gazi üniversitesi eğitim bilimleri enstitüsü güzel sanatlar eğitimi

advertisement
GAZİ ÜNİVERSİTESİ
EĞİTİM BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ
GÜZEL SANATLAR EĞİTİMİ BÖLÜMÜ
RESİM-İŞ ÖĞRETMENLİĞİ ANA BİLİM DALI
GÖRSEL SANATLAR VE SOSYAL BİLGİLER DERSLERİNİN
İLİŞKİLENDİRİLMESİNİN KÜLTÜR VARLIKLARINI TANIMA VE SAHİP
ÇIKMA İLE İLGİLİ KAZANIMLARIN GERÇEKLEŞMESİ VE
ÖĞRENCİLERİN TUTUMLARI ÜZERİNDE ETKİLERİ
DOKTORA TEZİ
Hazırlayan
Yüksel GÖĞEBAKAN
Tez Danışmanı
Doç. Dr. Serap BUYURGAN
Ankara- 2009
Babam Abdullah Hoca’nın Aziz Hatırasına…
Yüksel GÖĞEBAKAN‘ın Görsel Sanatlar ve Sosyal Bilgiler Derslerinin
İlişkilendirilmesinin Kültür Varlıklarını Tanıma ve Sahip Çıkma ile İlgili
Kazanımların Gerçekleşmesi ve Öğrencilerin Tutumları Üzerinde Etkileri başlıklı
tezi …/…/……. tarihinde, jürimiz tarafından Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü Resim-İş
Öğretmenliği Ana Bilim Dalında Doktora Tezi olarak kabul edilmiştir.
Adı Soyadı
İmza
Üye (Tez Danışmanı): .....................................................................
.............................
Üye : ...............................................................................................
.............................
Üye : ...............................................................................................
.............................
Üye : ...............................................................................................
.............................
Üye : ...............................................................................................
.............................
i
ÖNSÖZ
Bu araştırma Görsel Sanatlar ve Sosyal Bilgiler derslerinin ilişkilendirilmesinin
İlköğretim II. kademe 7. sınıf öğrencileri üzerinde, kültür varlıklarını tanıma ve sahip
çıkma ile ilgili kazanımların gerçekleşmesi ve öğrenci tutumları üzerindeki etkilerini
tespit etmek amacıyla yapılmıştır. Araştırmada deney ve kontrol grubundaki
öğrencilerin erişi, kalıcılık ve tutumları arasındaki farklar tespit edilmeye çalışılmıştır.
Araştırmanın öğrencilerin kültür varlıklarını tanıma ve sahip çıkma bilinçlerinin
oluşumuyla ilgili olarak, Görsel Sanatlar ve Sosyal Bilgiler derslerinin, geleneksel
yöntemlerle işlenmesinden farklı olarak, her iki dersin ortak kazanımlarının dikkate
alınarak disiplinlerarası bir ilişkilendirmeyle işlenmesinin, öğrenci kazanımlarına etkisi
açısından önemli ölçüde yol gösterici olacağı düşünülmektedir. Bu çerçevede kültür
varlıklarının, onların bulunduğu mekanlar olarak müzelerin ve tarihi mekanların ortak
kazanımlara
sahip
farklı
derslerin
–Görsel
Sanatlar
ve
Sosyal
Bilgiler-
ilişkilendirilmesiyle hazırlanan etkinlikler çerçevesinde daha iyi tanınacağı ve
öğrencilerde sahip çıkma bilincinin oluşması ve gelişmesi açısından örnek teşkil
edeceği beklenmektedir.
Hazırlanan bu tezin, düşünce aşamasından ortaya çıktığı ana kadar, yol gösteren,
desteğini hiçbir zaman esirgemeyen, büyük emeği geçen danışmanım Doç. Dr. Serap
BUYURGAN’a; araştırma boyunca her an yardım ve destekleriyle teşvik eden Prof. Dr.
Emin KARİP ve Prof. Dr. Nihat BOYDAŞ’a teşekkürü bir borç bilirim. Ayrıca
araştırma sürecinde yardımcı olan, Prof. Cemal YURGA’ya, Yrd. Doç. Dr. Bahri
ATA’ya, Yrd. Doç. Dr. Mehmet ÜSTÜNER’e, Yrd. Doç. Dr. Oğuz GÜRBÜZTÜRK’e,
Okt. Nihad S. ŞAD’a, Arş. Grv. Niyazi ÖZER’e, Öğr. Grv. Salim DURUKOĞLU’na,
Atatürk İlköğretim Okulu İdarecilerine, Görsel Sanatlar dersi öğretmeni Ayşe
ERCAN’a, Sosyal Bilgiler öğretmenleri Ayşe ÜNVER ve Ali PEPELE’ye, 7-A, 7-F ve
özellikle 7-H ve 7-İ sınıfı öğrencilerine, Malatya Arkeoloji Müzesi’ndeki tüm
görevlilere teşekkür ederim. Deneme ölçeklerinin uygulandığı Yeşiltepe Ahmet Parlak
İlköğretim Okulu görevlileri ve öğrencilerine, Yaşar Öncan İlköğretim Okulu
öğrencilerine de ayrıca teşekkür ederim.
