konstantine porphyrogenitus`un de administrando imperio adlı

advertisement
T.C.
ANKARA ÜNİVERSİTESİ
SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
TARİH (ORTAÇAĞ TARİHİ)
ANABİLİM DALI
KONSTANTİNE PORPHYROGENİTUS’UN
DE ADMİNİSTRANDO İMPERİO ADLI ESERİNİN
ÇEVİRİSİ VE YORUMLANMASI
Yüksek Lisans Tezi
Zahide EKMEKCİ
Ankara-2016
2
T.C.
ANKARA ÜNİVERSİTESİ
SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
TARİH (ORTAÇAĞ TARİHİ)
ANABİLİM DALI
KONSTANTİNE PORPHYROGENİTUS’UN
DE ADMİNİSTRANDO İMPERİO ADLI ESERİNİN
ÇEVİRİSİ VE YORUMLANMASI
Yüksek Lisans Tezi
Zahide EKMEKCİ
Tez Danışmanı
Prof.Dr. Melek Delilbaşı
Ankara-2016
3
T.C.
ANKARA ÜNİVERSİTESİ
SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
TARİH (ORTAÇAĞ TARİHİ)
ANABİLİM DALI
KONSTANTİNE PORPHYROGENİTUS’UN
DE ADMİNİSTRANDO İMPERİO ADLI ESERİNİN
ÇEVİRİSİ VE YORUMLANMASI
Yüksek Lisans Tezi
Tez Danışmanı: Prof.Dr. Melek Delilbaşı
Tez Jürisi Üyeleri
Adı ve Soyadı
İmzası
....................................................................
........................................
....................................................................
........................................
....................................................................
........................................
....................................................................
.........................................
....................................................................
.........................................
....................................................................
.........................................
Tez Sınavı Tarihi ..................................
4
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANKARA ÜNİVERSİTESİ
SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ MÜDÜRLÜĞÜNE
Bu belge ile, bu tezdeki bütün bilgilerin akademik kurallara ve etik
davranış ilkelerine uygun olarak toplanıp sunulduğunu beyan ederim. Bu
kural ve ilkelerin gereği olarak, çalışmada bana ait olmayan tüm veri,
düşünce ve sonuçları andığımı ve kaynağını gösterdiğimi ayrıca beyan
ederim.(……/……/200…)
Tezi Hazırlayan Öğrencinin
Adı ve Soyadı
………………………………………
İmzası
………………………………………
5
KISALTMALAR
age.
: Adı geçen eser.
agm.
: Adı geçen makale.
AP
: Archeion Pontou
AÜDTCFD
: Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi.
Bkz.
: bakınız.
BZ
: Byzantinische Zeitschrift
C
: cilt.
çev.
: Çeviren.
DOP
: Dumbarton Oaks Paper
DİA
: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi
EI2
: The Encyclopaedia of Islam, Second Edition.
h.
: Hicri.
İA
: İslam Ansiklopedisi.
m.
: Miladi.
mad.
: Maddesi.
REB
: Revue des études Byzantines
TD
: Tarih Dergisi.
TED
: Tarih Enstitüsü Dergisi.
TİD
: Tarih İncelemeleri Dergisi.
TM
: Turkiyat Mecmuası.
TSD
: Tarih Semineri Dergisi.
TTK
: Türk Tarih Kurumu.
6
İÇİNDEKİLER
ÖNSÖZ .........................................................................................................10
GİRİŞ: X.’yy İçte ve Dışta Bizans İmparatorluğu……….……………………..13
KAYNAKLAR
A)Birincil Kaynaklar ………………………………………………………………17
1. VI. Leo Taktika …………………………………………………………………17
2. Anna Komnena, Alexiad ………………………………………………….…..18
3. John Skylitzes, A Synopsis Byzantine History……………………………..18
B) Tetkik Eserler…………………………………………………………………..19
1. Akdes Nimet Kurat: IV.ve
XVIII. yy’da Karadeniz’in Kuzey’indeki Türk
Kavimleri …………………………………………………………………………..19
2. Arnold Toynbee: Constantine Porphyrogenitus and His World ………….19
3. Constantine Porphyrogenitus De Administrando İmperio A Commentary.20
4. Georg Ostrogorsky: Bizans Dünyası Tarihi …………………………………20
5. A. A Vasiliev: Bizans İmparatorluğu Tarihi ………………………………….21
6. Alexsander Kazhan: The Oxford Dictionary of Byzantium ……………….21
7. J. B. Bury: Treatise De Administrando İmperio …………………………….22
7
8. Dimitri Obolensky: The Byzantine Commenwealth Eastern Europe 5001453 ………………………………………………………………………………..23
1. BÖLÜM:
Konstantine Porphyrogenitus’un Bizans Dünyası……….……………………24
İmparator Konstantine Porphyrogenitus Kimdir? ………………………….…27
Konstantine Porphyrogenitus’un Eserleri ve De Administrando İmperio’nun
Önemi …………………………………………………………………………….29
2. BÖLÜM : ESERİN GREKÇE’DEN ÇEVİRİSİ
Mukaddime ……………………………………………………………………….33
Bölüm I. Peçenekler ve Romalıların İmparatoru ile Barış İçinde Olmaları
Halinde Avantajların Ne Kadar Artacağı Üzerine ………………………….….35
Bölüm II. Peçenekler ve Ruslar Hakkında …………………………………..…36
Bölüm III. Peçenekler ve Türkler Hakkında …………………………………....37
Bölüm IV. Peçenekler, Ruslar ve Türkler Hakkında ………………………….38
Bölüm V. Peçenekler ve Bulgarlar Hakkında ……………………………….…39
Bölüm VI. Peçenekler ve Chersonlular Üzerine ……………………………..40
Bölüm VII. İmparatorluk Temsilcilerinin Kırımdan Patzinacia’ya Gönderilmesi
Üzerine …………………………………………………………………………….41
Bölüm VIII. İmparatorluk Temsilcilerinin Tanrı’nın Koruduğu Şehirlerden
Tuna, Dinyeper ve Dinyester Nehirleri Boyunca Patzinacia’ya Savaş Gemileri
İle Gönderilmesi Hakkında ………………………………………………………42
Bölüm IX. Kara Bulgaristan ve Hazar Diyarı Hakkında ………………………44
8
Bölüm X. Türklere Komşu Olan Uluslar Hakkında ……………………………45
Bölüm XI. Peçenek Ulusu Hakkında ……………………………………………52
Bölüm XII. Türkler’in Kökenleri ve Hangi Soydan Geldikleri Üzerine ………55
Bölüm XIII. Kabaroi Ulusu Hakkında …………………………………………..58
Bölüm XIV. Kabaroi Boyları ve Türkler Hakkında …………………………….59
Bölüm XV. Selanik’ten Tuna Nehri’ne ve Belgrad Şehrine, Türkiye ve
Patzinacia’den Hazar’ın Şehrine, Dinyeper Nehri Yakınlarındaki Pontus
Denizi’ndeki Sarkel’e,
Cherson’a,
İkisi
Rusya
Arasındaki
ve
Nekropila’ya,
Bölge’de
Uzanan
Bosporan İle
Şehirlere,
Birlikte
Ardından
genişliğinden dolayı deniz olarak adlandırılan Maeotis Gölü’ne, Tamatorcha
şehri ve Zichia’ya, dahası Papagia’ya Kaş ve Alanya ve Abasgia ve
Sotirioupolis
Şehrine
Kadar
Olan
Yerlerin
Coğrafi
Tasviri………………………………………………………...…………………….62
Bölüm XVI. Apachounis Ülkesi ve Manzikiert, Perkri, Chliat, Chaliat, Arzes,
Tibi, Chert, Salamas ve Tzermatzou Şehirleri Hakkında …………………….67
Bölüm XVII.Cherson Şehrinin Hikayesi …………………………………….….72
3. BÖLÜM : ESERE İLİŞKİN NOTLAR VE ESERİN AÇIKLANMASI
BÖLÜM I. Peçenekler ……………………………………………………………92
Açıklamalar ……………………………………………………………………….95
BÖLÜM II. Ruslar’ın Kökeni ……………………………………………….……97
Açıklamalar ………………………………………………………………………103
9
BÖLÜM V. Bulgarlar Kimlerdir? ……………………………………………….104
Bulgar Devleti’nin Hristiyanlığı Kabulü ve I. Boris Hükümdarlığı ……….….108
Bogomilism ………………………………………………………………………111
Bogomilism Öğretisi …………………………………………………………….113
Açıklamalar ………………………………………………………………………115
BÖLÜM IX. IX ve X. yy’da Hazar- Bizans İlişkileri ……………..……………116
Açıklamalar ………………………………………………………………………124
BÖLÜM XII. Macarlar (Türkler)………….………………………….………….125
Macarlar’ın Yurt Bulmaları ……………………………………………………..127
Macarlar’ın Hristiyanlığı Kabulü ……………………………………………….129
Macarlar’ın Türk Menşei ………………………………………………………..130
Açıklamalar ………………………………………………………………………131
SONUÇ …………………………………………………………………………..132
KAYNAKÇA ……………………………………………………………………...134
ÖZET ……………………………………………………………………………..141
ABSTRACT ……………………………………………………………………...143
EKLER …………………………………………………………………………...145
10
ÖNSÖZ
De Administrando İmperio,
VII. Konstantine tarafından kaleme alınmış
önemli bir eserdir. Eser, kaleme alındığı dönemin dış politika ve devlet
yönetimi kaynağıdır. Çalışma zengin bir içeriğe sahiptir ve özellikle Türk
Ulusları hakkında en önemli kaynaklardan biridir. Ancak eserin ana dilinin
Klasik Grekçe olması ülkemizde yapılan çalışmalarda eserin temel kaynak
olarak kullanılmasını engellemiştir.
Tezimizin konusu ‘De Administrando İmperio’ adlı eserin ‘Türk Ulusları’
hakkında olan kısımlarının çevrilmesi ve çevrilen kısımların yorumlanmasıdır.
İmparatorun zaman zaman eserinde özensiz dil kullanması, çeviriyi yoruma
açık bırakmıştır. Bunun yanında imparatorun eserinde verdiği duygu göz
önüne alınarak çeviri dikkatle yapılmıştır. Eserin Orta Bizans Dünyası’ndan
kalma birinci el kaynak olması ‘Türkler’ hakkında bize detaylı bilgileri
vermiştir.
Tez; kaynaklar, eserin anadili olan Klasik Grekçe’den çevrilip İngilizce
neşrinden kontrol edilmesi ve araştırmalar olarak üç kısımda incelenmiştir.
Kaynaklar bölümünde De Administrando İmperio’nun çevirisine katkı
sağlayan ve yapılacak gerekli açıklamalara yardımcı olan tüm temel eserler
detaylı bir şekilde tanıtılmıştır. Birinci el kaynaklar, tetkik eserler ve Bizans
Tarihi adına yazılmış sözlükler yazarlarıyla birlikte açıklanmıştır. Ayrıca De
Administrando İmperio’nun daha kolay anlaşılması için ‘Romilly J. H. Jenkins’
tarafından düzenlenen De Administrando İmperio a Commentary adlı yorum
kaynağı detaylı bir şekilde incelenmiştir. J. Bury tarafından kaleme alınan
11
The Treatise De Administrondo İmperio, Byzantinische Zeitschrift XV.
sayısında çıkan makalesi de açıklamalarda detaylı olarak değerlendirimiştir.
Kullanılan diğer birinci el ve tetkik eserlerde kaynakçada gösterilmiştir.
Tezin birinci bölümünü oluşturan kısım, eserin ana dili olan Klasik
Grekçe1’den çevrilmiştir. Ayrıca eserin Romilly Jenkins tarafından neşredilmiş
olan İngilizcesi’nden de kontrol edilmiştir. Çeviride imparatorun kullandığı dile
özen gösterilmiştir. İmparatorun kullandığı dil zaman zaman çeviri yapılırken
anlam kargaşası oluşmasına neden olsa da; imparatorun ne demek istediği
göz önüne alınarak çeviri yapılmıştır.
İkinci bölümde ise; imparatorun Türkler hakkında kaleme aldığı kısımlar
açıklanmıştır. Özellikle Peçenekler’in önemi ve Bizans-Peçenek ilişkilerine
önem verilmiştir. Ruslar, Rus-Bizans ilişkileri hakkında bilgi verilmiştir. Ayrıca
VII. Konstantine zamanında Ruslar’ın Hristiyanlığı kabulü de detaylı olarak
incelenmiştir. Bulgarlar’ın Balkan havzasına yerleşmeleri ve orada bir devlet
oluşturmaları hakkında detaylı bir çalışma yapılmıştır. Ayrıca Bizans
İmparatorluğu’nun Bulgarlar’a karşı bakış açısı da kaleme alınmıştır. Bunların
yanı sıra IX ve X. yy’da Hazar-Bizans ilişkileri geniş bir çerçevede yazılmıştır.
Sonuç olarak, VII. Konstantine Porphyrogenitus tarafından kaleme alınan ve
bir çeşit ‘Dış Politika’ kitabı olan kaynak eser ‘De Administrando İmperio’ da
bulunan Türklerle alakalı kısımlar Klasik Grekçe’sinden ve İngilizce
neşrinden, günümüz Türkçe’sine büyük bir titizlikle çevrilmiştir. Bunun yanı
1
De Administrando İmperio adlı eseri Klasik Grekçe’den çevirirken, aynı zamanda eserin R.
J. H. Jenkins tarafından İngilizece çevirisinden de yardım aldım. Ayrıca çeviride zaman
zaman oluşan anlam sıkıntılarında yine Jenkins tarafından derlenen De Administrando
İmperio A Commentary adlı eseri kaynak olarak kullandım.
12
sıra Türk kimliği taşıyan ya da taşıdığı düşünülen bütün milletler detaylı bir
şekilde araştırılıp, açıklanmıştır.
Öncelikle tez konumuzun tespitinden, tezin tamamlanmasına kadar geçen
her aşamasında benim için büyük emek sarfeden sayın hocam Prof. Dr.
Melek Delilbaşı’ya teşekkür etmeyi bir borç bilirim. Ayrıca bu çalışmanın
ortaya çıkmasında yardımlarını gördüğüm diğer kişileri de burada anmak bir
vefa borcudur. Türk Tarih Kurumu Kütüphanesinde çalışan değerli
çalışanlara, Çağdaş Yunan Dili ve Edebiyatı Bölümündeki saygıdeğer
hocalarıma, bu meşakkatli yolda bıkmadan beni destekleyen arkadaşlarıma
ve her zaman desteklerini eksik etmeyen aileme çok teşekkür ederim.
Mayıs, 2016
13
GİRİŞ: X.’yy İçte ve Dışta Bizans İmparatorluğu
X.’yy Bizans İmparatorluğu için hem sosyal alanda, hem de askeri alanda
büyük gelişmelerin yaşandığı bir dönemdi. VII. yy’dan beri yaşanan çalkantılı
durum, Makedonya Hanedanlığı ile birlikte son bulmuş ve imparatorluk adeta
bir rönesans dönemine girmiştir.
X.’yy da Makedonya Hanedanlığı’nın kültürel dahası askeri alanda da
meyvelerini vermiştir. 877’den 1025’e kadar Bizans Devletinin gücüne güç
katan hanedanlık, Araplar’a karşı taaruzza geçti. Suriye gibi, Girit gibi
bölgeler tekrar ele geçirildi ve Bizans ordusu nerdeyse Kudüs’e kadar sızdı,
imparatorluk Filistin’in filli hamisi oldu. 2 Güney İtalya’da Bizans sadece
kontrolünü
pekiştirmekle
kalmadı
aynı
zamanda
buralarda
yönetim
reformlarını da başlattı 3 . Devletin önceki dönemlerinde büyük sorun teşkil
eden Bulgar tehdidi de XI. yy kadar bertaraf edildi.
Bizans’ın
bu
parlak
dönemindeki
fetihler
imparatorluğun
ortaçağ
dönemindeki eşsiz ordusu ve denizciliği sayesinde olmuştur. Bizans
İmparatorluğu’nun çeşitli geleneksel askeri tekniklerine rağmen, X.yy’da
askeri alanda yeni taktikler geliştirildi, yeni reformlar yapıldı ve hatta özel
silahlar üretildi. Bu silahların bir tanesi de donanmayı neredeyse yenilmez
hale getiren ‘Grek Ateşi’ idi.
4
Bizans ordusu, strategosların
5
kontrolü
altındaydı ve çok iyi şekilde organize edilirlerdi. İmparatorluğun başlıca ordu
2
Deno, John, Geanakoplos, Byzantium Church, Society and Civilization Seen Through
Contemporary Eyes, University of Chicago Press, 1984 s.5
3
Obolensky, Dimitri, The Byzantine Commonwealth Eastern Europe 500-1453, Praeger
Publisher, 1971 s.102
4
Deno, John, Geanakoplos, Byzantium Church, Society and Civilization Seen Through
Contemporary Eyes, University of Chicago Press, 1984 s.6
5
‘Eski dönemlerde general anlamında kullanılan Grekçe bir terimdir. Bizans
İmparatorluğunda VIII. yy’da orduyu yöneten kişiye verilen unvandır.’ Kazhdan, Alexander,
Oxford Dictionary of Byzantium, Oxford University Press,1991, c:3, s.1963
14
birlikleri, ağır süvarilerden ve zırhlı atlı birliklerden oluşturulmuştu.
6
Bu
dönemde savaşların fazla olması orduda bir rönesansın yanı sıra birde yeni
bir savaş taktiği kazandırmıştır. Kama düzeni adı verilen bu taktik Bizans
ordusunu dayanılmaz kılıyordu.7
İmparatorluğun; askeri, politik, dinsel ve hatta diplomasi alanında zaferleri,
Bizans’ın etki alanlarının kayda değer yönde artmasına neden oldu. Bizans’ın
ticari ve askeri temaslarıyla Kuzeydeki milletler Ortodoks dinini benimsemeyi
kabul ettiler. Özellikle Rus Prensesi Olga’nın Konstantinopolis’e gelip
İmparator VII. Konstantine tarafından vaftiz edilmesi X. yy’ın kayda değer en
önemli olayı olarak tarihe geçmiştir. Hem doğuda hem batıda Bizans
hiyerarşisine karşı bir hayranlık uyanmıştır.
X.yy
imparatorluğa
önemli
derecede
ticari
önem
kazandırmıştır.
Konstantinopolis’in tartışmasız Hristiyan dünyasının başkenti olması ve
bulunduğu konumdan ötürü doğu-batı ticaretinde önemli bir rol üstlenmiştir.
Rus ve Yunan tüccarlar Konstantinopolis üzerinden Akdeniz’e mallarını
pazarlayabiliyorlardı. Bizans’ın iç ticareti yerli Grek tüccarların elindeydi. 8
Rus denizciler ise Rusya- Baltık Denizi hattına ve Rusya Akdeniz rotasında
seyrederken Konstantinopolis uğradıkları en büyük liman oluyordu. Bizans’ın
doğu batı yönlü bu ticaret rotası pek çok pahalı ürünün ihraç edilmesine
neden olmuştur.
6
Deno, John, Geanakoplos, Byzantium Church, Society and Civilization Seen Through
Contemporary Eyes, University of Chicago Press, 1984 s.6
7
Deno, John, Geanakoplos, Byzantium Church, Society and Civilization Seen Through
Contemporary Eyes, University of Chicago Press, 1984 s.6
8
Deno, John, Geanakoplos, Byzantium Church, Society and Civilization Seen Through
Contemporary Eyes, University of Chicago Press, 1984 s.6
15
Bu dönem aynı zamanda en büyük kanunların yapıldığı bir dönem olmuştur.
I.Basil ve oğlu VI. Leo Justinianus’dan sonra gelen en büyük kanun koyucular
olmuşlardır. 9 Onların yeni yasaları Latince yerine, imparatorluk dili olan
Grekçe
yazıldı.
10
Ayrıca
kanunlar
Justinianus’un
koyduğu
kanunlar
genişletilerek tekrar yazılmıştır.11
Bizans dış dünyası bu kadar olumlu giderken, imparatorluğun içindeki durum
pek iç açıcı değildi. İmparator ile köylü toprağını kontrol eden toprak
aristokratları arasında ciddi ayrımlar vardı. 12 Bizans devletinin belkemiğini
oluşturan özgür köylüydü. Özgür köylüler, hem devlete vergi verip devletin
hazinesini zengin ederken, aynı zamanda da ordunun yapı taşlarını
oluştururlardı.
Bizans İmparatorluğu’nun ilk dönemlerinden beri çözümü bulunamayan kilise
arazisi X.yy’da büyük bir patlama gösterdi. Özgür köylülerden kilise
tarafından zorla alınan toprak, onları yarı bağımlı hale getirip toprak
sahiplerine itaate zorlanıyordu. Bu durum, köylülerin gelirleri üzerinden alınan
vergiyi oldukça etkilemişti, köylülerin büyük çoğunluğu üretimini yapamaz
hale gelmişti. Köylüler ya iflasın eşiğindelerdi ya da zengin komşularına
boğazlarına kadar borca batmışlardı. Bu durum X.yy’ın ortalarında daha da
katlanılmaz bir hal aldı ve küçük çiftçiler yaşamlarını sürdürebilmek için
arazilerini devretmek zorunda kaldılar. Bu dönemdeki hükümdar olan tüm
9
Deno, John, Geanakoplos, Byzantium Church, Society and Civilization Seen Through
Contemporary Eyes, University of Chicago Press, 1984 s.6
10
Deno, John, Geanakoplos, Byzantium Church, Society and Civilization Seen Through
Contemporary Eyes, University of Chicago Press, 1984 s.6
11
Deno, John, Geanakoplos, Byzantium Church, Society and Civilization Seen Through
Contemporary Eyes, University of Chicago Press, 1984 s.7
12
Deno, John, Geanakoplos, Byzantium Church, Society and Civilization Seen Through
Contemporary Eyes, University of Chicago Press, 1984 s.7
16
imparatorlar oluşan bu eşitsizliğin farkındalardı. Büyüyen aristokrat arazi
sahiplerini frenlemek için katı kanunlar oluşturdular. Kalıcı olmasa da geçici
sonuçlar veren bu kanunlara rağmen içteki derin çatlak daha da büyümeye
devam ediyordu.
İçteki bu sorunlara rağmen X.yy’da Bizans gerek imparatorlarıyla gerekse
hem kültürel hem askeri faaliyetleriyle Avrupa ve Orta Doğu’nun en önemli
gücü haline gelmişti.13
13
Deno, John, Geanakoplos, Byzantium Church, Society and Civilization Seen Through
Contemporary Eyes, University of Chicago Press, 1984 s.7
17
KAYNAKLAR
A)Birincil Kaynaklar:
1. VI. Leo Taktika:
İmparator VII. Konstantine’nin babası VI. Leo’dur. VI. Leo ‘Bilge’ unvanını
hep üzerinde taşımıştır. Çocukluğundan beri kitap kurdu idi. Kendini ilime ve
okumaya adamıştı. Ayrıca teolojik bilgisi çok iyi olan VI. Leo, kendini dini
konulara vermiş, onlar hakkında yazılar yazmıştır.
VI. Leon’un en önemli çalışması babası I. Basileios tarafından yarım
bırakılmış olan ‘Basilika’yı tamamlamış olmaktır. Hakim Leon’un 60 kitaba
taksim edilmiş 6 cilt kapsayan imparator kanunları Ortaçağ Bizans Devletinin
en büyük kanun koleksiyonunu teşkil eder.14
VI. Leo iç politikasında yenilikler yapsa da, dış politikasında o kadar kudretli
değildi. Hem Bulgarlar’a karşı hem de Sarazenler’e karşı Leo’nun
başarısızlığı dış politikada ne kadar yetersiz olduğunu kanıtlamıştır.
15
Hem
batıda Bulgarlar hem doğuda Araplarla mücadeleler Bizans diplomasisinde
kalıcı değişimlerin olması için sinyaller veriyordu.
Kendini okumaya adayan VI. Leo, tarafından kaleme alınmış ‘Taktikon’ adlı
eseri oğlu VII. Konstantine tarafından derlenmiştir. Sanata, kültüre ve bilime
önem veren VI. Leo’nun eserinin ana teması savaş idaresi sanatıdır. Eserde
Bizans tarihinin askeri taktikleri detaylı bir şekilde ele alınır.
14
Georg, Ostrogorsky, Bizans Devleti Tarihi, çev: Fikret Işıltan Türk Tarih Kurumu, Ankara,
2011, s. 237
15
Romilly, Jenkins, Byzantium The Imperial Centuries AD 610 to 1071, Random House, 1966
s.198
18
2. Anna Komnena, Alexiad:
Komnenoslar
Hanedanlığı’nda
I.Aleksios
Komnenos’un
kızıdır.
Anna
Komnena Bizans tarihinin en önemli ve ilk kadın müellefidir. Alexiad adlı
eserde babası I. Aleksios Komnenos16’un tahta çıkarılışından ölümüne kadar
olan süre zarfını kaleme almıştır. Anna’nın saray terbiyesinde büyümesi,
antik kültürü çok iyi bilmesi ve sanatsal dili, şiirsel kalemi eserine de
yansımıştır. Anna’nın tafsilatlı tasviri, Bizans’ın yeniden büyük bir devlet
olarak ihyasını, batı dünyasının ilk Haçlı Seferinde Bizans temasını,
Normanlar ve kuzey ve doğunun step kavimleri ile yapılan mücadeleleri
kapsayan bu önemli devre hakkındaki bilginin ana temelini teşkil eder. 17
Anna Komnena kadın olmanın verdiği bir duygu ile zaman zaman yanlı
davranmış ve objektif olamamıştır.18
3. John Skylitzes, A Synopsis Byzantine History:
XI. yy’da yaşamış Bizanslı bir memurdur. Skylitzes’in hayatı hakkında detaylı
bilgi yoktur.
Eser 811’den 1057’ye kadar uzanan bir kroniktir. XI. yy’ın
sonunda Theophanes Kroniği 19 ’nin bir devamı niteliğindedir. Romanus
Lecapenus’un sükutuna kadar olan devre için özellikle Theophanes’in
16
Komnenoslar dönemi; askeri sınıfın yükselmeye başladığı dönemdir. Aleksios Komnenos
Komnenos Hanedanlığı’nın ilk imparatorudur. O tahta çıktığında Bizans dünyasının dış
politikası çökmüş haldeydi. İç siyasette ise; imparatorluğa karşı güven yoksunluğu, para
sıkıntısı, iktisadi ve sosyal konularda büyük kaos vardı. Aleksios bunların üstesinden
gelebilmek için kendince yeni yöntemler geliştirdi. Bkz: Georg, Ostrogorsky, Bizans Devleti
Tarihi, çev: Fikret Işıltan Türk Tarih Kurumu, Ankara, 2011 s.329
17
Georg, Ostrogorsky, Bizans Devleti Tarihi, çev: Fikret Işıltan Türk Tarih Kurumu, Ankara,
2011 s.325
18
Anna, Komnena, Alexiad, çevirenin önsözü: Bilge Umar, İnkılap Kitapevi, İstanbul, 1996 s.7
19
Gerçek ismi Theophanes Continuatus ya da Latince ismi Scriptores post Theophanem’dir.
Eserin ilk bölümü Ermeni hanedanlığına mensup V. Leo’dan III. Michael’e kadar uzanır.
İkinci eser; Vita Basilii yani I. Basil’in hayatıdır. Üçüncü eser ise; 886’dan 961’e kadar uzanır.
Bkz: Alexander, Kazhdan, The Oxford Dictionary of Byzantium, Oxford University Press,
1991, c: 3, s.2061
19
Kroniğinden
faydalanmıştır.
20
Skylitzes
kilise
kaynaklarından
da
faydalanmayı ihmal etmemiştir. Öte yandan bu önemli kronik eser 2010
yılında neşredilmiştir.
B) Tetkik Eserler
1. Akdes Nimet Kurat: IV.ve XVIII. yy’da Karadeniz’in Kuzey’indeki Türk
Kavimleri:
Akdes Nimet Kurat, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nin
seçkin hocalarındandır. ‘Peçenek Tarihi’, ‘Başlangıcından 1911’e Kadar
Rusya Tarihi’ ve ‘IV. yy- XVII. yy Karadeniz’in Kuzey’indeki Türk Kavimleri ve
Devletleri’ en önemli eserleridir. Akdes Nimet Kurat bu son eserinde en eski
dönemlerden XVIII. yy’a gelene değin yaşamış olan kavimler ve topluluklar
hakkında en derin ve detaylı bilgiyi vermiştir.
2. Arnold Toynbee: Constantine Porphyrogenitus and His World:
Arnold Toynbee, İngiliz bir bilim insanıdır. Toynbee tarafından kaleme alınan
‘Constantine Porphyrogenitus and His World’ Bilge Konstantine hakkında ve
onun yaşadığı dönem hakkında en kapsamlı bilgileri bize sunar.
Konstantine’in yaşamı ve ilgi alanları kitapta detaylı bir şekilde sunulmuştur.
İmparator’un dönemindeki, themalar, Slavlar’ın göçleri, vergi sistemi,
ordudaki gelişmeler, Ortodoksluk’un yayılması, ülkenin iç ve dış politikası,
toplum yapısı, kilisenin güçlemesi, kültürün gelişmesi ve ekonomik yapı
hakkında bilge veren önemli araştırma eserlerden birisidir. Eser sadece
20
Georg, Ostrogorsky, Bizans Devleti Tarihi, çev: Fikret Işıltan Türk Tarih Kurumu, Ankara,
2011s.197
20
imparatorluk dönemini değil, VII.yy’dan itibaren süregelen değişimleri ele
almıştır.
3.
Constantine
Porphyrogenitus
De
Administrando
İmperio
A
Commentary:
Romilly Jenkins tarafından derlenen esere; Francis Dvornik, Bernard Lewis,
Gyula Moravcsik, Dimitri Obolensky, Steven Runciman gibi büyük tarihçiler
katkıda bulunmuşlardır. Eserin Klasik Grekçe olan aslında sık sık rastlanan
özensiz yazı, bazı kelimelerin anlamlarının tam olarak verilememesi eseri
okuyup anlamakta büyük sıkıntı yaratmıştır. Bu sebeple De Administrando
İmperio A Commentary bir nevi kılavuz görevini üstlenmektedir. Metinlerin
açıklayıcısı ve asıl metinde oluşmuş olan kopuklukların gidericisi bir
kaynaktır. Müellifler her bölüm için ayrı bibliografya oluşturmuşlardır.
4. Georg Ostrogorsky: Bizans Dünyası Tarihi:
Georg Ostrogorsky’nin kitabının gerçek adı ‘Geschichte des Byzantinisches
Staates’dir. 21 Ostrogorsky’nin eseri daha önce iki cilt halinde sunulmuştur.
Eserde Ostrogorsky, Bizans Devleti’nin gelişmesini iç ve dış siyaset
değişimlerinin karşılıklı etkileriyle zorunlu olarak aldığı şekliyle belirtmiştir.22
Bizans tarihinin siyasi, dini, sosyal ve ekonomik yapısı eserde tüm
detaylarıyla ele alınmıştır. Ostrogorsky, eserinin her bölümünde verdiği
detaylı bibliografya ile kitabın önemine önem katmıştır. Bizans tarihi hakkında
okuyucuya genel bir çerçeve çizmiştir.
21
Georg, Ostrogorsky, Bizans Devleti Tarihi, çev: Fikret Işıltan Türk Tarih Kurumu, Ankara,
2011 s. XIII.
22
Georg, Ostrogorsky, Bizans Devleti Tarihi, çev: Fikret Işıltan Türk Tarih Kurumu, Ankara,
2011 s. XIII.
21
Georg Ostrogorsky’nin çığır açan kitabı Türkçe’ye 1981 yılında İstanbul
Üniversitesi hocalarından Prof. Dr. Fikret Işıltan tarafından çevrilmiştir.
Böylece eser Türkiye’deki Bizans tarih çalışmalarında bir mihenk taşı
olmuştur.
5. A. A Vasiliev: Bizans İmparatorluğu Tarihi:
XIX. yy sonu ve XX. yy başında Bizans çalışmalarının gelişmesinde büyük
katkılar sağlamıştır. Vasiliev’in asıl çalışmaları IX.yy ve X. yy Bizans-Arap
münasebetleridir. 23 Müellif 1917 yılında Rusça olarak; Bizans Devleti’nin
tarihini, başlangıcından Haçlı Seferlerine kadar kaleme almıştır. Daha sonra
eserin devamı niteliğinde iki cilt eser daha kaleme alındı. 24 Birinci eser Haçlı
Seferler-Latin hakimiyeti, ikinci eser ise son hanedanlık Paleologoslar 25
hakkındadır.
Büyük Bizantolog İngilizce olarak ‘History of the Byzantine Empire’ adlı
eserini iki cilt olarak yayınladı. Ardından eserin Fransızca neşri izledi ‘Histoire
de l’Empire Byzantine’26 1943 yılında da Türkiye’deki Bizans çalışmaları için
büyük kolaylık olarak Türkçeye çevrildi.
6. Alexsander Kazhan: The Oxford Dictionary of Byzantium:
Oxford University Press tarafından yayınlanan 3 ciltlik bir eserdir. Bizans ve
ortaçağa ait bütün kelimeler, coğrafi bütün yerler, önemli kişiler, imparatorlar
23
Georg, Ostrogorsky, Bizans Devleti Tarihi, çev: Fikret Işıltan Türk Tarih Kurumu, Ankara,
2011s.18
24
Georg, Ostrogorsky, Bizans Devleti Tarihi, çev: Fikret Işıltan, Türk Tarih Kurumu, Ankara,
2011s.18
25
Bizans İmparatorluğu’nun son hanedanlığıdır. Bk Georg, Ostrogorsky, Bizans Devleti
Tarihi, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 2011
26
Georg, Ostrogorsky, Bizans Devleti Tarihi, çev: Fikret Işıltan Türk Tarih Kurumu, Ankara,
2011 s.18
22
büyük bir titizlikle açıklanmıştır. Ayrıca Bizans’ın toplum yapısı, din konusu,
hukuk, eğitim konularında da başucu kaynağıdı
7. J. B. Bury: Treatise De Administrando İmperio:
XIX. yy İngiliz Bizans tarih çalışmalarının öncüsü olarak Bury sayılabilir. Bury
hiç şüphesiz bütün devirlerin en büyük Bizans tarihçilerinden birisidir; çok
uzak görüşlü, olağanüstü bilgi sahibi, derin bir analiz kabiliyeti olan ciddi bir
bilgindir. 27 Çok önemli eserler meydana getirmiştir. Eserleri; History of the
Later Roman Empire, A History of the Eastern Roman Empire ve I.
Theodosios’dan I. Justinianus ‘dur.
Bury, Treatise De Administrando İmperio adlı makalesini Karl Krumbacher 28
tarafından yayınlanan Byzantinische Zeithschrifte29’nin 1906 yılında basılan
sayısında yazmıştır. Makale De Administrando İmperio adlı eser hakkında
detaylı bilgi vermek anlam kargaşası oluşturan kelimeleri netleştirmek ve
yoruma açık yerleri daha anlaşılır hale getirmek için yazılmıştır.
