vocea autenticã

advertisement
Anul VIII, 2001
– Nr. 4 (70) –
APRILIE /
NÝSAN
„NE MUTLU TÜRKÜM DÝYENE“ ATATÜRK
VOCEA AUTENTICÃ
ROMANYA TÜRK DEMOKRAT BÝRLÝÐÝNÝN YAYIN ORGANIDIR
PERIODIC BILINGV AL UNIUNII DEMOCRATE TURCE DIN ROMÂNIA EDITAT CU SPRIJINUL CONSILIULUI MINORITÃÞILOR NAÞIONALE
23 NÝSAN
KUTLU OLSUN!
Cu ocazia sãrbãtorii religioase de Kurban Bayram, Sãrbãtoarea
Sacrificiului, am avut ºansa de a face parte din grupul de pelerini care s-au
deplasat la locurile sfinte ale Islamului. Deplasarea grupului din România a
fost sponzorizatã de cãtre Liga Internaþionalã a Tineretului Musulman (WAMY).
Dupã o serie de peripeþii, miercuri, 28 februarie 2001, seara, am ajuns la
Medine unde am fost luaþi în evidenþã, petrecând noaptea la sediul de primire
al pelerinilor. Joi, 1 martie 2001, am vizitat Marea Moschee a Profetului,
moschee superbã, cu 10 minarete. Slujba a fost de nedescris, de liniºte ºi
revelaþie sufleteascã.
Din Medina ne continuãm drumul spre Mecca. Am fãcut popas la Miikat
pentru îmbrãcarea ihramului, aceasta fiind prima obligaþie a Hajj-ului, dupã
care am spus „Niyet“ pentru Hajj.
La Mecca am fost cazaþi la acelaºi hotel unde erau invitaþi din Bulgaria,
Slovenia, Canada, Grecia, Suedia, Polonia, Albania etc. Pentru a fi recunoscuþi
în anumite împrejurãri, organizatorii ne-au oferit câte un ecuson pe care era
consemnat numele ºi prenumele fiecãruia, þara din care provenea, hotelul
unde era cazat ºi numerele de telefon la care trebuia sã se apeleze în caz de
nevoie.
Dupã servirea mesei ºi o scurtã odihnã, am pornit în jurul orei 3 spre
Kaaba, pentru a face înconjurul Kaaba numit „Tauf-ul Kudum“.
Dupã Tauaf am mers în spatele „Mekam Ibrahim“ fãcând namaz, citind
rugãciunile corespunzãtoare, apoi am coborât la fântâna cu apã sfânt㠄Zemzem“. Am bãut apã sfinþitã ºi ne-am spãlat mâinile ºi picioarele.
În continuare ne-am îndreptat sã facem Sa’I-ul între Safa ºi Merua. Sa’Iul se terminã dupã 4 sosiri la Merua ºi 3 la Safa, la fiecare punct citindu-se din
Koran. Duminicã, dupã namazul de dimineaþã, am plecat spre Arafat, unde
am stat pânã la apusul soarelui fãcând rugãciuni, adresându-ne lui Allah,
realizând astfel o altã obligaþie a Hajj-ului.
Dupã apusul soarelui ne-am deplasat cu autocarele la Muzdelifa unde
am fãcut namazurile ºi am dormit în aer liber. În noaptea respectivã mi-am
strâns pietricelele necesare efectuãrii unui alt ritual, a doua zi. Dimineaþa pe
05 martie 2001, Ziua Sacrificiului, ziua de Kurban Bayram, am fãcut namazul
ºi am plecat spre Mina unde am aruncat cele 7 pietricele în ªeitan (Necuratul).
Dupã aruncarea primelor pietricele, ne-am întors la hotel, ne-am tuns ºi neam scos ihramul, îmbrãcându-ne în haine normale. Seara ne-am întors iar la
Mina, unde am continuat cu aruncarea pietrelor în cele trei locuri de aruncat.
Se începe cu „Jemratul suðra“ (Kuçuk cemre), apoi „Orta cemre“ dupã care în
„Büyük cemre“. La fiecare punct se aruncã câte ºapte pietricele, una câte
una, cu mâna dreaptã, spunând pentru fiecare „Allah Ekber“.
Urmãtoarea zi
de Bayram am fost
la Kaaba, unde am
fãcut Tauaf-ul ºi
Sa’i-ul. Primul Tauaf
a fost de umbre, iar
acesta de Hajj-i.
Dupã aceea am
plecat din nou la
Mina pentru aruncarea pietrelor, realizând aceste obligaþii ale Hajj-ului,
ne-am întors la
hotel; ne-am tuns din nou. Dupã acest moment am fost consideraþi „Hacci“-i.
Joi, 8 martie 2001 am fost la Kabba pentru ultimul Tauaf fãrã Sa’i, aceasta
fiind Tauaful de rãmas bun (veda). Drumul înapoi spre România a fost JeddahDamasc ºi Damasc-Otopeni.
File din Jurnalul de Cãlãtorie al domnului Hagi Murat Asan
Tam 81 yýl önce, bir
23 nisan günü, Türkiye
Büyük Millet Meclisi,
Türkiye’nin
çeþitli
yörelerinden gelen 225
temsilcisiyle toplanmýþ.
Toplantýnýn
amacý,
yurdun düþmanlardan
temizlenmesi ve baðýmsýz bir Türkiye devletinin
kurulmasýymýþ. yalnýzca
“Meclis“in çatýsý altýnda
toplanan 115 kiþi deðil,
Anadolu’nun her karýþ
topraðýnda yaþayan,
herkes ayný amaç
altýnda bir araya gelmiþ.
Ancak, bu amaca
eriþmek hiç kolay
almamýþ. Büyük önder
Atatürk komutasýndaki
tüm birlikler, tüm
Formaþia de dansuri de la Macka, Trabzon
cephelerde büyük bir
savaþ vermek zorunda
kalmýþ. Kayýplar çokmuþ. Ancak Türkiye’nin baðýmsýzlýðý her þeyin üstündeymiþ. Bu yüzden yýlmadan ve
her gün artan bir cesaretle savaþlar verilmeye devam edilmiþ.Yalnýzca savaþ alanlarýnda deðil, sivil
toplumunda da herkes baðýmsýzlýk mücadelesi vermiþ. Ve sonunda bütün bu fedakarlýklara deðmiþ. Türkiye
Cumhuriyeti bir daha yýkýlmamak üzere kurulmuþ. 21 Nisan 1921 tarihinde Meclise verilen bir önergeyle,
bu önemli gün ulusal bayram olarak kutlanmaya baþlanmýþ. Aradan 8 yýl geçmiþ, ulu önder Atatürk, bu
önemli bayramý çocuklara armaðan etmiþ. O günden bu yana, “23 isan“larý her gün artan bir coþkuyla
kutlamayý sürdürüyoruz. Ne mutlu bize ki, dünyada öylesine sevgiyle dolu ki, bu bayramý tüm dünya
çocuklarýyla paylaþýyoruz.
Hepinizin bayramý kutlu olsun!
Düþünce
TÜRK AYDINI OLMAK
T
ürkçe
bilmek,
T ü r k ç e
konuþmak yeterli deðildir. Kendini Türk
hissediyorsan o zaman
Türk nedir bilmelisin,
Türk’ün kültürünü ve tarihi
köklerini
bilmeden
kendinin Türk olduðunu
yabancýlarýn önünde nasýl
ispatlayabirsin?
Biz zengin bir mirasa sahibiz. Ýki anavatanýmýz
var, iki anadiline sahibiz, ama bu yeterli midir bir
topluma? Hayýr. Bir toplumun aydýn insanlarý yoksa o
toplum yavaþ yavaþ erir biter. Bunun için sevgili
çocuklar derin kültürümüzü tanýmalýyýz, Yunus
Emre’yi, Mevlana’yý, Hacý Bektaþ Veli’yi, Ahmed
Yeseyi’yi, arkasýndan Divani þairlerimizi, ünlü klasik
yazarlarýmýzý bilmeliyiz.
Türk boylarýnýn örf,gelenek, adet, masal ve
öykülerini okuyunuz. Gerçek tarihimizi öðreniniz. Tam
bir Türk gibi ahlaklý olmaya çalýþýnýz. Gala Galaction
„Mahmud’un Pabuçlarý“ romanýnda Türklere karþý
þöyle demiþtir: ‘’Dindar ve sözünde durur adamlardýr.
Bir Türk sana bir söz verdiyse o bu sözünden hiç bir
þekilde dönmez. Çok insaniyetli insanlardýr ve de iyi
dostturlar. Eðer bir Türk’ün yüreðünü kazandýysan ve
kendine dost edindiysen senin için boðazýný
kestirmeye hazýrdýr.“ Böyle insanlara, böyle Türkler,
Büyük Stefan’nýn da (Þtefan cel Mare) son nefesinde
Türklerle dost olmasýný saðlamýþtý. Bunlarý unutuyoruz
bazý bazý.
Bunlarý öðrendikten sonra, köklerinin güzelliklerini
bulabilirsiniz.
Türk kültüründen söz ediyorum, Türk
uygarlýðýndan söz ediyorum ama bunun dünya
kültürüne aykýrý olmasý mümkün deðildir.
Dünya kültürüne vereceðimiz deðerler bizim
þanýmýz ve dünya kültüründen alacaklarýmýz da
kazancýmýz olacaktýr. Ve bunuda unutmamalýyýz ki biz
iki kültürün sahipleriyiz Romen ve Türk. Ve bunlarýn
tanýnmasýna emeðimizi harcamalýyýz.. Bu bizim
borcumuzdur.
Sözlerime son verirken sayýn ve deðerli Türk
aydýný Namýk Kemal ZEYBEK, bir toplantýda
söylediklerini sizlere sevgili çocuklar ve gençler
aktarmak istiyorum; „Türk Aydýný, öz benliðinden
kopmadan insanlýk aleminin ýþýklý yollarýnda yürümeyi
öðrenmelidir. Türklüðün büyük geleceðini doðru...
Bilinçli, bilgili ve kararlý adýmlarla...“ bilgi çaðýnýn
düzeyine eriþmelidir.
Gülten ABDULA
-
pagina / sayfa 2
Aprilie / Nisan 2001
TRABZON’DA KARADENÝZ BÖLGELERARASI
ÝÞBÝRLÝÐÝ TOPLANTISI YAPILDI
Sayýn Prof. Dr. Ersan Bocutoðlu ile yapýlan mülakat komisyon bulunmaktadýr. Bunlardan Adalar Komisiyonu 1980’de,Atlantik Yayý Komisyonu, Inter
Sayýn Ersan BOCUTOÐLU, Trabzon’da düzenlenen toplantýnýn amacýný açýklar mýsýnýz?
Akdeniz Komisisyonu ve Kuzey denizi Komisyonu 1996 ‘da kurulmuþtur. Demek ki Avrupa Birliði’nin
E.B. Avrupa’nýn Kýyý Bölgeleri Konferansý olan CPMR ile 14-15 Nisan 2000 tarihinde geniþleme sürecine paralel olarak CPMR de coðrafi komisyonlarýnýn sayýsýný arttýrmaktadýr.
Romanya’nýn Köstence þehrinde yapýlan „Karadeniz Havzasýnda 1. Bölgelerarasý Iþbirliði Avrupa’nýn bölgelerarasý kurumsal ve teknik iþbirliði alanýnda kýta ölçeðinde 25 yýldýr biriktirdiði
Toplantýsý“ vesilesiyle tanýþtýk. Romen, Bulgar, Gürcü, Yunan, Rus ve Ukrayna heyetlerinin katýldýðý tecrübelerden de faydalanan CPMR; Avrupa birliði’nin geniþleme perspektifleri ýðýþýðýnda, Kuzey
ve Trabzon Valisi Adil Yazar, Trabzon Ticaret ve Sanayý Odasý Baþkaný Þadan Eren ve Trabzon Avrupa, Doðu Avrupa, Güney ve Doðu Akdeniz Havzasý ile baðlantýlarýný güçlendirmek istemektedir.
Ticaret Borsasý Baþkaný Haydar Hisoðlu’nun ilimizi temsil ettiði bu uluslararasý toplantýda; ‘Avrupa Avrupa Birliði’nin geniþleme boyutu, CPMR içinde ele alýnan konularý baþýnda gelmektedir.
Birliði’nin Geniþleme Perspektifi ve Ulusarötesi Ýþbirliðinin Mali Araçlari“, „Avrupa Komisyonu’nun
CPMR Avrupa Birlið’nin bölgesel politikalarýnýn belirlenmesinde aktif bir rol oynamaktadýr.
Karadeniz Havzasý Hakkýndaki Çalýþmasý“, „Karadeniz Havzasýnda Avrupa ile Bölgelerarasý Agenda 2000, Genel tarým ve Balýkçýlýk Politikalarý ve Trans Avrupa Aðý ile birlikte Yapýsal Fonlarýn
Ýþbirliðinin Perspektifleri“ ve „Avrupa- Karadeniz Havzasý Ýliþkilerinin Kurumsal Boyutlarý“ ele alýndý. reforma tabi tutulmasý CPMR’nin belli baþlý gündem maddeleridir. Bunlara ek olarak Avrupa Alansal
Avrupa Birliði, doðuya doðru geniþleme sürecinde Karadeniz Havzasý’na özel bir önem vermektedir Kalkýnma Perspektifi, Avrupa Birliði’nin geniþleme süreci, gelecekteki Intereg III Toplum Ýnisiyatifi
ve ön yoklamalar için Avrupa’nýn kýyý bölgeleri konusunda uzmanlaþmýþ bir sivil toplu, örgütü olan ile Entegre Kýyý Bölgeleri Yönetimi ile ilgili Avrupa birliði Stratejilerinin belirlenmesinde CPMR’nin
CPMR’yi desteklemektedir.
etkisi büyüktür. CPMR, üye bölgeler tarafýndan üzerinde çalýþýlmýþ ve benimsenmiþ esaslara
Trabzon Heyeti Köstence toplantýsýnda, „Karadeniz Havzasýnda 2. Bölgelerarasý Ýþbirliði dayanmak kayýdýyla, yukarda belirlenen konularda Avrupa Birliði kurumlarý ve üye ülkelerin
Toplantýsý’nýn Trabzon kentinde yapýlmasýný teklif etmiþtir.
