akşam - AK Parti

advertisement
Köşe Yazıları – 19/07/2017
AKŞAM
15 Temmuz olayının sonuçları: 1Darbeler devri kapandı
Vedat Bilgin
Bir olayı anlamak için sebeplerini analiz etmek ne
kadar önemliyse, sonuçlarını araştırıp ortaya
koymak da o kadar önemlidir. Tarihin akışını
değiştiren bir olay olarak nitelendirdiğim 15
Temmuz olayı (15 Temmuz’ da ortaya çıkan ihanet
ve büyük Türk milletinin buna verdiği cevap)
sonuçları bakımından ele alınıp incelendiğinde ilk
görülecek husus bundan sonra darbelerin defterinin
kapanmış olması gerçeğidir.
“Birkaç yıl önce artık Türkiye’de neden darbe
olamaz diyerek yaptığım analizlerde Türk
toplum yapısının değiştiğini, artık bildiğiniz
kendi kavramlaştırmama göre, köylülükten
çıkan, farklılaşan, sınıflaşan, kentli orta
sınıfların ve modern ekonomik ilişki ağlarının
yükseldiği, piyasa ve modern kurumların
geliştiği bir ülkede askerlerin darbe yapma
şartlarının tarihsel ömrünü doldurduğunu
söylüyordum.”
Eski toplum ve darbeci gelenek
Siyasi bakımdan devlet yapısını
demokratikleştirecek reformların arka arkaya
gelmesi, ekonomide yaşanan sıçrama kabilinden
gelişmeler, küresel ekonomiye açılma ve
uluslararası ilişkilerde bölgesel bir etki alanına
sahip olan Türkiye’ de darbe yapmaya kalkmak
ancak gerici bir tavır olurdu. Ayrıca böyle bir şeye
kalkışacak ahmakların bütünüyle dünyadan
habersiz olmaları gerekirdi. Dolayısıyla ordu
içinde eski tarz cunta heveslileri bulunsa da asla
böyle bir şeye kalkamayacaklarını savunuyordum.
Türkiye’ nin yaşadığı toplumsal değişme
dalgalarının ortaya çıkardığı yeni toplumsal
tabakalar yeni kurumsal yapı karşısında yapısal
olarak darbeciliğin tükenmesini, bir
anlamda ‘aydın-bürokrat-militer unsurların
oluşturduğu tarihsel iktidar
blokunun’ iktidarının sonunu getirdiği analiziyle
böyle bir önermede bulunurken yanılıyor olamaz
mıydım?
“Sık sık söylenen, ilk bakışta doğru gibi
görünen ‘1960’ta halk M enderes’e sahip çıksa
sokaklara dökülse 27 M ayıs darbesi
başarılamaz, Başbakan idam edilemezdi veya
Süleyman Bey 12 M art ya da 12 Eylül’de
şapkasını alıp gitmeseydi, halk sokağa çıksaydı
darbeler yapılamazdı, akim kalırdı’ yorumları
elbette doğru değildir. O zamanların % 70-80
oranında tarımsal toplumunda köylüler sokağa
çıksa kimin umurunda olurdu! Köylüler
tarlalarını ekmese veya ateşe verip ürünlerini
yaksalar ancak kendilerine zarar verir açlık
yoksulluk çekmekten başka bir netice alabilirler
miydi? Süleyman Bey şapkasını alsa da, bıraksa
da onu Başbakanlık koltuğunda bir gün dahi
tutmaya kimin gücü yeterdi?”
Sivileşme dinamiği darbeciliği öldürdü
Meseleyi doğru değerlendirmek gerekir: İki binli
yılların ilk çeyreğindeki Türkiye artık devlet
karşısında, devletin beşeri zümreleri karşısında
toplumu güçlü olan bir Türkiye’ dir. Darbeye
AK PARTİ GRUP BAŞKANLIĞI – BASIN MÜŞAVİRLİĞİ
Köşe Yazıları – 19/07/2017
direnecek toplumsal grupları üreten bu sivilleşme
dinamiği, aynı zamanda ordunun klasik cuntadarbe mekanizmasını da felç etmiştir ki, kapalı bir
cemaat/gizli örgüt halinde ortaya çıkan FETÖ
yapılanmasının ihanetine meydan okuyan siyasi
lider olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan da, siyasi
aktörler de bu dinamiğin siyasetçileridir.
Klasik darbe mekaniğinde, cunta karar verip
harekete geçtiğinde önce Ankara Radyosu ve
televizyon ele geçirilerek işe başlardı. Öyle ki
Ankara Radyosu’ nu ele geçiren 27 Mayısçıların
binanın kapısının iki yanına diktiği iki silahlı asker
Özal onları oradan çekip alana kadar orada nöbet
tutarlardı. Bugünkü iletişim çağında
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ ın halka çağrı yaptığı
iletişim ortamının bizatihi kendisi bile sivilleşme
dinamiğinin toplumla bütünleşmesini sağlayan
gücünü ortaya koymaktadır.
“Bütün bunlardan daha önemli bir şey ise
darbeye karşı meydana çıkan halkın, ülkeye ve
demokrasiye birlikte sahip çıkılacağını
yaşayarak ortaya koyduğu tavırdır. Bunun
tarihi olarak ‘demokrasiye sahip çıkma
bilincini’ yarattığını ve buradan geriye gidişin
olmayacağının altını çimek istiyorum. Bugün bu
bilinç, halkta bir ‘özgüven’ yaratmıştır ve 15
Temmuz’un yıldönümü bunu perçinlemiş
bulunmaktadır.” Artık bütünüyle darbeler devri
kapanmıştır.
STAR
Milletimizin dünyaya mesajı
Yalçın Akdoğan
15 Temmuz’ un yıldönümünde aziz milletimiz
dosta düşmana, içeriye dışarıya, tüm dünyaya çok
güçlü mesajlar verdi.
Gerek 15 Temmuz kalkışmasının olduğu gün
sokaklara sel olup taşan milyonlar, gerek 15
Temmuz anmalarında meydanları dolduran
milyonlar aslında aynı mesajı verdiler.
Bir milletin çıplak elle, sağduyu ve aklıselimle,
son derece demokratik ve barışçıl bir
şekilde tankları-topları püskürtmesi bir ilktir. İ lk
defa bir lider darbeye karşı milleti sokağa davet
etmiş ve ilk defa bir millet darbe girişimine
geçit vermemiştir. 15 Temmuz kahramanlık
destanını lideriyle toplumuyla bu millet yazmıştır
ve destanına da sahip çıktığını ve çıkacağını hafta
sonu herkese göstermiştir.
İ lk mesaj, FETÖ’cü hainleredir. Milletimiz
FETÖ’ cülerin kalkışmasına 1 yıl önce dur demiştir
ve bundan sonra da kesinlikle eyvallah
etmeyeceğini güçlü bir şekilde ortaya koymuştur.
FETÖ’ nün habis ve hastalıklı yapısı, Türkiye’ yi
esir almaya ve yabancı güçler adına hâkimiyet
kurmaya çalışan hain emelleri tam anlamıyla
anlaşılmış ve deşifre olmuştur. İster dış güçler
ister kriptolar, kim kiminle işbirliği yaparsa yapsın,
bu millet bu ihanet şebekesine hiçbir zaman rıza
göstermeyecektir.
İ kinci mesaj, tüm darbeci ve vesayetçileredir.
