propaganda, ideolojiler, demokratik ve otoriter rejimler, seçimler, seçim sistemleri, parti sistemleri,
meşruluk, baskı grupları gibi birçok konu bulunabileceği gibi; bu
konulara, felsefe, tarih, sosyoloji, psikoloji, siyasal bilim gibi birçok
açıdan yaklaşıldığı da görülebilir. Bu yılların Fransız anayasa hukuku
kitapları tam anlamıyla bir “çorba”dır.
Bu “siyasal bilim hâkimiyeti yılları”nda, Georges Vedel gibi hukukî yaklaşıma değer veren anayasacıların bir kısmı, giderek idare
hukukuna kaydılar.
C. ÜÇÜNCÜ DÖNEM: YENİ ANAYASA HUKUKU
Nihayet 1980’li yılların ikinci yarısından itibaren siyasal bilim
yaklaşımı gerilemeye, hatta savunmaya geçti. Fransa’da siyasal bilim
yaklaşımına en ağır eleştiriler yönelten ve “yeni anayasacılık”ın öncülüğünü yapan kişi hiç şüphesiz Aix-Marseille III Üniversitesi profesörü Louis Favoreu’dür47.
46. Örneğin Ardant, Burdeau, Cadart, Cadoux, Chantebout, Debbasch et alii,
Duhamel, Duverger, Fabre, Gicquel, André Hauriou, Jeanneau, Lavroff,
Leclercq, Pactet, Prélot, Quermonne gibi yazarların kitapları. Bu yazarların kitaplarının künye bilgilerine bibliyografyadan ulaşılabileceği gibi, yukarıda
“Anayasa Hukukunun Bilgi Kaynakları” başlıklı dördüncü bölümde (III, A, 1,
b) verilen Fransız anayasa hukuku sistematik eserleri listesinden de ulaşılabilir
(bkz. supra, s.52-53).
47. Louis Favoreu, “Le droit constitutionnel, droit de la constitution et
constitution de droit”, Revue française de droit constitutionnel, no 1, 1990,
s.71-89; Louis Favoreu, La politique saisie par le droit, Paris, Economica,
1988; Louis Favoreu, “Propos d’un ‘néo-constitutionnaliste’”, in Jean Louis
Seurin (sous la direction de-) La constitutionnalisme aujourd’hui, Paris,
Economica, 1984, s.23-24.
BÖLÜM 13: FRANSIZ ANAYASA HUKUKU DOKTRİNİNİN GELİŞİMİ
191
Louis Favoreu’ye göre, anayasa bugün bir “fikir”, bir “ideal kavram” olmaktan çıkıp, hukuken müeyyidelendirilen ve etkileri vatandaşlar üzerinde hissedilen bir “norm” haline gelmiştir48. Yazara göre,
anayasanın norm haline gelmesinin birinci sebebi anayasa yargısının
yaygınlaşması ve dolayısıyla anayasa hukukunun yargısallaşmasıdır49.
1958 Fransız Anayasası kanunların anayasaya uygunluğu konusunda önleyici denetim ile görevli bir Anayasa Konseyi (Conseil
constitutionnel) kurmuş, ancak Anayasanın ilk şeklinde bu Konseyi
başvurma yetkisi sadece Cumhurbaşkanına, Başbakana, Millet Meclisi Başkanına ve Senato Başkanına tanınmıştır. Ancak 1974’te Anayasa Konseyine başvurma yetkisi altmış milletvekiline veya senatöre
de tanındı. İşte 1974’ten itibaren, Anayasa Konseyinde yapılan başvuru sayısı arttı ve giderek Anayasa Konseyi siyasal sistemde kilit
bir duruma geldi. Konseyin kararları Anayasanın yorumuna dayanıyor; Anayasanın üstünlüğü böylece gerçekleşiyordu. Konseyin kararlarında tamamen hukukî bir akıl yürütme vardı. Konsey Anayasayı
bir hukuk normu olarak yorumluyordu; bu faaliyet ise “siyasal bilimciler”in tamamen yetkisi dışında kalıyordu.
Bu yeni dönem anayasa hukukunda üç değişiklik oldu. Bir kere
anayasa hukukunun niteliği değişti. İkinci olarak, anayasa hukuku
uygulama alanı genişledi. Nihayet, anayasa hukuku, diğer hukuk
dalları karşısında üstünlük sağladı50.
1. Anayasa Hukukunun Niteliğinde Değişme51
Yeni anayasa hukukunun en önemli özelliği “metne geri dönüş”tür. Bu bakımdan yeni anayasa hukuku klasik anayasa hukukuna
benzemektedir. Hatta bu nedenle yeni anayasa hukukunun İkinci
Dünya Savaşı öncesi anayasa hukukuna bir geri dönüş olduğu da
düşünülmüştür52. Ancak klasik anayasa hukukunun metinlere atfetti48. Favoreu, “Le droit constitutionnel...”, op. cit., s.72. Yazar ünlü İspanyol anayasacısı, Eduardo Garcia de Enterra’nın La Constituticion como norma y el
Tribunal constitucional, (Madrid, Civitas, 3’ncü Baskı, 1985) isimli kitabına
atıfta bulunmaktadır.
49. Favoreu, “Le droit constitutionnel...”, op. cit., s.72.
50. Turpin, op. cit., s.5; Favoreu, “Le droit constitutionnel...”, op. cit., s.77-78
51. Turpin, op. cit., s.5; Favoreu, “Le droit constitutionnel...”, op. cit., s.77-78, 80.
52. Favoreu, “Le droit constitutionnel...”, op. cit., s.80.
192
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
ği rol ile yeni anayasa hukukunun metinlere atfettiği rol arasında
farklılık vardır.
Klasik anayasa hukukunda bizatihi yazarların kendileri metinlerin anlamlarını açıklamaya çalışmışlardır. Diğer bir ifadeyle klasik
anayasa hukuku, aslında anayasacıların anayasal metinler konusundaki yaptıkları yorumlardır. Yani klasik anayasa hukukunda, anayasa
metninin yorumcusu doktrindir. Yeni anayasa hukukunda ise, anayasal metinleri yorumlayanlar artık, anayasa hukukçuları değil, anayasa
mahkemeleridir. Diğer bir ifadeyle artık anayasa metinlerinin
doktrinal yorumu değil, yargısal yorumu söz konusudur. Böylece
yeni anayasa hukuku, anayasal metinler üzerine değil, bu metinlerin
anayasa yargısı organları tarafından yapılan yorumları üzerine kuruludur.
Yeni anayasa hukuku döneminde, anayasa hukuku yargısallaşmış, yargıç tarafından uygulanan diğer hukuk dalları gibi bir “hukuk”
dalı haline gelmiştir. Anayasal metinleri uygulayan anayasa yargısı
organları anayasayı yorumlayarak anayasal normlar yaratmıştır. Bu
normlar bazen anayasa metninin ilk okunuşundan çıkan normlar değildir. Hatta bazen anayasa yargısı organları, anayasa metninde pek
de bulunmayan yeni normlar yaratmışlardır. Böylece anayasa yargıçları anayasa hukukunda norm yaratıcısı durumuna gelmişlerdir. Bu
şekilde ortaya çıkan anayasa hukukuna “jürisprüdansiyel
(jurisprudentiel, içtihadî) anayasa hukuku” denmektedir. Klasik teoride anayasa hukuku, bir doktrin hukukuydu. Oysa yeni anayasa hukuku, bir içtihad hukukudur.
2. Anayasa Hukukunun Uygulama Alanında Genişleme53
Klasik anayasa hukuku devletin temel organlarının kuruluşunu
ve işleyişini inceliyordu. Yeni anayasa hukuku ise sadece bunları
değil, aynı zamanda hukukun kaynaklarını, ulusal ve uluslararası
hukuk arasındaki ilişkileri ve temel hak ve özgürlükleri incelemektedir. Diğer bir ifadeyle, yeni anayasa hukukunun üç ayrı konusu vardır: Kurumlar, normlar ve özgürlükler. Bu ayrımdan yola çıkarak,
Louis Favoreu, yeni anayasa hukukunu üçe ayırmaktadır: Kurumsal
anayasa hukuku, normatif anayasa hukuku ve maddî anayasa hukuku.
53. Turpin, op. cit., s.6; Favoreu, “Le droit constitutionnel...”, op. cit., s.74-77.
BÖLÜM 13: FRANSIZ ANAYASA HUKUKU DOKTRİNİNİN GELİŞİMİ
193
a) Kurumsal Anayasa Hukuku
Louis Favoreu’nün “kurumsal anayasa hukuku (droit constitutionnel institutionnel)” dediği şey klasik anayasa hukukuna tekabül
etmektedir. Kurumsal anayasa hukuku, devletin kurumlarının kuruluşunu ve işleyişini incelemektedir. Bu bakımdan klasik anayasa hukukuna benzemektedir. Ancak klasik anayasa hukuku, devletin sadece
temel siyasal kurumlarının, özellikle yasama ve yürütmenin kuruluşu
ve işleyişini incelerken, yeni anayasa hukuku konusunu siyasal kurumlarla sınırlandırmaz. Yargısal ve hatta idarî kurumları inceleme
alanına alır. Artık sadece federal devletlerde federe devletlerin değil,
yerinden yönetimin az ya da çok mevcut olduğu üniter devletlerde de
yerel yönetimlerin anayasal temellerini incelemek kaçınılmazdır54. O
halde yeni anayasa hukukunun konusuna siyasal kurumların incelenmesi girdiği gibi, idarî ve yargısal kurumların anayasal temellerinin incelenmesi de girmektedir.
b) Normatif Anayasa Hukuku55
Louis Favoreu’nün “normatif anayasa hukuku (droit
constitutionnel normatif)” diye isimlendirdiği şey aslında anayasa
hukuku alanında “hukukun kaynakları (sources du droit, fontes
iuris)”nın incelenmesidir. Bu kısımda bir yandan ulusal normlar ile
uluslararası normlar, diğer yandan, ulusal normlar ile yerel veya federe normlar ve nihayet ulusal normların kendi aralarındaki ilişkiler
(normlar hiyerarşisi) incelenmektedir56.
c) Maddî Anayasa Hukuku57
Louis Favoreu, yeni anayasa hukukunun temel hak ve özgürlüklerin incelendiği kısmına “maddî anayasa hukuku (droit
constitutionnel substantiel)” ismini vermektedir58. Louis Favoreu,
Fransız anayasa hukuku literatüründe özgürlüklerin anayasa hukuku
54.
55.
56.
57.
58.
Favoreu, “Le droit constitutionnel...”, op. cit., s.74-75.
Ibid., s.75-76.
Ibid.
Ibid., s.76-77.
Ibid., s.76.
194
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
çerçevesinde incelenmediğini haklı olarak gözlemlemekte ve bundan
yakınmaktadır59.
3. Anayasa Hukukunun Diğer Hukuk Dalları Karşısında Üstünlüğü ve Diğer Hukuk Dallarının Anayasallaşması60
Diğer hukuk dalları karşısında anayasa hukuku, müeyyide eksikliğinden dolayı uzun süre bir “aşağı hukuk”, bir “eksik hukuk” olarak
görülmüştür61. Günümüzde anayasa hukuku bu eksikliği gidermekle
kalmamış, diğer hukuk dallarının “üstüne” de çıkmıştır. Artık hukukun diğer dalları “anayasal temeller” üzerinde durmaktadır. Anayasanın temel ilkeleri hukukun diğer dallarını da etkilemektedir. Artık
medenî hukukun, ticaret hukukunun, ceza hukukunun, iş hukukunun
anayasal temelleri vardır. Aslında bu üstünlük tamamen anayasa yargısı organlarının diğer yüksek mahkemelere üstünlüğünden kaynaklanmaktadır. Fransa’da Anayasa Konseyinin kararlarının gücü Fransız Temyiz Mahkemesi (Cour de Cassation)’nin ve Fransız Devlet
Şurası (Conseil d’Etat)’nın kararlarının gücünün üstünde yer alır.
Aynı şey Türk Anayasa Mahkemesi kararları için de geçerlidir. O
halde anayasa hukukunu uygulayan anayasa yargısı organları kendi
anlayışlarını hukukun değişik dallarına empoze edebilmektedirler62.
59. Ibid., s.77. Aslında klasik anayasa hukukunda özgürlükler incelenmektedir.
Örneğin Duguit’nin Traité de droit constitutionnel’in beşinci cildi bütünüyle
temel hak ve özgürlüklerin incelenmesine adanmıştır. Keza, Hauriou’nun
Précis de droit constitutionnel’inin dördüncü kısmı (op. cit., s.610-735) da
tamamıyla temel hak ve özgürlüklere ayrılmıştır. Temel hak ve özgürlükleri
incelemeyen klasik teori değil, siyasal bilim yaklaşımının hakim olduğu anayasa hukukudur.
60. Turpin, op. cit., s.7-8; Favoreu, “Le droit constitutionnel...”, op. cit., s.85-87;
Georges Burdeau, Francis Hamon ve Michel Troper, Droit constitutionnel,
Paris, L.G.D.J., 23e édition, 1993, s.44-45.
61. Örneğin Jean Dabin, anayasa hukukunu “eksik hukuk (droit imparfait)” olarak nitelendirmektedir (Jean Dabin, Théorie générale du droit, Paris,
Deuxième édition, 1953, s.51’den alıntılayan Paul Amselek, Perspectives
critiques d'une réflexion épistémologique sur la théorie du droit : essai de
phénoménologie juridique, (Thèse, Université de Paris, Faculté de droit et des
sciences économiques) Paris, L.G.D.J., 1964, s.223). Bunun nedeni anayasa
hukukunun etkililiği (efficacité)’nin zayıflığı, yani müeyyidesinin yokluğu
yahut yetersizliğidir. Bu nedenle hukukun genel teorisi lex imperfecta diye isimlendirilen tuhaf bir kategori icat etmiştir (Bu konuda bkz. Gözler, Hukukun
Genel Teorisine Giriş, op. cit., s.48).
62. Turpin, op. cit., s.7.
BÖLÜM 13: FRANSIZ ANAYASA HUKUKU DOKTRİNİNİN GELİŞİMİ
195
Louis Favoreu’nün gösterdiği gibi, bugün diğer hukuk dallarının
tedricî olarak anayasallaşması sürecine tanık olunmaktadır63. Artık,
gittikçe, medenî hukuk, ticaret hukuku, ceza hukuku, idare hukuku,
vergi hukuku, iş hukuku gibi hukukun değişik dallarının uzmanları,
kendi alanlarındaki yüksek mahkemelerin içtihadlarını dikkate aldıkları gibi, anayasa yargısı organlarının içtihadlarını da incelemek zorunda kalıyorlar. Böylece anayasanın ilkeleri hukukun her alanında
uygulanma imkânına kavuşuyor. Örneğin artık, bir idare hukukçusunun, anayasal ilkeleri zikretmeden, kamu kurumu, idarî yaptırımlar,
idarenin düzenleyici işlemleri, yasallık ilkesi gibi kendi alanının temel konularını işlemesi mümkün değildir. Keza, bir ceza hukukçusu
da, kanunîlik ilkesi, masumluk karinesi, cezaların geçmişe yürümemesi, savunma hakkı gibi kendi alanının temel konularını anayasal
ilkelere atıfta bulunmadan incelemesi olanaksızdır64.
Anayasa yargısı organları sadece anayasa hukukunun değil, hukukun tüm dallarını derinden etkilemektedir.
Louis Favoreu’nün isabetle belirttiği gibi, diğer hukuk dallarının
anayasallaşması neticesinde kamu hukuku-özel hukuk ayrımı da önemini kısmen yitirmiştir65. Aslında hukuk dalları arasındaki ayrım,
nihaî tahlilde, yargı örgütü kolları arasındaki ayrıma, açıkçası birden
fazla yüksek mahkemenin varlığına dayanmaktadır. Kamu hukukuözel hukuk ayrımı farklı yorumlar yapan yüksek mahkemelerin birbirine tâbi olmaması ve üstlerinde de bir başka yüksek mahkemenin
bulunmaması durumunda anlamlıdır. Kararları bütün yüksek mahkemeleri bağlayan bir anayasa yargısı organının bulunduğu bir sistemde kamu hukuku-özel hukuk ayrımının kesin bir anlamı yoktur.
Anayasa yargısı organının varlığı kamu hukuku ve özel hukukun
temel ilkelerinin birliğini sağlar. Böylece hukuk düzeninin bütünlüğü
de korunmuş olur.
Yeni anayasa hukukunun Fransa’daki öncüsü ve en önemli temsilcisi Louis Favoreu’dür. 1980’lerden itibaren ve özellikle
1990’larda Favoreu’nün görüşleri önem kazanmış, Fransız anayasa
hukuku doktrinini derinden etkilemiş ve değiştirmiştir. Bu değişiklikte Fransız Anayasacılar Derneği (Association française des cons63. Favoreu, “Le droit constitutionnel...”, op. cit., s.85.
64. Ibid., s.86.
65. Ibid., s.88.
196
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
titutionnalistes)’nin kurulmasının ve faaliyetlerinin katkısı olmuştur.
Fransa’da yeni anayasa hukuku, Louis Favoreu’nün yayın yönetmenliğini yaptığı Revue française de droit constitutionnel’in 1990’da
çıkmasıyla artık doruğuna ulaşmış ve hâkimiyetini kurmuştur.
Fransa’da siyasal bilim yaklaşımının hâkimiyeti artık sona ermiştir. Bu yaklaşım biçimi, günümüzde artık azınlıktadır ve savunma
durumuna geçmiştir. Siyasal bilim yaklaşımına sahip yazarların büyük çoğunluğu bugün emekli olmuş veya emekliliği yaklaşmış yaşlı
anayasacılardır. Yakında bunların emekliliği ve ölümüyle siyasal
bilim yaklaşımı tamamen sona erecek, yerlerini ise “yeni anayasacılar” almakta tereddüt etmeyeceklerdir66. Zaten, bu yaşlı anayasacılardan bir kısmı da siyasal bilim yaklaşımından dönmüşlerdir. Bunlardan biri yukarıda Fransız Siyasal Sistemi (Le systeme politique
français)67 isimli kitabından bahsettiğimiz Dmitri-Georges
Lavroff’tur. 1995’te bu kitabın altıncı baskısı beklenirken, yazar siyasal bilim yaklaşımından büyük ölçüde vazgeçmiş, yerine hukukî
yaklaşım biçimini kabul etmiştir ve kitabın ismini de Beşinci Cumhuriyetin Anayasa Hukuku (Le droit constitutionnel de la Ve
République)68 olarak değiştirmiştir.
66. Bu durum bize Max Planck’ın şu sözünü hatırlatıyor: “Yeni bir bilimsel gerçeklik, rakiplerini ikna ederek veya onlara aydınlığı göstererek zafer kazanmaz. O zafer kazanır; çünkü, rakipleri ölerek yok olurlar ve yeni bir kuşak,
yeni bir düşünce eskisinin yerini almakta tereddüt etmez”.
67. Dmitri-Georges Lavroff, Le système politique français, Paris, Dalloz, 5e
édition, 1991.
68. Dmitri-Georges Lavroff, Le droit constitutionnel de la Ve République, Paris,
Dalloz, 1995.
Kemal Gözler, Anayasa Hukukunun Metodolojisi, Bursa, Ekin Kitabevi Yayınları, İkinci Baskı,
1999, XVI+320 s. (www.anayasa.gen.tr/metodoloji.htm) © K.Gözler. Her hakkı saklıdır.
Bölüm 14
TÜRK ANAYASA HUKUKU
DOKTRİNİNİN GELİŞİMİ
Çalışmamızın bu bölümünde, Türk anayasa hukuku doktrininin
tarihsel gelişimi açıklanmaya çalışılmıştır. Bu bölümde Türk anayasa
hukukçularının yazmış oldukları anayasa hukuku kitapları konuları
ve metodolojileri bakımından tek tek tanıtılmıştır. Ancak bu bölüm
bir literatür tanıtımından ibaret değildir. İncelenen kitaplar aynı zamanda konu ve metot bakımından eleştirilmiştir. Türk anayasa hukuku doktrininde birçok yazar, metodolojik hatalar yapmıştır. Yazarların önemli bir kısmı, kendilerine düpedüz yanlış hedefler tespit etmiştir. Kendisine doğru hedef tespit eden birçok yazar da bu hedefe
götürecek doğru yolu bulamamıştır. Keza bazı yazarlar da yukarıda
yedinci bölümde gördüğümüz bilimsel yazma kurallarına uymamışlardır. Türk yazarlarının kitaplarındaki metodolojik eksiklikler aşağıda örnekleriyle gösterilmeye çalışılmıştır. Bu bölümün sonunda,
Türk anayasa hukuku doktrininin genel bir değerlendirmesi yapılmış
ve birtakım öneriler dile getirilmiştir.
Osmanlı Devri.- Osmanlı döneminde anayasa hukuku öğretiminin ve doktrinin gelişimi Tarık Zafer Tunaya tarafından etraflıca incelenmiştir1. Biz Tarık Zafer Tunaya’dan aktararak sadece özet olarak şunları söylemekle yetiniyoruz:
Tarık Zafer Tunaya Osmanlı devrinde anayasa hukuku öğretimi
iki ayrı döneme ayırmaktadır.
1. Birinci Dönem (1880-1908).- Birinci dönem 1880’den ikinci
meşrutiyete kadar geçen dönemi kapsar. Bu dönemde anayasa hukuku dersi “Hukuku Siyasiye-i Osmaniye-i Dahiliye yani Hukuku Esasiye ve Hukuku İdare-i Mülkiye” adı altında ilk defa Mekteb-i Hu1.
Tarık Zafer Tunaya, Siyasî Müesseseler ve Anayasa Hukuku, İstanbul, İkinci
Baskı, 1969, s.106-141.
198
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
kukta 1883 yılında okutulmuştur2. Bu dersi ilk okutan hoca, asıl adı
Emil olan Bohemya’da doğmuş Mehmed Emin Efendi’dir3. Daha
sonra bu dersi Kemalpaşazade Sait Bey okutmuştur4. 1890 yılında
Sait Bey sürgüne gönderilmiştir5.
2. İkinci Dönem (1908-1922).- İkinci Meşrutiyet ile birlikte, Darülfünunun Hukuk Şubesinde ve İmparatorluğun çeşitli şehirlerindeki
(Selanik, Konya, Beyrut, Bağdat) hukuk mekteplerinde, anayasa hukuku dersi, “hukuk-ı esasiye” ismi altında okutulmaya başlanmıştır6.
Darülfünunun Hukuk Şubesinde bu ders Celaleddin Arif Bey,
Mekteb-i Mülkiyede ise Babanzade İsmail Hakkı Bey tarafından verilmiştir7.
İsmail Hakkı’nın 1909’da eski harflerle basılan Hukuk-ı Esasîye
(İstanbul, 1909) isimli kitabı ilk Türk anayasa hukuku kitaplarından
biridir. Bundan sonra Celaleddin Arif’in iki ciltlik Hukuk-ı Esasîye’sini (İstanbul, 1909-1911) görüyoruz. Yine Selanik Hukuk Mektebi hocası olan Osman Sermet’in 1909’da Hukuk-ı Esasîye (Selanik,
1909) isimli bir kitabı yayınlanmıştır. Konya Hukuk Mektebinde
hoca olan İbrahim Şinasi’nin Methal-i Hukuk-ı Esasîye isimli bir
kitabı Konya’da 1910’da basılmıştır. Kemalpaşazade Sait’in Hukuk-ı
Siyasiye-i Osmaniye’si ise İstanbul’da 1913’te çıkmıştır. Sonra Veli
Beyin (Saltık) 1920’de İstanbul’da basılan Hukuk-ı Esasîye isimli
kitabı gelmektedir. Osmanlı döneminde son eser 1920 tarihli Feridun
Fikri’nin Hukuk-ı Esasîye’sidir8.
Tunaya, İkinci Meşrutiyetin anayasa hukuku dersini okutacak kişileri hazırlıksız yakaladığını yazmaktadır9. Tunaya, bu yazarların
neticede aktarmacılık yoluna gittiklerini ve özellikle Fransız yazarları
Esmein ve Duguit’den nakilcilik yaptıklarını not etmektedir10.
2.
3.
4.
5.
6.
7.
8.
9.
10.
Ibid., s.106.
Ibid.
Ibid.
Ibid., s.113.
Ibid., s.132.
Ibid.
Ibid., s.107, 197-203; Esen, Anayasa Hukuku: Genel Esaslar, op. cit., s.33.
Tunaya, op. cit., 1969, s.133.
Ibid. Tunaya, Celaleddin Arif beyin kitabının ilk satırları ile Duguit’nin kitabının ilk satırlarının aynı olduğunu gözlemlemektedir (Ibid.).
BÖLÜM 14: TÜRK ANAYASA HUKUKU DOKTRİNİNİN GELİŞİMİ
199
Tunaya Osmanlı İmparatorluğundaki bu ikinci döneme “Esmein ve
Duguit Çağı” ismini vermektedir11.
Mütarekeden sonra, İstanbul Darülfünunundan Celaleddin Arif
Bey ve Veli Bey Ankara’ya geçmiş ve Millî Mücadele hareketine
katılmışlardır12. Celaleddin Arif Bey muhafazakâr kanatta yer almış,
1876 Kanun-ı Esasîsini savunmuştur13. Veli Bey ise bu tutumun tamamen karşıtı olmuş, savaş sonunda Ankara Hukuk Mektebine geçmiştir14.
Cumhuriyetin İlk Dönemi15.- Cumhuriyet devrinin ilk dönemi
ifadesiyle, Cumhuriyetin başlangıcından Başgil, Kubalı, Esen ve
Arsel’e kadar olan anayasa hukuku öğretimini kastediyoruz. Cumhuriyet devrinin bu “ilk dönemi”ni İstanbul Hukuk Fakültesi ve Ankara
Hukuk Mektebi olarak ikiye ayırarak görmek uygun olacaktır.
İstanbul Hukuk Fakültesi.- 1922’de Celaleddin Arif Bey ve Veli
Beyin İstanbul’dan Ankara’ya geçişinden sonra bunların yerlerini
İstanbul’da Ahmet Mithat (Metya) ve Muammer Raşit (Sevig) Beyler almışlardır16. İstanbul Darülfünunu Hukuk Fakültesinde anayasa
hukuku dersleri 1933 üniversite reformuna kadar Ahmet Mithat
(Metya) tarafından verilmiştir17. Reform ile birlikte Ahmet Mithat’ın
görevine son verilmiş yerine Ali Fuat Başgil atanmıştır18. Ali Fuat
Başgil aşağıda ayrıca incelenecektir.
Ankara Hukuk Mektebi.- İstanbul Darülfünununun muhafazakârlığına karşı, devrimci hukukçular yetiştirmek amacıyla bizzat Gazi
Mustafa Kemal tarafından 5 Kasım 1925’te Ankara Hukuk Mektebi
açılmıştır. Bu amaçla bu Mektepte devrimci bir öğretici kadro oluşturulmuştur. Bu kadro içinde anayasa hukuku (esasiye hukuku) dersi
ilk önce (1925-1926) Ağaoğlu Ahmet Bey tarafından verilmiştir19.
Ağaoğlu’nun Esasiye Hukuku isimli bir kitabı vardır. Ağaoğlu’ndan
11.
12.
13.
14.
15.
16.
17.
18.
19.
Ibid., s.132.
Ibid., s.139.
Ibid.
Ibid., s.139.
Tunaya, op. cit., 1969, s.141-187; Esen, Anayasa Hukuku: Genel Esaslar, op.
cit., s.34-37.
Tunaya, op. cit., 1969, s.140.
Ibid., s.146.
Ibid., s.147.
Ibid., s.143, 195
200
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
sonra bu dersi Mahmut Esat (Bozkurt) vermiştir (1926)20. Bu ders,
bu okulda 1938 yılına kadar Yusuf Ziya Özer tarafından verilmiştir21. Özer’in Mukayaseli Hukuku Esasîye Dersleri (Ankara, 1939)
isimli bir kitabı vardır. Yusuf Ziya Özer’in yerini kısa sürelerle Tahsin Bekir Balta, Ali Fuat Başgil almıştır. 1944’ten itibaren ise bu
Fakültede anayasa hukuku dersi Bülent Nuri Esen ve İlhan Arsel
tarafından verilmiştir22. Bu yazarlar aşağıda ayrıntılarıyla incelenecektir.
I. BİRİNCİ DÖNEM: “DÖRT BÜYÜKLER” (BAŞGİL,
KUBALI, ESEN, ARSEL)
Yukarıda saydığımız anayasa hukuku kitapları yayınlanmışsa da,
bu kitapların çağdaş Türk anayasa hukukunun yönünü tayin ettikleri
söylenemez. Türk anayasa hukuku doktrini, Başgil, Kubalı, Esen ve
Arsel’in kitaplarıyla oluşmuş ve yönlendirilmiştir. Bu anlamda bu
yazarlar hem Türk anayasa hukuku doktrinin kurucuları, hem de uzun bir süre anayasa hukukunun klâsik yazarları olarak kalmışlardır.
Bu nedenle, bu dört yazarı kısaca “dört büyükler” olarak isimlendirmeyi uygun bulduk. Ali Fuat Başgil ve Hüseyin Nail Kubalı İstanbul
Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Bülent Nuri Esen ve İlhan Arsel de
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi profesörüdür. O nedenle, bunları üniversitelerine göre ikiye ayırıp inceleyeceğiz.
A. İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİNDE
ANAYASA HUKUKU DOKTRİNİ
1. Ali Fuat Başgil
Ali Fuat Başgil 1893’te Çarşamba’da doğdu. Hukuk öğrenimini
Grenoble Hukuk Fakültesinde yapmıştır. 1930 yılında Türkiye’ye
dönmüştür. 1931’de Ankara Hukuk Mektebinde doçent, 1932’de de
profesör oldu. 1933 yılında İstanbul Hukuk Fakültesinde anayasa
hukuku profesörlüğüne atandı. Kasım 1937’de, Hukuk Fakültesi dekanı oldu. Mayıs 1942’de Ankara Siyasal Bilgiler Okuluna müdür
tayin edildi. Ertesi yıl bu görevinden ayrılarak İstanbul Hukuk Fakültesindeki görevine döndü. 1947’de Hür Fikirleri Yayma Cemiyetini
20. Ibid, s.143, 195
21. Ibid., s.151, 195.
22. Ibid., s.195.
BÖLÜM 14: TÜRK ANAYASA HUKUKU DOKTRİNİNİN GELİŞİMİ
201
kurdu. Çok partili dönemde, Demokrat Partiyi destekledi. Ekim
1960’ta Üniversiteden uzaklaştırıldı. DP lehine propaganda yaptığı
gerekçesiyle yargılandı ama beraat etti. Ekim 1961’de Adalet Partisinden Samsun senatörü seçildi. Cumhurbaşkanlığı için Cemal Gürsel’e karşı adaylığını koyduysa da baskılar sonucu senatörlükten çekilmek zorunda kaldı. Ekim 1965’te Adalet Partisinden İstanbul milletvekili seçildi. Başgil 17 Nisan 1967’de İstanbul’da öldü23.
Tarık Zafer Tunaya, Ali Fuat Başgil’in 1933’te İstanbul Hukuk
Fakültesindeki görevine başarıyla başladığını ve kendisinden beklenen yenilikleri getirdiğini yazmaktadır24. Tunaya, Başgil’in ilk yıllarda oldukça başarılı olduğunu, “pozitivist açıyı aşarak, bugünün
sosyolojik ve siyaset ilimci açısına” yöneldiğini not etmektedir25.
Yine Tunaya’ya göre, Başgil’in uyguladığı program, “anayasa hukukunu, genel bir kültür bütünü içinde büyük öğretici niteliğe sahip
kılmıştır. Devrimci görüşün, amme hukuku alanına getirmiş olduğu
bir yenilik olduğu da muhakkaktır”26.
Yine bizzat Tarık Zafer Tunaya’nın gözlemlediği gibi,
“Prof. Başgil, Türkiye’nin koşullarına uygun, Türkiye için yeni ve
başka öğreticilere de örnek olan metodunu ve programını devam ettirmemiştir. Bir süre devam eden yeni baskılarda, ders konusunun
kapsamı, yavaş yavaş daralmış ve tam bir değişmeye doğru gitmiştir.
Prof. Başgil’in fikirleri din ve devlet meselelerinde büyük bir değişme göstermiştir”27.
Ali Fuat Başgil, 1933’ten 1960 yılına kadar İstanbul Üniversitesi
Hukuk Fakültesinde çalışmıştır. Başgil 1933’ten 1942 yılına kadar
anayasa hukuku derslerini tek başına vermiştir28. 1942 yılında bu
göreve Hüseyin Nail Kubalı da katılmıştır.
23.
24.
25.
26.
Biyografisi AnaBritannica’dan alınmıştır (Cilt III, “Başgil” maddesi).
Tunaya, op. cit., 1969, s.147.
Ibid., s.149.
Ibid., s.149-150. Kanımızca, Tunaya’nın bu yargısını ihtiyatla karşılamak
gerekir. Zira bir önceki bölümde açıklandığı gibi, Fransa’da anayasa hukuku
alanında siyasal bilim yaklaşımı 1950’lerden itibaren başlamıştır. 1934 yılında
Başgil’in böyle bir yaklaşım içinde olması bu yaklaşımın uzak bir habercisi
değilse mümkün değildir.
27. Tunaya, op. cit., 1969, s.151
28. Ibid., s.151.
202
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
Ali Fuat Başgil, 1934 yılından 1960 yılına kadar değişik başlıklar
ile anayasa hukuku genel eseri niteliğinde kitaplar yayınlamıştır:
Esasîye Hukuku Dersleri, İstanbul, 1934.
Türkiye Esas Teşkilâtı ve Siyasî Rejimi, İstanbul, 1939.
Esas Teşkilât Hukuku Dersleri, İstanbul, 1940.
Esas Teşkilât Hukuku Dersleri (Cilt II: Demokrasi), İstanbul, 1942.
Esas Teşkilât Hukuku Dersleri (Cilt I, Fasikül I), İstanbul, 1945.
Ana Hukuk Dersleri, İstanbul, 1948.
Türkiye Siyasî Rejimi ve Anayasa Prensipleri, İstanbul, 1957.
Esas Teşkilât Hukuku: Türkiye Siyasî Rejimi ve Anayasa Prensipleri (Cilt I,
Fasikül I), İstanbul, 1960.
Başgil, daha ziyade Fransız klâsik teorisinin etkisi altındadır. İnceleme konuları bütünüyle klâsik teorinin konularıdır. Yani tüm konular devlet ile ilgilidir. Son baskısı 1960’ta yapılan Esas Teşkilât
Hukuku kitabında incelenen konular şunlardır: Hukuk mefhumu, esas
teşkilât hukuku, Türkiye’de imparatorluk devri siyasî teşkilâtı, devlet, devlet teşekkülünü vücuda getiren unsurlar, devletin ülke unsuru,
devletin siyasî unsuru: hâkimiyet, devlet şekilleri, hükûmet şekilleri,
demokrasi, millî hâkimiyet, cumhuriyet ilkesi, doğrudan hükûmet,
temsilî hükûmet, yarı doğrudan demokrasi29. Ali Fuat Başgil klâsik
dönemde yetişmiş bir hukukçudur. Kariyerinin son yıllarında Fransa’da siyasal bilim yaklaşımı çıkmışsa da, yazar ya bu yaklaşımdan
haberdar olmamış ya da bu yaklaşıma pek itibar etmemiştir.
Ali Fuat Başgil, anayasa hukukunun genel esasları ile Türk anayasa hukukunu iç içe işlemiştir. Esas ağırlık genel esaslardadır. Yeri
geldiğinde de Türk Anayasasının kurduğu düzenden şöyle bir bahseder.
Ali Fuat Başgil’in Social Sciences Citation Index (1996-1999)’te
aldığı atıf sayısı 0 (sıfır) dır.
2. Hüseyin Nail Kubalı
Hüseyin Nail Kubalı (Niğde 1903 - İstanbul 1981) 1928’de İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olmuştur. Doktorasını Paris Hukuk Fakültesinde yapmıştır. 1943’te İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde profesör olmuştur. Hüseyin Nail Kubalı
29. Ali Fuat Başgil, Esas Teşkilât Hukuku Dersleri: Türkiye Siyasî Rejimi ve
Anayasa Prensipleri (Cilt I, Fasikül I), İstanbul, Baha Matbaası, 1960.
BÖLÜM 14: TÜRK ANAYASA HUKUKU DOKTRİNİNİN GELİŞİMİ
203
Kubalı, 1943’ten 1971’e kadar değişik başlıklar ile anayasa hukuku
kitapları yayınlamıştır:
Esas Teşkilât Hukuku Dersleri, İstanbul, 1943.
Devlet Ana Hukuku Dersleri, İstanbul, 1945.
Devlet Ana Hukuku Dersleri, İstanbul, 1947.
Devlet Ana Hukuku Dersleri, İstanbul, 1949.
Esas Teşkilât Hukuku Dersleri, İstanbul, 1955.
Esas Teşkilât Hukuku Dersleri, İstanbul, 1957.
Esas Teşkilât Hukuku Dersleri (Demokrasi), İstanbul, 1959.
Esas Teşkilât Hukuku Dersleri, İstanbul, 1960.
Esas Teşkilât Hukuku Dersleri, İstanbul, 1962.
Anayasa Hukukunun Genel Esasları ve Siyasî Rejimler, İstanbul, 1964.
Anayasa Hukukunun Genel Esasları ve Siyasî Rejimler, İstanbul, 1965.
Anayasa Hukuku Dersleri: Genel Esaslar ve Siyasî Rejimler, İstanbul, 1969.
Anayasa Hukuku Dersleri: Genel Esaslar ve Siyasî Rejimler, İstanbul, 1971.
Hüseyin Nail Kubalı daha ziyade Fransız klâsik teorisinin etkisi
altındadır. 1971’de yayınlanan son kitabı esas alındığında incelediği
konular şunlardır: Anayasa hukukunun metodu ve kaynakları, siyasî
iktidar, devlet (niteliği, unsurları, kişiliği, şekilleri), anayasa kavramı,
anayasanın üstünlüğü, siyasî iktidarın sınırlandırılması, kişi hak ve
hürriyetleri, siyasî rejim kavramı, klâsik demokrasinin prensipleri,
klâsik demokrasi şekilleri, temsilî demokrasi, kuvvetler ayrılığı ve
hükûmet sistemleri, siyasî rejim örnekleri (İngiliz, Fransız, Alman,
İtalyan, İsviçre, ABD siyasî rejimleri)30. Kubalı’nın incelediği bu
konular, Fransız klâsik teorisinin incelediği konulardır. Ancak
Kubalı’nın kitabında sadece bu konular yoktur. Siyasal partiler, baskı
grupları, kamuoyu, seçim sistemleri ile parti sistemleri arasındaki
ilişkiler gibi31 Fransız anayasa hukuku doktrininin ikinci döneminin,
yani siyasal bilim yaklaşımı hâkimiyeti döneminin konuları da mevcuttur. Kitabın önsözünden anladığımız kadarıyla, siyasî partiler ve
seçim sistemleri, Kubalı’nın asistanları Bülent Tanör ve Bakır Çağlar, baskı grupları ise Taner Beygo tarafından hazırlanmıştır.
Bu bakımdan Kubalı’nın kitabı ilginçtir. Klâsik dönemde yetişmiş olan yazar, akademik yaşamının sonlarında siyasal bilim yaklaşımına duyarsız kalamamıştır. Birkaç konuyla da olsa Kubalı’nın son
kitabına siyasal bilim yaklaşımının girmesi anlamlıdır. Bu aslında
30. Hüseyin Nail Kubalı, Anayasa Hukuku Dersleri: Genel Esaslar ve Siyasî
Rejimler, İstanbul, İ.Ü. Hukuk Fakültesi Yayınları, 1971.
31. Ibid., s.295-349.
204
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
yazarın pek de bilinçli bir yaklaşım biçimine sahip olmadığını göstermektedir. İçinde yaşadığı dönemin Fransız doktrinini, biraz gecikmeyle, asistanlarının yardımıyla da olsa, izlemektedir. Fransa’da
yaklaşım biçimi değiştiğinden Kubalı’nın da son yıllarında yaklaşım
biçimi değişmiştir. Belki, kitabın yeni baskıları yapılabilseydi, Fransa’daki gelişmeye paralel olarak, klâsik teori konuları tümden elenecek, yerlerini siyasal bilim konularına bırakabilecekti.
Hüseyin Nail Kubalı’nın Social Sciences Citation Index (19961999)’te aldığı atıf sayısı 0 (sıfır) dır.
B. ANKARA ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİNDE
TÜRK ANAYASA HUKUKU DOKTRİNİ
1. Bülent Nuri Esen
Bülent Nuri Esen (İzmir, 1911 - Ankara 1975) 1935’te İstanbul
Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirmiştir. 1937’de Paris Hukuk Fakültesinden doktora unvanını almıştır. 1939’da Ankara Hukuk Fakültesi profesör muavinliğine atanmıştır. Bu Fakültede önce medenî
hukuk, sonra da 1944’ten itibaren de anayasa hukuku dersleri vermiştir32.
Türk anayasa hukuku doktrininin gelişimin etkileyen yazarlardan
biri olan Bülent Nuri Esen, 1945’ten 1971’e kadar birçok anayasa
hukuku kitabı yayınlamıştır33:
Anayasa Hukuku, Ankara, Alaeddin Kıral Matbaası, 1945.
Anayasa Hukuku, Ankara, Millî Eğitim Basımevi, İkinci Baskı, 1946.
Anayasa Hukuku, Ankara, Arbas Matbaası, Üçüncü Baskı, 1948.
Anayasa Hukuku ve Siyasî Hukuk, İstanbul, Nebioğlu Yayınevi, 1957.
Anayasa Hukuku: Genel Esaslar, Ankara, Resimli Posta Matbaası, 1963.
Türk Anayasa Hukuku, Birinci Fasikül, Ankara, Ayyıldız Matbaası, 1968.
Anayasa Hukuku: Genel Esaslar, Ankara, Ayyıldız Matbaası, 1970.
Türk Anayasa Hukuku, Birinci Fasikül, Ankara, Ayyıldız Matbaası, 1971.
Bülent Nuri Esen’in kitaplarına bakıldığında “anayasa hukukunun genel esasları” ile “Türk anayasa hukuku” arasında bir ayrım
yaptığı görülmektedir.
32. Esen’in biyografisi için bkz. Prof. Dr. Bülent Nuri Esen’e Armağan, Ankara,
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1977, s.IX.
33. Yazarın yayın listesi için bkz. Prof. Dr. Bülent Nuri Esen’e Armağan, op.
cit., s.XI-XV. Yukarıdaki liste de buradan alınmıştır.
BÖLÜM 14: TÜRK ANAYASA HUKUKU DOKTRİNİNİN GELİŞİMİ
205
Bülent Nuri Esen de esas itibarıyla Fransız klâsik teorisinin etkisi
altındadır. 1970’te son baskısı yapılan Anayasa Hukuku: Genel Esaslar kitabında şu konuları incelediği görülmektedir: Anayasa hukukunun niteliği, konusu, anayasa hukukunda kaynak problemi, anayasalar teorisi, devlet, siyasî iktidar, devlet biçimleri, hükûmet şekilleri,
hukukun üstünlüğü, demokrasi, komünist ve faşist sistemler, kuvvetler ayrılığı, hükûmet sistemleri34. Görüldüğü gibi Bülent Nuri
Esen’in inceleme konuları tamamıyla klâsik teorinin inceleme konularıdır.
Esen’in anayasa hukukunun genel esaslarını incelediği kitabının
dışında, bir de Türk anayasa düzenine hasredilmiş Türk Anayasa
Hukuku isimli kitabı vardır. Yazar bu kitabında Türk anayasa düzenini inceleyeceğini belirtmektedir. Ancak bu, küçük bir kitaptır ve
1961 Anayasasına kadar olan dönemi içerir. Bu nedenle daha ziyade
Türk anayasa tarihini incelemektedir. İncelediği başlıca konular şunlardır: İslâm’dan önceki dönem, İslâm devlet sistemi, Osmanlı devlet
sistemi, Sened-i İttifak, Tanzimat Fermanı, Kanun-ı Esasî, yeni Türkiye’nin doğuşu, meclis hükûmeti sistemi, millî devlet, devletin dayandığı düşünce sistemi, laiklik ilkesi, demokrasi denemesi, anayasal
düzeni korumak uğruna ihtilal vs35.
Bülent Nuri Esen’nin Social Sciences Citation Index (19961999)’te aldığı atıf sayısı 0 (sıfır) dır.
2. İlhan Arsel
Klâsik Türk anayasa hukukunun diğer bir yazarı ise İlhan
Arsel’dir. 1921’de İstanbul’da doğan Arsel, doktorasını Cenevre Hukuk Fakültesinde yapmıştır. 1944 yılında Ankara Hukuk Fakültesinde göreve başlamıştır. Arsel, 1978 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden istifa etmiştir. Yazar, 1955’ten 1968 yılına kadar
değişik anayasa hukuku ders kitapları yayınlamıştır.
Anayasa Hukukunun Umumî Esasları, Ankara, 1955.
Anayasa Hukuku (Demokrasi), Ankara, 1964.
Türk Anayasa Hukukunun Umumî Esasları, Ankara, 1965.
Anayasa Hukuku (Demokrasi), Ankara, 1968.
34. Esen, Anayasa Hukuku: Genel Esaslar, op. cit.
35. Bülent Nuri Esen, Türk Anayasa Hukuku, Ankara, Ayyıldız Matbaası, 1971.
206
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
İlhan Arsel, anayasa hukuku konusunu iki ayrı kitap halinde işlemektedir: Birincisi, bir çeşit anayasa hukukunun genel teorisi niteliğinde olan Anayasa Hukuku (Demokrasi) isimli eseri36; ikincisi ise,
Türk anayasa düzeninin incelendiği Türk Anayasa Hukukunun Umumî Esasları’dır37.
İlhan Arsel’in, Anayasa Hukuku (Demokrasi) isimli eserinde incelediği konular şunlardır: Hukuk mefhumu, devlet mefhumu, devlet
çeşitleri (Devletin yapısına göre: Üniter devlet-federal devlet; egemenliğin kaynağına göre: monarşi ve cumhuriyet), demokrasi mefhumu, klâsik demokrasinin mahiyeti, temsilî sistemin İngiltere’de
gelişmesi, klâsik demokrasinin fikrî kaynakları, İngiliz, Amerikan ve
Fransız siyasî rejimleri, millet hâkimiyeti, temsilî sistem, oy verme
ve seçim sistemleri, kuvvetler ayrılığı esası, kuvvetler ayrılığına göre
hükûmet sistemleri, yazılı anayasalar teorisi, ferdî hak ve hürriyetler38.
İlhan Arsel, Türk Anayasa Hukukunun Umumî Esasları’nda Türk
anayasa düzenini incelemektedir. İlk önce Osmanlı Devletinin anayasa sistemini, sonra birinci Büyük Millet Meclisi dönemini, ve 1924
Anayasası dönemini (Birinci Cumhuriyet) incelemektedir. Bundan
sonra 1961 Anayasası (İkinci Cumhuriyet) dönemini işlemektedir.