27
Georg, Ostrogorsky, Bizans Devleti Tarihi, çev: Fikret Işıltan Türk Tarih Kurumu, Ankara,
2011 s.10
28
Almanya’da Bizans alanında sistematik çalışmaların babasıdır. 1891 yılında Geschichte
der Byzantinischen Literatur’u yayınladı. Bizans araştırmalarının en büyük rehberi olmuştur.
bkz: Georg, Ostrogorsky, Bizans Devleti Tarihi, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 2011 s.7
29
Karl Krumbacher tarafından 1892 yılında kurulmuştur. Krumbacher, Bizantoloji bilimine, bu
tarihten itibaren etrafında bütün Avrupa Bizans tetkiklerinin toplandığı ve mükemmel bir
bibliografya ile Bizans araştırmalarına karşı ilgi duyanların incelemelerin durumu hakkında
sürekli olarak haberdar eden devamlı bir ilim organı oldu. Bkz: Georg, Ostrogorsky, Bizans
Devleti Tarihi, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 2011 s.7
23
8. Dimitri Obolensky: The Byzantine Commenwealth Eastern Europe
500-1453:
Dimitri Obolensky, en değerli Balkan tarihçilerinden biridir. Obolensky’nin en
büyük başarısı sayılabilecek eseri, Byzantine Commonwealth’dir. Byzantine
Commonwealth müellifin Doğu Roma İmparatorluğu’nun tarihine dayanan
geniş kapsamlı bir tezdir. Eserde, Balkanlar’ın en eski dönemleri, barbar
milletlerin Balkan havzasına gelişleri, IX.yy’da Balkanlar’da Bizans ıslahatları,
X. yy’da bu bölgede yaşanan krizler ve millet olma durumları, Karadeniz
kıyıları, stepler ve Rusya hakkında çok önemli bilgiler içerir. Obolensky’nin
diğer en önemli çalışmaları ise; Balkanlar’da oluşan Bogomil hareketi üzerine
yazılmış ‘The Bogomilism’dir.
24
1.BÖLÜM
Konstantine Porphyrogenitus’un Bizans Dünyası
Konstantine Porphyrogenitus 33 yıldan beri taşıdığı imparatorluk payesini
nihayetinde 40 yaşına geldiğinde tek başına elde etti. Okumaya ve
araştırmaya olan aşırı ilgisi, VII. Konstantine’nin devlet adamlığı ünvanının
önüne geçmişti.30 İmparatorun eserleri Orta Bizans Dünyasını aydınlatırken,
dünya tarihine de büyük bir hediye olmuştur.
İmparator hem iç politikada hem de dış politikada başarılı bir yönetim
uygulamak için büyük çaba gösterdi. İç politikada Romanus Lecapenus31’un
mirasını devam ettirdi.32 Romanus Lecapenus’un politikası; birkaç yıldır çok
fazla toprak alan zengin feodal aristokrasiye karşı, küçük toprak sahibi
köylüleri korumaktı.33 VII. Konstantine zirai politika sahasında bile Romanus
Lecapenus’un açtığı yolu koruyarak, Lecapenus’un adını anmayarak küçük
arazi mülkiyetinin korunması için başka kanun çıkardı. 34 Bu kanuna göre;
aristokratların ele geçirdikleri veya geçirecekleri tüm mülkler eski sahiplerine
tazminat olmaksızın geri verilecekti.35 Kanunun diğer bir maddesi ise asker
mülklerini konu edinmişti. Askerlerin barındırılması ve askeri ekipmanlarının
sağlanması için için arazilerinin satışa çıkarılıp çıkarılmaması kanuna
30
J. J, Norwich, Byzantium The Apogee, Knopf Publishing, 1992 s.163
Romanus Lecapenus: Konstantine Porphyrogenitus’un kayınpederi. Muhteşem bir
politikacı ve diplomattır. Makedonya Hanedanlığı’nın askeri gücü bu dönemde zirve noktaya
erişmiştir. Bkz: Georg, Ostrogorsky, Bizans Devleti Tarihi, çev: Fikret Işıltan, Türk Tarih
Kurumu, Ankara, 2011, s.251
32
J. J, Norwich, Byzantium The Apogee, Knopf Publishing, 1992 s.172
33
J. J, Norwich, Byzantium The Apogee, Knopf Publishing, 1992 s.172
34
Georg, Ostrogorsky, Bizans Devleti Tarihi, çev: Fikret Işıltan Türk Tarih Kurumu, Ankara,
2011 s.261
35
J. J, Norwich, Byzantium The Apogee, Knopf Publishing, 1992 s.173
31
25
bağlanmıştı.36 Ayrıca askerin üzerindeki arazi asker öldükten sonra veraset
sistemine göre paylaşılacaktı. Veraset sisteminden yararlanmak isteyen
varislerin askeri hizmette bulunma şartı vardı. 37
VII. Konstantine’nin dış politikasıda, iç politikası gibi kendinden önceki
dönemlerin devamı niteliğindeydi.38 Bizans kuvvetleri Anadolu ve Akdeniz’in
doğusunda büyük mücadeleler veriyorlardı.39 Korsan yuvası olan Girit’e karşı
VII. Konstantine büyük bir taaruzza girişti. 40 Fakat taarruz Konstantine
Gongylas’ın
orduyu
iyi
komuta
edememesinden
dolayı
fiyaskoyla
sonuçlandı.41
VII. Konstantine yönetiminin ilk dönemlerinde güney İtalya’ya büyük bir kaos
hakimdi. İmparatorluğun İtalya’da yönetim reformu oluşturma çabaları bile
yanıt vermemişti. 42 Bulgar çarı Symeon’un ölümünde sonra yerine geçen
varisi Petro ve Bizans İmparatorluğu arasında yapılan barış anlaşması
Balkanlar’da büyük bir barış rüzgarının esmesine neden oldu. Bu barış süreci
Konstantine Porphyrogenitus’un hükümranlık sürecine de yansımıştı. Bizans
ordusunun gücü artarken, doğu sınırında büyük bir tehlike vardı. Eski
düşman Seyf ed- Devle43 imparatorluğun sınırlarına hızla ilerliyordu. Fırat’ı
36
J. J, Norwich, Byzantium The Apogee, Knopf Publishing, 1992 s.173
J. J, Norwich, Byzantium The Apogee, Knopf Publishing, 1992 s.172
38
J. J, Norwich, Byzantium The Apogee, Knopf Publishing, 1992 s.172
39
Georg, Ostrogorsky, Bizans Devleti Tarihi, çev: Fikret Işıltan Türk Tarih Kurumu, Ankara,
2011 s.263
40
Georg, Ostrogorsky, Bizans Devleti Tarihi, çev: Fikret Işıltan Türk Tarih Kurumu, Ankara,
2011 s.263
41
J. J, Norwich, Byzantium The Apogee, Knopf Publishing, 1992 s.167
42
J. J, Norwich, Byzantium The Apogee, Knopf Publishing, 1992 s.167
43
Hamdani Hanedanının Musul ve Halep emiri. Bkz: Georg, Ostrogorsky, Bizans Devleti
Tarihi, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 2011 s.258
37
26
geçerek Maraş’ı Bizans İmparatorluğundan geri aldı.44 İmparatorluğun askeri
gücü 954’e kadar bu tehlikeye bir cevap veremedi.
Konstantine Porphyrogenitus dönemi Bizans tarihinin en önemli dilimini
oluşturur. Edebi ve kültürel çalişmaların yanında De Administrando İmperio
adlı eserinden de anlayacağımız üzere imparator diplomatik ilişkilere çok
önem vermiştir. Araplarla yapılan savaşlar sonucunda, Arap elçiler
ağırlanmış, Alman İmparatoru Büyük Otto kabul edilmiş ve hatta Rus
Prenses
Olga
VII.
Konstantine
döneminde
diplomatik
törenlerle
ağırlanmışlardır.45
44
Georg, Ostrogorsky, Bizans Devleti Tarihi, çev: Fikret Işıltan Türk Tarih Kurumu, Ankara
2011 s.263
45
J. J, Norwich, Byzantium The Apogee, Knopf Publishing, 1992 s.171
27
İmparator Konstantine Porphyrogenitus Kimdir?
VII. Konstantine uzun boylu, geniş, dik ve erkeksi omuzlara sahip, uzun
yüzlü, kartal burunlu, uzun siyah bıyıklı soluk bir benize sahip ancak heybetli
duruşu olan bir imparatordu. 46 Porphyrogenitus, babası VI. Leo tahta iken
sarayın mor odasında dünyaya gözlerini açmiş ve böylece saltanatta hak
sahibi olmuştur.47
İmparator VII. Konstantine babası Bilge VI. Leo nun hayatta kalan tek
oğludur.48 Küçük imparator sekiz yaşından on altı yaşına kadar başta annesi
ve amcası olmak üzere pek çok nüfuzlu insan tarafından piyon olarak
kullanılmıştır. Romanus Lecapenus’un ihtiraslarının kurbanı olmuş, eşi
Lecapenus kanı taşıyan Helenle evli olmasına rağmen hakkı olan saltanattan
azad edilmiş hatta müşterek imparatorlar sıralamasında sonlara atılmıştı.
Ancak VII. Konstantine’nin kendi haklarını savunamamış olması, devlet
adamlığının zayıf kalması ve kendini ilime adamış olması hep bunlara birer
örnekti.
İmparator ancak 945 yılında kendine gelebilmiş ve yaklaşık 33 sene taşıdığı
sembolik tacın hakkını vermek istemiştir. 40 yaşında tahtını ve tacını elinden
alan Lecapenidleri ülkesinden sürdürmüş ve taraftarlarının desteğiyle
meşruiyetini geri alabilmiştir.
Meşruiyetini
geri
almasından
ölümüne
kadar
imparator
kendini
imparatorluğun ve ülkesinin yönetimine adadı. Ülkesini refah düzeye
getirmesinde en büyük katkı bilgeliği ve eğitime verdiği önem ile olmuştur. 44
46
Arnold, Toynbee, Constantine Porphyrogenitus and His World, Oxford University Press,
1973 s.24
47
Arnold, Toynbee, Constantine Porphyrogenitus and His World, Oxford University Press,
1973 s.12
48
Romilly, Jenkıns, Byzantium The Imperial Centuries, Random House, 1966 s.256
28
yaşına geldiğinde imparator entrikalardan yaşlanmış ve bitap düşmüştü. 14
yıllık meşru iktidarı süresince mücadelelerle savaşan zayıf ve bitap vücudu
daha fazla dayanamadı ve 15 Kasım 959’da vefat etti.49
Mutluluğu çok sevdiği üç kızı arasında bulan imparator tek oğlu, varisi
Romanus konusunda pek şanslı değildi. Oğlunun kendi yerini alması ve
ülkesini daha da iyi yönetmesi için eğitimine çok çaba harcadı. Ancak zayıf
Romanus 24 yaşında öldü.
VII. Konstantine özel yaşamına çok düşkün bir imparatordu. Bunun yanında
asla resmi görevlerini de ihmal etmezdi.50 Babası gibi bilge olan imparator,
bütün yaşamı boyunca bilginin derin sularında yüzmüştü. Ansiklopediler ve
döneminde kaleme alınmış klasik eserler üzerinde çalışmak onu psikolojik
anlamda rahatlatıyordu. Bunun dışında imparator; kendi kendine resim
yapmayı öğrenmişti.51 Diğer ilgi alanları ise; heykeltıraşlık, arkeoloji, müzik,
gemi yapımı ve kuyumculuktu. VII. Konstantine; dini sanatta da çok faydalı
olmuştur. 52 İmparatorlar arasında tek sanatkar imparator VII. Konstantine
olmuştur.
49
Arnold, Toynbee, Constantine Porphyrogenitus and His World, Oxford University Press,
1973 s.24
50
Arnold Toynbee, Constantine Porphyrogenitus and His World, Oxford University Press,
1973 s.5
51
Arnold, Toynbee, Constantine Porphyrogenitus and His World, Oxford University Press,
1973 s.5
52
Arnold, Toynbee, Constantine Porphyrogenitus and His World, Oxford University Press,
1973 s.5
29
Konstantine
Porphyrogennetus’un Eserleri ve
De
Administrando
İmperio’nun Önemi
Babası ‘Wise’(Bilge) VI. Leo ’nun izinden giden imparator, kendisini dahiyane
bir şekilde kültürel alanda geliştirmişti. İnceleme ve yazı yazmak ihtirasını
teşkil eden öğrenme hırsıyla dolu bir kitap dostu, tarihe karşı büyük ilgi duyan
yorulmak bilmez bir araştırıcı olan bu zat için bulunduğu zamandan ziyade
mazide yaşamaktaydı.53
Klasik öğrenme konusunda oldukça tecrübeliydi, ilginç zekası ve pratik
çözümleri
sayesinde
bilginin
teorik
ve
pratik
yanlarını
hemen
kavrayabiliyordu.54 Ceasar Bardas ve VII. Konstantine ’nin kurucusu oldukları
üniversiteyi kendi ekollerine göre yönetip, en iyi alimleri buraya getirerek
bilginin doyumsuzluğunu yaşatıp, devletin yüksek mevkili bürokratlarını ve
din adamlarını buradan seçerlerdi.55
X. yy’da Bizansta eğitim seviyesinin yükselmesiyle başlamasının asıl nedeni
VII. Konstantine’e bağlanabilir. Ancak o dönemde materyallerin kısıtlı olması
sebebiyle imparator üç yolla malzemeleri tedarik etti.56
1. Sayılarının
oldukça
yetersiz
olduğu
kitapların
ayrıntılı
bir
biçimde
araştırılması ve toplanması.
2. Toplanan bu kitapları herhangi bir bilim adamının okuması çok zahmetli
olduğundan daha çok antoloji ve ansiklopedilerin derlenmesi.
53
Georg, Ostorogorsky, Bizans Devleti Tarihi, çeviri: Fikret Işıltan, Türk Tarih Kurumu,
Ankara, 2011 s.260
54
Constantine Porphrogenitus De Administrando İmperio, İngilizce Çevirisi: Romilly, Jenkins,
Dumbarton Oaks Centre for Byzantine Studies, Harvard University, 1967 s.9
55
Constantine Porphrogenitus De Administrando İmperio, İngilizce Çevirisi: Romilly, Jenkins,
Dumbarton Oaks Centre for Byzantine Studies, Harvard University, 1967 s.9
56
Constantine Porphrogenitus De Administrando İmperio, İngilizce Çevirisi: Romilly, Jenkins,
Dumbarton Oaks Centre for Byzantine Studies, Harvard University, 1967 s.10
30
3. Yakın zamanda hem dışta hem içte gerçekleşen olayların tarihçelerinin
yazılması ve ülke yönetimi hakkında teknik kitapların yazdırılması.
Bir tarihçi komisyonu imparatorun kendi gözleri önünde ya da onun istediği
şekilde kayıtlarını tutardı. 57 Devlete ait tüm evraklar özenle incelenir ve
özetlenirdi. Bölge valileri ve imparatorluk elçileri görevli bulundukları yerlerin
tarihi ve coğrafi özellikleri hakkında imparatora raporlar sundular.58 Yabancı
ülkelerden gelen elçilerden ülkeleri hakkında bilgi toplandı. VII. Konstantine
’nin reformlarıyla Bizans toplumu ilerlemenin ve entellektualitenin kapılarını
açtılar. Konstantine kütüphaneleri bir araya getirdi ve ünlü sanat eserlerinin
koruyucusu oldu.
Yazar hayatını okumaya ve üretmeye adamıştı. De Administrando İmperio
adlı eserinden önce değinilmesi gereken iki kitabı daha vardır. Birincisi; De
Thematibus(Eyaletler Kitabı) imparatorluğa ait themaların kökeni, tarihi ve
topografik özelliklerini anlatan derleme bir kitaptır. İkincisi; De Ceremoniis
aulae Byzantince(Törenler Kitabı) adlı eserinde ise imparatorluğa ait bütün
törenler en ince detayına kadar kaleme alınmıştır.59
‘De Administrando İmperio’ Meursius tarafından verilmiş Latince bir isim olup,
imparatorun 948-952 yılları arasında kaleme aldığı eserin derlenmiş adıdır.
İmparator Konstantine bu eserini oğlu Romanus’a ithaf etmiştir. 60 Bir nevi
hükümdarlık sanatı el kitabı olan eser, genç imparatorluk varisi Romanus’a
57
Constantine Porphrogenitus De Administrando İmperio, İngilizce Çevirisi: Romilly, Jenkins,
Dumbarton Oaks Centre for Byzantine Studies, Harvard University, 1967 s.10
58
Constantine Porphrogenitus De Administrando İmperio, İngilizce Çevirisi: Romilly, Jenkins,
Dumbarton Oaks Centre for Byzantine Studies, Harvard University, 1967 s.10
59
Constantine Porphrogenitus De Administrando İmperio, İngilizce Çevirisi: Romilly, Jenkins,
Dumbarton Oaks Centre for Byzantine Studies, Harvard University, 1967 s.12
60
Constantine Porphrogenitus De Administrando İmperio, İngilizce Çevirisi: Romilly,
Jenkins, Dumbarton Oaks Centre for Byzantine Studies, Harvard University, 1967 s.11
31
geçmişin ve içinde bulunulan dönemin konularıyla ilgili bilgi vererek; gelecek
muhtemel sorunlar içinde deneyimlerini anlatarak bir yol haritası çizmiştir.
İmparator bu eserini dört temel kısımdan oluşturmuştur:61
1. Kuzeyliler ve İskitler
2. Kuzeydeki sorunlar üzerine sürdürülecek diplomasi
3. Sarazenlerden başlayarak, Akdeniz ve Karadeniz havzalarına oradan
Ermenistan’a ulaşan bir alanda tarihi ve topografik bilgiler
4. İmparatorluk içindeki tarih, politika ve yönetim
İmparatorun zaman zaman özensiz yazı dili eserin içerisinde kopukluklara
neden olmuştur. Tüm eksikliklerine rağmen De Administrando İmperio Orta
Bizans’tan kalan en önemli eserdir.62
61
Constantine Porphrogenitus De Administrando İmperio, İngilizce Çevirisi: Romilly, Jenkins,
Dumbarton Oaks Centre for Byzantine Studies, Harvard University, 1967 s.12
62
Constantine Porphrogenitus De Administrando İmperio, İngilizce Çevirisi: Romilly, Jenkins,
Dumbarton Oaks Centre for Byzantine Studies, Harvard University, 1967 s.14
32
2.BÖLÜM
ESERİN GREKÇE’DEN ÇEVİRİSİ
33
Mukaddime
Ebedi Hükümdar, Romalıların İmparatoru İsa Mesih’in Adıyla Tacını
Tanrıdan Alan Soylu Oğlu Hükümdar Romanus’a
Ferasetli oğul babayı memnun eder, şefkatli baba da basiretli oğuldan razı
olur. Zira Tanrı, vakti geldiğinde konuşması için akıl, duyması içinde kulak
vermiş, bilgelik hazinesi O’nunladır her kusursuz ödül O’ndadır; krallara tacını
O verir ve tüm halkının üzerinde egemenlik ihsan eder. Bu yüzdendir ki, oğul,
kulak ver bana, öğrettiklerimde mahir ol ki, basiret sahipleri arasında bilge
sen olasın, bilgeler arasında basiretli sayılasın; halklar seni kutsasın, halk
toplulukları sana kutsanmış desin. Bilinecek her şeyden evvel sonra lazım
geleni öğren, hükümranlığının idaresini beceriyle elinde tut. Mevcut olanı
araştır, olacak olanları da öğren ki, deneyimlerini sağlıklı muhakeme ile
biriktirebilesin, işlerinde en salahiyetli olabilesin. İşte, sana bir düstur anlattım
ki, deneyim
ve
bilgiyle
bileyip
en
iyi
gayeler
ve
kamu
yararına
tökezlemeyesin. Öncelikle, hangi milletin Romalılara karşı güçte üstün
geldiğini ve hangi millete nasıl ve neyle zarar verileceği tek tek silahlanarak
ele alınmalı ve onlara boyun eğdirilmelidir; ardından bu milletlerin aç ve
doymak bilmez tabiatları ve hadlerini açarak istedikleri ihsanlar; sonra diğer
milletler arasındaki fark, kökenleri, gelenekleri ve yaşam tarzları, yaşadıkları
toprakların konumu ve iklimi, coğrafi tarif ve ölçüleri, dahası Romalılar ve
diğer milletler arasında çeşitli zamanlarda olagelmiş olaylar ve bundan sonra
da devletimizde ve tüm Roma İmparatorluğu boyunca zaman zaman
yürürlüğe girmiş reform konularının neler olduğu. Bu maddeleri ben kendi
hikmetimle buldum ve buyurdum ki, bunları sen de bilesin sevgili oğul, ola ki
34
bu milletler arasındaki farkları ve onlara karşı nasıl bir tutum takınacağını ve
onları nasıl uzlaştırabileceğini ya da savaş yapıp karşı duracağını bilmezsin
diye sıraladım sana. Bil ki, bilgelikte kudretli olan senin karşında titresinler,
ateşten kaçar gibi kaçsınlar senden; dudakları açılmasın sana karşı ve
sözlerin adeta ok gibi onları öldüresiye yaralasın. Onlara karşı korkunç görün,
titremeler ele geçirsin varlıklarını. Ve Kadr’i mutlaka siper olsun sana (?),
Yüce Yaradan seni anlayışla yönlendirsin; O sana yol gösterecek, önüne
emin bir temel oluşturacaktır. Tahtın O’nun önünde bir güneş olacaktır adeta,
O’nun gözleri sana doğru bakacaktır hiçbir kötülük sana erişemeyecektir, zira
O seni seçti ve annenin rahmine koydu, tüm insanlık içinde tek mükemmel
olarak sana bahşetti saltanatını, bir tepedeki sığınak gibi tayin etti seni,
yüksek bir yerdeki altın heykel gibi, dağ üzerinde bir kent gibi seni yükseltti ki
halklar sana hediyelerini sunabilsin ve dünya yüzünde tapılasın diye. Fakat
Sen, ey saltanatı sonsuza dek baki olan Yüce Tanrım, senin yoluna benim
aracılığımla gelen oğlumu refaha erdir, yüzünü ondan yana döndür ve
niyazlarına kulak ver. Ellerin onu korusun, sadakatle hüküm sürsün, sağ elin
ona yol göstersin; yolunda doğru düzgün kıl ki, kaidelerini takip etsin.
Hasımları oğlumun karşısında alçalsın, düşmanları yere serilsin. Irkından
çoğalan ağacın yaprakları bol olsun, meyvelerinin gölgesi haşmetli dağları
kaplasın zira krallar Sen’in sayende, sonsuza dek Sen’i hamd ederek
hükmederler.
35
Bölüm I. Peçenekler ve Romalıların İmparatoru ile Barış İçinde Olmaları
Halinde Avantajların Ne Kadar Artacağı Üzerine
Dinle şimdi ey oğul, cahil kalmaman ve yönetimi eline aldığında uyanık olman
gereken şeyleri. Zira öğrenmek kullarımız olan herkes için iyidir, ancak senin
için özellikle gereklidir, sen ki herkesin güvenliğinden sorumlusun ve dahi
dünya denen yüklü gemiyi yönlendirmekten ve ona rehberlik etmekten ve ola
ki hedefini belirlerken hitabetin sıradan ve çok kullanılmış yolunu, deyim
yerindeyse tembelce konuşma ve basit yazıyı seçtiysem, buna şaşırma oğul.
Zira güzel yazı yazmada yahut yüce ve ulvi olanla yoğurulmuş zarif bir tarzda
yazmaya hiç merakım olmadı, bilakis, bunun yerine bilgisiz kalmaman
gerektiğini düşündüğüm konuları sana öğretmek için günlük dil ile
konuşmaya karşı hevesli oldum, ki bu konular uzun süren deneyimlerin
meyvesi olan zeka ve sağduyuyu kolay bir şekilde kazandıracağını bildim.
Şimdi kavrıyorum ki, Peçenekler ile barışı sabit tutmak ve bu ulusla dostluk
anlaşmalarında ve mukavelelerinde karar kılmak, o ulusa yaraşır hediyelerle
her yıl bir diplomatik ulak göndermek, taraflarından teminat almak ki bu
tutsaklar yoluyla ve diplomatik bir aracı ile olacaktır, bu kimseler, şehrin yetkili
devlet vekilince bir araya getirilecek ve imparatorun bahsedeceği tüm
imparatorluk ihsan ve lütuflarından faydalanacaktır.
Bu Peçenek halkı Cherson 63 bölgesine komşudur ve ola ki bizle dostça
kalmazlar ise, Cherson’a girip yağma ve baskınlara yeltenebilirler ve bizzat
Cherson ve havalisini talan edebilirler.
63
Cherson: Kırım yarımadasında günümüz Sivastopol’un hemen yakınlarında kurulmuş olan
eski bir Grek kolonisidir. II.yy’dan itibaren Roma İmparatorluğunun Aşağı Moesia (Bizans
36
Bölüm II. Peçenekler ve Ruslar Hakkında
Peçenekler, Ruslarla hem komşu hem de sınırdaştırlar ve birbirleri ile barış
halinde olmadıkları zamanlar Rusya’yı yağmalarlar ve önemli ölçüde zarar
verip kötülüklerde bulunurlardı. Ruslar da Peçeneklerle barışı koruma
konusunda istekliydiler. Çünkü onlardan boynuzlu sığır, at ve koyun alırlar ve
böylece adı geçen hayvanların Rusya’da bulunmadığından daha kolay ve
daha rahat yaşarlardı. Dahası, Ruslar eğer Peçeneklerle barış içinde
olmazlarsa sınırlarının ötesinde savaşa çıkamazlardı, çünkü onlar evlerinden
uzakta iken, gelip mülklerini yok edip, yağmalayabilirlerdi. Bu yüzden Ruslar,
hem onlardan gelecek zarardan kaçınmak hem de bu ulusun gücü yüzünden
daima onlarla ittifak içinde olmaya ve onların desteklerini almaya ve böylece
düşmanlıklarından kurtulmaya, onların yardımlarından faydalanmaya özen
gösterirlerdi. Ruslar, Romalıların bu kutsal şehrine Peçenekler ile barış içinde
olmazlarsa, savaşmak için ya da ticaret için gelemezlerdi. Çünkü Ruslar
gemileri
ile
nehrin
barajlarına
geldiklerinde,
gemilerini
omuzlarında
taşıyamazlarsa o vakit Peçenek halkı onların üzerine üşüşür ve aynı anda iki
işi yapamayacaklarından dolayı Ruslar kolaylıkla yağmalanır ve parça parça
edilirlerdi.
İmparatorluğu dönemimde Romanya) bölgesinin bir parçası olmuştur. Bkz: Alexander
Kazhdan, The Oxford Dictionary of Byzantium, Oxford University Press, 1991, c:1 s.418
37
Bölüm III. Peçenekler ve Türkler Hakkında
Türk kabilesinde 64 Peçeneklerden çok fazla ürperti duyulur ve onlardan
korkulurdu.
Çünkü
Türkler,
Peçenekler tarafından
sık
sık
yenilgiye
uğratılmışlar ve tam bir yok oluşun eşiğine getirilmişlerdi. Bu yüzden Türkler
Peçeneklere korku ve dehşet içinde bakarlar ve sürekli gözlenirlerdi.
64
Türk isminin nasıl türediğine dair Macarlar’a atıfta bulunmak tartışmalı bir durumdur. Bazı
bilim adamları, ismin Bizans orjinli ve sadece coğrafi ve kültürel anlam ifade ettiğini
varsayarlar; diğer bilim adamları ise ismi tarihsel olaylara bağlamışlardır. Üçüncü bir görüşe
göre ise Macarlar kendilerini ‘Türk’ olarak çağırıyorlardı ve Bilge Leo’nun eserinde Macarlar’ı
Türk olarak isimlendirmiştir. Bkz: Romilly Jenkins, Constantine Porphyrogenitus De
Administrando İmperio A Commentary, Dumbarton Oaks, 2012, s.13 3/2
38
Bölüm IV. Peçenekler, Ruslar ve Türkler Hakkında
Roma imparatoru65 Peçeneklerle barış içinde olduğu sürece ne Ruslar ne de
Türkler silah gücüyle Roma eyaletlerine gelemezler, barışın karşılığında
Romalılardan aşırı miktarda para ve mal talep edemezlerdi. Çünkü
Romalılara karşı sefer yaparken imparatorun onlara karşı çevirebileceği bu
ulusun gücünden korkarlar. Peçenekler içinse, eğer imparatorla dostlukları
sağlanır mektup ve hediyelerle kendileri kazanılırsa, kolaylıkla Rusların ve
Türklerin ülkesine gönderilebilirler, onların çocuklarını ve kadınlarını köle
edebilirler, ülkelerini yağmalayabilirlerdi.
65
Roma İmparatoru, burada dönemin imparatoru olan Konstantine Porphyrogenitus’a atıfta
bulunulmuştur.
39
Bölüm V. Peçenekler ve Bulgarlar Hakkında
Bulgarlar için, Romalıların imparatoru daha ulu görünecektir ve huzurun
sağlanması için onlara yüklenebilir, eğer kendisi Peçeneklerle barış içinde
olursa, Peçenekler Bulgarlar’a komşu oldukları için ve şahsi menfaat elde
etmek ya da Roma imparatoruna iyilik yapmak istediklerinde kolaylıkla
Bulgarların üstüne yürüyebilir, ezici çoğunluk ve kuvvetleri ile onlara üstün
gelip yenilgiye uğratabilirlerdi. Ve bu yüzden de Bulgarlar da sürekli olarak
Peçeneklerle barışı ve huzuru sürdürebilmek için çabalarlardı. Sık sık ezici
bir şekilde yenilgiye uğratıldıkları ve yağmalandıkları için tecrübeyle
Peçeneklerle
öğrenmişlerdir.
daima
barış
içinde
olmanın
değerini
ve
faydalarını
40
Bölüm VI. Peçenekler ve Chersonlular Üzerine
Lakin bu Peçenekliler’in diğer bir halkı Cherson bölgesine doğru sarkarlar;
Chersonlular ile ticaret yaparlar, Rusya, Hazar ve Zikya’da 66 ve onun
ötesindeki her yerde imparator için hizmette bulunurlar; bir başka deyişle
yaptıkları iç ve yarattıkları sorunlarla orantılı olarak, her bir Chersonlunun bir
Peçenekli ile yaptığı veya kabul ettiği anlaşmaya göre mor kumaş parçaları,
kurdeleler, gevşek dokunmuş kumaşlar, sırma altını, biber, gerçek Pars derisi
ve ihtiyaç duydukları diğer malları önceden belirlenerek bir ücret olarak
alırlar. Çünkü bu Peçenekler özgür ve bağımsız adamlardır ve asla
karşılıksız hiçbir hizmette bulunmazlar.
66
Zikya Karadeniz’in doğu kıyısında yer alır ve Kuban tarafından TamatarchaTmutorokan’dan ayrılır. Konstantine Porphyrogenitus De Administrando İmperio adlı
eserinde nehir ve şehirden ‘Nikopsis’ olarak söz eder. Bkz: Alexander Kazhdan, The Oxford
Dictionary of Byzantium, Oxford University Press, 1991, c:3 s.2226
41
Bölüm
VII.
İmparatorluk
Temsilcilerinin
Kırımdan
Patzinacia’ya
Gönderilmesi Üzerine
Bir imparatorluk temsilcisi bu hizmeti yerine getirmek için Cherson üzerinden
geçtiğinde, hemen Patzinacia’ya
67
görevliler göndermeli, rehineler ve
muhafız talep etmeli ve bunların ulaşmasından sonra rehineleri Cherson
şehrinde vesayet altında bırakmalı kendisi de muhafız birliği ile birlikte
Patzinacia’ya gidip ona verilen talimatları yerine getirmeliydi. Kendilerinde
oldukça nadir olan eşyalar konusunda açgözlü ve aşırı tamahkâr olan
Peçenekler, cömert hediye taleplerinde oldukça utanmazdırlar. Rehineler bu
hediyeleri kendileri için ve eşleri için, muhafız birliğinde kendi girdikleri
zahmetler için talep ederlerdi. Daha sonra, imparatorluk temsilcisi ülkelerine
girdiğinde, ilk olarak imparatorun hediyelerini isterler, bu hediyeler erkekleri
doyurunca, eşleri ve ebeveynleri için hediyeler isterler. Ayrıca Cherson’a
dönüş yolunda kendisine muhafızlık edenlere zahmetleri karşılığında ödeme
yapılır.
67
Patzinacia, IX.yy sonlarında Orta Asya’dan, Volga havzasına taşınmış kökenleri tartışmalı
olan göçebe insanlardır. Hazarlar ve Macarlarla çarpıştıktan sonra, Don ve aşağı Tuna
stepleri arasına yerleşmişlerdir. Bkz: Alexander Kazhdan, The Oxford Dictionary of
Byzantium, Oxford University Press, 1991 c:3 s.1613 ayrıca bkz: Pechenegs
42
Bölüm VIII. İmparatorluk Temsilcilerinin Tanrı’nın Koruduğu Şehirlerden
Tuna68, Dinyeper ve Dinyester Nehirleri Boyunca Patzinacia’ya Savaş
Gemileri İle Gönderilmesi Hakkında
Bulgaristan bölgesinde de, Dinyeper69-Dinyester70 nehirlerine doğru ve diğer
nehirler boyunca Peçeneklerin bir halkı yaşamaktadır. Bir imparatorluk
temsilcisi buradan savaş gemileri ile gönderildiğinde daha Cherson’a
gitmeden bu bölgede aynı Peçenek halkından bulabilir ve onları bulduğunda
imparatorluk temsilcisi savaş gemilerinde bulunan imparatorluk eşyalarına
muhafızlık etmek amacıyla savaş gemilerinde kalır, adamları ile onlara bir
mesaj gönderir. Peçeneklerde temsilciye gelirler, imparatorluk temsilcisi
kendilerine rehine olarak adamlarını verir ve kendisi de Peçeneklerden
rehineler alır. Bu rehineleri temsilci savaş gemilerinde tutar ve daha sonra
onlarla anlaşma yapılır. Peçenekler “Zakana
71
”larına uygun olarak
imparatorluk temsilcisine etmiş oldukları yemini yerine getirdiklerinde temsilci
onlara imparatorluk hediyeleri sunar ve onlardan iyi durumda görünenlerden
“arkadaş” alıp döner (zinde olanlardan). Anlaşma koşulları şunlardı;
imparator onları nereye çağırırsa çağırsın, ister Ruslar’a veya Bulgarlar’a
68
Tuna/ Danube: Eski Istros, Orta ve Güneydoğu Avrupa’nın en önemli nehridir. Danoubios/
Danoubis ismi antik çağlardan beri kullanılmaktaydı fakat tamamen klasik Istros’un yerini
alamamıştır. Tuna nehri Almanya’nın Kara Ormanlar’ından doğar ve büyük bir delta şekline
bürünerek Karadeniz’e dökülür. Bkz: Romilly Jenkins, Constantine Porphyrogenitus De
Administrando İmperio A Commentary, Dumbarton Oaks, 2012, s.15
69
Dinyeper nehri Valday tepelerinden Kırım’ın batısındaki Karadeniz’e akar. Irmak ayakları
ve taşıma kanalları üst Dinyeper’den başlayarak Volga’ya, doğuda Dvina ve Lavat’a, oradan
da Novgorod’dan Baltık Deniz’ine açılır. Bkz: Romilly Jenkins, Constantine Porphyrogenitus
De Administrando İmperio A Commentary, Dumbarton Oaks, 2012, s.18
70
Dinyester eski adı Turla olan nehir günümüz Ukraynası’nın Polonya sınırından
Karadeniz’e akar. Bkz: Romilly Jenkins, Constantine Porphyrogenitus De Administrando
İmperio A Commentary, Dumbarton Oaks, 2012, s.16
71
Bu kelime Peçeneklerle ilgili olarak kullanılmaktaydı ve Orta Yunancada Peçenekler’e
atıfta bulunmak için çok yaygın bir şekilde kullanılmaktaydı. Tam olarak anlamı
bilinmemektedir. Bkz: Romilly Jenkins, Constantine Porphyrogenitus De Administrando
İmperio A Commentary, Dumbarton Oaks, 2012, s.146 8/17
43
karşı isterse de Türkler’e karşı olsun, ona hizmet etmek zorundalar. Çünkü
onlar bütün bu halklarla savaşabilirler ve sık sık karşı karşıya geldikleri için,
onlar tarafından Peçenekler’e korkuyla bakılırdı. Aşağıda anlatılan olayda bu
korku açıkça belirtiliyor.
