137-146 Günter Seufert

advertisement
Almanya ve Türkiye’de Din Özgürlü¤ünün
bir parças› olarak Din Dersi
Dr. Günter Seufert
Yeni bir anayasa hakkındaki tartışmalar çerçevesinde Türkiye’deki din
dersleriyle ilgili tartışmalara şahit oluyoruz. Tartışmalarda sık sık, nasıl
oluyor da anayasada fizik, yabancı diller vs. gibi dersler düzenlenmemişken sadece din dersinin düzenlenmiş olduğundan bahsedilmektedir. Türkçe dersi bile anayasada düzenlenmemiş, ama din dersi
mecburi tutulmuştur. Bu şaşkınlık ilk bakışta mantıklı gibi görünüyor.
Fakat Alman anayasasına baktığımızda, orada da yer alan yegâne dersin din dersi olduğunu görürüz. Bu konuyla ilgili maddeleri kısaca
okumak istiyorum. Anayasanın 7inci maddesinde şöyle deniliyor:
“Bütün eğitim kurumları, devletin denetimi altındadır. Veliler, çocuklarının din derslerine katılıp katılmamalarını belirleme hakkına sahip137
Almanya ve Türkiye’de Din Özgürlü¤ünün bir parças› olarak Din
Dersi
tir. Dini inançları reddeden okullar istisna olmak şartıyla, din dersi
devlet okullarında düzenli ders olarak okutulmaktadır. Devletin denetim hakkına rağmen, din dersi dini kuruluşların temel ilkeleriyle mutabakat halinde verilir. Hiçbir öğretmen, kendi isteği dışında din dersi
vermekle yükümlü kılınamaz.”
Almanya’daki federal yapıdan ve eyaletlerin eğitim konularında yetkili olmalarından dolayı Almanya’daki durum bölgeden bölgeye öylesine çeşitlidir ki, bu kısa süre içinde Alman din dersi uygulamalarının
ancak genel ilkelerini anlatabilirim. Bunu yaparken Alman modelinin
Türkiye modelinden farklı olan boyutlarının altını çizeceğim.
İlk olarak Hıristiyanlıkla ilgili din dersi söz konusu olduğunda veya
Hıristiyanlık bir inanç olarak öğretildiğinde Alman modelinin, Türk
modelinin zıddı olduğu tezini öne sürmek istiyorum. Buna karşın
mevcut olan Alman din dersleri sistemine İslam’ın dahil edilmesinin
ve İslam’ın Hıristiyanlıkla eşit muamele görmesinin yani azınlık
dininin hakim sisteme entegrasyonu söz konusu olduğunda, Alman ve
Türk sistemleri arasında ilginç paralellikler görülmektedir.
Almanya ile Türkiye’deki din dersi uygulamaları arasındaki ilk büyük
fark, Türkiye’deki din derslerinin resmî söyleminde inanç dersi
(Bekenntnisunterricht) olarak değil din bilgisi dersi (Religionskunde)
olarak verilmesinde yatmakta. Fakat Almanya’da din dersleri, resmî
olarak inanç dersleri olarak okutulmakta. Türkiye’de resmî olarak din
hakkında sadece bilgi verilmekte, öğrenciler inançlı kişiler olarak
yetiştirilmemektedir. Almanya’daki klâsik model ise bunun tam tersidir. Bu modelin temelini oluşturan inanç dersi, inancın öğretilmesi ve
gencin kendini din ile özdeşleştirmesini sağlamaya yöneliktir.
Nihayetinde dini bir gerekçeyle topluma karşı sorumluluklarının bi138
Dr. Günter Seufert
lincinde olan inançlı insanlar, dindar insanlar yetiştirilmesi hedeflenmektedir.