Bu kısımda ilk önce 1961 anayasasının kabul ediliş şartlarını, anayasaya hâkim olan umumî esasları, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
kuruluşunu, çalışmasını, görev ve yetkilerini, yürütme organının kuruluşunu, görev ve yetkilerini, yargı organlarının kuruluş ve yetkilerini, keza anayasa mahkemesini incelemektedir39.
İlhan Arsel de tamamıyla klâsik teoriye bağlı kalmaktadır. Münhasıran siyasal bilim yaklaşımı ve siyasal bilim konuları Arsel’de
yoktur.
İlhan Arsel’in Social Sciences Citation Index (1996-1999)’te aldığı atıf sayısı 0 (sıfır) dır.
36. İlhan Arsel, Anayasa Hukuku (Demokrasi), Ankara, Doğuş Matbaacılık, 1964.
37. İlhan Arsel, Türk Anayasa Hukukunun Umumî Esasları, Ankara, Mars Matbaası, 1965.
38. Arsel, Anayasa Hukuku: Demokrasi, op. cit., passim.
39. İlhan Arsel, Türk Anayasa Hukukunun Umumî Esasları, op. cit., pasim.
BÖLÜM 14: TÜRK ANAYASA HUKUKU DOKTRİNİNİN GELİŞİMİ
207
C. ELEŞTİRİ
Bu dört yazar (Başgil, Kubalı, Esen ve Arsel) Türk anayasa hukukunun gerçek anlamda kurucularıdır. Keza bu dört yazar, anayasa
hukuku disiplinini, 1930’lardan 1970’lere tadar hâkimiyetleri altında
bulundurmuşlardır. Türk anayasa hukuku bu otuz-kırk yıllık dönemde bir bakıma bu dört yazarın tekelindedir. Bu nedenle bu yazarların
Türk anayasa hukuku doktrini üzerinde büyük bir etkisi olmuştur.
İlk önce şu tespiti yapalım: Bu dört yazar esas itibarıyla Fransız
anayasa hukukunun klâsik teorisini tanımışlar, onu Türkiye’ye aktarmışlardır. Kubalı’nın kitabının son baskısındaki bir iki konu bir
yana bırakılırsa, bu dört yazarın kitaplarında siyasal bilim yaklaşımı
ve konuları yoktur. Bu nedenle 1950 sonrası Fransız anayasa hukuku
doktrininde görülen panayır yeri havası Türk anayasa hukuku doktrinini daha az etkilememiştir. Türk anayasa hukuku doktrini, Fransız
doktrinine nazaran her zaman daha “hukukî” kalmış, siyasal bilim
yaklaşımı daha az ölçüde etkili olmuştur. Bunun bir nedeni şüphesiz,
klâsik teoriyi tanıyan bu dört büyüklerin kırk yıllık hâkimiyetidir.
Bununla birlikte, bu “dört büyükler”in belirli bir yaklaşım tarzına
bilinçli olarak sahip olduklarını ve bu nedenle bu yaklaşım tarzını
ölünceye kadar sürdürdüklerini söylemek mümkün değildir. Kendileri İkinci Dünya Savaşı öncesi yetişmiş ve o dönemde hâkim olan
doktrini öğrenmişledir. 1950’lerden sonra çıkan yeni yaklaşımı muhtemelen pek iyi izleyememişler veya daha önce oluşturdukları kitaplarını bu yönde değiştirememişlerdir. Ama her halükârda tam Türkiye’de siyasal bilim yaklaşımının büyük tahribatlar yapacağı yıllarda
bu dört büyük yazar, doktrine hâkim olmuş, yeni yaklaşımlara pek de
müsaade etmemiştir. Bu husus, dört büyüklerin, pek de farkında olmadan Türk doktrinine yaptıkları bir hizmettir.
Dört büyüklerin eleştirilecek yanları pek çoktur. Bir kere, bu dört
yazar bilimsel yazma kurallarına genellikle uymaz. Hangi kaynaktan
yararlandıklarını çoğunlukla belirtmezler. Hatta bunlardan bazıları,
Fransız yazarlardan sayfalar süren alıntılar yapmalarına rağmen, yararlandıkları yazarlara ne dipnotu olarak, ne de başka türlü bir atıfta
bulunurlar. Bu konuda da İstanbullu yazarlar ile Ankaralı yazarlar
arasında bir ayrım yapmak gerekir. İstanbul Hukuk Fakültesindeki
yazarların, en ufak bir kaynak gösterme kaygısı yoktur. Örneğin Ali
208
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
Fuat Başgil’in kitabının40 sonunda bir bibliyografya bile yoktur. Bir
bilimsel eser yazmanın minimum standartlarına dahi uyulmamıştır.
Kubalı’nın kitabında ise küçük bir bibliyografya vardır. Ancak kitabın içinde tek bir atıf, tek bir dipnotu dahi yoktur. Oysa yazdıklarının
aşağı yukarı hepsi Fransız anayasa hukuku literatüründen alıntıdır.
Yazarlar yaptıkları alıntıların kaynağını göstermediklerine göre,
intihal (plagiat) yapmaktadırlar. Aslında kaynak göstermiş olsalar
bile değişen bir şey olmayacaktır. Çünkü 10 sayfalık bölümler başka
yazarların kitaplarından oluğu gibi aktarılmaktadır. Başgil ve
Kubalı’nın kaynak göstermeden alıntı yapmayı çok sevdikleri Fransız yazarlar Barthélemy ve Duez ile Laferrière’dir.
Örneğin Ali Fuat Başgil’in kitabının 244 ilâ 266’ıncı sayfaları
arasında yer alan “Yarı Doğrudan Hükûmet” başlıklı “Üçüncü Bahis”i, Barthélemy ve Duez’in kitabının 112 ile 132’inci sayfaları arasında yer alan “Le gouvernement semi-direct” başlıklı “Chapitre
III”41 ile Laferrière’in kitabının 431 ilâ 446’ıncı sayfaları arasında
yer alan kısımların42 özet olarak Türkçeye çevrilmesinden ibarettir.
Başgil’in yaptığı teorik açıklamalar ve verdiği örnekler olduğu gibi
Barthélemy ve Duez ile Laferrière’den alınmadır. Okuyucu bir eline
Barthélemy ve Duez’in ile Laferrière’in kitaplarını, diğer eline de Ali
Fuat Başgil’in kitabını alıp karşılaştırabilir. Ben sırf örnek teşkil etmesi için böyle küçük bir karşılaştırmayı paragrafların ilk satırlarını
alarak aşağıda yaptım:
Laferrière, op. cit., s.436:
1. L’initiative non formulée.- Les
iniants indiquent simplement, en termes
généraux, l’objet et le sens de la loi
qu’ils désirent et dont l’assemblée
élaborera le texte...
2. L’initiative formulée.- Les
initiants établissent un projet de loi
complet,
rédigé
en
articles.
Généralement, ce projet doit être
soumis à l’assemblée législative...
Başgil, op. cit., s.252:
a) Tasarısız teklif: Muayyen sayıda
vatandaşlar parlâmentoya kanun yapmasını teklif ettikleri kanunun sadece
neye dair ve ne manada olmasını istediklerini bildirir, fakat kanunun kaleme
alma işini parlâmentoya bırakırlar...
b) Tasarılı teklif: Bu nevi teklifte,
muayyen sayıda vatandaşlar tam
manasiyle bir kanun tasarısı kaleme alır
ve bunu parlâmentoya sunarlar...
40. Ali Fuat Başgil, Esas Teşkilât Hukuku: Türkiye Siyasî Rejimi ve Anayasa
Prensipleri (Cilt I, Fasikül I), İstanbul, Baha Makbaası, 1960.
41. Barthélemy ve Duez, op. cit., s.112-132.
42. Laferrière, op. cit., s.431-446.
BÖLÜM 14: TÜRK ANAYASA HUKUKU DOKTRİNİNİN GELİŞİMİ
209
Ali Fuat Başgil’in kitabının 254 ilâ 256’ncı sayfalarında yer alan
“İsviçre’de Referendum” başlıklı kısım olduğu gibi, Laferrière’in
kitabının 439 ilâ 449’uncu sayfalarından alınmadır.
Ali Fuat Başgil’in kitabının 259-261’inci sayfalarda yer alan
“Amerikan aza devletlerinde referandum” başlıklı kısım ise,
Barthélemy ve Duez’in kitabının 117 ilâ 118 sayfalarından olduğu
gibi aktarmadır.
Başgil’in kitabının 261 ilâ 266’ncı sayfaları arasında yer alan
“Yarı doğrudan hükûmet sistemi üzerinde düşünceler” başlıklı kısım
yine olduğu gibi Barthélemy ve Duez’in kitabının 123 ilâ 126’ncı
sayfalarından alınmıştır. Karşılaştırma yapmak amacıyla her paragrafın ilk cümlelerini aşağıda veriyoruz:
Barthélemy ve Duez, op. cit., s.123-126:
A. Avantages
1. Au premier rang, des avantages
théoriques du referendum, apparaît
son indisuable harmonie avec le
principe democratique...
2. Le referendum constitue un
obstacle au despotisme possible des
assemlées...
3. Le referendum supprime le
doute possible sur la concordance
entre le majorite parlementaire et la
majorité du pays et, par là, assure un
plus grand respect des lois...
4. Le referendum, instrument de
pasification et de stabilité...
B. Objections
1. Le referendum remettrait la
decision à un autorité incompétente...
2. Le referendum ne serait pas
éclairé par la discussion...
3. Le referendum entraînerait la
satiété et le dégout chez les
électeurs...
4. Le referendum serait d’un
maniement
lourd,
difficile
et
coûteux...
5. Le gouvernement semi-direct –
au moins sous certains de ses formes:
veto, referendum facultatif– serait un
Başgil, op. cit., s.261-266:
A) Referandum usûlünün faydaları:
a) Evvela prensip bakımından, referandum demokrasi mantığına çok uygun bir
hükûmet sistemidir...
b) İşte referandum usûlünün ilk faydası, demokrasilerin ebedî bir yarası olan
partilerin memleket zararına işliyen bu
gibi manevralarına set çekmek ve bu
sayede halkın hakimiyeti prensipini fiilen
tatbik etmektir...
c) Referandum usûlü parlâmento istibdadını önlemek için kuvvetli bir tedbirdir...
d) Referandum parlâmento ekseriyeti
ile memleket ekseriyeti arasında uygunluk
bulunup bulunmadığı şüphesini de ortadan kaldırır ve bu sayede kanunlara daha
büyük bir saygı temin eder...
e) Referandum parti mücadelelerini yatıştırır ve âmme işlerinde emniyet ve
istikrar sağlar...
B) Mahzurları
a) Referandum, devlet idaresinde son
sözü ehliyetsizler kitlesine bırakmaktadır...
b) Bir kanun tedbirinin yerindeliği
hakkında halk yeter derecede aydınlanmamıştır, binaenaleyh reyini bilerek kullanamaz...
c) Referandum sık sık sandıkbaşı boru-
210
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
blâme à l’adresse de l’assemblée
législative, dont il provoquerait ainsi
la déconsidération...
6. Enfin le referendum serait
périlleux pour la liberté et dangereux
pour les finances publiques...
su çalacağı için, halkı bıktırır ve kitlede
devlet işlerine karşı bir alakasızlık doğurur...
d) Referandum yavaş işleyen bir usûl,
güç ve masraflı bir mekanizmadır...
e) Referandum ve halkın itirazı usûlleri
parlâmentoyu, milleti temsil eden bu
heyeti küçültür halk nazarında itibardan
düşürür.
Görüldüğü gibi Ali Fuat Başgil, referandumun yarar ve sakıncaları konusunu olduğu gibi Barthélemy ve Duez’den aktarmaktadır.
Oysa bu aktarmaları yaptığı sayfalarda bu yazarların kitabına yapılmış tek bir atıf yoktur. Kaynağını göstermeden yapılan alıntıya “intihal (plagiat)” denir. Aslında kaynağını gösterse dahi değişen bir şey
olmazdı. Zira 6 sayfa süren bir alıntı kaynak gösterilerek dahi yapılamaz.
Hüseyin Nail Kubalı’da da bol bol intihal örneklerine rastlıyoruz.
Kubalı da Barthélemy ve Duez’den kaynak göstermeden alıntılar
yapmaktadır. Örneğin, Barthélemy ve Duez’de klâsik demokrasinin
özellikleri kısmında şu başlıklar vardır (Barthélemy ve Duez, op.
cit., s.62-65):
a) Elle est essentiellement d’ordre politique
b) Elle vise essentiellement à la liberté politique
c) Elle est essetiellement spritualiste
d) Elle est essentiellemet indiviualiste
e) Elle est essentiellement égalitaire
Aynı konuda Hüseyin Nail Kubalı’da ise şu başlıkları görüyoruz
(Kubalı, op. cit., s.237-245):
Klâsik Demokrasinin Felsefî Eğilimleri
A. Klâsik Demokrasi Spiritüalisttir
B. Klâsik Demokrasi İdealisttir
C. Klâsik Demokrasi Üniversalisttir
Klâsik Demokrasinin Hukukî ve Siyasî Prensipleri
A. Ferdiyetçilik Prensibi
B. Hürriyet Prensibi
C. Eşitlik Prensibi
Hüseyin Nail Kubalı’nın bu konuları Barthélemy ve Duez’den
aldığı anlaşılmaktadır. Ancak bu yazarların kitabına bu kısımlarda tek
bir atıfta bulunmaktadır.
BÖLÜM 14: TÜRK ANAYASA HUKUKU DOKTRİNİNİN GELİŞİMİ
211
Keza doğrudan demokrasi konusunu da Hüseyin Nail Kubalı
Barthélemy ve Duez’den kaynak göstermeden aktarmaktadır. Örneğin Barthélemy ve Duez’in kitabının 84’üncü sayfası ile Kubalı’nın
kitabının 274’üncü sayfaları karşılaştırılabilir. Biz sadeci bu sayfalarda yer alan bir örneği vereceğiz.
Barthélemy ve Duez, op. cit., s.84:
A Uri, en 1911, une une longue
discussior a lieu au sujet de la liberté de
danser le dimanche revendiquée par le
parti socialiste; mais la même
Landsgemeinde vote, par contre, un
Code civil complet en une séance.
Kubalı, op. cit., s.274:
Uri kantonunda, 1911’de sosyalist
partisi Pazar günleri dans etme hürriyetinin verilmesini istediği zaman halk
heyetinde onun [hakkında] hararetli
tartışmalar yapıldığı halde, medenî
kanun sadece bir tek oturumda müzakere ve kabul edilivermiştir.
Görüldüğü gibi, metin içinde verilen örneklere kadar Kubalı
Barthélemy ve Duez’den alıntı yapıyor. Ama Barthélemy ve Duez’e
tek bir atıf dahi yapmıyor.
Bilimsel yazma kurallarına uygunluk bakımından Ankaralı yazarlar, İstanbullu yazarlara göre daha ciddîdir. Gerek Esen’de, gerek
Arsel’de olması gerektiği sıklıkta olmasa bile dipnotlarda gösterilen
kaynaklara rastlıyoruz. Ancak atıf konusunda izledikleri usûller kabul görmüş usûller değildir. Ama yine de yazarlarda kaynak gösterme kaygısı vardır.
Bu dönemde ülkemizde sadece iki hukuk fakültesi vardır: İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi. Her iki fakültede çalışan anayasa hukukçularının sayısı, asistanlar dahil, iki elin parmaklarını geçmemektedir. Ve bunların içinde,
sadece profesör veya kürsü başkanı olan dördü ders kitabı yazabilmiştir. Türkiye gibi büyük bir ülkede bu dört kişinin egemenliği kayda değerdir. Bu haksız rekabet koşullarında haliyle bu dört kişi, hiçbir şekilde hak etmedikleri bir üne kavuşmuştur. Dahası bu ün, sadece üniversite çevresiyle sınırlı kalmamış, uzman olmayan kitlelere de
yayılmıştır. Bu dört yazar, özellikle Başgil ve Kubalı, Türk siyasal
hayatını da yakından etkilemiştir. 1950’li ve 1960’lı yıllarda bu dört
anayasa hukukçusunun Türk siyasal hayatını ne derecede etkiledikleri başlı başına bir inceleme konusu olmaya değerdir.
Türk anayasa hukuku doktrini Başgil, Kubalı, Esen ve Arsel ile
daha başlangıcından itibaren objektif ve bilimsel olmaktan çok uzak
kalmış, inceleme konusuyla kendisini karıştırmıştır. Bu yazarlar,
212
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
anayasayı incelemekle kalmamış, anayasanın değiştirilmesi veya
korunması için de çalışmışlardır. Kendilerinin de taraf oldukları bir
mücadelede, bilim adamı sıfatlarını kötüye kullanarak, hakemlik
yapmaya çalışmışlardır. Bu şekilde Türk anayasa hukuku doktrininde
çok kötü bir geleneğin başlatıcısı da olmuşlardır. Kendilerini izleyen
öğrencileri de, içlerinden bir ikisi istisna tutulursa, aşağı yukarı onların yolunu izlemiştir.
İstanbul ve Ankara Ekollerinin Kökleri
Bu dört büyükler arasında bir yaklaşım farkı var mıdır? Konularına yaklaşım tarzı bakımından bir “İstanbul ekolü” ile “Ankara ekolü”nün varlığından bahsedilebilir mi?
Bu soruya kesin bir yanıt vermek oldukça zor. Ancak şunu gözlemlemek mümkün: İstanbul Hukuk Fakültesi öğretim üyeleri Başgil
ve Kubalı konularını genel teori açısında inceliyor ve yeri geldikçe
Türk anayasa düzeninin sorunlarına şöyle bir değinip geçiyorlardı.
Türk pozitif anayasa hukuku düzeninin başlı başına sistemli bir incelenmesi bu yazarlarda yoktur. Buna karşılık, Ankara Hukuk Fakültesi
öğretim üyeleri Esen ve Arsel, anayasa hukukunda belirgin bir ayrım
yapmış, “anayasa hukuku genel esasları” ile “Türk anayasa hukuku”nu birbirinden ayırmış ve bunları birbirinden ayrı kitaplar halinde
incelemişlerdir. Türk anayasa hukuku kitaplarında, özellikle Arsel,
saf bir hukukçu olarak davranmış ve yürürlükteki anayasanın kurduğu devlet sistemini, devletin temel organlarının kuruluşunu ve işleyişini incelemiştir.
Kanımca bir ekol farklılığından bahsedilebilirse, Ankara ekolünün ayırıcı özelliği “anayasa hukukunun genel esasları” ile “Türk
anayasa hukuku” arasında bir ayrım yapması ve özellikle Türk anayasa hukuku kısmında pozitif hukukun incelenmesine ağırlık vermesi
ile kendisini gösterir. Esen ve Arsel’den sonra gelen Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesine mensup diğer anayasa hukukçuları da, derslerinde aynı eğilimi sürdürmüşlerdir. İstanbul ekolünün Başgil ve
Kubalı ile çizilen yönü daha sonra da devam etmiştir. Örneğin Erdoğan Teziç’in Anayasa Hukuku43, aşağıda ayrıca göreceğimiz gibi,
aslında anayasa hukukunun genel esasları niteliğinde olan bir kitap-
43. Erdoğan Teziç, Anayasa Hukuku, İstanbul, Beta, Beşinci Baskı, 1998.
BÖLÜM 14: TÜRK ANAYASA HUKUKU DOKTRİNİNİN GELİŞİMİ
213
tır. Türk anayasa düzeni bu kitapta esas itibarıyla yoktur. Olan yerler
de konuya şöyle bir değinmeden ibarettir.
Esen ve Arsel ile Başgil ve Kubalı arasındaki diğer bir fark ise,
birincilerin ikinciler gibi sadece Fransızca literatürü değil, yer yer
İngilizce literatürü de kullanmış olmaları noktasında toplanmaktadır.
Ankara ve İstanbul ekolleri arasındaki bu fark izleyen kuşak anayasa
hukukçularında daha da belirginleşecektir.
***
İktisadî ve Ticarî Bilimler Fakültelerinde Anayasa Hukuku
Doktrini.-Dört büyüklerle aynı kuşaktan iki yazar daha vardır: Sadık
Tüzel ve Orhan Melih Kürkçüer. Hukuk fakültesi öğretim üyesi olmayan ve yukarıdaki dört yazarın elde ettiği ünü elde edemeyen bu
iki yazara da burada kısaca değinmek uygun olacaktır.
1. Sadık Tüzel.- Ege Üniversitesi İktisadî ve Ticarî Bilimler Fakültesi öğretim üyesi Prof. Sadık Tüzel’in, Anayasa Hukuku isimli
kitabı ilk baskısını 1950, üçüncü baskısını 196944 yılında yapmıştır.
Tüzel’in kitabı iki kısımdan oluşmaktadır. Birinci kısımda, anayasa,
devlet, devlet şekilleri, demokrasi gibi anayasa hukukunun genel
esasları konuları; ikinci kısımda ise Türk anayasa hukuku konuları
incelenmektedir. Sadık Tüzel’in kitabı tamamıyla klâsik teorinin etkisi altındadır. Siyasal bilim yaklaşımı görülmez.
2. Orhan Melih Kürkçüer.- Ankara İktisadî ve Ticarî İlimler
Akademisi öğretim üyesi olan Prof.Dr. Orhan Melih Kürkçüer’in ilk
baskısı 1963’te45, üçüncü baskısı 1966’da yapılan kitabının ismi Esas Teşkilât Hukuku’dur46. Kürkçüer’in kitabı üç kısımdan oluşmaktadır. Birinci kısım, bir çeşit hukuka giriş kitabı görünümündedir.
Sosyal düzen kavramı, hukuk biliminin tasnifi, hukukun kaynakları,
kanunların nitelikleri, mahkeme içtihatları, vs. incelenmektedir.
“Devlet” başlığını taşıyan ikinci kısım da ise, devletin menşei, devletin pozitif ve teorik gelişmesi, devletin unsurları ve şahsiyeti incelenmektedir. Bu kısımdaki konular büyük ölçüde Recai Galip
44. Sadık Tüzel, Anayasa Hukuku, İzmir, Ege Üniversitesi İktisadî ve Ticarî Bilimler Fakültesi Yayınları, Üçüncü Baskı, 1969, 394 s.
45. Orhan Melih Kürkçüer, Esas Teşkilât Hukuku, Ankara, Ankara İktisadî ve
Ticarî İlimler Akademisi Yayınları, 1963.
46. Orhan Melih Kürkçüer, Esas Teşkilât Hukuku, Ankara, Ankara İktisadî ve
Ticarî İlimler Akademisi Yayınları, Üçüncü Baskı, 1966, 240 s.
214
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
Okandan’ın Umumî Amme Hukuku47’ndan alınmadır. Plân bakımından dahi Kürkçüer bu bölümlerde Okandan’ı adım adım izlemektedir. Başlıklar dahi kelime kelime Okandan’dan alınmadır. İkinci kısımda, Kürkçüer, ayrıca, devletin organlarını ve devlet şekillerini
incelemektedir. Kitabın üçüncü ve son kısmında ise Türk anayasa
hukuku konuları vardır. Kürkçüer de tamamıyla klâsik teorinin etkisi
altındadır. Yazarda siyasal bilim yaklaşımı görülmez.
II. İKİNCİ DÖNEM: DÖRT BÜYÜKLERDEN SONRA
1960’lı yılların sonuna gelindiğinde dört büyüklerin de sonuna
gelinmişti. Dört büyüklerin yerini kimler aldı? Yine İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi arasında ayrım yapmak uygun olacaktır. Ancak, Ankara Üniversitesinde
sadece Hukuk Fakültesi değil, Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyeleri de anayasa hukuku kitabı yazmışlardır. Keza Ankara’da Gazi
Üniversitesi öğretim üyesi Kemal Dal ve Hacettepe Üniversitesi öğretim üyesi Mustafa Erdoğan’ın da anayasa hukuku kitapları vardır.
Keza, İzmir’de bulunan Dokuz Eylül Üniversitesine mensup yazarlar
da anayasa hukuku kitabı yayınlamışlardır. Bu nedenle biz burada
kısaca üniversiteler ve fakülteler itibarıyla bir ayrım değil, İstanbul,
Ankara ve İzmir şeklinde şehirler itibarıyla bir ayrım yapmayı uygun
gördük.
A. İSTANBUL
1. A. Selçuk Özçelik: Bir Tekrar
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi anayasa hukuku profesörü
A. Selçuk Özçelik, 1961 yılında Esas Teşkilât Hukuku derslerini çıkardı. Bu kitap son baskısını 1982’de yapmıştır48. Bu son baskıya
bakarak yazarın klâsik Fransız anayasa hukuku teorisine bağlı kaldığını gözlemleyebiliriz. İncelediği konular şunlardır: Hukuk mefhumu, devlet, devletin menşeini izah eden nazariyeler, devletin unsurları, devletin fonksiyonları, devlet şekilleri, anayasa mefhumu, kanunların anayasaya uygunluğunun murakabesi sistemleri, 1961 Anaya47. Recai Galip Okandan, Umumî Amme Hukuku, İstanbul Üniversitesi Hukuk
Fakültesi Yayınları, 1968.
48. A. Selçuk Özçelik, Esas Teşkilât Hukuku Dersleri, İstanbul İ.Ü. Hukuk Fakültesi Yayınları, 1982, 325 s.
BÖLÜM 14: TÜRK ANAYASA HUKUKU DOKTRİNİNİN GELİŞİMİ
215
samıza göre Anayasa Mahkemesinin kuruluşu, görev ve yetkileri,
kuvvetler ayrılığı prensibi ve buna göre hükûmet şekilleri. Görüldüğü
gibi bu konular klâsik teorinin konularıdır.
Özçelik’in Türk anayasa hukuku doktrinine getirdiği bir yenilik,
yahut yaptığı bir katkı yoktur. Başgil ve Kubalı, kaynak göstermeden
Fransız anayasa hukuku kitaplarından alıntılar yaparken, Özçelik bu
zahmete de katlanmamış, doğrudan Başgil ve Kubalı’dan sayfalar
süren alıntılar yapmıştır. Örneğin hâkimiyetin kaynağı bakımından
devlet şekilleri konusu49, paragraf paragraf, hatta bazı kısımlarda
cümle cümle Kubalı’dan50 alınmadır. Yazar dört beş sayfalık alıntıda
sadece bir kere Kubalı’ya atıf yapmaktadır.
İşin tuhaf yanı yeni çıkan birtakım anayasa hukuku kitapları da
Özçelik’ten sadece bir atıf ile iki üç sayfa süren alıntılar yapmaktadırlar. Örneğin İsmet Giritli ve Jale Sarmaşık’ın Anayasa Hukuku
kitabında üç sayfalık “karma devletler” konusu olduğu gibi sadece
tek atıf ile Selçuk Özçelik’ten alınmıştır51. Oysa Özçelik, Sarmaşık’ın alıntıladığı konuyu olduğu gibi Kubalı’dan almaktadır52. Orijinallikten uzak yazarların hiç olmazsa kaynakların aslından nakilcilik
yapmaları arzu edilirdi.
A. Selçuk Özçelik’in Social Sciences Citation Index (19961999)’te aldığı atıf sayısı 0 (sıfır) dır.
2. Orhan Aldıkaçtı: Exégétique Yaklaşım
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi anayasa hukuku profesörlerinden Orhan Aldıkaçtı (Samsun, 1924), 1964 yılında Anayasa Hukukumuzun Gelişmesi ve 1961 Anayasası isimli kitabını yayımlamıştır. Bu kitap görebildiğimiz kadarıyla son baskısını 1982 yılında
yapmıştır53. Kitap incelendiğinde, kitabın, başlığı gibi iki kısma ayrılabileceği görülmektedir. Birinci kısımda başlangıcından 1961 Ana49. Özçelik, op. cit., s.174-178.
50. Kubalı, Anayasa Hukuku, op. cit., s.60-66. (Özçelik, op. cit., s.174-178 ile
Kubalı, Anayasa Hukuku, op. cit., s.60-66, paragraf paragraf karşılaştırılabilir).
51. İsmet Giritli ve Jale Sarmaşık, Anayasa Hukuku, İstanbul, Der Yayınları,
1998, s.28-30.
52. Özçelik, op. cit., s.160.
53. Orhan Aldıkaçtı, Anayasa Hukukumuzun Gelişmesi ve 1961 Anayasası, İstanbul, İ.Ü. Hukuk Fakültesi Yayanları, 1982.
216
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
yasasına kadar Türk anayasa tarihi incelenmektedir. Bu kısımda yazarın incelediği konular şunlardır: İslâm’dan önce Türk Devletlerinde
anayasa hukukuna genel bir bakış, İslâm anayasa hukukuna bir bakış,
Osmanlı İmparatorluğunun kuruluşundan, Sened-i İttifak’a kadar
olan devrede anayasa hukukuna bir bakış, Sened-i İttifak, Gülhane
Hattı Hümayunu, 1876 Kanun-ı Esasîsi, 1909 Kanun-ı Esasîsi, 1921
Teşkilâtı Esasîye Kanunu, 1924 Teşkilâtı Esasîye Kanunu. Bundan
sonra yazar 1961 Anayasasını daha yakından incelemektedir. İnceleyiş şekli ve konularının sırası tamamıyla anayasanın sistematiğine
bağlıdır. İncelenen konular şöyledir: Başlangıç ve genel esaslar, temel haklar ve ödevler, Cumhuriyetin temel kuruluşu, yasama kuvveti, yürütme kuvveti, yargı kuvveti. Yazarın, birinci kısımda tarihi bir
yaklaşımı vardır. Bu kısmın anayasa teorisine bir katkıda bulunması
zaten beklenemez. İkinci kısımda ise yazar büyük ölçüde
exégétique’tir. Anayasayı madde madde izlemekte, anayasa maddelerini tekrara varan şekilde işlemektedir. Aldıkaçtı’nın da Türk anayasa
hukukuna önemli bir katkı da bulunduğunu söylemek abartı olacaktır. Bu arada belirtelim ki, 1982 Anayasasını hazırlayan komisyonun
başkanı Aldıkaçtı’dır.
Orhan Aldıkaçtı’nın Social Sciences Citation Index (19961999)’te aldığı atıf sayısı 0 (sıfır) dır.
3. Tarık Zafer Tunaya: Türk Anayasa Hukukunda Siyasal
Bilim Yaklaşımı
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi anayasa hukuku profesörlerinden Tarık Zafer Tunaya (İstanbul, 1915 - İstanbul 1991), 1966
yılında Siyasî Müesseler ve Anayasa Hukuku isimli ünlü kitabını yayımladı. Bu kitap genişletilerek 1969’da ikinci baskısını yaptı.
1980’de dördüncü baskısını yapan kitaptan yazar Türkiye ile ilgili
olan bölümleri çıkarttı. Bu bölümleri Türkiye’nin Siyasal Gelişmeleri
isimli bir kitapta daha geniş ve ayrıntılı olarak ele almayı düşünüyordu. Ancak plânlanan bu kitabın daha sonra çıkması görebildiğimiz
kadarıyla mümkün olmamıştır. Yazarın bu değerli eseri beşinci ve
son baskısını Siyasal Kurumlar ve Anayasa Hukuku başlığı altında
1982 yılında yapmıştır54.
54. Tarık Zafer Tunaya, Siyasal Kurumlar ve Anayasa Hukuku, İstanbul, Araştırma, Eğitim, Ekin Yayınları, Beşinci Baskı, 1982, 688 s. (Tunaya, op. cit., şek-
BÖLÜM 14: TÜRK ANAYASA HUKUKU DOKTRİNİNİN GELİŞİMİ
217
Tarık Zafer Tunaya Türk anayasa hukuku doktrini tarihinde önemli bir yer işgal etmektedir. İlk kez bir Türk anayasa hukukçusu,
anayasa hukukunda belirli bir yaklaşım biçimini savunmaktadır. Aslında yazarın savunduğu yaklaşım kendisine has bir yaklaşım değildir. Döneminin Fransa’sında hâkim olan siyasal bilim yaklaşımıdır.
Tunaya, Fransız siyasal bilim yaklaşımına mensup anayasa hukukçuları gibi ilk önce klâsik teoriyi eleştirmekte, daha sonra siyasal bilim
yaklaşımını savunmaktadır.
Yazar klâsik teoriyi “içe kapanık” bir teori olarak eleştiriyor ve
bu teorinin Türkiye’deki temsilcisi olarak Kubalı ve Başgil’i görüyordu55. Tunaya’ya göre anayasa hukuku artık içine kapanıklıktan
kurtulmalıydı:
“Anayasa Hukuku, diyordu yazar, sadece Anayasa adı verilen kanunun ele aldığı kurumları incelemekle yetinemez. Anayasa denilen
kanun, adını verdiği hukuk dalının bir parçasıdır. Tümü değildir. Anayasa Hukuku, teknik hukuk cenderesine sıkıştırılmaktan ve içine
kapanık ve statik bir sosyal bilim kolu olmaktan çıkalı hayli zaman
olmuştur. Bugünün Anayasa Hukuku, siyasal ve sosyal gerçeği, tüm
olarak ve her yönüyle, incelemek zorundadır”56.
Tarık Zafer Tunaya hukukî pozitivizmi eleştirmektedir. Yazara
göre bu metotla, gerçeği kavramak, doğruya ulaşmak tamamen imkânsızdır.
“Hukukçunun alanını daraltmak, içine kapanık bir halde, onu hayatı
izlemekten alıkoyacaktır. Sadece sert ve ‘kemikleşmiş’ kuralları saptamakla ve karşılaştırmakla yetinmek Anayasa hukukçusunu hayattan koparacaktır. Bugünün koşulları içinde, hukukî pozitivizm ile
anayasal gelişmeleri anlamaya ve anlatmaya imkân yoktur”57.
Tarık Zafer Tunaya’ya göre, “Anayasa Hukukunun kapsamında,
yönteminde ve oluştuğu coğrafya sınırlarının dışına taşarak çeşitlenmesinde”58 açıkça bir gelişme vardır. “Bu genişlemede Siyaset İlmi,
55.
56.
57.
58.
lindeki atıflar bu baskıyadır. 1969 yılında yayınlanan ikinci baskıya atıf yaptığımızda bunu “Tunaya, op. cit., 1969, s.” şeklinde belirtiyoruz).
Tunaya, op. cit., s.31.
Ibid., s.31-32.
Ibid., s.33.
Ibid., s.34.
218
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
Anayasa plânına büyük yardımlarını getirmiştir. Anayasa Hukuku,
böylece ‘siyasal kurumların hukuku’ olma yolundadır”59.
Tunaya, anayasa hukukunun siyasal bilim ile bir “hısımlık” kurduğunu, bu hısımlığın “nimetler”inden faydalanması gerektiğini belirtmektedir. Böylece anayasa hukukunda hukuk yöntemi ve siyasal
bilim yöntemi birlikte kullanılacaktır60. Anayasa hukukçusu, siyasal
bilimcilerin getirdiği katkılarla, gerçeği daha iyi anlayabilecek ve
belli bir olayı, sosyo-ekonomik bütün içinde değerlendirebilecektir61.
Böyle bir bakış açısından hareket ettiği için Tunaya’nın incelediği konular tamamen farklılaşmaktadır. Siyasal Kurumlar ve Anayasa
Hukuku’nun beşinci ve son baskısında yazarın incelediği konular
şunlardır: Siyasal hayat, siyasal iktidar, kamu hürriyetleri, siyasal
partiler, baskı grupları, siyasal muhalefet, siyasal rejimler, batı demokrasisi, sosyalist rejimler, faşist rejimler, üçüncü dünyanın siyasal
rejimleri.
Görüldüğü gibi Tunaya’nın kitabı, konuları itibarıyla, bir siyaset
bilimi kitabından pek de farklı değildir.
Biz onbirinci bölümde açıkladığımız gibi anayasa hukukunda siyasal bilim yaklaşımına taraftar değiliz. Zaten yukarıda onüçüncü
bölümde açıkladığımız gibi Fransa’da da bu yaklaşım biçimi geçerliliğini günümüzde yitirmiştir. Şüphesiz anayasal konulara siyasal bilim yaklaşımıyla da yaklaşılabilir ve yaklaşılmalıdır da. Ancak siyasal bilim başka, anayasa hukuku başka şeydir. Biz “metot bağdaştırmacılığı (syncrétisme)”na karşıyız. Siyasal bilim yaklaşımı, anayasa
hukukunu ortadan kaldırmaz. Bu yaklaşım biçimi başka derslerde ve
başka isimli kitaplarda kullanılmalıdır. Anayasa hukuku eğer bir
“hukuk” ise hukukî yaklaşım tarzını muhafaza etmelidir. Bu nedenle
Tunaya’nın savunduğu yaklaşım biçimini yanlış buluyoruz.
Tunaya’nın kitabı da büyük ölçüde bir sistemden yoksundur.
Fransız örnekleri gibi bir panayır yeri havasındadır. Ancak Tarık
Zafer Tunaya’nın yeniliği oldukça değerlidir. Kanımızca Tunaya
Türk anayasa hukuku doktrininde önemli bir yer işgal etmektedir. İlk
kez bir Türk anayasa hukukçusu belli bir yaklaşım biçimini ilkeli
59. Ibid.
60. Ibid., s.49.
61. Tunaya, op. cit., s.51.
BÖLÜM 14: TÜRK ANAYASA HUKUKU DOKTRİNİNİN GELİŞİMİ
219
olarak savunmaktadır. Döneminin Fransa’sında hâkim olan siyasal
bilim yaklaşımını Türkiye’ye Tunaya’nın Siyasal Kurumlar ve Anayasa Hukuku kitabı tanıtmıştır.
Diğer yandan Tarık Zafer Tunaya, Türk anayasa hukukçularının
içinde, bilimsel yazma kurallarına uyan ilk yazardır. Siyasal Kurumlar ve Anayasa Hukuku’nun hemen hemen her sayfasında birçok atıf
dipnotu bulunabilir. Tunaya’nın yaptığı alıntıların kimden yapıldığı
izlenebilmektedir. Ayrıca her bölümün sonunda da zengin bir kaynakça vardır. Tunaya’nın çalışması, Türk anayasa hukuku doktrininde bir dönüm noktasıdır.
Tarık Zafer Tunaya’nın Social Sciences Citation Index (19961999)’te aldığı atıf sayısı 4 (dört) tür. Bu atıflar yukarıda incelediğimiz Siyasal Kurumlar ve Anayasa Hukuku isimli çalışmasına değil,
yazarın siyasal tarih alanındaki çalışmalarınadır62.
4. Server Tanilli: İdeolojik Yaklaşım
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi eski öğretim üyelerinden
Server Tanilli, Devlet ve Demokrasi: Anayasa Hukukuna Giriş isimli
kitabının ilk baskısını 1981’de yaptı. Bu kitap çok kısa sürede büyük
bir ticarî başarı elde etmiş, ilk dört ayda üç baskı yapmıştır63. Üstelik
yazarı o tarihte üniversiteden ayrıdır. Yani kitap yazarı tarafından
okutulan bir ders kitabı değildir. Buna rağmen elde ettiği ticarî başarı, genel okuyucu düzeyinde ulaştığı yaygınlık tamamen hayret vericidir. Bu kitabın 1982’de dağıtımı ilçe merkezlerine kadar yapılmış
ve belirli bir ideolojiye mensup hukukçu olmayan kişiler dahi bu
kitabı okumuştur64.
Yazarın bu başarısının nedeni ulaştığı yüksek bilimsel düzey değildir. Kitabın başarısının altında, kitabın ideolojik niteliği, hatta
“angaje” niteliği yatar. Kitap bilimsel ciddîyetten bütünüyle uzak
olduğu gibi, bir bilim adamının koruması gereken asgarî siyasal ta62. Aşağıda Tablo 2’ye bkz.
63. Server Tanilli, Devlet ve Demokrasi: Anayasa Hukukuna Giriş, İstanbul, Say
Kitap Pazarlama, Üçüncü Baskı, 1982, 648 s. Görebildiğimiz kadarıyla, kitap
son olarak sekizinci baskısını 1996 yılında yapmıştır (Server Tanilli, Devlet ve
Demokrasi: Anayasa Hukukuna Giriş, İstanbul, Çağdaş Yayınları, 1996).
64. Burada şunu belirtmek isterim ki, 1982’de Biga’da bir lise öğrencisi iken ben
de bu kitabı almış ve büyük bir hevesle okumuştum. Burada atıf yaptığım üçüncü baskı da benim lise öğrencisi iken okuduğum bu baskıdır.
220
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
rafsızlıktan da tam anlamıyla mahrumdur. Yazarın incelediği tüm
konular Marksist bakış açısından incelenmektedir. Kitapta, liberal
batı demokrasisi kötülenmekte65, Marksist demokrasi ise övülmektedir66. Yazar kapitalist sistemin birçok kurumunu ihtiyatsızca “faşist”
olarak nitelemektedir67. Keza Tanilli, birçok hukukî düzenlemeleri
de “faşist” olarak görmekte tereddüt etmemektedir68. Yazarın kullandığı terminoloji genellikle Marksist terminolojidir. Tanilli’nin
kitabının bütününe açık siyasal değer yargıları hâkimdir.
Server Tanilli, kitabının önsözünde, oldukça iddialı görünmektedir:
“Anayasa hukukunu, önce ‘genel esaslar’ ve ‘Türk anayasa hukuku’
diye ayırıp, sonra onu birkaç konuya indirgeyen kısırlaştırıcı, giderek
yozlaştırıcı bir öğretim biçimi karşısında, ilk kez bu kitapla, anayasa
hukuku, kendine özgü kurumlar çevresinde ve bütün boyutlarıyla anlatılıyor”69.
Her ne kadar yazar “genel esaslar–Türk anayasa hukuku” ayrımını eleştiriyorsa da, kendisi de, bu köklü ve yerinde ayrımın etkisi
altındadır. On iki kısımdan oluşan kitabının ilk dört kısmı (demokrasi, anayasa, kamu özgürlükleri, siyasal partiler), “genel esaslar” konularıdır. Diğer kısımlarda ise yasama, yürütme, yargılama, idare,
millî savunma, bütçe ve plânlama gibi Türk anayasa hukukunun klâsik konuları işlenmektedir. Yazarın farklılığı “genel esaslar–Türk
anayasa hukuku” ayrımını yıkmasında değil, konularına bakış açısındadır. Yazar “anayasa hukukunun genel esasları”nı âdeta
“Marksizmin temel esasları” haline getirmiştir.
Tanilli’nin Devlet ve Demokrasi: Anayasa Hukukuna Giriş isimli
kitabı, ulaştığı ticarî başarıya rağmen, Türk anayasa hukuku doktrinine herhangi bir katkıda bulunmadığı gibi, bu doktrine önemli zararlar da vermiş, bu doktrinin saygınlığını da lekelemiştir.
Server Tanilli’nin Social Sciences Citation Index (1996-1999)’te
aldığı atıf sayısı 1 (bir) dir. Yazarın atıf alan çalışması yukarıda ince-
65.
66.
67.
68.
69.
Ibid., s.23-39, 43-47.
Ibid., s.40-55.
Ibid., s.57-75.
Örneğin Ibid., s.194-197.
Ibid., Önsöz. İtalikler bize ait.
BÖLÜM 14: TÜRK ANAYASA HUKUKU DOKTRİNİNİN GELİŞİMİ
221
lediğimiz Devlet ve Demokrasi değil, Kürt sorunu üzerine olan bir
çalışmasıdır.
5. Erdoğan Teziç
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi anayasa hukuku profesörlerinden Erdoğan Teziç, 1986 yılında Anayasa Hukuku isimli kitabını
yayımladı70. Bu kitap, 1991’de ikinci, 1996’da üçüncü, 1997’de dördüncü ve 1998’de beşinci baskısını yaptı71.
Profesör Teziç’in kitabı Türk anayasa hukuku öğretiminde klâsik
hale gelmiş kitaplardan biridir. Kitabın övgüye değer birçok noktası
vardır. Bir kere incelediği konuyu bir Türk anayasa hukuku ders kitabında pek de rastlanılmayan ölçüde derinlemesine ve ciddî bir şekilde incelemektedir. Anlatımı açık, anlaşılması kolaydır. Diğer yandan kitabın önemli bir özelliği, bilimsel yazma kurallarına uyulmuş
olmasıdır. Tüm alıntılarda kaynak gösterilmektedir. Aşağı yukarı her
sayfada dipnotu vardır. Keza kitabın sonunda geniş ve doyurucu bir
bibliyografya da yer almaktadır. Yazarın “bu bir ders kitabıdır” deyip, bilimsel yazma kurallarını ihmal etmemesi ciddîyetini göstermektedir.
Profesör Teziç’in kitabının dış kapağında sadece “Anayasa Hukuku” yazmasına rağmen, iç kapağında , “Anayasa Hukuku (Genel
Esaslar)” başlığı vardır. Kitap esasen “anayasa hukukunun genel esasları” eseri görünümündedir. Ancak birçok yerde Türk pozitif anayasa hukuku konularını da incelemektedir72.
Erdoğan Teziç’in kitabı Türk anayasa hukuku doktrininin temel
taşlarından birisini oluşturuyorsa da, kanımca, plânı bakımından eleştiriye açıktır. Teziç’in kitabı bir giriş ve iki kısımdan oluşmaktadır.
Giriş kısmının ilk dört sayfasında “hukuk ve anayasa hukuku”,
“kamu hukuku olarak anayasa hukuku” ve “anayasa hukukunun konusu ve yöntemi” başlıkları görülmektedir73. Giriş kısmında incele70. Erdoğan Teziç, Anayasa Hukuku, İstanbul, Beta, 1986.
71. Erdoğan Teziç, Anayasa Hukuku, İstanbul, Beta, Beşinci Baskı, 1998, 452 s.
(Teziç, op. cit., şeklindeki atıflar bu son baskıyadır).
72. Örneğin, anayasa hukuku kaynakları (Teziç, op. cit., s.9-65), anayasayı değiştirme usûlü (Ibid., s.163-165) anayasa uygunluk denetimi (Ibid., s.175-214),
seçim ve seçim sistemlerinde yer yer (Ibid., s.234-303) vb.
73. Ibid., s.1-4.
222
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
nen asıl konu “anayasa hukukunun kaynakları” konusudur. Bu konu
72 sayfalık bir yer işgal etmektedir74. İçindekiler tablosu ile 4 ve
5’inci sayfalardaki başlık stillerine bakılırsa, yazarın “anayasa hukukunun kaynakları” konusunu “anayasa hukukunun konusu ve yöntemi” başlığı altında tasnif ettiği gibi yanlış bir izlenim uyanmaktadır.
Bunun başlıkta kullanılan harflerin stilinden kaynaklanan bir hata
olduğu düşünülebilir. Ne var ki, kitabın beş baskısında da aynı hata
yer almaktadır. Bu nedenle yazarın, “anayasa hukukunun kaynakları”
konusunu, “anayasa hukukunun konusu ve yöntemi” ile ilgili bir konu olarak görüp görmediği sorusu haklı olarak akla gelmektedir. Kanımızca, yazarın kaynaklar konusuna 70 küsur sayfa ayırması ve bunu giriş kısmına yerleştirmesi plân açısından isabetsiz olmuştur.