Bir keresinde din adamı Gabriel imparatorluk fermanıyla Türkler’e gönderilip
“İmparator size gidip Peçenekleri yerlerinden sürüp kendinizin oraya
yerleşmesini buyuruyor (Çünkü eski günlerde orada kendiniz yaşıyordunuz.).
Böylece benim imparatorluk ihtişamıma yakın olabilir ve ben ne zaman
dilersem çabucak elçi gönderir ve sizi bulabilirim.” dediğinde Türkler’in bütün
başları hep bir ağızdan bağırarak “Bizler Peçenekler’in peşine gitmiyoruz,
çünkü biz onlarla savaşmayız, onların ülkesi çok büyük ve halkının sayısı çok
fazla, onlar şeytanın piçleridir (veletleri), ve bunu bize tekrar söyleme, çünkü
biz bunu sevmedik.” dediler. Bahar sona erdiğinde, Peçenekler Dinyeper
nehrinin uzak tarafına geçerler ve daima yazı orada geçiriler.
44
Bölüm IX. Kara Bulgaristan ve Hazar Diyarı Hakkında
Kara Bulgarlar72 denilenler de Hazarlarla saldırabilirler.
72
Kara Bulgarlar ismi ilk kez Rus İlk Tarih kaynağında geçmiştir. Kara Bulgarlar’ın yerleri
tartışmalıdır. Bazılarına göre, Kuban bölgesinde yaşamışlardır, bazı bilim adamlarına göre
ise Don ve Dnyeper arasında. Arap kaynaklarında ise bu topluluk Volga-Bulgarları olarak
geçmektedir. Bkz: Romilly Jenkins, Constantine Porphyrogenitus De Administrando İmperio
A Commentary, Dumbarton Oaks, 2012, s.62
45
Bölüm X. Türklere Komşu Olan Uluslar Hakkında
Bu uluslar Türklere komşudur:
Batı yanlarında Francia 73 ; kuzey yanlarında Peçenekler ve doğu tarafında
büyük Moravia 74 Sphendoplokos’un ülkesi ki bu ülke Türkler tarafından
tamamen yok edilmiştir. Dağların bulunduğu tarafta ise Hırvatlar 75 Türklere
komşudur. Peçenekler yukarıda da bahsedildiği üzere Türklere saldırabilir ve
hatta müthiş zarar verebilir ve yağmada bulunabilirler.
Oğlum! Aklını sözlerime ver ve emrettiğim şeyleri öğren, zamanı gelince
atalarının
bilgelikleriyle
doldurduğu
bilgi
birikimini
kullanabilecek
biri
olacaksın. Bu yüzden kuzeyin bütün kabilelerinin yaratılışlarından dolayı asla
doymayan bir para hırsının olduğu bu nedenle sınır tanımaksızın her şeyi
talep ve arzu ettiklerini, küçük bir hizmet karşılığında büyük karlar elde
etmeyi arzuladıklarını bil. Bu yüzden ısrarcı talepler ve yüzsüzce istekler
makul konuşmalar ve ihtiyatlı zekice bahaneler ile geri çevirmelidir ki
deneyimlerimiz bizi bu noktaya getirdi. Özetle, şu şekilde uygulanmalıdır.
İster Hazarlar ya da Türkler olsun ister yine Ruslar veya kuzeylilerin herhangi
bir diğer ulusu ve İskitler olsun, sık sık olduğu gibi hizmetlerinin ya da
memuriyetlerinin karşılığında imparatorluk kıyafeti, tacı ya da devlet kaftanı
73
Frank etnik terimi, Latin terimi olan Francia’dan türemiştir. Genel olarak Prokopios,
Agathios, Theophanes ve VII. Konstantine Frankları Almanlar’a eşit saymışlardır. X.yy’da bu
terim tamamen Almanlar’a uyarlanmış ve I. Büyük Otto Kral olarak ve hatta Franklar’ın bile
kralı olarak konuşma yapmıştır. Bkz: Alexander Kazhdan, The Oxford Dictionary of
Byzantium, Oxford University Press, 1991, c:2 s.803
74
Avar kağanlığının yıkılmasından sonra, IX.yy’ın başlarında Pannonia bölgesinde yer alan
Svjatopluk’un ülkesi Büyük Moravya’dır. Macarlar tarafından 906 yılında yıkılmıştır. Bkz:
Romilly Jenkins, Constantine Porphyrogenitus De Administrando İmperio A Commentary,
Dumbarton Oaks, 2012, s.62
75
VII. yy’da Kuzeybatı Balkanlar’da Slav Hırvatlar tarafından oluşturulmuştur. VII.
Konstantine göre iki farklı Hırvat topluluğu vardı birincisi pagan olan Beyaz Hırvatlar, ikincisi
ise vaftiz edilmiş Dalmatian Hırvatlar. Bkz: Alexander Kazhdan, The Oxford Dictionary of
Byzantium, Oxford University Press, 1991, c:1 s.549
46
gibi herhangi bir talepte bulunurlarsa, o zaman bu talepleri kibarca şu şekilde
reddedebilirsin: Bu devlet kaftanları ve sizin “Kamelauikia76” dediğiniz taçlar
insanlar tarafından hazırlanmış ya da süslenmiş değildir. Bizim eski gizli tarihi
hikâyelerden bulduğumuz üzere, Tanrı ilk Hristiyan İmparator yaptığında, bu
kaftanları ve sizin “Kamelauikia” dediğiniz taçları baş meleğiyle gönderdi.
Tanrının kutsal kilisesine, Tanrı’nın mülkü olan Ayasofya’ya sermekle
görevlendirdi. Kendisine bunları her gün giymemesini ancak Tanrı’nın
buyurduğu bayramlarda giymesini emretti. Yine Tanrı’nın emriyle onları
yerden aldı ve bu kilisenin mabedinde bulunan kutsal masanın üzerine astı.
Tanrı’nın ya da Yüce İsa’nın bir bayramı geldiğinde bu devlet kaftanlarını ve
taçlarını duruma uygun bir şekilde oradan alır ve bunları tören esnasında
giyer sonra Tanrı’nın hizmetkârı ve temsilcisi olarak bunları tekrar kiliseye
geri gönderir orada kıyafetler tutulurdu. Dahası Tanrı’nın kilisesinden kutsal
masası üzerine kutsal ve yüce İmparator Konstantine’in kazımış olduğu bir
lanet
vardır.
Buna
göre
kendisi
Tanrı’nın
meleği
aracılığıyla
görevlendirilmiştir, eğer bir imparator herhangi bir amaçla ya da özel bir
durum için ya da zamansız bir arzu ile onları almaya kalkışırsa, kendisi bunu
suistimal ederse ya da başkasına verirse, Tanrı’nın hasmı ve düşmanı olarak
aforoz edilecek ve kiliseden kovulacaktır.
Bu kaftanları ya da taçları Tanrı’nın kutsal kilisesinden çıkarmak ne
imparatorun ne
76
patriğin
ne
de
herhangi bir başkasının
yetkisinde
Geç dönem Bizans çalışmalarına göre taç kameleukion olarak adlandırılmıştı ve bu
sözcük altından tepesi olan tüm kafayı kaplayan bir nesnedir. Bkz: Romilly Jenkins,
Constantine Porphyrogenitus De Administrando İmperio A Commentary, Dumbarton Oaks,
2012, s.64
47
olmayacaktır. Bu ilahi fermanı çiğnemeye tenezzül eden herkesin üzerine
muazzam kötülükler çöker.
Bir keresinde Hazarya’dan biriyle evlenmiş Leo isimli bir imparator aptalca bir
davranışıyla, aceleyle Tanrı’nın herhangi bir bayramı olmamasına rağmen bu
taçlardan birini aldı ve patriğin onayını almadan başına koydu. O anda
hemen alnının üzerinde bir kan çıbanı ortaya çıktı ve onun acısının vermiş
olduğu işkenceyle talihsiz yaşamını terk edip zamansız bir şekilde ölüme
koştu. Bu aptalca hareket derhal cezalandırılınca, sonrasında bir kanun
hazırlandı. Taç giydirilmek üzere olan bir imparator antik zamanlardan beri
sürdürülen ve takdir edilen hiçbir şeye karşı gelmeyeceğine dair öncelikle
yemin edip teminat vermeli, daha sonra patrik tarafından taç giydirilirdi.
Böylece imparator belirli bayramlarda uygun ayin gerçekleştirebilir.
Benzer bir hassasiyeti diğer önemli konularda olduğu gibi Grek ateşinde de
göstermelisin. Böylece eğer herhangi biri, sık sık bizden de istedikleri gibi
bunu da talep etmeye yeltenirse, onları şu sözlerle caydırabilirsin: “Bu da ilk
Hristiyan İmparator Büyük Konstantine Tanrı’nın bir meleği aracılığıyla
öğretilmiştir ve bunda da aynı melekten büyük yükümlülükler almıştır. İmanlı
babalarımız ve büyük babalarımızın şahitliğinden emin olduğumuz üzere bu
ateş sadece Hristiyanlar arasında ve onların yönettiği şehirde yapılmalı. Asla
başka bir yerde yapılmamalı ya da başka bir ulusa hiçbir koşulda
öğretilmemeli ya da gönderilmemeli. Bu yüzden ondan sonra gelenler
arasında da bu emrin tasdik edilmesi için bu büyük imparator Tanrı’nın
kilisesinin kutsal masasının üzerine lanetler yazdırdı. Her kim bu ateşi başka
bir ulusa vermeye cesaret ederse kendisine ne Hristiyan denilecek ne de
48
herhangi bir makam yahut rütbe verilecekti. Eğer böyle bir şeye kalkışırsa
derhal sınır dışı edilecek öte yandan aforoz edilecektir. İster imparator ister
patrik veya herhangi biri her kim bu emre itaat etmezse sonsuza kadar teşhir
edilecektir (anlatılacaktır). Tanrı inancı ve tanrı korkusu olan herkese, bu
büyük emre itaat etmeyen herkesi düşman olarak göreceğini ve nefret dolu
bir biçimde derhal ölümle cezalandırılacağına yemin etti. Benzer bir olay
tekrar vuku buldu. Belli başlı yabancılar tarafından sürekli rüşvet verilen bir
askeri vali bu ateşin bir kısmını onlara verdi ve Tanrı böyle bir günahı cezasız
bırakmaya katlanamayacağı için, tam Tanrı’nın kutsal kilisesine girmek
üzereyken, gökyüzünden bir ateş gelip onu tamamen yiyip bitirdi. Sonrasında
tüm insanların kalplerine korku ve terör yerleşti, o zamandan beri asla hiç
kimse ister imparator ya da soylu ister sıradan vatandaş ya da askeri vali
veyahut her ne türlü insan olursa olsun bırakın bunu yapmaya kalkışmayı
düşünmeye bile cesaret edemedi.
“Ama gel şimdi dön” ve başka bir korkunç yakışıksız talebi geri çevirmek için
uygun yakışır sözler arayıp bul. Çünkü, eğer bu kuzeyin güvenilmez, onursuz
kafir uluslarından herhangi biri Romalıların imparatoru ile kızını eşi olarak
almak ya da kızlarından birini eşi olması için vermek yoluyla evlilik ittifakı
kurmayı talep ederse, yine onların bu korkunç talebini şu sözleri söyleyerek
geri çevirebilirsin. “Bu konuyla da ilgili olarak Hristiyanların evrensel kilisesi
Ayasofya’nın masasının üzerine büyük bir Kutsal Konstantine’in fermanı ve
gerçek yükümlülükler kazınmıştır. Buna göre hiçbir Roma imparatoru Roma
düzeninden farklı olan ya da geleneklerine yabancı olan bir ulusla evlilik
yoluyla ittifak kuramaz. Özellikle de sadece Franklar dışındaki kâfirler ve
49
vaftiz edilmeyenler. Çünkü yalnızca Franklar bu büyük adam Konstantine
tarafından bu fermanın dışında tutulmuşlardır. Çünkü o atalarının onlardan
geldiğine inanmıştır; çünkü Franklar ve Romalılar arasında çok fazla ilişki ve
iletişim vardır.
Peki neden Roma imparatorlarının sadece onlarla evlilik yapmalarını
emretmiştir? O toprakların geleneksel şöhreti ve soyluluğu yüzünden. Ama
başka hiçbir ulusla hiçbir koşulda bunu yapmaya kalkışırsa Hristiyanlar
arasında bir yabancı olarak kınanacaktır. Atalardan kalan yasalara ve
imparatorluk fermanlarına ihanet eden biri olarak aforoza maruz kalacaktır.
Yukarıda bahsi geçen Leo, az önce de bahsedildiği üzere, kanunsuzca ve
hesapsızca patriğin izni olmadan tacı kiliseden alıp başına ve bu
hareketinden ötürü derhal cezalandırılan imparator, kutsal imparatorun
açıkça belirtmiş olduğu bu emre de karşı çıkmış, tanrı korkusu ve emirlerini
bir kenara atmış ve böylece Hazar Kağanı ile evlilik yoluyla ittifak kurmuş,
onun kızını eş olarak almış. Böylece Roma imparatorluğuna ve kendisine
büyük bir utanca sebep olmuştur. Çünkü o atalardan kalan emirleri feshetmiş
ve hiçe saymıştır, ama kendisi bir Ortodoks Hristiyan değil bir heretik ve
simgelerinin yok edicisiydi. Bu kanun dışı saygısızlıklarından ötürü, kendisi
sürekli olarak Tanrı’nın ve kutsal İmparator Konstantine’nin emirlerini hiçe
sayan adam olarak dinden kovulmaktaydı ve lanetlenmekteydi. Peki, yasalar
bunu yasaklarken ve tüm kilise bunun Hristiyanlık düzenine aykırı bulunurken
Hristiyanlar kâfirlerle evlilik ittifakı yapması nasıl kabul edilebilir? Ya da
tanınmış soylu ve bilge Roma imparatorlarından hangisi bunu kabul etmişti?
Ama eğer onlar “ O zaman imparator Romanus nasıl olurda kız torununu
50
Bulgar kralı Peter’e vererek evlilik ittifakı kurdu?” diyecek olurlarsa savunman
şöyle olmalı: İmparator Romanus sıradan cahil bir adamdı. Ne sarayda
doğup başından sonuna kadar Roma geleneklerini takip etmiş biri ne de
imparatorluk soyundan gelen soylu biri, ve bu sebepten ötürü davranışlarının
çoğunda aşırı despot ve kibirli biriydi bununla beraber bu olayda da kilisenin
yasağını dikkate almış ne de Büyük Konstantine’nin emirlerine ve onun
fermanına itaat etmiştir, bunun yerine büyük kibri, cehaleti ile bunu yapmaya
cesaret etmişti. Şunları da söyleyebilirsin; (söyleyeceklerine ekleyebilirsin) bu
hareketle çok sayıda Hristiyan mahkumun fidyesi ödenmiştir ve bizim dinimiz
gibi Bulgarlar da Hristiyandır ve evlilik için verilen gelin yasal imparatorun en
büyük kızı değil hükümet konularında söz hakkı olmayan hala ast olan
üçüncü ve en küçük kızıdır. Ancak bu imparatorluk ister yakın ister uzaktan
akraba herhangi bir kızını vermekten farklı değildi. Yasalara, dini geleneklere,
ulu ve kutsal imparator Konstantine’in fetvasına ve emirlerine aykırı olarak
bunu yaptığı için yukarıda bahsi geçen imparator Romanus yaşamı boyunca
hor görülmüş, senato kilise ve avam tarafından iftiraya uğramış ve nefret
edilmiştir, öyle ki hayatının son döneminde kendisine karşı olan kin, nefret
iyice ayyuka çıkmış o öldükten sonra Roma yönetim şekline aykırı yenilikler
getirdiği için aynı şekilde kötülenmiş, iftiraya uğramış ve lanetlenmiştir. “Nasıl
ki her bir hayvan türü kendi türünden biriyle eşleşiyorsa, her bir halkından
başka bir ırk ve dilden biriyle evlenme, beraber yaşama haklarına sahiptir.
Böylece insanlar arasında düşünce uyumu, birlikte yaşama istediği ve
dostane ilişkiler kurma olgusu ortaya çıkar. Fakat yabancı gelenekler ve farklı
yasalar tam aksine büyük ihtimalle düşmanlıklara, tartışmalara, garez ve
51
kavgalara neden olur. Şunu da unutma ki bu adaletli bir şekilde yönetmeyi
dileyen birinin dileyeceği bir şey değil, daha çok kendisinden önce gelen
kibirli ve cahil yöneticileri taklit etmek isteyenlerin istediği bir şeydir. İmparator
Romanus’un dik kafalı, inatçı davranışları onun kötü uygulamalarına rağmen
özenen herhangi birini dizginlemek için yeterli bir uyarıdır. Ama şimdi benim
çok sevgili oğlum şunları da bilmelisin ki, bunları bilmek sana çok büyük
fayda sağlayabilir ve daha fazla takdire mazhar olabilirsin. Yani bir başka
deyişle diğer uluslar arasındaki farklılıklar, onların kökenleri, adetleri ve hayat
tarzları, topraklarının konumu ve iklimi, bu toprakların coğrafi tanımların ve
onların yüz ölçümleri bundan sonrasında bunlardan fazlasıyla bahsedilecek.
52
Bölüm XI. Peçenek Ulusu Hakkında
Başlangıçta Peçenekler Atil 77 nehri ve yine benzer şekilde Geich 78 nehri
kenarlarına yerleşmişlerdir ve Hazarlar ve Uzlar 79 (Oğuzlarla) ortak sınırları
vardı. Fakat 50 yıl önce Uzlar denilen ulus Hazarlarla ittifak yaptı ve
Peçeneklerle savaşa girip üzerlerinde hâkimiyet kurdu ve bugüne kadar işgal
ettikleri topraklardan kendilerini çıkarttılar. Peçenekler kaçtılar ve yerleşmek
için yeni bir yer aradılar ve bugün sahip oldukları yerlere ulaşıp orada
Türklerin
yaşamakta
olduğunu
görünce
onları
savaşta
yendiler,
topraklarından sürdüler ve buralara yerleştiler ve 50 yıldır bu toprakların
sahipleridirler.
Patzinacia’nın
tamamı
sekiz
büyük
prens
arasında
sekiz
vilayete
bölünmüştür. Bu vilayetler şunlardır: İlk vilayetin adı Irtim’dir, ikincisinin adı
Tzour,
üçüncüsü Gyla, dördüncüsü Koulpei, beşincisi Charaboi, altıncısı
Talmat, yedincisi Chopon, sekizincisinin adı da Tzopon’dur. Peçeneklerin
memleketlerinden sürüldükleri dönemde, prensleri Irtim’de, Baitzas Tzour’da,
Kouel Gyla’da Kourkoutai Koulpei’de Ipaos Charaboi’de Kaidoum, Talmat
vilayetinde Kostas, Chopon’da Giazis Tzopon vilayetinde Batas vardır.
Ölümlerinden sonra kuzenleri yerlerine geçti. Aralarındaki eski kaideler ve
yasalar oğullarına ya da erkek kardeşlerine rütbelerini devretmeyi (geçirmeyi)
engellediği ve sadece yaşamları boyu hüküm sürmelerine müsaade ettiği
77
Türkçe ismi İtil olan VIII. ile X. yylar arasında Peçeneklerin yaşadığı bölgedir. Bkz: Romilly
Jenkins, Constantine Porphyrogenitus De Administrando İmperio A Commentary,
Dumbarton Oaks, 2012, s.143
78
Türk ismi Volga ve Ural’dır. Peçenekler’in gerçek anavatanıdır. Bkz: Romilly Jenkins,
Constantine Porphyrogenitus De Administrando İmperio A Commentary, Dumbarton Oaks,
2012, s.143
79
Volga ve Aral’ın arasında Hazar Deniz’nin kuzey doğu bölgesinde X.yy’da yaşamış göçebe
Türk kabilesidir. Bkz: Romilly Jenkins, Constantine Porphyrogenitus De Administrando
İmperio A Commentary, Dumbarton Oaks, 2012, s.161
53
için, öldüklerinde rütbelerinin sadece tek bir aile tarafından hükmedilmesini
engellemek amacıyla kuzenlere ya da kuzenlerin erkek evlatları atanmak
zorundadır. Böylece yabancı bir ailenin işgaline ve prens olmasına engel
olunur. Sekiz vilayet kırk bölgeye (kazaya) bölünmüştür ve bunların
başlarında küçük prensler (genç prensler) bulunur.
Peçeneklerin dört boyu, yani Kouartzitzour ili, Syroukalpei ili, Borotalmat ili ve
Boulatzopon ili Dinyeper nehri boyunca Uzia, Hazar, Alania ve Cherson
bakan doğu ve kuzey kısımlarına doğru uzanır. Diğer dört kalan nehrin bu
tarafı boyunca batı ve kuzey kısımlarına doğru uzanır. Bir başka deyişle
Giazichopon ili Bulgariaya komşudur, Kato Gyla ili Türkiye’ye (?) komşudur,
Charaboi ili Rusya’ya ve Iabdiertim ili Rusya ülkesinin haraç veren
bölgelerine, Oultinlere, Dervleninlere Lenzeninlere ve Slavlar’ın geri kalanına
komşudur. Patzinacia, Uzia ve Hazar’dan beş günlük Alania’da altı günlük,
Mordia’dan 80 on günlük Rusya’dan bir günlük, Türkiye’den dört günlük,
Bulgaristan’dan yarım günlük yürüyüş mesafesindedir. Cherson’a çok yakın,
Bosphorus’a ise çok daha yakındır.
Peçeneklerin memleketlerinden sürüldükleri dönemde bazıları kendi istekleri
ile geride kalıp Uzlarla birleştiler ve hatta bugün dahi aralarında yaşarlar,
onların farklı olduğunu, köklerine ihanet ettiklerine ve kendi halklarından nasıl
ayrıldıklarını gösteren belirleyici kıyafetler giyerler; tunikleri kısadır, dize
kadar iner ve gömlek kolları omuzdan kesilmiştir ve bu onların halklarından
ve ırklarından koparıldıklarını gösterir.
80
Finno-Ugrian halkının adıdır. Bkz: Romilly Jenkins, Constantine Porphyrogenitus De
Administrando İmperio A Commentary, Dumbarton Oaks, 2012, s.145 37/46
54
Dinyeper nehrinin bu tarafında, Bulgaristan’a bakan kısımlarında, bu nehrin
geçit noktalarında terk edilmiş şehirler vardır. Birinci şehrine Peçeneklerin
verdiği ad Aspron’dur, çünkü taşları çok beyaz görünür ikinci şehir Toungatai,
üçüncü şehir Kraknakatai, dördüncü şehir Salmakatai, beşinci şehir
Sakakatai ve altıncı şehir Giaioukatai’dir. Bu antik şehirlerin binaları arasında
kilise ve gözenekli taştan yontulmuş haçlar bulunmaktadır. Bazıları
Romalıların bir zamanlar buralarda bulunan yerleşimlerinin geleneklerini
korumaktadır. Peçeneklere aynı zamanda “Kangar 81 ” denir fakat sadece
Iobdierti, Kouartzitzour ve Chabouxingyla illerinin halklarına bu isim verilir.
Çünkü diğer geri kalanlarından daha yiğit ve soyludurlar ve “Kangar”
kelimesinin vurgulamak istediği şey budur.
81
Peçenek kaynaklarında geçen bir tanımdır. Hangör ya da kangör isimlerinden türediği
düşünüür. Suriye kaynaklarında, VI.yüzyılda Perslerle yapılan savaşları anlatılır. Bkz:
Romilly Jenkins, Constantine Porphyrogenitus De Administrando İmperio A Commentary,
Dumbarton Oaks, 2012, s.145 37/68
55
Bölüm XII. Türkler’in Kökenleri ve Hangi Soydan Geldikleri Üzerine
Türk ulusu eskiden Hazaria’nın bitişiğinde adını ilk voyvodaları Lebedias’tan
alan Lebedia 82 ’da yaşarlardı. Şimdi bu yerde yani az önce söylediğim
Lebedia’da Chingilous denilen Chidmas nehri akar. O zamanlar onlara
Türkler değil de o veya bu sebepten ötürü “Sabartoi asphaloi” denirdi. Türkler
de yedi boydular ve başlarında asla yerli ya da yabancı bir prensleri
olmamıştı ama ilki az önce de bahsettiğim Lebedias olan voyvodalar vardı.
Hazarlarla üç yıl birlikte yaşadılar ve tüm savaşlarda Hazarlarla ittifak içinde
savaştılar. Cesaretleri ve ittifakları sebebi ile Hazar kağan prensi Türklerin ilk
voyvodası Lebedias’a çocuk sahibi olabilsin diye soylu bir Hazar Prensesi ile
evlendirdi. Şimdi daha önceden “Kangar” onların arasında soyluluğu ve
asaleti
simgelerdi.
Hazarlar’a
karşı
savaşa
kalkıştılar
ve
yenilince
memleketlerini terk edip Türklerin yurduna yerleşmek zorunda bırakıldılar. Ve
o zamanlar Kangar denilen Peçeneklerle Türkler savaşa tutuştuklarında,
Türklerin ordusu yenilgiye uğradı ve iki parçaya bölündü. Bir parçası doğuya
gitti ve İran (Persia) bölgesine yerleşti ve bugüne kadar Türklerin eski ismiyle
Sabartoi asphaloi olarak anıldılar; fakat diğer parçası voyvodaları ve şefleri
Lebedias’la birlikte, şimdi Peçeneklerin yaşadığı batıdaki Atelkouzou
83
denilen yerlere yerleştiler. Kısa bir süre sonra, o zaman ki Hazar Kağan’ı
82
İsmin kökeni Grekçe’dir. Lakin Macarlar kendileri için kullanmışlar ve yaşadıkları bölgeye
Levedi adını vermişlerdir. Levedia’nın yeri tam olarak bilinmemektedir. Bazı bilimadamlarına
göre Levedia, Dinyeper ve Tuna arasında ve Kuban kenarında bir yerde olduğu
belirtmişlerdir. Son dönem araştırmacılarına göre ise Levedia Tuna’nın batısında yer aldığı
belirtilmiştir. Bkz: Romilly Jenkins, Constantine Porphyrogenitus De Administrando İmperio A
Commentary, Dumbarton Oaks, 2012, s.147 38/14
83
İsim Etel ve Kouzu olmak üzere iki kelimenin birleşiminden meydana gelmiştir. Etel-Kouzu
şüphesiz ki Eski Macaristan’ı temsil eder; Mezopotamya ya da nehirler arasında anlamına
gelir. Fakat Etelkouzu’nün tam olarak neresi olduğu bilinmemektedir. Bkz: Romilly Jenkins,
Constantine Porphyrogenitus De Administrando İmperio A Commentary, Dumbarton Oaks,
2012, s.148 38/30
56
Türkler’e ilk voyvodaları Lebedias’ı kendisine göndermelerini buyuran bir
mesaj gönderdi. Lebedias, bu yüzden Hazaria kağanına geldi ve kendisini
huzuruna çağırmasının sebebini sordu. “Seni şu nedenden ötürü davet ettik,
sen soylu yiğit ve bilge olduğun ve Türkler arasında ilk olduğun için, biz seni
halkının prensi olarak atayabiliriz ve sen de bizim emir ve buyruklarımıza
itaat edebilirsin” dedi. Ancak Lebedias Kağan’a şu cevabı verdi: “ilginize ve
benimle ilgili amacınıza büyük saygı duyuyorum ve teşekkürlerimi ifade
etmeyi bir borç bilirim. Fakat bu hakimiyet (yönetim) için yeterince güçlü
olmadığımdan ötürü size itaat edemem: öte yandan, benim dışımda
Almoutzis 84 denilen bir voyvoda daha ve onun da Arpad adlı bir oğlu var.
Benden ziyade Almoutzis’ya da oğlu Arpad’ın prens olarak atanmasına
müsaade edin ve onlarda sizin sözünüze itaat etsin. “Kağan bu sözlerden
memnun oldu ve adamlarından birkaçının onunla birlikte Türkler’e gönderdi,
konuyu Türklerle konuştuktan sonra Türkler babası Almoutzis’ten ziyade oğul
Arpad’ın prens yapılmasını tercih ettiler. Çünkü yiğitliği, bilgeliği ve
öğütlerinden dolayı çok fazla takdir ediliyordu ve babasından daha üstün
vasıflara sahipti. Bu yüzden onu gelenek uyarınca bir kalkan üzerinde
kaldırarak Hazarların “Zakanon” u yaptılar. Bu Arpad’den önce Türklerin
hiçbir dönemde bir prensi olmamıştı ve bu yüzden bugün bile Türkiye’nin
prensi bu ailedendir. Birkaç yıl sonra Peçenekler Türklere hücum ettiler ve
prensleri Arpadla birlikte halkını sürdüler. Türkler kaçarak ve yeni bir yurt
arayışı içinde büyük Moravia’ya geldiler, halkını sürdüler ve bugüne değin
84
Almoutzis Macar kaynaklarında Almus ya da Almos olarak geçer. Almos gerçekte ilk
prenstir ancak Arpad’ın oğlu değldir. Bkz: Romilly Jenkins, Constantine Porphyrogenitus De
Administrando İmperio A Commentary, Dumbarton Oaks, 2012, s.148
57
yaşadıkları bu topraklara yerleştiler. Ve o zamandan beri Peçeneklerden
herhangi bir saldırıya maruz kalmadılar. Doğuda Persia bölgesinde yaşayan
az önce bahsi geçen Türk ulusuna batı bölgesinde yaşayan bu Türkler hala
onları arayan tüccarlar gönderirler ve sıklıkla onlardan resmi mesajlar
getirirler.
O dönemde Türklerin yaşadığı Peçeneklerin yurdu yerel nehirlerden ismini
alır. Nehirler şunlardır: Birinci nehre Barouch85 denir, ikinci nehre Koubou86,
üçüncüye Troullos87, dördüncü nehre Broustos88 ve beşinci nehre Seretos89
denir.
85
Muhtemelen Dnyeper’in Peçeneklerdeki ismidir. Bkz: Romilly Jenkins, Constantine
Porphyrogenitus De Administrando İmperio A Commentary, Dumbarton Oaks, 2012, s.149
38/68
86
Peçenekler’e göre Bug nehrinin adıdır. Bkz: Romilly Jenkins, Constantine Porphyrogenitus
De Administrando İmperio A Commentary, Dumbarton Oaks, 2012, s.149 38/69
87
Sonraki dönem kaynaklarında Turla olarak geçer. Türkçe ismi Dnyesterdir. Bkz: Romilly
Jenkins, Constantine Porphyrogenitus De Administrando İmperio A Commentary,
Dumbarton Oaks, 2012, s.149 38/70
88
Modern Prut’un ismidir. Bkz: Romilly Jenkins, Constantine Porphyrogenitus De
Administrando İmperio A Commentary, Dumbarton Oaks, 2012, s.149 38/70
89
Modern Serettir. Bkz: Romilly Jenkins, Constantine Porphyrogenitus De Administrando
İmperio A Commentary, Dumbarton Oaks, 2012, s.149 38/71
58
BölümXIII. Kabaroi Ulusu Hakkında
Kabaroi
90
denilen halk Hazar soyundandı. Şimdi ortaya çıktığı üzere
hükümetleri arasında bir ayrılık gerçekleşti ve bir iç savaş patlak verince ilk
hükümetleri üstün geldi ve bazıları katledildi ancak diğerleri kaçtı ve
Peçeneklerin yurdunda Türklerle birlikte yaşamaya geldiler, birbirleri ile
dostluk kurdular ve kendilerine “Kabaroi” denildi. Ve bu yüzden bu Türklere
Hazarlar’ın dilini de öğrettiler ve bugüne değin aynı dile sahip oldular. Fakat
Türklerin diğer dillerini de bilirler. Savaşlarda sekiz boyun en güçlüsü ve yiğidi
oldukları ve savaşlarda liderlik ettikleri için ilk boy mertebesine çıkartıldılar.
Aralarında bir prens var, yani bugün bile Kabaroi’nin üç boyu arasından
demek istiyorum.
90
Türk kökenli bir isimdir. Peçenek ismi olan Kangardan türemiş olabileceği
düşünülmektedir. Ancak bu ismin Slavonik şekillisi Vangar adı altında Macarlarda da görülür.