Hükümetlerince geliþtirilen politikalarýn hazýrlanmasýna aktif
Ne zaman kesinleþti bu toplantýnýn yapýlmasý?
olarak katýlmaktadýr.
Trabzon Valisi Adil Yazar ve Trabzon Ticaret ve Sanayý Odasý
Avrupa Komisyonu bünyesinde Bölgesel Politikadan sorumlu
Baþkaný Þadan Eren, CPMR’nin 11-13 Ekim 2000 tarihinde
bakanlýðýn, Avrupa Birliði’nin ekonomik ve sosyal bütünleþmesini
Italya’nýn Firenze þehrinde yapýlan 28. Genel Kurulu sonrasýnda,
saðlamak amacýyla kullandýrdýðý bazý fonlar bulunmaktadýr. Bu
„Karadeniz Havzasýnda 2. Bölgelerarasý Ýþbirliði Toplantýsý’nýn
fonlar Avrupa Bölgesel Kalkýnma Fonu, Avrupa Sosyal Fonu,
Trabzon’da yapýlmasý teklifi kabul edilmiþ ve Trabzon
Avrupa Tarýmsal Yönlendirme ve Garanti Fonu, Balýkçýlýðý
toplantýsýnýn sonucunda bir Karadeniz Komisyonu’nun kurulmasý
Yönlendirmek için Mali Araçlar Fonu, Bütünleþtirme Fonu, Avrupa
planlanmýþtýr.
Birliði Üyeliðine Hazýrlýk Ýçin yapýsal Politikalara Destek Fonu bu
CPMR’nin Trabzon ilinde düzenlenmiþ olduðu „Karadeniz
baðlamda sayýlabilir. 200-2006 yýllarý arasýndaki bütçesi 195 miliyar
Havzasýnda 2. Bölgelerarasý Ýþbirliði Toplantýsý“ 29-30 Mart 2001
Eoro olan Avrupa Bölgesel Kalkýnma Fonu, rekabet ve
Tarihinde Grand Zorlu Hotel’de yapýlýyor. Toplantý ile ilgili teknik
sürdürülebilir desteklemek, üretken yatýrýmlarý teþvik etmek,
hazýrlýklar, CPMR ve Trabzon heyetlerinin 10 Ocak 2001 tarihinde
altyapýyý iyileþtirmek ve mahalli düzeydeki kalkýnmayý hýzlandýrmak
Istanbul’da yaptýðý „Teknik Toplantý’da“ kararlaþacaktýr.
gibi hedeflere sahip bulunmaktadýr. 2000-2006 döneminde bütçesi
18 milyar Euro olan bütünleþtirme Fonu, GSMH’sý Avrupa Birliði
CPMR nedir? Açýklarmýsýnýz.
ortalamasýnýn % 90’ýndan az olan Ýspanya, Portekiz, Ýrlanda ve
1973 yýlýnda Avrupa’nýn denize kýyýsý bulunan 23 bölgesi
Yunanistan gibi ülkelerrin Trans - Avrupa Ulaþým Projelerini
tarafýndan kurulan CPMR, þu anda 20 ülkeden 128 bölgeyi içine
almaktadýr. CPMR’ye üye olan 20 ülkeden 13’ü Avrupa Birliði
desteklemektedir. 2000-2006 dönemindeki bütçesi 1 milyar Euro
De la stânga la dreapta: Stelian Duþu,
üyesidir. Bu ülkeler Ýngiltere, Hollanda, Danimarka, Ýsveç, Norveç,
olan Avrupa Birliði Üyeliðine Hazýrlýk için Yapýsal Politikalar Destek
Finlandiya, Almanya, Fransa, Ýrlanda, Ýspanya, Potekiz, Ýtalya
Fonu, Orta ve Doðu Avrupa ülkelerinin içme suyu temini, atýk su
preºedintele C.J.C., Adil Ulubay ve Yunanistan’dýr. Avrupa Birliði’ne üye olmadýðý halde CPMR’de
idaresi ve katý atýk idaresi ve hava kirliliði gibi alanlardaki çevre
guvernatorul Trabzonului, Stig Ostdahl yer alan 7 ülke ise Estonya, Letonya, Litvanya, Romanya,
sorunlarýnýn çözümüne katký saðlakta ve bu ülkelerin ulaþým alt
preºedinte C.P.M.R. ºi Ersan Bocutoglu Bulgaristan, Malta ve Güney Kýbrýs’týr.
yapýsýný desteklemektedir. CPMR, bu fonlarýn paylaþýmýnda üyesi
prorectorul Universitãþii din Trabzon
CPMR bir sivil toplum örgütü olup temel amacý, bölgesel ve
olan kýyý bögelerinin daha fazla pay alabilmesi için lobicilik
ekonomik kalkýnma politikalarý alanýnda Avrupa’nýn kýyý bölgelerinin çýkarlarýný korumak üzere, yapmakta, fonlarýn yerinden yapýlandýrýllabilmesi için politikalar üretmektedir.
Avrupa Birliði’nin politik karar mekanizmalarý ve kurumlarý nezdinde sözcülük ve lobicilik
Trabzon’da düzenlenmiþ olan „II Karadeniz havzasý Kýyý Bölgeleri Konferansý“ katýlanlar
yapmaktadýr. Ekonomik servet ve nüfusun Merkezi Avrupa’da toplanmasý eðilimine karþý kýyý tarafýndan büyük ilgi gördü. Konuþmacýlar bölgesel sosyal, ekonomik ve kültürel problemleri
bölgelerinin sosyal ve ekonomik çýkarlarýnýn savunulmasý, kýyý bölgelerinin Avrupa Birliði fonlarýndan çözülebilnmesi için ortak çalýþmalarda bulunmaktadýr. Konferansýn sonunda Karadeniz Havzasýnda
daha fazla ölçüde yararlandýrýlmasý, kýyý bölgelerinin karþýlaþtýrmalý üstünlüklerinin çok kutuplu Kýyý bölgelerin komisyonu kuruldu ve yönetim kadrosu seçildi. Baþkan olarak sayýn Stelian Duþu ve dengeli bir kalkýnma anlayýþý çerçevesinde teþvik edilmesi hedeflenmektedir.
Romanya, Kötence Il Meclis Baþkaný ve birinci Baþkan Yardýmcýsý Trabzon Valisi Adil Yazar seçildi.
CPMR’nin idari yapýsýnda balýca beþ organ bulunmaktadýr. Bunlar, Genel Kurul, Politik Bürö,
Kolay gelsin! Çalýþmalarýnýzda baþarýlar dilerim.
Baþkan, Genel Sekreter ve Coðrafi Komisyonlarýdýr. CPMR bünyesinde baþlýca beþ coðrafi
Gulten Abdula
ATATURK’UN YAÞAMINDAN TEMEL ÇIZGILER (I) TRABZON 2001
Doðumu ve ailesi:
Atatürk 1881’de Selanik’te doðdu. Asýl adý
Mustafa’dýr. Babasý Ali Rýza Efendi, annesi
Zübeyde Haným’dýr. Babasý Ali Rýza Efendi, evkaf
katipliðinde, gümrük memurluðunda bulunmuþ,
bir süre de orduda üsteðmen,olarak görev
almýþtýr. Sonra bu görevden de ayrýlarak
kereste ticaretiyle uðraþmýþtýr.
Ilköðrenimi:
Mustafa küçük yaþta babasýný yitirdi,yetim
kaldý. Onu annesi Zübeyde Haným yetiþtirdi.
Ilköðrenimine önce annesinin isteðine uyarak
eski yöntemlerle öðretim yapan mahalle
mektebinde baþladý. Babasý, onu yeni yöntemlerle
öðretim yapan Ýemsi Efendi Mektebi’ne verdi. Ancak
çok geçmeden babasýnýn ölümü üzerine küçük Mustafa
annesiyle birlikte, bir köyde oturan dayýsýnýn, yanýna
yerleþmek zorunda kaldý. Çocukluðunun bu döneminde köy
yaþantýsýna alýþtý. Anýlarýnda, kendisine verilen ödevler arasýnda
bakla tarlasýnda kýz kardeþiyle (Makbule Atadan) birlikte karga
kovalamakla uðraþtýðýný hiç unutmadýðýný anlatýr. Mustafa’nýn annesi,
oðlunun okulsuz kaldýðýný görünce, onu Selanik’teki teyzesinin yanýna
gönderdi. Mustafa, Selanik Mülkiye Idadisi’ne yazýldý. Bugünkü
liselere eþit bir okul olan Idadide okurken baþýndan, geçen bir olay,
onun buradan ayrýlmasýna sebep oldu. Bir gün sýnýfta ders sýrasýnda
bir çocukla kavga edince Kaymak Hafýz adlý öðretmen, Mustafa’yý
dövdü. Büyük annesi, onun bu okulda okumasýna baþýndan beri
karþý olduðundan, hemen oradan aldý. Mustafa’nýn asýl gitmek istediði
,okul askeri orta okul idi. Komþu çocuklarýnýn askeri giysiler içinde
bu okula gidip geldiklerini gördükçe içinde büyük bir istek
canlanýyordu. Bu sýrada köyden Selanik’e gelen annesine, bu dileðini
iletti. Annesi kesinlikie buna karþý koydu. Ancak, giriþ sýnavlarý
sýrasýnda sezdirmeden kendi kendine, o zamanlar rüþtiye denilen
askeri orta okula giderek sýnavlara katýldý ve baþardý. Böylece bir
oldu bitti ile Selanik Askeri Rüþtiyesi’ne girdi.
Kemal adýný nasýl aldý?
Askeri Rüþtiye öðrencisi Mustafa için artýk, yaþamý boyunca
izleyeceði meslek yolu çizilmiþti. Bu okulda kendini,tüm
öðretmenlerine sevdirmiþti. Özellikle matematik dersine büyük ilgi
gösteriyor, sýnýf düzeyinden daha yüksek problemleri çözmeye
uðraþýyordu. Adý Mustafa olan matematik öðretmeni, bu üstün
yetenekli öðrencisine yakýnlýk duyuyor. Çok beðeniyordu. Bir gün
küçük Mustafa’ya ‘’Oðlum senin de ismin,Mustafa, benim de... Bu
böyle olamayacak. Arada bir fark bulunmalý. Bundan sonra senin
adýn Mustafa Kemal olsun’’ dedi. Iþte o günden sonra küçük
Mustafa’nýn adý Mustafa Kemal oldu.
Lise öðrenimi:
Askeri orta okulu bitiren Mustafa Kemal, lise
öðrenimine Manastýr Askeri idadisinde baþladý.
Orada kendisine en kolay gelen ders matematikti. Fransýzca dersinde geri kalýyordu.
Oðretmeni onunla uðraþýyor, zaman
zaman da sert uyarýlarda bulunuyordu. Bu
durum Mustafa Kemal’ýn gücüne
gidiyordu. Fransýzcasýný ilerletmek,
güçlendirmek için çareler aramaya
baþladý. Yaz tatilinde Selanik’e gidince
oradaki Frerier Okulunun özel sýnýfýna
devam ederek, Fransýzcasýný ilerletti.
Þiir ve edebiyata ilgi
duymasý:
Manastýr Askeri idadisinde sýnýf arkadaþý
Ömer Naci þiir yazan, edebiyat dersinde, baþarýlý,
özellikle güzel konuþmada üstün yeteneði olan bir
öðrenciydi. Mustafa Kemal’de þiir, edebiyat ve güzel konuþmaya
ilgi uyandýran bir arkadaþtý. Fýrsat buldukça birlikte güzel konuþma
ve hitabet yarýþmasý yaparlardý. Bütün derslerinde üstün baþarýlý
olan Mustafa Kemal’in þiirle uðraþmasýnýn onun genel baþarýsýný
engelleyeceðini söyleyen yazma dersi öðretmeninin öðüdüne uyarak
þiiri býraktý. Ancak güzel yazmak ve konuþmak eðitimi onda
eksilmeden sürüp gitti.
La sfârºitul lunii aprilie, la Trabzon,a avut loc
întâlnirea regiunilor periferice din zona Mãrii Negre,
membre al CMRP, organizaþie civilã,cu sediul central
în Finlanda.
Scopul acestei întâlniri a fost: constituirea Comisiei
Regiunilor din Bazinul Mãrii Negre, comisie al cãrui
statut a fost iniþiat de Consiliul Judeþean Constanþa, în
persoana domnului Preºedinte Stelian Duþu. Dupã ce
,în prealabil acest statut a fost difuzat tuturor
participanþilor ºi studiat în detaliu, a fost supus
aprobãrii. În unanimitate de voturi, statutul a fost
aprobat,iar domnul Stelian Duþu a fost ales în funcþia
de preºedinte al acestei comisii, funcþia de prim
vicepreºedinte revenindu-i guvernatorului regiunii
Trabzon, domnul Adil Yazar.
Scopul constituirii unei astfel de comisii este cel
al cooperãrii între regiunile aflate în bazinul Mãrii Negre
în vederea dezvoltãrii în mod egal al acestor regiuni
din punct de vedere economic,comercial,financiar ºi
cultural. De asemenea s-a pus accent pe dezvoltarea
cercetãrii ºtiinþifice ºi a protecþiei mediului înconjurãtor.
Mustafa Kemal Harp okulu öðrencisi:
Askeri Lise’yi baþarýyla bitiren Mustafa Kemal, lstanbul’a gelerek
Mekteb-i Harbiye „Harp okulu“ na girdi. (1889) Bu okulun birinci
sýnýfýndaki yaþantýsýný anlatýrken þunlarý söyler: „Birinci sýnýfta saf
gençlik hayallerine kapýldým. Ancak dersler kesilince kitaplara sarýldým.
lkinci sýnýfa geçtikten sonra askerlik derslerine daha çok merak
sarmaya baþladým“. Þiirle uðraþmýyorsa da güzel söz söylemek ve
yazmak hevesi sürüyordu. Arkadaþlarýyla tartýþma denemeleri, güzel
konuþma alýþtýrmalarý yapmaktan kendini alamýyordu.