Üç bölümden oluşan birinci kısmın başlığı “anayasa hukukunun
genel teorisi”dir. Bu kısmın birinci bölümünde siyasî iktidar (özellikleri, kaynağı ve meşruluğu), ikinci bölümünde devlet kavramı ve
biçimleri (tek yapılı ve karma yapılı devletler), üçüncü bölümünde
anayasalar incelenmektedir.
“Anayasa hukukunun temel kavramları” başlığını taşıyan ikinci
kısım ise iki bölümden oluşmaktadır. “Yönetilenler” başlığını taşıyan
birinci bölümünde, egemenliğin kullanılmasına göre yönetim biçimleri (temsilî hükûmet, yarı temsilî hükûmet ve doğrudan hükûmet),
seçim, seçim sistemleri, siyasî partiler konuları işlenmektedir. “Yönetenler (devlet erklerinin yapısı ve işlevi) başlığını taşıyan ikinci
bölümde ise, yürütme erki, yasama erki, ve erkler arasındaki ilişkiler
(kuvvetler birliğine göre siyasî rejimler, kuvvetlerin işbirliği: parlâmenter rejim, kuvvetlerin sert ayrılığı: başkanlık rejimi) konuları
incelenmektedir.
Kanımızca yazarın birinci kısım (anayasa hukuku genel teorisi)
ile ikinci kısım (anayasa hukukunun temel kavramları) arasında yaptığı ayrım sun’îdir. Siyasî iktidar, devlet, anayasa gibi kavramların
neden “anayasa hukukunun genel teorisi”; seçim, siyasal partiler,
yürütme ve yasama erki konuları da neden “anayasa hukukunun temel kavramları” başlıkları altında incelenmektedir? Ve “üniter devlet-federal devlet” ayrımı anayasa hukuku genel teorisine girerken,
“temsilî hükûmet-doğrudan hükûmet” ayrımı, neden anayasa hukukunun temel kavramlarına girmektedir? Keza, “parlâmenter rejim74. Ibid., s.5-77.
BÖLÜM 14: TÜRK ANAYASA HUKUKU DOKTRİNİNİN GELİŞİMİ
223
başkanlık rejimi” ayrımı anayasa hukukunun genel teorisi içinde değil de, neden anayasa hukukunun temel kavramları içinde incelenmektedir? Kanımızca, bu sorulara makul ve tutarlı bir yanıt verilmesi
hayli güçtür. Eğer bir nedeni varsa bile, okuyucu bu nedeni anlayamamaktadır. Zira okuyucuya bu neden hiçbir şekilde açıklanmamaktadır. Yazar, 83’üncü sayfada birinci kısma başlık olarak “anayasa
hukuku genel teorisi” başlığını atmaktadır. Ancak bunun ne olduğu
konusunda tek bir satır bile açıklama yapmamaktadır. Keza yazar,
215’inci sayfada ikinci kısma başlık olarak “anayasa hukukunun temel kavramları” başlığını atmakta, ama “anayasa hukukunun temel
kavramları, Batı toplumlarındaki tarihi gelişimin bir ürünü olup, eski
bir siyaset ve hukuk geleneğinden kaynaklanıyorlar”75 cümlesinden
başka, bu başlık hakkında bir açıklama yapmamaktadır.
Erdoğan Teziç’in incelediği konulara bakıldığında, konularının
ağırlığının anayasa hukukunun klâsik teorisinin konuları olduğu görülmektedir. Devlet, anayasa, devlet biçimleri (üniter devlet-federal
devlet), yönetim biçimleri (temsilî hükûmet-yarı temsilî hükûmetyarı doğrudan hükûmet), kuvvetler ayrılığına göre siyasî rejimler
(parlâmenter rejim-başkanlık rejimi) gibi konular anayasa hukukunun klâsik teorisinin konularıdır. Buna karşılık, Erdoğan Teziç’te
siyasal bilim yaklaşımının egemen olduğu, siyasî iktidar, siyasî partiler gibi konular da görülmektedir. Erdoğan Teziç’in kendine has bir
yaklaşımı olduğunu söylemek oldukça güçtür. Teziç’te de bir “yöntem bağdaştırmacılığı (sycrétisme)” gözlemlenmektedir.
Erdoğan Teziç’in Social Sciences Citation Index (1996-1999)’te
aldığı atıf sayısı 0 (sıfır) dır.
6. Yıldızhan Yayla
İstanbul Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Yıldızhan Yayla’nın 1986’da gözden geçirilmiş ve yenilenmiş ikinci baskısının
yayınlandığı kitabının ismi Anayasa Hukuku Ders Notları’dır76. Bu
kitap 183 sayfalık kısa bir kitaptır. İsmine bakılırsa bir “ders notu”
olduğu ve büyük bir iddiasının olmadığı görülür. Bu kitap her ne
75. Ibid., s.217.
76. Yıldızhan Yayla, Anayasa Hukuku Ders Notları, İstanbul, Filiz Kitabevi,
1986, 183 s.
224
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
kadar “ders notu” başlığını taşıyorsa da, teksir olarak kalmayıp, ciddî
bir yayınevi tarafından yayınlandığı için burada incelememize aldık.
Yazarın eseri iki kitaba ayrılmıştır. Birinci kitapta, devlet, anayasa ve hükûmet şekilleri; ikinci kitapta ise, Türk anayasa düzeni (başlangıç, genel esaslar, temel haklar ve ödevler, Cumhuriyetin temel
organları) işlenmiştir.
Yazarın yaklaşım biçimi hukukîdir. İnceleme konuları münhasıran klâsik teorinin konularıdır. Keza kitapta anayasa hukukunun genel esasları ile Türk anayasa hukuku arasında bir ayrım yaptığı gözlemlenmektedir.
Yazarın kitabının sonunda, 17 eserlik kısa bir bibliyografya bulunmaktadır. Kitabın içinde dipnotu olarak veya bir başka usûlle
kaynak gösterilmemiştir. Bir kitabı “ders notu” olarak nitelemenin
bir bilim adamının kaynak gösterme yükümlülüğünü kaldırıp kaldırmadığı şüphesiz tartışılmaya değer bir şeydir. Bu tartışmaya aşağıdaki sayfalarda gireceğiz.
Yıldızhan Yayla’nın Social Sciences Citation Index (19961999)’te aldığı atıf sayısı 0 (sıfır) dır.
7. Bakır Çağlar
İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi öğretim üyesi olan Bakır Çağlar’ın Anayasa Bilimi: Bir Çalışma Taslağı başlıklı
ilginç kitabı 1989’da çıkmış77 ve görebildiğimiz kadarıyla ikinci bir
baskı yapmamıştır.
Çağlar’ın kitabı birkaç açıdan üzerinde durulmaya değerdir.
Bir kere yazar kitabına “anayasa hukuku” değil, “anayasa bilimi”
ismini vermiştir. “Anayasa bilimi” ifadesi kanımızca yanlıştır. Bu
konudaki açıklamamızı ve eleştirilerimizi yukarıda sekizinci bölümde yapmıştık78. Bu nedenle bu isimlendirme konusuna burada tekrar
girmiyoruz.
Çağlar’ın gerek Anayasa Bilimi, gerek diğer makaleleri, yazarın
yabancı literatürü günü gününe ve hayli ciddî bir şekilde izlediğini
göstermektedir. Yazarın, tüm yazılarının geniş okumalara dayalı ol77. Bakır Çağlar, Anayasa Bilimi, İstanbul, BFS Yayınları, 1989, 332 s.
78. Bkz. supra, s.137-140.
BÖLÜM 14: TÜRK ANAYASA HUKUKU DOKTRİNİNİN GELİŞİMİ
225
duğu hemen gözlemlenmektedir. Kitabının ve makalelerinin her paragrafında birçok kaynağa atıf yapılmaktadır. Türk anayasa hukukunda her sayfanın altında ortalama dört beş dipnotunun bulunduğu,
dipnotların uzunluğunun sayfanın en az dörtte birini kapladığı ilk ve
tek genel eser Bakır Çağlar’ın Anayasa Bilimi’dir. İlk kez bir Türk
anayasa hukukçusunun genel eserinde, yarım cümlelik dahi olsa,
yaptığı her alıntının kaynağını gösterme titizliğini Bakır Çağlar’da
görüyoruz. Gösterdiği kaynaklar alanının en ciddî ve en yeni kaynaklarıdır. Kaynakları her bakımdan zengin ve günceldir. Kitabı ve makalelerinde zikredilen kaynaklar, yazarın bu alanda harcadığı emeği
göstermektedir. Bununla beraber belirtelim ki, bu kadar emek verilmiş bir kitabın sonunda bir bibliyografyanın bulunması uygun olurdu. Keza kitabın sonuna bir kavram ve yazar fihristinin eklenmesi de
okuyucu için çok yararlı olurdu.
Bakır Çağlar’ın gerek Anayasa Bilimi kitabı, gerek makaleleri,
içerdiği konuların çeşitliliği ve kaynaklarının zenginliği bakımından
Türk anayasa hukuku doktrinine önemli bir hizmette bulunmuştur.
Keza yabancı dil bilmeyen veya yabancı literatürü izleyemeyen Türk
okuyucusu, anayasa hukuku alanında birçok yeni kavram, kurum ve
kategorileri Bakır Çağlar’dan öğrenmiştir. Özetle Bakır Çağlar’ın
Anayasa Bilimi ve makaleleri Türk anayasa hukuku doktrinine önemli bir katkıda bulunmuştur. Çağlar’ın katkısı, kendi türünde Türk
anayasa hukuku doktrini tarihinde ilktir ve muhtemelen de uzun süre
tek olarak kalacaktır.
Övgüye değer yanları yanında kanımızca Bakır Çağlar’ın eleştiriye açık birçok yönü vardır. Bir kere Çağlar, anlaşılması oldukça
güç bir yazardır. Güçlük okuyucudan değil, yazarın kendi üslûbundan kaynaklanmaktadır. Tırnak içinde yazılarak özel bir anlam atfedilmeye çalışılan, özellikle makalelerinde siyah yahut italik, hatta
büyük harflerle dizilen kelimeler ve ifadeler nedeniyle yazıları okunamaz hale gelmektedir. Şüphesiz bir yazının üslûbu, nihaî tahlilde
yazarının kişisel tercihine kalmış bir sorundur. Ancak Bakır Çağlar’ın kişisel tercihlerinin, onu anlaşılmaz kıldığını da belirtmek gerekir.
Diğer yandan, yazarın cümlelerinde bir “çeviri” havası hâkimdir.
Kullandığı ifadeler, cümlelerin kuruluş tarzları Fransızca cümleleri
çağrıştırmaktadır. Bu nedenle yazıları akıcılıktan uzaktır.
226
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
Nihayet yazara yöneltilebilecek en büyük eleştiri, yazdıklarının
bir sistemden ve özgünlükten yoksun olduğu noktasında toplanmaktadır. Yazdıkları birçok yazardan alınmış okuma notları derlemesi
niteliğindedir. Çağlar’ın kitabında ve makalelerinde kendine has bir
akıl yürütmeye ve tartışmaya rastlanmamaktadır. Belli bir konuda,
değişik yazarlardan çıkarılan okuma notlarının bir araya getirilmesinden dolayı, Çağlar’ın kitabı ve keza makaleleri sanki bitmemiş,
son şekli verilmemiş bir kitap ve makaleler izlenimini uyandırmaktadır. Aslında muhtemelen Bakır Çağlar da, bu izlenimin farkındadır
ki, kitabına alt başlık alarak Bir Çalışma Taslağı başlığını vermiştir.
Yazarın makalelerinde de buna benzer mütevazı alt başlıklar görülmektedir79.
Bakır Çağlar’ın kitabında ve yazılarında belirli bir iddia ortaya
atma ve onu ispatlama sürecine, kanıtların ve karşı kanıtların değerlendirilmesine rastlanmaz. Yazarın kendine has bir argümantasyonu
yoktur. Yazarda başkalarının argümanlarından yapılan derlemeler
vardır. Bakır Çağlar’ın eserlerinde, bir akıl yürütme süreci yoktur;
varsa bile bu süreç fark edilip izlenememektedir. Bu süreç yerine,
yazar o konuyla ilgili tarihî verileri, çeşitli yazarların görüşlerini,
olayları, mahkeme kararlarını vermektedir. Okuyucu bunlardan “haberdar” olmakta; ancak argümantasyon eksikliğinden, bunları bir
teselsül içinde birleştirememektedir. Bakır Çağlar’ın kitabında ve
makalelerinde, anayasa hukuku bilimi değil, tabiri caizse, “anayasa
hukuku hikayeleri”, “anayasa hukuku haberleri” vardır.
Özetle, Çağlar’ın Türk anayasa hukukuna yaptığı katkı, yeni bir
sistem kurmasıyla değil, anayasa hukukunun tarihî hikayesini ve aktüalitesini okuyucusuna aktarmasıyla olmuştur.
79. Örneğin bkz. Bakır Çağlar, “Parlâmentolar ve Anayasa Mahkemeleri, Teori
ve Pratikte Anayasa Yargısının Sınırları Problemi: Sentetik Bir Deneme İçin
Notlar”, Anayasa Yargısı, Ankara, Anayasa Mahkemesi Yayınları, 1987, Sayı
3, s.137-187 (“Sentetik Bir Deneme İçin Notlar” alt başlığına dikkat ediniz.
Aynı alt başlık şu tebliğde de kullanılmıştır: Bakır Çağlar, “Anayasa Mahkemesi Kararlarında ‘Demokrasi’: Sentetik Bir Deneme İçin Notlar”, Anayasa
Yargısı, Ankara, Anayasa Mahkemesi Yayınları, 1990, Sayı 7, s.57-127; Bakır Çağlar, “Anayasa Yargısı ve Normatif Devreler Karşılaştırmalı Analizi:
İlk Veriler”, Anayasa Yargısı, Ankara, Anayasa Mahkemesi Yayınları, 1989,
Sayı 6, s.117-158. “İlk Veriler” alt başlığına dikkat ediniz. Zira aynı tebliğin
sonuç kısmının başlığı şudur: “Sonuç Yerine Bir Tespit, Bir Soru”.
BÖLÜM 14: TÜRK ANAYASA HUKUKU DOKTRİNİNİN GELİŞİMİ
227
Bakır Çağlar’ın Social Sciences Citation Index (1996-1999)’te
aldığı atıf sayısı 0 (sıfır) dır.
***
İstanbul’da 1989’dan 1997’ye kadar yeni bir anayasa hukuku kitabı yazılmamıştır. 1997’de ise aşağıda inceleyeceğimiz Naz
Çavuşoğlu’nun Anayasa Notları başlıklı küçük kitabı yayınlanmıştır.
1990’lı yıllar kanımca, Türk anayasa hukuku doktrininde kuşak değişimi yıllarıdır.
8. Naz Çavuşoğlu
İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi öğretim üyesi
Naz Çavuşoğlu’nun 1997’de yayınlanan küçük ama değerli kitabı,
Anayasa Notları başlığını taşıyor80. Kitabın başlığına bakarak bunun
iddiasız bir “ders notu” olduğu kanısına kapılmak mümkünse de,
Çavuşoğlu’nun kitabı birçok bakımdan orijinal ve kayda değerdir.
Kitabın özgünlüğü bol bol örnek olaylara yer vermesindedir. Keza
birçok konu Anayasa Mahkemesi kararları ışığında incelenmiştir. Bir
bakıma Çavuşoğlu’nun kitabı bir jürisprüdansiyel anayasa hukuku
denemesidir. Yazarın diğer bir yeniliği de anayasa hukukunun uluslararası ve ulusal-üstü boyutunu vermeye çalışmasındadır. Yazarın bu
kitabını, kanımca bir son olarak değil, bir başlangıç olarak görmek ve
kendisinden bu kitabın çok daha geliştirilmiş halini beklemek gerekir.
Çavuşoğlu’nun kitabı dört bölümden oluşmaktadır. “Anayasa ve
Anayasa Hukuku” başlığını taşıyan birinci bölümde, devlet biçimleri,
anayasaların yapılması ve değiştirilmesi, anayasa yargısı konuları
incelenmektedir. İkinci bölümde ise hak ve hürriyetler hukuku, üçüncü bölümde, anayasa hukukunda kurallar sistemi (normatif sistem), dördüncü bölümde ise kurumlar rejimi incelenmektedir.
Naz Çavuşoğlu’nun Social Sciences Citation Index (19961999)’te aldığı atıf sayısı 0 (sıfır) dır.
9. İsmet Giritli ve Lale Sarmaşık
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyelerinden
Prof.Dr. İsmet Giritli ve Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi
öğretim üyesi Doç.Dr. Lale Sarmaşık’ın ortak eserlerinin adı Anaya80. Naz Çavuşoğlu, Anayasa Notları, İstanbul, Beta, 1997, 231 s.
228
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
sa Hukuku’dur81. 1998’de yayınlanan kitabın asıl metni 157 sayfadır.
Kitap iki bölümden oluşmaktadır. “Genel Esaslar” başlığını taşıyan
birinci bölüm, Lale Sarmaşık tarafından, “Türkiye’de Anayasacılık
hareketleri” başlığını taşıyan ikinci bölüm ise İsmet Giritli tarafından
yazılmıştır.
Birinci bölümde, anayasa, devlet, demokrasi, hükûmet gibi genel
esaslar konuları incelenmektedir. Bu kısmın hiçbir orijinal yanı yoktur. Sarmaşık, bu kısmı, Özçelik, Teziç, Tunaya, Gözübüyük gibi
yazarlardan almıştır. Tek bir atıfla sayfalar süren alıntılar vardır82.
Giritli’nin yazdığı ikinci bölüm ise Osmanlı ve Türk anayasacılık
hareketlerinin incelenmesidir ve esas itibarıyla bir siyasal tarih çalışmasını andırmaktadır.
Kanımca Giritli ve Sarmaşık’ın Türk anayasa hukuku doktrinine
bir katkıda bulunduklarını söylemek mümkün değildir.
İsmet Giritli ve Lale Sarmaşık’ın Social Sciences Citation Index
(1996-1999)’te aldıkları atıf sayısı 0 (sıfır) dır.
B. ANKARA
Ankara’da kurulu bulunan Ankara, Gazi ve Hacettepe Üniversitelerine mensup değişik öğretim üyelerinin anayasa hukuku kitapları
vardır. Biz bunları fakülte fakülte ayırmayacağız. Bu yazarları eserlerinin yayın sırasına göre inceleyeceğiz.
1. Mümtaz Soysal
İlk önce Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim
üyesi Prof. Dr. Mümtaz Soysal’ın 1969 yılında yayınlanan Anayasaya Giriş kitabını83 zikretmek gerekecektir.
Kanımızca, kitaba başlık olarak, “Anayasaya Giriş” isminin verilmesi tamamıyla yanlıştır. Girilen şey “anayasa” değil, “anayasa
81. İsmet Giritli ve Lale Sarmaşık, Anayasa Hukuku, İstanbul, Der Yayınları,
1998, 244 s.
82. Örneğin, Sarmaşık, “karma devletler” konusunu olduğu gibi sadece tek atıf ile
Selçuk Özçelik’ten almıştır (Ibid., s.28-39). Oysa Özçelik de bu kısmı
Kubalı’dan almıştı (Özçelik, op. cit., s.160).
83. Mümtaz Soysal, Anayasaya Giriş, Ankara, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları, 1969.
BÖLÜM 14: TÜRK ANAYASA HUKUKU DOKTRİNİNİN GELİŞİMİ
229
hukuku”; ve keza bilim olan şey “anayasa” değil, “anayasa hukuku”dur. “Anayasa”, “anayasa hukuku”nun kendisi değil, konusudur.
O halde bu disiplin için yazılmış bir ders kitabına “anayasaya giriş”
ismi verilemez. Böyle bir başlık yazarın exégétique bir tarzda Anayasayı madde madde incelediği izlenimini uyandırır ki, bu yazar için
zaten doğru değildir. Yazarın bu tavrı bize, ben “medenî hukuk” değil, Medenî Kanun (Code napoléon) okutuyorum diyen exégétique
ekole mensup Fransız profesörlerini hatırlatmaktadır ki, bu tavır günümüz için çağdışıdır.
Mümtaz Soysal’ın ünlü eseri 100 Soruda Anayasanın Anlamı
1969’da birinci baskısını yapmıştır. Türk anayasa hukukunda klâsik
bir eser haline gelen bu kitap 1997’de 11’inci baskısını yapmıştır84.
Kitap, bir “genel esaslar” eseri değil, bir “Türk anayasa hukuku” eseridir. Onbeş bölümden oluşan kitapta sırasıyla şu konular işlenmiştir:
Anayasa kavramı, Osmanlı Devletinde anayasa hareketleri, kurtuluş
savaşı rejimi ve etkileri, 1924 Anayasası, 1961 Anayasası, 12 Eylül
Rejimi, 1982 Anayasasının temel özellikleri, Atatürk milliyetçiliğine
bağlı devlet, insan haklarına saygılı devlet, sosyal devlet, hukuk devleti, lâik devlet, demokratik devlet, anayasaya göre devlet sistemi
(yasama, yürütme, yargı), anayasanın geleceği.
Kitabın sistemi, konularını işleyiş şekli oldukça güzeldir. Anlatımı açıktır. Yazarın bazı konularda kendi değer yargılarını bir bilimsel gerçekmiş gibi ileri sürmesi şüphesiz eleştiriye açık bir noktadır.
Yazarın 1961 Anayasası ile 1982 Anayasası arasında yaptığı karşılaştırmalarda her halükârda, 1961 Anayasasının lehine ve 1982 Anayasasının ise aleyhine olan ön yargılı bir bakış açısına sahip olduğu
hemen gözlemlenmektedir. Ancak, yazarın konulara bakış açısının
Server Tanilli de olduğu gibi münhasıran ideolojik nitelikte olduğunu
söylemek mümkün değildir. Yazar kitabın genelinde yine de “hukukçu” olarak davranmaktadır. Metodu hukukîdir. Şüphesiz bu hukukî
metodu “biçimci” hukuk anlayışının metodu değildir. Ama bu metot,
siyasal bilim yaklaşımının, yahut siyaset felsefesi yaklaşımının me-
84. Mümtaz Soysal, 100 Soruda Anayasanın Anlamı, İstanbul, Gerçek Yayınevi,
Onbirinci Baskı, 1997, 281 s. Mümtaz Soysal’ın bu kitabının ismi de
exégétique bir yaklaşıma sahip olduğu izlenimini yanlış yere vermektedir.
“Anayasanın Anlamı” başlığı bize “Anayasanın Şerhi” ifadesine çağrıştırmaktadır.
230
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
todu da değildir. Soysal’ın akıl yürütmesi rahatlıkla hukukî olarak
nitelendirilebilir.
Mümtaz Soysal’ın uzun yıllar, gazete köşe yazarlığı yapmış olması, Türk siyasal hayatına dolaylı veya doğrudan katılması, kanımca kendisinin akademik düzeyini ve verimliliğini olumsuz yönde
etkilemiştir.
Soysal’ın kitabında eleştirilecek bir nokta da biçimsel açıdan bilimsel yazma kurallarına pek uyulmamış olmasıdır. Yazar aşağı yukarı hiç kaynak göstermemektedir. Keza kitabın sonunda bir bibliyografya da yoktur. Oysa yazar bir roman yazmadığına göre, yazdığı
eserin baştan sona orijinal olması mümkün değildir. Mümtaz Soysal
da doğal olarak, birçok yerde başka yazarlardan dolaylı da olsa alıntılar yapmakta, onlardan esinlenmektedir.
Bu eleştiri karşısında, bir ders kitabının yahut uzman olmayan
topluluk için yazılmış bir “100 Soruda” dizisi kitabının bilimsel bir
iddiasının olmadığı savunmasının arkasına sığınılabilir. Ancak ne
hikmetse Türkiye’de yazılmış anayasa hukuku kitaplarının en az yarısı bu “iddiasız” kitaplardan oluşmaktadır. Bu iddiasız kitaplar bir
yana bırakılırsa, bilimsel yazma kurallarına uyulmuş ders kitabı sayısı üçe, dörde düşmektedir. Yazarlar, hem bu “iddiasız” kitapları yayınlamakta, bunlarla isim yapmakta, hem de eleştirilerle karşılaştıklarında kitaplarının zaten “iddiasız bir kitap” olduğu mazeretinin arkasına sığınmaktadırlar. Bu iddiasız kitaplar Türk anayasa hukuku
doktrininin gelişimin önünde bir engeldir. Kitap olarak yayınlanmış
her şey kanımızca eleştirilmeyi hak etmektedir. Bu kitapların yazarları da eleştirileri üstlenmek zorundadır.
Mümtaz Soysal’ın Social Sciences Citation Index (1996-1999)’te
aldığı atıf sayısı 1 (bir) dır. Atıf alan çalışması yukarıda zikredilen
çalışmaları değil, 1964 yılında yayınlanan Dış Politika ve Parlâmento isimli çalışmasıdır85.
2. Kemal Dal
Gazi Üniversitesi İktisadî ve İdarî Bilimler Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Kemal Dal’ın Türk Esas Teşkilât Hukuku isimli kitabı-
85. Bkz. infra, Tablo 2.
BÖLÜM 14: TÜRK ANAYASA HUKUKU DOKTRİNİNİN GELİŞİMİ
231
nın ilk baskısı 1984, ikinci baskısı ise 1986 yılında yapılmıştır86.
Kitap “genel esaslar” değil, “Türk anayasa hukuku” kitabı niteliğindedir. Kitap önce iki kısma ayrılmıştır: Birinci kısımda 1982 Anayasasına kadar olan anayasal gelişmeler; ikinci kısımda ise 1982 Anayasası incelenmektedir.
Kemal Dal’ın kitabında siyasal bilim yaklaşımı görülmez. Yaklaşım tarzı tamamen hukukîdir. Üstelik exégétique diyebileceğimiz bir
yaklaşım tarzı vardır. İnceleme plânı aşağı yukarı 1982 Anayasasının
plânıdır. Neredeyse Anayasa kısım kısım, bölüm bölüm izlenmektedir. Yazarın yaptığı açıklamaların birçoğu Anayasa maddelerinin
tekrarı niteliğindedir. Örneğin “kişilerin hakları ve ödevleri” başlığı
altındaki konular 1982 Anayasasının 17’nci ve devamı maddelerinin
sırasındadır87. Yazarın açıklamaları madde metinlerinin şerhi niteliğindedir. Hatta bazı yerlerde şerhten de öte düpedüz madde metinlerinin tekrarı vardır. Örnek:
1982 Anayasası, m.27:
IX.
BİLİM
VE
SANAT
HÜRRİYETİ
MADDE 27.- Herkes, bilim ve sanatı serbestçe öğrenme ve öğretme,
açıklama, yayma ve bu alanlarda her
türlü araştırma hakkına sahiptir.
Yayma hakkı, Anayasanın 1 inci, 2
inci ve 3 üncü maddeleri hükümlerinin
değiştirilmesini sağlamak amacıyla
kullanılamaz.
Bu madde hükmü yabancı yayınların ülkeye girmesi ve dağıtımının kanunla düzenlenmesine engel değildir.
Dal, op. cit., s.189:
XI - BİLİM VE SANAT
HÜRRİYETİ
Herkes, bilim ve sanatı serbestçe
öğrenebilir ve öğretebilir. Bilim ve
sanatı açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu alanlarda her türlü araştırma
yapabilir. Anayasa bu hakların “Anayasanın 1. 2. ve 3. maddeleri hükümlerinin değiştirilmesini sağlamak amacıyla
kullanılamaz.
Ülkeye giren yabancı yayınların,
girme ve dağıtılmasının Kanunla düzenlenmesini, bu maddede yer alan
hükümler engel değildir” der.
Görüldüğü gibi Kemal Dal’ın bilim ve sanat hürriyetine ilişkin
tüm açıklaması 1982 Anayasasının 27’nci maddesinin tekrarı niteliğindedir. Üstelik tekrarın anlatımı bozuktur. Okuyucu, bilim ve sanat
hürriyetinin ne olduğunu öğrenmek için, Kemal Dal’ın kitabını okumak yerine, doğrudan Anayasanın 27’nci maddesini okusa çok daha
iyi yapmış olacaktır.
86. Kemal Dal, Türk Esas Teşkilât Hukuku, Ankara, Bilim Yayınları, İkinci Baskı, 1986, 304 s. (Atıflar bu baskıyadır).
87. Bkz. Dal, op. cit., s.169 vd.
232
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
Prof. Dr. Kemal Dal’ın Türk anayasa hukuku doktrinine bir katkıda bulunduğunu söylemek mümkün değildir.
Kemal Dal’ın Social Sciences Citation Index (1996-1999)’te aldığı atıf sayısı 0 (sıfır) dır.
3. A. Şeref Gözübüyük
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyesi
Prof. Dr. A. Şeref Gözübüyük’ün Anayasa Hukuku isimli kitabı ilk
baskısını 1986, yedinci baskısını ise 1998 yılında yapmıştır88.
Yazarın önsözünde belirttiğine göre, bir “elkitabı” niteliğinde olan bu eserde,
“konularına yaklaşırken okuyucuyu kuramsal tartışma ortamına sürüklemekten özenle kaçınılmış, konular kısa ve yalın bir biçimde açıklanmaya çalışılmıştır. Anayasa konularıyla ilk kez karşılaşacak
kimseler için yeterli sayılabilecek ölçüde genel bilgiler verilmekle
yetinilmiş ve anayasal sorunların siyasal sistem ve daha genelde toplumsal sistemle olan ilişkileri kısaca ortaya konulmaya çalışılmıştır”89.
Dolayısıyla bu kitap da “iddiasız” bir kitaptır. Kitaba yöneltilecek birçok eleştiri karşısında yazarı, bu “iddiasızlık” açıklamasının
arkasına sığınabilir.
Şeref Gözübüyük’ün kitabında “genel esaslar”, “Türk anayasa
hukuku” ayrımı vardır. Kitabı üç bölümden oluşmaktadır. “Genel
Esaslar” başlığını taşıyan birinci bölümde, anayasa kavramı, devlet
kavramı, devlet biçimleri, çoğulcu demokrasi, hükûmet sistemleri,
Marksist demokrasi, Marksist devlet sistemleri, faşizm, demokrasinin
temel ilkeleri, egemenliğin kullanılmasına göre hükûmet sistemleri,
güçler ayrılığı, siyasal partiler, seçimler, kamu özgürlükleri konuları
işlenmektedir. “Türkiye’de Anayasacılık Hareketleri” başlığını taşıyan ikinci bölümde, Osmanlı dönemi, Kurtuluş Savaşı dönemi ve
Cumhuriyet dönemi (1924 Anayasası ve 1961 Anayasası) incelenmektedir. “1982 Anayasasına Göre Devlet Sistemi” başlığını taşıyan
üçüncü bölümde ise, 1982 Anayasasının temel nitelikleri, yasama,
88. A.Şeref Gözübüyük, Anayasa Hukuku, Ankara, Turhan Kitabevi, 1998 (Asıl
metin 313 sayfa. Eklerle (11. Protokol ve 1982 Anayasası) birlikte 433 sayfa).
Atıflar bu son baskıyadır.
89. Gözübüyük, Anayasa Hukuku, op. cit., s.VII (Önsöz).
BÖLÜM 14: TÜRK ANAYASA HUKUKU DOKTRİNİNİN GELİŞİMİ
233
yürütme ve yargı konuları ile insan haklarının uluslararası düzeyde
korunması konuları işlenmektedir.
Birinci bölümde bazı konularda (siyasal partiler, ideolojilerine
göre siyasî rejim tasnifi, vb.) görülen siyasal bilim ve siyaset felsefesi yaklaşımı dışında hukukî yaklaşım biçimine sahip olduğunu söyleyebiliriz.
Yazarın plânı birçok bakımdan yapay ve yanlıştır. Örneğin
hükûmet sistemlerini (parlâmenter sistem, başkanlık sistemi, meclis
hükûmeti sistemi) yazar, “kuvvetler ayrılığı” ilkesini incelediği başlık altında değil “Çoğulcu Demokrasinin Uygulandığı Rejimler” başlığı altında vermektedir90. Bu tamamıyla bir tasnif hatasıdır. Meclis
hükûmeti sisteminin çoğulcu demokrasinin uygulandığı bir sistem
olduğunu söylemek mümkün değildir. Tüm kuvvetlerin bir organda
toplandığı bir sistem demokratik olamaz.
Gözübüyük’ün Anayasa Hukuku kitabının Türk anayasa hukuku
doktrinine bir katkıda bulunduğunu söylemek büyük bir abartı olacaktır. Dahası, böyle basit hatalarla dolu bir kitabın birçok üniversitede ders kitabı olarak kullanılması ve yedi baskı yapması kanımca
Türkiye’nin bilimsel düzeyi bakımından fevkalâde üzücüdür.
A. Şeref Gözübüyük’ün Social Sciences Citation Index (19961999)’te aldığı atıf sayısı 0 (sıfır) dır.
4. Ergun Özbudun
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi eski öğretim üyelerinden
Prof. Dr. Ergun Özbudun’un Türk Anayasa Hukuku isimli ünlü kitabı
ilk baskısını 1986’da, beşinci baskısını ise 1998’de yapmıştır91.
Özbudun’un eseri, isminden de anlaşılacağı üzere, bir “genel esaslar” kitabı değil, “Türk anayasa hukuku” kitabıdır. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Bülent Nuri Esen ve İlhan Arsel ile
yerleşmiş “genel esaslar” ile “Türk anayasa hukuku”nun ayrı ayrı
kitaplarda işlenmesi geleneğinin, bu öğretim üyelerinin halefi durumunda olan Ergun Özbudun tarafından da izlendiğini gözlemleyebili-
90. Ibid., s.29-44.
91. Ergun Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, Ankara, Yetkin Yayınları, Beşinci
Baskı, 1998, 408 s.
234
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
riz. Bu husus yukarıda “Ankara ekolü” olarak isimlendirdiğimiz akımın devam ettiğini göstermektedir.
Yazarın “önsöz”de de belirttiği gibi, kitaba pozitif hukukî yaklaşım tarzı hâkimdir. Kitapta “anayasa kurum ve kurallarının şekillenmesinde ve işleyişinde etkili olan siyasal faktörlerin tartışılmasına
pek fazla” girilmemiştir92. Aynı şekilde, yine yazarın önsözde belirttiğine göre, “Türk anayasa hukukunun tarihsel gelişimi de ancak kısa
bir özet halinde verilmiştir”93. Profesör Özbudun, tarihsel ve siyasal
faktörleri küçümsemediğini, tersine “bu faktörlerin pozitif anayasa
hukukunun anlaşılması ve değerlendirilmesi açısından temel önem
taşıdığı”nı düşündüğünü yazmaktadır94. Yazar, “Türk anayasa gelişmelerinin tarihsel ve siyasal dinamiklerini ileride ayrı bir kitap halinde” ele almayı plânladığını belirtmektedir95.
Ergun Özbudun her ne kadar kitabında tarihsel ve siyasal yaklaşım tarzının olmamasını pratik nedenlerle açıklıyorsa da, kanımızca,
bunun asıl nedeni, yazarın pek de farkında olmayarak “yöntem bağdaştırmacılığı (syncrétisme)”nı sevmemesidir. Kanımızca yazar,
bunda da haklıdır. Yukarıda birinci bölümde açıkladığımız gibi, bilim saf olmalı ve onbirinci bölümde açıkladığımız gibi, anayasa hukukunda münhasıran hukukî yaklaşım kullanılmalıdır. Her nedense
ülkemizde, bir konunun değişik açılardan incelenmesi gerektiği, gerçek bir bilimsel bilginin böyle oluşabileceği yönünde bağdaştırmacı
(syncrétiste) bir anlayış vardır. Oysa birçok yaklaşımı içeren çalışmalar kaçınılmaz olarak sığ olmaktadır. İşte Ergun Özbudun’un değeri
bu noktada ortaya çıkmaktadır. Kendisi, hukuk alanında saf bir hukukçu olarak kalmıştır. Eserlerinde yöntem bağdaştırmacılığının izi
yoktur. Buna rağmen yazarın, yöntem bağdaştırmacılığını açıkça
reddetmemiş olması, ülkemizde bağdaştırmacılığın ne kadar köklü
bir gelenek olduğunun bir göstergesidir.
Ergun Özbudun kuşağının en değerli anayasa hukukçusu ve aynı
zamanda en seçkin siyasal bilimcilerinden biridir. Bununla birlikte,
çalıştığı bu iki alanı birbirine karıştırmamıştır. Anayasa hukuku ala92.
93.
94.
95.
Ibid., s.V.
Ibid.
Ibid.
Ibid. (Ancak yazarın plânladığı bu kitap, –1921 Anayasası (Ankara, Atatürk
Araştırma Merkezi Yayınları, 1992) başlıklı çalışması bir yana bırakılırsa–
görebildiğimiz kadarıyla bu güne kadar piyasaya çıkmamıştır.
BÖLÜM 14: TÜRK ANAYASA HUKUKU DOKTRİNİNİN GELİŞİMİ
235
nında yazdıklarında saf bir hukukçudur. Siyaset bilimi alanında yazdıklarında ise saf bir siyaset sosyoloğudur. Türk siyasal biliminin
öncülerinden biri odur. Siyasal bilim alanındaki çalışmalarına birçok
ünlü yabancı yazar tarafından atıf yapılmıştır. Hukuk formasyonuna
sahip olmasına rağmen, siyasal bilimin sayısal yöntemlerini çalışmalarında başarıyla uygulamıştır96. Şüphesiz bu başarı ancak yazarın
istisnaî kişisel yeteneği ile açıklanabilir. Yazarın siyasal bilim alanındaki eserleri, konularında gerçek bir katkı niteliğindedir.
Prof. Dr. Ergun Özbudun, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde verdiği anayasa hukuku derslerinin bir kısmında her zaman
siyaset bilimi okutmuştur. Örneğin kendisinin öğrencisi olduğum
1983-1984 öğretim yılında anayasa hukuku dersinin bir kısmında
siyasal partiler, diğer bir kısmında da totaliter ve otoriter rejimler
konularını işlemiştir. Siyasal partiler konusunda kendisinin ünlü eseri
Siyasal Partiler97’i, Totaliter ve otoriter rejimler konusunda ise kendisinin Juan Linz’den çevirdiği Totaliter ve Otoriter Rejimler98’i
okutmuştur. Ancak bu konular bitip, Türk anayasa hukuku kısmına
geçtiğinde ise, pozitif Türk anayasa hukukunu saf bir hukukçu olarak
işlemiştir.
Ergun Özbudun, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi 1-B sınıfında 1983-1984 öğretim yılında anayasa hukuku dersinde başlıca
dört ana konu işlemiştir. Birincisi klâsik anayasa hukukunun genel
esasları olarak isimlendirebileceğimiz konulardır. Bu konular şunlardır: Pozitif bilimler-normatif bilimler tasnifi ve bu tasnif içinde anayasa hukukunun yeri, Anayasa hukukunun kaynakları, anayasacılık
hareketleri, kurucu iktidar, kuvvetler ayrılığı, kuvvetler ayrılığına
göre hükûmet şekilleri (meclis hükûmeti, başkanlık rejimi, parlâmenter rejim), anayasa çeşitleri, anayasaların değiştirilmesi, kanunların
anayasaya uygunluğunun denetimi, tek devlet, federalizm, kamu hakları, normatif ve ampirik demokrasi teorisi, çoğunlukçu ve çoğulcu
demokrasi anlayışları, devlet iktidarının kullanılması bakımından
96. Örneğin Ergun Özbudun, “1973 Türk Seçimleri Üzerine Bir İnceleme”, Bülent N. Esen’e Armağan, Ankara, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1977, s.265-311.
97. Ergun Özbudun, Siyasal Partiler, Ankara, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, Üçüncü Baskı, 1982.
98. Juan J. Linz, Totaliter ve Otoriter Rejimler (Çev. Ergun Özbudun), Ankara,
Siyasî İlimler Türk Derneği Yayınları, 1984.
236
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
demokrasi tipleri (doğrudan demokrasi, yarı-doğrudan demokrasi,
temsilî demokrasi).
Bu “genel esaslar” konuları bittiğinde kendisinin Siyasal Partiler
isimli kitabının konularını; bu konular da bittiğinde, Linz’den çevirdiği Totaliter ve Otoriter Rejimler kitabında yer alan konuları işlemiştir. Bu konular da bittiğinde Türk anayasa hukuku konularını işlemiştir. İşlenen konular daha sonra ilk baskısı 1986’da yapılacak
olan kitabında yer alan konulardır. Onun için burada tekrarlamıyorum.
Kanımızca, Ergun Özbudun’un Türk Anayasa Hukuku isimli kitabı Türk anayasa hukuku doktrininin en önemli genel eseridir. İlk
önce kitabın plânını görelim:
Eser 20 bölümden oluşmaktadır. Bu bölümler sırasıyla şöyledir:
Türkiye’de anayasa gelişmelerine genel bakış, 1961 Anayasasının
temel nitelikleri, Millî Güvenlik Konseyi dönemi ve 1982 Anayasasının yapılması, 1982 Anayasasının başlıca özellikleri, devletin temel
nitelikleri, kurucu iktidar: anayasayı değiştirme sorunu, kuvvetler
ayrılığı, yasama fonksiyonu, yasama işlemleri, yürütme fonksiyonu
ve yürütme işlemleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin kuruluşu ve
milletvekillerinin seçimi, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin
hukukî statüsü, Türkiye Büyük Millet Meclisinin iç yapısı ve çalışma
düzeni, Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev ve yetkileri, yürütme
organının yapısı ve Cumhurbaşkanı, başbakan ve bakanlar kurulu,
hükûmet sisteminin niteliği, olağanüstü yönetim usûlleri, yargı fonksiyonu, anayasa yargısı.
Görüldüğü gibi tüm konular pozitif anayasa hukuku konularıdır.
Özbudun’un eseri her bakımdan mükemmeldir. Plânı tutarlı ve dengelidir. Kitap karışık değildir; zihinleri bulandırmaz. Ancak benzerlerinde görülen basitlik veya sığlık Özbudun’da yoktur. O, her konuyu
ciddî bir şekilde, derinlemesine tartışır. Anlatımı açıktır. Yazarın
yaptığı tartışmalar, yürüttüğü akıl yürütmeler, ulaştığı sonuçlar kolaylıkla izlenir. Yazar değer yargılarından uzak, objektif ve tarafsızdır. 1961 ve 1982 Anayasaları arasında yapılan karşılaştırmalarda
birçok yazarda görülen, 1961 Anayasasının lehine, 1982 Anayasası
aleyhine olan önyargı Özbudun’da yoktur.
Ergun Özbudun’un kitabı Türk anayasa hukuku doktrininin en
önemli genel eseri durumuna gelmiştir. Kitabın yayınlanmasından
BÖLÜM 14: TÜRK ANAYASA HUKUKU DOKTRİNİNİN GELİŞİMİ
237
sonra anayasa hukuku alanında yazılan genel eserler, monografiler ve
makaleler Özbudun’un kitabında ileri sürülen görüşler ve argümanları görmezlikten gelememişler; hepsi Özbudun’un görüşlerini tartışmışlar; onları çürütmeye veya doğrulamaya çalışmışlardır.
Özbudun’un kitabı yayınlanmasından bu yana geçen 13 yıl boyunca
beş baskı yapmış, birçok üniversitede ders kitabı olarak kullanılmış,
kısaca Türk anayasa hukukunun standart ders kitabı haline gelmiştir.
Özetle, Ergun Özbudun’un, Türk Anayasa Hukuku isimli kitabı, Türk
anayasa hukuku doktrininin temel taşlarından biridir.
Bu arada Ergun Özbudun’un anayasa hukuku ve siyasal bilim alanında Türk okuyucusuna çok önemli çeviriler kazandırdığını da
belirtmek uygun olacaktır. Maurice Duverger’nin Siyasal Partiler’ini99 o çevirmiştir. Juan J. Linz’in Totaliter ve Otoriter Rejimler’ini100, Samuel P. Huntigton ve Jorge I. Dominguez’in Siyasal
Gelişme’sini101, Arend Lijphart’ın Çağdaş Demokrasiler’ini102,
Samuel P. Huntigton’un Üçüncü Dalgası’nı103, Giovonni Sartori’nin
Karşılaştırmalı Anayasa Mühendisliği’ni104 yine o çevirmiştir. Çeviriler mükemmeldir. Bu kitaplardan her biri alanının temel kitabıdır.
Keza yine birçok yabancı temel kitabın Türkçeye çevrilmesine ve
yayınlanmasına (Siyasî İlimler Türk Derneği, Demokrasi Vakfı ve
Yetkin Yayınları çerçevesinde) o önayak olmuştur. Sayesinde Türk
okuyucusu yabancı temel siyasal bilim kitaplarından bazılarını kısa
bir gecikmeyle okuyabilmiştir. Kendisinin çevirdiği veya çevrilmesine vesile olduğu kitapları, birçok Türk üniversitesinde ders kitabı
veya yardımcı ders kitabı olarak kullanılmaktadır.
Ergun Özbudun, Türk anayasa hukukçuları arasında Social
Sciences Citation Index’te en çok atıf alan yazardır. 1996-1999 yılla99. Maurice Duverger, Siyasal Partiler (Çev.: Ergun Özbudun), Ankara, Bilgi
Yayınevi, 1976.
100. Linz, op. cit.,
101. Samuel P. Huntigton ve Jorge I. Dominguez, Siyasal Gelişme (Çev.: Ergun
Özbudun), Ankara, Siyasî İlimler Türk Derneği Yayınları, Tarihsiz.
102. Arend Lijphart, Çağdaş Demokrasiler (Çev.: Ergun Özbudun), Ankara, Siyasî
İlimler Türk Derneği Yayınları ve Türk Demokrasi Vakfı Ortak Yayını, Tarihsiz (1988).
103. Samuel P. Huntigton, Üçüncü Dalgası (Çev.: Ergun Özbudun), Ankara, Yetkin Yayınları, 1996.
104. Giovonni Sartori, Karşılaştırmalı Anayasa Mühendisliği (Çev.: Ergun
Özbudun), Ankara, Yetkin Yayınları, 1997.
238
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
rı arasında 25 (yirmibeş) atıf almıştır105. Kendisi dışında kalan bütün
Türk anayasa hukukçularının hepsinin aynı dönemde aldığı atıf toplamı 9 (dokuz) olduğu hatırlanırsa106, Özbudun’un büyüklüğü kendiliğinden ortaya çıkar.
***
Ankara’da 1986’dan 1993’e kadar yeni bir anayasa hukuku genel
eseri yazılmamıştır. Hatırlanacağı üzere aynı şeyi İstanbul için de
gözlemlemiştik. Bu Türk doktrinin verimsizliğinin bir işaretidir. Belki bu durum, Türk anayasa hukuku doktrininde kuşak değişiminin
vakti geldiğinin bir göstergesidir.
5. Cem Eroğul
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyesi
Prof. Dr. Cem Eroğul, 1993 yılında Anatüzeye Giriş isimli eserini
yayınlamıştır. Bu kitabın ilk iki baskısı 1993’te, üçüncü baskısı
1995’te, dördüncü basısı –muhtemelen– 1996’da ve beşinci baskısı
1997’de yapılmıştır107. Görüldüğü gibi Eroğul’un kitabı, dört yılda
beş baskı yapmak gibi istisnaî bir başarı elde etmiştir.