Kavar veya Chwar şeklinde de rastlanabilir. Kabarlar IX.yy’da Poltava çevresinde yaşamış
olan Türk boylarıdır. IX.yy kadar Hazar Kağanlığında yaşadılar ve bir isyan sonucu
kağanlıktan kovuldular. Macarlara sığındılar. Bkz: Romilly Jenkins, Constantine
Porphyrogenitus De Administrando İmperio A Commentary, Dumbarton Oaks, 2012, s.149
39/2
59
Bölüm XIV. Kabaroi Boyları ve Türkler Hakkında
Hazarlardan ayrılan boylardan ilki daha önce de bahsettiğimiz Kabaroi’dir;
ikincisi Nekis, üçüncüsü Megeris, dördüncüsü Kourtaugermatos, beşincisi
Tarianas, altıncısı Genach, yedincisi Kari ve sekizincisi Kasi’dir. 91 Birbirleriyle
birleştikten sonra, Kabaroiler Türklerle birlikte Peçeneklerin memleketlerinde
yaşadılar. Bundan daha sonra Hristiyanların biricik sevgilisi, muzaffer
imparator Leo’nun daveti üzerine sınırı geçip Symeon92’la savaşa tutuştular
ve onu tam bir yenilgiye uğratıp Preslav 93’a kadar ilerlediler, Moundraga94
denilen şehre kendisini hapsettikten sonra memleketlerine geri döndüler. O
dönemde Arpad’ın oğlu Liountikas95 prensleriydi. Fakat Symeon bir kez daha
Romalıların imparatoru ile barış yapıp hareket imkanı bulunca Peçeneklere
elçiler gönderdi ve Türklere saldırıp onları yok etmek üzere uzlaştılar. Türkler
bir sefere çıktıklarında, Symeon ile birlikte Peçenekler hücum edip ailelerini
tamamen yok edip yurtlarını savunmak için geride kalan halkı berbat bir
halde memleketlerinden ettiler. Seferden dönüp yurtlarının terk edilmiş ve
harap bir halde bulunca, daha önce de söylediğim gibi nehir isimleriyle anılan
bugünkü yurtlarına yerleştiler. Bu memleketle eski günlerden kalan çeşitli
anıtlar vardır; birincisi Türk diyarının (Türkiye) sınırlarının başladığı yerde
91
Cümlede bahsi geçen bu isimler Macar kabile isimleridir. Etimolojik açıdan bakıldığında
birinci ve ikinci isim Fin-Ugor, diğer isimler ise Türk kökenlidir. Bkz: Romilly Jenkins,
Constantine Porphyrogenitus De Administrando İmperio A Commentary, Dumbarton Oaks,
2012, s.150
92
Bulgar kralı Büyük Symeon Bkz: Alexander Kazhdan, The Oxford Dictionary of Byzantium,
Oxford University Press, 1991 c:3 s.1984
93
Bulgar kenti Preslav Bkz: Romilly Jenkins, Constantine Porphyrogenitus De Administrando
İmperio A Commentary, Dumbarton Oaks, 2012, s.151 40/10
94
Günümüzde Madara adı verilen Bulgar yerleşim yeri. Bkz: Romilly Jenkins, Constantine
Porphyrogenitus De Administrando İmperio A Commentary, Dumbarton Oaks, 2012, s.151
95
Kraliyet ailesinde Arpad’ın oğulları arasında adı geçmez. Gyla Nemeth’e göre Lioundika’yı
Tarkatsouz ile bağdaştırır ve iki ismi olduğuna inanır. Bkz: Romilly Jenkins, Constantine
Porphyrogenitus De Administrando İmperio A Commentary, Dumbarton Oaks, 2012, s.151
40/12
60
bulunan Trajan köprüsüdür. Bu köprüden üç günlük bir mesafede o zamanın
hükümdarı kutsal ve yüce imparator Konstantine’in kulesinin bulunduğun
Belgrad vardır ve yine nehrin diğer tarafında Belgrad’tan 96 iki günlük bir
mesafede meşhur Sirmium 97 ve onun da ötesinde vaftiz edilmemiş olan
eskiden Sphendoplokos 98 ’un hükmettiği ama Türklerin ortadan kaldırdığı
büyük Moravya99 bulunmaktadır.
Bunlar Tuna nehri boyunca uzanan anıtlar ve isimlerdir; ancak bütün Türk
diyarlarını içeren bölgeler içlerinde akan nehirlerin isimleriyle anılırlar.
Nehirler ve adları şunlardır: birinci nehir Timisidir100, ikincisi Toutis101, üçüncü
nehir Morisis102, dördüncüsü Krisos103 ve yine başka bir nehirde Titza104’dır.
Türklerin komşuları doğu sınırında memleketlerinin içnden Tunada denilen
İstros nehrinin aktığı Bulgarlar; kuzeyinde Peçenekler; batısında Tranklar ve
güneyde Hırvatlar’dır. Türklerin sekiz boyu da kendi prenslerine itaat
etmezler ancak nehirler boyunca her nerede bir savaş patlak verirse tüm
içtenlikleri ve hevesleri ile birlikte savaşacakları hususunda bir uzlaşı
96
Modern Belgrad ve eski Singidinum. Bkz: Romilly Jenkins, Constantine Porphyrogenitus
De Administrando İmperio A Commentary, Dumbarton Oaks, 2012 s.151 40/29
97
Sava ve Tuna nehirlerinin birleşme noktasıdır. Antik dönemlerde Sava nehrinin üzerine
yapılan köprü şehri Via Egnatia’nın önemli bir durağı haline getirdi. Bkz: Romilly Jenkins,
Constantine Porphyrogenitus De Administrando İmperio A Commentary, Dumbarton Oaks,
2012 s.113
98
Moravya’nın yöneticisi. Bkz: Romilly Jenkins, Constantine Porphyrogenitus De
Administrando İmperio A Commentary, Dumbarton Oaks, 2012 s.151 40/34
99
IX. yy’da Avar hanlığının yıkılmasından sonra Pannonia ülkesinde doğmuştur. Macarlar
tarafından yıkılmışlardır. Bkz: Romilly Jenkins, Constantine Porphyrogenitus De
Administrando İmperio A Commentary, Dumbarton Oaks, 2012 s.153 41/2
100
Modern Temes. Bkz: Romilly Jenkins, Constantine Porphyrogenitus De Administrando
İmperio A Commentary, Dumbarton Oaks, 2012 s.152 40/38
101
Bu nehir bilinmemektedir. Bkz: Romilly Jenkins, Constantine Porphyrogenitus De
Administrando İmperio A Commentary, Dumbarton Oaks, 2012 s.152 40/38
102
Modern Maros. Bkz: Romilly Jenkins, Constantine Porphyrogenitus De Administrando
İmperio A Commentary, Dumbarton Oaks, 2012 s.152 40/39
103
Modern Koros. Bkz: Romilly Jenkins, Constantine Porphyrogenitus De Administrando
İmperio A Commentary, Dumbarton Oaks, 2012 s.152 40/40
104
Modern Tisza. Bkz: Romilly Jenkins, Constantine Porphyrogenitus De Administrando
İmperio A Commentary, Dumbarton Oaks, 2012 s.152 40/40
61
içindedirler. Arpad’ın ailesinin soyundan gelen bir baş prensleri ve yargıç
rütbesine naiz Gylas 105 ve Karchas isimli diğer iki prensleri vardır; bunun
yanında her boyun kendi prensi bulunmaktadır. Gylas ve Karchas106 gerçek
isimler değil makam adlarıdır.
Türklerin diyarının büyük prensi Arpad’ın dört oğlu vardı: birincisi Tarkatzous,
ikincisi İelech, üçüncüsü İoutotzas; dördüncüsü de Zaltas’dır.
Arpad’ın en büyük oğlu Tarkatzous’un Tebelis ismli bir oğlu ikinci oğul
İelech’in Ezelech isimli bir oğlu üçüncü bir oğul İoutotzas’ın Phalitsiz isimli bir
oğlu ve şu anda prens olan dördüncü oğul Zaltas’ın Taksis isimli bir oğlu
vardı.
Arpad’ın bütün oğulları öldü ama torunları Phalis ve Tasis 107 ve onların
kuzeni Taxis hayattadır.
Tebelis öldü ve Türk diyarının Karchas’ı ve üçüncü prensi Boultzous ile
birlikte dost olarak yakın zamanda ziyaretimize gelen Tebelesin oğlu
Termatzous’dur.
Karchas Boultzous, Karchas Kalis’in oğludur ve Khalis gerçek bir isim iken
Karchas kendisinin üstü olan Gylas gibi bir makam adıdır.
105
Eski Macar payesinden, modern adı Gyla. Bkz: Romilly Jenkins, Constantine
Porphyrogenitus De Administrando İmperio A Commentary, Dumbarton Oaks, 2012 s.152
40/49
106
Eski Macar payesinden. Bkz: Romilly Jenkins, Constantine Porphyrogenitus De
Administrando İmperio A Commentary, Dumbarton Oaks, 2012 s.152 40/49
107
Ailesi hakkında pek bilgi yoktur. Arpad’ın oğulları listesinde yoktur. Bkz: Romilly Jenkins,
Constantine Porphyrogenitus De Administrando İmperio A Commentary, Dumbarton Oaks,
2012 s.153 40/63
62
Bölüm XV. Selanik’ten Tuna Nehri’ne ve Belgrad Şehrine, Türkiye ve
Patzinacia’den
Hazar’ın
Şehrine,
Dinyeper
Nehri
Yakınlarındaki
Pontus 108 Denizi’ndeki Sarkel’e, Rusya ve Nekropila’ya, Bosporan İle
Birlikte Kırım’a, İkisi Arasındaki Bölge’de Uzanan Şehirlere, Ardından
genişliğinden
dolayı
deniz
olarak
adlandırılan
Maeotis
Gölü’ne,
Tamatorcha şehri ve Zichia’ya, dahası Papagia’ya Kaş ve Alanya ve
Abasgia ve Sotirioupolis Şehrine Kadar Olan Yerlerin Coğrafi Tasviri
Selanik’ten Belgrad şehrinde bulunan Tuna Nehri’ne, aceleyle değil de,
yavaş yavaş gidilirse sekiz gün sürer. Tuna nehrinin ötesinde, Moravya
diyarında ve tabii ki de Tuna ve Save nehirleri arasında Türkler yaşar. Tuna
nehrinin alçaldığı yerden Distra’nın109 karşısına doğru Patzinacia uzanır ve
sakinleri Sarkel110’den Hazar şehrine değin bölgeyi kontrol altında tutar, 300
kişilik askeri birlikleri her yıl yenilenir. Sarkel “beyaz ev” demektir ve Hazar
halkı imparator Theophilus’tan bu şehri onlar için kurmasını istediğinde
spaotharocandidate111 Petronas Camaterus tarafından inşa edilmiştir. Zira, o
dönemde Hazar, İmparator Theophilus’a elçiler göndererek Sarkel şehrinin
kendileri adına inşa edilmesini rica ettiler, bunun üzerine imparator isteklerini
kabul etti ve az önce adı geçen Petronas’ı imparatorluk donanmasının savaş
108
Karadeniz’in güney sahil kısmıdır. Kızılırmak’tan, Phasis deltasına uzanır. Bkz: Alexander
Kazhdan, The Oxford Dictionary of Byzantium, Oxford University Press, 1991 c:3 s.1697
109
Eski Dorostolum. Bulgaristan’ın Distra şehridir. Bkz: Romilly Jenkins, Constantine
Porphyrogenitus De Administrando İmperio A Commentary, Dumbarton Oaks, 2012 s.154
42/21
110
Bir Hazar ismi olan Sarkel, Beyaz Ev ya da Beyaz Kasaba anlamına gelir. . Bkz: Romilly
Jenkins, Constantine Porphyrogenitus De Administrando İmperio A Commentary,
Dumbarton Oaks, 2012 s.154 42/24
111
Saygınlık belirten bir payedir. Spathorios ve Kandidates kelimeleriyle oluşmuştur. Bkz:
Alexander Kazhdan, The Oxford Dictionary of Byzantium, Oxford University Press, 1991 c:3
s.1936
63
gemileri ile birlikte onlara gönderdi, Paphlagonia112 bahriye albayının savaş
gemilerini de gönderdi. Aynı Petronas, Cherson’a vardı ve savaş gemilerini
orada bıraktı, adamlarını yük gemilerine bindirip Tanais nehri üzerindeki bu
yere şehri inşa etmeye gitti. Burada şehri inşa etmeye uygun taş olmadığı
görülünce, fırınlar bulunup içlerinde tuğla pişirildi, nehirden getirilen kumla
harç yapılıp şehir böylece inşa edildi. Sarkel’i yaptıktan sonra bu Petronas,
İmparator Theophilus’a giderek şöyle dedi: “Cherson şehrinde ve oradaki
yerlerde muhakkak bir hakimiyet ve idare arzusundaysanız ve ellerinizden
kayıp gitmesini istemiyorsanız, kendi askeri idarecisini görevlendirin,
piskoposlarına ve soylularına itimat etmeyin.” İmparator Theophilus devrine
dek buradan gönderilen herhangi bir askeri idareci yoktu, tüm idare şehrin
babaları denilen sözde piskoposların elindeydi. İmparator Theophilus hangi
idareciyi göndereceği hususunda düşündü taşındı ve sonunda yukarıda adı
geçen Petronas’ı göndermeye karar verdi, onun o yöre hakkında deneyimleri
vardı ve bu işlerde hiç de beceriksiz değildi, böylece onu protospatharius ilan
etti ve asker idareci tayin edip Cherson’a gönderdi, piskopos dahi herkesin
ona itaat etmesini emretti, o günden bu güne değin Cherson’a gidecek askeri
idarecilerin buradan görevlendirilmeleri kural oldu. O zamanlar bu daha çok
Sarkel şehrinin inşası içindi. Tuna nehrinden adı geçen Sarkel’e gitmek 60
günlük bir yolculuktur. Bu ikisinin arasındaki topraklarda çok nehir vardır: en
büyükleri Dinyester ve Dinyeper’dir. Ancak Syngoul, Hybyl, Almatai, Kouphis,
Bogau113 ve daha birçok başka nehir de vardır. Dinyeper nehrinin yükseldiği
112
Karadeniz’in kıyısı, Pontus ve Bitinya arasında kalan bölgedir. Bkz: Alexander Kazhdan,
The Oxford Dictionary of Byzantium, Oxford University Press, 1991 c:3 s.1579
113
Syngoul nehri bilinmemektedir. Hybyl ve Almatoi nehirleri de neresi olduğu
bilinmemektedir. Theophanes Kouphis nehrini Koufis nehri ile ilişkilendirmiştir. Ancak
64
yerlerde Ruslar yaşar, nehrin aşağısına yelkenle gidilirse Romalılara varılır.
Bosporan,Cherson, Sarat114, Bourat115 ve dahi otuz yer, Rusya’ya varana dek
Patzinacia’ya aittir. Tuna nehri ile Dinyester nehri arasındaki kıyı şeridi 120
mildir. Dinyester’den Dinyeper’e olan mesafe 80 mildir, buraya “altın sahil”
denir. Dinyeper nehrinin ağzından sonra Adara gelir, burada Nekropyla 116
denen çok geniş bir körfez vardır ve insanın geçmesi neredeyse imkansızdır.
Dinyeper nehrinden Cherson’a olan mesafe 300 mildir, aralarında bataklıklar
ve limanlar vardır ve burada Chersonlular tuz işler. Cherson ve Bosporan
arasında Regions şehirleri uzanır, uzaklıkları ise 300 mildir. Bosporan’dan
sonra
Maeotic gölü gelir ve
genişliği nedeniyle herkes ona deniz der.
Maeotic denizine dökülen çok sayıda nehir vardır; kuzeyinde Dinyeper ki
Ruslar buradan Kara Bulgaristan’a, Hazar yurduna ve Suriye’ye geçerler.
Maeotic körfezi Dinyeper’e yakın Nekropyla’ların karşısına denk gelir ve
onları birleştirir, kadim insanların çukur kazıp denizi içinden geçirdiği tüm
Cherson havalisi ve Bosporan’ı içeren 1000 millik, hatta daha geniş bir alanı
kaplar. Uzun yıllar boyunca bu bahsi geçen çukur alüvyonla dolmuş ve
üzerinde ulu bir orman oluşmuştur, içinden iki yol geçer, bu ormadan
Peçenekler Cherson, Bosporan ve havalisine gider. Maeotic gölünün doğu
yakasından çok sayıda nehir doğar, Sarkel şehrinden çıkıp gelen Tanais
Thephanes bu nehirleri karıştırmıştır. Bogou’nun günümüz ismi de Bug’dur. Bkz: Romilly
Jenkins, Constantine Porphyrogenitus De Administrando İmperio A Commentary,
Dumbarton Oaks, 2012 s.155 42/58
114
Günümüz Serettir. Bkz: Romilly Jenkins, Constantine Porphyrogenitus De Administrando
İmperio A Commentary, Dumbarton Oaks, 2012 s.155 42/63
115
Günümüz Pruttur. Bkz: Romilly Jenkins, Constantine Porphyrogenitus De Administrando
İmperio A Commentary, Dumbarton Oaks, 2012 s.155 42/63
116
Eski Karkinitik Körfezi’dir. Bkz: Romilly Jenkins, Constantine Porphyrogenitus De
Administrando İmperio A Commentary, Dumbarton Oaks, 2012 s.155 42/69
65
nehri, mersin balığı avlanan Charakoul117, Bal ve Bourlik, Chadir118 gibi pek
çok nehir vardır. Maeotic gölünde Bourlik adı verilen bir haliç bulunur,
Bosporanların olduğu Pontus denizine doğru akar ve Bosporan’ın karşısında
Tamatarcha119 şehri bulunur; bu halicin boğaz genişliği 18 mildir. Bu 18 milin
ortasında geniş, alçak bir ada bulunur, adı Atech 120 ’tir. Tamatarcha’nın
ardından 18-20 mil kadar ileride Oukrouch121 adlı bir nehir bulunur. Bu nehir
Zichia122 ve Tamatarcha’yı ayırır, Oukrouch’tan sonra Nikopsis nehri gelir ki
üzerinde nehirle aynı adı taşıyan bir şehir bulunur, ülkenin adı Zichia’dır;
buraya uzaklığı 300 mildir, Zichia’nın ötesinde Papagia123 adlı ülke yer alır,
onunda ötesinde Kasachia124, ardından Kafkas Dağları, dağların ötesinde de
Alan yurdu uzanır. Zichia’da denizden uzaklaşınca biri büyük olan üç tane
daha ada bulunur; kıyıya yakın bölgelerde başka adalar da vardır, bunlar
Zichia’lılar tarafından düzenlenmiş, otlak olarak kullanılmışlardır,
adları
Tourganirch, Tzarbaganin ve Spalaton limanında bir ada daha vardır;
117
Bilinmeyen bir nehirdir. Bkz: Romilly Jenkins, Constantine Porphyrogenitus De
Administrando İmperio A Commentary, Dumbarton Oaks, 2012 s.156 42/88
118
Bu nehirler bilinmemektedir. Bkz: Romilly Jenkins, Constantine Porphyrogenitus De
Administrando İmperio A Commentary, Dumbarton Oaks, 2012 s.156 42/88
119
Eski Rus kaynaklarında Tmutarokan olarak geçer ve Kırım’ın doğu bölümünde olan bir
şehirdir. Bkz: : Romilly Jenkins, Constantine Porphyrogenitus De Administrando İmperio A
Commentary, Dumbarton Oaks, 2012 s.156 42/92
120
Tarihi hakkında bir bilgi yoktur. Bkz: Romilly Jenkins, Constantine Porphyrogenitus De
Administrando İmperio A Commentary, Dumbarton Oaks, 2012 s.156 42/95
121
Büyük olasılıkla Kuban’dır. Bkz: Romilly Jenkins, Constantine Porphyrogenitus De
Administrando İmperio A Commentary, Dumbarton Oaks, 2012 s.156 42/96
122
Karadeniz’in doğu kesiminde yer alır. Ouckrouch tarafından Tamarcha’dan ayrılır. Nehir
Nikopsis adıyla anılır. Bkz: Romilly Jenkins, Constantine Porphyrogenitus De Administrando
İmperio A Commentary, Dumbarton Oaks, 2012 s.156 42/97
123
Hiçbir yerde bahsedilmemiştir. Bkz: Romilly Jenkins, Constantine Porphyrogenitus De
Administrando İmperio A Commentary, Dumbarton Oaks, 2012 s.156 42/100
124
Rus kroniklerinde Kasagi olarak geçen Trans-Kafkasya ülkesidir. Bkz: Romilly Jenkins,
Constantine Porphyrogenitus De Administrando İmperio A Commentary, Dumbarton Oaks,
2012 s.156 42/101
66
Pteleai’de bir tane daha, bu ada Zichia’lıların Alan125 akınları süresince adeta
bir sığınak olmuştur. Zichia kıyı şeridi – Abasgia 126 ülkesinde bulunan
Nikopsis nehrinden başlayarak,
Sotirioupolis
127
şehrine dek; 300 mil
uzunluğundadır.
125
İstanbul’un batısında olan bir topluluktur. Savaşçı yetenekleri dillere destandır. Bkz:
Alexander Kazhdan, The Oxford Dictionary of Byzantium, Oxford University Press, 1991, c:1
s.51
126
Karadeniz’in doğu sınırındadır. I. yy ile IV. yy arasında Lazika krallığının bir parçası
olmuştur. Bkz: Romilly Jenkins, Constantine Porphyrogenitus De Administrando İmperio A
Commentary, Dumbarton Oaks, 2012 s.156 42/109
127
Eski Pityus ve modern Pitsunda Bkz: Romilly Jenkins, Constantine Porphyrogenitus De
Administrando İmperio A Commentary, Dumbarton Oaks, 2012 s.156 42/110
.
67
Bölüm XVI. Apachounis 128 Ülkesi ve Manzikiert 129 , Perkri 130 , Chliat,
Chaliat131, Arzes132, Tibi133, Chert, Salamas134 ve Tzermatzou135 Şehirleri
Hakkında
Magister rütbesi ile onurlandırılan Apaesakios ve kendisinden önce
prenslerin prensi olan Asotios136 isimli iki oğlu olan Pers emiri Aposata137i’nin
boynunu vurduğu prenslerin prensi Symbatios’un babası prenslerin prensi
Asatios'un zamanından önce Perkri, Chaliat ve Arzes isimli bu üç şehir
Persia’nın kontrolündeydi.
128
Apahounik, Van gölünün kuzeyinde, Fırat nehrinin güney kolundaki vadileri içeren bir sınır
çizer. Önemli bir stratejik konuma sahip olduğundan dolayı Bograit ve Taron’u içine alarak
Orta Ermenistan’a kadar kontrol rotası çizer. Bkz: Romilly Jenkins, Constantine
Porphyrogenitus De Administrando İmperio A Commentary, Dumbarton Oaks, 2012 s.167
44/1
129
Daha sonra Romanus IV. Alp Arslan tarafından yenilmesiyle Malazgirt, Ermenistan’ın en
eski kasabalarından biridir. Malazgirt Fırat nehrine yakın bir mesafededir. Bkz: Romilly
Jenkins, Constantine Porphyrogenitus De Administrando İmperio A Commentary,
Dumbarton Oaks, 2012 s.167 44/2
130
Ermenice Bekri, Van gölünün kuzey doğu ucundadır. X.yy’ın başlarına kadar Arap emir
Uthman handanlığının elindeydi. Bkz: Romilly Jenkins, Constantine Porphyrogenitus De
Administrando İmperio A Commentary, Dumbarton Oaks, 2012 s.167 44/2
131
Chliat ve Chaliat her iki isimde aynı kasaba için kullanılır. Ermenice’de Khelat ve
Arapçada Akhlath’dır. Van gölünün kuzeybatı köşesinde yer alır. Bkz: Romilly Jenkins,
Constantine Porphyrogenitus De Administrando İmperio A Commentary, Dumbarton Oaks,
2012 s.167 44/3
132
Van gölünün kuzey doğu kıyısıdır. Ermenice Ardjesh’dir. Bkz: Romilly Jenkins,
Constantine Porphyrogenitus De Administrando İmperio A Commentary, Dumbarton Oaks,
2012 s.168
133
Ermenice Davin ya da Dvin, Arapça Dabil, Eski Grekçe de Doubıos şeklindedir. Erivan’ın
birkaç mil güney doğusunda yer alır. Bkz: Romilly Jenkins, Constantine Porphyrogenitus De
Administrando İmperio A Commentary, Dumbarton Oaks, 2012 s.168 44/4
134
Chert ve Salamas, Vaspurakan’ın doğusunda Urmia gölünün kuzey batısında yer alırlar.
Bkz: Romilly Jenkins, Constantine Porphyrogenitus De Administrando İmperio A
Commentary, Dumbarton Oaks, 2012 s.168 44/4
135
Van gölünün güneyindeki Mokktaki olabilir, fakat daha çok Taron’un kuzeyindeki
Sermantzou da olabilir. Bkz: Romilly Jenkins, Constantine Porphyrogenitus De
Administrando İmperio A Commentary, Dumbarton Oaks, 2012 s.:168 44/5
136
Büyük Ashot. Bkz: Romilly Jenkins, Constantine Porphyrogenitus De Administrando
İmperio A Commentary, Dumbarton Oaks, 2012 s.168 44/6
137
Yusuf Abu Kasım ibn Abu Sadj, halife tarafından görevlendirilmiş Ermenistan ve
Azerbaycan yönetcisi. Bkz: Romilly Jenkins, Constantine Porphyrogenitus De Administrando
İmperio A Commentary, Dumbarton Oaks, 2012 s.168 44/8
68
Prenslerin prensinin tahtı büyük Ermenistan138’da Kars139 şehrindeydi ve az
önce bahsettiğim Perkri, Chaliat ve Arzes şehirlerini ve bunlara ek olarak
Tibi, Chart ve Salamas ‘ı elinde tutuyordu. Apelbart Manzikiert’e hakimdi ve
prenslerin prensi Symbatious’un babası Asatios’un idaresi altındaydı. Aynı
Asotios, prenslerin prensi, bu aynı Apelbartla Chliat,
Arzes ve Perkri
şehirlerini de vermişti; çünkü az önce söylediğim gibi Asotios, prenslerin
prensi Symbatios’un babası doğunun bütün memleketlerinin hakimiydi.
Apelbart’ın
ölümü
üzerine
oğlu
Abelchamit
ülkeye
hakim
oldu
ve
Abelchamit’in ölümüyle en büyük oğlu ve Aposebatas ülkenin hakimi oldu.
Persia
emiri
Aposatai
tarafından
prenslerin
prensleri
Symbatios’un
katledilmesinden sonra mutlak ve bağımsız bir hükümdar olarak Manzikiert
ve diğer şehirlerin, memleketleri hakimiyetini ele geçirdi ve diğer iki erkek
kardeşi Apolesphouet ve Aposelmisle birlikte illeri başkomutan tarafından
birkaç kez yıkılıp yağmalandıktan sonra imparatora bağlılıklarını sundular ve
şehirleri ve civarlarının ellerinde kalması karşılığında imparatora yıllık
haraçlarını ödediler. Ancak, Aposakios’un magisteri ikinci Asotios’un en
büyük babası ve Symbatios’un babası, prenslerin prensi az önce bahsettiğim
Asotios’un zamanında prenslerin prensi ikinci Asotios’un zamanına dek bu üç
şehir prenslerin prensinin hakimiyeti altındaydı ve prenslerin prensi bunlardan
haraç alıyordu. Bunun yanında, Manzikiert şehri, Apachounis, Kori ve
138
Geleneksel olarak Büyük Ermenistan Fırattan Hazarlara kadar olan ülkedir. Bkz: Romilly
Jenkins, Constantine Porphyrogenitus De Administrando İmperio A Commentary,
Dumbarton Oaks, 2012 s.169 44/13
139
Metinde hatalı verilmiştir. Kars sadece Abas döneminde Ermenistan’ın başkenti olmuştur.
Bkz: Romilly Jenkins, Constantine Porphyrogenitus De Administrando İmperio A
Commentary, Dumbarton Oaks, 2012 s.169 44/14
69
Charka140 diyarları ile birlikte Manzikiert emiri Aposebatas ve iki erkek kardeşi
Apolesphouet ve Aposelmis sadakatlerini imparatora sunup şehirleri
karşılığında haraç ödedikleri zamana dek aynı prenslerin hakimiyeti
altındaydı, ve prenslerin prensi Romalıların hizmetkarı ordu onun tarafından
atandığı ve rütbesini ondan aldığı için hükümdarı olduğu şehirlerin,
kasabaların ve bölgelerin Roma imparatoruna da ait olduğu açıktır.
Büyük Ermenistan’ın prenslerin prensi Symbatios, İran (Persia) emiri
Aposatai tarafından tutsak edilip boynu vurulunca Aposebatas Manzikiert
şehrindeki tahtı ile birlikte Chaliat ve Perkri şehirlerini ve Arzas kazasını
hakimiyetini eline geçirdi.
Aposebatas’ın ikinci erkek kardeşi Apolesphouet ve onun yeğeni ve üvey
oğlu olan Achmet, Chliat, Arzes ve Altzike
141
şehirlerinin hakimiyetini
üstlendiler ve onlarda Romalıların imparatoruna bağlılıklarını sundular, bunun
hakimiyetini tanıdılar ve şehirleri karşılığında en büyük kardeş Aposebatas’ın
yaptığı gibi haraç ödediler.
Aposebatas ve Aplesphouetin üçüncü erkek kardeşi Tzermatzou şehrinin ve
civarını hakimiydi ve tıpkı en büyük erkek kardeş Aposebatas ve ikinci erkek
kardeş Apolesphouet gibi o da Romalıların imparatoruna sadakatini sundu ve
haraç ödedi.
Aposebatas’ın ölümü üzerine oğlu Abderacheim Manzikiert şehri ve
topraklarına ve tüm mülküne sahip oldu. Abderacheimin ölümü üzerine
140
Kharkhorounik ve Charka Malazgirt’in kuzey batısında ve batısında bulunan iki sınırdır.
Bkz: Romilly Jenkins, Constantine Porphyrogenitus De Administrando İmperio A
Commentary, Dumbarton Oaks, 2012 s.170 44/41
141
Van gölüne bakan bir tepedeki kaledir. Bkz: Romilly Jenkins, Constantine
Porphyrogenitus De Administrando İmperio A Commentary, Dumbarton Oaks, 2012 s.170
44/57
70
Aposebatas’ın
ikinci erkek kardeşi ve
Abderacheim’in
amcası olan
Apolesphouet Manzikiert şehrine ve az önce bahsettiğim tüm memleketlere
hakim oldu. Üçüncü erkek kardeşinin ölümü üzerine de, Aposelmis
Manzikiert ve bahsetmiş olduğum tüm memleketlerin hakimi oldu.
Aposebatas’ın Abderacheim ve diğeri de Apelmouze adlı iki oğlu vardı.
Apolesphouet’in Achemet isimli bir üvey oğlu aynı zamanda yeğeni vardı.
Achemet onun öz oğlu değil üvey oğlu ve yeğeniydi.
Aposelmis’in şu anda Manzikiert’in hakimi olan Apelbart isimli bir oğlu vardı.
Aposebatas’ın ölümü üzerine oğlu Abderachim’i emir olarak bıraktı, ancak
diğer oğlu Apelmouze yalnızca bir bebekti ve bu yüzden de babasının ve
kardeşinin yerine geçmek için uygun değildi.
En büyük kardeş Aposebatas’ın tahtı Manzikiert şehrindeydi ve az önce de
dediğim gibi Apachounis Kori ve Charka memleketlerini hakimiydi ve Roma
imparatoruna haraç ödüyordu; onun ölümüyle oğlu Abderachcim yerine geçti
ve o da haracını ödedi. Erkek kardeşi Apelmouze yukarıda da bahsedildiği
üzere yalnızca bir bebekti.
Abderacheim’in ölümü üzerine kardeşi Apelmouse henüz bir bebek
olmasından ötürü Manzikiert ve yukarıda bahsi geçen memleketlerin
mülkiyeti
ikinci
kardeş
Aposebatas’a,
yukarıda
bahsetmiş
olduğum
Apolesphouet’e, yani amcasına geçti.
Apolesphoet’in ölümü üzerine Aposebatas’ın üçüncü erkek kardeşi yani
Aposelmis Manzikiert şehrinin civar bölgeleri ile birlikte hakimiyetine aldı.
Apolesphouet’in üvey oğlu ve yeğeni olan daha önce bahsetmiş olduğum
Achamet Apolesphouet’in izni ve vasiyeti ile Chliat, Arzes ve Perkri’nin
71
hakimiyetini üzerine aldı. Çünkü az önce de söylendiği üzere Apolesphouet’in
bir oğlu yoktu ve bu yüzden yeğeni ve üvey oğlu Achemet’i tüm mülkünü,
şehirlerinin ve arazilerini mirasçısı yaptı. Aposelmis’in ölümü üzerine oğlu
Apelbart Manzikiert şehrine çevresindeki arazilerle birlikte sahip oldu. Fakat
Achmet Chliat, Arzes ve Altzike şehirlerinin hakimiydi.
Bu Achmet’e daha önce söylendiği üzere imparatorun hizmetkarıydı ve o da
kendi adına ve amcası Apolesphouet adına haracını öderdi. Fakat Apelpant
kurnazlık ve hile ile Achmet’i katletti ve bu üç şehri yani Chliat, Arzes ve
Altzikeyi hakimiyeti altına aldı. İşte bu şehirler kendi mülkü olduğu için
imparator tarafından geri alınmalıdır.
Yukarıda bahsi geçen bütün bu şehirler ve diyarlar hiçbir zaman Persia’nın
ya da sadık komutanların hakimiyeti altında olmamıştı. Bunlar imparator Leo
döneminde prenslerin prensi Symbatios’un hakimiyeti altında ve sonrasında
yukarıda bahsi geçen üç kardeşin yani Aposebatas, Apolsphouet ve
Aposelmis’in idaresi altındaydı ve onların zamanında imparatorun hizmetine
girdiler, Roma imparatorlarına haraç ödediler. Eğer bu üç şehir yani Chliat,
Arzes ve Perkri imparatorun hakimiyeti altında olursa, bir pers ordusu
Romalıların memleketine saldıramaz. Çünkü bu şehirler Roma diyarı ve
Ermenistan arasındadır ve ordular için bir bariyer ve mola yeri vazifesini
görmektedir.
72
Bölüm XVII.Cherson Şehrinin Hikayesi
Diocletian 142 Roma’nın imparatoru ve Themistus’un oğlu Chersonitelerin
yurdunun baş yargıcı ve baş piskoposu iken, Criscoronus’un oğlu Bosporianlı
Sauromatus
143
Maeotic gölü(Azak Denizi) civarında yaşamakta olan
Sarmatyalıları toplayıp Romalılar’a karşı yürüyüşe geçti ve Lazi 144 yurdunu
işgal edip orada bulunanları yenilgiye uğrattıktan sonra Halys(Kızılırmak)
nehrine kadar ilerledi. Lazi yurdunun ve Pontic(Karadeniz toprakları Pontus)
toprakların yakılıp yıkıldığını öğrenen imparator Diocletian, Sarmatlılar’ı
durdurmak niyetiyle oraya bir ordu gönderdi. Ordunun komutanı Romalı
subay Konstans 145 ’tı ve Konstans orduyla Halys ırmağına varınca oraya
oturdu ve Sarmatlılar’ın Halys ırmağını geçmesine mani oldu. Ve tek başına
onlara karşı direnemeyen Konstans, Bosporanlar ve Maeotic gölünden
gelenlerin
komşularından
bazılarının
Sauromatus’un
duyup
savaştan
çekilmesi için bunlar üzerine gönderilip savaştırılmadıkça ve aileleri
yağmalanmadıkça Sarmatyalılar’ı süremeyeceğini ve bunu bir mesajla
imparatora iletilmesi gerektiğini, böylece imparatorun Chersonlular’a elçi
gönderip
komşuları
Sarmatlılar’a
karşı
ailelerine
saldırması
için
kışkırtabileceğini ve bunu duyan Sauramatus’un hızla savaştan çekileceğini
142
Diocletian Dalmaçya’da doğmuş ve Split’te ölmüştür. Diocles, genellikle bu isimle bilinir,
orduya girebilmek için kendi kökenini saklamıştır ve imparatorluğa kadar yükselmiştir. Bkz:
Alexander Kazhdan, The Oxford Dictionary of Byzantium, Oxford University Press, 1991 c:1
s.626
143
Diocletian hanedanlığının Thatharses süresince Bosporanlı tarihi yöneticidir. Bkz: Romilly
Jenkins, Constantine Porphyrogenitus De Administrando İmperio A Commentary,
Dumbarton Oaks, 2012 s.206 53/3
144
Karadeniz’in doğu kıyılarında uzanır ve Phasis nehrini içine alan dağların kenarındadır.