Araştırma boyunca göstermiş oldukları sabırdan dolayı eşim Sevgi, kızım Ayça
ve oğlum Tuğrul’a minnettarım.
Yüksel GÖĞEBAKAN
Aralık 2009
ii
ÖZET
Bu araştırmanın amacı, ilköğretim okullarında kültür varlıklarının tanınması ve
sahip çıkma ile ilgili kazanımların gerçekleşmesi için, Sosyal Bilgiler ve Görsel
Sanatlar derslerinin, programlarında yer alan benzer üniteleri ilişkilendirerek,
öğrencilerin konu hakkında daha fazla duyarlı olmalarını sağlayacak yöntemler
geliştirmektir.
Disiplinlerarası ilişkilerin öğrenmeye katkısını belirlemek için Sosyal Bilgiler
ve Görsel Sanatlar derslerinin beraber işlenerek, uygulanan yöntemin konunun
kavranmasına katkı sağlayıp sağlamadığını tespit etmek belirlenen amaçlar arasında yer
almaktadır. Çalışmada derslerin sınıf dışında farklı ortamlarda işlenmesinin,
öğrencilerdeki tutum ve başarı oranını etkileyip etkilemediği de tespit edilmeye
çalışılmıştır. Bu kapsamda ilköğretim yedinci sınıf öğrencilerinde kültür varlıklarının
bire bir gözlemlenmesi yoluyla tanınmasını sağlayarak, onlarda, bu varlıklara sahip
çıkma bilincinin oluşturulması amaçlanmıştır.
Yapılan bu araştırma 2008-2009 eğitim öğretim yılı bahar döneminde Malatya
Merkez Atatürk İlköğretim Okulu II. kademe 7. sınıf öğrencileri üzerinde
gerçekleştirilmiştir. Araştırma kapsamında random yöntemiyle seçilen dört şube
kullanılmıştır. Örneklem gruplarından 7- H (n=32) ve 7-İ (n=32) deney grubu, 7-A
(n=32) ve 7-F (n=32) kontrol grubunu oluşturmuştur. Araştırma kapsamında deneysel
desen yöntemlerinden öntest-sontest kontrol gruplu desen kullanılmıştır. Araştırmada
veriler başarı testi (öntest- sontest ve izleme testi) ve tutum ölçeği (öntest- sontest ve
izleme testi) ile elde edilmiştir. Araştırma kapsamında deney ve kontrol gruplarına
başarı testi ve tutum ölçeği deneysel işlem öncesi öntest olarak, aynı testler deneysel
işlem sonrası son test ve yapılan uygulamadan dört (4) hafta sonra ise, izleme testi
olarak uygulanmıştır. Araştırmada elde edilen verilerin çözümlenmesinde, deney ve
kontrol gruplarına ön test aşamasında uygulanan erişi testi ve tutum ölçeği puanlarının
gruplar arası farklılığını belirlemek için bağımsız gruplar t-testi ve ayrıca deney ve
kontrol gruplarındaki bağımlı gruplar için bağımlı gruplar t-testi uygulanmıştır.
Yapılan bu araştırma sonrasında, öğrencilerde kültür varlıklarını tanıma ve sahip
çıkma bilinçlerinin oluşmasında, Görsel Sanatlar ve Sosyal Bilgiler derslerinin ortak
kazanımlarının disiplinlerarası bir ilişkilendirme ile müzede farklı etkinliklerle işlendiği
deney grupları ile geleneksel öğretimin uygulandığı kontrol grupları öğrencilerinin erişi
iii
ve izleme testleri arasında deney grubu lehine anlamlı bir farkın olduğu tespit edilmiştir.
Deney ve kontrol gruplarına ait tutumlar arasında ise anlamlı bir fark görülmemiştir.
Ancak bilişsel alanda yaşanan olumlu değişimlerin, uygulanan programın süresinin
uzun tutulması halinde, duyuşsal alanda da etkili olabileceği düşünülmektedir.
iv
ABSTRACT
The purpose of this research was to develop methods which would enable the
students to become more aware of the cultural entities in order to achieve the objectives
in the primary curricula about recognizing and protecting the cultural entities by
associating the similar units included in the curricula of the social studies and visual arts
subjects.
Other purposes included determining whether the method of studying both social
studies and visual arts lessons in an interdisciplinary parallelism contributed to the
comprehension of certain topics. Also it was intended to determine whether studying the
lessons in different settings outside the class had an effect on the attitudes and
achievement of the students. In this respect, it was aimed to create among primary
students at seventh grade an awareness to protect the cultural entities by enabling them
to recognize the cultural entities through insitu observations.
The research was conducted on the 7th graders attending the Atatürk primary
school in central Malatya during the spring semester of 2008-2009 school year. The
participants of the study were students from four classes selected randomly.
Participating classes 7- H (n=32) and 7-İ (n=32) were randomly assigned as experiment
group, and 7-A (n=32) and 7-F (n=32) classes were designated as control group. The
research was based on the experimental design of pre-test and post–test with control
group. The data were collected using achievement test (pre-test and post-test and
follow-up test) and attitude scale (pre-test and post-test and follow-up test).