Türk milleti sadece FETÖ’ nün kalkışmasına değil
tüm darbelere karşı olduğunu ve müsamaha
göstermeyeceğini ilan etmiştir. Darbeler,
müdahaleler, kalkışmalar kimden gelirse ve kime
karşı olursa olsun, milletimiz demokrasinin
yanında saf tutacak, pasif değil aktif bir şekilde
süreçlere müdahale edecektir.
Üçüncü mesaj, terör örgütleriyle mücadele eden
devletedir. 15 Temmuz destanına aynı heyecanla
sahip çıkan milletimiz, FETÖ başta olmak üzere
terör örgütlerine karşı yürütülen mücadelenin
haklılığını teyid etmiş, asla rehavete kapılmamak
gerektiğini haykırmıştır.
AK PARTİ GRUP BAŞKANLIĞI – BASIN MÜŞAVİRLİĞİ
Köşe Yazıları – 19/07/2017
Dördüncü mesaj, CHP ve Kılıçdaroğlu’nadır.
Kontrollü darbe söylemleriyle ve mağdur
edebiyatıyla FETÖ’ nün değirmenine su taşıyan
Kılıçdaroğlu’ na 15 Temmuz ruhunu sahiplenen
milyonlarca insan ‘ hezeyana kapılma, oyuna
gelme’ uyarısında bulunmuştur.
Beşinci mesaj, bölgemizde siyaset mühendisliği
yaparak halkların iradelerine boyunduruk
vurmaya çalışan küresel güçleredir.Kimi Avrupa
ve Balkan ülkelerinden, Mısır ve Libya’ ya kadar
birçok ülkede hükümetleri deviren, siyasete
müdahale ederek halkların iradelerini
şekillendirmeye çalışan güç odaklarına aziz
milletimiz güçlü bir şekilde ‘ dur’ demiştir.
Arap Baharını tersine çevirerek bölge halklarını
etkisiz eleman gibi konumlandırmaya çalışan bu
güçlere karşı Türkiye’den güçlü bir karşı ses
yükselmiş, Türkiye’nin yolgeçen hanı olmadığı,
Türkiye’de milletin asıl aktör ve asli unsur
olduğu gösterilmiştir.
Türk milletinin bu şanlı direnişi, boyunduruk altına
alınmak istenen tüm bölge halkları için büyük
bir örneklik oluşturacaktır.
15 Temmuz sadece 1960’ da başlayan
darbeci/vesayetçi düzenin son bulduğu ve milletin
iradesinin tam anlamıyla hâkim olduğu
bir demokratik milat değildir, aynı
zamanda bölgemizde yaşanan dış müdahale ve
küresel vesayet özlemlerine karşı milletin oyunu
bozduğu ve kendi oyununu kurduğu bir
dönemin başlangıcıdır.
Altıncı mesaj, şehit ailelerine ve
gazilerimizedir. 80 milyon vatan evladı, şehit ve
gazilerimizi asla unutmayacağını, onların
emanetlerine sahip çıkacağını ortaya
koymuştur.Darbelere ve işgal girişimlerine karşı
direnmenin elbette bir bedeli vardır. Milletimiz bu
bedeli canıyla kanıyla ödemekten
çekinmeyeceğini, bunun ne kadar büyük bir
kahramanlık olduğunu, kahramanlık ortaya
koyanlara da nasıl sahip çıkılacağını bütün
dünyaya göstermiştir.
Kahraman milletimiz,demokrasinin asli aktörü
olduğunu ve asla iradesine yönelik saldırılara
pabuç bırakmayacağını ortaya koymuştur.
SABAH
Konformizmle abat olunmaz!
Fahrettin Altun
Yeni dönemin imkânları da çok, meydan
okumaları da. 15 Temmuz'dan sonra bu ülkede
millet lehine pek çok gelişme yaşandı.
1. Terör örgütleriyle çok daha etkin bir
mücadele başlatıldı. PKK'ya ağır kayıplar
verdirildi. FETÖ devletten temizlenmeye
başladı.
2. Devlet yeni bir güvenlik doktriniyle sadece
sınırlarımız içinde değil, sınırlarımız dışında da
terörle mücadele edeceğini gösterdi. Türkiye
ilk defa bölgesinde bu kadar açık ve net
biçimde kurulan bir oyunu bozdu. Sınırında
kurulmak istenen ve bölgeyi on yıllar boyu
istikrarsızlaştıracak olan terör devletini
engelledi.
3. Türkiye sistematik biçimde sürdürülen
uluslararası tecrit girişimlerini her seferinde
boşa çıkardı. Ne Batı'dan koptu, ne de Batı dışı
dünyayla ilişkilerini Batı'nın istediği gibi kurdu.
ABD ile ilişkilerini normalleştirmek için
çabalarken, Rusya ve Çin'le yeni bir ilişki
zemini inşa etti. Avrupalı ülkelerin tahriklerine
kapılmadı. Çıkarları neyi gerektiriyorsa ona
göre hareket etti.
4. 15 Temmuz'dan sonra Türkiye'nin yıllardır
hasretini çektiği hükümet sistemi değişimi
hayata geçirildi. 16 Nisan 2017'de siyasal
istikrarımız, ekonomik büyümemiz,
demokrasimiz adına dev bir adım atıldı.
5. Yerli ve milli siyaset güç kazandı. Toplumsal
alanda eşi benzeri görülmemiş bir milli
seferberlik ve mutabakat ortamı oluştu.
6. Meşruiyetini halktan alan güçlü bir siyasal
liderliğin Türkiye için ne denli büyük bir
kazanım olduğu fark edilmiş oldu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın siyasal liderliği
toplumun çok büyük bir kesiminde kabul
AK PARTİ GRUP BAŞKANLIĞI – BASIN MÜŞAVİRLİĞİ
Köşe Yazıları – 19/07/2017
gördü, takdir topladı.
7. Türkiye'nin karşı karşıya kaldığı tehdidin
boyutları hakkında bir toplumsal farkındalık
oluştu. Toplum hiç olmadığı kadar yüksek bir
siyasal bilinç geliştirdi.
8. Bürokratik oligarşi zayıfladı, devlet
yönetiminde ilk defa siviller bu denli güç
kazandı. Devletin tehdit algısı, bürokratik
oligarşinin temsilcisi konumundaki askerler
tarafından değil, sivil siyasetçiler tarafından
belirlenmeye başladı.
15 Temmuz destanından, 15 Temmuz
kıyamından nefret edenler, 15 Temmuz'da
sokağa çıkan halkı "Erdoğan'ın milisleri" diye
aşağılayanlar işte bütün bunlardan rahatsızlık
duyuyorlar. Çıldırıyor, öfkeden kuduruyorlar.
***
Evet, bunlar imkânlar. Bir de meydan okumalar
var. Hafife almamız gereken, bastırmamız değil
yüzleşmemiz icap eden meydan okumalar
bunlar.
Her şeyden önce yeni dönemde "inşa" ve
"mücadele"nin beraber yürütülmesi bir
zorunluluk. Ve bu hiç de kolay değil.
Bir yandan yıkacak, öte yandan yapacaksınız!
Bir yandan iktidarınızı tahkim edeceksiniz, öte
yandan demokrasinin sınırları içinde hareket
edeceksiniz! Bir yandan teröriste hesap
soracaksınız, öte yandan hukuksuz
davranmayacaksınız! Bir yandan küresel
adaletsizliklere karşı çıkacaksınız, öte yandan
uluslararası sistem içinde kalmaya devam
edeceksiniz! Ve bütün bunları taarruz
altındayken gerçekleştireceksiniz!
