konjestif kalp yetmezliğinde karvedilol kullanımının güvenlik, etkinlik

advertisement
T.C. Sağlık Bakanlığı
Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi
Başhekim: Opr. Dr. Haldun ERTÜRK
Şef: Doç. Dr. Mehmet KENDİR
KONJESTİF KALP YETMEZLİĞİNDE KARVEDİLOL
KULLANIMININ GÜVENLİK, ETKİNLİK VE
TOLERABİLİTESİNİN İZLENDİĞİ
FARMAKOEPİDEMİYOLOJİK ÇALIŞMA
Dr. Behzat YILSEN
(Uzmanlık Tezi)
İstanbul-2004
TEŞEKKÜR
Asistanlık eğitimim süresince her konuda destek ve yardımlarını
gördüğüm, kendisini her zaman yanımda hissettiğim, engin bilgi ve
deneyimlerinden yararlanma fırsatı bulduğum değerli hocam Sn. Doç. Dr.
Mehmet Kendir’e, birlikte çalıştığımız dönemde her konuda yardım ve
ilgilerini
esirgemeyen
şef
yardımcımız
Sn.
Dr.
Taner
Alioğlu’na,
rotasyonlarım süresince birlikte çalışma fırsatı bulduğum, klinik bilgi ve
deneyimlerinden yararlandığım, Koşuyolu Kalp
Eğitim ve Araştırma
Hastanesi Klinik Şefi Sn. Doç. Dr. Cevat Kırma'ya, Yedikule göğüs
Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi 3. Klinik Şefi
Sn. Dr. Arman Poluman'a, Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi İnfeksiyon
Hastalıkları Servisi Klinik Şefi Sn. Dr. Özcan Nazlıcan'a ve Şişli Etfal Eğitim
ve Araştırma Hastanesi Biokimya Klinik Şefi Sn. Dr. Nezaket Eren’e, birlikte
çalışmaktan
arkadaşlarıma
her
zaman
tüm
mutluluk
klinik
duyduğum
hemşiresi,
uzmanlarıma,
personeline
ve
tüm
asistan
hastane
çalışanlarına teşekkür ederim.
Ayrıca tezimin oluşturulmasında yardımlarını esirgemeyen Sn. Dr.
Zeynep Ermiş Karaali’ne, Sn. Dr. Hasan Meral’e teşekkürü borç bilirim.
Asistanlık eğitimim süresince sevgi ve sabırla beni destekleyen eşime
ve aileme ayrıca teşekkür ederim.
Dr. Behzat Yılsen
2
İÇİNDEKİLER:
GİRİŞ ve AMAÇ……………………………………….4-5
GENEL BİLGİLER ……………………………………6-47
MATERYAL VE METOD……………………………..48-49
SONUÇLAR……………………………………………49-54
TARTIŞMA VE SONUÇ………………………………55-57
KAYNAKLAR………………………………………....58-68
3
GİRİŞ VE AMAÇ
Kalp yetmezliği, yeterli venöz dönüşe karşın kalbin, istirahatte ve egzersiz
sırasında
dokuların
metabolik
gereksinmelerini
karşılayacak
kadar
kanı
pompalayamamasıdır. Konjestif kalp yetmezliği de kronik kalp yetmezliği tablosunda
sıvı tutuluşu ve ödemin birlikte bulunmasıdır.
Oldukça yaygın, önemli ve artan bir sağlık sorunu olan bu hastalığın önemi esas
kardiovaskuler problemler olarak, iskemik kalp hastlaığı ve hipertansiyonun göz önüne
alındığı bir dönemde, büyük ölçüde fark edilmeden geçilmiştir. Başlıca etiyolojik
faktörleri olan bu hastalıkların tedavilerindeki başarılı gelişmelere rağmen, kalp
yetmezliği insidansı azalmamış ve giderek daha çok kaygı duyulan bir sendrom haline
gelmiştir. Toplumda yaşlıların oranı arttıkça sıklık ve yaygınlığı artmaktadır. Miyokard
infarktüsündeki sağ kalım oranı artarken kardiak fonksiyonların sınırlılığı nedeniyle kalp
yetmezliği olan insanların sayısı çoğalmaktadır. İnfarktüsten kurtulan bir çok kişi kronik
kalp yetmezliği aşamasına ulaşmaktadır.
Günümüzde KKY’nin etiyolojik görüntüsüde değişmiştir. Evvelce hipertansiyon
ön planda iken, günümüzde miyokard infarktüsü ve anginal sendromlar en önemli
nedenleridir. Bazı araştırmalarda kalp yetmezliği olgularının %70’inin bu nedene bağlı
olduğu bulunmuştur. İzleme ve etkin tedavi hipertansif kalp hastalıklarında önemli bir
azalma sağlamıştır.
Hastalığın toplumda ortaya çıkış hızı, predispozan kalp hastalıklarının nisbi sıklığı
ile, KKY gelişen hastaların prognozu hakkında değişik veriler mevcuttur. Toplumda kalp
yetmezliği prevelansı %0.4-%2 arasında değişmektedir. Teşhis ve tedavisindeki
ilerlemelere
rağmen,
bu
hastalık
dünya
çapında
yaklaşık
20
milyon
insanı
etkilemektedir. 1990’da 65 yaşın üzerindeki hastalar için hastanede en sık yatış nedeni
kalp yetmezliği olurken, gözlenen sıklık 1970’dekine göre üç kez artış göstermiştir.
Ayrıca 55 yaşın üzerindeki hasta sayısında da belirgin bir artış olmuştur. Kalp yetmezliği
yıllık yaklaşık 500.000 hastane başvurusu ile 5 milyon hastane yatış gününün başlıca
nedenidir.
Kalp yetmezliği progresiftir. Altta yatan problem ortadan kaldırılmadıkça,
bozulmuş yaşam kalitesi ve yüksek morbidite-mortalite hızı ile prognoz daima kötüdür.
Çeşitli ilaçların surviyi bir dereceye kadar düzeltmesine rağmen, ağır kalp yetmezliğinde
mortalite hızı hala yüksektir. Kalp yetmezliği tanısı koyulan hastaların yaklaşık yarısı 5
yıl içinde, ilerlemiş kalp yetmezliği bulunan hastaların %60’ından fazlası ise 1 yıl içinde
ölmektedirler. Tedavisi masraflı, iş göremezliğe neden olan ve sonuçta öldüren bir
4
hastalıktır. Kalp yetmezliği hem hasta hem de toplum için ağır bir yük oluşturmaktadır.
Hastalığı efektif olarak durduracak herhangi bir girişim bulunamamıştır. Bu sonuç kalp
yetmezliği riski yüksek olan hastaların, KKY belirgin hale gelmeden önce tedavi
edilmesi gerektiğini açıkça göstermektedir.
Hastalığa yol açan, ortaya çıkışını hızlandıran ve gidişini etkileyen faktörlerin iyi
tanınması, etyoloji ve patofizyolojisinin iyi kavranması, miyokard yetmezliğine neden
olan hemodinamik ve yapısal bozuklukların tam belirlenmesi, erken tanı ve etkili
tedavisine yardım eder. Morbidite ve tedavi masraflarını azaltır, yaşam süresini uzatır.
Kardiyak ve periferik değişikliklerin hastalığın ilk safhasından önce veya esnasında
tanınmasıyla, halen geçerli olan tedavi stratejileri değiştirilir, önleyici ve koruyucu
programlar
geliştirilebilir.
Ayrıca
böyle
veriler
güncel
tedavi
modellerinin
değerlendirilmesinde ve daha etkili tıbbi-cerrahi tedavi şekillerinin planlanmasında
gereklidir.
.
5
GENEL BİLGİLER
KALP YETMEZLİĞİ
Kalp yetmezliği, bir kardiak fonksiyon anormalliğinin kalbin metabolizasyon
yapan dokuların gereksinmelerini karşılayacak yeterli kanı pompalayamamasının
sorumlu olduğu patofizyolojik bir durum olarak tanımlanır (1). Kalpteki yapısal veya
fonksiyonel değişikliklerin efor dispnesi ve dolaşım konjesyonu gibi ikincil
fenomenlere yol açtığı bir klinik sendromdur (2).
Kalp yetmezliği, major bir sağlık sorunudur ve hastaların hastaneye
yatırılmasının en sık nedenlerinden biridir. Kalp yetmezliğinin insidansı gelişmekte
olan ülkelerdekilerini de içererek özellikle dünyanın yaşlanmakta olan nüfusunda
hızla artmaktadır. Tedavisindeki önemli ilerlemelere rağmen kalp yetmezliğinin
prognozu hala kötüdür (3). Bununla birlikte kap yetmezliği klinik bir sendromdur ve
bu açıdan bakıldığında hekimlerin dikkati birincil olarak bu sendroma yol açan
etyolojilerin çok sayıda olmasına rağmen klinik görünümleri çok az değişen
hastaların bakımına yönelmektedir. Kalp yetmezliği için yıllar boyunca birçok tanım
ileri sürülmüştür fakat hiçbiri genel olarak tatmin edici değildir. Bu durum kardiak
debide azalma ve venöz dönüşte artış ile karakterize olan ve yetmezlik içindeki
kalbin progresif olarak kötüleşmesine ve büyük olasılıkla prematür miyosit hücresi
ölümüne yol açan moleküler anormalliklerin eşlik ettiği bir sendromun kompleksliğini
yansıtır (3).
Kardiak yapı ve fonksiyonlardaki bozulmanın başlangıcı ile bundan haftalar,
aylar veya yıllar sonra görülen kalp yetmezliğinin klinik bulguları arasında sıklıkla
önemli bir zaman süresi vardır (2).
Tarihsel olarak kalp yetmezliği hacim genişlemesi ve ödeme yol açan bir
kardiyorenal sorun olarak kabul edilmiştir. Sistolik ve diyastolik kontraksiyonun daha
iyi anlaşılması ve deneysel ve klinik kalp yetmezliğinde sistolik fonksiyon üzerinde
yapılan gözlemlere dayanılarak 1960’lar ve 1970’lerde mekanik pompa yetmezliği
kararı baskılanmış ve kardiyak kontraktiliteyi arttırıcı farmokolojik yaklaşımları teşvik
etmiştir. Sistemik vazokonstruksiyonun varlığı dolaşım yetmezliğinin hastalığın
önemli bir bileşeni olduğunu göstermiş ve sonuçta vazodilatatör tedavi başlatılmıştır.
Son 10 yıl boyunca deneysel ve klinik çalışmalar kalp yetmezliğinin özellikle
sempatik sinir sistemi ve renin-anjiotensin-aldosteron sistemi olmak üzere
nörohumaral aktivasyonda artışla karakterize olduğunu göstermiştir. Nörohumaral
6
aktivite artışı, günümüzde kalp yetmezliğinin semptomlarına ve progresyonuna
katkıda bulunan major bir patofizyolojik bileşen olarak kabul edilmektedir (1).
Klinisyene sendromu tanımlatan kardiyomegali, efor dispnesi ve dolaşım
konjesyonu gibi klinik belirti ve bulgular olsa da klinisyen, hastadaki rahatsızlığın
dispne ve dolaşım konjesyonu gibi belirti ve bulguların gelişmesinden çok daha
önce başlayan bazı temel yapısal ve fonksiyonel bozukluklardan köken aldığını bilir
(Tablo 1)(2).
Kalp yetmezliği hala büyük ölçüde klinik veya yatakbaşı bir tanıdır. Dikkatlice
alınmış bir hikaye (nefes darlığı, yorgunluk, sıvı tutulumu) ile fizik muayenenin
(akciğer konjesyonu, genişlemiş boyun venleri, taşipne, galo ritmi ve sıvı tutulumu)
kombinasyonu tanıya ulaşma şeklidir. Yapısal kalp hastalığına ilişkin direkt kanıtlara
da ihtiyaç vardır. Ve bu konuda en faydalı yöntem ekokardiografidir. Ancak kalp
yetmezliği halen klinik ve yatakbaşı bir tanıdır. Tanı dikkatlice yapılan bir yatakbaşı
muayene
ile
konulmakta
ve
göğüs
röntgeni
ve/veya
ekokardiografi
ile
doğrulanmaktadır (Tablo 2) (2).
Çoğu hastada Konjestif Kalp Yetmezliği (KKY) ve anormal dolaşım
konjesyonu hem kalp yetmezliğinin kendisinin, hem de sonradan oluşan ve
sempatik sinir sisteminin ve renin-anjiotensin sisteminin aktivasyonunun eşlik ettiği
periferik dolaşım değişikliklerinin sonucu olarak gelişir. Mekanik veya miyokardiyal
bozukluklara bağlı klinik KKY olan çoğu hastada, kalp (pompa) yetmezliğinden
önce, kardiyak pompa fonksiyonunun ve kardiyak debinin miyokard hipertrofisi ve
ventrikül dilatasyonundan oluşan kompansatuvar mekanizmalarla en azından
istirahatte korunduğu önemli bir miyokardiyal disfonksiyon dönemi vardır. Bu
sebepten dolayı erken dönemlerde hastanın hiçbir engeli veya semptomu
olmayabilir veya bunlar çok az düzeyde olur (4,5).
7
Sınıflandırma ve Kalp Yetmezliği’nin Evreleri
Tablo 1. New York Kalp Derneği’nin Sınıflandırma Sistemi
Sınıf 1
Sınıf 2
Sınıf 3
Olağan aktivitede hiçbir semptom yok.
Fizik aktivitede hafif sınırlama;olağan fizik aktivitede semptomlar var.
Fizik aktivitede belirgin sınıflama;olağan fizik aktiviteden daha azında
Sınıf 4
semptomlar var.
Herhangi fizik aktivitede veya istirahatte semptomlar var
Tablo 2. Kalp Yetmezliği’nin Evreleri______________________________________
Evre A:Kalp yetmezliği(KY)’nin gelişimi ile kuvvetli olarak ilişkili komorbid durumların
olmasından dolayı kalp yetmezliği riski olan hastalar. Böyle hastaların KY belirti ve
bulguları yoktur ve KY’nin belirti ve bulgularını hiç göstermemişlerdir. Kapakların veya
ventriküllerin
yapısal
veya
fonksiyonel
bozuklukları
yoktur.
Örnekler:Sistemik
hipertansiyon, koroner arter hastalığı, diyabetes mellitus.
Evre B:Kalp yetmezliği gelişimi ile kuvvetli olarak ilşkili yapısal kalp hastalığı gelişmiş
olan, ancak KY belirtisi olmayan ve KY’nin bulgu veya belirtilerini hiç göstermemiş olan
hastalar. Örnekler:Sol ventrkül hipertrofisi;asemptomatik valvüler kalp hastalıklarında
dilate olmuş ventriküller;geçirilmiş miyokard infarktüsü.
Evre C:Altta yatan yapısal kalp hastalığı ile ilşkili eskiden veya halen belirtileri olan
hastalar.
Evre D:Maksimum medikal tedaviye rağmen istirahatte belirgin kalp yetmezliği
semptomları bulunan ve özel girişimlere ihtiyaç duyan hastalar. Örnekler:Hastaneden
güvenle taburcu edilemeyen , tekrar tekrar hastaneye yatırılan, hastanede kalp
transplantasyonu bekleyen, hastane benzeri ortamlarda bulunan, evde semptomların
azalması için sürekli intravenöz destek alan, mekanik destek cihazı ile tedavi gören
hastalar.______________________________________________________________
Bu yeni evreleme şeması büyük ölçüde kliniğe dayalıdır ve hekimlerin tedavilerini
spesifik hasta alt gruplarına daha fazla odaklanmış biçimde yönlendirmesine izin
vermektedir. Hastalar genellikle bu şemada ileriye doğru gelişme gösteriyor olsalar da
bazen D’den C’ye geçebilirler (Tablo 2) (6,7).
Kalp yetmezliğinin çeşitli şekilleri tanımlanmıştır. İleriye ve geriye doğru,sağ ve
sol, yüksek ve düşük debili, sistolik ve diyastolik ,akut ve kronik, nükseden ve konjestif
kalp yetmezlikleri vardır. Yetmezlik miyokard infaktüsünden sonra olduğu gibi,kalp atım
8
hacminin şiddetle azaldığı ileriye doğru yetersizlik (forward) veya sol ventrikül
yetersizliğinde
artan sol atrium
basıncı nedeniyle gelişen sağ ventrikül yetmezliği
sonucu sağ ventrikül genişlediğinde geriye doğru (backward) şekilde olabilir.
Kronik kalp yetmezliği sıklıkla akut alevlenmelerle seyreden en yaygın kalp
yetmezliği şeklidir. Akut kalp yetmezliği pulmoner ödem dahil pulmoner konjesyon
bulguları ile karakterize akut (kardiyojenik ) dispne anlamındadır. Ancak akut kalp
yetmezliği düşük arteryel basınç, oligüri ve periferik soğuma ile karakterize bir sendrom
olan kardiyojenik şokada uygulanabilir, bu tablo pulmoner ödemden ayrılmalıdır. Akut
kalp yetmezliği teriminin kullanılması tavsiye edilmez, daha açık terimler olan akut
pulmoner ödem veya uygun olduğunda kardiyojenik şok tercih edilmelidir.
Sistolik ve Diyastolik Disfonksiyon
Sistolik disfonksiyon genişlemiş, bozulmuş ejeksiyondan dolayı debisi azalmış,
büyük bir ventrikülü, diyastolik disfonksiyon ise kalınlaşmış, küçük kaviteli ve dolumun
sınırlı olduğu bir ventrikülü kastetmektedir. Sistolik disfonksiyon terimini dilate olmuş,
genellikle eksantrik hipertrofiye uğramış bir ventrikül için, diyastolik disfonksiyon terimini
de kalın duvarlı konsantrik hipertrofiye uğramış normal veya küçük bir ventrikül için
kullanmak bu iki ayrı durum arasındaki önemli yapısal farklılıklara dikkati çekecektir
(6,7). Diyastolik kalp yetmezliği, sıklıkla iyi kontrol altına alınamamış sistemik
hipertansiyon ile birliktedir. Sol ventrikül diyastolik fonksiyonunun bozulmasına katkıda
bulunan faktörler; miyokard fibrozu, hipertrofi, iskemi ve artmış artyüktür (Tablo 3)(8).
Kalp yetmezlikli hastalarda sistolik ve diyastolik disfonksiyonun sıklıkla bir arada
bulunduğunu ve sistolik olayların diyastolik fonksiyonu etkileyebileceğini görmek
önemlidir (9,10).
Kalp yetmezliği olan hastada tedaviye başlamadan evvel ekokardiyografi ile sol
ventrikül yapısını ve fonksiyonunu değerlendirmek önemlidir. Eğer semptomlar
korunmuş
sistolik
fonksiyonlar
eşliğindeki
anormal
diyastolik
özelliklerden
kaynaklanıyorsa sistolik disfonksiyonun tedavisinin verilmesi etkili olmayabilir ve hatta
zararlı olabilir. Dolayısıyla tedavi planlarken ve prognozu belirlerken miyokardın yapısı,
anotomisi ve fonksiyonu hakkında bilgi sahibi olmak önemlidir (11).
Genel olarak sistolik ventrikül disfonksiyonu artmış bir diyastol sonu volüm ve
normal veya biraz azalmış bir atım volümü ve dolayısıyla azalmış bir ejeksiyon frekansı
ile karakterizedir.
9
Tablo 3. Tüm kalp pompa yetmezliklerinin sebepleri dört ana kategoride sınıflanabilir.
·
Esas olarak iş aşırı yüküne veya mekanik bozukluklara bağlı yetmezlik
·
Birincil miyokardiyal bozukluklarla ilişkili yetmezlik
·
Anormal kardiyak ritim veya ileti bozuklukları ile ilişkili yetmezlik
·
Miyokard iskemisi, infarktüsü_________________________________________
Kalp Yetmezliği’nin Patofizyolojisi
Henüz çok iyi tanımlanamamış sinyallere (olasılıkla duvar gerilimini de içeren)
baroreseptör aktivasyonuna veya doku perfüzyonunun azalmasına yanıt olark
kompensatuar düzenlemeler devreye girer.