Achievement and attitude tests were administered on both control and experiment
groups as a pre-test before the experimental procedure, as a post-test after the
experimental procedure, and lastly as a follow-up test four weeks after the experimental
procedure. The analyses of the data obtained from the achievement and attitude tests
were done using either independent samples t-test to compare control and experiment
groups’ pre- and post-test scores or paired samples t-test to compare each group’s preand post-test scores.
The results of the research revealed that in terms of raising an awareness among
students to recognize and protect cultural entities, a significant difference was
established between the achievement scores of the experiment group for which the
v
common gains of the Visual Arts and Social Studies lessons were realized through
different activities in a museum based on an interdisciplinary association and those
scores of the control group for which a more traditional instruction was used, in favor of
experiment group.
No significant difference was observed, however, between the
attitudinal scores of the experiment and control groups. Yet, it is thought that the
positive changes in cognitive domain can also be effective in affective domain if they
considered within required time.
vi
İÇİNDEKİLER
JÜRİ ÜYELERİNİN İMZA SAYFASI ............................................................................. i
ÖNSÖZ ............................................................................................................................. ii
ÖZET ............................................................................................................................... iii
ABSTRACT...................................................................................................................... v
İÇİNDEKİLER ............................................................................................................... vii
TABLOLAR LİSTESİ ..................................................................................................... ix
KISALTMALAR ............................................................................................................. xi
BÖLÜM I
GİRİŞ
1.1. Problem Cümlesi........................................................................................................ 7
1.2. Araştırmanın Amacı ................................................................................................... 7
1.2.1. Alt Problemler.................................................................................................. 7
1.2.2. Hipotez ............................................................................................................. 8
1.3. Araştırmanın Önemi .................................................................................................. 8
1.4. Sınırlılıklar ................................................................................................................. 9
1.5. Terimlerin Tanımlanması ........................................................................................ 10
BÖLÜM II
KAVRAMSAL ÇERÇEVE
2.1. Kültür ....................................................................................................................... 13
2.2. Kültür Varlıkları ...................................................................................................... 19
2.3. Kültür Mirası............................................................................................................ 25
2.4. Uluslararası Alanda Kültür Varlıklarının Korunması .............................................. 29
2.5. Türkiye’de Kültür Varlıklarının Korunması ............................................................ 44
2.5.1. Cumhuriyet Öncesi Dönem .......................................................................... 44
2.5.2. Cumhuriyet Dönemi ..................................................................................... 48
2.6. Kültür Varlıklarının Korunduğu Mekanlar Olarak Müzeler.................................... 53
2.7. Kültür Varlıklarının Tanınması ve Koruma Bilincinin Oluşmasında Eğitimin Yeri
ve Önemi .................................................................................................................. 71
2.8. Disiplinlerarası Öğrenme ......................................................................................... 83
2.8.1. Görsel Sanatlar Eğitiminde Disiplinlerarası İlişki ..................................... 100
2.8.2. Sosyal Bilgiler Dersindeki Disiplinlerarası İlişki ...................................... 108
2.9. Görsel Sanatlar Dersi Öğretim Programı ............................................................... 112
2.10. Sosyal Bilgiler Dersi Öğretim Programı .............................................................. 126
2.11. İlgili Araştırmalar ................................................................................................ 133
vii
2.11.1. Yurt İçinde Yapılan Araştırmalar ....................................................... 133
2.11.2. Yurt Dışında Yapılan Araştırmalar..................................................... 137
BÖLÜM III
YÖNTEM
3.1. Araştırmanın Modeli .............................................................................................. 140
3.2. Çalışma Grubu ....................................................................................................... 141
3.3. Verileri Toplama Araçları………………………………………………………..142
3.3.1. Başarı Testi .................................................................................................. 143
3.3.2. Tutum Ölçeği ............................................................................................... 144
3.4. Verilerin Toplanması ............................................................................................. 148
3.4.1. Deney Grubuna Uygulanan Denel İşlemler .................................................. 148
3.4.1.1 I. Ders Planının İşlenmesi ..................................................................... 150
3.4.1.2. II. Ders Planının İşlenmesi ................................................................... 165
3.5. Verilerin Analizi ve Yorumlanması ....................................................................... 176
BÖLÜM IV
BULGULAR VE YORUMLAR
4.1. Birinci Alt Probleme İlişkin Elde Edilen Bulgular ve Yorumlar........................... 177
4.2. İkinci Alt Probleme İlişkin Elde Edilen Bulgular ve Yorumlar ............................ 191
BÖLÜM V
SONUÇ ve ÖNERİLER
