Haydi söyle! - İzmir Ekonomi Üniversitesi İletişim Fakültesi

advertisement
Haydi söyle!
Kısa sayılacak bir süre içinde hayli büyük ilginin odağı
olan Kalben, yazdığı içten şarkı sözleri ile duygularını
dinleyicisine aktarıyor. Kalben ile Ünivers’in Nisan
sayısında Sofar’dan başlayıp sahneye uzanan serüveni
hakkında konuştuk. Yeni çıkan albümde İbrahim
Tatlıses’in “Haydi Söyle” şarkısını yeniden yorumlayan
sanatçı bu yorumuyla ilgi çekerken su yüzüne
çıkmayan özellikleriyle de gündeme geliyor. Sofar’da
sahneye çıkıp müzik hayatına atılmadan önce,
Kalben’in öğrencilik döneminde yazdığı yüksek lisans
tezi de yaptığı müzik kadar değerli. Yadigârlar, ölen
insanlardan kalan eşyalar ve anı saklama yolları...
Sayı50 Nisan2016
> 12. sayfada
İstinyePark
twitter.com/ieuunivers | facebook.com/ieuunivers | youtube.com/ieuunivers | soundcloud.com/ieuunivers | medium.com/ieuunivers
Üçkuyular’daki semt pazarı,
aktarma istasyonu, semt garajı
ve vergi dairesi ile birlikte 43 dönümlük arazi belirsizlik içerisinde, halk ise mağdur. Geçtiğimiz
Ocak ayının ikinci haftası “pazarın kapatılması” tebliği ile karşı
karşıya kalan pazarcılar mağduriyetlerini belirtmek için eylem
yaptı. İzmir Çevre ve Şehircilik İl
Müdürlüğü, projeden haberlerinin olmadığını iddia etti.
> 3. sayfada
Güvenlik önlemleri
Ankara saldırısının ardından
İstanbul'da da canlı bomba saldırısı yaşandı. İzmir'de güvenlik önlemleri arttırıldı. Birçok
canlı bomba ihbarı yapılması
üzerine İzmir İl Emniyet
Müdürlüğü ve İzmir Valiliği,
sosyal medyada yaratılan panik
havasına itibar edilmemesi
gerektiği konusunda açıklamalarda bulundu.
> 2. sayfada
Doping geleneği
Şanlıurfa’nın Suruç ilçesinde 2015 Temmuz’unda yaşanan bombalı saldırının ardından,
Ankara ve İstanbul da saldırıların hedefi oldu. Basında yer alan haberlere göre, yaşanan
ilk saldırıdan bu yana en az 211 kişi hayatını kaybetti, 826 kişi ise yaralandı. Yayın
yasakları nedeniyle halk sosyal medyaya yöneldi. Sosyal medyanın yavaşlatılması, pek
çok kullanıcının VPN kullanmasına yol açtı. Survivor, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun
(RTÜK) verilerine göre 19 Mart’ta İstanbul’da yaşanan bombalı saldırının ardından izlenme
oranlarıyla ilk sırayı aldı
S
uruç, Ankara ve İstanbul
son dönemde yaşanan bombalı saldırıların odağı hâline
geldi. Patlamalar sonrası
Sulh Ceza Hâkimliği ve RTÜK’ün
kararı ile getirilen yayın yasakları
ve sosyal medyanın yavaşlatılması,
sivil ölümlerinden sonra en önemli
tartışma konularından biri oldu.
Patlama görüntülerinin yayınlanmasına getirilen yasak sürecinde,
Türkiye’de neler izlendi ve halk
hangi kaynaklardan bilgi aldı?
İlk patlama Kırgın Çiçekler
Urfa’nın Suruç ilçesinde, Kobani’ye
yardım götürmek için Amara
Kültür Merkezi önünde toplanan
pek çok sivil, 20 Temmuz 2015’te
bombalı saldırı sonucu hayatını
kaybetti. Patlamadan kısa bir
süre sonra Suruç Cumhuriyet
Başsavcılığı’nın başvurusu üzerine
Suruç Sulh Ceza Hâkimliği saldırı
görüntülerinin yazılı, görsel ve sesli
yayın organlarında yayınlanmasına yasak getirdi. Medyatava’nın
Rating Tablosu’na göre, günün en
çok izlenen yayını Kırgın Çiçekler
oldu.
Ankara’nın görünmeyen
gerçeği
Ekim 2015’te Ankara’da ilk bombalı saldırı yaşandı. Ekim ayından
Mart’a kadar üçüncü patlamanın
meydana geldiği Ankara’ya ait
saldırı anı görüntüleri, yayın yasağı
nedeniyle basında yer almadı. 10
Ekim’de Ulus Tren Garı önündeki
patlamadan sonra günün en çok
izlenen kanalı Çek Cumhuriyeti
ve Türkiye arasında oynanan 2016
Grup Eleme Karşılaşması yayını
yapan Show TV oldu. İkinci patlama ise 17 Şubat’ta Çankaya ilçesinde meydana geldi. Askeri servis
araçlarını hedef alan saldırıda
aralarında sivillerin de bulunduğu
pek çok yurttaş hayatını kaybetti. Patlama gününde, TRT 1’de
yayınlanan Diriliş Ertuğrul, günün
en çok izlenen dizisi oldu.
Survivor, haber bültenlerini
geride bıraktı
Önceki saldırılarda olduğu gibi,
13 Mart’ta yaşanan Ankara ve 19
Mart’ta meydana gelen İstanbul
saldırılarının ardından da yayın
yasağı getirildi. Yayınlandığı tüm
günlerde birinci olan Survivor, her
iki saldırının yaşandığı günde de
haber bültenlerini geride bırakarak
rating tablosunda ilk sıraya yerleşti.
Sosyal medyaya ulaşma yöntemleri
Sosyal medya, yaşanan her saldırı
sonrası görüntülerin paylaşılmasını
engelleme gerekçesiyle yavaşlatıldı.
En son İstanbul’da meydana gelen
saldırıdan sonra sosyal medyadaki
yavaşlama, kullanıcıları alternatif yollara sevk etti. Twitter ve
Facebook’a giriş yapmak isteyen
pek çok kişi, internette anonim gezinti yapmayı sağlayan Tor arama
motoru ve internet üzerinden başka
bir ağa bağlanmaya yarayan VPN’i
kullandı. Ayrıca DNS ayarlarını
değiştirmek ve Zenmate kurmak
da en çok başvurulan yöntemler
arasında yer aldı.
2012 Londra Olimpiyatı'nda
altın madalya kazanan Aslı Çakır Alptekin'den sonra gümüş
madalyalı Gamze Bulut'un da
doping yaptığı kesinleşti. Son
zamanlarda doping iddiasını
kabul eden sporculardan bir
diğeri de Maria Sharapova oldu.
Dünya Dopingle Mücadele
Kurumu 1 Ocak’tan itibaren
yasaklı listesi hazırlamıştı.
> 8. sayfada
Can pazarlığı
Brüksel’de gerçekleştirilen zirvede Avrupa Birliği ve Türkiye
sığınmacı sorununun çözümü
konusunda dokuz maddede
anlaştı. Türkiye üzerinden
Yunanistan’a giden sığınmacıların Türkiye’ye geri gönderilmesi
kararlaştırılırken, Türkiye’ye 3
milyar Euroluk ek bir fon daha
sağlanacak.
Ünivers'te bu ay Şehir 2-3 Gündem 4-5 Dünya 6 Yaşam 7 Spor 8 Kültür Sanat 9-12
> 6. sayfada
Nisan2016 Sayı50
İzmir turları yeniden başlıyor
İzmir Büyükşehir Belediyesi (İBB), İzmir'in daha yakından tanınması için İzmir Tur programlarını yeniden
başlatıyor. “Yaşadığımız kenti daha yakından tanıyalım” söylemiyle başlatılan program, 1 Nisan ve 23 Eylül 2016
tarihleri arasında sürecek. Plan kapsamında Doğal Yaşam Parkı, Kuş Cenneti ve Homeros Vadisi ile Kadifekale’den
Kemeraltı’na kadar olan tarihi bölge İzmirliler ile ücretsiz buluşacak
Öznur Uşaklılar
R
ehberler eşliğinde şehrin
tanınmasını sağlayacak
İzmir Tur programı,
İzmir Büyükşehir
Belediyesi (İBB) tarafından
yeniden başlatıldı. İki dönemden
oluşan program, 1 Nisan-28
Mayıs ve 28 Mayıs-23 Eylül 2016
tarihleri arasında devam edecek.
Doğal Yaşam Parkı, Kuş Cenneti,
Homeros Vadisi ve Kadifekale’den
Kemeraltı’na kadar olan bölümü
kapsayacak ücretsiz programlar
"Homeros Vadisi", "İzmir Kuş
Cenneti-Doğal Yaşam Parkı" ve
"İzmir Tarih" olmak üzere üç
etapta gerçekleştirilecek.
Turlara katılmak için
rezervasyon gerekecek
İzmir Tur programına katılmak
isteyenlerin, İzmir Büyükşehir
Belediyesi'nin internet sitesinde
yer alan duyuruya tıklayarak başvuruda bulunması gerekiyor. Telefonla ya da e-posta ile rezervasyon
alınmıyor. Rehberler eşliğindeki
turlara, velisinin yanında çocuklar
da katılabiliyor. Cuma ve Cumar-
tesi olmak üzere haftada iki gün
yapılacak olan üç etaplı ücretsiz
turlar, İzmirlilerin yaşadıkları
şehri daha yakından tanımasına,
tarihi ve doğal zenginliklerini
görmesine yardımcı oluyor.
İzmir tarih turu
Kızlarağası Hanı'nın gezilmesiyle
tur son bulacak.
İzmir Kuş Cenneti ve Doğal
Yaşam Parkı turu
Tur kapsamında, İzmir Kuş
Cenneti’nde bölge hakkında gö-
rüntülü sunumlarla bilgilendirme
yapılacak. Otobüs ile tur atılarak
Kuş Cenneti ve Doğal Yaşam
Parkı alanı, katılımcılara tanıtılacak. İsteyenler Homa Dalyanı’nda
yürüyüş yapabilecek. Daha sonra
Kuş Cenneti’nden Sasalı’daki
İzmir Doğal Yaşam Parkı'na gidilerek tura son verilecek.
Homeros Vadisi turu
Kayadibi Köyü’nde yapılacak turda
ise İzmirliler, Homeros Vadisi’nde
doğa yürüyüşleri yapabilecek.
İlk kez 1 Nisan
Cuma günü saat
09.00’da Konak
Meydanı’ndaki
İzmir Büyükşehir
Belediyesi önünden
başlayacak olan
program, yine
aynı noktada sona
erecek. Bu program
dâhilinde İzmirliler
Kadifekale, Antik
Tiyatro, Aziz Vukolos Kilisesi, Emni
yet Oteli (Mola),
Hatuniye Meydanı ve Dönertaş
Sebili, Emir Sultan
Türbesi, Tasarım
Atölyesi, Agora,
Kemeraltı-Havra
Sokağı'nı gezecek.
Kemeraltı’ndaki
İzmir’de canlı
bomba ihbarları
İZSU’dan
Aliağa'ya yatırım
Ankara’da 13 Mart’ta meydana gelen bombalı
saldırının ardından İstanbul’daki canlı bomba saldırısı
Türkiye genelinde yankı yarattı. İstanbul’dan sonra
İzmir’de de güvenlik önlemleri arttırıldı
İzmir Büyükşehir Belediyesi (İBB) geçtiğimiz
yıllarda Aliağa ilçesinde 58 kilometrelik içme suyu
şebekesi imalatı gerçekleştirmek istemişti. Ancak
firmanın iş programına uymaması nedeniyle ihale
iptal edildi. İBB, ilçede 106 kilometrelik içme
suyu şebekesinin yenilenmesine ve yarım kalan
imalatların tamamlanmasına karar verdi
Ceylin Gür
İ
stanbul ve Ankara’da yaşanan
terör saldırıları metropollerde
güvenlik önlemlerinin artmasına
neden oldu. 19 Mart’ta İstanbul’da
yaşanan canlı bomba saldırısının ardından, aynı gün İzmir’in Konak ilçesinde canlı bomba şüphelisi iki kişinin
yakalandığı söylenildi. Gelen ihbarlar
üzerine Terörle Mücadele Ekiplerinin
canlı bomba şüphelilerini izlediği ve eylem gerçekleşmeden şüphelileri Konak’ta
yakaladığı bildirildi. Artan terör olayları
nedeniyle çok sayıda asılsız ihbarlar
gelmeye başladı. İzmir İl Emniyet Müdürlüğü ve İzmir Valiliği halka sürekli
uyarılarda bulunarak özellikle sosyal
medyada yaratılan panik havasına itibar
edilmemesi gerektiği belirtti. Agora
Alışveriş Merkezi Genel Müdürü Hasan
Noyan, Egehaber.com muhabirine açıklamalarda bulundu. Noyan: “Ülkemiz
çok zor dönemlerden geçiyor. Terörün
yapmak istediği panik havasının yayılması. Amaçları ekonomiyi, ticareti bitirmek. Onlara yardımcı olmayalım. Hayat
devam ediyor. AVM’ler Türkiye’nin en
güvenli yerleri, araç kontrolleri ve giriş
çıkış kontrolleri üst düzeyde. Bizler
Emniyet teşkilatıyla ortaklaşa çalışıyoruz” dedi. İnsanların hafta sonu tek
eğlencesinin aileleri ile birlikte alışveriş
yapmak olduğunu vurgulayan Noyan,
sözlerine “Hedef noktası olmamamız
gerek. İnsanlar burada evlerinde gibi
güvendeler. Bizler, üzerimize düşeni
yaptık, güvenlik önlemlerini arttırdık.
AVM kapatmak, terörü desteklemektir.
Bizler tedbirimizi aldık, hiç bir sorunumuz yok. Panik havasının yayılmasına
izin vermeyelim” diye bitirdi.
