kıbrıslı türk kimliği `nin

advertisement
neden
ortak bir
Kõbrõslõ kimliği yok ?
KIBRISLI TÜRK
KİMLİĞİ ’NİN
OLUŞMASI
Dr Nazõm Beratlõ
IŞIK KİTABEVİ YAYINLARI
IŞIK KİTABEVİ YAYINLARI
1
Kapak :
Dizgi : Dr. Nazõm Beratlõ
Denetleyen :Dr.Nazõm Beratlõ
Baskõ :--------------- Matbaasõ
1. Baskõ 1999
IŞIK KİTABEVİ Yayõnlarõ
Adres,
Tel no:
Dr. Nazõm Beratlõ
2
KIBRIS TÜRK KİMLİĞİ’NİN
OLUŞMASI
NEDEN BİR TEK
KIBRISLI HALK
OLUŞMADI?
IŞIK KİTABEVİ YAYINLARI
3
4
İÇİNDEKİLER :
Önsöz
9
l. Bölüm
13
1.Giriş
15
2. Gerçekten Türkler ve Rumlar Tarih Boyunca
Savaştõlar Mõ?
20
A.SelçukluDönemi
20
B. Osmanlõ Dönemi .................................................
...26
i)İstanbul’un fethine kadar................................. 26
ii)Fetih Öncesi ve sonrasõ.................................... 32
iii)Halk Tabakalarõnõn Uyumu...............................
39
5
iiii)Bütün bunlar Ne Anlama Geliyor ?...................
42
3. Ulusçuluk Çağõnõn Şafağõ........................................
45
A.
Ulusçuluğun İdeolojik Alt Yapõsõ
ve Elenler
ileilgisi....................................................46
B. Elenler ve Ulusçuluk...............................................
48
C.Elen Ulusçuluğu ve Elenler.............................. 51
D.XIX. yy Sonlarõ Ve XX.yy Başlarõnda Elen Solu
nun Ulusal Sorun’a Bakõşõ.............................. 54
E. Uzun Lafõn Kõsasõ...........................................59
ll. Bölüm.....................................................................
61
1. XIX. yy’da Ada İle Merkez’in İlişkileri................
63
A.Giriş.................................................................... 63
B.Ada Türkleri Kõbrõs’a Nasõl Geldi
?......................65
C. Niçin Tanzimat
?..................................................69
D.Tanzimattan Sonra Rumlar ve Türkler Nasõl
Yönetilmekteydi ?...............................................72
E. Rumlarõ İkna Etmek Niçin
Olanaksõzdõ...............75
F. Ada Halklarõnõn İlişkileri................................. 79
G.1804 İsyanõ...........................................................83
H.Ada Halklarõnõn Üretim Sürecindeki
Durumu......87
2.Ada Yönetiminin İngiltere’ye Devri.........................90
6
A.Adanõn İngiltere Açõsõndan
Önemi.......................90
B.Beklenen Fõrsat
Doğuyor......................................92
C.Adanõn İngiltere’ye
Devri.....................................96
3.İngiliz Yönetiminin İlk Yõllarõ............................... 100
A.Osmanlõ Yönetiminin Adanõn Değerini
Anlayamamasõ...................................................100
B.İşgalin İlk Yõllarõnda Ada Türkleri....................106
4. XX. yy’a
Girerken..................................................109
A.Yüzyõl Başlarõnda Kõbrõs Türk İleri Gelenleri..
.109
B.Muhalif Aydõnlarõn
Rolü....................................112
C.W. Churchill’in Kõbrõs
Ziyareti..........................114
D.İstanbul’daki Kõbrõslõlar.....................................116
E. Ekabir Neler Yapõyor ?.....................................118
F.Rumlar Boş Durmuyor..................................... 120
G.Osmanlõlar’õn İhaneti.......................................
122
H. Kõbrõs Türk Halkõ O Dönemde Ne Düşünü
yordu
?...........................................................124
I. Neden Ortak Bir Yaşam Oluşmadõ ?............. 126
5. Birinci Dünya Savaşõ Yõllarõ................................ 129
A. İhanette Kararlõlõk......................................... 129
B. Kõbrõs Türk Aydõnlarõ................................... 131
6. Mütareke ve Kurtuluş Savaşõ Yõllarõ................... 134
7
A. Aydõnlar Haklõ Çõkõyor................................ 134
B.İsyan Girişimi................................................ 136
C.Eski Osmanlõlar’õn Son Marifeti................... 138
D.Liderliğin El Değiştirmesine Doğru.............. 145
7. Lozan.................................................................. 147
A.Lozan Öncesinde Kõbrõslõ Türkler................. 147
B.Lozan’õn Kõbrõs’õ İlgilendiren Maddeleri....... 149
C.Göç................................................................ 151
D.1930 Seçimleri.............................................. 154
E.Kõbrõs Solu......................................................157
i)Kõbrõs Komünist Partisi...............................157
ii)AKEL........................................................ .162
iii)Sol ile Türkler’in İlişkisi............................ .164
8. İkinci Dünya Savaşõ Sonrasõ ve Sonuç............... .166
Sonsöz................................................................... .168
Bibliyografya...........................................................172
8
9
ÖNSÖZ :
Kõbrõslõ Türkler’in Tarihi başlõklõ çalõşmam
hakkõnda bir konferans vermek üzere,geçen yõlõn Ocak
ayõnda, İstanbul’a davet edilmiştim.Kõbrõs Türk Kültür
Derneği’nin düzenlediği sohbette,oradaki sevgili dostla
rõmdan birisi,söz alarak,”benim gibi demokrat ve ilerici
yanõ ağõr basan birinin”,etnik temele dayalõ bir kimlik
tarifinden çok; sosyo - kültürel temele dayalõ bir kimlik
üzerinde durmamõn lazõm geldiğini, o temelde adadaki
çatõşmayõ ortadan kaldõracak verilerin de elde edile
bileceğini söyledi.
Ben,onu anlõyordum,zira adadan uzak olduğum
uzun yõllarda,ben de onunla aynõ türküyü çağõrmõştõm.
O beni anlayamõyordu.Çünkü; arada sõrada Kõbrõs’a
uğrayarak , sorumluluk almaya da yanaşmadan entel
lektüellik yapmak,oldukça tatmin edici bir yaşam tarzõ
olsa da, ne adanõn anlaşõlmasõna yetiyor ve ne de bir işe
yarõyordu. Ve üstelik, aranõlan o anlanõlan manadaki “
or tak değerlerin” bulunmadõğõ da o kadar aşikar idi ki !
O gece, oradaki ortam uygun değildi...
10
Ben,yõllarõn gerginliği ile son derece yumuşak
bir insan olan o dostuma,sinirli yanõtlar verdim. Sonun
da,başbaşa konuşmaya karar vererek,konuyu kapattõk.
Uzun zaman sonra, kendisi Kõbrõs’a geldi ve o
başbaşa konuşmayõ yapmak olanağõnõ bulduk. Hala
ayni şeyleri söylüyordu. Kendisine,benim objektif gözle
baktõ ğõmda, bulabildiğim gerçeklerin,kitaplarõmda
yazdõkla rõm olduğunu, “ ortak sosyo - kültürel
değerler”e rastlayamadõğõmõ, ama eğer benim kendi
subjektifliğim içinde göz ardõ ettiğim; bu gibi kimliği
etkileyecek denli önemli ve benim bir türlü
bulamadõğõm tarihsel ortak değerler varsa, onlarõn da
bunlarõ işleyen eserler kaleme almalarõ ile benim de
aydõnlanabileceğimi söyledim.
Böyle bir çalõşmaya,vakti yokmuş ! ..
Ayrõca,kendisi de öyle değerlere pek
rastlamamõş mõş...
Ama,” benim gibi araştõrmacõlar,onlarõ aramalõy
mõş” !..
Olmayanõ arayan,hiçbirşey bulup,üretemez...
Ola nõ doğru yorumlamaktansa, rüyalar peşinde koşarak
yõllar yitirmek, en aklõ başõnda görünenlerimizin de,
hobisi olmaya devam etmekteydi. Aslõnda bu , marazi
bir tanzimat münevveranõ düşüncesinin devamõndan
başka birşey değildir. Birileri tarihin bir yanõnõ yok
sayõyorsa, bu kafa da obür tarafõnõ görmezden gelir. Bir
taraf birlikte yaşanan yüzyõllarõ “unutursa” ; öteki de o
tarihin hiçbir döneminde özdeşleşilmediği gerçeğini “
anõm sayamaz” ! İlkini anlamak, zor değil işine öyle
geliyor... Ama ikincisi , o aymazlõğõ ne adõna sergiliyor
?
11
Elde mevcut bir sorun var ve siz bunun çözül
mesini istiyorsunuz. Bu durumda yapacağõnõz ilk şey,
oturup o sorunun ne olduğunu kavramak değil midir ?
Çözmek istemeyenin,böyle bir derdi elbette ki yok...
O zaman ben de oturup, deyim yerinde ise,” ayrõ
lõğõn tarihi’ni” yazmakla , kendimi yükümlü hissettim.
Türkler ile Rumlar,aslõnda yüzyõllarca birlikte
yaşamõş ve dünyada birbirine en çok benzeyen iki
halktõr lar. Osmanlõ İmparatorluğu’nun dağõlõş
sürecinde, dev leti parçalamayõ isteyen batõ Avrupa’nõn
kõşkõrtmalarõ ile alevlenen Elen Ulusçuluğu fikirlerinin,
en az yüzyõllõk kõşkõrtmalarõnõn ardõndan, Türk
Ulusçuluğu’nun da ön almõş olmasõyla,her iki
ulusçuluğun
birbirlerine karşõ
biçimlenmesinin
kaçõnõlmazlõğõ ve antagonist çõkarlarõ temsil etmeleri
yüzünden,bugün her iki ulusal kimlik de bir birine
karşõ biçimlenmiştir. Ve pek çoğumuzun hiç de
farketmediği bir gerçek,şu adadaki etnik kökenli (en
azõndan fikirsel) çatõşmanõn tarihinin, Yunanistan ve
Anadolu’dakinden,eski olduğudur. Şu adada 1804’te
Filiki Etheria örgütlenmesi varken, Atina’da Pellopo
nez’de,İstanbul ve İzmir’de; 1830’ larda bile, henüz
Elen Ulusçuluğu galebe çalmõş değildi.
Ulusçu önyargõlar aşõldõğõnda, elbette ki, iki
halk yeniden birarada yaşayabilir. Ama şunu da açõkca
söyle mekte bir beis yok ki ; şoven bağnazlõkta,
bizimkiler, Elenler’in eline su dökemez.
Anti şovenist olmak için, Türk şovenizmine
saldõ rõp; Elen şapşallõğõ karşõsõnda susmak,yetmez. O
zaman, onlarõn bu taraftaki sözcüsü durumuna
düşer,sizi kullan malarõna,izin vermiş olursunuz.
Yapõlan da,budur !
12
O “ortak değerler” arama kaygõsõ, AKEL’in “
tek halk/ tek self determinasyon hakkõ” yani ENOSİS
politi kasõna kõlõf aramak üzere geliştirdiği
bir
aldatmacanõn, hala süren etkisidir. 1990’da bunu sol
içinde ilk defa gündeme getirdiğimde, henüz ortada
yeterli enformasyon yoktu. Bu bakõmdan ,insanlarõn
karikatürlerdeki bur nundan duman salan boğalar gibi
bana saldõrmasõnõ çok fazla yadõrgamamõştõm. Ama
şimdi ,aradan bunca yõl geçtikten sonra , Kõbrõs Türk
Solu’nun hem de AKELCİ olmamak iddiasõndaki bir
kesiminin de ayni saldõr ganlõğõ adeta şehevi bir zevk
içinde sürdürmesini, anla mak gerçekten zor.
Sağ iki farklõ ulusal kimliğin varlõğõnõ ,ça
tõşmaya argüman yapõyor diye ; “biz ayni etniyiz de
emperyalizm bizi değiştirdi” demekle, sol olunmaz. Bu
yaklaşõm,hem sağõn “ farklõ uluslar çatõşmalõdõrlar”
öngörüsünün zõmnen kabulüdür ve hem de düpedüz
yalancõlõktõr. Yalancõlõğõn , dikalasõdõr... Hem ,soyunu
inkar etmedir bu tavõr... Ve hem de cehaletin doruğu...
Tarihin hiçbir döneminde , şu adada hiçbir
kayda değer topluluk ,(kayda değer topluluk )kimliğini
kaybet memiştir. Üç tane Linobambaki köyünün müslü
manlaşmõş olmasõna mal bulmuş mağribi gibi sarõlanlar,
onlarcasõnõn da ortodokslaştõğõnõ niçin görmezden geli
yorlar ? Kaldõ ki , Osmanlõ döneminde adayõ ziyaret
eden
gezginlerin
verdiği
rakkamlarda
Linobambakiler’in sayõ sõ ,1500 ile 12000 arasõnda
değişmektedir. Bunlarõn oturduklarõ köylerin de listesi
vardõr. Ve o köylerin birkaç tanesi müslüman olmuştur.
Meraklõsõ , rahmetli Haşmet Gürkan’õn çalõşmalarõnda
bu ayrõntõlarõ bulabilir.
13
Adaya göçürülen elli altmõş bin Türkmen nüfusun
yanõnda,bu birkaç köyün önemi ne olabilir ki ?” Geriye
de göç oldu,ama kaydõ tutulmadõ “ diyenler ; o üç otuz
Linobambaki’nin de İtalya’ya aynen göçmediğini
nerden biliyorlar ?
Bu ülkede, tarihi,kültürü ,sosyal gelişmişlik
düzeyi farklõ,iki farklõ halk yaşamaktadõr. Farklõlõk,her
zaman ayrõlõk nedeni olmayõp,zenginlik nedeni de
olabilir. Ama ne zaman ? Farklõ kimliklerin,birbirini
tanõyõp,karşõlõklõ saygõ göstermeyi öğrendikleri koşullar
da... İki farklõ kimlikten biri,ötekini yok farzederken ,
on larõn ayrõlmalarõ,kaçõnõlmazdõr.
Dünyanõn,”ulus devlet” kavramõnõ aşmasõ için,
çok zaman geçmesi,gerekmeyecektir. Bu satõrlarõ
okuyan larõn pek çoğu,bunu görebilecektir. Ama bu
gerçek, kimi ulusal kimliklerin zorla yok edilmasi ile
varõlacak bir yer değildir. 1996’da biz “ULUSÖTESİ
DEVLET” dediği miz zaman, derin bir “haydaaa...”
çekenler, şimdi batõda ayni kavram “ supranational
state” diye dile getirilince, belki ne dediğimizi
kavramõşlardõr ama hala farkõna varõlmõyor ki ; bu
yapõya ulaşmanõn yolu,ulusal kimliği inkardan
değil,ona sõkõ sõkõya sarõlmaktan geçmektedir. Bir
kimliğiniz varsa ve isterseniz, bunu paylaşõrsõnõz .
Yoksa ? Parya olduğunuzla kalõrsõnõz, o kadar !
Bu çalõşmamda,birlikteliğin ve ayrõlõğõn
tarihinin kõsa bir özetini yapmaya uğraştõm. Belki o çok
sevgili dostum gibilerinin de aydõnlanmasõna vesile
olurum . Ancak, birlikte yaşamõn anlatõldõğõ ilk bölüme
sağõn ; ayrõlõğõn ele alõndõğõ ikinci bölüme de solun
saldõra cağõnõ,çok iyi biliyorum. Bilmediğim ve hiç
14
öğreneme yeceğim şeyse ,bir takõm ritüellere
sarõlõnarak,nasõl sağcõ ya da solcu olunabileceği ?! ...
Yedidalga
Temmuz 1999
Bu önsöz, burada bitmekteydi... Ancak , kitabõn
yayõna hazõrlandõğõ esnada, Türkiye’de tarihin belki de
en büyük depremi oldu . Yüreğimiz kan ağlamakta iken
, gördük ki , Marmara bölgesini yerle bir eden o
korkunç afete yardõm etmek için , ilk önce koşanlar ve
bizim matemimimize ortak olup gözyaşlarõnõ
esirgemeyenler , Yunanlõlar ve Rumlar oldu . O
soyadõnõ çok iyi bildiğimiz Yorgo Papandreu, “ insanlõk
politikadan önce gelir” dedi. Yunan halkõ ,milyonlarca
dolar, binlerce şişe kan göndermekle, gazeteleri “
dayan komşu geliyoruz” diye manşetler atmakla
yetinmedi , fiilen deprem bölgesine kendi evlatlarõnõ
gönderip, felaketzedeleri kurtarmaya herkesten çok
yardõm etti . Zaman zaman asabõmõzõ bozan Teodorakis
, “ İşte iki halkõn derin duygularõ bunlardõr “ diyerek,
Yunan gazetelerinin“o E ge adalarõnõ harap
edeceğinden korktuğumuz donanma , bu afet karşõsõnda
Gölcükten denize açõlõrken ,neden göz yaşlarõmõzõ
tutamadõk ?” sorusunun en doğru yanõtõnõ verdi.
Evet... İki halkõn , en derin duygularõ
bunlardõr...
Ancak , gündelik hayatta derin duygular bas
tõrõlõr. Politika, ön plana çõkar... Ve ne yazõk ki
politikayõ duygular değil , çõkarlar belirler. Peki ,bu iki
halkõn çõkarlarõ bir birine karşõt mõdõr ? Değildir... Ama
bu çalõşmada tarihini okuyacağõnõz batõ Avrupa’nõn
15
çõkar hesaplarõna alet edilmiş Elen Ulusçuluğu’nun
gözü kör bağnazlõğõ , kendi karşõtõnõ ister istemez
yarattõğõ için,bir Elen’in,Stefanos Yerasimos’un
deyimiyle “ başka bir gezegen” olan bu bölgede, bölge
dõşõndan olanlarõn katiyyen anlayamayacaklarõ şeyler
olmaktadõr. Kendileri bölgeden olmakla birlikte , kafa
yapõlarõ bölgenin dõşõn da olanlar da, olan biteni
anlamamakta ,yabancõlardan geri kalmamakta ... Hazin
olan da,bu...
1.BÖLÜM
16
17
18
Geçmiş geleceğe benzer.
Suyun suya benzemesinden ,daha çok.
İbn-i Haldun
1 - GİRİŞ :
Kõbrõs adasõ son yüzelli yõlõ , savaşlar ve acõlar
içinde geçirdi.Adanõn iki büyük halkõ ,ülkenin egemen
liğinin kime ait olduğunun kavgasõna tutuştuklarõ için,
kan dökümü sürdü gitti.
19
Bu acõlarõ en yoğun olarak yaşayan kuşak,İkinci
Dünya Savaşõ’nõ izleyen yõllarda doğan nesil oldu.
Belki de ada tarihinin en iyi eğitilmiş kuşağõ da olan bu
insanlar , daha yetişkinlik yaşõna gelmeden,kendilerini
çok da anlam veremedikleri bir nefretin kucağõnda
buldular. İyi eğitilmiş olmalarõ dünyanõn diğer yöreleri
ve düşüncelerini de tanõmalarõna yol açtõğõndan,
yaşadõk larõnõ sorgulamaya girişince, gördüler ki, daha
pek çok yerde , kendi adalarõndaki gibi etnik çeşitlilik
bulun masõna rağmen, oluşturulan kültürel üst kimlik,
çatõşmalarõn önüne geçebilmiştir. Özellikle 1974 sonra
sõnda,KõbrõsTürk aydõnlarõ,etnik kimliği abartmaktan ve
Rumlar ile aramõzdaki farklõlõklarõ öne çõkartmaktansa,
ortak değerlere dikkati çekerek , “aslõnda ortak bir
Kõbrõslõ Kimliği” bulunduğunu ileri sürerek,farklõlõğõ
yok saymanõn ,adamõza barõş getireceğini düşündü.
Bu yaklaşõm ,doğru değidi...Doğru olmasõndan
geçtik,bu tam bir ideolojik tuzaktõ da...
Doğru değildi ; çünkü Rumlar arasõnda “ Kõbrõs
lõ” denilince ,bundan Türkler ve Rumlar’õ anlayan
hiçbir çevre yoktu. Onlar,bu deyimden sadece
kendilerini anlamak bir yana ,1930’larda ayyuka çõkan
ENOSİS kampanyasõna karşõ bir önlem olarak, İngiliz
yönetimi ”artõk native people yerine Cypriots adõ
kullanõlsõn” yollu bir tavõr geliştirdiği zaman, korkunç
bir muhalefet geliştirmişler ve “ biz ne günah işledik de
bu aşağõ lamaya layõk görülüyoruz ? Biz Eleniz”
diyerek , Kõbrõslõ diye anõlmaya karşõ çõkmõşlardõr. O
dönemde , Yuna nistan ile birleşmenin yolunun,
Uluslarõn Kaderlerini Tayin Hakkõ
ilkesinin
savunulmasõ ile elde edileceğine inandõklarõndan,
kendilerinin de Elen olduğunu ileri sürmekle sözkonusu
20
ereklerine ulaşacaklarõnõ varsayan ada Rumlarõ, BM’nin
kuruluşundan sonra, sadece Uluslara değil, halklara da
böyle bir hak tanõnacağõnõn anlaşõlmasõ üzerine de,
kendilerinin Kõbrõs Halkõ olduğunu ileri sürmeye
başlamõşlardõr. “Tek ve homojen bir Kõbrõs Halkõ var”dõ
ve bu halk kendi geleceğinin belirlenmesi için,oy
kullanmõş ve Yunanistan’a katõlmayõ talep etmişti. Bu
halkõn içindeki % 20 dolayõnda Türkçe konuşan bir
azõnlõk buna karşõysaydõ, %80’in iradesi mi
reddedilecekti ?! Üstelik bu “halk” anlayõşõ da sadece
solun anlayõşõydõ. Sağ zaten öz be öz Elen olmaktan
başka hiçbir lafõ dinlemeye değer bul mamaktaydõ.
Sözkonusu plebisit kampanyasõnõn fikir babasõ
da,AKEL’in bizzat kendisi olup,kilise öncülüğü
komünistlere kaptõrmamak için mecburen ortaya atõl
mõştõ.
Adanõn tarihsel gelişiminden bihaber Kõbrõs
Türk aydõnlarõna kurulmuş olan tuzak, işte buydu.
Kõbrõs Halkõ teranesi , AKEL’in gözünde Enosis’e
varmak üzere kurulan bir ökse, bizlerin indinde ise ,
adamõzõ barõşa ulaştõracak yolun ilk adõmõydõ.
Ve bu tuzak, ada Türkleri’nin zihninde çok yeni
olan yaşanmõş olaylarla birleşince, Kõbrõs Türk solunun,
asõl kendi gerçek halkõnõn gözünde yabancõlaşmasõna
yol açmaktaydõ. Çünkü bu insanlar, o teranenin amacõnõ
yaşayarak öğrenmiş olmak bir yana, Rumlar ile ayni
halk olup olmadõklarõnõ bilmek için, bizim uydurma
kanõt larõmõza muhtaç da değillerdi.
Şu adada, iki büyük halk, geçmişte tek ve ortak
bir üst kimlik geliştirmiş olsalardõ ; burada savaş da
olmayacak, acõ da çekilmeyecekti ...
21
Ne var ki bu üst kimlik geliştirilmemişti ve hem
savaşõldõ,hem de o acõlar yaşandõ...
Bunu gizleyemezsiniz... Yüzlerce ölünün
hatõralarõ, ortadadõr...
Buna, kõzamazsõnõz... Her sabah güneşin doğma
sõna kõzmakla,güneş gerçeğini etkileyemezsiniz...
N’aparsõnõz?
Oturup ,bu gerçeği anlamaya çalõşõrsõnõz...
Ancak ,o zaman o gerçeği etkileme şansõnõz
olur.
Bu çalõşma, bugünkü Kõbrõslõ Türk Kimliği’nin
oluşum sürecindeki biçimlenmesine yön veren kimi
köşe taşlarõnõn anlatõlmasõ ve neden o çok özlenen üst
kimliğin oluşmadõğõnõn izahõ gayretinin bir ürünüdür.
Güncel Kõbrõslõ Kimlikler’in oluşmasõnda ,
elbette ki biri olmadan öteki de olamazdõ. Yani ,
Kõbrõslõ Türk Kimliği ‘nin oluşmasõnda , adanõn Elen
Kim liği’nin etkisi büyüktür. Etkinin yönünün, ağõrlõklõ
ola rak hangi yönde olduğu,negatif mi yoksa pozitif isti
kamette mi etkilenildiği ,tartõşõlmalõdõr. Bizce Elen
Ulusçuluğu’nun aymaz şövenliği,adadaki
Türk
varlõğõna kastetmeyi bir hak olarak görebildiği için;
varlõğõna kastedilen Türkler’in düşünce yapõsõna,
yadsõnamaz ve göz ardõ edilemez, katkõlarda
bulunmuştur. Bu bakõm dan, neden tek halk
olunamadõğõnõ anlamak için, yalnõz Elen Ulusçuluğu
değil,güncel Kõbrõslõ Elen Kimliği’nin altõnda yatan ana
güdülenmelerin de araştõrõlmasõ gereklidir. Elde
edebildiğimiz kaynaklarõn õşõğõnda , bunu yapmaya
çalõştõk.
Kõbrõs adasõnda Türkler ve Rumlar’õn ne zaman
karşõlaştõklarõ sorusunun cevabõ,çok eski tarihlere kadar
22
uzatõlabilinir. Oğuzlar’õn, Gazneli Mesut’tan Mavera ün
nehir’ den Horasan’a inme iznini aldõklarõ X.yy
sonlarõndan itibaren çok değişik hükümetlere, paralõ
asker olarak hizmet ettikleri bilinmektedir. Bunlardan
bir kõsmõnõn, hristiyan devletlerin emrine girip, hris
tiyanlaşarak (bunda yadõrganacak birşey yok; çünkü,o
tarihte Türkler henüz müslümanlõğa yeni yeni
geçmektedir. Örneğin Selçuklu hanedanõnõn atasõ
Selçuk Bey’ in babasõ Dukak, ailenin ilk müslümanõdõr)
paralõ askerlik yapmaktaydõlar. Türkopol diye anõlan bu
paralõ askerlerden, Lüzinyanlar döneminde adada da
önemli bir birliğin bulunduğuna dair, önemli işaretler
vardõr. Ne var ki sonuçta hiç bir iz bõrakmadan ortadan
kalkan bu insanlarõn , bizim konumuz açõsõndan önemi
bulun mamaktadõr. Bizi ilgilendiren buluşma, Osmanlõ
fethinden sonra kendi adet,gelenek ,iş araçlarõ özetle
kültürleri,kimlikleri ile adaya gelen Türkmenler’in tarih
içindeki kültürel yolculuğunun,bugünkü kimliklere
yaptõğõ katkõnõn ne olduğudur. O bakõmdan, bugünkü
Kõbrõslõ kimliklerin sõrrõnõ, Osmanlõ döneminde aramak
gerekir. Ve daha da spesifikleşmek gerekirse, bu güncel
kimliklerin ana ekseni ulusçuluk olduğuna göre,bu
kimliklerin o düşüncenin ortaya çõkmasõyla,adaya ve
imparatorluğa ulaşmasõndan itibaren, nasõl bir sergüzeşt
izleyerek bugünkü hale ulaştõklarõ ele alõnmalõdõr.Oysa,
tarihi kaba çizgilerle kõsõmlara ayõrmak, mümkün
değildir. Ama yine de bir yerden başlamak gerekirse
biz yer yer,XVIII. yy sonuna uzanmõş olsak da ,
Tanzimat sonrasõndan yola çõkmayõ uygun bulmaktayõz.
Zira hem bugünkü çatõşmanõn ve hem de güncel
kimliklerin oluşmasõna etki eden olaylar, Fransõz İhtilali
23
,bir başka deyişle Ulusçuluk’un ortaya çõkmasõndan
sonra yaşanmõştõr.
24
Tarihten verilen haberlerde,
sadece nakle güvenilip...
görülmeyen görülenle,geçmişteki
şimdikiyle karşõlaştõrõlmazsa
tarih konularõnda ayak kaymasõna,
şaşõrõp doğru yoldan çõkmaya karşõ bir
güvence sağlanamaz.
İbn - i Haldun
25
2.GERÇEKTEN
TÜRKLER
İLE
RUMLAR
TARİH
BOYU
SAVAŞTILAR MI ?
A- Selçuklu Dönemi :
Güncel politik iddialara argüman yaratmak
üzere yazõlan resmi tarih , ne yazõk ki tarihin sadece o
günkü niyetlere yarar sağlayacak kõsmõnõ dikkate alõp,
geriye kalan kõsmõnõ gözardõ etmeyi, iş edinmiştir.
Türkler ile Rumlar’õn ezeli düşman olduklarõ iddiasõ da
böyledir. Gerçekte,bu iki halk, Anadolu’ya yoğun
Türkmen akõnlarõnõn başladõğõ XI. yy.dan itibaren,ta
XIX. yy’a kadar, yalnõz alt sõnõflarõn düzeyinde
değil,egemenler düzeyinde de, zaman zaman savaşsalar
bile,iyi ilişkiler içinde yaşamõşlardõr. Ta ki ,batõ
Avrupa’da
gelişen ulusçuluk hareketleri ve
kapitalizmin çõkarlarõ, Osman lõ’yõ parçalayõp
paylaşmak niyetiyle Elen Ulusçuluğu’nu kõşkõrtsõn ...
Türkler ve Rumlar arasõndaki işbirliği örnek
lerinin ilki,Bizans’taki taht kavgalarõ ile ilgilidir. 1078
yõlõnda,Bizans generallerinden Botaniates ,imparator 7.
Mihail’i
tahttan
indirmek
için,
Anadolu
Selçuklularõ’nõn kurucusu Süleyman Bey’den yardõm
ister. Mihail , devrilir... Bu kez bir başka general ortaya
çõkõp (Melissenos) , o da Türkler’den yardõm ister.
Kutal mõşoğlu Süleyman, ona da yardõm edip,
26
Melissenos’un birlikleri ile beraber İznik’e girip,onu
Bizans imparatoru ilan eder. Bu arada Trakya komutanõ
Aleksios
Komnenos
Bizans
tahtõnõ
ele
geçirince,Türkler İznik’te kalõrlar.1100 yõlõna kadar,
Anadolu Selçuklularõ’nõn başkenti,İznik olur. Birinci ve
İkinci Haçlõ Seferleri sonrasõnda, Türkmenler’in
Anadolu’daki etkinliğinden rahatsõz olan Bizans
İmparatoru Mihail Komnenos, iyi ilişkiler içinde
olduğu II.Kõlõç Aslan’dan onlarõ durdurmasõnõ ister.
Sultan bunu başaramaz. Bunun üzerine, Rumlar,Sõrplar,
Peçenekler ve Fransõzlar’dan toplanan bir Bizans
ordusu, Anadolu’ya yürür. Bu ordu,daha Selçuklu
ordusu ile karşõlaşmayõ beklerken, Eğridir Gölü
kuzeyinde , Rumlarõn Miriokefalon; Türkle rin ise
Düzbel dedikleri yerde, Türkmen okçularõnõn baskõnõna
uğrayõp,perişan olur (1076). Anadolu’nun gerçek
fethi,bu olaydõr.Çünkü o tarihten sonra Küçük Asya’da
bahse değer bir Bizans askeri varlõğõ kalmaz. II. Kõlõç
Aslan, bunun üzerine dikkatini Danişmentler ve Suriye
Selçuklularõ’na çevirir. Fakat onlara yenilince ,
kaçõp,Bizans’a sõğõnõr. Bizans imparatoru Manuel, Kõlõç
Aslan’õ bir süre himayesine alõr. Orada bir Rum kadõn
ile evlenen sultanõn, islama aykõrõ bazõ adetler edindiği
gerekçesi ile,Nureddin Zengi tarafõndan eleştirildiği
bilinmektedir. II. Kõlõç Aslan’õn , Rum karõsõndan
Gõyaseddin Key hüsrev adõnõ verdiği bir oğlu olur.
Daha sonra, kardeşi Rükneddin ile taht kavgasõna
tutuşan bu oğul da Bizans’ a kaçarak,orada onbir yõl
kalacak ve bu arada orada Manuel Mavrozum
adõnda,saraydan bir Rum’un kõzõyla evlenecektir.
Kendi oğlu Alaaddin Key kubat da,bu yõllarõ Bizans
sarayõnda geçirir. Gõyaseddin I. Keyhüsrev , Konya
27
sultanõ olduğu zaman,kayõnbabasõ Manuel Mavrozum’u
da Anadolu’ya getirip,kendisini Denizli bölgesinin beyi
yapar. İddiaya göre Manuel Mavrozum, müslüman
olmuştur. Ancak bu ailenin macerasõ bu kadarla bitmez.
Gõyaseddin’in oğlu en önemli Selçuklu sultanõ olan,
Alaeddin Keykubat , Manuel’in iki oğluna,çok daha
önemli görevler verir. Müslümanlõğa ‘geçen’ Mavros
(Kara) kardeşlerin, aldõklarõ isimler de ilginçtir:
Karatay ve Karasungur ...
Bunlardan Celaleddin Karatay adõnõ alanõ,en
önemli Selçuklu veziri olup,bugün de Konya’daki
medresesi ayakta durmaktadõr.
Alaadin
Keykubat
bilindiği gibi,Alanya
fatihidir. Kendisi şehri aldõktan sonra,o zamanki adõ
Kalonaros olan kent hakimi Kirfard’õn kõzõyla evlenir.
Sonra dan,ünlü veziri Saadettin Köpek tarafõndan
zehirlenerek öldürülen Alaaddin’in yerine oğlu
Gõyaseddin II. Key hüsrev geçer. Bu Keyhüsrev’in
Bizans imparatoru’na yazdõğõ bir mektupta, anasõnõn
ölene kadar Hristiyan kaldõğõnõ bildirdiği görülür. Zaten
Harezmliler de bunun sultanlõğõna itiraz edip,Selçuklu
egemenliğini terkeder ler.
Beri taraftan, Gõyaseddin’in Rum karõsõndan
olan oğlu, İzzettin Keykavus , yaşamõnõn önemli bir
bölümünü Bizans’ta geçirir. Anadolu’daki beylik
kavgalarõndan sõkõştõkça Bizans’a sõğõnõr. Tahtõna
dönerken üçbin Rum askerle gelir ve beylerbeyi de bir
Rum’dur. Bizans’taki yaşamõ sõrasõnda bir Rum
kadõndan doğan oğlunun adõ, Melik Konstantin’dir.
28
Padişahlõğõ esnasõnda,en önemli yardõmcõlarõ,Kirios
Kadid ve Kirios Hayi’dir.1
Bütün bunlar oluyorken, Saadettin Köpek, o
güne kadar Selçuklu aristokrasisi içinde yer alan
Türkmen soylularõnõ temizlemeğe girişir. Önce yaşlõ
Altun Aba öldürülür,sonra Kamyar Bey.1238 veya
39’da, bir bayraktar da Köpek’i öldürür. Ertesi yõl da, o
çok ünlü Babailer İsyanõ çõkar. Anadolu’daki bütün
Türkmenler, Baba İshak isimli bir düşünürün peşine
takõlõp, ayaklanõrlar. Selçuklu ordusunun Frank ve
Gürcü birlikleri, Türkmeni yener ve üç yaşõndan büyük
bütün Türkmenleri katleder. O savaştan birkaç yõl
sonra,
savaş
alanõnõn
hemen
kõyõsõndaki
Sulucakarahöyük ’ de, yeni bir ermiş ortaya çõkar:
Hacõ Bektaş -õ Veli...
Gerek Babailer ile Anadolu Rumlarõ arasõnda bir
sürtüşmenin
kaydedilmiş
olmamasõndan,gerekse
1922’ye kadar kendisi de bir Babai olan,Hacõ Bektaş
türbesinin Rumlar tarafõndan da “Ayios Dede” diye
kutsanarak ziyaret edilmesinden ,Selçuklu üst sõnõflarõ
gibi,sõradan halkõn da iyi ilişkiler içinde olduklarõ
anlaşõlmaktadõr. Hacõ Bektaş ezilen Türkmenler ile
birlik te, Anadolu Rumluğu’nun da filozofudur.
Kutsanmasõ, bunun işaretidir. Öte yandan,yukarõ
sõnõflarõn düşünürü konumundaki Mevlana Celaleddin-i
Rumi’nin durumu da, Selçuklu sarayõna benzemektedir.
Mevlana’nõn Rumca şiirlerinin de olduğu, biliniyor.
Eşinin adõ , Kira Hatun’dur. Türkmen ağzõnda Rum
kõzlarõna “cõra” dendiği bilindiğine göre,onun da Rum
1
- Dimitri Kitsikis - Türk Yunan Ýmparatorluðu s.73 - Ýletiþim
Yay. Ýstanbul1996
29
olmasõ,
mümkündür.
Kendisi
henüz
hayatta
iken,sohbetlerde söylediklerini not etmesi için yanõnda
dolaştõrdõğõ müridi Aflaki’nin, Mevlana yaşõyorken
yazdõğõ Ariflerin Menkõbeleri isimli kitaptan
öğrendiğimize göre, kendisi bir sohbette “ Yüce Tanrõ
Grekleri yapõm,Türkleri de yõkõm için yaratmõştõr.
Kõyamete kadar Grekler yapacak,Türkler de yõkacaktõr”
demiş ; oğlu sultan Veled de Selçuklu hükümdarõna,
“Türkler’in tümü kõlõçtan geçirilmedikçe,size rahat
yoktur” diyebilmiştir.
Doğan Avcõoğlu, Türkler’in Tarihi’nde,
Selçuklu dönemi boyunca şehirlerdeki dönmelerin,üst
sõnõflar ile ne kadar iyi geçindiğini ve Türkmenler
karşõsõnda,daha üst bir konumda olduklarõnõ anlatõr.
Kõrlarda ise, göçebelik ile yerleşik yaşam biçiminin
çelişmesinin
dõşõnda,kavmi
bir
sürtüşme
bulunmamaktadõr.
Kõsacasõ, Selçuklu aristokrasisinin çoğunluğu
zaten Rumlaşmõştõr. Hacõ Bektaş düşüncesinde kendini
bulan alt sõnõflarõn da Rumlar ile hiçbir sorunu
bulunmamaktadõr. Rumlar ise,kiliselerinin katolikliğe
katõlmamasõ dolayõsõyla Latinler’in Haçlõ seferlerinde
onlara yaptõğõ işkencelerden yõldõklarõ için, kendilerini
serf durumuna düşürecek olan Latin egemenliğne
girmektense, Bizans Pronoia sisteminin islami kalõba
sokulmuş şekli olan Selçuklu İkta sisteminde,özgür
köylüler olarak yaşayõp,hiçbir dini baskõya da
uğramadan en üst düzeylere çõkabildikleri bu yeni
otoriteyi,isteyerek kabullenmişlerdir. Yani , onlarõn da
30
Türkler ile ne egemen sõnõflar ne de alt sõnõflar
açõsõndan sorunlarõ bu lunmamaktadõr.2
Selçuklu’nun
1240’da
Malya
Ovasõnda
Türkmenleri kõrmasõnõn hemen ardõndan,1243’de
Moğol ordusu Anadolu’ ya girer ve Kösedağ’da o
toplama ordu,dağõnõr. Moğollar önün de bir tek güç
vardõr ...
Hülagü’nün ağzõndan :
“ Türkmenler ile Karamanlõlar ( ki onlar da
Türkmendirler N.B.) olmasaydõlar, Moğol atlõlarõ
güneşin battõğõ yere kadar gideceklerdi ...”
Anadolu’da, beylikler dönemi başlar.
2
- Bu bölüm ,Sina Akþin yönetimindeki bir ekip tarafýndan
yayýnlanmýþ, Türkiye Tarihi c.l - Aflaki , Ariflerin Menkýbeleri
ve Ýrene Melikof Uyur idik Uyardýlar isimli eserlerden
yararlanýlarak yazýldý.
31
B - Osmanlõ Dönemi :
i)İstanbul’un Fethine Kadar :
Kendisi bir İstanbul Rumu olan ünlü yazar
Stefanos Yerasimos, bir eserinde der ki :” Bizans tam
da tarih sahnesinden çekilmek üzere iken,doğudan
gelen Türkler’in dinamizmini kendi bünyesine
çekerek,altõ yüzyõl daha yaşadõ”...
Bir başka önemli Elen düşünür, Dimitri Kitsikis
ise,Osmanlõ İmparatorluğu’nu Türk - Yunan İmpara
torluğu olarak adlandõrõr ve bugün de böyle bir kon
federasyon kurulsa o devletin yine süper güç olacağõnõ
ileri sürer.
Gerçekten de daha kuruluş aşamasõnda, Osman
Bey’in yanõbaşõndaki isimler arasõnda Kösefos
Mihailis’i , hemen ardõndan ise Evrenos Bey’i
gördüğümüz
Osmanoğullarõ
devletinin
tarihi
boyunca,1821’e gelene değin, Rumlar ile Türkler
arasõnda önemli bir çatõşma yaşandõğõ söylenemez.
Bizans ile yapõlan savaşlardan çok daha fazlasõ,Anadolu
Beylikleri, Karamanlõlar, Akko yunlular ve her anlamda
bir Türk devleti olan Safeviler ile yapõlmõştõr. Yani,
Bizans ile yapõlan savaşlar, kavmi saiklerle ilişkili
değildir. Öyle olsaydõ, Fatih Anadolu’daki Türk dilinin
en önemli savunucusu Karamanlõlar’a ,Bayõndõr Boyu
beyi Uzun Hasan’a saldõrmazdõ.Ve daha ilginci,
Otlukbeli Savaşõnda, Osmanlõ ordusunda Bizans
kökenli ; Akkoyunlu ordu sunda da Pontuslu Rumlarõn
bulunmasõdõr.
Çünkü
Sultan
Mehmet
artõk
Konstantiniyye hakimidir ama, onun verdiği isimle, “
Hasan Padişah” da Pontus İmparatorunun kõzõyla
32
evlidir.Kaldõ
ki;
Bizans’õn
fetih
tarihine
kadar,Osmanoğullarõ ile Bizans ilişkileri de çok
ilginçtir.
Bilindiği gibi, ikinci Osmanlõ beyi Orhan’õn ilk
eşi, Bizans’õn Yerhisar Tekfuru’nun kõzõ olan, Holofira
‘dõr ki adõ,Nilüfer Hatun’a çevrilmiştir.Orhan Bey, bir
süre sonra Holofira ile yetinmez,önce Bizans kara
kuvvetleri komutanõ , soylu Kentakuzen’in kõzõ
Theodora ve sonra işi iyice büyütüp,İmparator III.
Andronikos’un kõzõ Asporçe ile de evlenir. Orhan’õn
Bursa’yõ
başkent
yapmasõnõn
ardõndan,
Bizans,Balkanlar’dan gelen Latin tehlikesine karşõ,
sarayõn katmerli damadõ Orhan’õn Os manlõlarõ’ndan,
yardõm ister. Orhan Bey’in kardeşi Sü leyman Paşa
(henüz hanedan kurumu oluşma dõğõndan,beyin kardeşi
Paşa ünvanõnõ taşõmaktadõr) yönetimindeki Osmanlõ
birlikleri, Bizanslõlarõn yardõmlarõ ile Çanakkale
Boğazõ’õndan Trakya’ya geçerek,bir üs olarak, Gelibolu
Kalesini işgal ederler. Osmanoğullarõna, Anadolu’daki
diğer Türk beylikleri aleyhine gelişme olanağõ tanõyan
bu olay , onlarõn Balkanlar ve Trakya’da gelişip,dönüp
Anadolu’nun da egemeni olmalarõna yol açar. Zira,
Anadolu beyliklerinin doğuya doğru gelişme olanaklarõ
Moğollardan dolayõ; batõya doğru gelişme olanaklarõ
da Osmanoğullarõ ve Bizans’tan dolayõ tõkalõ iken
,Osmanoğullarõ Bizans sarayõ ile ailevi ilişkilerinden
dolayõ, böyle bir avantaj ele geçirirler. Orhan’õn
Teodora’dan olma oğlu Halil Cenevizlilere esir
düştüğünde,onu kurtarma işini,Bizans imparatoru ele
alõr.Ne de olsa,Halil kendi kara kuvvetleri komutanõnõn
33
torunu kõzõnõn da üvey oğludur.3 Fidyenin yarõsõnõ
cebinden ödeyen Yuannis,sonra da dönüp onu kõzõ ile
evlendirir,böylece akrabalõk katmerlenir. Orhan ölünce,
tahta Holofira’dan doğma I. Murad çõkar. Bizans’õn,
Yerhisar Tekfuru’nun torunu... Asparçe’den doğma
İbrahim de çõkabilirdi ! Yani,Bizans impara torunun
torunu !!
Murad, imparator Yuannis ile,yakõn dosttur.Ne
de olsa hem babasõnõn hem de kardeşinin
kayõnpederidir ! Kendisi,önce Bulgar kralõnõn
kõzkardeşi Marya ile evlenir. Sonra,bir Bulgar prensesi
daha alõr :Tamara ...
Marya bir oğlan doğurur : Bayezit...
Tamara ise üç oğlan ve bir kõz :Yakup, Savcõ,
İbrahim ve Nefise...
Bu arada Anadolu beylikleri,Sultan Murad’õ
rahatsõz etmektedirler. Kendisi en yakõn dostu
Yuannis’i de yanõna alarak, Anadolu’daki Türkleri
ezmeye girişir.
Elbette
ki
bu
eylem
esnasõnda,hem Bursa ve hem de Bizans saraylarõ boş
kalõr.
Bizans’ta
sarayda
imparator
vekili
olarak,Yuannis’in oğlu Andronikos ; Edirne’de de
Savcõ Bey bulunmaktadõr.Her iki imparatorun dostluk
larõ,ailece olduğundan,oğullarõ da yakõn dostturlar. İkisi
anlaşõp,bir anda her iki başkentte de iktidarõ ele geçir
mek üzere,birlikte isyan ederler.
l. Murad hemen Rumeli’ye geçerek,iki
arkadaşõn müşterek ordusunu dağõtõr. Onlarsa
Dimetoka’ya kaçõp, orada yakalanõrlar. Murad,kendi
oğlunun iki gözünü de çõkartõp,onu öldürür. Dostuna da
3
- Ç. Altan - Tarihin Saklanan Yüzü s.149 AFA Yay. Ýþt.1994
34
ayni işlemi yapmasõnõ tavsiye eder. Ne var ki
Andronikos,sadece bir gözünün kör edilmesi ile
kurtulur ve bir süre sonra , imparator da olur.