Öncelikle kitabın ismi üzerinde duralım. Yazar “anayasa hukuku” yerine “anatüze” terimini kullanmaktadır. Biz bu terimi yukarıda
sekizinci bölümde inceleyip eleştirdiğimiz için burada buna tekrar
değinmiyoruz108.
Cem Eroğul, kitabında bir anayasa hukuku kitabında alışık olmadığımız ölçüde öz Türkçe kelimeler kullanmaktadır. Yazar dil
konusunda titiz olunması gerektiğini savunmaktadır:
“Dil, düşüncenin hem aracı, hem de gerecidir. Düşüncede titizlik,
dilde de titizliği gerektirir. Özellikle bilimadamı, bu konuda çok duyarlı olmak zorundadır. İşte bu gerekçeyle bu notlarda elden geldiğince arı ve tutarlı bir dil kullanılmaya çalışılmıştır”109.
105. Hangi eserlerinin atıf aldığı ve kimlerin Özbudun’a atıf yaptığı konusunda
aşağıda toblo 1 ve 2’ye bakınız.
106. Sayılar için aşağıda tablo 1’e bkz.
107. Cem Eroğul, Anatüzeye Giriş, Ankara, İmaj Yayıncılık, Beşinci Baskı, 1997,
s.316.
108. Bkz. supra, s.140.
109. Eroğul, Anatüzeye Giriş, op. cit., önsöz.
BÖLÜM 14: TÜRK ANAYASA HUKUKU DOKTRİNİNİN GELİŞİMİ
239
Kanımızca, bilim adamları dille uğraşmamalı, içinde bulundukları dönemin dilini –güzel ya da çirkin– kullanıp geçmelidir. Amaç dili
ilerletmek değil, bilim yapmaktır. Dil araçtır; bizatihi amaç konumuna yükseltilmemelidir. Keza dili ilerletmek için yeni kelimeler kullanıldığında kitabın anlaşılması güçleşmektedir. Yeni kelimeler, Türkçede karşılığı olmayan yabancı kelimeler için üretilmelidir. Türkçede
yerleşmiş bir kelimenin değiştirilmesi için yeni kelime uydurulması
kanımızca anlamsızdır. “Hukuk” kelimesi varken “tüze” kelimesinin
çıkarılmasının bir manası yoktur. Bu bakımdan Eroğul’un kitabının
sadece başlığında değil, metninde de eleştiriye açık birçok kelime
vardır: Aktöre, devim, dirimsel, dizelge, dizge, doğallayın, düzel,
geçimbilim, genörgüt, orun, özek, savsöz, soyküme, tüzemen, üstenci,
yordambilgisi, vs. Bu kelimeler okuyucunun kafasını karıştırmaktan
başka bir işe yaramazlar; kitabın açıklığını ve akıcılığını yok ederler.
Diğer yandan Cem Eroğul’da, anayasa hukukunun yerleşik kavramlarını da Türkçeleştirme çabası vardır. Bu çaba kanımızca hem
yararsız, hem de zararlıdır:
Yararsızdır; çünkü bir bilim dalının kullandığı kavramları öğrenmek için, o bilim dalını öğrenmek gerekir. O nedenle birtakım
teknik terimlerin Türkçeleştirilmesi, onları öğrenmek zorunda olanlara bir yarar sağlamaz. Türkçeleştirildi diye kavramın teknik olarak
öğrenilmesi zorunluluğu ortadan kalkmaz. Örneğin, sosyolojide kullanılan “alienasyon” kavramının ne olduğunu bilmek için sosyoloji
öğrenmek gerekir. Bu kavram yerine Türkçe “yabancılaşma” kelimesi kullanılınca bu kavram öğrenilmiş olmuyor. Bu nedenle anayasa
hukukunda olan bazı yabancı kavramların Türkçeleştirilmesi, o kavramları öğrenmekle yükümlü olan öğrencilere bir pratik yarar sağlamaz.
Zararlıdır; çünkü bilim standart terimlere ihtiyaç duyar. Bu terimler teknik terimlerdir. Anlamları sabittir. O alanın uzmanlarınca
bilinirler. Anayasa hukuku kavramlarının Türkçeleştirilmeye çalışılması, bizatihi anayasa hukukunun terminolojisini yıkar. Bundan ise
en başta anayasa hukuku bilimi zarar zarar görür.
Bu nedenlerle, Eroğul’un kullandığı, federasyon anlamında “birleşik devlet”, konfederasyon anlamında “devletler topluluğu”, diktatörlük anlamında “buyurganlık”, laiklik anlamında “yercillik”, ademi merkezîleştirme anlamında “özeksizleştirme” kavramları eleştiriye
240
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
açıktır. Kaldı ki, eğer dilde sadeleşmenin bir amacı kolay anlaşılmayı
sağlamak ise, yukarıdaki kavram çiftlerinden kolay anlaşılanlar, herhalde öz Türkçe olan ikinciler değil, yabancı kökenli olan birincilerdir.
Eroğul’un kitabına geri dönelim: Kitap 13x19 cm boyutundadır.
Beşinci baskısı 319 sayfadır. Kitabın 1995 baskısının iç kapağında
“Ders Notu” ibaresi vardır. Kitabın gerek 1995, gerek 1997 baskısında bulunan “önsöz”, bu kitabın bir “ders notu” olduğu açıkça ve birçok defa belirtilmektedir. Keza “önsöz”de, bu ders notunun “sınavlara yetiştirme kaygısıyla” dar bir zamanda kaleme alındığı da vurgulanmaktadır110.
Kitapta bilimsel yazma kurallarına uyulmamıştır. Verilen bilgilerin yapılan alıntıların kaynağı gösterilmemiştir. Dipnot, sonnot, yahut
bir başka usûlle kaynak gösterilmemiştir. Kitabın sonunda bir bibliyografya yoktur. Kitabın sonuna yedi eserden oluşan bir “Seçme
Kaynakça” konulmuştur. Ancak bu kaynakça, kitabın hazırlanmasında yararlanılan eserler anlamında bir kaynakça değil, öğrencilerin
yararlanması için tavsiye edilen “okuma listesi” anlamında bir kaynakçadır. Kaynakça listesinde yazarların akademik unvanlarının da
verilmesi Cem Eroğul’un ciddîyetiyle bağdaşmayacak bir biçim hatasıdır.
Şüphesiz yazar, bu eleştirilere karşı, kitabının bir “ders notu” olduğu savunmasını yapabilir. Ancak bu bir “teksir” değildir. Usûlüne
göre yayınlanmış ve genel dağıtımı yapılmış bir kitaptır. Üstelik dört
yılda beş baskı yapmak gibi istisnaî bir başarıya ulaşmış bir kitaptır.
Sadece A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi kitap satış bürosunda bulunabilecek bir ders malzemesi değildir. Yazar bu haliyle okuyucunun
karşısına çıktığına göre, eleştirileri göğüslemek zorundadır. Yukarıda
da bir vesileyle belirttiğimiz gibi Türk doktrini bu “ders notları” tuzağına düşmüştür. Yazarlar kitap yazmakta, üstelik bu kitaplar birçok
baskı yapmakta, ancak yazarlar bu kitaplarda bilimsel yazma kurallarına uymadıklarından, eleştirilerden kurtulmak üzere kitaplarını “ders
notu” olarak nitelendirmektedirler. Eğer bu “ders notları” bir yana
bırakılırsa Türkiye’de yazılmış anayasa hukuku kitabı üçü dördü
geçmeyecektir. Kanımca, bu şekilde “ders notu” ibaresinin kitaplara
eklenmesi, bu kitapların yazarlarını bilimsel yazma kurallarına uyma
110. Ibid.
BÖLÜM 14: TÜRK ANAYASA HUKUKU DOKTRİNİNİN GELİŞİMİ
241
yükümlülüğünden kurtarmaz. Eğer gerçekten yazarın tek kaygısı,
öğrencilerin sınavlarda çalışmaları için ellerine bir ders notu sağlamak ise, bu teksir biçiminde olmalı ve fakülte içinde kalmalı, genel
dağıtımı yapılmamalıdır. “Ders notu” çıkarmak, “ders kitabı
(manuel)” yazmaya engel değildir ve bir ders kitabında da bilimsel
yazma usûllerine uyulmalıdır.
Şimdi kitabın plânını inceleyelim. Kitap dört bölümden oluşmaktadır. “Kavramsal Çerçeve” başlığını taşıyan birinci bölümde, siyaset, devlet, siyasal dizge (sistem), siyasal düzen, anayasa ve anatüze
(anayasa hukuku) gibi, daha ziyade anayasa hukukunun genel esasları konuları incelenmektedir. İkinci bölüm ise örnek siyasal düzenlere
ayrılmıştır. Bu bölümde demokratik düzenler (İngiltere, Amerika,
Fransa), faşist düzenler (İtalya, Almanya, İspanya) incelenmektedir.
Bu bölümde ayrıca sosyalist düzenler ile azgelişmiş ülke düzenleri de
araştırılmaktadır. Üçüncü bölüm, Osmanlı-Türk anayasal gelişmelerine tahsis edilmiştir. Dördüncü bölümde ise yürürlükteki anayasal
düzen incelenmektedir. Kanımızca Eroğul’un plânı oldukça tutarlıdır
ve esas itibarıyla, anayasa hukukunun genel esasları - Türk anayasa
hukuku şeklinde yapılan klâsik ayrıma uygundur. Plânı bakımından
Eroğul da yukarıda “Ankara ekolü” olarak isimlendirdiğimiz çevrenin içinde kalmaktadır.
Son olarak da kitabın yaklaşım biçimine değinelim. Yukarıda çeşitli
defalar
eleştirdiğimiz
“yöntem
bağdaştırmacılığı
(syncrétisme)”nın Eroğul’da da görüldüğünü belirtmek gerekir. Yazara göre,
“tüzel açı ile yetinmemek, siyasal olaylara toplumbilim yöntemleriyle de bakmak zorunludur. Toplum bilimlerinin konumuzu ilgilendiren dalı siyaset bilimidir. Öyleyse, tüzel açının yanı sıra, siyasalbilim
açısını da kullanmak gerekir. Üstelik, bunlar da yetmez. Her siyasal
ve tüzel oluşum, bir toplumsal gelişimin ürünüdür. Bu gelişim çizgisi, hiç değilse kabaca bilinmeden, bugünkü olguları ve kurumları anlamak olanaksızdır. Onun içindir ki, tüzel ve siyasal açıların yanında
bir de tarihsel açıya gereksinim vardır. İşte bütün bu nedenlerden dolayı, anatüze dersinde, tüzel, siyasal ve tarihsel açıların üçünü de kullanma zorunluluğu ile karşı karşıya kalırız”111.
111. Ibid., s.26-27.
242
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
Görüldüğü gibi yazar açıkça anayasa hukukunda, hukuk, siyasal
bilim ve tarih açılarının birlikte kullanılmasını önermektedir. Kanımızca yazarın bu tavrı yukarıda açıkladığımız nedenlerle yanlıştır112.
Profesör Eroğul’un anayasa hukuku ile ilgili bir kitabı daha vardır: Çağdaş Devlet Düzenleri113. Yazar bu kitabını, Anatüzeye Giriş
isimli kitabının birinci ana bölümünde verilen temel çerçeveye oturtuyor. Çağdaş Devlet Düzenleri’nde İngiltere, Amerika ve Fransa
örnekleri işleniyor. Önsözde bu kitabın da bir “ders notu” olduğu
belirtiliyor. Kitapta bilimsel yazama usûllerine uyulmamıştır. Verilen
bilgilerin, yapılan alıntıların kaynağı, ne dipnot, ne sonnot, ne de bir
başka usûlle gösterilmiştir. Yabancı siyasal rejimlerin incelendiği
180 sayfalık kitapta geniş bir bibliyografya olması beklenirken 10
eseri içeren bir “yararlanılan kaynaklar” listesi vardır.
Anatüzeye Giriş ve Çağdaş Devlet Düzenleri kitaplarında Cem
Eroğul’un kendisinden beklenilen düzeyi tutturamadığını üzülerek
gözlemlemek gerekir. Yazar, 1974’te Anayasayı Değiştirme Sorunu114 isimli çalışmasını yayınlamıştır. Kanımızca bu çalışma Türk
anayasa hukuku doktrininde yazılan en iyi monografidir ve hâlâ bunun üzerine çıkılabilmiş değildir. Eğer bu monografi İngilizce veya
Fransızca kaleme alınsaydı, yeryüzünün belli başlı dillerine çevrilir,
birçok batı üniversitesinde o konuda temel kitap olarak kullanılırdı.
1970’li yıllarda böylesine başarılı olan bir yazarın, 1990’lı yıllarda
sıradan kitaplar yayınlaması Türk anayasa hukuku doktrini açısından
üzücüdür.
Cem Eroğul’un Social Sciences Citation Index (1996-1999)’te
aldığı atıf sayısı 0 (sıfır) dır.
6. Yavuz Sabuncu
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyesi
Prof. Dr. Yavuz Sabuncu’nun, Anayasaya Giriş başlığını taşıyan bir
kitabı vardır. Bu kitabın 1997 yılı baskının “genişletilmiş beşinci
112. Bkz. supra, s.159-162.
113. Cem Eroğul, Çağdaş Devlet Düzenleri, Ankara, İmaj Yayıncılık, 1996.
114. Cem Eroğul, Anayasayı Değiştirme Sorunu: Bir Mukayeseli Hukuk İncelemesi, Ankara, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları, 1974.
BÖLÜM 14: TÜRK ANAYASA HUKUKU DOKTRİNİNİN GELİŞİMİ
243
bası” olduğu belirtilmiştir115. İlk baskısının ne zaman yapıldığını
tespit edemedik. Elimizde bu kitabın bir de 1995 baskısı vardır. Bu
baskının kitabın kaçıncı baskısı olduğu belirtilmemiştir. O halde,
1995 baskısının birinci baskı olduğu düşünülebilir.
Kanımızca, kitaba başlık olarak, “Anayasaya Giriş” değil, âdet
olduğu üzere “Anayasa Hukukuna Giriş” ismi verilmeliydi. Yukarıda
Mümtaz Soysal’a ilişkin olarak “anayasaya giriş” terimi hakkındaki
yaptığımız eleştiriyi burada da tekrarlarız. Öğretilen şey, “anayasa”
değil, “anayasa hukuku”dur. “Anayasa”, “anayasa hukuku”nun kendisi değil, konusudur. O halde bu disiplin için yazılmış bir ders kitabına “anayasaya giriş” ismi verilemez.
Kitap 13,5x19,5 cm boyutundadır ve asıl metni 1997 baskısında
210 sayfadır. Kitabın 1995 baskısının iç kapağında “Ders Notları”
ibaresi vardır. Keza 1995 baskısının “sunuş”unda da, “elinizdeki kitapçık Siyasal Bilgiler Fakültesi birinci sınıfında okutulan ‘Anayasa
Hukukuna Giriş’ dersi öğrencileri için hazırlanmış ders notlarıdır”
denmektedir. Keza 1995 baskısının sunuşunun her paragrafında bu
çalışmadan bir “ders notu” olarak bahsedilmiştir.
Buna karşılık kitabın 1997 baskısının sunuşunda bu “ders notu”
ibaresi çıkarılmış, yerine “çalışma” ve “kitap” ibareleri kullanılmıştır. Sabuncu’nun kitabının beşinci baskısını artık bir ders notu olarak
görmek mümkün değildir.
Zaten, 1995 baskısında da, Yavuz Sabuncu, kitabını “ders notu”
olarak niteliyorsa da, diğer “ders notu” yazarlarından farklı olarak,
bilimsel yazma kurallarına uymakta, yaptığı alıntılarda kaynak göstermekteydi. Yazarın kitabını, “ders notu” olarak niteleyip, kaynak
gösterme sorumluluğundan kaçmadığının altını özenle çizmek gerekir. Aynı husus, 1997 baskısında da devam etmiştir. Yazar yaptığı
alıntıların kaynağını usûlüne uygun olarak göstermektedir. Atıflar
bağlaç yöntemi116 (metin içinde parantez arasında, yazarın soyadı,
yayın yılı, sayfa numarasının verilmesi ve bibliyografyada tüm kaynakların yazarların soyadı sırasına göre gösterilmesi) ile verilmiştir.
Kanımızca bu atıf usûlü hukuk literatürü için uygun değildir. Bu hu115. Yavuz Sabuncu, Anayasaya Giriş, Ankara, İmaj Yayıncılık, Genişletilmiş
Beşinci Baskı, 1997 (Asıl metin 210 sayfa. Kitapta ek olarak 1982 Anayasa
verilmiştir).
116. Dinler, op. cit., s.130-133; Seyidoğlu, op. cit., s.139-141.
244
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
susu yukarıda yedinci bölümde açıkladığımız için117, burada buna
tekrar değinmiyoruz.
Yavuz Sabuncu’nun kitabının plânı incelendiğinde eserinin bir
Türk anayasa hukuku kitabı niteliğinde olduğu görülmektedir. Kitabı
iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde 1982 Anayasasına göre,
Türkiye Cumhuriyetinin ulusal devlet, hukuk devleti, demokratik
devlet, laik devlet, sosyal devlet gibi nitelikleri incelenmektedir. Kitabın ikinci bölümünde ise 1982 Anayasasına göre, devlet sistemi
(yasama, yürütüme ve yargı) açıklanmaktadır. Kitapta genel olarak
pozitif hukuk yaklaşımı hâkimdir.
Yavuz Sabuncu’nun Social Sciences Citation Index (19961999)’te aldığı atıf sayısı 0 (sıfır) dır.
7. Mustafa Erdoğan
Hacettepe Üniversitesi İktisadî ve İdarî Bilimler Fakültesi öğretim üyesi Mustafa Erdoğan’ın 1996’da yayınladığı kitabı Anayasal
Demokrasi başlığını taşıyor118. Kitap her ne kadar bu başlığı taşıyorsa da bir “anayasa hukuku” kitabıdır.
Birçok farklı yönü olmakla birlikte, plânı itibarıyla kitap bir klâsik anayasa hukuku kitabına büyük ölçüde benzemektedir. Beş bölümden oluşan kitapta sırasıyla şu konular işlenmektedir: Anayasa ve
anayasacılık, anayasanın üstünlüğü ve hukuk devleti, kuvvetler ayrılığı teorisi ve devletin örgütlenmesi (özellikle kuvvetler ayrılığı açısından hükûmet sistemleri), insan hakları öğretisi, demokrasi ve eleştirileri. Konuları açısından Erdoğan’ın kitabı bir “anayasa hukukunun
genel esasları” kitabı olarak görülebilir.
Konularına yaklaşım biçimi itibarıyla yukarıda eleştirdiğimiz
“yöntem bağdaştırmacılığı” Mustafa Erdoğan’da da vardır.
Yazara göre, anayasa hukuku dersinin
“bir hukuk fakültesinde okutulması ile bir iktisadî-idarî bilimler fakültesinde okutulması arasında hem yöntem, hem bakış açısı, hem de
içerik bakımından önemli farklılıklar olacaktır. Benim durumumda
olan hocaların [iktisadî ve idarî bilimler fakültesinde anayasa hukuku
117. Bkz. supra, s.124.
118. Mustafa Erdoğan, Anayasal Demokrasi, Ankara, Siyasal Kitabevi, 1996,
225 s.
BÖLÜM 14: TÜRK ANAYASA HUKUKU DOKTRİNİNİN GELİŞİMİ
245
dersi veren hocaları kastediyor] bu dersi herşeyden önce, teknik hukuk yöntemine bağlı kalmaktan çok inter-disipliner bir biçimde işlemeleri gerekiyor. Bu şüphesiz ‘anayasa hukuku’ dersinin hukuk formasyonunu gerektirmediğini değil, aksine teknik hukukçuların fonksiyonunun genel bir sosyal bilim nosyonuyla tamamlanması gerektiğini ifade ediyor. Bu şekilde kavranan bir ‘anayasa hukuku’nda hâkim olması gereken bakış açısı, öğrenciye aynı zamanda sosyal bilim
ve siyaset teorisi nosyonunu kazandırmaya da yönelik olmalıdır”119.
Yukarıdaki alıntıda iki iddia vardır. Bunlardan birincisi anayasa
hukuku dersinin hukuk fakültelerinde okutulması ile iktisadî ve idarî
bilimler fakültelerinde okutulması arasında yöntem, bakış açısı ve
içerik farkının olması gerektiği iddiasıdır. Bu iddia masum ve makul
bir iddia gibi görünüyorsa da kanımca kabul edilmesine imkân yoktur. Bir bilim dalının okutulduğu fakülteye göre yöntem ve içerik
değiştirmesi gerektiği düşünülemez. Dahası böyle bir gereklilik olsa
dahi, özü bozulmadıkça o bilim dalının yöntem ve içeriğinin değiştirilmesi de mümkün değildir. Şüphesiz iktisadî ve idarî bilimler fakültelerinde anayasa hukuku dersinin okutulmasının gerekip gerekmediği sorunu ayrıca tartışılabilir. Anayasa hukuku dersi gereksiz görülüyor veya hukuk formasyonu olmayan öğrencilere anayasa hukuku
öğretilemiyorsa, bu ders bu fakültelerden kaldırılabilir. Ancak bu
ders, bu fakültelerde kaldığı sürece okutulması gereken şey anayasa
hukukudur. Bu hukuk dalının yöntemi ise saf hukuk yöntemidir.
Yazarın ikinci iddiası ise teknik hukukçuların fonksiyonunun genel bir sosyal bilim nosyonuyla tamamlanması gerektiği iddiasıdır.
Yazara göre bu şekilde anlaşılan “anayasa hukuku”nda “hâkim olması gereken bakış açısı, öğrenciye aynı zamanda sosyal bilim ve siyaset teorisi nosyonunu kazandırmaya da yönelik olmalıdır”120. Şüphesiz ki gerek hukuk fakültesi, gerek iktisadî ve idarî bilimler fakültesi
öğrencilerinin sosyal bilim ve siyaset teorisi nosyonunu kazanmaları
arzu edilir. Ancak bunu sağlayacak olan ders anayasa hukuku dersi
değil, iktisadî ve idarî bilimler fakültelerinde okutulan sosyal bilimlerde yöntem, siyasal bilim, siyasal düşünceler tarihi dersleridir. Hukuk fakültelerinde bu konuda ayrı bir ders yoksa, bunun eksikliğini
giderecek olan ders herhalde anayasa hukuku dersi değildir. Bu konuda belki hukuk fakültelerinde ayrı bir dersin ihdas edilmesi veya
119. Ibid., önsöz.
120. Ibid.
246
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
hukuka giriş derslerinin bu fonksiyonu üstlenmeleri gerektiği düşünülebilir. Ama her halükârda kendi tekniğinden, kendi yönteminden,
kendi “saflığından” gönüllü fedakarlıkta bulunacak olan ders, anayasa hukuku dersi olmamalıdır.
Özetle Mustafa Erdoğan’da pragmatist ve pedagojik nedenlerle
de olsa mevcut olan syncrétiste yaklaşımı reddediyoruz. Biz, gerek
hukuk fakülteleri, gerekse iktisadî ve idarî bilimler fakülteleri için,
yukarıda onbirinci bölümde açıkladığımız gibi “saf” bir anayasa hukukundan yanayız.
Yaklaşım biçimi ayrık tutulursa, Mustafa Erdoğan’ın kitabının
birçok bakımdan övgüye değer, Türk anayasa hukuku literatüründe
kendine has bir yer edinen, Türk anayasa hukuku doktrinine önemli
bir katkıda bulunan bir eser olduğunu düşünüyoruz.
Erdoğan’ın kitabında bir kere bilimsel yazma kurallarına uyulmuştur. Yukarıda eleştirdiğimiz yazarların aksine, Erdoğan, “elinizde
tuttuğunuz kitap bir ‘ders kitabı’dır, veya ‘ders notu’dur” deyip kaynak gösterme yükümlüğünden sıyrılmamıştır. Doğrudan ya da dolaylı olarak yaptığı her alıntının kaynağını göstermiştir. Kullandığı usûl,
dipnot veya sonnot usûlü değil, metin içinde, parantez arasında kaynak gösterme usûlüdür. Bu usûl hakkındaki kişisel tercihimizi ve
eleştirimizi yukarıda yedinci bölümde121 belirtmiştik. Onun için tekrarlamıyoruz. Zaten mühim olan kaynakların şu ya da bu usûlle gösterilmiş olmasıdır. Yazarın kaynakları incelendiğinde, kaynakların
sayı ve çeşitlilik bakımından zengin olduğu görülmektedir. Diğer
yandan, kaynakların birçoğunun çok yeni olduğu ve yazarın yerli ve
yabancı siyasal teoriyi yakından izlediği anlaşılmaktadır.
Yazarın liberal bir bakış açısına sahip olduğu bilinmektedir. Erdoğan’ın özellikle Hayek’in teorisinden yararlandığı ve bu teoriyi
anayasa hukukunun birçok temel sorununa başarıyla uyguladığı gözlemlenmektedir.
Anayasal Demokrasi ve yazarın Liberal Toplum, Liberal Siyaset
isimli eseri122 birlikte değerlendirildiğinde, Mustafa Erdoğan’ın özgürlük, adalet, insan hakları, demokrasi gibi anayasa hukukunu doğ121. Bkz. supra, s.124.
122. Mustafa Erdoğan, Liberal Toplum, Liberal Siyaset, Ankara, Siyasal Kitabevi,
Yenilenmiş İkinci Baskı, 1998.
BÖLÜM 14: TÜRK ANAYASA HUKUKU DOKTRİNİNİN GELİŞİMİ
247
rudan ve dolaylı olarak ilgilendiren birçok konuda Türk doktrininin
çoğunluğundan hayli farklı düşündüğü ortaya çıkmaktadır. Yazarın
yaptığı eleştiriler ve kullandığı argümanlar kanımca Türk anayasa
hukuku doktrinine önemli bir yenilik getirmiştir.
Mustafa Erdoğan’ın Liberal Toplum, Liberal Siyaset isimli kitabında yer verdiği insan hakları ve demokrasiyle ilgili birçok konuyu
Anayasal Demokrasi başlıklı kitabına almasını ve önsözde “bir son
değil, bir başlangıç”123 olduğunu belirttiği kitabını çok daha genişletmesini ve özellikle Türk anayasa düzeninin gelişimini ve 1982
Anayasasına göre devlet sistemini de acilen kitabına ilave etmesini
diliyoruz.
Yaklaşım biçimine ilişkin yönelttiğimiz eleştiriler saklı kalmak
kaydıyla, Mustafa Erdoğan’ın Türk anayasa hukukuna önemli ve
orijinal bir katkıda bulunduğunu düşünüyoruz. İleride kendisinin çok
daha önemli eserler vereceğini tahmin ediyoruz. Mustafa Erdoğan
daha şimdiden Türk anayasa hukuku doktrininde “liberal” olarak
isimlendirebileceğimiz bir akımın öncülüğünü yapmaktadır. Kanımızca, bu akımın üzerinde kök salabileceği ve yeşerebileceği bir zemin Türkiye’de oluşmaktadır. Mustafa Erdoğan muhtemelen ileride
Türk anayasa hukuku doktrininde hâkim olacak büyük akımlardan
birinin en önemli temsilcisi olmaya adaydır.
Bu arada not edelim ki, Mustafa Erdoğan’ın gittikçe güncel siyasetle daha yakından ilgilendiği ve günlük politikayla ilgili yazılar
yazdığı görülmektedir. Yazarın gazete yazılarını topladığı iki de kitabı vardır124. Kanımızca, güncel siyasî tartışmalar bilimi bir araç konumuna indirgemektedir. Bilimin yapılacağı yer, gazeteler ve televizyon ekranları değil, bilimsel dergilerdir. Bu konuya ayrıca aşağıda
genel olarak tekrar değineceğiz.
Mustafa Erdoğan’ın Social Sciences Citation Index (19961999)’te aldığı atıf sayısı 0 (sıfır) dır.
123. Erdoğan, Anayasal Demokrasi, op. cit., önsöz.
124. Mustafa Erdoğan, Demokrasi, Laiklik ve Resmî İdeoloji, Ankara, Liberal
Düşünce Topluluğu, 1995; Mustafa Erdoğan, Rejim Sorunu, Ankara, Vadi
Yayınları, 1997.
248
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
C. İZMİR
Ankara’da bulunan üniversitelerin öğretim üyelerinin yazdıkları
anayasa hukuku kitaplarını incelemiş bulunuyoruz. Şimdi İzmir’de
bulunan öğretim üyelerinin yazdıkları kitapları göreceğiz. İnceleyeceğimiz üç kitap vardır. Üçü de Dokuz Eylül Üniversitesi öğretim
üyeleri tarafından yazılmıştır.
1. Özkan Tikveş
Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Prof.
Dr. Özkan Tikveş’in 1982’de yayınlanan kitabı Teorik ve Pratik Anayasa Hukuku ismini taşımaktadır125.
Kitabın ilk dikkati çeken özelliği hacmidir. Kitap 528 sayfa olmasına rağmen kullanılan karakterler fevkalâde küçüktür. 11 veya 12
punto times karakterleriyle dizilmiş olsa kitabın 1000 küsur sayfa
tutacağı rahatlıkla söylenebilir. Kitabın sayfa düzeni çok kötüdür.
Baskı kalitesi bozuktur. Harfler yer yer aşırı derecede koyu, yer yer
siliktir. Birçok yer okunamayacak derecede kötü basılmıştır. Keza
bizim elimizde bulunan nüshanın 2, 3, 6, 7, 10, 11, 14, 15’inci sayfaları boştur.
Kitap korkunç derecede ayrıntılıdır. Kitapta sadece anayasa hukukuna ilişkin değil, birçok hukuk dalına ilişkin teferruatlı bilgiler
vardır.
Kitap beş kısımdan oluşmuştur. Birinci kısmın ilk 72 sayfası tamamıyla bir hukuka giriş kitabı görünümündedir. Bu kısımda incelenen başlıca konular şunlardır: Düzen kavramı, hukuk kavramı, toplumsal düzen kuralları çeşitleri, adalet, hukukun dallara ayrılması ve
kitle haberleşme hukuku ve kalkınma hukukuna kadar varan bir hukukun dalları ayrımı, hukukun kaynağı konusunda teoriler, hukuk
çevreleri, hukukun biçimsel kaynakları, kanunlaştırma, kanunların
nitelikleri, kanunların yer ve zaman bakımından uygulanması, yorum
türleri, yorum yöntemleri, örf ve âdet hukuku, yargı içtihatları, bilimsel içtihatlar. Görüldüğü gibi bir hukuka giriş dersinin tüm konuları
vardır ve dahası bu konular birçok hukuka giriş kitabından daha ayrıntılı olarak işlenmiştir. Aslında Tikveş de kitabının hacminin ne
125. Özkan Tikveş, Teorik ve Pratik Anayasa Hukuku, İzmir, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayını, 1982, 528 s.
BÖLÜM 14: TÜRK ANAYASA HUKUKU DOKTRİNİNİN GELİŞİMİ
249
derece büyük olduğunun farkındadır ve bu nedenle kitabının “sunuş”
kısmında, kitabının amacının öğrencilerin “gerek anayasa hukukunu
ve gerekse öteki hukuk derslerini izleyebilmelerine yardımcı olmak”
olduğunu belirtmektedir126. Böylece Tikveş’in kitabının sadece anayasa hukuku için değil, “öteki hukuk dersleri” için de yazılmış bir
anayasa hukuku kitabı olmak gibi benzeri görülmemiş bir özelliği
vardır.
Bu “hukuka giriş” kısmı bittiğinde yazar, “anayasa hukukunun
temel kavram ve kurumlarını” incelemektedir. Bu kısımda incelediği
konular şunlardır: Devlet ve hükûmet şekilleri, hukuk devleti, siyasî
iktidar ve egemenlik, haklar ve hürriyetler, parlâmento, siyasal partiler, baskı grupları, kamuoyu, kitle haberleşmesi vb. Görüldüğü gibi
bu kısımda yazarın işlediği konuların çoğunluğu, anayasa hukukunun
genel esasları konularıdır. Yazarın sadece hukuk konularına değil,
siyasal partiler, baskı grupları, kamuoyu gibi siyasal bilim konularını
da işlediğini eklemek gerekir.
“Türk anayasa hukukunun gelişimi” başlığını taşıyan ikinci kısımda Özkan Tikveş, Orta Asya’dan 11 Eylül 1980 tarihine kadar
Türk devletlerinin anayasal sistemini incelemiştir. Profesör Tikveş
üçüncü kısımda Türkiye’nin anayasal gelişmesini tekrar ve ayrıntılı
olarak incelemektedir. “Anayasa müesseseleri ile ilgili bilimsel görüşler” başlığını taşıyan dördüncü kısımda Sofistlerden İbni Haldun’a, Machivelli’den Rousseau’ya, Wilhelm von Humboldt’tan
John Stuart Mill’e kadar değişik filozofların siyasî düşüncelerini incelemiştir. Bu bölüm başlı başına bir “siyasal düşünceler tarihi” kitabı, yahut bir “umumî amme hukuku” kitabı olmaya adaydır. Nihayet
beşinci bölümde yazar, anayasa yargısını incelemiştir. Bu kısım da
oldukça mufassaldır. Anayasa yargısı kavramının tarihî gelişimini,
çeşitli ülkelerdeki anayasa yargısı kavramının gelişimini ve mukayeseli hukukta anayasa mahkemelerini incelemiştir. Yazar Almanya’da
federe devletlerdeki anayasa mahkemelerini de işlemeyi ihmal etmemiştir. Türkiye’de anayasa yargısını ise Anayasa Mahkemesinde
açılacak iptal davalarında kullanılacak dilekçe örneklerine kadar incelemiştir. Keza bu bölümde yazar siyasî partilerin Anayasa Mahkemesi tarafından denetimini de işlemektedir. Bu haliyle Tikveş’in ki-
126. Ibid., sunuş. İtalikler bize ait.
250
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
tabındaki bu kısım, hâlâ Türk doktrininde anayasa yargısı üzerine en
ayrıntılı çalışmalardan biri durumundadır.
Özkan Tikveş’in kitabı bilimsel yazma kurallarına uygundur.
Yazar alıntılarının kaynağını dipnotlarda göstermektedir. Ayrıca kitapta geniş bibliyografyalar vardır. Bir kere kitabın başında dokuz
sayfalık bir genel bibliyografya vardır. Burada ortalama 300 küsur
kaynak vardır. Keza kitabın kısımlarının ve bölümlerinin sonunda da
oldukça zengin özel bibliyografyalar vardır. Yazarın bibliyografya
konusunda gösterdiği emek takdire şayandır. Keza yazarın bu büyüklükteki bir eseri meydana getirmesinde gösterdiği azmin ve disiplinin
altını çizmek gerekir. Özkan Tikveş’in eseri Türk anayasa hukuku
doktrininde yazılmış en kapsamlı eserdir ve muhtemelen daha uzun
süre de öyle kalacaktır. Aranılan birçok konu hakkında bilgi bulunabilir. Keza üzerinde çalışılan konu hakkındaki kaynakların bibliyografik künyelerine de Tikveş’in kitabından ulaşılabilir. Bu açılardan
Özkan Tikveş’in Türk anayasa hukuku doktrinine yaptığı katkı ortadadır.
Ancak, yazarın kendine has bir sistem kurduğunu, doktrine orijinal bir katkıda bulunduğunu söylemek mümkün değildir. İşlediği her
konu, o konuda klâsik bilgilerin aktarılmasından ibarettir. Keza yazarda, kendine has bir akıl yürütme, tartışma genellikle yoktur.
Türk anayasa hukuku literatüründe pek atıf almayan, biraz da
görmezden gelinen Tikveş’in kitabı, kanımızca ün kazanmış birçok
anayasa hukuku kitabından, okuyucular ve araştırmacılar için daha
yararlıdır. İçerdiği zengin bibliyografik malzeme, her konu hakkında
bilgi bulunabilmesi gibi özellikleri dikkate alındığında Tikveş’in
Teorik ve Pratik Anayasa Hukuku’nun değeri kendiliğinden ortaya
çıkmaktadır.
2. Fevzi Demir
Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadî ve İdarî Bilimler Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Fevzi Demir’in ilk baskısı 1984’te, beşinci ve
BÖLÜM 14: TÜRK ANAYASA HUKUKU DOKTRİNİNİN GELİŞİMİ
251
son baskısı ise 1998’de yapılan kitabı, Anayasa Hukukuna Giriş:
Genel Esaslar ve Türk Anayasa Hukuku başlığını taşımaktadır127.
Kitabın plânı Ankara ekolü tarafından yapılan anayasa hukukunun genel esasları ve Türk anayasa hukuku şeklindeki ayrıma uygundur. Kitabın anayasa hukukunun genel esasları olarak nitelendirilebilecek kısmında yazar, anayasa, devlet, demokrasi, hükûmet sistemleri, siyasal partiler, seçim sistemleri gibi konuları işlemektedir. “Türk
anayasa hukuku” kısmı olarak nitelendirilebilecek diğer kısımda ise
Türk anayasa hukukunun tarihsel gelişimini ve 1982 Anayasasına
göre anayasa düzenini incelemektedir.
Siyasal partilerin incelendiği bölüm bir yana bırakılırsa yazarın
klâsik teorinin hukukî yaklaşım tarzını benimsediği söylenebilir.
Fevzi Demir de, önsözde kitabını bir “ders notu” olarak nitelendirmektedir. Yukarıda da çeşitli defalar belirttiğimiz gibi, beş baskı
yapan genel dağıtımı yapılan bir kitabın “ders notu” olarak nitelendirilmesi mümkün değildir. “Ders notu” teksir şeklinde olur ve kullanılan fakültenin sınırları içinde kalır. Yazarlar genellikle bilimsel yazma kurallarına uymadıkları için bir mazeret olarak kitaplarının bir
ders notu olarak takdim etmektedirler. Fevzi Demir’in kitabında da
bilimsel yazma kurallarına uyulmamıştır. Yapılan alıntıların kaynağı
ne dipnot, ne sonnot ne de bir başka usûlle gösterilmektedir. Oysa
yazarın kitabı baştan sona başka yazarlardan yapılmış alıntılarla doludur. Özellikle kitabın “anayasa, devlet, demokrasi” başlıklı birinci
bölümünün aşağı yukarı tamamı İlhan Arsel, Hüseyin Nail Kubalı
gibi yazarlardan aktarılmıştır. Örneğin128 monarşi konusunda Fevzi
Demir, İlhan Arsel’i kaynak göstermeden adım adım kopyalamaktadır129. Aşağıya küçük bir örnek alınmıştır:
127. Fevzi Demir, Anayasa Hukukuna Giriş: Genel Esaslar ve Türk Anayasa Hukuku, İzmir, Barış Yayınları, Fekülteler Kitabevi, Beşinci Basım, 1998, 363 s.
(Demir, op. cit., şeklindeki atıflar bu baskıyadır).
128. Aslında burada ayrıntılı örnek vermeye bile gerek yoktur. Okuyucu bir eline
Demir’in kitabını alıp birinci sayfasını açar, diğer eline de İlhan Arsel’in Anayasa Hukuku: Demokrasi (op. cit.) kitabını alıp birinci sayfasını açar; ilk önce
Demir’i, sonra Arsel’i okursa, Demir’in Arsel’i kaynak göstermeden nasıl satır satır kopyaladığı hemen görülecektir.
129. Demir, op. cit., s.31-37 ile Arsel, Anayasa Hukuku, op. cit., s.37-43’de yer
alan paragraflar karşılaştırılabilir.
252
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
Arsel, Anayasa Hukuku, op. cit., s.39:
Seçimli Monarşi, ender görülen bir
monarşi nev’idir ve umumîyetle İrsî
monarşiden doğar ve İrsî Monarşiyle
inkılâp eder. Seçimli Monarşi nev’ine,
ya tahta irsen çıkacak bir kimsenin
bulunmaması, veya tahta muayyen
şartları haiz bir hanedanın getirilmek
istenmesi, veyahut tahta geçecek müteaddit kimselerin bulunması hallerinde
rastlanır.
Meselâ İngiltere’de, 1689 tarihinde
Orange Prensi, William III olarak tahta
getirilmiştir. 1701 tarihli kanunla,
Marie’nin çocuk bırakmaması halinde
tahta Anne’ın getirileceği tespit edilmiş
ve filhakika Anne 1702 tarihinde tahta
çıkmıştı.
Berlin andlaşmasından sonra Bulgaristan, Osmanlı hâkimiyetinden kurtulmakla, kendisine bir kral seçmiştir.
Keza Romanya’da da aynı şey olmuştur.
Demir, op. cit., s.35:
Seçimli monarşi, ender görülen bir
monarşi biçimidir ve genellikle ırsî
monarşiden doğar veya ırsî monarşinin yerine geçer. Seçimli monarşiye
ya tahta ırsen çıkacak bir kimsenin
bulunmaması veya tahta belirli koşulları taşıyan bir hanedanın getirilmek
istenmesi ya da tahta geçecek birden
çok adayın bulunması durumunda
rastlanır. Örneğin, İngiltere’de, 1689
tarihinde Orange Prensi, William III
adıyla tahta getirilmiştir. 1701 tarihli
bir yasayla, Marie’nin çocuk bırakmaması halinde tahta Anne’ın getirileceği belirtilmiş; gerçekten Anne
1702 tarihinde tahta çıkmıştır. Berlin
Anlaşmasından sonra Bulgaristan,
Osmanlı egemenliğinden ayrılınca
kendisine bir kral seçmiştir. Romanya’da da böyle olmuştur.
Görüldüğü gibi Demir bu alıntıyı Arsel’den aynen yapmaktadır.
Alıntılarda sadece bazı kelimeler günümüz Türkçesine aktarılmaktadır. Diğer bazı kelimelerde ise yanlışlıklar yapılmaktadır. Örneğin
Arsel’in doğru olarak kullandığı “irsî” kelimesini Demir yanlış olarak “ırsî” olarak aktarmaktadır. Arsel, Kraliçe Mary’nin adını Fransızca olarak Marie şeklinde yazmaktadır. Aynı yanlışın Fevzi Demir’de de bulunması ilginçtir. Demir’in yaptığı alıntılar, tırnak içinde
veya girinti olarak verilmesini gerektirecek derece doğrudandır. Bu
usûle uyulmaması bir yana, Demir, Arsel’e tek bir atıf dahi yapmamaktadır. Demir, Arsel’i ne alıntılanan paragrafların sonunda, ne
sayfanın altında, ne de bölümün sonunda kaynak olarak göstermektedir. Demir’in Arsel’den yaptığı aktarmalar “intihal (plagiat)” düzeyindedir.
Bu husus göstermektedir ki, modern anayasacılarımızdan bir
kısmı, bırakınız Türk anayasa hukuku doktrine orijinal katkıda bulunmayı, zaten düzeyi yetersiz olan Türk klâsik doktrininden “nakilcilik” yapmakla yetinmektedir. Üstelik bu nakilcilik yapılırken kaynak gösterme usûllerine de uyulmamaktadır. Başgil, Kubalı, Arsel ve
Esen gibi, klâsik anayasa hukukçuları, Fransız doktrininden nakilci-
BÖLÜM 14: TÜRK ANAYASA HUKUKU DOKTRİNİNİN GELİŞİMİ
253
lik yapıyordu. Onların çoğunluğu da atıf kurallarına uymuyordu.
Modern Türk doktrininin bir kısmı, bu işi daha da ileri götürmüş durumda. Artık yabancı kitaplara bakmak zahmetine de girmiyor;
Türkçe eski kitaplara bakıp onlardan naklediyor ve bunu yaparken de
en ufak bir bilimsel dürüstlük kaygısı taşımıyorlar. Üstelik sadece
bir-iki paragraf değil, sayfalar süren konular olduğu gibi bir başka
kitaptan alınıyor. Bu yapılırken de, ne nakledilen cümlenin sonunda,
ne paragrafın sonunda, ne sayfanın altında, ne de bölümün sonunda
kaynak gösteriliyor!
3. Zafer Gören
Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Prof.
Dr. Zafer Gören’in Anayasa Hukukuna Giriş isimli kitabı 1997 yılında yayınlanmıştır130.
Profesör Gören’in kitabında alışkın olmadığımız bir sayfa düzeni
vardır. Paragrafların başlangıcında sol marjdan verilmesi âdet olan
satır başı aralığı verilmemiştir. Bu, kitabın okunuşunu güçleştirmektedir. Kitabın 220-345 sayfaları arasında numaralandırma hatası vardır. Tek numaralar sağ, çift numaralar sol sayfalarda bulunması gerekirken, anılan sayfalar arasında bunun tam tersi yapılmıştır. Keza her
bölümün sonunda verilen “literatür” başlığı altındaki kaynaklar listesinin bulunduğu sayfalar numaralandırılmamıştır. Örneğin ikinci
bölüm 24’üncü sayfada bitmekte, izleyen numarasız 25’inci sayfada
“literatür” yer almakta, onun arkasında numarasız ve boş 26’ncı sayfa yer almaktadır. O halde üçüncü bölüm 27’nci sayfadan başlamalıdır. Oysa üçüncü bölüm kitapta 25’inci sayfadan başlamaktadır. Bu
şekilde 14 ayrı yerde numaralandırma hatası yapılmakta ve neticede
gerçek sayfa sayısı ile numaralandırılan sayfa sayısı arasında 40 sayfa kadar farklılık oluşmaktadır. Kitabın dizgisinin amatör kişilerce
yapıldığı ve yazarının da dizginin son kontrolünü yapmadan “basıla”
verdiği tahmin edilebilir.
Zafer Gören’in kitabında bilimsel yazma kurallarına uyulmuştur.
Yapılan her alıntının dipnotunda kaynağı gösterilmiştir. Bununla
birlikte yazar dipnotu numarasını her sayfada birden başlatmaktadır.
Keza, yazar, her sayfanın dipnotlarında daha önceden atıf yapmış
130. Zafer Gören, Anayasa Hukukuna Giriş, İzmir, Barış Yayınları-Fakülteler
Kitabevi, 1997 (Asıl metin 494 s. + 1982 Anayasası metni).
254
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
olduğu kitaba atıf yaparken de, a.g.e., op. cit., Ibid. gibi kısaltmalar
yapmamakta, tekrar kitabın tam künyesini vermektedir. Keza sayfa
numarası kısaltmasını da, alışıldığı üzere küçük “s.” şeklinde değil,
büyük “S.” şeklinde yapmaktadır. Şüphesiz tüm bu hususlar, nihaî
tahlilde yazarın tercihine kalmış hususlardır. Ancak, kanımızca, Türk
hukuk literatüründeki yerleşmiş atıf usûllerine olabildiğince uymak,
hatta elverdiği ölçüde bu konuda standartlaşmaya gitmekte yarar
vardır. Yazarın kullandığı usûl, yerleşik kurallara aykırıdır. Yerleşik
atıf usûlüne göre, büyük “S.”, “sayfa”nın değil, “sayı”nın kısaltmasıdır131.
Yazarın yararlandığı kaynaklar incelendiğinde bunların sayıca
zengin ve nitelikli kaynaklar olduğu görülmektedir. Kullandığı kaynakların büyük ölçüde yeni kaynaklar olduğu gözlemlenmektedir.
