TARİHiNE NE ÖLÇÖDE OYGOLANABİLİR?*

advertisement
SEKÖRLERLEŞME NAZARİYESİ İSLAM
TARİHiNE NE ÖLÇÖDE OYGOLANABİLİR?*
HOW FAR THE THEORY OF SECULARIZATION CAN BE APPLIED TO
ISLAMIC HISTORY
TILMAN NAGEL
PROF.DR., GOTIINGEN ÜNIV. ARABISTIK BÖLÜMÜ, ALMANYA
Çev: ALiDERE
DR, A.Ü. ILAHIYAT FAKÜLTESI, ANKARA
Avrupa'nın· aksine İslam dünyasında henüz bir sekülerleşmenln meydana gelmedığı.
sıkca tekrarlanan. bilinen bir gerçektir. Ancak
İslam ülkelerınde birkaç on yıldır, sekülerleşmlş Avrupa'daki duruma herhangi bir
tarzda benzeme amacını güden bir gelişmenın
cerayan ettiği çok defa vurgulanır. "Modernıte"
-bununla ne anlaşıhrsa anlaşılsın- ve "sekülerleşme" blrblr1nl karşılıklı gerektiren olgular
olarak telakki ed ilirler. Avrupa'daki sekülerleşmeye verilen anlamlar özde Iki modele
dahU edlleblllrler. Bu modellerin biri Hrlstıyan­
Yahudl geleneğini, aşkın unsunlarından soyutlamak suretıyle yeniden bir şeklllendlrmeyl
umar. Böylece Hrlst.ıyan ahiret ·ınancının yerıne yeni dönemın Ilerleme Inancı geçmiştir;
fakat tam da bu. Ikisi arasında genetık bir
şartlılığın olduğunu Ifade etmemektedlr. Aralarında sadece şekil bir benzerilk tesbıt edlleblllrken, içerik olarak ahiret ve Ilerleme Inancı
birbirinden tam.amen ayrıdır; zira bu sonuncusu her hallıkarda aklın zaferini ön plana .çıka­
rır. ı Diğer model, çağdaş düşüncenin temel
kavramlarının kesinlikle devam eden gelişim
süreci Içerisinde Hrlstlyan kavramlardan ·ortaya çıktığını Ifade eder; 2 böylece sekülerleşme.
"modernln kendi Hrlstlyan menşefnden bağım­
sıziaşması süreci" olarak te7..ahür etmekte, bu
arada belirli fikirler teolojlk temellendlrme lnslcamından koparılmakta ve aklın (Ralio) yalın
ürünü olarak yorumlanmaktadır. 3
İkincı model bir yandan. muhtevanın genlş çapta aynı . kalan form Içerisindeki külll bir
değışimine lnandırma mecburlyetınde olmama
avantajına · sahlpken. diğer taralları. geçmişten
köklü kopuş olarak anlamiandırılan bir sekülerleşme, sonuç ltibariyle böyle bir hadtsenin
başka bir kültür bağlamında tckrarlanablllrllği
hakkında düşünmeyi
bile gereksiz kılacak kadar her türlü tarihi Izahtan mahrum kalıyor.
Zaten modern sosyolojl de, toplumsal norrrıla­
rın. aklın mücerred vaz'ları olarak ortaya çık­
malarının hiç muhtemel olmadığını gösterıneyi
başarmıştır. 4
"İslam ve
kere cdlllrken,
Sekfılcrleşme"
problemi müzaIkinci modelin geçerliliği
varsayılır. İslam tarthlnln -bu açıdan gözden
geçlrlldlğlnde- Avrupai sekülerleşmeyle. olan
benzerlikterin gözlcml enebileceğl bazı önemli
süreç ve fikirler arzetmesinde de bu ortaya çı. kar. Den burada öncelikle hakimiyetın kulsal
dışına çıkarılması, sonra, şeriatın lşlevselleştı ­
rllrneslnl ele alacağım.
Peygamber'In cemaatı üzerindeki haklmtyet.ı, kendince seçilmiş vahiy taşıyıcısı vasıtasıy­
la. Allah'ın hakimlyeti olarak algılanıyordu. 5
Muhammed'in lik halifeleri İslami düzenı Arap
yarımadasının tümüne6 yerleştirme polttıkası
zımnen
*bu makale " İnwlewelt ıst das Teorem der Siikularlslenıng
auf die İslarnlsche Geschlchte anwendbar?" oıjlnal lsmlyk•
"Proceedirıgs of the 14th Congress of the Union Europı~eııne
des Arabtsanis et İslanıtssants" ed. A Fodor. Budapcşt~
1995. s.