Bunlar:
·
Artmış ön-yüke yanıt olarak kardiyak kontraksiyonu güçlendiren Frank-Starling
mekanizması (olasılıkla sarkomer uzama miktarını artırarak);
·
Kardiyak gen ekspresyonunda değişikliklerle ilşkili olan ventriküler dilatasyon
miyokard hipertrofisi; ve
·
Sempatik ve renin-anjiyotensin sistemlerinin aktivasyonu (kalp hızı/kontraktilitesinde
artışa neden olurlar).
Bu adaptasyon mekanizmaları kalbin genel pompa performansını sürdürmede akut
kalp yetmezliğinde yeterli olabilmelerine rağmen uzun dönemli etkileri daha az
avantajlıdır ve bu mekanizmalar bir dizi olumsuz uzun dönemli fonksiyonel ve yapısak
değişiklikten sorumlu tutulmaktadır (12).
Yetmezlikteki Kalbin Miyokard Değişiklikleri
1-Fonksiyonel değişiklikler
Kalp yetmezliğinin bir çok altta yatan nedeni vardır;bunların sıklığı zaman içinde
önemli değişiklikler göstermiştir. Günümüzde önde gelen neden koroner kalp
hastalığıdır;Framingham kalp çalşmasına göre 1980’lerde kalp yetmezliğinin %
67’sinden sorumluydu. Bu hastaların birçoğunda aynı zamanda arteriyel hipertansiyon
öyküsü de vardı (%57). Kalp kapağı hastalığı hastaların yaklaşık %10’undaki
yetmezliğinin altında yatan nedendir ve kalp yetmezliği vakarlının %20’si primer
miyokard hastalıklarına bağlanabilir, bunların en baskını dilate kardiyomiyopatidir. En
iyi göstergelere göre ise bugün etyolojide % 50 iskemik ,%50 noniskemik kalp
10
hastalıkları etkendir. Orjinal kardiyak anormallik ne olursa olsun ilerlemiş kalp
yetmezliği
sendromu
miyokard
fonksiyon
bozukluğu,
ventriküler
remodelling,
hemodinamik değişiklikler, nörohumoral aktivasyon, sitokin aşırı ekspresyonu ve
vasküler ve endotel disfonksiyonunu içeren kompleks bir tablo oluşturur(13).
2-Kalp yetmezliğinde kalsiyum döngü değişiklikleri
Birçok çalışma kalsiyum döngüsü değişikliğinin son dönem insan kalp
yetersizliğindeki miyokard fonksiyonu bozulmasında baskın bir rol oynuyor olabileceğini
göstermiştir. Döngü halindeki toplam kalsiyum miktarının ve kalsiyum atılım hızının
yetmezlik durumundaki insan miyokardında azaldığı, sistolik serbest kalsiyumunun
azaldığı ve diyastolik kalsiyumun arttığı sonucuna varılmıştır (14).
3-Beta-Adrenoseptör ve siklik AMP sistemininin etkisi
Birçok çalışma beta-adrenerjik sinyal transduksiyon yolunun yetmezlikteki insan
kalbinde değiştiğini göstermiştir. Bunun nedeni kısmen hem mRNA hem de protein
düzeylerinde beta-1-adrenoseptör gen ekspresyonundaki azalmaya bağlı olan
miyokardiyal beta-1-adrenoseptör yoğunluğundaki bir azalmadır (15).
4-Kardiyak Remodelling Prosesi
Ventriküler remodelling yükleme koşullarında ventriküler kitle, odacık boyutu ve
şekildeki değişiklikleri içeren bir değişikliğe yanıt olarak sol (veya sağ) ventrikülün
herhangi bir yapısal değişikliği olarak tanımlanabilir. Ventriküler remodelling ard-yükte
(basınç yüklenmesi) veya ön-yükteki (hacim yüklenmesi) artışlara yanıt olarak gelişir ve
ayrıca miyokard hasarından da kaynaklanabilir. Ventriküler remodellingin kısa dönemli
bir yararı vardır çünkü Frank-Starling mekanizmasına göre atım hacmi daha yüksek
olacaktır;bununla birlikte uzun dönemli yapısal ve biyokimyasal adaptasyonların
hastalığın seyri üzerinde kötüleştirici etkileri vardır (16).
Nörohumoral Aktivasyon ve Fonksiyonel Sonuçları
Hemodinamik ve nörohumoral mekanizmalar inotropik destek sağlamasına
rağmen uzun dönemli yük ve riskte bir artışla da ilişkilidir. Ventriküler dilatasyon ve
sempatik sinir sistemininin ve renin-aldosteron-anjiotensin sisteminin aktivasyonu
(periferik vazokonstruksiyon ve art yük artışıyla) diyastolik duvar gerilimini artırır ve bu
da ventrikül yapısını belirgin bir şekilde etkiler ve kardiyak enerji tüketimini arttırır. Yani
11
nörohumoral eksenin aktivasyonu ile kompansatuar kısa dönemli adaptasyon, uzun
dönemli kötüleştirici etkilerle ilişkilidir ve bir kısır döngüye yol açar (17).
Nörohumoral aktivasyon kalp yetmezliği hastalarında sodyum ve su tutulumuna yol
açar .Sıvı dengesindeki değişiklik büyük ölçüde renin anjiotensin sisteminin glomerüler
ve tübüler fonksiyon üzerindeki doğrudan ve dolaylı etkilerinden kaynaklanır (18).
Kalp hızı, kontraktilitesi ve duvar gerilimi miyokardiyal oksijen tüketiminin üç major
belirleyicisidir. Dolayısıyla yetmezlikteki kalbin metabolik gereksinimi daha düşük bir
kalp hızında çalışan normal bir ventrikül ile karşılaştırıldığında çok daha yüksektir (19).
Etyoloji: 30 yıl önce hipertansiyon kalp yetmezliğinin en sık sebebi olarak
bilinirdi.Günümüzde ise beyaz kadın ve erkeklerde kalp yetmezliğinin en sık sebebi
iskemik kalp hastalığıdır.Bununla beraber kadınlarda koroner kalp hastalığına bağlı
kalp yetmezliği erkeklere göre daha az ,valvüler kalp hastalığına bağlı olan
yetmezliği ise daha çok sıklıkta izlenir.Afrika
kalp
Amerikan kadın ve erkeklerde
hipertansiyon kalp yetmezliğinin en sık sebebidir ve bunu koroner arter hastalığı izler
(Tablo 4,5) (20).
Tablo-4: Yaşa Göre Kadın ve Erkeklerde Kalp Yetmezliği İnsidansı(21)
Yaş
50-59
80-89
Kadın
2/1000
22/1000
Erkek
3/1000
27/1000
Tablo-5: Yaşa Göre Kadın ve Erkeklerde Kalp Yetmezliği Prevelansı(21,22)
Yaş
44 yaş ve üzeri
80 yaş ve üzeri
Kadın
25/1000
78/1000
Erkek
24/1000
66/1000
Etyolojik Kardiak Tanı Kriterleri
New-york Kalp Cemiyeti Kriter Komitesi tarafından kalp hastalıklarının etyolojisinde
35 maddenin yer aldığı bildirilmiş, kalp hastalığı tanısının konulmasında bunların herbiri
için bazı kriterler saptanmıştır.
1. Akromegali
2. Alkolizm
3. Amiloidoz
4. Anemi
12
·
Belirgin anemi varlığında, dolaşım konjesyonuyla birlikte olsun ya da olmasın kalp
genişleme bulgusu
5. Ankilozan spondilit
6. İskemi
·
Aort kapak hastalığı, koroner ostium darlığı ya da koroner arterit olmaksızın anginal
sendrom
·
Bilinen diğer nedenler olmaksızın miyokard infarktüsü
·
Koroner arteriografi ile belirgin koroner daralması gösterilen bir hastada, diğer
nedenler olmaksızın meydana gelen ventrikül yetersizliği, aritmiler veya ileti
kusurları
7. Karsinoid tümör (Argentaffinoma)
8. Konjenital anomali
9. Friedreich ataksisi
10. Glikojen depo hastalığı
11. Hemokromatoz
12. Aşırı duyarlılık reaksiyonu
13. Hipertansiyon
·
140/90 mmHg’nın üzeinde devamlı sistemik arteriyel sistolik ve diyastolik
hipertansiyon ile sol ventrikül hipertrofisi veya yetersizlik bulgusu
14. Hipertiroidi
·
Klinik ya da biyoşimik hipertiroidi bulgusuyla birlikte atriyal aritmiler (taşikardi, flatter
veya fibrilasyon), kalp büyümesi veya ventrikül yetmezliği ile spesifik tedavinin
ardından bu bulguların kaybolması
15. Hipotiroidi
16. İnfeksiyon
·
Endokardit, miyokardit, veya perikardit bulgusu ile kan, perikard sıvısı veya doku
örneğinden yapılan yayma ya da kültürle bakteri, virüs, mantar veya parazit gibi
patojen organizmanın gösterilmesi
·
Kapak tutulması veya doğumsal anormal ile birlikte olan kalp hastalığında embolik
olay veya devamlı ateş, anemi ve splenomegali ile birlikte yeni oluşan veya değişen
üfürümler
17. Marfan sendromu
18. Mukopolisakkaridoz
19. Neoplazma
13
20. Obesite
·
Şiddetli obesite varlığında, diğer spesifik kalp hastalıkları nedenleri olmaksızın kalp
büyümesi veya ventrikül yetersizliği bulgusu
21. Poliarteritis nodosa
22. Progressif müsküler distrofi
23. Progressf sistemik skleroz (Skleroderma)
24. Pulmoner hastalık (Kor pulmonale)
·
Öncelikle akciğerleri, pulmoner damarları ya da respiratuar gaz değişimini etkileyen
ve pulmoner hipertansiyon meydana getiren bir hastalık sürecinde sağ ventrikül
büyümesi veya yetersizliğinin oluşması
25. Reiter sendromu
26. Romatizmal ateş
·
Akut bir romatizmal ateş atağı sırasında endokardit, miyokardit veya perikardit
bulgusu
·
Romatizmal ateş anamnezi olan bir hastada karakteristik strüktürel bir kalp lezyonu
·
Romatizmal ateş anamnezi olmaksızın gösterilebilir bir diğer neden yokluğunda
mitral darlığı bulgusu
27. Romatoid artrit
28. Sarkoidoz
29. Sifiliz
30. Sistemik arterio-venöz fistül
31. Sistemik lupus eritematozus
·
SLE’nin diğer belirtilerine sahip bir hastada perikardit
·
Aktif SLE’u olan bir hastada, kalp hastalığının diğer nedenleri olmaksızın ventrikül
yetersizliği
32. Toksik ajan
33. Travma
34. Bilinmeyen
35. Üremi
·
Üremi ile perikardit bulgusu
·
Üremi dolayısıyla olan elektrolit bozukluklarının yaptığı aritmiler
14
Kalp Yetmezliği Hastasının Tanısı ve Değerlendirilmesi
Kalp Yetersizliği hem ABD’de hem de tüm dünyada sık rastlanan bir hastalıktır ve
hastaneye yatırılmaların sık bir nedenidir. ABD’de 4 milyonun üzerinde insanda kalp
yetersizliği vardır. 65 yaşında ve üzerinde olanlarda tahmini küresel prevalansı bu
populasyonun 1000’de 30’u ile 130’u arasındadır (23). Kalp yetersizliği tedavisindeki
sürekli ilerlemelere rağmen mortalite oranları yüksek kalmaktadır (24). Kalp
yetersizliğinin görece yüksek prevalansının ekonomik etkileri de vardır. ABD’de her yıl
yaklaşık 1 milyon hospitalizasyona neden olduğu ve kalp yetersizliği tedavisinin yıllık
maliyetinin 15 milyar dolar ile 40 milyar dolar arasında olduğu tahmin edilmektedir
(25,26). İngilterede kalp yetmezliği hastalarının 1 yıllık maliyeti 337 milyon
paunddur.Bunun %65i hastanede yatış masraflarıdır (Tablo 6)(20,27).
Olası veya kesin kalp yetmezliği hastasının ilk değerlendirilmesinin birkaç amacı
vardır:
·
Tanı doğrulanmalıdır;
·
Sol ventrikül fonksiyonu değerlendirilmelidir;
·
Bazı hastalarda miyokard iskemisini de içererek spesifik geri döndürülebilir nedenler
tanımlanmalı ve tedavi edilmelidir;ve
·
Özellikle kardiyak transplantasyon veya araştırma yaklaşımları için aday olabilecek
hastalarda prognozun değerlendirilmesine olanak verecek bilgiler toplanmalıdır
(28).
Öykü ve Fizik Muayene
Tablo 6. Kalp yetmezliği ile uyumlu semptomlar aşağıdaki şekilde kategorize edilebilir.
·
Pulmoner ödeme bağlı olanlar
·
Sistemik venöz konjesyona bağlı olanlar
·
Düşük kardiyak debiye bağlı olanlar (28)_______________________________
Hırıltılı solunum (Wheezing) ve öksürük kalp yetmezliği olan hastaların sık görülen
ek yakınmalarıdır. Dolaşım ve organ konjesyonuna bağlı semptomlar olabilir ve mide
bulantısı, kusma ve karaciğer ve barsak ödemine bağlı rahatsızlık hissi bu
semptomlardandır. Şiddetli sağ üst kadran ağrısı olabilir. Bu yakınma karaciğer
15
kapsülünün gerilmesine bağlıdır. Dispne ile birlikte ayak bileği şişliği sıkça görülen bir
erken semptomdur.ve sıklıkla hastanın tedavi için başvurmasına neden olur (29).
Kalp yetmezliğinin klasik solunumsal semptomlar triadında dispne, ortopne ve
paroksismal nokturnal dispne (PND) bulunmaktadır.
Konjestif Kalp Yetmezliği’nin dominan ve en rahat fark edilen semptomu nefes
darlığıdır. Bu semptom hastalar tarafından inspirasyon esnasında yeterince hava
alamama hissi olarak tarif edilir (29,30).
Pulmoner konjesyona bağlı en sık semptom efor dispnesidir. Ortopne, hasta
sırtüstü yatar pozisyona iken hissedilen dispnedir (31).
Pulmoner konjesyon varlığında akciğer muayenesinde raller duyulabilir. Pulmoner
ödemi olan hastalarda wheezingde oluşabilir ve pulmoner effuzyonların varlığında
solunum sesleri azalabilir veya perküzyonda matite alınabilir. Şiddetli pulmoner
konjesyon vakalarında hasta bariz takipneik olabilir (33).
Sağ kalp yetmezliği olan hastalarda sistemik venöz konjesyon semptomları
bulunabilir. En sık semptom periferik ödemdir. Şiddetli sağ kalp yetmezliğinde asit ve
hepatik konjesyon, karın ağrısı veya bulantı gibi gastrointestinal semptomlara yol
açabilir (32).
Düşük kardiyak debiye bağlanabilir semptomlar;yorgunluk, egzersiz toleransında
azalma ve mental durum değişikliğini içerir. Bu semptomlar nonspesifik olduğundan
bunları bildiren hastalarda potansiyel kalp dışı nedenler yanında kalp yetmezliği tanısını
da düşünmek gerekir (32).
Düşük debili durumları olan hastalar görece düşük kan basınçlarını sürdürmeye
eğilimlidir ve özellikle diüretik veya vazodilatatör tedavisi gören hastalarda ortastatik
hipotansiyon oluşabilir. En yüksek öngörü değeri olan fizik bulgu 3. bir kalp sesinin
varlığıdır; 3. kalp sesi sol ventrikül dolum basınçlarındaki artışı yansıtır. Ayrıca dilate sol
ventrikülü ve sistolik disfonksyonu olan hastalarda yer değiştirmiş ve diffuz bir apikal
vuruda palpe edilebilir. Şiddetli pulmoner hipertansiyon varlığında bir sol parasternal
sağ ventrikül kaldırıcı vurusu ve 2. kalp sesinde şiddetli pulmoner bileşen görülebilir
(31).
Rutin Laboratuar İncelemeleri
Rutin laboratuar testlerinin bir çoğu alternatif veye eşzamanlı tanılar hakkında ve
kalp yetmezliğinden kaynaklanan sistemik disfonksiyon hakkında bilgi sağlar; alternatif
16
olarak bu testler tedaviye kılavuzluk etmeleri ve tedavinin takibi içinde gerekebilir
(Tablo 7) (31).
Tablo 7:KALP YETMEZLİĞİNDE RUTİN TESTLER
Test
Elektrokardiyografi
Anormallik
Q dalgaları
ST-T dalgası anormallikleri
Sol ventrikül hipertrofisi
Sağ ventrikül hipertrofisi
Düşük
voltaj(İnfiltratif
kardiyomyopati,
perikard efüzyonu, hipotiroidi)
İntraventriküler ileti bozuklukları
Taşiaritmiler
Kardiyomegali
Göğüs grafisi
Artmış intertisyel yoğunluklar
(Kerley B çizgilerinide içererek)
Difüz alveolar yoğunluklar
Tam kan sayımı
İdrar analizi
Kan üre nitrojeni ve kreatinin
Elektrolitler
Albumin
Tiroksin, tiroid stimule edici hormon (atrial
Plevral efüzyonlar
Anemi
Proteinüri
Renal disfonksiyon
Hiponatremi, hiperkalemi, hipokalemi
Hipoalbuminemi
Hipertiroidi
fibrilasyonu olan ve 65 yaşın üzerindeki Hipotiroidi
hastalarda ve kap yetmezliğinin hiçbir açık
etiyolojisini göstermeyenlerde)
Açlık kan şekeri
Lipid profili
Diabetes mellitus
Dislipidemi
Kalp Yetmezliğinde Araştırılan Diğer Göstergeler
Kronik kalp yetmezliğinde kompansatuar mekanizmaların aktifleşmesi bir çok
nörohormonal faktörün düzeylerinin yükselmesine neden olur. Çok sayıda çalışmada
sol ventrikül sistolik disfonksiyonunda nörepinefrin ve natriüretik peptitlerin düzeylerinin
arttığı ve bu nörohormonların düzeylerinin prognostik bilgi verebileceği saptanmıştır
(34,35,36).
Kalp yetmezliği olan hastalarda atrial natriüretik peptid(ANP), N terminal ANP ve
beyin natriüretik peptid düzeylerinin arttığı saptanmıştır(36). Atrial natriüretik peptid
17
primer olarak atriumda gerilmeye yanıt olarak üretilen vazodilatasyon yapan bir
nörohormonal faktördür. Kalp yetmezliğinde sekrete edilen ANP düzeyi artar ve yüksek
düzeylerinin kötü sağkalım öngördüğü bildirilmiştir (37). N-terminal ANP pro-ANP’nin
amino-terminal bölümünün bir rezidüsüdür ve klirens hızındaki azalma nedeni ile
ANP’den daha yüksek konsantrasyonlarda bulunur ve bazı çalışmalarda N-terminal
ANP’nin asemptomatik sol ventrikül disfonksiyonun belirlenmesinde ANP’den daha
duyarlı olduğu gözlenmiştir (38). Daha yakın zamanlarda ek bir kardiak peptid olarak
BNP tanımlanmıştır; sol ventrikül disfonksiyonu olan hastalarda BNP’nin dolaşan
düzeyleri artar. Beyin natriüretik peptidi primer olarak ventrikülden salınır ve BNP’nin
sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonu ve prognoz için ANP veye N-terminal ANP’den daha
iyi bir gösterge olduğunu gösteren bazı kanıtlar vardır(36,39). Yani nörohormonal
düzeyler günümüzde klinik olarak kullanılmamasına rağmen bunlar asemptomatik sol
ventrikül disfonksiyonunun göstergeleri olarak ve gelecekte prognostik göstergeler
olarak potansiyel yararlara sahiptir.