Sonradan Yõldõrõm lakabõ takõlan Bayezit’in
İstanbul’u kuşatmasõ esnasõnda,acaba imparator,kardeşi
Savcõ Bey’in yakõn ahbabõ olup,tahta kendisinin çõkma
sõnõ engellemeye çalõşan bu kör Andronikos muydu ?
Evet... Öyleydi... Binbir entrikadan sonra
Yõldõrõm Bizans’õ kuşatarak, Andronikos’u tahttan
indirmiş,yerine kendi ahbabõ Manuel’i geçirmiştir.
Andronikos da demire vuruluyordu.4 Bu Manuel daha
sonra Yõldõrõm’õn ordusuna katõlõp,Bizans’a bağlõ
Anadolu’daki son kale olan Filadelfiya (Alaşehir)
fethinde öncü birlik komutanõ olarak şehre taarruz
edip,fethederek,kendine ait bir kaleyi Osmanlõlar adõna
yine kendi fethetmek gibi bir garabetin de oyuncusu
olmuştur. Hammer, Paleologos sülalesinin Bizans tah
tõnda oturmasõnõn nedeninin, Osmanlõlar ile iyi ilişkiler
içinde olmalarõnda aranmasõ gereğinden bahseder.
Yõldõrõm’õn ilk İstanbul kuşatmasõnõn nedeni, budur...
Yani,iki hanedan arasõndaki ilişkilerin mükem
mel
bir
düzeyi
olup,karşõlõklõ
olarak
yardõmlaşõlmaktadõr.
Yõldõrõm’dan sonraki Fetret Devri esnasõnda da
ilginç olaylar yaşanmõştõr. Ankara Savaşõ’nda padişahõn
esir düşmesi ile her biri bir tarafa dağõlan oğul
larõ,bulunduklarõ yerde kendi padişahlõklarõnõ ilan
ettiler. İsa Çelebi Bursa’da,Süleyman Çelebi Edirne’de,
Meh met Çelebi Amasya’da ... Kasõm Çelebi çok küçük
4
-Özet Hammer Tarihi c.ý s.46 -47 MEB Yayýnlarý1991
35
oldu ğundan, Bursa’da idi; Mustafa Çelebi
ise,kaybolmuş veya esir olarak Orta Asya’ya
götürülmüştü. Musa Çelebi ise,babasõnõn yanõndaydõ.
Kardeşler,bir süre sonra savaşa tutuştular. Mehmet
Çelebi ile İsa Çelebi,Anadolu hakimiyeti için,
savaştõlar.Yenilen İsa kaçõp , Bizans’a sõğõndõ. Bizans
da onu,Süleyman’a teslim etti... Zira, Süleyman
Bursa’dan geçerek , küçük Kasõm Çelebi’yi esir almõş
ve Bizanslõlar’a teslim ederek , Edirne’ye giderken onu
rehin bõrakmõştõ.Bu Kasõm Çelebi’ye ,yine döneceğiz.
Bu arada, ortada bir tek Musa Çelebi ile,
Mehmet Çelebi kalmõşlardõ. Mehmet,babasõnõn tahta
çõkardõğõ Manuel Paleologos ve Sõrp Kralõ ile
anlaşõp,Rum asõllõ Evrenos ve
Mihaloğlu‘nun
yardõmõyla , Musa’yõ tuzağa düşürüp, öldürttü.Bunun
ardõndan,Musa’nõn Kazasker’i Şeyh Bedrettin-i Simav
na’nõn,bütün Balkanlar ve Anadolu’yu yerinden
oynatan bir Türkmen isyanõ başlatmasõna bakõlõrsa,
tercihlen melerin kimler arasõnda yapõldõğõ ve Osmanlõ
tahtõnõ ele geçirenin kimlerin tercihi olduğu sorusunun
yanõtõ, havada kalmaz. Türkmenler Musa’yõ ,Rumlar ve
Sõrplar ise Mehmet’i tutuyorlardõ.
Mehmet Çelebi tam da iktidarõ ele geçirdiği
esnada,Timur ile Semerkant’a götürülmüş bulunan
Mustafa Çelebi,ortaya çõktõ. Savaşõldõ ve Mustafa
yenildi. O da babasõnõn dostu Manuel’e sõğõndõ ve
Mehmet ölene kadar Limni adasõnda kalmasõ koşuluy
la,Bizans korumasõna alõndõ.
Çelebi Mehmet, kõrk yaşõnda ölmeden önce,
yerine geçecek olan oğlunun ötekileri öldüreceğinden
korkarak,dostu Bizans imparatoruna , kendi öldükten
36
sonra, tahta çõkamayacak olan oğullarõnõ,himaye et
mesini vasiyet etti. 5
Ne var ki yeni padişah II. Murad,kardeşlerini,
amcasõ Mustafa Çelebi’nin serbest bõrakõlacağõ
tehdidine rağmen, Bizans imparatoruna vermedi.
İmparator da,Mustafa Çelebi’yi serbest bõraktõ.
Amca,Edirne’yi işgal edip,yeğeni ile savaşa
girişti,yenilerek öldürüldü. Öte yandan,Murad’õn
kardeşi Mustafa Bizans impara torunun,babalarõ I.
Mehmet’in
vasiyetine
uygun
olarak
yaptõğõ
yardõmlardan yararlanõp,isyan etti; o da taht kavgasõna
girişti.Ağabeyi tarafõndan, İznik’te bir incir ağacõna
asõlõp,katledildi.
Buraya kadar anlattõklarõmõzdan da görüleceği
üzere,Selçuklu döneminden başlayarak,Bizans sarayõ ile
Türk hanedan aileleri,içli dõşlõdõrlar. Her iki taraf da
ötekinin başõna kendi dostu (ya da akrabasõ) olanõn
geçmesine uğraşmaktadõr.Orhan,Bizans imparatorunun
damadõdõr. Onun oğlu, imparatorla ahbabdõr.Onlarõn
oğullarõ Savcõ ile Andronikos birlikte her ikisine de
isyan edecek kadar samimidirler. Yõldõrõm,ağabeyi ile
bir olan Andronikos’u tahttan indirip, yerine kendi
ahbabõ Manuel’i getirmiştir. Onun oğullarõ da ayni
içiçeliği sergilemişler ve Osmanlõ tahtõnda kimin
oturacağõna , bu kez Bizans karar vermiştir. Çelebi
Mehmet ise,imparator Manuel ile,oğullarõnõn hayatõnõn
korunmasõnõ ona vasiyet edecek kadar,dostturlar6.
Manuel Paleologos, arkadaşõ Çelebi Mehmet’in
vasiyetini yerine getirip, şehzadelerin yaşamõnõ
5
- Uzunçarþýlý’dan aktaran ,Ç. Altan -age s.166
- Yalçýn Küçük - Fatih Sultan Mehmet ,s.70 Tekin Yay.
Ýstanbul,1990
6
37
korumak kararlõlõğõnõ gösterin ce,kendi egemenliğinin
tehlikeye gireceğini düşünen II. Murad’õn düşmanlõğõnõ
kazanõr ve iki saray arasõndaki dostluk,ilk kez bozulur.
“Sultan Murad , Konstantiniyye imparatorluğun
dan gördüğü zararõ unutmamõştõ.”7
Çelebi Mustafa’nõn isyanõndan, Manuel Paleolo
gos’u sorumlu tutan Murad , artõk Bizans sarayõndan
müttefik aramayacaktõr. Ancak,yüzlerce yõl sürmüş bu
ilişkilerin devam edeceğini,göreceğiz.
ii) Fetih Öncesi ve Sonrasõ :
ll. Murad , dedesi Yõldõrõm’õn şehri kuşatarak
tahta çõkardõğõ Manuel’in başõnda bulunduğu Bizans
önlerinde görünmekte,gecikmedi. O da ,şehri kuşatõp
Manuel’in tahtõnõ ele geçirmeye girişti. İşte tam bu
esnada, Manuel’in kõşkõrtmasõyla kardeşi şehzade
Mustafa’nõn isyanõ başladõ.Ve Murad kuşatmayõ
kaldõrõp, İznik’e giderek,kardeşini yakalayõp katlettirdi.
Ancak artõk, Paleologoslar ile,Osmanoğullarõ arasõna,
bir kez güvensizlik yerleşmişti. Padişah ile imparator
arasõnda,kişisel bir güvensizlik.
II.Murad’tan sonra iktidara gelen oğlu II.
Mehmet şehri fethetmeye girişince, nerede ise devletin
kuruluşundan beri imparatorluğun ikinci seviyeden
yöneticisi olan Çandarlõ ailesinden Halil Paşa’nõn karşõ
çõkõp,Bizans’la ilişkilerini sürdürmesi,aslõnda o güne
kadar,padişah ailesinin de yabancõsõ olduğu bir politika
değildi. Hatta o dönemde, Bizans’ta yaşayan Osma
noğullarõ da vardõ. Örneğin ,yukarõda adõnõ andõğõmõz
7
- Hammer age s. 126
38
Yõldõrõm’õn oğullarõndan Kasõm,yani Fatih Sultan Meh
met’in büyük amcasõ,daha sonra hristiyanlõğõ kabul
etmiş,vaftiz babalõğõnõ da Manuel Paleologos
yapmõştõr.Kendisi,Bizans’ta kaybolmuş,izi bulunama
mõştõr.8 Ondan başka Bizans’ta yaşayan ikinci bir
Osmanlõ şehzadesi daha vardõr:
Şehzade Orhan...
Onun kim olduğu kesin değil ama,Fatih’in
amcasõ olduğunu ileri sürenler var.
Ve bu Şehzade Orhan’õn , surlar üzerinde
Fatih’e karşõ savaştõğõ,(zira fetihten sonra yaşamasõ
mümkün değildir) Osmanlõ ordusunun şehre girişi
üzerine de Yedikule burçlarõndan atlayarak intihar ettiği
de biliniyor. Sultan Mehmed’in şehre girer girmez onu
sormasõndan, kadersiz Orhan’õn haksõz olmadõğõ da
anlaşõlõyor. 9
Beri
yandan,Bizans’õn
Konstantin
Paleologos’tan sonraki ikinci adamõ Büyük Dük Lucas
Notaras da, sultana yardõm etmektedir. Nitekim,bugün
Cambazhane Kapõsõ diye anõlan Porta Kerka’yõ gizlice
açtõrarak bir miktar azap askerini içeri aldõrõp,o sõrada
Topkapõ surlarõnda fiilen çarpõşmakta olan son Bizans
İmparatoru Konstantin’in sarõlmasõna ve şehrin
düşmesine neden olmuştur.
Fetih’ten sonra kendi veziriazamõnõ ihanet etti
(yunus balõklarõnõn karnõnda, mektup gönderip,lüfer
balõklarõnõn karnõnda gönderilen altõnlarõ iç etmiş !)
diye idam ettiren Sultan Mehmed, Bizansõn başbakanõ
8
- Ç. Altan - age s.174
- Y.alçýn Küçük -Fatih Sultan Mehmet s.311 Tekin Yay.
Ýstanbul 1990
9
39
Büyük Dük Lucas Notaras’õ da,imparatora ihanet ettiği
gerek çesiyle idam ettirmiştir.
İstanbul’un fethinden sonra, Osmanlõ tarafõn
da,Türkmen aristokrasisi, Çandarlõ’nõn şahsõnda yok edi
lir. Halil Paşa’dan sonra,sadrazamlõk bir süre boş kalõr...
Daha sonra o güne kadar adõ duyulmayan bir paşa o
makama gelir :
İshak Paşa...
İshak Paşa’nõn ardõndan , adõnõ bugün İstan
bul’un bir semtine verdiğimiz, Mahmut Paşa gelir
sadarete. İkisi de,din değiştirmiş,Bizanslõ Rumlardõr.
Mahmut Paşa’nõn babasõ,Mihail isimli bir bizans
soylusudur.Dedesi ise,Bizans’ta ikinci adamlõk da
etmiş, Flantropinos’tur.10Onlardan sonra gelenin adõ
zaten kendini ele veriyor:
Rum Mehmet Paşa... Bugün Üsküdar’da
Külliyesi bulunan bu adam,Karaman’õ basõp Türkmen
halkõ kõlõçtan geçirdikten sonra, “ Padişahõn geçen yõl
Mora’da yaptõklarõnõn intikamõnõ aldõm” diyebilmiştir.
Kendisi fetih sõrasõnda esir alõnmõş bir Rum çocuğu
idi.11
Fatih Sultan Mehmet’in hem hocasõ,hem
kayõnpederi ve hem de veziri olan Zağanos Paşa da, adõ
üstünde bir Rum idi. Buradan padişahõn eşinin de (veya
eşlerinden en azõndan birinin) Rum olduğunu anlõyoruz.
Yalçõn Küçük,adõnõ andõğõmõz eserine,” Fatih’in
Hristiyan Çevresi” başlõklõ bir bölüm eklemeyi gerekli
görmüştür. Gerek Bizanslõ tarihçi Kritovolos, gerek
sonradan Sultan Mehmet’in patrik yaptõğõ Genna
10
11
- Hammer’den akt. Ç. Altan age s.25
- age s.24
40
dios,Trabzonlu coğrafyacõ George Trapezuntios,
(gemileri karada yürütme fikrini onun ilham ettiği ileri
sürülüyor) yine Trabzonlu filozof Amirutzes, elbette ki
en başta Zağanos sultanõn yakõn dostlarõdõrlar. Onun
sağlõğõnda yazdõğõ tarih kitabõnda,Kritovolos,kendisini
“Makedonyalõ İskender’den daha büyük” diye nitelemiş
ve açõkca bir “Elenofil” yani “elensever” olduğunu
ifade
etmiştir.12
Sultan
Mehmed’in,Mora’yõ
fethedince,” Truva’nõn intikamõnõ aldõm” dediğini
yazan da, ayni yazardõr.
Bizans’õn fethinden sonra, göçebe boylara
dayanan bir beyliği,bir dünya devleti haline getirmek
isteyen Fatih,bu iş için aradõğõ yetişmiş insan
gücünü,oradan devşirmeyi uygun görür.Bizans’õn soylu
ailelerinin kendi işine yarayabilecek olan fertlerini
devşirerek,bu iş için kullanõr. Öte yandan böyle
yapmakla gücü merkeze toplayarak,taşrada Osmanoğlu
hanedanõna alternatif olabilecek,bir Türkmen aristok
rasisi oluşmasõnõ da engeller. Osmanlõ sarayõ, Bizans
sarayõna döner.
Osmanlõ Tõmar sistemi,Selçuklu İkta sistemi ile
Bizans Pronoia Sisteminin karmasõ haline gelir.Ki,İkta
da ayni Pronoia ile,Araplar’õn Kata’i sisteminin bir
harmanõ idi. Osmanlõ Tarõmsal vergileri,doğrudan
doğruya Bizans’tan alõnmadõr. 13 Cizye’nin bir benzeri,
Bizans’ta hristiyan olmayan vatandaşlara tatbik edilmek
teydi. Osmanlõ’nõn kendine has olarak kala kala Öşür ve
Zekat kalõr ki,onlar da zaten islamõn gereği idiler.
12
13
- Y. Küçük age s.219 - 221
- D. Kitsikis age s.76
41
Onun oğlu II.Bayezid ,tarihe Sofu Bayezid
olarak da geçmesine rağmen, her ne hikmetse, tõmar ve
yurtluk larõ, Türkmenler’in elinden alõp,saraylõlara
dağõtõr. Bu defa, Antalya yöresindeki Türkmenler,
Şahkulu Sultan etrafõnda toplanõp,”yoldaşa tõmar
kalmadõ” diyerek,isyan ederler. Bayezid de bir ferman
yayõnlayarak,”bundan böyle,Türk’ten vezir olmaz” der.
Oğlu Yavuz Çaldõran dönüşünde Amasya’da Piri
Mehmet Paşa’yõ vezir yapõnca, yeniçeriler bu fermanõ
gerekçe yaparak, ayak lanõrlar.
Yavuz döneminin ilk,II. Bayezid’in son
sadrazamõ Koca Mustafa Paşa da , Rumdur. Şehzade
Ahmet’in tarafõnõ tuttuğu için,öldürtülür. (Tsamadia
mahallesinin adõnõ “ Rumcadõr” diye değiştirip ,Koca
Mustafa Paşa koyanlara duyurulur !) Yavuz Selim’in
öldürttüğü bir diğer sadrazam olan Yunus Paşa’nõn,
Sõrp,Hõrvat veya Rum olduğu söyleniyor.
Ve nihayet, Kanuni’nin ünlü veziri azamõ,
arkadaşõ ve eniştesi olan Makbul İbrahim Paşa’nõn da,
kendisinin Manisa’daki valiliği döneminde tanõştõğõ bir
Rum çocuğu olduğu, Mora’daki ailesi ile ilişkilerinin
sürdüğü iddialarõ , bilinen bir gerçekliktir.
Yükselme devrinin sonundan itibaren de durum
değişmez. İki kavimden insanlar,Anadolu, Pontus,
Trakya, Teselya ve Peloponez’de ortak bir yaşam
sürdürürler.
Romanya
valisinin
bir
Rum
olmasõ,kuraldõr. Daha sonraki yüz yõllarda,Osmanlõ
Maliyesinin ve Hariciyesi’nin nerede ise tüm
kontrolü,Rumlar’õn elindedir.
Osmanlõ devletinde,1654’e dek,Batõlõlar’õn son
radan Dõşişleri Bakanlõğõ dediği görevi yapan makam,
Reissülküttap ve Baştercümanlõk Dairesi’dir. 1654’ ten
42
sonra bu kurum giderek önem kazanmõş ve 1794’te
doğrudan Sadrazama bağlanmõştõr.Daha doğrusu o
tarihe kadar Divan-õ Hümayun (Bakanlar Kurulu) üyesi
olmayan Reisül Küttap,Divan’a alõnarak,yanõndaki baş
tercümanla birlikte,toplantõlara katõlmõş ve dõşilişkileri
sürdürmüştür.Bunun anlamõ,dil bilmeyen Reis’in yeri
ne,devletin
dõşilişkilerinin,baştercümanlarca
yürütüldüğü dür. 1661’den başlayarak,Yunanistan’õn
bağõmsõzlõğõnõ kazandõğõ 1822’ye kadar,Osmanlõ
baştercümanlarõnõn listesi,aşağõdadõr:
Panayotis
Nikusios,Aleksandros
Mavrokordatos,
Nikolaos
Mavrokordatos,İoannis
Mavrokordatos, Gregorios Gkikas, Aleksandros
Gkias,İonnis Kallimahis, Matha ios Gkias,Gregorios
Aleksandros
Gkias,Georgios
Karadzas,Skariatos
Karadzas,Nikolaos Sutsos, Mihail Rakovidzas ,
Aleksandros
Ypsiilantis,Konstantinos
Muruzis,
Nikolaos Karadzas , Mihail Konstantinou Sutsos,
Aleksandros
Mavrõokordatos
,Aleksandros
Kallimahis,KonstantinosRalettos,ManuelKaratzas,Alek
sandros Konstantinou Murizis,Georgios Konstantinou
Muruzis,Konstantinos Aleksandrou İpsillantis, Aleksan
dros Nikolaou Sutsos, Aleksandros Mihail Sutsos,
İoannis Nikolou Karatzas, Dimitrios Muruzis,İoannis
Georgiou Karatzas, Yakovos Argiropulos,Mihail
Sutsos, İoannis Kallimahis, Konstantinos Muruzis
JR,ve Stavrakis Aristarhis...
Hepsi de, Rum... Üstelik,dönme falan da
değil,Ortodoks Rum...
1836’da Dõşişleri Bakanlõğõ’nõn kurulmasõndan
sonra da Rumlar,artõk ayrõ bir Yunanistan olmasõna
rağmen, bu bakanlõk bünyesinde,çok önemli görevler
43
yürütmüşlerdir. Örneğin,1878’de İstanbul ve Rumeli’yi
Rus işgalinden kurtaran ve Kõbrõs’õn da İngiltere’ye
devredildiği Berlin Kongresi’nde,Osmanlõ Delegasyonu
başkanõ,Dõşişleri Bakanõ Karatodori Paşa’dõr. Ünlü
Bismark , Karatodori’nin ardõndan salona giren Yuna
nistan delegesini görünce,” Az önce dõşarõ bir
Yunanistan çõktõ; şimdi içeri bir başka Yunanistan
giriyor” anlamõnda sözler söyler.14 Ama iki “Yunanlõ”,
farklõ çõkarlarõn savunucularõdõrlar. Nitekim Yunanistan
kurulduktan
sonra,Osmanlõ
Devleti’nin
Atina
büyükelçiliğini yapan
Kostaki Paşa’nõn da İlahi
Komedya’yõ elenceye çevirecek düzeyde bir aydõn
olmasõna karşõn,Osmanlõ çõkarlarõnõ Yunanistan’a karşõ
savunmasõnõ,Atinalõlar bir türlü anlayamamõşlardõ.
Bunun nedenlerine,ileride değineceğiz.Ancak Rum
asõllõ Osmanlõ büyükelçileri arasõnda devletin
çõkarlarõnõ
hem
de
Yunanistan’a
karşõ
savunanlarõn,Kostaki ile sõnõrlõ olmadõğõnõ; kardeşi
Pavlos,
Viyana
büyükelçisi
Fotiadis,Londra
büyükelçilerinden
Anthopulos’un
da
adlarõnõn
sayõlmasõ gerektiğini söylemeliyiz . Nitekim ,Kõbrõs’õn
İngiltere’ye devrinden sonra 1892’de Kavanin Meclisi
kurulurken,ada Türkleri’ne verilen kontenjana itiraz
eden Osmanlõ Devleti adõna Londra’da girişimde
bulunup,daha çok milletvekili çõkarmamõzõ isteyen
büyükelçinin adõ,Musurus Paşa ; İstanbul’daki amiri ise
14
- Dimitri Kitsikis - Türk - Yunan Ýmparatorluðu s.162 -165
,Ýletiþim Yay.Ýst.1996
44
Zarifis Paşa’dõr.151912’de Balkan Harbi çõktõğõnda,hala
Rum büyükelçiler vardõ. 16
Osmanlõ Maliyesi’nin durumu da ,daha farklõ
değildir.Osmanlõ maliyesinin 1857’deki iflasõndan
sonra,İngiliz / Fransõz ortaklõğõ olan Osmanlõ
Bankasõ’na karşõ ekonomik bağõmsõzlõk için uğraş veren
Banc de Constantinopl’õn hamisi Mahmut Nedim
Paşa’dõr ama,sahibi de bir Rum’dur : Skulidis...
Bu Skulidis, sonradan Atina’ya yerleşecek ve
başbakan olacaktõr ! Bir başka Yunan başbakanõ ,De
ligeogis de ,İstanbul’lu olup, Sultan V. Murat ile ayni
mason locasõnõn üyesidir.17
iii)Halk Tabakalarõnõn Uyumu:
XV ve XVI.yy’da Anadolu’yu gezen Venedikli
gezginler,müslüman
nüfusun
5’te4’ünün
Alevi
olduğunu yazarlar.18 Bu heterodoks islam inancõnõn
dinler arasõnda da hoşgörüye dayanmasõ bir yana,yaşam
biçimlerinin ortodoks mistisizmine yakõnlõğõ ,Anadolu
Rumlarõ ile Türkler arasõnda ,birbirlerini kabullenme
açõsõndan, önem li rol oynamõştõr.Rumlar’õn gözünde,
Hacõ Bektaş ile Aziz Haralampos,Sarõ Saltuk ile Aziz
15
- TC Baþbakanlýk Osmanlý Arþivi , Yýldýz Esas Evraký,
Sadrazam Kamil Paþa Evraký’na Ek 1883 tarih ve 86/1- 74 no.lu
evrak ve 1889 86/3-211 no.lu evrak
16
- Kitsikis ,age
17
- D. Kitsikis ,age s.197 -198
18
D. Kitsikis age s.65
45
Nikolaos,adeta özdeşleşmiştir.19 Hacõ Bektaş’õn türbesi
nin mimarõ,Orhan Gazi’ nin de yakõn arkadaşõ olan
Nikomedianos isimli bir Rum’dur. Ünlü Şeyhülislam
Ebusuut Efendi, Sarõ Saltuk için,”Keşiş’tir” diyebil
miştir.20 Yabancõ dil öğrenmeyi de dine aykõrõ bulan,
bugünkü şeriatçõlarõn bu pek “makbul alimi” nin,bir
Alevi büyüğü için ne dediğinin pek bir önemi yok
ama,bu sözler,Alevi din adamlarõnõn,Hristiyan halkõ da
etkilediklerinin,güzel bir kanõtõ. Bektaşi Tarikatõ’nõn
asõl kurucusu olan Balõm Sultan’õn da annesinin Dimeto
ka’lõ bir Rum kõzõ olduğu biliniyor,Şeyh Bedret tin’i
Simavna’nõn da...Öte yandan,Orhan Bey, yoldaş
larõndan ayrõlabilmek üzere, kafasõndaki kõzõl börk’ün
rengini değiştirip,(yani o güne kadar Osmanoğullarõ
“kõzõlbaş”tõr lar) akbörk giymeye kalkõnca, Bektaşi
Şeyhi’nden icazet alõr.21 Fatih’in de şahsi inançlarõ
bakõmõndan Alevi olduğu ama, güçlü bir devlet
geleneği olmayan bu inanõş biçiminin,devletin
gelişmesine yararlõ olamayacağõ inancõ ile,tutarlõ devlet
düşüncesi olan Ebu Hanife’nin mezhebini,resmi devlet
dini haline getirdiği ileri sürülmektedir. Yine de
padişah’õn yeniçeri yani Bektaşi sayõlmasõnõn,ocağõn
ortadan kalkmasõna kadar devam edilen bir ritüel
olduğu, ortadadõr.
Özetle, halk kitleleri,inançlarõnõ birbirlerine
adeta uyarlamõşlardõr. Rumlar arasõnda, Aynaroz
keşişleri ile Hacõ Bektaş ya da Mevlana’nõn değer
bakõmõndan hiçbir farkõ olmadõğõ gibi, Kitsikis,(kendisi
önemli bir tarih profesörü olup,bir süre Turgut Özal’õn
19
- age s.69
- age s.120
21
- S. Akþin - Türkiye Tarihi c.1 s.
20
46
da danõşmanlõğõnõ yapmõştõr),aslõnda iki tarafõn
söylediklerinin de aşağõ yukarõ ayni şeyler olduklarõnõ
iddia etmektedir. Gönül gözü kavramõ,acõ çekerek
olgunlaşma düşüncesi,mistik agnostisizmleri’nin ortak
olduğunu belirtir. Allah/İsa/ Ruh’ül Kudüs üçlemesi
ile,Allah/Muhammet/ Ali üçlemesi de birbirinin
tekrarõdõr. Ve en önemlisi,iki taraf da ilkesel olarak
devrimcidirler.
Bunun sonucunda,iki halk ortak bir mutfak gibi
ortak değerler,Karagöz gibi ortak bir gösteri sanatõ,
saray müziği (bugün ona Türk Sanat Musikisi diyorlar
ama ,Tat yos Ağa’larõ,Yorgaki Efendiler’i,Yorgo
Bacanos’larõ nedense anõmsayamõyorlar) gibi ortak bir
müzik geliş tirdikleri gibi,ortak efsaneler de
geliştirmişlerdir. Örne ğin, hem Anadolu Selçuklularõ
ve hem de Bizans’õn son döneminin işareti,Çift Başlõ
Kartal’dõr. Ve bu sembolü, ilk kimin kullandõğõ da
bilinmiyor. Daha da ilginci hem Megali İdeacõ’lar ve
hem de Turancõlar’õn ülkülerinde varõlacak yüce
amacõn,Kõzõl Elma diye anõlmasõdõr. Kõzõl Elma
=Kokkino Milia’nõn hikayesi,şu :
İstanbul’da I. Justinianus’un at üzerinde büyük
bir heykeli bulunmaktaydõ.Bu heykelde,imparator bir
elinde bir küre üzerine yerleştirilmiş bir haç
tutuyor,ötekiyle de doğuyu gösteriyordu.XIV.yy’da bu
küre yere düştü.Rumlar,bunu bir uğursuzluk kabul
ettiler. Şehir Türkler’in eline geçince ,uydurduklarõ bir
efsane ile birgün impararorun canlanõp,İstanbul’a bir
kõzõl elma ağacõ dikeceğini ve o zaman şehri tekrar ele
geçireceklerini,kuşaktan kuşağa anlatmaya giriştiler.
İbn-i Haldun da İstanbul’u Kõzõl Elma diye tarif
etmekteydi.
47
İki halk inançlarõnõ birbirlerine benzeştirmişler
ve yüzyõllarca yanyana barõş içinde yaşamõşlar ancak
karõşõp,kaynaşmamõşlardõr.
iiii)Bütün Bunlarõn Anlamõ Ne ?
Buraya kadar anlatõlanlardan,Selçuklu ve
Osmanlõ üst sõnõflarõnõn,Rum üst sõnõfõndan insanlarla
ne kadar iyi geçindik lerini anlattõk.Elbette alt sõnõflarõn
da buna uygun bir yaşam tarzõ içinde yaşadõk
48
larõnõ,vurguladõk. Osmanlõ Devleti’nin toplumsal yapõsõ
nõ bilmeyen okur,bundan yüzyõllar süren bir birlikteli
ğin,arada çatõşmanõn da olmadõğõ koşullarda,ortak bir
kimlik çõkaracağõ sonucuna varabilir. Özellikle Kõbrõs
Türk Solu’nun içine düştüğü hata da budur.
Gerçek,böyle değildir.Zira :
“ Osmanlõ İmparatorluğu,bireylerden meydana
gelen karma bir bütün değil,dil,din ve õrk gruplarõnõn
oluşturduğu çok renkli bir mozaikti. Coğrafi ve sosyal
bir bütünlüğe ulaşmak, nerede ise olanaksõzdõ.”22
OLANAKSIZDI!..Bunu diyen, bir Rum...Gerasi
mos Augustinos...
Bu olanaksõzlõğõn nedeninin de,bir Türk’ün
ağzõndan aktaralõm.Aşağõdaki cümleler, tarihçi ve düşü
nür Yusuf Akçura’nõn kaleminden dökülmüş:
“ Hristiyanlarla karõşma ve uyuşmayõ özellikle
Müslümanlar ve bilhassa Osmanlõ Türkleri istemi
yorlardõ. Zira altõ yüzyõllõk hakimiyetleri hukuken
bitecek ve bunca yõllar hakimiyetleri altõnda görmeye
alõştõklarõ reaya ile müsavat (eşitlik) derecesine
ineceklerdi... O zamana kadar inhisarlarõna aldõklarõ
askerlik ve memurluğa reayayõ da iştirak ettirmek,
nispeten az müşkül,aristokratça şerefli bulunan bir
çalõşma yerine, alõşõk olmadõklarõ ve hakir
gördükleri,sanayi ve ticarete girmeleri lazõm
gelecekti.”23
Gerek
Augustinos
ve
gerekse
de
Akçura,Osmanlõ devlet ve toplum nizamõnõn ne
22
- Gerasimos Augustinos - Küçük Asya Rumlarý s 57.Ayraç Yay.
Ankara 1997
23
- Yusuf Akçura’dan akt. Taner Akçam - Türk Ulusal Kimliði ve
Ermeni Sorunu , s.60 -61- Ýletiþim Yay.Ýstanbul 1994
49
olduğunu,iyi biliyorlar. Augustinos’un sözünü ettiği,
“gruplar”, Osmanlõ “MİLLET” sistemidir. Yalnõz bu
millet’in
,bugün
“ulus=nation”
anlamõnda
kullandõğõmõz kavramla bir ilgisi ,yoktur.Bu, dini /
mezhepsel
cemaatler,
anlamõnda
bir
kavramdõr.Osmanlõnõn,
Müslüman,
Ortodoks,
Gregoryen, Musevi “milletleri” vardõr. Bunlarõn
yapacaklarõ işler,toplum içindeki seviyeleri,hukuk karşõ
sõndaki pozisyonlarõ ve hatta,yasa ile belirlenen
giysileri bile birbi rinden farklõdõr. Mahkemelerde
müslümanõn şahidliği geçerlidir. Bir hristiyan ata
binemez,kõlõç taşõyamaz,bir müslüman hristiyanõ
öldürdüğü zaman, idam edilmez v.s. Bir milletten
ötekine geçebilmenin olanağõ yoktur. Öteki milletlerden
birinin
üyesi,din
değiştirip
müslüman
bile
olsa,ahfadõ,dedesinin mensubu bulunduğu milletin
vergilerini ödemeğe,imparatorluğun sonuna kadar
devam etmiştir.
Akçura’nõn açõklamalarõndan,iki halk arasõnda
yalnõz dinsel ve hukuksal değil,ayni zamanda toplumsal
işbölümü bakõmõndan da olmazsa olmaz ve birinden
diğerine geçilmesi kesin ,hukuksal ve toplumsal
yasalarla engellenmiş sõnõrlar olduğunu açõkca
görmekteyiz. Ayrõlõğõn,ya da daha yumuşak bir deyimle
farklõlõğõn altõnda sadece kültürel (yani manevi) değil;
ayni zamanda ekonomik (yani maddesel) nedenler de
vardõr ve belirleyici olan da,bunlardõr. Osmanlõ Üretim
İlişkileri,farklõlõğõ devam ettirmek üzere kurulmuştur.
Eski “güzel” günlerin özlemi içinde olan Kõbrõs
Türk Solu’nun bilmediği de budur. Zira Osmanlõ
Tarihi’ni öğrenmeyi, şövenizm sanmayõ çok uzun yõllar
sürdürdüler.
50
Bu bakõmdan Osmanlõ İmparatorluğu’nu
oluşturan başlõca iki unsur olan Türkmen ve Rum
halklarõnõn, savaşmamalarõ,karõşõp,kaynaşarak,birbirleri
nin içinde eridikleri anlamõnda da ele alõnamaz. Zira
bu,mümkün değildi. Ne devletin nizamõ,ne “müesses”
hukuk düzeni,ne din,ne dil,ne de sosyal yapõ, ve en
önemlisi ne de Üretim İlişkileri buna uygun değildi.
Bu iki halkõn karşõlõklõ tarihlerinin başõndan beri
düşman olduklarõ iddiasõ,doğru değildir . Ancak bunun
anti tezi olarak ileri sürülen,ortak tarih içinde
kaynaşõldõğõ,ortak bir yaşam tarzõ yaratõldõğõ tezi de,
tümüyle uydurmadõr. Her iki halk,önce Selçuklu,sonra
da Osmanlõ egemenlerinin kendilerine biçtiği rolü
oynamõşlar ve bu esnada yan yana barõş içinde
yaşamõşlardõr.
Yan yana...
Bugün bile hemen bütün Anadolu kentlerinde,
Türk, Rum (ve yer yer Ermeni) mahallelerini bir
birinden ayõrdetmek,son derecede kolaydõr. Herkes
kentin kendine ayrõlmõş olan bölümünde,kendi gelenek
ve kültürünü yaşatmõş,ortak alanlarda da birbirine saygõ
göstermiştir.
51
3- ULUSÇULUK ÇAĞININ ŞAFAĞI :
A- ULUSÇULUĞUN İDEOLOJIK ALT YAPISI
VE ELENLERLE İLGİSİ:
6 Temmuz 1789 günü,dünya o güne kadar hiç
şahit olmadõğõ bir olayõn tanõğõ olur.Paris’teki Bastille
hapishanesini basan halk,buradaki mahkumlarõ serbest
bõrakarak,kõrallõğa baş kaldõrõr. İhtilal, halk ayaklanmasõ
ile başlamõştõr ama, aslõnda halk çõkarlarõ çatõşan iki
sõnõfõn kavgasõnõn aracõdõr. Amerika’nõn keşfi ile
Avrupa’ya akan altõnlarõn yardõmõ ve diğer büyük
keşiflerin sunduğu olanaklarla zenginleşen tacirler,
giderek sanayie de yönelmiş ve orta çağ’da ,aristokrat
şatolarõ ile köyler arasõndaki iletişimin sağlandõğõ ara
yerleşim birimlerinin (Bourg) sakinleri olan bu insan
lar,(Bourgoise = Burglu= Burjuvazi) giderek paraya
kayan değer ölçüsüne sahip olmanõn etkisiyle, ekono
minin dizginlerini ellerine geçirmişlerdir. Oysa politik
güç,hala kralõn temsil ettiği aristokrasinin elindedir.
Ülke, aristokrasinin çõkarlarõna uygun olarak
yönetilmek tedir ama onlarõn çõkarlarõ,toplumsal
52
ilerlemenin çõkarlarõna ters düşmektedir ve ekonominin
egemenleri, aris tokrasinin keyfi olsun diye iflas edecek
değildir.
Üretilen bir metanõn pazara ulaştõrõlmasõ
esnasõnda, geçilen her derebeyinin bölgesinde o beye
ayrõ bir vergi verilmekte,bu da maliyeti artõrõp,tüketimi
düşürmektedir. Sonuçta burjuvalar ile, aristokrasinin
çõkarlarõ çelişmekte olup,hem genel olarak ekonominin
ve hem de bu yeni üretim biçiminin dinamik gücü olan
burjuvazinin çõkarlarõ, mal ve paranõn serbestçe
dolaşacağõ ortak bir pazarõ dayatmaktadõr. Lenin’in
deyimi ile ,” doğal sõnõrlarla çevrilmiş,halkõnõn ayni dili
konuştuğu tek bir pazar”... Bir başka söylemle : Ulusal
Pazar...
Ekonominin dinamik gücünü oluşturan bu yeni
sõnõf, krallõğõ devirip,hem kendinin ve hem de toplumun
çõkarlarõna uygun,yeni bir nizam kurmaya girişir.
Bu yeni düzende artõk imparatorluklarõn
yerini,ayni dili konuşan insanlarõn doğal sõnõrlarla
çevrili olarak birlikte yaşadõklarõ topraklarda
kurulacak,Ulus Devlet alõr. Ulus Devlet’te, herkes
özgür
vatandaş
olacak,demokrasi
uygulanacak,(mümkünse)
cumhuriyete
geçilecek,egemenlik kiliseden ve güya Tanrõ’nõn yer
yüzündeki temsilcisi olan kraldan alõnõp, halka(ulusa)
devredilecek ,bölünmez ve paylaşõlmaz olacak,dünya
ile ahret işleri birbirinden ayrõlacaktõr.24 Başlõca
teorisyeni J.J.Rousseau olan bu yeni ideoloji, adõ geçen
düşünürün Toplum Sözleşmesi isimli eserinde,vücut
bulur.
24
- J.J. Rousseau -Toplum Sözleþmesi - Öteki Yay. Ankara 1999
53
Orta Çağ’da, kilisenin etkisi ile, doğru dürüst
düşünür yetiştiremeyen Avrupa, gelişen bu yeni sõnõfõn
ideolojisini oluşturmak için düşünme üretmeye giri
şip,kendi gereksinimlerine uygun bir düzene ,kamu
vicdanõnda bir tür meşruiyyet aramaya girişmek üzere
dönüp ardõna bakõnca, düşünce bazõnda taa Platon’a ;
devlet modeli olarak da, bula bula Isparta’nõn Askeri
Demokrasi’sine kadar, gitmek zorunda kalõr.
Edebiyat’ta Romantizm’in de kurucularõnõn başõnda
gelen Rousse au,artõk önünü ardõnõ düşünmeden,o
düşünürlerden kaçõnõn Attika yarõmadasõndan olduğunu
akletmeden, Antik Yunan hayranõ kesilip,aslõnda
aradõklarõ bu yeni düzenin,ta antik çağda Yunanlõlar
tarafõndan
kurulmuş
olduğu
zehabõndan
hareketle,devrimin kendisine verdiği gücü de arkasõna
alarak,bütün Avrupa’da romantik bir Yunan hayranlõğõ
modasõ
başlamasõna
neden
olur.
Burjuva
ideolojisinin,temel taşlarõndan biri de Antik Yunan’a
duyulan,hayranlõktõr. Yeni inşaa edilen zengin burjuva
konaklarõnõn bahçelerinin olmazsa olmaz süsü,bir eski
Yunan heykelidir.25
Bertrand Russell, Rousseau’nun Toplum Söz
leşmesi’nde, demokrasi diye diye,Isparta’ya öykünmek
ten,totalitarizm’e kaydõğõnõ belirtir.26 Bilindiği gibi kent
devletleri çağõnda Isparta,askeri olarak örgütlenmiş
“özgür” bireylerin katõldõğõ bir “doğrudan demokrasi”
idi.Atina’dan farkõ,Askeri Demokrasi’sidir. Russell, ”bu
tutumun Rönesanstan başlayarak günümüze değin
devam eden, evrensel bir boş inanca bağlõ Yunan
25
- Molly Mackenzie - Türk Atinasý s.68 - 97
- Bertrand Russel - Batý Düþüncesi’nin Tarihi c.lll s.36 Say
Yay. Ýstanbul,1996
26
54
hayranlõğõ” olduğunu ileri sürer.27 Düşünür,Mora
İsyanõ’nda yardõma gelerek, geri dönemeyen,batõ
aydõnlarõ arasõndaki Elenofil düşüncenin doruğu,şair
Lord Byron’un da,Rousseau’nun, dolaysõz ürünü
olduğunu ileri sürer.28
Böylece,1789’da başlayarak bütün dünyayõ
saran, ekonomik doktrini kapitalizm ,yönetim modeli
ulus dev let
olan burjuva düşüncesi,daha
kaynağõnda,Elen hayra nõ bir yapõ gösterir.
Osmanlõ Yönetiminde yaşayan Elenler,bu
durumu farketmekte,gecikmezler.
27
28
- age cll s.143
- age c lll s.39
55
B - ELENLER VE ULUSÇULUK :
Yukarõda,Ulus Devlet kavramõ ve Ulusçu
ideoloji nin ,burjuva sõnõfõnõn , kendi üretim tarzõnõ
oluşturup, aris tokrasi karşõsõndaki çõkarlarõnõ korumak
üzere oluş turduğu bir formül olduğunu,gördük. Bu
düşünce biçimi,tarihte küçük tecimsel faaliyetten doğan
bir sõnõfõn,felsefesi olmuştur.
Osmanlõ Devleti’nde ticaret, ağõrlõklõ olarak
Elenlere vergi bir faaliyet alanõydõ. Dolayõsõyla
,Osmanlõ burjuvazisi de Elenler arasõndan,oluşacaktõ.
Nitekim, XIX.yy’ da Osmanlõ sanayii sermayesinin
%50’si, Rumlara aitti.29 “Elen soyundan burjuva
sõnõfõnõn , Doğu Akdeniz’in Osmanlõ çevre ülkelerine
Batõ kapitalizminin işlevlerinin sokulmasõnda,belirleyici
rolü olmuştur.”30 “Osmanlõ zamanõnda din esasõna göre
tanõmlanan millet sisteminde,Ortodokslarõn Rum
milletine mensup ve obür doğu hristiyanlarõna göre
kimi
ayrõcalõklara
sahip...
Ortodoks
Rumlar,hristiyanlarõn
kaymak
tabakasõnõ
oluşturmuşlardõr”31
Batõ
Avrupa
sermayesinin
,Osmanlõ
toprağõndaki acentalarõ olan bu burjuvazi,daha doğrusu
bu burju vazinin,Avrupa’da eğitime gönderilen genç
kuşağõ; sõnõfsal yapõsõnõn ulusçuluğa elverişli olmasõnõn
yanõnda,Osmanlõ ülkesinde istediği kadar zengin
29
- Ç. Yetkin ‘den akt. Dr. Nazým Beratlý - Kýbrýs’ta Ulusal
Sorun s.Lefkoþa 1991
30
- Panayotis Noutsos’dan akt. M.Tunçay - E.von Zürcher Milliyetçilik ve Sosyalizm ,s.113 Ýletiþim Yay. Ýstanbul1995
31
Stefanos Yerasimos - Milliyetler ve Sýnýrlar s.118 - 119 Ýletiþim Yay. Ýst.1994
56
olsun,toplumsal hiyerarşide ikinci sõnõf iken, oralarda
hem kutsandõğõnõ gördü ve hem de bu yeni düze
nin,sõnõfsal çõkarõnõ temsil ettiğini kavradõ. Hem
ekonomik ve hem de ideolojik olarak bu yeni
sistem,Osmanlõ Elen burjuvazisinin genç kuşaklarõnõn
aklõna yatmaya,son derecede uygundu. Bundan
dolayõ,Fransõz Devrimi’nin,dünyadaki ilk izleyicisi, Os
manlõ Rumlarõ olmuşlardõr.
Devrim ile ayni yõl,1789’da İstanbul Patrik
hanesi’nin yayõnladõğõ bir bildiride, patrik,devlete karşõ
bazõ faaliyetler olduğunu ima ederek,İncil’in hiç
durmaksõzõn sultana dua etmeyi emrettiğini bildirir!