5.1. Sonuçlar ................................................................................................................. 204
5.2. Öneriler .................................................................................................................. 213
KAYNAKÇA................................................................................................................ 219
EKLER.......................................................................................................................... 237
viii
TABLOLAR LİSTESİ
Tablo 2.1 Nesneler ve Çevreler .................................................................................... 76
Tablo 2.2 Nesnenin Ayrıntılı İncelenmesi ................................................................... 79
Tablo 2.3 Disiplinlerarası Yaklaşıma Göre Hazırlanan Enflasyon Ünitesinin
Kavramsal Temeli ........................................................................................ 95
Tablo 3. 1 Kültür Varlıklarını Tanıma ve Sahip Çıkma Bilinci ile İlgili Tutum
Ölçeği Deneme Formundan Sonra Belirlenen Nihai Soruların
Faktör Analizi Sonuçları ............................................................................ 146
Tablo 3.2 Kültür Varlıklarını Tanıma ve Sahip Çıkma Bilinci ile İlgili Tutum
Ölçeği Deneme Formundan Sonra Belirlenen Nihai Maddelerin
Madde Test Korelasyonları ........................................................................ 147
Tablo 4.1. Kontrol Gruplarının Öntest, Sontest ve İzleme Test Puanlarının
Betimsel İstatistikleri ................................................................................. 177
Tablo 4.2. Kontrol Gruplarının Ön Başarı ve Son Başarı Testi Puanlarının
Karşılaştırılması ......................................................................................... 179
Tablo 4.3. Kontrol Gruplarının Ön Başarı ve İzleme Başarı Testi Puanlarının
Karşılaştırılması ......................................................................................... 180
Tablo 4.4 Kontrol Gruplarının Son Başarı ve İzleme Başarı Testi Puanlarının
Karşılaştırılması ......................................................................................... 181
Tablo 4.5 Deney Grubunun Başarı Öntest, Sontest ve İzleme Testi
Puanlarının Betimsel İstatistikleri .............................................................. 182
Tablo 4.6 Deney Gruplarının Ön Başarı Testi ve Son Başarı Testi Puanlarının
Karşılaştırılması ......................................................................................... 183
Tablo 4.7 Deney Gruplarının Ön Başarı Testi ve İzleme Başarı Testi
Puanlarının Karşılaştırılması ...................................................................... 185
Tablo 4.8 Deney Gruplarının Son Başarı Testi ve İzleme Başarı Testi
Puanlarının Karşılaştırılması ...................................................................... 186
Tablo 4.9 Deney ve Kontrol Gruplarının Ön Başarı Testi Puanlarının
Karşılaştırılması ......................................................................................... 187
Tablo 4.10 Deney ve Kontrol Gruplarının Son Başarı Testi Puanlarının
Karşılaştırılması ......................................................................................... 188
Tablo 4.11 Deney ve Kontrol Gruplarının İzleme Testi Puanlarının
Karşılaştırılması ......................................................................................... 190
Tablo 4.12 Kontrol Grubunun Ön Tutum, Son Tutum ve İzleme Tutum
Puanlarının Betimsel İstatistikleri .............................................................. 191
Tablo 4.13 Kontrol Gruplarının Öntest ve Sontest Tutum Puanlarının
Karşılaştırılması ......................................................................................... 192
Tablo 4.14 Kontrol Gruplarının Öntest ve İzleme Tutum Puanlarının
Karşılaştırılması ......................................................................................... 194
Tablo 4.15 Kontrol Gruplarının Sontest ve İzleme Tutum Puanlarının
Karşılaştırılması ......................................................................................... 195
Tablo 4.16 Deney Grubunun Ön Tutum, Son Tutum ve İzleme Tutum
Puanlarının Betimsel İstatistikleri .............................................................. 196
ix
Tablo 4.17 Deney Gruplarının Ön Tutum ve Son Tutum Puanlarının
Karşılaştırılması ......................................................................................... 197
Tablo 4.18 Deney Gruplarının Ön Tutum ve İzleme Tutum Puanlarının
Karşılaştırılması ......................................................................................... 198
Tablo 4.19 Deney Gruplarının Son Tutum ve İzleme Tutum Puanlarının
Karşılaştırılması ......................................................................................... 199
Tablo 4.20 Deney ve Kontrol Gruplarının Ön Tutum Puanlarının
Karşılaştırılması ......................................................................................... 200
Tablo 4.21 Deney ve Kontrol Gruplarının Son Tutum Puanlarının
Karşılaştırılması ......................................................................................... 201
Tablo 4.22 Deney ve Kontrol Gruplarının İzleme Tutum Puanların
Karşılaştırılması ......................................................................................... 202
x
KISALTMALAR
ICOM
: İnternationall Council of Museums (Uluslararası Müzeler Konseyi)
KTVKK
: Kültür Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu.
ICOMOS : Intenational Council for Monuments and Sites (Uluslararası Anıtlar ve
Sitler Konseyi).
KTVKYK : Kültür Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu.
IUCN
: International Union for Conservation of Nature (Dünya Tabiatı Koruma
Birliği)
UNESCO : United Nations Educational, Scientific and Cultural Organization
(Birleşmiş Milletler Eğitim, Kültür ve Bilim Kurulu)
xi
BÖLÜM 1
GİRİŞ
Hollandalı 16. yüzyıl hümanisti Erasmus (1469–1536) “Hayvanlar hayvan
olarak doğar; ama insanlar insan olarak doğmazlar; insan olurlar.”demektedir. Erasmus
bu yaklaşımıyla; çocukların kötü huylu olarak dünyaya geldiklerini savunan Hıristiyan
anlayışına ve çocukları doğruyu ve yanlışı ayırt edebilen “soylu vahşiler” olarak gören
ve bunun doğuştan gelen bir özellik olduğunu savunan Jean Jacques Rousseau’nun
(1712–1778) anlayışına zıt bir görüş ortaya koyar. O, çocukların zihinlerinin boş bir
levha (tabula rasa) olduğunu ve herhangi bir eğilim taşımadığını belirten ünlü filozof
John Locke’a (1632–1704) de kaynaklık eder (Akbağ, 2007: 29).