Tuğçe Vural
İ
BB geçtiğimiz yıllarda, Aliağa
ilçe merkezinde 40 yıldır kullanılan ve eskimesinden dolayı
arızalara ve kaçaklara neden
olan içme suyu hatlarının yenilenmesine karar vermişti. İZSU 2012
yılının Eylül ayında, yeniliklerle ilgili
yapılan ihale kapsamında ilçenin
Kültür, Atatürk ve Siteler Mahalleleri
ile Yeni Mahalle’nin bir bölümünde
şebeke çalışmalarını tamamlamıştı.
Ancak ihaleyi alan firma iş programına uymadığı ve imalatları zamanında
tamamlayamadığı için ihale, 2014
yılı Eylül ayında iptal edildi. Şimdi
de merkezde geriye kalan tüm mahal-
lerde imalata başlanacak proje için
toplam 106 kilometrelik şebeke ile 50
kilometrelik branşmanı yenilemeyi
kapsayan yapım ihalesi sonuçlandı
ve ihaleyi kazanan firma ile sözleşme
imzalandı. İhalenin yarım kalmasından dolayı yapılamayan hatların
tamamlanacağı ve imalat eksikliklerinin giderileceği yatırım için çalışmaların kısa bir süre sonra başlaması ve
540 günde bitmesi planlanıyor. İZSU
tarafından gerçekleştirilecek ve 8.5
milyon liraya mal olacak yatırım ile
sık sık arızalara neden olan şebekelerin yenilenmesi ve Aliağa’nın sağlıklı
ve kesintisiz suya kavuşması hedef leniyor.
3
Nisan2016 Sayı50
İstinyePark belirsizliği
Fahrettin Altay’a ‘İstinyePark Alışveriş Merkezi Projesi’ kapsamındaki belirsizlikler sürüyor. Yaklaşık 6 yıldır ne
zaman yapılacağı, pazarcıların ve civar esnafın mağrudiyeti, trafik problemleri, kentsel dönüşüm kaynaklı oluşacak
problemler, aşırı binalaşma gibi bir çok sebepten ötürü tartışılıyor. İzmir Üçkuyular’daki semt pazarı, aktarma
istasyonu, semt garajı ve vergi dairesinin de yer aldığı 43 dönümlük arazinin gidişatına dair hala kesin bir bilgi yok
Ecem Çokan
İ
stanbul’da yer alan İstinyePark AVM, Doğuş ve
Orjin gruplarının ortaklığıyla
gerçekleşti. Aynı gruplar
İstinyePark markasını İzmir’e de
taşımak için yaklaşık 6 yıl önce
planlamaya başlamış ve Orta Gayrimenkul isminde bir şirket kurdu.
İzmir Üçkuyular’da gerçekleşmesi
planlanan proje oldukça uzun bir
süredir tartışılıyor ve hakkında
güvenilirliği belirsiz sayısız haber
yapılıyor. Yatırımcı Doğuş Holding
ve Orjin Grup, Türkiye’nin en yeşil
projesini yapacağını iddia ediyor.
Ancak tartışmalar ve proje planı
aksini gösteriyor. Buna karşın 2013
yılında tartışmalar ilk başladığı sırada Hürriyet’in haberine göre; Ekim
ayında, Doğuş ve Orjin gruplarına
yakın isimler olarak belirtilen Ferit
Şahenk ve Zafer Kurşun ‘Zafer
Yıldırım yeşil konusunda büyük
hassasiyet gösteriyor’ şeklinde bir
açıklamaya yer vermiş. İzmir’de hayal kırıklığı yaşayan yatırımcıların
yakın çevrelerine ‘İstinyePark’ın logosu bile ağaç. Biz şu anda mezbelelik haldeki bir araziyi değerli hale
getirmek ve ağaçlarla donatmak
için yola çıkmışken, mahkemelik
olduk’ ifadesini belirtmiş. Sonrasında mahkeme süreci ardından
İzmir Valiliği ÇED (Çevresel Etki
Değerlendirmesi) Raporu’na gerek
yoktur kararını verdi. İstinyePark
İzmir’in üç bölümden oluşacağı
söyleniyor: Alışveriş merkezi, otel
ve otopark. AVM bölümünün
inşaat alanı 301 bin metrekare, otel
bölümünün inşaat alanı ise 40 bin
metrekare olarak belirlenmiş. İzmir
İstinye’de 2 bin 430 kapasiteli bir
otopark alanı da yer alacak deniyor.
Yine aynı proje 250 milyon dolarlık
yatırım bedeli ile dikkat çekiyor.
Projenin inşaatının 2016’nın ilk
çeyreğinde başlayacağı ve inşaatın
2018 yılı içerisinde tamamlanacağı
bir çok haber kanalınca yazılıp
çizildi. F.Altay’daki esnaflar ve
özellikle pazarcılar isyan ediyor. Bu
proje hakkındaki düşünlerini sorduğumuz ismini vermek istemeyen
bir küçük esnaf ‘Bu denli büyük
bir araç kapasiteli otopark yapımı,
etrafında dönüp duracak 6-7 bin
aracın yıllardır kangren olan bölge
trafiğini ne hale getirir düşünülmüş
mü acaba? Halkı doğduklarına
pişman ediyorlar.’ dedi.
Geçtiğimiz Ocak ayında ise uzun
yıllardır bölge halkına hizmet veren
Üçkuyular pazarcıları eylem yaptı.
Hizmet verdikleri yerde iki hafta
daha tezgah açabilecekleri tebliğ
edildi. Pazarcılar kendilerine pazar
kurarak ürünlerini satabilecekleri
yeni bir alanın önerilmesini talep
etti. Fakat pazarcılara halen yeni bir
alan gösterilmedi. İzmir Pazarcılar
Odası Başkanı Hamdin Erişen
ve pazarcı esnafı basın açıklaması
yaptı, vatandaşlardan imza topladı.
Cihan muhabirlerine konuşan
Erişen, ‘Buradaki pazarımızı kaldırıyorlar, bizim bir talebimiz var
bu pazara belediye ya da hükümetten yer istiyoruz. Köylerden gelen
kardeşlerim bir günlük geçimlerini
sağlamak için bu pazara geliyor.
Ablam Torbalı'dan gelmiş, diğeri
Aydın, başka biri Ayrancılar'dan
geliyor. Yetiştirdiği otu getirip
burada satıp günlük ekmeğini kazanıyor.’ dedi. Üçkuyular Pazarı'nda
750-800 arasında esnafın tezgah
açtığını belirten Erişen, üç belediyeye ait olan mevcut pazaryeri
arazisinin bir holdinge satıldığını
ve bölgeye alış veriş merkezi (AVM)
yapılacağı bilgisini yeniledikten
sonra, ‘Şimdi bizi holding mülkü
ben bir şeyler olacağını, nitekim
gördük işimizden oluyoruz. Yazılar
olsun.’ dedi. Ege Postası’nın Ocak
haberine göre; Balçova Belediyesi,
Konak Belediyesi ve Karabağlar
Belediyesi’nden araziyi satın alan
yeni mülk sahibi Doğuş Holding,
pazarcı esnafına gönderdiği tahliye
emrinde söz konusu arazinin Ocak
ayı sonuna kadar boşaltılmasını
istedi. Yakın zamanda proje için inşaata başlaması beklenen ve ruhsat
işlemlerini tamamlayan holdingden
gelen tahliye yazısını alan pazarcılar
semt pazarının kepenklerini kapatacak. Ek olarak yaşanan krizin
ardından pazarcıların ‘yeni yer
gösterilme’ talebi yetkili makamlar
tarafından kabul görmedi. Karayolları Bölge Müdürlüğü’nden Balçova
girişinde yer alan viyadüklerin
altında otopark olarak kullanılan
alanı isteyen Esnaf Odası talebine
ret yanıtı geldi. İzmir Büyükşehir
Belediyesi’nden talep edilen şantiye
arazisi de tramvay inşaatı sebebiyle
ret aldı. İzmir Çevre ve Şehircilik
İl Müdürlüğü tüm bunlardan
haberdar olmadığını, başvuruda
bulunulmadığını, konunun onlarla
bir bağlantısı ya da ilgili olmadığını
belirtti. Konuyla ilgili İzmir Çevre
ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nün
haberinin olmayışını Üçkuyular
esnaflarından kırtasiyeci Ahmet Temel, ‘Burada şehrin göbeği, çevresi
planlanıyor, her yere sırasıyla AVMler, oteller, otoparklar dikiliyor ama
yetkililerin haberi yok öyle mi?
İzmir’i simülasyon bir İstanbul’a
çevirmeye çalışıyorlar ve biz sadece
izliyoruz, hiç bir şey yapamıyoruz.
Halkı da enayi yerine koyanlar, üç
maymunu oynayanlar bu işin baş
sorumlusudur’ şeklinde yorumladı.
olduğu için kaldırıyor. Belediyelerden talebimiz buralardan bize yer
verilsin. Ham tarla verilsin, verilse
bile üzerini yapıp belediyelere hibe
etmek istiyoruz.’ şeklinde konuştu.
Pazarcılara mevcut alana bir daha
tezgah açmamaları için henüz resmi
bir bildirim gelmediğini ancak son
tarihin 2 Şubat olduğu yönünde
bilgeler aldıklarını kaydeden Erişen,
yeni yer konusunda görüştükleri
belediye yetkililerinden şimdiye
kadar elini taşın altına koyan
olmadığına vurgu yaptı. Üçkuyular
Pazarı esnaflarından Şeref Özden
projeyle ilgili, ‘Bizi ve halkı mağdur
etmek, güzelim İzmir’i taş kente çevirmek dışında hiçbir şeye yaramaz.
Ekonomiyi canlandırmakmış, şehri
geliştirmekmiş... Ben buna gülerim.
Söz konusu kendi ceplerindeki
ekonomiyse canlanır tabii ona
şüphe yok ama bizim ekonomimizi, cebimizi kıvrandıracağı kesin.
Tramvay projesinde anlamıştım
Balçova hafızasını koruyor
Balçova Belediyesi, Kent Belleği Merkezi adı altında yeni bir proje başlattı. Balçova Belediye Başkanı
Mehmet Ali Çalkaya’nın öncüsü olduğu, Balçova’nın geçmişini günümüze taşımayı hedefleyen bu merkez
hakkında Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü’nde görevli Seda Yüksel ile konuştuk
Tuğçe Vural
K
ent Belleği Merkezi
Projesi, Balçova’nın
tarihini yaşatmak
amacı ile Balçova
Belediye Başkanı Mehmet Ali
Çalkaya tarafından hayata
geçirilmeye başlandı. Oluşum aşamasındaki proje için
çalışmalar, Balçova Kültür
ve Sosyal İşler Müdürlüğü'ne
bağlı olarak yürütülüyor. Proje için Balçova’ya ilişkin bilgi,
belge, eşya ve anılar kültür ve
spor aktivitelerinin yapıldığı
Balçova Kültür ve Sosyal İşler
Müdürlüğü tarafından toplanıyor. İstanbul ve Eskişehir'de
de örnekleri bulunan ve
İzmir’de de hayata geçirilmesine sayılı günler kalan Kent
Belleği Merkezi hakkkında
Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü Görevlisi Seda Yüksel ile
konuştuk.
“Balçova tarihini
yaşatıyor”
"Kent Belleği Merkezi'ni
hayata geçirmek için
Balçovalılar'dan oluşan 20
kişilik bir kurulumuz var.
Her Cuma günü yaptığımız
toplantılarda, projeyi nasıl
geliştirebileceğimizi ve Kent
Belleği Merkezi'ne neler
katabileceğimizi konuşuyoruz. Geçmişte burada yaşamış ve hala yaşamakta olan
Balçovalılar'dan eski bakır
eşya ve gelinlik gibi yöresel
objeleri, burada sergilemek
üzere topluyoruz ve eşyaları aldığımız Balçovalılar'la
röportajlar gerçekleştiriyoruz. Bu röpörtajları da film
haline getirerek Kent Belleği Merkezi'nde sergilemeyi
düşünüyoruz. Ayrıca bu
merkezde sadece eşyalar değil,
Balçova esnafının sanatını ve
günlük hayatını, insanların
spor aktivitelerini ve İzmir'de
salatalığın ilk tohumlarını
Balçovalılar'ın attığı gibi
tarımsal faaliyetleri yansıtacak
hikayelere de yer vereceğiz.
Burası bir müze olacak fakat
konsept farklı olacak. İçerisinde bir kafetaryanın da
bulunacağı bu merkezi sadece
bir müze gibi düşünmemek
gerekiyor. 2 bine yakın kitaplı
bir kütüphanemiz olacak ve
insanlar sergiyi dolaşırken
aynı zamanda çaylarını ve
kahvelerini alıp kitap okuyabilecekler. Engelli vatandaşlarımız için de ayrıca planlamalar
yapıyoruz. Burada onlar için
özel dizayn edilmiş bir odaya
yer vereceğiz. Onlara özel
bilgisayar odaları olacak. Ayrıca müze 2 katlı olacağı için
özel asansör de yapılacak. Bu
merkezi ziyaret edenler için,
topladığımız Balçova tarihine
ait her şey bir ekranda yansıtılacak.
Nisan2016 Sayı50
Avrupa yolunda Türkiye
Avrupa Birliği (AB) ve Türkiye arasında 2013’te başlayan vize serbestisi diyaloğunda sona gelindi. Avrupa’ya
geçmeye çalışan mültecilerin geçişini yavaşlatmayı amaçlayan AB-Türkiye Zirvesi, 18 Mart’ta Belçika’nın başkenti
Brüksel’de tarafların anlaşmasıyla sonuçlandı. Mültecilerin Hukuki Durumuna İlişkin Sözleşme’de yer alan geri
göndermeme (non-refoulement) ilkesine rağmen, Avrupa’ya kabul edilmemiş mülteciler 4 Nisan itibariyle
Yunanistan’dan Türkiye’ye geri getirilecek. Karşılığında Türkiye, Avrupa’ya vizesiz geçiş ve AB’nin 33. faslının
açılmasını elde edecek. Mültecileri geldikleri ülkelere geri göndermeyi hedefleyen 72 kriterden kalan 35’inin
yerine getirilmesi, Haziran ayında Türkiye’den Avrupa’ya vizesiz geçişi başlatacak
Öznur Uşaklılar
T
ürkiye üzerinden
AB ülkelerine geçen
mültecilerin yine
Türkiye üzerinden
kaynak ülkelerine dönmelerini
öngören Geri Kabul Anlaşması, 2013’te imzalanmış bir yıl
sonra da yürürlüğe girmişti.