İlerleyen bölümlerimizde,kilisenin bu tavrõnõn takiyye
olmadõğõnõ göreceğiz. Gerçekten de,o dönemde
Yunanistan’da yaşayan bir burjuva olan Feraios,
Jakobenler’in fikirlerinden hemen o yõl,1789’da etkilen
miş ve Osmanlõ topraklarõnda,jakoben bir Hellen Cum
huriyeti kuracak devrimi hazõrlamaya girişmişti. Patrik,
Rigas kod adõnõ alan,Feraios’u uyarmaya çalõşmak
taydõ.32 Rigas,faaliyetlerini sürdürür.1797’de, Fransa’
daki Jakoben Anayasa’sõnõn etkisinde,bir anayasa
taslağõ ilan eder.Bu anayasa’da,Elence konuşulan bütün
yerlerin birleştirilmesi (ENOSİS) ve cumhuriyete
geçilmesi önerilmektedir.MEGALİ İDEA(Yüce Ülkü)
budur. 1798’de yakalanõp,Osmanlõ makamlarõnca idam
edilir. AKEL’in ilk,KKK’nin son başkanõ Plutis Servas
,Ri gas’õn “ilerici” olduğunu söylemektedir.33 Bizce bu
yorum,yanlõştõr. Zira öncelikle ,” Osmanlõ Tiranlõğõ”
nõn,bir “ Türk Tiranlõğõ” olmadõğõ dikkate alõnmamakta
32
33
- D. Kitsikis.age s.167
- N. Cahit ile Söyleþi - ORTAM Gazetesi ,14.4.1999
57
ve sonra da Rigas’õn finansörünün,Rus Çarõ olduğu göz
lerden õrak tutulmaktadõr. Çar,sultandan daha demokrat
bir yönetici midir ? Rigas ülkenin iç dinamiklerinin
gerekli kõldõğõ,kendi halkõnõn ve üretim ilişkilerinin
önünü açacak bir ulusçuluğun,bağõmsõzlõk kahramanõ
değil ,dõşarõdan,ülkeyi parçalayõp paylaşmak üzere ken
dilerine içeride bir beşinci kol arayanlarõn temsilcisidir.
Nitekim,sonucu itibarõ ile Rigas’õn ulusçuluğu, batõ
Avrupa sermayesinin işine yaramasõna yol açmõştõr aç
masõna ama, Anadolu ve Pontus Elenliği de ortadan
kalk mõştõr. Yani, Rigas’õn açtõğõ çõğõr, ,Avrupa
sermayesinin işine yaramõş ama Elenlerin çoğunluğunu
mutsuz etmiş tir. Zaten görevi de bu idi... Bu nasõl
ilerici önder ?
Elbette bu arada batõda gelişmekte olan kapi
talizm ve Rusya’nõn da Osmanlõlar ile ilgili,parçalayõp
bölüşme hesaplarõ vardõr. Rumlar,sõnõfsal ve eğitsel du
rumlarõ nedeniyle batõ Avrupalõlar’õn,mezhepleri dolayõ
sõyla da, Rusya’nõn başlõca bağlaşõğõ olmaya adaydõrlar
ve olurlar da...
Rigas’õn etkisini yitirmesi ile birlikte, Rus
Çarõ’nõn hizmetinde olan bir Rum,Aleksandros
İpsillantis Filiki Heteria adlõ, bir örgüt kurar. Küçük
birliği ile sõnõrõ aşõp,Romanya’yõ fethederek Megali
İdea’yõ uygulamaya sokmaya kalkar ama,öldürülür.
Arkasõndan, kardeşi Dimitrios İpsilanti onun mirasõna
sahip çõkar ve Elen ulusçuluğu, kendi ulus devletinin
peşine düşer. Elenler’in yaşadõğõ her yerin,orada
yaşayan başka halklarõn ne düşündüğüne bakmadan
kendi ulus devletlerine ait olduğu inancõ ve Avrupa’nõn
etkisiyle, kendilerinin saygõn bir ulus; karşõtlarõnõn da
(Türkler, Bulgarlar, Arnavutlar v.s.) barbar halklar
58
olduğu zehabõ Rumlar’õn çoğunluğunu sarõnca , uzun
uzun anlattõğõmõz o iyi ilişkiler manzumesi,yerini
düşmanlõk,savaş ve acõya bõrakõr.
Bölüm başlõğõnda sorduğumuz sorunun yanõtõ
şudur:
Türkler ile Rumlar,tarih boyunca düşman değil
lerdi. Ta ki Rumlar,herşeyin sahibi olmaya kalkõp, etraf
larõnõ yoketme hevesine kapõlsõnlar...
O günden sonra da, iki halk birlikte yaşayamaz
oldular...
59
C - ELEN ULUSÇULUĞU VE ELENLER :
Fransõz Devrimi’nin maddi ve manevi etkileri
ile Rhigas’õn başlattõğõ bu düşünce akõmõ,sanõldõğõ
gibi,Os manlõ Rumlarõ’nõ hemen pençesine almamõştõr.
Fatih Sultan Mehmet’ten itibaren ,kilise yeniden
düşünce sistemlerinin merkezine oturduğundan dolayõ,
Rumlar’õn bu “ulus devlet” fikrine yaklaşõmõ ihtiyatlõ
olmuştur.Birinci Dünya Savaşõ sonlarõna kadar,kilise
içinde iki farklõ görüş bulunmaktaydõ :
Bunlardan ilk ve eski olanõ, kilise hiyerarşisi
çevresinde,Patrik’in denetimi altõnda,ekonomi ve
hariciyesi zaten ele geçirilmiş olan Osmanlõ İmpa
ratorluğunun,giderek tüm yönetsel yapõsõnõ Elenleş
tirerek, yeni bir Bizans İmparatorluğu kurmak’tõ. Bu
görüş,Türkler ile sürtüşmektense,onlarõn toplumsal rolü
nü tedricen geriletmeyi yeğlemekteydi. Halk arasõnda
güçlü olup, daha fazla taraftarõ olan da buydu. Aslõna
bakõlõrsa, kilisenin XII.yy’dan beri yapmaya çalõştõğõ
da,ayni şeydi.
İkinci görüş ise,daha çok genç aydõnlarõn
desteklediği,savaş sonrasõndaki sözcülüğünü Venizelos’
un yaptõğõ, bildiğimiz Enosis’çi Megali İdea düşünce
siydi ki,asõl etkinliğini , Lloyd George’un İngiltere
başbakanõ olup; Venizelos’u desteklemeye başlamasõn
dan sonra edinmişti.34
34
- Stefanos Yerasimos - age s.355 -356
60
Elen Ulusçuluğu’nun batõ destekli karakteri
ise,hiç de gizli birşey değildi. Daha 1839’da,Atina’da
yayõnlanan Aion gazetesinde, “Batõ kökenli utanç verici
bir õrkçõlõkla Türkleri küçük görerek,hata yapanlar”
eleştirilmekteydiler.35 Osmanlõ askerlerinin Atina’yõ
boşaltma tarihi Mayõs 1837’dir. Elen Ulusçuluğu
fikrinin,başõndan beri, batõya güvenmek gibi bir temel
taşõ vardõr.
Öte yandan, kilise bir tarafa bõrakõlõrsa,1821’den
sonra kurulan Yunan Kõrallõğõ’nõn siyaset sahnesinde de
iki görüş çarpõşmaktadõr :
Bunlardan “ Batõcõ” Parti,malum görüşlerin savu
nucusudur.
“ Doğucu Parti” ise,XIX. yy’õn ikinci yarõsõndan
itibaren,dinamik bir biçimde Osmanlõ İmparatorluğu’nu
savunmaktaydõ. Yukarõda da adõnõ andõğõmõz Aion
gazetesi başyazarõ Filemon, ” Megali idea’nõn Batõcõ
Parti başkanõ Kollettis’in değil; ‘papacõ Fransõzlarõn’
beyninden doğmuş bir düşünce” olduğunu açõkca
yazmaktaydõ.36 XIX. yy ortalarõndam itibaren,eski Rus
yanlõsõ tutumunu terkederek,açõkca Türk yanlõsõ bir
politika izleyen Doğucu Parti’nin ünlü milletvekili
Geor gios Typaldos İakovatos, Yunan Kõrallõğõna değil,
Ortodoks Rumlar ile Müslüman Türkler’in birlikte
yaşayacağõ ortak bir yurda değgin inançlarõnõ,mecliste
açõkca savunuyor; aslolanõn elenlik değil ,Rumluk
(Romiosini) olduğunu ileri sürüyordu. Rakipleri tara
fõndan Türkomani içinde olmakla suçlanan İakovatos,
Türklerin ayağõnõn bastõğõ her yerde Rumlarõ koru
35
36
-Dimitri Kitsikir age s.190
- Kitsikis - age s.191
61
duklarõnõ,aslõnda Rumlar da doğudan göçle gelen bir
halk olduklarõ için Türkler ile akraba olduklarõnõ,
Türkçe’nin de bir Hind - Avrupa dili olduğunu,
Yunanlõlar’õn da Hilal’i sembol olarak almalarõ gerek
tiğini,Osmanlõ adõnõn terkedilerek,devlete “Yunanlõlarõ
da kapsayan şerefli Türk” adõnõn verilmesi gerektiğini ,
İstanbul’un Türkler’in elinde olduğu sürece güvenlikte
olacağõnõ,müslümanlarõ kardeş saymayan bir Rum’un
gerçek hristiyan olamayacağõnõ,ileri sürmekteydi. Niha
yet, 25 Kasõm 1880 günü,meclis kürsüsünden,
Osmanlõlar ile bir konfederasyon kurulmasõnõ
isteyerek,” bu ülkeyi oluşturan tüm halklarõn,Türk
devleti çatõsõ altõna sokulmasõnõ isteyebilirim”dedi.37
Okurun dikka tini çekelim ki,bu sözler, Atina’daki
Kraliyet Mecli si’nde söylenmekteydi.
En uç örneğini İakovatas’da bulan bu Türk
yanlõsõ politika,kilisenin kadim politikasõnõn,revize
edilip,yeni şartlara uyarlanmõş şekliydi ve hiçbir zaman,
çoğunluk da oluşturmadõ. Ancak,hemen bu noktada,
günümüzü de etkileyen bir konuyu açmanõn,tam da
sõrasõdõr.
Sonradan Lloyd Georg’un da aktif desteği ile ön
alacak olan Venizelist harekette vücud bulan “Batõcõ =
ENOSİSÇİ= Megali İdeacõ” çizgi ,bağlaşõklõktan da
anlaşõlacağõ üzere, kendini LİBERAL olarak görmekte
dir.
İakovatas’da maddileşen “ Doğucu = Türkçü =
Birlikçi” çizgi ise o gün Yunanistanõ’nõn, TUTUCU/
”GERİCİ” politikacõlarõ olarak kabul görmektedir ler.
37
- age s. 193 - 195
62
Peki,Osmanlõ İmparatorluğu’ndaki ulusal sorun
hakkõnda,Elen Solu neler düşünmektedir ? Bunu bilmeli
yiz ki,bugünkü mirasçõlarõnõn,hangi geleneklerin ürünü
olduğunu kavrayabilelim.
D -XIX YY SONLARI VE XX.YY BAŞLARINDA
ELEN SOLU’NUN, ULUSAL SORUN’A
BAKIŞI:
Elen Solu’nun başlangõcõnõ ele almaya kalkõşõldõ
ğõ zaman, ikili bir yapõ ile karşõlaşõlõr :
Yunan Krallõğõ’ndaki , sol hareketler...
Ve Osmanlõ Rumlarõ arasõndaki, sol hareketler...
Prof. Mete Tunçay’õn Türkiye’de Sol Akõmlar
isimli iki cildlik çalõşmasõ, Türkiye’de solu İştirak
Gazetesi ve İştirakçi Hilmi ile başlatõr. Osmanlõ İmpa
ratorluğu’ndaki azõnlõklarõn sosyalizm idealinin peşine
düşmelerine,pek değinmez. Ne var ki yine ayni yazar
,bir başka çalõşmasõnda Türkiye’deki ilk sol örgütlen
menin,sosyalist fikirlerin daha çok Rum aydõnlar
arasõnda yer bulmasõ sonucu ortaya çõktõğõnõ da
açõklar.38
II. Meşrutiyet’ten hemen sonra,İstanbul’da
üyelerinin üçte ikisini Rumlar’õn oluşturduğu, “Türk
Sosyalist Merkezi” diye bir örgüt bulunmaktaydõ.
Yayõn organõnõn adõ “ Ergadis”(Irgat,İşçi) olan bu
merkez, İzmir ve Selanik’teki sosyalist gruplarla olduğõ
gibi,Yunanistan’daki sol gruplarla da ilişkiliydi.Ne var
38
- Mete Tunçay - E. von Zücher - Milliyetçilik ve Sosyalizm
s.122,Ýletiþim Yay. Ýst.1995
63
ki Selanik’teki bağlaşõklarõ daha çok Bulgar Dar Sosya
listleri,İzmir’dekiler ise yine Rumlar idi.
İzmir’deki sosyalist hareketin tarihi,birkaç yõl
eskiye dayanõr.Başõnda,Konstantinidis (takma adõ Skli
ros) olan,Trabzonlu bir öğretmen vardõr. Skliros,
Meşrutiyet ilanõnda,İttihad ve Terakki’yi destekler ve
1908 seçimlerinde,azõnlõk sosyalistleri,İttihatçõlara oy
verirler.O dönem, Osmanlõ Rum Solu,İttihatçõlar’õn
Osmanlõlõk siyasetini,heyecanla kabullenmişler ve Hür
riyet’in İlanõ’nõ, “hoş bir sürpriz olarak ortaya
çõkan,burjuva devrimi” olarak yorumlamõşlardõr.Rum
sosyalisti Papanastasiou, “devletin kültürler arasõnda
yarõşmaya izin vererek birliği koruyacağõnõ “ ileri
sürmek teydi.39
Ne var ki , 31 Mart Ayaklanmasõ,İttihatçõlar’õn
politika değiştirmesine yol açtõ. Balkan Savaşõ ise,işin
rengini tamamõyla değiştirdi. Artõk İttihad ve Terakki
önce İslamcõ,sonra da Türkçü idi ... Böylece Osmanlõ
Rum solculuğu ile Türk ulusçuluğu arasõndaki bağlar,
koptu ve iki taraf birbirinin,antagonisti durumuna düştü.
Osmanlõ Rum solculuğu,giderek Yunan Krallõğõndaki
türdeşinin etkisine girmeye başladõ.40 Bu,önemli bir
değişimin başlangõcõydõ. Skliros,artõk “ Türkiye’nin
güçlenmesine yardõm etmenin,azõnlõklarõn daha da
ezilmesine yol açacağõnõ” düşünmeye, başlõyacaktõ.41
Nitekim 10 Şubat 1910 günü çõkmaya başlayan İştirak
dergisi etrafõnda giderek toplanmaya başlayan,sosyalist
fikirlerle ilişkisi eskilerin deyimi ile biraz da
39
- age s.124
- age s.117
41
- age s.123
40
64
“meşkuk”,İştirakçi Hilmi çevresi ile,Rum Osmanlõ
solcularõnõn,ciddi bir bağlantõsõ,görülmemektedir.42
Osmanlõ Rum Solculuğu’nun,giderek iç içe
geçtiği Yunan Krallõğõ’ndaki sol hareket ise; Doğu
Birliği adõ altõnda örgütlenmiş,ve örneğin Rusya’yõ,”
Osmanlõ imparatorluğu’na karşõ Balkan halklarõnõn
mücadelelerini desteklemekten geri kaldõğõ” için eleş
tirmekle meşgul, bir topluluktu.43
Elen solcularõ, Daha 1876’da, o yõllarda ,Av
rupa’nõn moda deyimiyle, aslõnda Osmanlõ topraklarõnõn
nasõl paylaşõlacağõ üzerinde anlaşamamaktan doğan bir
sorun olan, Doğu Sorunu çerçevesinde ele aldõklarõ
Ulusal Sorun’un çözümünü, ”Toplumsal Sorun’un
çözümünde” bulacaklarõnõ iddia eden bir siyasetin,
sahibidirler. 1896’da I. Enternasyonal’in Londra
Kongresi’nin aldõğõ “milliyet ilkesini öne çõkarma
nõn,ikincil derecede önemli olduğu” ilkesine
rağmen,daha 1890’da yayõnlanmaya başlamõş ve sunuş
yazõsõnda Girt’in Yunanistan’a bağlanmasõnõn sözcü
lüğünü üstlenmiş olan O Sosyalistis gibi yayõn
organlarõna sahip olan Yunan solu, (bu arada kimi
Girit’li solcularõn da, adanõn bağõmsõzlõğõnõ savundukla
rõnõ ama Yunanlõ kafadarlarõnõn onlarõ susturduğunu da
ekleyelim)44, sonunda, kendine bir kõlõf bulur.
Bu çevrenin etkilemesiyle,Alman Sosyal Demok
ratlarõ’nõn önderlerinden Bernstien ile Rosa Luxemburg
,Girit’in Yunanistan’a katõlmasõnõn ve Osmanlõ İmpara
torluğu’nun Ulus Devletler’e bölün mesinin,tarihsel
42
- Prof .Mete Tunçay - Türkiye’de Sol Akýmlar c.I -BDS
Yay.Ýst.1991
43
- M. Tunçay - E. von Zücher age s.115
44
- age s.119
65
ilerleme ve halklarõn çõkarõna olacağõnõ ilan ettiler.Doğu
Sorunu,böyle çözülecekti ! Ne kadar isabetli bir öngörü
!!! İtalyan Sosyal Demokratlarõ da,Alman kafadar
larõnõ,kuvvetle desteklediler !45
Önemsiz bir ayrõntõ ; sosyalist önderlerin
gözünden kaçmõştõ : Osmanlõ İmparatorluğunun hiçbir
yerinde,hiçbir etnos , tek başõna yaşamamaktaydõ...
Bütün bir imparatorluk halkõnõ, yüzlerce yõllõk
yurdundan edecek bu çözüm tarifsiz acõlar yaşanma
dan,gerçekleştirilemezdi.
Yunan solcularõnõn liderlerinden Argyriades ,
yeni devrimci politikayõ,açõkladõ:
Doğu’nun iki müstebitine (Osmanlõ ve Rusya)
karşõ,Avrupa demokrasileri ile birleşip; onlara karşõ,o
muz omuza çarpõşma !46
Artõk,Türkler’in yola getirilmesinin zamanõ
47
idi.
Osmanlõ İmparatorluğu , Avrupa “demokrasileri
ile omuz omuza savaşõlarak” ulus devletlere bölünecek,
ayni dili konuşanlar , ayni devletin vatandaşlarõ
olacaklar dõ . Doğal olarak , Rumca konuşanlar da
Yunanistan’õn vatandaşlarõ olacaklarõna göre,elbette ki
Rumca konuşan bütün topluluklarõn bulunduğu her yer
de Yunanistan’a bağlanacaktõ. Yani:
Megali İdea...
Hem de, sosyalist hedef...
45
- age s.116 - 117
- age s.117
47
- Deyim, Neon Fos gazetesine aittir.18 .10.1898 tarihli nüshaage s.121. Plutis Servas’ýn açýklamalarýndan , ayni söylemin
Kýbrýs için de kullanýldýðý öðreniliyor.
46
66
Sevgili okur, şimdi nerede ise yüzyõl sonra,bu
kafa yapõsõnõ incelemek,ve bugünkü Elen Solu’nun da
hala ayni düzeyde olduğunu görmek , üstelik ayni
taktiklerin ve hatta ayni söylemlerin devam ettiğini
saptamak , insana bazen çok eğlenceli gelse de ,korkunç
acõ da veriyor. Kõbrõs Komünist Partisi’nin , ve
AKEL’in bağõmsõzlõk savunuyorken , ayni Yunan solu
tarafõndan Enosis çizgisine çekildiğini , o partilerin
ikisinin de başkanõ olan Plutis Servas, açõkladõ. Yunan
solu nun,Girit gibi,Kõbrõs Sorunu’nu da iç politika
hesap larõnõn malzemesi yaparak,Enosis kampanyasõnõn
bayrak tarlõğõnõ yaptõğõ,AKEL’i de bu yola zorla
soktuğu,bilinen
bir
gerçek.
Bir
araştõrmacõ
olarak,”böyle sol mu olur?” diye sormaktan başka
elimden birşey gelmiyor. Ama,bunlara kanmak için
zõrcahil olmak da yeterli değil dememi okur hoş
görsün...
Osmanlõ Rum Solu ’nun kucağõna düştüğü
Yunan Solu, işte bu idi...
Megali İdeacõ...
Şövenist...
Anti - Türk...
Bu “nev - i şahsõna münhasõr” sol , kendisine
karşõ biçimlendiği erki , Osmanlõ’nõn şahsõnda ,Türk
kimliğinde buldu. Plutis Servas gibi aklõ başõnda
olanlarõ bile, Rhigas’õn neden ilerici olduğunu
anlatõrken “ Os manlõ tiranlõğõ”na karşõ çõkmõş olmasõnõ
gösterirken , o “tiranlõğõn” altõyüz yõl boyunca Anadolu
Türklüğü ile uğraştõğõnõ bilemeden ,o kimlik ile modern
Türk
kimliğinin
birbirine
karõştõrõlmasõnõ
farkedemiyorlar. Sözü edilen tiranlõk , Akrapol’e
çõktõğõnda “Truva’nõn intikamõnõ aldõm” diyen Fatih
67
Sultan Mehmet midir ? Yoksa,ertesi yõl Karaman
Türkmenleri’ni kõrõma uğrattõktan sonra geri dönerken “
Hünkar’õn geçen yõl Pelloponez’de yaptõklarõnõn
intikamõnõ aldõm” diyen , Rum Mehmet Paşa mõ ?
Aslõnda her ikisidir de ama ne yazõk ki ,Servas
Osmanlõ tarihini bilmiyor... O bakõmdan , eksik bilgi,
onu yanlõş değerlendirmelere sürüklemekte ,
Osmanlõ’ya bir batõ Avrupalõ gibi bakmasõna yol
açmaktadõr. Oysa, kendisi de bir Osmanlõ ... Belki de
bizden çok !
E - UZUN LAFIN KISASI :
Uzun yüzyõllarõ,yanyana barõş içerisinda geçiren
iki halkõn,birbirini kõrmasõna neden olan Elen
Ulusçuluğu’nun,birlikte yaşanmakta olan Osmanlõ toplu
munun iç dinamiklerinden çok,Osmanlõ’yõ parçalayõp,
mirasõna konmak isteyen Batõ Avrupa sermayesinin
kõşkõrtmasõyla ortaya çõkõp azdõğõnõ anlatmaya çalõştõğõ
mõz bu bölümde; dikkatleri üzerine çekmenin şart
olduğu bir başka husus var:
Görülüyor ki ; XIX.yy sonlarõ ve XX.yy başlarõn
da, Elen siyasi fikir dünyasõnda, Megali İdea hedefinin
başta gelen savunucusu, Liberaller ve solculardõr. Bu
hedefe karşõ çõkõp,birlikte yaşamõn devamõnõ isteyenler
ise,o günlerin koşullarõnda,Elenler’in “ gerici” dedikleri
İakovatas gibileri.... Bunlar,sonradan mağlup olup,
sahneyi bütünüyle ötekilere bõraktõlar.Onlarsa,iç politi
kada prim yapmak üzere kimin daha çok Megali İdea’cõ
olduğunu tartõşmaktan başka birşey, yapmõyorlardõ.
Anadolu’nun ve Pontus’un da kurtarõlmasõ girişiminin
kayalara tosladõğõ dönemde,Yunanistan Komünist
68
Partisi’ nin yayõn organõ Rizospastis’in savaş karşõtõ bir
söylem tutturmasõnõn anlamõ,yoktur. Zira o koşullarda,
Anadolu’nun ortasõnda, bütün tarihleri ve kültürleri
mahvedilen
Anadolu
Rumlarõ’na
karşõ,söyleyebilecekleri başka birşey,bulunmamaktadõr.
Atatürk dönemi boyunca,Türkiye ile iyi ilişkiler
geliştirildiği için, dikkatler başka yöne çevrilmiş ve
bütün komşu devletlere karşõ, ayni politika izlenmiştir.
İkinci Dünya Savaşõ yõllarõnda,yine Türkiye’den
beklenen yardõm, onlarõ bir süre, engellese de,savaş
daha bitmeden, Yunan Komünistleri’nin önderi
Zahariadis,AKEL ileri gelenle rini çağõrõp,zorla
ENOSİS’çi , Megali İdeacõ olmalarõnõ, sağladõ. 48
Oysa hem genel Türk Solu ve hem de onun
Kõbrõs’taki türdeşleri, hiç düşünmeden ve araştõrma
gereğini duymadan, bu ideolojinin, Elen gericiliğinin
ideolojisi olduğuna hükmedip,bu yanlõş hükme göre,
politika ürettiler. Ve elbette ki yanlõş varsayõmlarla
üretilen o politikalar da yanlõştõ.
Görülmelidir ki:
ENOSİS ve Megali İdea ulusal hedeflerinin
mucidi, Elen Solu’dur. Sağ,milliyetçilikte onlardan geri
kalamayacağõndan dolayõ,peşlerine takõlmõştõr.
Belki o zaman, Kõbrõs Türk Solu,Elen Solu’nun
“anlaşõlmaz” şövenizminin altõnda ne yattõğõnõ ,anlar !
Bugünkü Elen Kimliği’ni çözer ve doğru
politika lar üretebilir...
48
- Plutis Servas - N. Cahit ile Söyleþi - ORTAM Gaz.19.4.1999
69
2.BÖLÜM
70
71
“Yalan” denen şey, tarihten verilen haberin
yapõsõna doğal olarak girmiştir...
Nedenlerden biri ,görüş ve inanõş
eğilimlerinde yan tutmadõr...
Bir başka neden,kaynağa güvenmedir...
Bir başka neden :Haber aktaranlarõn çoğu...
nasõl sanõyor ve düşünüyorsa,haberi öyle
aktarõr...
72
İbn - i Haldun
1. 19. YÜZYIL'DA ADA İLE
MERKEZİN İLİŞKİLERİ:
A- GİRİŞ:
Kimlik,elbette bir takõm fiziksel ölçüler
de
taşõmak la birlikte,sonuçta unutulmamalõdõr ki,düşünsel
dünyaya ait bir aidiyettir. Yani, bir ideolojidir. Bir
ortak değerler bütünüdür. Ortak tarih,ortak tarihsel
kuşkular ve kõ vançlar,ortak dil,ortak inançlar
sisteminin tarihsel seyri ve buna benzer pek çok
bileşen,bir kimliğin kökenini teşkil ederler.
Bir Arap atasözü," Kardeşime karşõ ben,akraba
larõma
karşõ,kardeşim
ve
ben;
yabancõlara
karşõ,akrabalarõ mõz,kardeşim ve ben" der... Kimliği
belirleyen en önemli şey, "biz" düşüncesinin etrafõndaki
73
aidiyet duygusu dur.Ve hemen her zaman,bir "biz"
olmasõ için,bir de "onlar" olmasõ gerekir.
Kõbrõslõ Türk Kimliği'nin "onlar"õ ,Kõbrõslõ Rumlar
olagelmiştir. Oysa, onlarõn "onlar"õ daha çok Türkiye'
dir. Kõbrõslõ Türk'ün "biz"i , zaman zaman,sadece
kendinden ibaret kalarak,korkunç bir yokedilme
korkusu içinde şekillenmiştir. Bugünkü Kõbrõslõ Türk'ün
nasõl bir kimliğin sahibi olduğunu,neler hissettiğini
anlamak için; hem karşõsõnda geliştiği modern Elen
Kimliği'ni ve hem de bu adada tek başõna yaşamak
zorunda kaldõğõ serüveni,ayrõ ayrõ ele almak gerekirdi.
Kitabõmõzn ilk bölümünde, modern Elen Kimliği'
nin nasõl ortaya çõktõğõnõ özetlemeye çalõştõk. Bu
bölümde ise, Kõbrõslõ Türkler'in macerasõnõ ele almayõ
amaçlõyoruz ki,Kõbrõslõ Türk Kimliği dediğimiz
aidiyetin
ne
olup,nasõl
şekillendiğini
ortaya
koyabilelim.
Bunun,zor bir uğraş olduğunu, kimi şeylerin
herşeye karşõn eksik kalabileceğini kabul etmemek,akõl
dõşõ olurdu. Ancak bu konu bu kadar girift olmasaydõ,
Kõbrõs adasõndaki iki büyük halk da pek çok benzerleri
gibi, etnik kimliklerini muhafaza edip,ortak bir üst
kimlik geliştirirlerdi.
74
B - ADA TÜRKLERİ KIBRIS’A NASIL GELDİ
49
Adada yaşayan ve kendini Türk diye tanõmlayan
bugünkü Kõbrõslõ Türkler'in atalarõ,genel olarak, adanõn
Osmanlõlarca fethinden sonra , üretim kapasitesi düşen
Kõbrõs'ta, üretimin boyutlarõnõ
yükseltmeyi amaç
edinen devletin,Latinlerden arda kalan çiftliklere
bilinçle iskan ettiği,Anadolu'nun Türkmen ve
Yörükleri'dir.
Bu göçürme faaliyeti, iki aşamada ve birkaç
yüzyõlda gerçekleştirilmiştir.1572'den itibaren,1600
yõlõna kadar, daha çok Karaman,Çukurova,Zülkadiriye
(Vilayet-i
Türkman)
Teke
Yarõmadasõ,Taşeli
Yarõmadasõ, Toros larõn kuzey etekleri ve Bozok'tan
toplam 8 bin aile adaya göçürülmüştür. O yüzyõlda
Anadolu'yu ziyaret eden gezginlerin,Türkmen Halkõn
beşte dördünün alevi olduğunu
yazdõklarõna
bakõlõrsa,elde mevcut diğer kanõt lar da,bu insanlarõn
islam heterodoksisi'ne mensup olduk larõnõ gösteriyor.
Kõbrõslõ
Türkler'in
Tarihi'nin
ilk
cildini
yayõnladõğõmõzda,bu konudaki "iddiamõzõ",tepki ile
karşõ layanlar, ikinci cildde aktardõğõmõz fermanlar,
gelenek ler,atasözleri gibi kanõtlarõ "geçerli" bulmayõp,
daha bilimsel kanõtlar arayanlar , herhalde şimdi aradan
yõllar geçip,Lefkoşa, Lefke, Doğancõ, Ağõrdağ ,
Balalan, Dimi , Kuruova ,Hirsofu,Altõnova ve
49
- Bu konuda ayrýntýlý bilgi için Kýbrýslý Türkler’in Tarihi
adlý çalýþmamýza müracaat edilebilinir.
75
Arodez'de ,1930'lara kadar cenazelerin kõzõlbaş
geleneklerine göre gömüldüğü ortaya çõktõktan
sonra,ikna olurlar.50
İkinci
dalga
ise,1701'den
başlayarak,Yörüklerinİskanõ politikasõ gereği adaya
sürülen yirmiden fazla oymak ve obanõn Kõbrõs'a
yerleştirilmesi
sürecidir
ki;
adõ
geçen
çalõşmalarda,onlarõn çoğunluğunun da Osmanlõ
gözünde ayni suçu işledik lerini ortaya koymuş
bulunuyoruz.Bu dönemde de, adaya 2480 hane
yerleştirilmiştir. Toplam,onbin küsur hane...
Bu
arada adaya gelerek buraya yerleşen Osmanlõ memur
aileleri ile,din değiştiren küçük bir azõnlõğõ da bu nüfusa
ekleyip; zaman zaman geri Anadolu'ya dönenleri de
hesaba katar ve İngiliz yönetiminin 1882 nüfus
sayõmõnda 65 bin Türk tespit ettiğini söyler isek;
hesabõmõzõn birbirini tuttuğunu görürüz. Bu insanlar,
yukarõda anlattõğõmõz Osmanlõ millet sistemi çerçevesin
de , fetihten XVIII.yy sonlarõna kadar, Rumlar ile
birlikte yaşadõlar. İlk bölümde anlatõlanlara uygun
olarak,bütün o yõllar boyunca Başpiskopos, bir gezgine
göre, adanõn gerçek hakimliğini sürdürdü Türkler
defalarca Osmanlõ yönetimine isyan edip,Anadolu'dan
gelen birliklerce kõrõlmayõ göze aldõlar ama,ne Rum
komşularõna sal dõrdõlar ve ne de Rumlar,Osmanlõ'ya
karşõ
herhangi
bir
hoşnutsuzluk
gösterdiler.
İmparatorluğun her yanõnda nasõl yaşanõyor iseydi ,
burada da yaşam , öyleydi... Ne zaman ki,Fransõz
İhtilali ve yukarõda anlattõğõmõz etkileri yaşandõ, işin
50
- Tuncer Baðýþkan - Lefke Piri Paþa Camii Mezarlýðý .1.7.199
tarihli Avrupa gazetesi
76
rengi değişti ! Rum papazlar,daha 1796'da,Filki
Heteria'nõn etkisi altõna girdiler.51 Kõbrõs, Heteria'nõn
kurtarõlacak ülkeler listesinin başõna oturtul du. Filiki
Heteria bu ilgisinde yalnõz değildi. Yunanistan solu
da,Anadolu Rumlarõ'ndan önce Kõbrõs Rumlarõ ile
temas kurarak ,yine yukarõda anlattõğõmõz, megali ideacõ
görüşlerini buraya aktardõ.52
Bunun sonucu,daha 1799'da ada Rumlarõ'nõn Türkleri
Kõbrõs'tan atmaya kalkõşmak üzere silahlanmaya başla
malarõ, 1804'te ise isyanõ bahane ederek,Türk kõrõmõna
girişmeleridir. Adaya son gelen Yörükler,1745'te
gelmiş lerdir. 1799'daki durum ise,böyledir.
Sürtüşme,günümüze kadar devam eder.
Ve elbette, kimlikler de birbirine karşõ oluşmaya
durur.
Öte yandan,Kõbrõslõ Türkler'in bir de kendi
içlerinde yaşadõklarõ vardõr.Zaten ne padişahõn düzeni
ve ne de resmi din anlayõşõ ile zaten ,hiç anlaşamamõş
olan bu insanlar,fakrü zaruret içinde İngiltere'ye
devredildikten sonra,bir yandan padişahçõlar,öte
taraftan da sömür gecilerin işbirlikçilerinin arasõnda
kalõrlar. Başlangõçta çok zayõf olan Jöntürkler'in etkisi
giderek artar ve padişahçõlarõn da işbirlikçilere iltihakõ
ile,ulemanõn halk üzerindeki etkisinin ortadan
kalkmasõyla; artõk Kema listler olan eski jöntürkler'in
etkisi ile,Kõbrõslõ Türkler, laik ve demokrat ve milliyetçi
bir yapõ geliştirirler.Buna İngilizler dolayõsõyla batõ
Avrupa kültürünün iyi tanõnma sõ da eklenince,bugünkü
kimlik oluşur.
51
- M. Tunçay - E. von Zürcher, Osmanlý Ýmparatorluðunda
Milliyetçilik ve Sosyalizm s.130
52
- age ve A. Gazioðlu , Kýbrýs’ta Türkler s.97
77
Bütün bu süreç,Rumlar tarafõndan ya yokedilmek
veya sürülmek tehlikesi altõnda yaşandõğõndan,hem
ortak bir kimlik oluşmaz ve hem de Kõbrõslõ Türk
kaçõnõlmaz olarak,destek alabileceği tek yere,zaten hiç
de yabancõsõ olmayan Türkiye'ye sarõlõr,milliyetçi olur.
Böylece Elen Ulusçuluğu, adada kendi karşõtõnõ
yaratmõş olur.
Kõbrõslõ
Türkler'in
Tanzimattan
sonra
yaşadõklarõnõn kimlik oluşturmaya nasõl etki ettiğinin
inceleneceği bu bölümün konusu,kõsaca bu ..
C - LİNOBAMBAKİLER
1990’dan
beri
bu
konuda
ortaya
koyduklarõmõzdan hoşlanmayarak ,önce aklõna göre
“bilimsel kanõt” arayan ,sonra da kendi “bilimsel kanõ
tõ”õnõn,bütün argümanõnõ oluşturan birkaç İngilizce tarih
kitabõndan edindiği birkaç cümleye dayanarak, “ evet,
bunlar geldi ama ; sonra kaçtõlar . Geri kaçmak suç
olduğundan , kaçanlarõn da kaydõ tutulmadõ... Şimdi ada
da kalanlarõn arasõnda Türk yoktur,hepsi de dönmedir !
“ diye, (açõkca söylemeye korktuğu için) dedikodu
olarak yayan bir araştõrmacõnõn da kulaklarõnõ
çõnlatalõm !Bir kaç yüzyõl boyunca adaya göçürülen
onbin küsur Türkmen hanesi ve arada gelip ,buraya
yerleşen memur ailelerinin (ki onlarõn kayõtlarõnõ
bulmak,gerçekten zordur) sonradan belirsiz bir
zamanda adadan ayrõldõğõnõ hiçbir ciddi kanõt ortaya
koymadan iddia ederek , bugün bütün Kõbrõslõ
Türkler’in,fetihten sonra din değiştirdiğini ileri
sürerek,adada kalmõş bir kaçbin Linobambaki’den
türediğini terennüm etmek ,ne kadar da bilimsel ?!
78
Bilindiği gibi, adanõn Osmanlõlarca fethini taki
ben, din değiştirdiği varsayõlarak, işine geldi mi müslü
man; işine gelmediği zaman da hristiyan olduğunu ileri
sürdüğü için Linobambaki (= İpek/pamuk) diye
tanõmlanan bu topluluk, İngiliz döneminde katolik kili
sesi,ortodoks kilisesi ve müftülük arasõndaki uzun çekiş
melerden sonra,iki büyük halk tarafõndan özümsenmiş
lerdir. 1872’de adayõ ziyaret eden Di Casnola,sayõlarõnõ
1200 olarak verir . 1878’de kocasõ adaya görevli olarak
gelen Mrs. Stevenson da yazdõğõ kitapta,ayni sayõyõ
tekrarlar. 1879’da adaya gelen Dixon’da da aşağõ yukarõ
ayni bilgiler tekrarlanõr.
Ancak bu konudaki asõl önemli bilgileri,
Venedik arşivlerini de inceleyen Ahmet Erdengiz
vermektedir. Erdengiz’in verdiği bilgilere göre, fetihten
sonra 17 büyük Latin ailesi,müslüman olup,adada
kalmõştõr. Girne garnizonundan bir ; Mağusa
garnizonundan da beş subay islamiyete geçmiştir.
Mağusa’nõn Latin halkõndan ,din değiştirmek
isteyenlerin bu isteği kabul edilerek, kendilerine
Luricina köyü verilmiş ve burasõ adanõn ilk
Linobambaki köyü olmuştur. Devamla,diğer Linobam
baki köyleri,şunlardõr :
Kiracõköy, Mania , Bodamya , Manogri ,
Leopetri,
Paralimni,Denya,Flasu,Balikitre,Singrasi,Monyat,Skoul
liCivisil,Polemidia,Amathunda,Mamonia,Maronas,Stav
rokonno,Bladan,Kandu,Piskobu
ve
Yukarõ
Arhimandirit...
79
Storrs ,1901’de yazan Hackett’i kaynak göstere
rek, Dillirga köylerinin de Linobambaki olduğunu anla
tõr.53
Yukarõda,yirmi üç köy adõ verilmiştir. 1955’e
gelindiğinde bunlardan nüfusunun tümünün kendini
Türk olarak tanõmladõğõ ,sadece dört köy vardõr. Altõ
tanesinde ise nüfusun çoğunluğu kendini Ortodoks Rum
,küçük bir azõnlõk ise Türk diye tanõmlamakta idi.
Dillirga’nõn büyük köylerinin de Ortodoksluğa geçtiği
meydandadõr. Üşenmeyip, İngiliz nüfus kayõtlarõna
bakanlar
;
birkaçyüz
kişiden
bahsedilmekte
olduğunu,göreceklerdir.
Gelenek ve görenekler, konuşulan laboratuvar
değerindeki dil ,ve kaydõ kuydu ortadaki onbin göçü
rülmüş hane nüfusu ortada dururken,” gidişlerinin
zamanõnõ ve kaydõnõ bilmiyorum ama akõbet geri
gitmişlerdir” diyerek , döne dolaşa Kõbrõslõ Türkler’in
kökenini onyedi Latin ailesine bağlayan,bilime çok
merak lõ o araştõrmacõyõ ,saygõ ile anõyorum !Kendisi
“geriye göç” tezine kanõt olarak,o zamanlar adanõn
“nalet” ,fakir bir yer ,hastalõklarõn kol gezdiği bir diyar
olduğunu öyle İstanbul’dan, Anadolu’dan insanlarõn
gelip de burda kalmasõnõn düşünülemeyeceğini,
anlatmaktadõr.
Öte yandan , o onyedi Latin ailesi nasõl aileler
se,onaltõncõ ve ondokuzuncu yüzyõllar arasõnda ,o
“nalet,hastalõktan kõrõlan” ülkede ,yüzde binbeşyüz
nüfus artõşõ göstererek, altmõşbeşbinlik bir nüfusa
ulaşabili
yorlar.
Üstelik,
Haşmet
Gürkan’õn
53
- Bu konuda ayrýntýlý bilgi için, Kýbrýslý Türkler’in Tarihi
isimli çalýþmamýzýn,ilk cildine baþ vurulabilir.
80
çalõşmalarõndan,bu din değiştiren grubun son derecede
zor şartlar altõnda yaşadõğõnõ öğrenmekteyiz. Ne kadar
dirençli ve üremeye müsait ailelermiş bunlar ?!
Gelişi gidişi kayõt altõnda olan elli- altmõş bin
kişi,buhar olup uçmuş ve onyedi aileden gayrõsõnõn
hiçbir kaydõ olmayan bir miktar Linobambakiden
,çoğunluğu ortodoksluğa geçtikten sonra geriye
kalanlarõnõn nüfusu, bu yüzyõl başlarõnda altmõşbeş bine
ulaşarak, bir anda kendini Türk sanmaya başlamõş !
Böyle bilimsel tezleri olan bu araştõrmacõya biz
de desek ki ,” Bunlar zaten Osmanlõ toplumunun en alt
tabakasõnõ oluşturan bir topluluk olduklarõndan,kimse
onlarla ilgilenmiyordu . İngiltere’nin adaya gelişine
kadar isimlerinin anõlmamasõ da bunun kanõtõdõr.
Aslõnda bu Linobambakiler ,Osmanlõ döneminde azar
azar adayõ terkedip Sicilya’ya oradan da Amerika’ya
göçmüş olmalõdõrlar. Don Carleone’nin iş hayatõna
zeytinyağõ ticareti yaparak atõlmasõna bakarsak,ne
dediğimiz, anla şõlõr. Onlardan boşalan köyleri
,sonradan Rumlar ve Türkler doldurmuş olmalõ . Kayõt
,yok ... Ama bana öyle geliyor... Ya da keyfim öyle
istiyor... Keyfimin kahyasõ mõsõn ?!” Acaba bizi
bilimsel bulur mu ?
Eminim, bulmaz...
Ne de olsa, biz de onun keyfinin kahyasõ
değiliz...
Bu arada, bu Linobambaki konusunu gizleye
gizleye bu çeşit züğürt tesellisi tezlere meydan
verenleri, bizim Bektaşilik’le ilgili saptamalarõmõz
karşõsõnda cezbeye kapõlõrken , işi buraya vardõranlar
karşõsõnda kõlõ kõpõrdamayanlarõ da sevgi ve saygõ ile
analõm...
81
“ Tenasur” edebiyatõnõn varõp varacağõ
yer,elbette burasõydõ...
“ Resmi Tarih”in alternatifi de demek ki böyle
oluyor ! Bilimsel !!!
Bilimin ölçüsü keyif olduktan sonra ,ne gam !
D - ULUSÇULUK ÜSTÜNE BİRKAÇ SÖZ :
Ulus ve ulusçuluk’un tartõşõlmasõ,bu çalõşmanõn
konusu değildir. Ne var ki, ele alõnan konu ,iki ayrõ
ulusal kimlik olunca, bu konunun ayrõntõlarõna
bulaşmamak, elde değil . Bilindiği gibi ulus
,kapitalizmin galebe çal masõ ile ortaya çõkmõş,tarihsel
ve toplumsal bir kate goridir. Ne var ki , başõndan
82
itibaren bu kavramõn kökenini , kültürel birlik
oluşturmuş olup , soy - sop ilişkileri hiçbir zaman bir
ulusal kimliğin tanõm lanmasõnõn başlõca ögesi
olmamõşlardõr. Britanya adasõnõn güney kõyõlarõndaki
Frank , Bröton , Norman kökenli in sanlar İngiliz;
Fransa’daki akrabalarõ ise Fransõz’dõrlar. Ayni adadaki
Sakson kökenli insanlar , Germen kökenli olmakla
birlikte , Almanlar’a değil; kendi adalarõndaki
Normanlar’a daha yakõndõrlar v.b.
Ulus , bir anlamda ayni pazarda yaşayan,ayni
kültürü,tarihi ve kaygõlarõ paylaşan ve ayni devlete
vatandaşlõk bağlarõ ile bağlõ olan insan topluluğu diye
de anlaşõlabilir. Zira bu kavram ,en nihayetinde bir
siyasi irade birliğinin de ifadesidir.
Bu genel kabulün yanõnda , õrkçõ ve aşõrõ sağcõ
çevrelerin de kendilerine has bir ulus anlayõşlarõ vardõr
ki o anlayõşõn tam merkezine , etnisity konulur.
Etnosantrik Ulus Anlayõşõ diyebileceğimiz bu yaklaşõm
, ayni soydan gelenlerin , ayni devletin çatõsõ altõnda
yaşamasõ siyasi talebinin de temelini oluşturur.
Bu çalõşmanõn ilk bölümünde ele aldõğõmõz Elen
Ulusçuluğu’nun ,büyük oranda etnosantrik olduğu görül
mektedir. Buna koşut olarak ,önceleri İttihad ve Terakki
anlayõşõnda kendini bulan Türk Ulusçuluğu’nun önemli
bir kolunun da , etnosantrik olduğu görülür. Kanõmõzca
her iki sapmanõn da temelinde ,başlangõçlarõnõn
toplumun iç dinamiklerinden değil , öznel kaygõlarõn
sarmalõndan geçip gelmesi bulunmaktadõr. Türk
Ulusçuluğu’nu bu etnosantrik sapmadan kurtaran kişi ,
Kemal Atatürk’tür. Onun başlangõçtaki modern Türkiye
Ulusçuluğu anlayõşõ
83
1930’lardan sonra , yer yer yine eski biçimine rücu
ettirilmeye çalõşõlmõştõr. Bugünün Türkiye’sinin resmi
ulusçuluğu da bu rahatsõzlõktan muzdariptir. Etnosantrik
özlemler unutulamamakta ama öte yandan bunun öne
çõkarõlmasõ da gerçek ulusal bütünlüğü riske edeceğin
den , iki arada bir derede kõvranõlmaktadõr.