Kimse size güçlü Türkiye projenizi hayata
geçirin diye barış ve sükûnet içinde bir ortam
sunmayacak. Dış mihraklar terör örgütlerine
her tür desteği sunmaya, Türkiye'yi düşürmek
için her türlü fırsatı değerlendirmeye çalışacak.
Bir kere daha söylüyorum. İşte bu süreçte en
önemli sermayemiz, devlet-millet birlikteliği ve
milli birlik, bütünlük ortamımızdır.
Onu koruduktan sonra inşa sürecini bütün
engellemelere rağmen devam ettirebiliriz.
Bilelim ki zahmetsiz rahmet olmaz...
Konformizmle abat olunmaz... Çalışacağız ve
Allah'ın yardımıyla başaracağız...
YENİ ŞAFAK
FETÖ belasını Erdoğan’dan başka
kim savabilirdi?
Yasin Aktay
Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ülkemizin
karşılaştığı en büyük ihanet olayına 15
Temmuz’da bu millet verdiği destansı
cevabı bir yıl sonra bütün dünyaya haykırdı.
Baştan Ankara ve İstanbul olmak üzere
Türkiye’nin her yanında gerçekleşen
toplantılara halkın gösterdiği katılım, 15
Temmuz’un bu ülkenin geleceğini de inşa
eden önemli bir etkiyi yapacağını gösteriyor.
Neticesi son derece hayırlı görünen bu şer
olayını planlayanlar elbette böyle bir neticeyi
planlıyor değillerdi. Zaten neticede cezasını
bulan hiçbir mücrim, yola belasını bulacağı bu
neticeyi hedefleyerek çıkmaz. Bütün suçlular,
cürümlerini çok şeyler kazanacaklarını
umarak işlerler. Ama cürüm halinde
yakalandıklarında kazanmayı umdukları her şeyin
yanısıra sahibi oldukları her şeyi de kaybetmekle
belalarını bulmuş olurlar.
Bütün hesaplarını kusursuz bir cinayet
işlemek üzere kurmuş katillerin hepsi,
kendileri açısından acı, adalet açısından ise
tabi ki iyi olan bu gerçekle yüzleşirler.
15 Temmuz FETÖ açısından kusursuz bir cinayet
planıydı.Neticesinde hem düşmanları olan
Recep Tayip Erdoğan’dan kurtulmuş hem de
Türkiye’nin bütün varlığına el koyup onu
AK PARTİ GRUP BAŞKANLIĞI – BASIN MÜŞAVİRLİĞİ
Köşe Yazıları – 19/07/2017
işgalcilere peşkeş çekerek büyük sağlamış
olacaklardı. Kusursuz cinayet planı peşindeydiler,
bu ise cinayet planının en büyük kusuruydu.Çünkü
cinayeti işleyecek olan nihayetinden
insanlardı, mağdurlar da insanlardı, olaya
şahit olma ve engelleme ihtimali olan da
insanlardı. İnsanlarınsa bütün davranışlarını
önceden öngörebilen, bu davranışlardaki olağan
sürprizleri ona göre sigortalayabilen hiçbir
sosyoloji yoktur.
15 Temmuz darbenin, ihanetin, cürmün ve
kalleşliğin bütün bileşenlerinin üzerine
güneşin aydınlığını vurdu. Her şey ayan beyan
ortaya çıktı. O yüzden ülkenin kalp taşıyan
bütün insanları bu güneşin ışığıyla aydınlandı
ve safını tuttu. Bu safta bir milletin birliği,
dirliği ve beraberliği ortaya çıktı. Toplum
denilen naçiz bedene adeta bir ruh üflenmiş
oldu ve o beden bir millet oldu. O ruh
Türkiye’nin bütün insanlarını bir hakikate
katılmaya davet etti. Bu saatten sonra bu
davete katılmamanın, bu ruha karşı çıkmanın
bedeli tekrar karanlığa dalmaktan başkası
değildir.
Birinci yıldönümünde 15 Temmuz’un davet
ettiği bu hakikate milyonlar kahraman bir
milletin destanını okuyarak katıldı.
Kılıçdaroğlu ise bu meydana hariçten “ kontrollü
darbe” gazeli okumaya kalkıştı. Ne kadar
darbelere karşı olduğunu söylese de, ne kadar
15 Temmuz gecesi darbe karşıtlığı
mutabakatına katıldığını söylese de, okuduğu
gazelin güftesinin FETÖ’ ye ait olduğunu bilmeyen
yok. Hiçbir ahengi olmayan bir heavy metal
bestesi gibi, bütün etkinliğini gürültüyle
tekrarlamaktan alan bir propaganda lakırdısı
olarak “kontrollü darbe” ezberinin Türkiye
içindeki etkisinden ziyade dışarıya bir ses
ulaştırmayı hedeflediği çok açık. Yoksa 15
Temmuz’u hep birlikte yaşadık. Hangi insafsız
o gece yaşananları kontrolü darbeyi
yapanların dışında olan birilerinin
planladığını iddia edebilir?
Kılıçdaroğlu’nun ve “ kontrollü darbe” lakırdıları
darbe eylemi esnasında suçüstü yakalanmış
FETÖ mensuplarının kendilerini her ihtimalde
savunmak üzere sarıldıkları absürt bir
lakırdı. Peki Kılıçdaroğlu’ na ne
oluyor? Darbecilerle beraber yürüdüğü yollara dair
belgeler eninde sonunda çıkar da bu absürt
savunmasını şimdiden mi yapmış oluyor?
Şu aşamada bile AK Parti’yi ve
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı
geçmişte Gülencilerle işbirliği yapmış olmakla
suçlamaktan geri durmuyorlar. Hatta 2004
yılında MGK’da Fetullahçılara karşı tedbir
alınması yönünde çıkan kararı
uygulamamakla, ona muhalefet etmekle
suçluyorlar AK Parti’yi ve Erdoğan’ı. Sanki
kendilerine evveli ezelden dünya tarihinin en
sinsi en ikiyüzlü örgütlenmesi olan FETÖ
hakkında bir vahiy de, onlar da o vahye
sarsılmaz bir imanla bağlı olarak hiçbir zaman
onlarla ilişki kurmamışlar.
Hatırlatalım ki, 17-25 Aralık FETÖ’nün bütün
niyetleriyle ve suçlanabilir eylemleriyle ilk
defa alenen sahneye çıktığı bir olaydır ama
Kılıçdaroğlu ve milletvekilleri bu olayın
akabinde soluğu Zaman Gazetesi'nde alarak
Erdoğan’la bir savaşta onlarla birlikte
olduklarını ilan etti.
Ayrıca 2004 yılında MGK Fetullahçıları mücadele
edilmesi gereken bir “ irticai” yapı ilan ederken,
hedefe sadece Fetullahçıları değil, takıntı haline
gelmiş olan “ irtica” kavramı kapsamında bütün
dindarları koyuyordu.
Bütün dindarları hedef alan bir savaşta FETÖ
sadece büyütülmüş olurdu. O bunu da fırsata
dönüştürürdü, dönüştürdü de. O yüzden ona
mücadele denmezdi. Bu arada o günlerde
CHP’nin bütün dindarların
ötekileştirilmesinde oynadığı rolü bu
pişkinlikle kimseye unutturamaz Kılıçdaroğlu.
