Danışan Odaklı Terapi

advertisement
Psikoterapist CEM KECE
www.cemkece.com.tr
Danışan Odaklı Terapi
"Konuşma merkezli psikoterapi" olarak da adlandırılan birey odaklı psikoterapide, insanın sağlıklı
gelişimi için temel ihtiyacının olumlu ve koşulsuz bir şekilde değer görmek (özellikle de kendi
ebeveynleri tarafından) olduğu varsayılır.
Çocukluk dönemindeki olumsuz deneyimler, kişinin kendisi hakkında olumsuz bir imge oluşturmasına
yol açar. Bu nedenle, kişinin yapıcı deneyimler yaşayıp kendisini gittikçe daha iyi anlama ve
geliştirme yeteneği kısıtlanabilir. Bunların üzerine bir de zor yaşam şartları ve içinde bulunduğu
ilişkinin veya iş hayatının sorunları eklenebilir. Birey odaklı psikoterapiye göre, psikolojik sorunlar
genelde insanın kendi kendini algılayış şekliyle çelişen deneyim ve duygularını kabullenememesi
yüzünden oluşur. Birey odaklı psikoterapide, her insanın olumlu yönde gelişme yeteneği olduğu
varsayılır. Bu yüzden; psikolojik bir sıkıntı yaşanması durumunda kendi durumunu en iyi analiz
edebilecek ve sorunlarına çözüm geliştirecek olan da insanın kendisidir. Birey odaklı psikoterapide
danışan “kendi kendinin uzmanı” kabul edilir. Bu nedenle terapinin merkezinde kendini keşfetme
vardır. Danışanın doğal gelişme ve iyileşme süreci, psikoterapistin onu mümkün olduğunca
değerlendirmeden, onunla empati kurarak, duygularını anlayarak geri bildirimlerde bulunmasıyla
desteklenir. Psikoterapist, danışanı koşulsuz bir şekilde ve olduğu gibi kabul eder, yani onun her
davranışını değerlendirmeden, kişiliğini tutarlı bir şekilde görerek, sağlığına kavuşmasına yardımcı
olmaya elverişli bir ortam oluşturur. Danışanın psikoterapi sürecinde yaşadığı deneyimler ve
kazandığı yeni beceriler, gelecekte karşılaşabileceği sorunlara da yaratıcı çözümler bulmasına
yardımcı olur. Birey odaklı psikoterapide, özellikle danışanın duygusal deneyimleri vurgulanarak
duygularının ve düşüncelerinin değiştirilmesine odaklanır. Psikoterapist ile danışanın karşılıklı
oturduğu konuşma merkezli psikoterapi, genellikle haftada bir seans olmak üzere, altı ay ile bir yıl
arasında sürer.
Bireylere esas itibariyle güvenilmesi gerektiğini savunan ve insanların kendi kendilerini anlamaları
için güçlü bir potansiyele sahip olduklarını belirten Carl Rogers, psikolojide hümanistik yaklaşımın
kurucularından ve psikoterapi araştırmaları yapan psikologlar içinde en önemlilerinden birisi olarak
görülen ABD'li psikologdur. Danışanın iyi bir terapötik ilişki içerisinde olduğunda kendini yönlendirip
gelişebilme gücüne de sahip olacağını ifade eden Rogers, 20. yüzyılın en çok etkilenilen altı
psikoloğundan biri ve Sigmund Freud'dan sonra en önemli klinikçi olarak
gösterilmektedir. “Danışandan hız alan yaklaşım”, varoluşçu felsefe gibi insancıl yaklaşımların bir
koludur ve 1940’lı yıllarda yönlendirici ve geleneksel psikoterapi yaklaşımına karşı
olarak “yönlendirici olamayan danışma” adı altında Rogers tarafından geliştirilmiştir. Kendi özerk
iradesine uygun davranabilme, değişik yaşantılara açık olma, kendinin güçlü ve zayıf yönlerinin
farkında olma, kendini ve başkalarını olduğu gibi kabul etme, değişime açık olma, Rogers’a göre ruh
sağlığının işaretleridir. Terapist bu işaretleri ortaya çıkartmak için gerektiğinde kendisine ait bir
hatırayı danışanın iyileşmesine vesile olabilmek için kullanabilir ve gerektiğinde kendisini terapinin
bir parçası kılabilir. Ayrıca Rogers, terapistin danışanına koşulsuz olumlu kabulle yaklaştığında, onu
etkin biçimde dinleyip düşünsel ve duygusal geri bildirimlerini duyarlı ve doğru bir şekilde verdiğinde
gerçek empatinin ortaya çıktığını ileri sürmüş ve empatiyi kuramının merkezine yerleştirmiştir. Yani
empati danışanın içsel başvuru çerçevesini ve ona eşlik eden anlamları, duyguları, düşünceleri,
seçimleri sanki danışanın yerindeymiş gibi ama terapistin kendini kaybetmeden algılama durumudur.
Terapist, danışanın dünyasına girip, onun dünyayı nasıl algıladığını hissedebiliyorsa, onun
ayakkabılarıyla onun yolundan yürüyebiliyorsa, onun gözleriyle onun hayatını görebiliyorsa,
danışanın duygularını ve bu duyguların altında yatan davranış ve yaşantıları anlayıp bunu
karşısındakine sahici bir şekilde iletebiliyorsa, açık empatik anlayışa sahip demektir. Bu da danışanın
direncini kırarak ruhsal problemin çözümüne ve eyleme geçme konusunda onu motive edebilir. “İyi
bir yaşam, bir durum değil, bir süreçtir. Bir varış noktası değil bir yöndür” diyen Rogers, bu hedefe
ulaşan insanlara “potansiyelini tam kullanan kişi” adını vermiştir.
Yayınlanma tarihi: 12.07.2017
Makale adresi: http://www.cemkece.com.tr/m-danisan-odakli-terapi.html
1/2
Psikoterapist CEM KECE
www.cemkece.com.tr
Web : http://www.cemkece.com.tr
Facebook: http://facebook.com/drcemkece
Twitter: http://twitter.com/drcemkece
Google+: https://plus.google.com/114707731481596974039
Instagram: http://instagram.com/drcemkece
Youtube: http://youtube.com/user/cisedorgtr
RSS: http://feeds.feedburner.com/drcemkece
2/2
Powered by TCPDF (www.tcpdf.org)
Download