İkinci ve çok önemli bir diğer fark ise Federal Almanya’nın klasik
modelindeki din dersinin, kilise ve devletin müşterek bir meselesi ve
mesuliyeti olarak kabul edilmesidir. Bu da kendini şu üç alanda gösterir:
-
birincisi, müfredatın hazırlanmasında; devlet ile kilise, müfredatı
beraber hazırlarlar,
-
ikincisi, din dersi öğretmenlerinin yetiştirilmesinde; din dersi
öğretmenleri devlet üniversitelerinde devlet ve kilisenin birlikte
kararlaştırdıkları öğretmenlik ve teoloji eğitimi alırlar, ve
-
üçüncüsü, din dersi öğretmenlerinin, formasyonunun tamamlanışında; öğretmenler sadece devletin öğretmenlik sınavından
geçmezler, onlar ayriyeten kilise tarafından bir yetki belgesi almak
zorundalar, Katolik Kilisesi’nde bu belgeye Missio, Protestan
Kilisesi’nde ise bu belgeye Vokation denilir.
Üçüncü ve önemli bir fark da Türkiye’nin merkeziyetçi yapısının
aksine Almanya’nın federal bir yapıya sahip olmasıdır. Eğitim
konusundaki yetki eyaletlerdedir. Okul işleri ve böylece din dersleri de
önemli ölçüde eyaletlerin işidir, dolayısıyla Almanya’da bu konuda
her eyalette biraz değişik modeller bulunmaktadır. Almanya, bölgesel
farklılıklara yer vermeye izin veren bir yapıya sahip. Eyaletlerin
çoğunda daha önce bahsettiğim “inanç dersleri” var. Ancak bir kaç
eyalette farklı bir uygulama mevzubahistir. Örneğin Hamburg çok az
sayıda Katolik bulunan bir eyalettir. Oradaki devlet okullarında “inanç
139
Almanya ve Türkiye’de Din Özgürlü¤ünün bir parças› olarak Din
Dersi
dersi” şeklindeki din dersleri, sadece Protestan Kilisesi tarafından verilmektedir. Katolik din dersi ise sırf Kilise Okulları denilen okullarda,
yani
Katolik
(özel
kilise)
okullarında
verilmektedir.
Ama
Hamburg’daki okulların büyük çoğunluğu devlet okullarıdır ve onlarda din dersi, Protestan Kilisesi’yle işbirliği içinde herkes için Ortak Din
Dersi (Religionsunterricht für alle) şeklinde verilir. Bu dersin ismi
Hamburg’ta “din dersleri” değil, “her inanca mensup öğrencilere din
dersi”dir ve bu ders, her ne kadar Protestan Kilisesi tarafından
yürütülse de gittikçe İslam’ın, Budizm’in ve şimdilerde ayrıca
Alevilik’in de öğretilerine yer vermektedir. Böyle bir uygulamanın
temelinde halkın gittikçe sekülerleşmesi yatmaktadır. Hamburg’ta
halkın ancak %50’si bir kiliseye üyedir. Burada din dersi sade inanç
dersi olmaktan çıkıp bir din bilgisi dersi yönünde gelişmiştir.
Eyaletlere özgü hususiyetlere diğer iki örnek Berlin ve Brandenburg
eyaletleridir, buralardaki okullarda din dersleri, müfredatın bir parçası
değildir. Bölgelere ve eyaletlere özgü bu yapı çeşitliliği, İslam din dersleri söz konusu olduğunda bazen kent düzeyinde farklı farklı deneme
ve modellerin geliştirilebilmesine yol açmıştır. Böylesi bir gelenek ve
anlayış ise düzenlemelerin bütün ülke için geçerli olduğu Türkiye’deki
durumun tam tersi bir durumdur.
D ö rdüncü önemli fark ise, Türkiye ve Almanya’da devletin din
konusunda tarafsızlığını veya laikliğini gerçekleştirme şeklindedir.
Türkiye’de devletin laiklik ilkesine bağlılığı, devletin modern ve aydın
bir din anlayışını toplumda hakim kılması çabası olarak ortaya
çıkmakta, yani devletin seküler karakteri, dinin seküler yorumu
üzerinden gerçekleşir. Federal Almanya’da ise devletin din
konularındaki tarafsızlığı, onun çeşitli kiliselere veyahut çeşitli dini
140
Dr. Günter Seufert
cemaatlere karşı eşit mesafede durması şeklinde gerçekleşmektedir.