İnsan, diğer canlılardan biyolojik açıdan farklılıkları olan bir canlıdır. Toplum
bilim açısından, başka canlılara göre, yaşamayı nitelikli bir hale getirmek için kültürel
değerler üretebilen, düzenli, sağlıklı ve refah içerisinde mutlu bir şekilde yaşamak için
toplumsal kurallar koyan ve yeri geldiğinde o kuralları kendi yaşam standartları
doğrultusunda değiştiren bir canlıdır. Psikolojik açıdan başka canlılardan daha yüksek
duygusal bir yapıya sahip, bilişsel nitelikleri kazanarak ona en çok yaklaşabilen bir
yaratıktır (Başaran, 2006: 33).
Diğer canlılardan birçok yönüyle ayrılan insan, kalıtsal güçlerle doğan;
çevresiyle etkileşerek bu güçlerini eğitebilen; bunlarla yeni değerler yaratabilen, bu
değerleri şekillendiren bir canlıdır. Bu canlının birinci doğası, kalıtımlarla getirdiği,
kendisinin çok fazla katkısı olmadığı gizil güçlerdir. Bunun içersinde bireyler arasında
farklılıklar gösteren yetenekler mevcuttur. Bilişsel gücümüzü düşündüğümüzde kimi
kişilerinkinden yüksek kimilerinkinden düşük olabilmektedir. Kalıtımla getirmiş
olduğumuz güçler, tarafımızdan kullanılarak öğrenilir. Öğrendiğimiz, bu güçlere
dayandığından dolayı başkalarının öğrendiklerinden farklılıklar gösterir (Başaran,
2006: 33). Kişilerin yaşam çevreleri farklı yapılara sahiptir.
İnsanın diğer canlılardan en farklı yanı onun kültürlenebilme özelliğine sahip
olmasıdır. Bu yönüyle insan, yaşadığı toplumsal çevrenin özellikleriyle fiziksel çevre
özelliklerini benimseyerek, bu kültüre özgü bir insan olur çıkar. Eğitimsel açıdan
2
büyüdüğümüz çevre, doğuştan getirdiğimiz kalıtsal değerler kadar güçlü olmaktadır.
İnsanlar arasındaki bireysel farklılıklar doğuştan getirdiği kalıtımsal değerlerin yanında,
yetiştiği çevrenin değişik nitelikli etkileşiminden de ortaya çıkan bir yapıya sahiptir
(Başaran, 2006: 34). Çoğu zaman çevre faktörünün etkisi insanın doğuştan getirdiği
kalıtımsal değerlere göre daha etkin olabilmektedir. İnsan yaşadığı çevrenin yapısından
etkilenmenin yanında, kültürel değerler üretme yeterliliğine de sahiptir. Winston
Churchill’e göre önce biz binalarımızı şekillendiririz sonra da binalarımız bizi
şekillendirir. Yani bir taraftan insan bir kültür yaratır; diğer taraftan yaratmış olduğu o
kültür insanı şekillendirir. Nasıl bir çevre oluşturduğumuz, çevremizin ne yönde
değişmekte olduğu, bizlerin de ne yönde değişmekte, gelişmekte olduğuna işaret eder.
Oldukça önemsiz, hoyrat, gürültülü ve gerilimli çevrelerde çok özenli, zarif, duyarlı ve
sakin insanların yetişmesi bir hayli güç olarak değerlendirilmektedir (İmamoğlu, 1997:
287). İnsan öğrenilerek geliştirilen yeterlilikleri (bilgi, beceri ve tutumlar) kullanarak ve
gereksinimlerini karşılayabilecek ürün üretir. Alınan eğitim düzeyi bireyler arasında
oluşan farklılaşmanın en önemli nedenini oluşturur. Eğitim seviyesi gelişmiş olan
toplulukların yaşam şartlarının yüksek olmasının sırları burada gizlidir.