Anlaşmanın ardından üç yıllık
bir geçiş dönemi düşünülmüştü. Ancak, Belçika’nın
başkenti Brüksel’de yapılan AB-Türkiye Zirvesi’nde
alınan kararlar, tarihi öne
çekti. Vize serbestisinin Ekim
2016'ya kadar sağlanması için
Geri Kabul Anlaşması'nın da
Haziran 2016'da uygulanmaya başlamasına karar verildi.
İltica başvurusu kabul edilmeyen mültecileri Türkiye’ye
oradan da ülkelerine döndürmeye zorlayan anlaşma, 20
Mart’tan sonra Yunanistan’a
geçen mültecilerin 4 Nisan’da
Türkiye’ye döndürülmesiyle
başlayacak. Avrupa’ya vizesiz
geçişin önünü açan vize serbestisinin Türkiye’ye verilmesi,
zirveye katılan ülkelerce 72
kritere bağlanmıştı. Başbakan
Ahmet Davutoğlu, görüşmeleri “kayseri pazarlığı” adıyla
kazanım olarak nitelemiş ve
2018’e kadar alınan paranın
6 milyar Euro’yu bulacağını
belirtmişti. Anlaşma karşılığında, Türkiye’nin AB üyeliği
konusunda, bütçe politikalarıyla ilgili 33. faslın da açılacağı belirtilirken Almanya
Başbakanı Angela Merkel,
Türkiye’nin AB üyeliğinin
gündemde olmadığını söyledi.
Belge güvenliği, göç yönetimi,
kamu düzeni, temel haklar ve
geri kabul konularını kapsayan kriterlerden kalan 35’i de
yerine getirildiğinde, vizesiz
geçişler Haziran ayı itibariyle
başlayacak.
Geri gönderme-kabul
Anlaşmaya göre, 20 Mart
sonrasında Yunanistan’a geçen
mültecilerden iltica başvurusu
kabul edilmeyenler Türkiye’ye
geri gönderilecek. Karşılığında, Türkiye’deki mültecilerin
Avrupa’ya iltica başvuruları
kabul edilecek. Türkiye'ye
gönderilecek her bir Suriyeli
için, Türkiye'deki kamplardan
bir Suriyeli mülteci AB ülkelerine alınacak. AB ülkeleri,
Türkiye ile kuracakları ortak
mekanizmalar yoluyla geri
göndermek istedikleri kişileri
Türkiye'ye bildirecek. Geri
gönderilmek istenen mültecilerin Türkiye üzerinden AB'ye
gittiği kesinlik kazanırsa, geri
gönderme süreci başlayacak.
Ancak Türkiye ve mültecilerin geldikleri ülkeler arasında
ikili bir anlaşmanın olmaması
hâlinde, süreç “zorla sınır dışı
etme” mekanizması olarak
işleyecek.
Şartlı vize serbestisi
AB ülkelerine vizesiz geçişi
sağlayan anlaşma kapsamında
Türkiye vatandaşları, Schengen
Bölgesi'ne vizesiz giriş yapabilecek. Biyometrik pasaport
hamili kişilere 180 günde üç
aylık vizesiz giriş imkânı sağlayacak Vize Serbestisi, yalnızca
Schengen Bölgesi’ndeki 26 ülke
için geçerli olacak. Anlaşmada biyometrik pasaportların
çiplerinde parmak izlerinin
saklanmasıyla ilgili bir kriter
de yer alıyor. Mevcut biyometrik pasaportlarda, parmak
izleri çiplerde saklanamadığı
için AB standartlarına uygun,
yeni nesil endüstriyel pasaportlara geçilmesi gerekiyor.
Dışişleri Bakanlığı’nın resmi
internet sitesinden yaptığı
açıklamaya göre, AB Komisyonu ve AB Konseyi, Geri Kabul
Anlaşması'nın uygulanmasıyla
ilgili sürecin nasıl işlediğine
sahada bakacak. 1 Temmuz'da
sürecin sorunsuz işlediğinin
tespit edilmesi durumunda,
Türkiye vatandaşları için
Schengen alanına vize serbestisi başlayacak. Yeni pasaportlar
kullanılmaya başlandığında,
eskilerinin geçersiz sayılmayacak. Pasaport değişimi isteğe
bağlı yapılacak; ancak vize
serbestisinden yararlanabilmek
için parmak izinin pasaport
çipinde saklanabileceği yeni
nesil çipli, endüstriyel pasaport
bulundurmak zorunlu olacak.
Schengen Ülkeleri
Vize Serbestisi ile biyometrik
pasaport sahibi kişiler, Schengen Bölgesi’ndeki Almanya,
Avusturya, Belçika, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Estonya,
Finlandiya, Fransa, Hollanda,
İtalya, İspanya, İsveç, İsviçre,
İzlanda, Letonya, Lihtenştayn,
Litvanya, Lüksemburg, Macaristan, Malta, Norveç, Polonya,
Portekiz, Slovakya, Slovenya
ve Yunanistan’a vizesiz giriş
yaparak 90 gün boyunca kalabilecek.
Kriter çalışmaları sürüyor
Anlaşma, Türkiye’nin yerine
getirmesi gereken kriterleri beş
konu başlığı olarak ayırıyor.
Belge güvenliği, göç yönetimi,
kamu düzeni, temel haklar
ve geri kabul konularından
en çok eksiği bulunan konu,
Göç yönetimi. 72 kriterden 35
henüz yerine getirilmedi. 35
kriterin ise kamu düzeni ve göç
yönetimi konularında henüz
çalışma yapılmayan üç maddesi
bulunuyor. 14 maddeyle üzerinde en az çalışma yürütülen
göç yönetimi, “sınır güvenliği”
politikalarını güçlendirecek
şekilde maddeler içeriyor.
Belge Güvenliği
1.Türkiye Uluslararası Sivil
Havacılık Organizasyonu
(ICAO) standartlarına uygun,
makine tarafından okunabilen
biyometrik seyahat belgelerini
düzenlemeye devam etmeli; ICAO’nun tavsiye ettiği
uygulamaları takip etmeli;
ICAO standartlarına uymayan
pasaportları kullanımdan kaldırmalı ve özellikle 2252/2004
Konsey Tüzüğü ile uyumlu,
AB standartlarına uygun
fotoğraf ve parmak izi dâhil
olmak üzere biyometrik veri
içeren uluslararası pasaportları,
aşamalı bir şekilde kullanıma
sunmalıdır.
Göç Yönetimi
8.Ülkenin tüm sınırlarında,
özellikle de AB üye ülkelerine komşu sınırlarda, Türkiye
sınırlarını yasadışı olarak geçmek isteyen kişilerin engellenmesi için yeterli sınır kontrolleri ve sınır gözetimlerinin
yapılması.
15. Başta komşu AB Üye
Devletleri ile yeterli nitelikte
işbirliğinin sağlanması, AB üye
ülke sınırlarının yönetiminin
güçlendirilmesi olmak üzere.
20. AB için yasadışı göç
potansiyeli taşıyan ülkelerden
gelen vatandaşların Türkiye
Cumhuriyeti topraklarına
girişlerinin daha sıkı kurallar
ile değiştirilmesi ve böylece
AB topraklarına yasadışı bir şekilde giriş yapmayı amaçlayan
üçüncü ülke vatandaşlarının
Türkiye sınırlarına girmeden
engellenmesi.
31.Türkiye ve AB üye ülkeleri-
ne olan yasadışı göç potansiyeli
taşıyan kaynak ülkeleri ile geri
kabul anlaşmalarının imzalanması ve bu anlaşmaların
uygulamaya girmesi.
Kamu Düzeni
43.Cezai meselelerde adli
işbirliğine ilişkin uluslararası sözleşmelerin yürürlüğe
koyulması ve onaylanması
(Suçluların İadesine ilişkin
Avrupa Sözleşmesi; Hükümlülerin Nakline ilişkin Avrupa
Sözleşmesi ve Ceza İşlerinde
Karşılıklı Adli Yardıma ilişkin
Avrupa Sözleşmesi ve ilgili Protokolleri)
Temel Haklar
65.Organize suç ve terörizme
ilişkin yasal çerçevenin; Avrupa İnsan AİHM içtihatları,
AB müktesebatı ve AB üyesi
Devletlerdeki uygulamalarla
uyumlu olacak şekilde gözden geçirilip düzenlenmesi ve
mahkeme, kolluk kuvvetleri
ve güvenlik güçlerinin uygulamalarının kişi güvenliği ve
özgürlüğü, adil yargılanma
hakkı; ifade, toplanma ve
dernek kurma özgürlüğü ile
uyumunun sağlanması.
Geri Kabul
66.Üye ülkeler ile hâlihazırda
devam eden geri kabul yükümlülüklerinin tam ve etkin bir
şekilde yerine getirilmesi.
Henüz çalışma yapılmayan
maddeler
Kamu Düzeni
54. Europol ile Operasyonel
İşbirliği Anlaşması’nın tam ve
etkin şekilde uygulanmasının
sağlanması
56. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin, - özellikle yetkili
kurumların bağımsızlığı gibi
konularda - ulusal mevzuatın
AB müktesebatına uyumlu
şekilde çıkartılması ve uygulanması
Göç yönetimi
22.Tüm AB Üye Devletlerin
vatandaşlarına, Türkiye Cumhuriyeti topraklarına girişlerinde eşit davranılması.
5
Nisan2016 Sayı50
Gazeteciliğin 23 yılı
Türkiye, Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) tarafından oluşturulan 2015 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde
180 ülke arasında 149’uncu oldu. 2016’nın ilk yarısındaysa İMC TV’nin yayını karartılırken, Zaman Gazetesi’nin
ardından Cihan Haber Ajansı’na da kayyum atandı. Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın (TGS) 29 Mart’ta yayımladığı
rapora göre, şu an hükümlü ve tutuklu olan 29 gazeteciden sekizi bu yıl içerisinde tutuklandı. Çapraz Ateş’ten
Gündem Müzakere’ye neler değişmedi?
Öznur Uşaklılar
İ
MC TV 26 Şubat’ta
PKK/ KCK propagandası yaptığı iddiasıyla
Türksat uydusundan
çıkartıldı. Ankara Cumhuriyet
Başsavcılığı’nın İMC TV’nin
yayınını durdurma isteği üzerine Türksat Genel Müdürlüğü,
Banu Güven’in Erdem Gül ve
Can Dündar ile yayın yaptığı
sırada ekranı kararttı. Başsavcılık yayının durdurulmasıyla
ilgili 24 Şubat’ta Türksat’a
gönderdiği yazıda Ankara
Emniyet Genel Müdürlüğü’ne
gelen bir ihbarın neden olduğunu belirtti. Ancak Türksat,
pazarlama bölümünden gelen
talimatla yayını kestiklerini açıkladı. İMC TV ise
Türksat’ın kanalı platformdan
çıkartmasının yasal dayanağının olmadığını belirterek
“Hukukun eksiksiz, tarafsız,
politik baskılar altında kalmadan işlemesi halinde İMC TV
kısa sürede tekrar Türksat’a
dönecektir” açıklamasında
bulundu. Kanal şu an Hotbird
uydusu üzerinden izlenebiliyor.
Başsavcılığın bilirkişi
raporu
Başsavcılık, gönderdiği yazıda
örgüt propagandası yapılıp
yapılmadığını tespit etmek
için bilirkişi heyeti oluşturdu. Radyo ve Televizyon Üst
Kurulu’ndan (RTÜK) kanala
ait çeşitli tarihlerin yayınları
istenerek soruşturma başlatıldı.
Bilirkişi heyeti, hazırladığı ön
raporda Ayşegül Doğan’ın sunduğu “Gündem Müzakere” adlı
tartışma programında Doğan
ve Murat Karayılan’ın Kasım
genel seçimleri öncesi yaptığı
röportajı PKK propagandası yaptığı iddiasıyla kanalın
karartılmasına gerekçe olarak
gösterdi. Heyet, raporda ayrıca
yayın içeriklerinin genel olarak
Güney Doğu Bölgesi ile ilgili
olduğunu ve PKK yöneticilerinin konuşmalarından oluştuğunu vurguladı.
Tartışma programlarının
“geleneği”
Kürt meselesi, 1993’te Show
TV’de yayınlanan Çapraz
Ateş programıyla televizyonda
tartışılır hale gelmişti. Geçtiğimiz yıl Tahir Elçi’nin katıldığı bölümle tartışma yaratan
Tarafsız Bölge ve İMC TV’de
yayınlanan Gündem Müzakere
programları da içerik ve sonrasında yaşananlar konusunda
Çapraz Ateş ile ortak noktada
buluşuyor.
1993: Çapraz Ateş
Can Dündar ve Mehmet Ali
Birand’ın sunduğu Çapraz Ateş
programına dönemin Demokrasi Partisi (DEP) Şırnak
Milletvekili Orhan Doğan
İstanbul, Milliyetçi Hareket
Partisi (MHP) Genel Başkanı
Alparslan Türkeş ise Ankara
stüdyosundan katılmıştı. Programda PKK’nin 1993 Ekim’inde Erzurum’a bağlı çoğunluğunu Türklerin oluşturduğu
Çiçekli Köy’de yaptığı katliam
konu olmuştu. PKK eylemleri
sonrası hedef hâline gelen DEP,
milletvekillerine idam isteği
ve binalarının linç edilmesiyle
gündeme gelmişti. Erzurum’un
PKK ve MHP şeklinde ayrışmasını da beraberinde getiren
bu olay sonrası DEP milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması ve vekilliklerinin düşürülmesi tartışılmaya
başlandı. Devletin, Erzurum
halkları arasındaki çatışmayı “çaresizce” seyrettiğinin
söylendiği programda Doğan,
PKK’nin eylemlerini kınamadığı için örgüt üyeliğiyle itham
edilirken Türkeş, devleti bir an
önce kendisine yetki vermeye
ve bu yolla PKK’yi yok etmeye
çağırdı. Doğan ise PKK’nin
koşulsuz ateşkes ilan etmesi
ve devlet güvenlik güçlerinin
operasyonları durdurmalarının
gerektiğini ifade etti. Burada
“Güneydoğu Sorunu” diye belirtilen nokta, başlangıcından
günümüze tartışma programlarının temel konularından biri
olmaya devam ediyor.