Her iki anlayõşõn, Kõbrõs’ta da yansõmalarõ var
dõr.Elen Etnosantrik Ulusçuluğu ,Pontus Rumlarõ’na
sahip çõkõp,ada Türkleri’ni dõşlarken kendini ele
veriyor. Türk sinonimi ise ,kendini gizleme gereğini
bile duy mamakta.
Adada çatõşan ideolojiler bunlar olduğu için
,bura da ulusçuluk sözkonusu edildiğinde adõ anõlan
,batõ Avrupa’da geçen yüzyõldan itibaren ön almõş ve
bugün artõk aşõlmakta olan modern ulusçuluk değildir.
Yukarõda ele aldõğõmõz anlayõşõn da bütün sol
söylemine karşõn ,aslõnda en geri etnosantrik
ulusçulukun etkisinde ,bir tepki tavrõ olduğu
anlaşõlmaktadõr. Madem ki kendi sağlarõ ayni soydan
gelmeyi,ayni devletin çatõsõ altõnda yaşamanõn gereği
sayõyor ; o araştõrõcõ ve benzerleri de ayni soydan
gelmedikleri iddiasõnõ ortaya atmakla ,solcu
oluveriyorlar. Yani o gerçeklerle ilintisiz önermeye
diyecekleri birşey yok . Onu kabulleniyorlar da
itirazlarõ ,kendilerinin aslõnda başka soydan gelmiş
olma larõ... Ve bu da ,doğru değil ! Bir an için
,kendilerinin gerçekten de Linobambaki kökenli
olduklarõnõ da düşünsek , o zamanda Gürcistan’daki
Gamsakurdia ayarõnda , mikromilliyetçi faşistler
olduklarõ ortaya çõka cak...
Bizim , 1990’dan beri ortaya koyduõğumuz
bunca veri ile , etnosantrik bir yanõlgõ içinde olduğumuz
84
da hiç sanõlmamalõ . Yapõlan ,sadece o sözünü ettiğimiz
sol görünüşlü õrkçõlõğõn teşhir edilip , argümanlarõnõn
yanlõş lõğõnõn açõğa çõkarõlmasõdõr.
Çatõşan iki ulusçu ideoloji arasõnda taraf tutarak
, bir tarafõn etnosantrik tezlerine hak verip ; “ biz
aslõnda Türk değildik” denilmesi ,sanõldõğõ gibi sol
politika olma yõp ,barõşa falan da hizmet etmez . Olsa
olsa ,çatõşan taraf lardan birinin çöküp , ötekinin galip
gelmesine yol açar. Bunun da adõ , herşey olabilir ama
solculuk olamaz. Dilimin ucuna, “ o da her neyse “
demek geldi ve kalemi tutmaya hiç gayret etmedim...
Yani ve özetle, o çok konuşan araştõrõcõ kime
hizmet ettiğini anlayamamaktan mazurdur ... Konuyu
bu kadarla kapatalõm... Kendi halkõndan saklamak
zorunda kaldõğõ fikirleri açõklamaya cesaret edip ,
dedikoduculuğu bõrakmaya niyetlendiği gün gelirse, biz
de o zaman adõnõ açõklarõz.
E - NİÇİN TANZİMAT ?
85
Tarih,aslõnda devamlõlõk gösteren bir süreçtir.Ne
var ki; anlatmaya, açõklamaya kolaylõk kazandõrmasõ
açõsõndan,bazõ başlangõçlara ihtiyaç gösterir.Okur,bizim
Tanzimat'õ bir simge olarak ele aldõğõmõzõ,farkedecektir.
Ne var ki,bugün Kõbrõslõ Türk Kimliği dediğimiz
kişilğin ne olduğunu anlamaya çalõşõldõğõ zaman, bunun
hangi sürecin sonucu olduğu ortaya konamazsa, söy
lenenler boşlukta kalõr. "Anadolu Türk Kimliği'nden
farklõ bir Kõbrõslõ Türk Kimliği var mõdõr ?" sorusu,
kimi çevrelerde,kaşlarõn istifhamla havaya kalkmasõna
neden olsa da,biz bu soruya, bir başka soru ile yanõt
verme yi,uygun bulmaktayõz :
Yok mudur ?
El insaf !
Ada solu, bu farklõlõğõ abartõp,kaynağõnõ yanlõş
yerlerde arar.Sağõmõz ise, bunun dillendirilmesinden,o
çok güzel Kõbrõslõ Türk deyimi ile : Huylanõr ... Bir
taraf,Türk olduğunun altõnõ özenle çizmemekle,barõş
bulacağõnõ sanõr ;ötekisi,Kõbrõslõ olduğunu dikketle es
geçerek,anavatanõyla ilişkilerinin sõkõlaşacağõnõ ve
adada ki diğer halka karşõ, daha güçlü olabileceğini.
Oysa,sokaktaki insan; hem Türk ve hem de Kõbrõslõ
olduğunun bilincindedir. Ne birinin,ne de ötekinin
bastõrõlmasõna,hoşgörü ile bakmaz. Zira o şaşmaz "com
mon sence" doğrunun ne olduğunu,kendinin kim oldu
ğunu,kimsenin kendisine anlaymasõna gerek duyma
yacak kadar,iyi bilmektedir. O,Kõbrõslõ Türk'tür...
Peki,bütün Anadolu Kimliği,Osmanlõ İmparatorlu
ğu'nun bir ürünü olduğuna ve Kõbrõslõ Türkler'in atalarõ
da Osmanlõ vatandaşõ olduğuõna göre,bu farkõ sağlayan
nedir ? Bu sorunun yanõtõ, bu özgün kimliğin oluşmasõ
sürecinin başlangõcõnõ da aydõnlatõr niteliktedir.
86
Bazõ sorularõn yanõtlarõ,çok basit olmakla birlik
te,ilk akla gelen değildir. Emre Kongar düzeyinde bir
aka demisyenin bile,Cumhuriyet gazetesindeki bir
yazõsõnda içine düştüğü tuzak ve hazõrlop yanõtta
olduğu gibi,
Kõbrõslõ Türkler'in
farklõlõğõ'nõn
nedeni,Rumlarla komşu luğu değildir!Fark , farklõ
yaşanan bir sürecin ürünüdür. Anadolu kültürü,Rumlar
ile komşuluk bakõmõndan, Kõb rõs ile bir farklõlõk
arzetmiyor ki !Orada Rum komşu luğu 1925 ve hatta
İstanbul'da 1955'e kadar devam etmiş tir,Kõbrõs'ta
ise,1958'e kadar. Üç yõlda,kimlik mi farklõla şõr ?
Adaya göçmelerinin başõndan, Osmanlõ'nõn onlarõ
İngiltere'ye devretmesine kadar, ada Türkleri de,diğer
herhangi bir yerdeki akrabalarõndan,farklõ değillerdirler.
Yukarõda
aktarõlan
yoğun
nüfus
yanõnda,müslümanlaşan
birkaçyüz
Latin
ile
Maronit'in,bizim solumuzun aradõğõ gibi, hiçbir
anlamõ,yoktur. Kõbrõs Türkleri'ni farklõlaş tõran şey,
onlarõn,Anadolu'daki akrabalarõnõn yaşamadõğõ bir
süreç,bilmediği bazõ ortak kaygõlar yaşamõş olmala rõdõr
ki; bunlar da açõkçasõ, Osmanlõ'nõn adayõ terket
mesinden sonra yaşanmõştõr.
Ve solcu dostlarõmõz, hiç gocunmasõnlar ama,bu
ortak payda, Rum komşularõmõzõn,adayõ kendi ulus
devlet lerine bağlayõp, kendilerini de Girit'te olduğu
gibi,yok edeceği korkusunun,ta kendisidir. O
bakõmdan,Kõbrõslõ Türk Kimliği'nin özgün bir kimlik
olarak ortaya çõkmasõnõn başlangõcõ,her türlü kusuruna
karşõn Osmanlõ şemsiyesinin üzerinden çekilp alõndõğõ
günde
arnmalõdõr.
O
güne
kadar,Dobruca'daki,Gümülcine'deki,Karaman ya da
87
Antalya'daki Türk Kimliği gibi,bir kimliktir. Osmanlõ
yönetimi altõndaki,herhangi bir Türk Kimliği gibi...
Ancak o günden hemen sonra,ona önce azõnlõk
muamelesi yapõlmõş ve hemen ardõndan da, yokolma
tehlikesine karşõ,sahipsiz kalarak, kendinden çok daha
kuvvetli bir güce karşõ epey uzun bir süre,yalnõz kendi
gücünü seferber ederek varolma kavgasõ vermek
zorunda kalmõştõr.
Eğitim düzeyinin çok yükseltilmesi de,yabancõ dil
öğrenme de,batõ Avrupa kültürü ile içiçe geçme de
hep,bu sürecin,Anadolu'da yaşanmayan o korkunun
ürünüdürler. Tarihten taşõnan Osmanlõ ile zaten entegre
olmayan Yörük /Türkmen yapõsõnõn üstüne bindirilen
bu kõlõf ;Kõbrõs Türkleri'ni ,Kõbrõslõ Türkler yapmõştõr.
İşte bundan dolayõ, Kõbrõslõ Türk Kimliği'ni ince
lemek, Osmanlõ'nõn adadaki son günlerinden
başlayarak, bu yüzyõl ortalarõnda, Türk Ulusçusu veya
daha doğru bir tanõmla Kemalist kadronun,halkõn
kaderini kendi eline aldõğõ döneme kadarki sürecin ele
alõnõp,Elen Ulus çuluğu'nun buna yaptõğõ etki de
gözden geçirilerek anlaşõlabilir.
88
F - TANZİMAT'TAN SONRA RUMLAR VE
TÜRKLER NASIL YÖNETİLMEKTEYDİ ?
1870'li yõllara girerken Osmanlõ devletinin
merkeze mesafesi ile gördüğü ilgi ters orantõlõ adasõ
Kõbrõs,idari sistem içerisindeki yeri,defalarca olduğu
gibi bir daha değiştirilip,Çanakkale'ye bağlõ bir sancak
haline getirilmiştir.54Ayni yõllarda adanõn iç yönetimini
de Tanzimat etkisi ile,deyim yerinde ise bir tür 'selfgovernment biçiminde düzenleyen Osmanlõ idaresi,
1821'deki kanlõ olaylarõn Rumlar üzerindeki olumsuz
etkilerini ortadan kaldõrmayõ becerememiş,Türklerin de
imparatorluğun heryanõnda olduğu gibi 'gavura,gavur
diyemeyecek miyiz?' itirazõ ile karşõlaşmõştõr.
Tanzimat etkisi ile uygulanan idari sistem,
köylerden başlayarak,tam bir demokrasidir.Her köy
kendi muhtar ve azalarõndan oluşmuş bir kurul
tarafõndan yönetilmektedir.Karma köylerde,her cemaat
kendi
yöne
ticilerini,ayrõ
ayrõ
belirlemektedir.İlçeler,kendi Meclis-i İdari'si tarafõndan
yönetilmektedir.Meclis-i İdari seçimle gelen üç Türk ve
üç de Rum üyeye ek olarak,kadõ ve bir resmi görevliden
ibarettir.Adanõn
genel
yönetimini
üstlenen
Lefkoşa'daki
meclisin
yapõsõ,farklõlõk
gösterir.
Orada,dört atanmõş ve beş de seçilmiş üye bulunur.
Seçilmiş üyelerin üçü Rum,ikisi Türktür.55 Bir diğer
yönetsel organ olan danõşma nitelikli Meclis-i Cezire-i
54
55
- age s.107
- Dr.N. Beratlý age c.I s.219
89
Kõbrõs'õn ise,sekizi seçilmiş onaltõ üyesi bulunmak
tadõr.Bu mecliste de seçimle gelenlerden,dördü
Türk,üçü
Rum biri de Ermeni'dir.Başpiskopos,atanmõş üyeler
arasõndadõr.56
Yönetsel meclislerin yanõnda,bir de Meclis-i Adli
kurumu vardõr.Merkezdeki adli mecliste,Kadõ başkanlõ
ğõnda görev yapan ve seçimle gelen,üç Türk,üç de Rum
üye vardõr.İlçelerdeki adli meclisler ise,kaymakam,kadõ,
mal müdürü,piskopos,seçilmiş üç müslim ile üç gayri
müslim üyeden oluşmaktadõr. Meclis-i Temyiz de
Molla başkan lõğõnda,üç müslüman ve üç gayri
müslimden oluşturulmuştur.1856'da kurulan belediye
meclislerinin de ayni ilkelere göre biçimlendiği
görülmektedir.57
Osmanlõ Yönetiminin, Rumlar'a önemli bir baskõ
yaptõğõ söylenemez. Adaya gelen ilk İngiliz Yüksek
Komiseri Sir Garnet Wolseley'in,Londra'ya gönderdiği
ilk raporda : "Türkler'in burada uyguladõklarõ sistemi
görünce,ben de dahil,çoğumuzun onlar hakkõndaki
görüşleri değişti" demesi,58maiyetindeki Dixon'un İngil
tere'ye döndükten sonra yazdõğõ kitapta, Osmanlõ yöneti
minin adaletini göklere çõkarmasõ ve sömürge yönetimi
nin,pek çok yönetsel konuda,Osmanlõ düzenini
korumasõ, bunun kanõtlarõdõr. Uzun yõllar sonra adada
valilik yapan Sir Ronald Storrs'un da ,Osmanlõlar için,
"herhangi bir hristiyan idaresinden daha toleranslõ bir
idareydi ama yine de bir kafir idaresiydi " 59 demesi , bu
56
- A. Gazioðlu ,age s. 110 -111
- A . Gazioðlu , Kýbrýs’ta Türkler s.
58
- age
9 - Sir Ronald Storrs , Anýlar
çev. Taçgay Debeþ
s.39 .
57
90
gerçekliğin teyididir. Burada ilginç olan,imparatorluk
idaresinin,her yerde olduğu gibi,adada da asõl baskõyõ
Türklere uygulamõş olmasõdõr.
Buna karşõn , Kõbrõslõ Rumlar ,onsekizinci yüzyõlõn
sonlarõndan başlayarak, Osmanlõ idaresini adadan
uzaklaştõrõp , kendi ulus devletlerine katõlmak ve bu
doğrultuda yollarõnda bir engel olarak gördükleri ada
Türkleri'ni bir biçimde ama mutlaka etkisizleştirmek
için,ellerinden geleni,ardlarõna koymamõşlardõr. Bu
durumun,elbette ki çok komplike nedenleri vardõr. Yu
karõda etraflõca ele aldõğõmõz gibi,Fransõz ihtilali ,ile
başlayan sürecin,bütün Avrupa'da ulus devlet anlayõşõ
ve milliyetçiliği kõşkõrmasõ; ayni süreçte önalan
düşünce biçimi ve bugün " batõ uygarlõğõ" dediğimiz
kültürü oluşturan akõmlarõn, felsefelerinin temeline
klasik Yunan düşünürlerini koymuş olmalarõnõn
karşõlõklõ etkileşimlere yol açmasõ; Osmanlõ toplum
düzeni nedeni ile ticaretle meşgul olan Rumlar'õn
burjuvalaşmasõ ve ticari olarak büyük Avrupa
firmalarõnõn acentalarõ durumuna gelmeleri ; batõlõ
devletlerin, Osmanlõ'yõ parçalayõp paylaşma hesaplarõ
için,özellikle Rumlar'õn kullanõlacak en iyi mal zeme
konumuna gelmeleri,bu bağlamda sayõlabilir. Ancak
söylenecek en doğru tespit,bizce tarihin o kesitinde,
ortaya çõkan o koşullarda , Osmanlõ yönetimi nin
alacağõ hiçbir önlemin, ada Rumlarõ'nõ memnun ve ikna
etmesinin mümkün olamayacağõdõr.
91
G - RUMLAR’I İKNA ETMENİN NİÇİN
OLANAĞI YOKTU ?
Bütün bu düzenlemelere karşõn,ada Rumlarõ'nõn
Osmanlõ yönetimi ile uyum sağlamaya niyetlerinin
olduğu,söylenemez.Bu uyumsuzluk hevesinin altõnda
yatan nedenler,iki boyutludur.Birinci boyut,daha o
tarihte Rumlar arasõndaki ulusalcõ düşüncelerin bir
yüzyõla dayanan tarihidir. 1821 Mora İsyanõ , adada en
az Pelloponez'deki kadar taraftar bulmuş ama Osmanlõ
yönetimi ve ada Türkleri'nin ezici reaksiyonu , burada
"yeterli" Avrupa desteğini bulamayan Kõbrõs
Rumlarõ'nõn felaketine neden olmuş, Başpiskopos ,
önde gelen papazlar ile birlikte idam edilirken,zengin
Rumlar da mülksüzleştirilmiştir. Kõbrõslõ Rumlar , bunu
hiç unutmamõşlardõr.İkinci boyut ise, adadaki üretim
sürecinde eskiden Osmanlõ ülkeleri ile yapõlan ticaretin
yerini, giderek Avrupa'yla yapõlanõn almasõdõr.60
Önceleri dõş ticarette geleneksel ürünlerin ihracatõ
başrolü oynarken,bu dönemde Batõ Avrupa'nõn işlenmiş
ürünlerinin ithalatõnõn başlõca ticari uğraş haline geldiği
görülür.61 Adada XVII.yy'dan beri faaliyetlerini
sürdürmekte olan LEVANT COMPANY isimli bir
İngiliz - Venedik Şirketi,zaten yüzyõl içerisinde ada
60
61
- A. Gazioðlu ,ENOSÝS Çemberinde Türkler s .
- Özgürlük Yayýnlarý , Kýbrýs’ta Sosyo Ekonomik Yapý s.32
92
ekonomisine egemen olmuş ve Larnaka'da batõlõ
konsolosluklar yanõnda,bu şirketin faaliyetleri sonucu
ortaya
çõkan
Avrupa
acentelikleri,XIX.yy
başlarõnda,ada
Rumlarõ ile iş ilişkilerini en üst düzeye çõkarmõşlardõ.62
Bunun sonucunda, dõşa bağõmlõ Avrupa şirketlerinin
acentalarõndan oluşmuş bir burjuvazi ortaya çõkar.63
1907'ye gelindiğinde,ada ihracatõnõn % 33'ü İngilte
re'ye,%31'i ise Mõsõr'a yapõlmaktaydõ. Orasõ da İngiliz
egemenliğinde olduğuna göre, adanõn İngiltere'ye
bağõmlõ lõğõnõn boyutlarõ düşünülebilir. Kilise ile
birlikte Elen Ulusçuluğu'nun bayraktarlõğõnõ yapan bu
sõnõf , artõk Osmanlõ ile uyum aramanõn değil , kendi
ulus devletine katõlmanõn peşindedir.Bu gelişme
esnasõnda,değer birimi topraktan sermayeye doğru
kaydõkça,ada ekonomisinin eski egemenleri ,Türk
toprak sahipleri de giderek, fakirleşerek, sonunda
topraksõzlaştõrõlmõşlardõr.64Ticari burjuvazinin , kendi
pazarõna sahip çõkõp , sanayileşmeyi hedefleyecek yerde
böylesine irrasyonel bir yola başvurmasõnõn nedeni,
bizce,dõşa bağõmlõ,deyim yerinde ise komprador
niteliğidir. Bu sõnõf adanõn kendi dinamikleri ile
oluşmamõş,Avrupa
şirketlerinin
ihsanlarõ
ile
oluşturulmuştur. Bu bakõmdan kendine ait hedefler
oluşturma geleneği olmayõp,sürekli bir patronaja
gereksinim duymaktadõr. Uluslaşma çağõ geldiğinde,
Kõbrõs'ta yaşayan, ve Bizans döneminin etkisi ile
62
- Bener Hakký Hakeri ,Baþlangýcýndan 1878’e Kýbrýs Tarihi
s.260
63
- Heide Ulcrich’ten aktaran N. Kýzýlyürek , Kýbrýs Sorununda
Ýç ve Dýþ Etkanlar s.23
64
- Dr. Nazým Beratlý ,Kýbrýs’ta Ulusal Sorun s. 34 -35
93
Ortodoks Hristiyan olup Elence konuşanlarõn tümü ,
kendilerini Hellen diye tanõmlamõşlardõr.65 Bunun
sonucunda,daha Yunan İsyanõ günlerinde adadan Mo
ra'ya en üst boyutta, hem ikmal ve hem de gönüllü
yardõmõ yapõlmõştõr. Kõbrõslõ Theseus kardeşlerin,
1830'da Osmanlõ ordusu ile savaşan Yunan Ordusu'nda
,kor general rütbesi ile görev yaptõklarõ bilinmektedir.
Nitekim,1821'deki isyan girişiminin örgüt leyicisi de bu
iki kardeşten Teofilos Theseus'dur.66 Bu bakõmdan,
adada sükunet ve sadakati sürdürmek için Osmanlõ
iktidarõnõn aldõğõ kararlar , gerek Tanzimat ve gerekse
Islahat Fermanlarõ,geç kalõnmõş önlemler olup, Osmanlõ
erki yönünden Rumlar'õn ne düşünce yapõlarõ ve ne de
pozisyonlarõnda, her hangi olumlu bir değişikliğe yol
açmamõştõr. Öte yandan devletin bir başka
tasarrufu,1838 Osmanlõ- İngiliz Ticaret Anlaşmasõ ,
adadaki Rum ticaret burjuvazisinin, büyük oranda
İngiliz şirketlerinin acentalarõ durumuna gelerek ,
İngiltere'ye bağlanmasõna neden olduğundan, XIX.yy
ortalarõnda, artõk adada iki egemen sõnõf bulunmaktaydõ:
İdareye hakim olan Türkler ve ekonomiye hakim olan
Rum burjuvalar !67 Yapõsõnõ biraz yukarõda ele
aldõğõmõz bu burjuvazinin egemenliğinin , sonuçta
İngiliz sermayesi egemenliği ile özdeş olduğunu,
söylemeye bile, gerek yok.
65
- Zenan Stavrinidis - The Cyprus Conflict - National Ýdentity
and Statehood s.17
66
- Hill’den aktaran Dr. A. An , Kýbrýs’ta Ýsyanlar ve Anayasal
Temsiliyet Mücadelesi s.40
67
- M. Attalides’ten akt. N. Kýzýlyürek ,age s.23 - 24
94
Osmanlõ Devleti'nin
son yarõm yüzyõlõna
girilirken, devlet ile Kõbrõslõ Rumlar arasõndaki
ilişkilerin açõnõmõ,bu durumda idi...
Burada, Elen üst sõnõfõ ile kilisenin Osmanlõ devleti
içindeki ulusal soruna karşõ aldõğõ tavrõ ortaya koyduk.
Peki,alt sõnõflarõn, bizim solcularõmõzõn o çok sevdikleri
deyimle " Türkler'le ayni tarlalarda yaşayanlarõn" tavrõ
farklõ mõydõ ?
Ortodoks tutuculuğuna zaten sahip olup , Osmanlõ
egemenliğindeki son üçyüz yõlõ da kilisenin mutlak
köleleri gibi yaşayan ,devletin kendisi tarafõndan,
başpiskoposa Etnarh (milletin başõ) ünvanõnõn verilme
siyle, kiliseye politik olarak da bağõmlõ kõlõnmõş alt
sõnõflarõn, afaroz edilme tehlikesini
göze alarak,
papazlardan farklõ bir tavõr geliştirebileceklerini düşüne
bilmek için, insanõn yargõ yeteneğinin tümüyle dumura
uğramasõ gerekir.
Aydõnlarõn tavrõnõ ise,daha sonra ele alacağõz...
Ama şimdilik onlarõn da daha değişik bir düşünce
sahibi olamadõklarõnõ söylemekle yetinelim.
95
H - ADA HALKLARININ İLİŞKİLERİ :
Ada
Türkleri
ile
Rumlar
arasõndaki
ilişkilerin,ekonomik boyutlarõna,yukarõda değinildi.
Politik anlamda ise,Kõbrõslõ Rumlar ve Türkler,1804'ten
ve hatta 1799'dan beri deyim yerinde ise birbirlerini
kõrmakla meşguldüler.
1799'da adadaki yeniçeriler ve Arnavutlar isyan
ederler.O esnada, Suriye'deki Akka kalesini Fransõz
birlik lerinin saldõrõsõna karşõ korumak için Osmanlõ
devletine yardõm etmekte olan İngiliz Donanmasõ'ndan
bir birlik, başkaldõrõyõ bastõrmak üzere Kõbrõs'a
gönderilir. Tuğge neral Sir Sydney yönetimindeki
İngiliz birliği adaya gelerek, görevini yapar. İsyan
bastõrõlõnca,Başpiskopos Hrisantos generale bir madalya
verir. General Sydney, kendi komutanõ Amiral Nelson'a
gönderdiği raporunda, " adadaki Rumlar'õn,Türklere
karşõ silahlandõğõnõ, kendisi nin de bu silahlarõ
topladõğõnõ" bildirir.68
Elen ulusçuluğu fikrinin en önemli örgütü olan
Filiki Etheria'nõn 1795'te kurulduğu ve 1821'in
başpiskoposu Kibrianos'un çok kõsa bir süre sonra,
68
- Hill’den akt. Dr. A. An age s. 30 -35
96
yardõm toplamaya gittiği Romanya'da örgütle temasa
geçip üye olduğu, 1804'te başpiskoposluk muhasibi
olmasõna bakõlõrsa,kilisedeki etkinliğinin adaya dönme
siyle eşzamanlõ olduğu anõmsanõnca, 1799'da daha
Mora' da Elen Ulusçuluğu yokken,Kõbrõslõ Rumlar'õn
Türklere karşõ silaha sarõlmaya heves etmiş
bulunmalarõnõn hangi saiklerle yönlendirildiği, anlaşõlõr.
1804'te artõrõlan
vergileri protesto eden
Türkler,adanõn en büyük toprak sahibi olup,Hristiyan
ahalinin vergilerini toplama yetkisi de elinde bulunduğu
için çõkarlarõ devletle özdeş olan başpikoposun,Bab-õ
Ali'yi kõşkõrtmasõ sonucunda,Anadolu'dan ve Mõsõr'dan
gönderilen birlikler tarafõndan,acõmasõzca kõrõma
uğratõldõlar. Ada Rumlarõ,kilise önderliğinde bu
birliklere memnuniyetle yardõm eder. İsyan Larnaka
dõşõnda bütün adayõ sarar. Rumlar Osmanlõ birlikleri ile
bir olarak Türkler'i katletmeye girişirler.İsyanõn
elebaşõlarõndan üçü,kazõğa oturtularak öldürülür.Geriye
kalanlar,Cezayir korsanlarõna köle olarak satõlõr.
O günlerde adada görevli olan Fransõz konsolosu
Regnault'a göre, Rumlar bu katliama ,Türkleri adadan
atmak için katõlmõşlardõr.69
Osmanlõ birlikleri adadan çekilince,Türkler bunu
Rumlar'õn yanõna bõrakmaz.1821'e kadar,Türkler
Rumlar 'dan fõrsat buldukça hesap sormayõ
sürdürdükçe,adaya yeni Osmanlõ birlikleri gelerek,
Türkleri kõrõma uğratmayõ sürdürür.Ta ki,1821 İsyan
girişiminde devlet, Rumlar aleyhine tavõr koyana kadar.
Yine de,1821'de ll.Mahmut'un İstanbul'dakinin aksine
Kõbrõslõ
Rumlar'a
karşõ
çok
yumuşak
69
-age s.42 -43
97
davranmasõ,adadaki Türkler tara fõndan valinin baskõ
altõna
alõnmasõndan
sonra
idam
kararlarõnõ
onaylamasõ,ilginçtir.Ancak bu defa,ada Türk ler'i
1804'ten beri biriktirdikleri kinlerini,acõmasõzca
tatminederler.Önemli
miktarda
Rum,islamiyete
geçtiğini söyleyip,takiyye yaparak,malõnõ mülkünü
korumaya
çalõşõr.
Tanzimat'tan
sonra,bunlarõn
70
tümü,eski dinlerine geri dönerler.
Bu olay,devletle Kõbrõslõ Rumlar arasõndaki
ilişkileri tümüyle tahrip ederken,Kõbrõslõ Türkler ile
devlet arasõnda 1804'ten beri devam eden husumetin de
sonu olur. Buradan ada da yaşayan iki topluluk
arasõndaki antagonizmanõn tarihinin, sanõlandan eski
olduğu sonucunu çõkarmak, mümkündür.
Adanõn işgali 1572'de tamamlanmõş olmakla
birlikte,Kõbrõs'a Türk nüfus iskanõ,1745'e kadar devam
etmiştir. 1799'da, Rumlar Türklere karşõ silahlanma
gereksinimi duyduklarõna göre, iki halk arasõnda, ayni
ülkede yaşamaktan gelen bir uyum sağlanacak zaman
geçmeden, bir birlerine düştükleri anlaşõlmak tadõr.
Bunun, iki halk arasõndaki yaşam biçimi farklõlõğõndan
kaynaklandõğõnõ ileri sürmek,mümkündür. Ada
Rumlarõ, çok eski tarihlerden beri, toprağa bağlõ
yaşayan,yerleşik bir kültürü; Türkler ise büyük
çoğunluk olarak,göçebe kültürünü temsil eden
topluluklardõr.71
Öte yandan,az ya da çok , bir süre ayni yerde yan
yana birlikte yaşayan insanlarõn birbirlerinden
etkilenme meleri, düşünülemez. Oysa Kõbrõs'ta ,bu
70
- age s.42 - 43
- Bu konuda geniþ bilgi için bkz. Dr. N. Beratlý,Kýbrýslý
Türkler’in Tarihi c.II.
71
98
etkileşim ileri sürülenin aksine, hiç de beklendiği gibi
olmadõ.
1804'ten sonraysa, iki halkõn ortak bir kimlik
oluştu racağõ moment, artõk bir daha ele
geçirilememiştir.
O çok aranan etkileşim , negatif anlamda oldu...
Yani iki ayrõ kimlik, birbirine karşõ oluştu . Kimliğin
ortak niteliğini belirleyen " biz" kavramõnõn içinde ,
Rumlar için hiçbir zaman Türkler olmadõğõ gibi,tam
tersi de hiç olmadõ. Aksine,kimliğin önemli bir ögesi
olan " on lar" ,Rumlar için her zaman Türkler idi ;
Türkler içinse, Rumlar... Kõbrõslõ Türk Kimliği ,bütün
diğer Türk kimliklerinden çok daha fazla anti-elen
koşullarda gelişmek zorunda kaldõğõ gibi ,adanõn Elen
kimliğinde de anti - Türk öge,çok önemli bir bileşen
olarak yerini aldõ. Ne var ki bu anti Türk öge, genel
Elen kimliğinde bulu nandan farklõlõk göstermekle
birlikte,şiddeti açõsõndan daha güçlü değildir. Zira da
Rumlarõ için Türkler, önemsiz ve gereksiz bir ayrõntõ
olup, aşõlmalarõ hiç de zor değildir.
Bu vahim hatanõn bedeli,çok ağõr ödenmiştir..
99
I - 1804 İSYANI :
1804'te,başpiskopos, saray tercümanõ ve
müsellim (adanõn Osmanlõ yöneticisi) aralarõnda
anlaşarak,vergileri yükseltirler. Türkler,buna karşõ
çõkarak, tepki gösterirler. Tepkiler artõnca,İsmail Ağa
yönetimindeki bazõ birlik ler,Lefkoşa'yõ sararlar.Bunun
üzerine,yerli halkõn bir kõsmõ ile birlikte,bazõ askerler
ayaklanõr. Tercümanõn evi önüne giden gösterici
kalabalõğa,evden ateş açõlõr,ölenler olur. Halk da,
başpisloposun
yeğeni
ile
evli
olan
saray
tercümanõnõn,evine saldõrõp,evi yağmalar,oradan başpis
koposluğa geçip,orayõ da yağmalayõp,başpiskopos
Hrisan tos'u da tartaklarlar. Bu arada canõnõ kurtaran
saray tercümanõ,Larnaka'ya geçerek, İstanbul'a ulaşõr ve
durumu saraya aktarõr. Bu arada isyan,bütün adaya
yayõlõr. İstanbul hükümeti Kõbrõs'a ,Ahmet ve Abidin
100
Paşalar komutasõnda askeri birlikler gönderir. Bunun
üzerine isyancõlar,başpiskopos ve bütün hristiyanlarõ
öldürmeye and içerler. Ancak Abidin Paşa ele geçen
isyancõlardan üçünü kazõğa oturtarak öldürür,geriye
kalanlarõnõ da Cezayir korsanlarõna köle olarak satar.
Elebaşlarõndan
geriye
kalanlar,Tarsus'a
kaçarak,canlarõnõ
kurtarõrlar.
Adadaki
Fransõz
konsolosu,Rumlar'õn
gösterilen
şiddeti
yeterli
bulmayarak,kendilerinin de ele geçirdikleri Türkleri
öldürerek, Osmanlõ birliklerine yardõmatmak bir
yana,harekatõn masraflarõnõn da başpiskoposlukça
karşõlandõğõnõ yazar. Ayni kaynak,o zamanlar
başpiskoposluğun,bu durumu, Türkleri adadan kovmak
için iyi bir fõrsat, olarak değerlendirdiğini
bildirmektedir.72
Kõbrõs Türkleri, olanlarõn intikamõnõ almaya karar
verirler. Tarsus'a kaçan isyan liderlerinden bir kõsmõ
orada görev yapan,aslen Sindeli , Altõparmak adlõ bir
binbaşõyõ ikna edip, 1806 yõlõ Mayõs ayõnda , Karpaz'a
çõkarlar. Rum köyleri,manastõrlar ve kiliselere
saldõrarak ilerleyen isyancõlar, Mesarya köylerinin de
katõlõmõyla büyüyerek, Haziran ayõnda Lefkoşa önlerine
gelirler. Ne var ki Lefkoşa'daki düzenli birlikler
önünde, bir günde dağõlõrlar ve yakalanan Altõparmak'õn
derisi yüzülerek öld
ürülmesine, engel olamazlar.
Bu olaydan sonra isyana katõlan Türkler'den
önemli bir kõsmõ daha,canõnõ kurtarabilmek için,adadan
kaçarak,Tarsus'a yerleşir.
72
- Dr. A. An age s.35
101
1821'de ada Türkleri'nin Rum ileri gelenlerin
kõrõmõna büyük bir hevesle katõlmalarõnõn nedeni, bu
olaylardõr. Öte yandan ada Rumlarõ , belki de 1821
olaylarõ yaşanmamõş olsaydõ da, ne Tanzimat ve ne de
Islahat Fermanlarõ ile,Osmanlõ idaresinin devamõnõ
isteyecek değillerdi. Yukarõda örneğini verdiğimiz,daha
1799'da Türklere karşõ silahlanmalarõ bir yana,1804
olaylarõ üzerine görevden alõnan Hrisantos'un yerine
başpiskoposluk'a getirilen Kibrianos, kuruluşundan
beri Filiki Eteriya'nõn bir üyesidir. Kendisi bir Romanya
ziyareti esnasõnda, Demetrios
Hipondros ile
karşõlaşmõş ve Megali İdea takipçisi olmuştur. 1802'de
adaya döndüğünde , meşrebi üzere çalõşmalarõna
başlamõş bulunmaktadõr.
Bütün bunlardan ne 1799,ne de 1804 'teki
olaylarõn, kendiliğinden, spontane olaylar olmadõğõ
belirli
bir
örgütlülük
içinde
davranõldõğõ
anlaşõlmaktadõr. Oysa 1821'de ada Türkleri'nin tavrõ ,
tamamõyla kendiliğinden gelişmiş bir hareket izlenimi
vermektedir. Nitekim, olaylardan sonra,Kõbrõslõ
Rumlar'õn bugün bile adõnõ andõklarõ Vali Küçük
Mehmet , görevden alõnõr. (Eylül 1822 )
Saray,olanlardan memnun değildir. Ne var ki,hiçbir
Osmanlõ politikasõ, Rumlar'õn impara torluk bünyesinde
kalmak istemelerine yol açacak kudrette, olamazdõ. Zira
onlar,18. yy sonlarõndan başlayarak , ulus kavramõnõ
tanõyarak, kendi ulus devletlerine katõlmaya karar
vermiş bulunmaktaydõlar. Günümüzde , artõk ulus
devlet kavramõnõn yerini giderek ulusötesi devletlere
bõrakmõş
bulunmaktadõr.(Batõda
artõk
buna
supranational state denilmeye başlandõ. 4 Haziran 1996
tarihli Yeni Demokrat gazetesindeki köşemizde ilk defa
102
adõnõ andõğõmõzda,tepki gösteren muhteremlere
anõmsatalõm, belki artõk anlayabilirler.)Ne var
ki,birkaçyüzyõlõ bu hülya ile geçirmiş olan Kõbrõslõ
Rumlar, belki de koca bir Ulus Devletler Çağõ'nõ,
Kõbrõslõ Türklerle boğuşarak geçirmenin verdiği bir
hõnçla, artõk zamanõnõn geçtiğini anlamamakta õsrar
ederek,hala adayõ bir biçimde kendi ulus devletlerine
katabilmeye uğraşmaktadõrlar. Hala ezici Rum
çoğunluğun indinde, Kõbrõs adasõnõn asõl halkõnõn
kendileri olduğu ve Türkler'in kendi kaderlerini özgürce
belirlemelerine engel gereksiz bir azõnlõk olduğu
zehabõ,oldukça güçlü bir görüştür. Ve ne yazõk ki,
aralarõnda Türkler'in de bir " kendi kaderi" olduğunu
teslim edebilen,aklõ başõnda hiçbir etkin çevre
bulunmamaktadõr. AKEL , Türkler'in kendi kaderlerini
belirleme hakkõnõn bulunmadõğõnõ iddia edebilecek
kadar komik adamlarõn yönetimindeki bir sözde
komünist partisidir.73 Kendi gelecekleri hakkõnda karar
verme özgürlüğü talep ederken ,adaTürkleri'nin
geleceği için karar vermek hakkõnõn bulun madõğõnõ
ileri süren bu halkõn solcularõ arasõnda da kendi
ülkelerinin nüfusunun % 20'sini oluşturan bir başka
halkõn haklarõnõ değil teslim etmek,düşünmeyi beceren
hiçbir çevre YOKTUR... En demokratlarõ, Türkler için
neyin iyi,neyin kötü olacağõ na,kendilerinin karar
verebileceğini düşünerek ; görüşebildikleri Türklere ne
kadar iyi niyetli olduklarõnõ kanõt layarak, bir koca
halkõn kaderinin kendilerine teslim edilmesinin,hiç de
kötü birşey olmadõğõnõ anlatmaya girişmektedir.
73
- Dr.N. Beratlý,Kýbrýs’ta Ulusal Sorun .Bkz.Akel Yönetiminin
yazara gönderdiði mektup”.
103
Eskiler böylesi durumlarõ tarif ederken," min-el
garaib" derlerdi!!
Bu garip ruh ve düşünce yapõsõnõn, elbette oku run
çalõşmamõzõn ilk bölümünde gözden geçirdiği, bir back
graund'u vardõr.
İ -ADA HALKLARININ ÜRETİM SÜRECİN
DEKİ DURUMU:
Bir halkõ,ortak bir kültürü ortaya çõkaran en
önemli ögelerden biri de, o topluluğu oluşturan
insanlarõn, belirli bir süreyi ayni üretim ilişkileri içinde
yaşamalarõdõr. Kõbrõs halklarõ, böyle bir olanağa hiç
kavuşmamõşlardõr.
Osmanlõ döneminde, her ne kadar da ayni
ülkede,ayni ekonominin içinde ve ayni yönetimin
104
idaresi altõnda yaşanmakta iseydi de , Osmanlõ "
Millet" sis temi,devleti oluşturan anasõr'õn birleşip
bütünleş mesine değil,farklõlõğõn sürekli olmasõna
yönelik bir anlayõşõn sahibidir. Ayni köyde, iki komşu
tarlada çalõşmakta olan bir Türk ile Rum köylüden ,
Türk olanõ toprağõn kullanõm hakkõna karşõlõk olarak
küçük bir Çift Resmi,ürünün % 10'u tutarõnda Öşür ve
kazancõnõn 1/40'õ oranõnda Zekat vergi verirdi. Komşu
Rum köylü ise ,ürünün % 20'si tutarõnda Haraç ,
evindeki her kişi başõna bir işçinin onbeş günlük
yevmiyesi tutarõnda Cizye , toprağõna karşõlõk
İspençe,askere gitmemesine karşõlõk Bedel -i Askeriye
ve bunlara ek olarak da kilise vergilerini öde mekle
mükellef bulunmaktaydõ.
Öte yandan , Fatih Kanunnamesi'ne göre eğer bir
Türk ticaret yaparsa , ödeyeceği Gümrük Vergisi'nin
tutarõ % 5 iken; ayni işi yapan bir hristiyan , % 2.5
oranõnda vergi ödemekle yükümlü idi.74
Bu durum sonucunda, bu iki insanõn üretim süreci
içinde ortak çõkarlarõnõn bulunduğunu ileri sürmenin
olanağõ yoktu. İki halk , yan yana geldikleri andan
itibaren birbir lerinden kesin çizgilerle ayrõlmõş çok
farklõ iki kültürün tem silcileri olmak bir yana,
birlikteliklerinin başõndan itibaren ,üretici güçler olarak
da ortak çõkar larõnõn olmadõğõ bir düzen içinde
yaşamõşlardõr.
İngiliz döneminin, bu farklõlõğõ ortadan kaldõrmak
gibi bir amacõnõn olmadõğõ da ortadadõr. 1960'a gelin
diğinde , nüfusun % 18'ini oluşturan Türkler'in GSMH'
nõn sadece % 7.5'ini üretip, Gelir Vergisi'nin % 5.3'ünü
74
- Ç. Yetkin ,Türk Halk Hareketleri ve Devrimleri Tarihi s.172
105
ödeyebilmeleri ve elektrik tüketiminden % 6.1 pay
alabil melerinin nedenleri 75 buraya kadar aktarõlan
tarihsel geç mişte aranmalõdõr.
Ne var ki bu tarihsel geçmiş , iki toplumun kaynaş
masõnõn ön koşullarõnõ hiçbir zaman oluş turmamõştõr.
Ne kültürel ,ne ekonomik ve ne de ideolojik olarak bu
koşullarõ bulamayan iki halk, önce Rumlar'õn çok erken
bir zamanda kendi ulusalcõlõklarõnõn peşine düşmeleri
dolayõsõyla ,ortak bir kimlik oluşturmak veya ortak bir
üst kimlikte buluşmak gibi bir hedefle de hiç bir zaman
karşõlaşmamõşlardõr. Özellikle Rum solu'nun , toplum
içinde yer edinmek için bula bula ulusalcõlõkta kiliseyi
geçerek kendine meşruiyyet aramayõ bulmasõ,zaten çok
zor olan bu kaynaşmayõ,olanaksõz hale getirmiştir. Öte
yandan Elen Solu'nun bu geleneksel "politika"yõ
uygulamaktan başka, ne şansõ vardõr?Geleneği bu
olup,zaten başka bir tavrõ tanõmamaktadõr. Argyriadis'in
,
Bernstein ve Rosa Luxemburg'u kandõrõp, kendi süfli
ulusal çõkar hesaplarõnõ,devrimci taktik olarak onaylat
masõ gibi ( ya da tam tersi ); Zahariadis ile Papayuannu
da Stalin ve Avrupa komünistlerini aldatõp,kendi ulusal
ülkülerini (ya da yine tam tersi) devrimci hedef diye,
kabul ettirmişlerdir.
Ancak,hiç kimse,bu taktiğin işe yaramadõğõnõ
söyleyemez.
Birinci bölümde,kökenlerini anlattõğõmõz,Batõ
Avrupa burjuva düşüncesinin,Elenofilisi ile Osmanlõ =
Türk antipatisini kullanõp,kendilerini belli bir
mazlumiyet yaratarak,batõ Avrupa kamuoyunun
75
- Z. Stavrinidis ,age s. 83
106
desteğini arkalarõna alarak Türkiye ve Türkleri
sõkõştõrmak taktiği; ne yazõk ki henüz Tanzimat aydõnõ
düzeyinde kalmõş ve dolayõsõyla Avrupa'dan gelen
herşeyi makbul sanmayõ,aydõnlanma nõn gereği kabul
eden Türk aydõnlarõnõ bile etkileyebil miştir.
107
2- ADA YÖNETİMİNİN İNGİLTERE'
YE DEVRİ:
A - ADANIN İNGİLTERE AÇISINDAN
Britanya İmparatorluğu'nun çok eski
ÖNEMİ:
yõllardan beri Kõbrõs adasõ ile ilgilendiği,bilinmektedir.
Özellikle Hindistan'õn elde edilmesinden sonra , bu
ilginin boyutlarõ , İngiliz stratejisinin en önemli amacõ
olan " Hindistan Yolu'nun güvenliğe alõnmasõ
bakõmõndan giderek genişlemiştir. Adanõn önemi ile
ilgili ilk kayda değer İngiliz kaynağõ, J.M. Kinner adlõ
bir İngiliz kaptanõn,1814'te Kõbrõs'a yaptõğõ ziyaretten
sonra kaleme aldõğõ ,adanõn stratejik önemi ile ilgili bir
yazõdõr.76 Britanya'nõn,Akdeniz'de Hindistan yolunu
garantiye almak için,Süveyş Kanalõ'nõ korumak üzere
,Cebelitarõk ve Malta'dan sonra bir üçüncü ikmal
merkezine gereksinimi vardõ. Bu üssün yeri
tartõşõlmakta, Midilli,
Limni,İskenderun,Akka,Girit,Hayfa,İskenderiye
ve
Kõbrõs
seçenekleri değerlendirilmekteydi.77 1822'den sonra ,
diğer hedeflere oranla Kõbrõs'õn daha kolay ele geçiri
lebilmek ve stratejik olarak daha değerli bulunmak gibi
avantajlarõ gözönüne alõnarak,burada karar kõlõndõ.