Ayrıca yine tekrar hatırlatmak isteriz. FETÖ,
faaliyetlerine başladığı altmışlı yılların
ortalarından itibaren bütün hükümetleri
etkileyip onları kullanmasını bildi. Onlara karşı
hiçbir hükümet etkili bir biçimde mücadele etmeyi
göze alamadı.
AK PARTİ GRUP BAŞKANLIĞI – BASIN MÜŞAVİRLİĞİ
Köşe Yazıları – 19/07/2017
Açıkçası hiçbir tarafı boş bırakmayan
kurnazlıkları yüzünden 28 Şubat’ın
yönlendiricileri durumundayken bile bu
dönemde ortaya çıkan gerçek mağduriyetlerden
bile, hiç etkilenmedikleri halde, dindar halk
nezdinde kendilerine bir rant devşirmeyi
başardılar.
Mavi Marmara Katliamı ile aynı tarihte (31
Mayıs 2010) gerçekleştirilen ve yedi şehit
verdiğimiz İskenderun’daki PKK saldırısının
arka planında İsrail’in yer aldığı
belgelenmiştir!
Müthiş komplo ve kumpas yetenekleri
sayesinde bütün siyasi partilere sızıp
yönetmeye çalıştılar. Kendilerine en karşı
görünen siyasi parti olarak CHP’yi de kendi
planlarını yürütmek için işe almayı
başardılar. Çünkü her seferinde, herkes için
reddedemeyecekleri bir teklifleri vardı.
Paralel Yapı’nın eski Gürcistan İmamı Hayati
Küçük, iki yıl önce ekranda “Paralel Yapı ile
PKK’nın 2005-2006’dan itibaren gizlice
işbirliği yapmaya başladığını” ifşa etmişti.
Bu halleriyle onlarla mücadele etmeyi göze
alabilecek hiç kimse yokken, memleketin bütün
tersaneleri, bütün müesseseleri, iktidarı muhalefeti
bu hainlerin işgalindeyken onlara karşı çıkmaya
sadece birisi cesaret edebildi, o da Recep Tayyip
Erdoğan.
Doğrusu onun dışında da hiç kimse bu mücadeleyi
veremezdi. CHP’ye kalsa, tıpkı 17-25 Aralık’ta
olduğu gibi bu yapıyla rakipleri (AK Parti)
karşısında onunla ittifak yaparak onu
büyütmeye devam ederdi.
Erdoğan’ın bu ülkede benim diyen herkesin
üzerinde tam da bundan dolayı büyük hakkı
var. Bu hakkını teslim edip bu ülkenin geleceği
adına teşekkür etmek varken, “ kontrollü darbe” ,
“ beraber yürüdünüz” gibi lakırdıları tekrarlamak
bu ihanet şebekesine ortak olmaktan başka bir şey
değildir.
YENİ ŞAFAK
İsrail+FETÖ
Tamer Korkmaz
Terör devleti İsrail’in Mavi Marmara
Katliamı’nı müteakip Wall Street Journal
gazetesine konuşan ve “İsrail’in otoritesine
baş kaldırılmamalıydı” diyen Gülen,
Ankara’yı suçlamış İsrail’e arka çıkmıştı.
*
Küçük, Gülen’in hayatı boyunca İsrail’in
aleyhinde bir tek söz dahi söylemediğine
dikkat çekerken şöyle demişti:
“Erbakan Filistin davasını sahiplenirken,
bizlere evinizde hatta yatak odalarınızda bile
İsrail hakkında menfi konuşmayın diye
telkinde bulunuyorlardı!”
Hayati Küçük’ün şu sözleri de FETÖ’nün
İsrail’in ne denli kontrolünde olduğunu
göstermesi bakımından ibretliktir:
“Türkiye’de İsrail’e ters düşen herkese biz
düşman olduk. İsrail’in istemediğini biz de
istemiyorduk. Paralel yapının şakirt dediği
tüm subaylar eğitim için İsrail’e gidiyordu.
ABD’de Gülen enstitülerini hep Yahudiler
kurdu!”
*
FETÖ’nün 15 Temmuz’daki darbe
kalkışmasından iki hafta sonrasında; Siyonist
kalemlerden Alon Goshen-Gottstein, Mavi
Marmara’daki Tel Aviv’i kollayan çıkışından
dolayı “ İsrail, Gülen’ e şükran borçlu” diye
yazmıştır.
Mevzu bahis yazısında terörist başı ve darbeci
Gülen’i öve öve bitiremeyen işte bu şahıs;
“Gülen Cemaati ile dostluğunun yirmi yıla
dayandığından” gururla söz ediyordu!
Fetullah Gülen Locaefendi’nin 9 Şubat 1998’de
Vatikan’da Papa İkinci Jean Paul ile
AK PARTİ GRUP BAŞKANLIĞI – BASIN MÜŞAVİRLİĞİ
Köşe Yazıları – 19/07/2017
görüşmesini sağlayan
Yahudi Morton Abramowitz’dir. 1989-1991’de
ABD’nin Ankara büyükelçisiydi. CIA
mensubudur.
Karlov’u öldüren FETÖ’cü polis Mevlüt Mert
Altıntaş’ın “izin kâğıdına” yazdığı adresteki
“ev”in Abdullah Bozkurt’a ait olduğu ortaya
çıkmıştı!
Gülen, Papa’ya bağlılığını bildirdiği Vatikan
ziyaretinden tam dört ay evvelinde (9 Ekim
1997) önde gelen bir Yahudi örgütü olan Anti
Defamation League’in Başkanı Abraham
Foxman ile İstanbul’da kucaklaşmıştır.
Vatikan’ın “Dinlerarası Diyalog”
projesi, ADL’in de “çok özel misyonları”
arasındadır!
*
*
Abraham Foxman, Zaman’a verdiği mülakatta
Gülen’i methetmekten yorulmamıştı! (31 Ocak
1998)
Onunla bu röportajı yapan Abdullah
Bozkurt, şimdilerde kaçak durumda
ve İsveç’ te Bağımsız Müslüman Türkiye’nin
aleyhinde faaliyetler yürütüyor.
FETÖ’nün “uluslar arası propaganda için
kurduğu” İsveç merkezli SCF (Stockholm
Center for Freedom) adlı kuruluşun başında
Abdullah Bozkurt var!
Geçenlerde 15 Temmuz’la alakalı bir rapor
yayınlayan kuruluş; 191 sayfalık bu raporda
Gülen ile yapılmış bir mülakatı öne çıkardı.
Raporda, Kılıçdaroğlu ve Demirtaş’ın yanı sıra
Henry Barkey ile Michael Rubin’in
açıklamalarına yer verildi!
Today’s Zaman’ın eski Ankara Temsilcisi olan
FETÖ’nün “etki ajanlarından” Abdullah
Bozkurt, bütün hücreleriyle Sam Amca’sı için
çalışır. Paralel beynini, Washington
makamlarına sabitlemiştir!