Lazika sıksık Tzanika ile karıştırılır. Bkz: Alexander Kazhdan, The Oxford Dictionary of
Byzantium, Oxford University Press, 1991 c:2 s.1199
145
Konstans’ın kariyeri hakkında bilgi yoktur. Bkz: Romilly Jenkins, Constantine
Porphyrogenitus De Administrando İmperio A Commentary, Dumbarton Oaks, 2012 s.206
53/10
73
düşündü. İmparator Diocletian bunu duyar duymaz Chersonlular’a haber
yollayıp savaşta kendisine katılmalarını Bosporanlar ve Sarmatlar’ın
yurtlarına saldırıp ailelerini tutsak etmelerini buyurdu. Cherson yurdunun baş
yargıcı(magister) ve piskoposu o dönem Papias’ın oğlu Chrestus idi ve
Kersonlular imparatorun buyruğuna canı gönülden itaat ettiler ve böylece
Sauramatus şehrini, Bosporus’u ve Maeotis’in kalelerini ele geçirmek için
neler yapabileceklerini tasarlamaya giriştiler. Komşu kalelerin erkekleriyle bir
araya gelip askeri yük arabaları inşaa ettiler ve içlerine arbalet denilen
mancınıklar
yerleştirip
Bosporianlılar’ın
şehrine
vardılar.
Gece
pusu
kurduktan sonra, içlerinden çok azı şehirdeki savaşa katıldı ve surların
önünde şafaktan üçüncü saate kadar savaştıktan sonra yük arabalarında
bulunan mancınıkları açık etmeden sözde kaçmaya başladılar. Tabii
Bosporusta bulunanlar Chersonlular’ın sayılarının az olmasından dolayı
yenildiklerini ve kaçmakta olduklarını düşünüp tam bir özgüven içinde onları
takip etmek için surlardan dışarıya hücum ettiler. Fakat yavaş yavaş çekiliyor
gibi görünen Chersonlular kendilerini takip eden Bosporanları mancınıklarla
mahvettiler ve geride pusuya yatan Chersonlular işe koyulup Bosporanları
kuşatıp hepsini kılıçtan geçirdiler, dönüp Bosporus’u benzer bir hareketle
Maeotic gölü üzerindeki kaleleri ve Sarmatlar’ın bütün ailelerini zapt ettiler.
Savaşanlar dışındaki hiç kimseyi kılıçtan geçirmeyip, onların canlarını
bağışladılar. Bosporus’u sarıp himayeleri altına aldılar. Bir kaç gün geçtikten
sonra Papias’ın oğlu Chrestus Sarmatlar’ın kadınlarına şöyle seslendi:
‘Sizinle savaşmak gibi bir niyetimiz yoktu ama Sauromatus Romalılar’ın
yurdunu yakıp yıkmaya giriştiği için bu sebepten ötürü bizler tebası
74
olduğumuz Roma imparatorunun emriyle sizinle savaştık.Bu yüzden şimdi,
eğer şehrinizde yaşayacaksanız gelin kralınız Sauromatus’a Romalılarla
barış yapmasını ve o bölgelerden geri çekilmesini ve bizimde sizleri serbest
bırakmamız için ve yurdunuza geri dönebilmeniz için elçiler gönderelim; fakat
ancak Sauromatus bizim elçilerimize buraya kadar refakat eder ve kendi
adamlarıyla barış haberini gönderirse sizi serbest bırakırız ve geri çekiliriz;
fakat eğer Sauromatus herhangi bir hile ile bize burada saldırıp yok etme
inancıyla ilerlemeye çalışırsa, izcilerimiz aracılığıyla bunu öğrenir ve küçük
büyük hepinizi kılıçtan geçirir, ardından geri çekiliriz. Peki bütün ailesi ve
şehri yok edildikten sonra Sauromatus’un eline ne geçecek? Bunu duyan
Sauromatus’un
kadınları hevesle,
şevkle
gerekli hazırlıkları
yaptılar.
Bosporoslularla birlikte Chersonlular Sauromatus’a neler yapıldığını ve neler
söylendiğini bildirmek için beş elçi gönderdiler. Elçiler Halys nehri bölgesinde
Sauromatus’a ulaşınca, Bosporanlar’a Chersonlar tarafından yapılan her şey
anlatıldı. Derin bir endişe duyan Sauromatus ‘Yorgun olduğunuz için birkaç
gün dinlenmenizi arzuluyorum, sonra dediğiniz herşeyi yapacağım’ dedi.
Roma’nın elçilerine gidin ve onları, size verdiğim sözlerin gerçek olduğu ve
yalan söylemediğim konusunda ikna edin.’Chersonlular Sauromatus’un
elçileri ile birlikte Konstans’a gittiler ve aralarında geçen konuşmaları,
Sauromatus’un ailelerini nasıl tutsak ettiklerini Bosporan diyarında ve
Maeotic gölünde neler yaptıklarını ve Sauromatus’un bunun üzerine barışa
nasıl yanaşmak zorunda bırakıldığını anlattılar. Bunu duyan Konstans’ın canı
sıkıldı ve Chersonlular’a ‘Onlara çok fazla altın vermek üzere anlaştığıma
göre sizin benimle olan işbirliğinizin bana ne faydası olacak ki?’ dedi. Bunun
75
üzerine Chersonlular ona ‘Üzülmeyin Efendim. Eğer dilerseniz ödemeniz
karşılığında yapmış olduğunuz anlaşmayı bozabiliriz’ dediler. Konstans ‘ bu
nasıl mümkün olabilir?’ diye sordu. Chersonlular ‘siz üzerinize düşeni yapın
ve Sauromatus’a şunu bildirin: Aramızda yaptığımız anlaşmalar geçerlidir; ve
şimdi sizin açınızdan bakıldığında ben de Romadan orduyla bu yana gelirken
masraf yaptığıma ve büyük kayba uğradığıma göre, siz de üzerinize düşeni
yapın ve bunların bedelini bana ödeyin, bende size ailelerinizi ve şehrinizi
geri vereyim.’ Konstans çok mutlu oldu ve bu mesajı Sauromatus’a gönderdi.
Sauromatus bunu duyunca canı çok sıkıldı ve Konstans’a şunları ifade eden
bir mesaj gönderdi:’ Ne bir şey ödeyeceğim ne de alacağım. Ancak bana
Chersonlular’ı gönder ki bende geri çekilebileyim.’ Chersonlular Konstans’a
‘Bütün mahkumları geri alıncaya kadar bizi göndermeyin.’ Dediler. Sonra
Konstans Sauromatus’a ‘ Esir olarak elinde tuttuğun herkesi bana gönder ve
ben de Chersonlular’ı göndereyim’ diyen bir mesaj gönderdi. Sauromatus
bunu duyunca gönülsüzce ve istemeye istemeye de olsa elinde tuttuğu tüm
esirleri son ferdine kadar geri gönderdi. Böylece Konstans baskınlarda ele
geçirilen tüm tutsakları geri aldıktan sonra Chersonlular’dan iki elçiyi yanında
tuttu ve diğerlerini Sauromatus’a gönderdi. Sauromatus bunları aldı ve
Bosporan ve ailelerinin teslim edileceği kendi adamları ile birlikte Lazi
yurdunun dışına gönderdi. Sauromatus kendisi de Chersonlular dürüstçe
aileleri teslim edip geri çekilsinler diye ordusuyla birlikte dizili bir halde
yürüyüşe geçti. Chersonlular Bosporan’da kendi elçilerini alıp Konstans ve
Sauromatus
tarafından
yapılanları
öğrendikten
sonra
Sauromatus’un
adamlarına hem Bosporus’u ve Maeotis’in kalelerini ve ailelerini söz verdikleri
76
gibi zarar görmeden teslim ettiler ve barış içinde memleketlerine döndüler.
Konstans’ta Sauromatus’un Roma topraklarından çekilmesi üzerine Roma’ya
doğru yola çıktı ve Chersonlularca yapılan herşeyi imparatora anlattı; ve
yanında iki de Cherson elçisi getirmişti ve imparator onlarla da görüşüp
cömertçe ödüllendirdi, minnettar ifadelerle teşekkür edip onlara şöyle
seslendi: ‘’ Minnettarlığımın bir ifadesi olarak işbirliğiniz ve iyilikleriniz
karşılığında size ve şehrinize ne bahşedebilirim? ‘’ Onlar imparatora ‘’ Biz
Efendim kendimiz için hiç bir şey dilemiyoruz, ancak sadece şunu temenni
ediyoruz; Majestelerinin özgürlük taahütünü ve ödemekte olduğumuz
haraçtan muaf tutulmayı ‘’ dediler. İmparator ricalarını memnuniyetle kabul
etti, hiç çekinmeden onlara özgürlüklerini ve yıllık haraçtan muaf tutulma
imtiyazını bahşetti ve bir sürü armağanla birlikte Roma İmparatorluğu’nun
gerçek birer ferdi olarak Cherson diyarına gönderdi. Sarmatlılar’la yapılan
savaştaki cesurca desteğinden ötürü Konstans’ta İmparator Diocletian
tarafından cömertçe ödüllendirildi, soylu ve meşhur oldu, ve Diocletian
Nikomedia 146 ’ya inzivaya çekildikten kısa bir süre sonrada Romalılar’ın
imparatoru olarak ilan edildi.
Konstans’ın ölümü üzerine, oğlu Konstantine Roma’da imparator oldu,
Byzantiuma geldiğinde ve İskitler
147
’in belli başlı kimseleri ona karşı
ayaklandığında babasının Chersonlular’ın iyilikleri ve işbirlikleri hakkında
146
Bugünkü İzmit. Bkz: Alexander Kazhdan, The Oxford Dictionary of Byzantium, Oxford
University Press, 1991 c:3 s.1483
147
İskit, Skyths, Saka. Bazı kaynaklara göre Kuzeyli anlamında kullanılmıştır. M.Ö. VIII. yy
ile M.Ö. III. yy arasında Avrupa’nın doğusu ile Orta Asya arasında yaşamış göçebe bir
halktır. X.yy ve XI.yy kaynaklarında özellikle Psellos’un Kronographiasında İskit kelimesi
Slav anlamında kullanılmıştır. Bkz: Alexander Kazhdan, The Oxford Dictionary of Byzantium,
Oxford University Press, 1991 c:3 s.1857
77
söylediklerini aklına getirdi ve Cherson yurduna elçiler gönderip kendilerine
İskitler’in diyarına gidip kendisine karşı ayaklananlarla savaşmalarını emretti.
Chersonlular’ın o dönemdeki baş magistratesi ve başpiskoposu Diogenes’in
oğlu Diogenes’ti ve Chersonlular memnuniyetle imparatorluk emrine itaat
edip büyük bir hevesle askeri yük arabaları ve arbaletler148 inşa ettikten sonra
İster nehrine vardılar; nehri geçtikten sonra isyancıların karşısında sıraya
dizilip onların kökünü kazıdılar. Kazandıkları zaferi duyan imparator
ülkelerine dönmelerini buyurdu, fakat baş magistrateyi Byzantium şehrine
davet edip kendisine minnettarlıklarını ifade ettikten sonra şöyle seslendi: ‘
Yine bizim adımıza tıpkı saygı değer yüce atalarımızın zamanında olduğu
gibi sadık bir biçimde çaba harcadığınız için, bizlerde Romalılar’ın şehrinde
imparatorluk hükümetimizce size zaten bahşedilmiş olan özgürlük ahdi ve
haraç
muafiyetini
tasdik
ediyoruz,
ve
buna
ek
olarak
şehrinizin
güzelleştirilmesi için imparatorluk pelerini, nişanı ve bir altın taç ile birlikte
altın bir heykel; ayrıca sizin ve denizcileriniz için özgürlük ve haraçtan
muafiyet imtiyazı ve de sevginizin saflığının karşılığı olarak da saygıdeğer
kişiliklerimizin benzerliğini ifade eden yüzükler veriyoruz. Zaman zaman
sizlerden bizlere ulaştırılması gereken rapor ve dilekçeleri bu yüzüklerle
mühürleyiniz ki böylece elçileriniz tarafımızca bilinsin; ve bütün bu
bahşettiklerimize ek olarak oklarınızın yapımı için yıllık sicim, kenevir, demir
ve yağ, okçular olabilmeniz için de size bin kişilik askeri tayın veriyoruz.
148
Tarihsel olarak Doğu Asya, Avrupa ve Akdeniz’de önemli rol oynayan ve en güçlü zırhları
bile delebilecek güce sahip ilkel savaş aracıdır. Avrupa’da X. ve XI. yy’da kullanılmaya
başlanmıştır. Bkz: Alexander Kazhdan, The Oxford Dictionary of Byzantium, Oxford
University Press, 1991 c:1 s.152
78
Bütün bu malzemeler ve hibeler her yıl buradan Cherson yurduna tarafımızca
gönderilecektir.’ Chersonlular bu istikakı alınca kendileri ve oğulları arasında
pay ettiler ve böylece birlik oluşturdular, ve işte bu yüzden bugüne dek
oğullar babalarının asker eksiğini tamamlamak için birliğe yazılırlar. Diogenes
ve mahiyetini Tanrı’nın sevgili oğlu Konstantine tarafından çok sayıda
malzeme ve hediye ile onurlandırıldı ve yüce imparator tarafından bahşedilen
hediyelerle birlikte Cherson yurduna döndü.
Bu olaylar cereyan ettikten birkaç yıl sonra Lazike’ye saldıran Criscoronus
oğlu Sauromatus’un torunu Sauromatus Maeotic gölünden savaşçı bir gücü
bir araya topladı ve görünüşe göre imparator Diocletian zamanında büyük
babasına yapılan aşağılamanın intikamını almak amacıyla Chersonlular’a
karşı ayaklandılar. O zaman Chersonlular’ın başında baş magistirate ve
başpiskopos olan Supolichus’un oğlu Byscus bunu öğrenince kendi
cephelerinde Sauromatos’a karşı dizildiler.
Kapha denilen bölgede Sauromatusla karşılaşıp savaşa tutuştular Tanrı’nın
yardımıyla Chersonlular onu yenilgiye uğratıp ordusuyla birlikte yurtlarından
öteye sürdüler; Sarmatusla savaşıp onu yenilgiye uğrattıkları Kapha denilen
bu yerde sınır taşları diktiler ve bu Sauromatus ve kendisiyle birlikte sağ
kalanlar aralarında dikilen bu sınır taşlarının ötesine savaş niyetiyle
geçmeyeceklerine ve taşlarca belirlenen sınırlarında kalacaklarına dair kati
suretle yemin ettiler. Ve böylece Sauromates Bosporan’a, Chersonlular da
kendi evlerine geri döndüler.
Bunlar olduktan birkaç zaman sonra bir kez daha başka bir Sauromatus
ayaklandı ve beraberindeki Maeotic gölünden gelen çok sayıda adamla
79
birlikte ilk Sauromatus tarafından hiçbir Bosparanlının savaş niyeti ile
geçemeyeceğini ifade eden yeminle dikilen sınır taşlarını ötesine intikam
almak ve zorla kendilerinden alınan toprakları geri almak arzusuyla geçtiler.
O
dönemlerde
Cherson
yurdunun
baş
yargıcı
ve
baş
piskoposu
Pharnacus’un oğlu Pharnacust idi ve Chersonlular kendi taraflarında
Sauromatus’a karşı hizaya geçtiler ve iki taraf yukarıda bahsi geçen Kapha
bölgesinde karşılaştı, her bir taraf dağlarda pozisyonunu aldı. Çok iri cüsseli
olan, kendisine ve de mahiyetinde olan çok sayıdaki adama güven
Sauromatus Chersonlular’a küstahça böbürlendi. Fakat Sauromatus’a kıyasla
daha küçük cüssede olan Pharnacus Sauromatus’un sayısal çokluğunu
görünce, çok sayıda canın yok olmasından kaçınmak için ordusuyla konuşup
Sauromatusla tek kişilik bir dövüşte savaşması gerektiğine hükmetti.
Aralarında uzlaşmaya vardıktan sonra Pharnacus Sauromatus’un adamlarına
şöyle seslendi:’Böylesine büyük bir kalabalığın yok edilmesine ne gerek var?
Sizler bu savaşa kendi arzunuzla değil Sauromatus’un buyruğuyla girdiniz. O
zaman onu benimle tek başına dövüşmesi için zorlayın ve eğer Tanrı’nın
inayetiyle onun hakkından gelirsem sizler zarar görmeden evlerinize
dönerseniz, o ve şehri benim hakimiyetime geçer; ama o eğer benim
hakkımdan gelirse, bu durumda da sizler kendi evlerinize geri dönersiniz ve o
da benim yurdumun sahibi olur.’ Sarmat gürhu bunu sevinçle kabul ettiler ve
Sauromatus’a Pharnacusla tek kişilik bir dövüşte savaşmasını söylediler.
Böylece Sauromatus kendisinin dev gibi cüssesine karşılık Pharnacus’un
oldukça kısa boylu olduğunu öğrenince bu teklife çok sevindi, çünkü
tamamiyle korunduğu zırhının içinde kendi gücüne güveniyordu. Bu şekilde
80
karara varıldıktan sonra Pharnacus ordusuna ‘ Ben Tanrı’nın yardımı ile bu
tek kişilik savaşa girdiğimde, sizler Sauramatus’un sırtının size dönük ve
yüzünün kendi adamlarına dönük, benim yüzümün size doğru olduğunu ve
sırtımın düşmana dönük olduğunu gördüğünüz zaman hep birlikte sadece
Ah! Ah! Diye bağıracaksınız ve bunu tekrar etmeyeceksiniz.’ dedi. Ve
böylece her ikisi de tek kişilik dövüş için ovaya inip ve birbirlerine karşı
hamleler yaparken Pharnacus Sauromatus’un, Sauromatusta Pharnacus’un
alanına geçtiği anda Pharnacus’un ordusu bir kez bağırdı ‘Ah! Ah!’.
Sauromatus bu bağırtıyı duyunca o anda Pharnacus’un ordusundan gelen
bağırtının sebebini anlamak için döndü. Sauromatus yüzünü geriye çevirdiği
için başlığının kaplamasında bir açık oluştu ve Pharnacus derhal ona hücum
edip Sauromatus’u mızraklayarak katletti. Sauromatus düşünce Pharnacus
atından inip onun kafasını kesti ve savaşı kazandığı için Azaklı kalabalığı
serbest bıraktı, ancak Bosporanları tutsak alıp topraklarını eline geçirdi
Chersonlular’ın yurdunun ötesindeki Kybernikon’da sınır taşları dikerek
Bosporanlar’a sadece kırk mil civarında bir toprak bıraktı ve bu sınır taşları
bugüne kadar kalıp Kapha’daki o ilk sınır taşları geçersiz olmuştur.
Pharnacus birkaç Bosporanlı yı tarım işi yapsınlar diye yanında tutup,
merhamet ederek geri kalanları yurtlarına dönmelerine izin verdi ve onlarda
Pharnacus tarafından serbest bırakılınca kendilerine karşı göstermiş olduğu
ihsan ve merhametin bir karşılığı olarak bir sütun diktiler. O andan itibaren
Sarmatlar’ın Bosporustaki hakimiyeti sona erdi.
Bu olaylar daha sonra azaldı; fakat Lamachus Cherson yurdunun baş
magistratesi ve baş piskoposu Asender de Bosporan diyarının kralı iken,
81
Bosporanlılar
Chersonlular’a
karşı
kötü
niyetle
dolu
oldukları
ve
kötülüklerinden de geri kalmadıkları için Chersonlular’a olan esaretlerinin
intikamını almak hususunda hala istekliydiler. Ve bu yüzden Lamachus’un
sadece Gykia isimli bir kızı olduğunu öğrenince, Asender’ın oğullarından
biriyle evlendirilerek bir evlilik ittifakının planlarına başladılar. Böylece
güvenle Chersonlular’ın yurdunda bir tutunma noktası elde edebilecekler ve
intikamlarını alabileceklerdi. Cherson yurduna bu isteklerini belirtmek için
elçiler gönderdiler‘Eğer bizler aramızda samimi bir sevginin var olduğunu
biliyorsak ve birbirimizle olan ilişkilerimizde kurnazlık yok ise, evlilik yoluyla
ittifak kurmamıza müsaade edin ve lideriniz Lamachus’un kızını kralımız
Asender’in oğluna gelin olarak verin ya da onu yanınıza damadınız olarak
alın ve biz de kralın oğlu aranızda iken birbirimize karşı bağlılığımız olduğunu
bilelim.’Chersonlular kendilerine şu cevabı verdi: ‘Kızımızı size veremeyiz;
ama eğer kralınız Asender’in oğullarından birini damat olarak kabul ederiz;
ancak evlilik ile bize katılacak olan Asender’in oğlu artık hiçbir zaman
yurdundaki gücüne sahip olamayacak ya da ziyaret ya da babasını kutlamak
amacıyla Bosporan diyarına gidemeyecek ve eğer buna itaat etmezse,
kesinlikle o saat ölür.’ Elçiler huzurundan ayrılıp Bosporanlar’ın yurduna
ulaştılar ve bunu anlattılar, Asender bir kez daha Kersonlular’a elçiler
gönderip şunu söyledi:’ Eğer içtenlikle konuşuyorsanız ve Lamachus’un
kızını, oraya göndereceğim en büyük oğlumla evlendireceğine garanti
verirseniz, evladımı evlilikle size bağlanması için göndereceğim.’ Görünüşe
göre Lamachus o günler altın ve gümüş, erkek ve kadın köleler çok çeşitli
türde sığır ve emlaktan oluşan servetiyle böbürleniyordu ve konağı dört
82
avluyu kaplayıp Sosae denilen yerin altına kadar uzanıyordu. Bu konağın
duvarda kendi kapısı, giriş ve çıkış için dört ana giriş yolu ile birlikte diğer
küçük yan girişleri vardı. Böylece hayvanları şehre girdiğinde, her bir hayvan,
aygır, kısrak, inek, düve, koyun ve eşek sürüsü kendi kapısından geçip kendi
ahırlarına gidiyordu. Chersonlular bu yüzden Lamachus’a Asender’in oğlunun
damadı olabilmesi için yalvardılar. Lamachus ricalarını yerine getirdi ve
Asender’in oğlu Kerson’a gelip Gykia ile evlendi. Yaklaşık iki yıllık bir aradan
sonra Lamachus öldü; Gykia’nın annesi de ondan önce ölmüştü. Bu yüzden
bir yıl geçtikten sonra, babasının ölüm yıl dönümü yaklaştığında, Gykia
babasının hatırasını canlı tutmak dileğiyle şehrin baş magistratesi ve
piskoposu olan Zethon’un oğlu Zethustan tüm halkla birlikte gelip
kendisinden şarap, ekmek, yağ, et, av eti ve şenlik icin gereken her ne varsa
almalarını, babasının vefat ettiği günün sonun kadar tüm vatandaşların eşleri
ve çocuklarıyla birlikte kendi avlularında ziyafet çekip eğlenmelerini,
sokaklarda dans etmelerini ve işten uzak durmalarını rica etti. Ve
vatandaşlara yaşadığı sürece her yıl Lamachus’un ölüm yıldönümünde şenlik
düzenlemek için gerekli her şeyi vereceğine dair yemin etti. Bunun bu şekilde
ayarlanıp yeminle tasdik edilmesiyle gizlice kumpas kuran ve ihanet için
uygun bir fırsat kollayan Gykia’nın kocası gelip anne ve babasına karşı
göstermiş olduğu gerçek evlat sevgisinden dolayı Gykia’yı kutladı ve kendisi
de eğlenmeye ve bu sözleştirilmiş törende toprağa şarap dökmeye razı oldu.
Daha sonra, kutlama ve eğlenceler bitince, gizli kölesiyle Bosporusdakilere
şunları bildiren bir mesaj gönderdi: Cherson’u çok sıkıntı yaşamadan ele
geçirebilecek bir yol buldum; şimdi sizle bana hediye gönderiyor bahanesiyle
83
geminin kürekçilerine ek olarak belirli aralıklarla on ya da on iki tane işe yarar
genç delikanlıyı gönderin ve buraya gelen gemileriniz Symbolan’a demir atıp
orada beklesinler, ben gelen gençleri ve gönderilen hediyeleri at sırtında
şehre taşıyacağım.’ Böylece bu şekilde iki yıl boyunca Bosporanlar her
defasında birkaç kişi olarak, yanlarında şehrin kumpası anlamaması için
hediyelerle geldiler ve Asender’in oğlu onları yürüyerek Symbolon’dan taşıdı
ve tekrar birkaç gün sonra akşam geç vakitte elbette onları şehrin dışına
gönderdi. Şehirden üç mil dışarıya gidecekler ve sonra hava zifiri kararınca
geriye dönüp Liman denilen yere dönecekler ve böylece onları tekne
Sosae’ye taşıyabilecek, duvarın içinde bulunan bir kapıdan onları köşke
sokabilecekti. Üç Bosporanlı kölesi dışında hepsini gizledi ki o üç köle onun
tek sırdaşlarıydı.Bunlardan biri Symbolon’a gider ve gemilerin ayrılması
emirlerini iletir, diğeri Bosporianları geri getirir ve onları Liman’a nakleder ve
sonuncusuda onları tekneyle Limandan Sosae’ye taşır ve Lamachus’un
köşküne geri dönerlerdi; bu üç kölenin ajanlıkları sayesinde Gykia’nın
kumpası fark etmesine imkan kalmadan gizlendikleri yerde adamların
ihtiyaçları giderilirdi. O daha önce de söylendiği gibi Lamachus’un ölüm
yıldönümünde,
şehir
şenlik
yaparken
ya
da
uyumaya
gittiklerinde
Bosporanlar ve köleleri işe başlayarak, şehri yakıp herkesi kılıçtan
geçirebileceklerini umuyorlardı. Bu iki yıllık boşluk boyunca iki yüz kadar
Bosporanlı Gykia’nın köşkünde toplanmıştı ve Lamachus’un ölüm yıldönümü
çoktan yaklaşıyordu. Gykia’nın aşırı şekilde düşkün olduğu oda hizmetçisi bir
hata işledi ve Gykia’nın yanından uzaklaştırıp kilit altına alındı. Kızın
kapatıldığı odanın altında Bosporanlar saklanıyordu. Kız oturup keten
84
örerken ağırlık milini yere düşürdü ve mil yuvarlanıp duvarın yanındaki derin
bir çatlağın içine düştü. Onu yerden toplamak için ayağa kalktığında onun
çok derin bir çatlağın içine düştüğünü gördü ve o derin çatlaktan
çıkartamayınca, duvarın dibinde zeminden bir tuğla çıkartmak zorunda kaldı
ve çatlağın içinden bodrum odasındaki çok sayıda adamı gördü. Bunları
görünce, aşağıdakilerin kendisini fark etmemesi için becerikli bir şekilde
tuğlayı yerine koydu ve gizlice hizmetçilerden birini sahibesini çağırtmak için
gönderdi, çünkü onun duyması ve görmesi gereken bir şey vardı. Tanrı
tarafından uyarılan Gykia köle kıza gitti ve odaya girip kapıyı kapattığında
köle kız ayaklarına kapandı ve şöyle dedi ‘Leydim sizinki beni gibi değersiz
bir kölenin üzerinde bir güçtür; ancak sahibeme tuhaf ve fark edilmemiş bir
şey gösterecektim.’ Gykia ona ‘Korkma! Konuş ve bunu ne olduğunu
göster.’dedi. Köle kız onu duvara götürdü ve becerikli bir şekilde tuğlayı
çıkartarak Gykia’ya şöyle dedi: ‘Leydim çatlağın içinden aşağıda saklanan
Bosporan sürüsünü görüyor musunuz?’ Gykia baktı ve olaya şaşırıp şöyle
dedi: ‘Bu ciddi bir entrika’ ‘ Bu olayı nasıl fark ettin?’ Köle kız ‘Kesinlikle
Leydim Tanrı’nın dileğiyle, ağırlık milimi düşürdü ve bu çatlağın içine düştü ve
çıkartamadığım için tuğlayı yerinden çıkartmak zorunda kaldım, o zaman
onları gördüm.’ Dedi. Kıza tuğlayı yerine koymasını emretti ve kollarından
yakalayıp onu kucakladı ve öptü, sonra şöyle dedi:’Hiçbir şeyden korkma
çocuğum, hatan affedildi, çünkü Tanrı senin hata yapmanı dilemiş, böylece
entrikayı gözlerimizin önüne serdi; şimdi bütün yapabileceğin konuyu gizli
tutmak, ve sakın kimseye güvenmeye yeltenme!’ Gelecek için onu yanındaki
en büyük sırdaşı olarak tuttu. Daha sonra Gykia çok fazla güvendiği iki
85
akrabasını çağırttı ve onlara gizlice şöyle dedi:’ Gidin ve gizlice piskoposları
ve şehrin soylularını bir araya toplayın, ve onlara güvenebilecekleri ve verilen
görevleri yerine getirebilecek üçer kişi seçmelerini söyleyin; onlara ne görev
verirsem yerine getireceklerine dair yemin ettirsinler ve sonra onları gizlice
bana göndersinler, bende onlara şehrin menfaatine dair önemli bir sır
vereceğim. Yalnızca çabucak size ne söylüyorsam onu yapın!’ Akrabaları
gittiler
ve
gizlice
piskoposlara
bunu
anlattılar,
onlarda
derhal
güvenebileceklerini bildikleri üç adam seçtiler ve onlara Gykia’nın dediği her
şeyi yapacaklarına, sözlerinden asla geri dönmeyip son ana kadar kendisine
ne söz verdilerse yerine getireceklerine dair yemin ettirdiler. Bu adamlar
gizlice Gykiaya gittiler ve Gykia şöyle dedi:’ Sizden isteyeceğim şeyleri yerine
getireceğinize dair bana yemin verebilir misiniz?’ Onlarsa şu cevabı verdi:’
Evet hanımefendi, bizler bizden isteyeceğiniz her şeyi sonuna kadar yerine
getireceğimize dair size yemin ediyoruz.’ Daha sonra Gykia onlara şöyle
seslendi:’ Bana yemin edin eğer ben ölürsem beni şehrin ortasına
gömeceksiniz ve ben size sırrımı açıklayacağım; gördüğünüz üzere sizden,
size külfet olacak bir şey talep etmiyorum.’ Adamlar bunu duyunca yemin
ettiler:’ Eğer ölürseniz sizi şehrin ortasına gömeceğiz ve duvarların dışına sizi
taşımayacağız.’ Gykia onların yeminlerine inandı ve şöyle dedi:’ Bana vermiş
olduğunuz kefaretten ötürü şimdi size sırrımı açıklayacağım; kendi şehrinin
varisi olan kocam bize karşı haset içinde ve entrikalar kuruyor ve köşküme
gizlice bir sürü Bosporanlıyı sokmuş. Her seferinde birkaç tane ve toplamda
iki yüz kadar silahlı kişiler ve onları kocam saklıyor, bense olaydan
habersizdim; ama şimdi Tanrım bunu bana göstermek için bir olay buldu.
86
Şimdi onun planı şu, şehirde şenlik düzenleyeceğim babamın ölüm
yıldönümünde siz eğlenip uyumaya gittiğinizde, gece onunla beraber olan
Bosporanlılar ve köleleri hepinizi kılıçtan geçirip evlerinizi ateşe verecek.
Babamın ölüm yıldönümü yaklaşıyor ve ettiğim yemin uyarınca şenlik için
gerekli şeyleri her zaman olduğu gibi size vereceğim. Sizde o zaman neşeyle
koşup gidip her şeyi istekli bir şekilde gelip alacaksınız, böylece o bizim
olaydan haberdar olduğumuzu fark edemez ve bir iç savaş aniden patlak
veremez. Bu yüzden toplu her zaman olduğu gibi şenliğinizi yapın ama makul
şekilde ve meydanlarda dans edin ama herkes evinde kereste, çalı çırpı ve
kuru meşaleler hazırlasın böylece şenliği ve danslarınızı sona erdirip
dinlenmek için evlerinize gidiyor gibi göründüğünde, bende evdekileri paydos
edip kapıları kilitlemelerini emrettiğimde, siz sessizce erkek ve kadın
köleleriniz ve de tüm ev hanelerinizle yanlarınızda kereste, çalılar ve
meşaleleri getirmeli; onları kapı önlerine, yan geçitler ve evin tüm etrafına
yığmalı ve keresteler üzerine daha çabuk ateş alsın diye yağ dökmelisiniz.
Ben dışarı çıkıp emri verince bunları ateşe vermelisiniz ve sizlerde camlardan
dışarı atlayan olduğunda onları kılıçtan geçirebilmek için evin etrafında
silahlarınızla durun. Şimdi gidin ve bu sırrı anlatıp size söylediğim her şeyi
hazırlayın.’ Bu şeyleri üç adamdan duyunca, vatandaşlar her şeyi Gykia’nın
emirlerine uygun biçimde aceleyle yaptılar. Anma günü geldiğinde Gykia
neşeli gibi görünerek şehrin erkeklerine haber gönderip şenlikler için gerekli
şeyleri almalarını söyledi. Kocası da buna yardım etti ve şenlikler için daha
fazla şarap verilmesini rica etti. Vatandaşlar mutlulukla her şeyi aldılar ve
emredildiği gibi şenliklere başladılar, bütün gün dans ettiler, ancak akşam
87
olduğunda vatandaşlar ayrılmaya ve dinlenmek için evlerine dönmeye
başladılar. Tüm ev haneleriyle de şenlik yaptılar Gykia’da kendi evindeki
herkese sarhoş olup uyumaları için içirdi, sadece oda hizmetçilerinin ayık
kalmasını emretti ve kendisi de şaraptan uzak durdu. Çünkü mor bir kupa
bulmuştu ve onu oda hizmetçisine verdi, gizlice ona içine su doldurmasını
tembihledi. Kocası mor kupayı görünce, içinde su olduğunu fark edemedi.
Akşam olduğunda ve az önce de söylediğim gibi vatandaşlar şenlikleri
bitirince Gykia kocasına ‘Şenliğimizi yaptık; hadi gidip yatalım’ dedi. Bunu
duyan kocası sadece çok mutlu oldu, yatmaya gitmek için acele etti; çünkü
çevirdiği entrikalarla ilgili karısına bir ipucu verebilirdi. Böylece Gykia bütün
kapı ve pencerelerin kilitlenmesini sonra da her zaman ki gibi anahtarların
kendisine getirilmesini buyurdu. Bunlar yapılınca kumpastan haberdar olan
özel hizmetçisine ‘ Sen ve oda hizmetçilerinin geri kalanları kucaklarınızda
taşıyabileceğiniz tüm mücevherlerimi ve altınlarımı sessizce alacaksınız ve
hazırlıklı olacaksınız, size emir verdiğimde beni takip edeceksiniz.’ dedi.