Sol Ventrikül Fonksiyonunun Değerlendirilmesi
Sol ventrikül fonksiyonun değerlendirilmesi kalp yetmezliğinden kuşkulanılan bütün
hastalarda çok önemlidir. Anjiotensin dönüştürücü enzim inhibitörü tedavisinin orta
derece ile şiddetli aralığında sol ventrikül disfonksiyonu olan hastalarda asemptomatik
olanlarıda içererek yararlı olduğunun saptanmış olması yönünden bakıldığında sistolik
disfonksiyonun derecesinin değerlendirilmesi özellikle önemlidir. Benzer şekilde bir çok
büyük klinik araştırmada ejeksiyon fraksiyonları azalmış hastalarda beta blokerlerin
yararlı bir rolü olduğunu göstermiştir. Ayrıca sistolik disfonksiyonun izole diastolik
disfonksiyondan ayırt edilmesi çok önemlidir. Çünkü bu hastalıkların tedavileri farklıdır.
Ayrıca çok sayıda çalışmada sol ventrikül disfonksiyonun derecesinin önemli bir
prognostik
gösterge
olduğu
saptanmıştır.
Sol
ventrikül
fonksiyonun
değerlendirilmesinde sıklıkla iki teknik kullanılır; ekokardiyografi ve radyonüklid
anjiografi (40).
PROGNOZ: Kalp yetmezliğinde prognostik faktörler tablo 8’de gösterilmiştir.
18
Tablo 8:Kalp Yetmezliğinde Prognostik Belirleyiciler:________________________
·
NYHA sınıfı
·
3.kalp sesi
·
Kardiyomegali
·
Sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonu
·
Sağ ventrikül fonksiyonu
·
Sol ventrikül dolum basıncı
·
Sağ atrium basıncı
·
Hiponatremi
·
Natriüretik peptidler(ANP, N-terminal ANP, BNP)
·
Plazma renin aktivitesi
·
Nörepinefrin
·
Doruk egzersiz oksijen tüketimi
·
Ventriküler aritmiler
·
Atrial fibrilasyon
·
İnterventriküler ileti gecikmesi(Noniskemik kardiomiyopati)__________________
Kalp Yetmezliğinin Tedavisi
Geçen 10 yıl boyunca kalp yetmezliğine yaklaşımda önemli değişiklikler olmuştur.
Güncel tedavi sadece semptomatik düzelme ile ilgilenmez, asemptomatik kardiyak
disfonksiyonun
semptomatik
kalp
yetmezliğine
ilerlemesini
önlemeye,
kalp
yetmezliğinin progresyonunu düzenlemeye ve mortaliteyi azaltmaya odaklanmaktadır.
Progresyonu yavaşlatmak için yeni önleyici tedaviler bir süre sonra belirgin hale gelir.
Oysa saf semptomatik tedaviler genellikle daha hızlı etkilidir. Bu nedenle kısa süreli ve
uzun süreli amaçlar her hasta için belirlenmelidir. Önemli tedavi hedefleri kardiyak
remodeling,
nöroendokrin
ve
sitokin
aktivasyonu,
sıvı
retansiyonu
ve
renal
disfonksiyonu kapsar (Tablo 9,10)(41).
Tablo 9. Tedavinin anahtarları
1. Hastanın kalp yetmezliği olduğunu saptamak
2. Prezente özellikleri saptamak; pulmoner ödem, egzersiz dispnesi, yorgunluk,
periferik ödem
3. Semptomların şiddetini ölçmek
19
4. Kalp yetmezliğinin etiyolojisini belirlemek
5. Presipite eden, alevlendiren faktörleri ve diğer hastalıkları saptamak
6. Kalp yetmezliği ve tedavisi ile ilişkili eşzamanlı diğer hastalıkları saptamak
7. Prognozu tahmin etmek
8. Komplikasyonlar için önlem almak
9. Hasta ve akrabalarına tavsiyeler
10. Uygun tedaviyi seçmek
11. Progresyonu izlemek ve uygun şekilde tedavi etmek
Tablo 10. Tedavinin amaçları
1. Önleme
(a)
Kardiyak disfonksiyon ve kalp yetmezliğine neden olna hastalıkların
kontrolü ve/veya önlenmesi
(b)
Kardiyak disfonksiyon saptandıktan sonra kalp yetmezliğine
progresyonu önlemek
2. Morbidite
Yaşam kalitesini sürdürmek veya daha iyileştirmek
3. Mortalite
Yaşam süresinde artış
Miyokard disfonksiyon mevcut olduğunda ilk amaç mümkün ise altta yatan
ventriküler disfonksiyonu (iskemi, toksik maddeler, alkol, ilaçlar, tiroid hastalığı)
kaldırılmalıdır. İkinci amaç asemptomatik sol ventriküler disfonksiyonunda kalp
yetmezliğine progresyonu modüle etmektir (41).
Tablo 11. Tedavi seçenekler-genel tavsiye ve ölçümler, egsersiz ve egsersiz
eğitimi, farmokolojik tedavi, araçlar ve cerrahi
Non-farmokolojik tedavi
·
Genel tavsiye ve ölçümler
·
Egzersiz ve egzersiz eğitimi
Farmokolojik tedavi
·
Anjiotensin-konverting enzim (ACE) inhibitörleri
·
Diüretikler
·
Beta-adrenoseptör antogonistleri
20
·
Aldosteron reseptör antogonistleri
·
Kardiyak glikozidler
·
Vazodilatatör ajanlar (nitratlar/hidralazin)
·
Pozitif inotropik ajanlar
·
Antikoagülasyon
·
Antiaritmik ajanlar
·
Oksijen
Aletler ve cerrahi
·
Revaskülarizasyon (kateter girişim ve cerrahi), diğer cerrahi formlar
·
Pacemakerlar
·
İmplante edilebilen kardiyoverter defibrilatörler (ICD)
·
Kalp transplantasyonu, ventriküler destek aletleri, yapay kalp
·
Ultrafiltrasyon, hemodiyaliz
Tablo 12. Kalp yetmezliği olan hasta ve ailesi ile konuşulması gerekenlerin listesi
Genel tavsiye
·
Kalp yetmezliğinin ne olduğunu ve semptomlarının nasıl olduğunu açıklamak
·
Kalp yetmezliğinin nedenleri
·
Semptomları nasıl anlarız
·
Eğer semptomlar varsa ne yaparız
·
Kendini tartma
·
Tedavinin gerekçesi
·
Farmokojik ve nonfarmokojik önerilerin bir araya getirilmesinin önemi
·
Sigaradan kaçınmak
·
Prognoz
İlaç tavsiyesi
·
Etki
·
Doz ve uygulama zamanı
·
Yan etkiler ve advers etkiler
·
İntoksikasyonun bulguları
·
Doz atlanmasında ne olur
·
Kendi kendini tedavi
İstirahat ve egzersiz
21
·
İstirahat
·
İş
·
Günlük fiziksel aktivite
·
Cinsel
·
Rehabilitasyon aktivite
Aşılar
Seyahat
Beslenme ve sosyal alışkanlıklar
·
Gerekli olduğunda sodyum alımının kontrolü, örn.şiddetli kalp yetmezliği olan bazı
hastalarda
·
Şiddetli kalp yetmezliğinde aşırı sıvı alımından kaçınmak
·
Aşırı alkol alımından kaçınmak
·
Sigarayı bırakmak
Farmokojik olmayan tedavi
Genel tavsiye ve ölçümler
Hastanın ve ailesinin eğitimi(41)
Kilo kontrolü (Hastalara düzenli aralıklarla kendilerini tartmaları, 3 günde 2 kilodan
fazla kilo artması gibi beklenmedik kilo alımında konsülte edilmeli, diüretik dozu
ayarlanmalıdır (Tablo 12).
Besinsel ölçümler-Sodyum
Na+ tuzu yerine başka şeyler kullanılmalı fakat bunların potasyum içerebileceği
hakkında uyarılmalıdır (41).
Sıvılar
İleri kalp yetmezliği olanlarda hiponatremi olsun ya da olmasın sıvı alımı
kısıtlanmalıdır. Sıvı kısıtlanmasının tam miktarı halen net değildir. İleri evre kalp
yetmezliğinde 1.5-2 lt sıvı kısıtlaması önerilir (42).
Alkol
Orta düzeyde alkol alımına izin verilir. Alkolik kardiyomiyopatiden şüphelenilen
olgularda alkol tüketimi engellenmelidir(42).
Obesite
22
Kronik kalp yetmezliğinin tedavisi aşırı kilolu ve obeslerde kilo vermeyi de kapsar
(43).
Anormal kilo kaybı
İleri evre kalp yetmezliği olan hastaların yaklaşık %50’sinde klinik ya da subklinik
malnutrisyon mevcuttur. Total vücut yağının kaybı ve zayıf beden kütlesi kardiyak
kaşeksi olarak adlandırılan kilo kaybına eşlik eder.Kardiyak kaşeksi, azalmış yaşam
süresi için önemli göstergedir.
Anormal kilo kaybı olasılığı şu durumlarda düşünülmelidir.
(a) tartı ideal kilonun %90’ından az ise ya da,
(b) istem dışı olarak en az 5 kg veya daha önceki 6 ayda non-ödematöz normal
kilonun %7.5.’undan fazla kilo kaybı ve /veya beden kütle indeksinin (kilo/boy 2)
22kg.m²’den az olması
Tedavinin amacı non-ödematöz kiloya ulaşmaktır, tercihen yeterli fiziksel
egzersiz ile kas kütlesinin artırılmasıdır. Bulantı, dispne veya şişkinlik hissi nedeniyle
azalmış gıda alımı olduğunda küçük, sık yemekler endikedir.
Sigara İçme
Sigaradan her zaman korkutulmalıdır. Sigarayı bırakma konusunda yardım
kullanma için desteklenmelidir, bu destekler arasında nikotin replasman terapisi de
olabilir (45).
Seyahat Etme
Fazla yükseklik veya çok sıcak ya da nemli yerlerden uzak durulmalıdır. Uzun
uçak uçuşları problemlere (örn.dehidratasyon, ekstremitelerde aşırı ödem, derin ven
trombozu) neden olabilir, hastalar uyarılmalıdır. Diüretiklerin ve vazodilatatörlerin
kullanımı sıcak nemli iklimlerde aşırı sodyum ve sıvı kaybı olgularına neden olabilir
(45).
Cinsel Aktivite
Eğer uygunsa cinsel aktiviteden önce dilaltı nitratların kullanımı ve major
duygusallıktan kaçınılması tavsiye edilmelidir. NYHA sınıf 2 olan hastalar orta risk
altındadır. Sınıf 3-4 cinsel aktivite ile tetiklenen kardiyak dekompansasyon için
yüksek risklidir(45).
23
Aşı Hakkında Tavsiye
Kalp yetmezliği olan hastalarda aşının etkilerinin dökümante kanıtı yoktur.
Pnömokok ve influenza aşıları kalp yetmezliğini kötüleştirebilen solunum yolu
enfeksiyonlarının insidansını azaltabilir(46).
İlaç Tavsiyesi
Bütün ilaçların istenilen etkileri ve yan etkileri açıklanmalıdır. Kullanılmaması
geren ya da dikkat edilmesi gereken ilaçlar:
1-NSAİİ
2-Sınıf 1 antiaritmikler
3-Kalsiyum antogonistleri
4-Trisiklik antidepresanlar
5-Kortikosteroidler
6-Lityum
İstirahat
Stabil kronik kalp yetmezliğinde istirahat mutlak değildir. Hastanın klinik durumu
düzeldikçe aktif mobilizasyon yapılabilir.
Egzersiz
Zorlu izometrik egzersizler, yarışmacı, zor sporlarda uzak durulmalıdır. Eğer
hasta çalışıyorsa değerlendirilmeli ve devamı hakkında tavsiye verilmelidir (47).
Egzersiz Eğitimi
Pekçok klinik ve mekanik çalışmalar bazı randomize araştırmalar düzenli
egzersizin fiziksel aktiviteyi %15-25 artırabildiğini semptomları ve stabil sınıf 2 ve 3
kalp yetmezliği hastalarının yaşam kalitesi algılarını artırdığını göstermiştir (47).
Farmokolojik Tedavi
Kronik sol ventrikül sistolik fonksiyon bozukluğu, kalp yetmezliği sendromunun
ilerlemesinde nörohumoral aktivasyonun önemli rolü vardır. Başlangıçtaki sempatik
tonus artışı ve parasempatik tonusta azalmadan sonra renin-anjiotensin sistemi
aktive olur. Böbreklerden salınan renin ile kanda dolaşan anjiotensinojen inaktif
anjiotensine o da damar çeperlerinde yaygın olarak bulunan bir dönüştürürcü enzim
ile hayli aktif anjiotensin 2’ye dönüştürülür. Anjitensin 2, adrenallerde sodyum
tutulumuna yol açan aldosteron salınımına ve belirgin arteriyolar konstriksiyona ve
periferik direnç artışına neden olur. Her iki olay da ventrikül preload (doluş basıncı)
24
ve afterload (sistolik basınç) artırarak KKY tablosuna katkıda bulunurlar. Bunlar
yanında anjiotensin 2 bir büyüme faktörü olarak etki ederek miyokardiyal hipertrofi ve
fibroza katkıda bulunur. Aynı zamanda apoptozisi artırarak miyosit kaybına da yol
açabilir (48).
Asemptomatik Sol Ventriküler Disfonksiyonda ACE İnhibitörleri
Dökümante sol ventriküler disfonksiyonu olan hastalar uzun süreli ACE
inhibitörleri tedavisinden faydalanır. Veriler ACE SOLVD, SAVE ve TRACE
çalışmalarında
asemptomatik
olan
sol
ventriküler
disfonksiyonlu
hastalarda
semptomatik kalp yetmezliği ve kalp yetmezliği için hastaneye yatış oranlarının daha
az olduğu gösterilmiştir (49) .
Semptomatik Kalp Yetmezliğinde ACE İnhibitörleri
Sol ventriküler disfonksiyona bağlı semptomatik kalp yetmezliği olan bütün
hastalar ACE inhibitörü kullanmalıdır . ACE inhibisyonu sağkalımı belirgin olarak
uzatır, orta ve şiddetli kalp yetmezliği ve sol ventriküler sistolik disfonksiyonunda
hastaneye yatışı azaltır. Sıvı retansiyonu olmadığında ilk olarak ACE inhibitörleri
verilmelidir.
Sol ventriküler disfonksiyon ve/veya kalp yetmezliği olan 12763 hasta ile toplam 5
kontrollü çalışmanın (üçünde miyakard enfarktüsünden hemen sonra) yakın tarihli bir
meta-analizinde ACE inhibitörlerinin mortaliteyi, kalp yetmezliği ve re-enfarktüs için
hastaneye başvuruyu yaş, cinsiyet, başlangıçta diüretik, Aspirin veya beta bloker
kullanımından bağımsız olarak anlamlı derecede azalttığı gösterilmiştir (50).
Tablo 13: Kalp yetmezliği ya da sol ventriküler disfonksiyonun geniş, kontrollü
çalışmalarda etkili olduğu gösterilmiş ACE inhibitörlerinin dozları
Mortalite çalışmaları
İlaç
Hedef doz
günlük ort. doz.
Kronik kalp yetmezliği çalışmaları
Konsensus Araştırma Çalışma Grubu, 1978
enapril
20 mg, 2x1
18.4 mg
Cohn ve ark (V_HeFT 2 1991)
enapril
10 mg, 2x1
15.0 mg
SOLVD araştırmacıları, 1991
enapril
10 mg, 2x1
16.6 mg
ATLAS
lisinopril
25
Yüksek doz
32.5-35 mg/gün
Düşük doz
2.5-5 mg/gün
KY olan veya omayan MI LV’den sonraki çalışmalar
Pfeffer ve ark (SAVE, 1992)
Kaptoril
50 mg, 3x1
Mevcut
Ramipril
5 mg, 2x1
Mevcut
Trandolaptil
4 mg/gün
Mevcut
değildir
AIRE
değildir
TRACE
değildir
MI:Miyokard infarktüsü;LV:Sol ventrikül;KY:Kalp yetmezliği
ACE inhibitörleri uzun süreli mortalite ve morbiditeyi azaltmak için eğer tolere
edilirse geniş çalışmalarda kullanılan hedef dozlara kadar yükseltilmelidir. ACE
inhibitörleri semptomatik düzelmeye göre titre edilmemelidir (Tablo 13)(51).
Normotansif hastalarda sistolik ve diyastolik basınçlarda değişiklik ve serum
kreatinindeki artış küçüktür. Orta dereceli böbrek yetmezliği ve görece olarak düşük
kan basıncı ( 90 mmHg’a kadar düşük sistolik kan basıncı) ACE tedavisi için
kontrendikasyon
değildir.
Şiddetli
kalp
yetmezliği
olan
hastalarda
başlangıç
kreatininden bağımsız olarak kreatinin seviyesi %10-15 artabilir. Bu hastaların çoğunda
kreatinin seviyesi sabit kalır ya da tedavi öncesi değerlere göre azalır. Kreatinin
seviyesinin yüksek olduğu hastalar arasında mortalitenin daha yüksek olduğuna ve bu
hastaların özellikle ACE inhibitörleri tedavisinden fayda gördüğüne dikkat edilmelidir.
Hipotansiyon ve böbrek disfonksiyonu riski şiddetli kalp yetmezliği olanlarda, yüksek
doz diüretiklerle tedavi edilenlerde, yaşlı hastalarda ve böbrek disfonksiyonu ya da
hiponatremisi olanlarda artar. Buna ek olarak serum potasyum seviyesindeki
değişiklikler genellikle küçüktür (0.2 mg). Hafif hiperkalemi ACE inhibitörlerinin
kullanımı için kontrendikasyon değildir. Ancak serum potasyum seviyesinin > 5.5 mg
olması kontrendikasyondur. Eğer potasyum tutucu diüretikler doğru potasyum
seviyesinde
reçete
edilmiş
ise
ACE
inhibitör
tedavisi
başlandığı
sırada
sonlandırılmalıdır. ACE inhibitörlerinin başlanması için mutlak kontrendikasyonlar
bilateral renal arter stenozu ve ACE inhibitör tedavisi öncesinde anjioödem ve anüri
saptanan hastalardır (52).
Şiddetli öksürük ACE inhibitörlerinin kesilmesine neden olabilir. ACE inhibitör
tedavisi sırasında öksürüğü bastırmak için sodyum kromoglikat kullanılabilir(52).
ACE inhibitörlerinin kalp yetmezliğindeki etkileri hedef dozlarda gösterilmiştir ve
bunlar genellikle klinik uygulamadan yüksektir. Dahası ATLAS çalışmasında kalp
26
yetmezliği için hastaneye yatış olarak gösterilen morbidite daha yüksek dozda düşük
dozlara göre daha azdır. ACE inhibitörleri her zaman düşük dozda başlanmalı ve hedef
doza titre edilmelidir.
ACE İnhibitör Tedavisinin Başlanması
Daha ileri çalışmalar tamamlanana kadar ACE inhibitörü için seçilen doz klinik
çalışmalarda kullanılan hedef maksimum doza kadar titre edilmelidir.
Böbrek fonksiyonlarının düzenli takibi önerilmektedir: (1) önce, her doz artışından
sonra 1-2 hafta, 3.ayda, ve 6 aylık aralarla; (2) böbrek fonksiyonlarını etkileyebilecek
şekilde tedavi değiştiğinde; (3) geçmişte ya da güncel olarak böbrek disfonksiyonu
veya elektrolit bozukluğu olan hastalarda daha sık ölçümler yapılmalıdır.
Sistolik kan basıncı düşük olanlarda ya da serum kreatinin seviyesi 250
µmol.1¹¯’in üzerinde olan hastalarda dikkatli olunmalıdır. Sistolik kan basıncı 100
mmHg’nın altında olan hastalarda uzman kontrolü altında tedavi başlanmalıdır. ACE
inhibitör tedavisi sırasında düşük kan basıncı (< 90 mmHg) ancak hasta asemptomatik
ise kabul edilebilir (53) (Tablo 14).
Tablo 14. Bir ACE inhibitörünün başlama prosedür önerileri
1. Diüretik ve vazodilatatörlerin gereksinimi ve dozunu gözden geçirin.
2. Tedaviden önce aşırı diürezden kaçının. Diüretikleri azaltın veya sonlandırın,
eğer kullanılmış ise 24 saat için.
3. Kan basıncına olası negatif etkilerini en aza indirmek için tedaviye akşamları,
yatarken başlanması önerilir. Kalp yetmezliğinde bunu destekleyen kanıt yoktur
(kanıt seviyesi C). Tedaviye sabah başlandığında kan basıncının kontrol amaçlı
olarak birkaç saat izlenmesi önerilir.