Kara, su ve hava; yeryüzü dünyasının canlı, cansız ve canlı-üstü olarak
belirlenen üç varlık alanından cansız denilen çevresini oluşturmaktadır. İnsanoğlu bu üç
varlık alanı içerisinde bir taraftan canlı diğer yandan ise canlı-üstü varlık katmanı
içerisinde yer alır (Güvenç, 2005: 275). Yeryüzünde yaşayan bütün canlıların yaşamını
sürdürebilmesi için gerekli olan en önemli olgu yaşadıkları çevredir. Çevre: İnsan
faaliyetleri ve canlı varlıkları üzerinde hemen ya da uzunca bir süre içinde dolaylı ya da
dolaysız bir etkide bulunabilecek fiziksel, kimyasal, biyolojik ve toplumsal etkenlerin
belirli bir zamandaki toplamı olarak değerlendirilmektedir (Keleş ve Hamamcı, 2002:
28). Hem canlı hem de cansız varlıkların yaşamları içerisindeki karşılıklı
etkileşimlerinin bir bütünü olarak çevre; fiziksel ve toplumsal olarak ikiye
ayrılmaktadır. İnsanın içinde yaşadığı varlığını, özelliğini ve niteliğini fiziksel olarak
algıladığı, onu etkilediği ve ondan etkilendiği ortama fiziksel çevre denilmektedir. Bu
bağlamda
yaşanılan
mekânın
kırsal
veya
kentsel
yerleşim
olması,
sonucu
değiştirmemektedir. Dağlar, bahçeler, ormanlar, denizler, çöller gibi farklı özelliklere
sahip doğal alanlar bu kapsamda değerlendirilmektedir. Canlı, cansız ve canlı-üstü
alemin milyonlarca üyesinden birisi olan insan, bu alemin sıradan bir üyesi değildir
(Güvenç, 2005: 275). Bu sıra dışılığın en büyük nedeni ise, kendi varlığının ötesinde
“canlı-üstü” alanları yani bilgi ve kültür birikimine dayanarak, doğal çevresinde bulmuş
3
olduğu yeraltı ve yer üstü zenginliklerini kullanarak yarattığı kültürler ve uygarlıklar
alanına sahip olmasıdır (Keleş ve Hamamcı, 2002: 30). Özelliği ile tamamen insan
elinden çıkmış olan bu çevreye yapay çevre denilmektedir. Kentsel ya da kırsal alanlar,
evler, köyler, yollar, kaldırımlar bu alanlar içerisinde oluşturulmuş bulunan bütün
değerlerin tamamı, bu yapay çevreyi oluşturmaktadır. Tarihi çevre, yapay çevrenin bir
parçası olarak insanın nazarında ayrıcalıklı ve özel bir yere sahiptir.
Kendinde var olan birçok yönüyle diğer canlılardan ve cansız varlık alanından
daha üst bir düzeyde bulunan insan; kendi yaratmış olduğu canlı-üstü varlık alanı ile
parçası olduğu canlı varlık alanı içerisinde, bir yanıyla canlı, yani ölümlü, öteki yanıyla
canlı-üstü yani ölümsüzdür (Güvenç, 2005: 275). İnsanı doğada ayrıcalıklı yapan yönü,
fiziksel temel ihtiyaçlarını karşılamakla diğer canlılarla aynı şartlara sahip olması değil,
yaratmış olduğu kültürden kaynaklanmaktadır. İnsan; dil yeteneği, alet yapma gücü ve
her şeyden önemlisi kullanmış olduğu aklı ile ayrı ve üstün bir yapıya sahip olduğunu
göstermiştir. Bu kültürü diğer bir tanımla toplumsallığı onu diğer canlılardan ayırmış ve
ayrıcalıklı bir konuma getirmiştir. Diğer canlılarda bulunmayan ve sadece insana has
olan sembolleştirme niteliğinin bir sonucu olarak; insan, dil oluşturabilir, doğayla olan
etkileşiminde deneyimlerini bilgiye çevirir, kendinden sonraki nesillere naklederek, bu
bilginin birikmesini ve gelişmesini sağlar. Doğayla girdiği etkileşim sonucunda ortaya
çıkan bu bilgi, insanı diğer canlılardan ayıran temel özelliği olan kültürüdür (Tekeli,
2000: 4). İnsana ait olan bu kültür tabakası yaşam içerisindeki gerek formal gerekse
informal eğitim kapsamında oluşur. Nitekim insan bakarak öğrenme hususunda diğer
canlılara göre çok daha yeteneklidir.
Başaran’a (2006: 19) göre öğrenme yeteneğimizi kullanarak, olayları iyi anlarız;
nesneleri daha iyi algılarız; sorunlarımızı daha nitelikli çözeriz. Eğitim süreci içerisinde
öğrendiğimiz her şey bizde davranış değişikliği meydana getirir. Ancak şu da var ki
yalnızca gözlemleyerek öğrendiklerimizle yetinmeyip, bir taraftan kendi aramızda
oluşturduğumuz öğrenme ve kültürleşme sürecini yaşarken, diğer taraftan eğitim
kurumlarında verilen formal eğitimle kültürleşme sürecini de tamamlarız.
İnsan, bir taraftan hazır bulmuş olduğu fiziksel çevre diğer taraftan ise kendi
yaratmış olduğu kültürel ve toplumsal çevre ile bunları birbirine kaynaştırarak yaşamını
sürdürmektedir. Bu hazır bulmuş olduğu çevre ile ilişkisi, kültürel birikiminin ulaştığı
düzeye göre farlılıklar göstermektedir (Tekeli, 2000: 4). İnsanın teknoloji üretebilmesi,
doğaya, diğer canlılardan çok daha faklı anlamlar yüklemesine neden olmuştur. Doğada
bulunan diğer canlılar yaşam alanına orada bulunan kaynaklar doğrultusunda uyum
4
sağlar ve sayıları belli miktarı aşınca ölürler; halbuki insan bulunduğu çevrede herhangi
bir kaynak sıkıntısı ile karşılaştığında başka bölgelerden getireceği kaynaklar ile
yaşamını sürdürmektedir. Bu da diğer canlılardan farklı olarak insanın, yaşamını
sürdürebilmek için çevreyi değiştirmek gibi bir durum ortaya koymasına vesile
olmaktadır (Tekeli, 2000: 4).