Okuma ve yazý yazma meraký:
Harp okulu’ndaki öðrencilik yýllarý II. Abdülhamit döneminin en
baskýlý günleriydi. Okul yönetiminin çok sýký önlemlerine kar*ýn
öðrenciler,büyük yurtsever ozan Namýk Kemal’ýn eserlerini gizli gizli
okuyorlardý.() Bunlarý okuyanlarýn sýkýca kovu*turulmasý, bu dönemin
gençlerinde türlü ku*kular yaratýyor. Ülkenin yönetiminde kötülükler
bulunduðu duygusunu veriyordu. I*te bu tür eserleri okuyanlarýn
ba*ýnda Mustafa Kemal geliyordu. Böylece Mustafa Kemal’de ülke
ve ulus sorunlarýyla ilgili dü*ünceler uyanmaya ba*lýyordu.
(devam)
Delegaþia Consiliilor judeþene din
Tulcea ºi Cãlãraºi
pagina / sayfa 3
Aprilie / Nisan 2001
Oku benim cici yavrum
Învaþã puiul meu drag
Okul cennet meyvesidir
ªcoala e fructul raiului
Okuldadýr türlü sanat
La ºcoalã orice meserie vei învãþa
Medeniyet membasýdýr.
Acolo baza civilizaþiei vei gãsi.
Yürü yavrum okuluna
Du-te pruncul meu la ºcoalã
Altýn bilezik koluna
Sã-þi pui brãþara de aur
Hem kýzýna hem oðluna
Din cuibul ºtiinþei plãmãditã
Bilim irfan yuvasýdýr.
Pentru fatã ºi bãiat.
Aþýk Veysel
Aºik Veysel
OLIMPIADA DE LIMBA TURCÃ
-
Consecvent scopurilor pentru care a fost creat, în vederea sprijinirii permanente a procesului de
învãþãmânt în limba turcã, U.D.T.R. a încheiat un protocol de colaborare cu ªcoala Nr.12 B.P.Haºdeu
Constanþa pentru permanentizarea înfinþãrii de clase cu predarea intensivã a limbii turce.
PROTOCOL DE COLABORARE
Între ªcoala nr.12 B.P. Haºdeu prin reprezentantul
director prof. Ciurea Dumitru ºi UDTR reprezentatã
prin preºedinte Asan Murat
ªCOALA Nr. 12 B.P. HAªDEU
Str. B.P. HAªDEU Nr. 98
TEL/FAX 041646034
CONSTANÞA
U.D.T.R.
Bd. TOMIS Nr. 99,C-þa
BL. SO AP. 3
TEL/FAX 041550903
I MOTIVAÞIA
1. RELAÞII UMANE
2. CURRICULUM
• Consiliere ºi orientare
• Schimburi de experienþã privind abilitãþile curriculare ale
cadrelor didactice ( programe, manuale alternative,
proiecte didactice, ghiduri de implementare, evaluarea modalitãþi ºi instrumente de evaluare)
3. ACTIVITATE EXTRACURRICULARÃ
• Programe educaþionale
• Sesiune de comunicãri ºi referate
• Excursii de studii (intern/extern)
II OBLIGAÞIA PÃRÞILOR
• Nevoia cunoaºterii reciproce
• Dezvoltarea abilitãþilor curriculare
• Formarea continuã a cadrelor didactice
În imagine, profesor Ciurea Dumitru, director
al ªcolii Generale nr. 12, B.P. Haºdeu
1. ªCOALA NR. 12 B.P.HAªDEU oferã cadru
educaþional (cadre didactice, spaþii didactice) elevilor
de etnie turcã
2. Uniunea Democratã Turcã din România oferã în
limita posibilitãþilor alocate de la buget sprijin material
pentru:
- de sãrbãtorile religioase asigurã în cadru festiv,
diverse oferte (cãrþi, dulciuri) pentru elevii care au
obþinut rezultate deosebite care au obþinut rezultate
deosebite în activitatea ºcolarã
- recompense pentru elevii olimpici (obiecte ºi
mijloace audio-vizuale)
- U.D.T.R. va interveni la Consulatul Republicii Turcia
din Constanþa pentru facilitarea schimburilor de elevi
de etnie turcã din Dobrogea ºi elevii turci din
Republica Turcia
Prof. Ciurea Dumitru- dir. ªc. Nr.12 B.P.HAªDEU
Prof. Murat Asan - Preºedinte U.D.T.R.
Prof. Ervin Ibraim - Preºedinte Comisie Învãþãmânt U.D.T.R.
De la stânga la dreapta: lector dr. Ali Leman, prof. Paloma
Petrescu, prof. Sârbu, prof. Munteanu ºi prof. Gelal Firdes
În perioada 12-15 aprilie 2001, a avut loc la Baza Turisticã Luminiþa
din Eforie Sud, Faza Naþionalã a Olimpiadei de Limba Turcã.
Aceastã acþiune a fost organizatã de Inspectoratul ªcolar Judeþean
Constanþa ºi sprijinitã de Uniunea Democratã Turcã din România ºi
U.D.T.T.M.R.
Au participat la deschiderea oficialã, vineri, 13 martie 2001, distinse
personalitãþi printre care prof. Paloma Petrescu, inspector ºcolar general
precum ºi cei doi inspectori ºcolari generali adjuncþi, lector dr.Ali Leman,
inspector în cadrul Ministerului Educaþiei ºi Cercetãrii, prof.Gevat Nejdet,
inspector de personal în cadrul I.S.J.Constanþa, prof.Gelal Firdes,
inspector de specialitate la I.S.J.Constanþa, prof.Ciurea Dumitru,
directorul ªcolii Generale nr.12 „Bogdan Petriceicu Haºdeu“ Constanþa,
prof.Asan Murat, preºedinte U.D.T.R., Abdula Gülten, preºedinte al
Comisiei de Culturã a U.D.T.R., prof.Ervin Ibraim, preºedinte al Comisiei
de Învãþãmânt a U.D.T.R., conf.univ.dr.Nuredin Ibram, directorul
Departamentului de Arte din cadrul Universitãþii „Ovidius“ Constanþa,
cadre didactice din Republica Turcia precum ºi alte personalitãþi.
Desfãºurarea Olimpiadei a cuprins proba scrisã urmatã a doua zi
de festivitatea de decernare a premiilor precum ºi de o scurtã dar
binemeritatã excursie prin zonele învecinate.
Prezentãm în acest numãr numele premianþilor la acestã Olimpiadã
urmând ca în numãrul viitor sã realizãm o analizã atât a Olimpiadei
Naþionale cât ºi a celei Judeþene.
Ervin Ibraim
AILE
Her insan annesi, babasýný, kardeþlerini, bütün akrabalarýný sever.
Kardeþ çoçuklarýna ’’yeðen’’ denir.
Babamýzýn erkek kardeþi amcamýz olur.Babanýn kýz kardeþine Türkler
’’hala’’ derler.
Annenin erkek kardeþine ’’dayý’’ denir.
Annenin kýz kardeþi teyzedir.
Halalarýn, teyzelerin, dayýlarýn, amcalarýn çocuklarý da aileden sayýlýr.
Böylece aile, bir soydan olanlarýn topluluðudur.
Her memleket bir aile ocaðý gibidir. Vatandaþlar da birbirlerinin kardeþi
gibidirler.
Bütün insanlar birbirini kardeþ sayar, kardeþ gibi severse milletler dost
olur, savaþlar kalkar. Savaþlar kalkýnca dünya cennete döner.
KONUÞTURMALAR:
(Cevaplar birer tam cümle olmalýdýr)
- Kimleri seversiniz?
- Aile topluluðunda kimler bulunur?
- Kaç kardeþiniz var? Kaçý kýz, kaçý erkek?
- Kaç amcanýz var?
- Amcalarýnýzýn çocuklarý var mudýr?
- Teyzenizi mi, halanýzý mý çok seversiniz?
- Dayýlarýnýz hangi þehirlerde oturur? Size sýk sýk gelirler mi?
- Aileniz içinde yüksek öðrenim (tahsil) görmüþ olanlar var mý?
- Nerelerde, hangi üniversitelerde okumuþlardýr?
Þu rakamlarý okuyup yazýnýz:
9,73,432,1999,48639,346,592,816 754, 42 894 579
Tabel nominal cu elevii premiaþi la Olimpiada
de Limba ºi Literatura Turcã, care a avut loc
în perioada 11-15 aprilie 2001
7 Premiul I a 500 000 lei
1. Amet Nelida-cl. VII-Lic. Kemal
Ataturk
2. ªerip Suzan-cl.VIII-ªc.12 Constanþa
3. Suliman Surihan-cl.IX- Lic. Kemal
Ataturk
4. Duruk Nezahat-cl-X-Liceul
Internaþional
5. Bag⺠Sibel-cl.XI- Lic. Kemal Ataturk
6. Abzait Aiºe-cl.XII- Lic. Kemal Ataturk
7. Acmambet Suna-cl.XIII- Lic. Kemal
Ataturk
6 Premii II a 400 000 lei
1. Mustafa Ilias-cl.VII- ªc.12 Constanþa
2. Elmi ªeila-cl. VIII- ªcoala nr.7
Medgidia
3. Rafi Ergun-cl.IX- Lic. Kemal Ataturk
4. Menlivuap Sibel-cl X- Lic. Kemal
Ataturk
5. Suliman Selciuk-cl.XI-Liceul
Internaþional
6. Mustafa Latife-XII- Lic. Kemal
Ataturk
2 Premii III a 300 000 lei
1. Menlivuap Ghiulfer-cl. VIII-Liceul
Kemal Ataturk
2. Boracai Sine-cl.XI- Liceul Kemal
Ataturk
14 Menþiuni a 200 000 lei
1. Omer Metin-cl.VII-ªc. nr.1 Medgidia
2. Tosun Aiten-cl.VII.-ªc. nr. 1 Tulcea
3. Duagi Aihan-cl.VIII-ªc. nr. 12 C-þa
4. Amet Elmira-cl.VIII-ªc. nr. 7
Medgidia
5. Murat Nesrin-cl.VIII-ªc. 1 Valu lui
Traian
6. Geauzar Aigean-cl.,VIII- ªc. 12
Constanþa
7. Murat Nida-cl.IX-Lic. Kemal Ataturk
8. Omer Ainur-cl.X-Lic. Internaþional
9. Omer Ainur-cl.XI-Lic. Internaþional
10. Bolat Elis-cl.XII-Lic. Kemal Ataturk
11. Gemil Nighear-cl.XII-Lic. Kemal
Atatürk
12. Cioracai Nurºen-cl.XIII- Lic. Kemal
Atatürk
DILBILGISI:
Her kelimesinin belirttiði isimler çoðul eki almaz:
Her insan, her memleket, her öðrenci, her kitap, her çocuk....
„Her evler“ yanlýþtýr. Doðrusu “Her ev“ dir.
Türkçe kelimeler sayý bakýmýndan iki türlüdür:
1) Tekil : Anne, baba, aile, memleket
2) Çoðul :Anneler, babalar, aileler, memleketler
sever.....
severler......
Sever kelimesi fiildir. Geniþ zaman kipidir. Þahýslara göre þöyle
çekimlenir;
1.þahýs: (ben) severim (biz) severiz
2 þahýs: (sen) seversin (siz)seversiniz
3 Þahýs (o) sever (onlar) severler
ALIÞTIRMALAR:
1 Bu fiilere birer kelime katarak cümle halinde çekimliyelim:
Ben kardeþlerimi severim. Biz vatanýmýzý severiz
Sen teyzeni sever misin? Siz milletinizi seversiniz
Ali kitaplarý sever. Bazý insanlar parayý severler
Siz ikinci kelimeleri deðiþtirerek yeniden çekimleyiniz
2 Aþaðýda boþ býrakýlan yerlere uygun kelimeler yazýnýz:
Amcam, babamýn ............................ kardeþidir.
Halam ............................ kýz kardeþidir.
Dayým ............................... kardeþidir.
Annemin kýz ...................... teyzemdir.
Aðabeyimin oðlu benim ...................... dir.
Ablanýzýn kýzý sizin .............................. dir.
Hazýrlayan: Gülten Abdula
13. Suliman Melek-cl.XIII- Lic. Kemal
Atatürk
14. Meniºa Orhan-cl.XIII- Lic. Kemal
Atatürk
Domnul preºedinte
U.D.T.R. Asan Murat,
oferind daruri celor
premiaþi
AÝLEMÝZ
Bilirsiniz,
Hepimiz,
Evde yalnýz deðiliz.
Büyükanne, büyükbaba.
Daha kim var acaba?
Ha ha, buldum buldum.
Baba, oðul,anne, kýz,
Aðabeyimiz, ablamýz,
Amca, teyze, halamýz
Bir soydan, bir kandanýz.
Ýþte böyle hepimiz,
Toptan bir aileyiz.
Küme yýldýzlar gibi,
Bir arada yaþarýz.
Ýyiliði kucaklar,
Kötülükten kaçarýz.
Mehmet Necati Öngay
-
pagina / sayfa 4
Aprilie / Nisan 2001
MAKEDONÝYA’DA ÇOCUKLAR PENTRU SÝZÝN
VOI
ÝÇÝN
ÝÇÝN TÜRKÇE BASIN
Makedonya’da Türkçe yayýnlan Birlik gazetesinin eki
Sevinç adý altýnda çocuklar için bir dergi.Dergi 34 sayfalýk
Türk dilinde basýlmýþtýr. Ýçinde dünya masallarý Türkçeye
çevrilmiþ, Türk öðrencilerinden gönderilen kýsa þiirler ve
öyküler, resimli diziler, çocuklarýn resim çalýþmalarý,
bilmeceler, tekerlemeler, okullardan bazý haberler,dünyanýn
bilim adamlarý, tehnik ve çevre
ile ilgili bazý bilgiler.
Dergi Üsküp’te çýkýyor.
Yayýn kurulu yönetimcilerine;
Nikola Tasev, Drita Karahasan,
Enver Ahmet, Ismet Ramiçeviç
ve Ethem Kubur’a baþarýlar ve
Sevinç dergisinin 100. yýlýna
yetiþmesi için þimdiden tebrikler
iletiyoruz.
Yerli öykülerinden “Sevim
ve Suna„ isimli biri gazetemizde
yer almaktadýr.
Küçük sevim babasýný
çaðýrmaya baþlayýnca:
- Ne var Sevimciðim? diye
sordu yatak odasýndan babasý.
- Suna dövüyor beni!
Babasý yatak odasýna
koþtu.
Suna, babasýný görünce
baþýný öne eðdi. Utandý.