76
77
- A. Gazioðlu, Ýngiliz Yönetiminde Kýbrýs s. 9
- Soyalp Tamçelik , Kýbrýs’ýn Ýngiliz Ýdaresine Geçiþi s.4
108
Mõsõr Valisi Mehmet Ali Paşa'nõn isyanõ
sõrasõnda,bir ara kaynak sõkõntõsõna düşen Bab-õ Ali ,
belirli bir miktar borç karşõlõğõnda İngiltere'ye Girit ,
Kõbrõs ve Midilli Adalarõnõ rehin olarak vermeyi önerir.
Diğer
büyük
güçlerin
tepkilerinden
çekinen
Londra,bunu kabul etmez. 1847'de " Kõbrõs Önasya'nõn
anahtarõdõr" sözünün sahibi olan Benjamin Disraeli,bu
defa " İn gilizler Kõbrõs'õ istiyorlar ama adayõ bir
tazminat olarak alacaklardõr." 78 demektedir.
B - BEKLENEN FIRSAT DOĞUYOR :
1878'de Rus ordularõ İstanbul kapõlarõna
dayandõğõnda,İngilizler'in beklediği fõrsat doğmuştur.
78
- Hill’den aktaran Dr. A. An age s.61
109
Aslõna bakõlõrsa, İstanbul'un düşmesi onlarõ diğer büyük
güçler kadar ilgilendirmemektedir. Ne var ki
,Bulgaristan üstünden Ege'ye inebilecek olan Rusya'nõn
, doğuda işgal ettiği
Elviye-yi Selase' den (Doğu
Anadolu'daki üç büyük vilayet ) dolayõ, Doğu Beyazõt
ve Eleşkirt Ovasõ üzerinden, önünde İskenderun yolu
açõldõğõ için , bundan böyle bir Akdeniz gücü olarak
algõlanmasõ gerekeceğini hesap etmiştir.79 Hindistan'õ
zaten kuzeyden tehdit etme gücünde olan Rusya'nõn
Akdeniz'de de güçlenmesi , İngiltere'nin işine
gelmemektedir. İngiliz Donanmasõ , İstanbul önlerine
giderek,şehrin işgalini engellerken , Foreign Office de
harekete geçerek ,AystefanosAndlaşma sõnõ hükümsüz
kõlacak Berlin Konferansõ'nõn kotarõl masõna girişir.
Öte yandan , Benjamin Disraeli , otuz yõldõr
beklediği günün geldiğini görerek , Hindistan'dan geti
receği kuvvetlerle adayõ işgal etmek niyetindedir. Nite
kim, 18 Nisan - 10 Mayõs tarihleri arasõnda sözü edilen
kuvvet getirilerek,Malta'da üslendirilir. Dõşişleri Bakanõ
Lord Derby ,bu kuvvet politikasõna karşõ çõkarak , istifa
eder. Onun yerine geçen Lord Salisbury de selefine
katõlõr ve adayõ diplomatik yollardan ele geçirmenin
daha kolay olduğunu ileri sürer.80 Bu politikanõn
denenmesine karar verilir.
İstanbul büyükelçisi Layard'a
gönderilen bir
direktif ile
İngiltere ile Osmanlõ devletleri
arasõnda,Rusya'ya karşõ bir savunma ve işbirliği
anlaşmasõ yapmak istedik lerini ve bu anlaşmanõn
yükümlülüklerini yerine getirmek üzere,bir üs
79
80
- S. Tamçelik age s.6
- A. Gazioðlu age s.10
110
olarak,Kõbrõs Adasõ'nõn geçici bir süre kulla nõlmasõnõ
talep ettiklerini,Bab-õ Ali'ye önermesi istenir. Layard'a
verilen emir,sultanõn en geç ayõn 26'sõna kadar ikna
edilmesi doğrultusundadõr.
Layard , olumlu yanõtõ tam da ayõn 26. günü alõr ,
Londra'nõn direktiflerini beklerken II. Abdülhamit'in
fikir değiştirmesinden çekinerek, bizzat kendisi bir
anlaşma metni hazõrlar.Bu,27 Mayõs gecesi saat
20.00'de Yõldõz Sarayõ'nda sultanõn kabul ettiği81 , iki
maddeden ibarettir:
Birinci maddeye göre Rusya , Kars, Ardahan ve
Batum'u veya bunlardan birini elinde tutup,sultanõn
Asya'daki topraklarõna tecavüz etmeğe kalkõştõğõ
takdirde , İngiltere Osmanlõ Devletine yardõm edecek,
buna kar şõlõk,sultan da hristiyan tebaalarõna ek haklar
tanõyacak ve Kõbrõs adasõ yükümlülüklerini yerine
getirmesi için,üs olarak kullanõlmak üzere, İngiltere'ye
devredilecektir. Ikinci maddeye göreyse, bu anlaşma
bir ay içerisinde karşõlõklõ olarak tastik ve teati
edilecektir.82 İngiliz büyükelçisi,o gece durumu
Londra'ya bildirir.30 Mayõs günü,İngiliz Dõşişleri bir
yandan İstanbul'a adanõn devri ni düzenleten
konvansiyonla ilgili önerilerini bildirirken,öte taraftan
da
Ruslarla Londra'da bir anlaşma imzala
yarak,Balkanlarda Ege kõyõsõna kadar inen Büyük
Bulgaristan fikrini ortadan kaldõrõyordu.83 Anlaşõlacağõ
üzere Foreign Office kendi çõkarlarõnõ korumaktaydõ.
Oysa sultanõn yorumu,bu yönde değildi !O kendi
81
-Layard, Memories’den akt. A. Gazioðlu ,ENOSÝS Çemberinde
Türkler s. 13 - 14
82
- age s.18
83
- age s.14
111
devletinin korunduğu zehabõndaydõ!4 Haziran günü ,
yukarõdaki anlaşma metni Layard ve Saffet Paşa
tarafõndan
imzalanarak,resmen yürürlü ğe girdi .
Sultan ll. Abdülhamit," Hukuk-u şahaneme asla halel
gelmemesi kaydõyla muahadenameyi tasdik ederim"
notunu düşerek,bu anlaşmayõ parafe eder.
1 Temmuz 1878 günü yine Layard ile bu kez
başvezirliğe yükselmiş bulunan Saffet Paşa arasõnda
imzalanan bir ek anlaşma ile , adadaki İngiliz yöne
timinin koşullarõnõn belirlenmesine çalõşõlõr. Bu anlaş
maya göre:
1- Adada bir Şeriye mahkemesi bulunacak ve
müslüman ahalinin şeriata ilişkin davalarõna
bakacaktõr.
2- Adadaki evkafõn yönetimi için , İstanbul'daki Evkaf
Nezareti bir yönetici atayacak ve bu yönetici İngiliz
idaresinin de atayacağõ bir diğer yönetici ile işbirliği
halinde,adanõn müslüman evkafõnõ yönetecektir.
3- İngiltere devleti ada gelirlerinden yönetim
masraflarõnõ düştükten sonra,geriye kalan miktarõ
Osmanlõ maliyesine her yõl ödeyecektir. Bu miktarõn
hesaplanmasõn da son beş yõlõn ortalamasõ esas
alõnacak ve adadaki padişaha (emlak-i emiriye) veya
devl
ete ait (emlak-i hümayun) gelirleri bu hesabõn dõşõnda
tutulacaktõr.
4- Gerek Osmanlõ Devleti ve gerekse sultanõn kendisi
adada bulunan mallarõnõ serbestçe kiralayõp,sata
bileceklerdir ve bunlarõn gelirleri ada gelir leri
arasõnda sayõlmayacaktõr.
112
5- İngiltere Devleti,genel çõkarlar için adada õslahat
yapmak
üzere
gerekli
gördüğü
istimlakleri
yapabilecektir.
6 - Rusya, Kars ve Ermenistan'da son savaşta ele
geçirdiği yerleri Osmanlõ dev letine geri verdiği
zaman,İngiltere devleti de Kõbrõs adasõnõ boşaltacak ve
4 Haziran anlaşmasõ yürürlükten kalkacaktõr.84
Bu alõş - verişin ayrõntõlarõnõn tümünün padişah
dõşõndaki
devlet
yöneticilerince
bilinmediği
anlaşõlmaktadõr. Bu, gizliliğin altõnda yatan neden ,
Berlin Konferansõ'nda Osmanlõ'nõn " Hamisi " rolünü
oynayacak olan İngiltere ile İstanbul arasõnda bu türden
bir ittifakõn kurulmuş olduğunun gizlenmesidir. İngiliz
makamlarõ , sözkonusu anlaşmanõn,"konferans devam
ederken" imzalanmasõ konusuna,özel bir önem vermiş
lerdir. Anlaşmanõn gizliliğine karşõn , İngilizler ,
imzalanmasõnõn hemen ardõndan donanmalarõnõn Kõbrõs
sularõnda bulunmasõnda , " Ada ile ilgili Yunan emelleri
" ni gerekçe göstererek õsrarlõ olmuşlar ve eğer buna
karşõ
çõkõlõrsa,hem adayõ zorla işgal edecekleri ve hem de
konferansta , Aytstefanos Anlaşmasõnõ tadiletmek konu
sunda çalõşmayacaklarõ tehdidini ileri sürmüşlerdir.85
84
- age s.19
- Mahmut Celalettin Paþa, Mirat_ý Hakikat’ten
aktaran,S.Tamçelik age s.16 -17 / A. Gazioðlu age s.13
85
113
C - ADANIN İNGİLTERE'YE DEVRİ :
İstanbul bu tehdidi o kadar ciddiye almõştõr ki ,
Kõbrõs'õn Türk yöneticilerini bile bu anlaşmadan
haberdaretmemiştir. Berlin Konferansõ sürerken adaya
gelen İngiliz güçlerine karşõ nasõl davranacaklarõnõ
kestire meyen Vali Besim Paşa , 9 Temmuz günü
Lefkoşa'ya gelerek böyle bir anlaşmanõn varlõğõndan
söz eden Amiral Lord John Hay'a ne diyeceğini
bilemedi. Ertesi günü adaya bir İngiliz savaş gemisi ile
ulaştõrõlan Semih Paşa , "zat-õ şahanenin" ilgili
fermanõnõ getirince , itaatten başka şansõ kalmayan vali
,adanõn yönetimini İngiliz güçlerine teslim ederken ,
aylardan beri maaş alamayan memurlarõ ödeyen yeni
yönetimden , kendisi de birikmiş maaşlarõnõ almakta bir
mahzur görmedi !
Sultanõn ,fermanõnda, anlaşma ve ek anlaşmadan
ibaret olan devir koşullarõnõ anlattõktan sonra ," sizler
vali,mutasarrõf,naip ve müftü,ve diğer adõ geçenler(den)
yüksek irademle verilen emirlerime uyarak,ve buna
aykõrõ düşecek herhangi bir eylem ve davranõşta
bulunmaktan kaçõnarak,adõ geçen adayõ,adõ geçen
hükümete
teslim
etmeniz
istenmektedir."
denilmekteydi.86
Kõbrõs , 12 Temmuz 1878 günü akşam üzeri saat
17.00'de, Baf Kapõsõ Kõşlasõna Britanya bayrağõ
çekilerek resmen ,İngilizlere devredildi.
86
- A. Gazioðlu ,age s.31
114
Ertesi gün, Berlin Konferansõ sona erdi. Foreign
Office'in zamanlamasõ çok iyiydi .Birkaçgün sonra
konferans dönüşü Başbakanlõk konutu kapõsõnda biriken
halkõ selamlayan Benjamin Disraeli ( ki o artõk Lord
Beaconsfield idi ) verdiği söylevde :
" Size barõş ve onur getirdim" demekteydi.
Otuz yõllõk hedefine başarõ ile varan Britanya
başbakanõnõn bu sözlerini yorumlayan İngiliz OrtaDoğu politikasõnõn mimarlarõndan , Sir Ronald Storrs'a
göre , barõş, anlaşmanõn kendisiydi ,onur ise :Kõbrõs...87
Osmanlõlar açõsõndan Kõbrõs, Aystefanos
Andlaşmasõnõn düzeltilmesi,Doğu Anadolu ve İstan
bul'un Rusya tarafõndan işgal edilmesinin önlenmesi ve
Rumeli'de, Şarki Rumeli Vilayetinin kurtarõlmasõnõn ,
diyeti idi... Şimdi bir yüzyõl sonra bakõldõğõ zaman , Ru
meli ve Batum'un elden gittiği, geriye kalanlarõn
kurtarõlmasõ içinse çok daha yõpratõcõ savaşlarõn
verildiği görülmektedir. Kõbrõs konusundaki Osmanlõ
politikasõ doğru değildi,çünkü amaçlanan hedef elde
edilemedi.
İngilizler'e göreyse , Kõbrõs Akdeniz'den geçen
Hindistan Yolu'nun güvenliği için, Suveyş Kanalõ'nõ
korumak üzere gerekliydi.
" 1882'de yani adanõn işgalinden sadece dört yõl
sonra Mõsõr'õn da işgal edilmesi,Suveyş Kanalõnõ kontrol
eden bulunmaz bir üs sağlõyordu.Neticede Kõbrõs'õn
önemi,düşünüldüğünden çok daha az olmuş ve
dolayõsõyla ada ihmal edilmiştir. Hükümetler de şahõslar
gibi eğer kõsa vadeli çõkarlarõna hizmet etmiyorsa,bir işe
yatõrõm yapmadõklarõndan dolayõ mazur görüle
87
- Sir Ronald Storrs ,age s.19
115
bilirler...Neticede harbin (1. Cihan Harbi N.B.)
sonlarõna
kadar...Kõbrõs
ekonomisi
kalkõnma
yerine,asgari İngiliz harcamalarõyla 'idare edildi' " 88
Bu sözlerin sahibi de ,yine Sir Ronald Storrs ...
Kendisi 1. Dünya Savaşõ esnasõnda
Britanya'nõn
Arabistan politikalarõnõ belirleyen Kahire Bürosu'nun
en önemli ismi olup,sonradan Filistin ve Kõbrõs
valiliklerinde bulunmuş bir bürokrattõr.
Özetlemek
gerekirse ,onca entrika ,sonunda o günkü hesaplar
açõsõndan Kõbrõs dahil taraflarõn hiçbirinin işine
yaramamõştõr. İngiltere hükümetinin Kõbrõs için verdiği
uğraş da, sonucu itibarõyla o gün için gereksiz bir
faaliyettir.Zira dört yõl sonra Mõsõr da ele geçirilebilmiş
, ada önemini yitirmiştir .Yukarõda da değinildiği gibi ,
İngiltere'nin adaya duyduğu ilginin kökeninde,
Hindistan yolunun güvenlik altõna alõnmasõ kaygõsõ
yatmaktadõr. Bu bakõmdan Mõsõr'õn da ele alõnmasõ,
Kõbrõs'õn değerinin bir anda ikinci dereceye düşmesine
neden olmuştur. Bir anlamda ada ile Mõsõr'õn etkileşimi
, adeta bir kader birliğine doğru gitmiştir. İngiliz
İmparatorluğu Hindistan'õ elden çõkardõktan sonra , bu
kez de Orta Doğu'daki petrol çõkarlarõ açõsõndan bölge
egemenliğini elinde tutmak zorunluluğu ile yüzyüze
kaldõğõ zaman, Kõbrõs / Mõsõr ikilemi yine gündeme
gelmiştir. İkinci Dünya Savaşõ öncesinde, Orta Doğu
petrollerinin % 71'I İngiltere; % 15'I de Amerika
kontrolünde iken,savaş sonunda İngilizlerin payõ , % 30
'a iner, Amerikalõlar ise kendilerine düşeni, % 60' a
çõkarõrlar.89 İngiltere, Mõsõr'dan da kovulur ve ancak o
88
89
- age s.23
- Dr. Doðan Harman - Emperyalizm Kýbrýs ve AKEL s.11-12
116
zaman Kõbrõs " kõymete biner "... Büyük Britanya , Orta
Doğu Kuvvetleri'nin karargahõnõ adaya taşõr , limanlarõ,
havaalanlarõnõ islah etmeye girişir . Ama artõk çok
geçtir...Suveyş Bozgunu sonrasõnda, egemenliği
Amerika'ya kaptõrõr ve 1956'dan itibaren , Kõbrõs'õ
terketmenin hesaplarõna başladõ ğõndan, adaya hiçbir
faydasõ dokunmadan, buradan ayrõlõr. Bu bakõmdan
Kõbrõs,
diğer
İngiliz
sömürgelerinin
aksine,
kolonyalizmin bir sonucu olarak, sömürgecilerin ülkeyi
sömürebilmek için oranõn alt yapõsõnõ geliştirmeleri
şansõnõ dahi,yaşamaz.90
Unutulmuş bir ada olarak kalõr ...
90
- Sir Ronald Storrs, age s.65 -67
117
3- İNGİLİZ YÖNETİMİNİN İLK YIL
LARI :
A - OSMANLI YÖNETİMİ'NİN ADA'NIN
DEĞERİNİ ANLAYAMAMASI :
118
Osmanlõ İmparatorluğu'nun l.Dünya Savaşõ'na
girmesine kadar, Kõbrõs'õn de juré sahibinin Osmanlõ
Devleti olduğu konusunda taraflar arasõnda hiçbir kuşku
veya tartõşma,yoktur. Savaşa girildikten sonraki
İngiltere'nin tek yanlõ "ilhak" kararõnõn hukuksal
anlamda bir mana ifade etmesi ise Lozan
Anlaşmasõnda, sözkonusu kararõn TBMM Hükümetince
de tanõnma sõndan sonradõr.
Temmuz 1878 tarihli Kõbrõs Konvansitonu'nu
gözden geçirenler, İngiltere'ye devredilenin ,adanõn
egemenliği olmadõğõ gibi , özgürce idaresi dahi
olmadõğõnõ teslim edebilirler. Ne var ki İngiliz İdaresi ,
yukarõdaki ek anlaşmada görülen kendi leyhlerine yo
rumlanabilecek maddeleri
(ki bunlar 2 ila 5.
maddelerdir ) sonuna kadar kendi çõkarlarõ için
kullanõrken , İstanbul kendi haklarõnõ düzenleyen 1 ,2
,3 ,4 ve 6. maddeleri, işle temedi. Hem de , 1912'ye
kadar , Bab-õ Ali'nin en önemli bir ismi , Kamil Paşa
Kõbrõslõ olduğu halde ! Aymazlõk,işgal ile birlikte
başlar. İngiltere'nin İstanbul büyükelçisi Layard, daha
Haziran 1878'de,yani adanõn devir anlaşmasõnõn hemen
ardõndan,Lord Sallis bury'e yazdõğõ bir raporda,adanõn
Türk nüfusunu artõrma nõn,kendi politikalarõna daha
uygun düşeceğini, Rumeli 'den İstanbul'a gelen
göçmenlerin,Kõbrõs'a aktarõlmasõnõ önerir.Gerekçe
olarak da,ada Rumlarõ'nõn Türkleri adadan sürmek için
herşeyi yapõp,bunu başarõnca da Yunanistan ile
birleşmek isteyeceklerinden,kuşku duymadõğõnõ belirtir.
Temmuz
1878'de,işgal
tamamlanõr.
Ağustos
ayõnda,Layard,kendi dõş işlerine,ayni anlamda bir
mektup daha yazar. Ama Osmanlõ Hükümeti, bu
nüfusun
adaya
nakli
için
gerekli
parayõ
119
"bulamadõğõndan", bu proje uygulanmaz. Onun yerine
,Malta ve İskende riye'den,kendiliğinden gelen
Rumlar,adaya yerleşirler.91 Adada kalan Türk nüfusun
kimliğini koruma kaygõsõ,önceleri eğitim sistemi ile
ilgili konularda kendini gösterir. 1878'de adadaki eğitim
kurumlarõ,çeşitli yerleşim birimlerine dağõlmõş 65
İptidai Mektep ile Lefkoşa'da bulunan bir Rüştiye ve
büyük kasabalara dağõlmõş, yedi medreseden
ibarettir.Bunlarõn tümünde verilen eğitimin,dini
kurallarõ öğretmeye yönelik olduğu anlaşõlmaktadõr.92
Oysa ayni
dönemde,adadaki 76 Rum okulunda, aritmetik,
coğrafya,
modern
Yunanca
gibi
dersler
okutulmaktadõr.93 İngiliz yö netimi,bu durumdan
rahatsõz olmaz. 1880'de üç islam okulunun,İngiliz
Yönetimi tarafõndan kapatõldõğõ ve müftü ile
çevresinin,buna karşõlõk,on okul açmak üzere, Osmanlõ
Bankasõ'na müracaat ettikleri görülür.94 Sözkonusu
okullarõn açõlmadõğõna bakõlõrsa,başvuru nun,olumlu
karşõlanmadõğõ anlaşõlõyor.
O dönemin önemli aydõnlarõ arasõnda bulunan
Müsevvidzade Osman Cemal'in 1911'de kaleme aldõğõ
Teyakkuz isimli eserinden ,Sayõn Harid Fedai'nin
aktardõğõ bilgilere bakõlõrsa,o dönem adanõn önde
gelenleri,müftü,kadõ v.s. bu amaçla İstanbul'a
başvurarak elde ettikleri kaynaklarõ,burada amaca
uygun kullanmak yerine eşe dosta dağõtmõşlar ve "
gazete okumaktan aciz adamlarõ" okullara müfettiş
91
- H.M. Ateþin - Kýbrýs’ta Ýslami Kimlik Davasý s.103
-age s.117 - 118
93
- N. Kýzýlyürek ,age s.31
94
- H. M. Ateþin ,age s.119
92
120
tayin ederek,adadaki Osmalõ maarif sisteminin,onlar
çökert mişlerdir. Okul açtõrma girişimlerinin ardõnda ya
tan, Müsevitzade'ye göre, " müfettiş efendiye aylõk on
lira tahsis ettirmekti ki bunu da kadõlarõmõz,
müfettişlerimiz, eşrafõmõz tensip buyur maktaydõ..."95
1894'te,sömürge
yönetimi,Maarif
Encümeni
başkanlõğõna,J. Spancer adõnda bir papaz tayin eder.
Ulema, papazla birlikte çalõşmakta bir beis görmez ve
islami eğitimin başõnda bir papazõn bulunmasõnõ,sineye
çeker. Osmanlõ payitahtõndan da herhangi bir ses,
yükselmez. 1896'da,adadaki Rüştiye'nin İdadi'ye tahvi
linden sonra,Anadolu'dan getirilmeye başlanan öğret
menler ile,Kõbrõslõ Türkler,modern bilimlerin öğretildiği
bir kuruma kavuşurlar. Adadaki okullaşma,ancak
1930'lardan sonra tatmin edici boyutlara ulaşõr.
İngilizler,
adada
bir
Şeriye
mahkemesi
bulundurulmasõna ses etmediler. Ancak,adadaki müslü
man evkafõnõ yönetmek üzere , kendi temsilcilerini
atamakla kalmayõp ,ilk fõrsatta kendilerine hizmet
edecek birinin müslüman temsilcisi olarak seçilmesini
sağladõlar. Cumhuriyetin ilanõndan sonraysa , artõk bir
Evkaf Nezareti olmadõğõ için, yönetimi tamamõyla
ellerine geçirip, adanõn en büyük toprak sahibi olan
müslüman vakõflarõnõ yağmaladõlar. Bunu yaparken
kullandõklarõ mantõk ise,ilgi çekicidir.
Osmanlõ idaresinde hristiyan evkafõnõn yöneticisi
kilise olduğu halde,müslüman evkafõnõn yöneticisi
bizzat padişahõn kendisidir. İngiliz Sömürge
yönetiminin iddiasõna göre, bunun anlamõ, Osmanlõ
sulta nõnõn,hristiyan evkafõnõn yönetimini bağõmsõz
95
- Müsevvitzade’den akt. H. Fedai ,Adsýz Kitap s.13
121
kiliseye vermeyi uygun görmesine karşõn,müslüman
evkafõnõn yönetiminin ise devlet başkanõnõn yetkisinde
bulunmasõnõ uygun gördüğüdür.Kõbrõs, artõk başka bir
devlet tarafõn dan yönetildiğine göre, onlar aslõnda
hiçbirşeyi değiştir memişler,müslüman evkafõnõn
yönetimini yine devlet başkanõnda,yani İngiliz
Kraliçesi'n de bõrakmõşlardõr. Sultan'õn Evkaf
yönetiminin başõ olmasõnõn , halifelik ünvanõ ile ilgili
olduğu , bilerek unutulmuş,gözardõ edilmiştir.
Anlaşmanõn 5. maddesini dayanak yapan İngiliz
yönetimi , 1912'de yapõlan bir kadastro çalõşmasõ
sonucu , hukuksal olarak egemen olmadõğõ bir ülkede ,
tapu dağõtarak , 4. maddeyi ihlal etti ve ortada ne
"emlak-õ emiriye" ne de "emlak-õ hümayun" kaldõ.
Üstelik o esnada sadrazam olan Kamil Paşa, meslek
hayatõna kendi memleketi olan Kõbrõs'ta Evkaf
Yöneticisi olarak başlamõştõr.
1880 yõlõnda,Osmanlõ ile Yunanistan arasõnda
savaş çõkar.Yasal olarak hala Osmanlõ yurttaşõ olan ada
Rumlarõ,gönüllüler ve takviye hazõrlayarak,gizlemeye
hiç gerek görmeden Yunanistan'a,Osmanlõ ordusu ile
savaşmaya koşarlar. Bunun ardõndan Yunanistan'a
bağlanma talepleri yine doruğa çõkar. Nihayet Müftü
İstanbul'a bir telgraf çekerek , "şeref ve namuslarõnõn "
korunmasõnõ istemek zorunda kalõr. Bab-õ Ali'nin
yaptõğõ tek şey , Plevne kahramanõ Gazi Osman Paşa'ya
bir telgraf çektirerek, " müftüye"adanõn Yunanistan'a
veril meyeceğini bildirmek olur.96
1882'de ada yönetimini kendi hukuksal kurallarõna
uyarlamaya başlayan İngiltere,bir anayasa hazõrlar.
96
- A. Gazioðlu ,age s.59 -60
122
Buna göre mecliste 9 Rum ve 3 de Türk temsilci bulu
nacaktõr.Ada Türkleri tepkilerini İstanbul'a duyururlar .
Bab-õ Ali , o güne kadar eşit temsil edilen bu iki toplu
luktan birinin aleyhine olan bu gelişmenin durdurulmasõ
için Londra Büyükelçisi Muzurus Paşa'yõ devreye sokar
! İngilizler ,İstanbul'a gönderdikleri cevapta ," Kõbrõs
müslümanlarõnõn kafalarõndaki önyargõdan üzüntü duy
duklarõnõ" belirtip,ne Osmanlõ Hükümetini ve ne de ada
Türkleri'ni kaale almak gereğini duymazlar.97
Osmanlõ Hükümeti de daha imzasõnõn mürekkebi
kurumamõş olan anlaşmanõn ihlaline ses çõkaracak
cesare ti bulamaz.
Ve İngiliz Yönetimi de juré olarak kendine ait
olmayan bir adaya,aklõnõn kestiği gibi bir anayasa
yapar.
Bu anayasa ve yaratõlan fiili duruma , İstanbul'un
bir itirazõ bulunmaz ama ada Türkleri karşõ çõkõşlarõnõ
sürdürürler. Müftü, Sömürgeler Bakanlõğõ'na bir telgraf
çekerek, Osmanlõ ülkesinin her tarafõnda nüfus oranõna
bakõlmaksõzõn eşitlik ilkesi uygulandõğõnõ, bu anayasada
õsrar edilecekse, Türkler'in meclise katõlmayacaklarõnõ
duyurur. Yüksek Komiseri ziyaret eden bir heyet,bu
ana yasa ile ada Türkleri'nin , Rumlar'õn insafõna
terkedile ceğini , onlarõn amacõnõnsa Yunanistan'a
katõlmak oldu ğunu bildirir. Ayni heyetin mensuplarõ
bir telgrafla İstan bul'a ,saraya başvurarak, hukuklarõnõn
korunmasõnõ talep ettiler.
Ne var ki ,bu başvuru karşõsõnda, Osmanlõ
hükümeti ve sultan,hukuksal olarak kendi egemenliği
altõnda olan bir ülkede, bir başka devletin anayasa ilan
97
- age s.45 - 47
123
etmesini sineye çekerek,Kõbrõslõ Türk önde gelenlere
cevap dahi vermedi.98Sonuçta yõlgõnlõğa katõlan ada
Türkleri, 21 Haziran 1883'te yapõlan seçimlere katõlõp,
boykot tehdidini unutarak, meclise de katõlõrlar.99 Bu
meclisin Türk üyeleri, Mehmet Fehim Efendi, Mehmet
Ataullah Efendi ve Ahmet Raşit Efendi'dir.100
B - İŞGALİN
TÜRKLERİ :
İLK
YILLARINDA
ADA
Kõbrõs Türkleri , o dönemki cemaat yöneticileri
müftü ve kadõ'nõn , padişah fermanõna uygun olarak
,geliştirdikleri tavra uyum göstererek, İngilizlere hiçbir
zorluk çõkarmadan yaşayõp gitmelerine,uzun süre izin
verdiler.
Müsevidzade Osman Cemal, şöyle diyor :
" ... Kõbrõs müslümanlarõnõn da felaket ve
perişaniyesine,hukuk - u milliyemizin yitirilmesine,
gereken koşullar ve niteliği kişiliğinde bulundurmayan
ulemamõz neden olmuştur... Adanõn işgali sõrasõnda
yönetimin
başõnda
bulunan
98
- age s.43
- age s.45
100
- Haþmet Gürkan , Kýbrýs Tarihinden Sayfalar s.140
99
124
müftüler,kadõlar,müderrisler, milli duygulardan nasipsiz
bulunduklarõ gibi, bilgi düzeyleri de yalnõz şeriat
ilminin,yüzeysel başlangõcõ ile sõnõrlõydõ... (Yaptõklarõ
)işler bir cinayet olarak anõlmaya layõktõr...101 "Adanõn
teslimiyle ilgili olarak çõkarõlan padişah fermanõnda '
güvenilir,bilgili kimseler ve saire diye tanõmlananlarõn;
hemen hepsi ,okumuş cahil deyimine uygun bir halde
bulunmaktaydõlar... O zamanõn ricali,göreneğe tabi
mukallid
birer
müslüman
olmakla
beraber,
102
Osmanlõlõktan da nasiplerini almõş değil idiler."
O dönemde,İngiliz yönetiminin geçiciliğine
gerçekten inanõldõğõ anlaşõlõyor. Rumlar'õn Yunanistan
ile birleşme taleplerinin en üst düzeye çõkmasõ üzerine,
adadaki ilk Türk siyasi örgütlenmesi kendini gösterir.
Bir grup aydõn , Kõraathane-i Osmani adõyla bir örgüt
lenmeye girişirler. Sözkonusu örgütün başõnda , Tüccar
başõ Derviş Efendi vardõr. Bu girişimin , sarayõn bilgisi
dahilinde olduğunu, ll. Abdülhamit'in ,Derviş Efendiye
Mir-i Miran rütbesi ve Paşa ünvanõ vermesinden
anlõyoruz. Ne var ki kõsa bir zaman sonra, örgütün
yayõn organõ Zaman gazetesi başyazarõ Muzaferüddin
Galip Bey ve arkadaşlarõnõn , Jöntürk olduklarõ ortaya
çõkõnca, "paşa"nõn rütbeleri geri alõnõr. Rütbelerini
kaybetmemek üzere Derviş Paşa'nõn gazetede sansür
uygulamaya kalkmasõ ise ,bir bölünmeye yol açar.
Galip bey ve arkadaşlarõ , Yeni Zaman adlõ bir gazete
etrafõnda birleşerek hareketlerine devam ederken,
Kõraathane-i Osmani kadrosu da onlarla beraber
giderek,1893'te çõkardõklarõ Kõbrõs gazetesinin yayõn
101
102
- H. Fedai ,age s.40 -41
- age s. 9 - 10
125
ilkesini,doğrudan "Jöntürk davasõna hizmet etmek" diye
açõklarlar. Başka konulardaki duyarsõzlõğõnõn aksine ,
Osmanlõ Hükümeti bu konuyu çok ciddiye alõr ve
Dahiliye Nazõrõ Memduh Paşa'nõn ricasõ üzerine gazete
kapatõlõr. Kamil Paşa Evrakõ’ndan anladõğõmõza göre,
gazeteyi muzõr bulan bu ünlü hemşehrimizin
kendisiymiş !103 Paşa ,İzmir valiliğine sürgüne
gönderilince,gazetenin
İzmir’e
girişini
de
yasaklatmõş. 104
Hemen, yeni bir gazete çõkarõlõr : Feryat... 105
Feryat'õn başyazarõ,Kõrõmlõ İsmail Fethi isimli bir jön
türktür.Bu gazete de, sahibine rüşvet verilerek, sustu
rulur...
1894 yõlõ , ada Rumlarõ'nõn ENOSİS için , Türk
lere yönelik ilk eylemlere başladõğõ yõldõr. Mart ayõnda
Baf'ta önce camii önündeki sivil halka,iki hafta sonra
İstanbuldan tatile gelmiş askeri öğrencilere,Rumlar
saldõrõp,onlarõ yaralarlar.1895 yõlõ içerisinde,Lefkoşa/
Tahtakale Mahallesi ve Vadili köyünde ayni olaylar
tekrarlanõr.106 Osmanlõ hükümeti ile Londra arasõndaki
mesaj teatisi, Bab-õ Ali'yi tatmin etmiş olmalõ ki,bu
olaylarla ilgili olarak, Londra'ya birer protesto notasõ
gönderilmekle yetinilir ,başka bir eylemde bulunulmaz.
19.yy'õn sonlarõnda ,adadaki Türk aydõnlarõn artõk
hareketlendiği , ancak siyaseten bölünmüş olduklarõ
görülür. Rumlar'õn ENOSİS hedefi ile mücadelede fikir
birliği vardõr ama Kõbrõs Türk aydõnlarõ , Padişahçõlar
103
- TC Baþbakanlýk Osmanlý Arþivi Yýldýz Esas Evraký Kamil
Paþa Evraký’na Ek 1893 tarih 86/4-383 no.lu belge
104
- agy 86/32 - 3140 no.lu belge
105
- C. Ünlü , Kýbrýs’ta Basýn Olayý s.31
106
- A. Gazioðlu ,age s.65 -67
126
ve Jöntürkler olarak,ikiye ayrõlmõşlardõr. Jöntürkler
sömürge yönetimine de karşõ çõkarken,başõnõ müftünün
çektiği Padişahçõlar,bu noktada onlarla hemfikir
değildirler. Ayrõlõk noktasõnõn İstanbul'dakinden farklõ
olmamasõ
,
hükümet
düzeyinde
süren
ilgisizliğin,fikirsel
düzeyde
geçerli
olmadõğõnõ
gösteriyor.
O dönemden günümüze kalan sõnõrlõ kaynaklar
arasõnda yer alan Müsevvidzade Osman Cemal'in
eserine bakarsak, adadaki
dağõnõklõğõn başlõca
sorumlusu, görevini yerine getirecek donanõmdan
yoksun ulema 107 , aymaz eşraf108 ve onlara yardõmcõ
olan,
İstanbul'daki
yüksek
mevki
sahibi
Kõbrõslõlar'dõr.109
" Hükümet-i Osmaniye, layõk
olmayan
kimselere,senelerce bu paralarõ verdi ,alanlar da yedi.
Lakin ahreti kabullenmiş iseler,hazmedemeyeceklerine
emin olsunlar.Maamafih,bu Osmanlõ tahsisatõyla açõlan
mekteplere tayin olunan müfettişlere verilen paranõn
büyük bir mesuliyeti de , vaktiyle İstanbul yüksek
makam larõnõ işgal eden bazõ büyük vatandaşlarõmõza
düşer . Çünkü her ne oldu ise,onlarõn himmetiyle
oldu."110
Müsevvitzade’nin yakõnmalarõnõn ,eş - dost
ahbab kayõormacõlõğõndan kaynaklandõğõ görülmektedir.
Kamil Paşa Evrakõ arasõnda karşõmõza çõkan iki
belge,Osman Cemal Efendi’nin haksõz olmadõğõnõ
gösteriyor. Bunlar dan birinde , Limasol “ hakimi”
107
- Adsýz Kitap s.39
- age s.47
109
- age s.14
110
- age s. 13 -14
108
127
(burada yargõçtan bahsedilmiyor) Mehmet Ata Bey’den
sözediliyor.111 Bir başka belgede ise, Hüseyin Ata
Efendi’nin
nişanõnõn
yükseltilmesi isteniyor.112
Konunun meraklõsõ olan okur,Köroğluzadeler’den
bahsedilmekte olduğunu anlaya caktõr.Bilindiği
gibi,paşa ailenin damadõdõr.
Müsevvitzade’nin bbahsettiği “verilen paralar”õ
kimin verdiğini de yine ayni kaynaktan öğreniyoruz.
Paşa’nõn evrakõ arasõndaki bir başka belgede ,bu konuda
da yetkinin Kamil Paşa’da olduğu anlaşõlõyor.113
111
- TC Baþbakanlýk Osmanlý Arþivi ,Yýldýz Esas
Evraký,Sadrazam Kamil Paþa Evraký’na Ek 86/35 - 3424 no.lu
belge
112
- agy.86/5-464 no.lu belge
113
- agy. 86/1 -86 no.lu belge
128
4 - 20. YÜZYIL'A GİRERKEN
A - YÜZYIL BAŞLARINDA KIBRIS TÜRK
İLERİ GELENLERİ.
İngiliz Yönetimi adaya geldiği zaman, Türk
toplumunun başõnda , Müftü Ahmet Asõm Efendi ve
Başkadõ olarak da,Esseyid Ebulhayõr vardõr. 114 1878
tarihli Kõbrõs Konvansiyonu gereğince Evkaf'õn Türk
Murahhasõ da , Sadõk Efendi idi.1151896'da,Ayasofya
Müderrisi Hacõ Ali Rõfkõ Fuad Efendi,müftülüğe atanõr.
O dönemde Mustafa Fevzi Efendi,adõnõ da, kadõ
olarak görmekteyiz. Mustafa Fevzi Efendi'nin görevini
tamamlayõp adadan ayrõlmasõndan sonra,Şeyhülislam,
Kõbrõs Kadõlõğõ'na Ataul1ah Efendiyi atadõ. Lefkoşa
eşrafõ,kõsa sürede yeni kadõyõ "fazla açõk fikirli" bularak
jurnal edip, geri aldõrdõ.1900'lü yõllarõn başlarõnda onun
yerine gelen Mehmet Vecihi Efendi'nin, giderek
müftüyü geri plana iterek, sonradan müftü olacak olan o
günün yasama meclisi üyesi,Hacõ Hafõz Ziyaeddin
Efendi ile birlikte, öne geçtikleri görülür. Müftü,liderlik
sõralamasõnda ikinci
plana düşmeyi kabullenemez ve
tarih, önceleri tümü de ayni siyasi tavrõ paylaşmakta
olan bu grup içinde,ilginç bir sürtüşme yaşandõğõna
114
115
- H. M. Ateþin age s.148
- H. M. Ateþin ,Dr. Küçük ve Þeyh Nazým Kýbrýsi s.168 -169
129
tanõk olur. 1903'te,Evkaf Murahhasõ Sadõk Efendi
ölür.Bunu takiben,Evkaf tercümanõ Musa İrfan Bey'in
başõnõ çektiği bir karõşõklõk çõkar. Önce kadõ Vecihi
Efendi'nin zikir toplantõlarõ , padişaha "jöntürk
toplantõsõ" diye jurnal edilir. Öte yandan ayni kişiler,
İngiliz yöneticilere de kadõyõ "padişahçõ" diye şikayet
ederler.
Kadõ arada kalõp girdiği bunalõm
sonucunda,çõldõrõr!Yerine İstanbul'dan Osman Nuri
Efendi gönderilir. Bu konu pekçok araştõrmacõ
tarafõndan yazõlmõştõr. Ne var ki İstanbul’a mektup
yazarak
birilerini
suçlama
geleneğinin
mucidinin,kadõnõn
rakipleri
olmadõğõ
,daha
1902’de,bazõ kişilerin,saraya dilekçe göndererek,müftü
hakkõnda da asõlsõz ihbarlarda bulunduklarõ,şimdiye
kadar pek ortaya konmamõştõr. 116 Bu asõlsõz ihbarlar
sonunda,müftünün kardeşinin oğlu, 1908’de İstanbul’a
gittiğinde, Kõb rõs’taki davranõşlarõ nedeniyle
tutuklanõr.117
Hacõ Hafõz Ziyaettin Efendi de Kõbrõs'ta hala
geçerli olan bir karalamaya ilk defa baş vurularak,"
Rumcu" olmakla suçlanõnca,siyaseti bõrakõp, Girne
Kadõlõğõ'na çekilir. 26 Şubat 1904 günü, müftünün de
desteğini alan Musa İrfan , Evkaf Murahhaslõğõ'na
atanõr. Musa İrfan , 1906'da kadõlõk tarafõndan
İstanbul’a"jöntürktür" diye jurnallenir ama , Evkafõ
Hümayun
Nezareti,kendisine
dokunmaz,veya
dokunamaz ! Onun yerine ,hükümeti yanõlttõğõ gerek
çesiyle kadõ geri çağrõlõp,Kõbrõs Kadõlõğõ'na Numan
Efendi atanõr.(1907) Musa İrfan artõk, İngilizlerin
116
- TC Baþbakanlýk Osmanlý Arþivi -Yýldýz Mütenevvi
Maruzat Evraký 235 /50 no.lu belge
117
- agy. 4058/302 no.lu belge
130
adamõ olmuş tur.Bundan böyle, ne padişahçõlara ve ne
de Jöntürklere hayrõ dokunmayacağõ gibi, 1913'te
yasama meclisine de girmeği başararak,İngilizler
nezdinde Türk Toplumu lideri rolüne yükselip,
müslüman Evkafõ'nõn yani " yõllõk beş milyon sterlinlik
bir akar"õn118 İngilizler elinde , adanõn Türk halkõna
hiçbir hayrõnõn dokunma masõnõn,sağa sola peşkeş
çekilmesinin, Rumlara dağõtõlarak tapulanmasõnõn,
mimarõ olur. Bu arada,Kõbrõs Müftüsü Hacõ Hafõz
Ziyaettin Efendi'nin,22 Şubat 1326 (M.1910-11)
tarihinde şeyhülislama gönderdiği bir mektup,ortalõğõ
karõştõrõr. Müftü," bazõ islam köylerinin,tenasur
ettiğinden",
yani,din
değiştirdiğinden
bahsetmektedir.119 Oysa ,aslõnda olan şey,bütün bir
Osmanlõ dönemini,Bedel-i Askeriye zamanõ kelime-i
şahadet getirip, cizye toplanõrken de hristiyan olduğunu
ileri sürerek,vergiden kurtulmaya çalõşarak geçiren,
Latinlerden arta kalmõş bir azõnlõğõn, İngiliz yönetimin
den cesaret bularak adaya gelen Vatikan temsilci
leri,ortodoks papazlar ve müftülük arasõnda bir
çekişmeye konu olmasõdõr.1201821'de müslüman
olduklarõnõ ileri süren Rumlar'õn,Tanzimattan sonra eski
dinlerine dönmeleri gibi,121 Latin'lerden miras
kalmõş,Türkçe bilmeyen ve şeklen müslüman görünen
bu
insanlarõn büyük çoğunluğu da o dönemde,hristiyanlõğa
geri dönerler.İstanbul'un bu sorunla ilgilendiğini de
118
- C. Ünlü , age s.34
- H. M. Ateþin ,Kýbrýs’ta Ýslami ... s.121 - 122
120
- Beckenham’dan akt. Dr.A.An, Halkbilim Dergisi S.23,s.28 /
A. Erdengiz ,agç. S.24 s.19 -24
121
- Hill’den akt. Dr. A. An ,age s.44
119
131
gösterecek bir belge,elimize geçmiş değildir.Ne var ki,
adada bazõ "müslümanlarõn" din değiştirdiğine dair
söylence,günümüze kadar sürdürülür.
Musa İrfan'dan sonra uzun yõllar, İngilizler
Türklerin lideri olarak Evkaf Murahhasõ'nõ tanõrlar. Ne
de olsa hazret , Evkaf-õ Hümayun Nezareti tarafõndan
atanmõştõr !
B - MUHALİF AYDINLAR'IN ROLÜ :
Müftü/kadõ ikilisi ile Musa İrfan arasõndaki
mücadele, padişahçõ Sunuhat ve Evkafçõ Mirat-õ Zaman
gazeteleri arasõnda sürerken , adanõn eski Jöntürkleri'nin
İstanbul'daki gibi yapõ değiştirerek, İttihatçõ olmaya
132
başladõklarõnõ görüyoruz. Teşkilat-õ Mahsusa'nõn ünlü
ismi Kuşçubaşõ Eşref Sencer Bey tarafõndan, Kõbrõs'ta
daha 1906'da, İttihad ve Terakki Cemiyeti 'nin gizli
hücreleri bulunduğu ileri sürülmektedir. Kendisi
Hicaz'dan Avrupa'ya geçerken, İskenderiye üzerinden
Kõbrõs'a gelmiş,ve buradan da Paris'e geçmiştir.122
Adada,gizli hücre ile temas etmiştir.Hasan İzzettin
Dinamo kaynak göstermeden,Ekim 1911'de , Trab
lusgarb'e giden Teşkilat-õ Mahsusa'nõn Fedai-i Zabitan
grubundan , Mõsõr üzerinden Libya'ya ulaşan Enver
Paşa ve Mustafa Kemal Bey önderliğindeki kolun da
İsken
deriyeden
önce
adaya
uğradõğõnõ,ileri
sürmektedir.123 1912'de adada İttihad ve Terakki
Kulüpleri olduğunu
bilmekteyiz.124 İmparatorluğun diğer yörelerinde de
parti lokallerinin adõnõn İtthad Kulübü olduğunu,
anõmsa talõm.Bunlardan Lefkoşa'daki , Kardeş Ocağõ125
adõnõ alarak,varlõğõnõ günümüze kadar sürdürmüştür.