Yazarın Almanca anayasa hukuku literatürünü izlediği ve bu literatüre hâkim olduğu anlaşılmaktadır. Türk anayasa hukuku doktrininde
Alman literatürünü izleyen yazarların pek nadir olduğu hatırlanırsa,
yazarın Alman literatürünü Türk okuyucusuna tanıtmasının değeri
kendiliğinden ortaya çıkar. Yazar incelediği konuları genellikle derinlemesine ve ayrıntılarıyla incelemektedir.
Kitabın plânı incelendiğinde, yukarıda Ankara ekolü olarak isimlendirdiğimiz yaklaşıma sadık kalındığı gözlemlenmektedir. Kitap,
bir anayasa hukukunun genel esasları kitabı değil, bir Türk anayasa
hukuku kitabıdır. Altı sayfalık birinci bölümün dışında incelenen
konular tamamen Türk anayasa hukuku konularıdır. Bu nedenle Gören, kitabına “Anayasa Hukukuna Giriş” değil de, “Türk Anayasa
Hukukuna Giriş” ismini verseydi, daha yerinde olurdu. Yazar ilk
önce Türk anayasa hukukunun tarihsel gelişimini incelemekte, 1982
Anayasası ve Türk anayasa düzenini incelemektedir. Yaklaşım biçimi pozitif hukuk yaklaşımıdır. Kitapta, anayasa yargısı ve temel haklar konularına özel bir ağırlık verildiği gözlemlenmektedir. Anayasa
hukukunun günümüzdeki seyri bakımından bu konulara ağırlık verilmesi yerinde görülebilir.
Zafer Gören’in İlhan Arsel’in Türk Anayasa Hukukunun Umumî
Esasları ve Ergun Özbudun’un Türk Anayasa Hukuku isimli kitapla131. Seyidoğlu, op. cit., s.151; Dinler, op. cit., s.106. Keza Türk Dil Kurumunun
İmlâ Kılavuzu (Ankara, TDK Yayınları, 1996)’na göre de büyük “S” “sayı”nın kısaltmasıdır (s.82).
BÖLÜM 14: TÜRK ANAYASA HUKUKU DOKTRİNİNİN GELİŞİMİ
255
rından büyük ölçüde etkilendiği görülmektedir. Ancak yazar yaptığı
doğrudan ya da dolaylı her alıntıda veya esinlendiği her yerde bu
yazarları kaynak olarak göstermektedir. Dolayısıyla yazarın bu yazarlardan etkilenmesi tamamen bilimsel dürüstlük ilkeleri çerçevesinde kalmaktadır.
***
Böylece bir anayasa hukuku genel eseri yazmış bulunan tüm
Türk yazarlarını kısaca görmüş bulunuyoruz. Bunları İstanbul, Ankara ve İzmir olarak üçe ayırdık. Bunların yanında bir Alman hukukçusunun yazdığı bir Türk anayasa hukuku kitabı da vardır.
Bir Alman Türk Anayasa Hukukçusu: Christian Rumpf
Türkçeyi ve Türk hukuk sistemini yakından tanıdığı anlaşılan
Christian Rumpf’un 1995’te Ankara’da yayınlanan kitabın adı Türk
Anayasa Hukukuna Giriş’tir132. Kitabın Almanca aslı, Alman okuyucusuna Türk anayasa hukuku sistemini tanıtmak amacıyla yazılmıştır. Dilimize Burak Oder tarafından çevrilmiştir. Yabancı bir hukukçunun bir Türk anayasa hukuku kitabı yazması birçok bakımından
kayda değerdir. Bir yabancı hukukçu gözüyle Türk anayasacılarının
kendi disiplinlerine bakması tek kelimeyle heyecan vericidir. Örneğin Türk yazarlarında genellikle, Türkiye’de demokrasi deneyimimizin az olduğu, anayasacılık hareketlerimizin yeni olduğu konusunda
yerleşik bir kanı vardır. Bu kanının yıkılması için maalesef bir Alman hukukçudan şu satırları okumayı bekledik:
“Anayasa tarihinin ayrıntılı olarak incelenmesi, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki makropolitik demokrasi kurumlarının, ‘Avrupa’da ortaya
çıkan benzerlerini sadece birkaç yıl gecikmeyle izlediğini gösterir.
Bu açıdan bakıldığında, Türkiye’nin Almanya’dan daha fazla ‘demokrasi deneyimi’ vardır”133.
Rumpf’un kitabı bilimsel yazma kurallarına tamamıyla uygun
örnek bir kitaptır. Türk yazarlarının yaptığı alıntılarda kaynak göstermeye üşendikleri bir ortamda yabancı bir yazarın Türkçeyi öğre132. Christian Rumpf, Türk Anayasa Hukukuna Giriş, Çeviren: Burak Oder, Ankara, 1995. Kitabın ISBN numarası 0975-7218-03-0’dır. Kitapta varsa hangi yayınevi tarafından yayınlandığı ve keza hangi matbaada basıldığı belirtilmemiştir. Ben Ankara’da Turhan Kitabevi (Yüksel Caddesi, Kızılay)’nden aldım.
Kitap birinci hamur kağıda basılıdır. Dizgisi ve baskısı kalitelidir.
133. Ibid., s.5.
256
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
nip Türk yazarlarının eserlerini dikkatle okuyup, onlardan alıntıladığı
her cümlenin kaynağını dipnotlarda göstermesi takdire şayandır. Kitabın aşağı yukarı her sayfasında en az üç dört dipnotu vardır. Kitabın sonunda 500 civarında kaynak içeren 22 sayfalık geniş bir bibliyografya vardır134. Ana metni 168 sayfa olan bir kitapta 500 civarında kaynaktan yararlanılması Türk anayasa hukukunda görülmemiş
bir şeydir. Üstelik bu kaynakları okuyan, onlara atıf yapan da ana dili
Türkçe olmayan bir yazardır. Türk anayasa hukuku alanında yazılmış
tüm kitaplar ve belli başlı makaleler bibliyografyada zikredilmektedir. Sadece yabancılar için değil, Türk anayasa hukukçuları için dahi
yazarın bibliyografyası kendisinden yararlanılabilecek niteliktedir.
Kitap plânı bakımından incelendiğinde klâsik bir Türk anayasa
hukuku kitabına benzemektedir. Kitap üç bölümden oluşmaktadır.
“Giriş” başlığını taşıyan birinci bölümde kısaca anayasa kavramı
incelenmektedir. “Anayasa tarihine kısa bir bakış” başlığını taşıyan
ikinci bölümde 1808’den 1980’e kadar olan anayasal gelişmeler incelenmektedir. Kitabın ana bölümünü oluşturan üçüncü ve son bölümde ise 1982 Anayasası incelenmektedir. Bu bölümde sırasıyla,
anayasanın oluşumu, anayasanın temelleri, devlet teşkilâtı (yasama,
yürütme, yargı) anayasal sistem içinde vatandaşın konumu, olağanüstü hal ve sıkıyönetim düzeni, ekonomik düzen, kültürel düzen, anayasa ve uluslararası hukuk, ve anayasa değişikliği konuları incelenmektedir. Yazarın plânı tutarlıdır. Ayrıca yazarın incelediği, ekonomik düzen, kültürel düzen gibi konular genellikle Türk anayasa hukuku kitaplarında hiç incelenmeyen konulardır. Bu bakımdan bu konular Christian Rumpf’un Türk anayasa hukukuna yaptığı orijinal
katkılardır.
Kanımızca, Christian Rumpf’un kitabı birçok Türk yazarının
yazdığı Türk anayasa hukuku kitabından çok daha ciddî ve düzeylidir. Keza yazarın Türk anayasa hukuku doktrinine yaptığı pek çok
orijinal katkı vardır. Hatta kanımca, kitabın Türk üniversitelerinde
anayasa hukuku derslerinde ders kitabı olarak kullanılmasında da
büyük yarar olacaktır.
***
Yukarıda bir anayasa hukuku genel eseri yazmış olan yazarlar
verilmiştir. Bu yazarların dışında ülkemizde anayasa hukuku dersi
134. Ibid., s.169-191.
BÖLÜM 14: TÜRK ANAYASA HUKUKU DOKTRİNİNİN GELİŞİMİ
257
veren ve vermekte olan daha birçok öğretim üyesi vardır135. Üstelik
bunların bir kısmı, üst düzeyde doktora, doçentlik ve profesörlük
takdim tezleri136 sunmuşlardır. Bunların arasında Tunçer
Karamustafaoğlu137, Fazıl Sağlam138, Oya Araslı139, Erdal Onar140,
Mehmet Turhan141 gibi anayasa hukukçuları sayılabilir. Yazarların
aşağıda dipnotlarda zikredilen çalışmaları konularında yazılmış başeserlerdir. Söz konusu kitaplar batılı örnekleriyle her bakımdan boy
ölçüşebilecek kitaplardır. Bu yazarlar her nedense bir genel eser
yazmamışlar, belki de bu işe itibar etmemişlerdir. Şüphesiz her anayasa hukukçusundan bir genel eser vermesi beklenemez. Ancak kendilerini çok iyi yetiştirmiş, akademik ciddîyete sahip, yeterli bilgi ve
deneyimle donanmış bu öğretim üyelerinin de bir genel eser yazmaları Türk anayasa hukukuna önemli katkılar sağlardı. Mehmet Turhan
istisna tutulursa, diğer yazarların nicelik bakımından verimsiz kaldıkları da gözlemlenebilir.
135. Başlangıcından 1969 yılına kadar anayasa hukuku dersi okutmuş öğretim
üyelerinin bir listesi Tarık Zafer Tunaya tarafından yapılmıştır (Bkz. Tunaya,
op. cit., 1969, s.194-195). 1969 bu yana böyle bir listeyi oluşturmak şüphesiz
çok yararlı olacaktır. Biz böyle bir listeyi oluşturmayı başaramadık. 20 civarında hukuk fakültesi 60-70 civarında iktisadî ve idarî bilimler fakültesi, siyasal bilgiler fakülteleri, iletişim fakülteleri, vb. vardır. Bunlar ile bağlantı kurmanın güçlüğü ortadadır. Bunlardan birçoğunun adresini bile bulmak mümkün değildir. Bunların bazılarının internette web sayfası olmasına rağmen ders
programları, hangi dersin kim tarafından verildiği yoktur. Fakülte web sayfalarının bir çoğu sadece anasayfadan ibarettir. Fakültelerin web sayfalarına hiç
olmazsa ders programlarını ve öğretim üyesi listesini koymaları uygun olur.
136. Doçentlik ve profesörlük takdim tezleri YÖK öncesi dönemde mevcut idi.
137. Tunçer Karamustafaoğlu, Yasama Meclisinde Komisyonlar, Ankara, Ankara
Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1965; Tunçer Karamustafaoğlu, Seçme Hakkının Demokratik İlkeleri, Ankara, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1970; Tunçer Karamustafaoğlu, Yasama Meclislerini Fesih
Hakkı, Ankara, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Adalet Yüksek Okulu
Yayınları, 1982.
138. Fazıl Sağlam, Temel Hakların Sınırlanması ve Özü, Ankara, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları, 1982.
139. Oya Araslı, Adaylık Kavramı ve Türkiye’de Milletvekili Adaylığı, Ankara,
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1972.
140. Erdal Onar, Meclis Araştırması, Ankara, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Yayınları, 1977; Erdal Onar, 1982 Anayasasında Anayasayı Değiştirme Sorunu, Ankara, 1993.
141. Mehmet Turhan, Hükûmet Sistemleri ve 1982 Anayasası, Diyarbakır, Dicle
Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1989.
258
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
Yukarıda anayasa hukuku genel eserleri çerçevesinde Türk anayasa hukuku doktrininin bir incelemesini yaptık. Şüphesiz aynı incelemenin, monografiler ve makaleler düzeyinde de yapılması gerekir.
Bizim bu çalışmamız, bu alanda bir başlangıç sayılmalıdır.
III. TÜRK ANAYASA HUKUKU DOKTRİNİNİN GENEL
DEĞERLENDİRMESİ
Şimdi Türk anayasa hukuku doktrininin genel bir değerlendirmesini yapmaya çalışacağız. Bu amaçla ilk önce bu doktrine birtakım
eleştiriler yönelteceğiz. Sonra da birtakım öneriler dile getirmeye
çalışacağız.
Ama her şeyden önce Türk anayasa hukuku doktrininde bir “ekolleşme” söz konusu olup olmadığını araştıralım.
Ankara Ekolü – İstanbul Ekolü
Kanımızca, Türk anayasa hukuku doktrininde “Ankara ekolü” ve
“İstanbul ekolü” olarak isimlendirebileceğimiz iki eğilimden bahsedilebilir. Şüphesiz burada kullandığımız, “ekol” kelimesini, kemikleşmiş öğretiler anlamında değil, daha ziyade genel olarak gözlemlenen eğilimler anlamında kullanıyoruz. Bu iki ekol arasında şu farklılıklar gözlemlenebilir.
a) Plân Bakımından.- Bu iki ekol arasında farklılık esas itibarıyla
anayasa hukukunun bölümleri ve kitapların plânları bakımından ortaya çıkmaktadır. Ankara ekolüne mensup yazarlar, “anayasa hukukunun genel esasları” ile “Türk anayasa hukuku” arasında kesin bir
ayrım yapmaktadır. Ankara ekolüne mensup anayasa hukukçuları, ya
bu iki alanı ayrı ayrı kitaplarda incelemekte, ya da aynı kitapta birbirinden kesin çizgilerle ayrılan iki ayrı kısımda incelemektedirler.
Buna karşılık, İstanbul ekolünde böyle bir ayrım yoktur. İstanbul
ekolüne mensup yazarlar, genelde anayasa hukukunun genel esasları
olarak nitelendirilebilecek kitaplar yazmakta, bu işlediği konular arasında yeri geldikçe, Türk anayasa hukuku konularına şöyle bir değinmektedirler. İzmirli yazarlar da plânları bakımından Ankara ekolüne daha yakındırlar.
Kanımızca, Ankara ekolünün benimsediği plân yerindedir. Bir
kere pedagojik olarak böyle bir ayrımın yararı ortadadır. Diğer yandan böyle bir ayrımın yapılması, konuların işleniş yöntemi arasında
BÖLÜM 14: TÜRK ANAYASA HUKUKU DOKTRİNİNİN GELİŞİMİ
259
da tutarlı bir farklılık kurulmasına imkân verir. Aksi takdirde kitap
bir panayır yerine dönüşebilir.
b) Siyasal Bilim Yaklaşımı Açısından.- Hatırlanacağı üzere yukarıda Fransız anayasa hukuku doktrininde klâsik teori, siyasal bilim ve
yeni anayasa hukuku yaklaşımları arasında bir ayrım yapmıştık. Ankara ekolü genel eserler düzeyinde siyasal bilim yaklaşımına itibar
etmemiştir142. İstanbul ekolünde ise, Tunaya gibi siyasal bilim yaklaşımını bütünüyle benimseyen yazarlar olduğu gibi, bu yaklaşım biçimini Teziç gibi yer yer kullanan yazarlar da vardır. Bu nedenle,
İstanbul ekolü mensuplarınca yazılan genel eserlerde aranılan her şey
bulanabilmektedir. Bu eserlerin tutarlı bir sistemleri ve yöntemleri
yoktur. Birbiriyle alakasız konular (hükûmet sistemleri ile siyasal
partiler, anayasa yargısı ile kamuoyu) aynı kitapta işlenebilmiştir.
c) Yöntem Bakımından.- Ankara ekolü, İstanbul ekolüne nazaran
daha pozitivisttir. İnceleme konusu olarak genelde pozitif anayasa
kurallarını ele almaktadır. İstanbul ekolünde pozitif hukukun incelenmesi daha az yer kaplar. Diğer yandan, İstanbul ekolünde, başlangıcından itibaren (Başgil, Kubalı), bir tabiî hukuk eğilimi kendini
göstermiştir. Bu anlayış, daha sonraları da, değişik görünümler altında, az çok devam etmiştir. Ankara ekolünde ise, bilinçli bir pozitivist
tercih olmasa da, tabiî hukuk yaklaşımından yazarların pek hazzetmediği gözlemlenebilmektedir. Yürürlükteki anayasa kurallarını
eleştiren Ankara ekolü yazarları dahi, bu eleştirilerinde bir pozitif
hukukçu olarak davranmakta, genellikle tabiî hukuk argümanlarının
yardımına başvurmamaktadırlar.
d) İzledikleri Yabancı Literatür Bakımından.- Kanımca İstanbul
ekolü ile Ankara ekolü arasında yazarların yararlandıkları yabancı
literatür bakımından da bir farklılık gözlemlenebilir. İstanbul ekolüne
mensup yazarların hemen hemen hepsi münhasıran Fransız literatürünü izlemekte, Fransızca anayasa hukuku kitaplarına atıfta bulunmaktadırlar. Hatta Anglo-Sakson yazarlarından dahi Fransız yazarlar
üzerinden alıntı yapılmaktadır143. Özetle İstanbul ekolünde, izlenen
142. Ankara ekolüne mensup yazarlar da anayasa hukuku derslerinde siyasal bilim
okutmuş, ancak bu konuların anayasa hukuku olduğunu iddia etmemiş ve bu
konuları işledikleri kitaplara anayasa hukuku ismini vermemişlerdir.
143. Örneğin Erdoğan Teziç, David Easton’un sistem analizini Schwartzenberg,
Duverger ve Leclercq gibi Fransız yazarlardan izlemektedir (Teziç, op.
cit., s.103-106).
260
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
yabancı dil olarak Fransızca’nın tekel durumunda olduğu söylenebilir.
Ankara ekolü yazarları tarafından da Fransız literatürü sıklıkla
kullanılmaktadır. Özellikle bu ekolünün ilk temsilcileri olan Esen ve
Arsel’de yabancı kaynaklar daha ziyade Fransızca’dır. Ancak, zamanla Ankara ekolü yazarlarında Fransızca azınlığa düşmüştür. Günümüzde bu ekole mensup yazarların çoğunluğu birinci yabancı dil
olarak İngilizce’yi bilmektedirler. Belki Ankara ekolüne, Fransız
siyasal bilim yaklaşımının girmemiş olması bu nedenledir. Ankara
ekolünde Fransız literatürü yer yer kullanılmıştır. Ancak hiçbir zaman tek başına bu ekole hâkim olamamıştır. Birinci yabancı dilleri
Fransızca olan Esen ve Arsel’in dahi, eserleri incelendiğinde, azımsanamayacak ölçüde İngilizce kaynak kullanıldığı gözlemlenir. Dolayısıyla Ankara ekolü başlangıcından itibaren Fransızca tekeline
girmemiştir.
Anayasa hukukunda “ekol”lerden bahsedildiğinde genelde
doktriner ekoller anlaşılır. Örneğin Fransa’da Bordeaux, Toulouse ve
Strasbourg ekollerinin her birinin kendine has doktrinleri vardır. Diğer bir ifadeyle, doktrinlerinin farklılığı nedeniyle, bunlar birer “ekol” olarak isimlendirilmektedir. Oysa “Ankara ekolü” ile “İstanbul
ekolü” arasında bu anlamda bir doktrin farklılığının olduğunu söylemek oldukça güçtür. Ankara ve İstanbul ekolleri arasındaki farklılık
doktrinden ziyade, plân, yöntem ve üslûp bakımındandır. O nedenle,
bu ekoller ayrımına büyük bir önem atfetmemek uygun olacaktır.
Zaten bu ekollere mensup yazarlar da hiçbir zaman kendilerinin bir
ekolün temsilcisi oldukları, yahut bir ekole mensup oldukları yolunda
bir iddiada bulunmamışlardır.
A. ELEŞTİRİLER
Yukarıda her yazarı tek tek inceledik, tek tek eleştirdik. Burada
bu eleştiriler birleştirilecek bir sistem dahilinde sıralanmaya çalışılacaktır. Ancak, her şeyden önce, Türk anayasa hukukçularının uluslararası alandaki bilimsel düzeyinin tespit etmekle işe başlayalım.
1. Türk Anayasa Hukukçularının Uluslararası Bilim Dünyasına Katkıları
Türk Anayasa Hukukçularının Aldıkları Atıf Sayısı.- Bir yazarı
değerlendirmenin en objektif ölçütü, başka yazarlardan aldığı atıf
BÖLÜM 14: TÜRK ANAYASA HUKUKU DOKTRİNİNİN GELİŞİMİ
261
sayısıdır. Atıf sayılarını ölçmek için yapılmış Social Sciences
Citation Index vardır. Türkiye’de de buna benzer bir atıf endeksinin
olması arzu edilirdi. Eğer böyle bir atıf endeksi Türkiye’de olsaydı
her yazarın diğerine göre ülke içindeki değerini objektif olarak ölçebilirdik. Türkiye’de böyle bir atıf endeksi olmadığı için, kaçınılmaz
olarak Social Sciences Citation Index’in verilerine başvurmak zorundayız. SSCI’ye başvurmanın bir avantajı da vardır. Böylece Türk
anayasa hukukçularının uluslararası alanda bilimsel düzeyini de ölçmüş oluruz.
Social Sciences Citation Index sosyal bilimler alanında çıkan en
önemli 1700 dergiyi taramaktadır. Bu dergilerde yayınlanan makalelerde kendilerine atıf yapılan yazarları saymaktadır. Her hafta ortalama 2800 yeni makale taranmakta ve bunların atıfları endekslenmektedir. Ortalama her hafta 50 000 yeni atıf Index’e ilâve edilmektedir. Şimdiye kadar 2,8 milyondan fazla makale taranmıştır.
Biz ilk önce Türk anayasa hukukçularını bir listesini çıkardık. Bu
listeyi üç kritere göre oluşturduk. Bir kere, anayasa hukuku genel
eseri yazmış ve dolayısıyla yukarıda incelenmiş, unvanı ve çalıştığı
akademik birim ne olursa olsun, her yazar bu listeye girmiştir. İkinci
olarak, genel eser yazmamış ve dolayısıyla yukarıda incelenmemiş
olan anayasa hukukçularından ise sadece profesör unvanını almış
olanlarını listemize dahil ettik. Üçüncü olarak Başgil’den daha eskiye
de gitmedik.
Listemizi bu şekilde oluşturduktan sonra her yazar için Social
Sciences Citation Index’te atıf taraması yaptık ve her yazarın aldığı
atıf sayısını ve bu atıfları hangi yazarlardan aldığını tespit ettik144.
Neticede elde ettiğimiz verilerden Tablo 1 ve Tablo 2’yi oluşturduk.
144. Teknik Açıklama: Ulakbim, Haziran 1999’da Vedes projesi çerçevesinde 3 ay süreyle
ISI (Institute for Scientific Information) tarafından hazırlanan Web of Science: Citation
Databases’ı internet aracılığıyla üniversitelerin kullanıma açmıştır. Adresi:
http://atlas.ulakbim.gov.tr/cgi-isi/CIW.cgi. Bu adreste iken, Uludağ Üniversitesi Kütüphane ve Dokümantasyon Daire Başkanlığından elde ettiğimiz username ve login’i
yazarak, ISI (Institute for Scientific Information) tarafından hazırlanan Web of Science:
Citation Databases’a girdik. Burada Social Sciences Citation Index’i seçerek tarama
yaptık. Taramamızı 27 ve 28 Haziran 1999 tarihinde gerçekleştirdik. Taradığımız
Social Sciences Citation Index’ler sadece 1996-1999 yıllarını kapsamaktadır. Daha eski yılları bakma imkanımız olmadı. İmkanı olanların bu araştırmayı eski yıllara ilişkin
olarak yapmaları arzu edilir.
262
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
Tablo 1
TÜRK ANAYASA HUKUKÇULARININ SOCIAL SCIENCES CITATION
INDEX’E GÖRE 1996-1999 YILLARINDA ALDIKLARI ATIF SAYILARI
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
Yazarın Soyadı Adı
AKSOY (Muammer)
ALDIKAÇTI (Orhan)
ARASLI (Oya)
ARMAĞAN (Servet)
ARSEL (İlhan)
BAŞGİL (Ali Fuat)
BATUM (Süheyl)
ÇAĞLAR (Bakır)
ÇAVUŞOĞLU (Naz)
DAL (Kemal)
DEMİR (Fevzi)
ERDOĞAN (Mustafa)
EROĞUL (Cem)
ESEN (Bülent Nuri)
GİRİTLİ (İsmet)
GÖREN (Zafer)
GÖZÜBÜYÜK (A. Şeref)
KABOĞLU (Ö. İbrahim)
KARAMUSTAFAOĞLU (Tunçer)
KUBALI (Hüseyin Nail)
KUZU (Burhan)
KÜRKÇÜER (Orhan Melih)
ÖZBUDUN (Ergun)
ÖZÇELİK (Selçuk)
SABUNCU (Yavuz)
SAĞLAM (Fazıl)
SAN (Coşkun)
SARMAŞIK (Lale)
SAVCI (Bahri)
SOYSAL (Mümtaz)
TANİLLİ (Server)
TANÖR (Bülent)
TEZİÇ (Erdoğan)
TİKVEŞ (Özkan)
TUNAYA (Tarık Zafer)
TÜZEL (Sadık)
ÜSKÜL (Zafer)
YAYLA (Yıldızhan)
YÜZBAŞIOĞLU (Necmi)
Toplam
Atıf Sayısı
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
1
0
0
0
0
25
0
0
0
0
0
0
1
1
1
0
0
4
0
0
0
0
33
Kaynak: ISI (Institute for Scientific Information) Citation Databases
(http://atlas.ulakbim.gov.tr/cgi-isi/CIW.cgi ile 28 Haziran 1999 tarihinde tarama
yapılmıştır).
BÖLÜM 14: TÜRK ANAYASA HUKUKU DOKTRİNİNİN GELİŞİMİ
263
Tablo 2
SOCIAL SCIENCES CITATION INDEX’E GÖRE ATIF ALAN TÜRK ANAYASA HUKUKÇULARININ ÇALIŞMALARI VE BUNLARA ATIF YAPAN YAZARLAR (1996-1999)
İbrahim Kaboğlu (Aldığı atıf sayısı: 1)
Hits Cited Author
Cited Work
Volume Page Year
1 KABOGLU I
ANAYASA YARGISI
1994
Kaboğlu’na atıf yapan yazar:
Hazama Yorum
Constitutional review and the parliamentary opposition in Turkey
DEV ECON 34: (3) 316-338 SEP 1996
Ergun Özbudun (Aldığı atıf sayısı: 25)
Hits Cited Author
Cited Work
Volume
Page
Year
1 OZBUDUN E
ATATURK FOUNDER MODE
1981
1 OZBUDUN E
COMPETITIVE ELECT DE
107
1987
1 OZBUDUN E
COMPETITIVE ELECTION
1987
1 OZBUDUN E
DEMOCRACY DEV COUNTR
3
187
1988
1 OZBUDUN E
ELECT POLITICS MIDDL
129
1980
1 OZBUDUN E
IMPERIAL LEGACY OTTO
133
1996
1 OZBUDUN E
INT J MIDDLE E STUD
6460
1975
1 OZBUDUN E
ISLAMIC IMPULSE
146
1988
1 OZBUDUN E
ISLAMIC IMPULSE
143
1987
2 OZBUDUN E
J DEMOCR
7
123
1996
1 OZBUDUN E
J DEMOCR
7
129
1996
2 OZBUDUN E
MIDDLE E STUDIES
17
228
1981
1 OZBUDUN E
PARTY COHESION W DEM
303
1970
1 OZBUDUN E
PERSPECTIVES DEMOCRA
1988
1 OZBUDUN E
PERSPECTIVES DEMOCRA
21
1988
2 OZBUDUN E
PERSPECTIVES DEMOCRA
76
1988
1 OZBUDUN E
POLITICAL CHANGE POL
52
1976
1 OZBUDUN E
POLITICAL CLIENTELIS
252
1981
2 OZBUDUN E
POLITICAL EC INCOME
1980
1 OZBUDUN E
ROLE TURKISH MILITAR
1966
1 OZBUDUN E
SOCIAL CHANGE POLITI
1976
1 OZBUDUN E
STATE DEMOCRACY MILI
37
1988
2 OZBUDUN E
STRONG STATE EC INTE
41
1991
1 OZBUDUN E
TURK ANAYASA HUKUKU
1993
1 OZBUDUN E
TURKEY POLITICS CLIE
249
1981
Özbudun’a atıf yapan yazarlar
Erdentug A, Burcak B
Political tuning in Ankara, a capital, as reflected in its urban symbols and images
INT J URBAN REGIONAL 22: (4) 589 DEC 1998
Sundhaussen U
The military: A threat to democracy?
AUST J POLIT HIST 44: (3) 329-349 SEP 1998
Carkoglu A
The Turkish party system in transition: Party performance and agenda change
POLIT STUD-LONDON 46: (3) 544-571 Sp. Iss. SI 1998
Onis Z
The political economy of Islamic resurgence in Turkey: the rise of the Welfare Party in
perspective
THIRD WORLD Q 18: (4) 743-766 SEP 1997
Alvarez M, Cheibub JA, Limongi F, et al.
Classifying political regimes
STUD COMP INT DEV 31: (2) 3-36 SUM 1996
Ruhl JM
Unlikely candidates for democracy: The role of structural context in democratic consolidation
STUD COMP INT DEV 31: (1) 3-23 SPR 1996
264
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
Ozbudun E
Turkey: How far from consolidation?
J DEMOCR 7: (3) 123-138 JUL 1996
Sakallioglu UC
Parameters and strategies of Islam-state interaction in Republican Turkey
INT J MIDDLE E STUD 28: (2) 231-251 MAY 1996
Ayata S
Patronage, party, and state: The politicization of Islam in Turkey
MIDDLE EAST J 50: (1) 40-56 WIN 1996
Muftuler-Bac M
The never-ending story: Turkey and the European Union
MIDDLE EASTERN STUD 34: (4) 240-258 OCT 1998
Heper M, Keyman EF
Double-faced state: Political patronage and the consolidation of democracy in Turkey
MIDDLE EASTERN STUD 34: (4) 259-277 OCT 1998
Tosun C
Roots of unsustainable tourism development at the local level: the case of Urgup in Turkey
TOURISM MANAGE 19: (6) 595-610 DEC 1998
Janda K, Colman T
Effects of party organization on performance during the 'golden age' of parties
POLIT STUD-LONDON 46: (3) 611-632 Sp. Iss. SI 1998
Yavuz MH
Turkish-Israeli relations through the lens of the Turkish identity debate
J PALESTINE STUD 27: (1) 22-37 FAL 1997
Sanjian A
The formulation of the Baghdad Pact
MIDDLE EASTERN STUD 33: (2) 226-266 APR 1997
Warner CM
Political parties and the opportunity costs of patronage
PARTY POLIT 3: (4) 533-548 OCT 1997
Mümtaz Soysal (Aldığı atıf sayısı: 1)
Hits Cited Author
Cited Work
Volume Page Year
1 SOYSAL M
DIS POLITIKA VE PARL
1964
Soysal’a atıf yapan yazar:
Mufti M
Daring and caution in Turkish foreign policy
MIDDLE EAST J 52 : (1) 32-50 WIN 1998
Server Tanilli (Aldığı atıf sayısı: 1)
Hits Cited Author
Cited Work
Volume Page Year
1 TANILLI S
K SORUNU AYDINLARIMI
262 1992
Tanilli’ye atıf yapan yazar:
Mutlu S
Ethnic Kurds in Turkey: A demographic study
INT J MIDDLE E STUD 28: (4) 517-541 NOV 1996
Bülent Tanör (Aldığı atıf sayısı: 1)
Hits Cited Author
Cited Work
Volume Page Year
1 TANOR B
YENI YUZYIL 0623
1995
Tanör’e atıf yapan yazar:
Helvacioglu B
'Allahu Ekber', we are Turks: Yearning for a different homecoming at the periphery of Europe
THIRD WORLD Q 17: (3) 503-523 SEP 1996
Tarık Zafer Tunaya
(Aldığı atıf sayısı: 4)
Hits Cited Author
Cited Work
Volume Page Year
1 TUNAYA T
ISLAMCIK AKIMI
1991
1 TUNAYA TZ
DEVRIM HAREKETLERI I 120
1964
1 TUNAYA TZ
ISLAMCILIK CEREYANI
1962
1 TUNAYA TZ
TURKIYE SIYASI PARTI
180
1952
BÖLÜM 14: TÜRK ANAYASA HUKUKU DOKTRİNİNİN GELİŞİMİ
265
Tunaya’ya atıf yapan yazarlar
Brockett GD
Collective action and the Turkish Revolution: Towards a framework for the social history of the
Ataturk era, 1923-38
MIDDLE EASTERN STUD 34: (4) 44-66 OCT 1998
Atasoy Y
Islamic revivalism and the nation-state project: Competing claims for modernity
SOC COMPASS 44: (1) 83-99 MAR 1997
Gokay B
Turkish settlement and the Caucasus, 1918-20
MIDDLE EASTERN STUD 32: (2) 45-76 APR 1996
Tekelioglu O
The rise of a spontaneous synthesis: The historical background of Turkish popular music
MIDDLE EASTERN STUD 32: (2) 194-215 APR 1996
Kaynak: ISI (Institute for Scientific Information) Citation Databases
(http://atlas.ulakbim.gov.tr/cgi-isi/CIW.cgi ile 28 Haziran 1999 tarihinde tarama yapılmıştır).
Yukarıdaki tablolardan görüleceği üzere, Türk anayasa hukukçularının aldığı atıf sayısı fevkalade düşüktür. 39 yazarın aldığı atıf
toplamı 33’tür. Bu 33 atıfın 25’ini de Ergun Özbudun tek başına almıştır. Tarık Zafer Tunaya 4, İbrahim Kaboğlu 1, Mümtaz Soysal 1,
Server Tanilli 1, Bülent Tanör 1 atıf almıştır. Tunaya, Kaboğlu, Soysal, Tanilli ve Tanör’ün atıf alan çalışmaları Türkçe çalışmalardır.
Ergun Özbudun’un atıf alan çalışmalarından sadece birisi (Türk
Anayasa Hukuku, Ankara, Yetkin Yayınları, 1993) anayasa hukukuna ilişkindir. Diğerleri siyasal bilime ilişkindir. Tunaya’nın atıf alan
çalışmaları siyasal tarihle ilgilidir. Kaboğlu’nun atıf alan çalışması
anayasa yargısı, Soysal’ın atıf alan çalışması ise dış politika üzerinedir. Tanilli’nin çalışması Kürt sorununa ilişkindir. Tanör’ün atıf alan
çalışması ise bir gazete yazısıdır.
Yazarların uluslararası bilim dünyasına yaptıkları katkıyı ölçmenin diğer bir yolu da, Social Sciences Abstracts’ta kaç makale özetlerinin yer aldığıdır. Social Sciences Abstracts sosyal bilimler alanında
çıkan en saygın 500 civarında dergiyi tarar. Bunlarda yayınlanan
makalelerin özetlerini yayınlar. Social Sciences Abstracts’ın taradığı
dergilerde makale yayınlatmak, o bilim adamı için uluslararası düzeyde önemli bir başarıdır. Biz yukarıda listesini verdiğimiz Türk
anayasa hukukçularını Social Sciences Abstracts (1983-1999)’ta taradık145. Ve sadece Ergun Özbudun’un adına 9 (dokuz) kayıt bulduk.
145. Teknik Açıklama: Ulakbim Haziran 1999’da Vedes projesi çerçevesinde 3 ay süreyle
SilverPlatter Information tarafından hazırlanan WebSPIRS’i internet aracılığıyla üniversitelerin kullanıma açmıştır. Adresi: http://atlas.ulakbim.gov.tr/8590. Bu adrese girip Uludağ Üniversetesi Kütüphane ve Dokümantasyon Daire Başkanlığından elde ettiğimiz username ve login’i girdikten sonra, Social Sciences Abstracts’ta tarama yap-
266
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
Bunların hepsi yazarın siyasal bilim alanındaki çalışmalarına ilişkindir. Bu dokuz kayıttan sadece bir tanesi bir makale özetidir (Ergun
Özbudun, “Turkey: how far from consolidation?”, Journal of
Democracy, vol 7, July 1996, s.123-38). Diğer kayıtlar kitap incelemelerine ilişkindir.
Buradan şu sonuç çıkmaktadır: Türk anayasa hukuku literatürü,
Dünya anayasa hukuku literatürüne bir katkıda bulunamamaktadır.
Keza Türk anayasa hukuku literatürü Dünya anayasa hukuku literatürü tarafından zikredilmemektedir. Diğer bir ifadeyle, Türk anayasa
hukukçuları uluslararası bilim dünyasının saygın dergilerinde makale
yayınlatmayı başaramamaktadırlar. Keza, Türk anayasa hukukçularının çalışmalarına ciddî dergilerde yazı yazan yazarlar tarafından çok
istisnaî olarak atıf yapılmaktadır. Kısacası, Ergun Özbudun bir yana
bırakılırsa –ki onun bu tür yayınları da siyasal bilim alanına ilişkindir–, Türk anayasa hukukçularının arasında uluslararası düzeyde yayın yapan bir bilim adamı yoktur. Türk anayasa hukukçularının dünya bilim alemine bir katkıda bulunduklarını söylemek çok zordur.
Türk anayasa hukukçuları, fen bilimleri alanında çalışan Türk meslektaşlarından defalarca geridir. Türk anayasa hukukçuları, keza
komşuları Türk siyasal bilimcilerinden de oldukça geri bir düzeyde
bulunmaktadırlar.
Bu duruma rağmen, bazı meşhur anayasa hukukçularımızın, öğrencileri ve hatta genel okuyucu nezdinde kendilerinin “uluslararası
çapta bir bilim adamı” oldukları izlenimini yarattıklarını gözlemlemek ilginçtir. Yukarıda görüldüğü gibi, Social Sciences Citation
Index’te bu meşhur anayasa hukukçularımızın isminin izine bile rastlanmamaktadır.
2. Bilimsel Yazma Kurallarına Uymama
Şimdi uluslararası bilimsel düzeyi bir yana bırakıp, kendi içimizdeki bilimsel düzeyi inceleyeceğiz.
Türk anayasa hukuku doktrinine yöneltilebilecek en temel eleştiri, bu doktrinin bilimsel düzeyinin oldukça düşük olduğu noktasında
toplamaktadır. Şüphesiz, bir eserin içerik bakımından bilimsel düzeyini değerlendirmek çok güçtür. Birçok eserden oluşan bir doktrinin
tık. Taramamızı 27 ve 28 Haziran 1999 tarihinde gerçekleştirdik. Taradığımız Social
Sciences Abstracts’lar 1983-1999 yıllarını kapsamaktadır.
BÖLÜM 14: TÜRK ANAYASA HUKUKU DOKTRİNİNİN GELİŞİMİ
267
içerik bakımından bilimsel düzeyini değerlendirmek ise hepten güçtür. Ancak bilimsel düzey biçim bakımından da değerlendirilebilir.
Biz aşağıda daha ziyade böyle bir biçimsel yaklaşımdan hareket ettik.
Bilimsel düzeyi değerlendirmenin biçimsel kriteri, o çalışmada
“bilimsel yazma kuralları” denen kurallara uyulup uyulmadığının
saptanmasından ibarettir. Biz bu bilimsel yazma kurallarını yukarıda
yedinci bölümde gördük. Bu kurallar çeşitli olmakla birlikte en önemlileri alıntıların usûlüne uygun olarak yapılması ve her alıntının
kaynağının usûlüne uygun olarak gösterilmesidir.
Türk anayasa hukuku genel eserleri incelendiğinde, bu eserlerin
ezici çoğunluğunda alıntı yapma ve kaynak gösterme kurallarına yeterince uyulmadığı gözlemlenmektedir. Bir roman olmadığına göre,
her bilimsel eserde birçok alıntı bulunmaktadır. Oysa, Türk anayasa
hukuku genel eserlerinin bir kısmında alıntıların kaynağı hiç gösterilmemekte, diğer bir kısmında ise tek bir kaynağa atıf ile birkaç sayfa süren alıntılar yapılmaktadır. Birçok yazarda “intihal (plagiat)”
oluşturacak derecede aktarmalar vardır.
Türk anayasa hukuku doktrininin ilk yazarları, Fransız yazarlardan aktarmacılık yapmışlar ve bunu yaparken pek de usûlüne uygun
bir şekilde kaynak göstermemişlerdir. Sonraki kuşak yazarlardan,
Özçelik, Demir ve Giritli-Sarmaşık gibi bir kısmı ise, yabancı yazarlardan aktarmacılık yapma zahmetine de katlanmamış ve doğrudan
kendilerinden önceki Türk yazarlarından aktarmacılık yapmış ve
bunun kaynağını ya hiç (Demir), ya da usûlüne uygun olarak göstermemiştir (Özçelik, Giritli-Sarmaşık).
Türk anayasa hukuku genel eserlerinin çoğunluğunun bibliyografyaları yetersizdir. Kimilerinde ise bibliyografya yoktur. Kimilerinde ise 5-10 eserlik bibliyografyalar vardır. Bunların örnekleri yukarıda her yazarda gösterilmiştir.
3. Nakilcilik ve Orijinallikten Yoksunluk
Şüphesiz bilimde usûlüne uygun olarak nakilcilik yapmak kurallara aykırı değildir. Bir bakıma nakilcilik kaçınılmaz ve hatta gereklidir de. Ancak, Türk anayasa hukuku doktrini genel eserlerinin birçoğu sadece nakilcilikten ibaret kalmaktadır. Yukarıda örnekleriyle
gösterildiği üzere, Başgil, Kubalı, Esen ve Arsel gibi yazarlar Fransız
268
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
yazarlardan nakilcilik yapmışlardır. Sonraki kuşak yazarlarda, yabancı yazarlardan nakilcilik yoluna gitmişlerdir. Hatta yukarıda örnekleriyle gösterildiği gibi bu yazarlardan bir kısmı, yabancı yazarlardan nakilcilik yapma zahmetine de katlanmamış ve Başgil, Kubalı,
Arsel gibi eski kuşak yazarlardan nakilcilik yapmayı yeğlemişlerdir.
Türk anayasa hukuku doktrininde genel eserler düzeyinde, nakilciliği aşıp, özgün tartışmalar içine giren, kendine has akıl yürütmeler
yapan, orijinal argümanlar ileri süren yazarlar, yok değilse de pek
azdır. Bunların başında Ergun Özbudun’u zikretmek gerekir.
4. Bulanıklık
Türk anayasa hukuku doktrini genel eserlerinin birçoğunun anlatımı bulanıktır. Yazarların anlattıkları şeyler kolayca anlaşılmaz. Yazarların kafasında âdeta bir sis perdesi vardır. Aslında bu büyük ölçüde yukarıda bahsettiğimiz nakilcilikten kaynaklanmaktadır. Değişik yazarlardan alıntılar yapıldığından, bu alıntılar belirli bir sistem
dahilinde de verilemediğinden, alıntılar arasında bir bağ kurulamamaktadır. Oysa yazarlar kendileri bir tartışma, bir akıl yürütme, bir
argümantasyon içine girseler, dil bakımından başarısız bile olsalar,
anlam bakımından izlenebilirlerdi. Bulanıklık bakımından en tipik
örnek, Bakır Çağlar’ın Anayasa Bilimi isimli eseridir. Eser birçok
yazardan yapılan alıntılar derlemesi olduğundan ve bir akıl yürütme
zinciriyle de bu alıntılar bağlanmadığından okuyucu tarafından anlaşılamamaktadır.
5. “Ders Notu” Çıkmazı
Türk anayasa hukuku genel eserleri incelendiğinde bunların önemli bir kısmının “ders notu” olarak nitelendirildiği görülmektedir.
Kitaplarını “ders notu” olarak niteleyenler arasında, Yıldızhan Yayla,
İsmet Giritli-Lale Sarmaşık, Naz Çavuşoğlu, Şeref Gözübüyük, Cem
Eroğul, Yavuz Sabuncu (1995 baskısı) ve Fevzi Demir sayılabilir146.
Bu yazarlar, kitaplarının önsözlerinde, amaçlarının öğrencilerinin
ders malzemesi ihtiyacını karşılamak olduğunu vs. belirtilmekte ve
dolayısıyla kitaplarının “iddiasız” bir kitap olduğunu daha baştan
itiraf etmektedirler.
146. Bunların arasına Mümtaz Soysal’ın “100 Soruda” dizisinden çıkan “Anayasanın Anlamı” da katılabilir.
BÖLÜM 14: TÜRK ANAYASA HUKUKU DOKTRİNİNİN GELİŞİMİ
269
Bu “ders notu” tabirini iyi tanımlamak gerekir. Kanımızca, “ders
notu” öğrencilerin ders malzemesi ihtiyacını karşılamak üzere hazırlanan, ilgili fakültede kullanılan, ülke düzeyinde genel dağıtımı yapılmayan ve biçim bakımından da kitap şeklinde olmayan ve çoğunlukla da basılmayan, ama değişik usûllerle çoğaltılan malzemelerdir147. Eskiden bunlara “ders takriri” veya kısaca “teksir” denilirdi.
Mumlu kağıt üzerine daktilo edilip, teksir makinesiyle çoğaltılırdı.
Şimdi bilgisayar döneminde bu usûle artık başvurulmamaktadır. Ancak, dizgi ve baskı teknikleri ilerlemiş olsa da teksir şeklinin korunmasında büyük yarar vardır. A4 (21x29.7 cm) kağıdı boyutunda bilgisayar çıktıları da modern usûllerle çoğaltılıp teksir olarak, “ders
takriri” olarak kullanılabilir. Günümüzde Fransız üniversitelerinde de
böyle yapılmaktadır. Bu tür ders malzemelerine “cours polycopiés”
veya kısaca “polycopié” denmektedir. Bilgisayarla dizilmiş ve modern tekniklerle çoğaltılıyor da olsa, bunlar A4 boyutunda olup biçim
bakımından eski teksirler gibidir. Ve genellikle toplu ve ciltli halde
değil, hoca dersi anlattıkça, hafta hafta çıkıp öğrenciye ulaşmaktadır.
Bunların görünümü kesinlikle kitap şeklinde değildir. Keza bunlar
ISBN numarası almazlar. Genel dağıtımları yapılmaz. Sadece ilgili
fakültenin öğrencilerinin ulaşabileceği yerde bulunurlar. Şüphesiz
Fransa’daki “cours policopiés” ve bizdeki eski “teksir”ler birer “ders
notu”dur ve bilimsel düzeyleri bakımından eleştiriye tâbi tutulmamaları gerekir. Çünkü bunlar zaten iddiasız eserlerdir ve bu nedenle de
yazarı bunları kitap haline getirmemektedir.