Emrettiği gibi her şeyi yaptılar ve hazırlandılar. Tabi ki kocası şehre karşı
ihanet etmeden önce birazcık kestirmek için uzanıyordu ama Gykia bütün ev
halkı yatıncaya kadar uyumaktan kaçındı, ve kocası içkili alemlerden sonra
adam akıllı yorgun düşmüştü. Uyuyormuş gibi görünen Gykia kocasını içeride
kapatarak ustaca yatak odasını kilitledi, hizmetçileriyle beraber aşağı indi
sessizce yan kapılardan çıkıp kapıları kilitledi ve hemen evin her tarafının
yakılmasını emretti. Ateş yakıldı ve ev alevlere boğuldu, evin dışına atlamayı
başaranlar
vatandaşlarca
katledildi.
Bütün
ev
içindekilerle
beraber
temellerine kadar tahrip oldu ve Tanrı Chersonlular’ın şehrini hilekar
88
Bosporanlar’dan korudu. Vatandaşlar tahrip olmuş evi kazıp araziyi yeni
inşaat için temizlemeyi istediklerinde Gykia buna izin vermeyip şehre karşı
tertip edilen entrikaya sebep olduğu için tüm vatandaşlardan tahrip olmuş
evin üzerine pisliklerini getirip dökmelerini istedi ve bu yüzden bugüne kadar
bu yer Lamachus’un casus kulesi olarak çağırılmıştır.
Bütün bunlar nihayete erdiğinde, Gykia’nın Tanrı’nın kudretiyle kendilerine
sunmuş olduğu sayısız nimeti, kendisi için asla bir şey istemeyip şehrin
kurtuluşunu her şeyin önüne koymasını gören Chersonlular, hizmetlerinin bir
karşılığı olarak şehir meydanına onuruna iki bronz anıt diktiler. Bu anıtlar
onun gençlik yıllarında vatandaşlara yapmış olduğu iyilikleri ve göstermiş
olduğu şefkati temsil ediyordu. O müşfik yaşında baba topraklarını Tanrı’nın
inayeti ile korunmasında büyük bir bilgelik göstermişti. Sütunlardan birinin
üzerine o ölçülü bir biçimde süslenmişti ve vatandaşlara kocasının ihanetinin
hikayesini anlatıyordu, diğerinde ise şehre ihanet edenlerle savaşırken
resmediliyordu; anıtının kaidesinin üzerinde Tanrı’nın inayetiyle şehir için
yaptığı tüm iyilikler yazılmıştı. Erdem sahibi bir olarak kaideyi ovaladığınızda
yazılı olan her şeyi ve hain Bosporanlar’ın alt edilişini okuyabilirsiniz.
Birkaç yıl sonra Cherson yurdunun baş magistratesi ve piskoposunun
Philomusus’un oğlu Stratophilus olduğu zaman, üstün bir zekaya sahip olan
Gykia, Kersonlular’ın ebedi sözlerini yerine getirip kendisini şehrin ortasına
gömüp gömmeyeceklerini anlamak ve Chersonlular’ın kendilerini bu konuda
ispatlaması
için
bir
oyun
oynamaya
karar
verdi.
Kız
köleleri
ile
kararlaştırdıktan sonra kendisini yaşlanıp ölmüş gibi gösterdi. Köleleri onu
musalla taşına uzatıp şehrin vatandaşlarına şu mesajı gönderdiler:’
89
Hanımefendi öldü, onu nereye gömeceğimizi bize gösterin.’ Gykia’nın
öldüğünü duyunca Chersonlular mevzuyu düşünüp taşındılar ve artık onu
şehrin ortasına gömeceklerine dair ettikleri yemini tutmak konusunda istekli
değillerdi, ve onu alıp şehrin dışına gömmek için taşıdılar. Fakat sehpa
mezara konmak üzere iken Gykia kalktı ve tüm vatandaşlara bakıp şöyle
dedi:’ Sizin ebedi sözünüz bu mu? Bütün işlerinizde gerçek bu mu? Cherson
vatandaşına inanan herkese eyvahlar olsun o zaman!’ Chersonlular
Gykia’nın kendileri için söylemiş olduğu sözleri duyunca sözlerinden
döndükleri için büyük utanç duydular ve hatalarını affetmesi için, onu
yatıştırmak için etrafını sardılar ve onu öldüğünde şehrin ortasına
gömeceklerine dair tekrar yemin ettiler. Gykia öldüğünde yeminlerine sadık
kaldılar. Hala hayatta iken tabutunu seçtiği noktaya kurdular ve mezarının
üzerine yeni bir bronz anıt yaptılar.
Tamatarcha şehrinin dışında neft çıkarılan pek çok kuyu vardır. Papagia
bölgesinde, içinde Zichianlar’ın yaşadığı Zichiadaki Pagi denilen yerde neft
çıkartılan dokuz kuyu vardır, ancak bu dokuz kuyunun yağları aynı renk
değildir, bazıları kırmız, bazıları sarı ve bazısı da siyahımsıdır.
Zichiada Papagideki Sapaxi( ki anlamı toz demektir.) denilen köyde içinde
neft çıkan bir dere vardır. Ama Chamouch denilen köyde neft akan başka bir
pınar daha vardır. Chamouch eski zamanlarda köyü kuran adamın adıdır; bu
sebepten
ötürü
o
köye
Chamouch
denilmektedir.
Bu
yerler
at
değiştirmeksizin denizden bir günlük yolculuk mesafesindedir.
Derzene eyaletinde, Sapikion ve Episkopion köyleri yakınlarında neft
çıkarılan bir kuyu vardır.
90
Tziliapert eyaletinde, Srechiabarax köyünün altında neft çıkarılan bir kuyu
vardır.
Eğer Cherson şehrinin erkekleri ayaklanırsa ya da imparatorluk emirlerinin
aksine hareket etmeye karar verirlerse, o zaman Konstantinopolis’deki tüm
Cherson gemilerine yükleriyle birlikte el konulmalı, Chersonlu denizciler ve
yolcular tutuklanıp hapse atılmalı ve daha sonra üç imparatorluk temsilcisi
gönderilmelidir: Bir tanesi Armeniakoi eyaleti kıyılarına, diğeri Paphlagonia
eyaleti kıyılarına ve diğeri de Boukellarian kıyılarına Cherson gemilerinin
mülkiyetlerini almak, onların yüklerine ve gemilerine el koymak, adamlarını
tutuklayıp onları hapse atmak ve bu olayları rapor etmek için. Dahası bu
imparatorluk temsilcileri Paphlagonyalı, Boukellarianlı ticari gemilerin ve
Pontus’un kıyı gemilerinin Cherson’a tahıl, şarap veya herhangi bir ticari
malla geçişlerini yasaklamalılar. Daha sonra askeri vali de hazine tarafından
Cherson şehrine imtiyaz olarak verilen on poundu ve iki pounluk haracı
haczetmesi
konusunda
bilgilendirilmeli,
daha
sonra
da
askeri
vali
Chersondan geri çekilip başka bir şehre yerleşmelidir.
Eğer Chersonlular Roma diyarına seyahat edip Peçeneklerden ticaret
yoluyla ettikleri deri ve balmumunu satamazlarsa, yaşayamazlar.
Eğer tahıl Aminsos, Paplagonya, Boukellarioi ve Armeniakoi uçlarından
geçmezlerse, Chersonlular yaşayamazlar.
91
3.BÖLÜM
ESERE İLİŞKİN NOTLAR VE ESERİN AÇIKLANMASI
92
BÖLÜM I. Peçenekler
Bir devlet olamasalar da Peçenekler güçlü bir kavim olarak tarihe isimlerini
yazdırmışlardır Peçenekler Batı Göktürk boylarına mensup bir kavimdir. 149
VIII. yy ’da Işık150 ve Balkaş151 gölleri arasında yaşamakta olup Batı Göktürk
Devleti’nin dağılmasıyla diğer Türk boylarıyla mücadele ederek Batı’ya doğru
sürülmüşlerdir. Bu ilerleyişin neticesinde Tolaç boyundan Sir Derya bölgesine
geçmişlerdir. Bununla birlikte kavmin yer değiştirmesi uzun yıllar boyunca
devam etmiştir. Bu bölgeye yerleşmelerinin ardından Oğuzlar’ın ilerlemesiyle
Hazar Kağanlığı’na komşu olmuşlardır. IX. yy ın ortalarında bu coğrafyada
başlayan göç dalgasının sebebi göçebe yaşam tarzını benimseyen bu
kavimlerin hayvanları için daha iyi otlak alanlar bulma arayışı olmuştur.
Peçenekler’in ilk dönem yaşayış tarzlarına dair bilgiler çok azdır. Bununla
birlikte IX. yy da Emba ve Yayık bölgelerinde yaşadıkları bilinmektedir.
Yazları Orta İdil bölgesinde, Kışları ise Yayık bölgesinde geçirmişlerdir.
Oğuzlar’ın baskısıyla Hazar
152
Kağanlığı’na komşu olan Peçenekler’le
yerleşik hayata geçmiş olan Hazarlar arasında pek de dostane olmayan
ilişkiler gerçekleşmiştir. Askeri açıdan zayıflayan Hazar Kağanlığı’na giden
ticaret kervanlarına sık sık saldırıp yağmalamışlardır. Peçenekler İdil’in
batısına geçtiğinde Karadeniz bölgesinin bu bölümü nispeten boştu. 153
149
Akdes Nimet, Kurat, Peçenek Tarihi, İstanbul, 1937 s.26
Günümüzde Kırgızistan sınırında kalmıştır. Issık Gölü olarak geçer. Bkz: Akdes Nimet,
Kurat, Peçenek Tarihi, İstanbul, 1937, s.30
151
Peçenekler’in ilk yerleşim yerleridir. Bkz: Иссык-Куль. Нарын:Энциклопедия
[Encyclopedia of Issyk-Kul and Naryn Oblasts] (in Russian). Bishkek: Chief Editorial Board of
Kyrgyz Soviet Encyclopedia. 1994. s.512.
152
12. Bölümde detaylı bilgi verilmiştir.
153
Akdes Nimet, Kurat, IV-XVIII. Yüzyıllarda Karadeniz’in Kuzeyindeki Türk Kavimleri ve
Devletleri, Ankara 1972 s.45
150
93
Karadeniz’in kuzey bölümüne geçmeleri daha sonra Avrupa’nın ve
Balkanlar’ın etnik ve siyasi yapılarında değişimlere neden olacaktır.154
Peçenekler’in tarihine ait kaynaklar çoğunlukla bu kavimle savaşa tutuşan
devletler tarafında kaleme alınmıştır. Rus ve özellikle Bizans kaynakları
bizlere güvenilir bilgiler sağlamaktadır. VII. Konstantine Porphyrogenitus’un
kaleme almış olduğu De Administrando İmperio adlı eser Bizans- Peçenek
siyasi ilişkilerinin anlaşılması açısından iyi bir kaynak teşkil etmektedir. Öte
yandan Rus kaynaklarında ise daha çok Ruslar ve Peçenekler arasında
yaşanmış olan savaşlardan bahsedilmektedir. Peçenekler’in Ruslar ve
Bizans imparatorluğu ile yakın münasebet içinde olmalarından dolayı bu
kaynaklar daha güvenilir kabul edilmektedir. Doğu kaynaklarına bakıldığında
ise
Arap
ve
Fars
kaynakları
ikinci
ve
hatta
üçüncü
el
bilgiler
barındırmasından dolayı genel olarak daha az güvenilirdir.155
Peçenek adının kökenleri hususunda çeşitli görüş farklılıkları bulunmaktadır.
İsmin kökeni yinede bir akrabalık terimi olan ‘bacanak’ kelimesine
dayandırılmaktadır. 156 Peçenek adı kaynaklarda Yunanca Patzinak, Latince
Pacinacea-Bisseni-Bizzenus, Rusça Peçenyeg, Bulgarca Peçenegi, Hırvatça
Peçenezi, Macarca Besenyo, Ermenice Badzinag ve Çince Pei Ju olarak yer
almaktadır. 157 Öte yandan Türk kaynaklarında ve Gök-Türk kitabelerinde
Kenger,
Kengeris
isimleriyle
anılmaktadır.
İmparator
Konstantine
Porphyrogenitus De Administrando İmperio adlı eserinde Peçenek ulusu
154
Akdes Nimet, Kurat, IV-XVIII. Yüzyıllarda Karadeniz’in Kuzeyindeki Türk Kavimleri ve
Devletleri, Ankara 1972 s. 46
155
Akdes Nimet, Kurat, Peçenek Tarihi, İstanbul 1937 s.50
156
Sadettin, Gömeç, Türk Tarihinde Peçenekler, AÜDTCF Dergisi, c.53, 2013 s.2
157
Uli, Schamilogi, The Name of The Pecheneges in ibn Hayyan’s AL-MUQTABAS, Jurnal
of Turkish Studies, 1984 s.216
94
hakkında bilgi verirken onların iki boyundan ‘Kangar’ olarak söz eder ve
Kangar kelimesinin yiğit soylu anlamına geldiğni belirtir. 158 XI. yy ın en önemli
eserlerinden biri olan Anna Komnena’nın ele aldığı Alexiad adlı eserde
Peçenekler’den Skitler159 olarak bahsedilmektedir.160
Peçenekler 150 yıldan fazla bir süreyle Karadeniz’in kuzeyine hakim bir
şekilde varlıklarını sürdürmüşlerdir. Ancak ‘Uruğ’ sistemiyle yönetilmelerine
rağmen asla bir devlet kuramamışlardır. 161 Uruğlar halinde yaşamış olan
Peçenekler göçebe hayatın gerekliliklerinden olan yazlak ve kışlak hayatını
benimsemişler, sürekli hayvanları için bir otlak arayışı içinde olmuşlardır.
Bu kavim yaşam koşullarının çetin olması nedeniyle askeri sisteme göre bir
nizam kurmuşlardır. Sert ve mücadeleci yaşam koşulları onları küçük yaşta
ata binip silah kullanmak zorunda bırakmıştır. 162 Aileler, obalar, oymaklar
hepsi askeri bir nizama ve disipline tabi idiler.163
VIII.yy dan XII.yy’a kadar devam eden Peçenek akınları Karadeniz’in
güneyinden başlayarak Avrupa ve Balkanlar’ın şekillenmesine neden
olmuşlardır. Sonunda ulaştıkları yerlerde diğer milletlerce asimile edilerek
kimliklerini yitirmişlerdir.
158
Constantine Porhyrogenitus, De Administrando İmperio, Gyla Moravcsik- R.J.H. Jenkins,
Washington, 1967 s.145
159
M.Ö. VIII.yy ile M.Ö. III.yy arasında Avrupa’da ve Orta Asya’da yaşayan topluluklardır.
Saka, İskit olarak da kaynaklarda yer almışlardır. Bkz: Alexander Kazhdan, The Oxford
Dictionary of Byzantium, Oxford University Press, 1991 c:3 s.1857
160
Anna Komnena, Alexiad, Çev. Bilge Umar, İstanbul 1996 s.155
161
Akdes Nimet, Kurat, IV-XVIII. Yüzyıllarda Karadeniz’in Kuzeyindeki Türk Kavimleri ve
Devletleri, Ankara 1972 s.59
162
Akdes Nimet Kurat, Peçenek Tarihi, İstanbul 1937 s.58
163
Akdes Nimet, Kurat, IV-XVIII. Yüzyıllarda Karadeniz’in Kuzeyindeki Türk Kavimleri ve
Devletleri, Ankara 1972 s.58
95
Açıklamalar
Anna Komnena, Alexiad, Çev. Bilge Umar, İstanbul 1996.
Constantine Porhyrogenistus, De Administrando İmperio, Gyla MoravcsikR.J.H. Jenkins, Washington, 1967.
Gömeç, Sadettin, Türk Tarihinde Peçenekler, AÜDTCF Dergisi, c.53,2013.
Kurat, Akdes Nimet, IV-XVIII. Yüzyıllarda Karadeniz’in Kuzeyindeki Türk
Kavimleri ve Devletleri, Ankara 1972.
Kurat, Akdes Nimet, IV-XVIII. Yüzyıllarda Karadeniz’in Kuzeyindeki Türk
Kavimleri ve Devletleri, Ankara 1972.
Kurat, Akdes Nimet, Peçenek Tarihi, İstanbul 1937.
Mesudi, Muruc Ez-Zeheb çeviren: D. Asen Batur, Selenge Yayınları, İstanbul
2011.
Minorsky, V, Hududü’l Alem Mine’l Meşrik ile’l Magrib, çeviren: Murat Ağari,
Kitapyurdu Yayınevi, İstanbul 2008.
Mukaddesi, İslam Coğrafyası (Ahsenü’t Takasim) çeviren: Ahsen D. Batur,
Selenge Yayınları, İstanbul 2015.
Nemeth, Gyula, Peçenek ve Kumanlar’ın Dili, Belleten s.14-15, Ankara,1951.
Pritsak, Omeljan, The Pechenegs: A Case of Social and Economic
Transformation, Journal Article in Archivum Eurasiae medii aevi, 1975.
96
Schamilogi, Uli, The Name of The Pecheneges in ibn Hayyan’s ALMUQTABAS, Jurnal of Turkish Studies, 1984.
Иссык-Куль. Нарын:Энциклопедия [Encyclopedia of Issyk-Kul and Naryn
Oblasts] (in Russian). Bishkek Chief Editorial Board of Kyrgyz Soviet
Encyclopedia. 1994.:
97
BÖLÜM II. Ruslar’ın Kökeni
Günümüzde Rusya olarak bilinen bölge Orta ve Batı Avrupa’dan Sibirya’nın
derinliklerine kadar uzanan çok büyük bir ovadır. Bu devasa ovanın
güneybatısında Karpatlar
164
, güneyinde Kafkaslar, doğusunda Pamir
Dağları 165 , Altay Sıradağları 166 ve Tanrı Dağları 167 bulunmaktadır. Yine bu
ova tarih boyunca bu coğrafyada yaşayan toplumlar için büyük önem arz
eden nehirleri barındırmaktadır.
Bu nehirlerin birçoğu kuzey güney
doğrultusunda akmaktadır ve Baltık ve Kuzey Buz Denizini ya da Karadeniz
ve Hazar Denizine akmaktadır.168 Bu nehirlerin en önemlileri Dnyeper, Don,
Volga, Dnester (Turla), Amur, Kuzey Dvina ve Pechora’dır. Akarsular kadar
göller de büyük Rus ovasında önemli bir yer tutmaktadır. Bölgenin en önemli
gölleri Avrupa tarafından Ladoga ve Onega, Sibirya tarafında ise Baykal
bulunmaktadır.
Bulunduğu coğrafi enlemler ve yüksek dağ sıralarıyla kuşatılmış olması
Rusya’nın ikliminde en önemli etkenlerdir. Bölgede sert karasal iklim
hakimdir. Bu iklim özelliğine bağlı olarak çok çeşitli bitki örtüsüne rastlamak
mümkümdür. Öncelikle bu diyarın yaklaşık %15’ini tunduralar yani bataklık,
yosun, turba ve çalılıklardan oluşan topraklar teşkil eder.
Bugün böylesine çeşitli yeryüzü şekillerine sahip bu topraklarda yaşayan
Ruslar dediğimiz ulusun ataları birden çok etnik yapının oluşturduğu bir
164
Doğu Avrupa’da bir dağ silsilesi Bkz: Diyanet Vakfi İslam Ansiklopedisi, İstanbul, 2010,
c:35 s.167
165
Himalaya dağlarının kuzey silsilesi Bkz: Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, İstanbul, 2010,
c:18 s.251
166
Rusya, Moğolistan ve Çin’e uzanan dağ sırası. Bkz: Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi,
İstanbul, 2010, c:3 s.507
167
Orta Asya’da bulunan büyük dağ sistemi. Bkz: Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi,
İstanbul, 2010, c:35 s.572
168
V. Nicholas Rıasnovsky & D. Mark Steinberg, Rusya Tarihi, İnkılap Kitapevi,2011 s.20
98
halktı. Bu topluluk içinde ne kadar çok etnik grubu barındırmış olursa olsun
(Örn: Hazarlar, İskitler) büyük oranda Doğu Slavlarından etkilenmişler ve
Slavlaşmışlardır. Doğu Slavlar Rus havzasına VII, VIII ve IX. Yüzyıllar
boyunca yerleşmişlerdir. Bu halkın konuştuğu dil Doğu Slav diliydi ve kısa
zaman sonra büyük bir imparatorluk haline gelecek devletin de resmi dili
olacaktır.
Kendilerine ait ilk yazılı referanslar Yaşlı Pliny (Büyük Plinius)169 ve Tacitus170
gibi erken dönem klasik yazarlarına ve Bizanslı Procopius 171 ile Gotlu
Jordanes172 gibi sonraki dönem tarihçilerine aittir.173 Slavlar için bu yazarların
ve tarihçilerin en çok kullandıkları terimler ‘Venedi’ ve ‘Ant’ tır. Doğu
Slavlarıyla ilgili en önemli kaynak XII. Yüzyıldan kalma Primary Chronicle174
yani İlk Tarih’tir. Bu kaynağa göre Doğu Slavlar, Karadeniz’den, Tuna’dan,
Karpat
Dağlar’ından,
Ukrayna’dan
ve
ötesinden
kuzeyde
Novgorod
topraklarına ve doğuda Volga’ya doğru Rus ovasına yerleşen on iki
kavimdir.175 Bu halk arasında IX. yüzyılda tarım gelişmişti. Tarımın yanı sıra;
balıkçılık, avcılık, arıcılık, büyükbaş hayvan yetiştiriciliği, dokumacılık,
169
Yazar ve filozof olan Yaşlı Plinius, insanlık tarihinin ilk ansiklopedisini yazmıştır. Doğa
tarihi adında bir derleme kitabı bulunmaktadır. Bkz: Pliny the Younger; Constantine E.
Prichard; Edward R. Bernard (Editors) (1896). Selected Letters. Oxford: Clarendon Press.
s. 1.
170
Roma tarihi ve imparatorluğun kuzeyindeki Germenler adı eserleriyle ünlüdür. Hatip,
filozof, avukattır. Bkz: Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, İstanbul, 2010, c:23 s.212
171
Bizanslı önemli tarihçilerdendir. Savaş döneminde İmparator Justinianus’un generaline
eşlik etmiş ve savaşta gözlemlediklerini kayda geçirmiştir. Justinianus'un Savaşları, I.
Justinianus'un Binaları ve Gizli Tarih isimli kitapları yazmıştır. Bkz: Procopius, Bizans’ın Gizli
Tarihi, çeviren: Orhan Duru, Ada Yayınları, İstanbul, 1990, s.10
172
Romalı bir tarihçi olan Jordanes, VI. yüzyılda iki tarihi eser kaleme almıştır. birisi “ de
suma temporum vel origine actibusque romanorum “ diğeri ise “ romanorum, getica” dır. ilki
bir dünya kronoğidir. ikinci eser ise Got Tarihi’dir. Bkz: Alexander Kazhdan, The Oxford
Dictionary of Byzantium, The Oxford University Press, 1991, c:2 s.1072
173
V. Nicholas Rıasnovsky& D. Mark Steinberg, , Rusya Tarihi, İnkılap Kitapevi,2011 s.120
174
Old Church Slavonic: Повѣсть времѧньныхъ лѣтъ, Pověstĭ Vremęnĭnyhŭ Lětŭ, gerçek
ismidir.
175
V. Nicholas Rıasnovsky& D. Mark, Steinberg, Rusya Tarihi, İnkılap Kitapevi,2011 s.125
99
çömlekçilik ve doğramacılıkla da meşgul olmuşlardır. Demiri işlemeyi
biliyorlar ve ticaretle de yakından ilgileniyorlardı. Novgorod, Smalensk ve
Kiev gibi üç büyük şehirleri vardı. Ruslar’ın ilk devletini işte bu üç şehirden
biri olan Kiev kuracaktır.
Geleneksel olarak, M.S 862 yılı Rusya tarihinin başlangıcı olarak kabul edilir.
İlk tarihe göre o yıl ilk Rus hanedanlığının kurucusu olan ‘Ruirik
muhtemelen
iki
kardeşi
ve
savaşçılarıyla
birlikte
Novgorod’a
176
’
gelir.
Novgorodda yaşayan Slavlar kendilerinden büyük haraçlar talep eden
Varegler’e karşı ayaklanmışlar ve onları şehirlerinden sürmüşlerdi. Ancak
kısa süre sonra kendi aralarında çatışmalar başlamıştı. Bu çatışmalar şehri
kaosa sürüklemiş ve en büyük darbeyi ticaret almıştı. Slav halk umutsuzluk
içinde Varenglerden geri dönmelerini ve kendilerini tekrar yönetmelerini
istemiştir. Bunun üzerine Ruirik kardeşleri Askold ve Dir ile birlikte
Novgorod’a gelirler fakat kısa bir süre sonra 600 mil güneyde bulunan Kiev
şehrine taşınırlar ve burada ilk büyük Rus devletinin temelini atmış olurlar.
Modern Rusya’nın başlangıcının bu derece romantik bir şekilde tasvir
edilmesi tarihçiler tarafından günümüzde pek kabul görmemektedir. 862
tarihinin çok daha öncesinde Doğu Slavlar belirli seviyede politik bir oluşum
içine girmişlerdir. Konstantinopolis şehri 360 ylında Doğu Slavlar tarafından
kuşatılmıştır177. Kiev’in Dnyeper nehrinin üç koluna ve steplere olan yakınlığı
Kiev’in hızla yükselmesinde büyük katkı sağladı. Novgorod, Smolensk ve
diğer kuzey yerleşimlerinden nakledilen mallar burada birleştiriliyor ve
176
Novgorod ve Kiev Rusyasını yönetmek için Novgorod halkının Varaeglerden istediği
hanedanlığı başı. Bkz: Ian, Grey, Horizon of Russia, American Heritage Publishing Co. Inc,
1970 s.17
177
Ian, Grey, Horizon of Russia, American Heritage Publishing Co. Inc, 1970 s.17
100
dönemin çeşitli deniz ve akarsu vasıtalarıyla önce Karadeniz’e daha sonra da
Konstantinopolis’e
ulaştırılıyordu.
Kitabımızın
yazarı
İmparator
VII.
Konstantine detaylı bir şekilde malların Kiev’de toplanışını ve nakledilişini
anlatmaktadır.
Öte yandan Ruirik’in kardeşleri Askold ve Dir Peçenekler’e ve komşu Slavlar
üzerindeki nüfuzlarını Kiev’den idare ediyorlardı. Şehri ticaret rotalarının ve
daha sonra step göçebelerine karşı korunduğu bir üs haline getirmişlerdi.
Ruirik’in halefi olan diğer bir Varagian Oleg 879’da Novgorod’a geldi Askold
ve kardeşi Dir’i katletti.
Oleg bunun üzerine hükümdarlığını ilan etti. Oleg aktif bir hükümdardı ve
efsanelerde ‘Bilge olan’ (Veschi) olarak yaşatılmaktadır. Hükümdarlığı
boyunca kuzeyde ve güneyde kabileler arasında hakimiyetini kurmuştu. İlk
kez Bizans’a giden nehir yolları boyunca belli derecede bir birlik oluşmuştu.
Oleg 33 yıllık hükümdarlığında zirve noktası 907 yılındaki Konstantinopolis’e
yaptığı hırslı saldırıydı. Oleg’in gemilerinden Grekler ve Ruslar’a bir elçi
gönderdiler ve ondan şehri yıkmamalarını talep ettiler, eğer bu teklifi kabul
ederlerse, istedikleri haracı ödeyecekelerini belirttiler. Olaylar Oleg’in istediği
şekilde sonuçlanmıştı ve Bizans’a zoraki bir ticaret anlaşması imzalattılar.
Oleg zaferle ayrılmıştı ve Kiev’e beyaz keten, altın, meyve, şarap ve her türlü
ziynet eşyasıyla dönmüştü.
Bizans’ın masalsı pazarlarının kendi halkına açılmasıyla Oleg Kiev ve
nüfuzunun sonraki 300 yıl boyunca büyümesinin temelleri atılmıştı. 178
178
Ian, Grey, Horizon of Russia, American Heritage Publishing Co. Inc, 1970 s.24
101
912 yılında Oleg öldü yerine Ruirik’in oğlu ya da torunu olan Igor yüce prens
oldu. Oleg gibi Igor’da etkili bir hükümdardı. Derevlian Slavlar179’ı arasında
çıkan bir isyanı bastırdı ve Peçenekler’in bir işgalini de önledi.
Günümüz Türkiyesi olan Anatolia’ya ve Transkafkasya’ya ( Gürcistan,
Ermenistan, Azerbaycan) pahalı ve başarısızlıkla sonuçlanan seferlere girişti.
944’te Bizans’a karşı bir saldırı için Peçenek ve Varagian birliklerini kiraladı.
Ancak Bizans elçileri Ruslar’a bir barış ve ticaret antlaşması talep ettiler.
945’te ikinci bir Rus-Bizans antlaşması imzalandı. Ancak Igor bu antlaşmanın
faydalarını göremeden hemen öldü.
Igor’un oğlu Svyatoslav’ın 180 henüz küçük bir çocuk olmasından dolayı,
annesi prenses Olga naip olarak ülkenin idaresini üstlendi. İsmi İskandinav
kökenli olmasına rağmen, bir Pslov181 yerlisi ve Slav olan Olga ‘Kadınların en
bilgesiydi.’ Igor’un katilleri Kiev’e gelip prensese evlilik teklifinde bulundular.
Ancak prenses kurnaz bir devlet adamı olduğunu ispat etti ve onlara ‘
Teklifiniz beni mutlu etti; işin aslı kocam ölümde geri dönemez’ dedi. 182
Olga’nın
bütün
amacı
kocasının
katillerinden
öç
almak
ve
onları
cezalandırmaktı. Olga kalenin içine tekneleriyle girecek olan Derevlianlar için
büyük hendekler kazdırdı. Olga’nın kurnaz planı hakkında tüm halkı uyarıldı.
Kievliler sanki bir fatih onurlandırılıyormuşçasına Derevlian gemilerini
Olga’nın huzuruna taşıdılar ve daha sonra bu tekneleri adamlarıyla birlikte
hendeğe yuvarladılar. Olga kocasının öcünü en ağır şekilde almıştı.
179
VI. ile X. yy’da Ukraynanın sınırlarına yakın bölgelerde yaşamış kabiledir. Bkz: Alexander
Kazhdan, The Oxford Dictionary of Byzantium, The Oxford University Press, 1991, c:3
s.1916
180
Igor ve Olga’nın oğlu. Bkz: Alexander Kazhdan, The Oxford Dictionary of Byzantium, The
Oxford University Press, 1991, c:3 s.1979
181
Rusya’nın kuzeybatısında yer alır. X.yyda Kiev Kağanlığına bağlıydı.
182
Ian, Grey, Horizon of Russia, American Heritage Publishing Co. Inc, 1970 s.25
102
Düşmanlardan kurtulur kurtulmaz, Olga pagan inanışını terketti, prensesin bu
girişimi özellikle keşiş kroniklerinde sevinçle anlatılır. Bu olay ya 955 yılında
Kiev’de ya da ondan üç yıl sonra Konstantinopolis’i ziyaretinde gerçekleşti.
Her durumda yetenekli bir kadındı. Ülkenin genel idaresi konusunda
reformlara girişti ve toprakları vergi ödeyen bölgeler şeklinde bölerek
vergilerin toplanması ve ödenmesi hususunda uzmanlar atamıştı.
İmparatorluk şehri Konstantinopolis Kievli tüccarların asıl hedefiydi ve
muhteşem şehir Slavlar arasında çok ünlüydü. Dahası Bizansla kurulan
bağlar bazı Ruslar’ın Hristiyan olmasını tetikledi ancak bunların sayıları çok
fazla değildi. Bu sebepten dolayı Prenses Olga’nın Hristiyan olması önemli
bir olaydı. Prensesin vaftiz babalığı İmparator Konstantine tarafından yapıldı
ve Konstantine’nin eşi imparatoriçe Helen’in adını onurlandırmak için Olga
Helen ismini aldı. 183 Olga’nın bu seçimi tüm Rus halkının Hristiyanlığı
benimsemesi için bir adım olmadı. 184 Buna en iyi örnek Prenses Olga’nın
oğlu I. Svyatoslav annesinin büyük ısrarına rağmen Hristiyanlığı kabul
etmedi.185
183
Ian, Grey, Horizon of Russia, American Heritage Publishing Co. Inc, 1970 s.25
Ian, Grey Horizon of Russia, American Heritage Publishing Co. Inc, 1970 s.25
185
Ian, Grey, Horizon of Russia, American Heritage Publishing Co. Inc, 1970 s.25
184
103
Açıklamalar
Bushkovitch, Paul, Peter The Great, Rowman& Littlefield Publisher, 2003.
Constantine E. Prichard; Edward R. Bernard (Editors) (1896). Pliny The
Younger, Selected Letters. Oxford: Clarendon Press.
Dmytryshyn, Basil, Medieval Russia A Source Book, 850-1700, Holt Rinehart
& Winston Publisher,1990.
Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, İstanbul, 2010.
Franklin S, Jonathan S, Emergency of Rus 750-1200, Longman Publisher,
1996.
Grey, Ian, Horizon of Russia, American Heritage Publishing Co. Inc, 1970.
Kurat, Akdes, Nimet, Rusya Tarihi Başlangıçtan 1917’ye kadar,
TTK,
Ankara, 2010.
Ostrogorsky, Georg, Bizans Devleti Tarihi, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 2011.
Perrie, Maureen, The Cambridge History of Russia vol:1 From Early Rus to
1689, Cambridge University Press, 2006.
Prokopius, Bizans’ın Gizli Tarihi, çeviren: Orhan Duru, Ada Yayınları,
İstanbul, 2010.
Rıasnovsky, V. Nicholas& Steinberg, D. Mark, Rusya Tarihi, İnkılap
Kitapevi,2011.
Translated by, Cross, Hazzard, Samuel and Sherbowitz-Wetzor, Oldgerd,
The Russian Primary Chronicle, Mediaeval Academy of America
Vernadsky, George, Rusya Tarihi, Selenge Yayınları,2010.
104
BÖLÜM V. Bulgarlar Kimlerdir?
Bulgaristan, bugün Balkanlarda; batıda Sırbistan ve Makedonya, doğuda
Karadeniz, kuzeyde Romanya, güneyde Yunanistan, güneydoğuda ise,
Türkiye’ye komşu olan bir Avrupa ülkesidir. Yer aldığı jeopolitik konumdan
dolayı ülke tarih boyunca önemini korumuştur.