4. Düşük doz ile başla (tablo 12) ve geniş kapsamlı çalışmalarda etkili olduğu
gösterilmiş idame dozlarına çık
5. Eğer böbrek fonksiyonları önemli ölçüde bozuk ise tedaviyi sonlandır.
6. Tedaviye başlarken potasyum tutucu diüretiklerden kaçın
7. Non-steroid antiinflamatuar (NSAİ) ilaçlardan kaçın
8. Her doz artımından sonraki 1-2 haftada, 3.ayda ve sonra her 6 ayda bir kan
basıncını, böbrek fonksiyonlarını ve elektrolitleri kontrol et
Aşağıdaki hastalar özel bakıma refere edilmelidir:
1. Kalp yetmezliği nedeninin bilimemesi
2. Sistolik kan basıncının < 100 mmHG olması
27
3. Serum kreatinin > 150 µmol.1¯¹
4. Serum sodyum < 135 mmol.1¯¹
5. Şiddetli kalp yetmezliği
6. Primer neden olarak kapak hastalığı
Diüretikler
Diüretiklerin sağkalım üzerine etkileri kontrollü, randomize çalışmalarda
araştırılmamış olmasına rağmen sıvı retansiyonu olduğunda ya da pulmoner
konjesyon, periferik ödem geliştiğinde bu ajanların kullanımı gereklidir. Diüretiklerin
kullanımı dispnede hızlı düzelme ve egzersiz toleransında hızlı düzelme ile sonuçlanır
(54).Diüretikler mümkün olduğunca ACE inhibitörleri ile kombinasyonda kullanılmalıdır
(55).
Hafif kalp yetmezliği tiazid diüretiklerle tedavi edilebilir ama kalp yetmezliği arttıkça
loop diüretikler genellikle gerekli olur. Eş dozlarda bütün loop diüretikleri idrar çıkışında
benzer artış sağlar. Şiddetli kalp yetmezliği olan hastalar genellikle loop diüretiklerinin
dozunda artış gerektirir. Bu, böbrek fonksiyonlarının kötüleşmesi ya da furosemidin
gastrointestinal emiliminin azalması nedeniyle olabilir. İntravenöz ilaç uygulaması ve
özellikle sürekli intravenöz infüzyon diüretik direncinin gelişmesine neden olabilir.
Glomerüler filtrasyon hızı 30 ml.dak ’in altına düştüğünde tiazid diüretikler daha az
etkilidir, bu duruma kalp yetmezliği olan yaşlı hastalarda sık rastlanır. İleri evre kalp
yetmezliğinde tiazidler loop diüretikler ile sinerjik etki gösterebilir ve kombinasyonda
kullanılabilir. Bu kombinasyonun etkisi loop diüretiklerin dozunun artmasıyla oluşan
etkinlik ve yan etkiler açısından değerlendirildiğinde daha üstündür (56).
Potayum tutucu diüretikler
Kalp yetmezliği için diüretik kullanan hastaların çoğu bir ACE inhibitörü ile de
tedavi edilecektir. Yakın zamana kadar potasyum tutucu diüretikler ile ACE inhibitörleri
potansiyel olarak tehlikeli görülmekteydi. Kontrollü çalışmalarda loop diüretikler ve ACE
inhibisyonuna yanıt vermeyen hastalarda 50-200 mg gibi diürez ve natriüreze neden
olan dozlarda spiranolakton uygulamasının hiperkalemiye neden olmadan hızlı kilo
kaybına yol açtığı gösterilmiştir. Ancak triamteren, amilorid gibi güncel potasyum
28
koruyucu diüretikler ve görece olarak yüksek dozlarda spiranolakton sadece uygun
ACE inhibitör tedavisine rağmen sürekli diüretik ile tetiklenen hipokalemi varsa ya da
ACE inhibisyonu ve düşük doz spiranolaktona rağmen şiddetli kalp yetmezliğinde
düşünülmelidir.
ACE inhibisyon tedavisine ve anjiotensin reseptör blokerleri ile replasmanına
intolerans olması da benzer kısıtlamalar ile ilgilidir. Oral potasyum takviyeleri diüretik
tedavisi sırasında vücut potasyum depolarını sürdürmede daha az etkildir. Genel olarak
bütün potasyum koruyucu diüretiklerin kullanımı serum kreatinin ve potasyumunun
tekrarlayan ölçümleri ile izlenmelidir. Bu konudaki pratik yaklaşım, tedavi başlandıktan
sonra her 5-7 günde bir serum kreatinin ve potasyum seviyelerinin değerler stabil
oluncaya kadar ölçülmesidir. Bundan sonra her 3-6 ayda bir yapılabilir (57).
Tablo 15. Diüretikler (oral):dozaj ve yan etki
Başlangıç dozu
Maksimum önerilen
(mg)
günlük doz (mg)
Major yan etki
Loop diüretikler
Furosemid
20-40
250-500
Hipokalemi, hipomagnezemi
Hiponatremi
Bumetanid
0.5-1.0
5-10
Hiperürisemi, glukoz intoleransı
Torasemid
5-10
100-200
Asit-baz dengesizliği
25
50-75
Hipokalemi, hipomagnezemi,
Tiazidler
Hidroklotiazid
Hiponatremi
Metolazon
2.5
10
Hiperürsemi, glukoz intoleransı
İndapamid
2.5
2.5
Asid-baz dengesizliği
Potasyum tutucu
+ACE
- ACE
+ACE -ACE
diüretikler
Amilorid
2.5
5
20
40
Hiperkalemi, kızarıklık
Triamteren
25
50
100
200
Hiperkalemi
Spiranolakton
25
50
50
100-200
Hiperkalemi, jinekomasti
Aldosteron reseptör antagonistleri-spiranolakton
·
Aldosteron antagonizmi ileri evre kalp yetmezliğinde (NYHA 3-4) önerilmektedir.
ACE inhibisyonu ve diüretiklere ek olarak sağ kalım ve morbiditeyi artırır(58).
Spiranolakton yüksek dozlarda diüretik ajan olarak geliştirilmiş olmasına rağmen
kalp yetmezliğinin patofizyolojisinde önemli rol oynadığı anlaşılmıştır. Vasküler ve
pulmoner fibrozisi, potasyum ve magnezyum tükenmesini, sempatik aktivasyonu,
29
parasempatik inhibisyonu ve baroreseptör disfonksiyonunu engeller. ACE inhibitörleri
dolaşan aldosteron seviyesini yetersiz düzeyde baskılar (59).
Tablo. 16. Spiranolaktonun uygulanması ve dozajı
1. ACE inhibitörü/diüretik kullanımına rağmen şiddetli kalp yetmezliği olan hastalarda
düşünülür.
2. Serum potasyumu (< 5.0 mg) ve kreatinini kontrol edin. (<250 µmol.1¯¹)
3. Günlük 25 mg spiranolakton ekleyin.
4. 4-6 gün sonra serom potasyum ve kreatinini kontrol edin.
5. Eğer herhangi bir zamanda serum potasyumu > 5-5.5 mg ise dozu %50 azaltın.
Eğer serum potasyumu >5.5 mg ise sonlandırın.
6. Eğer bir ay sonra semptomlar devam ediyorsa ve normokalemi varsa dozu günlük
50 mg arttırın. Bir hafta sonra serum potasyum ve kreatinini kontrol edin.
Anjiotensin 2 reseptör antagonistleri
·
Anjiotensin
2
resptör
antagonistleri
(ARB)
semptomatik
tedavi
için
ACE
inhibitörlerini tolere edemeyen hastalarda düşünülebilir.
·
Ancak ARB’lerin mortalite azalmasına ACE inhibitörleri kadar etkili olduğu henüz
kesin değildir.
·
ACE inhibisyonları ile kombinasyonda ARB’ler kalp yetmezliği semptomlarını
düzeltebilir ve kalp yetmezliğinin kötüleşmesinde hastaneye yatışı azaltır (60).
Güvenlik ve Tolerabilite
Yan etkiler ve özellikle öksürük ACE inhibitörlerinden belirgin olarak daha
azdır. Böbrek fonksiyonlarının takibi ACE inhibitörlerinde olduğu kadar ARB’ler
de de esastır (60).
Tablo 17. Güncel olarak mevcut olan anjiotensin 2 reseptör antogonistleri
İlaç
Günlük doz
Losartan
50-100
Valsartan
80-320
Irbesartan
150-300
Kandesartan sileksitil
4-16
Telmisartan
40-80
30
Eprosartan
40 0-800
Kardiyak Glikozidler
·
Kardiyak glikozidler atrial fibrilasyon ve sol ventriküler disfonksiyona bağlı olan ya da
olmayan herhangi bir derecedeki semptomatik kalp yetmezliğinde ventriküler hızı
yavaşlatmak amacıyla ve böylece fonksiyon ve semptomları düzeltmek için endikedir
(61).
Sinüs ritminde, ACE inhibitör ve diüretik tedavisine rağmen sol ventriküler sistolik
disfonksiyona bağlı persistan kalp yetmezliği semptomları olan hastaların klinik
durumlarını iyileştirmek için digoksin önerilir(62).
Digoksin ve dijitoksin en yaygın kullanılan kardiyak glikozidlerdir.
Farmokodinamik etkileri aynıdır ancak farmokokinetik profilleri farklıdır.
Digoksinin
eliminasyonu renaldir. Buna karşılık dijitoksin karaciğerde metabolize edilir ve böbrek
fonksiyonlarına daha az bağımlıdır, renal disfonksiyonlu yaşlı hastalarda potansiyel
olarak faydalıdır (62).
Kalp yetmezliğinde digoksin için endikasyon ve birincil fayda semptomları azaltmak ve
klinik durumu iyileştirmek ve böylece sağkalıma etki etmeden kalp yetmezliği için
hastaneye yatış riskini azaltmaktır (62).
Kardiyak glikozidlerin kullanımının kontrendikasyonu bradikardi, ikinci ya da üçüncü
derece AV blok, hasta sinüs sendromu, Wolff-Parkinson-White sendromu, hipertrofik
obstruktif kardiyomiyopati, hipokalemi ve hiperkalsemidir (63).
Digoksin
Serum kreatinin seviyesi normal sınırlarda ise (yaşlılarda 0.625-1.25 mg, nadiren
2,5 mg) günlük olağan digoksin dozu 0.25-0.375 mg’dır. Kronik durumların
tedavisinde yükleme dozu gerekli değildir. Tedaviye 2 gün içinde günde iki kez 0.25
mg ile başlanabilir. Renal fonksiyon ve plazma potasyumu tedaviye başlamadan önce
mutlaka
ölçülmelidir.Kalp
yetmezliğinde
günlük
uygun
dozlar uygun şekilde
azaltılmalıdır (63).
Hidralazin-İzosorbid Dinitrat
Vazodilatatör ajanlar kalp yetmezliğinin tedavisinde ek terapi olarak kullanılabilir.
Yüksek doz hidralazin (300 mg kadar) ACE inhibisyonu olmadan yüksek doz izosorbid
dinitrat ile kombinasyonun (160 mg’a kadar) mortaliteye bazı olumlu etkileri olabilir,
ama kalp yetmezliği için hastaneye yatışa etkisi yoktur. Bu dozlarda egzersiz
31
performansını enapril ile olandan daha fazla artırır. Mevcut tedaviye ek olarak tek
başına nitratlar veya hidralazin kullanılmasının kanıtlanmış faydası olduğuna dair
kanıt yoktur.
Nitratlar eşzamanlı angina veya akut dispnenin rahatlamasında kullanılabilir. Sık
dozajda (her 4-6 saatte) nitratlara karşı hemodinamik tolerans (taşiflaksi) erken
gelişebilir. Aralıklar 8-12 saat olduğundan ya da ACE inhibitörleri veya hidralazin
kombinasyonunda daha azdır (63).
Alfa Adrenerjik Blokaj Yapan İlaçlar
Kalp yetmezliğinde alfa adrenerjik ilaçların kullanımını destekleyen kanıt yoktur.
(64,65).
Kalsiyum Antagonistleri
Genel olarak sistolik disfonksiyona bağlı kalp yetmezliğinde kalsiyum
antogonistleri önerilmez. Diltiazem ve Verapamil tipi kalsiyum antogonistleri sistolik
disfonksiyona bağlı kalp yetmezliğinde önerilmez ve beta blokerler ile kombinasyonu
kontrendikedir.
ACE inhibitörleri ve diüretikleri içeren başlangıç tedavisine ek olarak yeni
kalsiyum antogonistlerinin (felodipin, amlodipin) kullanılması sağkalım üzerinde
plasebodan daha iyi etki göstermez.
Felodipin ve amlodipin ile uzun süreli güvenlik verileri sağkalıma nötral etki
gösterir, eşzamanlı arteriyel hipertansiyon veya anginada ek tedavi olarak
düşünülebilir (64,65).
Pozitif inotropik tedavi
İnotropik ajanlar yaygın olarak kalp yetmezliği epizodlarının şiddetini
sınırlamada ya da terminal evre kalp yetmezliğinde kalp transplantasyonu için köprü
olarak kullanılmaktadır.Ancak tedavi ile ilişkili komplikasyonlar olabilir ve bunların
prognoza etkisi henüz tam olarak bilinmemektedir.
Oral inotropik ajanlar ile tekrarlayan ya da uzun süreli tedavi mortaliteyi artırır.
Güncel olarak kalp yetmezliği tedavisinde dopaminerjik ajanları önermek için
mevcut veriler yetersizdir.
Pozitif İnotropik Ajanlar
İntravenöz inotropik ajanlar kötüleşen kalp yetmezliğinin şiddetli epizodlarının
hemodinamik bozukluklarını düzeltmede kullanılmaktadır. Bu nedenle en sık
kullanılan ajan dobutamindir. Dobutaminin kullanımı ile ilişkili problemler taşiflaksi,
kalp hızında artış ve genellikle yetersiz vazodilatatör etkidir. Benzer problemler diğer
32
cAMP bağımlı inotroplarda da mevcuttur, örneğin amrinon, milniron veya enoksimon
gibi fosfodiesteraz inhibitörleri (65).
Dopaminerjik Ajanlar
Güncel olarak oral dopamin analoglarının kalp yetmezliği tedavisinde önerilmesi
için mevcut veriler yetersizdir. Kötüleşen kalp yetmezliğinin şiddetli ataklarının
hemodinamik bozukluklarının kısa süreli düzeltilmesi için intravenöz dopamin
kullanılmaktadır. Düşük dozlarda (3-5
µ.kg-1.dak-1)
böbrek kan akımını artırabilir.
Kullanımı prospektif kontrollü çalışmalarda araştırılmamıştır ve progresyona etkisi iyi
ortaya konmamıştır (66).
Antitrombotik Ajanlar
Antitrombotik tedavinin kalp yetmezliği olan hastalarda atriyal fibrilasyondan
başka antikoagülasyonun kesin olarak endike olduğu vasküler olayları veya ölüm
riskini modifiye ettiğini gösteren az kanıt vardır.
Atriyal fibrilasyonu olan kalp yetmezliği hastalarında oral antikoagülanlar inme
riskini azaltır. Ancak sinüs ritmi olan hastalarda daha önce vasküler olay geçirmiş ya
da intra-kardiyak trombüs kanıtları olsa bile antitrombotik tedavinin kullanımını
destekleyen kanıtlar eksiktir. Sol ventriküler trombüslü hastalarda tromboembolik
olaylar riskinin arttığını destekleyen kanıtlar azdır.
Kalp yetmezliği akut dekompansasyonu olan pek çok hastada hastaneye yatış
ve yatak istirahati gereklidir. Böyle hastalar ile yapılan randomize kontrollü çalışmalar
düşük moleküllü heparinlerin yüksek dozlarda kullanıldığında derin venöz tromboz
riskini azaltabileceğini düşündürmektedir. Başka ülkelerde yürütülen çalşmalarda
mortalitede azalma eğilimi görülmesine rağmen (pulmoner embolizmin olası
prezentasyonu) pulmoner embolizm riskinde azalma gösterememiştir. Fraksiyone
olmayan heparinlerin kullanımını destekleyen kanıtlar ve heparinler arasında
karşılaştırmalı çalışmalar yoktur. Kalp yetmezliği olan ve yatak istirahatindeki hastalar
düşük moleküler ağırlıklı heparinleri kullanmalıdır (67).
Antiaritmikler
Genel olarak kalp yetmezliğinde antiaritmiklerin kullanımı için endikasyon yoktur.
Sınıf 1 antiaritmikler
Sınıf 1 antiaritmikler, ventriküler seviyeye proaritmik etkileri ve hemodinamiklere
ve kalp yetmezliğinin prognoza advers etkileri olabileceği için kaçınılmalıdır.
Sınıf 2 antiaritmikler
33
Beta blokerler kalp yetmezliğinde ani ölümü azaltır. Ayrıca sürekli olan veya
olmayan ventriküler taşiaritmilerin tedavisinde tek başına ya da amiodoron veya nonfarmokolojik tedavi kombine olarak endike olabilir (68).
Sınıf 3 antiaritmikler
Amiodaron, supraventriküler ve ventriküler aritmilerin çoğuna karşı etkilidir. Kalp
yetmezliği ve atriyal fibrilasyonu olan hastalarda (genişlemiş sol atriyum olsa bile)
sinüs ritmini düzeltebilir veya sürdürebilir ya da elektroversiyonun başarısını artırır ve
bu durumda tercih edilen tedavidir. Amiodaron klinik ile ilişkili negatif inotropik özelliği
olmayan tek antiaritmiktir.
Hiper ve hipotiroidizm, hepatit, pulmoner fibrozis ve nöropati gibi advers etkiler
son dönemdeki geniş, plasebo kontrollü çalışmalarda görece olarak düşük
görülmesine rağmen amiodaronun potansiyel faydalarını dengelemelidir. Düşük
dozlarda (100-200 mg.gün) riski azaltabilir (68).
Araçlar ve Cerrahi
Revaskülarizasyon
prosedürleri, mitral kapak cerrahisi, kardiyomiyoplasti
ve parsiyel sol ventrikülotomi
·
Kalp transplantasyonu için bekleme sırasında olan hastalar için intraaortik balon ile
dolaşım desteği veya ventriküler destek araçları hemofiltrasyon ya da diyaliz bazen
gerekli olabilir.
·
Pacemaker (Kalp pili): Pacemakerin kalp yetmezliği tedavisinde klasik bradikardi
endikasyonu dışında rolü gösterilememiştir.
·
Retrospektif çalışmalar, kronik yüksek derece AV blok veya sinüs düğümü hastalığı
ve eş zamanlı kalp yetmezliği olanlarda AV senkronize pacing ile morbidite ve
uzamış sağ kalım bildirilmiştir. Bu nedenle AV senkronize pacing bradiaritmisi olan
kalp yetmezliği hastalarında tercih edilmelidir (69).