Oysa Türkiye’de yazılmış ve yazarının “ders notu” ismi verdiği
kitaplar yukarıdaki anlamda bir ders notu değildir. Bunlar her bakımdan bir kitap şeklindedir. Dahası, ciddî bir yayınevi tarafından
yayınlanmakta ve yurt düzeyinde genel dağıtımı yapılmaktadır. Keza
bu “ders notları”, ISBN numarası da almaktadırlar. Üstelik, bu iddiasız olduğu “sunuş”larında açıklanan “ders notları”ndan bazıları görülmemiş bir ticarî başarı elde etmekte, çok kısa bir sürede birçok
147. Örneğin, Oya Araslı’nın Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencilerinin
ders notu ihtiyacını karşılamak için çıkarmış Anayasa Hukuku başlıklı bir teksiri vardır. Biz bunu bir genel eser olarak kabul edip, eleştiri kapsamına almadık. Zira, yıllardır imkânı olmasına rağmen, profesör Araslı bunu bir kitap haline getirip yayımlatmamıştır. Bu nedenle, kitap haline getirilmemiş bu teksir
dolayısıyla da yazar eleştirilmemelidir. Ancak, bu teksir niteliğindeki notlarla
yetinmeyip bunları kitap olarak yayınlayan yazarlar da eleştirileri göğüslemelidirler.
270
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
baskı yapmakta, bu kitaplar başka fakültelerde de ders kitabı olarak
okutulmakta ve hatta yazarı üniversiteden ayrılmış olsa bile yeni
baskıları yapılabilmektedir. O halde bunların bir ders notu olarak
değil, bir “ders kitabı” olarak kabul edilmesi gerekir.
Madem bu böyleyse, yazarları neden bunları bir “ders notu” olarak nitelendirmektedir? Bunun basit bir sebebi vardır: Çünkü bu kitaplar incelendiğinde, bunların bilimsel kalitesinin fevkalâde düşük
olduğu, hatta en basit bilimsel yazma kurallarına uyulmadığı, yapılan
alıntıların kaynağının gösterilmediği ve hatta bu kitapların bazılarında bir bibliyografya dahi bulunmadığı gözlemlenmektedir. Dahası,
bu eserlerden bazılarının aynı konuda kendisinden önce yazılmış
eserlerle büyük ölçüde benzeştiği görülmekte ve muhtemelen yazarın
benzer konuda yazılmış bir iki genel esere bakarak kitabı yazdığı
anlaşılmaktadır. Aslında yazar da eserindeki bilimsel düzey düşüklüğünün farkındadır. Muhtemel eleştirilerden kurtulmak için de kitabını “ders notu” olarak nitelemektedir. Bir eleştiri gelirse yazar, kitabının “iddiasız” bir kitap olduğu ve öğrencilerinin ders malzemesi ihtiyacını karşılamak üzere hazırlandığı savunmasının arkasına sığınmaktadır. Ancak bu arada kitaplar birçok baskı yapmakta, yazar da
telif ücreti almaya devam etmektedir. Mademki yazar, eserini kitap
şeklinde sunuyor, genel dağıtımını yaptırıyor, birden fazla baskı
yapmasını sağlıyor, bu eseriyle prestij sahibi oluyor, telif ücreti alıyorsa, bu eleştirileri göğüslemek zorundadır.
Şüphesiz, bu ders notları bir iki tane olsaydı, bu hususu gereksiz
yere abarttığımız, bu eleştiride aşırıya kaçtığımız düşünülebilirdi.
Ancak, Türk anayasa hukuku doktrininde yazılan genel eserlerin önemli bir kısmı bu tür “ders notları”ndan oluşturmaktadır. Bu kitaplar ders notu olarak kabul edilip saf dışı bırakılırsa, Türk anayasa
hukuku doktrininde yazılan eser sayısı bir elin parmak sayısını geçmemektedir.
6. Değer Yargıları
Türk anayasa hukuku doktrini tam anlamıyla değer yargılarıyla
kirlenmiştir. Ergun Özbudun gibi bir iki yazar istisna tutulursa, yazarlar büyük bir zevkle değer yargılarını okuyucuya sunmakta, hatta
bazıları bunları benimsetmek için özel çabalar sarf etmektedirler.
Oysa birinci bölümde görüldüğü gibi, değer yargıları objektif olarak
tanınabilir şeyler değildir. Bunların doğruluğu veya yanlışlığı ispat-
BÖLÜM 14: TÜRK ANAYASA HUKUKU DOKTRİNİNİN GELİŞİMİ
271
lanamaz. Değer yargıları alanında görecelilik ilkesi geçerlidir. Bu
ilkenin geçerli olduğu yerde bilim yapılamaz.
Değer yargılarıyla iç-içelik Türk anayasa hukuku doktrinin başlangıcından itibaren vardır: Ali Fuat Başgil, kitabının giriş kısmında,
“her büyük mesele ve müessese hakkında kendi düşünceleri(ni)” bildirdiğini ve “bir kıymet hükmü” verdiğini açıkça itiraf etmektedir148.
Hatta Türk anayasa hukuku doktrininin bir kısmında, bir “misyonerlik” hâkim olmuştur. Başgil, kitabında “gençliğin fikrî terbiyesi”ne149 çalıştığını açıkça belirtmekte bir sakınca görmemektedir. Bu
misyoner tavrın altını özenle çizmek gerekir. Bazı anayasa hukukçuları, bilim yapmak ve ulaştığı bilgileri öğrencilere öğretmekle yetinmemekte; kitaplarıyla “memleket irfanına ve Türk demokrasisine,
naçiz de olsa bir hizmet ifa”150 etmeyi amaçlamaktadırlar.
Değer yargılarını öne çıkarmakta Başgil yalnız kalmamıştır. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Bülent Nuri Esen’de de değer yargılarını öne çıkartan aynı misyoner tavır vardır.
Profesör Esen kitabının önsözünde kendisinden şöyle bahsediyor:
“Her inanç adamı gibi, onun da sarsılmayan inanları vardır. Ona göre, insanın en üst değer olduğu, devletin bunu tanıtma ve sağlama vasıtası teşkil ettiği, idare edenlerin kurulu ana düzene göre hareketle
mükellef ve siyasî topluluğun iradesine tâbi hizmet adamları oldukları, siyasî topluluğun çoğunluk ve azınlık olarak bir arada bir bütün
teşkil ettiği, hoşgörürlüğü yok etmeye yönelen düşünceden gayri her
çeşit fikrin hoşgörülmesi gerektiği, hertürlü iktidarın hukuka uygun
surette kullanılmasının zaruri olduğu, ferde insan haysiyetinden faydalanma imkânlarının ve keyfi hükûmet otoritesine karşı korunması
tedbirlerinin mutlaka sağlanması icap ettiği hakikatleri, siyasî, iktisadî ve sosyal şartlar ne olursa olsun, daima masun tutulacak değişmez
gerçeklerdir”151.
Bülent Nuri Esen, kitabının sunuşunda, asıl amacının “yaşanmaya değer bir devlet hayatı için, siyasal toplum insanlarının devlet
148. Başgil, Esas Teşkilât Hukuku, op. cit., s.1.
149. Ibid.
150. Ibid., s.2.
151. Esen, Anayasa Hukuku: Genel Esaslar, op. cit., s.1. (1963’te yayınlanan Anayasa Hukuku kitabının “İlk Söz”ü).
272
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
yönetiminde haysiyet içinde etkili olabilmeleri” olduğunu belirtmektedir152.
7. Türk Anayasa Hukuku Doktrini Kendisiyle İnceleme Konusunu Karıştırmaktadır
Yukarıda birinci bölümde gösterdiğimiz gibi, bilim ile bilimin
konusu farklı şeylerdir153. Bilim konusunu kendisinden önce oluşmuş halde bulur. Her bilim dalında konu, bizatihi bu bilimin dışında
yer alır. Bu, bilginin öznesi ile konusu arasında kartezyen ayrımın
basit sonucudur154. Anayasa hukuku ile anayasa hukuku bilimi de
birbirinden farklı şeylerdir. Birincisi ikincisinin inceleme konusudur.
Anayasa hukuku biliminin konusu olan anayasa normları kurucu
iktidar tarafından konulur ve yetkili organlar (örneğin anayasa mahkemeleri) tarafından yorumlanır. Anayasa hukukçularının görevi
anayasa hukuku kurallarını koymak değildir. Anayasa hukukçusu bu
kuralları kendisinin dışında konulmuş halde bulur. Anayasa hukukçusu, inceleme konusu olan bu kuralları tasvir etmelidir. Anayasa
hukukçusunun görevi, anayasa kuralı yapmak, yahut mevcut olan
kuralı değiştirmeye çalışmak değildir. Kelsen’in belirttiği gibi, “hukuk biliminin tek amacı, hukuk yapmak değil, hukuku tanımaktır”155.
Yazara göre,
“bir bilim, inceleme konusunu olduğu gibi tasvir etmelidir; birtakım
değer yargıları açısından onun ne olması veya ne olmaması gerektiğine hükmetmemelidir. Böyle bir hüküm siyasi bir problemdir; ve
hükûmet sanatını ilgilendirdiği ölçüde değerlere yönelik bir faaliyettir. Böyle bir faaliyet realiteye dönük olan bilimin konusunu oluşturamaz”156.
Oysa Türk anayasa hukukçularının ezici çoğunluğu inceleme konusu olan anayasa kurallarını tasvir ekmekle yetinmemiş, onları değiştirmeye de yeltenmişlerdir. Bu konuda en ileri giden yazar Zafer
152. Esen, Anayasa Hukuku: Genel Esaslar, op. cit., s.IV.
153. Bkz. supra, s.16.
154. Bu konuda bkz. Grzegorczyk, “Le positivisme comme méthodologie
juridique”, op. cit., s.176, 179 ; Grzegorczyk, “La dimension positiviste des
grands courants de la philosophie du droit”, op. cit., s.56-58; Troper, Pour une
théorie juridique de l'Etat, op. cit., s.122.
155. Kelsen, General Theory of Law and State, op. cit.,preface, s.xiv. İtalikler bize
ait.
156. Ibid. İtalikler bize ait.
BÖLÜM 14: TÜRK ANAYASA HUKUKU DOKTRİNİNİN GELİŞİMİ
273
Üskül olmuştur. Profesör Üskül, 1982 Anayasasını incelemek yerine,
bu anayasayı eleştirerek157, bu anayasaya alternatif bir “anayasa”
önermiştir158. Şüphesiz, önerdiği anayasa, belirli bir siyasal ideoloji
açısından bir değer taşıyabilir. Ancak bu önerilerinin bilimsel nitelikte olduğunu ve anayasa yapma faaliyetinin de bilimsel bir faaliyet
olduğunu iddia etmek mümkün değildir.
8. Metot Bağdaştırmacılığı (Synrétisme)
Türk anayasa hukuku doktrininin içine düştüğü çıkmazlardan biri
de “metot bağdaştırmacılığı (sycrétisme)” olarak isimlendirebileceğimiz tutumdur.
Yukarıda örnekleriyle gösterdiğimiz gibi, Türk anayasa hukuku
doktrininin istisnasız tüm genel eserlerinde anayasal konuların sadece hukuk bilimi açısından değil, aynı zamanda tarih, siyasal bilim ve
hatta felsefe açılarından da incelenmesi gerektiği yönünde yerleşik
bir kanı vardır. Yöntem bağdaştırmacılığına bulaşmamış bir yazar
olan Ergun Özbudun bile, yukarıda gördüğümüz gibi, kitabının önsözünde bunun gerekli olduğunu, ancak pratik nedenlerle bunu yapamadığını itiraf etmektedir. Özbudun’un bu tavrı, metot bağdaştırmacılığının, Türk doktrininde ne derece kökleşmiş olduğunun bir göstergesidir.
Kanımızca, anayasal konulara şüphesiz tarih, siyasal bilim, siyasal felsefe açılarından da yaklaşılabilir ve yaklaşılmalıdır da. Ancak
bu değişik yaklaşım biçimleri, anayasa hukuku adı altında yapılmamalıdır. Her bilim dalının kendine has yöntemleri vardır. Bir kitapta,
bu yöntemlerin bir karmasının yapılmasının bir yararı yoktur. Dahası
metodolojik bakımdan fevkalâde sakıncalıdır da. Kaldı ki, tarih, siyasal bilim ve felsefe formasyonundan mahrum olan bir hukukçunun
anayasa hukukunda yöntem bağdaştırmacılığına gitmesi, onu kötü bir
tarihçi, kötü bir siyasal bilimci, kötü bir felsefeci yapmaktan öteye
götürmez. Anayasa hukukçularının görevi, amatör tarihçiler, ikinci
sınıf siyasal bilimciler, vasat felsefeciler olmak değil, birinci sınıf
anayasa hukukçusu olmaktır. Bunun için de kendi içlerine kapanmalı, kendi uzmanlık alanlarıyla yetinmelidirler.
157. Üskül, op. cit.
158. Ibid., s.118-129.
274
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
O halde anayasa hukuku doktrini, kendisini yabancı unsurlardan
arındırmalıdır. Buna hukukun genel teorisinde “saflık” (pureté)159
denmektedir. Anayasa hukuku kendisine yabancı tüm unsurlardan
kurtulmalı, “saf” (pure) olmalıdır. Tekrar edelim: Anayasa hukukunun saf teorisi, anayasal konuların siyasal bilim ile, tarih ile, felsefe
ile ilgisini inkâr etmez; ama kendi özünü belirsizleştiren bu metot
bağdaştırmacılığına (syncrétisme) karşıdır160.
Anayasa hukukunun saf teorisi, ne anayasa koyucunun amaçlarından, ne de toplumsal grupların çıkarlarından etkilenmelidir. Özetle, anayasa hukukunun saf teorisi, pozitif anayasa hukukunun yapısını tahlil etmeli; ama bu hukukun oluşumunda rol oynayan toplumsal,
ekonomik ve siyasal koşulları dikkate almamalıdır161.
9. Televizyon Tartışmaları, Gazete Yazıları
Anayasa hukukçularımızdan önemli bir kısmı, televizyonlara ve
gazetelere sık sık beyanatlar vermektedirler. Bazı anayasa hukukçularımız, televizyonların düzenledikleri açık oturumlara, tartışma
programlarına katılmakta, hatta bazıları, bazı tartışmalara telefonla
müdahale etmektedirler. Kanımca bunların hepsi yanlıştır. Üstelik bu
kişiler, bu tartışmalarda akademik unvanlarıyla takdim edilmekte,
sanki o tartışmanın bir tarafı değil de, hakemi rolüne soyunmaktadırlar. Bu bilim ahlakıyla bağdaşmaz. Kaldı ki, bu bilim adamlarının
unvanlarının o tartışmaya pek bir katkısı da yoktur. Diğer yandan,
anayasa hukukçularının sık sık medyada görünmesi anayasa hukuku
biliminin saygınlığını zedelemektedir.
Yukarıda eleştirdiğimiz, beyanatlar ve tartışmalar dışında bazı
anayasa hukukçuları da bazı gazetelerde ara sıra yazılar yazmaktadırlar. Bu yazılar, gazetelerin “düşünenlerin düşünceleri” gibi sayfalarında yayınlanmaktadır. İçlerinden birisi, Mümtaz Soysal ise her gün
yazı yazan bir köşe yazarıdır. Türkiye’de anayasa hukukçuluğu ile
gazetecilik, aralarında yakın ilişkiler içinde olan mesleklerdir. İlginç159. Troper’in işaret ettiği gibi Kelsen bu kavramı Max Weber’den ödünç almıştır
(Troper, “Un système pur du droit”, op. cit., s.123; Troper, Pour une théorie
juridique de l'Etat, op. cit., s.35).
160. Kelsen, Théorie pure du droit, op. cit., s.1-2.
161. Kelsen, General Theory of Law and State, op. cit.,preface, s.xiii. Bu konuda
bkz. Troper, “Un système pur du droit”, op. cit., s.123; Troper, Pour une
théorie juridique de l'Etat, op. cit., s.35.
BÖLÜM 14: TÜRK ANAYASA HUKUKU DOKTRİNİNİN GELİŞİMİ
275
tir ki, 1880’lerde Mekteb-i Hukukta anayasa hukuku dersini ilk okutan kişilerden biri olan Kemalpaşazade Sait Bey bir gazetecidir.
Kendisi Vakit gazetesi sermuharriridir162.
Kanımca, anayasa hukukçularının gazetelerde yazı yazması yanlıştır. İlk önce birkaç gözlemde bulunalım: Bir kere, bu yazılar, akademik bir yayın organında değil, günlük genel bir yayın organında
yayınlanmaktadır. İkinci olarak, akademik olmayan yayın organlarında yayınlanıyor olmalarına rağmen, bu yazılarda akademik bir dil
kullanılmaktadır. Üçüncü olarak bu yazıların muhatabı uzman hukukçular değil, genel okuyucudur. Bu üç gözlem bir araya getirildiğinde, bu yazıların amacının, siyasal bir konuda kamuoyunu etkilemek ve yönlendirmek olduğu sonucu çıkmaktadır. Bu etkinin başarıyla icra edilebilmesinin şartı, bu yazının “tarafsız”, “objektif” bir
“bilim adamı”nın kaleminden çıkmış olmasıdır. Bunun içinde, yazarının isminin önüne akademik unvanları, isminin altına da mensubu
olduğu üniversite yazılmaktadır. Dolayısıyla, yazıdaki akademik dil,
yazarının akademik unvanları ve kurumu, yazının “bilimsel” bir yazı
olduğu izlenimini uyandırmak için kullanılmaktadır. Bu izlenim uyandırılırsa, kamuoyu daha kolay bir şekilde yönlendirilebilecektir.
Eğer yazarın kamuoyunu, yönlendirmek gibi bir amacı yok, saf bilimsel bir amacı varsa, niçin bu yazısını, akademik bir dergide değil
de, günlük bir gazetede yayınlatmaktadır? O halde, “gazete sayfalarındaki bilim”in fonksiyonunun, kamuoyunu yönlendirmek olduğu
ortadadır. Özetle, bu gazete yazıları, bilimsel bir yazı kisvesi altında,
siyasal bir tartışmanın taraflarından birine hizmet etmektedir. Bu ise
bilimin görevi değildir.
10. Anayasa Hukukçularının Türk Siyasal Hayatı Üzerindeki
Etkisi
Anayasa hukukçuları, Başgil ve Kubalı’dan bu yana, sadece hukukçular nezdinde değil, Türk kamuoyu nezdinde büyük bir prestij
sağlamışlardır. Anayasa hukukçuları sadece akademik çevreleri etkilemekle kalmamış, Türk siyasal hayatını da yakından etkilemiştir.
1950’li ve 60’lı yıllarda Türk siyasal hayatı üzerinde özellikle Başgil
ve Kubalı’nın derin etkileri vardır. Bu yıllarda iki anayasacının Türk
siyasal yaşamı üzerinde icra ettikleri etki başlı başına bir inceleme
162. Tunaya, op. cit., 1969, s.123.
276
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
konusu olmaya layıktır. 1950’li yıllarda birçok kamu hukukçusu ve
özellikle içlerinde Kubalı ve Esen gibi anayasa hukukçuları Demokrat Parti iktidarına karşı açık cephe almışlar163, bu iktidarın devrilmesini yazıları ve beyanatları ile desteklemişlerdir. 27 Mayıs 1960
askerî darbesi olduğunda, daha o sabah, İstanbul Üniversitesinden bir
grup öğretim üyesi, Sıddık Sami Onar, Hıfzı Veldet Velidedeoğlu,
Hüseyin Nail Kubalı, Ragıp Sarıca, Naci Şensoy, Tarık Zafer Tunaya
ve İsmet Giritli, askerî bir uçakla Ankara’ya gitmişler164 ve 27 Mayıs
darbesinin bir “hükûmet darbesi” değil, ama “meşru” bir hareket olduğu yolunda “fetva” vermişlerdir. İstanbul Üniversitesinden gelen
bu yedi öğretim üyesinin yanına Ankara Üniversitesinden de üç öğretim üyesi (İlhan Arsel, Bahri Savcı ve Muammer Aksoy) katılmıştır165. Bunlar bir komisyon teşkil etmişlerdir. Görüldüğü gibi komisyonun bütün üyeleri hukukçudur. Çoğunluğunu ise anayasa hukukçuları oluşturmaktadır. “Türk” anayasa hukukçuları, artık, “anayasa”yı
incelemekle kalmıyor; tarihte ilk defa onu bizzat yapmaya da teşebbüs ediyorlardı. Artık bilimin öznesi ile konusu özdeşleşiyordu!
Türk anayasa hukukçularının ezici çoğunluğunda, demokrat parti
iktidarının meşruluğunu yitirdiği ve 27 Mayıs 1960 hükûmet darbesinin meşru olduğu yolunda yerleşik bir kanı vardır. Sağ kanatta yer
alan anayasa hukukçuları bile bu kanıya tam cepheden saldıramamışlardır. Bir de, 1961 Anayasasının “Giriş”inden Türk milletinin “Anayasa ve hukuk dışı tutum ve davranışlarıyla meşruluğunu kaybetmiş
bir iktidara karşı direnme hakkını kullanarak 27 Mayıs 1960 Devrimini” yaptığından bahsedilmektedir. Anayasacılarımız da genellikle
bu kanıdadırlar166.
163. Esen ve Kubalı ile Demokrat Parti Hükümeti arasındaki çatışma konusunda
bkz. Tunaya, , op. cit., 1969, s.166-174.
164. Soysal, Anayasanın Anlamı, op. cit., s.44; Aldıkaçtı, op. cit., s.138.
165. Aldıkaçtı, op. cit., s.138; Arsel, Türk Anayasa Hukukunun Umumî Esasları,
op. cit., s.137.
166. Örneğin Bülent Tanör’e göre 27 Mayıs darbesi, “siyasal demokrasiyi kurumsallaştırmak isteyen bir sivil toplum canlılığı üzerine oturmuştu. ... Askeri
müdahale başarılı olmuş ve meşruluk sorunu da yaratmamıştı. Ülkenin sivil
demokratik güçleri ve kamuoyu büyük çapta ondan yana tutum almıştı” (Bülent Tanör, Osmanlı-Türk Anayasal Gelişmeleri: 1789-1980, İstanbul, Afa,
1996, s.278). Mustafa Erdoğan’ın isabetle gösterdiği gibi, bu yargı büsbütün
temelsizdir. Çünkü “(1) darbecilerin amacı ‘siyasal demokrasi kurumsallaştırmak’ olmayıp, devlete yurttaş iradesinden bağımsız olarak tepeden-inme bi-
BÖLÜM 14: TÜRK ANAYASA HUKUKU DOKTRİNİNİN GELİŞİMİ
277
Türk anayasa hukuku doktrinin ideolojik bir mayası vardır. Anayasa hukuku doktrini Başgil, Kubalı, Esen ve Arsel ile daha başlangıcından itibaren objektif ve bilimsel olmaktan çok uzak kalmış, birçok bakımından ideolojik davranmış, siyasal yargılarının açıklamakta
tereddüt etmemişlerdir. Bu şekilde, bu yazarlar, Türk anayasa hukuku doktrininde çok kötü bir geleneğin başlatıcısı da olmuşlardır.
Kendilerini izleyen öğrencileri de, içlerinden bir ikisi ayrık tutulursa,
üç aşağı beş yukarı onların yolunda gitmiş, birçoğu günlük politikayla içli dışlı olmuştur. Yukarıda anayasacılarımızın nasıl basın ve yayın organlarına sık sık çıktıklarını belirtip eleştirmiştik. Diğer yandan, anayasa hukukçularımızdan bir kısmı, kitaplarında, anayasayı
incelemekle kalmamış, anayasanın değiştirilmesi veya korunması
için de çalışmışlardır. Bazı anayasa hukukçularının kitaplarında, anayasalarımızdan bazılarına (örneğin 1961 Anayasasına) övgüler, bazılarına ise (örneğin 1982 Anayasası) yergiler vardır. Bazı anayasacılarımız sözlü ortamlarda (derslerde, sempozyumlarda) daha da ileri
giderek, 1982 Anayasasından bahsederken, ona “anayasa” bile dememekte “82 Belgesi” demektedirler. Keza bu yazarlar, 1982 Anayasasından bahsedilirken “Anayasamız” ifadesini kullananlar ile de
alay etmektedirler.
Yine anayasa hukukçularımızın içinden, Mümtaz Soysal, Oya
Araslı gibi milletvekili olup aktif siyasete girenler de olmuştur. Ancak bu anayasacıların, birer profesyonel politikacı olarak, pek de
başarılı olamadıkları veya en azından kendilerinden beklenilen performansı gösteremediklerini gözlemlemek zorundayız. Bu arada not
edelim ki, bunlar tekrar milletvekili seçilmeyi de başaramamışlardır.
Hatta bir bakıma denebilir ki, aktif politikaya atılan anayasacılarımızın siyasal hayat üzerinde yaptıkları etki, birer üniversite hocası olarak yaptıkları siyasal etkiden nedense daha düşük olmuştur. Aslında
siyasal inanışları güçlü olan anayasa hukukçularımızın, üniversiteden
istifa edip aktif siyasete girmeleri uygun olur. Tarafı oldukları siyasal
çimde yeniden yön vermek idi. Bu hangi açıdan bakarsanız bakın, antidemokratik bir zihniyet ve tutumun ifadesidir. (2) Darbeye yardımcı olan ortam, ‘sivil toplum canlılığı’ değil, sadece CHP sempatizanı bir grup üniversite hocası
ve çok az sayıdaki üniversite öğrencisi ile, onlarla aynı ideolojik bakışı paylaşan basın camiası idi. Bu nedenle, bu kesimler arasında müdahalenin ‘meşruluk sorunu’ olmaması normaldi, ama meşruluk eğer sivil-toplumsal temelli bir
şey ise halkın büyük çoğunluğunun sahnede olmadığı apaçık ortadaydı” (Erdoğan, Liberal Toplum, Liberal Siyaset, op. cit., s.396-397).
278
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
kavga için daha dürüstçe mücadele edebilirler. Bunu yapmıyorlarsa,
bu siyasal kavgadan uzak durmaları gerekir. Bu iki seçeneğin arasında orta bir yol yoktur.
Son olarak not edelim ki, Türk anayasa hukukçularından bazıları
Osmanlı döneminden bu yana hükûmet ile mücadele içinde bulunmuşlardır. Anayasa hukukçularımızın içinde görevinden alınan, sürülen, hatta hapse atılan kişiler vardır. İlk anayasa hukukçularımızdan
biri olan Kemalpaşazade Sait Bey 1890’da Yemen’e sürgüne gönderilmiştir167. İstanbul Hukuk Fakültesinde anayasa hukuku derslerini
veren Ahmet Mithat 1933’te görevinden atılmıştır168. 1954’te Bülent
Nuri Esen, dönemin rejimini “demokrasi” olarak değil, “kakokrasi”
olarak nitelendirmiş ve bunun üzerine Demokrat Parti iktidarı 6435
sayılı Kanunu çıkarmış ve Esen’i bakanlık emrine almıştır169. Ankara
Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi anayasa hukuku profesörlerinden Turhan Feyzioğlu 1956-1957 ders yılını açış konuşmasında Hükümeti eleştirmiş ve neticede Bakanlık emrine alınmıştır. Bunun üzerine Feyzioğlu istifa etmiştir. Aynı Fakülte’den aynı sebeple Doçent
Muammer Aksoy’da istifa etmiştir170. Hüseyin Nail Kubalı 1958
yılında meclis içtüzüğü ile ilgili Cumhuriyet gazetesinde birkaç makale yayınlamış, Demokrat Parti Hükûmeti tepki olarak Kubalı’yı
Şubat 1958’de Bakanlık emrine almıştır171. 27 Mayıs’tan sonra Ali
Fuat Başgil, Anayasa Komisyonuyla polemiğe girince tutuklanmıştır.
Başgil, 1961’de AP listesinde milletvekili seçilmiş ve Cumhurbaşkanı adayı gösterilmiştir172. 12 Mart 1971’den sonra Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi anayasa hukuku öğretim üyesi Bülent Nuri Esen
ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi anayasa hukuku
öğretim üyesi Mümtaz Soysal tutuklanmışlardır. 1970’lerin sonlarında terör ortamında Server Tanilli siyasî nedenlerle kurşunlanmış ve
sakat kalmıştır. 12 Eylül döneminde, bildiğimiz kadarıyla, Ankara
Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyesi Cem Eroğul ve
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Bülent Tanör
167. Tunaya, op. cit., 1969, s.113.
168. Ibid., s.147.
169. Ibid., s.166-167.
170. Ibid., s.171.
171. Ibid., s.175.
172. Ibid., s.183.
BÖLÜM 14: TÜRK ANAYASA HUKUKU DOKTRİNİNİN GELİŞİMİ
279
1402 sayılı Sıkıyönetim Kanununa dayanılarak sıkıyönetim komutanları tarafından görevlerinden uzaklaştırılmıştır.
***
1980’lerde, YÖK’ün kurulması ve yeni üniversitelerin açılmasına kadar, Türkiye’de sayıları iki elin parmaklarını geçmeyen anayasa
hukukçuları bu etkilerini bir tekel olarak sürdürmüşlerdir. İlginçtir
1980’lere gelindiğinde 45 milyonluk bir ülkede iki hukuk fakültesi
vardı. Ve bunlardan yılda toplam bin civarında öğrenci mezun oluyordu173. Ülkede sadece yılda iki-üç kişi hukuk doktoru olabilmekteydi174. Anayasa hukuku alanında doktora unvanını almak ise neredeyse, on yılda bir kişiye nasip olmaktaydı. Böylesine kısır bir ortamda, böylesine dar bir çevrede, zaten canlı ve kaliteli bir anayasa
hukuku doktrinin oluşması beklenemezdi.
İlginçtir ki, anayasa hukukçuları bu durumlarından pek şikayetçi
olmamış, tersine sayı azlığının kendilerine sağladığı haksız prestijden
istifade etmişlerdir. Böyle bir ortamda anayasa hukukçularının önemli bir kısmı, yeni üniversitelerin kurulmasına karşı çıkabilmişlerdir.
Anayasa hukukçuların önemli bir kısmı, İstanbul ve Ankara dışında
taşra üniversitelerinde (İzmir dahil) anayasa hukuku dersinin okutulmasını bir türlü içlerine sindirememişlerdir.
B. ÖNERİLER
Yeni Türk Anayasa Hukuku Doktrini Kurulurken.- Ne var
ki, Türkiye’nin içinde bulunduğu bu kısır döngü YÖK sonrası dönemde büyük ölçüde kırılmıştır. Örneğin 1979-1980 öğretim yılında
toplam 4 kişi hukuk doktoru olabilmişken175, on yıl sonra 1990-1991
öğretim yılında 66 kişi hukuk doktoru olmuştur176
173. 1979-80 öğretim yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 661 ve
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 340 öğrenci mezun olmuştur
(Karayalçın, op. cit., 1981, s.8).
174. Örneğin İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde 1977-78 öğretim yılında 3,
1978-79 öğretim yılında 2, 1979-80 öğretim yılında 1; Ankara Üniversitesi
Hukuk Fakültesinde ise 1977-78 öğretim yılında 1, 1978-79 öğretim yılında 4,
1979-80 öğretim yılında 3 kişi hukuk doktoru olmuştur (Karayalçın, op.
cit., 1981, s.10).
175. Karayalçın, op. cit., 1981, s.10
176. Karayalçın, op. cit., 1994, s.29.
280
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
YÖK sonrası dönemde, yeni üniversiteler kurulmuş, şu ya da bu
şekilde anayasa hukukçularının sayısı artmıştır. Bugün 20 küsur hukuk fakültesinde ve 70’ten fazla diğer fakültede (iktisadî ve idarî
bilimler fakülteleri, siyasal bilgiler fakülteleri, iletişim fakülteleri,
vb.) anayasa hukuku dersi okutulmaktadır. Artık 1980 öncesinde
olduğu gibi bu dersi verenlerin sayısı 10’dan az değildir. Türk anayasa hukukçularının sayısı konusunda sağlıklı bir bilgiye sahip değiliz.
Ancak bugün Türk üniversitelerinde anayasa hukuku dersini okutan,
anayasa hukuku ile uğrasan, öğretim elemanlarının sayısının yüze
yaklaşmış olduğunu tahmin ediyoruz. Kanımca öğretim üyesi sayısının artması çok önemli bir gelişmedir. 10 kişinin faaliyet gösterdiği
bir bilim dalında canlılık olabileceğini düşünmek gerçekçi değildir.
100 kişinin bulunmadığı bir bilim dalında akademik bir derginin çıkarılması, akademik monografilerin yayınlanması zaten fizik olarak
mümkün değildir. Türkiye’de bir anayasa hukuku dergisi çıkarılabilmiş de değildir. Keza bir kamu hukuku dergisi de yoktur. Bunun
çeşitli sebepleri olmakla birlikte, bunlardan biri, bu bilim dallarının
şimdiye kadar beş on kişilik bilim dalları olarak kalmış olmasıdır.
Günümüzde her olumsuzluğa rağmen, daha birçok alanda olduğu
gibi anayasa hukuku alanında da Türk üniversitelerinin içine düştüğü
bu kısır döngü bir ölçüde de olsa kırılmıştır. Artık, 1980 öncesinde
olduğu gibi, anayasa hukuku alanında bir tekelden söz edilemez.
Mevcut olan tekel kısmen kırılmış, geri kalan kısmı da kırılmak üzeredir. Anayasa hukuku alanında çalışan öğretim elemanları, sayıca
artmış, sosyal köken itibarıyla çeşitlenmiştir. Artık toplumun her
kesiminden gelen anayasa hukukçuları vardır. Yeni anayasa hukukçularının arasında hâkim bir siyasal eğilimin olduğu söylenemez.
Toplumda yaygın olan her siyasal eğilime mensup anayasa hukukçusu vardır. Bu Türkiye için yeni bir şeydir. Diğer yandan, kanımca
yeni kuşak anayasa hukukçuları, eskilerine oranla daha az “angaje”dir.
Yeni kuşak anayasa hukukçuları ülkenin her yerine, küçük şehirlere, ilçe merkezlerine kadar dağılmıştır. Bunların zaten birçoğunun
siyasal çevreler ile içli-dışlı olması fizikî olarak mümkün değildir.
Bunların bir kısmı, adı sanı duyulmamış, kendi köşesinde kalmış
kişilerdir. Bu türden olanlarına zaten medya ve siyasal aktörler itibar
etmemektedir. Bu nedenle, bunlar zaten zamanlarını ve heveslerini
gazete yazılarıyla, beyanatlarla, televizyon tartışmalarıyla harcama-
BÖLÜM 14: TÜRK ANAYASA HUKUKU DOKTRİNİNİN GELİŞİMİ
281
maktadırlar. Yeni Türk anayasa hukukunun doğuş koşulları nihayet,
yirminci yüzyılın sonlarında hazırlanmıştır. Yirmi birinci yüzyılın
başında ciddî ve yeni bir Türk anayasa hukuku doktrinin doğması
ümitle beklenmektedir.
Yeni anayasa hukuku doktrini kurulurken bazı tespitler yapıp,
bazı önerilerde bulunmak uygun olur. Bu önerilerin bir kısmı doktrinin içeriğine ilişkin olduğu gibi, bir kısmı da akademik örgütlenişine
ilişkindir.
1. Doktrinin Dökümü
Her şeyden önce mevcut doktrinin ne durumda olduğunun ayrıntılı bir dökümü yapılmalı, bu doktrin kıyasıya bir eleştiriden geçirilmelidir. Bir kere, tek tek her genel eserin değerlendirilmesi yapılmalı, bu konuda zamanla genel kanılar oluşmalı, bazı genel eserler standart başvuru kitabı haline getirilmelidir. Değersiz bulunanlar ise unutulmalı, atıf almamalıdır. Keza Türk anayasa hukuku doktrininin temel monografileri tespit edilmelidir. O konu bir genel eserde işlenirken o temel monografi izlenmeli, ona atıf yapılmalıdır. Bu temel
monografilere örnek olarak, Fazıl Sağlam’ın Temel Hakların Sınırlandırılması ve Özü177, Cem Eroğul’un Anayasayı Değiştirme Sorunu178, Mehmet Turhan’ın Hükûmet Sistemleri179 zikredilebilir.
2. Metodoloji
Belirli bir metodolojiye sahip olmadan, büyük eserlerin ortaya
çıkması mümkün değildir. Bu nedenle, yeni Türk anayasa hukuku
kurulurken, “metodoloji” ve “genel teori” tartışmaları yapılmalı, bu
sorun halledildikten sonra, daha doğrusu herkes, kendi teorisini seçtikten, kendi metodolojisini kurduktan sonra, ileri aşamalara geçmelidir. Her yeni doktrinin emekleme dönemi, metodolojik tartışmalar
dönemidir. Bu emekleme döneminden geçilmeden, bu tartışmalar
atlanarak yeni bir doktrinin kurulması mümkün değildir.
177. Fazıl Sağlam, Temel Hakların Sınırlandırılması ve Özü, Ankara, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları, 1982.
178. Cem Eroğul, Anayasayı Değiştirme Sorunu, Ankara, Ankara Üniversitesi
Siyasal Bilgiler Fakültesi, Yayınları, 1974.
179. Mehmet Turhan, Hükûmet Sistemleri ve 1982 Anayasası, Diyarbakır, Dicle
Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1989.
282
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
3. “Türk Anayasa Hukuku Dergisi”
Türk anayasa hukuku doktrininin en büyük eksikliklerinden birisi kendisine has bir akademik dergiye sahip olmamasıdır. Yani bir
“Türk Anayasa Hukuku Dergisi” yoktur. Anayasa hukukçuları makalelerini değişik fakülte dergilerinde180 yayınlamaktadırlar. Bu dergiler ya genel hukuk, ya iktisat, ya siyasal bilim dergileridir; içlerinde
hukukun diğer dallarına, siyasal bilime ve hatta ekonomi bilimine
ilişkin makaleler mevcuttur. Bir anayasa hukuku makalesi bulunması
ihtimali için ilgilenmediğiniz birçok hukuk, iktisat, siyasal bilim makalesinin bulunduğu bir dergiyi izlemenin pek ekonomik olmadığı
ortadadır. Diğer yandan fakülte dergileri, yılda dört sayı olarak çıkmaları öngörülmüş olmasına rağmen, yılda sadece bir sayı olarak
çıkabilmekte, hatta, bazen iki yılda bir çıkmaktadır. Bunlardan bazılarının dört-beş yılda bir çıktığı da görülmüştür181. Haliyle ne zaman
çıkacağı şüpheli olan bir dergiye ciddî anayasa hukukçularının makale vermekten çekinmeleri doğaldır.
Aslında ülkemizde, sosyal bilimler alanında, düzenli olarak çıkan
akademik dergi sayısı çok azdır. Bunların arasında Amme İdaresi
Dergisi’ni anmak gerekir. Bir hukuk dergisi olmamasına rağmen,
TODAİE tarafından çıkarılan bu Dergide birçok anayasa hukuku
makalesinin yayınlandığı görülebilir. Ülkemizde sosyal bilimler alanında özel kişi ve gruplar tarafından çıkarılan Toplum ve Bilim, Türkiye Günlüğü, Yeni Türkiye, Liberal Düşünce gibi dergilerde de zaman zaman anayasa hukuku makalelerinin yayınlandığı görülmektedir. Her ne kadar bu dergiler, Türk fikir hayatına önemli bir hizmet
yapıyor olsalar da, nitelik bakımından “saf” akademik dergiler olmadıkları, güncel siyasetle çok yakından ilgili oldukları, ve her birinin
kendine has siyasî bir misyonunun olduğu ortadadır.
Türk anayasa hukuku doktrinin düzenli olarak çıkan ve saf akademik nitelikte bir “Türk Anayasa Hukuku Dergisi”ne ihtiyacı vardır. Bu derginin birçok yararı olacaktır. Her şeyden önce anayasa
hukukçuları kaynaklarını dağınık halde bulunan birçok dergiyi tara180. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, İstanbul Üniversitesi Hukuk
Fakültesi Mecmuası, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi
gibi.
181. Örneğin, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 1982-1987 yıllarında
tek sayı olarak çıkabilmiştir.
BÖLÜM 14: TÜRK ANAYASA HUKUKU DOKTRİNİNİN GELİŞİMİ
283
yarak bulmak zorunda kalmayacaklar; sadece bir dergi izleyeceklerdir. İkinci olarak anayasa hukukçuları yazdıkları makaleleri yayınlatmak için değişik değişik dergiler aramayacaklardır. Böyle bir dergi, kanımca Türk anayasa hukuku doktrininde üretimi arttıracaktır.
Keza, bu dergi, anayasa hukuku doktrini içindeki iletişimi de sağlayacaktır. Özetle, yeni anayasa hukuku doktrini bu dergi etrafında
oluşacaktır.
Böyle bir derginin düzenli olarak çıkmasına olanak sağlayacak
koşullar ülkemizde artık oluşmaktadır. Bir kere artık 1980 öncesi
gibi anayasa hukukçularının sayısı iki elin parmakları kadar değildir.
Yukarıda da belirtildiği gibi bu ders yirmi kusur hukuk fakültesinde
ve 60-70 civarında iktisadî ve idarî bilimler fakültesinde okutulmaktadır. İletişim fakülteleri gibi fakültelerde de bu ders okutulmaktadır.
Bu alanda çalışanların sayısı artmıştır. Dahası bu alanda yüksek lisans ve doktora yapan öğrencilerin sayısı da artmaktadır. Bu saydığımız kişiler böyle bir derginin hem okuyucusu, hem de yazarı olacaklardır. Kanımca, akademik değerlendirmede kabul edilen yeni
puanlama sistemi genç anayasa hukukçularını birçok makale yazmaya itecektir. Bu da bu derginin yayın malzemesini oluşturacaktır.
Böyle bir dergiyi çıkaracak ve düzenli olarak sürdürebilecek kişi
veya kişiler Türk anayasa hukuku doktrinine büyük bir hizmet yapmış olacaktır. Aynı zamanda bu kişi veya kişiler doğal olarak büyük
bir prestij sağlayacak, yayın politikası sayesinde anayasa hukuku
doktrinini yönlendirecektir. Bu derginin yayın kurulunun kısa zamanda Türk anayasa hukuku doktrinin hakemi durumuna geleceği
tahmin edilebilir.
Böyle bir dergiyi eski kuşak anayasa hukukçularının çıkarması
ihtimal dahilinde değildir. Zaten bu yetenek ve çalışma disipline sahip olsalardı, şimdiye kadar böyle bir dergi çıkarırlardı. Bu nedenle
bu derginin çıkarılması görevi yeni anayasa hukukçularına düşmektedir. Eski kuşak anayasa hukukçularından, böyle bir çabayı küçümsemeleri değil, tam tersine ona destek vermeleri beklenir.
Böyle bir dergi, haliyle güncellik kaygısından uzak, ciddî akademik bir dergi olmalıdır. Kendi bilimsel yazma kuralları konusundaki standartlarını önceden tespit edip duyurmalı, bu kurallara uymayan yazıları kabul etmemelidir. Keza bu dergi hakemli dergi statüsünde çıkmalıdır. Her makalenin bir Türkçe ve İngilizce özeti bu-
284
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
lunmalı, atıf index’leri tarafından taranılan bir dergi olmaya çalışmalıdır. Keza derginin kağıt üzerine basılıp düzenli dağıtımı yapıldığı
gibi, on line dergi olarak da yayınlanmalıdır. Her sayısı aynı zamanda internet üzerinden de yayınlanmalıdır.
4. “Türk Anayasa Hukukçuları Derneği”
Mevcut anayasa hukukçularının birbiriyle pek bağlantıları yoktur. Hatta değişik üniversitelerde çalışan genç kuşak anayasa hukukçuları birbirini hiç tanımamaktadırlar. Şüphesiz aynı bilim dalında
çalışan kişilerin birbiriyle iletişim içinde olmalarında birçok bakımdan yarar vardır. Yeni anayasa hukuku doktrininin mensuplarının
birbiriyle iletişimi için bir örgüte ihtiyaçları vardır. Bu nedenle bir
“Türk Anayasa Hukukçuları Derneği”nin kurulması uygun olacaktır.
Bu derneğe üniversitelerde anayasa hukuku alanında çalışan istisnasız her öğretim elemanı (araştırma görevlileri dahil) isterse üye olabilmelidir. Üniversite mensubu olmayan, ama anayasa hukuku alanında yüksek lisans veya doktora yapmış kişilere de dernekanun üyeliği açık olmalıdır.
Yukarıda bahsettiğimiz Türk Anayasa Hukuku Dergisi böyle bir
dernek çerçevesinde çıkarılabilir. Keza böyle bir dernek, yılda bir
defa bir “Türk anayasa hukuku sempozyumu” düzenleyerek her yıl
anayasa hukukçularını bir araya getirip, karşılıklı tartışmalarını, birbiriyle iletişim içinde olmalarını sağlayabilir. Keza bu sempozyumda
sunulan bildiriler de her yıl düzenli olarak yayınlanarak, Türk anayasa hukuku literatürüne önemli kaynak oluşturabilir.
5. Yabancı Literatür
Diğer yandan, yeni doktrin kuruluş aşamasında, yabancı literatür
konusunda da bir tercihte bulunmalıdır. Kanımca eski kuşak anayasa
hukukçularının birçoğu, aslında yabancı kaynakları pek de izlememesine rağmen, yabancı kaynaklara gereğinden fazla önem vermiş,
hatta birtakım yabancı yazarların büyüklüğü karşısında ezilmişlerdir.
Bu husus, Türk doktrininin pısırık kalmasının ve orijinallikten uzak
olmasının nedenlerinden biridir.
Türk anayasa hukukçularının çoğunluğu (özellikle İstanbul ekolüne mensup olanlar) yabancı dil olarak Fransızcayı kullanmaktadırlar. İkinci bir grup yazar ise, İngilizce literatürü, nihayet azınlıkta bir
BÖLÜM 14: TÜRK ANAYASA HUKUKU DOKTRİNİNİN GELİŞİMİ
285
grup ise Almanca literatürü izlemektedir. Şüphesiz tek yabancı literatüre bağlı kalınmaması ve değişik ülkelerin literatürünün izlenmesinde, zenginlik ve çeşitlilik bakımından büyük yarar vardır. Ancak bunun birtakım sakıncaları da vardır. Üniversite kütüphanelerinin aynı
anda üç yabancı dilden anayasa hukuku kitaplarını ve dergilerini izlemeleri malî bakımdan pek külfetli olmakta ve bu nedenle de genellikle kütüphaneler yabancı yayınların izlenmesinde yetersiz kalmaktadırlar. Oysa tek yabancı dile inilirse, kütüphanelerin yabancı yayınları izleme imkânı daha artacaktır.
Kanımca tercih edilecek dil bir kere Almanca olamaz. Bu dil zaten uluslararası geçerliliği olan bir dil değildir. O halde Fransızca ile
İngilizce arasında bir tercih yapılmalıdır. Anglo-Sakson hukuk sistemi bizim hukuk sistemimize benzemediği için genelde anayasa
hukuku dahil, hukuk alanında İngilizce literatürün izlenmesinin pek
yararlı olmadığı konusunda hukuk çevrelerinde yaygın bir kanı vardır. Geriye Fransızca kalmaktadır. Ancak bu dil de, bir kere günümüzde uluslararası alanda ikinci plâna itilmiştir. Dahası, Fransız anayasa hukuku da Türk anayasa hukukuna pek benzememektedir.