- Suna yanaðýma vurdu. Bir
deðil iki kez vurdu.Aðlamaya
baþladý.
- Niçin vurdun kardeþine
Suna?
Suna baþýný kaldýrmadý.
Babasýnýn sorusuna karþýlýk vermedi. Ýçlendi,içlendi.
Neredeyse aðlayacaktý. Alt dudaðý tir tirr titriyordu. Kendini
tutamadý. o da için için aðlamaya baþlamýþtý.
- Sevim’e niçin vurdun?...
- Bana maymun dedi de ondan. Maymun dedi, baba?
Onun için vurdum.
Babalarý yüzünü kýzýndan yana döndü.
- Sahi mi Sevim?
- O da bana budala dedi. Gece de yatmadan önce
aynýsýný dedi... Ben ona bir defa budala dediysem, o bana
birkaç defa budala, budala dedi.
Duygulu duygulu anlatan Sevim’in de alt dudaðý
titremeye baþlamýþtý.
- Kardeþler birbirine budala budala, maymun derler
mi?...Ayýp! Bir daha böyle çirkin
sözler tekrarlanmayacak öyle
mi?...
Ne
Suna’dan,
ne
Sevim’den
ses
çýktý.
Aðlýyorlardý.
- Sus Sevim, sus! Kardeþin
sana artýk vurmayacak. Sen de
ona maymun demeyeceksin,
deðil mi, Suna...
- Bana maymun demezse,
ben de ona budala demem.
Ama o bana her gün budala
diyor.
Sen
de
ona
m a y m u n m a y m u n
demeyeceksim. Öyle mi...
- Babasýnýn bu sorusunu
yanýtlamadý Sevim.
Gözlerinden pýrýl pýrýl akan
yaþlardan
kalan
izleri
yanaklarýndan siliyordu. Bir
þeyler düþünür gibi oldu.
Ara sýra da kardeþini göz
ucuyla süzüyordu.
Neden sonra:
- Sunaya’ya hiçbir zaman
maymun demeyeceðim baba,
dedi.
- Ben de Sevim’e budala demeyeceðim artýk, diyerek
babasýnýn boynuna sarýldý Suna.
Sevim de atýldý babasýna. Üçü birlikte bir barýþ saðladýlar.
Sonra da kavaltýya oturdular.
O günden sonra çocuklar üzücü hiçbir kötü söz
söylememiþlerdi birbirlerine.
Enver BAKÝ - Makedonya
La Fontaine’den bir masal
TÝLKÝ ÝLE LEYLEK
Kurnaz tilkinin cömertliði tutmuþ bir gün. Leyleði yemeðe
çaðýrmýþ.
- Buyur, Leylek Kardeþ, demiþ.
Akþama bana gel. Allah ne verdiyse yeriz.
Leylek:
- Peki, demiþ.
Akþam olmuþ. Leylek kalkýp gitmiþ tilkinin evine. Tilki
içeri buyur etmiþ leyleði.
Sofrayý kurmuþ. Yemek diye de dümdüz bir tabak içinde
bulaþýk suyu gibi bir çorba koymuþ ortaya.
- Haydi buyur, Leylek kardeþ, demiþ. Konuk umduðunu
deðil bulduðunu yermiþ. Kusura bakma artýk...
Tilki çorba tabaðýna eðilmiþ, iþtahla yalayýp yutmaya
baþlamýþ. Leylek gagasýný daldýrýp içmeye çalýþmýþ ama
baþaramamýþ. Tabak dümdüzmüþ çünkü.
Leylek ne denli çalýþýp öçabaladýysa da içememiþ
çorbayý. Tilki iþtahla atýþtýrýrken o boynunu üzgünce büküp
yutkunmuþ.
Sonunda aç kalkmýþ sofradan. Tilkinin bunu bile bile
yaptýðýný anlamýþ. Tilki kýs kýs gülüyormuþ çünkü.
- Eh, demiþ içinden, Alacaðýn olsun senin Tilki Kardeþ.
Görüþürüz bakalým!.
O da tilkiyi kendi evine davet etmiþ;
- Konukseverliðine çok teþekkür ederim,demiþ. Çorba
çok güzel olmuþ, eline saðlýk. Ben de seni beklerim, mutlaka
gel!.
Tilki:
- Sen hiç merak etme Leylek kardeþ, demiþ. Tam
saatinde çýkar gelirim. Fazla zahmete girme sakýn. Dostlarýn
tatlý dili, güler yüzü bize yeter.
Gerçekten de tam saatinde gitmiþ leyleðin evine.
bakmýþ ki evin içinden tatlý bir yemek kokusu yükseliyor.
Aðýzýnýn suyu akmýþ.
- Oh, demiþ.
Mis gibi de kokuyor! Doðrusu, her zaman söylerim
Leylek kardeþ. Kimse senin gibi yemek piþirmez!
Tilki hemen sofranýn baþýna geçmiþ. Yemeðin gelmesini
beklemeye baþlamýþ. Leylek az sonra yemeði sofraya
getirmiþ. Ama yemek, boynu uzun, boðazý dar bir kabýn
içindeymiþ.
Leylek;
- Haydi buyur Tilki Kardeþ, demiþ.
Kendisi uzun gagasýný kabýn içine rahatlýkla sokup
çýkararak yemeye baþlamýþ. Tilki de deneyecek olmuþ ama,
aðzý burnu bir türlü sýðmýyormuþ kabýn içine. Leylek karnýný
güzelce doyurmuþ. Tilki aç kalkmýþ sofradan. Kuyruðunu
bacaklarýnýn arasýna kýstýrmýþ, aç açýna evinin yolunu
tutmuþ. Oyunbazlýk edip leyleði kandýrdýðý için çok ama çok
utanýyormuþ.
- Kendi kazdýðým kuyuya kendim düþtüm, diye
düþünüyormuþ giderken...
Gulten Abdula
Vã rog,
Nu rupeþi merii tineri,
Nu zdrenþuiþi lumina ce se
zãreºte printre ramurile lor,
Pentu cã florile ce se vãd
în lumina lor
Sunt visele mele, copilãria
mea.
De-aº fi copil,
Sã-mi pot picta buzele cu a
gudelor culoare
Din iarbã sã pot asculta
glasul privighetorii,
Sã pot sorbi un strop din
focul soarelui,
Sã mã pot ascunde în
spatele basmelor,
Sã pot mirosi palmele
pãrinþilor
Sã mã pot da în leagãn,
Sã sar coarda,
Sã joc ºotron,
Sã fiu copil, ca voi,
ªi sã mã joc....
De aceea,
Vã rog , nu rupeþi merii
tineri!
Nu zdrenþuiþi lumina ce se
zãreºte
Printre ramurile lor,
Pentru cã florile ce se vãd
în lumina lor
Sunt visele mele, copilãria
mea....
Nu le ucideþi!
Gülten ABDULA
Körpe elma aðaçlarýn
dallarýný koparmayýnýz,
Lütfen!
Dallarýn arasýnda görünen
ýþýðý parçalamayýnýz
Çünkü ýþýklarýn arasýnda
görünen çiçekler
Benim ruyalarýmdýr,
çocukluðumdur....
Çocuk olsam, kara
dutlardan dudaklarýmý
boyasam
Çimenler arasýna
saklansam,
Bîlbîlîn sesþnþ duzsam,
Güneþin ateþinden bir
bardak ýþýk içsem,
Masallar arkasýna
saklansam,
Annemin, babamýn ellerini
koklasam,
Salýncakta sallansam,
Dolaplarda dönsem,
Ýp atlasam,
Sizinle yine oynasam...
Onun için,
Körpe elma aðaçlarýný
koparmayýnýz!
Dallarýn arasýnda görünen
ýþýðý parçalamayýnýz
Çünkü ýþýklarýn arasýnda
görünen çiçekler
Benim ruyalarýmdýr,
çocukluðumdur,
Öldürmeyiniz!
Grãdina fermecatã
cu trandafiri
A fost odatã o grãdinã tare frumoasã unde trandafirii
creºteau multicolori, minunat de frumoºi. Era o zi de varã,
trandafirii erau înfloriþi, parfumul specific se rãspândea pe
tot cuprinsul þinutului. Toatã lumea trecea cu plãcere pe lângã
grãdina cu trandafiri, fiindcã mirosul trandafirilor din aceastã
grãdinã fermecatã tãmãduia unii bolnavi. Veneau aici o
mulþime de oameni sã se vindece de boli sufleteºti. Ei ºedeau
aici pânã uitau de vreme.
- Vildan cu mama ei s-au gândit sã meargã într-o
plimbare în grãdina cu trandafiri, fiindcã sufereau de
singurãtate. Oraºul lor era plin de viaþã de când exista
aceastã grãdinã minunatã.
O datã, au venit ºi doi bãieþi strãini cu pãrinþii lor care se
vãitau cã respirã greu ºi vroiau sã fie tãmãduiþi de aceastã
grãdinã fermecatã cu trandafiri.
Pãºeau prin faþa lui Vildan ºi a mamei sale discutând
între ei.
- Grozavã grãdinã! zise primul. Dacã am fi avut ºi noi o
grãdinã la fel de frumoasã acolo unde locuim n-am mai fi
bolnavi. Ce zici prietene? se trezi întrbându-l pe cel de-al
doilea copil, cu voce tare, ºi continuã.
- Luãm câþiva?
- Am sã iau un lãstar, doar nu ne vedem nimeni. Am sãl duc în grãdina casei mele, zise al doilea.
- De ce pentru grãdina ta ºi nu a mea” veni rãspunsul
primului copil. Încet, încet discuþia se aprinse ºi cei doi se
trezirã certându-se. Vocile erau atât de ridicate încât nu se
mai auzeau unul pe altul.
Vildan ºi mama ei se hotãrârã sã vinã în ajutorul copiilor.
Se apropiarã de cei doi ºi Vildan le vorbi astfel copiilor.
- Nu este frumos sã luaþi ce nu vã aparþine.Este ca ºi
cum ai fura. Peste drum de aceastã grãdinã existã o serã,
de unde puteþi cumpãra puieþi de trandafiri câþi vreþi ºi ce
culori doriþi. Astfel, veþi reuºi sã vã faceþi propria voastrã
grãdinã. Grãdina pe care o vedeþi nu este numai pentru
locuitorii acestui oraº ci pentru toþi cei ce poposesc în el.
Copiii se ruºinarã, dar mulþumirã lui Vildan pentru
informaþie ºi plecarã imediat sã cumpere puieþi de trandafiri
pentru grãdina lor.
Fatma SADAK / Romanya
pagina / sayfa 5
Aprilie / Nisan 2001
Balkan Türkleri
Yýlmaz ÖZTUNA
Bügün Türklük’ten eser bulunmayan bir çok büyük þehir, o asýrlarda çoðunlukla Türkler’in
oturduðu beldeler halindedir: Mesela Belgrad’da 224 cami, 6 kervansaray, 3.700 dükkanlý
büyük çarþý, ayrýca baþka çarþýlar, 98.000 nüfus ve 20 000 kiþilik bir Türk garnizonu vardýr.
(Evliya, V,381). Niþ, 2060 haneli, 22 ilkokullu, 200 dükkanlý bir Türk þehridir (Evliya, V,3634). Gene bügün Makenodiya’da kalan ve 1912’ye kadar Türkiye’nin olan Manastýr’da, XX,
asýrýn ilk yýllarýnda 25 cami vardý. 1957’de 10 ‘u ayakta durmaktadýr (Tomovsky, Les Mosquees
de Bitola, Üsküp, 1957)
Daha 1462’de Prens Dukas (XXV), o yýllar için mübalaða olabilecek þu ifadede
bulunmuþtur: “Bana kalýrsa bugünkü günde Gelibolu Boðazý’ndan Tuna’ya kadar olan
yerlerde bulunan Türkler,Anadoluda’ki Osmanlý tab’asý olan kýsým Türkler’den fazladýr.“
Hýrstiyan din ve akýydesine en küçük bir sataþma bahis mevzuu deðildir. Asayiþi
bozmýyan her Hýrstiyan tab’a “vedýat’Ullah“dýr, Tanrý’nýn Türk’e emanetidir. “Sýrbistan’da her
þeyden önce Osmanlý idaresinde Hýrstiyan kavimleri tamamen yok olmaktan korkmakla
kalmayýp, aksine olarak asýrlarca sonra tekrar hürriyetlerine kavuþmalarýna yol açan ve
Hýrstiyan kavimleri tamamen yok olmaktan korkmakla kalmayýp, aksine olarak asýrlarca
sonra tekrar hürriyetlerine kavuþmalarýna yol açan ve Hýrstiyan Balkan kavimlerinin minnetdar
olduklarý dini müsamaha mevcuttu. Kiliseler ve manastýrlar, kavmi þuurunu uyanýk
bulundurulmasýna, dilin himayesine ve halk adetlerinin muhafazasýna fevkalade çok hizmet
ediyordu“(A.Hajek, Sýrbistan, Islam ,Ans,561a.)
Pek çok þehir verilip alýnmýþtýr.En çok Venedik, kýyýlarýndaki üslerini býrakmamak için
fevkalade, bazan asýrlarca direnmiþ, bu üslerin bazýlarý Türkler’le Venedikliler arasýnda bir
kaç defa el deðiþtirmiþ, sonunda Venedik, Kuzey Dalmaçya sahili hariç, tamamen
balkanlar’dan sökülüp atýlmýþtýr.1503’te elbasan sancak beyi Isa Bey oðlu Mehmed Bey,
Draç limanýný Venedikler’den kesin þekilde almýþtýr. Avlonya limanýný ise kesin þekilde ancak
Kaanuný devirde Korfu- Pulya sefer-i hünmayununda Vezir-i azam Ayas Paþa Venedik’ten
fethetmiþtir.
Bazý bölgeler, o kadar Türk’leþip Islam’laþmýþtýr ki, 1878 ve 1912 facia, büyük göç ve
imhalarýna raðmen bugün de Balkanlar’ýn bazý bölgeleri Türk veya Müslümandýr.