Bütün kasabalarda,1974 sonrasõna kadar varlõklarõnõ
koruyan Türk Kulüpleri'nin,eski İttihat
Kulüpleri
olmasõ,muhte meldir.
Bütün
bu
anlatõlanlardan
,
hükümetin
duyarsõzlõğõna karşõn , İttihad-õ Terakki'nin ada ile
organik
bağlarõnõ
kurmuş
olduğunu
ileri
sürmek,herhalde yanlõş olamaz.Bu arada, padişahçõ
Sunuhat
gazetesi
de,1908'den
itibaren
çizgi
122
- Dr. Phillip H. Stoddart , Teþkilat-ý Mahsusa s.137
- H. Ýzzettin Dinamo ,Kutsal Ýsyan c.I s.444
124
- C. Ünlü age s. “Seyf Gazetesi”
125
- Vali Palmer’in,Kardeþ Ocaðýnýn faaliyetlerini kendi
bakanlýðýna bildiren raporu için bkz. Dr.A.An ,Kýbrýs Türk
Liderliði’nin oluþmasý s.245
123
133
değiştirip,İttihatçõ olduğunu , ilan ediverir. Prof. Ahmet
Şükrü Esmer,babasõnõn çõkardõğõ Sunuhat'õn bu tavrõnõ,"
anavatana bağlõlõk" la izah etmektedir.
Bu noktada Kõbrõs Türk ileri gelenlerinde , söz
konusu tavrõn yani Türkiye'de kim iktidarda ise onun
gibi davranmakla,"anavatana bağlõ" kalõnacağõnõ ileri
sürmenin , nerede ise gelenekselleşmiş bir tür "
politika" haline geldiğinin altõnõ çizmekte,yarar var.
Sunuhat ile başlayan bu gelenek , örneğin İttihatçõlar'õn
devirdiği Kamil Paşa 'nõn damadõnõn, adadaki
İttihatçõlar'õn başõna geçmesinde de kendini gösterir.
Daha sonraki yõllarda , ayni tavõr, Necati Özkan /Dr.
Fazõl Küçük çekişmesinde de görülecektir. Yõllarca
Halkçõ
diye anõlan
Özkan, Demokrat Parti
iktidarlarõnca hiç tutulmamõş,27 Ma yõs'tan ertesinde de
Küçük ekibi önce Milli Birlikçi ,sonra da İnönücü
kesilmekte bir beis görmemiştir. Gerekçe, aynidir :
Anavatan'a ,bağlõlõk !
Aslõnda bu tavõr, bize pozisyonunu korumaya
çalõşan kişilerin oportünizmi gibi görünüyor...
C - WINSTON CHURCHİLL'İN
ZİYARETİ :
KIBRIS
134
1907 yõlõnõn Ekim ayõnda, o günün Sömürgeler
Bakanlõğõ müsteşarõ Churchill , adayõ ziyaret eder.
Rumlar müsteşarõ getiren gemiyi Mağusa limanõnda
kalabalõk bir toplulukla karşõlar ve limandaki Osmanlõ
bayrağõnõ indirirler.Mirat - õ Zaman gazetesinden
öğrendiğimize göre, Mağusa "Osmanlõlarõ" , bu eyleme
müdahale ederek , bayrağõ yerine dikerler. Mağusa 'daki
toplantõda Rum Belediye başkanõ,herzaman olduğu gibi
ENOSİS talebini tekrarlar. Eşraftan Naim Efendi buna
karşõ çõkar.
Gerek Lefkoşa'daki karşõlama ve gerekse Kavanin
Meclisi'ndeki tabloda ayni mizansen tekrarlanõr.
Rumlar, Yunanistan'a katõlmak istemekte; Türkler de
buna karşõ çõkmaktadõrlar. Hami Bey,adada bir
üniversite kurulmasõnõ istemektedir. Müsteşar mecliste
yatõştõrõcõ bir konuşma yapõp,Rumlar'a gösteriler
yaparken Türkler'i de incitmemeleri gerektiğini
anõmsatõr. Onu yanõtlayan Başpiskopos, "ulusal
mefküreleri olan ENOSİS'ten" vazgeçmeyeceğini
tekrarlar. Churcill daha sonra karadan Lefke,denizden
de Larnaka ve Limasol'a geçerek,adadan ayrõlõr.
19 Ekim günü hükümete yazdõğõ raporda durumu
özetler ve İngiltere'nin adayõ bõrakmak gibi bir niyetinin
olmadõğõnõ belirtir.126
Bu gezinin sonucu, Rumlar ve Türkler'in
pozisyonlarõnõn İngiliz Yönetimi tarafõndan kesinlikle
algõlanmasõdõr. İlginç olan, henüz kendisine ait olan bir
toprakta,bu düzeyde bir İngiliz yetkilinin ,mecliste
kendisine ait verginin ödenip ödenmemesini tartõş
126
- A. Gazioðlu ,ENOSÝS Çemberinde ... s.99 -108
135
masõyla,Osmanlõ'nõn ilgilenmeyi bile gerekli görmeme
sidir.
Devletin bu ziyaretten haberdar olduğunu ve
Churchill’in adada neler yaptõğõnõ takip ettirdiğini,
bugün Başbakanlõk Osmanlõ Arşivinde bulunan bir
belgeden anlõyoruz.127 Olup bitenin İstanbul’un bilgisi
dahilinde gerçekleştiği,ortadadõr.
Bu durum, Osmanlõ sarayõnõn ve devletin o gün
içinde bulunduğu koşullarõ anlatmasõ bakõmõndan,
ilginçtir. Eğer bu ilgisizliğin nedeni güç süzlük
ise,kendi egemenlik haklarõnõ savunmaktan aciz kalan
bir devletin içinde bulunduğu vahameti göstermektedir.
Yok eğer dünyadan bihaber olmaksa,o da içinde
bulunulan
vahametin
nedenlerini
pek
güzel
anlatmaktadõr.
127
- Yýldýz Tasnifi Sadaret Hususi Maruzat Evraký 515 /141 nolu
belge
136
D - İSTANBUL'DAKİ KIBRISLILAR :
Ayni yõllarda İstanbul'daki bir grup Kõbrõslõ Türk
de genel Türk tarihi açõsõndan ilginç roller
oynamaktadõrlar.
Kõbrõs
'õn
bir
köyünde
doğup,memuriyete adada başla yarak yükselen Mehmet
Kamil Paşa , 23 Temmuz 1908'deki ll. Meşrutiyetin
ilanõndan sonra, Aralõk 1908'de yeni baştan
sadrazamlõğa getirilir. Şubat 1909'dan itibaren İtthat ve
Terakki'nin gücünü kõrmak üzere önlemler almağa
girişir.128 Ayni günlerde geçmişi biraz karõşõk,bir başka
Kõbrõslõ'nõn, Derviş Vahdeti'nin Volkan gazetesini
çõkararak , halkõ İttihat ve Terakki aleyhine kõşkõrtmaya
başlamasõ ve aslõnda hiç de şeriata ilişkin görüşler
savunmamasõna rağmen129 İttihad-õ Muhammedi
Cemiyeti diye bir örgüt kurup,padişahtan da para
yardõmõ almasõ130 ve sonra da 31 Mart Vak'asõ'nõn baş
kõşkõrtõcõsõ diye idam edilmesinin ardõnda Kamil
Paşa'nõn olmasõ,güçlü bir olasõlõk gibi görülmektedir.
Zira,Kamil Paşa Kabinesi,bir ay içinde düşürülmüştür.
31 Mart'õ takip eden günlerde , İttihad Terakki'nin en
ciddi muhalifleri arasõnda yer alan Seda - yõ Millet
gazetesi yazarlarõndan Ahmet Samim'in siyasi bir
cinayete kurban gitmesinin ardõndan , Refik
Halid,Kõbrõslõ Celal Sofuzade ve Halid Göksu ile
birlikte, yine bir Kõbrõslõ , Kõbrõslõ Şevket ortaya
çõkarak, ünlü İştirakçi Hilmi ile anlaşõp, İştirak
gazetesinin 13 Haziran 1910 tarihli sayõsõnda, cemiyet
128
- Alpay Kabacalý , Türkiye’de Siyasi Cinayetler s.98
- H. M. Ateþin , age s.125
130
- A. Kabacalý ,age s.100
129
137
aleyhine büyük bir saldõrõ kampanyasõ başlatõrlar. Refik
Halid , gazetedeki asõl beyannameyi kaleme alanõn,
Şevket olduğunu yazar.131 Sonunda,tutuklanan Şevket'i
, babasõnõn tanõdõğõ ve meslektaşõ olduğu için araya
giren, Mahmut Şevket Paşa , zor kurtarõr. Bundan,o
esnada İstanbul’da etkili olan,Kõbrõslõ bir paşa daha
olduğunu anlõyoruz.
l. Balkan Savaşõ esnasõnda , Sadrazam yine
Kõbrõslõ Kamil Paşa'dõr. Nitekim İttihadçõlar'õn ünlü
Bab-õ Ali Baskõnõ , ona karşõ yapõlõr. Baskõnda ,Yakup
Cemil'in kurşunu Harbiye Nazõrõ Nazõm Paşa'yõ
öldürürken, İttihad Terakki fedaileri , karşõlarõnda yine
bir Kõbrõslõ bulurlar: Sadaret Yaveri Kõbrõslõ Tevfik
Bey...O da öldürülenler arasõndadõr.132
O yõllarda Dersaadet'te bulunan Kõbrõslõlar'õn ,
İttihadçõlara şiddetle karşõ olmalarõnõn altõnda yatan
nedenin , hemşerileri Kamil Paşa olmasõ , muhtemeldir
. Öte yandan,adada , hem Rumlar,hem İngilizler ve hem
de işbirlikçiler ile mücadele etmekte olan İttihatçõlar'õn
ba şõnda olan Dr. Esad Bey , Kamil Paşa'nõn damadõdõr
!133
131
- Refik Halid , Bir Ömür Boyunca s. 55 -60
- age s.148
133
- Bu konuda vali Stevenson’un kendi bakanlýðýna yazdýðý
rapor için bkz. A. Gazioðlu, ENOSÝS Çemberinde Türkler s.158
132
138
E- EKABİR NELER YAPIYOR ?
Bu arada,adada Kadõ ile Müftü Ali Rõfkõ Efendi
arasõnda bir sürtüşme doruğa çõkmõştõr. Bazõ
Kõbrõslõ'lar, İstanbul'a giderek ,(Bodamyalõzade
Mehmet Münir Bey ve eniştesi Müsevitzade Osman
Cemal Efendi ile yasama meclisi üyesi Mehmet Ziyai
Efendi)134, Şeyhülislam'õ ikna edip,müftüyü 1 Şubat
1910 günü azlettirirler.Müftü tüm uğraşlarõna karşõn
çevirilen entrikalarla baş edemez. Bugün Osmanlõ
Arşivi’nden öğrendiğimize göre, müftü nün,Kur’an ile
modernleşmenin uyuşmasõnõn mümkün olmadõğõna
dair,bir fetva verdiği ileri sürülmüştür.135 Müftü,
Şeyhülislam'õn yerine atadõğõ, komplonun mimarõ Hacõ
Hafõz Ziyaeddin ile mahkemelik olur.Söylentiye göre,
Ziyaettin Efendi Rüştiye başmual limliğinden
alõnmasõnõn suçunu,müftüye yüklemek tedir.Ama dava
sürerken,Ali Rõfkõ Efendi ölür ve ölümünün
ardõndan,aklanõr. Ne var ki,1912'den itibaren, Kõbrõs
Müftüsü,Hacõ Hafõz Ziyaeddin Efendi'dir.Kadõ Numan
Efendi'nin
şeyhülislam'a
gönderdiği
gerçekle
bağdaşmayan raporlarõn ortaya çõkmasõndan sonra,o da
ölür ve yerine Ali Rifat Efendi atanõr.1928'de bu
makam lağvedilene kadar,yerinde kalõr. Öte
134
- Cemal Efendi’nin kardeþi F. Niyazi Korkut’un anýlarýndan
aktaran, H.M. Ateþin ,Dr. F. Küçük ve Þeyh Nazým Kýbrýsi s.170
135
- TC Baþbakanlýk Osmanlý Arþivi ,Yýldýz Esas Evraký
,Sadrazam Kamil Paþa Evraký’na Ek .86/46 - 4192 no.lu belge
139
yandan,kõsa bir süre önce Hafõz Ziyaettin Efendi'nin
entrikalarõna alet olarak İstanbul'a giden heyet içinde
yer alan Müsevidzade Osman Cemal Efendi, 1911
Kavanin Meclisi seçimlerinde,aday çõkarak müftü ile
mücadeleye girişir.136
Gerçi kendisi seçimi kaybeder ama o zaman yazdõğõ
kitap, bugün o yõllarõ anlamamõzda, başlõca kaynaklar
arasõna girmiş bulunuyor.
Burada,bir
ayrõntõ
olmak
üzere,1914'te
İngiltere'nin tek taraflõ olarak,adayõ ilhak ettiğini ilan
etmesine kadar,Kõbrõs Müftüsü'nün nasõl belirlendiğini
de anlat makta,yarar var. Bu maksatla "Arz-õ Mazhar"
diye bir sistem uygulanmaktaydõ.Sözkonusu sisteme
göre,toplum içinde sivrilmiş ve bu görevi
yapabileceğine
inanõlmakta
olan
kişilerin
taraftarlarõ,İstanbul'daki
Meşihat
Maka
mõ'na
(Şeyhülislamlõk) birer şahsi dilekçe ile baş
vurarak,destekledikleri
kişinin
müftü
"tensip
edilmesini,arz ediyorlardõ". Kimin daha çok taraftarõ
mektup
yazarsa,o
müftü
tayin
ediliyordu.137
Nitekim,Kamil Paşa Evrakõ arasõnda o tarihlerde
yazõlmõş,Kõbrõs Kadõlõğõ’nõ talep eden Sait isimli bir
zatõn,dilekçesi de bulunmaktadõr. Sanki de entrikacõlõğõ
kõşkõrtmak üzere özel olarak bulunmuş bu sistemin
sonuçlarõnõ,Kõbrõslõ Türkler acõ bir biçimde yaşadõlar.
O günlerden kalan ender kaynaklardan biri olan
Müsevvitzade'nin kitabõndan da anlayabildiğimiz
gibi,bu sistemin sonucu,en entrikacõ olanõn yönetimi ele
geçirmesi olmuştur. Entrikacõlõk liyakat ve basiretin
136
137
- Adsýz Kitap s. 51 -52
- H.M. Ateþin, age s.491 -492
140
önüne geçince, entrikacõnõn gündelik çõkarõ için bulun
duğu makamõ kullanmasõndan daha doğal birşey
olamayacağõ da, açõktõr. Bu çalõşmanõn ilerleyen bölüm
lerinde, Osmanlõ'dan miras kalan bu sistemin nelere mal
olduğunu ,tekrar ele alacağõz.
F - RUMLAR BOŞ DURMUYOR :
" Üst düzey" Kõbrõslõ'lar
bu entrikalarla
uğraşõyorken , adada 1912 yõlõ başlarõndan itibaren,
başpiskopos liderliğinde , yeni bir Yunanistan'la
birleşme kampanyasõ başlatõlmõştõr.138 Ada Türkleri
,buna kayõtsõz kalmazlar.Nisan ayõ ortalarõnda, yasama
meclisinin Rum üyeleri topluca istifa ederler,büyük
mitinglerle birleşme talebi sürdürülür. 9 Mayõs'ta
başpiskopos Kirillos bir bildiri yayõnlayarak,"hiçbir
dünyevi
kuvvetin,kendilerini
Yunanistan'la
birleşmekten alõkoyamayacağõnõ" ilan eder. 27 Mayõs
günü , Rumlar Lefkoşa ve Larnaka'da büyük mitingler
düzenleyerek , ENOSİS taleplerini ileri götürmeye
hazõrlanmaktadõrlar. O gün Limasol'da bazõ Rumlar
Osmanlõ İmparatorluğu'nun Trablusgarb Savaşõ' nõ
yitirmesini bahane ederek , Türklere sataşõrlar . Çõkan
kavga, toplumsal bir olaya dönüşür . Başlayan
çatõşmayõ bastõrmak için İngiliz Yönetimi, Limasol'a
askeri birlik sevketmek zorunda kalõr.Çatõşmalarda,5
kişi ölür,134 kişi yaralanõr.139 Olaylar Limasol ile sõnõrlõ
138
139
- A. Gazioðlu ,age s.110
- Dr.A.An , Kýbrýs’ta Ýsyanlar... s.105 - 106
141
kalmaz adanõn pek çok yerinde yeni çatõşmalar görülür.
Özellikle Lefkoşa yakõnlarõndaki Hamit Mandralarõ
köyündeki olaylarõn sebebi yine Rumlar'õn Trablusgarb
konusunda Türklerle alay etmeğe kalkõşmalarõdõr.140
İngiliz makamlarõ ,sonradan kurduklarõ bir komis
yonun araştõrmalarõyla, bu olaylarõn organize bir
biçimde Rumlar tarafõndan çõkarõldõğõnõ, tespit ettiler.141
29 Haziran 1912 günü İstanbul'dan direktif alan ,
Osmanlõ Devleti'nin Londra Büyükelçisi Muzurus Pasa
, (kendisinin bir Rum olmasõ ilginçtir) Dõşişleri Ba
kanlõğõna giderek bu olaylarõ protesto eden bir nota
verdi ve İstanbul , oradaki üst makam sahibi Kõbrõslõlar
,görev lerini yerine getirdiklerini sanmaya, devam
ettiler.
Bunun arkasõndan, ada Rumlarõ Balkan Savaşõ'na
katõlmak üzere gönüllü birlikleri oluşturarak,vatandaşõ
olduklarõ ülkenin ordusuyla savaşmaya, Yunanistan'a
gitmeğe
başladõlar.
İstanbul'un
bu
konudaki
aymazlõğõnõ, sözkonusu savaşla izah etmenin mümkün
olduğunu kabul etmekle birlikte, Kõbrõs'õn bir defa daha
Şarki Rumeli'nin diyeti olarak görüldüğünü, belirtelim.
Adanõn tarihi boyunca ,üç kõta ve büyük kültürler
arasõna sõkõşmõş olmasõndan gelen bir talihsizlik
sonucu,sürekli olarak birşeylerin diyeti olarak
kullanõldõğõ görülmektedir. Aslõnda, bu durum Kõbrõs'a
özgü de değil dir. Büyük güçler arasõnda kalan bütün
zayõf halklarõn ortak kaderidir bu... Orta Asya ile
Hindistan arsõnda kalan Afganistan, ayni yerle Çin
arasõnda kalan Moğolistan,Çin ile Hindistan arasõnda
140
141
- A. Gazioðlu ,age s.109 -123
- age s.123
142
kalan Tibet , Rusya ile Almanya arasõnda kalan Polonya
,Orta
Avrupa'nõn
tam
merkezinde
bulunan
Çekoslavakya , tarih boyunca stratejik konumlarõnõn
kurbanlarõ olmuşlardõr.
Kõbrõs da bunlardan biridir.Üç kõtanõn ve
Asya,Avrupa, Afrika'da filizlenen bütün kültürlerin
kesişme noktasõnda olmanõn,polikültürel bir yapõ
geliştirmek gibi bir avantajõ bulunduğu gibi, böyle
dezavantajlarõ da bulunmaktadõr.
G - OSMANLILAR'IN İHANETİ :
l. Balkan Savaşõ'nõn ardõndan , henüz Londra'daki
Balkan Konferansõ sürerken,adanõn yasama meclisinin
Türk üyeleri (ki başlarõnda İstanbul'un atadõğõ Evkaf
Murahhasõ Musa İrfan vardõr)19 Aralõk 1912 günü,
İngiliz Yönetimine baş vurarak,adanõn İngiltere veya
Mõsõr'a bağlanmasõnõ talep ederler .142 Bu
talebi,yenilginin moral bozukluğu ve Yunanistana
bağlanma korkusuna atfetmek,mümkündür. Ama kõsa
bir süre sonra ,ayni ekibin aralarõna müftü ve kadõyõ da
alarak ve hem de savaş içinde ayni talebi tekrarlarken
söylediklerinden , ihanetlerinin altõnda yatan saikin
İttihad Terakki düşmanlõğõ olduğu anlaşõlacaktõr.1912
yõlõnda Kõbrõs'ta öğretmen olarak bulunan Müçteba
Öktem'in anlattõklarõndan , "Evkafçõlar = İrfancõlar"õn
142
- Dr. A. An ,age s.106
143
zaten yöne timin adamõ olduklarõnõ,"sözde" Osmanlõ
hükü metine tabi olan müftünün de aslõnda ,İngilizlere
"mütemayil" olduğunu , "gerçek milliyetçilerin" ,
öğretmen Remzi Bey (Okan),Jöntürk Mehmet Rifat
Bey (halk arasõnda, hala Con Rifat diye bilinir)gibi
birkaç aydõn olduğunu anlamaktayõz.143 Onlarõn
oynadõğõ
rolü
de,
aşağõda
ele
alacağõz.
1913'te,müftünün başkanlõğõnda , " Cemaat - õ İslam
Teşkilatõ" diye bir örgüt kurulur.144 Görünürdeki hedefi,
Balkan Savaşõ sonrasõnda zayõflayan Osmanlõ
Donanmasõna yardõm toplamak olup, aslõnda
Kõraathane-i Osmani'den sonraki ikinci Kõbrõslõ Türk
örgütlenmesi
olmasõ bakõmõndan da değer taşõyan bu teşkilattan
günümüze,neler yapabildiklerini anlatacak birşey
kalmamõştõr. Ancak kurucularõnõn bir yõl önce,sömür
gecilere biat etmiş kişiler olmasõndan gelen tutarsõz
lõğõ,Osmanlõ Devleti,1. Dünya Savaşõ'na girer girmez,
teşkilatõ dağõtõp,tekrar İngilizlere yaranmaya koşma
larõndan, anlayabiliyoruz.
143
144
- Prof. Derviþ Manizade , 65 Yýl Boyunca Kýbrýs s.515
- H. M. Ateþin , Kýbrýs’ta Ýslami Kimlik Davasý s.138
144
H - KIBRIS TÜRK HALKI O DÖNEMDE
NASIL DÜŞÜNÜYORDU ?
1891'de yayõn hayatõna atõlan Zaman gazetesi 'nin
ilk sayõsõnda, yayõn ilkeleri sõralanmaktadõr. Bunlardan
4. sõrada olan " ENOSİS'e karşõ durmak"tõr. 1892'de
yayõnlanan Yeni Zaman'õn da başyazarõ ayni kişi ,
Muzaferüddin Galip Bey olduğuna göre,farklõ bir çizgi
izlemesi,beklenemez. Nitekim, gazetenin 30 Ocak 1893
tarihli sayõsõnda, ENOSİS gösterisi yapan Rumlar'a
karşõ bir yazõ yayõnlanarak,adanõn eski sahibine devri
istenir.145 Ayni yõl yayõnlanan Kõbrõs Gazetesi'nin yayõn
145
- C. Ünlü, Kýbrýs’ta Basýn Olayý s.25
145
ilkelerinin birincisi," Rum basõnõ ile savaşmak" ; 4.sü
ise," Jöntürk davasõnõ sürdürmek"tir. Ayni çizginin
sürdürüldüğü, görülmektedir. Bu arada yayõnlanan iki
mizah gazetesi Kokonoz ve Akbaba'nõn da ayni
doğrultuda yayõnlar yaptõklarõ,özellikle Akbaba'nõn
açõkca Jöntürk yanlõsõ olduğu bilinmektedir.146 11
Aralõk 1899 günü yayõn hayatõna başlayan FERYAT
,doğrudan bir Jöntürk yayõn organõdõr. Sonradan
yayõnlanmaya başlayan ve Evkafçõ çizgide olan Mirat-õ
Zaman ile padişahçõ SUNUHAT'õn , doğrultularõ da
bilinmektedir.
Yayõn hayatõnda kendine yer bulan bu
gazetelerden anlaşõlacağõ gibi,19.yy sonlarõ ile 20.yy
başlarõnda , Kõbrõs Türkleri arasõnda
etkin olan
düşünceler, eski Osmanlõ tutuculuğu,jöntürk düşüncesi
ve sömürge işbirlikçiliğidir. Osmanlõ tutuculuğunun
temsilcisi, ulema ve eski ilmiyye sõnõfõdõr. Aydõnlarõn
jöntürk
olduğu,devlet
mekanizmasõndan
çõkarõ
bulunanlarõn da, İngiliz yardak çõlõğõ yaptõklarõ
anlaşõlõyor.
Koloni idaresinin Türkler'den geniş oranda
yararlandõğõ bilinmektedir. 1883'te ,639 Türk zaptiyeye
karşõlõk, örgütteki Rum görevli sayõsõ, 79'dur.147
Türkler'in devletteki temsiliyeti,nüfuslarõna oranlandõğõ
zaman, oldukça yüksektir. İlk İngiliz Yüksek Komiseri
Sir Wolseley ,Londra'ya yazdõğõ raporlarda, Türkler'in
at,kõlõç ve disipline yatkõnlõklarõnõn, Rumlar'dan çok
üstün olmasõ dolayõsõyla , polis örgütü için onlarõ tercih
ettiğin den söz etmektedir.148 Böylece koloni idaresinin
146
- age s.31
- Dr. N. Beratlý , Kýbrýs’ta Ulusal Sorun s.31
148
- A. Sayýl ,Kýbrýs Polis Tarihi s.82
147
146
devlet mekanizmasõnda daha yoğun oranda bulunan
Türkler arasõnda ,işbirlikçi bir grubun oluşmasõnõn,alt
yapõsõ da sağlanmõş olmaktaydõ. Evkafçõ diye anõlan bu
kesim , Kõbrõs Türkleri arasõnda ekonomik güç ve
devlet kaynaklarõnõ kullanma avantajõnõ da elinde
tuttuğu için,direnmesi, padişahçõlardan daha uzun
sürmüş ve sonunda, ilerde de görüleceği gibi,bu iki
grup birbiri ile özdeşleşmişlerdir.
I- NEDEN ORTAK BİR YAŞAM OLUŞMADI
Toplumun alt sõnõflarõ ise, o dönemde bir İngiliz
kaynağõna göre, " tamamõyla karacahil"dir.149
Osmanlõ'nõn adaya bõraktõğõ eğitim mirasõnõn
düzeyi,budur. Son birkaç yüzyõlõ, dünyadan yalõtlanmõş
bir adada , isyanlar, kõrõmlar, salgõn hastalõklar ve
kuraklõkla boğuşarak geçiren bu insanlar,adanõn eski
halkõ ile entegre de olmamõşlardõr. Zira Osmanlõ
toplumsal düzeninin ana doğrultusu, farklõ unsurlarõn
birleştirilmesine değil,ayrõ ayrõ tutulmasõna yönelik
olarak
düzenlenmiştir.
Hristiyan
topluluklarõn
149
- N. Kýzýlyürek ,Paþalar ve Papazlar s.13
147
müslümanlaşmasõ, devletin vergi gelirlerini düşüreceği
için, Bab-õ Ali'nin işine gelmemektedir. Sonradan
müslüman olunsa bile,hristiyan vergilerinin tahsiline
devam
edilmektedir.
Müslüman
topluluklarõn
hristiyanlaşmasõ ise,büsbütün olanaksõzdõr. Dinlerarasõ
evlilikler, mümkün değildir. Müslüman bir erkek,
hristiyan bir kõzõn dinini değiştirerek onu nikahlayabil
mekle birlikte, bunun tersi idamlõk suçtur. Ekonomik
yaşamda da ayrõlõk ,özenle vurgulanmaktadõr.
Müslüman bir köylü , toprağõna karşõlõk Çift Resmi ,
ürününden % 10 oranõnda Öşür ve dini vergi olarak da
1/40 oranõnda Zekat vergisi verir. Bir hristiyan köylü
ise toprağõna karşõlõk İspençe , ürününden % 20
oranõnda Haraç, evindeki her kelle başõna bir onbeş
yevmiyeye denk gelen Cizye ve kilisenin insafõna göre
de dini vergiler verir. Yani, üretim araçlarõnõn mülkiyeti
konusunda, bütün uyruklarõn pozisyonu aynidir ama
üretim ilişkileri açõsõndan , müslüman olmak daha
avantajlõ olup, farklõ topluluklarõn ortak çõkarlarõ
bulunmamaktadõr. Bu bakõmdan kaynaşmalarõnõn alt
yapõsõ ne maddi ve ne de manevi anlamda, yoktur.
Bu şartlarda komşu ada Girit'te olanlarõn da
Kõbrõs'a çok kolay ulaşmasõ ve Rumlar'õn 1790'lardan
beri devam eden tahriklerinin õşõğõnda,19. yy sonlarõnda
adadaki Türk alt sõnõflarõnõn, önceleri erki elinde
tutanlarõn peşine takõlmakla birlikte, Rum ulusal
emellerine boyun eğdiği hiçbir dönem,yaşanmamõştõr.
Bunun gibi, ortak bir kimlik oluşturma girişimi de hiç
yaşanmamõştõr. Zira çok kõsa süren KKK- Kõbrõs
Komünist Partisi dönemi hariç,ada nüfusunun
çoğunluğunu oluşturan Rumlar'õn hiçbir kesiminden,
tarihin hiçbir döneminde böyle bir yaklaşõm
148
görülmemiştir. Partinin son genel sekreteri Plutis
Servas, Kõbrõs Komünist Partisi'nin adanõn bağõm
sõzlõğõna yönelik politikalarõnõn da,Rum halk arasõnda
tepkiyle karşõlandõğõnõ, söylemektedir.150
Birden çok halkõn yaşadõğõ pek çok ülkede,birlikte
uzun yõllar devam eden yaşam,genellikle , ortak bir
kültürün ortaya çõkmasõna neden olur. İsviçre gibi bazõ
örneklerde, insanlar kendi alt = etnik kimliklerinin
yanõnda, ortak bir üst kimlik geliştirmişlerdir. Ne var ki
bu gelişmelerin ortaya çõkmasõ için o halklarõn, üretim
ilişkileri karşõsõnda ortak çõkarlarõ temsil etme
leri,birbirlerinin varlõklarõna saygõ göstermeleri ve bir
kõsmõnõn temsil ettiği kültürel değerlerin,geriye
kalanlara egemen olacağõ koşullarõn kendiliğinden
ortaya çõkmasõnõn yanõnda hiçbir zaman,ortada zorun
rolünün olmamasõ gerekir.
Yukarõda anlatõlanlarõn õşõğõnda, Kõbrõs'ta iki
halkõn ortak bir kimlik , ortak bir kültür , tek bir
Kõbrõslõlõk oluşturmasõ , mümkün olmamõştõr. Bunun
gizi, Osmanlõ döneminin toplumsal düzeninin altõnda
aranmalõdõr. Zira tarih içerisinde kültür ,birbirinden
kesin çizgilerle ayrõlmõş tek tek sahneler halinde
yaşanan bir süreç değildir. Tam tersine kültür,tarihin
başõndan gelip son suzluğa doğru uzanan bir bütün
süreçtir. Bugün kim olduğunuz,dün kim olduğunuza
bağlõdõr. Yarõn kim olacağõnõz ise, bugün ne
olduğunuzun sonucudur. Bu satõrlarõn yazarõ,yetmişli
yõllarda ,bu kitapta adõna rastladõğõnõz Fadõl Niyazi
Korkut'un aday oldup yitirdiği bir seçimi
150
- Plutis Servas , Neriman Cahit ile Söyleþi ,ORTAM gazetesi
12-27.4.1999
149
anõmsamaktadõr. O Fadõl Niyazi Korkut ki,kardeşi
Müsevvidzade Cemal Efendi'nin " biz Osmanlõlar"
diye yazdõğõ satõrlarõ, bugün tarih diye okumaktayõz.
Sadece bir kuşak evvel ,bu adada Osmanlõlar ve
Reaya,yukarõda anlatõlan koşullar altõnda yaşamaktaydõ.
Bizim kuşağõmõzsa, onlarõn dilini öğrenecek kadar bile
Rumlarla yaşayamadõk. Aradaki o tek kuşak,nasõl ortak
bir kimlik oluşturabilirdi ki ?!
Bugün bunu arayanlar, "olsaydõ savaşmayacaktõk"
ham hayalinden hareketle, olmayan birşeye "var"
demekle, onun oluşacağõnõ ve adaya barõş geleceğini
sanacak kadar, gaflet ve cehalet içindedir.
Önemli olan , var olan durumun doğru saptan
masõdõr. Ancak o zaman , Kõbrõs adasõnõn iki büyük
halkõnõn neden savaştõğõ anlaşõlõr. Neden savaşõldõğõ
anlaşõlmazsa, nasõl savaşõlmayacağõnõ bulmak da olanak
dõşõnda
150
5 - BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI YILLARI
A - İHANETTE KARARLILIK :
28 Ekim 1914'te
iki Alman zõrhlõsõnõn
Karadeniz'deki Rus limanlarõnõ bombalamasõyla,
Osmanlõ İmparatorluğu fiilen savaşa girmiş olur.
2 Kasõm günü ,hem İngiliz Yönetimi ve hem de
padişahõn kendisinin Kõbrõs'õn Müslüman Ahalisi'nin
Liderleri olarak tanõmladõklarõ kadro , İstanbul'dan tayin
edilmiş Evkaf Murahhasõ Musa İrfan , müftü ve kadõ ,
İngiliz Yönetimine bir mektupla başvurarak, " Adanõn
İngiltere'ye bağlanmasõnõ ve kendilerinin İstanbul'un
entrikalarõndan kurtarõlmalarõnõ” isterler.151
İngiltere onlarõn bu hevesini, karşõlõksõz bõrakmaz
ve 4 Kasõm günü Osmanlõ İmparatorluğu'na savaş ilan
ederken, 1878 tarihli Kõbrõs Konvansiyonu'nu da
tanõmadõğõnõ,adaya el koyduğunu açõklar. İngiliz valinin
merkeze yazdõğõ rapora bakõlõrsa, Kõbrõs Türk " ileri
gelenleri" bu kararõ
" tevekkülle karşõlarlar ve
makamõna giderek, İngiltere'ye sadakatle hizmet
edeceklerini , Os manlõ İmparatorluğunun Almanlarõn
yanõnda savaşa girmesinden, utanç duyduklarõnõ "
belirtirler.152
151
- Dr. A. An, Kýbrýs Türk Liderliði’nin...s.26 / A. Gazioðlu
,age,s.131 / N. Kýzýlyürek ,age s.14-15
152
- A. Gazioðlu ,age s. 131
151
İstanbul Hükümetinin de juré
olarak kendi
egemenliğindeki bir adaya son olarak tayin ettiği
yöneticilerin tõyneti,işte buydu . Bab - õ Ali'nin adam
seçimindeki isabet, dikkati çekmeğe değer.
B- KIBRIS TÜRK AYDINLARI :
Öte yandan,adada İngilizleri endişelendiren
güçler de vardõ. Daha
4 Eylül'de Sömürgeler
Bakanlõğõ'na gönderilen bir yazõ'da " Adada'ki Jöntürk
Partisi'nin Britanya'ya karşõ , Osmanlõ İmparatorluğu ve
152
Almanya'dan yana faaliyet gösterdiği " bildiriliyordu.153
Bunlar , Osmanlõ Dahiliye Nazõrõ'nõn İngilizlere rica
edip, gazetelerini kapattõrdõğõ ekipti ! " Liderlik"in
utanç verici tavrõ, Kõbrõs Türkleri' nin büyük bir moral
bozguna uğramalarõna yol açar. 1914 ile 1920 arasõnda
nüfusun sekizde biri,Anadolu'ya göçer.154 Savaşõn
başlangõcõ ile birlikte , eskiden padişahçõ ve artõk "
İngiliz muhibbi" olan sözde liderler , koloni
yöneticilerine bağlõlõklarõnõ kanõtlama telaşõna düşerler
ama beri yanda , birçok gerçekten önde gelen Türk ,
tutuklanõp,Girne Kalesine hapsedilirler. Larnaka'dan
Hasan, Raşit,Said ve Kamil Kenan'lar ; Mağusa'dan
Mehmet Naim Bey (oğlu Şevki Efendi'nin de kale
dõşõna çõkmasõ yasaklanõr),Lefkoşa'dan Karabardak
Hasan Efendi , Limasol'dan Osman Osman cõk,ilk elde
tutuklananlardõr. Bunlar , İttihat ve Terakki Partisi
üyeleridirler.155
Bu
arada,sömürgeciler,
sadõk
bendelerinin ümitlerinin aksine,onlarõn sadakatini müka
fatlandõracaklarõna, 1915' te Yunanistan'a ,savaşa
girmesi ne karşõlõk, Kõbrõs'õ vermeyi önerir. Savaşõn
muhtemel galibi belli olmadõğõndan Yunanlõlar bu
öneriye yaklaş mazlar. Bu öneri ve sonrasõnda, adanõn
müslüman "önderleri"nin bütün yaptõğõ ,yasama
meclisindeki birkaç konuşma ile, Girit ve Teselya'yõ
anõm satarak, kolonyalistlerden merhamet dilenmek
olur.156
153
- Jacop M. Landau , PanTurkizm in Tukey’den akt. Dr. A.
An,age s.42
154
- A. Gazioðlu ,age s.140
155
- Con Rifat’ýn kýzý Þifa Dizdar Hanum’dan akt.H. Fedai
,Kýbrýs’ta Masum Millet Olayý s.226
156
- Hill’den akt. S. Ýsmail - E. Birinci ,Ýki Ulusal Kongre s.58
153
Öte yandan her nasõlsa tutuklanmaktan kurtulmuş
olan Cingizzade Con Rifat,Dr. Esat,Dr. Behiç, ve
çevreleri , savaş boyunca halkõn moralini yüksek
tutmak ve orduya yardõm etmek amacõyla Selimiye
Camii'nde, Cuma günleri konuşmalar yapõyorlardõ.
Sürdürülen faaliyetin bundan ibaret olmayõp, ileride ele
alacağõmõz Söz ve Doğru Yol gazeteleri'nin yayõncõsõ
Remzi Okan (ki o da ayni çevrenin mensubudur)
vasõtasõyla Türkiye ile ada arasõnda bir istihbarat
faaliyetinin sürdürüldüğü anlaşõlmaktadõr.157 Daha
sonraki yõllarda,İngiliz Hükümeti Türkiye dõşõndaki Pan
- Türkist hareketleri incelerken, adadan,SÖZ
gazetesinin yayõnlarõnõ örnek gösteren raporlar alõr.158
8 Eylül 1919 tarihinde yayõn hayatõna atõlan Doğru
Yol gazetesinde izleyecekleri yolun ,"Kõrõmlõ İsmail'in
yolu " yani jöntürklük/ ittihatçõlõk olacağõnõ ilan etmiş
bulunan Mehmet Remzi Bey,siyasi faaliyetleri sonucu
öğretmenlikten ayrõlmak zorunda bõrakõlmõş,bir
aydõndõr. Feryat gazetesi başyazarõna yapõlan bu
göndermeden, kendisi ile tanõştõklarõ anlaşõlõyor.
Anõlarõnda,SÖZ gazetesi matbaasõnda çalõştõğõnõ
anlatan,ve Remzi Okan ile Cingizzade Con Rifat
Efendi'yi şahsen tanõdõğõ bilinen bugünkü KKTC
Cumhurbaşkanõ Sayõn Rauf Denktaş, 5 Nisan 1999
günü yaptõğõmõz bir görüşmede, kendisine, savaş
esnasõndaki
bağlantõnõn,
Dr
Behiç
Bey
tarafõndan,adanõn kuzey sahillerindeki Akdeniz köyü
kõyõlarõna gelen ,donanmaya bağlõ denizaltõlar
157
- Türkiye’nin Kýbrýs Konsolosluðu görevlisi Kemal Oram’dan
akt. Dr. A.An age s.53 -56 / S. Ýsmail - E. Birinci ,Atatürkçü
Kýbrýs Türkleri s.
158
- Vali Palmer’in raporu için bkz. Dr. A. An age s.245
154
vasõtasõyla sürdürüldüğünün, aktarõldõğõnõ belirtmiştir.
Birinci Dünya Savaşõ esnasõnda, Teşkilat - õ
Mahsusa’nõn ,Trab lusgarp ile bile denizaltõlar
vasõtasõyla ilişki kurmasõ dikkate alõndõğõnda159
,sözkonusu iddianõn ciddiyeti anlaşõlabilinir.
159
- Ergun Hiçyýlmaz ,Teþkilat - ý Mahsusa’dan MÝT’e s.17
155
6 - MÜTAREKE VE KURTULUŞ
SAVAŞI YILLARI:
A - AYDINLAR HAKLI ÇIKIYOR :
1918'de artõk Osmanlõ İmparatorluğu'nun savaşõ
kazanamayacağõ belli olmuştur. Yine Selimiye Camii '
indeki bir Cuma namazõ söylevinden sonra , Cingizzade
Con Rifat , Dr. Esat, Dr. Behiç ve Avukat Fadõl Niyazi
Korkut tutuklanõrlar.160
Savaş sonrasõnda, adanõn savaşa son anda galipler
safõnda katõlan Yunanistan'a verileceğinden, artõk ciddi
biçimde kuşkulanmaya başlayan "liderlik" bu defa
telaşa kapõlõr.13 Kasõm 1918'de müttefik donanmasõnõn
İstanbul'a girmesi üzerine , savaşõn artõk kaybedildiği
anlaşõlõr ve herkes hareketlenir. Müftü Hacõ Hafõz
160
- H. Fedai ,age s.228
156
Ziyaettin Efendi , bir kongre toplamaya girişir. Dr. Esat
ve Dr. Behiç ise bir parti kurarlar : Türkiye ile
Birleşme Partisi... Sir G.Hill'e göre bu ," Türkçü ve
İslamcõ" bir parti olup,kurucularõ da İttihatçõdõrlar.161
10 Aralõk 1918'de müftünün evinde l. Milli
Kongre toplanõr. Katõlõmcõlarõn kimler olduklarõnõ ,
bilemiyoruz. Ne var ki sonradan Remzi Okan'õn bu
konu ile ilgili hatõralar yayõnlamasõndan , kongreye bu
grubun da katõl dõğõ anlaşõlabilir.162Kongre'de oy birliği
ile Müftü Hacõ Hafõz Ziyaeddin Efendi'nin temsilci
seçilerek, İstan bul’dan Kõbrõslõ Sofuzade Celal Bey'i de
yanõna alarak , Paris'e gidip , galip devletler
temsilcilerine ada Türkleri' nin Yunanistanla birleşmeye
karşõ olduklarõnõ ve İngiltere adayõ terk edecekse ,
Kõbrõs'õn Osmanlõ devletine geri verilmesini
istediklerini bildirmesini kararlaştõrõr.163 Daha birkaç yõl
önce hazretin "sadakatle biat ettiği" İngilizler,hemen üç
gün sonra, müftünün adadan çõkõşõnõ yasaklarlar.164 Bir
başka iddiaya göreyse, müftünün kendisi,Paris’e
gitmekten “imtina eder”165 Oysa bir Rum heyeti
,rahatça Paris'e gider. Damat Ferit Paşa başkan
lõğõndaki Osmanlõ delegasyonu , Paris'te "Mõsõr ve
Kõbrõs'õn durumunu da konuşmak" isteyince, İngilizler
kendilerine galip devlet olmadõklarõnõ,bu çeşit
isteklerde bulunamayacaklarõnõ hatõrlatõrlar.166
161
- S. Ýsmail - E. Birinci age s.58
- age s.28 -29
163
- age s.30 -31
164
- age s. age
165
- H.M. Ateþin ,Kýbrýs’ta Ýslami Kimlik Davasý s.155
166
- A. Gazioðlu age s.162
162
157
Bu arada,müftü efendinin yanõna almak
kararlõlõğõ gösterdiği Sofuzade Celal’in de kim
olduğunu belirt mekte,yarar var. Kendisi İstanbul’da
yerleşmiş Kõbrõslõ Kõbrõslõ bir avukat olan Sofuzade
Celal Bey,bilinen İttihat ve Terakki karşõtlarõndan
olup,Hürriyet ve İtilaf çõlarla yakõn temas halindedir.167
Ziyaettin Efendi’nin yanõna onu almaya karar
vermesinin altõnda yatan saik, İstanbul hükümetine
yakõnlõğõ mõ yoksa ikisinin de ayni meşrebin sahibi
olmasõ mõdõr,bilinmez !
167
- Refik Halid Karay ,Bir Ömür Boyunca ,s.59- 320
158
B - İSYAN GİRİŞİMİ VE SON OSMANLILAR:
26 Nisan 1919 günü,İngiliz yönetimi ,Dr.Esat,Dr.
Behiç ve Hasan Karabardak'õ bir kez daha tutuklar. Bu
defa,bu "sertlik yanlõlarõnõn",paskalya esnasõnda ,
Türkler'e bazõ gösteriler yaptõrõp,Rumlar ile çatõşmalar
çõkararak,çõkan kargaşadan istifade ,Mağusa'daki esir
kampõndaki
Osmanlõ
askerlerini
kurtarõp
silahlandõrarak isyan çõkarõp,adadan İngilizleri kovmayõ
planladõklarõ öğrenilmiştir. Lefkoşa'ya getirilen,bir
askeri birlik tarafõndan yakalanõrlar.168 Cingizzade Con
Rifat,bu kez hukuk öğrenimine devam etmek üzere
İttihat Terakki'nin
yardõmõyla İstanbul'a gitmiş169
bulunduğu için,tutuk lanamaz. Ama bu ifade bile,
bağlantõnõn fiziki ve sürekli olduğunu göstermeye,
yeter.
Dr. Esad Bey dokuz ay hapis yattõktan
sonra,Anadolu'ya geçip,Kurtuluş Savaşõna katõlõr. Dr.
Behiç Bey'in ise hapisten çõktõktan sonra, adõ bir
cinayete karõşõr ve idam edilir.