113-12ı·cte yayımlanmıştır.
ıBiumenberg Hans: Die LegtmlU1 der Neıizett. Frank-
furt/Main 1966. 23 devamı
2
Löw!Uı. Karl: Weltgeschlcllte und Hetlsgeschehen. Stuıt!(arı
ı 953. ı 75: Lübbe, Herman n: Sakularisierııng. Frclburg/München 1965.
.
3
Krş. Kondylls. Panajotls: Die AujkUlmrıg tm Rnhmeıı tles
neuzettltchen Rattonallsmus. Stuttgart 1981. 57 devamı. LöWıth'tn Blumberg'le tartışması şimdi "Löwlth. Karl: Siimtllche Schrlften. 2. ciit. Stııtgart 1983. 452-459'da neşrC'dll­
mlşttr.
4
Krş. örneğin Marsıc. R<~ııe: Rechlspfıllosophte. Etne Etq{ıilı·
rung. Frelburg 1969. 114 (Herbir tarihi vazedilmiş diız<,nlıı
önşartı olan prcposltJf varlık ve tabl.at düzeni).
5
Örneğln sure 3.32: 3.81: 4 .59: 4.64
6
Nagel. Tllman: Staat und Glaubensgemetnscfıq{l tm islwn.
Zürtch 1980/ ı. 1. cilt. 19 ve devarnı
JOURNAL OF ISLAM lC RESEARCH VOL: 8, NO: 3-4, SUMMARY-AUTUMN 1995
195
196
SEKÜRLERLEŞME NAZARIYESI ISLAM TARIHINE NE ÖLÇÜDE UYGULANABILIR?
güttüler. Bunlar otorıtelertnl, Peygamber'In erken dönem dava arkadaşları olmaları gerçeğinde temellendJrtyorlardı. EmevUer Ise kendllert için bunu Iddia edemiyor, ancak Mekke
kutsal mekanı tarthindeki Kureyş tasavvuruna
lstlnad ediyor ve kendilerını Allah 'ın mutlak
miımess11lerl olarak algılıyorlardı. 7 Abbas! hallfes! el-Me'mun. İmamu'l-Huda olarak. Peygamber'e olan akrabalık 11lşklsl sayesinde kendınce
llert sürülen Allah'tan llham almışlığına binaen
Inananlan kurtuluşun elde edileceği doğru yola
erdJreceğinı söylüyordu.8 Bütün bu durumlarda
teb'a, doğrudan veya dolayı olarak, Allah'ın kanununu tatbik eden ve böylece kurtuluşa erebilmenin garantörü olan hükümdara ıtaatl teketiül edJyordu.
El-Me'mün'un ölıimünden lklyıiz küsür y'ıl
sonra, bu "İslami h a kimiyet" anlayışı. neticede, yalnızca Hllafetln dahiJI perlşanlığı yüzünden değil. ama aynı zamanda, çoktan ölmüş, mamafih ke1lmenın tam Ifadesi lle '(otoritesi) "aşılamaz" olan Muhammed'In kendisine
atfedJlen ve aynı şekilde peygamberllğlnln bir
netices i olan sayısız kurallarda daima aktüel
olmasından dolayı, kurtuluşa götüren yolda
yaşayan bir önderden vazgeçebllen sünnilığın
galip gelmesının de etkisiyle kökten değlşmlştl.