2015-2016 prototipi
Mart 1994’te Meclis Genel
Kurulu çıkışında DEP milletvekilleri gözaltına alınarak
tutuklandı. Dönemin Başbakanı Tansu Çiller’in talebiyle,
meclis DEP’li milletvekillerin
dokunulmazlıklarının kaldırılmasını oylamak için toplandı.
Ankara 1 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM), Orhan
Doğan, Hatip Dicle, Leyla
Zana, Ahmet Türk, Sırrı Sakık
ve Mahmut Alınak’ın “vatan
hainliği” suçuyla yargılanmasına karar verdi. Anayasa Mahkemesi, Ankara Merkez Kapalı
Ceza ve Tutukevi’ne konulan
vekillerin Haziran ayında
dokunulmazlıklarını kaldırdı.
Aralık’ta sonuçlanan davada
mahkeme, Dicle, Zana, Doğan
ve Selim Sadak’a 15’er yıl ağır
hapis cezası verdi. Zana, Doğan, Dicle ve Sadak, Haziran
2004’te serbest bırakıldılar.
Sonrasında yaşananlar
2015: Tarafsız Bölge
İMC TV’nin Türksat’tan çıkartılma nedeni olarak gösterilen
yayınlardan biri de Orhan
Doğan’ın kızı Ayşegül Doğan’ın
sunuculuğunu yaptığı Gündem
Müzakere adlı program olmuştu.
Ekim ayında, sunuculuğunu Ahmet Hakan’ın yaptığı
Tarafsız Bölge programında
Diyarbakır Baro Başkanı Tahir
Elçi ve MHP İstanbul Milletvekili Uygar Suphi Aktan PKK
konusunda tartışma yaşadı.
AKP hükümetine devredilen
Türkiye’nin terörün neredeyse
sıfıra indiği Türkiye olduğunu söyleyen Aktan, PKK
sorununun MHP’nin izlediği
yöntemle yeni hükümet öncesi
çözüldüğünü vurguladı. Bunun
üzerine Elçi’nin “PKK bir terör
örgütü değildir” sözü, Türkiye
gündemine taşındı.
Programdan bir ay sonra RTÜK,
Elçi’nin konuşmasını terör örgütünü övdüğü yönünde gerekçe
göstererek CNN Türk’e 700 bin
TL para cezası verdi. Elçi hakkındaysa Bakırköy Sulh Ceza
Hâkimliğince “terör örgütü propagandası yapmak” suçlamasıyla
yakalama kararı çıkartıldı. Elçi,
verdiği ifadenin ardından adlî
kontrol şartı ve yurtdışına çıkış
yasağıyla serbest bırakıldı. Elçi,
Kasım ayında, Diyarbakır’ın Sur
ilçesinde bulunan Dört Ayaklı
Minare önünde sokağa çıkma
yasağı ve çatışmalar hakkında
açıklama yaptığı sırada öldürüldü. Elçi’nin öldürülmesinin ardından Sur’da ikinci bir sokağa
çıkma yasağı ilan edildi.
2016: Gündem Müzakere
Türkiye’nin kronik
rahatsızlığı: Unutkanlık
Orhan Doğan’ın, Çapraz Ateş
programında “Sorunlar demokrasiyle çözülebilir” deyişinin
üzerinden 23 yıl geçti. Bu
süreçte medya üzerindeki baskı
artarken, savaş uğruna tüm
halklardan insanların yok edildiği gerçeği değişmedi.
Ankara’nın kara talihi
Ankara’nın Kızılay semtinde 13 Mart akşamı patlama meydana geldi. Bomba yüklü araçla gerçekleştirilen saldırıda
34 kişi yaşamını yitirirken, 19'u ağır 125 kişi de yaralandı. Ankara’ya son beş ayda üçüncü kez saldırı düzenlendi
Ece Orus
P
atlama, Kızılay Atatürk
Bulvarı üzerinde bulunan otobüs duraklarına
yakın bir noktada saat
18.35‘te meydana geldi. Bomba
yüklü aracın Güvenpark önündeki durakta yolcu indirip bindiren
belediye otobüslerinin arasına
girdiği öğrenildi. Başkentin hemen her yerinde duyulan patlama
sonucu, iki otobüs ve bir otomobil
ağır hasar görürken, yangınlar
başladı. Polis, itfaiye ve sağlık
ekipleri olay yerine sevk edildi.
TAK’ın açıklaması
Patlamanın ertesi günü, saldırıyı
Kürdistan Özgürlük Şahinle-
ri (TAK) aldlı örgüt üstlendi.
Örgütün internet üzerinden
yaptığı açıklamada, saldırıyı Seher
Çağla Demir’in gerçekleştirdiği
bildirildi. Açıklamada bu tür
saldırıların devam edeceği tehdidi
yer aldı: “…Eylemi, Kürdistan
Özgürlük Şahinleri (TAK) olarak
üstleniyoruz. Eylemi örgütümüze
bağlı Doğa Jiyan (Seher Çağla
Demir) yoldaşımızın komutasında
bir birimimiz gerçekleştirmiştir.
Birimimiz, hedefine yöneldiğinde
yapılan polis müdahalesi sivil kayıpların da olmasına yol açmıştır.
Bu sebeple kirli savaşın sorumlu
ve yürütücüleriyle hiçbir bağı
bulunmayan sivil kayıplardan
dolayı üzüntümüzü belirtiyoruz.
Gerçekleştirdiğimiz eylemlerde
savaşın kaçınılmaz bir sonucu
olarak sivil kayıpları yaşanmıştır, yaşanmaktadır. Eylemimiz
ardından yaşanan sivil kayıplar
sonucunda yaratılan atmosferde,
kamuoyunun yalnızca Cizre'de
300'ün üzerinde sivil insanımızın
hedef alınarak vahşice katledilmesi, cenazelerin yakılması, verilmemesi üzerinden Kürt halkına
yaşattırılan acıları anlamalarını
umuyoruz. Yaşanan bu vahşet
tek başına bile, bizim için hesap
sorarak intikam alma gerekçesidir.
Unutulmamalıdır ki; Cizre başta
olmak üzere sivil, savunmasız
halkımıza yönelik gerçekleştirilen yakma, teşhir etme düzeyine
varan katliamların hesabını her
koşulda sorma kararlılığında
yüzlerce fedaimiz mevcuttur. Kirli
savaşın beyni ve yürütücüsü olanları, kendilerini en güvende hissettikleri yerlerinde vurmaya devam
edeceğiz. Türkiye'de yaşayanlar
bilmelidir ki; faşist diktatörlük
yerle bir edilinceye kadar, hiç
kimsenin yaşamı güvence altında
değildir.”
Patlamayı her yönüyle
inceledik
İzmir Ekonomi Üniversitesi
(İEÜ) İletişim Fakültesi Haber
Merkezi, Ankara patlamasının
ardından olayı inceledi. Ünivers
ekibi, İEÜ Medya ve İletişim
Bölüm BaşkanıDoç. Dr. Gökçen
Karanfil ile bir söyleşi gerçekleştirdi. Doç. Dr.Karanfil, yapılan
siyasi açıklamaları ve patlamanın
Türkiye’ye etkisini değerlendirdi.
Uzman Psikiyatrist Levent Var
ise, saldırının psikolojik etkileri
hakkında konuştu. Aynı zamanda
Ünivers, patlama sırasında halkın
televizyonda hangi programı ve
kanalı izlediği, patlamayı hangi
kaynaklardan öğrendiği ve yayın
yasağının getirilmesiyle ilgili
analiz gerçekleştirdi. Olayın
ardından, siyasi liderlerin yaptığı
açıklamalara da raporda yer verildi. Bombalı saldırının tanıkları,
olay sırasında ne yaşadıklarını
ve Ankara’daki son durumu
paylaştılar. Olayın ardından bir
vatandaşın Hayat Televizyonu’na
yaptığı konuşma ve paylaşılan
bazı tweetler de raporda yer aldı.
6 dünya
Nisan2016 Sayı50
Suriye’de çözüm yakın mı?
Şubat ayında Cenevre Görüşmeleri ile başlayan süreçle birlikte Suriye’de yeni bir döneme girildi. ABD ve Rusya
öncülüğünde 27 Şubat itibariyle ateşkes ilan edildi. Gelişen süreçte Rusya Devlet Başkan’ı Vladimir Putin, 14 Mart
itibariyle Rus askeri güçlerinin Suriye’den ayrılmaya başlayacağını duyurdu. Yeni bir hamle de Kürt cephesinden
geldi. PYD öncülüğündeki gruplar, Suriye’nin kuzeyinde federasyon ilan etti
Çağrı Çınar
C
enevre görüşmlerinde rejim ve muhalifler arasındaki
anlaşmazlıklar ve
PYD’nin görüşmelere davet
edilmemesi görüşmelerin tıkanmasına yol açmıştı. 12 Şubat’ta
Münih’te gerçekleştirilen
zirvede ABD, Rusya ve zirveye
katılan diğer ülkeler ateşkes
için anlaştığını belirtmiş, 27
Şubat’ta Suriye’de ateşkes ilan
edilmişti. Ateşkesin işlememesi
durumunda ise ABD Dış İşleri
Bakanı John Kerry “Suriye’de B
planı, ülkenin bölünmesi olabilir” şeklinde konuşmuştu.
Ateşkes nasıl işleyecek?
Anlaşma metnine göre Türkiye, Suudi Arabistan ve İran
gibi bölgedeki ülkelerin yanı
sıra, içinde küresel güçlerin de
yer aldığı Uluslararası Suriye
Destek Grubu (USDG) bazı görevler üstleniyor. Bu görevlerin
başlıcaları; Işid ve El Nusra gibi
terörist ilan edilen grupların
nerede olduklarının belirlenmesi, taraflar arasında yaşanacak
gerginlikler durumunda iletişim
kanallarının açık tutulması,
ateşkesi ihlal eden ve uymayan
grupları USDG’ye bildirmek.
BM Güvenlik Konseyi’nin
kararınca, Suriye rejimi ve
muhalifler, kuşatma altındaki
bölgelerde ablukaları kaldıracak
ve insani yardımların geçişlerine izin verecek.
Kimleri kapsıyor?
Ateşkese göre Işid, El Nusra
ve diğer terör örgütü olarak
görülen grupların kontrol ettikleri topraklarda savaş devam
edecek. Işid, Deyr ez Zor,
Rakka, Haseke ve Humus’un
bazı bölgelerinde, Halep’in
kuzeyi, doğusu ve Cerablus gibi
bölgelerde savaşıyor. El Kaide
bağlantılı El Nusra ise İdlib ve
Halep’in güneyi ve kuzeybatısında etkin. Riyad destekli muhalif gruplar, Türkiye ve Katar
güdümlü Yüksek Müzakere Komitesi ise ateşkese uyacaklarını
açıkladı. Suriye’deki önemli
gruplardan olan Ahrar Şam ise
Rusya, İran ve rejim tarafından
terör örgütü olarak görüldüğü
ve Halep-İdlib’de El Nusra ile
ittifak halinde olduğu için anlaşma dışında tutulacak. YPG
ve Suriye Demokratik Güçleri
gibi Kürtler’in etkin olduğu
gruplar, Haseke ve Halep’te
Işid, El Nusra ve Ahrar Şam’a
karşı savaş halinde olduğu için
ateşkesin bu bölgelere etkisinin
olmaması bekleniyor.
Rusya Suriye’den çekiliyor
30 Eylül itibariyle Suriye’de
operasyonlara başlayan Rusya,
operasyonların başarıya ulaştığını ve ana güçlerinin Suriye’den
çekileceğini açıkladı. Beş buçuk
aylık bu süreçte, saldırıların
çoğunluğu IŞİD yerine muhaliflerin kontrol ettiği bölgelerde
gerçekleştirildi. Rus hava saldırılarıyla birlikte Suriye ordusu,
Halep’in doğusu, Lazkiye kırsalı,
ve Doğu Guta’da kazanımlar
elde ederken, kuşatma altındaki
Nubbul-Zehra beldelerindeki
kuşatmayı kırarak muhaliflerin
kuzey kırsal ile güneyi arasındaki
bağlantıyı kopardı. Rusya’nın
saldırılarından en çok etkilenen
ise siviller oldu. Suriye İnsan
Hakları Ağı Örgütü’nün yayınladığı rapora göre, saldırılarda
443’ü çocuk 286’sı kadın toplam
bin 984 sivil yaşamını yitirdi.
Suriye’nin kuzeyinde
federasyon
Haseke’nin Rimeylan bölgesinde
16 Mart tarihinde gerçekleştirilen toplantıda, PYD’nin öncülük
ettiği Ezidi, Süryani ve Arap
gruplar açıklama yaparak, Afrin,
Kobani ve Cizre kantonlarının
“Kuzey Suriye Federasyonu”
adı altında birleştiğini duyurdu.
Şam rejimi, ABD ve Rusya’dan
federasyon ilanına tepkiler geldi.
Şam rejimi “Suriye’nin bütünlüğünü bozacak herhangi bir adım
karşısında herkesi uyarıyoruz “
dedi. ABD Dışişleri ise “Özerk
yönetimi veya benzer bağımsız
yapıları tanımıyoruz” açıklamasını yaptı.