Behiç Bey'e,içkili iken karõsõnõn kendisini aldattõğõ
söylenerek bazõ aldatõcõ karineler ileri sürülmüş, o da
buna inanarak, eşini o gece öldürmüştür. Rauf Denktaş,
başsavcõlõğõ esnasõnda bu dosyayõ incelediğini
sözkonusu cinayetin , ağõr tahrik altõnda ,tasarlanmadan
işlenmiş bir suç olduğunu, cezasõnõn idam
168
- Vali Palmer’in bakanlýðýna yazdýðý ayni gün tarihli rapor
için bkz. A. Gazioðlu age s.158 -159
169
- Þifa Dizdar Haným’dan akt. H. Fedai,age s.230
159
olamayacağõnõ,bu bakõm dan , idamõn ve olayõn bir
komplo olmasõ gerektiğini ileri sürmektedir.170
8 Eylül 1919 günü , Kõbrõs Türkleri bir başka
mücadeleci adamõn , Mehmet Remzi Okan'õn ,avukat
arkadaşõ Ahmet Raşit Bey ile birlikte çõkardõklarõ bir
gazetenin ilk nüshasõnõ okurlar. Daha sonralarõ , Ahmet
Raşit Bey'in baskõlara dayanamayõp, Anadolu'ya gitme
siyle kendi adõna SÖZ gazetesini çõkaracak olan
Mehmet Remzi (Okan)Bey, bayrağõ devralõr. Yukarõda
Kemal Oram'õn faaliyetleri dolayõsõyla da adõnõ
andõğõmõz Remzi Bey,o yõllarda binikiyüz abonelik bir
tiraj tutturarak, jöntürkçülükten gelip; ittihatçõlõk'tan
geçen öncüllerinin davasõnõn adõnõ bu defa
Kemalistlik'e çevirip, mücade lesini sürdürür.Bu
arada,müftü Hacõ Hafõz Ziyaeddin Efendi de oğlunun
yüzbaşõ yapõlmasõ karşõlõğõnda , İngilizciler safõna
katõlmaya hazõrlanmaktadõr.1925'te damadõnõ da Evkaf
Murahhasõ
seçtirip,safõnõ
açõkca
belirleyecektir.Ziyaettin Efendi, Kõbrõs'a Uşak'tan hicret
etmiş Basmacõlar Şeyhi
Hacõ Mustafa Ağa ile
Lefkoşalõ Hacõ Fatma Molla'nõn oğlu olarak H.1350
tarihinde Lefkoşa'da doğar. Ailesinin ilmiyye sõnõfõyla
olduğu kadar,esnaf loncalarõ ve ticaretle de ilgili olduğu
görülüyor. Hacõ Mustafa Ağa'nõn bir esnaf şeyhi
olduğuna bakõlõrsa,mutasavvõf olduğu kesin olmakla
birlikte,İslam heterodoksisine de yabancõ olmadõğõ
anlaşõlmaktadõr. İstanbul'da köklü bir din eğitiminden
geçip, H.M. Ateşin'e göre " Osmanlõ'nõn son dönem
ulemalarõ" arasõna girdikten sonra adaya dönen Ziyai
Efendi, 1880 yõlõnda Lefkoşa Rüştiyesi'ne başmuallim
170
- 5 Nisan 1999 günkü görüþmede söylenmiþtir.
160
olarak atanõr ve Tüccarbaşõ Derviş Paşa'nõn kardeşi Fuat
Efendi'nin kõzõ ile evlenir.1711896'da Kavanin Meclisi
seçimlerine katõlõp,Lefkoşa / Girne milletvekili olarak
meclise giren Mehmet Ziyaettin Efendi, 1904 yõlõnda
karşõtõ Evkaf Murahhasõ Musa İrfan'õn meclisteki bir
oylamayõ bahane ederek, kendisi hakkõnda çõkardõğõ
"Rumcudur" söylentisi üzerine, milletvekilliğinden
istifaedrek, Girne Kadõlõğõ'na çekilir. 1901'de ,sonradan
Türk Bankasõ adõnõ alacak olan İslam İddihar Sandõğõ'nõ
kurarak , çok uzun süre yönetim kurulu başkanlõğõnõ da
sürdürecek olan
Hacõ Hafõz Mehmet Ziyaettin
Efendi'nin,din adamlõğõ ile dinen haram olan faizle
yaşayan bir banka yöneticiliğini bir arada yürüte
bilmesinden,
marifet
sahibi
birisi
olduğu
anlaşõlmaktadõr.
1910'da yukarõda da anlatõldõğõ gibi, ilginç bir
entrika ile müftü Hacõ Ali Rõfkõ Efendi'yi makamõndan
ederek , önce fiilen ,1912'den sonra da resmen Müftü
olan Ziyaettin Efendi,bir söylentiye göre bu operas
yonla,kendisini Rüştiye başmuallimliğinden almõş olan
eski müftüden , intikamõnõ almõştõr. 1912'den itibaren
siyasi faaliyetlerinin doğrultusu hakkõnda yukarõda
yeterli bilgi verilmiş olan Ziyaettin Efendi , Lozan
Konferansõ devam ederken,"ada Türkleri Türkiye'te
bağlanmak
istiyor"
anlamõnda
bir
dilekçe
hazõrlayõp,bunu imzaya açarak,binlerce Türke imzalatõr.
Sonra da oğlu Faiz Bey'in yüzbaşõ yapõlmasõ
karşõlõğõnda,
bu
dilekçeyi
İngilizlere
teslim
edip,yokedilmesini sağlar.172 Bir süre sonra, diğer oğul
171
172
- H.M. Ateþin,age s.150
-Dr. A. An ,age s.69
161
Fuad Bey de yargõçlõğa atanõr. Bu arada,1920'de Londra
Konferansõ'na katõlan TBMM Heyeti'nden Kõbrõslõ
Sõrrõ Benlioğlu'nun , Brindizi'ye varõr varmaz adaya bir
telgraf çekerek, Kõbrõs Türkleri'nin taleplerinin
bildirilmesini istediği ve yanõt alamadõğõnõ da ekleye
lim.173 Evkafçõlar'õn hali zaten ortada idi de;" acaba
müftü efendi ne ile meşguldü?"
sorusunun
cevabõ
yukarõdaki
bölümlerde
anlatõlmaktadõr:
"İstanbul'daki
serdengeçtiler
tarafõndan
yönetilmektense, İngiliz idaresi " mi tercih ediliyordu ?
1925'te bir kez daha talih Ziyaettin Efendi'nin
yüzüne güler. Evkafçõlar'õn lideri, murahhas Musa İrfan
aniden ölür. Evkaf Murahhaslõğõ'na Defterdarlõkta
muhasip (bazõ kaynaklara göre tercüman) olarak
çalõşmak ta olan, müftünün kardeşi Cemal Efendi'nin
oğlu ve kõzõnõn kocasõ Mehmet Münir atanõverir.
Oğullardan son ra, damat da " yerleştirilmiştir".
Bu dönemde, müftü efendinin,Lozan sonrasõnda
İngiliz vatandaşlõğõna geçmeyi kabullenemeyip , adayõ
terkeden Türkler'in mallarõnõ ucuza kapattõğõ için, göçe
karşõ çõkmadõğõ ,bu yolla daha da zenginleştiği ileri
sürülmektedir.174
Öte yandan , Evkaf Murahhaslõğõ'na vekaleten
atanan damat Münir Efendi,ayni yõl yapõlan seçimlerde
Kavanin Meclisi'ne de girmesinin yanõnda,1926'da vali
tarafõndan İcra Meclisi'ne de atanarak , tam onbir resmi
görev ve makamõn sahibi haline gelmiştir.175Sonradan
"Sir" ünvanõ da verilecek olan müftünün damadõ/yeğeni
173
- age s.71-72
- Ali Nesim’den akt. Dr.A.An age s.34
175
- N. Kýzýlyürek ,Paþalar ve Papazlar ,s.15 -16
174
162
, artõk adadaki en önemli İngiliz işbirlikçisidir.
Nitekim,1930'larda Kõbrõs'taki Kemalist hareketin önde
gelenleri arasõnda olduğunu düşündükleri Hakim Raif
Bey'in peşine düşüp,onu İngilizlere jurnal edenler de
müftünün oğullarõ ve damadõdõr. 176
1927'de Müftü Hacõ Hafõz Ziyaettin Efendi , artõk
emekliye ayrõlacaktõr. Ne var ki artõk ne bir İstanbul
Hükümeti ne Meşihat Makamõ ve ne de arz-õ mazhar
entrikasõ çevirme olanağõ yoktur. Şimdi işler, daha
kolaydõr. Müftünün kardeşi Cemal Efendi'nin kõzõ ile
evli, Sir Münir'in eniştesi , Mağusa/İskele Kadõsõ Hür
remzade Hakkõ Efendi,kimseye sorulmadan,İngiliz
yönetimi tarafõndan müftülüğe getiriliverir. Sonradan,
onun oğullarõ da sömürge yönetiminde önde gelen
görevler alacaklardõr.
Operasyon bitmiş değildir! Hürremzade Hakkõ
Efendi,19 Kasõm 1928 günü bir mektup alõr.
Müstemleke
Müsteşarlõğõ'ndan
gönderilen
bu
mektupta,kendisine müftülük makamõnõn 1 Ocak
1929'dan itibaren lağve dileceği ve kendisinin de bu
ünvanõ kullanamaya cağõ,kendisine gereken tavizin
verileceği ve ayrõca Evkaf Dairesi yönetiminde
kurulacak olan Fetva Eminliği makamõnõn da ona
önerileceğinin anlaşõldõğõ, yazõlõdõr.177
Ayni gün , Evkaf Murahhasõ Sir Münir de ayni
makamdan "Gizli" başlõklõ bir mektup alõr. Mektupta
denir ki : " 104/28 numaralõ ve sõrasõyla 8 ve 17 Kasõm
tarihli mektuplarõnõzõn alõndõğõ ve müstemlekeler
bakanõnõn tasvibiyle...valinin 1 Ocak 1929'dan itibaren
176
177
- A. Gazioðlu,age s.233
- H. M. Ateþin ,age s.243 - 244
163
müftülük makamõnõ lağvetmeye karar vermiş
bulunduğunu size bildirmeye Ekselans tarafõndan
memur edildim."178 Bu gizli mektuptan,müftülüğün
lağvedilmesi fikrinin,Ziyaettin Efendi'nin
damadõ;
Hürremzade Hakkõ Efendi'nin de eniştesi olan, Sir
Münir'den çõktõğõ anlaşõlõyor. Kadõlõk da, o yõl içinde
ilga edilmiştir. Bu işlem esnasõnda, Münir Bey ile
birlikte Hakim Raif Bey
ve M. Şevket Bey, sömürgecilere yazdõklarõ bir raporda,
şer'i hukukun artõk geçerli olmadõğõnõ ileri sürmüş
lerdir.179Bu raporun altõna imza koyan insanlarõ
yönlendiren saiklerin çok farklõ olduğu anlaşõlmaktadõr.
M. Raif ,ve M. Şevket Atatürk Devrimlerini takip
ederek,ada Türkleri'nin modern hukuk kurallarõ ile
yönetilmesini sağlamaya çalõşõrken; M. Münir ,
toplumun bütün iplerini kendi eline almanõn hesaplarõnõ
yapmaktadõr.
Böylece,Osmanlõ'dan miras kalan Evkaf
Murahhasõ- Müftü - Başkadõ yönetici sacayağõ ortadan
kalkõp, Sir Münir tek yönetici durumuna geçer. Bu
gelişme,1912'den itibaren zaten varlõk nedenini giderek
yitirmeye
başlamõş
olan,siyasi
Müftücüler
Padişahçõlar grubunun da sonudur. Osmanlõ'nõn en son
atadõğõ Müftü Hacõ Hafõz Ziyaettin Efendi'nin damadõ
ve oğullarõ ile birlikte eski Müftücüler'in önde gelenleri
Ziyai Efendi henüz hayatta ve aklõ erer iken ,işbirlikçi
Evkafçõlar'õn başõna geçmiş olur. Damat Sir Münir "
Müslümanlar Etnarhõ" olmaya kuşanõr.180
178
- age s.244
- age s.220
180
- Dr. N. Beratlý ,Kýbrýslý Türkler’in Tarihi c.III s.80
179
164
Ziyai Efendi,30 Temmuz 1936 günü vefat eder ve
Girne Kapõsõ mezarlõğõna gömülür. Ancak, 1954 yõlõnda
, uzun ve acõlõ bir mücadeleden sonra, nihayet Evkaf'õ
ele geçiren Dr. Küçük ekibi, mezarlõğõn bulunduğu
alana modern okul binalarõ yaptõrmaya karar verir.
Ziyai Efendi'nin mezarõ ailesi tarafõndan yerinden
kaldõrõlõr ve kemikleri Küçük Kaymaklõ mezarlõğõna
taşõnõr.
Adada, ulemanõn saygõnlõğõnõ da ortadan kaldõ
ran,Osmanlõ
ilmiyye sõnõfõndan bir Osmanlõ
yöneticinin bir din adamõnõn,serencamõ, işte budur !
1930'lardan sonra , " Halkçõ" kadronun bunlarõ
ekarte etmesinden daha doğal hiçbir gelişme bekle
nemezdi. O kadronun, bunlara duyduğu tepki ile adeta
din düşmanõ olmamalarõ da, hiç bir biçimde
beklenmeme liydi.Bugün Dr. Fazlõ Küçük'e din
adamlarõna hor davrandõğõ için saldõranlar , haksõzlõk
ettiklerini anlamalõ dõrlar. Kõbrõslõ Türkler'in ulema ve
artõklarõna saygõ duymamasõnõn suçlusu, Dr.Fazõl
Küçük değil,bizzat ken dileridir.
Halifenin sözcüsü iken bir anda " Union Jack'õn
hizmetkarõ " olabilen bu kafa yapõsõ,anlaşõlõyor ki Hz.
Ali'nin " zamana uyun" öğüdünü de, kendi çõkarõna canõ
çektikçe
mutasyona
uğrayabileceği,
şeklinde
kavramõştõr. Önemli olan,müftü efendinin bu tavrõyla,
Müsevvitzade Cemal Efendi'nin 1911'de yazdõklarõnõn
doğruluğunu kanõtlamasõ değil, ondan sonra ada
Türkleri'nin artõk ulemayõ ciddiye almamasõna neden
olarak,bu günkü laik kimliğinin zeminini döşemeye
başlamasõdõr.
165
C - BU TAVRIN ALTINDA NE YATIYOR?
Hacõ Hafõz Ziyaettin Efendi’nin izlediği bu
politi kanõn, elbette ki nedenleri bulunmaktadõr. H. M.
Ateşin’in “ Osmanlõ’nõn son dönem ulemasõndan” diye
tanõmladõğõ ,Ziyaettin Efendi’nin,gerçek bir Osmanlõ
olduğu anlaşõlõyor. Müsevvitzade Cemal Efendi’nin “
her ne olduysa,İstanbul’daki yüksek mevki sahibi
hemşerilerimizin bilgisi dahilinde oldu” demesi de
önemli bir kopyadõr. 1918’de Meclis - I Milli toplan
tõsõndan sonra Paris’e gidip, Türk toplumunun da
haklarõnõ savunmasõ kararõ alõndõğõnda, müftü efendinin
yanõna almak istediği Sofuzade Celal’in ,bu önemli
Kõbrõslõlar’dan biri olduğu ve önemli Hürriyet ve
İtilaf’çõlar arasõnda bulunduğu görülmektedir. Yani
Hacõ Hafõz’õn , Osmanlõ merkezindeki politik
ayrõşmanõn için de yer tuttuğu anlaşõlmaktadõr.
Bu dönemde, Hürriyet ve İtilaf Fõrkasõ’nõn en
önemli dõş politika açõnõmõ ise, “ Avrupa Düvel - i
166
Muaz zamasõnõ ve özellikle İngiltere devlet-i
fehimanesini ürkütmemek”tir.181 Bu amaçla parti, dõş
politikasõnõn
merkezine
İngiliz
Dostluğu’nu
oturtmuştur. Tanzimat sonrasõnda ,Osmanlõ dõş politika
okullarõnõn,hep bu eksene oturtulmasõna bakarsak, bu
politika yanlõş ama an laşõlõrdõr. Fõrka’nõn bu
politikasõnõ uygulamak için izlediği yol ise,” Kamil
Paşa etrafõnda birleşmek” diye özetlenmekteydi.182
Sonuçta iş gelip, “ İstanbul’da yük sek mevki işgal eden
Kõbrõslõlar ” õn , en yükseğinin des teklenmesine
dayanmaktaydõ.
Öte yandan, “İngiliz dostluğu” bahsinde,
Hürriyet ve İtilafçõlarõ çok fazla suçlamak da yersiz
olur. Zira Tanzimat öncesinden başlayarak, Osmanlõ dõş
politika geleneği, bir büyük devlete yaslanarak, onu
ötekilere karşõ kullanõp,arada kendi çõkarlarõnõ
korumaya çalõşmak biçiminde özetlenebilir. Nitekim ,
İngilizci olarak bilinen tek sadrazam Kamil Paşa
olmadõğõ gibi , İngilizcilik, salt Hürriyet ve İtilaf
mensuplarõna ait bir tanõmlama da değildir. Ünlü
İngilizciler arasõnda, Mithat Paşa , Sait Paşa gibileri bir
yana bõrakõn , Talat Paşa bile sayõlabilir.
Politik değerlendirmelerine bugün bile hayranlõk
duyulabilecek olan İttihad ve Terakki’nin lideri, Alman
cõlõkla özdeşleştirilebilecek dõş politikasõna karşõn,
iktidardan düşünce , yarõ resmi görevleri olduğu bilinen
bir İngiliz gazetecisine , İngiltere’ye duyduğu
hayranlõğõ anlatarak, bilinen dõş politikasõnõn nedenini ,
181
- Rýza Tevfik’ten akt. Ali Birinci ,Hürriyet ve Ýtilaf Fýrkasý
s.58 -59
182
-age s.60
167
İngiltere ve müttefiklerinin,
İttihatçõlarõ kendi
paktlarõna almamasõ o larak anlatõr.183
Dõş politikasõ bu minval üzre yürütülen Osmanlõ
Devleti’nin , o koşullarda Kõbrõs Adasõ yüzünden
İngilte
re
ile
sorun
yaşamayõ
göze
alamayacağõ,ortadadõr.
D - LİDERLİK EL DEĞİŞTİRİYOR :
Kurtuluş Savaşõ yõllarõnda,Remzi Okan ve SÖZ
gazetesi etrafõnda, yeni bir ekip göze batmaya başlar
Bütün kurtuluş savaşõ yõllarõ boyunca,SÖZ ekibi
Kõbrõslõ Türkler'in ilgisini yüksek tutmak,Anadolu'ya
lojistik destek sağlamak üzere çõrpõnõrlar.İzmir göçmen
lerine yardõm etmek için, cemiyetler kurup, yardõm
kampanyalarõ düzenlerler.21 Ağustos 1922 Büyük
Taarruz'un başlamasõndan bir gün önce, TBMM
Matbuat Umum Müdürü Ağaoğlu Ahmet'in, Remzi
Bey’e gönderdiği ,savaşa duyulan ilgi ve yardõmlarõn
devamõnõ isteyip saygõlar sunan mektup184, ilginçtir.
İlginç olan bir başka husus , İngiliz Sömürge
183
184
- Alpay Kabacalý , Talat Paþa’nýn Anýlarý s.163 - 187
- S. Ýsmail - E. Birinci ,Atatürkçü Kýbrýs Türkleri ,s. 264
168
yönetiminin sürekli olarak SÖZ'ün Anadolu'dan finanse
edildiğinden
kuşkulan
masõna
rağmen
bunu
kanõtlayamazken, gerçekten de bizzat Kemal Atatürk'ün
emriyle,Siirt Mebusu Mahmut Soydan tarafõndan
İstanbul'daki özel bir adresten,SÖZ'e kaynak aktarõlõyor
oluşudur. Nitekim, Latince hurufat almak üzere
İstanbul'a giderek , Naşit Hakkõ Uluğ ile görüşen Remzi
Okan aradõğõnõ bulamayõnca, bizzat Atatürk'ün emri ile,
Cumhuriyet gazetesi için gelen harfleri alarak adaya
dönmüş ve yeni harflerle yayõnlanan ilk Türkçe gazete
de SÖZ olmuştur. Uluğ, Kemal Atatürk'ün kendisine
kapalõ bir de zarf vererek , Remzi Bey'e iletmesini
istediğini belirtiyor.185 Zarf, Remzi Okan'a verilmiş!
Kurtuluş savaşõ yõllarõnda, Kõbrõs'tan yapõlan
katkõ,bu kadarla da sõnõrlõ kalmaz. 1. TBMM Hükü
meti'nin İktisad Bakanõ Sõrrõ Bey(Benlioğlu), Kõb
rõslõ'dõr.Kendisi,Bekir Sami Bey başkanlõğõnda Londra
Konferansõna katõlan TBMM Heyeti üyelerindendir.186
Kemal Atatürk'ün özel kalem müdürlüğünü yõllarca
sürdüren Hikmet Bayur da ,Kamil Paşa ahfadõndan
olup,o da Kõbrõslõ'dõr. Ankara'daki Kemalist kadronun
önde gelenleri arasõnda, Saffet Engin,v.b. gibi daha pek
çok Kõbrõslõ Türk bulunmaktadõr. Adadaki Türk halk,
Kuvayi Milliye’yi desteklemek için yoğun kampanyalar
düzenlemektedir.187
Anadolu’da savaşan Yunan ordusunda da,
Kõbrõslõ Rum asker ve subaylar görev yapmaktadõr. Bun
lardan en ünlüsü,Yorgo Grivas’tõr. 27.8.1991 tarihli
185
- age s.261 -263
- Dr. A. An ,Kýbrýs Türk Liderliði’nin Oluþmasý s.69 -70
187
- Ayrýntýlý bilgi için,bkz. S. Ýsmail - Birinci ,Ýki Ulusal
Kongre
186
169
ALİTHİA gazetesinde,bu “kahramanlarõn” listesi ve
Rumlar’õn işgal ordusuna yaptõklarõ yardõmlarõn
dökümü yayõnlanmõştõr.
Adadaki kadro,1930'dan başlayarak,eski yapay
"liderlik" kadrosunu tasfiye ederek önderliği ele
geçirme yi başarmõş ve işbirlikçilerin , toplum
hayatõndan dõşlan masõna ön ayak olmuştur. Bugünün
KKTC Cumhurbaş kanõ da , çocukluğunun yaz
tatillerinde, SÖZ gazetesi çalõşanlarõndan idi.188 Bu
çalõşmada adõnõ sõkça andõğõmõz Con Rifat Efendi de
sömürge zõndanlarõnda son defa, R. Denktaş'õn
babasõnõn cenaze töreninde yaptõğõ konuşma dolayõsõyla
yatmõştõr.189 Kõbrõs Türkleri 'ne Osmanlõ'nõn
yadigar bõraktõğõ Evkaf ve Müftülük ve Maarif sorunlarõ
ise ancak 20.yy ortalarõnda,Kõbrõslõ Türkler'in,Sömürge
Yönetimine karşõ verdikleri uzun ve yoğun mücadeleler
den sonra, çözülebilmiştir.190
188
- R.R. Denktaþ ,Karkot Deresi
- H. Fedai age s.235
190
- Bu konuda ayrýntýlý bilgi için bkz. Dr. Nazýn Beratlý Kýbrýslý Türkler’in Tarihi c.lll
189
170
7- LOZAN :
171
A- LOZAN ÖNCESİNDE KIBRISLI TÜRKLER'
İN DURUMU NEYDİ ?
Anadolu Savaşõ'nõn hemen ertesinde, Kõbrõslõ
Türkler arasõnda etkinliğin,Evkaf Murhhasõ Musa
İrfan'õn başõnõ çektiği işbirlikçiler cephesinin elinde
olduğu görülmektedir. 1916 seçimlerini, Musa İrfan,
M.Hami ve A. Said Hoca kazanmõşlar, jöntürk olduğu
halde,"Rumlar ile iyi ilişkileri olduğu" söylenen Dr.Ey
yüp, kaybetmiştir. 1918'de Dr.Esad Bey, Türkiye İle
Birleşme Partisi'ni kurarken,Londra'ya gönderilen istih
barat raporlarõnda, iki meclis üyesinin bunlara kesin
olarak karşõ olduk larõ,Hoca'nõn ise "yarõm desteklediği"
yazõlõdõr. Sonradan,uzun bir savaşõm sonucunda,müftü
de seçilen Said Hoca'nõn,mücadele yerine,"maişet
gailesi"ni bahane ederek,maaşlõ İngiliz memurluğunu
seçmesini de dikkate aldõğõmõzda,kendisinin çok tutarlõ
bir mücadele adamõ olmadõğõ anlaşõlõyor.Öte yandan,
Kõbrõslõ Türkler arasõnda,egemenlerin hiç eskimeyen "
Rumcu" çamuru ile bertaraf edilen Dr. Eyyüp de , bu
durum karşõsõnda safõnõ değştirip,işbirlikçilere katõlõr ve
bir sonraki seçimi kazanõr.
Bu arada, Dr.Esad kaçõrõlmõş,Dr.Behiç ekarte
edilmiş,Con Rifat ise hukuk eğitimi için,Türkiye'ye
gitmiştir. Mehmet Remzi Okan,avukat Ahmet
Raşit,Fadõl Niyazi Korkut v.b.birkaç aydõn,çok da etkili
değillerdir.
Dr. Fazõl Küçük,anõlarõndaKõbrõslõ Türkler'in,
Anadolu Savaşõ'nõn bitip,Türk Ordusu'nun İzmir'e girdi
ği gün,Sarayönü'nde büyük şenlikler yaptõklarõnõ anlat
172
maktadõr. Ancak kendi gelecekleri ile ilgili olarak,çok
önemli umutlarõnõn da olmadõğõ anlaşõlmaktadõr.
Osmanlõ imparatorluğu onlarõ terketmiş,padişahõn
başlarõnda idare ci diye bõraktõklarõ,sömürgeciler ile
kendi ikballeri üzerine anlaşarak işbirlikçi olmuş,genç
Türkiye devleti ise, İstanbul,Trakya,Boğazlar , Musul Kerkük ve Hatay gibi,Misak-õ Milli kapsamõndaki
yerleri kurtarmanõn peşindedir ki o önemli sorunlar
arasõnda ,bu adaya sõranõn gelmesi,çok zordur.
Bu durumu içlerine sindirebilenler, ya da başka
şansõ bulunmayanlar ,duruma uyum sağlayõp işbir
likçilere yaklaşarak,adada yaşayabilmenin koşullarõnõ
ararken; geriye kalanlar da,Anadolu'ya göçmenin hesap
larõnõ yapar olmuşlardõr.
Lozan Andlaşmasõ,bu koşullarda imzalanõr.
B - LOZAN'IN KIBRIS'I İLGİLENDİREN
MADDELERİ :
Kõbrõs Sorunu Türkiye kamuoyuna mal olduktan
sonra,zaman zaman adanõn İngiltere tarafõndan 1914'te
tek taraflõ olarak ilhak edilmesinin tanõndõğõ yer olaral
Lozan gösterilmiş,ve bu andlaşmayõ imzalayan Türk
delegasyonunun başkanõ İsmet İnönü,bize göre haksõz
eleştirilere hedef olmuştur.
Kõbrõs'õn,İngiltere'ye ilhakõnõ onaylayan ,İsmet
Paşa veya TBMM Hükümeti değildir.Onlar bu
onaylanmõş
durumu,karşõlarõnda
hazõr
olarak
bulmuşlardõr.
Sözko
nusu
onamayõ,1920
Ağustos'unda,Osmanlõ Hükümeti yapmõştõr.
173
Sevr Muahadesi'nin 115,116 ve 117. maddeleri,
adanõn İngiltere tarafõndan ilhakõnõ tanõr. Sözkonusu
andlaşmanõn,Anadolu'yu da parçalara ayõrdõğõ,Boğazlar
ve İstanbul ile,Trakya üzerindeki egemenlik
haklarõndan
vazçilecek
maddeler
içerdiği
düşünülürse,Lozan'da kaza nõlanlarõn değeri anlaşõlõr.
Bu bağlamda,burnunun dibindeki Ege adalarõndan
vazgeçmek zorunda kalmõş bulunan TBMM
Hükümeti'nin,Kõbrõs'õ ele geçirmeye kalkmasõnõ
beklemek,akõlla uyuşmaz.
Lozan'õn Kõbrõs ile ilgili maddeleri,16,20 ve 21.
maddelerdir.
Madde 16 : Türkiye işbu muahadede açõklõkla belirtilen
sõnõrlar dõşõnda bulunan bilcümle arazi üzerinde ve bu
araziye bağlõ kezalik işbu muahade ile üzerlerinde
kendi hakimiyet hakkõ tanõnmõş olan adalardan gayrõ
cezireler (adalar N.B.) üzerinde - ki bu arazi ve
cezirelerin mukadderatõ ilgililer tarafõndan tayin
edilmiş veya edilecektir- her ne mahiyette olursa
olsun,haiz olduğu bütün hukuk ve müstenidatõn
dan,feragat ettiğini beyan eyler.
Madde 20 : Türkiye hükümeti,Kõbrõs'õn Britanya
hükümeti tarafõndan,5 Kasõm 1914'de ilan olunan
ilhakõnõ tanõdõğõnõ,beyan eyler.
Madde 21 :5 Kasõm 1914'te Kõbrõs Adasõ'nda oturan
Türk Tebasõ,mahalli kanunun tayin ettiği şartlar
dairesinde İngiliz tabiyetine sahip ve bu yüzden Türk
tabiyetini
kaybetmiş
olacaklardõr.Bununla
beraber,işbu muahade namenin meriyet mevkiine
girdiği günden itibaren,iki yõllõk bir müddet
zarfõnda,Türk
tabiyetinde
kalmakta
serbest
olacaklardõr.Bu takdirde bu haklarõnõ kullandõklarõ
174
tarihi takip eden oniki ay zarfõnda,Kõbrõs adasõnõ
terketmeye,mecbur olacaklardõr.
Bu
muahadenamenin
yürürlüğe
girdiği
tarihte,Kõbrõs adasõnda oturmakta olup da yerli
kanunun tayin ettiği şartlar dairesinde,yapõlan
müracaat üzerine,belirtilen tarihte İngiliz tabiyetini
ihraz etmiş ya da etmek üzere bulunmuş olan Türk
vatandaşlarõ da bundan dolayõ Türk tabiyetini
kaybetmiş olacaklardõr.Şurasõ şüphesizdir ki,Kõbrõs
hükümeti,Türk hükümetinin rõzasõ olmaksõzõn Türk
tabiyetinden başka bir tabiyet ihraz etmiş olan
kimselere,İngiliz tabiyeti vermekten kaçõnmak
yetkisine haiz olacaktõr.191
C - GÖÇ :
Bunun sonucu,adadan Anadolu'ya korkunç bir göç
dalgasõnõn başlamasõdõr. İşin acõ tarafõ,gidenlerin bir
kõsmõnõn orada bulduklarõ şartlarõ beğenmeyerek sefalet
içinde geri gelmeleri ama bu arada adadaki varlõklarõnõ
da yitirmeleridir. İngiltere hükümeti,bu göçe
karşõdõr.Zira Türkler adayõ boşaltõrsa,Rumlar karşõsõnda
denge unsuru olarak kullandõğõ bir kozu yitirecektir.
Müftü ve çevresi,
hiç de karşõ değillerdir.Zira,
göçenlerin mallarõnõ ucuza kapatmaktadõrlar. Türk
Konsolosu Asaf Bey
ve SÖZ Gazetesi çevresi
191
- A. Gazioðlu , Ýngiliz Ýdaresinde Kýbrýs s.31 -32
175
(M.Remzi Okan), adeta adayõ boşalt maya
çalõşmaktadõrlar.
Bu durum, bizzat Mustafa Kemal'in kendisi adanõn
boşaltõlmasõnõn sonucunu görüp,önceden de adõ geçen
çalõşma
arkadaşõ,milletvekili
ve
bakanlõk
yapmõş,Kõbrõslõ Sõrrõ Benlioğlu'nu,1934'te adaya
gönderip, göçün durdurulmasõnõ isteyene kadar,sürer.
1925 ile 1934 arasõndaki bu gidiş - dönüşler
sonunda,Kõbrõs'tan Anadolu'ya göçenlerin sayõsõ hakkõn
da , değişik rakkamlar ileri sürülür. Biz, 5 ila 7 bin
arasõnda olduğuna inanmaktayõz.192
Bunun sonucu,zaten ekonomik yaşamda önemli
sõkõntõlar yaşayan Kõbrõslõ Türkler'in ,1923 ile 1935
arasõndaki oniki yõlõ,göçe endeksli olarak yaşayõp,
ekonominin bütünü ile dõşõna düşmeleridir. Bunun
hemen ardõndan gelen ll.Dünya Savaşõ yõllarõnda,fakrü
zaruretten İngiliz askeri yazõlanlarõn yoğunluğu,bir
sonuçtur.1946 - 47'e kadar,bu dönem sürer.1957 -58
lerde İngiliz polisi , komandoluk dönemi ,1963'te de
mücahitlik dönemi başlar.Lozan'dan başlayarak,1974'de
kadar,ada Türkleri'nin ekonomi düşünmeye vakitleri
yoktur. Şimdi bazõ eleştiriler yapõlõrken,bu gerçek
unutul mamalõdõr.
Öte yandan,bu göç olgusu,1935'lere kadar,ada
Türkleri'nin Türk vatandaşlõğõnõ kaybetmektense,Kõbrõs'
tan ayrõlmayõ yeğlediklerini göstermesi bakõmõndan da
önemlidir.Öte yandan,kimlik oluşumu bakõmõndan bu
önemli göç dalgasõnõn etkisi,gidip dönenlerin, Anadolu
'da oluşmakta olan ulusal kimliği pratikte de adaya
192
- Daha fazla bilgi için bkz. Dr.N. Beratlý, Kýbrýslý Türkler’in
Tarihi c.III ,s.84
176
taşõmõş olmalarõdõr. Ne var ki, sözkonusu olgu,Kõbrõslõ
Türkler'in bu yüzyõlõn ilk çeyreğinin sonlarõnda, kendi
lerini ne olarak gördüklerinin de bir ifadesidir.Ancak,bu
seçimdeki en önemli etken,elbette ki nerede ise yüzyõlõ
bulan bir süreçte,ada Rumlarõ'nõn Yunanistan'a bağlan
ma kavgasõnõn hiç duraklanadan sürmekte oluşu,Girit
ve Batõ Anadolu'da yaşananlarõn etkisinde,azõnlõkta
oldukla rõ bu adada,bir gün çoğunluktaki Rumlar'õn
istediği olursa,yok edileceklerini bilmeleridir.
Yani,1922'lerden sonra,Kõbrõslõ Türk Kimliği'nin
"onlar"õ artõk açõk - seçik ada Rumlarõ'dõr. "Biz"in de
artõk "Osmanlõlar", "ada müslümanlarõ" değil de
"Türkler" olmasõ gibi...
Gündelik yaşamõn içinde,hala işbirlikçilere oy
vermektedirler ama, kimlikleri konusunda bir karar
vermeleri istendiğinde,ne "güya" padişahçõ müftünün
ne de İngiliz "muhibbi" Evkaf'õn istediği karar değildir
verdikleri...
Ayni sürecin bir devamõ olarak, Anadolu'daki
devrimlerin,adada olduğu gibi kabullenilip, tatbik edildi
ği görülür. Hem de İngiliz yönetiminin tamtersi zorlama
larõna karşõn.Adadaki tek lisenin adõnõn, İngilizler
tarafõndan İslam Lisesi olarak belirlenmesine karşõ
yürütü len muhalefet ve okulun adõnõn Türk Lisesi
olmasõ talebi,yirmi yõl önce yayõnladõğõ seçim
broşüründe , ken dini ve seçmenlerini "biz
Osmanlõlar","biz ada müslümanlarõ" olarak tanõmlayan
Müsevvidzade Cemal Efendi'den bu yana,köprülerin
altõndan çok sular aktõğõnõ, artõk Kõbrõslõ Türk
için,"biz"i belirleyen kavramõn,dini değil,ulusal aidiyet
olduğunu gösterir. Böylece,dini aidiyeti ön plana
çõkararak,toplumun başõna kurulup, sonra da
177
sömürgecilerle işbirliğine giden müftü,Evkaf murahhasõ
ekibi,giderek güç yitirmeye başlar.
Adada,yeni bir kimlik uç vermeye başlamõştõr:
Kõbrõslõ Türk Kimliği...
Sömürgecilerle işbirliği yaparak,yok olmaktan
kurtulamayacağõnõ ,ve toptan
göçedemeyeceğini
farkõna varan bu yeni yapõ, 1930'a gelirken,artõk giderek
ulusçu aydõnlara yaklaşmaya başlar.
Mücadele etmekten başka bir yolu kalmamõştõr ve
öteden beri, bunu savunanlar vardõr.
D - 1930 SEÇİMLERİ :
1930 Kavanin Meclis'i seçimleri, iki listenin
çatõştõğõ ilk seçimdir. O dönemdeki Türkiye Konsolosu
Asaf Bey'in de etkin desteğini aldõğõ açõk olan birinci
liste kendilerine Halkçõlar,diyen,aydõnlarõn listesidir.
Başla rõnda,Mõsõrlõzade Necati Özkan'õn bulunduğu
178
aday larõ,Mehmet Zeka Bey ile,Baflõ M. Said Hoca'dõr
ama gerideki kadroya bakõnca,karşõmõza eski tanõdõklar
çõkar :
Remzi Okan,avukat Ahmet Raşit,(SÖZ ve Doğru
Yol yayõncõlarõ)Fadõl Niyazi Korkut, Cingizzade Con
Rifat... Eski jöntürkler,sonranõn ittihatçõlarõ,daha
sonranõn
kuvayi milliye taraftarlarõ ve nihayet: Halkçõlar...
15 Ekim 1930 günü yapõlan seçimi,vali Storrs'un "
Kõbrõs'õn değişmez Atatürk'ü" (evet !) diye tanõm
ladõğõ,müftü Hacõ Hafõz Mehmet Ziyaeddin Efendi 'nin
damadõ,Evkaf Murahhasõ Mehmet Münir kaybetti.
Mağusa'yõ da Halkçõlar'õn adayõ Mehmet Zeka efendi
kazandõ.Limasol /Baf seçim bölgesinde,eskiden jöntürk
olup,sonradan taraf değiştirmiş olan Dr.Eyyüp Necmet
tin,sadece 24 oy farkla kazanabildi.
Seçimlerden sonra,Dr.Eyyüp konsolosun seçimlere
karõştõğõndan şikayetçi olurken,vali de raporunda
"Asaf'õn
adamõ
Necati,seçimi
kazandõ"
diye
yazmaktaydõ.
Bunun ardõndan,vali adamõnõ İcraat Meclisi'ne atar
ve ona Sir ünvanõ verilmesini sağlar. Mehmet
Münir,artõk bir "İngiliz Soylusu"dur : Sir Münir...
Sir Münir elinde tuttuğu ondan fazla üst düzeyde
resmi görev ve İngiliz asalet ünvanõ ile,etkinliğini
sürdürecek,İngiltere ziyaretleri yapõp,adaya gösterişli
karşõlama törenleri ile dönecek, aydõn kadrolarõ
patronlarõna " anti - british" diye jurnallemeyi sürdü
recek,Necati Bey ve Halkçõ kadronun,halk indinde
itibar kaybetmesi için,elinden geleni yapacaktõr.
Buna karşõlõk Mehmet Necati Özkan da,
hareketlerinin ruhunu halka yaymak için,elinden geleni
179
yapar. Sömürgeciler ve işbirlikçilerinin engelle melerini
kõrmak üzere,1 Mayõs 1931 günü,adanõn hemen bütün
Türk köylerinden temsilcilerin katõldõğõ bir Milli
Kongre toplar. Kongre,eğitim,evkaf,müftülük konularõn
da Halkçõ programõ onaylayan kararlar alõr,müftü olarak
Sait Hoca'yõ seçer ve bir merkez organõ tayin eder.
Sömürgeciler,ne kongreyi ve ne de kararlarõnõ
tanõmazlar.
Kongre'yi
onaylamama
konusunda,İngilizler yalnõz değillerdirler.Evkaf'õn eski
harflerle yayõnlanan sözcüsü Hakikat Gazetesi de," bu
gibi hareketlerin, mem leketin islam azõnlõğõnõ vahim
akõbetlere sürükleyece ğini belirterek, kongreye karşõ
çõkar.
Bu
söylemden,asõl
kavganõn
ne
olduğunu
anlamak,mümkündür. Sir ve çevresi (kendisi fesli
dolaşmayõ sürdürmektedir ve emekli olana kadar da fes
giymiştir ) hala dini aidiyeti öne çõkararak,islamõn tevek
kül felsefesi ile halkõ yumuşatõp,İngiliz kullanõmõna
sunarak,karşõlõğõnda şahsi ikbal sağlamak peşinde
dirler.Ne var ki,güçleri de azõmsanmamalõdõr zira,Haki
kat'õn tirajõ da SÖZ'ün birazcõk altõndadõr.193 Yani,1931
yõlõnda,ulusal aidiyet,kimlikte ön almaya başlamõş ve
seçim galibiyeti de kazanmõştõr ama bu,adada yaşayan
ve Türkçe konuşan herkesin,o çizginin peşinde olduğu
anlamõna gelmemektedir.
Ada Türkleri hala ulusçuluk ile ümmetçilik
/işbirlikçilik çizgileri arasõndaki mücadele ile
uğraşmaktayken yer alan bir olay,sahnenin tümüyle
değiştirilmesine yol açar :
193
- Bkz. C. Ünlü,Kýbrýs’ta Basýn Olayý
180
Rumlar,21 Ekim 1931 günü,aylardan beri tõrman
dõrdõklarõ ENOSİS kampanyasõnõ doruğa vardõrõp,
kilisenin önderliğinde,Yunanistan ile birleşmek üzere,
isyan ederler. Lefkoşa'da vali konağõ basõlõp yakõlõr,bu
esnada polisin açtõğõ ateşten bir kişi ölür.Larnaka'da
karşõlõklõ olarak ateş teati edilir.22 Ekim'de çatõşmalar
ada yüzeyine yayõlõr. Bu arada,1926'daki kuruluşundan
beri,ENOSİS'e karşõ çõkarak,adanõn bağõmsõzlõğõnõ savu
nan Kõbrõs Komünist Partisi'nin lideri Vatiliotis, başpis
koposluğa giderek,papazlarõn ellerini öper ve bağlõlõğõnõ
bildirir.194
İngilizler,isyanõ bastõrõp,elebaşlarõnõ adadan sürer
ve ll.Dünya Savaşõ sonlarõna kadar sürecek bir siyaset
yasağõ koyarlar.Bütün ulusçu faaliyetler yasaklanõr ve
Halkçõlar da seslerini kõsmak zorunda kalõrlar.
Ne var ki;1945'lerde siyasi özgürlükler geri veril
diğinde
,
artõk
Kõbrõs
Türkleri
arasõnda,
ümmetçilik/işbir likçilik çizgisinin peşine düşecek insan
bulunmaz.
194
- Plutis Servas’ýn adýný andýðýmýz söyleþide anlattýklarý ve
Kýbrýslý Türkler’in Tarihi c.III’de bu konu daha ayrýntýlý
anlatýlmaktadýr.
181
E - KIBRIS SOLU - AKEL
TÜRKLER :
VE KIBRISLI
i)Kõbrõs Komünist Partisi :
Kõbrõs gibi bir ülkede, tek bir üst kimlik ortaya çõ
kabilmesi,son derecede zor bir beklentiydi. Herşey bir
yana,tarihsel önyargõlar,buna engeldi. Bu çalõşmanõn
başõndan beri anlatõlanlarõn õşõğõnda, bu gerçek ortaya
çõkmõş bulunmalõ.
Böylesi bir ülkede,o 1974'ten sonra akla gelen tek
"üst" kimliğin oluşmasõ için,çok küçük bir şans vardõ
ki; o da ,ortaya çõkacak Kõbrõs Solu'nun ,kendisine bu
türden hedefler koymasõ ile (belki) mümkün olabilirdi.
Yapõlarõ dolayõsõyla,henüz ümmet ile ulus arasõnda
çatõşmakta olan Kõbrõs Türkleri'nin herhangi bir sol
hareket örgüt lemeleri, beklenemezdi. Bu sol,elbette ki
ulus fikrine da ha önce varan,Elenler arasõndan
filizlenecekti.
Ve öyle de oldu..Kõbrõs'a ilk sol fikirler ,
Yunanistan ve Anadolu Rum Solu vasõtasõyla, 1912'den
hemen sonra gelmeğe başlamõş olsa gerek, zira
Yunanistan'da örgütlenen ,kitabõmõzõn ilk bölümünde
adõnõ andõğõmõz,Doğu Sorunu'nun, " Doğu'nun
Demokratik Federasyonu" çerçe vesinde çözümünü
ve
isteyen hareketin195,yani Rosa Luxem burg
Bernstein vasõtasõyla ,l.Enternasyonal'i de yanõl tan
Megali İdeacõ elen solu'nun,o tarihlerde,bir de Kõbrõs
195
- Bkz. Birinci bölüm
182
Şubesi olduğu bilinmektedir.196 Buradan,iki gerçek
ortaya çõkar:
Kõbrõs Elen solu,daha başlangõcõnda ENOSİS'çi ve
Megali ideacõ olup,Osmanlõ İmparatorluğu'nun parça
lanmasõndan yanadõr ve devrimci (en azõndan
demokratik devrim anlamõnda) hedefi, kendi ulus
devletlerine bağlan maktõr... Bunun doğal sonucu olarak
da,kendini oradaki sol hareketin,bir parçasõ olarak
görmektedir. Bir...
Kõbrõs Elen Solu,özgün değildir genel Elen Solu'
nun,bir parçasõdõr. Bu bakõmdan,düşünce sistematiği
Kõbrõs adasõnõn değil,Elenler'in sorunlarõna "çare" üret
meğe göre biçimlenmiştir. Bu da ,iki...