Mister Bozkurt, geçtiğimiz Aralık ayında
Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Karlov’a yapılan
suikasttan iki gün önce twitter’da
“Türkiye’deki elçilikler artık güvende değil”
diye yazmıştı…
Aşağıdaki satırlar, 19 Aralık 1997 tarihli
Zaman’da yer alan “ İsrail’ e ABD’ den
mesaj” başlıklı ve Abdullah Bozkurt imzalı
haberden alınmıştır:
“ New York’un gösterişli Plaza Oteli’nde etkili
Yahudi kuruluşu ADLtarafından verilen
akşam yemeğinde yaptığı konuşmada
Başbakan Mesut Yılmaz, Türkiye-İsrail
dostluğunu daha da ileriye götürme sözü
verdi.
Yılmaz, ‘Herkesin duyması için tekrar
söyleyeyim: Türkiye İsrail’in var olma hakkını
kuvvetle desteklemektedir. Bizler başlangıçtan
beri İsrail’in yanında olduk. 1949 yılında
İsrail’i tanıyan ilk Müslüman ülke
olduğumuzdan beri…’ diye konuştu. Yılmaz,
Amerikan Yahudi liderlerine ‘Sizler, bizim
gayrı resmi büyükelçilerimiz olarak ABD ve
dünyaya hizmet verebilirsiniz’ dedi. (…)
ADL Başkanı Abraham Foxman ise seçkin
devlet adamı ödülünü Yılmaz’a takdim
ederken yaptığı konuşmada ‘Daha geçen hafta
Türkiye Tahran’daki İKÖ toplantısında İsrail
karşıtı kararlara katılmayı reddetti’ dedi.”
*
İşbu haberin yayınlandığı tarihten altı ay
kadar evvelinde; 28 Şubat darbesinin devirdiği
Refahyol’un ardından kurulan Mesut
Yılmaz’ın başbakanlığındaki hükümeti, Zaman
gazetesi “Hayırlı Olsun” manşetiyle
karşılamıştı.
FETÖ’nün 15 Temmuz’daki darbe
kalkışmasında en önde yer alan tutuklu eski
Hava Kuvvetleri Komutanı Akın Öztürk, 19961998 yılları arasında TSK’nın Tel Aviv Askeri
Ataşesi idi. Yani, generaller, 28 Şubat’ta
AK PARTİ GRUP BAŞKANLIĞI – BASIN MÜŞAVİRLİĞİ
Köşe Yazıları – 19/07/2017
Refahyol Hükümeti’ne “muhtıra” verirken,
Akın Öztürk İsrail’de görev yapıyordu.
Öztürk, İsrail’de vazifeli iken Tel Aviv’ deki 73
sayılı NUR Locası’ nakayıt yaptırmış ve mason
olmuştur. Fetullah Gülen, ise İzmir’de iken
1975’te mason locasına girmişti!
MİLLİYET
FETÖ’den tek tip kıyafete, kritik
toplantılarda konuşulanlar
Serpil Çevikcan
Milli Güvenlik Kurulu (MGK), 15 Temmuz’un
yıldönümünün ardından önceki gün ilk kez
toplandı.
MGK bildirisinde, FETÖ dahil bütün terör
örgütleriyle mücadele vurgulandı.
ABD’nin YPG’ye verdiği silahların PKK’da ele
geçirildiği açıkça belirtildi, ABD ve diğer müttefik
ülkeler uyarıldı.
Kuzey Suriye’de bir terör devletine izin
verilmeyeceği ifade edildi.
Aldığım bilgiler çerçevesinde MGK toplantısı ve
ardından gerçekleşen Bakanlar Kurulu
toplantısının gündemini üç ana başlıkta
özetlemek mümkün: FETÖ, PKK, Suriye-Irak.
FETÖ, ekonomik olarak çökertildi
FETÖ başlığı, OHAL’in uzatılması yönünde
tavsiye kararı alan MGK’da ve ardından yapılan
Bakanlar Kurulu’nda kapsamlı olarak
değerlendirildi.
Bu değerlendirmeleri 4 başlıkta şöyle
aktarabilirim:
1- Toplantılarda dile getirilen, FETÖ ile
mücadelede önemli ölçüde başarı sağlandığı,
sivil ve askeri bürokraside büyük oranda temizlik
yapıldığı ve mücadelenin tavizsiz süreceği
tespitleri moral vericiydi. Aldığım bilgilere göre,
OHAL’in de bir noktaya gelmiş bu mücadelenin
tavizsiz sürebilmesi için gerekli olduğu
konuşuldu.
2- Gelirlerinin çok büyük bölümünü Türkiye’den
sağlayan FETÖ’nün para muslukları kesildi.
Mücadelede en büyük başarı finansal ayakta
sağlandı. Örgüt, ekonomik anlamda çökertildi.
7.5 milyar liralık gayrimenkul varlığına, 41 milyar
liralık şirket büyüklüklerine el konuldu. Himmet,
para transferi, okullardan, kamudan elde edilen
gelirler kesildi. Türkiye’de örgütün aldığı finansal
darbenin, farklı ülkelerdeki faaliyetlerini de
olumsuz anlamda etkilemesi bekleniyor.
3- Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, FETÖ ile
mücadele açısından yargı kararlarının önemine
işaret etmişti. Yargıtay, yakın zamanda
Erzurum’daki bir davayı kesin karara
bağlayarak, FETÖ’nün anayasayı ortadan
kaldırmaya çalışan bir silahlı örgüt olduğunu
hüküm altına aldı. Davaların sonuçlanmasının
hem dünyaya örgütü anlatmak hem de yurt
dışındaki suçluların iadesi konusunda büyük
kolaylık sağlayacağı ve Türkiye’nin elini
güçlendireceği de toplantılarda konuşuldu.
Tek tip kıyafette iki seçenek
4- Bir FETÖ sanığının “kahraman” anlamına
gelen “hero” yazılı tişörtle duruşmaya gelmesiyle
başlayan, Erdoğan’ın, “Başbakan’la tek tip
elbise giymeleri konusunda konuştum”
açıklamasıyla boyutlanan tek tip kıyafet konusu
da başka bir gündem maddesiydi. Bu konuda
farklı görüşler masaya yatırıldı. Ya tüm terör
suçlularının ya da sadece FETÖ sanıklarının tek
tip giymeleri konusunda çalışma yapılıyor.
AK PARTİ GRUP BAŞKANLIĞI – BASIN MÜŞAVİRLİĞİ
Köşe Yazıları – 19/07/2017
Afrin’de, ‘karşılık ver-bekle-gör’ politikası
MGK ve Bakanlar Kurulu’ndaki önemli gündem
maddelerinden biri de Suriye ile Irak’taki
gelişmelerdi.
YPG kontrolündeki Afrin’e Türkiye’nin müdahale
edebileceği, sınıra bu nedenle takviye yapıldığı
bir süredir tartışılıyor.
TSK da sınırdaki gelişmeleri yakından izliyor ve
YPG’nin sivil alanlara yönelik müdahalelerine,
taciz ateşlerine misliyle karşılık veriyor.
Afrin’le ilgili, “tacize misliyle karşılık ver-beklegör” politikasının bir süre daha yürütülmesi,
sorunlara zamana yayılarak müdahalede
bulunulması anlayışı dünkü toplantılarda da
pekiştirildi.
Türkiye, Afrin’in YPG’nin devletleşmek amacıyla
oluşturmak istediği Kürt koridorunun parçası
olamayacağını dünyaya yeniden ilan etti.
Geriye kalanlar da ağaç gölgelerinde, güvenli
alanlarda yine Türkiye’nin desteğiyle yaşamını
sürdürüyor.