Türk anayasa yargısı ile Fransız anayasa yargısı arasında pek az benzerlik vardır. Diğer yandan hükûmet sistemleri, seçim sistemleri bakımından da önemli farklılıklar vardır. Bu gibi teknik sorunlar bir
yana, asıl önemlisi, günümüz Fransız anayasa hukuku doktrini pek
verimli ve kaliteli bir doktrin değildir. Maalesef, günümüz Fransız
doktrini bu yüzyılın başındaki Fransız doktrininden oldukça geridir.
Günümüz Fransa’sındaki anayasa hukuku kitaplarının birçoğunun
bilimsel düzeyi fevkalâde zayıftır. Bilimsel yazma kurallarına uygunluk bakımından yukarıda Türk yazarlarına yönelttiğimiz eleştirilerin
birçoğu, birçok Fransız yazarına da yöneltilebilir. Dahası, geçirdiği
siyasal bilim yaklaşımı dönemi nedeniyle Fransız doktrinini hâlâ bir
panayır yeri havasındadır. Uzmanlaşmış, teknik mükemmelliğine
erişmiş bir doktrin havasına hâlâ sahip değildir.
Aslında Fransızca literatürün izlenmesi konusunda yöneltilebilecek en büyük eleştiri bu literatürün verimlilik bakımından fevkalâde
zayıf olmasıdır. Bu ülkede yazılmış genel eserlerin sayısı 10-15 civarındadır. Nicelik bakımından Türk literatüründen pek de zengin değildir. Monografik eserlerin sayısı da çok fazla değildir. Bu ülkede
kabul edilmiş doktora tezlerini pek azı yayınlanma şansına kavuşmaktadır. Diğer yandan anayasa hukuku alanında makale üretimi de
286
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
nicelik bakımından yetersizdir. Bu alanda belli başlı iki dergi vardır:
Revue du droit public ve Revue française de droit constitutionnel.
Birincisi, bir anayasa hukuku dergisi değil, genel bir kamu hukuku
dergisidir. Kamu hukukunun bütün dallarına ait makaleler bulunmaktadır. İkincisi münhasıran anayasa hukuku alanında çıkmaktadır. Ancak bir kere bu dergi oldukça yeni sayılabilir (1990’dan beri çıkıyor).
İkinci olarak, bu derginin aşağı yukarı yarısı, Türk okuyucusunu pek
de yakından ilgilendirmeyen kroniklerden oluşmaktadır. Fransa’da
ciddî dergilerde yayınlanan anayasa hukukuna ilişkin makale sayısının yılda yirmi otuzu geçmediğini söylemek büyük bir abartı olmayacaktır. Özetle Fransız literatürünün izlenmesi, Türk anayasa hukuku doktrinine büyük bir fayda sağlamayacaktır.
Aslında artık Dünyamız bilim dili konusunda tercihini yapmıştır.
Bu dil İngilizce’dir. Her ülkenin en seçkin bilim adamlarının ürünlerini İngilizce’den izlemek mümkündür. Bu anayasa hukuku alanı
içinde büyük ölçüde doğrudur. Yeni anayasa hukukçuları da bu konuda zaman yitirmemeli, İngilizce literatürde yoğunlaşmalıdırlar.
7. Yabancı Dil
Yabancı dil bilme zorunluluğu genelde yeni yetişen bilim adamlarının ve özelde yeni anayasa hukukçularının önünde bir engel olmaktan çıkarılmalıdır. Araştırma görevliliği, yüksek lisans ve doktora giriş sınavlarında yabancı dil aranmamalıdır. Zaten ülkemizde
fevkalâde güzel ve standart halde yapılan bir yabancı dil sınavı olan
KPDS, yardımcı doçentlik ve doçentlik başvurusu için aranmaktadır.
Bu yeterlidir. Mesleğin başlangıcında olanlara yabancı dil şartını
koşulması, ülkemizdeki orta eğitim sisteminin yapısı nedeniyle, bu
alanı alt sosyal tabakalardan gelen zeki gençlere kapatmaktadır. Bir
bilim dalının iyi mensuplar devşirmek için, orta zekalı yabancı dil
bilen insanlara değil, yabancı dil bilmese de zeki ve çalışkan gençlere
ihtiyacı vardır. Mesleğin başında, yabancı dil bilmeyen zeki gençlerin izleyen yıllarda bu eksikliklerini giderebileceği182, ama yabancı
182. Bu vesileyle, 1988’de araştırma görevliliğimin başında Fransızca düzeyim
yetersiz olmasına rağmen, 1992’de Fransızca KPDS’den 97/100, 1996’da
Fransızca Doçentlik Dil Sınavından 100/100 aldığımı ve 1997’de İngilizce
KPDS’den 82/100 aldığımı belirtmek isterim. 1988’de bilmediğim bir dilde,
1996’da kitap ve makale yayınladığımı da belirtmek sanıyorum yukarıdaki
görüşlerimi desteklemek için yerinde olacaktır.
BÖLÜM 14: TÜRK ANAYASA HUKUKU DOKTRİNİNİN GELİŞİMİ
287
dil bilen orta zekalı gençlerin bu zeka kusurlarını gideremeyecekleri
ortadadır. Bazı yaşlı hocalarımızda görülen yabancı dil taassubunu
anlamak mümkün değildir.
Kaldı ki yabancı dil unsuru gereğinden fazla abartılmaktadır.
Türk pozitif anayasa hukukunun, yabancı dil bilgisine ihtiyaç göstermeyen kendine has konuları vardır. Diğer yandan, Türk pozitif
anayasa hukuku konusunda az çok zengin bir Türkçe literatürün günümüzde oluştuğunu da görmezlikten gelemeyiz. Böyle bir alanda
yabancı dil bilmeden, yabancı kaynak kullanmadan da mükemmel
eserler verilebilir183.
8. Öğretim Elemanlarının Seçilmesi
Her bilim dalının kalitesi kaçınılmaz olarak o bilim dalında çalışan öğretim elemanlarının kalitesiyle doğru orantılıdır. Küçük adamlarla büyük işler yapılamaz. O nedenle, anayasa hukuku
anabilimdalları kendilerine kaliteli araştırma görevlileri bulmalıdır.
Araştırma görevlisi alım sınavları, yüksek lisans ve doktora giriş
sınavları mevcut haliyle objektif değildir. Objektif olmayan sınavlarla kaliteli insanların seçilebileceği düşünülemez. Bu sınavlar dürüstlük bakımından eleştiriye açıktır184. Türkiye, üniversiteye giriş sınavlarında karşılaştığı kayırmacılık sorununu ÖSYM’nin yaptığı merkezî test sınavlarıyla çözmüştür. Bu çözüm artık sadece üniversiteye
giriş sınavında değil, tıpta uzmanlık sınavında (TUS) kaymakamlık
sınavında, hâkimlik sınavında ve daha birçok önemli mesleklere giriş
sınavında başarıyla uygulanmaktadır. Kanımca, bu dalganın içine
araştırma görevliliği, yüksek lisans ve doktora sınavlarını da dahil
etmek gerekir185. Bu sınavların TUS benzeri merkezî bir şekilde ve
183. Örneğin Necmi Yüzbaşıoğlu’nun Türkiye’de Kanun Hükmünde Kararnameler
Rejimi (İstanbul, Beta, 1996) isimli eseri baştan sona Türkçe kaynaklar kullanılarak yazılmıştır. Keza “önsöz”ünden “doçentlik çalışması” olarak hazırlandığı belirtilen Türk Anayasa Yargısında Anayasallık Bloku (İstanbul, İ.Ü. Hukuk Fakültesi Yayınları, 1993) isimli kitabında yabancı dilde bir kaynağa tek
bir atıf yoktur. Oysa yazarın kitabının 25 ilâ 80’inci sayfaları arasında incelediği konuların (Avrupa insan hakları hukuku ve Avrupa Topluluğu hukuku)
asıl kaynakları yabancı dildedir. Yazar bu konuları da Türk yazarlara atıf yaparak işlemiştir.
184. Kemal Gözler, “TUS Tüm Alanlara Yaygınlaştırılmalı”, Cumhuriyet BilimTeknik, 10 Eylül 1998, s.1-2.
185. Bu yönde ilk öneri, 1988’de benden gelmiştir: Gözler, “TUS Tüm Alanlara
Yaygınlaştırılmalı”, op. cit.
288
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
test usûlüyle ÖSYM tarafından yapılması düşünülebilir. TUS bu bakımdan olumlu bir örnektir. TUS Tıp Fakültelerinde akademik kastları büyük ölçüde kırmıştır. Kayırmacılığın olmadığı ve yarışma koşullarının objektif olarak belli olduğu bir rekabet ortamında kalitenin
de artacağı beklenebilir. YÖK ve Üniversitelerarası Kurulun da, araştırma görevliliği, yüksek lisans ve doktora giriş sınavlarının ÖSYM
tarafından merkezî bir şekilde test usûlüyle yapılması fikrine karşı
olmadığı gözlemlenebilir. İlk başta doçentlik dil sınavının merkezîleştirilip ÖSYM’ye verilmesi, daha sonra doçentlik dil sınavı yerine
KPDS sonuçlarının kabul edilmesi ve LES sınavları, YÖK ve Üniversitelerarası Kurulun bu eğilimini göstermektedir. Bu eğilim kanımca fevkalâde olumludur. Yaygınlaşması ve tam olarak uygulanması arzı edilir.
9. Öğretim Elemanlarının Mesleklerinde İlerlemeleri
Keza öğretim elemanlarının akademik değerlendirilmesi ve mesleklerinde ilerlemeleri, açıkçası yardımcı doçentliğe, doçentliğe ve
profesörlüğe atanmaları da objektif kriterlere bağlanmalıdır. Şüphesiz böylesine yüksek düzeylerin objektif ve niceliksel değerlendirilmesi imkânsız değilse de, çok zordur. Ve birçok bakımından, kaçınılmaz olarak, bu unvanların tevcihi bireysel kararlara bağlı kalacaktır. Böylesine unvanların verilmesinde bireysel dürüst karar vermenin
ahlakî sorumluluğunu kaldıracak bir matematiksel formül henüz bulunmamıştır ve muhtemelen de bulunamayacaktır.
Ancak buna rağmen, bu unvanların verilmesi konusunda yapılan
değerlendirmede de niceliksel yöntemlerin kullanılması bu değerlendirmeyi bir ölçüde de olsa objektifleştirecektir. Bu yönde, YÖK’ün,
Üniversitelerarası Kurulun ve tek tek üniversitelerin olumlu çalışmaları olduğu gözlemlenmektedir. Yardımcı doçentliğe, doçentliğe ve
profesörlüğe yükseltilme ilkeleri konusunda YÖK’ün tavsiye ettiği
ve birçok üniversitenin 1999 yılı başından itibaren uygulamaya başladığı puanlama sistemi kanımca fevkalâde olumludur ve Türk üniversitelerindeki bilimsel üretimi hiç değilse niceliksel olarak arttıracağı beklenebilir. Zira artık bir unvanı alabilmenin niceliksel olarak
ölçülebilir koşulları vardır. Örneğin, yardımcı doçent olabilmek için
50, doçent olabilmek için 150, profesör olabilmek için 300 puan toplamak gerekmektedir. Bu puanları elde etmek için ise birçok kitap ve
makale yayınlamış olmak gerekmektedir. Genelde bir makale beş, bir
BÖLÜM 14: TÜRK ANAYASA HUKUKU DOKTRİNİNİN GELİŞİMİ
289
kitap yirmi puan değerindedir. Hakemli dergilerde ve yabancı dergilerde yayınlanan makalelere daha yüksek puanlar verilmektedir.
Genelde Türk biliminin ve özelde Türk anayasa hukuku doktrininin zayıf kalmasının sebeplerinden biri de YÖK öncesi akademik
terfi sistemidir. YÖK öncesi sistemde profesörlük düzeyine gelmiş
bir öğretim üyesinin genelde üç monografisi olurdu. Bunlardan ilki
onun doktora tezi, ikincisi doçentlik tezi, üçüncüsü ise profesörlük
takdim teziydi. Böylece ömrü boyunca üç kitap yazan bir, öğretim
üyesi profesör olabiliyordu186. Bu doktora ve doçentlik ve hatta profesörlük takdim tezlerinin birçoğu da yayınlanmadan kalıyordu. Bazı
hevesli hocalar, bu üç kitaplarının dışında, bir de “ders kitabı” yazıyorlardı. YÖK öncesi akademik verim standardı budur: Üç monografi + (varsa) bir ders kitabı. Şüphesiz, bazı seçkin anayasacılarımız,
bununla yetinmemiş, daha birçok kitaplar yazmış, birçok makaleler
yayınlamıştır. Ancak anayasa hukukçularımızın önemli bir kısmının
yukarıdaki modele uygun kaldıkları rahatlıkla gözlemlenebilir. Bir
bilim adamının ortalama 40 yıllık akademik hayatı içinde bu üretimin
fevkalâde yetersiz olduğunu söylemeye bile gerek yoktur.
YÖK, bu durumu kabul etmemiş, Türk bilimini kısırlaştıran bu
sistemi haklı olarak yıkmaya çalışmıştır. Örneğin Doçentlik Sınav
Yönetmeliğini değiştirmiş, doçentlik tezini kaldırmış, doçent olmayı
bir monografiye bağlamaktan çıkarmış, onun yerine adayın eserlerinin bütününün değerlendirilmesini öngörmüştür. Buna rağmen ilginçtir ki, doçentlik sınav jürileri, yürürlükten kaldırılmış olmasına
rağmen adaylardan “doçentlik tezi” aramıştır. Bu arada hukuk ve
özellikle anayasa hukuku anabilimdalında oluşturulan jüriler de “doçentlik tezi”ni de facto şart koşmuşlardır. Böyle bir tez hazırlamadan,
ya adaylar başvurmaya cesaret edememiş, ya da başvuranlar çok sayıda makalesi olmasına rağmen şu ya da bu şekilde doçent olamamışlardır. Buna karşılık bir yada iki makalesi ancak olup, bir “doçentlik çalışması” hazırlayanlar doçent olabilmişlerdir. Değiştirilmesinden 15 yıl geçmesine rağmen jürilerin, üstelik hukuk profesörlerinden oluşmuş jürilerin mülga bir yönetmeliğin hükümlerini uygulamaya devam etmeleri hayret vericidir. Bu husus, ülkemizde hukuk
186. Yeni puanlama sistemine göre ise en az, 8-10 kitap ve 20-30 makale yazmak
gerekecektir.
290
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
profesörlerinde dahi, hukuk kurallarıyla bağlılık duygusunun ne kadar zayıf olduğunun bir göstergesidir.
Bu arada Üniversitelerarası Kurulun doçentlik jürilerini merkezîleştirmesi ve jüri üyelerinin tüm üniversitelerde o bilim dalına mensup profesörler arasından kur'a ile seçilmesi uygulaması kanımca
objektiflik bakımından isabetli olmuştur.
10. Tam Gün Çalışma Esası
Özellikle İstanbul, Ankara gibi büyük şehirlerimizde bulunan
hukuk fakültelerindeki öğretim üyelerinin önemli bir kısmı, akademik görevlerinin dışında, avukatlık, danışmanlık gibi başka işler de
yapmakta, kamu veya özel kurumlarda çeşitli görevler almaktadırlar.
Bu durumda olan öğretim üyelerinden bir çoğu, fakülteye sadece
ders vermek için gelir. Bir hafta içinde fakülteye uğradıkları saat
sayısı da 4-5 saati pek geçmez. Diğer saatlerde “dışarıdaki” işleriyle
meşgul olurlar. Bu husus, öğretim üyesini bilimden tamamıyla uzaklaştırdığı gibi, ahlâkî olarak da dejenerasyona itmektedir. Öğretim
üyelerinin üniversitede tam gün çalışmaları sağlanamadıkça Türk
doktrinin bilimsel düzeyinin ilerleyebileceğini düşünmek mümkün
değildir. “Dışarıda” çalışan öğretim üyeleri, akademik unvanları ve
mensubu oldukları fakültenin adı sayesinde haksız rekabetten yararlanmaktadırlar. Bu sistemin içinde yıllarını geçirmiş kişilerin çoğu,
bilim adamlığından ve hocalıktan tamamen uzaklaşmakta, dışarıda
icra ettiği meslekten biri konumuna dönüşmektedir. Neticede öyle bir
manzara ortaya çıkmaktadır ki, bu manzara, zaman avukatlık yapan
bir profesörün manzarası değil, ama zaman zaman üniversiteye gidip
ders veren bir avukatın manzarasıdır. Üniversiteler öğretim üyelerinin dışarıda çalışmasına izin vermemeli, dışarıda çalışan öğretim
üyelerinden bir an önce kurtulmaya çalışmalıdır.
SONUÇ
Metodoloji bir hedefe varmak için takip edilecek yolların tümünün incelenmesidir. Anayasa hukukçusunun ikili bir hedefi vardır.
Bir bilim adamı olarak anayasal normların neden ibaret olduğu konusunda bilgiye ulaşmak ve bir yazar olarak elde ettiği bilgiyi okuyucularına aktarmaktır. Anayasa hukukçusunun bu ikili hedefine ulaşmak
için takip etmesi gereken yolların neler olduğu bu çalışmamızda araştırılmıştır.
1. Anayasa hukukunun hedefi, her şeyden önce sahip olunan hukuk anlayışına göre değişmektedir. Bu nedenle, çalışmamızın birinci
bölümünde, tabiî hukuk anlayışı eleştirilmiş, bu anlayışın karşısında
pozitivist teori savunulmuştur. Pozitivist teoriye göre, anayasa hukuku, ancak objektif olarak bilinebilir bir şeyi incelemeyi hedefleyebilir. Değerler anayasa hukuku tarafından incelenemez; zira, değerler
objektif olarak bilinebilir şeyler değildir. Çünkü, değerler ya yoktur,
ya da görecelidirler. Olmayan, yahut olsa bile kişiden kişiye, toplumdan topluma veya zamandan zamana değişen şeyler bilimin inceleme konusu olamazlar. Anayasa hukuku eğer bir bilim olmak istiyorsa, değerleri değil, devlet tarafından konulmuş (pozitif) olan anayasal normları incelemeyi hedeflemelidir. O halde anayasa hukukunun konusunu pozitif anayasa normları oluşturur. Bu normlar, anayasa hukukçuları tarafından değil, kurucu iktidar tarafından konulur.
Anayasa hukukunun hedefi, kurucu iktidar tarafından konan bu
normları incelemek tasvir etmekten ibarettir; anayasa hukuku bu
normları eleştirmeye, onları değiştirmeye yeltenmemelidir. Zira pozitivist teoriye göre bilimin görevi konusunu sadece tanımaktır. Nihayet anayasa hukuku bu hedefine ancak uygun bir yolla ulaşabilir. Bu
yol da saf hukukî yoldur. Anayasa hukuku kendisine yabancı olan,
tarihî, felsefî, siyasî unsurlardan arınmalı, saf olmalıdır. Pozitivist
teori hedefe ancak tek bir yolla ulaşılabileceğini düşünür; yöntem
bağdaştırmacılığını (syncrétisme) reddeder. Bu nedenle, pozitivist
teori hedefe ulaştırmak iddiasında bulunan tarihî, felsefî ve sosyolo-
292
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
jik yöntemleri reddeder. Hedefe varmanın yolunun hukukun “saf”
pozitivist teorisi olduğunu düşünür.
2. Anayasalar, Anayasa Mahkemesi kararları ve anayasa hukuku
doktrini yazıları cümlelerden oluşur. Cümleler mantık bakımından
bir önermedir. Bu önermelerin doğru veya geçerli olmaları gerekir.
Bu ise önermeler mantığının konusuna girer. O halde anayasa hukukunda hedefe varmanın şartlarından biri mantıkî doğruluktur. Bu
nedenle, çalışmamızın ikinci bölümü mantığa adanmıştır. Bu bölümde, önermelerin ne olduğu, kaç çeşit önerme bulunduğu, anayasaların, anayasa mahkemesi kararlarının ve anayasa hukuku doktrinin
hangi tür önermeler kullandığı incelenmiştir. Anayasalar, anayasa
mahkemesi kararları yaptırmalı; anayasa hukuku doktrini ise bildirmeli önermeler kullanırlar. Yaptırmalı önermeler ile bildirmeli önermelerin geçerlilik kriterleri farklıdır. Bildirmeli önermeler doğru veya yanlış olabilirler. O halde anayasa hukuku doktrininin yazılarının
doğruluğu veya yanlışlığı tartışılabilir. Oysa yaptırmalı önermeler
doğru veya yanlış değil; ancak geçerli veya geçersiz olabilirler. Bir
anayasa normu geçerliliğini kurucu iktidarın iradesinden; bir anayasa
mahkemesi kararı da geçerliliğini anayasanın bir normundan alır. Bir
anayasa normunun ve keza bir anayasa mahkemesi kararının doğru
veya yanlışlığını tartışmanın bir anlamı yoktur. Buradan şu metodolojik sonuç çıkmaktadır: Anayasa hukuku, kendisine hedef olarak
anayasayı ve anayasa mahkemesi kararlarını eleştirmek gibi bir amaç
belirleyemez. Doğru veya yanlış olması söz konusu olamayan bir
şeyi eleştirmenin anlamı yoktur.
3. Üçüncü bölümde bir anayasal meselenin nasıl çözüleceği araştırılmıştır. Bir anayasal meseleyi çözmeyi hedefleyen anayasa hukukçusu şu üç sorudan oluşan yolu takip etmesi gerekir.
a) Mesele hakkında anayasada kural var mı?
b) Mesele hakkında Anayasa Mahkemesi kararı var mı?
c) Mesele hakkında doktrinde ileri sürülen görüşler nelerdir?
Eğer çözümü hedeflenen mesele hakkında anayasada kural var
ise, meselenin çözümünün o kurala göre olacağını söyleyebiliriz.
Eğer o mesele hakkında anayasada kural yok, ama Anayasa Mahkemesi kararı varsa, mesele Anayasa Mahkemesinin daha önceki kararına göre çözümlenecektir. Nihayet, mesele hakkında anayasada kural yok ve Anayasa Mahkemesi kararı da yoksa, çözümü hedeflenen
SONUÇ
293
mesele hakkında doktrinde ileri sürülen görüşlerin neler olduğunu
bakmak gerekir.
4. Yukarıdaki üç soruyu cevaplamayı hedefleyen anayasa hukukçusu şu üç soruyu sırasıyla sorması ve onları cevaplamaya çalışması
gerekir:
a) Mesele hakkında anayasada kural olup olmadığını nereden ve
nasıl öğrenebilirim?
b) Mesele hakkında Anayasa Mahkemesi kararı olup olmadığını nereden ve nasıl öğrenebilirim?
c) Mesele hakkında doktrinde ileri sürülen görüşleri nereden ve nasıl öğrenebilirim?
Bu soruları cevaplamayı hedefleyen anayasa hukukçusunun
bakması gereken yerler vardır. Biz bu yerlere, “anayasa hukukunun
bilgi kaynakları” deriz. İşte dördüncü bölümde anayasa hukukunun
bilgi kaynakları araştırılmıştır. Anayasaların bilgi kaynakları resmî
ve özel olmak üzere ikiye ayrılır. Resmî kaynaklar, Resmî Gazete ve
Düsturdur. Özel kaynaklar ise anayasa derlemeleridir. Anayasa Mahkemesi kararlarının bilgi kaynakları da resmî ve özel olmak üzere
ikiye ayrılabilir. Resmî kaynak, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisidir. Özel kaynaklar ise özel kişiler tarafından yapılan Anayasa
Mahkemesi kararları derlemeleridir. Bilgi kaynakların üçüncü grubu
bilimsel eserlerdir. Bilimsel eserlerin başlıca türleri sistematik eserler, monografiler ve makalelerdir.
5. Anayasa hukuku alanında bilgi kaynaklarının çeşitlerini bilen
anayasa hukukçusu, bu bilgi kaynaklarına ulaşma hedefine varması
için, ilkönce bu kaynakları taraması, sonra da tarama sonucunda tespit ettiği kaynakları bilfiil temin etmesi gerekmektedir. İşte çalışmamızın beşinci bölümünde bilgi kaynaklarını tarama ve temin etme
yolları açıklanmıştır. Kaynak taramanın en bilinen yolu, kütüphaneye
giderek, kütüphane kataloglarından tarama yapmaktır. Kataloglarda
iki çeşittir. Çekmeceli kataloglar ve bilgisayarlı kataloglar. Birincilerde tarama, fişlerin sıralı bulunduğu çekmecelerden yapılır, ikincilerde ise bilgisayar ile yapılır. Günümüzde kütüphanelere gitmeden
de kütüphanenin bilgisayar ortamında hazırlanmış olan kataloğuna
internet aracılığıyla girip kaynak taraması yapmak birçok kütüphane
için mümkündür. Kaynak taramanın diğer bir yolu, bibliyografyalardan kaynak taramasıdır. ULAKBİM aracılığıyla kaynak taraması
294
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
yapmak da mümkündür. Nihayet günümüzde internet aracılığıyla da
kaynak taraması da yapılabilir. Taranılan konu bir arama motoruna
yazılarak tarama yapılır. Tarama sonucunda tespit edilen kaynaklara
bizzat ulaşmak gerekir. Bunun bir yolu piyasadan kitabı satın alınmasıdır. Ancak kitapları kütüphanelerden temin etmek çeşitli nedenlerden dolayı kaçınılmazdır. Kütüphaneler, millî kütüphane, halk
kütüphaneleri ve üniversite kütüphaneleri olarak üçe ayrılır. Günümüzde birçok kaynağı da internet aracılığıyla temin etmek mümkündür.
6. Kaynakları temin eden araştırmacının anayasa hukuku bilgisine ulaşması için temin ettiği kaynakları okuması gerekir. Çalışmamızın altıncı bölümünde anayasa hukuku kaynaklarının nasıl okunacağı
gösterilmiştir. Anayasa hukukunun değişik kaynaklarını okumanın
değişik teknikleri vardır. Diğer yandan yazar tarafından kandırılmamak için okuyucunun mantık bakımından dikkat etmesi gereken bir
takım hususlar vardır. Dilin bildirme, belirtme, yaptırma gibi üç ayrı
görevi vardır. Bu üç görev içinde üç ayrı dil kullanılır: Bilim dili,
sanat dili ve normatif dil. Birincisi bildirmeli önermeler, ikincisi belirtmeli önermeler, üçüncüsü ise yaptırmalı önermelerden oluşur.
Okuyucularını kandırmak isteyen yazarlar, dilin bu çok görevliliğini
kötüye kullanırlar. Gerçeği bulmayı hedefleyen okuyucunun, dilin
çok görevliliğinin ve etkileme gücünün kötüye kullanılmasına karşı
uyanık olması gerekir. Bir yazıyı okurken okuyucunun şu dört soruyu sormasında yarar vardır:
a) Bu yazıyı daha nötr, yani duygusal etkiden arınmış bir hale nasıl
çevirebilirim?
b) Yazar bu yazıyı ne maksatla yazmıştır?
c) Öne sürdüğü iddialar nelerdir? Bunlar ispatlanmış mı?
d) Yazarın ana iddiası ispatlanmış mı?
7. Nihayet bilgi kaynaklarını okuyup bilgiye ulaşan anayasa hukukçusunun ikinci hedefi, ulaştığı bu bilgileri başkalarına aktarmaktır. Bilgileri başkalarına aktarmanın bilim alanındaki yolu ise yazmadır. Ulaştığı bilgileri başkalarına doğru bir şekilde aktarmayı hedefleyen anayasa hukukçusunun izleyeceği bir takım yollar vardır. Bu
yollara kısaca “bilimsel yazma kuralları” denir. Bu kuralları ayrıntılarıyla incelemek şüphesiz konumuzu aşardı. Biz sadece anayasa
hukuku alanında izlenmesini uygun gördüğümüz usûlleri inceledik.
Bu arada atıf usûlleri bakımından kendi tercihlerimizi örnekleriyle
SONUÇ
295
göstermeye çalıştık. Her halükarda, bilimsel yazma kurallarına uyulmalı ve kurallar olabildiği ölçüde standartlaştırılmalıdır.
8. Sekizinci bölümde “constitution”, “anayasa”, “esas teşkilât
kanunu”, “kanun-ı esasî”, “droit constitutionnel”, “anayasa hukuku”,
“esasiye hukuku (hukuk-ı esasiye)”, “esas teşkilât hukuku”, “devlet
ana hukuku”, “ana hukuk”, “anayasa bilimi”, “anatüze” gibi terimler
üzerinde durulmuştur.
9. Dokuzuncu bölüm anayasa hukukunun tanımı sorununa adanmıştır. Çeşitli yazarlardan değişik anayasa hukuku tanımları alınmış
ve şu ortak anayasa hukuku tanımına ulaşılmıştır: Anayasa hukuku,
yasama, yürütme ve yargı gibi devletin temel organlarının kuruluşunu, işleyişini ve bu organlar arasındaki karşılıklı ilişkileri ve devlet
karşısında vatandaşların temel hak ve özgürlüklerini düzenleyen hukuk kurallarını inceleyen bir bilimdir.
10. Çalışmamızın onuncu bölümü anayasa hukukunun konusu
sorununa tahsis edilmiştir. Fransız anayasa hukuku doktrini ve Türk
anayasa hukuku doktrininin incelediği konular olabildiğince kapsayıcı bir liste halinde verilmiştir.
11. Çalışmamızın onbirinci bölümünde anayasa hukukunda yaklaşım sorunu incelenmektedir. Anayasa hukukunda tarihî, felsefî,
sosyolojik ve hukukî olmak üzere başlıca dört değişik yaklaşım kullanılmaktadır. Kanımızca, anayasa hukukuna tarihî, felsefî, sosyolojik açılardan değil, sadece hukukî açıdan yaklaşılmalıdır. Hukukî
yaklaşım da kendi içinde, genel teori ve dogmatik açı olmak üzere
ikiye ayrılmaktadır. Anayasa hukukunun genel esaslarının yaklaşımı
genel teori yaklaşımı, Türk anayasa hukukunun yaklaşımı ise hukuk
dogmatiği yaklaşımıdır.
12. Anayasa hukuku ile diğer hukuk dalları arasındaki ayrım sorunu, çalışmamızın onikinci bölümünün konusunu oluşturmuştur.
Anayasa hukukunun kendi alanı ile komşu bilimdallarının alanı arasındaki sınır çizgisi yer yer belirsizdir. Bir yandan anayasa hukuku
ile genel kamu hukuku, diğer yandan da anayasa hukuku ile idare
hukuku arasında konu tedahülleri ve sınır uyuşmazlıkları vardır. Bu
sınır sorununu çözmek çok kolay değildir.
13. Çalışmamızın son iki bölümünde anayasa hukuku doktrininin
gelişimi incelenmiştir. Onüçüncü bölümde Fransız anayasa hukuku
296
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
doktrininin başlangıcından bu güne kadar izlediği seyir, üç ayrı döneme ayrılarak açıklanmıştır. Başlangıçtan 1950’li yıllara kadar süren birinci döneme klasik teori ismi verilmektedir. Bu dönemin en
önemli özelliği anayasal metinlerin incelenmesine büyük önem vermesidir. Bu dönemde Fransız anayasa hukuku doktrini en üst düzeyine ulaşmıştır. Carre de Malberg, Duguit, Hauriou gibi önemli yazarlar bu dönemin yazarlarıdır. 1950’li yıllardan 1980’lere kadar
devam eden ikinci dönemin ayırıcı özelliği siyasal bilim yaklaşımının anayasa hukukuna egemen olmasıdır. Bu dönemin öncülüğünü
Maurice Duverger yapmıştır. 1980’lerden itibaren Fransa’da temsilciliğini Louis Favoreu’nün yaptığı üçüncü dönem başlamıştır. Bu
döneme “yeni anayasa hukuku” dönemi ismi verilmektedir. Bu yeni
anayasa hukuku siyasal bilim yaklaşımına karşıdır. Anayasal metinlerin incelenmesine verdiği önem bakımından klasik teoriye daha
yakın görünür. Ancak klasik teoriden farklıdır. Zira yeni anayasa
hukukunun incelediği anayasal normlar, anlamı anayasa yargısı organları tarafından tespit edilmiş, yani yorumlanmış anayasal normlardır. Yeni anayasa hukuku, anayasa yargısı organlarının kararlarının incelenmesine büyük önem verir. Yeni anayasa hukukuna göre
anayasa hukukunun bir kaynağı anayasa metinleri ise, ikinci kaynağı
anayasa mahkemesi kararlarıdır. Bu nedenle yeni anayasa hukukuna
içtihadî anayasa hukuku da denmektedir. Yeni anayasa hukukuyla,
anayasa hukukunun uygulama alanı da genişlemiş, anayasa hukuku
diğer hukuk dalları karşısındaki üstünlüğünü kabul ettirmiş, diğer
hukuk dallarının temel ilkeleri belirli ölçüde anayasallaşmıştır.
14. Çalışmamızın ondördüncü ve son bölümünde Türk anayasa
hukuku doktrininin tarihsel gelişimi açıklanmaya çalışılmıştır. Bu
bölümde ilk önce kendilerine “dört büyükler” ismini verdiğimiz
Başgil, Kubalı, Esen ve Arsel sırasıyla incelenmiş ve eleştirilmiştir.
Bu yazarlardan sonra gelen yazarlar ise İstanbul, Ankara ve İzmir
şeklinde gruplara ayrılarak incelenmiş ve eleştirilmiştir. Türk anayasa hukuku doktrinine yönelttiğimiz eleştiriler arasında bu doktrinin
bilimsel düzey düşüklüğü, “ders notu” çıkmazı içinde bulunuşu, nakilciliği, bulanıklığı, değer yargılarıyla iç içe oluşu, inceleme konusuyla kendisini karıştırması, metot bağdaştırmacılığı, gazete yazılarına saplanmışlığı, siyasal hayat üzerinde anayasa hukukçularının etki
yapmaları veya yapmak istemeleri sayılabilir. Bu bölümde Türk anayasa hukuku doktrini düzeyini yükseltmek verimini artırmak için bir
SONUÇ
297
takım öneriler geliştirilmeye çalışılmıştır. Bunlar arasında, bir “Türk
Anayasa Hukuku Dergisi”nin çıkarılması, bir “Türk Anayasa Hukukçuları Derneği”nin kurulması, yabancı literatür olarak İngilizceye
ağırlık verilmesi, yabancı dile gereğinden fazla önem verilmemesi ve
özellikle mesleğe yeni başlayan araştırma görevlileri için yabancı dil
bilme şartının aranmaması, araştırma görevlilerinin kayırmacılığa
imkan vermeyen TUS benzeri merkezi bir test sınavıyla alınmaları,
öğretim elemanlarının meslekî ilerlemelerinde yayın sayısı gibi objektif ve niceliksel ölçülere bakılması sayılabilir.
298
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
BİBLİYOGRAFYA
AARNİO (Aulis), Le rationnel comme raisonnable: la justification en
droit, Trad. par Geneviève Warland, Bruxelles et Paris, E. StoryScientia, L.G.D.J., 1992.
ABADAN (Yavuz), “Amme Hukukunun Konusu ve Öğretim Metodu”,
Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, Cilt XX, 1965, Sayı 3-4, s.399417.
ABADAN (Yavuz), “Siyasette Nazariye ve Tatbikat Münasebeti ve Türk
Anayasa Sistemi”, İncelemeler, Ankara, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları, 1960.
ABADAN (Yavuz), Amme Hukuku ve Devlet Nazariyeleri, Ankara, Ankara
Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları, 1952.
AKAD (Mehmed) ve DİNÇKOL (Abdullah) (der.), 1982 Anayasası: Madde gerekçeleri ve Maddelerle İlgili Anayasa Mahkemesi Kararları,
İstanbul, Alkım Yayınları, Tarihsiz (1998 ?).
AKAD (Mehmed), “Genel Kamu Hukukunun Alanı ve Metodu Üzerine Bir
Araştırma”, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Onuncu Yıl
Armağanı, İstanbul, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1993, s.63.
AKAD (Mehmed), Genel Kamu Hukuku, İstanbul, Filiz Kitabevi, 1997.
AKBAY (Muvaffak), Umumi Amme Hukuku, Ankara, Ankara Üniversitesi
Hukuk Fakültesi Yayınları, 1961.
AKIN (İlhan), Kamu Hukuku, İstanbul, Beta Yayınları, Beşinci Bası, 1987.
ALDIKAÇTI (Orhan), Anayasa Hukukumuzun Gelişmesi ve 1961 Anayasası, İstanbul, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları,
1982.
ARAL (Vecdi), Hukuk ve Hukuk Bilimi Üzerine, İstanbul, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, İkinci Baskı 1975.
ARASLI (Oya), Adaylık Kavramı ve Türkiye’de Milletvekili Adaylığı, Ankara, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1972.
ARDANT (Philippe), Institutions politiques et droit constitutionnel, Paris,
L.G.D.J., 6e édition, 1994.
ARMAĞAN (Servet), Türk Esas Teşkilât Hukuku, İstanbul, 1979.
ARSEL (İlhan), Anayasa Hukuku: Demokrasi, Ankara, Doğuş Matbaacılık,
1964.
300
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
ARSEL (İlhan), Türk Anayasa Hukukunun Umumi Esasları (Birinci Kitap:
Cumhuriyetin temel kuruluşu), Ankara, Mars Matbaası, 1965.
ATAAY (Aytekin), Medeni Hukukun Genel Teorisi, İstanbul, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1971.
ATAÖV (Türkkaya), Bilimsel Araştırma El Kitabı, Ankara, Savaş Yayınları, 1989.
ATAY (Cevdet), Karşılaştırmalı Türk Anayasaları, Bursa, Ekin Kitabevi
Yayınları, 1996.
AUBERT (Jean-François), Traité de droit constitutionnel suisse,
Neuchâtel, Editions Ides et Calendes, 1967.
AVRIL (Pierre) ve Jean Gicquel, Lexique: Droit constitutionnel, Paris,
P.U.F., 5e édition, 1994.
AVRIL (Pierre), “Une revanche du droit constitutionnel”, Pouvoirs, no 49,
1989, s.5-14.
AYKONU (Mustafa S.), ve ÖZKUL (E.Aydın), Anayasa Yargısı, Ankara,
Anayasa Mahkemesi Yayını, 1981, Üç Cilt.
BALOĞLU (Burhan), Sosyal Bilimlerde Araştırma Yöntemi, İstanbul, Der
Yayınları, 1997.
BARTHÉLEMY (Joseph) ve Duez (Paul), Traité de droit constitutionnel,
Paris, Dalloz, 1933, (Réimpression : Economica, 1985).
BASTID (P.) ve BELIA (G.) (sous la direction de-), Corpus
constitutionnel: Recueil universel des Constitutions en vigueur,
Leiden, E. J. Brill, 1968-1974 (dernière fascicule: Tome II,
Fascicule 1
BASTID (Paul), L’idée de constitution, Paris, Economica, Coll.
“Classique”, 1985.
BAŞGİL (Ali Fuat), Esas Teşkilat Hukuku: Türkiye Siyasî Rejimi ve Anayasa Prensipleri (Cilt I, Fasikül I), İstanbul, Baha Matbaası, 1960.
BATUHAN (Hüseyin) ve GRÜNBERG (Teo), Modern Mantık, Ankara,
Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Üçüncü Baskı, 1984.
BATUM (Süheyl) ve YÜZBAŞIOĞLU (Necmi), Anayasa Hukukunun
Temel Metinleri, İstanbul, Beta Yayınları, İkinci Baskı, 1997.
BİLGE (Necip), Hukuk Başlangıcı: Hukukun temel Kavram ve Kurumları,
Ankara, Turhan Kitabevi. Dokuzuncu Baskı, 1994.
BLAUSTEN (A.P.) ve FLANZ (G.H.) (Ed.), Constitutions of the Countries
of the World, New York, Oceana Publications, İne Dobbs Ferry,
1971 (Permanent Editions).
BOBBIO (Norberto), “Quelques arguments contre le droit naturel”, in
Annales de philosophie politique, III, Paris, P.U.F., 1959, s.181182.
BİBLİYOGRAFYA
301
BRİDEL (Marcel) ve MOORE (Pierre), “Observations sur la hiérarchie des
règles constitutionnelles”, Revue du droit suisse (= Zeitschrift für
Schweizerisches Recht), Vol. 87, 1968, I, s.411.
BURDEAU (Georges), “Une survivance: la notion de constitution”, Etudes
en l’honneur d’Achielle Mestre, Paris, Sirey, 1956, s.53-62.
BURDEAU (Georges), Droit constitutionnel, 21e édition par Francis
Hamon ve Michel Troper, Paris, L.G.D.J., 1988.
BURDEAU (Georges), HAMON (Francis) ve TROPER (Michel), Droit
constitutionnel, Paris, L.G.D.J., 23e édition, 1993.
BURNS (Edward McNall), Çağdaş Siyasal Düşünceler: 1850-1950, Çev.
Alaeddin Şenel, Ankara, Birey ve Toplum Yayınları, 1984.
CADART (Jacques), Institutions politiques et droit constitutionnel, Paris
Economica, 3e éd., 1990, t.I.
CADOUX (Charles), Droit constitutionnel et institutions politiques, (tome
I : Théorie générale des institutions politiques), Paris, Cujas, 3e
édition, 1988.
CAPITANT (Henri), La thèse de doctorat en droit, Paris, 1951.
CAPPELLETTI (Mauro) ve COHEN (William), Comparative
Constitutional Law, Indianapolis, New York, The Bobbs-Merril
Company, 1979.
CARRÉ DE MALBERG (Raymond), Contribution à la théorie générale de
l'Etat, Paris, Sirey, 1922 (réimpression par CNRS, 1962) (2 tomes).
CHANTEBOUT (Bernard), Droit constitutionnel et science politique, Paris, Armand Colin, 11e édition, 1994.
ÇAĞLAR (Bakır), Anayasa Bilimi: Bir Çalışma Taslağı, İstanbul, BFS
Yayınları, 1989.
ÇAVUŞOĞLU (Naz), Anayasa Notları, İstanbul, Beta Yayınları, 1997.
DAL (Kemal), Türk Esas Teşkilat Hukuku, Ankara, Bilim Yayınları, İkinci
Baskı, 1986.
DARESTE (F.R.), Avrupa - Amerika - Afrika - Asya - Okyanusya Devletlerinin Esas Teşkilat Kanunları, Çev. E. Menemencioğlu, Ankara,
Türk Hukuk Kurumu Yayını, 1944, 5 Cilt.
DARESTE (F.R.), Les constitutions modernes, Paris, Recueil Sirey, 193133; 6 Cilt.
DAY (Robert A.), Bilimsel Bir Makale Nasıl Yazılır ve Yayınlanır, Ankara,
Tübitak Yayınları, Dördüncü Baskı, 1988.
DE SMITH (S.A.) ve BRAZİER (Rodney), Constitutional and
Administrative Law, London, Penguin Books, 6th Edition, 1989.
DEBBASCH (Charles), PONTIER (Jean-Marie), BOURDON (Jacques) ve
RICCI (Jean-Claude), Droit constitutionnel et institutions
politiques, Paris, Economica, 3e édition, 1990.
302
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
DELPÉRÉE (Francis), Droit constitutionnel (Tome I : Les données
constitutionnelles), Bruxelles, Larcier, 2e édition, 1987.
DELPÉRÉE (Francis), VERDUSSEN (Marc) ve BİVER (Karine), Recueil
des Constitutions européennes, Bruxelles, Bruylant, 1994.
DEMİR (Fevzi), Anayasa Hukukuna Giriş, İzmir, Barış Yayınları - Fakülteler Kitabevi, Beşinci Baskı, 1998.
DEVELLİOĞLU (Ferit), Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lugat, Ankara,
Aydın Kitabevi, 1984.
DİNLER (Zeynel), Bilimsel Araştırma ve İnternet’e Bağlı Bilgi Merkezleri
El Kitabı, Bursa, Ekin Kitabevi, 1998.
DOWLİNG (Noel T.), Cases on Constitutional Law, Brooklyn, The
Foundation Press, 5th Edition, 1954.
DREYFUS (Simone), La thèse et le mémoire de doctorat, Paris, Editions
Cujas, İkinci Baskı, 1983.
DUGUIT (Léon), Manuel de droit constitutionel, Paris, Anciennes maisons
Thorin et Fontemoing, 1923.
DUGUIT (Léon), Traité de droit constitutionnel, Paris, Ancienne librairie
fontemoing, 3e édition, 1927-1930 (5 Cilt).
DUHAMEL (Olivier) ve Yves Meny, Dictionnaire constitutionnel, Paris,
PUF, 1992.
DUHAMEL (Olivier), “Droit constitutionnel”, in Olivier Duhamel ve Yves
Meny, Dictionnaire constitutionnel, Paris, PUF, 1992.
DUHAMEL (Olivier), Le pouvoir politique en France, Paris, P.U.F., 1991.
DUVERGER (Maurice), “Contribution à l'étude de la légitimité des
gouvernements de faits”, Revue du droit public, 1945, s.73-100.
DUVERGER (Maurice), Constitutions et documents politiques, Paris,
P.U.F., 1993.
DUVERGER (Maurice), Droit constitutionnel et institutions politiques,
Paris, PUF, 1962, Cilt I.
DUVERGER (Maurice), Le système politique français, Paris, P.U.F., 20e
édition, 1990.
DUVERGER (Maurice), Manuel de droit constitutionnel et de science
politique, Paris, P.U.F., 5e édition, 1948.
DUVERGER (Maurice), Siyasal Partiler (Çev.: Ergun Özbudun), Ankara,
Bilgi Yayınevi, 1976.
ERDOĞAN (Mustafa), Liberal Toplum, Liberal Siyaset, Ankara, Siyasal
Kitabevi, 1998.
ERDOĞAN (Mustafa), Anayasal Demokrasi, Ankara, Siyasal Kitabevi,
1996.
ERDOĞAN (Mustafa), Demokrasi, Laiklik ve Resmî İdeoloji, Ankara, Liberal Düşünce Topluluğu, 1995.
ERDOĞAN (Mustafa), Rejim Sorunu, Ankara, Vadi Yayınları, 1997.
BİBLİYOGRAFYA
303
EROĞUL (Cem), Anatüzeye Giriş (“Anayasa Hukukuna Giriş”), Ankara,
İmaj Yayıncılık, Beşinci Baskı, 1997.
EROĞUL (Cem), Anayasayı Değiştirme Sorunu: Bir Mukayeseli Hukuk
İncelemesi, Ankara, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi
Yayınları, 1974.
EROĞUL (Cem), Çağdaş Devlet Düzenleri, Ankara, İmaj Yayıncılık,
1996.
ESEN (Bülent Nuri), Anayasa Hukuku: Genel Esaslar, Ankara, Ayyıldız
Matbaası, 1970.
ESEN (Bülent Nuri), Türk Anayasa Hukuku, Ankara, Ayyıldız Matbaası,
1971.
ESMEİN (Adhémar), Eléments de droit constitutionnel français et
comparé, 8e édition revue par Henry Nézard, Paris, Sirey, tome I,
1927, tome II, 1928.
FABRE (Michel Henry), Principes républicains de droit constitutionnel, 4e
édition, Paris, L.G.D.J., 1984.
FAVOREU (Louis) ve PHİLİP (Loïc), Les grandes décisions du Conseil
constitutionnel, Paris, Sirey, 7e édition, 1993.