Brüksel’de sığınmacı pazarlığı
Brüksel’de 7 Mart tarihinde sığınmacı krizinin çözümüne yönelik gerçekleştirilen Türkiye ile Avrupa Birliği
zirvesinde taraflar prensipte anlaşmış, nihai kararın 17-18 Mart tarihlerinde verileceği açıklanmıştı. 18 Mart’ta
Brüksel’de tekrar toplanan zirvede Türkiye ve AB, 9 madde üzerinde anlaştı
Çağrı Çınar
A
nlaşmaya göre 20 Mart tarihinden itibaren Türkiye'den
Yunanistan'a giden sığınmacılar, 4 Nisan'dan itibaren
Türkiye'ye geri gönderilecek. Buna
göre de Türkiye Yunanistan'dan gelen
her sğınmacı için, Türkiye'den bir
sığınmacıyı AB ülkelerine yerleştiricek.
Daha önce anlaşılan 3 milyar Euroluk
yardım fonuna ek olarak, 2018'e kadar
ek bir 3 milyar Euroluk fon daha AB
ülkelerinden Türkiye'ye mülteci projeleri
kapsamında sağlanacak. Türkiye ile AB
arasındaki vize serbestesine ilişkin maddede ise, Türkiye'nin nisan ayına kadar
gerekli kriterleri uygulması doğrultusunda Haziran 2016'da vize serbestesi
yürürlüğe girecek.
Liderlerden açıklamalar
AB Konseyi Başkanı Donald Tusk, Başbakan Ahmet Davutoğlu ve Komisyon
Başkanı Jean Claude Juncker anlaşmadan sonra ortak bir basın açıklaması
düzenledi. Davutoğlu " AB ile tarihi bir
anlaşmaya vardık " dedi. Donald Tusk,
dengeli bir anlaşma yaptıklarını fakat
anlaşmanın sihirli bir çözüm olmadığını ifade etti. Juncker ise taraflar arasında
varılan mutabakatın hukuka uygun olduğunu ve AB'nin karşısında muazzam
bir görev olduğunu söyledi.
Sığınmacılardan Tepki
AB ile Türkiye arasında gerçekleştirilen
anlaşmaya, Yunanistan'ın Makedonya
sınırındaki İdomeni sınır kapısında
bekleyen sığınmacılar tepki gösterdi.
Anlaşmanın kendileri için faydalı
olacağını fakat hayal kırıklığı olduğunu belirten sığınmacılar, Türkiye'ye
geri dönmek istemediklerini söyledi.
İdomeni sınır kapısında yaklaşık 46
bin sığınmacı, bölgede sınır geçişlerinin kapalı olması nedeniyle mahsur
kalmış durumda.
yaşam
Nisan2016 Sayı50
7
Ulaşımın cinsiyet politikası
Kadınların toplu taşımada uğradığı taciz ve şiddet, Özgecan Aslan cinayetinin ardından medyada daha görünür
hâle geldi. Ancak bu süreçte devlet; öldürülen, erkek şiddetine maruz kalan ve taciz edilen kadınların sayısındaki
artış karşısında yaptırım gücü yüksek bir yasal düzenleme getirmedi. Üstelik “pembe taksi, panik butonu ve
kamera sistemi” gibi pozitif ayrımcı olduğu öne sürülen uygulamalar kadınların hayatını daha da zorlaştırmaya
başladı. Erkek şiddeti, sayıdan ibaret olmayan birçok kadını aramızdan almaya devam ederken, yaptığımız anketin
sonucunda, uygulamaların özellikle kadınlar tarafından cinsiyetçi bulunduğunu gördük
Öznur Uşaklılar
H
ayatın birçok
alanında erkek
şiddetine maruz
kalan kadınlar
için toplu taşıma alanında
şiddeti önleyeceği düşünülen
bazı uygulamalar, Şubat 2016
itibariyle pilot bölgelerde başlamıştı. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın hazırladığı
panik butonu sistemi, otobüs
ya da taksi içindeki kameralar
yoluyla olay yeri görüntülerini
ve GPS bilgilerini güvenlik
güçlerine gönderecek. Peki, bu
uygulamalar kadına yönelik
şiddetin sona ermesini sağlayabilecek mi?
‘80’lerden günümüze
Türkiye’de ‘80’lerin sonunda
Saadet Partisi (SA ADET) ve
Refah Partisi’nin (RP) girişimleri ile yerleşen, kadınlar
için toplu taşıma talebi hâlâ
güncelliğini koruyor. Kampanya ilk olarak 1989’da, Refah
Partisi’nden Halil Ürün’ün
Konya Büyükşehir Belediye
Başkanlığı yaptığı dönemde yürütülmüştü. Seferler,
yalnızca kadınların kullandığı
pembe otobüslerle başlamıştı.
Fakat kadınların tepkisiyle
karşılaşan uygulama, Belediye
Başkanlığı tarafınca kaldırıldı. Kadınların toplu taşımada
mağdur olmamaları için özel
seferler çıkartmak isteyen
Ürün 17 yıl aradan sonra,
Adalet ve Kalkınma Partisi
(AKP) Konya Milletvekili
olduğu sırada, eşi Esma Ürün’ü
“kasten yaralama” suçundan
altı ay hapis cezasına çarptırıldı. Ayrıca Ürün’ün “aile içi
şiddet ve aldatma” suçundan
dokunulmazlığının kaldırılması gündeme gelmişti. Ancak
Ürün, mahkeme hükmün
açıklanmasını geri bıraktığı
için ceza almamıştı. Sonrasında yalnızca belediyelerin
talebi olarak kalan uygulama
Sivas’taki pembe taksi, önce
İstanbul Elektrik Tramvay ve
Tünel İşletmeleri (İETT) daha
sonra da tüm toplu taşımada
kullanılacak olan panik butonu
ve kamera sistemi ile yeniden
gündeme geldi.
Pembe taksi, pembe
otobüs, pembe siyaset,
pembe cinayet…
Toplumsal cinsiyet inanışına
göre kadına atfedilen pembe
rengi, toplumsal eşitlik konusunda en karmaşık noktalardan
biri. Ataerkil toplum düzeniyle
yetişmiş ve bu düzeni içselleştirmiş erkek bireylerde olumsuz bir çağrışım yapan pembe,
kadınlar için erkeklerin karar
verdiği üzere pozitif ayrımcılık
göstergesi. Oysa yaptığımız
ankette, uygulamaların kadını
ötekileştireceğini söyleyen
kadınlar soruyor: Pembe taksi
ya da pembe otobüse binmeyen kadın şiddeti, tacizi ya da
tecavüzü mü hak ediyor?
Akşam 8’den sonra
Kadınlar için toplu taşıma
kampanyalarından biri olan
pembe taksi uygulaması,
Sivas’ta 2016 Şubat’ında Terminal Taksi Durağı’nın işletmecisi Gökhan Şimşek tarafından
başlatıldı. “Bayanlara Özel”
olarak belediyenin desteğiyle
başlayan uygulama, yalnızca
kadın şoför kullanımında kadınlara hizmet veriyor. “Pink
Taxi” adıyla başlayan uygulama, Sivas Belediyesi Kültür
Danışmanı ve eski Türk Dil
Kurumu (TDK) üyesi Prof.
Dr. Recep Torbalı’nın uyarısı
ile Pembe Taksi adını aldı.
Uygulamanın dikkat çekici
yanlarından biri de saat aralığı.
Yalnızca 08.00 ve 20.00 saatleri arasında hizmet veren uygulama, daha önemli bir soruna
işaret ediyor. Al Monitor’a
konuşan Şimşek, “O saatten
sonra çalıştıracak kadın şoför
bulamadım” diyor. Toplumsal
cinsiyet eşitliğinin sağlanmadığı durumlarda ilk önce kadın
iş hayatından ve sokaklardan
soyutlanıyor.
Toplumsal eşitlik için bacaklarını topla
Yaklaşık iki yıl önce, toplu
taşımada gereğinden fazla yer
kaplayan erkekler için sosyal
medya üzerinden bir kampanya
başlatılmıştı. Toplu taşımada cinsiyetleri ayrıştıran bir
sistem yerine birlikte yaşama
gereğini vurgulayan kampanya,
kısa süre içinde geniş kitlelere
yayılmıştı. Böylece, “bacaklarınıtopla” etiketli, toplumsal
cinsiyet eşitliği kazanmak amacıyla çıkan kampanya, toplumsal bütünleşmeyi sağlamaya yönelik bir çabaya dönüşmüştü.
Cinsiyetçilik dilde başlar,
ulaşıma sıçrar
Ocak 2015’te bu kez Konya SP
Gençlik Kolları’nın talebi üzerine “Kadınlara Özel Ulaşım
Aracı Kampanyası” başlatıldı.
Partinin gençlik kolları başkanı Sefa Akış, kampanya ile
ilgili “Bayan kardeşlerimizin,
annelerimizin bacılarımızın,
teyzelerimizin tıklım tıklım
tramvaylarda ve otobüslerde yolculuk etmesi, bizleri
rahatsız ediyor” dedi. Kadının
toplumda bir birey olarak değil; erkeğin bir parçası olarak
var olabileceğini vurgulayan
bu sözler, yine kadınların
erkekler tarafından korunması
gerektiği gibi bir anlama yol
açıyor. Cinsiyeti karşılamayan
ve kadın sözcüğüne eşdeğer
olmamasına rağmen toplumda sıkça kullanılan bayan ise
“saygı ve kibarlık” katmak bir
yana, kadın kelimesini yozlaştıran bir kullanım. Öyleyse
toplumsal eşitlik uzun vadede
nasıl sağlanacak?
Toplumsal cinsiyet dersleri
herkes için
Yüksek Öğretim Kurulu’nun
(YÖK) çağrısıyla Mayıs 2015’te
“Toplumsal Cinsiyet Eşitliğine
Duyarlı Üniversite Çalıştayı”
düzenlendi. Çalıştayda alınan
karara göre, toplumsal cinsiyet dersinin zorunlu ya da
seçmeli ders olacağı, üniversitelerin kararına bırakıldı.
Geçtiğimiz 8 Mart Dünya
Emekçi Kadınlar Günü’nde ise
Halkların Demokratik Partisi
(HDP) Diyarbakır Milletvekili
Nursel Aydoğan, ortaokul ve
liselerde Toplumsal Cinsiyet
Eşitliği dersi verilmesi talebiyle
Meclis’e kanun teklifi sundu.
Aydoğan, toplumsal cinsiyet
eşitsizliğinin yeniden üretilmesinde eğitim sisteminin başlı
başına belirleyici bir etkiye
sahip olduğunu söyleyerek yasa
tasarısının bir an önce yerine
getirilmesini talep etti.
Dünya denen gazetenin
3. sayfası: Türkiye
Türkiye’de kadına yönelik
şiddeti ve cinayetleri önleme
yolunda pozitif ayrımcı ulaşım
politikaları izlenirken bunlar
yaşandı: Bağımsız İletişim
Ağı’nın (bianet) raporuna
göre, erkek şiddeti 2015’te 284
kadını öldürdü. Henüz yılın
ilk dönemi olmasına rağmen
2016’da da durum değişmedi.
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu ise Ocak ayı
raporunda, 36 kadının erkekler tarafından öldürüldüğünü
belirtti. Erkeklerin cinayetlerin
yüzde 50’sini ateşli silahlarla
işlemesi, bireysel silahlanmanın kadın cinayetlerindeki
rolünü gün yüzüne çıkarttı.
Yine bianet’in tuttuğu Şubat
çetelesinde ise 23 kadın, erkek
şiddeti yüzünden hayatını
kaybetti. bianet’ten Çiçek
Tahaoğlu’nun haberine göre,
“Yılın ilk iki ayında, erkekler
en az 53 kadın öldürdü, 23
kadın ve kız çocuğuna tecavüz
etti, 94 kadına zorla seks işçiliği yaptırdı, 56 kadına şiddet
uyguladı, 24 kadın ve kız
çocuğuna cinsel tacizde bulundu.” Anketimizden çıkan genel
yargılar ise “yaptırım gücü
yüksek ceza sistemi oluşturulmadığı müddetçe, şiddet, taciz
ve tecavüzün son bulmayacağı” ve “pozitif ayrımcı ulaşım
kampanyalarının uzun vadede
çözüm sunmayacağı” oldu.
“Pozitif ayrımcı” ulaşım kampanyaları
kadına yönelik şiddeti önleyebilir mi?
8 spor
Hazırlayan: Ece Orus
Nisan2016 Sayı50
Sporda doping geleneği
Uluslararası Atletizm Federasyonları Birliği (IAAF), 2012 yılında atletizm dalında altın madalya kazanan Aslı Çakır
Alptekin'in ardından aynı turda gümüş madalya kazanan Gamze Bulut'un da biyolojik pasaportundaki sapma
nedeniyle savunmasını istedi
I
AAF tarafından Türkiye
Atletizm Federasyonu'na
gönderilen yazıda Londra
Olimpiyat Oyunları'nda
Aslı Çakır Alptekin'den sonra
ikinci olan ancak, Alptekin'in
altın madalyasının doping
nedeniyle elinden alınmasıyla
birinciliğe terfi eden Gamze
Bulut'ta da doping şüphesine
rastlandığı bildirildi. Biyolojik
pasaportundaki sapma nedeniyle
doping iddiası gündeme gelen
milli atlet, savunmasını vermek için ek süre istedi. Yapılan
açıklamada, Bulut'un 2011,
2012 ve 2013 yıllarında alınan
kan örneklerinde olağan dışı
değişiklikler olduğu ve bunun
dopinge şüphe uyandırdığı
yazıldı ve sporcudan savunma
istendi. Yazıda, Bulut'un kendini aklayana dek atletizmden
men edildiği de belirtildi. IAAF,
Londra Olimpiyatları’nda elde
ettiği ikinciliğin ardından çıktığı yarışlarda başarısız sonuçlar
elde eden 1992 doğumlu Bulut'u
takibe almıştı. Bulut, yapacağı
savunmanın ardından eğer kendini aklayamazsa Türkiye 2012
Londra Olimpiyat Oyunları'nda
1500 metre kadınlarda kazandığı 2 madalyayı da kaybetmiş
olacak. Son günlerde diğer
doping itirafı ise, Rus tenisçi
Maria Sharapova’dan geldi. Rus
tenisçi, sağlık sorunları nedeniyle 2006 yılından bu yana bu
maddeyi aldığını fakat Dünya
Dopingle Mücadele Kurumu
Wada'nın 1 Ocak 2016 itibariyle
meldonyumu yasaklı maddeler
listesine aldığını bilmediğini
söyledi. Sharapova, meldonyumu ailesinin ve aile doktorunun verdiğini belirtip "Birkaç
gün önce Uluslararası Tenis
Federasyonu'ndan (ITF) bir
mektup aldığımda meldonyumun benim bilmediğim başka bir adı daha
olduğunu öğrendim" dedi.