FarmokolojikTedavinin Seçimi ve Zamanlaması
Tablo 18. Kronik kalp yetmezliği-farmokolojik tedavi seçimi 1
LV sistolik
disfonksiyon
ACE inhibitörü
Diüretik
Beta-bloker
Aldosteron
antogonisti
Asemoptomatik LV
Endike
Endike değil
değil
34
MI sonrası
Endike
disfonksiyonu
Semptomatik KY(NYHA 2)
Endike
Sıvı retansiyonu varsa endike
Endike
Kötüleşen KY (NYHA 3-4)
Endike
Endike, diüretiklerle kombine
Endike(uzman kontrolünde) Endike
Son evre KY (NYHA 4)
Endike
Endike, diüretiklerle kombine
Endike(uzman kontrolünde) Endike
KY=kalp yetmezliği;LV=sol ventrikül;MI=miyokard infarktüsü
Tablo 19. Kronik kalp yetmezliği-farmokolojik tedavi seçimi 2
LV sistolik
Anjiotensin 2 reseptör
Kardiyak glikozidler
Vazodilatatörler
Potasyum
disfonksiyon
Antogonisti
(hidralazin/isosorbid dinitrat)
tutucu
diüretikl
er
Asemptomatik LV
Endike değil
Atriya fibrilasyon ile
Endike değil
Endike
değil
disfonksiyonu
Semptomatik KY(NYHA 2)
Eğer ACE inhibitörleri
(a) atriyal fibrilasyon
tolere edilemiyorsa
Kötüleşen KY(NYHA 3-4)
Son evre KY(NYHA 4)
olduğunda
Eğer ACE inhibitörleri ve
Anjiotensin 2 antogonistleri
ve beta bloker
(b) daha şiddetli KY’den
kullanmıyorsa
sinüs ritmine düzeldiğinde
Eğer ACE inhibitörleri
Endike
tolere edilemiyorsa
Eğer ACE inhibitörleri ve
tolere edilemiyorsa ve
Anjiotensin 2 antogonistleri
beta bloker kullanmıyorsa
tolere edilemiyorsa
Eğer ACE inhibitörleri
Endike
tolere edilemiyorsa ve
beta bloker kullanmıyorsa
35
hipokalemi
varsa
Persistan
hipokalemi
varsa
Eğer ACE inhibitörleri ve
Persistan
Anjiotensin 2 antogonistleri
hipokalemi
tolere edilemiyorsa
KY=kalp yetmezliği;LV=sol ventrikül;MI=miyokard infarktüsü
Persistan
varsa
Tablo 20. Sistolik sol Ventriküler Disfonksiyona Bağlı Semptomatik Kronik Kalp
Yetmezliğinin Farmakolojik Tedavisi
ACE
Semptomlar için
Sağ kalım/morbidite için
Diüretiği azalt/sonlandır
Asemptomatik ise ACE
inhibitörleri veya
beta-blokere intolerans
varsa semptomlar için
NYHA
1
İnhibitörlerine devam et.
MI
ise
Beta-
bloker ekle
NYHA
2
sonrası
Sıvı retansiyonunda +/-
İlk seçenek olarak ACE
diüretik bağımlılığı
inhibitörleri
ACE
intolerans varsa ARB
veya
NYHA
Eğer hala semptomatik
3
ise +diüretik+dijital
Eğer
tolere
inhibitörüne
Eğer hala semptomatik
intolerans
ise beta-bloker ekle
varsa
beta-blokere
intolerans
ACE
inhibitörü+ÂRB
ACE
inhibitörüne
ACE inhibitörü ve beta-
edilirse
intolerans varsa ARB
bloker spironolakton ekle
+nitrat/hidralazin
veya
beta-blokere
intolerans
intolerans
varsa
NYHA
Eğer hala semptomatik
4
ise +diüretik+dijital
Eğer
toler
ACE
inhibitörü+ÂRB
ACE
inhibitörüne
ACE inhibitörü
edilirse
intolerans varsa ARB
beta-bloker
+nitrat/hidralazin+geçici
spironolakton
inotropik takviye
veya
beta-blokere
intolerans
varsa
intolerans
ACE
inhibitörü+ÂRB
Tablo 21. Kalp Yetmezliğinin kötüleşmesinin en sık nedenleri
Nonkardiyak
·
Önerilenlere uymamak (tuz, sıvı, ilaç)
·
Yakın zamanda reçete edilen diğer ilaçlar (amiodaron harici diğer antiaritmikler,
beta-blokerler, NSAİ, verapamil, diltiazem)
·
Alkol kullanımı
·
Böbrek disfonksiyonu (aşırı diüretik kullanımı)
·
Enfeksiyon
·
Pulmoner embolizm
·
Tiroid disfonksiyonu (örneğin, amiodaron)
·
Anemi (gizli kanama)
36
Kardiyak
·
Atriyal fibrilasyon
·
Diğer supraventriküler veya ventriküler aritmiler
·
Bradikardi
·
Mitral veya triküspid regürgitasyonunun ortaya çıkması veya kötüleşmesi
·
Miyokardiyal iskemi (sıklıkla semptomsuz) Miyokardiyal enfarktüsü de kapsar
·
Aşırı ön yük azalması (diüretik+ACE inhibitörleri)
β – Bloker Ajanların Kalp Yetmezliğindeki Etki Mekanizması
İnsan Kalbi Yetmezliğinde Adrenerjik Mekanizma
Kronik kalp yetmezliğinde artan kardiyak adrenerjik etki myokard rezervinin
tükenmesine ve kalp yetmezliğinin karakteristik özelliği olan sol ventrikül (LV)
disfonksiyonuna yol açar. İnsan kalp yetmezliğinde kronik olarak artmış olan adrenerjik
aktivitenin iki istenmeyen etkisi vardır; uyarı iletiminde desensitizasyon ve kardiyak
myositler üzerinde istenmeyen biyolojik etkiler (70-73).
Şekil 1’de tasvir edildiği üzere, uzamış kardiyak adrenerjik aktivasyonun birinci tip
zararlı etkisi β adrenerjik uyarı iletiminin desensitize olmasıdır. Bu kronik yetmezlik
bulunan insan kalbinde kronik adrenerjik uyarının tespit edilen ilk istenmeyen etkisidir.
Uyarı iletimindeki azalmanın klinik sonuçları kalp yetmezliğinin klinik semptomlarını
tanımlamaya yarayan myokard rezervinde azalma ve maksimum egzersiz cevabındaki
bozulmalar gibi değişikliklerdir (74,75).
37
Azalmış myokard rezervi,
azalmış max egzersiz
Değişmiş β reseptör
sinyal iletimi
Artmış
kardiyak NE
Kalp
yetmezliği
?
İlerleyici myokard
disfonksiyonu
Kardiyak myositler
üzerinde istenmeyen etki
ŞEKİL 1 ; Kalp yetmezliğinde “adrenerjik hipotez”. Artmış kardiyak adrenerjik etki kalp
yetmazliğinin doğal seyrindeki 2 temel olşuma katkıda bulunur; bozulmuş egzersiz
cevabı ve ilerleyici myokard disfonksiyonu. NE = Norepinefrine
Kronik olarak artmış kardiyak adrenerjik uyarımın zararlı etkilerinin görülmesinin
ikinci nedenide kardiyak myositler üzerindeki istenmeyen etkisidir. Bu etkinin klinik
sonlanımı ilerleyici LV disfonksiyonudur. Yetmezlik bulunan kalp üzerindeki uzun süreli
β adrenerjik uyarının ilerleyici LV disfonksiyonuna yol açması, norepinefrinin yüksek
orandaki sempatik etkinliğinin insan myokard fonksiyonu üzerine olan etkisi ve kronik
kalp
yetmezliğinde
β
adrenerjik
blokerlerin
LV
fonksiyonunu
düzeltmesiyle
kanıtlanmıştır (73,76,77).
Genel olarak LV fonksiyonundaki bu düzelme kardiyak myositler üzerindeki zamana
bağımlı biyolojik etki ile sağlanmaktadır çünkü, β bloker ajanların akut uygulanmasının
farmakolojik etkisi kontraktilitenin azalmasıdır. β – blokajının intrensik sistolik fonksiyon
üzerindeki paradoksal ama uzun dönemde yararlı etkisinin kısmen geri dönüşümlü,
adrenerjik uyarımlı istenmeyen myokard sürecine, gen ekspresyonuna bağlı olduğu
düşünülmektedir(73,78-80).
Pozitif inotropik cevap ve advers biyolojik etki için bağlanan insan ventrikül miyokardı
β adrenerjik reseptörleri söz konusu olduğunda kardiyak miyositler iki major alt tipe
sahiptir; β1 ve β2. Yetmezlik bulunmayan yada genç yaştaki bir ventriküler miyokard %
75 – 80 β1 ve % 20 – 25 β2 reseptöre sahipken, yetmezlik bulunan yada yaşlı
57
bir
miyokard % 30-40 β2 ve %60 – 70 β1 reseptöre sahiptir (81,82).
Β adrenerjik reseptörlerle karşılaştırıldığında, α1- adrenerjik reseptörler ve
anjiotensin II AT1 reseptörleri insan kalbinde düşük yoğunluktadır ve yalnızca ventriküler
miyokardda ki marjinal kontraktilite artışlarını kontrol ederler. Ancak her iki reseptör
yolu hem modellerde hem de insan kalbinde güçlü bir büyümeyi uyarıcıdır (83,84).
38
Kronik sistolik yetmezlikten etkilenen tüm ventriküllerde β1 reseptörleri azalır. Yani,
radioligand bağlanma yöntemi ile tespit edilen reseptör protein miktarı, hücre yüzey
membranı dahil olmak üzere, tüm hücresel kompartmanlarda azalmıştır. Bu, β
adrenerjik yolda en sık görülen anomalidir ve kalp yetmezliğinin ciddiyetine ve kalp kası
hastalığının cinsine bağımlı olarak değişir. Yetmezlik gelişen ventrikülde
ikinci β
reseptör anomalisi β2 reseptörünün bağlanamamasıdır (85-87).
Rapor edilen üçüncü bir β reseptör anomalisi sadece iskemik kardiomiyopatide
görülen ve hafif derecede down regülasyonun da görüldüğü β1 adrenerjik reseptörün
bağlanmamasıdır. İnsan kalp yetmezliğinde dördüncü ve en son rapor edilen reseptör
bağlantılı anomalisi β adrenerjik reseptör kinaz upregülasyonu ve bunun yol açtığı hem
β1 hem de β2 reseptör fosforilasyonudur. Bu olay reseptörün bağlanamamasında rol
oynar. Bu enzim agonist aktivitesi ile β adrenerjik reseptör bağlanması ve G proteininin
β ve γ subünitelerine bağlanması ile membran ile ilişkili hale gelir (88-91) .
Sonuncu, özellikle basınç altındaki miyokardda oldukça önemli bir, anomali adenil
siklaz enziminin fonksiyon (ve belki de) miktarında ki downregülasyondur. Orta
derecedeki değişiklik ağır primer pulmoner hipertansiyon sonucu basınç altında kalan
sağ ventrikülde, hafif değişiklikler ise orta derecede pulmoner hipertansiyon ve
idiyopatik dilate kardiomiyopati sağ ventrikülde oluşur.
Dahası basınç yüklenmesi
altındaki köpek miyokardiyumunda adenil siklazın downregülasyonu hipertrofiden
yetmezliğe geçiş esnasında oluşur. Yani, adenil siklaz fonksiyon yada miktarındaki
azalma basınç yüklenmesi sonucu gelişen kalp yetmezliğinin bir indikatörüdür
(86,88,92).
Kronik Yetmezlik Bulunan İnsan Kalbinde β Adrenerjik Reseptör Bloker Ajanların
Etkileri
Bir çalışmada ve yayında belirtildiği üzere, β bloker ajanlar tedavinin süresine bağlı
olarak 2 ayrı etkiye sahiptir. Akut uygulamada β bloker ajanlar adrenerjik olarak kontrol
edilen inotropik ve kronotropik etkilerin çekilmesine sekonder olarak ortaya çıkan
farmakolojik etki ile miyokard fonksiyonlarını baskılarlar. Tersine, uzun süreli
uygulamalarda ( > 1 ay) primer veya sekonder dilate kardiyomiyopatik insanlarda
miyokard fonksiyonlarındaki bozulmayı ve yeniden yapılanmayı engellerler. İntrensik
sistolik fonksiyon üzerindeki “biyolojik” etki ile miyokard fonksiyonunu iyileştirir, yeniden
yapılanmayı ( remodeling) düzeltir (yani, hipertrofiyi geriletir ve ventrikül geometrisi
39
düzelir). Ek olarak, bazı β bloker ajanlar β adrenerjik sinyal iletimindeki anomalileri
düzeltir (73,78,79,81,93-97).
Β-bloker ajanlar arasındaki farklar:
Β-bloker ajanlar heterojenik bir gruptur ve birinin klinik etkinliği diğerlerinin etkinliğini
belirlemez. Ayrıca bu ajanlar akut/kronik farmokolojik, hemodinamik ve biyolojik etki
olarak da farklıdır. Fakat benzer guruplarda β-bloker ajanların temel özellikleri benzer
olduğundan biribirine yakın klinik sonuçlar alınabileceği görülmektedir.
Tablo 22’de 4 tip β-bloker ajan, ilacın gelişimindeki temel özellikler ve farmokolojik
özelliklerine gore tanımlanmaktadır. Birinci jenerasyon ajanlar (propronolol ve timolol)
prototip olarak klinik kullanıma sunulmuştur. Selektif olmamalarına rağmen β1 ve β2
reseptörlerine eşit afinite ile bağlanırlar ve başka bir önemli klinik özellikleri yoktur. İkinci
jenerasyon ajanlar β1 veya β2 selektif bloker olarak tanımlanmıştır. β1 selektif olanlar
klinik kullanım için geliştirilmiştir.. Üçüncü jenerasyon ajanlar reseptör blokajında selektif
yada non selektif davranabilirler. Çünkü bu gruptaki ajanların çoğu hipertansiyon
tedavisi için gelişirilmiş olup temelde vasodilatatör etkileri vardır. Ek özelliklerinin
keşfedilmesi ve bu özelliklerin kalp yetmezliği tedavi indeksini arttırdığının anlaşılması
üzerine dördüncü jenerasyon ajanların ortaya çıkmasına neden olmuştur. İdeal olarak
bu ajanların kombine β1 ve β2 blokajı, α1 blokajı, vazodilatasyon, agonizim ve reseptör
modifikasyonu etkileri olmalıdır (Tablo 22) (98).
Tablo 22: β adrenerjik bloker ajanların sınıflaması
Birinci jenerasyon; β1 ve β 2 için non selektif blokaj, kökten gelen bir özellik yok
(propranolol, timolol)
İkinci jenerasyon; β1 ve β
2
blokajı selektif, kökten gelen özellik yok (metoprolol,,
atenolol, bisoprolol)
Üçüncü jenerasyon; Selektif yada non selektif; Potansiyel olarak temel özellikler,
(carvedilol, bucindolol)
Dördüncü jenerasyon; Non selektif; etkinliği arttırıcı yada yan etkileri azaltıcı temel
özellikler
Birinci, ikinci ve üçüncü ajanların hepsinde kalp hızındaki azalma belirlenen bloker
etkiye sahip olmasına rağmen kalp yetmezliğindeki akut farmakolojik etkiler değişir.
Birinci jenerasyon ajan, propranolol, kardiyak indeksi azaltır ve sistemik vasküler direnci
arttırır. Miyokard depresyonu ve vazokonstruksiyon etkisi nedeniyle birinci jenerasyon
ajanlar kronik kalp yetmezliğinde kullanılamaz. İkinci jenerasyon ajan, metoprolol, β2
reseptör vazodilatasyonunu antogonize etmediğinden dolayı kardiyak indekste daha az
40
azalmaya ve daha az konstriksiyona yol açalırır. Bu nedenden dolayı, carvedilol ve
bucindolol non selektif ajan olmalarına rağmen, kalp yetmezliğindeki akut farmakolojik
etkileri değişir. Birinci jenerasyon ajan, propranolol, kardiyak indeksi azaltır ve sistemik
vasküler direnci arttırır.
Miyokard depresyonu ve vasokonstriktör etkisi nedeniyle birinci jenerasyon ajanlar
kronik kalp yetmezliğinde kullanılamaz. İkinci jenerasyon ajan, metoprolol, β2 reseptör
nedenli vazodilatasyonu antagonize etmediğinden ve kardiyak β2 reseptörleri bloke
etmediğinden
dolayı
kardiyak
indekste
daha
az
azalmaya
ve
daha
az
vazokonstriksiyona yol açar. Üçüncü jenerasyon ajanlar, bucindolol ve carvedilol genel
olarak kardiyak indeksi azaltmazlar çünkü sistemik vasküler dirençteki azalma ve
vazodilatasyon sonucu miyokard depresyonu olmaz. Bundan dolayı her iki ajan non
selektif olmalarına rağmen vazodilatatör etkileri nedeniyle kronik kalp yetmezliğinde iyi
tolere edilirler.
İkinci ve üçüncü jenerasyon ajanların kronik etkileri de değişiklik gösterir. (tablo 23)
Üçüncü jenerasyon ajanlar β2 reseptör blokajı ve atipik reseptör modulator etkileri
nedeniyle daha belirgin anti adrenerjik etki göstrirler. Yalnızca β2 reseptör blokajı ile
kardiyak koruyucu etki, göstermezler bunun yanında presinaptik β2 blokajı yoluyla
kardiyak (carvedilol ve bucindolol) ve sistemik ( bucindolol)
azaltırlar (97,99).
41
adrenerjik aktiviteyi
Tablo 23; İkinci ve üçüncü jenerasyon β blokerler yada ACE inhibitörlerinin kronik
etkileri: Antiadrenerjik özelliklerin karşılaştırılması
Özellik
Metpronolol
Bucindolol
Β1 blokajı
++
++
Carvediol
ACE İnh.
++
0
Β2 blokajı
0
+
+
0
Α1 blokajı
0
0
+
0
Β1 reseptör downreg.
-
+
+
-
Kardiyak NE azalması
0
+
+
+
Sistemik NE azalması
0
+
0
+
ANG II Azalması
+
+
+
+
Total
+2
+7
+7
+2
++,+ molekül özelliğe sahip, - = molekül tam tersi etkiye sahip, β 1 reseptörler kalpte
bulunduğundan blokajı diğer özelliklerine gore iki kat önem taşır, ACEI = ACE inhibitörü,
ANG II= Anjiotensin II, NE= Norepinefrine
SONUÇ;
Özet olarak kronik kalp yetmezliğinde β bloker ajanların etki mekanizması adrenerjik
nedenli intrensik miyokard disfonksiyonunun ve remodelingin önlenmesidir. Bu, direkt
veya dolaylı yoldan hücresel kontraktil disfonksiyon ve remodelinge neden olan
faktörlerin zamana bağımlı etkilerle inhibe edilmesidir. Bloker ajanların disfonksiyonu
ve remodelingi engelleme etkisi ACE inhibitörlerine benzer fakat bu anomalileri geriye
döndürme etkisi benzersizdir. Dahası, β adrenerjik blokaj miyokard yetmezliği ve
remodeling oluşumuna neden olan temel mekanizmaları düzeltebilen yegane tedavidir.
Β blokaj ile hangi olası moleküler mekanizmaların daha fazla etkilendiğine karar vermek
için dikkatle yapılmış çalışmalara ihtiyaç vardır. Potent antiadrenerjik ajanların kalp
yetmezliği tedavisinde kullanımı yeni bir yaklaşımdır
Bu da önceleri müdahale
edilemeyen vakaların medikal tedavi ile düzelebileceğini göstermektedir.
Kalp Yetmezliğinde Karvedilol
Karvedilol, non-selektif bir -blokerdir ve yakın zamandaki klinik çalışmalarda
mortalitede açıkça bir azalma sağladığı gösterilmiş olan tek -blokerdir. Diğer blokerlerle karşılaştırıldığında, karvedilolün kalp yetmezliğinde ek olarak avantajlı
etkilerinin olduğu ve kalp yetmezliğinin rutin tedavisinin bir bölümü olarak düşünülmesi
gerektiği ileri sürülmektedir.
42
Yakın zamanda -bloker ajanların etkilerine dair, geniş randomize çalışmalar
bildirilmiştir. Beta-bloker karvedilol ile yürütülen sadece bir çalışma, mortalitede açıkça
bir azalma göstermiştir; fakat etki geniştir. Bu derleme, karvedilolün kalp yetmezliğinde
reçetelenmesine dair kanıtları ve bunun, beta-bloker sınıfı bir etki olduğuna dair
tartışmalı kanıtları incelemektedir (100,101).
Karvedilolün yardımcı özellikleri
Karvedilol kalp yetmezliğinde araştırılmış olan diğer beta-blokerlerden farklıdır.
Karvedilol selektif olmayan bir beta blokerdir. Beta2-blokajı hem kardiyak miyositi aşırı
katekolominlerden korumada hem de katekolamin ile tetiklenen hipokalemide avantajlı
olabilir. Beta1 selektivitesinin teorik avantajı bu ajanların enfarktüs sonrası uzun süreli
dönemde major morbidite ve mortaliteyi azalttığına dair güçlü kanıtların olmaması
nedeniyle düşünülmelidir. Alfa-blokerler kalp yetmezliğinin tedavisinde çok başarılı
olmamasına rağmen bu sempatik aktivasyonun uyarılmasına bağlı olabilir. Alfa blokaj
ile sağlanan vazodilatasyon, kalbin refleks sempatik aktivasyondan korunmasında
avantaj olabilir (100,102,103).