Münbiç’in bölgeye tehdit oluşturmaması bu
insanların yaşamı açısından büyük öneme
sahip.
17 TIR silah
Türkiye, bu tablo nedeniyle Rakka
operasyonunu gerekçe göstererek YPG’yi
silahlandıran ABD’nin faaliyetlerini yakından
izliyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın silah yardımı
konusunda son durumu sorması üzerine,
ABD’den gelen en son veriler masaya yatırıldı.
Buna göre, yakın zamanda YPG’ye 17 TIR
dolusu daha silah gönderildi.
Ancak Ankara, ABD’nin verileriyle yetinmiyor.
Ankara, bölgede Esad rejiminin değil, yerli
halkın egemen olması pozisyonunu sürdürüyor.
Erdoğan ve bakanlara, bu silahların PKK’dan
çıktığına yönelik bilgiler de aktarıldı.
Fırat Kalkanı’nda 220 bin kişi
MGK bildirisindeki açık vurgunun kaynağı,
askerin ve güvenlik birimlerinin bu
saptamalarıydı.
Afrin gibi bir diğer stratejik bölge de Münbiç.
ABD’lilerin verdiği sözlere rağmen YPG’nin
varlığının sürdüğü kent, birçok açıdan büyük
öneme sahip.
Ankara, dikkatini bölgeden bir an olsun
çekmiyor.
Fırat Kalkanı bölgesinde yaşayan insan sayısı
son belirlemelere göre 220 bin.
Bölgede, Türkiye sayesinde 12 kampta toplam
120 bin kişi barınıyor.
Türkiye’den destek talebi
ABD, Rakka operasyonunu, Türkiye’nin
itirazlarına rağmen YPG ile birlikte sürdürüyor.
Ancak bilgi paylaşımı ve temas trafiği gösteriyor
ki Ankara ile ilişkinin bozulması da istenmiyor.
Aldığım bilgilere göre, ABD yönetimi, Rakka
operasyonundan sonra insani yardım
konusunda Ankara ile çalışmak istiyor.
AK PARTİ GRUP BAŞKANLIĞI – BASIN MÜŞAVİRLİĞİ
Köşe Yazıları – 19/07/2017
İnsani yardım organizasyonunu Türkiye’nin
yapmasını talep etti.
Ankara ise yardım dağıtımı konusunda YPG’nin
bölgedeki varlığı nedeniyle istekli değil.
Ancak koordinasyon konusunda gerekli
yardımın yapılabileceği ABD yönetimine iletildi.
TAKVİM
Türk çağı
Ergün Diler
Kaldığımız yerden devam edelim. Akıllarda
kalan sorulara da cevap bulmuş oluruz
belki. Dünya haritasını önünüze getirip
baktığınızda, pek fazla bir şey bilmeseniz
bile ABD-ÇİN mücadelesini görürsünüz.
Tabii arkadaki İNGİLİZ GÜCÜNÜ de...
Bu denklemi incelediğinizde TÜRKİYE'nin
de kendi geleceği için inanılmaz adımlar
attığını hemen fark edersiniz. Galiba sıkıntı
burada!
Herkes küçük küçük parçalarla uğraşıyor.
Neden böyle, çözmüş değilim.
Ama içerideki kısır tartışmalara
rağmen ANKARA'nın yürüme hızı büyük
umut veriyor. Ki hız artarak devam edecek...
Pentagon ile yani silahı elinde tutan ile
İngiltere'nin kavgası 2018'in ŞUBAT'ında
sonuç verecek. O tarihte kesin nokta
konulmuş olacak.
Gelinecek olan bu final bizim de içinde
bulunduğumuz dengelerin yeni şeklini
ortaya koyacak...
Kazananlar-kaybedenler ortaya çıkacak. Bu
tarihe kadar ismini pek duymadığımız kişiler
sahne alacak.
Pentagon'un yıllar önce Trump'ın yanına
yerleştirdiği Gary Cohn, o tarihte Janet
Yellen'in yerine FED Başkanı olursa
savaşın galibi Pentagon olacak.
Tabii COHN'un FED'in patronu olabilmesi
için Pentagon'un İPEK YOLU üzerinde şu
birkaç ay içinde etkili ve sonuç alacak
cinsten operasyon yapması şart! Kolay mı?
Hiç değil!
Ancak yine de önümüzdeki 7-8 ay çok
büyük çarpışmaların yaşanacağı bir dönem
olacak.
Açalım biraz daha...
Rothschild ailesi, 1900'lü yıllarda iki kez yok
olma tehlikesi yaşadı. Bunlardan birinde
Kraliçe II. Elizabeth'in babası VI George ile
anlaşmak zorunda kaldı. VI George,
Rothschild ailesinin önünü kesti ama yok
edemedi.
Bu anlaşma, ailenin İngiltere üzerindeki
hakimiyetini azalttı. Zamanla taşlar yerine
oturdu tabii...
İşte bu kavganın içinde hem aile
hem İNGİLTERE var. Çin zaten yanlarında.
Karşılarında ise PENTAGON var!
Kavganın asıl merkezi İPEK YOLU.
Eğer aile Pentagon'u yenemeyeceğini
anlarsa hiç düşünmeden ilk hamlesini
yapar! İPEK YOLU'nu ABD'ye devreder!
Ama ilk adımda yani zaferi
kazanamayacağını gördüğü
anda FED Başkanı olarak GARY COHN'a
itiraz etmez!
Gary Cohn, Pentagon'un projesidir.
Goldman Sachs'ta 25 yıl üst düzey
yöneticilik yapan 5 özel kişiden biri.
Cohn, Rothschild ailesinin geçmişte hem
güvenini kazandı hem de ABD'de
güçlenmesini sağlayan ekipte özel görev
aldı. Trump, BEYAZ SARAY'a geçince
gerçek ortaya çıktı! Gary
Cohn'un PENTAGON'un adamı olduğu
anlaşıldı.
Cohn, ROTHSCHILD ailesinin operasyon
gücünü ve kılcal damarlarını bilen biri...
Pentagon ile Britanya arasında artık
gizlenemeyen savaşın önemli bir ismi de
Cohn...
Gelelim ziyarete!
Dün kaldığımız yere...
Önemli yer burası çünkü!
Kraliçe Elizabeth, 10 Temmuz'da ABD
Başkanı Trump'a İngiltere ziyaretinin
öngörülemeyen şartlar nedeniyle iptal
edildiği mesajını gönderdi. Kolay kolay
AK PARTİ GRUP BAŞKANLIĞI – BASIN MÜŞAVİRLİĞİ
Köşe Yazıları – 19/07/2017
görülecek bir mesaj değildi bu.
Kraliçe PENTAGON'un bu ziyaretin
gerçekleşeceği tarihe kadar ne yaptığını
biliyordu. Trump'ın elini güçlendirip
Londra'dan istediğini alarak dönmesini
hedefliyorlardı.
Kraliçe ziyareti iptal ederek rest çekti!
Kraliçe'nin bu
tavrı, "Britanya 'Büyük' olarak kalacak.
ABD, Britanya'nın gölgesinde yaşamaya
devam edecek" mesajıydı.
David Lloyd Johnston, Anand Satyanand,
Quentin Bryce gibi önemli isimler Londra'ya
davet edildi. Kraliçe Elizabeth, eskiden beri
birlikte çalıştığı KANADA 'yı,YENİ
ZELANDA 'yı ve AVUSTRALYA'yı
yönetmiş bu isimlere durumu anlattı.