Yugoslavya’nýn Kosova eyaletinde Müslüman Arnavutluk tam ekseriyette olduklarý gibi,
Makedonya devletinde de çok Müslüman Arnavut vardýr. Yunanistan’nýn Epir eyaletinde de
bazý Müslüman Arnavutlar hala yaþýyor. Bulgaristan’da Müslüman Bulgarlar (Pomaklar),
Bulgarca konuþtuklarý halde, hala Abdullah, Mehmed, Emine, Fatma gibi Türk ismi almakta,
asla Bulgar ismi almamakta ve Müslüman dinini korkunç baskýlara karþý muhafaza
etmektedirler. Yalnýz Müslüman Rumlar, Girit’ten tamamen sürülmüþ, bunlarýn hepsi
Türkiye’ye gelmiþ, ve þimdi tamamen Rumca’yý unutarak türk’leþmiþlerdir.
Bugün Balkanlar’da doðrudan doðruya türk Türk sahalarý da vardýr: Arnavutluk’ta küçük
bir Türk azýnlýðý bulunmaktadýr. Yunanistan’da Batý Trakya’da Türkler’in imhasý mümkin
olmamýþtýr. Rodos ve bir iki adada ise Türkler, çok azalmýþtýr. Macedonya’da Üsküb
çevresinde, bütün göçlere raðmen, hala muhim Türk azýnlýðo bulunmaltadýr. Romanya’da
Dobruca’da Türkler hala ekseriettedir. Yalnýz Dobruca Türkleri’nin hepsi Osmanlý(oðuz) deðil,
bir kýsmý, hatta yarýdan fazlasý Kýrým’dan gelmiþ Kuzey Türkü’dür. Fakat gene de bugün en
mühim Türk kitlesi, sayýlarý bir milyonu bulan Bulgaristan Türkleri’dir.
Rodoplar’da yaþýyanlar imha edilmek için büyük baský altýndadýrlar. Fakat asýl büyük
Türk kitlesi, Güney Dobruca, bilhasa Deliorman’da (Kuzeydoðu Bulgaristan) yaþamakta ve
ekseriyet teþkil ettikleri için kendilerini imha, etmek kaabil olmamaktadýr. Boþkoviç’in Hatýra
Defteri’nde þu notlarý okuyoruz (Tarih Dergisi, XII,203,216):
“Dobruca’da Yenipazar’a vardýk. Bu yer, Türk ve Hýristyanlar’ýn karýþýk oturduklarý bir
köy. 50 hane Bulgar ve 250 hane Türk. Bir kaç hane Ulah (Romen) var. Ben bie Ulah evine
indim. Sahibi fakirdi ve ancak bir yýl önce bu köye yerleþmiþti. Türk paþalarýnýn idaresinde
tahammül edilebilir bir hayat yaþanabildiðini, onun için bir çok Romen’in Dobruca’’ya geldiðini,
Romanya’da Hýrristiyan voyvodalarýn köylüleri soyup sovana çevirdiklerini söyledi...
Dobruca’dan çýkýp Tuna’nýn batý yarýsý üzerinden Ýbrail þehrine geldik. Nehir üzerindeki
Türk tersanesinde karavela denen büyük bir gemi inþa halinde idi. Istanbullu armatör Ýshak
Aða için inþa ediliyordu. Bu büyük gemiyi, Ýstanbul’a Ýskenderiyye(Mýsýr) arasýnda iþletecekti.
70 arþýn uzunluðunda ve 17 arþýn geniþliðinde idi. Bu gemi, bir zamanlar bindiðim Venedik’in
84 toplu Sen Karl harb gemisinden çok büyüktü.“
Balkanlar’ýn her tarafýnýn her bakýmýndan Türk’leþtiðine ait kayýtlar sonsuzdur. Mareþal
von Moltke’nin 19 mayýs 1837’de Týrnova’yý ve 2 gün sonra Kýzanlýk’ý nasýl tasvýr ettiðini
görelim (s.105-9). Týrnova, Balkan Daðlarý’nýn kuzey ve Kýzanlýk güney eteklerinde iki küçük
þehirdir:
“Harikulade güzel bir ülke burasi: Her þey yeþil. Derin vadilerin yamaçlarý ýhlamur ve
ahlat aðaçlarý ile kaplý. Geniþ çemenlikler, dereleri çeviriyor. Bereketli buðday tarlalarý ovalarý
kaplýyor ve ekilmiyen sahalar bile hayvanlar için zengin çayýrlarla örtülü. Teker teker daðýlmýþ
bir çok aðaçlar ayrý cazibe veriyor ve koyu gölgelerini açýk yeþil zemin üzerine seriyorlar.
Tuna vadisinin Dessau’daki görünüþüne pek benziyor... Tuna’ya yaklaþtýkça yalnýz Türk
köylerine rastlanýyor. Bu bölgede hiç Bulgar köyü yok gibi. Týrnova’da Türkler’den baþka
Bulgar ve rumlar da var. II Sultan Mahmud, Týrnova’ya girerken, þehrin çok açýðýndan itibaren
halk iki sýralý dizilmiþti. Redif askerleri selam duruyordu.
Rum kadýnlarý Basilius’un (Roma Imparatoru yani padiþah) geliþini seyretmek için düz
damlarý ve teraslarý doldurmuþlar. Ben bu þehir kadar romantik mevki’li bir yer görmedim...
(devam)
Universitatea din Istanbul - 1930
-
TRT 23.
Uluslararasý 23
Nýsan Çocuk Þenliði
23 Aprilie o sãrbãtoare a
copilãriei
UNESCO tarafýndan “Dünya Çocuk Yýlý“
ilan edilen 1979 yýlýnda TRT kurumunca ilk
kez düzenlenen “TRT Uluslararasý 23 Nisan
Çocuk Þenliði“ nin bu yýl 23.ncüsü
düzenleniyor.
Ulu önder Atatürk’ün Türk Çocuklarýna
armaðan ettiði dünyadaki ilk ve tek resmi
çocuk bayramý olan 23 Nisan Ulusal
Egemenlik ve Çocuk Bayramý’ný uluslararasý
düzeyde kutlamak; bu bayram sevincimizi
dünya çocuklarýyla paylaþmak; çocuklar
arasýndaki kardeþlik, sevgi, dostluk baðlarýný
geliþtirmek ve onlarý barýþýn hakim olacaðý
bir geleceðe hazýrlamak amacýyla 1979
yýlýnda baþlatýlan þenliðe bu yýl 40 ülke
katýlýyor.
Bu yýldan beri Koç Grubu’nun mali
katkýlarýyla gerçekleþtirilen þenlik 17
Nisan’da Istanbul’da þenlik açýlýþ
yürüyüþüyle baþlayacak. Ünlü sanatçý Sezen
Aksu’nun dünya çocuklarý için bir þarký
bestelediði þenliðe Birleþmiþ Milletler Genel
Sekreteri Kofi Annan’da bir mesaj yolluyor.
În fiecare primãvarã, Turcia îmbracã
haine de sãrbãtoare. Cu dragoste, mama
primeºte în casa ei pe toþii copiii lumii la
marele bal al primãverii.
În anul 1979 Televiziunea din Turcia a
fãcut un demers prin care a solicitat ca data
de 23 aprilie sã fie decretatã o zi a copiilor
din întreaga lume. De atunci ºi pânã astãzi,
aceastã sãrbãtoare a copiilor, care era deja
consfiinþitã de Mustafa Kemal Ataturk ca un
dar oferit tuturor copiilor lumii, este
permanentã.
Cum poate un copil sã se bucure singur
de viaþã, dacã lângã el nu sunt ºi alþii?
Anul acesta, la sãrbãtoarea copilãriei vor
participa copii din 40 de þãri.
Ca de fiecare datã, Concernul Ko. va
sponsoriza tot festivalul, iar solista de muzicã
pop Sezen Aksu a pregãtit o piesã muzicalã
specialã pentru aceastã zi, cu un mesaj
special adresat Secretarului General al ONU,
Kofi Annan.
(G.A)
Copiii din Constanþa care au participat în anul 1998 la Ankara cu
prilejul acestui festival
Farmacia naturii
Preparate din plante medicinale
Maceratul (plãmãdeala la rece) reprezintã înmuierea plantei în apã rece (la temperatura camerei,
15-250C) un timp variabil, de la o jumatate de orã la 7-8 ore maximum, amestecându-se de mai multe
ori. Se macereazã, de obicei, plantele mucilaginoase (nalba, nalba mare, inul, vâscul). Maceratul din
rãdãcina nalbei mari, de pildã, se preparã dintr-o lingurã de plantã lãsatã 30 minute în 250 ml apã rece,
iar din vâsc 2 linguriþe plantã la 250 ml apã rece, timp de 7-8 ore.
Siropul medicinal este un extract apos (prin infuzie, decoct etc.) îndulcit puternic
(360 g extract plus 640 g zahãr). Zahãrul se dizolvã la rece sau la cald în vase smãlþuite.
Completarea lichidului la litru se face numai cu apã fiartã. Un sirop foarte necesar este cel de muguri
de pin: 100 g muguri striviþi se macereazã 12 ore în 100 ml alcool de 600, la care se adaugã 500 ml apã
clocotitã; se lasã în repaus 6 ore dupã care se strecoarã ºi se adaugã 640 g zahãr dizolvat pe baie de
apã. Se completeazã cu apã fiartã pânã la un litru.
A doua categorie de preparate de uz intern sunt soluþiile extractive hidroalcoolice, cu solventul
amestec de alcool cu apã în diferite proporþii.
Muºeþelul
Muºeþelul, numit în unele locuri ºi romaniþã sau morunã este una din cele mai vechi ºi folosite
plante medicinale. Creºte pretutindeni, pe marginea drumurilor, lanurilor, pe lângã case. În unele regiuni
ale þãrii se întâlnesc câmpii întinse cu muºeþel dar, datoritã folosirii erbicidelor ºi îngrãºãmintelor chimice
el nu mai creºte abundent pe marginile culturilor agricole.
Florile conþin ulei volatil, de culoare albastrã, care, datoritã unui principiu numit azulen ºi a unui
glicozid de naturã flavonicã (apigenina), au proprietãþi antispasmodice, anestezice, dezinfectante ºi
antiinflamatorii. Datoritã acestor însuºiri infuzia de muºeþel calmeazã spasmele muºchilor stomacului
provocate de gastrite ºi colite însoþite de colici.
Azulenul din uleiul de muºeþel prezintã un efect favorabil în unele stãri alergice, astmul bronºic al
copiilor. Proprietãþile antiseptice ºi bactericide ale muºeþelului sunt mult apreciate în medicina ºtiinþificã.
Infuzia de muºeþel se recomandã contra diareei ºi în general în toate afecþiunile stomacului ºi
intestinelor, de cele mai multe ori în asociaþie cu frunzele de mentã. O acþiune binefãcãtoare aduce în
bolile de ficat. Ceaiul de muºeþel, împreunã cu anason sau fenicul, se dã copiilor pentru calmarea
colicilor ºi eliminarea gazelor.
În rãceli ºi gripã ceaiul de muºeþel provoacã transpiraþie ceea ce face sã scadã febra. Datoritã
proprietãþii antiseptice (calmeazã durerile ºi reduce inflamþiile), muºeþelul se foloseºte extern sub formã
de cataplasme, clisme, gargarã ºi bãi în diferite afecþiuni. Rãnile cu puroi, arsurile, hemoroizii, durerile
de gât, diferite ulceraþii ale pielii, leucoreea, abcesele dentare, conjunctivita, sunt influenþate în bine de
muºeþel. Unele eczeme zemuinde sunt ameliorate dacã se presarã pe ele flori de muºeþel pulverizate.
Pãrul spãlat cu muºeþel capãtã un aspect mãtãsos ºi în acelaºi timp îºi întãreºte rãdãcina. Calmeazã
tenurile înroºite ºi iritate. În arsuri, muºeþelul se poate folosi sub forma de ulei. Contra durerilor de cap
unii autori recomandã câte 1 g de flori pulverizate, luate la câteva ore dupã masã. Pentru tenurile
ridate, iritate, congestionate, uscate se aplicã comprese. Bãile de abur fãcute cu muºeþel ajutã la
curãþarea radicalã a tenului.
În gastrite ºi enterite se poate folosi urmãtorul amestec de plante: muºeþel, coada- ºoricelului,
pelin, mentã, salvie. Ceaiul se bea neândulcit, pe stomacul gol în cursul unei zile, în douã reprize.
Florile de muºeþel intrã în compoziþia ceaiurilor contra colicilor pentru adulþi ºi copii, anticolitic,
gastric, sudorific, gargarã ºi a produselor cosmetice.
Bediha Cocoi
-
Aprilie / Nisan 2001
PEYGAMBERIMIZ HZ. MUHAMMED’IN HAYATI
Rýza Deniz
Çocukluðu ve gençliði
Hz. Peygamber Miladý 571 senesi (20
Nisan) Rabiülevvel ayýnýn 12 Pazartesi gecesi
Mekke’de doðdu. Babasý Kureyþ kabilesinin
Haþimi soyundan Abdülmutalib’in oðlu Abdullah,
annesi Zühre oðullarýndan Vehbin kýzý Amine’dir.
Anne ve baba tarafýndan soyu Hz. Ibrahim’e
dayanýr. Peygamberimiz ‘’ Ben iki kurbanlýðýn
oðluyum’’ demekle soyunun Hz. Ibrahim’den
geldiðim bildirmiþtir. Adýný dedesi, Muhammed
koymuþ. Niçin bu adý koyduðunu soranlara, ‘’
Dilerim ki gökte Hak, yeryüzünde halk onu
hayýrla yad etsinler’’cevabýný vermiþtir.
Diðer kitaplarda Hz. Peygamber’in
doðumunda harikulade olaylarýn cereyan ettiði
bildirilmektedir. Bunlar Sava Gölü’nün kurumasý,
ateþperestlerin senelerce hiç sönmeden yanan
ateþlerinin sönmesi, Kisra’nýn saraylarýndan
sütunlar yýkýlmasý, gökyüzünün nurlanmasý ve
alemlere rahmet Hz. Muhammed doðdu
nidasýnýn duyulmasý gibi.