Bu yüzden el: Maverdi'ye göre halife, on noktada toplanabilecek belirli yetkllere sahip olan
kişiden öte birşey değildir. Maverdi'ye göre
(Ilim, doğruluk. şecaat gibi) hepsi vazife yetklnUğlni hedef alan ve Ille de dini olarak temellendlrtlmelerf gerekmeyen bir dızı şartın yerıne
getirtimesi lle Halifelfğe ehll olunmaktadır. Yalnız Maverdi'nln. halife adayının Peygamber
soyundan olması gerektiği şartı, hala İslami
hakimiyetin asli ve daha kapsamlı manası olan
"kurtuluş yolunun açı~ı"na Işaret etmekte-'
dir. Bu ön şart daha Maverdi'de, burada sünnette mahfuz olan metni dayanağın tartışması­
na girmesi gerekeceğinden9 • günlük Işler Için
kaçınılmazlıkları ortada olduğundan böyle bir
tartışmayı gerektirmeyen fonksiyonel şartlar­
dan tefrlk edilmiş gözüküyor:
Kurtuluş için İslam hakimlyetinin önerntnin kabullenildlği dönemden gelen bu son kalıntının, yanı halifenın Kureyş'lflfğinln hertaraf
edJlmesl, bir Şafii olan el-Cüveyni'ye (ö. 1085)
kalıyordu. Hilafet gücünün !erası, fonksiyonlannın t!idad edJlmeslyle artık tafsllen tartf edilmiş oluyordu ve nihayet bir halife adayının bu
fonksiyonları ·yerine getırebllme kablllyetı de
daha başa geçmeden ölçülebll1yordu. 10 En üst
düzeydeki islamı hakimin böylece kutsal
dışına çıkanlması karşısında, şımdi 1 ı . yüzyıl ­
da, malzemesını İran veya Yunan rivayetinden
alan "Ahkamu's-Sultanlye" türü bir literatürün
gelişebilmesi daha rahat anlaşılabllfr hlr olgudur; zira artık önemli olan bizzat gücün !era sı ­
dır, Peygamber'In Hallfellği değildir. 9. yüzyılın
sonundan Itibaren de facto teşebbüsler hallndeki saltanatın (mesela Tahirller, Samanller
vs.) savunulması Için yol ·açılıyordu ve ıbn Haldün'unkl gıbı İslam dünyasının kaderini bedevi ve yerleşikler arasındaki mücadelede lzA h
eden bir tarıh tasavvuru mümkün oluyordu .
Artık ha kimiyet bir kurtuluşa erdlrme aygıtı
değil. bllakJs beşert düzeyde birarada olmanın
herhangi bir tarzı olarak tezahür etmektedir.
Daha Endülüslü et-Turtüşi (ö. ı 126) haklmlyet.ı
bir mekanı aydınlatan bir lambaya benzetmektedlr. Bu rnekandakl bütün insanlar kendilerinı faydalı faaliyetlerine verebllirler. Bu lamha
sönecek olsa bütün başereler sakladıklan delik-lerden çıkar, hırsızlar hane sahiplerine çullanır, hane sahiplerinin emeklerı boşa gıdcr­
dl.ıı
HaUfeUk
ra
otoritesının çöküşü. nazar-ı
Itibahakimlyetin kutsal dışına çıka­
beklenen bir gelişmeydi. Buna muka-
alındığında,
rılması
bil.
şeriatın lşlevsell eştJrllmeslnln tarıhı şartla ­
kavrarnlara dökmek tse daha zordur. Zira
Içerik bakımından şekil kazanması ve
bunun Peygamber'e l?afe edilen Hadis Içeri stnde sübut bulması durumu. şüphesiz ilk d e~
fa Şafi1'nln eserınclen, yanı 9. yüzyıla geçilen
dönemden Itibaren . İslam hukukunu şekJllen ­
dlren bir geUşmedlr. Buna mukabil, hukuktın
iman ve vahlyle temellendlrllmeslnden sonra. o
dönemde kendısını herşeyden önce -prens ip
olarak hayat gerçeğinin kuşatılamaz çeşttlillğtnl
Ifadelerınde toplamış olması gereken- bağlayıcı
metınlerln tutarlı bir yorumu olarak takdim
eden bir hukukun gerçekilkle olan 1lfşklslnl
rını
şeriatın
7
lbtd, 35 devamı
8
Nagel. Tllman: Rechtletung und Kalifat. Bonn 1975. 136
devarnı
9
el-Mıiverdi. el·Ahkam el-SulU2nlyye. tahkik Kahtre 1960. 6.
Nagel. Tllman: 'Gab es tn der islamtsehen Geschtchte An·
sdtze etner SO.kularteslrung?" Roemer/Noth tarafından
neşredllen Studlen zur Oeschtchte und Kultur des Vorderen
Orlents. Festschrtft Bertold Spuler'de. Lelden, 1981. 275·
288: ayrıca aynı müelllfin: Die Festung des 0/auherıs. Miln10
ehen 198A.