Yani okullarında “inanç dersleri” veren Alman devletinin, dini
bakımdan tarafsız olduğunu söyleyebilmesinin şartı, ülkedeki mezheplerin, dinlerin ve kiliselerin çokluğudur. Almanya’da sadece bir
kilise yoktur, aksine hemen hemen aynı güce sahip iki kilise ve birkaç
küçük din ve inanç topluluğu bulunmaktadır ki bunlar devletten
bağımsız
olarak
dururlar
ve
çoklukları
sayesinde
devletin
tarafsızlığına imkân verirler.
Böylece beşinci ve çok önemli noktaya, yani Almanya’da devletten
bağımsız olarak var olan, bir şekilde sivil toplum kuruluşu vasfı
taşıyan, ve bunun sayesinde din dersleri konusunda devletin partneri
olabilen kiliselere sahip olduğu gerçeğine geldik. Türkiye’de ise din
konusunda söz sahibi olan ve meşru olarak dini görevler yerine getiren
sivil toplum kuruluşları mevcut değildir. Devletten bağımsız olan
kiliseler ve din kuruluşları ve bu kiliseler ve din kuruluşlarının yasal
ve meşru olan statüsü, Almanya’daki din dersleri modelinin yapısal
önşartıdır.
Altıncı fark ise devletin kendisini nispeten eşit güce sahip iki kilise
karşısında bulunduğu Alman sisteminin, çok eski bir sistem
olduğudur. Bu sistem, 1555 tarihli A u g s b u rg Dinler Barışı’na
(Augsburger Religionsfrieden) dayandırılmaktadır ve bu yapı, o tarihten beri önemli bir değişikliğe uğramamıştır. Kiliselerin ve devletin
hem birlikte hem de birbirinden ayrı durmaları, tamamen kökleşmiş
bir normalite olarak algılanmaktadır ve bu normalite, İslam inanç dersinin mevcut sisteme dâhil edilmesi talep ve çabalarıyla belki ilk defa
temelden sorgulanmaktadır ve yeni düzenlemelerin lazım olduğu tezi
ileri sürülmektedir. Buna karşın Türkiye’de - örneğin Aleviler’de
141
Almanya ve Türkiye’de Din Özgürlü¤ünün bir parças› olarak Din
Dersi
olduğu gibi başka bir dinin veya mezhebin mevcut din dersleri sistemine entegrasyonunu bir kenara bıraksak da - devletin din ile ilişkisi
bütün Cumhuriyet tarihinde olduğu gibi bugün de harare t l e
tartışılmaktadır.
Almanya’daki mevzubahis yapının o kadar eski ve kökleşmiş olması,
elbette başka dini aktörlerin entegrasyonunun neden bu kadar zor
olduğunu bir yere kadar açıklamaktadır.
Ehemmiyetinin ne kadar büyük olduğundan emin olmadığım ve
tartışılmasını heyecanla beklediğim diğer bir farklılık bence, dinin
Almanya’da hemen hemen tamamen olumlu bir olgu olarak algılanması ve değerlendirilmesidir. Dinin ve diğer etik dünya görüşlerinin
varlığı ve insanların dine veyahut etik dünya görüşlerine bağlılığı, esas
itibarıyla olumlu karşılanmaktadır. Almanya’da dinine bağlı bir
insanın, topluma verebileceği sosyal ve ahlaki katkılarını öne çıkaran
bir din değerlendirmesi ön plândadır ve dinin olumsuz olarak
değerlendirilmesi nadiren bulunan bir vakadır. Elbette bu bakımdan
İslam’ın, daha doğrusu Almanya’daki İslam imajının bu ifadeye tersmiş gibi göründüğü şeklinde itiraz edilebilir. Fakat Almanya’da kadim
olan Hıristiyanlık dini mevzubahis ise dine çoğunlukla olumlu bir
yaklaşım söz konusudur. Sanırım bu konuda Türkiye ile Federal
Almanya arasında çok önemli bir fark bulunmaktadır, çünkü
Türkiye’de cumhuriyetin kuruluşundan beri dine bütün olumlu
yaklaşımlara rağmen dinin tehlikeli olduğu hakkında tartışmalar da
mevcuttur.