ITF, hakkında alınacak
karar netleşinceye kadar
Sharapova'nın 12 Mart itibariyle tüm turnuvalardan
geçici olarak men edildiğini
duyurdu.
Dopingle mücadele
sürüyor
Dünya Dopingle Mücadele
Kurumu Wada, Ocak ayına
Kuşakların
başarısı
Türkiye Taekwando Milli Takımı, 2016 Hollanda Açık
Taekwando Turnuvası’nda 15 madalya kazanarak
genel sıralamada ve kadınlarda birinci oldu. Türkiye,
genç sporcuların ağırlıkta olduğu 26 kişilik sporcu
kafilesiyle turnuvada temsil edildi
H
ollanda’nın Eindhoven
kentinde 12-13 Mart
tarihlerinde düzenlenen
turnuvaya 66 ülkeden bin
104 sporcu katıldı. Türkiye, bayanlar
ve genel sıralamada turnuvayı zirvede
tamamladı. Turnuvaya büyükler ve
gençler kategorilerinde 47 sporcu ile
katılan Türkiye, 6’sı altın, 5’i gümüş
ve 4’ü bronz olmak üzere 15 madalya
kazandı. Milli sporcular, G2 sınıfında
olan ve çok önemli isimlerin mücadele
ettiği turnuvada 1'i altın, 3'ü bronz olmak üzere 4 madalya kazandı. Bayanlar
+73 kiloda Nafia Kuş, altın madalya
kazanırken, 49 kiloda Rukiye Yıldırım
ve 73 kiloda Sude Bulut ile erkekler 87
kiloda Muhammet Talha Sarı, bronz
madalya kazandı.
"Performansları beni mutlu etti"
Türkiye Taekwondo Federasyonu Başkanı
Doç. Dr. Metin Şahin, Hollanda Açık
Taekwondo Turnuvası'nda milli formayı
giyen genç sporcuların gösterdiği performansın kendilerini mutlu ettiğini söyledi.
Turnuvayı yerinde takip eden Başkan
Şahin, "G2 sınıfındaki bu turnuva 2016
olimpiyat oyunları yolunda önemli puanlar veriyordu. Sporcularımız, gösterdikleri
performanslarla dünya sıralamasında
puanlarını arttırdılar. En büyük mutluluğumuz genç sporcularımızın gösterdiği
performans. 20 yaşın altındaki sporcularımız Nafia Kuş, Sude Bulut ve Muhammet
Talha Sarı, madalyaya uzanırken birçok
önemli ismi de yenmeyi başardılar. Genç
sporcularımızın başarıları bizlerin geleceğe
daha umutlu bakmasını sağlıyor" dedi.
kadar meldonyumu yasaklı maddeler arasına almamıştı. Meldonyum sporcuların bedenlerini
zorlayan aktivitelerde dirençlerini ve güçlerini artıran etkiye
sahip bir madde. Fakat kurum,
meldonyum örneklerinin çoğunda performans artıcı maddelere
rastladı. Son bir yıldır Wada'nın
izleme kapsamında olan meldonyum, 1 Ocak itibariyle yasaklı maddeler listesine eklendi.
Letonya üretimi olan bu madde,
Doğu Avrupa ülkelerinde reçetesiz düşük fiyatla bulunabiliyor
ve oldukça yaygın kullanılıyor.
Ancak maddenin Batı Avrupa
ülkelerinde ve ABD'de kullanım
ruhsatı bulunmamakta. Yüzlerce
sporcunun bu maddeyi kullanarak kariyer hayatlarının bitmesi
göz önünde bulundurularak, bu
durumlara daha çok rastlanabileceği tahmin ediliyor.
Son efsane Lance
Armstrong
Günümüzde doping sebebiyle meslek hayatı biten diğer
örneklere baktığımızda, akıllara
ilk gelen isim Lance Armstrong
oluyor. Stephen Frears imzalı
"The Program" filmi, üst üste
7 kez kazandığı Fransa Bisiklet
Turu şampiyonluğuyla dünyaca
ünlü bir efsaneye dönüşen ve
yıllar sonra doping kullandığını
itiraf eden Lance Armstrong'un
gerçek öyküsünü anlatıyor.
Spor yazarı David Walsh,
Armstrong’un Tour de France
başarısının sebebinin doping olduğunu düşünmektedir ve bunu
ortaya çıkarmak için araştırma
yapmaktadır. Kanseri yendikten
sonra kazandığı tarihi başarılar
ile kahramana dönüşen, son yılların en popüler sporcularından
biri olan Armstrong’un şöhrete
kavuşmasını ve daha sonra düşüşünü anlatan filmin senaryosunu John Hodge, yapımcılığını
ise “Philomena” ve “The Theory
of Everything”in yapımcıları
üstleniyor. Armstrong'u Ben
Foster'ın canlandırdığı filmde
Chris O'Dowd, Guillaume
Canet ve Dustin Hoffman da rol
alıyor. Film, başarılı bir sporcunun kariyerindeki yükselişin,
doping kullanmasıyla tıpkı diğer
sporcular gibi nasıl bittiğini tüm
gerçekliğiyle anlatıyor.
U12 İzmir Cup
Altınordu Spor Kulübü tarafından 25 ülkeden 72 kulübün
12 yaş altı futbol takımlarının katılımıyla düzenlenmesi
planlanan turnuva, güvenlik nedeniyle iptal edildi
A
ltınordu Futbol Kulübü’nün
İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin
(İBB) desteğiyle düzenlediği U12
İzmir Cup, kentteki kulüplerin
altyapı oyuncularını, Türkiye’nin ve dünya
kulüplerinin sporcularıyla buluşturmaya hazırlanıyordu. Turnuva, Altınordu
tarafından 25 ülkeden 72 kulübün 12
yaş altı futbol takımlarının katılımıyla
düzenlenecekti. İBB tarafından yapılan
yazılı açıklamada, 24-27 Mart’ta Selçuk
Efes-Tesisleri’nde düzenlenmesi planlanan
turnuva öncesinde, İBB kentin tanıtımına
katkı sağlaması için desteğini artırmıştı.
Daha önce 350 bin lira destek veren belediyenin, belediye meclisi kararıyla bu desteğini 850 bin liraya çıkardığı belirtilmişti.
Türkiye’nin küçük yaş kategorisindeki en
büyük uluslararası futbol turnuvası olan
U12 İzmir Cup’ın geçen yıl da destekçisi
olan İBB, bu yıl da desteğini sürdürecekti.
Turnuvaya katılan takım sayısı geçen yıl
48 iken, başarılı organizasyon sayesinde
rakam bu yıl 72’ye yükselmişti. U12 İzmir
Cup’a bu yıl İngiliz ekibi Manchester City,
İtalya’dan Roma, Portekiz’den Porto ve
Sporting Lizbon, Yunanistan’dan Panathinaikos, İspanya’dan Athletic Bilbao,
Hollanda’dan Ajax ve Feyenoord’un yanı
sıra başka Avrupa kulüpleri katılacaktı.
Süper Lig temsilcileri Beşiktaş, Fenerbahçe,
Galatasaray, Trabzonspor, Bursaspor, Başakşehir, Konyaspor ve Eskişehirspor’un 12
yaş takımlarının da mücadele etmesi planlanan organizasyonda İzmir’den Altınordu, Altay, Karşıyaka, Göztepe, Bucaspor,
İzmirspor, İzmir Büyükşehir Belediyespor
ile Bornova Karması yer alacaktı. İzmir’in 4
günlük organizasyon süresince 25 ülkeden
54 yabancı takım ve 2 bin minik futbolcuyu ağırlaması planlanıyordu. Ancak,
Brüksel Havaalanı’nda yaşanan patlamadan
sonra, turnuvanın ertelendiği bildirildi.
Altınordu Sportif Etkinlikler Yöneticisi
Gökhan Göktürk, yaptığı yazılı açıklamada, Brüksel’de yaşanan terör saldırılarının
ardından Avrupa kulüplerinin 12 yaş minik
takımlarını İzmir Cup’a göndermeme
kararı aldığını belirtti. Özellikle annelerin
çocuklarını göndermeme kararı aldığını
kaydeden Göktürk, “Bu nedenle çok iyi
hazırlanmış olduğumuz Uluslararası İzmir
Cup ileri bir tarihe ertelenmiştir. Futbol
kamuoyuna önemle duyurulur” ifadelerini
kullandı.
Nisan2016 Sayı50
kültür sanat
9
23’üncü kez caz için bir arada
İzmir Kültür Sanat ve Eğitim Vakfı’nın (İKSEV) İzmir
Büyükşehir Belediyesi’nin katkılarıyla düzenlediği
23. İzmir Avrupa Caz Festivali 3-19 Mart tarihleri arasında
gerçekleştirildi. İlhan Erşahin’s İstanbul Sessions konseri
ile başlayan festival 19 Mart’ta Piort Baron Quintet
konseri ile sona erdi
Arda Aydın
T
ürkiye’nin AB
üyeliğinin sıkça
konuşulmaya
başlandığı dönemde İzmir Avrupa Caz
Günleri olarak başlayan
etkinlik, Gümrük Birliği’ne
kabulümüzün ardından hızlanan süreç içinde kapsamı
genişletilerek İzmir Avrupa
Caz Festivali adını almıştır.
Bu sene 23. sü düzenlenen
festival programında, on bir
konser, bir sergi, bir seminer
ve bir film gösterimi yer
aldı. Festival programı programı halk tarafından yoğun
ilgiyle karşılanırken biletler
satışa çıktıkdan kısa bir
süre sonra tükendi. Her yıl
Avrupa’nın ve Türkiye’nin
kendi alanlarında önemli gelişmeler sağlamış caz sanatçılarını bir araya getirerek
bu kültürü geniş kitlelere
yaymayı amaçlayan festivale
bu sene İtalya, Fransa, Avusturya, Lüksemburg, Polonya, Slovakya ve İsviçre’den
gelen caz sanatçıları katıldı.
İzmirli caz severlerle buluşan
sanatçılar festival progra-
mı boyunca bir çok atölye
düzenledi. Ayrıca bu sene
IKSEV'in düzenlediği, 23.
İzmir Avrupa Caz Festivali
kapsamında, İzmir Ekonomi Üniversitesi, Sinema ve
Dijital Medya bölümü de
3-5 mart tarihleri arasında
"Canlı Video Performans
Atölyesi" düzenledi. Canlı
performans sanatlarında
dijital medya teknolojilerinin kullanım tekniklerinin
anlatıldığı atölye de festivalin ilgi gören atölyelerinden
birisi oldu.
İzmir Avrupa Caz Festivali’nin farkı nedir?
İzmir Avrupa Caz Festivali’nin en büyük farkı eğitim ağırlıklı olmasıdır. Festivale
konser vermek için gelen sanatçılar atölye çalışmaları ve ustalık sınıflarıyla İzmirli
genç sanatçılara birikimlerini aktarmaktadır. Atölye çalışmalarına katılan başarılı
gençlerden ikisi Siena Caz Vakfı ve İKSEV işbirliği ile İtalya’da Siena Yaz Caz Ustalık
Sınıfları kurslarına burslu olarak katılmaktadır. Bugüne kadar 21 genç bu olanaktan
yararlanmıştır. Ayrıca festivalin resmi afişi, son 13 yıldır, yine genç tasarımcılara yönelik düzenlenen ve tüm Türkiye’den yeteneklerin katıldığı Caz Afiş Yarışması ile seçilmektedir. Bu sene 23. sü düzenlen İzmir Avrupa Caz Festivali’nin afişi de düzenlenen
yarışma ile seçildi.
Tartışmaların gölgesinde Oscar
Bu yıl 88’incisi düzenlenen Oscar Ödül Töreni'nde ırkçılık eleştirileri gündemdeydi. Oyunculuk dalında hiç siyahi
aday olmaması ve ABD'li komedyen Chris Rock'un konuşması eleştirileri doğrular nitelikteydi
Ecem Çokan
H
er yıl Sinema
Sanatları ve
Bilimleri Akademisi (AMPAS)
tarafından düzenlenen Akademi Ödülleri, bu yıl 88.sini
gerçekleştirdi. 2015'in en iyi
filmlerine 28 Şubat 2016'da,
Hollywood, Kaliforniya'daki
Dolby Theatre'da karar verildi.
Ödüller 24 kategoride dağıtıldı. Oyuncu ve komedyen Chris
Rock 2005'deki 77. Akademi
Ödülleri'nden sonra ikinci
defa bu ödül törenini çekilme
baskısıyla karşı karşıya kalsa
da sundu. Bu baskıların sebebi
ise çok konuşulan ‘Oscar’da
ırkçılık’ söylemleriydi. Oscar
adayları açıklandıktan kısa bir
süre sonra, çeşitli medya çalışanlarının gözlemleriyle ikinci
yıl peş peşe ana kategorilerde
adaylar arasında ırksal çeşitli-
lik eksikliği olduğunu belirlendi. Irkçılık tartışması hızla
yayılırken Spike Lee, Jada Pinkett Smith, Will Smith, Snoop
Dogg, 50 Cent ve Michael
Moore gibi birçok ünlü töreni
boykot niyetlerini ifade ettiler.