Karvedilol aynı zamanda güçlü bir antioksidandır ve metabolitlerinden biri E
vitamininden 100 kat fazla anti-oksidan güçtedir. Antioksidan aktivite serbest radikal
hasarını, düz kas hücre proliferasyonunu ve ateroma progresyonunu azaltabilir (100).
Kalp yetmezliği olan hastalarda karvedilol yaşam kalitesini artırabilir mi?
ABD’de 1000’den fazla hastanın katıldığı araştırmalarda karvedilolün yaşam
kalitesini ve New York Kalp Derneği (NYHA) işlevsellik sınıfını artırdığı gösterilmiştir
(101,102).
Bu verilerin dikkatli incelenmesi, bu çalışmalarda karvedilolün en büyük avantajının
en azından ilk 6 ay için kötüleşmeyi önlemesi olduğunu düşündürmektedir. Bu, betablokerlerin problemlerinden birinin altını çizmektedir. Sempatik düzelme açısından kısa
süreli kazanç vardır; aslında hastalar geçici olarak kötüleşebilir. Filozofik olarak
“önleme, şifadan iyidir” denmesine rağmen her zaman bundan emin olmak güçtür, bu
çalışmaların içeriğinin dışında hastalar tedavisiz kötüleşebilir.
Avusturalya-Yeni Zelanda Karvedilol Çalışması (ANZ) 18 ayda bu farkların
kaybolmasına rağmen 6 ayda semptomlarda kötüleşme eğilimi ve NYHA grubunda
kötüleşme bildirmiştir. Bu grupta semptomatik faydanın olmaması çok hafif kalp
43
yetmezliğine sahip oldukları gerçeği ile erken kötüleşmenin riskinin az olduğunu
yansıtabilir (104).
Karvedilol ventriküler disfonksiyonun progresyonunu geciktirir mi?
Sol ventriküler sistolik disfonksiyona bağlı kalp yetmezliğinde beta blokerlerin en
tutarlı etkisi güçlü bir prognostik indeks olan ejeksiyon fraksiyonunu (EF) artırmaktır
(Tablo 24). ACEI’leri ile EF’de ortalama artış yaklaşık %2, beta-blokerler için yaklaşık %
5 iken, karvedilol ile artış >%9 olarak görülmüştür.
Karvedilolün EF’ye etkisinin diğer beta blokerlerden daha büyük olup olmadığını
araştıran karşılaştırmalı çalışmalar devam etmektedir (102).
Karvedilol miyokard re-enfarktüsü riskini azaltır mı?
Karvedilol çalışmalarında rekürren MI riski düşük olmasına rağmen, daha ileri bir
olay riski ya da revaskülarizasyon gereksinimi plaseboya göre azaldı. Bu araştırmada
karvedilolün transplantasyona kadar ilerleme konusu üzerindekini etkisini saptamaya
yetmeyecek kadar az hasta transplantasyona ilerledi. MDC araştırması
DCM
çalışmasına bağlandı. CIBIS çalışmasında çok az kardiyovasküler olay vardı (beş MI
ve 13 inme) ve bisoprolol ile plasebo arasında çarpıcı fark bulunamamıştır (105,106).
Tablo 24. Kalp yetmezliğinde beta blokerlerin morbidite üzerine etkilerine ilişkin çalışmalar (n>200)
Çalışma
İlaç
n/ortalama yaş
Etiyoloji
NYHA
LVEF
Dozlar: başlangıç,
Kötüleşen KY
maksimum, ortalama
Hastaneye
Yatırılma
Other end-points
Waagstein
Metoprolol
383
DCM
II/III
%22
5 mg/gün
et al (1993)
(M)
49 yaş
%100
KY için M’de 51,
P’de 83 tekrar
başvuru
Ölüm ya da transplantasyon
gereksinimi: H’de 25 (%
12.9), P’de 38 (%20.1)
(P=0.058)
Bildirilmemiştir
50 mg günde üç kez
108 mg/gün
Transplantasyon: M’de 2 (%
1), P’de 19 (%10.1)
(P=0.0001)
CIBIS
Bisoprolol
641
DCM %36
Araştırmacılar
ı
(1994)
(B)
60 yaş
IHD %55
III
%25
1.25 mg/gün
5 mg/gün
HT %6
3.8 mg/gün
ANZ
Karvedilol
415
(1997)
(C)
65 yaş
Kapak %4
IHD %100
I-III
%29
(en çok II)
3.125 mg günde iki
kez
B’de 107 (%
33.4) P’de 154
(%48.0)
(P<0.001)
KY için: B’de 61
(%19.1), P’de 90
(%28.0) (P<0.01)
Yapılmamıştır
AD
Tüm nedenler
için: C ile %33
oranında
azalmıştır
(P=0.052)
Tüm nedenli ölüm ya da
hastaneye yatırılma ya da
ölüm C’de %41 oranında
azalmıştır.
C tarafından
azaltılmıştır
C tarafından
azaltılmıştır
Hafif fonksiyonel bozulmada
klinik ilerleme C ile
azalmıştır.
25 mg günde iki kez
Packer et al
(1996)
Karvedilol
1094
DCM %53
(C)
59 yaş
IHD %47
II-IV
%35
6.25 mg günde iki kez
50 mg günde iki kez
*Mortalite bu çalışmanın bir sonlanım noktası değildir. ANZ = Avustralya-Yeni Zellanda Kalp Yetmezliği Kollaboratif Araştırma Grubu; DCM = dilate kardiyomiyopati; KY = kalp yetmezliği;
HT = hipertansiyon; IHD = iskemik kalp hastalığı; LVEF = sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonu; MI = miyokard enfarktüsü; AD = anlamlı değil; NYHA = New York Kalp Birliği; P = plasebo
44
Karvedilol kalp yetmezliğinde mortaliteyi azaltır mı?
ABD çalışmasında karvedilol 6,5 aylık ortalama takipten sonra ölüm riskinde de %
65’lik bir görece azalma sağladı (Tablo 24). ANZ çalışmasında karvedilolün mortaliteye
belirgin istatistiksel etkisi gösterilmemiş olsa da 18 ayda %23 görece risk azalması
vardı. Bu sadece ABD verilerinin pozitif sonuçlarının pekiştirilmesi değil, SOLVD
çalışmalarında enalapril ile gözlenen %16’lık görece azalma lehine karşılaştırma idi.
Mortalitede azalma eğilimi istatistiksel anlamlılığa ulaşmamasına rağmen CIBIS
araştırmalarında da görülmedi (104,106,107).
Selektif olmayan beta-blokerlerle yapılan uzun süreli enfarktüs sonrası çalışmalarda
selektif beta blokerlere göre mortalitede daha sürekli azalma görülmesi (%26-37;
p<0.001) farklı beta blokerler ile mortalitede elde edilen faydalarda farklar olabileceğine
işaret etmektedir. Karvedilol ile elde edilen ek faydaların tümüyle beta2-adrenoseptör
bloke edici özelliğinden mi yoksa molekülün henüz bilinmeyen diğer özelliklerindenmi
olduğu net değildir (103) .
Karvedilol için Endikasyonlar ve Kontrendikasyonlar
ABD çalışmasında, beta blokerlerin mortaliteye faydaları DCM’deki hastalar ile
iskemik kalp hastalığında benzer gözlendi. Bu, CIBIS çalışmasında
bisoprololün
etkilerine zıttır. DCM’de hastalar faydaları doğrulamıştı. Bu, çalışma boyutunun
yetersizliğini yansıtmasına rağmen enfarktüs sonrası çalışmalarda beta1 selektif
blokerler ile elde edilen uzun süreli faydaların olmaması ile uyumludur (104,106).
Hafif, orta ve şiddetli kalp yetmezliği olan hastalar morbidite ve mortalite faydalarını
karvedilolden sağlamış olabilir ve tedavi için düşünülmelidir. Karvedilol ile enfarktüs
sonrası bir tek küçük çalışma mevcuttur ve sonlanma noktasında morbidite/mortalite
kombine fayda göstermiştir (108). Karvedilolün, post enfarktüs mortalitede diğer selektif
olmayan beta-blokerler gibi benzer fayda göstermesini beklemek mantıklıdır.
Karvedilolün en önemli ikna edici etkileri olan progresif ventriküler disfonksiyonu
geciktirmeleri uzun süreli faydaların olası olduğu hastalarda kalp yetmezliğinin seyrinde
erken başlanması gerekliliğini düşündürür. Daha hafif olguların tedavisi tedavinin
başlanması ile görülen hipotansiyon problemlerini ve kalp yetmezliğinin kötüleşmesini
en aza indirecektir.
Karvedilol çalışmalarında ortalama yaş <60’dır. 75 yaşın üzerinde az sayıda hasta
karvedilol ile tedavi edilmiştir. Karvedilol, kalp yetmezliği olan güçsüz yaşlı hastalarda
45
dikkatle kullanılmalı ya kaçınılmalıdır. Astım, beta blokerler için kesin kontrendikasyon
olmayı sürdürür. Karvediolün kronik obstrüktif solunum yolu hastalarındaki güvenilirliği
değerlendirilmelidir ve belirgin bronşiyal aşırı duyarlılığı olmayan hastalar dikkatle tedavi
edilebilir. Kritik derecede ekstremite iskemisi olmadığı sürece periferik vasküler hastalık
kontrendikasyon değildir, böylesi olgularda uzman tavsiyesi gereklidir. Digoksini
bırakmasına rağmen istirahat kalp hızı 60 vuru/dak’nın altında olan hastalar ya da
sistolik kan basıncı <90 mmHg olanlar güncel kanıtlara göre tedavi edilmemelidir.
Başka kardiyovasküler hastalığı olan kişilerdeki faydalar
Angina
Karvedilol angina ve kalp yetmezliği tedavisi için akılcı seçenektir. Ancak angina
tedavisi için gerekli doz karvedilolün kalp yetmezliğinde başlanması gereken dozundan
çok fazladır. Hastayı etkili doza titre etmek aylar sürebilir. Nitratlar ve amlodipin geçici
olarak semptomların kontrolünde kullanılabilir. Karvedilol, stabil olmayan angina,
enfarktüs veya ani ölüm açısından koroner hastalık progresyon riskini azaltır.
ANAHTAR NOKTALAR
·
Karvedilol ve olasılıkla diğer -blokerlerin kalp yetmezliği olan hastalarda
semptomlarda kötüleşme ve ölüm riskini azalttığı gösterilmiştir.
·
Reçete yazanlar, kalp yetmezliğinde -blokerleri kullanmadan önce bu ajanların
endikasyon ve kontrendikasyonları hakkında dikkatli olmalıdır.
·
Hastalar olası yan etkiler hakkında ve problem ortaya çıktığında tıbbi personel ile
temas kurması için eğitilmelidir.
·
Karvedilol, yakın zamanda kalp yetmezliği akut alevlenmesi olmayan hastalarda
(genellikle ayaktan hasta) düşük dozlarda başlanma ve 2 haftalık aralıklar ile titre
edilmelidir.
·
Diüretikler, digoksin ve anjiotensin dönüştürücü enzim inhibitörleri ile eş zamanlı
tedavi sıvı retansiyonu, hipotansiyon ve bradikardi gibi yan etkiler için ayarlanma
gereksinimi (genellikle geçici) gösterir.
Kalp yetmezliğinde karvediol başlanmasının güvenilirliği
Klinik çalışmalar, beta blokerlerin kullanımının önceleri düşünülenden daha güvenli
olduğunu düşündürmektedir. Bununla birlikte klinik araştırmalarda beta-blokerler için
46
uygun olduğu düşünülen hastaların %5’inde hipotansiyon ya da kalp yetmezliğinde
kötüleşme olur. Hipotansiyon genellikle tedaviye devam etmekle ve/veya diüretik
dozunu azaltmak ile sonlanır. Karvedilol ile başlangıçta kötüleşme gözlenen hastalarda
uzun süreli tedaviden fayda sağlanabilir . Diüretik dozunda geçici artış gerekebilir. Klinik
çalışmalara katılma ve dışarıda bırakılma kriterlerine uymayan ve yaşlılar gibi dikkatli
seçilmemiş popülasyonda daha fazla problemlerin görülmesi olasıdır (109).
Karvediol dozu
Klinik araştırmalar karvedilolün günde iki kez 3.125-6.25 mg dozunda başlanması
gerektiğini düşündürmektedir, düşük dozlar ile başlama problemleri azaltır ancak bu
konuda kanıt yoktur. Klinik yanıta göre doz 1-2 haftalık aralıklar 2 katına çıkarılmalıdır,
terapötik doz klinik çalışmalarda kullanılan kadardır.
Kalp yetmezliğindeki diğer tedavilerin çoğunda olduğu gibi karvedilol için de optimum
doz henüz saptanmamıştır. Karvedilol ile yapılan doz aralığı çalışmaları daha fazla
beta-bloker dozunun daha fazla EF artış sağladığını göstermektedir. Karvedilol verileri
günde iki kez 6.25 mg dozunun mortalitide göze çarpan azalma gösterdiğini ama günde
iki kez 25 mg’a kadar olan dozların daha etkili olabileceğini düşündürmektedir. Günde
iki kez >25 mg dozlar 85 kilonun üzerindeki hastalar dışında yeterince araştırılmamıştır
(110).
ACEI’ler ile etkileşim
Karvedilolün faydaları ACEI’lerinkilere eklenmiştir. ACEI’lerinin kronik kullanımı
anjiotensin I’in birikimine neden olur ve anjiotensin II sentezini azaltır. Karvedilol,
faydalarının bazılarını ya da hepsini renini azaltarak gösterebilir bu nedenle anjiotensin
I’in birikiminin önlenmesi ve ACEI’lerinin uzun süreli kullanımının faydalarını korur. Bu
durum aynı zamanda reninin etkisinin ACEI’lerinin daha fazla gerekli olmadığı şeklinde
yorumlanabilir. Bu, mevcut uygulama için tehlikeli bir varsayım olabilir. Bir randomize
çalışma bu konunun yolda olduğunu göstermektedir.
Sonuç
olarak kalp yetmezliğinin rutin tedavisinde en azından bir beta-blokerin,
karvedilol, yer alması gerektiğini düşündürecek iyi kanıtlar mevcuttur. ACEI’leri ile daha
fazla sayıda pozitif araştırma verileri mevcut olmasına rağmen kalp yetmezliği olan
hastaların %40’ından azı güncel olarak bu tedaviyi almaktadır. ACEI’lerin kullanımdaki
bazı kısıtlamalar şüphesiz uygundur, çünkü bu ajanların ile örn. yaşlılarda kullanımı ile
ilgili uygun kanıtlar mevcut değildir (111).
47
MATERYAL-METOD
Çalışmamıza
polikliniğine/servisine
01-11,2004
ayaktan
veya
tarihleri
yatarak
arasında
başvuran
hastanemiz
I
Dahiliye
iskemik/noniskemik
kalp
yetmezliği olan 37 hasta dahil edildi. Öncesinde kalp yetmezliği tanısı ile tedavi alan
hastalarda aynı prosedüre dahil edildi.
Hastaların %73’ü erkek, %27’si kadın ve yaş ortalamaları 63,9 ± 12,3 idi. Tüm
hastaların ayrıntılı anamnezi alınarak, fizik muayeneleri yapıldı. Kronik kalp yetmezliği,
uygun klasik tedaviye rağmen en az 2 aydır istirahatte veya minimum egzersizde dispne
yada yorgunluk ve sol ejeksiyon fraksiyonunun %45’ten küçük olması olarak tanımlandı.
Bu tedaviler, diüretik (klinik övolemiye ulaşacak şekilde ayarlanmış doz), anjiotensin
dönüştürücü enzim inhibitörü veya anjiyotensin II reseptör antagonisti idi.
’’Klinik
övolemi’’ ral ve asit olmaması ve minumum periferik ödemden fazlasının bulunmaması,
varsa bile kardiyak olmayan nedenli olması şeklinde yorumlandı. Dijitaller, nitratlar,
hidaralazin, spiranolakton ve amiadoron ile tedaviye izin verildi. Yoğun bakım yada
sürekli yataklı bakım gerektirmeyecek akut kardiyak veya kardiyak olmayan hastalık
olmaması şartı ile hastanede yatan hastalarda çalışmaya katılabildi.
İlaçlarda yakın zamanda yapılmış ayarlamalara (randomizasyondan hemen önce
intravenöz diüretik kullanımı dahil) izin verildi ama taramanın 4 gün içinde intravenöz
vazodilatör yada intravenöz pozitif inotropik ajanların kullanılmasına izin verilmedi.
Hastaların kalp yetmezliği düzeltilmemiş primer kapak hastalığı yada geri dönüşlü
kardiyomiyopati formuna bağlı ise;kalp nakli geçirmiş veya geçirme olasılığı var
ise;şiddetli pulmoner, renal, yada hepatik hastalığı varsa;beta-bloker tedavisi için
kontrendikasyon varsa bu hastalar çalışmadan çıkarıldı. Ayrıca, önceki 2 ay içinde
koroner revaskülarizasyon operasyonu geçiren veya akut myokardiyal yada serebral
iskemik olay veya sürekli yada hemodinamik destabilize ventriküler taşikardi veya
fibrilasyonu olan hastalarda çalışmadan çıkarıldı. Önceki 4 hafta içinde alfa adrenerjik
bloker, kalsiyum kanal blokeri veya sınıf I antiaritmik ilaç alan yada önceki 2 ayda beta
bloker kullananlar da çalışmadan çıkarıldı. Son olarak sistolik kan basıncı 85
mmHg’dan düşük;kalp atım hızı dakikada 68’in altında;serum kreatin konsantrasyonu
>3.5 mg/lt yada serum kreatinin konsantrasyonunda 0,5 mg/dl’den büyük artış veya
tarama periyodunda (3-14 gün) kilodan 1,5 kg’dan fazla artışı olan hastalar çalışmadan
çıkarıldı.
48
Çalışma Tasarımı: Tüm hastaların vital bulguları, fizik muayene bulguları, eşlik eden
hastalık ve kullandığı ilaçları sorgulanarak kayıt edildi. Hastalarda başlama noktasında
ekokardiyografi yapılarak karvedilol başlandı. Hastalar 4., 8. ve 12. haftalarda kontrole
çağrılarak fizik muayeneleri tekrarlandı. Kalp yetmezliği semptom ve bulguları ile ilacın
advers etki oluşturup oluşturmadığı ve tadavi başlangıcından beri memnuniyet
dereceleri sorgulandı. Hastaların ekokardiyografik tetkikleri 12. hafta sonunda
tekrarlandı. Ekokardiyografi, konusunda uzman tek bir kardiyolog tarafından yapıldı.
İstatistiksel Analiz: Çalışma sonrasında elde edilen veriler, ‘’SPSS (Statistical
package for the social sciences) 10.0 for Windows’’ paket programına girilmiştir.
Hastaların klinik ve demografik özellikleri parired-sample T-test, ki-kare, birden fazla
ölçümler Wikcoxon ve multivariete analiz yapılarak karşılaştırılmıştır. P<0,05 olması
anlamlı, p<0,005 olması ileri derecede anlamlı olarak kabul edilmiştir.
SONUÇLAR
Çalışmamıza
iskemik/noniskemik kalp yetmezliği olan 37 hasta dahil edildi.
Öncesinde kalp yetmezliği tanısı ile tedavi alan hastalarda aynı prosedüre dahil edildi.
Hastaların %73’ü erkek, %27’si kadın ve yaş ortalamaları 63,9 ± 12,3 idi.
GRAFİK 1: Hastaların cinsiyet açısından dağılımı
CINS
80
73
60
40
27
Yüzde
20
0
1
2
CINS 1.erkek 2.kadin
Hastaların, başvuru esnasındaki sistolik kan basıncı, diyastolik kan basıncı, nabız
değerleri ile 1.,2.,3. vizitlerdeki değerleri arasında, ileri derecede anlamlı düzelme
görüldü (p<0,005: Çoklu varyans analizi)(Tablo 25, Grafik 2).