İki ülke arasındaki farklarla ilgili son bir husus, Federal Almanya’da
dine bu olumlu yaklaşıma rağmen dinin antropolojik bir değişmezlik
olarak görülmediği, yani dinin bir şekilde insan olmanın bir gereği
142
Dr. Günter Seufert
olduğu görüşünün artık yaygın olmadığı, aksine dindışı dünya
görüşlerine sahip olan cemaatlerin, kilise ve dini cemaatlerle benzer
işlevleri yerine getirdikleri ve bu nedenle onların kilise ve dini
cemaatlerle
eşit
görülmeleri
gerektiği
söylenmektedir.
Yani
Almanya’da dinin, sosyal ve ahlaki katkıları sayesinde daha önce ifade
ettiğim mevcut olan olumlu yaklaşıma rağmen Türkiye’de oldukça
yaygın olduğu şekliyle ve din dersinin gerekçesi söz konusu
olduğunda sürekli okuduğum “dini olmayan bir milletin veya bir
toplumun yaşamını sürdüremeyeceği” gibi bir kanaat yoktur. Bu
düşünce, yani dinlerin antropolojik değişmezler oldukları, dinin insan
olmanın bir şartı olduğu şeklindeki yaklaşımlar Almanya’da yoktur.
Bunlar kanaatimce din dersleri konusunda Almanya ve Türkiye
arasındaki temel farklılıklardır.
Şimdi Federal Almanya’da İslam din dersinin nasıl olduğu sorusuna
gelecek olursak, çok kısa olarak söyleyeyim ki, bu dersin seyri, yirmi
yıl önce Türkçe anadili dersi çerçevesinde Türkçe olarak verilen İslam
Bilgisi Dersi ile başladı. Bugün ayrıca Almanca olarak verilen çeşitli
İslam Bilgisi Dersi modelleri mevcuttur. Gelişmenin şu andaki son
basamağı, Almanya’nın bazı eyaletlerinde İslam Din Dersi veyahut
İslam İnanç Dersi’ne yönelik pilot pro j e l e rd i r. Almanya’nın her
eyaletinde durum oldukça farklıdır. Bu alanda birbirinden ilham alan
pilot projeler mevcuttur ve bunlar hakkında belki başka konuşmacılar
daha sonra bir şeyler söyleyebilir.
Almanya ve Türkiye arasında bütün yapısal farklılıklara rağmen
Almanya’daki İslam Din Dersi’nin söz konusu olduğu yerde, yani
‘yabancı’ dini sisteme entegre etmenin söz konusu olduğu yerde,
Almanya ve Türkiye arasında bazı benzerliklerin gözüme çarptığını
143
Almanya ve Türkiye’de Din Özgürlü¤ünün bir parças› olarak Din
Dersi
söylemiştim. Bu konuda beni tasdik edip etmeyeceğinizi merak ediyorum.
İlk olarak her iki ülkede de mevcut sistemi ısrarla devam ettirme tutumunu görüyorum. Yani her iki ülkede de bir şeylerin değişmesi çok
zaman alıyor. Biliyorsunuz, Türklerin Almanya’ya gelişinin 40ıncı
yılını geride bıraktık. En az 20 yıldan beri İslam Din Dersi tartışılıyor
ve hala hiç bir eyalette gerçek bir İslam Din Dersi kurumsallaşmış
değil. Almanya’da hala deneme aşamasındayız ve Almanya’daki
Müslümanların eleştirel sesleri yükseliyor ve bazıları bu uzun deneme
aşamasının, bu pilot projelerin o kadar uzun sürmesinin, Alman
hükümetinin Müslümanlara kiliselerle eşit muamele yapılmasını önlemek için onları oyalama manevraları olduğunu söylüyorlar.