Ek olarak George Clooney,
Lupita Nyong'o, Viola Davisve
diğer birkaç oyuncu Akademiyi eleştirdi. Ardından Akademi
başkanı Cheryl Boone Isaacs
Akademi'nin yapısını değiştirmek için çarpıcı bir adım
atılacağını belirterek ''Elbette
hayal kırıklığına uğradım,
fakat bu (film adaylıklarının)
güçlülüğünü esirgeyemez. Bu
yıl gerçekten de geniş kapsamlı
olarak filmler için harika bir
yıl oldu. Bakana kadar gazete
kağıdında neler olduğunu bilemezsin. Ancak biz durmayacağız. İlerliyoruz ve bu ilerleme
konuşma ve hareket ile devam
edecektir. Bunun gerçekleş-
mesi sadece Akademi için değil
ama tüm film endüstrisi için
gerekli'' dedi. Sürekli beyazlar
içerisinde gördüğümüz Oscar'ın
ırkçılık tartışmaları hala devam
ederken o gece Chris Rock yaptığı göndermeli espriler ve giriş
konuşmasıyla çok konuşuldu.
Rock konuşmasına “İnanamıyorum Akademi Ödülleri’nin, diğer bir deyişle beyazların seçtiği
ödüllerin verildiği yerdeyim”
diyerek başladı. “Bu 88'inci
Oscar Töreni. Neden şimdi
protesto ediyoruz?” diye soran
Rock, "Siyah adayın olmadığı
en az 82 tören vardı. Mesela
60lı yıllardaki hiç bir Oscar’da
siyahiler aday gösterilmemiş
çünkü o dönemde protesto
edecekleri ‘maalesef ’ o kadar
çok şey vardı ki " eleştirisi yöneltti. Rock, törende sunucusu
olmasıyla ilgili, ”Eğer sunucu
da Akademi üyelerinin oylarıyla belirlenmiş olsaydı ben bu
işi alamazdım. Şu anda Neil
Patrick Harris’i dinliyor olurdunuz” dedi. “Beyaz aktörlere
verilen fırsatların bize de sağlanması istiyoruz”u da ekleyerek
konuşmasını sonlandırdı. Los
Angeles Times gazetesine göre
Akademi'ye yaklaşık 7 bin kişi
üye. Bunların yüzde 94'ü beyaz,
yüzde 77'si erkek. Üyelerin yaş
ortalaması 62 civarında. Oscar
adaylarının beyazlar arasından
seçiliyor oluşu geçen sene de
tartışma yaratmış ancak bu
kadar ses getirmemişti. Bugüne
kadar oyunculuk dalında 1963
yılında Sidney Poitier, 2001'de
Denzel Washington ve Halle
Berry, 2004'te Jamie Foxx ile
2006'da Forest Whitaker olmak
üzere sadece 5 siyahi isim Oscar kazanmayı başardı.
10 kültür sanat
Nisan2016 Sayı50
Umberto Eco’ya veda
Göstergebilimin en bilinen temsilcilerinden,yazar, eleştirmen, bilim insanı ve düşünür Umberto Eco 19 Şubat
akşamı hayatını kaybetti. Dünyaya aydın fikirlerini katan İtalyan yazar hakkında İzmir Ekonomi Üniversitesi (İEÜ)
İletişim Fakültesi’nden Yrd.Doç.Dr. Zafer Fehmi Yörük ile bir söyleşi gerçekleştirdik
Ece Orus
D
ünyaca ünlü
İtalyan düşünür
ve yazar Umberto
Eco, 84 yaşında
aramızdan ayrıldı. Eco’nun
ölüm nedeninin bir süredir
tedavi gördüğü kanser hastalığı olduğu biliniyor. Eco’nun
özellikle dünya genelinde
tanınmasını sağlayan 1980
yılında yazdığı Gülün Adı
kitab ile Foucault Sarkacı,
Baudolino, Prag Mezarlığı
ve son çıkardığı Sıfır Sayı
kitapları farklı dillere çevrilmiş, milyonlarca adet basılmıştı. Edebi eserlerinin yanı
sıra akademik çalışmalarıyla
da 20. yüzyılın en önemli
düşünce insanları arasında
yer aldı. 1998 yılında basılan “Beş Ahlak Yazısı” isimli
deneme kitabında iletişim ve
medya üzerine söylediği sözler
günümüze ışık tutar nitelikte:
"Medya susturulsa bile, yeni
iletişim teknolojileri durdurulması olanaksız bilgi akışlarına olanak sağlamaktadır; bir
diktatör bile bu bilgi akışını
durduramaz. Çünkü onun
bile vazgeçemeyeceği asgari
teknolojik altyapı kullanılarak
gerçekleştirilen bir iletişim
söz konusudur.”
"Eğer Eco olmasaydı, bir
romancı olarak Orhan
Pamuk da olmazdı"
Umberto Eco'nun vefatı ve geride neler bıraktığına dair İEÜ
İletişim Fakültesi’nden Yrd.
Doç.Dr. Zafer Fehmi Yörük
ile konuştuk. Yörük, Eco için
şunları söyledi: “1980’li yıllarda Gülün Adı yayımlandı. Ben
kitabı ilk çıktığı zamanlar Can
Yayınları’ndan okumuştum ve
çok etkilenmiştim. Çünkü o
güne kadar alışık olmadığımız
bir hikaye anlatılıyordu. Tabiki bize başka hikayeler anlatan
insanlar da oldu, Gabriel
Garcia Marquez gibi. “Gülün
Adı” benim için çok büyüleyici
bir hikayeydi. Kitapta hoşuma giden Sherlock Holmes
hikayesi gibi olmasıydı, yani
bir cinayet çözme hikayesi.
Umberto Eco’nun Gülün Adı
adlı romanı ve sonraki kitaplarından olan Foucoult Sarkacı,
ilk defa süpermarketlerde satıldı. Kitapları dünyada birçok
dile çevrildi ve çok fazla sattı.
Beni asıl etkileyen bu oldu. Bu
kadar akıl ve fikir içeren bir
hikayenin bu kadar insan kitlesi tarafından cazip bulunması, satın alınması- satması ve
özellikle okunması büyüleyici
bir şeydi. Sanat ikiye ayrılıyor;
yüksek sanat ve popüler sanat.
Festivallerde gösterilen filmleri
kimse seyretmiyor, seyreden
de hiçbir şey anlamıyor. Bir de
Kipa’da seyrettiğimiz vizyona
giren filmler var. Onları herkes
anlıyor. İşte Umberto Eco, bu
ikisini birleştiren kişidir. Festivallerde gösterilen ve hiçbir şey
anlaşılmayan şeylerle, her gün
sinemalarda veya her akşam
televizyonlarda gösterilen dizileri bir şekilde birleştirebilen
biridir. Herkes yüksek kültürle
alt kültürdeki ayrımlar kalkmıştır ve popüler kültür vardır
diyor. Bu durumu pratikte
hayata geçiren ve de kaliteden
taviz vermeden yapabilen kişi
olarak görüyorum Eco’yu. O
yüzden çok değerli buluyorum.
Eserleriyle, hayatta izleyeceğimiz rolleri bizlere gösterdi ve
istediğimiz şeyi yazabilmenin
ve üretebilmenin yöntemini
bizlere sundu. Tabii ki çok şey
kaybettik, her şeyden önce bir
bilim insanını kaybettik. Eco,
semiyolojinin Batı Avrupa
Akademisi’nde bir kürsü olarak
kabul edilmesi için mücadele
etmiş bir insandır. Bu çok
bilinmez, biz onu hep romancı olarak tanırız. Semiyoloji
deyince aklımıza ilk olarak
Ferdinand Barth gelir. Ancak Eco, semiyolojinin, yani
göstergebilimin bir bilim
dalı olarak kabul edilmesi
ve itibar görmesini sağlamak
için çabalamış ve bu konuyla
ilgili birçok eser üretmiş bir
insandır. Ayrıca çok önemli
bir edebiyatçıyı kaybettik. Bize
çok güzel hikayeler anlatan bir
insanı kaybettik. Ben Eco’nun
çoğu hikayesini okudum ve
hepsinden ayrı keyif aldım.
Onun, Orhan Pamuk’a ilham
kaynağı olduğunu düşünüyorum. Bence Eco olmasaydı, bir
romancı olarak Orhan Pamuk
da olmazdı. Onun, Orhan
Pamuk gibi dünyada birçok
insanı etkilediğini düşünüyorum. Eco’yu kaliteden taviz
vermeden popüler olmanın
bize formülünü anlatan bir
insan olarak görüyorum.
Eco, ölümünden önce şöyle
söylemişti: “Ben çok güzel
öleceğim, çünkü öldüğüm gün
Dante’nin İlahi Komedya’sını
ve Orwell’ın 1984’ünü düşünerek öleceğim. Benim üzüldüğüm şey şudur ki, bunları
düşünemeden ölecek milyonlarca insan var, bu tür rüyaları
göremeden ölecek. Benim esas
üzüldüğüm budur.”
Umberto Eco kimdir?
İtalya’nın Alessandria kentinde 5
Ocak 1932’de dünyaya gelen Eco,
1954 yılında ortaçağ felsefesi ve
edebiyatı üzerine yazdığı tezle Torino
Üniversitesi’nden mezun olduktan
sonra 1961 yılında akademik kariyerine başlayarak sırasıyla Torino,
Floransa ve Bologna üniversitelerinde
bilimsel çalışmalarını sürdürdü.
Eco'nun özellikle kendisinin dünya
genelinde tanınmasını sağlayan 1980
yılında yazdığı Gülün Adı isimli eserinin yanı sıra Foucault Sarkacı, Baudolino, Prag Mezarlığı ve son çıkardığı Sıfır Sayı kitapları farklı dillere
çevirilerek milyonlarca adet basıldı.
Gülün Adı, Sean Connery'nin başrolünü üstlendiği filmle beyaz perdeye
aktarıldı. Eco, ünlü romanlarının
yanı sıra Orta Çağ estetiği ve göstergebilim alanlarında da uzmanlaşmıştı. Göstergebilim alanında yaptığı
araştırmalarla da bilinen Eco, 1950'li
yıllarda İtalyan radyo televizyon
kanalı RAI'nin kültür programlarında görevler aldı. Döneminin önemli
düşünürlerinden biri olarak kabul
edilen Eco’nun uluslararası boyutta
pek çok ödülü bulunuyor. Eco, dünyanın ilk 100 entelektüeli listelerinde, 2005 yılında 2., 2008 yılında 14.
sırada yer almıştı.
kültür sanat
Nisan2016 Sayı50
Eksilerek çoğalan yazar
11
Pasifik’e Karşı Bir Bent ve Sevgili kitaplarının yazarı, Goncourt Ödülü sahibi, aynı zamanda Hindistan Şarkısı filminin
yönetmeni Fransız yazar Marguerite Duras’ın ölümünün üzerinden yirmi sene geçti
Ceylin Gür
M
arguerite
Duras’ın hayatı Çin’den
Fransa’ya dek
uzanan bir hayatı vardı. Çocukluğunu ve ilk gençlik çağlarını geçirdiği Çinhindi’nin,
otobiyografik öğeler taşıyan
romanlarında önemli bir yeri
vardı. Babasını erken yaşta
kaybeden Duras’ın, annesi ve
iki erkek kardeşiyle geçirdiği
yılları, Pasifik’e Karşı Bir Bent
ve Sevgili kitaplarına esin kaynağı oldu. Duras, 17 yaşında
Paris’e gelerek önce matematik,
sonra hukuk ve siyaset bilimi okudu. Ardından Fransız
Komünist Partisi’nde aktif üye
olarak yer aldı, İkinci Dünya
Savaşı sırasında yaşanan Paris
İşgali’nde Yahudilerin öldürülmesini engellemek için Fransız
Direniş Hareketi’ne katıldı ve
Fransa eski başbakanı François Mitterrand’la aynı hücrede
çalıştı. Kocası Robert Antelme
tutuklanıp Buchenwald Toplama Kampı’na yollanması
üzerine kocasının izini sürer ve
bu sırada yaşadıklarını Acı adlı
kitabında kaleme alır. Bu kitapta insanlık tarihinin en büyük
trajedilerinden birini anlatır.
Uzun süre siyasi mücadelenin
içinde yer alan Duras, gazetecilik de yaptı. Bunun yanı sıra
birçok roman, öykü, deneme,
senaryo, söyleşi yayımladı. Sık
sık siyasi ve edebi polemiklere
giren yazar, Sartre’ın Fransa’nın
bu üzücü kültürel ve siyasi geri
kalmışlığının nedeni olduğunu
düşünürdü. Sartre’ın, kendisini
Marx’ın mirasçısı, düşüncesinin tek gerçek tercümanı
olarak kabul ettiğini söylerdi.
Marguerite Duras’ın Türkçe’de
yayımlanan ilk kitabı 1966’da
Uğrak Kitabevi’nden çıkan
Hiroşima Sevgilim’di. Yazarın
ününü doruğa çıkaran Hiroşima Sevgilim, savaş karşıtı bir
başyapıt olarak kabul edilir.
Duras’ın senaryosu olan bu
kitap, Alain Resnais’nin yönetmenliğinde unutulmaz bir kült
film hâline geldi. Duras, ikinci
büyük çıkışını otobiyografik
romanı Sevgili ile yaptı. Sadece
Fransa’da 1,5 milyon satan
kitap, 43 dile çevrildi. Sevgili,
1984’te Fransa’nın en önemli
edebiyat ödülü kabul edilen
Goncourt Ödülü’nü kazandı.
Sinemaya uyarlandığında ise
tüm dünyada büyük bir yankı
uyandırdı.
Duras “Geriye yalnızca sözcükler kalsa da sevgisiz durmak
olanaksız” der ve yetmiş yaşının
eşiğinde Sevgili kitabını kaleme
alır. Sevgili’de Duras’ın 15
buçuk yaşındayken kendinden
iki kat yaşlı bir Çinli zenginle yaşadığı aşk, o dönemde
hayatına dokunananlar ve
Hindiçin’de geçirdiği yaşamı
anlatılır. Yaşadıklarını sayıklayarak hatırlar ve Vietnam’da
bir nehir üzerinde yaptığı vapur
yolculuğu sırasında tanıştığı
Çinli adamla yaşadığı cinsel
aşkı tüm çıplaklığıyla anlatır.