Hz. Peygamber’in doðduðu yýllarda
dünyada ve bilhassa Arap yarýmadasý’nda
yaþanýyordu. Allah diye kendi elleriyle
yonttuklarý taþlara, aðaçlara tapýyorlar, kýz
çocuklarý diri diri topraða gömüyorlardý. Kadýnlar
kumar masalarýnda bir metalo gibi alýnýp
satýlýyor, kadýna deðer verilmiyordu. Ýçki, kumar,
fuhuþ çok yaygýndý.Zayýf eziliyor, güçlü haksýz
da olsa haklý çýkýyordu. Kabileler arasýnda
tefrikadan insanlar birbirlerini yiyiyordu. Milli
Þairimiz (Mehmet Âkif Ersoy, ‘’Bir gece’’ adlý
þiirinde bu durumu þöyle dile getiriyor:
‘’On dört asýr evvel, yine böyle bir geceydi,
Kumdan, ayýn ondördü, bir öksüz çýkýverdi.
Lâkin o ne hüsrandý ki hissetmedi gözler,
Kaç bin senedir, halbuki bekleþmedelerdi.
Nerden görecekler? göremezlerdi tabii
Bir kerre, zuhur ettiði çöl, en sapa yerdi.
Bir kerrede, mamure-i dünya, o zamanlar
Buhranlar içindeydi, bu günden de beterdi.
Sýrtlanlarý geçmiþti beþer yýrtýcýlýkta
Diþsiz mi bir insan, onu kardeþleri yerdi.
Fevza bütün afakýna sarmýþtý zeminin
Salgýndý, bu gün þarký yýkan, tefrika derdi.’’
Peygamberimizin doðumundan 6 ay önce
babasý Abdullah Suriye seyahatinden dönerken
25 yaþýnda hastalanarak Medine’de vefat etmiþ
ve oraya defnedilmiþtir.
Mekke’de yeni doðan çocuklarý, Mekke’nin
havasý aðýr olduðu ve çöl ikliminde çocuklarýn
daha saðlýklý olarak yetiþtikleri ve bozulmamýþ
Atunci când Allah l-a creat
pe om, l-a înzestrat cu
inteligenþã, adicã putere a minþii
ºi gândire. Învãþaþii islamului au
numit omul “Creaþia care are
capacitatea de a vorbi.”, iar
expresia din filozofia cartesianã
“Gândesc deci exist” este o
ilustrare clarã a acestui fapt.
Cele mai importante
elemente care îl deosebesc pe
om de celelalte creaturi sunt:
· are un suflet pe lângã trup;
· poate gândi, evalua
evenimente cu ajutorul minþii;
· poate decide folosindu-ºi
mintea ºi apoi poate pune în
practicã acea decizie;
· poate distinge între bine ºi
rãu;
· poate conºtientiza greºelile
pe care le-a fãcut ºi deci se
poate cãi pentru ele.
Dar întrebarea care se
pune este: poate omul sã
utilizeze toate aceste arme
puternice care i s-au dat fãrã a
fi îndrumat sau poate el sã
gãseascã calea dreaptã ºi sã
îl înþeleagã cu propriile sale
puteri pe Allah?
O privire retrospectivã asupra istoriei ne va
arãta cã atunci când au fost lãsaþi singuri, fãrã
îndrumare de la Allah, oamenii au deviat de la
calea dreaptã. Cu ajutorul minþii omul s-a gândit
la Omnipotenþa care l-a creat, dar nu a reuºit sã
gãseascã calea care duce la Allah. Cei care nu
au auzit despre Profeþii trimiºi de Allah, au cãutat,
mai întâi, Creatorul în jurul lor. Soarele, care era
lucrul cel mai folositor pentru om, a fãcut pe unii
sã creadã cã el a fost forþa creatoare ºi deci au
fasih Arapça öðrenmeleri için süt anneye
vermek adetti.Peygamberimizi emzirdi. 4 yaþýna
kadar büyüttü. Bu sayede evine bolluk ve
bereket yaðdý. Süt annesi sonra, annesine
teslim etti. 6 yaþýndayken annesi onu
hizmetçileri Ümmüeymen ile birlikte Medine’ye
babasýnýn kabrini ziyarete götürdü. Dönüþte
Ebva köyünde annesi hastalandý ve öldü.
Böylece hem anadan hem babadan öksüz kaldý.
Ümmeüyemen onu Mekkeye getirip dedesi
Abdulmuttalib’e teslim etti.8 yaþýna kadar
dedesinin yanýnda kaldý. Onun da vefatýyla
amcasý Ebü Talip onu himayesine aldý.
Peygamberimizin gencliði amcasýnýn yanýnda
geçti. Çocukken onunla Þam’a ticaret için gitti.
Konuþmaya baþladýðýndan itibaren çocukluðu
ve gençliði tertemiz geçti. Hiçbir cahiliyet adetine
bulaþmadý. Doðruluðu, dürüstlüðü,
yardýmseverliliði ile þöhret buldu ve
kendine en güvenilir kiþi anlamýnda
„el-Emin“ ismi verildi.
EVLÝLÝÐÝ
Hz. Hatice ile ticaret
ortaklýðý yaptý. Onun
güvenirliliðine hayran kalan
zengin ve dul olan Hz. Hatice
Peygamberimizle evlendi. O
zaman Peygamberimiz 25,
Hz.Hatice 40 yaþýnda idi. Çok
mutlu bir yuva kurdular. Bu
evlilikten Peygamberimizin
Kasým,
Zeynep,
Rukiye,
Ümmügülsüm, Fatima ve Abdulah
isminde 6 çocuðu oldu. bunlardan Fatima
hariç hepsi Peygamberimizden önce vefat
ettiler. Þu anda soyu Hz.Ali ile Hz. Fatma’dan
devam etmektedir.
Peygamberimiz 40 yaþýna kadar içerisinde
saygýn bir mevkiye sahipti. Sözüne güveniler
ve son derece itimat ederlerdi. Kýymetli
eþyalarýný ona emanet ederlerdi.Sözünden
çýkmazlardý. Kabe’nin tamirinde yaptýðý
hakemlik de bunun en güzel örneðidir.
Peygamberlik sýfatý
40 yaþlarýna doðru zaman zaman Hýra
daðýna çýkar orada, maðarada günlerce tefekkür
eder, bildiðince Allah’a dua ederdi. Bazý garip
olaylara þahit olmaya baþladý. Garip rüyalar
gördü. Gasibden sesler duymaya baþladý. Miladi
610 yýlý Ramazan’ýn Kadir gecesinde 40 yaþýnda
iken Cebrail ilk vahyi Hýra daðýnda getirdi. Gelen
ilk vahiy, Alak Süresi’nin ikra diye baþlayan ilk
ayetleri oldu. „Yaratan Rabbinin adý ile oku. O,
insaný alaktan yarattý. Oku, kalemle öðreten,
insana bilmediðini belleten Rabbin, sonsuz
kerem sahibidir.“ Hz. Peygamber meleðin
arkasýndan bu ayetleri okudu. Maðradan
çýkarak evine gitmek için yola düþtü. Yolda „Ya
Muhammed Sen Allah’ýn elçisisin ben de
Cibrilim“ dediðini duydu. Cebrail’i gördü. Korku
içine evine vardý. Hz. Hatice’ye durumu anlattý.
Hz. Hatice þu sözlerle onu teselli etti: „Öyle
deme, Allah’a yemin ederim ki, Cenab-ý Hak
seni hiçbir vakit utandýrmaz. Çünkü sen,
akrabaný Ýþini görmekten aciz kiþilerin iþini
görürsün fakire verir, misafiri aðýrlarsýn, Hak
yolunda zuhur eden olaylarda halka yardým
edersin“ Hz. Hatice sonra onu amcazadesi
Varaka’ya götürdü. O Tevrat ve Incil’i bilen bir
ihtiyardý. Onlarý dinledikten sonra: „Müjde sana
Ya Muhammed! Allah’a yemin ederim ki sen Hz.
Isa’nýn haber verdiði son Peygambersin.
Gördüðün melek senden önce Cenab-oý hakk’ýn
Hz. Musa’ya gönderdiði melektir. Keþke
genç olsaydým da kavmin seni
yurdundan çýkaracaðý günlerde sana
yardýmcý olabilseydim.....“ dedi.
Hz. Peygambere ilk iman
eden Hz. Hatice oldu. Sonra
evlatlýðý Zeyd, sonra küçük yaþlý
Hz. Ali ve sonra da en samimi
arkadaþ ve dostlarýndan Hz.
Ebu Bekir. Peygamberimiz
Islam’ý önce gizli, sonra da
Allah’tan aldýðý emirle aþikare,
insanlara duyurdu. Yakýn
akrabasýný safa tepesine çýkarak
çaðýrdý. Onlar toplandýktan sonra:
„Þu daðýn arkasýnda düþman var,
size saldýracak desem bana inanýr
mýsýnýz?“ diye sordu. Hep bir aðazdan: „Evet
inanýrýz. Þimdiye kadar senden yalan söz
duymadýk“ dediler. O zaman Peygamberimiz „O
halde ben size önümüzde þiddetli bir azap günü
bulunduðunu, Allah’a inanýp kulluk etmeyenlerin
en büyük azaba uðrayacaklarýný haber
veriyorum...“ diyerek sözlerini bitirdi ve hemen
muhalefet ettiler. Ebu Leheb: „Helak olasýca bizi
bunun için mi çaðýrdýn?’’ diyerek gönlünü kýrdý.
Peygamberimiz insanlarý Islam’a davete
devam etti. Müþrikler insanlara çok eza ve cefar
ettiler. Kýzgýn güneþ altýnda, kýzgýn kumlar
üstüne çýrýlçýplak yatýrarak taþlarla bastýrdýlar.
bazýlarý habeþistan’a hicret etti. Ýnançlarýndan
zerre taviz vermediler. Mekke müþrikleri alay
hakaret ve iþkencenin her çeþidi denediler,
Haþimoðullarýyla her türlü alýþveriþ, konuþmayý,
sosyal her türlü iliþkiyi keserek boykot ettiler.
Müslümanlar aç kaldý, susuz kaldý. Islam yine
yayýldý. Bu arada Peygamberimiz iki acýklý olayla
karþýlaþtý. Bunlardan biri kendisine büyük destek
veren amcasý Ebu Talib’in ölümü ile diðeri de
sevgili eþi Hz. Hatice’nin vefatý.
Mekke devrinin onuncu yýlýna rastlayan bu
yýla tarihçiler „hüzün yýlý“ adýný veriyor.
Kureyþlilerin zulümleri iyice armýþtý.
Peygamberimiz bir melce aramak için Taif’e gitti.
Orada da sokak çocuklarýna taþlattýlar. Ayaklarý
kan içerisinde kaldý, yanýnda bulunan hizmetçisi
Zeyd kendini taþlara sipet etti.
Medine’den gelen kafilelerle temas kurdu.
Akabe biatlarý oldu. Receb ayýnýn 27, gecesi
621’de Cenab-ý Hakk’ýn ilahi davetiyle Mraç’a
yükseldi.
Peygamberimizin izniyle müslümanlar
Medine’ye hicret ettiler. Peygamberimiz Miladi
622 yýlýnda Hz. Ebu Bekir’le birlikte hicret etti.
medineliler Peygamberimizi büyük bu sevinçle
Kuba’da karþýladýlar. Burada 14 gün kaldý ve
bizzat kendilerinin de çalýþmasý ile Kuba
Mescidi’ni inþa ettiler. 14 gün sonra karþýlamaya
gelenlerle birlikte bir cuma günü devesine
binerek Medine’ye hareket etti. Ilk cuma
namazýný ranuna denilen mevkide kýldýrdý.
Cuma namazýndan sonra Medine’ye hareket
etti. Medine tarihi bir gün yaþadý. Yola iki taraflý
dizilen halk Allah’ýn Resulü geldi, Allah’ýn
Rasulü geldi baðrýþtý. Çocuklar þiirler okudu.
Herkes ey Allah’ýn Rasulü bize buyur, diye
davette bulundu. O, devesinin çoktüðü Hz.
Halid’in evinde misafir oldu.
Medine’de ilk önce mescid ile
Peygamberimizin haneleri yapýldý. Ensar ile
Mühacýr arasýnda kardeþlik esasý getirildi.
Peygamberimiz Hz. Aiþe ile evlendi. Yahudilerle
vatandaþlýk antlaþmasý yapýldý. Ezaný
Muhammedi, namaz vakitlerini ilan için meþru
oldu. Hicretten sonra Medine’de müslümanlar
müþriklere karþý koyabilecekleri duruma gelince
cihad izni verildi. Bedir, Uhud, Hendek Savaþlarý
Mekke müþrikleri ile yapýldý. Hayber fethedildi.
Tebuk seferi yapýldý. Bir çok ülkelere Ýslam’a
davet için elçiler gönderildi. Arap Yarýmadasý
baþtan baþa Islam hakimiyetine girdi ve Islam
devleti kuruldu. Hicretin 10 yýlý: Miladý 632
yýlýnda Veda Haccý’ný yaptý. 140-150 bin
müslümana Arafat’ta hitap ederek Medine’ye
döndü. Hastalandý.
„Lailahe illallah. Ölümün de þiddetleri var.
Allahým, ölüm sýkýntýlarýna katlanmak için bana
yardým et, beni baðýþla“ diye dua etti. Elini
kaldýrdý 3 defa: „Allahým beni Reffýki Ala
camiasýndan kýl“ dedi. Baþý Hz. Aiþe’nin
kucaðýnda olduðu halde Rabbine kavuþtu.
În plus ei aveau calitãþi morale pure ºi deci
capacitatea de a comunica poruncile lui Allah
cãtre noi. Profeþii au fost cei mai mari îndrumãtori.
Ultimul ºi cel mai mare profet care a transmis
învãþãturile divine a fost Muhammad iar cartea
sfântã a fost Koranul. Îndrumãrile rostite de
Muhammad se numesc al-Hadîth ash-sharîf. Ele
au fost adunate în multe cãrþi cu o valoare
inestimabilã. Pe lângã Koran ºi Hadîth ash-sharîf
au existatat, de asemenea,
mari învãþaþi care au oferit
îndrumare. Dar existã oameni
care îi dezaprobã pe aceºti
învãþaþi ºi spun: “De ce este
nevoie de aceºti învãþaþi? Nu
poate o persoanã sã îºi
gãseascã cale cea dreaptã ºi
sã devinã un bun musulman
citind doar Koranul ºi studiind
Hadîth ash-sharîf?” Aceastã
presupunere este falsã. O
persoanã care nu are cunoºtinþe legate de fundamentele
religiei nu poate pãtrunde
înþelesurile profunde ale
Koranului. Chiar ºi cel mai
bun atlet are nevoie de un antrenor care sã îl pregãteascã pentru marile
întreceri. Nici cel mai bun expert nu va putea sã
utilizeze un dispozitiv pânã ce nu este învãþat cum
sã o facã. Din acest motiv este nevoie sã citim ºi
lucrãrile marilor învãþaþi care sunt numiþi “Murshidi Kamil” (maeºtrii perfecþi). Cei mai importanþi
învãþaþi ai islamului sunt imamii (conducãtorii)
celor patru madhhab ºi anume: al- Imam al-a`zam
Abu Hanîfa, al-Imam ash-Shafi`î, Imam Malik ºi
Imam Ahmad bin Hanbal. Aceºtia sunt consideraþi
cei patru stâlpi ai islamului. Pentru a înþelege
corect sensurile Koranului este nevoie de cel puþin
cartea unuia dintre aceºti patru imami.