Almanya’da İslam Dersi’nin kurumsallaşması ve örneğin Türkiye’deki
Alevi inancı gerçeklerinin mevcut din dersi sistemine entegrasyonu
arasında ikinci bir parallelik entegre edilecek dinin ders içeriğini
nihayetinde devletin belirlemesidir. Alman devleti, daha doğru bir
ifadeyle, eyaletlerin bakanları, ilk aşamada ve çok uzun bir süre, yani
10-15 yılı aşkın bir süre, Türk devleti ile bu konuda işbirliği yaptılar ve
tabii ki bir eyaletten diğer eyalete farklılıklar olmak kaydıyla Türk
müfredatını esas aldılar. Bu müfredatın geliştirilmesinde dindarlar,
yani Almanya’daki Müslümanlar, yer alamadı. Daha sonra eyalet
bakanlıklarının, kendilerine muhatap oluşturma, yani yeni muhataplar yaratma çabasını görüyoruz. Almanya’daki İslam Konferansı
buna bir örnek ve Aşağı Saksonya Müslüman Şurası da bir başka
örnektir diye düşünüyorum. Her iki kurumun yaratılmasında etkili
olan fikir, İslam Kültür Merkezleri, Nurcular veya Milli Görüş gibi
Almanya’da yerleşmiş Müslüman cemiyetlerin devlet tarafından
144
Dr. Günter Seufert
muhatap olarak kabul edilmemesi ve devletin daha uygun bir muhatap yaratmak amacıyla yerel temelde veya eyalet temelinde
Müslümanlar arasında yeni ağlar kurması ve onları desteklemesidir.
Bunu böylece tespit ediyorum. Bunun yanlış bir yol olduğunu
söylemiyorum. Ayrıca Almanya’da mevcut olan bütün Müslüman
cemiyetlerle
birlikte
çalışılsın
da
demiyorum,
bu
konuda
Almanya’daki tartışmaları yeterince bilmiyorum. Ben sadece hem
Türkiye’de hem de Almanya’da sayısal azınlık dininin veya mezhebinin mevcut olan ve sesleri en gür çıkan organizasyonlarını sorgusuz
sualsiz muhatap kabul etmeme konusunda benzer eğilimler görüyorum.
Üçüncü olarak her iki ülkede de bir milli dine ulaşma eğilimleri mevcut. Bu konuya bugün daha önce değinildi, bir Almanya İslamiyet’i
özleminden bahsedildi. İslam Din Dersi’nin mutlaka Almanca olarak
verilmesi gerektiği tezi de bu manzaraya uymaktadır. Elbette bunun
lehine birçok neden var, ama belki aleyhine nedenler de var. Bu konuda farklı görüşlere sahip olunabilir. Türkiye’de ise Arap ve Fars
İslamiyet’inden ayrılan ve onlardan üstün olan bir Türk İslamiyet’inin
bulunduğu yönünde kesin bir kanaatin mevcut olduğunu ve devletin
de bu kanaati taşıdığını görüyorum. Almanya’da da buna çok benzer
bir durum mevcuttur: Oldukça rahat ve kendine güvenen bir şekilde
bir
Av rupa
İslamiyeti’nden,
bir
Almanya
İslamiyeti’nden
bahsedilmektedir. Yani iki ülkede millî bir din ortaya çıkarma eğilimleri mevcuttur. Kanaatimce bu da ilginç bir paralelliktir.
Ve dördüncü ve son ortak husus olarak da azınlık dinine çoğunluk
dininin gözlerinden bakma eğiliminden bahsedebiliriz. Muhakkak
sayın Kaymakcan daha sonra bu konuda çok şey söyleyecek.
145
Almanya ve Türkiye’de Din Özgürlü¤ünün bir parças› olarak Din
Dersi
Türkiye’de Alevi dernekleri tarafından bu yönde eleştiriler var. Eleştirilen konu ise Alevilik’in, Sünni İslam’a göre algılanması ve din derslerinin bu yönde uyarlanmasıdır. Eğer biraz incelersek Almanya’da
durumun benzer olduğunu, yani Müslümanların, Hıristiyan kiliselerine göre değerlendirildiklerini ve kabul edildiklerini görürüz. Sayın
Rohe, yeni Müslüman kuruluşlarının, kiliseler gibi olmak zorunda
olmadıklarını ama yine de bazı önemli noktalarda kilise teşkilatına
benzemek zorunda olduklarını söyledi. Almanya’da dini konularda
devletin partneri olmak için “Anayasa çerçevesinde Din Cemaati”
olarak tanınmış olmak zorunda olunduğunu hepiniz biliyorsunuz.
Yani her dini cemaat, “Anayasa çerçevesinde bir Din cemaati” değildir
ve bu statüye kavuşmak için kilise modelini tesadüfe yer bırakmayacak şekilde hatırlatan birkaç hususu yerine getirmek gerekmektedir.
146
Download