Kimi eleştirmenlerin, bugüne
kadar yazılmış en güzel romanlarından biri saydıkları
Sevgili, erotizmin doruklarında
ve eksiltili cümlelerle dolu bir
anlatıma sahiptir. Sevgili’yi ya-
yımladıktan sonra kitabın kendi yaşamından alıntılarla dolu
olduğunu gizlemeyen Duras, o
dönemde fırtınalar kopardı.
“Orospu diyor, şıllık diyor
bana, biricik aşkı olduğumu söylüyor, söylemesi
gereken de bu, sözü oluşmaya, bedeni istediğini
yapmaya, aramaya, bulmaya bıraktığımız zaman
söylenen de budur, her şey
iyidir o zaman, döküntü
yoktur, döküntülerin üstü
örtülüdür, selde, arzunun gücünde her şey akıp
gider.”
Sevgili, 1985’te Can Yayınları
tarafından Türkçe’de yayımlandı ve kitabın gördüğü ilgi
üzerine Duras’ın birçok yapıtı
Türkçe’ye çevrildi. Fransız
yazar Marguerite Duras’ın dergilerde kaleme aldığı varoluşçu
anlatımı, ilk romanlarında
yerini romantik bir anlatıma
bıraktı. Eleştirmenlerin “Yeni
Roman” akımına yakın bulduğu yazarın, kendine has bir
ÜNİVERS HABER MERKEZİ Arda Aydın | Ece Orus | Tuğçe Vural | Öznur Uşaklılar | Çağrı Çınar | Ecem Çokan | Ceylin Gür
TASARIM Arda Aydın
anlatımı var. Romanlarında
her şeyi anlatmaz, kısa ve öz
yazarak okurlarını da düşünmeye iter. Duras’ın kitaplarında
yazılanlar kadar yazılmayanlar
da önemlidir. Yazarın anlatımı
kişisel kılan, diyalogların yanı
sıra kullandığı sessizliklerdir.
Tahsin Yücel, Duras’nın “eksilti” sanatını büyük bir ustalıkla
kullandığını belirtip, “Durumları, duyguları, ve duyumları
daha çok esinlemelerle, ama en
kestirme, en etkili bir biçimde
yansıtan bu yalın, yalın olduğu
ölçüde doğal ve şiirli anlatım
bile, Duras’nın usta bir yazar
olduğunu kanıtlamaya yeter”
diyordu. Marguerite Duras bir
edebiyat teorisine tutunup tüm
hayal gücünü bununla yönetmez, eksilerek özgürleşir. Aşk
hep hayatının bir parçasıdır,
yalnız kalmaz ama yazmak için
kendine bir yalnızlık oluşturur. Sevgilileriyle, hırçınlığıyla
kendine has dürüstlüğüyle ve
hepsinden öte aşka ve ölüme
duyduğu arzuyla yazarak kendi
yolunu bulur.
12 kültür sanat
Nisan2016 Sayı50
Sosyal medyadan sahneye
Günümüzde internet kullanımının yaygınlaşmasıyla alternatif müzikle uğraşan müzisyenlerin geniş kitlelere ulaşması
kolaylaştı. Bunun en yakın örneklerinden birisi de Kalben Sağdıç. Adı gibi yürekten, içten şarkılar yapan Kalben’i
yakından tanımak için 27 Şubat İzmir konseri öncesi bir söyleşi gerçekleştirdik
Arda Aydın
Sizi tanımayanlar için
kendinizi anlatır mısınız?
Sevdiğim ve tanımadığım da
olsa yine de sevdiğim tüm
insanlara dair, gündelik hayata
dair hikâyeler anlatan ve sadece müzik yapan bir insanım.
Müzik yapmaya ne zaman
başladınız?
Ben tek çocuktum, o yüzden
annem bana sıkılıyorum diye
bir klavye almıştı; Casio 5
oktav bir klavye. Sonra aradan
yıllar geçti, 14 yaşındayken
gitar istedim ailemden. Onu
çalmaya devam ettim, belediyenin kursuna gittim 2-3
hafta süreyle, ama bana uygun
olmadığı için kendi başıma
öğrenmeye karar verdim. Sonra
bir bilgisayar hocamız vardı,
Can Hoca, bizi topladı. Birimiz bas çalıyor, birimiz gitar,
yan f lüt, keman, davul... Bize
küçük bir lise orkestrası kurdu.
Orada birkaç konser verdik.
Daha sonra üniversiteye gelince, müziği komple unuttuk.
Çünkü Ankara'ya gitmiştim ve
ilk defa ailemden ayrı yaşama
deneyimi kazandım. Özgürlüklerimi keşfetmeye başladım.
YÖK beni oraya koydu diye,
ileride çalışmak istemediğim
bir bölümde okuyordum.
Kendimi biraz anlamlandırayım derken, o işler biraz sürdü
ve sonra İstanbul'a geldim.
Bir barda çalmaya başladım,
sonra iş yerinden bir arkadaşım
Sofar’dan bahsetti; "Lütfen
yolla" dedi. Çok ısrar etti.
Telefonla yaptığım iki yadı
gönderdim. Organizatör; "Gel
çal." dedi, gittim çaldım. Bu
durum, insanların sevgisiyle
başladı.
Sofar’dan sonra neler
değişti?
Genel olarak Sofar’dan sonra,
dinleyicinin sevgisiyle birlikte daha sık müzik üretmeye
odaklanabildim. İşi bırakıp,
bir reklam ajansında yazarlık
yapıyordum. Onu bıraktıktan
sonra sadece müzik yaparak
hayatımı sürdürmeye karar verdim. Zaten bir sürü risk aldım
o güne kadar, bir de müzik için
risk alayım dedim. Çok değerli
insanlarla tanıştım; sevgili
menajerim Engin Abi, Mabel,
Tolga Görsev ve Rıza Erekli
girdi hayatımıza. Sevgilimle
birlikte müzik yaparken, yeni
arkadaşlar geldi, grubumuz
büyüdü. Müzik oldu yani her
şey, başka bir şey kalmadı.
Sosyal medyanın gücünü
nasıl tanımlıyorsunuz?
İnternette Soundcloud’u,
Youtube’u, Spotifiy’ı takip
ederek müzik keşfeden bir kitle
var. Özellikle de Soundcloud
ve Youtube, bağımsız dediğimiz sanatçılar için öne çıkıyor.
Sosyal medya çok kıymetli
tabii ki. İnternet üzerinden
para kazandığım ve daha önce
de editoryal işler yaptığım için
internet, deneyim paylaşma
platformu olarak kıymetli, seviyorum. Ama internet dışında
da bir hayat var, o hayatı da
çok seviyorum. İkisini bir arada
yaşamaya çalışıyorum.
öyle olduğuna da inanıyoruz.
Albümde eski yaptığınız
şarkılarınız da var bu size ne
hissettiriyor?
O yaş döneminden çıkan duygusallığı, hani kendini ifade etmedeki kimi zaman özgürlükleri
ya da kısıtlamaları bana o kadar
hani başka bir şey gibi geliyor.
Fotoğrafa bakmak gibi, insanların karşısında onunla birlikte,
onlarla beraber o şarkıyı bağıra
çağıra söylemek, yani zamandan
bağımsız bir yerdeymişim gibi
söylediğin bir şeydir. Herkes
hani böyle hissederek, bir şarkıya yükselerek dinliyor, favorileri değişiyor falan. Başlarda bir
adaptasyon sorunu var gibiydi,
sonra onların hepsi başka şeye
dönüştü falan mutluyum yani.
Albümde İbrahim Tatlıses’in
“Haydi söyle” şarkısını
coverladınız, bu nasıl oldu?
Bir aile yemeğinde oturuyoruz,
benden yaşça çok büyük kıymetli
bulduğum bir babam, ağabeyim,
amcam “haydi söyle” yi ne güzel
çıktı ortaya ama içimden gelirse
yaparım.
Hiçbir şiiri şarkılaştırmayı
düşündünüz mü?
Ben zaten 17 yaşıma kadar şiir
yazıyordum sadece. Sonra baktım bu şiir olayı beni bozuyor,
iyice melankolik oluyorum bari
dedim bana gitar alın onları
içimden atabileceğim bir yol
çizeyim. Yani şiir çok sevdiğim
bir şey. 10 yaşında Cahit Külebi
okudum. Özellikle Türk şiirini
çok seviyorum. Türk edebiyatını da seviyorum. Şiiri şarkı
yapmak riskli bir durum; çünkü
o bir şiir. Eminim o şair onu
müzikle bir araya getirmek istese getirirdi ama bunu çok güzel
yapan insanlar var. Belki benim
de karşıma öyle bir şiir çıkar ve
böyle bir şey yaparım ama şimdilik kendi şiir ve şarkılarımla
yola devam ediyorum.
Konserler nasıl gidiyor?
Ben aslında albümden önce
sadece belli başlı illere gidebildiğim için azıcık hüzünleniyordum. O yüzden albüm biraz
kartvizit gibi oldu. Yeni yerlerde
konser verecek olmak, o şehrin
dinleyici kitlesiyle buluşacak olmak, beni heycanlandırıyor. Her
konserde başka türlü söylüyoruz,
dolayısıyla beni en heycanlandıran şey konser.
Dinleyici kitlenizi nasıl
tanımlarsınız?
Yolda görüp imza isteyenler
oluyor mu?
Albümden sonra ufak ufak
olmaya başladı. İnternet tabanlı
olduğumuz zaman galiba böyle
benim ben olduğum o kadar
belli olmuyordu. Artık albümle
beraber bir kimlik ortaya çıktığı için, albümden sonra bir tık
başladı öyle şeyler.
Albüm süreci nasıl başladı,
nasıl geçti?
Albümü baya bekledik, baya pişirdik, ben böyle işin mutfağını
anlamadan bir anda albüme
girişmek istemedim. Konserleri
bitirdik, sonra araya yaz girdi
falan ama sonbaharda kaydedelim dedik. Yani 1,5 aylık bir
prova sürecinden sonra stüdyoya girdik. Yani her şey benim
içimden geçtiği gibi, hayal
ettiğim gibi, doğal ve küçük.
Böyle bir anda büyük şeyler
yapalım şov yapalım gibi bir şey
yoktu zaten. Şarkılar bir hikâye
anlattığı için önceliği hikaye
bu albümün. Bir de albümde 10
yıllık bir şarkım da var, 3 aylık
bir şarkım da var. O yüzden
böyle otobiyografik yolculuk
gibi bir şey de oldu. O yolculuğu çok süslemek de istemedik,
geliyor. Sanki yaşlanmıyormuşum gibi geliyor.
Bütün şarkıların hikayesi
vardır ama en çok Saçlar’ın
hikayesi merak ediliyor.
Saçların hikayesi var ama şarkıların hikayelerini anlatmayı pek
sevmiyorum çünkü insanlar
kendi hikayelerini yazıyorlar
ve ben onları okuyunca çok
keyif alıyorum. Onlara, “Bir
dakika tatlım bu senin hikayen
değil” demek de yine benim
çok hoşuma giden bir şey değil.
O yüzden saçlar genel olarak
bir kalabalığın içinde yalnız
hissetmekle ve kendinle biraz
dalga geçebilmek gibi bir şey
diyebilirim. Annelerin şarkısı
diyebiliriz ona, kimse darılmaz
herhalde annelerin olsun.
Sizin gibi kendi hâlinde
müzik yaparken albüm
çıkaran ama sonra piyasadan kaybolan çok kişi oldu.
Sizinki iyiden daha iyiye
gitmiş.
En azından bizim içimize sindi.
Tanıdığımız değer verdiğimiz
insanlar da farklı olmuş demediler, çünkü farklı olmuş bok
gibi olmuş diyemediğin için
söylemişsin dedi bana ve beni o
yaş kitlesine ulaştırdığını hissettim o şarkının. Yani normalde
oturup benim belki hikayelerimi
dinlemeyecekken o şarkıyı duyup
beni ordan tanıyabilecek bir kitlenin olabilme ihtimali heycanlandırdığı için yapalım dedik. Büyük
üstad sağ olsun, verdi şarkısını.
Tek başıma öyle gitar çalıyorum
söylüyorum.
Arabesk bir yanınız var
mıdır?
Arabesk bence çok kıymetli bir
müzik türü ve yaşam biçimi aynı
zamanda. Özellikle 70lerin sonu
80lerin başına, 90ların ortasına
kadar gelen ciddi bir arabesk
kültürümüz var. Hani kitlelerin
bir kurbanlığı, maduriyeti var ya
böyle hiç bizim suçumuz değil,
hep başkalarının suçu; bunu aslında tatlı tatlı gıdıklayan bir tür.
Kısacası severek okuduğum bir
alan, arabesk. Müslüm Gürses'i
çok severim fakat arabesk bir
yanım var diyemem.
Başka coverlar görecek
miyiz?
İçimden gelirse yaparım başka
coverlar da ama "Haydi Söyle"
arkadaş ortamında söylerken
Onlara sahne önü çocukları
diyorum. Müziği çok seviyorlar
ve paylaşmayı çok seviyorlar.
Kimi zaman paylaşamayacak
kadar çok seviyorlar. O yüzden
onlara kocaman sahne önü
çocukları diyebiliriz.
İkinci video klip ne zaman
gelecek?
Gülcan Keltek, Saçlar'a çok
güzel bir klip çekti. Beni tam
olduğum insan gibi gösterdiği için sağ olsun. Sahnede
yaptığım saçma hareketleri de
koymuş. İkinci klibimiz de
gelecek; Saçlar henüz çok yeni.
Biraz döndükten sonra zaten
o kendi ömrünü tamamlıyor.
Sonra tabii ki ikinci klibimiz
de gelecek ama şimdilik sır
olarak kalsın, sürpiz olsun.
Lulu’nun Maceraları adında
bir çocuk kitabınız var.
Bundan bahseder misiniz?
Çalışırken, yoğun bir iş hayatım vardı. 1,5 saatlik şehir içi
otobüs yolculuğunda yazdım
ilk kitabı, ondan sonra ikinci kitap da yeni çıktı zaten.
Üçüncü kitapla beraber de
seriyi tamamlayıp, belki başka
şeyler yazmak için yola devam
edeceğim.
Download