49
Tablo 25: Hastaların SKB, DKB ve nabız değerleri
SKB
DKB
Nabız
Geliş
135,68± 24,78
1.vizit
127,57±21,7
2.vizit
120,68±15,1
3.vizit
115,95±13,2
p
<0,005
80,54±10,79
87,03±10,31
8
76,62±10,41
81,08±8,75
0
72,37±8,95
76,62±6,67
70,0±7,07
72,43±5,37
<0,005
<0,005
Grafik 2: Hastaların SKB, DKB ve nabız değişimleri
150
Geliş
1. Vizit
2. Vizit
100
50
3. Vizit
0
SKB
DKB
Nabız
Grafik 3,4: SKB ve DKB değişimleri
Estimated Marginal Means
Estimated Marginal Means
Estimated Marginal Means of MEASURE_1
Estimated Marginal Means of MEASURE_1
140
130
120
110
1
2
3
82
80
78
76
74
72
70
68
4
1
SKB
2
3
4
DKB
Hastaların başvuru esnasında ve üçüncü ayda tekrar edilen ekokardiyografilerinde
ejeksiyon fraksiyonu (EF), interventriküler septum (İVS) ve posterior duvar kalınlıkları
(PW) ölçüldü. EF’de anlamlı düzelme görülürken, İVS ve PW’de anlamlı değişiklik
saptanmadı. (Paired T test, Grafik 5,6,7, Tablo 26)
50
Tablo 26:Hastaların EF, İVS, PW değerleri
Başvuru
37,9±11,73
1,19±0,17
1,15±0,17
EF
İVS
PW
3. ay
41,27±11,92
1,20±0,17
1,14±0,18
p
<0,005
0,666
0,666
Grafik 5,6,7: EF, IVS, PW değişimleri
EF
IVS
42
1,3
1,25
40
1,2
EF
38
IVS
1,15
36
1,1
Geliş
3. Vizit
Geliş
3. Vizit
PW
1,25
1,2
1,15
PW
1,1
1,05
Geliş
3. Vizit
Hastaların başvuru esnasındaki halsizlik, göğüs ağrısı, nefes darlığı gibi subjektif
şikayetleri ve periferik ödem, çarpıntı, NYHA değerleri karvedilol sonrasında anlamlı
olarak düzeldi (p<0,005, Friedman çoklu varyans analizi). İlacın tolerabilitesi, klinik
etkinliği ve tedaviye uyumu iyiydi.
51
Halsizlik
0,8
0,6
Yok
0,4
Hafif
0,2
Orta
Şiddetli
0
Geliş
1. Vizit
2. Vizit
3. Vizit
Göğüs Ağrısı
0,6
0,4
Yok
Hafif
0,2
0
Orta
Geliş
1. Vizit
2. Vizit
3. Vizit
Nefes Darlığı
0,8
0,6
Yok
Hafif
Orta
Şiddetli
0,4
0,2
0
Geliş
1. Vizit
2. Vizit
52
3. Vizit
Periferal Ödem
0,8
0,6
Yok
Hafif
Orta
Şiddetli
0,4
0,2
0
Geliş
1. Vizit
2. Vizit
3. Vizit
1
0,8
0,6
Çok Memnun
Memnun
Değişiklik yok
0,4
0,2
0
1. Vizit
2. Vizit
3. Vizit
Tolerabilite
1
0,8
0,6
Tolerabilite
0,4
0,2
0
Çok iyi
İyi
53
Klinik Etkinlik
1
0,8
0,6
Klinik Etkinlik
0,4
0,2
0
Çok iyi
İyi
Tedaviye Uyum
1
0,8
0,6
Tedaviye Uyum
0,4
0,2
0
Çok iyi
İyi
Grafik 8: Hastalarda eşlik eden diğer hastalıkların dağılımı
Eşlik eden hastalık
Anjina Pectoris
Hipertansiyon
Aritmi
Diyabet
Hiperlipidemi
Tbc
Hipertiroidi
KOAH
%
70,3
62,1
21,6
18,9
24,3
2,7
8,1
2,7
54
TARTIŞMA
Oldukça yaygın, önemli ve artan bir sağlık sorunu olan kalp yetmezliğinin önemi esas
kardiyovaskuler problemler olarak, iskemik kalp hastlığı ve hipertansiyonun göz önüne
alındığı bir dönemde, büyük ölçüde fark edilmeden geçilmiştir. Başlıca etiyolojik
faktörleri olan bu hastalıkların tedavilerindeki başarılı gelişmelere rağmen, kalp
yetmezliği insidansı azalmamış ve giderek daha çok kaygı duyulan bir sendrom haline
gelmiştir. Toplumda yaşlıların oranı arttıkça sıklık ve yaygınlığı artmaktadır. Miyokard
infarktüsündeki sağ kalım oranı artarken kardiak fonksiyonların sınırlılığı nedeniyle kalp
yetmezliği olan insanların sayısı çoğalmaktadır. İnfarktüsten kurtulan bir çok kişi kronik
kalp yetmezliği aşamasına ulaşmaktadır.
Biz çalışmamızda, önemli bir sağlık problemi olan bu hastalığın tedavisinde güncel bir
yer edinen üçüncü jenerasyon beta blokerlerden karvedilol’ün klinik etkinliğini tartışmak
istedik. Sonuçlarımız göstermiştirki karvedilol uyum, tolerabilite, klinik iyileşme ve hasta
memnuniyeti açısından olumlu sonuçlar vermiştir. Ayrıca kalp yetersizliğinin subjektif ve
objektif semptomlarında belirgin düzelme oluşturmuştur. Bu değerlendirmeler klinik
yanıtı
desteklerken,
hastalarımıza
uyguladığımız
ekokardiyografide
ejeksiyon
fraksiyonunun anlamlı artması ile bu olumlu sonuçlar laboratuar değerlendirmelere de
yansımıştır.
İlk olarak 1975 yılında, Waagstein ve arkadaşları, beta blokerlerin dilate
kardiyomyopatilerde faydalı olduğunu 7 hasta üzerinde göstererek beta blokerler
üzerine dikkati çekmişlerdir. Alprinolol yada praktolol ile tedavi edilen hastaların 5 ay
içerisinde fonksiyonel kapasitelerinde artış olmuş ve kalp boyutlarında küçülme
meydana gelmiştir. Bunu izleyen yıllarda daha geniş bir grupta yapılan bir çalışmada
hastaların EF’lerinde %33’ten %42’ye varan ve istatistiksel olarak anlamlı olan bir
düzelme ile birlikte hastaların aynı zamanda fonksiyonel kapasitelerinde de bir artış
meydana geldiği gözlenmiştir (112, 113).
Kalp yetmezliğinde, uzun vadeli beta adrenerjik blokaj ile olan klinik deneyim yakın
zamanda karvedilol üzerinde odaklanmıştır. Karvedilol, nonselektif beta adrenerjik
blokajın yanında alfa adrenerjik blokaja bağlı hafif vazodilatör etkiye ve ilave olarak
antioksidan özelliklere sahiptir (114,115). Karvedilolün kardiyovasküler sebeplere bağlı
mortalite ve hospitalizasyon üzerinde ki olumlu etkileri 4 çift-kör plesebo kontrollü
çalışmadaki 1094 KKY hastasında gösterilmiştir. Toplam 6 aylık mortalite plasebo
grubunda %7,8 iken, karvedilol alan grupta %3,2 idi ve %65 azalma mevcuttu.
Hospitalizasyon riski %19,6’ya karşılık 514,1 olup %27 azalma vardı. Kalp yetmezliği
olan ve karvedilol alan hastalarda yetmezlikteki ilerleme anlamlı derecede azalmış
55
olarak bulunmuş (116). Bir başka çalışmada ise idyopatik ve iskemik dilate
kardiyomiyopatiye bağlı ciddi KKY olan ve dijital, loop diüretikleri ve ACE inhibitörleri ile
tedavi edilen hastalar 6 aylık karvedilol uygulması ile önemli bir iyileşme göstermişlerdir.
EF %17’den %27’ye artarken, NYHA sınıflamasında fonksiyonel klas 2,8’den 1,9’a
inmiştir. Bu sonuç, idyopatik dilate kardiyomyopatili hastalarda uzun vadeli karvedilol
uygulaması yapan Mehra ve arkadaşlarının sonuçlarını teyid etmiştir (117). Bizim
çalışmamızda da EF hastalarda başvuru esnasında %37,9 iken tedaviye karvedilol
eklendikten sonra %41,2’ye yükselmiştir. Bu yükselme istatistiksel olarak anlamlı
bulunmuştur. Aynı şekilde hastalarımızın fonksiyonel kapasitelerinde (NYHA dereceleri
açısından) istatistiksel anlamlı düzelme görülmüştür.
Avustralya-Yeni Zellanda kalp yetmezliği çalışma grubu, 6 aylık karvedilol tedavisi
sonrasında iskemik kardiyomiyopatili hastalarda EF değerinin %5,2 arttığı ancak
çalışmamızdan
farklı
olarak
semptomların
anlamlı
derecede
değişmediğini
bulmuşlardır. Ayrıca 442 hastadan sadece 27’si karvedilolü tolere edememiştir (104).
Bizim çalışmamızda hasta sayısı az olmakla birlikte ilacı tolere edemeyen hasta
olmamış ve çok iyi tolerabilite izlenmiştir.
Packer ve arkadaşlarının yaptığı çalışmada, klinik olarak övolemik olan ve EF’si %
25.2’den az olan dinlenmede yada minimum egzersizde kalp yetmezliği semptomları
bulunan 2289 hasta değerlendirilmiştir. Çift kör olarak ortalama 10,4 ayda 1133 hasta
plasebo ve 1156 hastada karvedilol tedavisine randomize edilmiştir. Bu dönem
esnasında standart kalp yetmezliği tedavisi sürdürülmüştür. Çalışma sonunda plasebo
grubunda 190 ölüm, karvedilol grubunda 130 ölüm görülmüştür. Bu farklılık karvedilol ile
kombine ölüm yada hastaneye yatış riskinde %24’lük bir azalmayı yansıtmıştır. Aynı
çalışmacının başka bir çalışmasında EF, %22’lerden %31’e çıkmış ve plaseboya göre
istatistiksel anlamlı düzelme görülmüştür. Çalışmamızla benzer şekilde skorlanan klinik
yanıtta belirgin düzelme saptanmıştır (53,101). MOCHA çalışmasında, karvedilol,
plasebo grubu ile birlikte randomize edilen 4 hasta grubunu çalışılmış,ilacın mortaliteye
olan etkisinin 2x6,25 mg’da başladığını, EF’nin en fazla 2x25 mg’da olmak üzere tüm
karvedilol
gruplarında
belirgin
olarak
düzeldiğini
göstermiştir
(110).
MOCHA
çalışmasında ilaç 2x6,25 dozunda başlanırken, biz hastalarımıza 2x3,125 mg başladık.
COLA çalışmasında 800 hastanın katıldığı çalışma grubunda karvedilol %88 oranında
iyi tolere edilmiştir. Aynı çalışmada, yüksek taşıyan risk grubunda (KOAH, diabet, astım
vs.) tolerasyon düzeyinin %80-85 oranında olduğu gözlenmiştir (118). Bizim
çalışmamızda da yüksek ve düşük hasta grubunda hastaların hepsinin ilacı iyi tolere
ettiği gözlenmiştir.
56
Tüm bu çalışmalar göstermiştir ki karvediol, kalbi pek çok yönden korur ve kalp
yetmezliğinin tüm evrelerinde mortaliteyi anlamlı oranda azaltır. EF’de ve hastaneye
yatışta doza bağımlı iyileşme sağlar. Diğer beta blokerlerden farklı olarak, karvedilol
tedavisi ile terapötik doza erken dönemde ulaşılır, düşük dozlarda bile sağkalıma etkisi
vardır. Kalp yetersizliğinin tüm evrelerinde iyi tolere edilir. 6,25 mg dozundaki plaseboya
eş değer tolerabilitesi ilaca başlama dönemini kolaylaştırır.
Çalışmamızda karvedilol tüm hastalarda iyi tolere edilmiştir, karvediol için önerilen doz
titrasyonuna hastalarda belirgin uyum gözlenmiş ve yan etki rapor edilmemiştir.
Hastaların ilaca yönelik subjektif memnuniyetlerini içeren sorgu formumuzda 3. vizit
sonrasında ilaçtan tüm hastalar memnun kalmışlardır. Eşlik eden hastalıklar açısından
hipertansiyon ve iskemik kalp hastalığı olan hastalarımızda ek klinik faydalar
gözlenmiştir. Astım, diabet gibi eşlik eden hastalıkları barındıran hasta grubumuzda bu
hastalıklara dair anlamlı kabul edilebilecek kötüleşme görülmemiştir.
Hastalarımızın fonksiyonel kapasite skorlamasında başvuru sırasında önemli bir
kesimi oluşturan NYHA III ve IV hastalarında 3. vizit sonrasında daha iyi fonksiyonel
kapasite skorları elde edilmiş ve ortalama NYHA skorları grafikte sola kaymış ve de bu
klinik düzelme ile korele bulunmuştur.
Nefes darlığı, göğüs ağrısı, çarpıntı, halsizlik gibi subjektif yakınmalara yönelik yapılan
skorlamada ilacın titrasyonu ile birlikte istatistiksel anlamlı düzelme gördük ve
korelasyon analizlerinde bu yakınmaların düzelmesinin hastanın memnuniyet derecesi
ile pozitif korelasyon gösterdiğini gözlemledik.
Periferik ödem gibi objektif bulgularda da belirgin klinik yanıt elde edildi. Bu yanıt
EF’nin artması ile pozitif korelasyon gösterdi. Ekokardiyografide İVS, PW kalınlıkları
açısından başvuru ve son vizitte anlamlı değişiklik gözlenmedi.
İlacın SKB, DKB ve nabız üzerine etkileri incelendiğinde ise her kontrolde daha
optimal değerlerin oluştuğunu izledik. Beta blokeri kesmeyi gerektirecek hipotansiyon
ve bradikardi izlemedik. Bizim bu klinik sonucumuz ilacı yavaş titre etmemize ve çok
nadir hastada 2x25 mg/gün’e çıkmamıza bağlı olabilir. Bu da göstermektedir ki klinik
anlamlı sonuçlar yüksek dozlara çıkmadan oluşabilmektedir.
Ancak çalışmamız, sınırlı hasta sayısı ve sınırlı sürede yapılmıştır. Vaka sayısının ve
izlem süresinin arttırılarak daha güvenilir sonuçlar alınabileceği izlenimindeyiz.
57
KAYNAKLAR
1. Stevenson
LW.
İnotropic
therapy
for
heart
failure.
N.Engi.J.Med.
1998;339:1948-50
2. Eichna LW. The George Brown memorial lecture: Circulatory congestion and
heart failure. Circulation 1960;22:864-886
3. Katz AM. Heart failure: pathophysiology, molecılar biology and clinical
management. Philadelphia, PA: Lippincott williams&Wilkins,2000
4. Cowie MR, Mosterd A, Wood DA, et al. The epidemiology of heart failure.
Eur.Heart J. 1997; 18:208-225
5. Criteria Comittee, New York Heart Assaciation İnc.Diseases of the heart and
blood vessels. Nomenclature and criteria for diagnosis, 6.th Edn. Boston;
Little, Brown; 1964
6. Vasan RS, Benjamin EJ, Levy D. Prevalance, clinical features and prognosis
of diastolic heart failure: An epidemiologic perspective. J An Coll Cardiol
1995; 26(7): 1565-1574
7. Vasan RS, Benjamin EJ, Levy D. Congestive heart failure with normal left
ventricular sistolic function. Arch.İntern Med 1996; 156:146-157
8. Bonow RO, Udelson JE. Left ventricular diastolic dysfunction as a cause of
congestive heart failure. Ann İntern Med 1992; 117: 502-510
9. Eichorn EJ, Willard JE, Alvarez L, et al. Are contraction and relaxation
coupled in patients with and without congestive heart failure? Circulation
1992;85:2132-2139
10. Rihal CS, Nishumura RA, Hatle LK, et al. Systolic and diastolic dysfunction in
patients with clinical diagnosis of dilated cardiomyopaty. Circulation 1994; 90:
2772-2779
11. Mac Dowell P, Karla PA, O’Donoghue DJ, et al. Risk of morbidity from
renovascular disease in elderly patients with congestive cardiac failure.
Lancet 1998;352: 13-16
12. Katz AM. The cardimyopathy of overload; a major determinant of prognosis in
congestive heart failure. N.Engi. J.Med 1990;332 :100-10
13. Mulieri LA, Hasenfuss G, Leavitt BJ, Allen PD, Alpert NR. Altered myocardial
force-frequency relation in human heart failure. Circulation 1992;85: 1743-50
14. Pieske B, Kretschmann B, Meyer M, et al. Alterations in intracellular calcium
handling associated with inverse force-frequency relation in human dilated
cadiomyopathy. Circulation 1995;92: 1169-78
58
15. Bristow MR, Minobe WA, Raynolds MV, et al. Reduced beta 1 reseptor
Messenger RNA abudance in failing human heart. J Clin İnvest 1993;92:
2737-45
16. Francis GS. Changing the remodelling process in heart failure; basic
mechanisms and laboratory results. Curr Opin Cardiol 1998;13: 156-61
17. McMurray JJ, Ray SG, Abdulla I, Dergie HJ, Mortor JJ. Plasma endotheelin in
chronic heart failure. Circulation 1992;85: 1374-9
18. Drexler H, Coats AJS, Explanning fatique in congestive heart failure. Ann Res
Med 1996;47:241-256.
19. Spinale FG, Mann DL, Activation of matrix metalloproteinases in the failling
human heart:breaking the tie that binds. Circulation 1998:98:1699-1702.
20. Cohn JN, Archibald DG, Franciosa SA, et al. Effects of vasodilator therapy on
mortality in chronic congestive heart failure: A result of a Vetrans Affairs
Cooperative Study (V-HeF). N Engl J Med 1986;314:1547.
21. Gorg R, Pocker M, Pitt B, et al. Heart failure in 1990’s:evalution of a major
public health problem in cardiovasculer medicine. J Am Coll Cardiol 1993;22
(Suppl A):3A.
22. National Health and Nutrition Examination Survey III (NHANES III). 19881994, CDC/NCHS and the American Heart Association.
23. Cowie MR, Mosterd A, Wodd DA, et al. Epidemiology of heart failure. Eur
Heart J 1997;18:208-225.
24. Ho KK, Pinsky JL, Kannel WB, et al. The epidemiology of heart failure; the
Framingham study. J Am Coll Cardiol 1993;22:6A-13A.
25. Konstom M, Drarup K, Baker D, et al. Heart failure: evalution and care of
patients with left ventrıculer systolic dysfunction. Clinical practice guideline
No. 11 AHCPR Publication No.94-0612. Rockville Maryland USA: Agency for
helalth care Policy and Research, Public Health Service, US Depertment of
Health and Human Services:1994.
26. Teerlink JR, Goldhaber SZ, Pfeffer MA. An owerview of contemporary
ethiologies of congestive heart failure. Am Heart J 1991;121:1852-1853.
27. Bonow RA, Udelson JE. Left ventrıculer diastolic dysfunction as a cause
dysfunction congestive heart failure:mechanisms and management. An İntern
Med 1992;117:502-510.
59
28. Marantz PR, Tobin JN, Wassertheil SS, et al. The relationship between left
ventrıculer systolic function and congestive heart failure diagnosed by clinical
criteria. Circulation 1988;77:607-612.
29. Mayers J, Foelicher VF. Hemodynamic determinants of exercise capacity in
chronic heart failure. Ann Intern Med 1991;115:377-386.
30. Tristani FE, Hughes CV, Archibald DG, et al. Safety of graded sypmtomlimidet exercise testing in patients with congestive heart failure. Circulation
1987;76:51-54.
31. Harlan WR, Oberman A, Grimm R, et al. Chronic congestive heart failure in
coronary artery disease: clinical criteria. Ann Intern Med 1977;86:133,138.