Gelinen nokta sonucunda insanın yarattığı kültür bir şekilde yaşamını sağlayan
doğayla çatışmaya ve bu kültür dediğimiz yapı doğanın kendi içerisinde oluşturmuş
olduğu dengeyi bozmaya başlar. Belli bir aşamadan sonra doğada görülen bozulma
insanın oluşturduğu kültür üzerinde de etkisini göstermeye başlar. Bir taraftan
etrafındaki doğal çevreye diğer taraftan kendi oluşturduğu kültürel çevreye
yabancılaşmaya başlayan insan, büyük bir kültür ve beğeni yozlaşmasının yaşanmasına
ortam hazırlar.
Endüstrileşme sonucunda üretim-tüketim anlayışı, her şeyin zamanla sınırlandığı
bir yaşam biçimini zorunlu duruma sokar. Hızlı yaşama biçimi, kendisine daha az
zaman ayırabilen, isteklerini gereğince doyuramayan, kendine ve yaşadığı topluma
yabancılaşan bir insan tipini oluşturur (Gençaydın, tarihsiz: 59).
Özellikle küreselleşme sonucu dünya üzerinde aynı yaşam tarzı, aynı tarz
konuşma, eğlenme ve giyinme hakim olmaya başlar. Bu durum kültürel çoğulculuktan
tek kültürlülüğe doğru bir geçiş ve dolayısıyla kültürel yozlaşmanın yaşanmasını bir
kader haline getirir. İnsanların ne şekilde giyinecekleri, neler yemeleri, nereye gitmeleri
gerektiği hep birileri tarafından belirlenir. Oluşturulan bu tekdüzeliğe karşın, tüm
insanlığın sahip olduğu zengin kültürel çevrenin korunması ve gelecek kuşaklara
sağlıklı bir şekilde aktarılması bir insanlık görevidir. Çünkü bu değerler yalnız bir
topluma ve bölgeye ait değil, bütün insanlığındır. Tabii ki bu değerlerin korunması ve
gelecek kuşaklara aktarılmasında en büyük görev eğitim kurumlarına düşmektedir.
Eğitim kurumu, kültürel değerlerin ve toplumsal kuralların toplumun üyelerince
özümsenmesini sağlayarak ulusal birliğin sürdürülmesine yardım eder. Geçmiş ile
günümüz ve gelecek arasında bağlantılar kuran kültürel değerleri özümseyerek, bu
sorumluluğun farkında olmamız gerekir (Başaran, 2006: 24). Neticede işin püf noktasını
eğitim oluşturmaktadır.
Eğitim, Çiçero’ya göre çocuğu insan haline getirme sanatı,
Eflatun’a göre
bedene ve ruha yetenekli olduğu güzelliği vermek; Roussea’ya göre insanı doğasına
göre yetiştirmek, James Mill’e göre kişiyi önce kendisi, sonra da insanlık için mutluluk
aracı yapmak, Harbert Spencer’e göre,
insanı mükemmel bir hayat yaşamaya
5
hazırlamak; Durkheim’a göre yetişmiş nesiller tarafından, henüz sosyal hayat için
olgun hale gelmemiş bulunan nesiller üzerinde yapılan her çeşit etki olarak
tanımlanmıştır (Küçükahmet ve Diğerleri, 2004: 81).
Ülkemizde eğitim kurumlarının kültürel değerlere ve kültür varlıklarına sahip
çıkılması için belirledikleri amaçlar, konun ne kadar önemli ve hassas bir yapıya sahip
olduğunun göstergesi olarak değerlendirilebilir. 1982 Anayasası’nın 63. maddesine göre
“Devlet, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlar; bu
amaçla destekleyici ve teşvik edici tedbirler alır.” Anayasada geçen bu madde; kültür
ve tabiat varlıklarını koruma ve gelecek kuşaklara aktarma sorumluluğunun devletin asıl
görevlerinden birisi olduğunu ortaya koyar. 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’na
göre Türk Milli Eğitiminin genel amaçlarından birisini ”Türk milletinin milli, ahlaki,
insani, manevi ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren bireyler
yetiştirmektir” (MEB, 2006: 3) maddesi oluşturmaktadır.. İlköğretimin amaçlarına
baktığımızda yine kültür ve tabiat varlıklarının tanınması ve korunmasının önemli
hedefler arasında yer aldığını görürüz. Buna göre; öğrencilerin, milli ve evrensel kültür
değerlerini
tanımalarını,
benimsemelerini,
geliştirmelerini
bu
değerlere
saygı
duymalarını sağlamak, öğrencilerin kendilerini geliştirmelerine, sosyal, kültürel, eğitsel
etkinliklerle milli kültürümüzü benimsemelerine ve yaymalarına yardımcı olmak,
doğayı tanıma, sevme ve koruma, insanın doğaya etkilerinin neler olabileceğine ve
bunların sonuçlarının kendisini de etkileyebileceği ve bir doğa dostu olarak çevreyi her
durumda koruma bilincini kazandırmak, ilköğretimin en önemli amaçları arasında
gösterilir (MEB, 2003: 486).