11
losım
2. Ill/3.
et-Turtıişt: Slrıic el-mulük. Bulaq 1289. 41 devamı
ISlAMi ARAŞTIRMALAR CiLT: 8, SAYI: 3-4, YAZ-GÜZ DÖNEMi 1995
191
PROF.DR.TILMAN NAGEL / Çev: ALi DERE
sorgulayan da. yılne Şafii olan biri, el-Cuveyni'dtr. Şeriatın düzenleytctltk iddiasının herşeyi
kapsadığı ve serbest bırakılan davranışların
(mubahat) da sonuçta şeriatın sükütündan Istınbat edildiği görüşünü kararlılıkla savunuyor
olması nedentyle el-Cuveyni, müşahhas bir
durumda hayat ve kanunun birbiri He nasıl
alakalandırılabtleceğt problemtyle yüzleşrnek zorunda kalıyordu. Daha el-Cuveyni'nin sıkça
esertyle ·tartıştığı -Kadi İbn el-BakılHini. uzun
süreden beri geçerit olan . kıyasın ancak .
karşılaştınlan iki vakıa ortak bir sebep yahut
lllete dayandıkça huccet olduğu usul Hkestne
dokunulamayacağı konusunda ısrar ediyordu.
Ne var ki el-Cuveyni'nln farkettiği böylesi kesin
bir tavır. şeriatın herşeyi kapsayan düzenleyictlik iddiasının gerçekleştirilmesinin karşısında
durmaktadır. Öyleyse ıstılahen tam anlamıyla
belirlenemeyen bir benzerliğin kıyasının da caiZ
olması gerekır. Yalnız bu. farklı olayları
değişmez normlara lrca gibi yalın bir keyflliğe
götürmemelldlr.
el-Cuveyni hüküm verllecek herbir vakıa­
nın maslahat-ı amme derecesinde , layas-ı
şebehin tatbikinde - kendince- Işe yarar bir ölçüt bulur. Ona göre şeriatın bütün hükümleri
maslahat-ı amme'nin beş katagortstne sokulabtltr. Bunların Ilki. beşeri toplumun devamı
Için gözetilmesi gereken normlan Içerir. Örnek
olarak alım-satım ve kısas hakkındaki hükümlerı zikreder. Hayatın korunmasından ve mal
mübadaleslnden feragat edebilecek hiçbır fert
düşünülemez. ·İ~ncı kategoriye. toplumun her
üyesini tlgllendlrmeyen, ancak gerilimsiz birarada yaşamayı mümkün kılan hususları düzenleyen normlar girer. Kira ve ane hukuku
· buraya dahildir. Her şahıs bir ev kiralamak
zorunda olmadığı gıbı. herkes de nıkah aktı
yapmak Ihtiyacında değlldlr. Buna mukabil. bu
sahalar düzenlenmezse toplumsal yapı süremez.
Üçüncü dereceyt, ne toplumsal bir gerekliliği, ne de genel bir Ihtiyacı Ifade eden normlar
oluşturur. Bunlar sadece onur ve saygınlık
(mekreme) elde edilmesine yarar. El-Cuveyni
burada, toplumun her ferdlnt tlgtlendlren bir
husus olan hadesten teharetle tlgtll hükümleri
zlkreder. Bunun yanında dördüncü sınıf normlar vardır ki, bunların belirli münferld hallerd~
yerine getırılmesi şahsi vakarın korunması Için
tavsiye edilir. El-Cuveyni buna örnek olarak
kölenin kendini satın almasını düzenleyen mü-
aktıni düşünür. Nihayet beşınci grup
Için, maslahatı zor kavranan veya hiç kavranamayan düzenlemeler zikredtlebJllr: zaten böyle
birşey de pek düşünülmez. Namazdaki rıtud
hareketlerin aslında topluma bir faydası yoktur. ama iyice düşünüldüğünde bunların ferdi
ıtaate alıştırdığı ve böylece ma.c;lahata uygun
oldukları farkedilir. Yalnız lbadete alt detay
meseleler -bir namazın rekat sayısı gibi- (azla
düşünmeden beşincı dereceye yeileştırtleblllr­
ler. 12
Teamül olarak hukuk el kitaplannın Ilk ve
en önemli konusu olan rituel temizliğin (talulret). -el-Cuveyni'ntn kullanımına dair sınırlı
Izahlar Have ettiği- bu şema ıçerısınde en aU.
dereceyt aldığı hemen dikkatı çekmektedlr; zira
şeriatın Işlevi topluluğu muhafaza etmektir.
· El-Cuveyni, hiçbir şekilde akılla ıstıdlal edilemeyen veya maslahata uygun olduğu Ispat edilemeyen hükümleri, maslahatın en son kısmı ­
na atmaktadır. O zamana kadar ŞaflTlerce.