Bulgarlara, Avrupa’nın güney doğusunda Karanlık Çağlardan beri rastlanır. 186
Hun İmparatorluğu187 parçalandıktan sonra, kimlikleri bilinen ilk gruptur. Bu
grup Kutrigurs 188 ve Utigurs, VI. yy’da Karadeniz’e ve Tuna’nın kuzey
bölgesindeki steplere yerleştiler. Kutrigurs ve Utigurs boylarının kısa sürede
bu bölgede yerleşmelerinin sebebi, VI. yy’da sınır komşuları Bizans
İmparatorluğu’nun askeri açıdan zayıf olmasıydı. Bulgar prensinin yaklaşık
600 yılında, vaftiz için Konstantinopolis’e gitmesi, Slav ve Avar 189 tehtidine
karşı Bizans’ın diplomatik tepki göstermesine neden oldu. 190 Avarlar’ın
Pannonia 191 bölgesinde genişlemeleri, hem Bizans İmparatorluğu hem de
Bulgarlar için büyük tehdit oluşturuyordu. Bu tehdidi kırmak için Bulgar
tarafından ‘Kubrat’ adında bir lider, Avarlar’a karşı savaş açtı ve onları geri
püskürttü. Slavlarla da müttefiklik anlaşması imzalandı. Balkan havzasında
186
Robert, Browning, Byzantium and Bulgaria, University of California Press, 1975 s.45
Asya steplerinden yola çıkarak, Avrupa’ya yola çıkan ve bu süreçte de Büyük Kavimler
Göçünün sebebi olan imparatorluktur. Günümüz Avrupası’nın temellerini atmışlardır. Bkz:
Alexander Kazhdan, The Oxford Dictionary of Byzantium, The Oxford University Press,
1991, c:2 s.957
188
Avrupa Hunlarının bir kabilesi olan Ön Bulgarların Ogurlar gibi öncül boylarından biri
olduğu varsayılan Türk boyudur. Bkz: Edward Luttwak, The Grand Strategy of Byzantine
Empire, Harvard University Press, 2009, s.93
189
VI.yy’da Orta ve Doğu Avrupa’da kurulmuş bir kağanlıktır. Kökeni Prototürkler’den olan
kağanlık Türk kabilelerin bir araya gelmesiyle oluşturdukları birliktir. Bkz: Alexander
Kazhdan, The Oxford Dictionary of Byzantium, The Oxford University Press, 1991, c:1 s.237
190
Robert, Browning, Byzantium and Bulgaria, University of California Press, 1975 s.46
191
Günümüzde, Macaristan, Avusturya, Hırvatistan, Sırbistan, Slovenya ve Bosna-Hersek’i
içine alan bölgedir. Bkz: Alexander Kazhdan, The Oxford Dictionary of Byzantium, The
Oxford University Press, 1991, c:3 s.1572
187
105
ve step bölgesinde lidersiz kalan pek çok grubu Kubrat kendi hakimiyeti
altına aldı.192
Kubrat öldüğünde tam olarak devlet şeklini oluşturamayan kabileler,
Hazarlar’ın saldırısı ile tekrar dağıldılar. En büyük grubun lideri Asparuh,
günümüz Bulgar devletinin yapısını oluşturan grupları da yanına alarak Tuna
Dağları’na yerleşti. Daha sonra Slav kabilelerini iterek Balkan Dağları’nın
kuzeyine kadar geldiler. Bizans İmparatorluğu, sınırına çok yakın Balkan
bölgesindeki denge değişimlerinden rahatsızdı. 681 yılında Bulgarlar’ın başı
Asparuhla birlikte bir barış anlaşması imzaladılar ve Bizans İmparatorluğu,
Bulgar devletini resmen tanımış oldu 193
Böylece devlet Bizans sınırını
güvenceye alarak, Balkan Dağlarından Karpatlara kadar genişlemeyi
sürdürmüştü. Devlet başkentini, Slavlarla birlikte Geç Roma’dan kalma Tuna
Balkan hattında bulunan Pliskaya kurdu.194
Devlet düzenini oluşturan Asparuh’un ölümünden sonra yerine Tervel geçti.
Sürgüne gönderilmiş olan Bizans İmparatoru II. Justinianus, Bulgar khanı
Tervel’den yardım istedi.195 Bu isteği geri çevirmeyen Tervel II. Justinianus ile
bir ittifak imzalayarak, güçlerini birleştirdiler. Bu güç birlikte Konstantinopolis
önlerinde görüldüler. Ancak şehrin güçlü surlarından dolayı bir şey
yapamayan bu iki müttefik, Konstantinopolis’e su borularından girdiler.196 II.
Justinianus tahtını ele geçirdi ve ödül olarak Tervel’e ödül olarak yıllık haraç
vermeye devam etti.197 Zafer sarhoşu olan II. Justinianus gücünü topladıktan
192
John, Fine, The Early Medieval Balkans, The University of Michigan Press, 1991 s.44
John, Fine, The Early Medieval Balkans, The University of Michigan Press, 1991 s.67
194
John, Fine, The Early Medieval Balkans, The University of Michigan Press, 1991 s.68
195
Robert, Browning, Byzantium and Bulgaria, University of California Press, 1975 s.48
196
John, Fine, The Early Medieval Balkans, The University of Michigan Press, 1991 s.48
197
John, Fine, The Early Medieval Balkans, The University of Michigan Press, 1991 s.48
193
106
sonra ilk olarak gücünden korktuğu müttefiki Tervel’in topraklarını işgal etmek
istedi. Ancak Bulgar kuvvetleri bu saldırıyı önceden engellediler. 716’ya
kadar bir barış sessizliği oluştu iki devlet arasında. Bu sessizlik hem Bizans’ı
hem de Bulgarlar’ı tehdit eden Arap akınları ile son buldu. Bir Bizans Bulgar
ittifakı da Araplar’a karşı oluşturuldu ve Araplar geri püskürtüldü.
Tervel öldükten sonra, 803 yılında büyük savaşçı Krum devletin başına geçti.
Krum tahta çıktıktan kısa süre sonra, Avarlarla bir savaş yaptı ve bu savaşta
başarılı oldu. Bulgarlar, doğu-batı doğrultulu büyük bir coğrafyaya sahip
oldular ve Balkan havzasındaki en büyük devlet haline geldiler. Bulgar
gücünden korkan Bizans İmparatoru I.Nicephorus, 807 yılında Bulgar
topraklarını işgal etti.198 809 yılında ise; Bulgar ordusu Serdika’yı(Sofya) aldı
ve Bizans kalelerini tahrip etti. Buna kayıtsız kalmayan I. Nicephorus Krum’un
başkenti Pliska’yı yaktı. 199 Hırsı gözünü döndüren Nicephorus 811 yılında
Pliska’yı taş üstünde taş kalmayacak şekilde tahrip etti. Buna rağmen
Nicephorus’a barış teklif eden Krum’un teklifi reddedildi. Bu duruma
sinirlenen Krum, Pliska’dan dönen imparatora tuzak kurdu ve adamlarıyla
birlikte dağlık bir bölgede imparatoru sıkıştırarak öldürdü200 Krum gücüne güç
katarak Burgaz’ı ve Karadeniz’in batı kıyısındaki Mesembria’yı aldı. 813’te
Konstantinopolis’in surlarına tekrar dayandı ancak 814’te Krum’un ölümüyle
şehir ele geçirilemedi.201
Krum’dan sonra tahta geçen isim Omurtag oldu. Omurtag dönemi 816-846’ya
kadar Bizansla barş dönemi idi. İmparatorlukla oluşturulan bu dönem her iki
198
Robert, Browning, Byzantium and Bulgaria, University of California Press, 1975 s.49
John, Fine, The Early Medieval Balkans, The University of Michigan Press, 1991 s.95
200
Robert, Browning, Byzantium and Bulgaria, University of California Press, 1975 s.74
201
Robert, Browning, Byzantium and Bulgaria, University of California Press, 1975 s.74
199
107
taraf içinde büyük çıkarlar sağladı ve adına Otuz Yıllık Barış anlaşması
denildi. Bu anlaşmaya göre; sınır Trakya’yı iki taraf arasında bölerek
Develtos(Burgaz)’dan meşhur büyük müdafaa hattı boyunca, yani Edirne ve
Filibe arasında Makrolivada’ya kadar ve oradan da kuzeye Balkan dağlarına
uzanacaktı.202 Bizans tehdidini bir barış anlaşması ile garanti altına aldıktan
sonra iç işlerini düzenlemeye önem verdi. Nicephorus’un tahrip ettiği Pliska’yı
restore etti ve ülkenin başkentini Preslav’a taşıdı.203
818 yılında Franklar ve Bulgarlar arasındaki müttefikliğin bozulması,
Bulgarlar’a yaradı ve devlet topraklarını doğu batı yönlü genişletti. 204 827
yılında tüm batı bölgesini kontrolü altına almayı başaran Omurtag, Beograd,
Branicevo ve Sirmium hatta doğu Slavania’nın bir kısmını da sınırları içine
almayı başardı. 205 831 yılında ölen Omurtag’ın yerine Boris geçti. Boris
döneminine en önemli olayı Hristiyanlığa geçiş olmuştur.206
202
Georg, Ostrogorsky, Bizans Devleti Tarihi, çeviri:Fikret Işıltan, Türk Tarih Kurumu,
Ankara, 2011 s.183
203
Robert, Browning, Byzantium and Bulgaria, University of California Press, 1975 s.57
204
Robert, Browning, Byzantium and Bulgaria, University of California Press, 1975 s.57
205
Robert, Browning, Byzantium and Bulgaria, University of California Press, 1975 s.58
206
Robert, Browning, Byzantium and Bulgaria, University of California Press, 1975 s.60
108
Bulgar Devleti’nin Hristiyanlığı Kabulü ve I. Boris Hükümdarlığı
IX.yy’ın sonu ve X.yy’ın başı hem Bizans İmparatorluğu hem de Balkan
devletleri için oldukça farklılık gösteren ve temel yapı taşlarını değiştiren bir
dönem olmuştur.
İstanbul kapılarına dayanan Ruslar ve o dönemde Araplar’la mücadele içinde
olan imparator patrikle birlikte halkını cesaretlendirmek istedi. 207 Böylece
halkı düşman korkusunu yenebilmesi için dini yola sevk etmeye başladılar.
Halk kendini Tanrı’ya adamıştı. Patriğin de katkılarıyla dönemin ilk
misyonerlik faaliyeti başlamış oldu. Bizans imparatoru ve büyük patrik
misyonerlik faaliyetlerinin ikinci adımı olarak bu faaliyetleri sürdürebilecek bir
elçi arayışına girdiler. Hristiyan dinini ve kültürünü yayabilecek bir elçi. Bu
durum için en uygun iki isim Selanik piskoposu Konstantinos (Cyrill) ve
Methodios
208
kardeşlerdi. Ayrıca bu dönemde Moravya hükümdarının
Bizans’tan misyonerlik konusunda yardım istemesi faaliyetlerin daha
hızlanmasına ve daha başlamadan meyvelerinin alınacağı kanaatini
getirmişti. Bizans İmparatorluğu bu faaliyetlerle Hristiyan patrikliğinin temeli
olacak ve uzak diyarları bile kontrol edebilecekti. İlk hazırlık olarak kardeşler
glogolotik adı verilen bir Slav alfabesi oluşturup Kutsal Kitaplarını bu alfabeye
uyarladılar. Moravya’da büyük ses getiren bu faaliyetlerden sonra misyoner
kardeşler yönlerini Bulgar Devletine doğru çevirmişlerdi. Ancak Bulgarlar
daha önce davranıp Franklar’dan bir misyoner talebinde bulunmuşlardı.
Bulgarlar’ın Franklar’dan misyoner talebi sınır komşuları olan Bizans’ı zora
207
Georg, Ostrogorsky, Bizans Devleti Tarihi, çeviri: Fikret Işıltan, Türk Tarih Kurumu,
Ankara, 2011 s.214
208
Bizans Hristiyan teologları ve Hristiyan misyonerleridir. Bkz: Alexander Kazhdan, The
Oxford Dictionary of Byzantium, The Oxford University Press, 1991, c:1 s.571
109
sokacak nitelikteydi. Çünkü Franklar Roma Kilisesine bağlıydılar. Bizans bu
durumu askeri yolla çözmeye karar verdi ve Bulgarlar’ı karadan ve denizden
kuşatma altına aldı. Bu durumdan korkan Boris Bizans’a boyun eğmek
zorunda kaldı. Bizans İmparatoru Boris’i vaftiz etti ve Boris, Mikhail-Boris
adını aldı209. Bizans misyonerlik faaliyetlerinde bir başarı daha gösterdi ve
Bulgar Devleti Hristiyanlaşarak Bulgar kilisesinin yapı taşları konuldu. Ancak
vaftiz edilen Boris’in isteği İstanbul patrikliğine bağlı bir kilise değil, kendi
milletine ait bir kilisenin olmasıydı. Bizans, Boris’in bu düşüncesini kabul
etmedi ve Boris tekrar yüzünü Roma Kilisesine döndü. Bulgarlar’ın bu ikilemi
İstanbul Patrikliği ile Roma Kilisesini karşı karşıya bırakmıştı.
Boris’in olaylı Hristiyanlığa geçiş süreciden sonra, yerine Büyük Symeon
geçti. Büyük Symeon dönemi hem kilise tarafından hem de halk tarafından
‘sarayın uğurlu gücü’ olarak nitelendirilir ve yüzyıllar boyunca da herkes
tarafından ‘Büyük’ olarak kabul edilirdi. 210 Symeon, dinsel yaşamı en iyi
şekilde öğrenmek ve Bulgar kilisesine öncü aday olabilmek için İstanbul’da
büyüdü.211 İstanbulda büyümesine rağmen hanedanlığının ilk dönemlerinde
komşu Bizansla ve diğer komşularıyla savaşlar içinde buldu. Her ne kadar
kilise yaşamı sürmek istese de damarlarındaki kan ataları gibi milletinin
topraklarını genişletmek için akıyordu. Boris’in yarım bıraktığı işi de
tamamlayarak bağımsız Bulgar kilisesini kurdu. Radikal değişiklikler yaparak
209
Georg, Ostrogorsky, Bizans Devleti Tarihi, çeviri: Fikret Işıltan, Türk Tarih Kurumu,
Ankara, 2011 s.215
210
Georg, Ostrogorsky, Bizans Devleti Tarihi, çeviri: Fikret Işıltan, Türk Tarih Kurumu,
Ankara, 2011 s.215
211
Georg, Ostrogorsky, Bizans Devleti Tarihi, çeviri: Fikret Işıltan, Türk Tarih Kurumu,
Ankara, 2011 s.245
110
ülkesinin başkentini Preslav’a taşıdı.212 Yeni başkent sanatın ve kültürün ana
kapısı haline geldi.
927’de Symeon öldü yerine oğlu Petro geçti. Petro hanedanlığın başına
geldiğinde savaştan yorgun düşmüş bir halk ve mali sıkıntıları olan bir ülke
vardı. Halk yorgun ve fakirken, kilise aksine gün geçtikçe zenginleşiyordu.
Zar zor bağımsızlığı kazanılan kiliseye karşı güven azalmış ve düşmanlık
artmıştı. Bu düşmanlığın sonucunda ‘Bogomillik’ 213 adı altında sapkın bir din
ortaya çıkmıştı. Bununla beraber Bulgar Devleti’ni içte Bogomiller yerken
dışarda ise kuzeyden gelen Macar istilası zayıflatmaya başlamıştı. Ekonomik
ve askeri gücünü yitiren devlet 1018 yılında Bizans egemenliğine tabi oldu.
212
Georg, Ostrogorsky, Bizans Devleti Tarihi, çeviri: Fikret Işıltan, Türk Tarih Kurumu,
Ankara, 2011 s.:249
213
Bogomolizm:’ X. yy’da Bulgaristan’da, Papa Bogomil tarafından kurulan düalist bir
tarikattır. Bogomilisim, Orthodoksluğun temel doktrinlerini reddeder.’ Aleksander Kazhdan,
Oxford Byzantium Dictionary, Oxford University Press, 1991, c:1 s.301
111
Bogomilism
Bogomil hareketi, Avrupa tarihinin en dikkat çeken hareketleri arasındadır.
Bogomilism hareketi Batı Avrupa’da, Bulgaristan, Makedonya, Sırbistan ve
Bosna’da çok etkili oldu. İtalya ve Fransa hatta Rusya gibi ülkelere sıçrasada
yeterince taraftar bulamadı.
Bogomil hareketi ilk olarak Bulgar Çarı Peter zamanında 927-929 yılları
arasında ortaya çıktı.214 Çar Symeon’un parlak ve fetihçi döneminden sonra
başa geçen Çar Peter dönemi hiç iç açıcı olmamıştır. Çar Peter dönemindeki
yönetim bozukluğu, dini, sosyal, ekonomik ve kültürel alanlarda başarısızlık
yarattı. Bu başarısız ortam Bogomil hareketinin oluşması ve yayılması için
zemin hazırladı. Fakir, zengin ayrımı baş gösterdi, feodalizm güçlendi ve
kilisenin nüfuzu arttı. Halkın arasında oluşan bu eşitsizlik Bogomil hareketinin
güçlü bir akıma dönüşmesine neden oldu.
Bogomil hareketinin kurucusu Papaz Bogomil’dir. Papaz Bogomil tarafından
kurulan tarikat radikal bir kilise karşıtıdır.215 Çar Peter, köylülerin arasında
fazla taraftar bulan bu hareketten çok korktu. Bu yüzden Konstantinopolis’in
Patriği Theophylactus’a iki mektup gönderdi.216 Bu mektuplarda Çar,
Patrikten Bogomil hareketinden kurtulmak ve bu harekete katılanları
engellemek için bir öneri istemiştir. 217 Ancak Patrik’in yeterli derecede
214
Dimiter, Angelov, The Bogomil Movement, Sofia Press,1987 s.5
Georg, Ostrogorsky, Bizans Devleti Tarihi, çeviri: Fikret Işıltan, Türk Tarih Kurumu,
Ankara, 2011 s.250
216
Arnold, Toynbee, Constantine Porphyrogenitus And His World, Oxford University Press,
1973 s.65
217
Dimiter, Angelov, The Bogomil Movement, Sofia Press,1987 s.29
215
112
teolojik bilgiye sahip olmamasından dolayı verdiği yanıt çok açklayıcı
olmadı218.
Papa Bogomil’in isim babası olduğu bu hareket günümüze kadar bu isimle
anılmaya devam etmiştir. Prezbyter Kozma Bogomilism konusunda ilk
bilgileri bir araya getirmiştir. Bogomolism’in doğuşuna dair ilk güvenilir kaynak
Rahip Kosmas’ın Vaazı’dır.219 Bogomilismin ikinci yazması ise, Çar Boril
tarafından 1211’de yazılmıştır. Fakat bu iki eserden de günümüze pek az
bilgi gelmiştir.
218
J. Hamilton, B. Hamilton, B. Baysal, Bizanslı Herektiklerin Tarihi, Kalkedon, İstanbul,
2010 s.48
219
J. Hamilton, B. Hamilton, B. Baysal, Bizanslı Herektiklerin Tarihi, Kalkedon, İstanbul,
2010 s.48
113
Bogomilism Öğretisi
Tüm dinlerin ve tarikatların tek tanrı (monoteizm) inancına karşı Bogomolism
tarikatında düalizm220 hareketi görülür. Bogomilism hareketi büyük ve
heretik221 bir hareket olarak bilinir.
Bogomil öğretisi iki temel prensipten oluşmaktadır. ‘İyi’ ve ‘şeytan’. İyilik
tanrıyı, şeytan ise kötülüğün simgesidir. Birbirine zıt bu iki kudret arasındaki
mücadelenin bütün dünya olaylarını ve her insanın hayatını tanzim ettiğini
kabul eden düalist bir doktrindir.222
Bogomilsm’e göre; başlangıçta evreni yaratan iyi bir tanrı vardı, tanrı evreni
yedi katmandan ve dört elementten223 meydana getirdi.224 Dünya ‘Satan’ adı
verilen bir şeytanla beraber yönetiliyordu. Satan iyi tanrıyı kıskandı ve onunla
bir savaşa girdi. Bu savaştan yenilen iyi tanrı kurduğu dünyadan çekip gitti.
Satan kendine yeni bir yeryüzü inşa etti. Bu yeryüzünde gökyüzü, denizler,
nehirler, ırmaklar, bitkiler ve hayvanlar vardı. 225 Kendine hizmet edecek
insanı yarattı ve onlara ruh bahşetti. Dualist akıma göre bu insanlar kadın ve
erkek olarak vücuda geldiler. Bu hizmetçilerle beraber Satan dünyanın hakimi
220
Din ve felsefe gibi disiplinlerde çeşitli öğretilerin tanımlanması için geliştirilen bir
yöntemdir. Bu yöntemde genellikle iki zıt kavram vardır. Karanlık- aydınlık, günah-sevap gibi.
Bkz: Alexander Kazhdan, The Oxford Dictionary of Byzantium, The Oxford University Press,
1991, c:1 s.665
221
Hristiyalıkta, dinden sapanlara kilise tarafından verilen isim. Bkz: Alexander Kazhdan,
The Oxford Dictionary of Byzantium, The Oxford University Press, 1991, c:2 s.918
222
Georg, Ostrogorsky, Bizans Devleti Tarihi, çeviri: Fikret Işıltan, Türk Tarih Kurumu,
Ankara, 2011 s.250
223
Dört element; hava, su, ateş, toprak. Bkz: Dimiter Angelov, The Bogomil Movement, Sofia
Press, s.:11
224
Dimiter, Angelov, The Bogomil Movement, Sofia Press,1987 s.11
225
Dimiter, Angelov, The Bogomil Movement, Sofia Press,1987 s.12
114
oldu.226 Bunun üzerine iyi tanrıya bir yardımcı verildi. O yardımcı İsa idi. İsa,
Satanla savaşmak için yeryüzüne indi. Cennetten gelirkende yanında kutsal
kitabı getirip, kiliseye kilitledi.227
Kilise öğretisinden farklı, olarak Bogomilism hareketinde iki farklı durum
vardır;
1. Kilise öğretileri dogmatiktir228, fakat Bogomilism’de düalist yaklaşım
vardır.
2. Kilise ve Bogomilism hareketinin temel sorusu ‘insanın özü’dür. Ancak
ayrıldıkları nokta, kilise insan ve insan ruhunun tanrı tarafından
yaratıldığını savunurken, Bogomil hareketi ise; insan şeytan tarafından
yaratıldı ama ruh onu iyi olmaya zorladı.
Sonuç olarak; Bogomilism kudretlilere ve kiliseye karşı kurulsa da Bulgaristan
ve Makedonya’da uzun yıllar boyunca varlıklarını devam ettirdiler. Bu tarz
dini ve sapkın düşünceler buhran ve kıtlık devirlerinde etrafta hep kol
gezmiştir, çünkü bunların aslında çok derin bir karamsarlığa dayanan,
yalnızca belirli bir düzeni değil, bütün fani dünyayı olduğu gibi reddeden
dünya görüşleri, böyle zamanlarda daha kuvvetle beslenebilmekte ve
protestoları kandırıcı görünmektedir.229
226
Dimiter, Angelov, The Bogomil Movement, Sofia Press,1987 s.13
J. Hamilton, B. Hamilton, B. Baysal, Bizanslı Herektiklerin Tarihi, Kalkedon, İstanbul,
2010 s.49
228
İnceleme, araştırma ve eleştiri kabul etmeyen öğretiler. Bkz: Alexander Kazhdan, The
Oxford Dictionary of Byzantium, The Oxford University Press, 1991, c:1 s.644
229
Georg, Ostrogorsky, Bizans Devleti Tarihi, çeviri: Fikret Işıltan, Türk Tarih Kurumu,
Ankara, 2011 s.251
227
115
Açıklamalar
Angelov, Dimiter, The Bogomil Movement, Sofia Press, 1987.
Browning, R. Byzantium and Bulgaria, University of California Press, 1975.
Crampton. R.J, A Concise History of Bulgaria, Cambridge University
Press,2006.
Fine, John, The Early Medieval Balkans, The University of Michigan
Press,1991.
Forbes, Nevill, The Balkans A History of Bulgaria- Serbia- Greece- RumaniaTurkey, CreateSpace Independent Publishing Platform, 2014.
Hamilton, Janet – Hamilton, Bernard, Baysal Barış, Bizanslı Herektiklerin
Tarihi, Kalkedon Yayınları, 2010.
Luttwak, Edward, The Grand Strategy of Byzantine Empire, Harvard
University Press, 2009
Ostrogorsky, Georg, Bizans Devleti Tarihi, Türk Tarih Kurumu, 2011.
Runciman, Steven, A History of First Bulgarian Empire, Ams Pr Inc, 1980.
Stephenson, Paul, Byzantium's Balkan Frontier, Cambridge University
Press,2006.
Toynbee, Arnold, Constantine Porphyrogenitus and His World, Oxford
University Press, 1973.
116
BÖLÜM IX. IX ve X. yy’da Hazar- Bizans İlişkileri
Hazarlar VII. ve XI. yüzyıllar arasında Karadeniz ile Kafkas dağlarının
kuzeyinde ve İdil (Volga) nehri dolaylarında hüküm süren bir Türk
devletidir.230
Doğu Avrupa’da ilk muntazam bir devlet kuran kavim Hazarlar olmuştur.
Hazarlar menşei itibariyle Türk olup Orta Asya’dan gelmişlerdir. 231 Hazarlar
tarih sahnesine Sabar Türkleri’nin devamı olarak çıkmışlardır. X. Yüzyıl İslam
tarihçisi Mes’udi İranlılar’ın Hazar adını verdiği topluluğa Türklerin Sabar
(Sabir)
dediklerini
söylemektedir.
Günümüzde
Hazar
Denizi
adında
yaşamaya devam etmektedir.232
Hazarlar’ın işgal ettikleri saha coğrafi bakımdan çok önemlidir. Hazar Denizi
ile Karadeniz arasındaki sahayı kaplıyordu. Hazarların ülkesi önceleri Terek
mansaplarında iken, sonraları sıklet merkezini Aşağı İdil boyu teşkil etmiştir.
Buraları İdil Nehri, Yayık, Don ve Kuban gibi dört büyük nehrin havzasını
teşkil etmekten başka bu devrin en büyük ticaret yollarının kaynağında
bulunuyordu.
En önemlisi İdil (Volga) nehrinin kendisi idi. 233 Aşağı İdil boyuna ve oradan
da Karadeniz sahillerine giden büyük kervan yolu da Aşağı İdil’den geçerdi.
İran ve Bizanstan türlü sanat ve ziynet eşyası gelirdi. VIII. Yüzyıldan itibaren
Doğu Avrupa’nın ekonomik faaliyet ve gelişme bakımından en elverişli yeri
Ahmet, Taşağıl Hazarlar, DİA, c.17, İstanbul, 1998 s.116
Akdes, Nimet, Kurat, IV. – XVIII. yy Karadeniz’in Kuzeyindeki Türk Kavimleri ve Devletleri
TTK Ankara 1972 s.30
232
Ahmet, Taşağıl, Hazarlar, DİA, c. 17, İstanbul,1998 s.116
233
Akdes Nimet, Kurat, IV. – XVIII. yy Karadeniz’in Kuzeyindeki Türk Kavimleri ve Devletleri
TTK Ankara 1972 s.30
230
231
117
olmuş ve coğrafi durum Hazar Devleti’nin gelişmesinde önemli rol
oynamıştır.234
VIII. ve IX. Yüzyıllarda iyice genişleyen Hazar Hakanlığına İdil Bulgarları,
Kama ve İdil boylarındaki çeşitli Fin kavimleriyle Burtaslar ve Orta Dinyepr
yöresindeki Slav Kavimleri de itaat ettiler.
Göktürk Devleti 582 yılında doğu ve batı olmak üzere ikiye ayrıldığında
Hazarlar batı kağanlığının en uç noktasını oluşturdular ve bu devletin arzusu
üzerine Sasani İmparatorluğuna karşı Bizans’a yardım ettiler.
626 yılında Sasaniler ile Avarlar’ın İstanbul’u kuşatmaları üzerine Bizans
İmparatoru Herakleios Hazarlar’dan 40.000 kişilik yardım sağladı, Herakleios
kızı Eudokia’yı Hazar Hakanına teklif etmişse de düğün hazırlıkları sürerken
hakanın ölümü üzerine bu evlilik gerçekleşmedi. Azak Denizi kıyılarının ele
geçirilmesi Bizans’la temasların sıklaşmasına yol açarken Tuna nehrine
kadar geniş bir alanın kontrolüne de imkan sağladı.235
VII. yüzyılın başlarında Hazarlar’ın desteğini alan Bizans İmparatoru
Herakleios Sasani içlerine kadar ilerlemeye muvafaak olmuştur.
VII. yüzyılın ortaları hem İslamiyet’in hem de Hazarlar’ın hızla yayıldığı bir
dönem olduğundan, bu dönemde Hazarlarla İslam orduları sık sık
karşılaşmaya başlamışlardır. Hazar Devleti, İran karşısında Bizans’ın en iyi
müttefiki durumunda idi. Hazar – Bizans işbirliği sayesinde Sasani
234
Akdes Nimet, Kurat, IV. – XVIII. yy Karadeniz’in Kuzeyindeki Türk Kavimleri ve Devletleri
TTK Ankara,1972 s.31
235
Ahmet, Taşağıl, Hazarlar, DİA, c. 17, İstanbul 1998 s.117
118
İmparatorluğu zayıflamıştır. Hazarlar ve Araplar’ın mücadeleleri şiddetli ve
devamlı olmuştur.236
Göktürkler’in batıdaki en uç kanadını meydana getiren Hazarlar Sabarlar’ın
bir devamı olarak tarih sahnesine çıkmışlar ve bundan sonra Hazar Denizi ve
Karadeniz arasında dağınık bir halde yaşayan ve aslen Sabar olan
Semender ve Belencer adlı iki Hazar boyu ile hakanlık topraklarında yaşayan
diğer Sarogur ve Onogur gibi bütün Türk kavimlerini kendi bünyelerinde
eritmişlerdir.
Hazarların tarih sahnesine çıkışları kaynakların ifadesi ile kesin olarak MS. II.
Yüzyılın sonlarına doğru olmuştur. MS 198 yılında Hazarlar Barsilialar’la
birlikte Ermenistan’a saldırmışlardır. MS II. Yüzyıldan başlayarak IV. Yüzyılın
ortalarına kadar Ermenistan Bölgesinde Bizans ve Sasani İmparatorlukları
arasında meydana gelen savaşlarda Hazarlar her zaman Sasaniler’in
yanında yer almışlar ve Bizans’a karşı onlarla birlikte savaşmışlardır.
Ancak MS. IV. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren Sasaniler Ermenistan’ı istila
edip, komşularına karşı istilacı bir siyaset izleyince, Hazarlar bu defa Bizans
ile anlaşarak, onlara karşı savaşmaya başlamışlardır. MS. 363 yılında Bizans
İmparatoru Julianus’un Ermenistan’da bulunan Sasaniler’e karşı yaptığı
savaşa Hazarlar’da katılarak Bizans’a yardım etmişlerdir.237
Bizans İmparatoru uzun süre Hazarlar’la ittifak içinde bulunmuş, önce Sasani
İranı’yla, en tehlikeli düşmanı Araplar’la girdiği savaşta ona güvenmişti.
Bizans’ın iç olaylarında önemli rol oynuyorlardı. Hazarlar’ın mevcudiyetlerini
236
Mualla, Uydu Yücel, Hazar Hakanlığı", Türkler, c.2, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, 2002
s.447
237
Mualla, Uydu Yücel,Hazar Hakanlığı", Türkler, c.2, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, 2002
s.446-447
119
sürdürdükleri tüm zaman boyunca Bizans kaynaklarında onlarla ilgili pek çok
bilgi bulunmaktadır.238
Hazarlar’ın VIII. Yüzyılın birinci çeyreğinde Kafkas ötesine düzenledikleri
saldırıların artması sadece onların şahsi çıkarları değil, aynı şekilde o
sıralarda Araplar’ın ciddi tehdiklerine maruz kalan Bizans’ın tahriklerin
kaynaklandığı düşünülmektedir. Bizans, Hazarlar’la müttefik olmanın hatırına
Cherson’daki çıkarlarından bile fedakarlık etmiştir.239
VIII. yüzyılda kuzey ve batıda Hazarlar için tehlike teşkil eden düşman ve
rakipler yoktu. Tüm Karadeniz bozkırları Dnyeper’e belki daha ilerisine kadar
Hazar
hakimiyeti
altındaydı.
Çoğunlukla
da
Araplar
için
tehlike
oluşturmuştur.240
Araplar, Hazarlar’ı Kafkas sıradağlarının kuzeyini fethetmekten alıkoymakla
kalmayıp, Kafkas ötesinde fethettikleri yerleri ellerinde tutmak içinde çok
enerji harcamalarına yol açan güçlü rakipler bulmuşlardı. Hazarların askeri
gücü özellikle Bizans için değerliydi. Çünkü Bizans, onlar sayesinde sadece
Araplar karşısında durmayı başarmamış, aynı zamanda onlara bir dizi
hissedilir darbeler indirmiştir. Bizans, düşman Araplar’ın gücünü ve dikkatini
batıdan kuzeye çeviren müttefiklerine değer veriyor ve hatta yeterince sebep
olmasına rağmen Hazarlar’a karşı çıkma riskine de girmiyordu. 780’lerde
238
M.İ, Artamonov, Hazar Tarihi Türkler, Yahudiler, Ruslar Selenge Yayınları, İstanbul 2004
s. 24
239
M.İ, Artamonov, Hazar Tarihi Türkler, Yahudiler, Ruslar Selenge Yayınları, İstanbul 2004
s.307
240
M.İ, Artamonov Hazar Tarihi Türkler, Yahudiler, Ruslar Selenge Yayınları, İstanbul 2004
s.316
120
Cherson Gotyası’nda Hazarla’a karşı düzenlenen fetih hareketi sırasında
Bizans’ın itaatkar bir tavır takınmasından bu sonuç çıkabilir.241
VIII. yüzyılda Hazarların dini meselesi en önemli siyasi konuydu. Güçlü bir
Hazar Devleti, birbiriyle savaşmaktan yorgun düşen Bizans ve Arap halifeliği
için aranan bir müttefikti. Her iki devlet Hakan’la sıhri bağlarını geliştirmek
süretiyle defalarca Hazarlar’la dostane ilişkiler kurmayı denemiş ve yine her
ikisi de kendilerinden çok emin bir şekilde onları kendi dinlerine çekerek,
mevcut şartlara göre siyasi amaçları için kullanmaya teşebbüs etmişlerdi. 242
Zaman zaman Hazarlar Bizans’taki iç karışıklıklardan yararlanarak Bizans
siyasetinde de etkili olmuşlardır. Hazarların desteklediği hükümdarların tahta
çıkması Bizans ve Hazarlar arasında dostane münasebetlerin ortaya
çıkmasını sağlamıştır.243
Bizans’a bağlı Cherson ahalisinin isyan etmesi ve Hazarlar’ın asilerin tarafını
tutması üzerine Hazar- Bizans ilişkileri sekteye uğradı. Ancak Araplar’ın
İrminiye bölgesine kadar uzanmaları Hazar- Bizans ittifakını tekrar gündeme
getirdi. 717 yılında İslam orduları İstanbul’u kuşattığı zaman Hazarlar
Bizanslılar’ın isteği doğrultusunda Kafkaslar’ı aşıp Azerbaycan’a girdiler,
İslam kuvvetleri tarafından geri püskürtüldüler. Bizans İmparatoru III. Leon’un
oğlu ve halefi V. Konstantinos sonra Irene adını alan Çiçek adlı bir Hazar
prensesiyle evlendi, bu prensesten doğan oğlu IV. Leon tarihte ’ Hazar Leon’
241
M.İ, Artamonov, Hazar Tarihi Türkler, Yahudiler, Ruslar Selenge Yayınları, İstanbul 2004
s.329
242
M.İ, Artamonov, Hazar Tarihi Türkler, Yahudiler, Ruslar Selenge Yayınları, İstanbul 2004
s.343
243
M.İ, Artamonov, Hazar Tarihi Türkler, Yahudiler, Ruslar Selenge Yayınları, İstanbul 2004
s.330
121
lakabıyla meşhur olmuştur. Aynı devirde Orta Asya’dan gelen göçler
Hazarlar’ı sıkıştırıyordu.