32. Criteria Comitte, New York, Heart Association Inc, Diseases of the heart and
blood
vessels.
Nomenclature
and
criteria
for
diagnosis,
6.th
edn.
Boston:Little, Brown:1964
33. Stevenson L, Parloff JK, The limited reliability of pyhsical signs for estimating
heymodinamics in chronic hert failure. JAMA 1989;261:884-888.
34. Cohn JN, Rector TS. Prognosis of congesitve heart failure and predictors of
mortality. Am J Cardiol 1988;62:25A-30A.
35. Francis GS, Kuba SH. Prognostic factors affecting diagnosis and treatment of
congestive heart failure. Curr Prob Cardiol 1989;14(11):630-671.
36. Mc Donagh TA, Robb SD, Murdach DR, et al. Biochemical detection of left
ventriculer dysfunction. Lancet 1993;341:1105-1109.
37. Gattlieb SS, Kukin ML, Ahern D, et al. Prognostic importance of atrial
natriuretic peptide in patients with chronic heart failure. J am Coll Cardiol
1989;13:1534-1539.
38. Lerman A, Gibbons RJ, Rodeheffer RJ, et al.Circulating N-terminal atrial
natriuretic peptide as a marker for symptomless left ventrıculer dysfunction.
Lancet 1993;341:1105-1109.
39. Richards AM, Nichols G, Yandle TG, et al. Plasma
N-terminal pro-brain
natriuretic peptide and adrenomedulin. Circulation 1998;97:1921-1929.
40. Diaz RA, Nihoyannopulos P, Athanassopoulos G, et al. Usefulness of
echocardiography to differentiate dialted cardiomyopathy from coronaryinduced congestive heart failure. Am J Caridol 1991:68:1224-1227.
41.Good CB, McDermott L, McCloskey B. Diet and serum potassium in
patients on ACE inhibitors. JAMA 1995; 274: 538.
60
42. Cooper HA, Exner DV, Domanski MJ. Light-to-moderate alcohol
consumption and prognosis in patients with left
ventricular systolic
dysfunction. J Am Coll Cardiol 2000; 35: 1753-9.
43. Anker SD, Chua TP, Ponikowski P et al. Hormonal changes and
catabolic/anabolic imbalance in chronic heart failure and their importance
for cardiac cachexia. Circulation 1997; 96: 526-34.
44. Anker SD, Ponikowski P, Varney S, et al. Wasting as independent risk
factor for mortality in chronic heart failure. Lancet 1997; 349: 1050-3.
45. DeBusk R, Drory Y, Goldstein I et al. Management of sexual
dysfunction in patients with cardiovascular disease: recommendations of
The Princeton Consensus Panel. Am J Cardiol 2000; 86: 175-81.
46. Feenstra J, Grobbee DE, Remme WJ, Strieker BH. Drug-induced heart
failure. J Am Coll Cardiol 1999; 33: 1152-62.
47. Working Group on Cardiac Rehabilitation and Exercise Physiology and
Working Group on Heart Failure of the European Society of Cardiology.
Recommendations for Exercise Testing in Chronic Heart Failure
patients. Eur Heart J 2001; 22: 125-35.
48.Kajotuna J, Cipola E, Malhotna A, et al. Angiotensin II induces apoptosis
of adult ventrıculer myocytes in vitro. J Mol Cell Cardiol 1997;25:859-870.
49.Kober L, Torp-Pedersen C, Carlsen JE et al. for the Trandolapril
Cardiac Evaluation (TRACE) Study Group. Effects on mortality by
trandolapril after myocardial infarction. N Engl J Med 1995; 333: 1670-6.
50. Flather M, Yusuf S, Kober L et al. Long-term ACE-inhibitor therapy in
patients with heart failure or left-ventricular dysfunction: a systematic
overview of data from individual patients. ACE-Inhibitor Myocardial
Infarction Collaborative Group. Lancet 2000; 355; 1575-81.
51. Umemura K, Nakashima M, Surma T. Thromboxane A2 synthetase
inhibition suppresses cough induced by angiotensin converting enzyme
inhibitors. Life Sci 1997; 60: 1583-8.
52. Ljungman S, Kjekshus J, Swedberg K. Renal function in severe
congestive
heart
failure
during
treatment
with
enalapril
(the
Cooperative North Scandinavian Enalapril Survival Study [CONSENSUS]
Trial). Am J Cardiol 1992; 70: 479-87.
53. Packer M, Poole-Wilson PA, Armstrong PW et al. Comparative effects of
low and high doses of the angiotensin-converting enzyme inhibitor,
61
lisinopril, on morbidity and mortality in chronic heart failure. ATLAS Study
Group. Circulation 1999; 100: 2312-8.
54. Kaddoura S, Patel D, Parameshwar J et al. Objective assessment of the
response to treatment of severe heart failure using a 9-minute walk test
on a patient-powered treadmill. J Card Fail 1996; 2: 133-9.
55. Vargo DL, Kramer WG, Black PK, Smith WB, Serpas T, Brater DC.
Bioavailability, pharmacokinetics, and pharma-codynamics of torasemide
and furosemide in patients with congestive heart failure. Gin Pharmacol
Ther 1995; 57: 601-9.
56. Channer K.S, McLean KA, Lawson-Matthew P, Richardson M.
Combination diuretic treatment in severe heart failure: a randomised
controlled trial. Br Heart J 1994; 71: 146-50.
57. Edmonds CJ, Jasani B. Total-body potassium in hypertension patients
during prolonged diuretic therapy. Lancet 1972; 2: 8-12.
58. Wang W. Chronic administration of aldosterone depresses baroreceptor
reflex function in the dog. Hypertension 1994; 24: 571-5.
59. MacFadyen RJ, Barr CS, Struthers AD. Aldosterone blockade reduces
vascular collagen turnover, improves heart rate variability and reduces
early morning rise in heart rate in heart failure patients. Cardiovasc Res
1997; 35: 30-4.
60. Burnier M, Brunner HR. Angiotensin II receptor antagonists. Lancet
2000; 355: 637-45.
61. Khand AU, Rankin AC, Kaye GC, Cleland JG. Systematic review of the
management of atrial fibrillation in patients with heart failure. Eur Heart J
2000; 2: 614-12.
62. The Digitalis Investigation Group. The effect of digoxin on mortality and
morbidity in patients with heart failure. N Engl J Med 1997; 336: 525-33.
63. Cohn JN, Johnson G, Ziesche S et al. A comparison of enalapril with
hydralazine-isosorbide dinitrate in the treatment of chronic congestive
heart failure. N Engl J Med 1991; 325: 303-10.
64. Cohn JN, Ziesche S, Smith R et al. Effect of the calcium antagonist
felodipine as supplementary vasodilator therapy in patients with chronic
heart failure treated with enalapril: V-HeFT I II . Vasodilator-Heart Failure
Trial (V-HeFT) Study Group. Circulation 1997; 96: 856-63.
62
65. Thackray S, Witte K, Clark AL, Cleland JG. Clinical trials update: OPTIMECHF, PRAISE-2, ALL-HAT. Eur J Heart Fail 2000; 2: 209-12.
66. Hampton JR, van Vekihuisen DJ, KJeber FX et al. for the Second
Prospective Randomised Study of Ibopamine on Mortality and Efficacy
(PRIME II) Investigators. Randomised study of effect of ibopamine on
survival in patients with advanced severe heart failure. Lancet 1997; 349:
971-7.
67. Cleland JG, Cowburn PJ, Falk RH. Should all patients with atrial fibrillation
receive warfarin? Evidence from randomized clinical trials. Eur Heart J
1996; 17: 674-81.
68. Steinbeck G, Andresen D, Bach P et al. A comparison of
electrophysiologically guided antiarrhythmic drug therapy with betablocker therapy in patients with symptomatic, sustained ventricular
tachyarrhythmias. N Engl J Med 1992; 327: 987-92.
69. Rahimtoola SH. The hibernating myocardium. Am Heart J 1989; 117: 21121.
70. Bristow MR. Ginsburg R. Minobe WA, Cubicciotti RS, Sageman WS, Lurie
K, Billingham ME. Harrison DC, Stinson EB. Decreased catecholamine
sensitivity and -adrenergic receptor density in failing human hearts. N Enql
J Med 1982:307:205-211.
71. Bristow MR, Kantrowitz NE, Ginsburg R, Fowler MB. -adrenergic function in
heart muscle disease and heart failure. J Mol Cell Cardiol I985;17(suppl
2):41-52.
72. Bristow MR. Pathophysiologic and pharmacologic rationales for clinical
management of chronic heart failure with beta-blocking agents. Am J
Cardiol 1993:71:12C-22C.
73. Eichhorn EJ, Bristow MR. Medical therapy can improve the biologic properties of the chronically failing heart: a new era in the treatment of heart
failure.Circulation l996;94:2285-2296.
74. Fowler MB, Laser JA. Hopkins GL. Minobe W, Bristow MR. Assessment of
the -adrenergic receptor pathway in the intact failing human heart:
progressive
receptor
down-regulation
and
subsensitivity
to
agonist
response. Circulation 1986:74:1290-1302.
75. White M, Yanowitz F. Gilbert EM. Larrabee P, O'Connell JB. Anderson JL.
Renlund D, Mealey P, Abraham WT, Bristow MR. Role of beta-adrenergic
63
receptor downregulation in the peak exercise response of patients with
heart failure due to idiopathic dilated cardiomyopathy. Am J Cardiol
1995;76:127I-1276.
76. White M, Wiechmann RJ, Roden RL, Hagan MB, Wollmering MM, Port JD,
Hammond E. Abraham WT, Wolfel EE. Lindenfeld J, Fullerton D, Bristow MR.
Cardiac
-adrenergic
neuroeffector
systems
in
acute
myocardial
dysfunction related to brain injury: evidence for catecholamine-mediated
myocardial damage. Circulation 1995:92:2183-2189.
77. Imperato-McGinley J, Gautier T, Ehlers K. Zullo MA. Goldstein DS.
Vaughan
ED
Jr.
Reversibility
of
catecholamine-induced
dilated
cardiomyopathy in a child with a pheochromocytoma. N Engl J Med
1987:316:793-797.
78. Bristow MR, Gilbert EM. Improvement in cardiac myocyte function by
biologic effects of medical therapy: a new concept in the treatment of heart
failure. Eur Heart J 1995; I6(suppl F):20-3l.
79. Haber HL, Christopher LS. Gimple LW, Bergin JD, Subbiah ME, Jayaweera
AR, Powers ER, Feldman MD. Why do patients with congestive heart
failure
tolerate the initiation of -blocker therapy?
Circulation
1993:88:1610-1619.
80. Lowes BD, Minobe WA. Abraham WT, Rizeq MN, Bohlmeyer TJ. Quaife
RA, Roden RL, Dutcher DL, Robertson AD, Voelkel NF. Badesch DB,
Groves BM.
Bristow
MR. Changes in gene expression in the intact
human heart: downregulation of myosin heavy chain in hypertrophied
failing ventricular myocardium.J Clin Invest I997(in press).
81. Bristow MR, Ginsburg R, Fowler M. Minobe W. Rasmussen R, Zera P,
Menlove
R,
Shah
P,
Stinson
E.
 1,
and
2-adrenereic
receptor
subpopulations in normal and failing human ventricular myocardium:
coupling of both receptor subtypes to muscle contraction and selective 1,
receptor downregulation in heart failure. Circ Res 1986:59:297-309.
82. White M, Roden R, Minobe W, Khan MF, Larrabee P. Wollmering M, Port
JD, Anderson F. Campbell D, Feldman AM, Bristow MR. Age-related changes
in -adrenergic neuroeffector systems in the human heart. Circulation
1994:90: 1225-1238.
64
83. Bohm M, Diet F, Feiler G, Kemkes B, Erdmann E.
-Adrenoceptors and -
adrenoceptor-medicated positive inotropic effects in failing human myocardium. J Cardiovasc Pharmacol 1988:12:357-364.
84. Holubarsch C, Hasenfuss G, Schmidt-Schweda S, Knorr A. Pieske B, Ruf T,
Fasol R. Just H. Angiotensin I and II exert inolropic effects in atrial but not in
ventricular human myocardium: an in vitro study under physiological
experimental conditions. Circulation 1993:88:1228-1237.
85. Bristow MR. Changes in myocardial and vascular receptors in heart failure. J
Am Coll Cardiol 1993:22(suppl A):6IA-71A.
86. Bristow MR, Minobe W, Rasmussen R, Larrabee P. Skerl L. Klein JW.
Anderson FL, Murray J, Mestroni L, Karwande SV, Fowler M, Ginsburg R.
-adrenergic neuroeffector abnormalities in the failing human heart are
produced by local, rather than systemic mechanisms. J Clin Invest
1992:89:803-815.
87. Bristow MR. Hershberger RE, Port JD. Rasmussen R. 1, and 2 adrenergic
receptor mediated adenylate cyclase stimulation in nonfailing and failing
human ventricular myocardium. Mol Pharmacol 1989:35:295-303.
88. Bristow MR, Anderson FL, Port JD. Skerl L. Hershberger RE, Larrabee P.
O'Connell JB, Renlund DG, Volkman K, Murray J, Feldman AM. Differences
in -adrenergic neuroeffector mechanisms in ischemic vs idiopathic dilated
cardiomyopathy. Circulation 1991:84:1024-1039.
89. Freedinan NJ, Liggett SB, Drachman DE. Pei G, Caron MG. Lefkowitz RJ.
Phosphorylation and desensitization of the human 1-adreneraic receptor. J
Biol Chem 1995:270:17953-17961.
90. Roth NS, Campbell PT, Caron MG, Lefkowitz RJ. Lohse MJ. Comparative
rates of desensitization of -adrenergic receptors by the -adrenergic
receptor kinase and the cyclic AMP-dependent protein kinase. Proc Natl
Acad Sci USA 1991:88:6201-6204.
91. Koch WJ, Inglese J, Stone WC, Lefkowitz RJ. The binding site for the 2
subunits of heterotrimeric G proteins on the -adrenergic receptor kinase. J
Biol Chem 1993:268:8256-8260.
92. Chen L. Vatner DE, Vatner SF. Hittinger L, Homey CJ. Decreased Gsa
mRNA levels accompany the fall in Gs, and adenylyl cyclase activities in
65
compensated left ventricular hypertrophy: in heart failure, only the impairment
in adenylyl cyclase activation progresses. J Clin Invest 1991:37:293-298.
93. Waagstem F, Caidahl K, Wallentin I, Bergh CH. Hjalmarson A. Long-term blockade in dilated cardiomyopathy. Circulation 1989:80:551-563.
94. Quaife RA. Gilbert EM, Christian PE. Dalz FL. Mealey PC, Volkman K. Olsen
SL.
Bristow MR.
Effects of carvedilol
on systolic and diastolic
left
ventricular performance in idiopathic dilated cardiomyopathy or ischemic cardiomyopathy. Am J Cardiol 1996,78:779-734.
95. Hall SA. Cigarroa CG, Marcoux L. Risser RC. Graybum PA. Eichhorri EJ Time
course ot improvement in left ventricular function, mass, and geometry in
patients with congestive heart failure treated with /3-adrenergie blockade. J
Am Coil Canliol 1995:5,25:ll54 -1161.
96. Lowes BD, Gill EA, Rodriguez-Larrain J. Abraham WT, Bristow MR. Gilbert
EM. Carvedilol is associated with a reversal of remodeling in chronic heart
failure. (Abstr) Circulation 1996;94(suppl 1):1-407.
97. Gilbert EM. Abraham WT, Olsen S. Hattler B. White M, Mealy P, Larrabee P.
Bristow MR. Comparative hemodynamic, LV functional, and antiadrenergic
effects of chronic treatment with metoprolol vs carvedilol in the failing heart.
Circulation 1996:94:2817-2825.
98. Fowler MB, Bristow MR. Rationale for beta-adrenergic blocking drugs in
cardiomyopathy. Am J Cardial 1985.55:D12O-D124.
99. Gilher. EM. Anderson JL. Deitchman D. Yanowirz FG. O'Connell JB,
Renlund DG Bartholomew M, Mealev PC. Larrabee P, Bristow MR. Chronic
-biocker vasodilator therapv improves cardiac function in idiopathic
dilated cardiomyopathy: a double-blind, randomised study of bucindolol
versus placebo. Am J Med 1990;88:223-229.
100.Cleland JGF, Swedberg K (1996)Carvedilol for heart failure, with care.
Lancet 347:1199-201.
101.Packer M, Bristow MR, Cohn JN et al for the US carvedilol study grup
(1996) The effect o carvedilol on morbidity and mortality in patinets with
chronic heart failure. N Engl J Med 334:1349-55.
102. Cleland JGF, Bristow M, Erdmann E, Remme WJ, Swedberg K, Waagstein
F (1996) Beta-blocking agents in heart failure. Should they be used and
how? Eur Heart J 17:1629-39.
66
103.Cleland JGF, Ray SG, McMuray JJV (1994) Prevention Strategies after
Myocardial Infarction. Science Press, London.
104. Australia-New Zealand Heart Failure Reseaarch Collaborative Group (1997)
Randomised, placebo-controlled trial of carvedilol in patients with congestive
heart failure due to ischaemic heart disease. Lancet 349:375-80.
105. Waagstein F, Bristow MR, Swedberg K et al (1993) Beneficial effect of
metoprolol in idipathic dilated cardiomyopathy. Lancet 3442: 1441-6.
106. CIBIS Investigators and Committees (1994) A randomized trial of ßblockade in heart failure. The Cardiac Insufficiency Bisoprolol Study (CIBIS).
Circulation 90:1765-73.
107. SOLVD Investigators (1991) Effect of analapril on survival in patients with
reducced left ventriular ejection fractions and congestive heart failure. N Engl
J Med 325:293-302.
108. Basu S, Senior R, Raval U, van der Does R, Bruckner T, Lahiri A (1997)
Beneficial effects of intravenous and oral carvedilol treatment in acute
myocardial infarction: a placebo-controlled, radomized trial. Circulation
96:183-91.
109. Sackner-Bernstein J, Krum H, Gldsmih RL et al (1995) Should worsening
heart failure early after initiation of beta-blocker therapy for chronic heart
failure preclude longterm treatment? Circulation 92 (Suppl I): 1-395
(abstract)
110. Bristow Mr, Gilbert EM, Abraham WT et al for the MOCHA Investigators
(1996) Carvedilol produces dose-related improvements in left ventricular
function and survival in subjects with chronic heart failure. Circulation
94:2807-16.
111. Cleland JGF (1995) ACE inhibitors for the prevention and treatment of heart
failure. Why aren’t they ‘under-used’? J Hum Hypertens 9:435-42.
112.Waagstein F, Hjalmarson A, Warnauskas E, et al. Effect of chronic betaadrenergic receptor blockage in congestive cardiomyopathy. Br Heart J
1975;37:1022-1036.
113.Lejemtel TH, Sonnenblick EH, Frishman WH. Diagnosis and management of
heart failure. In: The heart 9th eds. Hurst pp 745, Mc-Grawhill company, NewYork, 1998.
67
114.Dunn CJ, Lea AP, Wagstaff AJ. Carvedilol: A review of its pharmacological
properties and therapeutic potential in congestive heart failure. Drugs
1997;54:161-185.
115.Packer M. Effects of beta adrenergic blockage on survival of patients with
chronic heart failure: AMJ Cardiol 1997;4(80):46L-56L.
116.Colucci WS, Packer M, Bristow MR, et al. For the US carvedilol heart failure
study group. Carvediol inhibits clinical progression in patient with mild
sypmtoms of heart failure. Circulation 1996;94:2800-2806.
117.Mehra M, Nardi M, Guibbini R, et al. Effects of short and long term carvedilol
administration on rest and exercise hemodynamic variables, exercise
capacity
and
clinical
condition
in
patient
with
idiopathic
dilated
cardiomyopathy. J Am Coll Cardiol 1994;24:1678-1687.
118.Krum H, Ninio D, Macdonald P. Baseline predictors of tolerability to carvedilol
in patient with chronic heart failure. Heart 2000;84(6):615-619.
68
69
70
Download