şer'! bir hükmtın llletinin gösterllememesı.
şeriatın hakikatı için en güçlü delil ldl. Çünkü
şeriat hep olageldiği gibi insanın kulluğu
(ta'abbud) manasma geliyordu ve işte bu yüzden Insan için lstldlal edilebilir değildi. Allah'ın
maksadr tle insan aklı bir kez bir hükümde
blrleşlrse, bu sadece bir tesadüftü. 13
Ama el-Cuveyni, ınsanın toplum Içindeki
günlük hayatı söz konusu olur olmaz. şeriatın
varlık sebebini Insanın kulluğunda bulduğu
şeklindeki geleneksel telakkıyı. şeriatın salt
Işlevsel yorumu lehine maharetle örtbas etmektedir. Gerçeklığın şeriata ga:llp gelmesını
sağlayan ve onu yeniden şekillendiren. böylece
şeriat Için Ileri sürülen değişmezliğin anlamsız­
lığını (ad absurdum) gösteren gedik burası olamaz mı?
Teoride bu tamamtyle düşünülebilir. Lakin
az önce ana hatları lle verdiğimiz glrlşlmlertn.
sekülerleşme lle mukayese edilebilecek bir akı­
mın zuhurunu. bilhassa hakimiyetın Kurtuluş
Için olan .önemı kaybolup gittıkten sonra. neden sağlayamadığı lstılhamlıdir. Şu halde, bir
katebe
ı 2el-Cuveyni: KiUib el-burhan. tahkık Abdaı-aztm ed-Dib. Ka-
hlre 1400. 901. paragraf devamı. 908. paragrafta el-Cuvcyni zaruret nokta-ı nazarından kısas ve Hadd cezalıırının.
dunımıı göre alım-satım ve hadd cezalannın da kıyasa tab!
tutulab!lcceğlnl bile kabul etUğlnt açıklıyor. Buna karşın
Hadd cc.?.alarında kıyasın caiz olmadığı diğer müelllfler tarafından vurgulanmaktadır.
(Mesela ei-Gazali:
ci-MuMasffı.
tahkik Kcıh!re 1324. 27 344 devamı.)
13
Nagel. T!lman: Die Festııng des Glaubens. 224 devamı.
JOURNAL OF ISLAM lC RESEARCH VOL: 8, NO: 3-4, SUMMARY-AUTUMN 1995
198
SEKÜRLERLEŞME NAZARIYESI iSLAM TARIHINE NE ÖLÇÜDE UYGULANABiLIR?
sekülerleşmenln ortaya çıkması veya en azın­
dan mümkü~ olmasında. Ister sekülerleşmenln
asli şartlarını oluştursunlar, Isterse bir kataHzör vazifesi görsünler, bu tki modelce kapsan~ayan başka durumların be11rleyicl oldukları
farzedlleblllr.
Mütaalamın sounda, -esasen çok yönlü
olan- bu hususların üçünü zlkredeceğtm.
İlk olarak: Latin Hrıst.tyanhğında, en azın­
dan Augustınus'tan ıtıbaren. erken dönem
Hrtstıyanlığındakt İsa'nın kısa zaman ıçınde
geri döneceği beklentisinin faydasızlığı. buna
karşın polltJk manada var olma çabasının son
derece başarılı olduğu ortaya çıklıktan sonra.
bu dünya Insanın -geçıcı- şcklllend lrmeslne
bırakıldı. Devlet -Klllse Ikilemi. Mesih'In geri
dönüşündckl bu gecikmenın ve Roma İmpara­
torluğu'nun resmi Inancı mertebesine yüksel- ·
menln tarıhı öneml haiz bir netlcesldir. İslam
Ise kendini baştan beri siyası bir sıstem olarak görmekteydi. Bu yüzden islam hukuku.
el-Cuveyni gibi düşünürlerin muvakkaten üstünü örtmeye çalıştıkları. ancak tamamen bastıramadıklan veya başka bir teori lle ortadan
kaldıramadıklan bt11nen çıft yönlü bir karakter
arzed er. Masiahat nokta - ı nazarından Ibadet
hukuku sadece tali bır anlama sahip olabilirken. buna karşın bizzat şeriatın ne olduğu.
neticede aklen Izah edllenıcyen. Alial~ tarafın­
dan verilen kurallar aracılığıyla Insanın kulluğu
olarak tanımlamak ıstendlğJnde. bu kez Ibadet
hukuku belirleyici olmaktadır. Zira şeriatın bu
karakteri. en açık Ibadet hukukunda tebarüz
etmektedir. ibadet ·hukukunun bir tarafa bıra­
kllmasına teşebbüs edllmedtğlnden, onun, flletln tesbit edllemezllğlne dair teorik öncülerı
diğer hukuki sahalara devamlı tesir etmek zorunda kalmıştır.