ABD'ye karşı yapmaları gerekenleri sıraladı.
Pentagon'un Ortadoğu ve Afrika'daki İngiliz
hakimiyetindeki ülkelere karşı başlattığı
savaşın ikinci adımı belliydi! Şimdiki
saldırılar İngiliz Milletler Topluluğu'na
yönelecekti!
İngiliz istihbaratının raporları böyle
söylüyordu! Ancak Pentagon,
Kraliçe'nin AMERİKA'da ne kadar güçlü
olduğunu unutuyordu. Atladıkları buydu.
İngiliz Milletler Cemiyeti'ne saldırılar
ABD'nin içinde kısa devre yapardı.
Bunu da yaşayarak göreceğiz zaten!
Bir de ALMANYA ayağı var!
Derin Almanya'nın iplerini elinde tutan
şirketler Mercedes, BMW, Volkswagen ve
Audi'dir! Bu markaların gizli ortakları da
İngiliz Rothschild ailesidir. ABD'de başlayan
ve Almanya'nın Stuttgart mahkemelerince
devam ettirilen Alman otomobil markalarına
operasyonun merkezinde de Pentagon var.
Cezaların kime kesildiği ortada yani!
Almanya Başbakanı Merkel, Alman
sanayine büyük darbe olan bu operasyona,
merkezde Rothschild ailesi olduğu için
sessiz kalıyor. Alman otomotiv devleri, 100
ülkeden daha güçlüdür. Yeni İpek Yolu'nun
merkezinde de bu otomotiv şirketleri yer
alıyor.
ABD, Almanya'yı yönetir. Özellikle BND,
CIA'e bağlıdır. Ancak İkinci Dünya Savaşı
ile birlikte ABD, Almanya'nın tamamını
yönettiğini düşünürken, sanayi tamamen
Rothschild ailesine geçti.
Almanya'nın merkezinde sanayi olduğu
gerçeğini unutmazsak, ülkedeki asıl gücün
kim olduğu da ortaya çıkar!
AİLE yine karşınızdadır!
Operasyon ABD'de 2014 yılında başladı.
Ancak ABD Başkanı Obama, bu
soruşturmanın hızlı ilerlemesini engelledi.
EL freni görevi yaptı. Obama'nın
atadığı Adalet Bakanvekili Sally Yates de,
Pentagon'un Alman otomobil devlerine
yönelik operasyonunun ABD'ye zarar
vereceğini düşünenlerdendi.
Davayı da uzun süre engelledi.
Tıpkı BAŞKAN Obama gibi...
Ancak Trump göreve gelir gelmez, ilk
operasyonlarından birini de Adalet
Bakanvekili Sally Yates'e yaptı.
Hiç gözünün yaşına bakmadan!
Çünkü ilgili dosya PENTAGON'dan
geliyordu! Düğmeye basılıyordu!
Bir tarafta ABD'nin büyük olmasını isteyen
Pentagon, diğer tarafta 100 yıldır dünyayı
ailelerle birlikte yöneten Kraliçe II.
Elizabeth...
Bu büyük savaşın kimin lehine
sonuçlanacağına da bu iki büyük güç değil
başka faktörler karar verecek.
TÜRKİYE bunların içinde en üst noktada!
Türkiye'nin konumu, tarihi, ilişkileri, derinliği,
lideri, vizyonu, yeni yapılanış şekli ve
gideceği yeri bilmesi bizi dünya üzerindeki
en önemli ülkelerden biri yaptı. KAVGA
İPEK YOLU'nda!
İçinde TÜRK var. YOL'un geldiği yerde de
gideceği yerde de TÜRK var.
Güçlü TÜRKİYE maçın sonucunu tayin
edecek. Bunu anlamayı bırakıp küçük
parçalarla uğraşmak zaman kaybı...
Türkiye işin merkezinde. Savaş büyük!
Katar, İran, Ukrayna, Arabistan ve Kuveyt,
savaşın dışında kalamayacak.
Bu ülkelerin yaşayacağı kaoslar ve
alacakları kararlar, aslında ABD ve İngiltere
arasındaki büyük kavganın sonucunu
belirleyecek...
Tarihte hiç görülmemiş ittifaklarla silahlarla
yöntemlerle sürdürülen bir savaş bu...
AK PARTİ GRUP BAŞKANLIĞI – BASIN MÜŞAVİRLİĞİ
Köşe Yazıları – 19/07/2017
Zaferi BÜYÜK OYUNCULAR değil de
pastadan PAY ALANLAR tayin edecek! 4
Müslüman ülkenin, Müslüman Katar'a
operasyon kararı almasının merkezinde
elbette ABD var. Yazdık defalarca! Aynı
şekilde Katar'ın güçlü olarak direnmesinin
arkasında da İngiltere ve Müslüman Türkiye
var.
Türkiye büyük savaşın sonucunu
belirleyecek en kritik ülke. İpek yolu ile yeni
başlayacak çağın belki de ipi bizim elimizde.
Bunu en iyi Çin ve İngiltere biliyor! ABD ise
ezberlemiş durumda! ABD operasyonlarla
Ankara'yı yöneteceğini sandı.
Yanıldı, düştü.
Şimdi 65 ülkenin yer aldığı İPEK YOLU'nda
Türkiye merkezde. YOL'a çıkıldığı an
Türkiye uçacak.
NET!
ABD ve İngiltere mücadeleyi sürdürürken
Ankara kendi içini temizleyip ağırlıklardan
kurtuluyor. ABD de Kemal Kılıçdaroğlu Bey
ile Meral Hanım üzerinden gelmeye
çalışıyor!
Dışarıda da YPG'si hazır!
Sadece bizde değil dünyada bu 7-8 ay çok
önemli. Her an her şeyin yaşanacağı bir
viraja girildi. Herkes farkında olsa iyi olur!
Dikkati elden bırakmayın! Savaş bu
sütunlara sığmayacak kadar büyük!
Kazanan Türkiye olacak! Kesin ve net!
YENİ AKİT
Kılıçdaroğlu ile yaşamaya alışmak
Abdurrahman Dilipak
İmam-ı Azam Ebu Hanife, Halifenin verdiği görevi
kabul etmediği için, o görevi kabul etmesi için eza
verildiğinde bu işkenceye dayanamayarak vefat
etti. Onun vefatını haber alan bir dostu dedi ki,
‘ onu işkence ile fikrinden ve kararından
vazgeçiremezsiniz. Onu laftan anlamaz cahil bir
adamla hücreye hapsetselerdi, bu ona işkenceden
de ağır gelir, direnemezdi!.’
Bir süre önce, Aksaray’ da CHP’ li akademisyen bir
hanım önümü kesmiş, “ Samimi olarak soruyorum,
Kılıçdaroğlu’ nu CHP’ nin başına Erdoğan mı bela
etti?”
“ Nasıl yani” dedim!
“ Bu adam CHP’ yi bitirecek, eğer bunu AK Parti
yaptı ise, CHP’ ye yapılabilecek en büyük kötülüğü
yapmış..” CHP’ nin başına daha önce böyle bir
felaket gelmemişti.
Kılıçdaroğlu CHP’ nin başarısızlığının “ garanti
belgesi” gibi. Kılavuzu Kılıçdaroğlu olanın ahiri
berbad olur! AK Parti’ nin sadece sabretmesi
gerekiyor. Biliyorum bu çok kolay değil, ama
sabır!