Noutsos'un kendisi dahi,o dönem İzmir'de "kendini
Luxemburg'a yakõn hisseden " Rum solunun,başka bir
çizgi
izlemesiyle,yaşananlarõn
hiç
de
197
yaşanmayabileceği ne değiniyor.
Yunan ordusunun bu kadar dolduruşla gelip
Anadolu'yu fethetmeye kalkõp,Anadolu ve Pontus
Rumlu ğu'nun ortadan kalkmasõna neden olacağõ artõk
açõkca
ortaya
çõktõktan
sonra,
yerli
Rum
askerlerin,cephede Ri zospastis gazetesi dağõtmaya
girişip,savaşa karşõ çõktõk larõ, biliniyor.Ne var ki,tarih
1922'dir ve zaman
oldukça geçtir. Elen solu,
Anadolu'dan Rumluğun silinmesine birkaç ay
kalarak,barõşçõ olabilmiştir.
1921'de ,aslõnda Yunanistanlõ ve oranõn uyru
ğunda olup,Limasol'da yaşayan bir hekim,Dr.Nikos Yia
vopoulos'un önderlik ettiği bir grup aydõn,ilk defa
196
- Panayot Noutsos’tan akt. Mete Tunçay - E. von Zürcher,
Osmanlý Ýmparatorluðu’nda Milliyetçilik ve Sosyalizm s.131
197
- age s.129 -130
183
adada bir sol çevre olarak,ortaya çõkarlar. Bu
ekip,herhalde İzmir'deki türdeşlerinin etkisi ile,hem
savaşa karşõdõr ve hem de, adanõn Yunanistan ile
birleşmesini değil, bağõmsõzlõğõnõ savunmaktadõr.
Bunlardan ikisi,Leonidas Stringos ve Christodulus
Christodulidis (kod adõ Alexis)1924'te Moskova'ya parti
okulunda
eğitilmeye
giderler.
Bunlar,okulu
tamamlayõp,Yunanistan Komünist Partisi Merkez
Komitesi üyeliği'ne atanõrlar. İki parti arasõndaki
ilişkinin boyutuna dikkat çekmemek,elde değil. Öte
yandan,İngiliz yönetimi,Dr.Yiavopoulos'u
1925'te
"persona non grata" (istenmeyen kişi) ilan
ederek,adadan kovar. 1926'da ,Yunanistan Komünist
Partisi Merkez Komitesi'nda çalõşmakta olan Alexis
adaya döner. Limasol'da kendi evinde,kõzkardeşi Cleo
İonniadu ve kardeşi
C. Christodulidis (kod adõ
Skelea)õn da gayretleri ile, Kõbrõs Komünist Partisi'ni
kurarlar. Partinin önderleri olarak, Skelea ve Andreas
Vatiliodis (kod adõ Vatis) ortaya çõkarlar. Yayõnlanan
Neos And ropos adlõ gazetede,partinin inançlarõ ilan
edilir :
ENOSİS'e, karşõdõrlar !
Şimdi,yetmiş yõl sonra,bu gerçeği ilan edip KKK
(solcularõmõzõn çok sevdiği deyimle :Kabba Kabba Kab
ba)'yõ adeta takdis edenler , ENOSİS karşõtlõğõnõn,o
dönem,Yunanistan'õn Anadolu'dan nüfüsu kadar göç
aldõğõ ve Anadolu göçmenlerinin Pire sokaklarõnda
açõkta yattõğõ,dolayõsõyla o sefaletin,Elen solunun
gözünü korkuttuğu gerçeğini görmek istemezler. 1931
yõlõnda,
Limasol'da
Yunan
Ulusal
Günü
esnasõnda,Yunan bayra ğõnõ yõrtan komünistler ile
milliyetçiler arasõnda, arbede çõkar.Bunu göklere
184
çõkaranlar , her ne hikmetse, ayni yõlõn
sonlarõnda,ENOSİS'çiler,papazlarõn
önderliğinde,
Yunanistan ile birleşmek üzere,ENOSİS'i ilan ederek,
isyan bayrağõ açõp,vali konağõnõ yaktõktan sonra,
Vatis'in neden başpiskoposluğa gidip papazlarõn elini
öptüğünü,
değil izah etmek,adõnõ dahi anmak istemezler. Zaten
partinin ömrü de çok uzun olmaz,1929'dan itibaren,
illegaliteye itilir.
Ancak,kõsa ömrü içinde Kõbrõs Komünist Partisi' ni
gerçekçi bir gözle inceleyenler, hiç de adõ ile müsemma
bir parti olmayõp, ENOSİS hedefine (tutarsõzca) karşõ
çõkmõş olmasõna rağmen; doğrudan doğruya bir Elen
partisi olduğunu teslim etmekte, duraksamazlar. KKK,
adõna karşõn, Kõbrõslõ bir parti değildir. Derdi Kõbrõslõlar
değil;Kõbrõslõ Elenler'dir.
Elen solunun,kitabõmõzõn ilk bölümünde anlattõ
ğõmõz alt yapõsõndan bağõmsõz olmayan fikirlerin bir ürü
nü olarak,aslen Yunanistan'lõ bir hekimin düşün sel ön
derliğinde gelişip,Yunanistan Komünist Partisi' nin MK
üyelerinden biri tarafõndan kurulan,ENOSİS'e karşõ
çõkõp,ilk ciddi sõnavda papazlara teslim olan bu partinin,
Kõbrõslõ Türkleri etkileyerek,ortak bir üst kimlik oluş
turmaya, hiçbir zaman gücünün yetmemesi bir yana
,böyle bir niyetinin bulunduğu,dahasõ " Kõbrõslõlar"
deyiminden,ne anladõğõ da kuşkuludur. Kaldõ
ki,KKK'nõn da son dönemde ENOSİS'çi olduğunu,son
başkanõ Plutis Servas da şöyle açõklõyor :
" Kilise 1931 İsyanõnda herkese katõlõm çağrõsõ
yaptõ.Bu çağrõya komünistler de uyarak ,isyana katõldõ.
Gaye ENOSİS'di... O dönemde ,Otonom Kõbrõs diye
ortaya çõktõğõmõzda,sadece burada değil, Yunanistandan
185
da büyük tepki gelmiş,yer yerinden uğramõştõ.'Allah
sõz,vatansõz...' diye suçlanmõştõk. Halk bunlarõn etkisi
ile bize çok kötü bakõyordu. Halktan soyutlanmõş bir
durumdaydõk.... O yüzden yeni bir değerlendirme
yaptõk.O süreçte kilise çok etken bir konumdaydõ,başka
çaremiz yoktu.Mecburi bayrağõ biraz indirdik,geri adõm
attõk.."198
Yani anlõ
şanlõ "Kabba Kabba Kabba",da
sonunda, aslõna rücu edip,ENOSİS kervanõna
katõlmõşmõş !
( Burada,yõllardan beri çiğnenen bir sakõzõn daha
payimal olmasõna neden olarak,bundan dolayõ,solcu
dostlarõmõn sayõyla kendilerine gelmektense,bana
kõzmayõ yeğlemelerini tahrik ettiğimin,farkõndayõm. Ne
var ki, temenniler ile gerçek uyuşmadõğõ zaman,insana
gere ken,aklõndan geçen ile dünyeyõ birbirine
karõştõrmak olmamalõ,gerçeği olduğu gibi görüp,
kendini gerçeğe uyarlamayõ düşünmelidir. Gerçeğin
işinize yarayan ufak bir bölümünü abartarak ,yalana
dayalõ efsaneler uydurarak varõlabilecek bir yer yoktur.
Bir miktar daha suçlanmayõ göze alarak, yine Bertrand
Russell'a baş vura cağõm.Düşünür, İktidar isimli
çalõşma sõnda, bu çeşit hareketlerin,kendi materyalist
(olduğu iddia edilen) felsefeleri ile çelişen,yarõ- mistik
bir hava oluştur duklarõndan söz eder.199 Ne kadar haklõ
!)
Dahasõ,yukarõ aktardõğõmõz satõrlarda,Servas bize
birşey daha anlatõyor :
198
199
- Plutis Servas, N. Cahit ile söyleþi ,ORTAM Gazetesi ,
- age s.174 -175
186
1930'larda,Kõbrõs Rum Kimliği,kendi içinde
bile,ENOSİS istemeyen bir hareketi barõndõrmamakta
dõr.Ve üstüne üstlük, güya ENOSİS istemeyenleri
bile,hem Yunanistan'dan yönetilmekte ve hem de ora
kamuoyunun baskõsõ ile,politika değiştirebilmektedir.
ii) AKEL :
1931 isyanõndan sonra,yalnõz komünist değil,ayrõ
ca her türlü ulusçu politik faaliyetler de yasaklanõr.
Komünist
hareket,yeraltõna
çekilir.
Bu
dönemde,illegalite koşullarõnda, Rum komünistler
politik etkinliklerini sür dürürler. Bunlardan,isyan
esnasõnda,Moskova'da eğitim de olan, sonradan çok
ünlenmiş ve hala bilinen bir isim olan Plutis Servas
,1933'te eğitimini tamamlayõnca, o da Alexis
gibi,Yunanistan Komünist Partisi'nde görevlendi rilir ve
1935'e kadar,orada illegalite koşullarõnda görev yapar.
Kendisinin anlattõklarõndan, o günden AKEL'in
kuruluşuna kadar,KKK'nõn illegal başkanõnõn o olduğu
anlaşõlõyor. Onun da,Yunanistan'õn rahle-i tedrisinden
geçmesi , ilginç...
ll. Dünya Savaşõ devam ederken, daha ll.Cephe'
nin açõlmadõğõ günlerde, Hitler'e karşõ savaşõn tüm yükü
187
Sovyetler Birliği'nin omuzlarõnda olduğu için,İngiltere
Stalin'i hoş tutmak zorunda idi. O koşullarda,adadaki
komünistler üzerindeki baskõ,gevşemeye başlar. 14
Nisan 1941 günü Skarinou'da toplanan komünistler,bir
bildiri yayõnlayarak,Emekçi Halkõn İlerici Partisi adõ ile
"Pankõbrõslõ" bir parti kurduklarõnõ ilan ederler. Her
nedense,bu "pankõbrõslõ" partiyi kuranlar arasõnda
nüfusun %20'sini oluşturan ve ekonomik olarak daha
zor koşullar altõnda yaşam savaşõ vermekte olan
Türkler'den
hiç
temsilci
bulunmamaktadõr
!
Kanõmõzca,AKEL'in de "Kõbrõslõ" kavramõ,1974'e
kadar,anlamõ
bakõmõndan
sadece
Rumlar'õ
kapsamaktadõr. O zamanki parti lideri Plutis Servas'õn
şimdi yaptõğõ itiraflardan,bu açõkca anlaşõlõyor.200
Nitekim,partinin l.Kongre'si ardõndan,Servas'õn
yaptõğõ ilk iş,valiye bir mektup yazõp,ENOSİS talep
etmek olur. 1943'te Londra'da düzenlenen Kõbrõs
Konferansõ'na katõlan AKEL heyeti,"adadaki ulusal
sorunun tek çözümünün,Yunanistan ile birleşmek
olduğunu" ileri sürer. Ayni yõl, Servas Limasol, Ada
mantos da Mağusa belediye başkanlõklarõnõ kazanõr lar
ve hemen,hükümete başvurup,ayni talebi yinelerler.
Andreas Fantis,"savaştan sonra hemen" ENOSİS
istemektedir.
Savaşõn bitmesinin ardõndan, adadaki Türkler'in
varlõğõnõ da anõmsayan Servas,MK içinde azõnlõğa
düşer,Yunanistan Komünist Partisi'nin lideri Zahariadis'
in de İounnau ve Ziartides'e, devrimci çizginin ENOSİS
olduğunu
dayatmasõyla,
hareket
çizgisinin
doğruluğundan kuşkusu kalmayan Stalinciler, nispeten
200
- Adý geçen söyleþi
188
yumuşak bir politika izleyen ve bazõ gerçekleri gördüğü
anlaşõlan Servas'õ, önce liderlikten ve sonra da partiden
atarak, kilise ile milliyetçilik yarõşõna girerler.
Ayni politika,bugün de sürüyor.
iii) Sol ile Türkler’in ilişkisi :
Böyle bir ülkede,sol adõna bu kadar aymaz
politikalarõn sürdürülmesi, doğal olarak, sosyal gelişme
düzeyi yukarõda anlatõlan ada Türkleri arasõnda,sol
düşün celerin bir çeşit Elen ajanlõğõ olarak algõlanmasõ
bir yana, Rumlara karşõ hiçbir biçimde ve hiçbir kesime
güven duyulmamasõ sonucunu vermiş ve iki halk
arasõndaki köprülerin,bir daha tamir olunamayacak
kadar yõkõlmasõ na yol açmõştõr.
Adadaki sağ hareketlerin,politikalarõnõn bu türden
sonuçlar vermesi ile bu son durum ayni şey değildir.
Zira bu birbirini reddediş, sağõn zaten varmak istediği
hedefin ta kendisi idi. Oysa ancak sol,buna engel
189
olarak,ortak bir üst kimlik oluşturulmasõna ve barõş
içinde yaşanõlacak bir ülke bina edilmesine ortam
hazõrlayabilirdi. Ve o düşünce den bir nebze nasibini
almõş hiç kimse, ne ilk bölüm ile yukarõda kõsa birer
özetini verdiğimiz,Elen Solu'nun tarihsel gelişimindeki
olaylarõ reddedebilir; ne de o politikanõn,sol olduğunu
ileri sürebilir. Lenin,Uluslarõn Kaderlerini Tayin Hakkõ
isimli
çalõşmasõnda,böylelerine
"en
aşağõlõk
emperyalizm ajanlarõ" muamelesi yapõlmasõ nõ salõk
verir.
Sol adõna yapõlan bu sahtekarlõk,AKEL içinde
hiçbir zaman önemli bir Türk varlõğõnõn bulunmamasõ
sonucunu da doğurur. Bir dönem,adada başka önemli
bir sendikanõn bulunmamasõndan dolayõ,PEO içinde bir
miktar Türk işçinin bulunmasõnõ,sanki bunlar AKEL'e
üte imişçesine lanse etmenin anlamsõzlõğõ, ortadadõr.
PEO'da en çok Türk işçinin bulunduğu dönem bu sayõ,
2 bin dolaylarõnda idi. Oysa ayni dönemde,İngilizler'in
Rumlar'a karşõ oluşturduğu silahlõ birliklerde,5 bin
civarõnda Türk görev yapmaktaydõ ve örneğin en
önemli işçi merkezi Lefke'de,seçimler esnasõnda Türk
işçiler,
Dr.Fazõl
Küçük'ün
adayõnõ
201
desteklemekteydiler.
Bu durum sonucunda, Kõbrõs Türkleri'nin
yaşayabilmek için,kendilerine yetmiş yõldan beri tutarlõ
bir biçimde mücadele yolunu gösteren kadronun peşine
takõlmaktan başka hiçbir seçeneği yoktu...
Ve onlar da, öyle yaptõlar...
201
- KKK, AKEL ve son bölümdeki rakkamlarýn kaynaklarý için
bkz. Kýbrýslý Türkler’in Tarih c.III
190
1943'ten beri varlõğõnõ duyuran yeni bir sesin,
Dr.Küçük'ün peşine takõlmak için,savaşõn bitmesini bek
lediler.
191
192
Tarihte her ne olduysa,
baþka türlü olamaya
caðýndan ötürü öyle olmuþtur.
Karl Marx
193
8.II. DÜNYA SAVAÞI SONRASI :
Savaþ sonrasýndaki liderlik mücadelesinde,Necati
Özkan ve Dr.Fazýl Küçük'ün aralarýnda,ana tema
olarak,hiçbir fark yoktur.
1950'lerden itibaren,ibrenin Dr.Fazýl Küçük'ten
yana döndüðü görülür. Özellikle ,sömürge döneminin
baþýn dan beri devam eden Evkaf, Maarif ve Müftülük
sorunlarýný istediði gibi çözdürüp, Evkaf ile Eðitim
kurullarýný eline geçiren ve kendi gruplarýndan Baflý
Dana Efendi'yi de müftü seçilmesinden sonra, Küçük
ekibinin önderliði , kesinleþir. Yoðun bir ,milliyetçi
propaganda altýnda, halk zorla "laikleþtirilir" !..
Gençlik ekipleri, sokaklarda çarþaflý yaþlý kadýnlarýn
baþýný,zorla açarlar ve toplum da buna hiç tepki
göstermez.
Okullara,Rumlar'ýn
yaptýðý
gibi,"anavatan"dan öðretmen ler getirilir .
Bir taraftan da, siyasi örgütlenme en üst boyutlara
ulaþtýrýlýr. Özellikle 1957'de , Kýbrýs Türk Kurumlar
Fede rasyonu'nun baþýna Rauf Denktaþ'ýn geçmesi
ile,ulusal hareketlenme,en üst düzeye çýkar.1955'ten
beri varlýðýný sürdüren EOKA'nýn karþýsýna, bir
baþka gizli örgüt dikilir:
Türk Mukavemet Teþkilatý ... TMT !
Ýki Kýbrýslý halk,artýk vuruþmaktadýrlar...
Nerede kaldý,tek halkýn oluþmasý ?!
1957'de baþlayan vuruþma süreci,Haziran 1958
sonrasýnda,þehir,kasaba ve köylerde ,önce mahallelerin
ayrýlmasýna; Aralýk 1963 sonrasýnda ayni köy ve
194
kasabalarda, Türk mahallerinin sýnýrlarýnda silahlý
müca hitlerin bekleyip Rumlarý içeri sokmamasýna,
onlarýn da yollara barikatlar kurup,Türkler'in seyahat
özgürlüðünü yok etmek bir yana,ele geçirdiklerini
öldürmelerine,bu yetmeyince,1964 ile 1968 arasýnda
Türk mahalle kasaba ve köylerini ablukaya
alýp,dünyadan izole ederek,en basit gýda maddelerini
bile içeriye sokmamalarýna ve defalarca zayýf Türk
köylerine saldýrýp,katliamlar yapmalarýna yol açar.
Nihayet,1974 Temmuz ayýnda yapýlan bir darbe
sonunda," Kýbrýs Elen Cumhuriyeti"nin ilaný ile
geliþen olaylar,bugünkü sonucu doðurur.
Küçük bir adada, ayrý kaygýlarý olan ve ayrý ayrý
yaþayan iki ayrý halk... Ýki,ayrý kimlik...
Budur,"ol hikayatýn" özeti...
195
Tarih alanýnda düþülen yanlýþ ve
yanýlgýnýn,gözden kaçabilen ince
bir nedeni var:
Çaðlar deðiþir ve günler geçip
giderken,toplumlarýn,kuþaklarýn
durumlarýnýn da sürekli olarak
deðiþtiðinin,gözden kaçýrýlmasý...
Deðiþmeler ve durumdan duruma
geçiþler bütünüdür,her þey...
Ýbn-i Haldun
196
9 - SONUÇ :
A- ÝDEOLOJÝ YAÞAMI BELÝRLEYEBÝLÝR
MÝ ?
Buraya kadar seyrini izlediðimiz sürecin sonucu,
adanýn nesnel ve öznel koþullarýnýn iki ayrý egemen
ideo loji yaratmasýdýr. Bu ideolojilerin ikisi de ulusçu
olup, kendi varlýðýný ,ötekinin adadaki varlýðýnýn
sona erme sinde aramaktadýrlar. Bu gerçeklik ,”geçen
yüzyýlýn ortalarýndan itibaren ,adada ortaya çýkmýþ
iki egemen sýnýf : Ekonomiye egemen Rumlar ve
politikaya egemen Türkler”
ikilemine,egemen
sýnýflarýn çýkarlarýna uygun dur. Ama öte yandan , bu
iki egemen ideolojinin etkisi altýnda bulunan ada
halklarýnýn genel çýkarlarý ile bu yaþam biçiminin
uyum içinde olduðu,söylenemez.
Ýki farklý ,birbiri ile yarýþan ve somut bir anta
gonizma içinde yaþayan bu ideolojiler , elbette ki
Kýbrýs adasýnda iki ayrý kimliðin de ortaya
çýkýp,kendi ideolojilerine göre yaþamalarýna neden
olmuþtur. Bu nesnel bir gerçekliktir.
Bu çalýþmada da görüleceði gibi,bu çeliþkinin
aktýnda yatan ana güdü ;Elen Ulusçuluðu düþüncesi
nin,kendi karþýtýný da kýþkýrtmasýdýr. Ancak bizim
197
dikkati çekeceðimiz nokta, her iki ulusçu düþüncenin
de subjektif karakterler taþýmasýdýr. Ne biri ve ne de
öteki , objektif olarak ülkede geliþen burjuvazinin
gereksinimleri ne yanýt vermek üzere geliþtirdikleri
düþünceler deðildir ler. Tam aksine , önce Elen
Ulusçuluðu fikri ;geliþmekte olan batý Avrupa
burjuvazisinin kendi çýkar hesaplarýný gerçekleþtirmek
üzere, Osmanlý devletini bölüp parça lamak üzere
Elence konuþan ortodokslarý kýþkýrtma sý ile yapay
olarak geliþtirilmiþ ve sonra buna Türk entellek tüelleri
ile üst düzey memurlarýnýn savunma ideolojisi olarak ,
Türk Ulusçuluðu eklenmiþtir. Zira bu gün bile gerçek
bir Türk Burjuvazisi kavramýndan yeni yeni
bahsedilebilmektedir. Kýbrýs’ta ise ,o bile mümkün
deðildir.
B- BÝR BAÞKA EVRE :
198
Bir yandan bu irrasyonel çatýþma sürerken, öte
taraftan batý Avrupa burjuvazisi , artýk Ulus Devlet’i
aþmýþ,çok daha geniþ ufuklara yelken açmýþtýr.
Yalnýz adada deðil,bütün eski Osmanlý topraðýnda ,
kendi pay laþým kavgasýnýn bir bedeli olarak,bütün
halklara Ulus Devleti dayatarak ,büyük acýlarýn
yaþanmasýna neden olan bu gücün ; o halklarýn o
aþamada takýlýp kalmýþ olmala rýný anlayýþla
karþýlamasýný bekleyemeyiz. Öte taraftan, Ulus Devlet
modelini
yaþayamamýþ olan Kýbrýslýlar’ýn da
bugünden yarýna bu yeni konsepti anlamalarý mümkün
deðildir zira ; nerede ise bir yüzyýlý olmayan burju
vazilerini oluþturmaya çalýþarak geçiren bu halklarýn,
daha burjuva denilemeyecek egemenlerinin, çýkarlarý
ile bu yeni durumun uyuþmamasý tehlikesi bir yana ;
aslýnda durum yine yüzyýl önceki gibidir :
Yine subjektif bir ideoloji oluþturup,yaþamýn
buna uyarlanmasý gibi bir zorunlulukla karþý karþýya
bulunulmaktadýr. Ve üstelik ,yine bu oluþturulacak
ideo loji ; ada egemen sýnýflarýnýn objektif
çýkarlarýnýn deðil , batý Avrupa (ve Amerika )
sermayesinin kendi çýkar larýnýn bir tür “ gölge
uzantýsý” olarak ortada dur maktadýr.
Bu noktada ,birkaç soru gündeme gelmektedir :
Böyle subjektif ideolojiler üretip, ona uygun
olarak yaþamý uyarlamak olasý mýdýr ?
Böylesi bir uyarlamanýn ada halklarýna yararý
mý yoksa, zararý mý vardýr ?
Luis Althusser , “ Devletin Ýdeolojik
Aygýtlarý” adlý eserinde ,ideolojinin, bir defa üretilip
sonra da dondurulup kullanýlacak bir þey olmadýðýný
,her gün üretilmesi ve yeniden üretilmesi gereken bir
199
maddi pratik olduðunu ortaya koymuþtur. Ýdeoloji
,üretildikten sonra dönüp ,üretim sürecini de etkilediði
için, sonuçta yaþamýn içinde bir maddi pratik haline
gelmektedir. Bu bakýmdan ,maddi birþeydir. Bunun
anlamý, subjektif olarak oluþturulacak ideolojilerin ,
toplumun o günkü gereksinimlerine yanýt verebildikleri
oranda,
kendi
maddi
zeminlerini
de
oluþturabilecekleridir.
Zira
üretim
sürecine
yansýdýktan sonra düþünceler ,maddi güç haline
gelmek tedirler. Önemli olan,yaþamýn gereksinimlerine
ne kadar yanýt verdikleridir.
Bütün bunlar bir yana, bütün bu çalýþmada
anlattýklarýmýz, subjektif olarak üretilen ideolojilerin,
yaþamý belirleyebildiðinin kanýtýdýr. Hatta bütün
“geç” Osmanlý tarihi , ayni soruyu yanýtlamak üzere
kullanýla bilir. Yani , “ evet... Subjektif bir ideoloji
üretip ,yaþamý buna uyarlamak,olasýdýr “... Üstelik, bu
defaki rasyonel de olabilir... Ve hatta ,öyledir..
Ýkinci sorunun yanýtýna gelince :
Toplumsal ilerlemeyi, içinde yaþanmakta olan
üretim biçiminin , geliþmekte olan ,üretimin çarklarýný
elinde tutan sýnýfýnýn çýkarlarý saðlar. Bilgi
birikiminin ulaþtýðý boyutlar , günümümz dünyasýnda
, üretimin ancak emek / sermaye yoðun yatýrýmlarca
saðlanmasýna yol açtý. Bu durum , üretim araçlarý
mülkiyetinin yapýsýný deðiþtirdi. Bir yandan artýk aile
þirketi örneði küçük yatýrýmlarýn, üretim sürecinde
hiçbir belirleyiciliðinin kalmamasýna, öte yandan
ekonomide belirleyici rol oynayabilecek þirketlerin,
mülkiyetinin, çok uluslu hale gelmesine neden oldu.
Bugün artýk ,emek sermaye ve malýn serbest dolaþýmý
önünde,ulusal sýnýrlar bir engel oluþturduðu
200
için,uluslararasý sermaye; ulus devlet modelini kendi
çýkarlarýna uygun bulmuyor. Beri yandan,
bu emek /semaye / bilgi yoðun yatýrýmlarýn ürettiði
ürünlerin satýþý ve kullanýmý için, dünya pazarýnýn
hem satýnalma gücünün ve hem de kalitesinin
artýrýlmasý ,ulus lararasý sermayenin önünde bir
zorunluluk olarak duru yor. Bu nedenle , bugünkü
dünya kapitalizmi ,bazý “geri býraktýrýlmýþ”
toplumlarýn hem bilgi birikimini ve ham de satýnalma
gücü / hayat standardýný yükseltmek zorun dadýr.
Yoksa ürettiði mallarý satamayacaktýr.
Tam bu noktada, kapitalizmin doðuþ
dönemindeki serbest rekabetçi döneminde olduðu gibi;
uluslararasý sermaye ile dünya halklarýnýn bir
kýsmýnýn çýkarlarýnýn birbirlerine koþut olmasý gibi
bir durumun ortaya çýktýðý gözlenmektedir.
Kýbrýs ,stratejik konumu dolayýsýyla, sermaye
ile pazar arasýndaki yollarýn egemenliðini elinde
tutabilecek bir konumda olduðu için,bunca yýldýr
burada sürtüþme / çatýþma olmasýný ve devam
etmesini isteyen güçler, 1990’larda bir anda barýþ
havarisi kesilerek,iki Kýbrýslý Halký barýþtýrmanýn
peþine düþmüþlerdir. Ne var ki bu çerçevede, Kýbrýs
halklarýnýn (ve hatta onlarla birlikte anavatanlar
halklarýnýn da ) çýkarlarý ile o güçlerin
çýkarlarýnýn,þimdilik
uyum
saðlayabileceði
gözlenmekte dir. Ne var ki; ne Kýbrýslý halklar ve ne
de genel Türk ve Elen kamuoylarý, henüz Ulusötesi bir
anlayýþý kavrayacak düzeyda deðillerdirler. Her iki
tarafýn egemen ulusçu ideolojileri, daha etnosantrik
(soymerkezli) ulusçuluk düzeyi aþabilme savaþýmý
içerisindeyken
,
ulusötesi
bir
anlayýþ
201
yakalayabilmeleri,son derecede zor ama olanaksýz
deðildir. Barýþýn önündeki en önemli engel,budur.
Ýþin gülünç yaný,her iki tarafýn “barýþçý” gruplarý da
ayni ulusçu ideolojilerin pençesinde kývranmaktan , bu
yeni dünyayý tanýmaya zaman ayýramamakta ve kendi
dogmalarýna karþý her birþey söyleyene saldýrarak
biryere varýlabileceðini sanmaya, devam etmektedir.
Böylece ,Kýbrýs Sorunu’nun asýl tetikleyicisi
olan Elen Ulusçuluðu’nun ,adadaki varlýðýný yok
farzetmeye yönelik gayretinin,devam etmekte olduðunu
gören parte ri, (Türk Ulusçuluðu) güvensizliðini
terkedebilmek için bir neden bulamamakta ve
sorun,sürüp gitmektedir. Öte yandan,adadaki Elen
Ulusçuluðu da,bir elde AB bünyesinde, Türkiye ile
birlikte bulunmayý hazmetmiþ gö rüntüsü çizerken
,ötekinde adadaki Türk varlýðýnýn tanýnmasý halinde
Kýbrýs’ýn bölüneceði iddiasý ileri sürmenin,nasýl bir
çeliþki olduðunu göremiyor! Eðer hep birlikte AB’a
girilecekse,ada kim ile kim arasýnda bölü þülebilir ki?
Dünya’nýn batý yarým küresinin,Ulus Devleti
ve ulusçuluðu aþtýðý,aþmakta olduðu doðrudur. Ne var
ki aþma; birilerinin ötekilerin hatýrýna ,ulusal
kimliklerini terkermesiyle oluþmuyor. Üretim sürecinin
dayatmasýyla, yaþamýn kendisi ,ulusal varlýklarýndan
hiçbir kuþkusu olmayan insanlara,bunu paylaþmanýn
daha
avantajlý
olduðunu
kanýtlamasýyla
oluþuyor.Tarihsel geliþme,sýçra malar da içerebilir ve
ulusçulukta görüldüðü gibi,bu yeni evrede de bu bölge
halklarý,önce ideoljinin bina edilme sine ve sonra da
üretimin ona uyarlanmasýna tanýklýk edebilir. Ama
bunun
önkoþulu,bu
bölgede
yaþayýp,bunu
gerçekleþtirecek halklarýn ,ulusal varlýklarý konusunda
202
en küçük bir kuþku taþýmalarýnýn önüne geçilmesidir.
Nitekim, bu koþullarý taþýyan batý Avrupa birleþmeye
doðru giderken, ulusal sorunun çözülmediði kýt’anýn
doðusunda ,kan gövdeyi götürmektedir. Tarihsel
geliþmenin bir diðer yasasý,eþitsiz geliþim de hükmünü
sürdürmeye devam etmektedir.Ulusal varlýðýndan
kuþku duyan bir topluluk,o kimliðe sarýlacaðý
için,elbette ki o noktaya saplanýp, kalacaktýr.
Kýbrýs Sorunu’nu aþmak için gereken
þey,Kýbrýslý Türkler’in yüzelli yýllýk bir deneyimle
edindikleri,bu
adadaki
varlýklarýnýn
Rumlar
tarafýndan yok edileceði kuþkusunun ortadan
kaldýrýlmasýdýr. Bunun da ilk adýmý,onlara adanýn
özgür,özgün,eþit ve egemen sahiplerinden biri
olduklarýnýn kabul edildiðinin,açýkca gösterilmesidir.
Her türlü geliþme ondan sonra, bekle nenden de kýsa
sürede ve çabuklukta gerçekleþecektir.
203
SONSÖZ
1991'de o zaman üyesi bulunduðum CTP'de ,
yitirilen bir seçimin ardýndan, Kýbrýs Türk Kimliði
kavra mýný, yüksek sesle tartýþmaya baþlamýþtýk.
Kýbrýslý Türkler'in özgün ve özgür bir kimliðin sahibi
olduklarýný düþünen,yalnýz ben deðildim. Rahmetli
Naci Talat baþta olmak üzere, Ferdi Sabit Soyer ,
Özkan Murat , Hasan Sarýca da böyle
düþünmekteydiler. Ömer Kalyoncu ile Hasan Erçakýca
da lafola böyle konuþmaktaydýlar ama, þimdi samimi
olup olmadýklarýna, karar veremiyorum.
204
O dönem,Naci ve Ferdi hastaydýlar... Naci,
ölümüne neden olan kanser ile boðuþmaktaydý,Ferdi
ise ikide bir tekleyen kalbinin derdinde, tedavideydi. Bu
durum,konu geniþletilmiþ parti meclisine getirildiðinde,
benim nerede ise yalnýz kalmama yol açtý... Ömer,
zaten meydanda konuþmaz... Erçakýca'nýn ise,yeterli
donanýmý yoktu... Özkan ile Sarýca politik
davranmayý ve çoðunluðun aklýnýn kesmediði
þeylerde çok ileri gitmemeyi yeðle diler...Ben ise,doðru
bildiðimi söyledim ve sonuna kadar savundum...
Sonuçta,o süreç Mehmet Ali Talat'ýn 1 Temmuz
1999 günü saat 18.00'deyaptýðýmýz telefon
görüþmesinde dediði gibi, " erken öten horoz'un baþýný
keserler" darb-ý meseli örneði , Özker Özgür ve
þürekasýnýn, benim kellemi istemelerine yol
açtý.Benim gibi düþünen dostlarým da, Osmanlý
Sultanlarý gibi,beni diyet olarak verip,iktidarlarýný
korudular. Bundan hiçbir zaman yeis duymadým.
Zira,ben horoz deðildim ve horoz gibi davranmak,çapý
horoz kadar olanlarýn iþiydi.
Ancak,
eski dostlarým,duyduklarý
vicdan
azabýnýn zorlamasýyla,kendilerini temize çýkarmak
derdinen midir,nedendir bilinmez ,arkamdan öyle bir
kampanyaya giriþtiler ki,o tartýþmada baz olsun diye
biriktirdiðim notlarýmý , Kýbrýs'ta Ulusal Sorun isimli
bir kitap olarak yayýnlayýp, ne savunduðumu anlatmak
zorunda
kaldým.
Bu
defa,kitaba
saldýrý
baþladý...Ýçeriðine deðil!"Rauf Denktaþ bastýrmýþ"
mýþ ... Yani demek isteniyor ki :
"Bizim bu yazýlanlarý okuyup anlayacak kadar
aklýmýz yok ! Denktaþ'da o akýl var ... O
205
beðenmiþse,biz beðenmemeliyiz. Mutlaka içinde bir
tinyozluk var! "
Bu defa , oturup ; Kýbrýslý Türkler'in kim
olduðu nu anlatmak zorunluluðu önüme çýktý.
Kýbrýslý Türkler'in Tarihi, böyle doðdu...
Ona da Alevilik dolayýsýyla saðdan; Türkmenlik
dolayýsýyla da soldan, dünyanýn saldýrýsý geldi.
Ve daha nerde ise on yýl önce, "ben bu kimlik
tartýþmasýndan sýkýldým,artýk yazmayacaðým" diyen
bu satýrlarýn yazarý, hala "Kimlik"i,aslýnda bu kadar
mey danda olan birþeyi yazýp çizerek anlatmak
zorunluluðunu duyuyor.
Nedir ?
Þu:
Bizim biraz safdil olan solcumuz ,(ben de
dahil)a dada savaþýn sona ermesini ister. Ve sanýr ki,
iyi niyet, buna yeterlidir. Düþünemez ki, güneydeki
"yoldaþlar" da,o iyi niyet yok. Ulusal aidiyetlerin
abartýlmasýnýn savaþa yol açacaðý endiþesi ile, Türk
kimliðini gizlerse, savaþ çýkmayacaðýný umar.
Oysa,güneydeki kimlik,"anti-Türk" olmakla varlýk
bulmakta olduðundan, halk da þu uzun zaman diliminde
bunu anlayacak kadar izan zahibi olduðundan, kendi
halkýna yabancýlaþýr. Maddi zemini olmayan bir
mikro-þövenizme saplanýp,habire yenilirken, dönüp
Denktaþ ailesine içerler.
Biri de çýkýp:
" Yahu...Durun...Þurada hata var!" deyince, Türk
olduðu aklýna gelir,kendi aklýnda bu gerçekliðin ön
almasý ile,yaþamda da ayni gerçekliðin herþeyin önüne
geçeceði zehabýna kapýlýr ve yine savaþ çýkacak
sanýp,onu söyleyene de kýzmaya baþlar.
206
Sanýr ki; "adada tek halk vardý,Ýngiliz bozdu"
yalanýný söyleyince,sýrf kendi öyle diyor diye, halk da
ina nýp :
"Yaa...Öyle miydi ? Meðer,Rumlar bizim
kardeþi mizmiþ,ha?Madem ki öyle,biz de Rumlar ile
barýþalým, ölenleri yaþýyor farzedelim,bu iþ bitsin"
diyecek...
Olmazsa,sazý eline alýp,görüþ deðiþtirir.Der ki:
" Biz aslýnda,tek halk olmaya doðru gidiyorduk,
Ýngiliz'ler bizi böldü..." Bu da, doðru deðildir. Ahali
bunun da doðru olmadýðýný bilir...
Solcumuz, kendine inanýp oy vermediði için
halka bozulur ama,hiç bozuntuya vermez,yine görüþ
deðiþtirir:
" Biz artýk,yeþil olduk", falan der...
Ama "deðiþtiniz" diyene de fena sinirlenir... O
en iyiyi bilendir ! Ne demek ?!
Oturup bir defa da konuyu bilimsel olarak analiz
edip,özeleþtiri yapmaz, yapana da sövüp sayar...
Ýþin özü þu ki:
Bu adada, iki halk yaþamaktadýr... Birinin ne
hakký varsa,ötekinin de ayni hakký vardýr. Bu iki
halk,uzun yüzyýllar yalnýz bu adada da deðil,dünyanýn
bu bölgesinin tümünde,çok iyi iliþkiler içinde
yaþamýþlardýr.Sonra, bun lardan biri,kendini daha
uygar,daha zengin daha þu,daha bu sanýp da,bu iki
halký birbirine düþürüp,devleti parça layarak,ortaya
çýkacak mirasa konmak isteyenlerin oyununa gelince;
öteki de kendi derdine düþmüþ ve çatýþmýþlardýr.
Þimdi,eðer barýþacaklarsa, öncelikle kusur lu olan,hala
görmezden gelmeye çalýþtýðý ötekinin varlýðý ný ve
kendisi ile eþit olduðunu,kabul etmelidir. Bu olma dan,
207
hiçbirþey olmaz. Ben dedim diye deðil . Gerçekten
olmaz...
Denilen budur...
Bu çalýþmada,Kýbrýslý Türk Kimliði'nin nasýl
þekillendiðini anlatmaya çalýþtýk. Ýþte o oluþum
dolayýsýy la olmaz...
Olaylarýn bizi getirdiði nokta da , bir týp
adamýnýn adýnýn,araþtýrmacý - yazar'a çýkmasýna
neden oldu...
Tecelli... Ne diyeyim ?!
208
209
210
BİBLİYOGRAFİ:
BÖLÜM I :
Aflaki , Ahmet . Ariflerin Menkõbeleri c.ll
Kitabevi
Remzi
Akçam,Taner . Türk Kimliği ve Ermeni Sorunu .
İletişim Yayõnlarõ :İstanbul,1994
Akşin,Sina ve ark. Türkiye Tarihi c.l -ll- lll . Cem
Yayõnlarõ :İstanbul,1989
Altan,Çetin . Tarihin Saklanan Yüzü. Afa Yayõnlarõ
:İstanbul ,1994
Augustinos, Gerasimos . Küçük Asya Rumlarõ . Ayraç
Yayõnlarõ : Ankara,1997
Hammer .,J. Osmanlõ Tarihi . MEB Yayõnlarõ :Ankara,
1991
Kitsikis,Dimitri. Türk - Yunan İmparatorluğu .İletişim
Yayõnlarõ :İstanbul,1996
Küçük,Yalçõn.
Yayõnlarõ:İstanbul,1990
Fatih
Sultan
Mehmet
.
Tekin
211
Melikof ,İrene . Uyur idik Uyardõlar . Varlõk Yayõnlarõ
Rousseau ,Jan J. Toplum Sözleşmesi . Öteki Yayõnlarõ
:Ankara ,1999
Russell,Bertrand . Batõ Düşüncesinin Tarihi . Say
Yayõnlarõ : İstanbul,1996
Tunçay,Mete - Zürcher ,Eric von.Osmanlõ İmparator
luğu’nda Milliyetçilik ve Sosyalizm .İletişim Yayõnlarõ
:İstanbul 1995
Tunçay,Mete . Türkiye'de Sol Akõmlar. BDS Yayõnlarõ :
İstanbul ,1991
Yerasimos,Stefanos . Milliyetçilik ve Sõnõrlar .İletişim
Yayõnlarõ :İstanbul ,1994
BÖLÜM ll :
Altan ,Mustafa Haşim . Kõbrõs Türk Vakõflar Tarihi .
Vakõf Yayõnlarõ : Lefkoşa, 1986
212
An, Dr. Ahmet. Kõbrõs'ta İsyanlar ve Anayasal
Temsiliyet Mücadelesi.Mez-Koop Yayõnlarõ : Lefkoşa,
1996
An ,Dr. Ahmet . Kõbrõs Türk Liderliği'nin Oluşmasõ .
Galeri Kültür Yayõnlarõ : Lefkoşa, 1996
Ateşin ,Hüseyin Mehmet . Kõbrõs'ta İslami Kimlik
Davasõ -.Marifet Yayõnlarõ : İstanbul ,1996
Ateşin H.M. . Dr.Küçük ve Şeyh Nazõm Kõbrõsi . Marifet
Yayõnlarõ : İstanbul, 1997
Avrupa Gazetesi 1.7.199
Beratlõ, Dr.Nazõm - Kõbrõslõ Türkler'in Tarihi c l .
Galeri Kültür Yayõnlarõ . Lefkoşa : 1993 / c.lll , 1999
Beratlõ ,Dr. Nazõm . Kõbrõs'ta Ulusal Sorun* :Lefkoşa,
1991
Birinci,Ali. Hürriyet ve İtilaf Fõrkasõ , Dergah Yayõnlarõ
: İstanbul,1990
Denktaş.R.R.
KKTC, 1993
Karkot Deresi . Yorum Yayõnlarõ :
Dinamo, Hasan İzzettin . Kutsal İsyan c.l . Tekin
Yayõnlarõ : İstanbul, 1986
Fedai.Harid . Adsõz Kitap .KKTC Kültür Bakanlõğõ
Yayõnlarõ : Lefkoşa ,1997
213
Fedai,Harid . Kõbrõs'ta Masum Millet Olayõ
Kültür Bakanlõğõ Yay.:İstanbul , 1986
KKTC
Gazioğlu, Ahmet . İngiliz Yönetiminde Kõbrõs* .
İstanbul: 1960
Gazioğlu ,Ahmet . Kõbrõs'ta Türkler . CYREP
Yayõnlarõ: Lefkoşa, 1997
Gazioğlu, Ahmet . ENOSİS Çemberinde Türkler
CYREP Yayõnlarõ : Lefkoşa, 1996
Halk Bilim Dergisi Sayõ 23 -24
Hiçyõlmaz , Ergun . Teşkilat -õ Mahsusa’dan MİT’e,
Varlõk Yayõnlarõ : İstanbul ,1990
İsmail, Sabahattin - Birinci ,Ergin . İki Ulusal Kongre*
Lefkoşa, 1987
İsmail, Sabahattin - Birinci, Ergin. Atatürk Döneminde
Türkiye Kõbrõs İlişkileri .KKTC Kültür Bakanlõğõ Yay. :
Lefkoşa ,1989
Kabacalõ, Alpay . Türkiye'de Siyasal Cinayetler . Altõn
Kitaplar : İstanbul, 1993
Kabacalõ, Alpay . Talat Paşa’nõn Anõlarõ , İletişim
Yayõnlarõ : İstanbul ,1994
Karay,Refik Halid .Bir Ömür Boyunca .İletişim
Yayõnlarõ: İstanbul,1996
214
Kõzõlyürek ,Niyazi. Paşalar ve Papazlar
Defterleri Kitap Dizisi No:1:*Londra ,1988
Kõbrõs
Kõzõlyürek Niyazi . Kõbrõs Sorunu'nda İç ve Dõş
Etkenler* . Lefkoşa, 1983
Mackenzie ,Molly . Türk Atinasõ ,Aksoy Yayõncõlõk
:İstanbul 1999
Manizade ,Prof. Dr. Derviş . 65 Yõl Boyunca Kõbrõs .
KTKD Yayõnlarõ : İstanbul, 1993
Ortam Gazetesi - 12 - 27 Nisan 1999
Russel,Bertrand. İktidar . Cem Yayõnevi : İstanbul,1990
Stavrinidis. Zenon . The Cyprus Conflict *
Stodart Dr. Philip H. Teşkilat-õ Mahsusa . ARBA
Yayõnlarõ : İstanbul, 1993
Storrs, Sir Ronald . Anõlar. Çev. Taçgay Debeş . MezKoop Yayõnlarõ: Lefkoşa, 1993
Tamçelik, Soyalp . Kõbrõs'õn İngiliz İdaresine Geçişi .
KKTC Cumhurbaşkanlõğõ Yay.: Lefkoşa ,1997
Tarihsel Gelişimi İçinde Kõbrõs'ta Sosyo- Ekonomik
Yapõ . Özgürlük Yayõnlarõ:Lefkoşa ,1987
215
Ünlü ,Cemalettin . Kõbrõs'ta Basõn Olayõ. Basõn Yayõn
Gn. Md. Yayõnlarõ : Ankara
TC Başbakanlõk Osmanlõ Arşivi **
--------------------------------------------------(*) Bu eserler yazarlarõn kendileri tarafõndan
yayõnlattõrõldõğõndan ,yayõnevi adõ verilememektedir.
(**) Arşiv çalõşmasõ Yrd.Doç. Dr. Sabri Yetkin tarafõn
dan yapõlmõştõr.
216
217
218
219
220
221
222
223
Download