FAVOREU (Louis), “Le droit constitutionnel, droit de la constitution et
constitution de droit”, Revue française de droit constitutionnel, no
1, 1990, s.71-89.
FAVOREU (Louis), “Propos d’un ‘néo-constitutionnaliste’”, in Jean Louis
Seurin (sous la direction de-), La constitutionnalisme aujourd’hui,
Paris, Economica, 1984, s.23-24.
FAVOREU (Louis), La politique saisie par le droit, Paris, Economica,
1988.
FRANCK (Claude), Les grandes décisions de la jurisprudence: droit
constitutionnel, Paris, P.U.F., Thémis, 1978.
FRANKENA (W.K.), Ethics, Prentice Hall, Englowood Cliffs, 1963.
FRIEDMANN (W.), Legal Theory, London, Stevens & Sons Limited,
1960.
GICQUEL (Jean), Droit constitutionnel et institutions politiques, Paris,
Montchrestien, 12e édition, 1993.
GİRİTLİ (İsmet) ve SARMAŞIK (Jale), Anayasa Hukuku, İstanbul, Derleme Yayınları, 1998.
GÖKÇE (Birsen), Toplumsal Bilimlerde Araştırma, Ankara, Savaş Yayınları, 1988.
GÖREN (Zafer), Anayasa Hukukuna Giriş, İzmir, Barış Yayınları - Fakülteler Kitabevi, 1997.
GÖZE (Ayferi), Siyasal Düşünceler ve Yönetimler, İstanbul, Beta, 1986.
GÖZLER (Kemal), Hukuka Giriş, Bursa, Ekin Kitabevi Yayınları, 1998.
304
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
GÖZLER (Kemal), Hukukun Genel Teorisine Giriş: Hukuk Normlarının
Geçerliliği ve Yorumu Sorunu, Ankara, US-A Yayıncılık, 1998.
GÖZLER (Kemal), “Realist Yorum Teorisi ve Mekanist Anayasa Anlayışı”, Anayasa Yargısı: Anayasa Mahkemesinin 36’ncı Kuruluş Yıldönümü Nedeniyle Düzenlenen Sempozyumunda Sunulan Bildiriler,
Ankara, Anayasa Mahkemesi Yayını, 1998, no 15, s.207-250.
GÖZLER (Kemal), Türk Anayasaları, Bursa, Ekin Kitabevi, 1999.
GÖZLER (Kemal), “Fransız Anayasa Konseyi Kararları Kroniği: 1994”,
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 44, 1995, Sayı
1-4, s.809-819.
GÖZLER (Kemal), “TUS Tüm Alanlara Yaygınlaştırılmalı”, Cumhuriyet
Bilim-Teknik, 10 Eylül 1988, s.1-2.
GÖZÜBÜYÜK (A. Şeref), Anayasa Hukuku, Ankara, Turhan Kitabevi,
Altıncı Baskı, 1998.
GRZEGORCZYK (Christophe), “La dimension positiviste des grands
courants de la philosophie du droit”, in Christophe Grzegorczyk,
Françoise Michaut et Michel Troper (sous la direction de-), Le
positivisme juridique, Paris, Bruxelles, L.G.D.J., Story-Scientia,
1992, s.33-69.
GRZEGORCZYK (Christophe), “Le positivisme comme méthodologie
juridique”, in Christophe Grzegorczyk, Françoise Michaut et
Michel Troper (sous la direction de-), Le positivisme juridique, Paris, Bruxelles, L.G.D.J., Story-Scientia, 1992, s.171-195.
GRZEGORCZYK (Christophe), MİCHAUT (Françoise) ve MİCHAUT
Michel Troper (sous la direction de-), Le positivisme juridique, Paris, Bruxelles, L.G.D.J., Story-Scientia, 1992.
GÜLMEZ (Mesut), İnsan Hakları Eğitimi Hakkı, Ankara, TODAİE İnsan
Hakları Araştırma ve Derleme Merkezi Yayını, 1996.
GÜNEŞ (Turhan), “Devlet Başkanı - Meclis Çatışması”, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, Cilt XXIX, Haziran 1964,
Sayı 2, s.175-192.
GÜRBÜZ (Yaşar), Anayasalar, İstanbul, Filiz Kitabevi, 1981.
HAFIZOĞULLARI (Zeki), “Hukuk ve Ceza Hukuku Biliminin Konusu ve
Sınırları Sorunu”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi,
Cilt XXXV, 1978, sayı 1-4, s.235-279.
HAFIZOĞULLARI (Zeki), Ceza Normu: Normatif Bir Yapı Olarak Ceza
Hukuku Düzeni, Ankara, US-A Yayıncılık, 1996.
HAURIOU (André), GİCQUEL (Jean) ve GÉLARD (Patrice), Droit
constitutionnel et institutions politiques, Paris, Montchrestien, 6e
édition, 1975.
HAURIOU (Maurice), Précis de droit constitutionnel, Paris, Sirey, 2e
édition, 1929, (reprint par C.N.R.S., Paris, 1965).
BİBLİYOGRAFYA
305
HUNTIGTON (Samuel P.) ve DOMINGUEZ (Jorge I.), Siyasal Gelişme
(Çev.: Ergun Özbudun), Ankara, Siyasî İlimler Türk Derneği Yayınları, Tarihsiz.
HUNTIGTON (Samuel P.), Üçüncü Dalgası (Çev.: Ergun Özbudun), Ankara, Yetkin Yayınları, 1996.
JEANNEAU (Benoît), Droit constitutionnel et institutions politiques, Paris,
Dalloz, 8e édition, 1991.
KALPSÜZ (Turgut), AKINTÜRK (Turgut), KUNTALP (Erden), Türk
Hususi Hukukunda Atıf Usulleri ve Kısaltmalar, Ankara, Banka ve
Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü Yayınları, 1964;
KARAMUSTAFAOĞLU (Tunçer), Seçme Hakkının Demokratik İlkeleri,
Ankara, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1970.
KARAMUSTAFAOĞLU (Tunçer), Yasama Meclisinde Komisyonlar, Ankara, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1965.
KARAMUSTAFAOĞLU (Tunçer), Yasama Meclislerini Fesih Hakkı,
Ankara, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Adalet Yüksek Okulu Yayınları, 1982.
KARAMUSTAFAOĞLU (Tunçer) ve TURHAN (Mehmet), 1961-1982
T.C. Anayasaları: Karşılıklı Metinler, Ankara, Savaş Yayınları,
1993.
KARASAR (Niyasi), Araştırmalarda Rapor Hazırlama, Ankara, 1994.
KARAYALÇIN (Yaşar), Hukukda Öğretim-Kaynaklar-Metod: Problem
Çözme, Ankara, Olgaç Matbaası, 1981.
KARAYALÇIN (Yaşar), Hukukda Öğretim-Kaynaklar-Metod: Problem
Çözme, Ankara, Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü Yayınları. Genişletilmiş Dördüncü Baskı, 1994 (“Karayalçın, op.
cit., s.” şeklindeki atıflar bu baskıyadır).
KAUPER (Paul G.), Constitutional Law : Cases and Materials, Boston,
Toronto, Little, Brown and Company, 2th Edition, 1960.
KELEŞ (Ruşen), Toplum Bilimlerde Araştırma ve Yöntem, Ankara,
TODAİE Yayınları, 1976.
KELSEN (Hans), “La justice et droit naturel”, Trad. par Etienne Mazingué,
in Le Droit naturel, Annales de philosophie politique, t.III, (Institut
international de philosophie politique), Paris, P.U.F., 1959.
KELSEN (Hans), Essays in Legal and Moral Philosophy: Selected and
Introduced by Otta Weinberger, D. Reidel Publ. Comp.,
Dordrecht/Boston, 1973. In in Christophe Grzegorczyk, Françoise
Michaut et Michel Troper (sous la direction de-), Le positivisme
juridique, Paris, Bruxelles, L.G.D.J., Story-Scientia, 1992, s.237.
KELSEN (Hans), General Theory of Law and State, Translated by par
Anders Wedberg, Cambridge, Massachusetts, Harvard University
Press, 1946.
306
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
KELSEN (Hans), Théorie pure du droit, Traduction française de la 2e
édition de la “Reine Rechtslehre” par Charles Eisenmann, Paris,
Dalloz, 1962.
KİLİ (Suna) ve GÖZÜBÜYÜK (Şeref), Türk Anayasa Metinleri, Ankara,
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1985.
KOCAHANOĞLU (Osman Selim), Gerekçeli ve Açıklamalı Anayasa, İstanbul, Temel Yayınları, 1993.
KUBALI (Hüseyin Nail), Anayasa Hukuku Dersleri, İstanbul, İstanbul
Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1971.
KÜRKÇÜER (Orhan Melih), Esas Teşkilât Hukuku, Ankara, Ankara İktisadî ve Ticarî İlimler Akademisi Yayınları, Üçüncü Baskı, 1966.
LAFERRİÈRE (Julien), Manuel de droit constitutionnel, Paris, Editions
Domat-Montchrestien, 2e édition, 1947.
LAVROFF (Dmitri Georges) ve PEİSER (G.), Les constitutions africaines,
Paris, Editions A. Pédone, (Tome I : « L'Afrique noire
francophone », 1964 ; Tome II, « Etats anglophones », 1964).
LAVROFF (Dmitri Georges), Le droit constitutionnel de la Ve République,
Paris, Dalloz, 1995.
LAVROFF (Dmitri Georges), Le système politique français : Constitution
ve pratique politique de la Ve République, Paris, Dalloz, 5e édition,
1991, 985 p.
LECLERCQ (Claude), Droit constitutionnel et institutions politiques, Paris,
Litec, 8e édition, 1992.
LIET-VEAUX (Georges), Droit constitutionnel, Paris, Editions Rousseau,
1949.
LIJPHART (Arend) Çağdaş Demokrasiler (Çev.: Ergun Özbudun), Ankara, Siyasî İlimler Türk Derneği Yayınları ve Türk Demokrasi Vakfı
Ortak Yayını, Tarihsiz (1988).
LINZ (Juan J), Totaliter ve Otoriter Rejimler, (Çev. Ergun Özbudun), Ankara, Siyasî İlimler Türk Derneği Yayınları, 1984.
LUCHAIRE (François), “De la méthode en droit constitutionnel”, Revue du
droit public, 1981, s.275-329.
LÜTEM (İlhan), Yeni Anayasalar, Ankara, Türk Hukuk Kurumu Yayını,
1953, 4 Cilt.
MASON (Alpheus Thomas) ve BEANEY (William M.), American
Constitutionnal Law : Introductory Essays and Selected Cases,
New Jersey, Prentice-Hall, 3th Edition 1964.
MENY (Yves), Textes constitutionnels et documents politiques, Paris,
Montchrestien, 1989.
MIALLE (Michel), “Le droit constitutionnel et les sciences sociales”,
Revue du droit public, 1984, s.263 vd.
BİBLİYOGRAFYA
307
MIRKINE-GUETZÉVITCH (Boris), Les constitutions européennes, Paris,
P.U.F., 1951, 2 tomes.
OBERDORFF (Henri) (textes rassemblés et présentés par), Les
Constitutions de l'Europe des Douze, Paris, La Documentation
française, 2e édition, 1994.
OKANDAN (Recai Galip), Amme Hukukumuzn Ana Hatları, İstanbul, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1971.
OKANDAN (Recai Galip), Umumi Amme Hukuku, İstanbul Üniversitesi
Hukuk Fakültesi Yayınları, 1968.
ONAR (Erdal), “1982 Anayasasında Milletvekilliğinin Düşmesi”, Anayasa
Yargısı: Anayasa Mahkemesinin 35’inci Kuruluş Yıldönümü Nedeniyle Düzenlenen Sempozyumunda Sunulan Bildiriler, Ankara, Anayasa Mahkemesi Yayını, 1997, no 14, s.382-465.
ONAR (Erdal), 1982 Anayasasında Anayasayı Değiştirme Sorunu, Ankara,
1993.
ONAR (Erdal), Meclis Araştırması, Ankara, Ankara Üniversitesi Hukuk
Fakültesi Yayınları, 1977.
ONAR (Sıddık Sami), İdare Hukukunun Umumî Esasları, İstanbul, Hak
Kitabevi Yayınları, Üçüncü Baskı, 1966, 3 Cilt.
OST (François) ve Michel Van de Kerchove, Jalons pour une théorie
critique du droit, Bruxelles, Publications des Facultés universitaires
Saint-Louis, 1987.
OST (François), “Validité”, in André-Jean Arnaud (sous la direction de-),
Dictionnaire encyclopédique de théorie et de sociologie du droit,
Paris, L.G.D.J., Deuxième édition, 1993.
ÖZBUDUN (Ergun) “Seçim Sistemleri ve Türkiye”, Ankara Üniversitesi
Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 44, 1995, Sayı 1-4
(http://www.ankara.edu.tr/law/ dergi/10ergun.html, 12 Mart 1999).
ÖZBUDUN (Ergun), “1973 Türk Seçimleri Üzerine Bir İnceleme”, Bülent
N. Esen’e Armağan, Ankara, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Yayınları, 1977, s.265-311.
ÖZBUDUN (Ergun), Parlâmenter Rejimde Parlâmentonun Hükümeti Murakabe Vasıtaları, Ankara, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Yayınları, 1962.
ÖZBUDUN (Ergun), Türk Anayasa Hukuku, Ankara, Yetkin Yayınları,
Beşinci Baskı, 1998.
ÖZÇELİK (Selçuk), Esas Teşkilat Hukuku Dersleri, İstanbul, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1982.
ÖZTÜRK (Kazım), Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, Ankara, Ajans Türk
Matbaası, 1966 (2 cilt, 16.5x24 cm).
PACTET (Pierre), Institutions politiques - Droit constitutionnel, Paris,
Masson, 13e édition, 1994.
308
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
PACTET (Pierre), Textes de droit constitutionnel, Paris, LGDJ, 1992.
PEASLEE (Amos J.), Constitutions of Nations, The Hague, Martinus
Nijhoff, Dorothy Peaslee Xydis tarafından hazırlanan üçüncü baskı,
(Cilt I : « Africa », 1965 ; Cilt II : « Asia, Australia and Oceania »,
1966 ; Cilt III : « Europe », 1968 ; Cilt IV : « Americas », 1970).
PETEV (Valentin), “Hans Kelsen et le Cercle de Vienne: à quelle point la
théorie du droit est-elle scientifique?”, in Paul Amselek (sous la
direction de-), Théorie du droit et science, Paris, P.U.F., Coll.
« Léviathan », 1992, s.237-238;
PRÉLOT (Marcel) ve BOULOUİS (Jean), Institutions politiques et droit
constitutionnel, Paris, Dalloz, 11e édition, 1990.
QUERMONNE (Jean-Louis) ve CHAGNOLLAUD (Dominique), Le
gouvernement de la France sous la Ve République, Paris, Dalloz,
4e édition, 1991.
QUINE (WVO), Logique élémentaire, Paris, Hermann, 1976.
REYNTJENS (F.) (rédacteur général), CONAC (G.), DU BOİS DE
GAUDUSSON
(J.),
READ
(J. S.),
SLİNN
(P. E.),
VANDERLİNDEN (J.). (rédacteurs associés), Constitutiones
Africae, Bruxelles - Paris, Bruylant - Pédone, (Publication sur
feuilles mobiles), (vol.I, 1988 ; vol.II, 1989 ; vol.III, 1990 ; vol.IV,
1992).
ROBERT (Paul), Dictionnaire de la langue française, (Rédaction dirigée
par A. Rey et J.Rey-Debove), Paris, Le Robert, 1991.
RUMPF (Christian), Türk Anayasa Hukukuna Giriş, Ankara, 1995.
SABUNCU (Yavuz), Anayasaya Giriş, Ankara, İmaj Yayıncılık, Genişletilmiş Beşinci baskı, 1997.
SAĞLAM (Fazıl), Temel Hakların Sınırlandırılması ve Özü, Ankara, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları, 1982.
SALEM (Jean), Introduction à la logique formelle et symbolique, Paris,
Nathan, 1987.
SARAÇ (Tahsin), Büyük Fransızca-Türkçe Sözlük, İstanbul, Adam Yayınları, 1990.
SARTORI (Giovonni), Karşılaştırmalı Anayasa Mühendisliği (Çev.: Ergun
Özbudun), Ankara, Yetkin Yayınları, 1997.
SAVAŞ (Vural Fuat), “Anayasa Mahkemesi ve Özelleştirme: İktisadî Yaklaşım”, Anayasa Yargısı: Anayasa Mahkemesinin 36’ncı Kuruluşu
yıldönümü Nedeniyle Düzenlenen Sempozyumda Sunulan Bildiriler,
Ankara, Anayasa Mahkemesi Yayınları, 1998, No 15, s.79-99.
SEYİDOĞLU (Halil), Bilimsel Araştırma ve Yazma El Kitabı, İstanbul,
Güzem Yayınları, Yedinci Baskı, 1997.
SOYSAL (Mümtaz), 100 Soruda Anayasanın Anlamı, İstanbul, Gerçek
Yayınevi, 11’inci Baskı, 1997.
BİBLİYOGRAFYA
309
SOYSAL (Mümtaz), Anayasaya Giriş, Ankara, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları, 1969.
STRONG (Frank R), American Constitutional Law, Buffalo, New York,
Dennis & Co. Inc., 1950.
SZABO (Nick), “Commentaires on Hermeunetics”, http.//www.best.com/
~szabo/ hermeneutics.html, 10 Mayıs 1998.
TANİLLİ (Server), Anayasalar ve Siyasal Belgeler, İstanbul, Cem Yayınevi, 1976.
TANİLLİ (Server), Devlet ve Demokrasi: Anayasa Hukukuna Giriş, İstanbul, Say Kitap Pazarlama, Üçüncü Baskı, 1982.
TANÖR (Bülent), Anayasa Hukukunda Sosyal Haklar, İstanbul, May Yayınları, 1978.
TANÖR (Bülent), İki Anayasa: 1961-1982, İstanbul, Beta, Üçüncü Baskı,
1994.
TANÖR (Bülent), Osmanlı-Türk Anayasal Gelişmeleri, İstanbul, Afa Yayınları, Üçüncü Baskı, 1996.
TEZİÇ (Erdoğan), Anayasa Hukuku, İstanbul, Beta, Beşinci Baskı, 1998.
TİKVEŞ (Özkan), Teorik ve Pratik Anayasa Hukuku, İzmir, Dokuz Eylül
Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayını, 1982.
TROPER (Michel), “Un système pur du droit: le positivisme de Kelsen”, in
Pierre Bouretz (sous la direction de-), La force du droit : panorama
des débats contemporains, Paris, Editions Esprit, 1991, s.117-137.
TROPER (Michel), Pour une théorie juridique de l'Etat, Paris, P.U.F.,
Coll. “Léviathan”, 1994.
TUNAYA (Tarık Zafer), Siyasal Kurumlar ve Anayasa Hukuku, İstanbul,
Araştırma, Eğitim, Ekin Yayınları, Beşinci Baskı, 1982 (Bu baskıya “Tunaya, op. cit., s.” şeklinde atıf yapılmıştır) .
TUNAYA (TarıkZafer), Siyasî Müesseseler ve Anayasa Hukuku, İstanbul,
İkinci Baskı, 1969 (Bu baskıya “Tunaya, op. cit., 1969, s...” şeklinde atıf yapılmıştır).
TURGUT (Nükhet), “Türkiye’de Siyasal Muhalefet Olgusu ve Anlayışı”,
in Ersin Kalaycıoğlu ve Ali Yaşar Sarıbay (der.), Türk Siyasal Hayatının Gelişimi, İstanbul, Beta, 1986, s.413-480.
TURHAN (Mehmet), “Anayasaya Aykırı Anayasa Değişiklikleri”, Ankara
Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt XXXIII, 1976, Sayı 1-4,
s.63-104.
TURHAN (Mehmet), “Anayasaya Aykırı Anayasa Değişiklikleri”, Ankara
Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt XXXIII, 1976, Sayı 1-4,
s.63-104.
TURHAN (Mehmet), Hükûmet Sistemleri ve 1982 Anayasası, Diyarbakır,
Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1989.
310
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
TURPIN (Dominique), Droit constitutionnel, Paris, P.U.F., 2e édition,
1994.
TÜRK (Hikmet Sami), “Sosyal Hukuk Devleti”, Halkevleri Dergisi, Sayı
91, Mayıs 1974, s.5-13.
TÜRK HUKUK KURUMU, Türk Hukuk Lügatı, Ankara, Türk Hukuk
Kurumu Yayınları, 1944.
TÜRK DİL KURUMU, İmlâ Kılavuzu, Ankara, TDK Yayınları, 1996.
TÜTENGİL (Orhan), Sosyal Bilimlerde Araştırma ve Metod, Ankara, Ayko
Yayınları, 1981.
TÜZEL (Sadık), Anayasa Hukuku, İzmir, Ege Üniversitesi İktisadi ve Ticari Bilimler Fakültesi Yayınları, Üçüncü Baskı, 1969.
UMAR (Bilge), Hukuk Başlangıcı, İzmir, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk
Fakültesi Yayınları, 1997.
ÜSKÜL (Zafer), Türkiye’nin Anayasa Sorunu, İstanbul, Afa Yayınları,
1991.
VEDEL (Georges), Droit constitutionnel, Paris, Sirey, 1949, (réimpression,
1989).
VILLA (Vittoria), La science du droit, Trad. par Odile et Patrick Nerhot,
Bruxelles, Paris, Story-Scientia, L.G.D.J., 1991.
WIGNY (Pierre), Droit constitutionnel: principes et droit positif,
Bruxelles, Bruylant, 1952, (2 tomes).
YAYLA (Yıldızhan), Anayasa Hukuku Ders Notları, İstanbul, Filiz
Kitabevi, 1985.
YILDIRIM (Cemal), Mantık: Doğru Düşünme Yöntemi, Ankara, V Yayınları, 1987.
YILMAZ (Misket), “Türk Hukukunda Kanun Hükmünde Kararname”,
Prof.Dr. Bülent N. Esen’e Armağan, Ankara, Ankara Üniversitesi
Hukuk Fakültesi Yayınları, 1977, s.505-561.
YÜZBAŞIOĞLU (Necmi), Türkiye’de Kanun Hükmünde Kararnameler
Rejimi, İstanbul, Beta Yayınları, 1996.
ZABUNOĞLU (Yahya Kazım), Kamu Hukukuna Giriş, Ankara, Ankara
Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1973.
DİZİN
1876 Kanun-ı Esasîsi, 31
1921 Teşkilât-ı Esasiye Kanunu, 32
1924 Teşkilât-ı Esasiye Kanunu, 32
1945 Anayasası, 32
1961 Anayasası, 33
1982 Anayasası, 34
1982 Anayasasının “Başlangıç”
Bölümü, 87
A.B.D., 50
Açık Raf, 63
Adalet, 8
Afrika Anayasaları Derlemeleri, 39
Ağaoğlu, 134
AJDA, 53
Akad, 42
Akbay, 164
Aldıkaçtı, 215
Alfabetik Kataloglar, 55
Alman Federal Anayasa Mahkemesi, 45
Amayasa, 105
Amerikan Bağımsızlık Bildirisi, 84
Amerikan Federal Yüksek Mahkemesi
Kararları, 44
AMKD, 121
Ampirik Tutarlılık, 161
Ana Hukuk, 136
Ana İddia, 115
Anatüze, 140
Anayasa Bilimi, 137, 225
Anayasa Derlemeleri, 34
Anayasa Hukukçularının Türk Siyasal
Hayatı Üzerindeki Etkisi, 275
Anayasa Hukuku - Ceza Hukuku, 175
Anayasa Hukuku - Genel Kamu
Hukuku, 164
Anayasa Hukuku - İdare Hukuku
Ayrımı, 170
Anayasa Hukuku - Malî Hukuk, 175
Anayasa Hukuku - Muhakeme
Hukukları, 176
Anayasa Hukuku - Özel Hukuk Dalları,
176
Anayasa Hukuku Bilimi Önermelerinin
Geçerlilik Kriteri, 23
Anayasa Hukuku Dergileri Nerede
Bulunur, 65
Anayasa Hukuku Dogmatiği, 160
Anayasa Hukuku Terimi, 134
Anayasa Hukukunda Siyasal Bilim
Yaklaşımı, 187
Anayasa Hukukunda Yaklaşım
Biçimleri, 157
Anayasa Hukukunun “Saf” Teorisi, 162
Anayasa Hukukunun Diğer Hukuk
Dalları Karşısında Üstünlüğü, 194
Anayasa Hukukunun Genel Esasları,
151
Anayasa Hukukunun Genel Teorisi, 161
Anayasa Hukukunun Konusu, 147
Anayasa Hukukunun Niteliğinde
Değişme, 192
Anayasa Hukukunun Tanımı, 141
Anayasa Hukukunun Uygulama
Alanında Genişleme, 193
Anayasa Maddelerine Atıf, 119
Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi,
41, 121
Anayasa Mahkemesi Kararları, 40, 74
Anayasa Mahkemesi Kararlarına Atıf
Usulü, 120
Anayasa Mahkemesi Kararlarının Dili,
21
Anayasa Mahkemesi Kararlarının
Okunması, 89
Anayasa Mahkemesi Kararlarının
Önemi, 40
Anayasa Metinleri Nasıl Okunmalı, 70,
87
Anayasa Metinlerinin Önemi, 28
Anayasa Yargısı, 53, 102
Anayasa Terimi, 131
Anayasal Meseleler, 25
Anayasal Meselelerin Çözümü, 25
Anayasalar, 28
312
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
Anayasaların Dili, 21
Ankara Ekolü, 258
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Kütüphanesi, 57, 62
Annuaire international de justice
constitutionnelle, 45
Aral, 164
Arama Motorları, 59
Arsel, 143, 173, 205
Asıl Gerekçe, 75
Asıl Maksad, 111
Association française de science
politique, 188
Association française des
constitutionnalistes, 196
Atay, 35
Atıf Usulleri, 119
Avrupa Anayasaları Derlemeleri, 38
Aykonu, 42
Aynı Kaynağa Tekrar Atıf, 127
Ayrım, 163
Bağlaç Yöntemi, 123
Basit Idarî Makamlar, 171
Bastid, 38
Başgil, 137, 142, 172, 200
Batuhan ve Grünberg, 85, 98
Batum, 35
Belçika, 49
Bent, 71
Bentham, 10
Bibliyografya, 129
Bibliyografyalardan Kaynak Tarama, 57
Bildirmeli Önermeler, 22
Bilgi Kaynakları, 27
Bilgi Kaynaklarının Taranması, 55
Bilgisayarla Tarama, 56
Bilim Dili, 21
Bilim ile Bilimin Konusu, 16
Bilimde Saflık, 17
Bilimin Görevi, 16
Bilimin Konusu, 14
Bilimsel Eserler Nasıl Okunmalı, 78
Bilimsel Eserler, 46
Bilimsel Eserlere Atıf Usulleri, 123
Bilimsel Eserlerin Çeşitleri, 46
Bilimsel Eserlerin Dili, 21
Bilimsel Eserlerin Okunması, 96
Bilimsel Yazma Kuralları, 117
Blausten, 39
Bobbio, 11
Bordeaux Hukuk Fakültesi, 182
Bordeaux Okulu, 186
Bulanıklık, 268
Bulletin de jurisprudence
constitutionnelle, 45
Bundesverfassungsgericht, 45
Bühler, 20
Carnap, 7
Carré de Malberg, 181
Celaleddin Arif, 198
Cercle de Vienne, 7
Chicago Manuel of Style, 124
Conseil Constitutionnel, 43, 191
Conseil d’Etat, 121
Constituer, 131
Constitutio, 131
Constitution, 131
Cumhuriyet Devri, 199
Çağdaş Uygarlığın Gerekleri, 90
Çağdaş Uygarlığın Oluşum Ve Gelişim
Süreci, 90
Çağlar, 140, 224
Çavuşoğlu, 227
Çekmecelerden Tarama, 55
Dabin, 194
Dal, 137, 231
Danışma Meclisi Tutanak Dergisi, 30
Danıştay Dergisi, 42
Dareste, 38
Değer Yargıları, 11, 270
Değerler Alanında Yokluk Tezi, 11
Değerlerin Bilinemezliği İlkesi, 11
Delpérée, 38
Demir, 250
Dergiler, 51
Derlemedeki Bir Çalışmaya Atıf, 125
Ders Notu Çıkmazı, 268
Devlet Ana Hukuku, 136
Devletin Yüksek Organizasyonu, 142
Devletin Yüksek Organları, 141, 171
Dictionnaire constitutionnel, 54
Diğer Hukuk Dallarının
Anayasallaşması, 194
Dilin Belirtme Görevi, 20, 82
DİZİN
Dilin Bildirme Görevi, 20, 82
Dilin Etkileme Amacıyla Kullanılması,
103
Dilin Görevleri, 20
Dilin Yaptırma Görevi, 20, 82
Dinçkol, 42
Dinî Eğilim, 112
Dizin, 129
Doçentlik Tezi, 128
Doktora Tezlerine Atıf Usûlü, 126
Doktrin, 26
Doktrinin Dökümü, 281
Dört Büyükler, 200
Dört Büyüklerden Sonra, 214
Dört Soru, 111
Droit constitutionnel, 131
Droit imparfait, 194
Duez, 184
Duguit, 141, 182
Duhamel, 54
Duverger, 39, 187
Duvergercilik, 188
Duvergerismo, 188
Duygusal Yük, 98
Dünya Anayasaları Derlemeleri, 38
Düstur, 29
Eksik Hukuk, 194
Eleştiriler, 260
Emotive Charge, 98
Emotive Impact, 98
Erdoğan, 139, 244
Eroğul, 140, 238
Esas Teşkilât Hukuku, 134
Esen, 133, 143, 204
Esmein, 141, 181
Etnik Grup, 113
Existence matérielle, 28
Favoreu, 191
Felsefî Açı, 158
Felsefî Yaklaşım, 158
Ferrare Üniversitesi, 179
Fıkra, 71
Fihrist, 129
Fişekçi, 65
Flanz, 39
Fonksiyonel Açı, 147
Frank, 7
313
Frankena, 12
Fransa'da Anayasa Hukuku Eserleri, 48
Fransız Anayasa Hukuku Dergileri, 53
Fransız Anayasa Hukuku Doktrini
Konuları, 148
Fransız Anayasa Hukuku, 179
Fransız Anayasa Konseyi Kararları, 43
Fransız Anayasa Konseyi, 43
Fransız Doktrininde Anayasa Hukuku
Tanımı, 141
Gazete Yazıları, 274
Genel Kamu Hukuku, 164
Gerçek Sözcüğü, 104
Giritli, 228
Gören, 253
Gözler, 36, 44
Gözübüyük, 36, 144, 232
Grands pouvoirs publics, 171
Grünberg, 85, 103
Guizot, 180
Gürbüz, 38
Hafızoğulları, 10
Hahn, 7
Hakimler Ve Savcılar Yüksek Kurulu,
101
Hauriou, 183
Heraclite, 14
Hirş, 2
Hukuk Devleti, 100
Hukuk Dogmatiğini, 160
Hukuk Genel Teorisi, 160
Hukuk-ı Esâsiyye, 134
Hukuki Pozitivizm, 12
Hukukî Yaklaşım, 159
Hume Kanunu, 8
Hükûmet ile İdare Arasındaki Fark, 171
Hükûmet Etmek, 172
İç Mantıki Tutarlılık, 161
İçtihadî Anayasa Hukuku, 192
İdare Etmek, 172
İdare Hukuku, 170
İdarî İşler, 172
İdeolojik Yaklaşım, 219
İkinci Dönem, 187
İkinci Dönemin Konuları, 150
İndeksleme, 81
Index, 129
314
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
İngiltere, 50
İnsan Hakları Kavramı, 100
Institutions politiques, 188
Instrumentum, 29
İnternet ile Kaynak Tarama, 59
İnternet Kaynaklarına Atıf Usûlü:, 126
İnternet, 66
İnternetle Kaynak Tarama, 57
İnternette Anayasalar, 37
İnternette Aracılığıyla Mevzuatın Temin
Edilmesi, 67
İnternette Yabancı Anayasalar, 39
İstanbul Ekolü, 258
İsviçre, 50
İtalyan Anayasa Mahkemesi Kararları,
45
Jefferson, 84
Joseph-Barthélemy, 184
Jugements de fait, 11
Jugements de valeur, 11
Jürisprüdansiyel, 192
Kan, 116
Kanun-ı Esâsî, 132
Kapalı Raf, 63
Karamustafaoğlu, 36
Kararların İsimlendirilmesi Sorunu, 121
Karayalçın, 1, 2
Karşı Oy Yazıları, 78
Kaynak Taraması, 55
Kaynak Temin Etme, 60
Kelime Oyunları, 105
Kelimelerin Duygusal Etkisine Karşı
Dikkatli Olunmalı, 98
Kelsen, 10, 13, 14, 17
Kenar Başlıkları, 70
Kesinlik Bildiren Deyimlere Karşı
Dikkatli Olunmalı, 107
Keyman, 3
Kısaltmalar, 118
Kili, 36
Kitaplara Atıf Usûlü:, 125
Klasik Doktrininin Konuları, 149
Klasik Dönem, 148
Klasik Teorisi, 180
Kocahanoğlu, 37
Kubalı, 140, 173, 202
Kurban, 105
Kurumsal Anayasa Hukuku, 193
Kutsal Türk Devleti, 87
Kürkçüer, 143, 137, 213
Kütüphane Kataloglarından Kaynak
Taraması, 55
Kütüphaneler Arası Ödünç Servisi, 65
Kütüphaneler, 61
L. Ed.: United States Supreme Court
Reports, Lawyers’ Edition, 44
Laferrière, 141, 171, 184
Lavroff, 39, 189, 196
Lex imperfecta, 194
Logical Positivism, 7
Lütem, 38
Madde, 71
Maddî Anayasa Hukuku, 194
Maden Kanunu, 93
Madencilik Sektörü, 93
Makaleler, 51
Makalelere Atıf Usûlü, 125
Malî Hukuk, 175
Mantık, 19
Mantıkçı Pozitivizm, 7
Meny, 39
Meta-Etik Görecelilik, 12
Methodos, 1
Metin Sapkınları Zamanı, 180
Metod Bağdaştırmacılığı, 17, 162, 273,
274
Metod, 1
Metodoloji, 1
Mezhep, 113
Mirkine-Guetzévitch, 38
Milli Kütüphane, 57, 61
Monografiler, 50
Moore, 12
Mutlak Değerler, 10
Münhasıran Hukukî Yaklaşım, 162
Nakilcilik, 267
Naturalistic Fallacy, 12
Neurath, 7
Normatif Anayasa Hukuku, 193
Normatif Dil, 21
Normatif Görecelilik, 12
Notes et Etudes Documentaires, 53
Oberdorff, 38
Obiter dictum, 74, 75
DİZİN
Okandan, 164
Okuma Tekniği, 69
Okuma, 69
Okumada Mantık Bakımından Dikkat
Edilecek Hususlar, 82
Olgusal Yargılar, 11
Opalek, 13
Organes Supérieurs De l’Etat, 141
Organik Açı, 147
Osman Sermet, 198
Osmanlı Devri, 197
Öğretim Elemanlarının Seçilmesi, 287
Öğretim Elemanlarının Terfileri, 288
Ölçü Norm, 75
Ölüler, 116
Öneriler, 279
Önerme, 19
Özbudun, 233-238
Özçelik, 137, 144, 214
Özden, 96, 106
Özel Kaynaklar, 34
Özer, 134
Özkul, 42
Öztürk, 36
Pactet, 39
Pazarcı Taktiği, 114
Peaslee, 39
Peiser, 39
Petit Robert, 132
Pouvoirs, 53
Pozitivist Teori, 7
Pozitivist Teorinin Üç Temel Özelliği, 7
Proposition, 19
Pureté, 162
Ratio decidendi, 74, 75
Recueil Dalloz-Sirey, 53
Recueil des décisions du conseil
constitutionnel, 43
Referans Norm, 76
Reichenbach, 7
Resmî Gazete, 29
Resmî Kaynaklar, 29
Retorik, 103
Revue du droit public, 53
Revue française de droit administratif,
53
315
Revue française de droit constitutionnel,
53
Revue française de science politique, 53
Reyntjens, 39
RG, 121
Rossi, 180
Rumpf, 255
Russell (Bertrand), 7
S. Ct.: Supreme Court Reporters, 45
Sabuncu, 243
Saflık, 17, 162
Sammlung der Entscheidungen des
Bundesverfas-Sungsgerichts, 45
Sarmaşık, 228
Savaş, 92
Savcı, 105
Schlick, 7
Simples autorités administratives, 171
Sistematik Eserler, 46
Sistematik Kataloglar, 56
Siyasal Eğilim, 111
Siyasal Kurumlar, 188
Siyasî İşler, 172
Social Sciences Abstracts, 58, 264
Social Sciences Citation Index, 58, 262265
Sosyolojik Yaklaşım, 159
Soysal, 229
Sözlükler, 54
Strasbourg Okulu, 186
Süreli Yayınlar, 51
Syncrétisme, 17, 162, 274
Tabiî Hukuk Doktrini, 10
Tabiî Hukuk, 8
Tabiî Hukukun Reddi, 7
Tabii Safsata, 12
Tali Gerekçe, 75
Tanilli, 37, 86, 97, 104, 115, 219
Tanrı, 9
Tarihî Açı, 157
Tarihî Değerlendirmeler, 94
Tarihî Yaklaşım, 157
Tartışmayı Gerektirmeyecek Derecede
Açık, 108
Tasviri Görecelilik, 12
TBMM Tutanak Dergisi, 30
TEK’in Özelleştirilmesi, 91
316
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
Temsilciler Meclisi Tutanak Dergisi, 30
Terminoloji, 131
Teşkilât-ı Esâsiyye Kanunu, 132, 133
Teşkilât-ı Esâsiyye, 133
Teziç, 144, 221
Tikveş, 144, 248
Toulouse Hukuk Fakültesi, 183
Toulouse Okulu, 186
Tunaya, 144, 216
Turhan, 36, 45
Turpin, 180
Tutanak Dergisi, 30
Türk Anayasa Hukukçuları Derneği,
284
Türk Anayasa Hukuku Dergisi, 282
Türk Anayasa Hukuku Doktrininin
Genel Değerlendirmesi, 258
Türk Anayasa Hukuku Doktrininin
Konuları, 151
Türk Anayasa Hukuku, 152, 197
Türk Anayasa Mahkemesi Kararları, 41
Türk Anayasaları, 29
Türk Dergileri, 51
Türk Doktrininde Anayasa Hukuku
Tanımı, 142
Türk Hukuk Siteleri, 66
Türk Kütüphanelerinin Fakirliği, 64
Türkiye'de Anayasa Hukuku Eserleri,
46
Tüzel, 143, 213
U. S.: United States Reports, 44
ULAKBİM, 59
Uman, 133
Umumi Amme Hukuku, 164
United States Supreme Court, 44
Üç Soru, 27
Üçüncü Dönem, 190
Üniversite Kütüphaneleri, 62
Üskül, 105, 142, 172, 185
Vérification empirique, 11
Viyana Çevresi, 7
Wiener Kreiss, 7
Wroblewski, 13
Yabancı Anayasa Yargısı Organlarının
Kararlarının Bilgi Kaynakları, 43
Yabancı Anayasalar, 37
Yabancı Dil, 286
Yabancı Hukuk Siteleri, 67
Yabancı Literatür, 284
Yaklaşım Açıları, 157
Yaklaşımların Eşit Değeri, 161
Yaptırmalı Önermeler, 22
Yargı Bağımsızlığı, 100
Yayınevleri, 60
Yayınlanmamış Çalışmalar, 128
Yayınlanmamış Yüksek Lisans Ve
Doktora Tezlerine Atıf Usûlü, 126
Yayınlanmış Tebliğe Atıf:, 125
Yayla, 223
Yazma, 117
Yeni Anayasa Hukuku, 190
Yeni Anayasa Hukukunun Konuları,
150
Yeni Türk Anayasa Hukuku Doktrini
Kurulurken, 279
Yüksek Teşkilât, 171
Yüzbaşıoğlu, 35
Zabıt Ceridesi, 30
EK:
KEMAL GÖZLER’İN ÖZGEÇMİŞİ VE YAYIN LİSTESİ
318
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
KEMAL GÖZLER’İN ÖZGEÇMİŞİ VE YAYIN LİSTESİ
I. ÖZGEÇMİŞ
Biga, 31.03.1966.
1. Öğrenim:
1983-1987
Lisans: Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi
1998-1990
Yüksek Lisans (Kamu Hukuku): Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Anabilimdalı
1990-1992
Yüksek Lisans (DEA) (Kamu Hukuku): Bordeaux Üniversitesi
Hukuk Fakültesi (Fransa)
1992-1995
Doktora (Kamu Hukuku): Bordeaux Üniversitesi Hukuk Fakültesi (Fransa)
2. Meslekî Çalışma:
1988-1997
Araştırma Görevlisi: Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Genel
Kamu Hukuku Anabilimdalı
1997Yardımcı Doçent: Uludağ Üniversitesi İktisadî ve İdarî Bilimler
Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü Hukuk Bilimleri Anabilimdalı
Yabancı Dil:
Fransızca: Doçentlik Dil Sınavı, 100/100; KPDS (A, 97/100)
İngilizce: KPDS, B (82/100)
II. TEZLER
A. YÜKSEK LİSANS TEZLERİ
1. Kurucu İktidar, Yüksek Lisans Tezi, Danışman: Prof. Dr. Yahya K. Zabunoğlu,
Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku
Anabilimdalı, 1990, VIII+219 s.
2. Le pouvoir constituant originaire, Mémoire du D.E.A. de Droit public, Directeur
de recherches : Prof. Dmitri Georges Lavroff, Université de Bordeaux I,
Faculté de droit, des sciences sociales et politiques, 1992, 93 s.
B. DOKTORA TEZİ
Le pouvoir de révision constitutionnelle, Thèse pour le doctorat en droit, Directeur
de recherches: Prof. Dmitri Georges Lavroff, Université Montesquieu Bordeaux IV, Faculté de droit, des sciences sociales et politiques, 1995,
774 s.
(“Très honarable avec félicitations du jury” derecesi ile kabul edilmiştir).
(Atelier national de reproduction des thèses, ISSN 0294-1767, Numéro de code:
3840.20688/96, 95/BOR4/0027, © A.N.R.T. Université de Lille, 1996).
III. YAYINLAR
A. KİTAPLAR
1. Le pouvoir de révision constitutionnelle, Villeneuve d'Ascq, Presses
universitaires du Septentrion, 1997, 2 cilt, 774 s.
(Türkiye Bilimler Akademisinin 13.10.1997 tarih ve TÜBA/1052 sayılı kararıyla “Türkiye
Bilimler Akademisi Sosyal Bilimler Alanında Uluslararası Bilimsel Yayınları Özendirme
Programı” çerçevesinde teşvik primi almıştır).
2. Hukukun Genel Teorisine Giriş: Hukuk Normlarının Geçerliliği ve Yorumu
Sorunu, Ankara, US-A Yayıncılık, 1988, IV+245 s. (Türk Sosyal Bilimler
Derneği Genç Sosyal Bilimciler Birincilik Ödülünü almıştır).
3. Hukuka Giriş, Bursa, Ekin Kitabevi Yayınları, 1998, XVI+384 s.
4. Kurucu İktidar, Bursa, Ekin Kitabevi Yayınları, 1998, XVI+191 s.
ÖZGEÇMİŞ VE YAYIN LİSTESİ
319
5. Türk Anayasaları, Bursa, Ekin Kitabevi Yayınları, 1999, 359 s.
6. Anayasa Hukukunun Metodolojisi, Bursa, Ekin Kitabevi Yayınları, 1999,
VIII+303 s.
7. Pouvoir constituant, Bursa, Ekin Kitabevi Yayınları, 1999, VIII+120 s.
8. Anayasa Normlarının Geçerliliği Sorunu, Bursa, Ekin Kitabevi Yayınları, 1999,
VIII+320 s.
B. MAKALELER
1. “Halkoylamasının Değeri,” Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt
XL, 1988, Sayı 1-4, s.97-113.
2. “Sigara İçme Özgürlüğü ve Sınırları: Özgürlüklerin Sınırlandırılması Problemi
Açısından Sigara Yasağı,” Ankara Barosu Dergisi, Yıl 47, Sayı 1, Ocak
1990, s.31-67.
3. “Olağanüstü Hal Rejimlerinde Özgürlüklerin Sınırlandırılması Sistemi ve Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamelerin Hukuki Rejimi,” Ankara
Barosu Dergisi, Yıl 47, Sayı 4, Ağustos 1990, s.561-590.
4. “Bireysel Başvuru ve Kıbrıs Sorunu,” İnsan Hakları Yıllığı, Cilt 15, 1993, s.165174.
5. “Η Οµοσπονδιοποιηση τηζ Ελληνοτουρκικηζ 'Πολιτειαζ του Αιγαιου'”,
Εναυοµα, Τευxοζ 2 − Μαρτιοζ 1993, s.11-13.
6. “Fransız Anayasa Konseyi Kararları Kroniği: 1994”, Ankara Üniversitesi Hukuk
Fakültesi Dergisi, Cilt 44, 1995, Sayı 1-4, s.809-819.
7. “La question de la supériorité des normes de droit international sur la
constitution”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 45, 1996,
Sayı 1-4, s.195-211.
8. “Sur la validité des limites de la révision constitutionnelle déduites de l’esprit de
la constitution”, Annales de la Faculté de droit d’İstanbul, Vol.XXXI, mai
1997, s.109-121.
9. “Realist Yorum Teorisi ve Mekanist Anayasa Anlayışı”, Anayasa Yargısı, Ankara, Anayasa Mahkemesi Yayını, 1998, Cilt 15, s.205-249.
10. “Düzenleyici İşlemlerde Dava Açma Süresinin Başlangıcı Konusunda Üçüncü
Bir İhtimal”, Ankara Barosu Dergisi, 1998, Sayı 3, s.27-32.
11. “Cumhuriyet ve Monarşi”, Türkiye Günlüğü, Sayı 53, Kasım-Aralık 1998,
s.27-34.
12. “Hukuk Açısından Monarşi ve Cumhuriyet Kavramlarının Tanımı Sorunu”,
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, Cilt 54, 1999, Sayı 1, s.51-62.
13. “İnsan Hakları Normlarının Anayasaüstülüğü Sorunu”, Türkiye’de İnsan Hakları, Ankara, TODAİE Yayını, 1999, (Çıkacak) (6-7 Aralık 1998 tarihinde
TODAİE’de düzenlenen “Türkiye’de İnsan Hakları Konferansı”nda sunulan
tebliğ).
Yard.Doç.Dr. Kemal GÖZLER
Uludağ Üniversitesi
İktisadî ve İdarî Bilimler Fakültesi
Kamu Yönetimi Bölümü
16059 Görükle – BURSA
Tel: (0224) 442 87 37
E-Mail: [email protected]
http://www20.uludag.edu.tr/∼gozler
http://www.geocities.com/CollegePark/
Classroom/5921
320
ANAYASA HUKUKUNUN METODOLOJİSİ
Download
Random flashcards
Create flashcards