İkincisi: Hakimiyetın kutsal dışına çıkanl­
ması
ve şeriatın lşlevse11eştırllmesl -İslam'da
olduğu gibi- "önemll olan Ilahi Iradeyi mümkün olduğıı kadar gerçekleşt.ırmektır" şekilnde­
ki keyfi yonımlanahllecek btr formüne meşru ­
laştırabHen salt bir davranış pragmatızımıne
götüremez. Ne var kl. Ilahi tradenın kesin gerçekleştirilmesının mümkün ve beklenir bir şey
olduğu asH kanaatındaki ei-Cuveyn'ntn düşün-
ceslne tam da bu tasavvur hakimdir. Bu formülün. onu aynı şekilde kuJlanan ibn Hal<lun'da artık bu tarz beklentilerle bağlantılı olmadı­
ğı görülmektedir. 14 Bu formül bilfiil uyulan
davranış kuraJlanyta, davranışın savunulan dinı temeJiendirtlmesi arasındaki karşıt fllşkJyl
örtmeye yaramakta ve bununla bağlantılı olan
problematığın entellektüel açıdan ciddi bir tctklklnl engellemektedlr. 15
· Üçüncüsü: Öyle görünüyor ki. bir sekiilerl eşmen ln gerçekleştırebllmesl Için birtakım
toplumsal ve tarıhı şartların yerıne gelmiş olması gerekiyor. Avrupa'ya yapılacak bir aU- ı
nazar. orta çağda ortaya: çıkan. farklı tabakalardaki Insanlan karşılıklı sadcikata sokan feodal münasebetlerln. yenJ çağın başında · ku rumsaiiaştırılmış ya pıl ara dömiştürüldüğıinii
gösterır.
Hülasa, her bir ınsana aıt. belli bir
Inanç topluluğuna a ldlyetle temeUendlrllmesl
gerekmeyen devredllemez haklar fikrine erişen.
beUI hak ve görevlerle donatılmış vatandaşlık
anlayış ı gellşmlştır. Buna mukabil, i sla.m
dünyası Avrupa'dakiyle mukayese edilebilir bir
feodallte tanımamış ve bundan dolayı da "Insan hakları" düşüncesi şöyle dursun. "Avrupai" formda btr devlet statüsü geJıştıreme­
mlştır.
Orada
külcrlcşme,
halihazırda, Avrupai manasıyla seuygun gelişme zemininden yokının
bulunmaktadır; İslam ülkelerindeki güncel durum da bu tahmını teyid etmektedir. Her ne
kadar sekülerleşme. müslüman enteJicktıiel ­
lerce ısten.meye devam etse de, mevcut şartla­
rın gerçekel bir değerlendirilmesi. bunun Imkanının şüphe ne karşılanmasını gerektirmektedir. Seki'lierleşme muhtemelen bir defaya malı ­
su s. özünde Avrupa lle sınırlı bir hadtse olmuştur.
ı Rosenlhal. Erwtn: Pollllcal Thought tn Medfeval İslam. 94
4
devamı;
2/72
Nagel. Tllman: Staat und Glaubensgemetnsc/ıajt.
devamı.
10
Örneğln R. Wojtowytsch- Wlelant'ın ba7.ı muasır Mısır'lı
entellektüellerde yakaladığı. "Ailah'ın hakJmlyetJ fikriyle Insanın hilrrlyetı düşüncelerinin birbiri lle kaynaşbnlması "
bu yüzden olmaktadır. ("Zeltgenösslsche agyptlsche Sllmmen zur Sii.kulartslerungsproblem". Die WelL des İslams.
N.S.22/ 1982. 129) Netlce_dc bu kaynaşbnna. pratik değer
yargıianna dlnide. yanı Islam vahytnde üstOnhiğü veren
(Wojtowytsch-Wielandt. 132). geneleksel fonnüllertn yeni.
zamana uygun tekranndan başka birşey değildir.
iSLAMi ARAŞTIRMALAR CiLT: 8, SAYI: 3-4, YAZ-GÜZ DÖNEMi 1995
Download