Cui I se va adresa o persoanã care are o
problemã de sãnãtate? Unui avocat, unui învãþãtor sau unui medic? Bineînþeles cã va merge la
medic. Tot aºa cel care cautã un remediu pentru
a-ºi salva religia ºi credinþa trebuie sã apeleze la
un specialist în religie, nu la un avocat, matematician, ziarist sau film. Pentru a fi un învãþat în ceea
ce priveºte religia, acesta
trebuie sã aibã cunoºtinþe
solide cu privire la ºtiinþele
contemporane, sã cunoascã
Koranul ºi sensurile lui pe de
rost, sã cunoascã multe
hadîth ºi sensurile lor.
Pentru o persoanã ignorantã care nu îºi cunoaºte
boala sau medicamentul necesar, este aproape imposibil
sã aleagã învãþãtura corectã
din miile de învãþãturi. Dar
unii interzic credincioºilor sã
citeascã aceste învãþãturi
din cãrþile marilor învãþaþi
spunând: “Toþi trebuie sã
citeascã Koranul ºi hadîthurile ºi sã înveþe despre credinþã din ele. Ei nu
trebuie sã citeascã cãrþile madhhab.” De fapt
absurditatea a mers aºa de departe încât s-a
început sã se numeascã cunoºtinþele din aceste
cãrþi politeism ºi necredinþã. Adevãrul este cã
fãcând acest lucru se încearcã oprirea oamenilor
sã înveþe despre esenþa islamismului ºi deci se
provoacã mai mult rãu în loc de ajutor.
Islam ºi Creºtinism
început sã i se închine. Încetîncet pe mãsurã ce a descoperit forþele naturii, cum ar fi
furtuna, focul, marea furioasã,
vulcanul etc., el a crezut cã
aceºtia erau ajutoarele
Creatorului. Omul a încercat sã
simbolizeze pe fiecare în parte.
Astfel au apãrut idolii. El s-a
temut de furia acestora ºi de
aceea le-a sacrificat animale.
Din nefericire s-au fãcut ºi
sacrificii
umane.
Orice
eveniment nou inspira apariþia
unui idol, mãrind numãrul celor
care simbolizau evenimente.
Atunci când a apãrut islamismul,
în Ka‘ba existau 360 de idoli.
Concluzia este cã omul, cu
propriile puteri nu ar putea sã îl
înþeleagã pe Allah, adevãratul
Creator al lumii. Chiar ºi în zilele
noastre existã oameni care se
închinã soarelui ºi focului. Nu
trebuie sã ne mire acest lucru
pentru cã fãrã o îndrumare, o
luminã nu poate fi gãsitã calea
cea dreaptã în întuneric. În versetul al 15-lea din
Sura al-Isra din Koran se spune “Noi nu vom
pedepsi [pe cei ce se închinã idolilori] pânã la
sosirea Profetului.”
Allah a trimis Profeþii pentru a-i învãþa pe
oameni despre Unicitatea sa ºi pentru a face
distincþia dintre bine ºi rãu. Profeþii au fost oameni
ca ºi noi. Ei au mâncat, au dormit ºi s-au simþit
obosiþi. Ceea ce i-a deosebit de oamenii obiºnuiþi
a fost faptul cã abilitãþile lor intelectuale ºi de
evaluare erau mult mai mari decât cele normale.
pagina / sayfa 6
Traducere adaptatã din “Islam and Christianity” /Waqf Ikhlas Publications No:12
de Bediha Cocoi
pagina / sayfa 7
Vârsta
Aprilie / Nisan 2001
reciproce.
“Goruculuk” este încã
principalul mod de cãsãtorie
în regiunile în care tradiþiile
se
mai
pãstreazã.
“Goruculuk” înseamnã cã
mai multe femei din rândul
familiei bãiatului care vrea sã
se cãsãtoreascã sunt alese
sã o viziteze pe viitoarea
mireasã. Ea este cea care a
fost propusã de cãtre rude
pentru mãritiº. Musafirele
examineazã fata cu mare
atenþie ºi îºi dezvãluie scopul
vizitei. Acest procedeu se
numeºte “A vedea o fatã prin
trimiterea unei femei care o
întreba dacã doreºte sã se
cãsãtoreascã.” (“hiz bakma”,
“gorucu cikma”, “dunur
gezme”). Dupã ce femeile ºi-au dat acordul în ceea ce o
priveºte pe fatã, familia tinerei primeºte un rãgaz de timp
pentru a aduna la rândul ei informaþii despre viitorul mire.
Ca urmare a acordului celor douã pãrþi sarcina unor
asemenea persoane se sfârºeºte. Pentru cã sarcina de a-l
vedea pe viitorul mire revine tot femeilor, tot ele sunt cele
care cer mana fetei.
În cadrul ceremoniei de cerere în cãsãtorie a fetei, se
are în vedere sã se includã între cei care vor merge la ea
acasã persoane respectate care nu vor fi refuzate de familia
miresei. Deoarece familia fetei ar putea sã refuze, aceastã
vizitã se va repeta.
Cãsãtoria
la turci (II)
Vârsta la care se
cãsãtoresc tinerii variazã
dupã regiune. În zilele
noastre se poate observa în
regiunile care pãstreazã încã
tradiþiile, cã bãrbaþii se
cãsãtoresc la 17-22 ani. În
unele zone bãrbaþii trebuie sã
îºi satisfacã mai întâi serviciul
militar, iar în altele este
important ca ei sã se
cãsãtoreascã înainte. În mod
similar fetele se cãsãtoresc
la 17- 20 ani, diferenþa de
vârsta între cei doi variând
între 4-5 ani.
În ceea ce priveºte actul
cãsãtoriei în sine, societatea
nu a acordat aceleaºi
drepturi bãrbatului ºi femeii. Bãrbatul ºi familia sa iau iniþiativa
în aceastã situaþie, în timp ce mireasa ºi familia sa rãmân
pasive. Primul pas este fãcut de bãrbat ºi de familia sa.
Ceremonia cererii în cãsãtorie
(Goruculuk)
La familiile care þin la tradiþie, cãsãtoria începe prin a
cãuta sau a vedea mai întâi fata. Familiile care doresc sã îºi
cãsãtoreascã bãieþii cautã mai întâi fata la rude, vecini,
prieteni apropiaþi. În aceastã problemã vecinii ºi rudele sunt
de mare ajutor.
În marile oraºe ale Turciei influenþa schimbãrilor culturale
este mai puternicã. În acest sens au început sã se
rãspândeascã cãsãtoriile prin întâlniri directe ºi înþelegeri
-
CAFEA TURCEASCÃ
Licoarea care ne face dimineþile mai frumoase este cu
siguranþã o ceaºcã aburindã cu cafea. Se pare cã încã din
sec. al X-lea marele medic Al-Razi a semnalat virtuþile
profilactice ale acestei bãuturi.
În jurul anului 1555 cafeaua a fost introdusã ºi în
Istanbul de cãtre doi sirieni care au deschis „stabilimente
de cafea“. Moda acestor „stabilimente de cafea“ se
rãspândeºte rapid, dar sunt imediat suspectate de autoritãþi
cã ascund cercuri politice, imoralitate ºi trândãvealã. O
perioadã au fost interzise, au fost considerate infracþiune,
ºi chiar s-a aplicat pedeapsa capitalã.
Din Istanbul, preþioasa bãuturã, se rãspândeºte încã
din sec. al XVII-lea la Veneþia ºi apoi în toatã Europa.
Cu timpul cafeaua a reuºit sã ocupe un loc important
în tradiþia bucãtãriei turceºti. Pentru preparare ei este folosit
un vas special din alamã numit „cezve“. Acest vas are un
fund lat ºi se subþiazã în partea de sus, ceea ce ajutã la
formarea caimacului.
Iatã douã reþete pentru prepararea cafelei turceºti
Material preluat ºi prelucrat de pe internet
Bediha Cocoi
Micii „Picasso“
Joi, 22 Martie 2001, a avut loc la muzeul de artã popularã
Constanþa vernisajul lucrãrilor elevilor de la Liceul de Artã
Constanþa. Expoziþia a cuprins 165 de lucrãri pe sticlã ºi
lemn. Elevii au fost îndrumaþi de cãtre profesorul Petru
Hederfai. Au expus picturã tradiþionalã musulmanã elevii:
Segel Mujdava, Alef Mustafa ºi Sibel Osman.
Am stat de vorbã cu fiecare ºi am cules informaþii în
legãturã cu tehnica picturii, mirajul culorilor, planuri de
viitor etc.
Reporter (I.S.): Osman Sibel, de când aþi început sã
lucraþi?
O.S.: Am început sã lucrãm acum ºase luni.
Rep.: În ce constã tehnica aplicatã lucrãrilor tale?
O.S.: Întâi se degreseazã geamul cu spirt, apoi se
executã lucrarea în tuº cu ajutorul unei peniþe; se suflã
cu ºerlac (lac special pentru fixarea tuºului); se lasã la
uscat timp de aproximativ 20 min ºi apoi începem sã
Doamna profesor Gelal Firdes, inspector de
pictãm. Pe spaþiile goale se întinde un adeziv(Mixtion) cu
specialitate în cadrul I.S.J. Constanþa, alãturi
ajutorul unei pensule aspre, apoi se lipesc foiþe de aur ºi
de elevii musulmani, la vernisajul expoziþiei
argint. Se înrãmeazã lucrarea cu o ramã simplã de lemn.
de la Muzeul de Artã Popularã
Rep:- Mujdaba Segel, ce poþi sã ne spui despre cele 4
lucrãri ale tale?
M.S.:-Cele patru lucrãri ale mele reprezintã episoade istorice din cultura, istoria ºi religia musulmanã. Prima lucrare îl
reprezintã pe „Sultanul Sulyman stând pe tron“, a doua lucrare „Sultanul
Sulyman primind pe Prinþul Erdelului în cortul sãu“, a treia lucrare
„Mevlâna vorbind cu Molla ªems-ed-in“ iar a patra lucrare „Intrarea
trupelor otomane în Revan“.
Rep: - Ai întâmpinat greutãþi în realizarea picturilor?
M.S: - La început a fost mai greu în procurarea câtorva materiale dar cu
sprijinul d-lui prof. Petru Hederfai am reuºit sã termin aceste lucrãri.
Rep: - Mustafa Alef, ce culori ai folosit la realizarea picturilor ºi ce au
reprezentat cele ºase lucrãri ale tale?
M.A.: - Am folosit culori pastelate redând lumini ºi umbre astfel încât sã
încânte privirile oricãrui iubitor de picturã.
Cele ºase lucrãri reprezintã:
Prima lucrare „Sultanul Suleyman cu gardienii sãi“
A doua lucrare „Portretul Sultanului Mehmet al II-lea“
A treia lucrare „Parada meºterilor de cuþit pe hipodrom“
A patra lucrare „Vederea Castelului Faº de pe Marea Neagr㠓
A cincea lucrare „Cucerirea Vienei“
Iar a ºasea lucrare „Sultanul Suleyman pe cal“.
Rep: - Cum au fost apreciate lucrãrile din expoziþie?
M.A.: - Lucrãrile din expoziþie au fost apreciate de cãtre criticul de artã,
Alis Dinculescu ºi de invitaþii noºtri.
Eu ºi colegii mei vrem sã le mulþumim în primul rând persoanelor care ne-au ajutat:
- d-lui prof. Petru Hederfai,
- d-nei director a Uniunii Artiºtilor Plastici Alis Dinculescu
- d-nei director al Liceului de Artã Constanþa, Nicoleta
Heroin ºi în special d-nei director al Muzeului de Artã
Popularã, Mariana Margiru, pentru gãzduirea
lucrãrilor noastre.
Rep: - Ce planuri de viitor aveþi?
Toþi: - Prevedem deocamdatã o expoziþie la Galeriile
de Artã din Mamaia cu prilejul deschiderii sezonului
estival.
Rep: - Vã doresc succese în viitor ºi sã realizaþi cât
mai multe lucrãri.
Subihan IOMER
· Pentru douã ceºti avem nevoie de douã linguriþe de
cafea mãcinatã ºi zahãr dupã gust (douã linguriþe rase).
Cantitate de apã pentru douã ceºti se amestecã cu
cafeaua mãcinatã, se fierbe pânã dã un clocot. Se serveºte
imediat.
· Se pune o linguriþã cu vârf de cafea mãcinatã în
ceaºcã peste care se toarnã apa clocotitã ºi se adaugã
zahãrul dupã gust.
Nilgün ASAN
O picãturã de prospeþime
- Eau de
Cologne
Eau de Cologne, apa de
colonie este cel mai celebru ºi cel
mai folosit produs cosmetic al
tuturor timpurilor.
Nu se ºtie cine a inventat apa
de colonie, dar sunt foarte mulþi
care pretind acest lucru. La începuturi apa de colonie era folositã
în scopuri medicale, având
incluse în formula sa esenþe de rosmarin, flori de portocal,
bergamot ºi lãmâiþã. Se picura apa de colonie pe zahãr sau în
vin pentru alungarea disconfortului aparatului digestiv. De
asemena era folositã pentru masaje ºi ca apã de gurã.
O datã cu sec. al XVIII-lea, un secol al schimbãrilor, ºi
apa de colonie îºi transformã mirosul puternic ºi greu, care
era asociat cu aristrocraþia, într-un miros cu accente de
prospeþime ºi simplitate.
Apa de colonie a fost adusã în Imperiul Otoman în timpul
sultanului Abdülhamid II (1876-1909), fiind importatã de la
Farina’s Eau de Cologne.