833 yılında Hazar hakanının yardım istemesi üzerine Bizans’tan gönderilen
Petronas adlı mühendisin idaresindeki ustalar Don nehrinin sol kıyısında
Sarkel Kalesi’ni (Beyaz Kale) inşa ettiler. Hazar – Bizans münasebetleri
İmparator Romanus Lekapenus döneminde Bizans’ın Yahudileri takip ve
tazyik etmeleri sonucunda bozulmuştur.244
932’de Bizans’ta baskılara maruz kalan çok sayıdaki Yahudi’nin Hazarlar’a
sığınması sonucunda Bizans Hazar dostluğu bozuldu ve Hazarlar da
ülkedeki Hristiyanlara baskı yapmaya başladılar.
Bunun üzerine Kiev Prensi İgor ile ittifak kuran Bizans İmparatoru I. Romanus
Lekapenus Hazarlar’ın üzerine yürüdü. Müttefikler bir kısım toprak ele
geçirdilerse de daha sonra geri püskürtüldüler; Rus kuvvetleri perişan
edildi.245
Hazarların gittikçe güçten düşmeye başladıkları dönemde dostane ilişkiler
bozularak düşmanlık meydana gelmiştir. Bizans eski gücünü kaybeden
Hazar’lardan artık faydalanamayacağını anlayınca hemen dostluğu kesmiş
Ruslar ve diğer Türk boyları ile anlaşıp Hazar Devleti’nin yıkılmasına sebep
olmuştur.246
IX. yüzyılda bazı Hazar yöneticileri ve Hazar nüfusunun bir kısmı “Musevi”
dinini benimsediler. Bizanslı yöneticiler buna engel olmaya çalıştılar.
Hazarlar’ın Museviliği benimsemeleri Hazar – Bizans ilişkilerine ters yönde
244
Mualla, Uydu Yücel, Hazar Hakanlığı", Türkler, c.2, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, 2002
s.449
245
Ahmet Taşağıl, Hazarlar, DİA, c. 17, İstanbul 1998 s.117
246
Yücel, Uydu Mualla, Hazar Hakanlığı", Türkler, c.2, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, 2002
s.449
122
etkide bulundu. Hazarlar Arap fatihi Mesleme vasıtasıyla İslam’ı Bizans
misyoneri Cyrill vasıtasıyla da Hristiyanlığı benimsemişlerdi. Ancak bu ikisini
de terk ederek Yahudiliği benimsediler.247
Hazarlar arasında hristiyanlığın yaygınlaşması 860 yıllarında başşehir İdil’e
gelen Slav Azizi Cyrill sayesinde en yüksek noktaya ulaşmıştır. 860 yılından
sonra Don ve Dnyeper nehirleri arasında ki araziyi ele geçiren Peçenek ve
Uzlar Hazar Devletini iyice zayıflattılar. 1000 yılını takiben Hazar ülkesi yine
doğrudan gelen çok yoğun bir Kuman – Kıpçak baskısına maruz kaldı.
Zayıflamış olan devlet bu baskıya karşı koyamadı siyasi varlığı XI. Yüzyıl
içinde eriyip gitti. Bunda Hazarların gittikçe asker devlet olmaktan çıkmaları
büyük rol oynadı. Son zamanda ordularında Harezmden gelme 10 – 12.000
kadar ücretli asker bulunuyordu. Daha sonra ticaret yollarının kesilmesiyle
ekonomide bozuldu. Devlet askeri ve siyasi yönden sarsıldı. Museviliğin
hanedan tarafından resmen kabulü de toplumu huzursuz etmişti, İslamiyet
hristiyanlık ve gök tanrı dinlerine mensup olan halkla eskisi gibi hanedanı
desteklemiyordu. Tüm bunlar çöküşünde önemli rol oynamıştır.248
Sonuç olarak Hazarlar IX. Yüzyılın ortalarına kadar gelişmesini sürdürmüş ve
çok geniş topraklara yayılmış ve pek çok milleti hakimiyeti altına almıştır.
IX. yüzyılın ortalarından itibaren doğudan gelen saldırılar Kuman- Kıpçaklar,
Uzlar ve en önemlisi Peçeneklerin saldırılarıyla zayıflamıştır. 965 yılındaki
Rus seferinden sonra eski kuvvetini kazanamayan Hazar Devleti’nin
çökmesine birinci derece etken Ruslar’dır. Ruslar’dan sonraki en büyük
darbe Peçeneklerden gelmiştir, Museviliğin kabul edilmesinden sonra da
247
Mualla, Uydu Yücel, Hazar Hakanlığı", Türkler, c.2, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, 2002
s.468
248
Ahmet, Taşağıl, Hazarlar, DİA, c. 17, İstanbul 1998 s.118
123
Hazarlar’ın hakimiyeti altındaki kabilelerin birer birer kopmaya başlamaları
Hazarlar’ı tamamen güçsüz duruma getirmiştir.
XI. yüzyıl başlarında hem askeri hem ekonomik olarak sarsılan Hazarlar’ın,
siyasi mücadeleler sonucunda da devlet olarak mevcudiyeti son bulmuştur.
Peçenekler, Oğuzlar, Selçuklular, Kıpçaklar gibi Türk boylarının hakimiyeti
altına girmişlerdir, bir kısmı da Ruslar arasına karışarak onların arasında
erimişlerdir. Hazarlar’dan bize ulaşan tek hatıra “Hazar Denizi”nin adıdır. 249
249
Mualla, Uydu Yücel, Hazar Hakanlığı", Türkler, c.2, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, 2002
s.452
124
Açıklamalar
Artamonov, Mikhail İllarionoviç, Hazar Tarihi Türkler, Yahudiler, Ruslar, çev.
A. Batur, Selenge Yayınları, İstanbul 2004.
Brook, Kevın Alan, "Hazar Bizans İlişkileri" Türkler, çev. Zülfiye Veliyeva, c.2,
Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, 2002.
Kafesoğlu, İbrahim, Türk Milli Kültürü, Ötüken Neşriyat, İstanbul 1999.
Koestler, Arthur, Onüçüncü Kabile, çev. B. Çorakçı, İstanbul 1984.
Kurat, Akdes Nimet, IV.-XVIII. Yüzyıllarda Karadeniz'in Kuzeyindeki Türk
Kavimleri ve Devletleri, TTK, Ankara 1972.
Ostrogorsky, George, Bizans Devleti Tarihi, çev. Prof. Dr. Fikret Işıltan, TTK,
Ankara 2011.
Pachymeres, Georges, Bizanslı Gözüyle Türkler, çev. İlcan Bihter Barlas, İlgi
Kültür Sanat Yayıncılık, İstanbul 2009.
Prokopius, Bizans'ın Gizli Tarihi, çev. Orhan Duru, Ada Yayınları, Eylül 1990.
Taşağıl, Ahmet, "Hazarlar", Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, c.17,
İstanbul, 1998.
Togan, Z.V, "Hazarlar"
İslam Ansiklopedisi, c.V, Milli Eğitim, Basımevi,
İstanbul, 1970.
Vasiliev, Aleksandr Aleksandroviç, Bizans İmparatorluğu Tarihi, çev. Arif
Müfid Mansel, Maarif Matbaası, Ankara 1943.
Yücel, Mualla Uydu, "Hazar Hakanlığı", Türkler, c.2, Yeni Türkiye Yayınları,
Ankara, 2002.
125
BÖLÜM XII. Macarlar (Türkler)
Orta Avrupa’da yer alan, batıda Avusturya ve Slovenya, doğuda Romanya ve
Ukrayna, kuzeyde Slovakya, güneyde Sırbistan ve Hırvatistan’a komşu olan
ülkenin günümüz başkenti Budapeşte’dir. Arkeolojik araştırmalarda pagan
olarak açıklanan ilk Macarlar’ın kökenlerinin büyük olasılıkla Türk olduğu
düşünülür. 250 Türk olduklarını linguistik çalışmalar ve runic alfabenin bir
versiyonuda kanıtlar niteliktedir. 251 870 yılında Macar topraklarını ziyaret
eden Müslüman tacirlerden ilk detaylı bilgiler edinilmiştir. 252 İlk defa Macar
tolumunun ismi Ceyhani’nin
geçer
254
253
920’li yıllarda coğrafik bir çalışmasında
. Daha sonnraki dönemlerde bu toplumun ismi Pers/ İran
kaynaklarında ve hatta Arap kaynaklarında da sık sık geçer. 255 Ibn Rüsteh256
Macarlar’ı ‘Macar ülkesinin bir ucu Karadeniz’e değmek üzere yüz fersahlık
bir karedir. Karadeniz’e bir ırmak dökülür ve Macarlar’ın yurdu bu ırmağın
kolları arasındadır.’ şeklinde ifade eder257. Gerdizi258 ise; Macarlar’ın sağında
bulunan nehir Slavlar’ın ülkesine varır, oradan Hazar ülkesine akar.’ diye
250
Pal, Engel, Realm of St. Stephen: A History of Medieval Hungary 895-1526, I. B. Tauris
Publisher, 2005 s.8
251
Pal, Engel Realm of St. Stephen: A History of Medieval Hungary 895-1526, I. B. Tauris
Publisher, 2005 s.8
252
Pal, Engel, Realm of St. Stephen: A History of Medieval Hungary 895-1526, I. B. Tauris
Publisher, 2005 s.8
253
CEYHANİ: Sâmânî veziri ve meşhur İslâm coğrafyacısı. Bkz: Diyanet Vakfı İslam
Ansiklopedisi, 1996, c:7 s.467
254
Pal, Engel, Realm of St. Stephen: A History of Medieval Hungary 895-1526, I. B. Tauris
Publisher, 2005 s.8
255
Pal, Engel, Realm of St. Stephen: A History of Medieval Hungary 895-1526, I. B. Tauris
Publisher, 2005 s.8
256
İbn Rüsteh olarak tanınan coğrafyacının tam adı Ebû Ali Ahmed b. Ömer’dir. Bilinen ve
günümüze bir cildinin ulaştığı tek eseri Kitâbu’l-A’lâki’n-Nefîse’dir. Bkz: Ramazan Şeşeni
İslam Coğrafyasına Göre Türkler ve Türk Ülkeleri, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 2001, s.38
257
Ramazan, Şeşen, İslam Coğrafyasına Göre Türkler ve Türk Ülkeleri, TTK, Ankara, 2001
s.38
258
Gerdiz: Zeynü’l-ahbâr adlı eseriyle tanınan İranlı tarihçi. Bkz: Diyanet Vakfı İslam
Ansiklopedisi, 1996, c:14 s.29
126
Macar ülkesini betimler.259 Doğu kaynaklarında Macarlar hakkında bu kadar
çok detaylı bilgi bulunurken, o dönemki batı kaynaklarında bu kavmin ismi
çok az geçer.
İmparator VII. Konstantine babasi Bilge Leo (İmparator Leo VI) ‘Tactica’ adlı
eserinde Macar toplumunun günlük yaşamları ve askeri yaşamları hakkında
bilgiler sunarken; oğlu İmparator VII. Konstantine ise; ‘De Administrando
İmperio’ adlı eserinde Macarlar’ın politik yapılarına değinir.260
259
Ramazan, Şeşen, İslam Coğrafyasına Göre Türkler ve Türk Ülkeleri, TTK, Ankara, 2001
s.38
260
Pal, Engel, Realm of St. Stephen: A History of Medieval Hungary 895-1526, I. B. Tauris
Publisher, 2005 s.8
127
Macarlar’ın Yurt Bulmaları
Doğu ve batı kaynaklarında Macarlar’ın yurtları hakkında çeşitli tutarsızlıklar
bulunmaktadır. Kimi kaynağa göre üç yurt değiştirmişler, kimine göre ise dört
tane yurt edinip oralardan göç ederek en son bugünkü yurtlarına
ulaşmışlardır.261
Macarlar 830 yıllarında Don ile Dnyeper arasında Levedia bölgesinde
varolmuşlardır. Yarım yüzyıl bu bölgede kaldıktan sonra doğudan gelen
Peçenek baskısıyla birlikte biraz daha batıya kaçarak Etelkozü262 topraklarına
yerleşiyorlar. O dönemde kabileler şeklinde ve konar göçer şekilde yaşayan
Macarlar en kuvvetli kabilenin reisi olan Arpad’ı kendi topluluklarının genel
başkanı olarak seçtiler. Kendilerini dış baskılardan korumak için güçlü olmak
için artık bir yönetenleri vardı ve böylece onlar için büyük oranda devlet
hayatına adım atılmış oldu.
Macarlar Etelköz’de her ne kadar güçlenseler de doğudan gelen Peçenek ve
Bulgar baskıları onları yerlerinden etmeye zorladı. Macar kuvvetleri Büyük
Moravya arazisine akınlarda bulundukları sırada, doğu ve güney komşuları
yurtları olan Etelköz’ü işgal etmişler ve burayı ağır tahribata uğratmışlardır. 263
Tekrar yer değiştirmekten başka çareleri kalmayan Macarlar, Karpatlar’ı
aşarak bugünkü yurtlarına yakın bir yere ulaşmışlar, daha sonra biraz daha
göç ederek Tuna’nın ötesine yerleşmişlerdir.
261
Pal, Engel, Realm of St. Stephen: A History of Medieval Hungary 895-1526, I. B. Tauris
Publisher, 2005 s.11
262
Etelköz bugünkü Moldovya ile Basarabya toprakları. Bkz: Romilly Jenkins, Constantine
Porphyrogenitus De Administrando İmperio A Commentary, Dumbarton Oaks, 2012 s.148.
263
F. Eckhart, Macaristan Tarihi, çev: İbrahim Kafesoğlu, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 2010
s.10
128
Yurtlarını tam olarak belirledikten sonra Macar toplumu büyüme ve güçlenme
politikası izlemiştir. Öte yandan Almanya’nın büyüme ve gelişmesine yaptığı
akınlara sık sık destek veren Macarlar Büyük Moravya’nın fethinde önemli rol
oynamışlardır. Bir süre sonra Moravya hükümdarının ölmesiyle birlikte
gelişen otorite boşluğundan yararlanan Macarlar bir hücumla ülkeyi ele
geçirip burada yurt kurmaya başlamışlardır.
129
Macarlar’ın Hristiyanlığı Kabulü
Hristiyanlığın Macarlar daha Don boylarında iken aralarında yayıldığını
tahmin etmek zor değildir. 264 Macarlar akın yaparken ve yeni yurtlarına
yerleşirken en çok Katolik Hristiyan toplumlarıyla ilişkiler kurdular. Ayrıca
Almanya’dan Macar topraklarına göç eden esirler de Hristiyanlığı yeni
kurulan bu devlete empoze etmeye başlamışlardı.
Yurt bulmak ve göçebe bir yaşam tarzı olan Macarlar daha sonra kendi yurt
sınırlarını çizip devlet yaşamına geçtikten sonra, devletin ilk prensi Geza
oldu. Güçlü ve savaşçı bir kişiliğe sahip olan Prens Geza halkının yavaş
yavaş Hristiyanlaşmasına kayıtsız kalmadı. Özel misyonerler çağırtarak kendi
de Hristiyanlığı benimsedi. Fakat görünüşte Hristiyan olan prens pagan
adetlerini sürdürmeye devam etti. Prens Geza’nın ölümünden sonra yerine
geçen oğul Prens Vajk Hristiyanlığın temsilcisi oldu. Papalık ve RomaGermen İmparatorluğu elinden taç giyen Prens Vajk resmi olarak devletin
kimliğinin Hristiyan olduğunu duyurdu.
265
Prens Vajkla birlikte artan
Hristiyanlık gelişmeleri Macarlar’ın temel yapı taşlarının değişmesine ve
Türklüklerini yitirmelerine sebep olmuştur.
264
Gyula, Moravcsik, Byzantine Christianity and the Magyars in the Period of Their
Migration, The American Slavic and East European Review vol:5, 1946 s.139
265
Nora, Berend, At the Gate of Christendom, Cambridge University Press, 2006 s.106
130
Macarlar’ın Türk Menşei
Doğu ve batı kaynaklarında ‘Türk’ ismi bir dönem Göktürk veya Hazar
egemenliği altında yaşamalarından dolayı söylenir. 266 Ancak kaynaklar ‘Türk’
isminin bir yaşam tarzı olarak kullanılıp, yalnızca Macarlar hakkında bilgi
verirken etnik anlamda kullanılırdı. 267 İslam kaynaklarında Macarlar’ın bir
Türk kabilesi olabileceği söylenir. Temel kaynağımız ve birinci dereceden
olaylara hakim VII. Konstantine ve eseri De Administrando İmperio’da Macar
toplumu ‘Türk’ adı altında ele alınmıştır. İmparator VII. Konstantine ’den önce
babası İmparator Bilge Leo ‘Taktika’ adlı eserinde Macarlar’ın Bizansla yakın
ilişki kurduklarını ve onların savaşçılıklarını ‘Türk’ adı altında anlatır. 268
Macarlar’ın Türk olarak adledildiklerinin en büyük kanıtı ise Roma ve İstanbul
kiliselerinin Macar Kralı I. Geza’ya yolladıkları tacın altında ‘Türkler’in sadık
kralı Geza’ya’ yazmasıdır.269
266
Pal, Engel, Realm of St. Stephen: A History of Medieval Hungary 895-1526, I. B. Tauris
Publisher, 2005 s.18
267
Pal, Engel,Realm of St. Stephen: A History of Medieval Hungary 895-1526, I. B. Tauris
Publisher, 2005 s.20
268
The Taktika of Leo VI, çeviri: George T. Dennis, Dumbarton Oaks Texts, 2010, s.150
269
Anthony Endrey, The Holy Crown of Hungary, Hungarian Institute,1977 s.65
131
Açıklamalar
Anthony Endrey, The Holy Crown of Hungary, Hungarian Institute,1977
Berend, Nora, At the Gate of Christendom, Cambridge University Press,
2006
Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, İstanbul,1996
Echkart, F. Macaristan Tarihi, TTK, 2010
Engel, Pal, Realm of St. Stephen: A History of Medieval Hungary 895-1526,
I. B. Tauris Publisher , 2005
Molnar, Miklos, A Concise History of Hungary, Cambridge University
Press,2001
Moravcsik, Gyula, Byzantine Christianity and the Magyars in the Period of
Their Migration, The American Slavic and East European Review vol:5, 1946
Şeşen, Ramazan, İslam Coğrafyasına Göre Türkler ve Türk Ülkeleri, Türk
Tarih Kurumu, Ankara, 2001
The Taktika of Leo VI, çeviri: George T. Dennis, Dumbarton Oaks Texts,
2010.
132
SONUÇ
Bizans İmparatorluğu, Makedonya Hanedanlığı kurulduktan sonra en parlak
dönemini yaşamıştır. Özellikle Romanus Lecapenus’tan sonra tahta geçen
İmparator VII. Konstantine Porphyrogenitus ile imparatorluk ilim ve kültür
anlamında en önemli döneme girmiştir. Bunun en önemli etkeni VII.
Konstantine’nin müşterek (yardımcı) imparatorluk sıralamasında en arka
sıralara düşmesi ve kendini müzmin hayatına adayıp okumaya, araştırmaya
adaması olmuştur. VII. Konstantine her ne kadar askeri alanda yetenekli
olmasa da, kültürel alanda dünyaya üç büyük eser armağan etmeyi
başarmıştır. Bunlardan birincisi; Konstantinopolis’deki şölenlerin tasvir
edildiği De Ceremoniis; ikincisi; ülkenin sınırlarının anlatıldığı De Thematibus
eseri ve en sonuncusu hem iç politika, hem de dış politika kitabı olan De
Administrando İmperio’dur.
İmparator De Administrando İmperio adlı eserinde sınır komşuları hakkında
detaylı bilgi verirken; aynı zamanda imparatorluğun ulaşamadığı uzak
diyarlar hakkında da bilgi vermektedir. IX.yy’dan itibaren imparatorlukla yakın
ilişkiler kurmaya başlayan Türkler ve onların Karadeniz’in kuzeyindeki
hareketleri, Balkan havzasında yeni milletler kurmaları VII. Konstantine’nin
gözünden anlatılmıştır. Türkler’e karşı imparatorluğun politikaları da önemli
yer tutar. Kuzeyliler, İskitler, Sarazenler, Akdeniz ve Karadeniz’deki milletler,
Ermeni havzasında yaşayan tüm ırklar hakkında politik, tarihi ve coğrafi
bilgiler imparator tarafından kaleme alınmıştır.
133
Sonuç olarak; X.yy’da Konstantine Porphyrogenitus tarafından kaleme alınan
kronik eser, Klasik Grekçe aslına sadık kalınarak ve İngilizce neşrinden
kontrol edilerek çevrilmiştir. X.yy Türk-Bizans ilişkilerini anlamak ve Bizans
dış politikasını görmek için önemli bir eserdir.
134
KAYNAKÇA
Attaleites, Michael, History, Çev: Anthony Kaldellis- Dimitris Krallis, Harvard
University Press, 2012.
Bailly, Auguste, Bizans İmparatorluğu Tarihi, Çev: Hüseyin Şaman, Nokta
Kitap, İstanbul,2005.
Barford, Paul, The Early Slavs Culture and Social, Cornell University Press,
2001.
Baskıcı, Murat, Bizans Döneminde Anadolu 900-1261, Phoenix Yayınevi,
Ankara, 2009.
Baynes, H. N. Byzantium, An Introduction to East Roman Civilization,
Clarendon Press,1961.
Brook, Kevin Alan, Hazar- Bizans İlişkileri, Türkler Ansiklopedisi, Cilt:2,
Ankara, 2002.
Browning, Robert, Byzantium-Bulgaria, University of California Press,1975.
Bryennios, Nikephoros, Tarihin Özü, Çev: Bilge Umar, Arkeoloji Sanat
Yayınları, İstanbul, 2000.
Bury, J. B. The Invasion of Europe by the Barbarians, W.W.
Norton&Company, London, 1928.
Bury, J. B. The Treatise De Administrando Imperio, Byzantinische Zeitschrift
XV, 1906.
135
Bushkovıtch, Paul, Peter The Great, Rowman& Littlefield Publishers, Inc,
2003.
Cameron, Averil, The Byzantines, Wiley-Blackwell,2009.
Chary, Frederick B, History of Bulgaria, Greenwood Publisher, 2011.
Constantine Porphrogenitus, De Administrando Imperio Commentary Vol:II,
Dumbarton Oaks, 2012.
Crampton, R. J, A Concise History of Bulgaria, Cambridge University Press,
2006.
Curta, Florin, Southeastern Europe in Middle Ages, Cambridge University
Press, 2006.
Czegledy, Karoly, Bozkır Kavimlerinin Doğudan Batıya Göçleri, Doruk
Yayınları, İstanbul,2006.
Eckhart, F. Macaristan Tarihi, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 2010.
Fine, John, The Early Medieval Balkanks, The University of Michigan Press,
1991.
Franklin Simon And Shepard Jonathan, The Emergence of Rus 750-1200,
Routledge Publisher, 1996.
Geanakoplos, Dena John, Byzantium, Church, Society and Civilization Seen
Through Contemporary Eyes, University of Chicago Press, 1984.
136
Gibbon, Edward, The Decline and Fall of the Roman Empire, Wordsworth
Classics of World Literature,1998.
Golden, Peter B, Türk Halkları Tarihine Giriş, Çev: Osman Karatay, Ötüken
Neşriyat, İstanbul, 2012.
Golden, Peter B. Turks and Khazar, Ashgate Variarum, 2010.
Gömeç, Saadettin, Türk Tarihinde Peçenekler, Ankara Üniversitesi Sosyal
Bilimler Fakültesi Dergisi, AÜDTCF Dergisi, Cilt:53, 2013.
Gregory, Timothy, A History of Byzantium, Wiley-Blackwell Publishing, 2010.
Grey, Ian, Horizon of Russia, American Heritage Publishing Co., Ing, 1970.
Grousset, R. Bozkır İmparatorluğu, Çev: Reşat Uzmen, Ötüken Yayınları,
İstanbul, 1980.
Harvath, Andras Paloczi, Pechenegs, Cumans, Iasians, Kultura Publisher,
1989.
Howard, J. D.- Hakkert, Johnstan Adolf, Byzantium and The West c.850c.1200 Proceedings of the XVIII. Spring Symposium of Byzantine Studies,
John Benjamins Publishing Co. 1988.
Ibn Fadlan, Çev: Ramazan Şeşen, Seyahatname, Yeditepe Yayınevi,
İstanbul.2010
Jenkins, Romilly, Byzantium: The Imperial Centuries AD 610 to 1071,
Random House Press, 1966.
137
Jenkins, Romilly, Studies on Byzantine of the 9th and 10th Centuries,
Variarum Reprints, London,1970.
Kadlec, Charles, The Empire and its Northern Neighbours, The Cambridge
Medieval History, Cambridge At The University Press, 1923.
Kazhdan, Alexsander, The Oxford of Byzantium, Oxford University Press,
1991.
Komnena, Anna, Alexiad, Penguin Classics, 1979.
Kurat, Akdes Nimet, Peçenek Tarihi, Türk Tarih Kurumu, Ankara,1937.
Kurat, Akdes Nimet, Rusya Tarihi Başlangıçtan Günümüze, Türk Tarih
Kurumu, Ankara, 2014.
Kurat, Akdes Nimet, VI. ve XVIII. yy Karadeniz’in Kuzeyindeki Türk
Kavimleri, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1972.
Lemerle, Paul, Bizans Tarihi, Çev: Galip Üstün, İletişim Yayınları, 2013.
Levtchenko, M. V. Kuruluşundan Yıkılışına Kadar Bizans Tarihi, Çev:Maide
Selen, Doruk Yayınevi, İstanbul,2008.
Luttwak, Edward N. The Grand Strategy of Byzantine Empire, Belknap Press
Publisher, 2011.
Magdalino, Paul, New Constantines, Variorum Press, 1994.
Mangdalino, Paul, Byzantium in the Year 1000, Brill Academic Publishing,
2002.
138
Mango, Cyril, The Oxford History of Byzantium, Oxford University Press,
2002.
Moravcsik, Guyla, Byzantine Christianity and Magyars in the Period of Their
Migration, Academia Scientiarum, Budapeşt, 1967.
Moravcsik, Guyla, Byzantinoturcica I-II, Brill Academic Publisher, 1997.
Moravcsik, Guyla, Byzantium and Magyars, Hakkert Publisher, 1970.
Nemeth Guyla, Peçenek ve Kumanların Dili, Belleten, Sayı :14-15.
Norwich, J.J, Byzantium The Apogee, Knopf Publishing, 1992.
Obolensky, Dimitri, Byzantine Commonwealth, Proeger Publisher, New York,
1971.
Orkun, Hüseyin Namık, Peçenekler, Remzi Kitaphanesi, İstanbul, 1933.
Ostorogorsky, Georg, Bizans Devleti Tarihi, Çev: Prof. Fikret Işıltan, Türk
Tarih Kurumu, Ankara, 2011.
Perrie, Maureen, The Cambridge History of Russia Vol.1 From Early Rus’ to
1689, Cambridge University Press, 2006.
Purton, Peter, A History of the Early Medieval Siege 450-1200, Boydell
Press, 2010.
Rasonyi, L. Tarihte Türklük, Örgün Yayınları, İstanbul, 2007.
Rıasonovsky, V. Nicholas &Steinberg, D. Mark, Rusya Tarihi, İnkılap
Yayınevi, 2011.
139
Runciman, Steven, A History First Bulgarian Empire, G. Bell&Sons,
London,1930.
Runciman, Steven, The Emperor Romanus Lecapenus and His Reign,
Cambridge University Press, 1963.
Schamilogli, Uli, The Name of the Pechenegs in Ibn Hayyans Al- Muqtabas,
Journals of Turkish Studies,1984.
Sevcenko, Ihor, Byzantine and Slavs in Letters and Culture, Harvard
University Press,1991.
Shepard, Jonathan, The Cambridge History of Byzantine, Cambridge
University Press,2009.
Skylitzes, John, A Synopsis of Byzantine History 811-1057, Cambridge
University Press, 2012.
Spinei Victor, The Romanias and The Turkic Nomads Nortth of the Danube
Delta from to the Mid-Thirteenth Century, Brill Publisher, 2009.
Stephenson, Paul, Byzantium’s Balkans Frontier, Cambridge Unviversity
Press,2006.
Sümer, Faruk, Oğuzlar Tarihleri Boy Teşkilatı, Türk Dünyası Araştırma Vakfı,
Ankara, 1972.
The Taktica of Leo VI, Çev: George T. Dennis, Dumbarton Oaks Texts, 2010.
140
Todorov, Boris, The Value of Empire: Tenth Century Bulgaria between
Magyars, Pechenegs and Byzantium, Yansei University, Journal of Medieval
History, 2010
Toynbee, Arnold, Constantine Porphyrogenitus and His World, Oxford
University Press, New York, 1970.
Treadgold, Warren, A History of the Byzantine State and Society, Standford
University Press, 1997.
Vasiliev, A. A, Bizans İmparatorluğu Tarihi, Çev: Arif Müfit Mansel, Maarif
Matbaası, Ankara, 1943.
Whittow, Mark, Marking of Byzantium 600-1025, University of California
Press, 1996.
141
ÖZET
Tez; kaynaklar, eserin anadili olan Klasik Grekçe’den çevrilip İngilizce
neşrinden kontrol edilmesi ve araştırmalar olarak üç kısımda incelenmiştir.
Kaynaklar bölümünde eserin çevirisine ve yapılacak gerekli açıklamalara
yardımcı olan tüm temel eserler detaylı bir şekilde tanıtılmıştır. Birinci el
kaynaklar, tetkik eserler ve Bizans Tarihi adına yazılmış sözlükler yazarlarıyla
birlikte açıklanmıştır.
Tezin birinci bölümünü oluşturan kısım, eserin ana dili olan Klasik
Grekçe’den çevrilmiştir. Ayrıca çeviride imparatorun söylemek istediğinin net
verilmesi açısından İngilizce neşrinden de kontrol edilmiştir. Çeviride
imparatorun kullandığı dile özen gösterilmiştir. İmparatorun kullandığı dil
zaman zaman çeviri yapılırken anlam kargaşasısı oluşmasına neden olsa da;
imparatorun ne demek istediği göz önüne alınarak çeviri yapılmıştır.
İkinci bölümde ise; imparatorun Türkler hakkında kaleme aldığı kısımlar
açıklanmıştır. Özellikle Peçenekler’in önemi ve Bizans-Peçenek ilişkilerine
önem verilmiştir. Ruslar, Rus-Bizans ilişkileri hakkında bilgi verilmiştir. Ayrıca
VII. Konstantine zamanında Ruslar’ın Hristiyanlığı kabulü de detaylı olarak
incelenmiştir. Bulgarlar’ın Balkan havzasına yerleşmeleri ve orada bir devlet
oluşturmaları hakkında detaylı bir çalışma yapılmıştır. Ayrıca Bizans
İmparatorluğu’nun Bulgarlar’a karşı bakış açısı da kaleme alınmıştır. Bunların
yanı sıra IX ve X. yy’da Hazar-Bizans ilişkileri geniş bir çerçevede yazılmıştır.
142
Sonuç olarak, VII. Konstantine Porphyrogenitus tarafından kaleme alınan ve
bir çeşit ‘Dış Politika’ kitabı olan kaynak eser ‘De Administrando İmperio’ da
bulunan Türklerle alakalı kısımlar Klasik Grekçe’sinden ve İngilizcesi’nden
günümüz Türkçe’sine büyük bir titizlikle çevrilmiştir. Bunun yanı sıra Türk
kimliği taşıyan ya da taşıdığı düşünülen bütün milletler detaylı bir şekilde
araştırılıp, açıklanmıştır.
143
ABSTRACT
The thesis was examined in three parts; resources, translation of the work
from Classic Greek and enquiries.
In the resources part, all the works which are helpful to the translation of this
work and the explanations that are necessary were all introduced in detail.
Primary sources, survey sources and the dictionaries written in the name of
Byzantine history were explained along with their authors.
The part which constitutes the first part of the thesis, was translated from
Classical Greek, the native language of the work. In the translation great
attention was paid to the language the emperor used. Although the language
used by emperor caused some ambiguities; the translation was made taking
into account what the emperor really meant.
As for the second part; the parts written by emperor about Turks were
explained. Especially the importance of Pechenegs and PechenegsByzantine relations were placed and emphasis. Russian and RussianByzantine relations were explained. Furthermore, the Russian’ avowal of
Christianity during the time of VIIth Constantine was explained in detail. A
detailed study about the Bulgarians’ setting to the Balkan basin and founding
a state there was carried out. What’s more, the perspective of the Byzantine
Empire against the Bulgarians were written down. Besides, ChazarByzantine relations in the IX. and X.th centuries were written in a wide scope.
144
As a result, the parts related to Turks in the work De Administrando Imperio,
a kind of foreign policy book written by Constantine Porphyrogenitus, was
translated to Turkish from Classical Greek with great care. Furthermore, all
nations having Turkish origins or thought to have Turkish origins were
searched and explained in detail.
145
EKLER
146
270
270
Akdes, Nimet, Kurat, Başlangıçtan 1917’ye Kadar Rusya Tarihi, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 2014,
s.555
147
271
271
R. J. Crampton, A Concise History of Bulgaria, Cambridge University Press, 1997, s.13
148
272
272
R. J. Crampton, A Concise History of Bulgaria, Cambridge University Press, 1997, s.19
149
273
273
Ian, Grey, Horizon of Russia, American Heritage Publishing Co. Inc. 1970, s.16
150
274
274
Andras, Paloczi, Horvath, Pechenegs, Cumans, Iasians, Steppe People in Medieval Hungary,
Hereditas Corvina, Hungary, 1989, s.8
151
275
275
R. J. Crampton, A Concise History of Bulgaria, Cambridge University Press, 1997, s.2
152
276
276
Colin, McEvedy, Ortaçağ Tarih Atlası, Sabancı Üniversitesi, 2004, s.55
Download