Kılıçdaroğlu sokak eylemlerinden söz ediyor.
Sanki birilerine “ beni gözden çıkarmayın, ben pes
etmedim, daha yapacak şeylerim var” demeye
getiriyor, ama Ceyhan Mumcu, Kılıçdaroğlu’ nun
foyasını ortaya çıkardı. Kılıçdaroğlu’ nun peşine
takılıp bu tezvirata ortak olanların da ipi pazara
çıktı.
Kılıçdaroğlu, CHP’ nin “ tasfiye memuru” gibi.
CHP onun başkanlığında adım adım gerileyecek.
Ama o giderse parti 40 parçaya bölünür. CHP
kendi içinde bir koalisyon. Birileri için bir marka
değeri var, birileri için imtiyazlı statüsü önemli.
Herkes biliyor ki, Kılıçdaroğlu’ nun bir tabanı yok.
Entelektüel biri de değil. Yani giderse arkasında
bir boşluk oluşturmaz. Kılıçdaroğlu herkes için
kolay lokma. Onun için orada. CHP’ de o kadar çok
“ akıllı” var ki, horozu bu kadar çok olan mahallede
sabah geç olurmuş. Kim Kılıçdaroğlu’ nun yerine
gelecek olsa, diğerleri birlik olup ona karşı çıkıyor.
Yani, CHP’ liler bir defa ittifak etmişler, o da bir
daha ittifak etmemek üzere. Onun için Kılıçdaroğlu
CHP’ nin başında duruyor.
Hani radyo vericilerinin direkleri vardır. Temeli
yoktur, ama dört bir tarafından tellerle bir tarafa
çekilince direk dimdik ayakta durur.
Kılıçdaroğlu’ nun gücü, güçsüzlüğünde.. Zaten
yerine uygun biri bulunduğunda alması kolay olur,
AK PARTİ GRUP BAŞKANLIĞI – BASIN MÜŞAVİRLİĞİ
Köşe Yazıları – 19/07/2017
arkasından ağlayan olmaz diye getirildi. CHP’ ye
geçici protez bir genel başkan olunmuştu ama,
sonuçta kalıcı oldu.
Kılıçdaroğlu inatçı, kurnaz, pişkin, sinsi, takıyyeci
bir politikacı, yenilgiyi kolay kolay kabul etmiyor.
Pembe panter gibi, üzerinden silindir geçse
toparlanıp kalkıyor, yoluna devam ediyor.
AK Partililer, şimdilik bu duruma, ne kadar sinir
bozucu olursa olsun, katlanmak zorundalar..
“ Şamar oğlanı” gibi bir genel başkan. AK Partililer
için antrenman vesilesi. Adamı kum torbasına
çevirdiler.
Kılıçdaroğlu’ nun toplumda karşılığı yok. AK Parti
için sinir bozucu olduğu kadar CHP’ liler için de
sinir bozucu. Ama partideki dengeler ilginç, birileri
rakipleri ile başedebilmek için yönetimin yanında
duruyormuş gibi yapıyor. Bu da Kılıçdaroğlu’ nun
şansı.
Kılıçdaroğlu ayakta iken elini öpenler, oturunca
saldırırlar, düşünce vururlar. Kendi de bunun
farkında.
Kılıçdaroğlu’ nun Aleviliğinin de bir karşılığı yok,
solculuğunun da. Atatürkçülüğü de hikaye. Laikliği
de öyle. Demokrat da değil. Ona en çok
FETÖ’ cülük yakışır.
Keşke ciddi bir muhalefet olsa. Ama maalesef
Türkiye’ de durum ortada. HDP parti bile sayılmaz.
CHP hâlâ tek parti kafasında. MHP 3. sırada bir
muhalefet partisi ki, Akşener’ in partisini
açıklamasından sonra bir bölünme kaçınılmaz
gözüküyor.
Kılıçdaroğlu FETÖ’ ye yakın. HDP/PKK/PYD de
aynı çizgide. Akşener de FETÖ’ ye yakın. Yani tek
bir muhalefet var, o da FETÖ! FETÖ de bir parti
değil, terör örgütü. Truva atı!
Kılıçdaroğlu herkesin işine yarayan bir adam. O
her şey olabilir. Her pazarlığa açık.
Kılıçdaroğlu’ nun CHP’ den başka gideceği bir yer
yok. Aslında CHP’ nin de varlığını ve bütünlüğünü
koruması için böyle birine ihtiyacı var.
CHP boşlukta yürüyen bir çizgi film kahramanına
benziyor. Başını hep dik tutmak zorunda, burnu
hep havalarda olmalı. Aşağı baktığında düşer.
CHP’ den kurtulmak çok kolay da, onun yerine ne
koyacaksınız. Adam “ Hacıyatmaz” gibi bir adam!
Her düştüğünde biri kollarından tutup kaldırıyor.
Adamın bir “ özgül ağırlığı” var! Özel bir kişilik
tipi. Yüzü kızarmıyor mesela! Gülüşü de, öfkesi de
sentetik!
Aslında batı tüm kavram ve kurumların içini
boşalttı. Demokrasi, milliyetçilik, liberalizm, sol,
bunlar toplumun zihninde bir güven adresi değil.
HDP ile mi barış getireceksiniz, CHP sol-sosyalist
bir dünya mı vaad ediyor? Hangi milliyetçilik,
hangi liberal akım topluma güven veriyor. Akşener
mi merkezdeki kişi.. Yine ne dediği, ne yaptığı
belli olan bir AK Parti var.
Batı artık kendisi, kendi halkına bile umut
vermiyor. Ekonomisi, siyaseti, toplum hayatı,
kültürü, sanatı ile büyük bir çöküşün içinde. Aileyi
kaybettiler, gençlik hem nitelik hem nicelik olarak
çöktü. Batı herkesi kullandı. Batı dediğin de zaten
birkaç kapitalist adam.
Düşünsenize, en hızlı Atatürkçü, en laik adam, F.
Gülen’ in müridi. CHP imamı yani. “ Bekri Mustafa
Ayasofya’ ya imam olmuş” fıkrasındaki gibi.
Önce bu gerçeğin topluma anlatılması gerek..
28 Şubat’ ta BÇG, Kalkancı diye bir tarikat şeyhi
imal etmişti hatırlarsanız, şimdi o zat
Captagon’ dan içeride yatıyor.. Gülen “ Made in
CIA” . Peki Kılıçdaroğlu ne menem bir şey!
Sahi, Kılıçdaroğlu niye FETÖ’ ye paratöner oldu
da, tam da böyle bir zamanda şimşekleri üzerine
çekiyor.. Böyle bir zamanda “ mayınlı tarla”
hükmündeki bir alana girmesinin sebebi neydi!
Türkiye ve AK Parti şimdilik Kılıçdaroğlu ile
yaşamaya alışmak zorunda. Katlanmak zor da olsa,
CHP’ nin yok oluşuna giden yolda onun rolü ve
önemi büyük. CHP’ nin zehri dermanında gizli. O
dermanın adı Kılıçdaroğlu olsa gerek. Durmak
yok, yola devam! Selâm ve dua ile.
AK PARTİ GRUP BAŞKANLIĞI – BASIN MÜŞAVİRLİĞİ
Download