În 1882 Akmet Faruki devine primul producãtor de apa
de colonie turceascã. Apa de colonie ia rapid locul
apei de trandafiri, care era oferitã musafirilor
în semn de ospitalitate. Aceastã
tradiþie a fost pãstratã pânã
în zilele noastre.
Producþia de apã de
colonie s-a extins rapid în toatã þarã,
fiecare zonã având arome specifice
(flori de portocal, ceai, trandafiri, mere,
mãsline, tutun etc).
Apa de colonie ºi-a câºtigat un
loc important în viaþa ºi cultura
poporului turc ºi probabil îºi va
pãstra acest loc mult timp de
acum încolo.
Nilgün ASAN
-
pagina / sayfa 8
Aprilie / Nisan 2001
23 NÝSAN’DA ATATÜRK’Ü ROMANYA’DA ANIYORUZ
VE NEDEN ATATÜRK?
olmuþlardýr. Akraba olmakla meþguldürler. Bu
itibarla insan mensup olduðu milletin varlýðýný
23 Nisan, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde önemli bir yer tutar. 23 Nisan, Ulusal Eðemenlik
ve mutluluðunu düþündüðü kadar, bütün
ve Çocuk Bayramýdýr. Bu bayramý ulu önder Atatürk, Türk çocuklarýna armaðan etmiþtir.
dünya milletlerinin huzur ve mutluluðunu da
Türk çocuklarý da bu bayramý dünya çocuklarý ile her yýl birlikte kutlamaktadýrlar...
düþünmeli ve kendi milletinin saadetine ne
Dünyanýn her ülkesinden olduðu gibi dostumuz ve yakýn komþumuz Romenlerin ve siz
kadar deðer veriyorsa, bütün dünya
soydaþlarýmýzýn çocuklarý da Türkiye’de Türk çocuklarý ile birlikte bu bayramý sevinçle
milletlerinin saadetini saðlamaya elinden
kutlamaktadýrlar. Ýçinde yaþadýðýmýz Köstence’den Türkiye’ye 23 Nisan Ulusal Eðemenlik ve
geldiði kadar çalýþmalýdýr.” (6) diyerek, yalnýz
Çocuk Bayramý’na katýlmak için giden ve çok güzel hatýralarla dönen cocuklar var. Bunlarýn
kendi milletinin mutluluðu ve saadeti için deðil,
Türkiye’den memnun ayrýlmalarý, Türk kardeþleri ile sevgiyi paylaþmalarý ve Türkiye hakkýnda
bütün dünya milletlerinin mutluluðu ve iyiliðine
daha önce de var olan güzel duygularý pekiþtirmeleri memnuniyet vermektedir.
çalýþtýðý için Atatürk....
23 Nisan‚da hakimiyetin – eðemenliðin - sultandan halka geçmesidir.Bu bayram yarýnýn
Türk Medeni Kanunu’nun kabulü ile Türk aile
büyükleri ve yöneticileri olacak çocuklara armaðan edilmiþtir.
hukukuna çaðdaþ bir nitelik kazandýrarak, Türk
Geçen yýlký yazýmýzda Ulusal Eðemenlik ve Çocuk Bayramý hakkýnda yeterli bilgi verdiðim
erkeði ve kadýnýný onurlandýrdýðý için Atatürk....
için bu yýl daha çok bu bayramý Türk çocuklarýna armaðan eden Atatürk hakkýnda kýsa bilgi
Pakistan devleti’nin kurucusu Muhammed
vermek istiyorum.
Ali Cinnah Atatürk için,
“Atatürk,Türkiye’yi kurtarmakla bütün
Hemen soruyorum neden Atatürk?
dünya uluslarýna Müslümanlarýn seslerini
Büyük adamlarý büyük milletler yetiþtirir.
duyuracak kudrette olduðunu
Deðerli büyüðümüz Ýsmail Hakký
ispat etti. Kemal Atatürk’ün
Baltacýoðlu’nun belirttiði gibi; “Büyük
ölümü ile Müslüman dünyasý en
insanlarý yetiþtiren milletlerdir. Büyük
büyük
kahramanýný
adamlar ancak büyük milletlerin içinde
kaybetmiþtir.”
Müslüman
yetiþebilir. Bu milletin ülküsü ile
dünyasýnýn en büyük kahramaný
ülkülendikten sonra büyük adam
olduðu için Atatürk....
Gulten Mustafa Vicecampioanã
olabilirler”. (1)
“Laiklik, yalnýz din ve dünya
la gimnasticã ritmicã
Mustafa Kemal Atatürk’ün adý Kurtuluþ
iþlerinin ayrýlmasý demek
Savaþý Baþkumandaný, Modern Türkiyenin
deðildir. Tüm yuttaþlarýn vicdan ibadet ve din özgürlüðü de demektir. Din
kurucusu ve Türk Inkýlaplarýnýn önderi
bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanýnýn emrine uymakla serbesttir. Biz
sýfatlarý ile Türk Tarihinde Türk milletinin
dine saygý gösteririz. Düþüþnüþe ve düþünceye karþý deðiliz. Biz sadece
gönlünde haklý yerini almýþtýr. Bunun için
dinî iþlerini millet ve devlet iþleriyle karýþtýrmamaya çalýþýyor, kasýt ve fiile
Atatürk.
dayanan tutucu hareketlerden sakýnýyoruz. Gericilere asla fýrsat
Dünya tarihini gözümüzün önüne
vermeyeceðiz.” (10)
Elias
Mustafa
vice-campion
la
dans
de
getirdiðimizde gelmiþ geçmiþ büyük
diyerek yüce dinimize saygý gösterme, gericilerle mücadele etme azmini, laik
societate ºi premiant la Olimpiada Naþionalã
insanlarýn her biri yalnýz büyük bir asker,
düþünceyi yüreðimize yerleþtirdiði için Atatürk....
de Limbã Turcã, împreunã cu partenera lui
büyük bir bilim adamý, büyük birdevlet adamý
“Biz öyle milliyetçileriz ki, bizimle iþbirliði yapan bütün milletlerle iþbirliði
veya büyük bir sanatçý olmuþlar,
yapar bütün milletlere hürmet eder ve saygý duyarýz.Onlarýn milliyetlerinin
toplumlarýna, bilim veya sanat dünyasýna böylece hizmet ederek göçüp gitmiþlerdir.
bütün gereklerini tanýrýz.Bizim milliyetçiliðimiz yalnýz kendini düþünen ve gururlu bir
Her biri bu gün hayranlýk, saygý ve sevgi ile anýlmaktadýr. Ancak bu güne kadar hiçbir milliyet severlik deðildir.” (7) ve
kimse Atatürk gibi mensup olduðu toplumu esir olmaktan ve onu çaðdaþ bir millet düzeyine
“Ne mutlu Türküm diyene”
yükseltmek, onu çaðdaþ bir millet düzeyine yükseltmek, onu diline, tarihine, sanatýna kadar
“Benim hayatta yegane onur duyacaðým servetim Türklükten baþka bir þey deðildir.
düzene koymak hareketine giriþerek baþarýlý olamamýþtýr. Bunu ancak deha sahibi bir kimse (8)
yapabilirdi, o da Atatürk (2). Bütün bunlarý baþabildiði için, Bunun için Atatürk....
diyerek bizlerin yüreðine ve eline Türklük sevgisi verdiði için Atatürk...
Mustafa Kemal Paþa, Osmanlý Ordusunun en genç ordu kumandanýndýr. O Osmanlý Devleti’
“Komþularý ile ve bütün devletlerle iyi geçinmek Türkiye siyasetinin esasýdýr” (9)
nin sona eriþini en net þekilde görmüþ, durumu tespit etmiþ, yorumlamýþ ve tarihi kararýný
“Yurtta barýþ, dünyada barýþ”
vermiþtir. Türk milletinin arzu ve iradesini kendi içinden ve derinden hisseden büyük ve yüce
Özdeyiþlerinde belirttiði gibi hem yurt içinde kendi aramýzdaki iliþkilerde, hem bölgemiz,
kiþiliði ile Türk milletinin þefi ve lideridir.
hem de bütün milletlerle dostane iyi iliþkiler kurarak, biz dünyalýlara barýþ içinde yaþamayý
Tarihin kaderini deðiþtiren kader adamý, Türk milletinin hayatýnýn ayrýlmaz parça ve gücüdür. öðrettiði için, dünya barýþýnýn güvercini olduðu için Atatürk...
Bunun için Atatürk...
Barýþ ve huzur dolu bir dünya dileði ile hepinizi selamlarým....
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu kiþisel özellikleri, siyasal ve askeri yetenekleri ile insanlýk
Namýk Kemal Yýldýz.
tarihinde pek az rastlanan karizmatik bir lider örneðidir. O baþarýlý bir asker, iyi bir politikacý,
Romanya
Ovidius
Üniversitesi
Uluslararasý
Atatürk
Romen-Türk
Araþtýrma
Merkezi
Genel Sekreter Yardýmcýsý.
tam bir devlet adamý, hesaplý bir ekonomist, mükemmel bir yönetici, eþsiz bir eðitimci ve cesaretli
Türkoloji Okutmaný
bir Ýnkýlapçý (Reformist) olma özelliklerini taþýyan gerçek bir kurtarýcý idi. (3) Bunun için Atatürk...
Atatürk birleþtirici ve toplayýcý bir liderdir. Silah arkadaþý Rauf Orbay’ýn ifadesiyle “Mustafa Kaynak:
Prof. Dr. Ý.Hakký Baltacýoðlu. Atatürk’ün Yetiþmesi, Kiþiliði, Devrimleri, Erzurum 1973
Kemal Paþa mücadeleye atýlmasaydý bu memleket kurtulamazdý. Anadolu’nun tehlikeye 1.
2. Prof. Dr.Feridun Akozan, Atatürk, Sanat ve Sanatçý.Sayfa:38
düþen yerlerinde Batýda ,Doðuda ve Güneyde baþlayan ve yurtsever düþüncenin ürünü 3. Prof. Dr. Galip Karagöz “Atatürk Ýnkýlabýnýn Yerleþmesi ve Gerçekleþmesinde Eðitimin Rolü ve Yeri”.
olan zayýf milli direniþ hareketleri Mustafa Kemal Paþa tarafýndan birleþtirilmeseydi, her 4. Tevfik Býyýklýoðlu. “Atatürk Anadolu’da “
5. M. Saffet Engin “Kemalizm Ýnkýlabýnýn Prensipleri.” Cilt:2,Ýst.1938 S.88
biri ayrý ayrý kolayca bastýrýlabilirdi. ” (4)
6. Atatürkçülük II. Kitap.Sayfa.197
Birleþtirici ve toplayýcý bir lider olduðu için Atatürk....
7. Atatürkçülük I. Kitap.Sayfa.83
Atatürk yorulmak bilmeyen iradesi, tükenmeyen enerjisi ile Türk milletini medeni ve insani 8. Atatürkçülük I. Kitap.Sayfa.83
hedeflere ulaþtýrmanýn savaþýnýn þerefle baþarmýþtýr. Bu irade dehanýn bir vasfýdýr. Herriot’un 9. Atatürkçülük I. Kitap.Sayfa.153
dediði gibi “Yalnýz fertleri deðil, milletleri de önünde hürmetle
eðdiren güneþ gibi parlak bir dehanýn ýþýklarý altýnda mefkure
(ülkü - idial) için çalýþan, yapan ve uðraþan bir iradedir.” (5)
Bunun için Atatürk...
O ses bizim sesimizdir.
“Bugün bütün dünya milletleri aþaðý yukarý akraba
Duymasak da,týnmasak da
Ýstiyorsanýz sevgili öðretmeniz ile
Dün sabah anneciðim
Duymasak da,týnmasak da
beraber
en
popüler
þarkýlarýmýzdan
Öperek dedi: Uyan,
O ses bizim sesimizdir.
bir
tanesini
öðrenmeye
hazýr
olunuz.
Bu gün senin bayramýn,
La, la, la,
Kalk bak süslendi her yan,
O ses bizim sesimizdir.
Orda bir köy var uzakta
Orda bir dað var uzakta,
Orda bir köy var uzakta,
Baktým her taraf süslü,
O dað bizim daðýmýzdýr.
O köy bizim köyümüzdür.
Inmesek de, çýkmasak da
Sakaklar dolu insan.
Gezmesek de, tozmasak da
O dað bizim daðýmýzdýr.
O köy bizim köyümüzdür.
Dedým anne: Bu neden?
La, la, la...............
La,
la,
la,...........
Dedi: 23 NISAN…
O dað bizim daðýmýzdýr
O köy bizim köyümüzdür.
Orda bir yol var uzakta,
Orda bir köy var uzakta,
Temel bayramýmýz inan,
O yol bizim yolumuzdur,
O ev bizim evimizdir
Kutlu olsun kardeþim.
Dönmesek de, varmasak da
Yatmasak da, kalmasak da
Geldi 23 NÝSAN…
O yol bizim yolumuzdur.
O ev bizim evimizdir.
Ýþte 23 NÝSAN…
La, la, la....................
La, la,la..................
O yol bizim yolumuzdur.
O
ev
bizim
evimizdir.
Hakký
ERCAN
Orã de curs în limba matrenã turcã
Ahmet Kutsi Tecer
Orda bir ses var uzakta,
23 NISAN
DIRECTOR
ASAN MURAT
Redactor coordonator
Abdula Gülten
Colectiv redacþional :
Nilgün Asan secretar de redacþie
Bediha Cocoi
Iomer Subihan
Ervin Ibraim
Çocuklar, yeni bir türkü öðrenmek
istiyor musunuz?
Adresele de corespondenþã:
Constanþa, B-dul Tomis nr. 99, bl. S0 et. I ap. 3 – Tel./Fax 041-550903
Galaþi, Micro 20, str. Oþelarilor, bl. K ap. 134
– Tel. 036-474979
Tehnoredactare computerizatã în sediul U.D.T.R.
Tehnoredactor: Fârtat Cicero
123456789012345678901234567890121234567
123456789012345678901234567890121234567
123456789012345678901234567890121234567
123456789012345678901234567890121234567
123456789012345678901234567890121234567
123456789012345678901234567890121234567
123456789012345678901234567890121234567
I.S.S.N. 1224-4694
Download