Bu önemden hareketle araştırmada, yok olmaya yüz tutan kültür varlıklarının
tanınması, kültür varlıklarının toplum için çok önemli, sahip çıkılması gereken hazineler
olduğu ve gelecek kuşaklara ulaştırma zorunluluğu olduğu görüşü üzerinde
durulmaktadır. Zira dünyamızda, özellikle küreselleşmenin de katkısıyla, çok hızlı bir
şekilde kültür yozlaşması ve bunun sonucu olarak da kültür varlığı kaybı
yaşanmaktadır. İnsanlığın bu genel problemini her topluluk ve yönetim kendi imkanları
dahilinde çözmeye çalışmalıdır. Bu problemin çözümünde de eğitim önemli, bir yer
tutmaktadır.
Kültür varlıklarıyla bire bir yapılan eğitim, öğrencilerin bu yapıların ve
içerisinde yer alan nesnelerin sadece gezilip görülmesi ile sınırlı değildir, aynı zamanda
uygulanan eğitim programları ile tarih, geçmiş ve gelecek hakkında yorum
yapabilmelerine yeni yaklaşımlar üretmelerine imkan sağlayacaktır. Gerek eğitimsel
6
süreç içerisinde kullanılan eğitim ve öğretim teknikleri gerekse bu yöntem ve
tekniklerin kullanılmasına kaynaklık eden yan etkenler bilginin kavranması ve kalıcı
olması açısından oldukça önem taşımaktadır.
Eğitim sistemi içerisinde bazı derslerin ilişkilendirilerek işlenmesi birçok
yönden
yararlar
sağlamaktadır.
Ancak
bu
tür
ilişkilendirmelerin
çok
sık
kullanılmadığına da şahit olmaktayız.
Yapılan bu araştırma ile Sosyal Bilgiler ve Görsel Sanatlar’ı birbirleri ile
ilişkilendirerek yeni bir yaklaşım ortaya koyulmaya çalışılmaktadır. Her iki dersin
benzer ünitelerinin birleştirilmesi sonrasında uygulanacak eğitim programlarının kültür
varlıkları alanında olduğu gibi eğitimin başka birçok alanında da kullanılacak sonuçlara
ulaşacağı muhakkaktır. Dewey’in belirttiği gibi öğrencilere kağıt ve kalemle yapılan
çalışmaların dışında yaşantı yoluyla bazı fırsatlar sağlanmalıdır.
Çevre, kültür, sınıf dışı unsurlar ve benzeri birçok etkenin eğitimi etkilediğini
düşünürsek bu ilişkilendirmenin çeşitli eğitim kuramlarının ortaya koymuş oldukları
ideal yaklaşımları da yerine getirdiğini görmekteyiz. Aynı şekilde bu iki dersin beraber
işlendiği eğitim programlarında kullanılacak olan gezi-gözlem, beyin fırtınası, kavram
haritası oluşturma, slogan oluşturma, ad koyma, ve benzeri gibi birçok yöntem ve
tekniğin de kullanılması çağdaş eğitimin hedeflerinin yerine getirilmesine imkan
sağlayacaktır. Öğrencilerin bilgiyi hazır almasından ziyade onların araştırmalarına,
incelemelerine, işbirliği halinde çalışmalarına, bilgiyi oluşturmalarına, kullanmalarına,
yaratmalarına kısacası yapılandırmalarına imkan sağlanacaktır. Hazırlanan eğitim
programlarında hem derslerin işlendiği mekanların farklılıkları, hem öğrencilerin,
uygulanan eğitim programları içerisindeki aktifliği bilginin kalıcı olmasına katkı
sağlayacaktır.
Kültür varlıkları ve müzecilikle ilgili birçok araştırma yapılmış olmasına
rağmen, Sosyal Bilgiler ve Görsel Sanatlar derslerinin ilişkilendirilmesinin kültür
varlıklarını tanıma ve sahip çıkma ile ilgili kazanımların gerçekleşmesi ve öğrencilerin
tutumları üzerinde etkilerine yönelik bir araştırma yapılmamıştır. Hatta eğitimsel açıdan
da konu ele alınmadığı gibi, eğitim programları hazırlanarak farklı derslerin benzer
konularının ilişkilendirilmesi bağlamında bir alan çalışması da yapılmamıştır.
Okullarda disiplinlerarası ilişkilendirmenin uygulanmasına yönelik, müfredat
programlarında yer verilse de, uygulamada bunun gerçekleşmediği görülmektedir.
Yapılan bu çalışma teoride kalan disiplinlerarası ilişkinin uygulamaya geçirilmesi
açısından önem taşımaktadır.
7
Kültür varlıklarının tanınması ve sahip çıkma bilincinin oluşması açısından her
iki dersin ilişkilendirilerek bir araştırmanın yapılmamış olması yapılan bu çalışmanın
özgünlüğünü ortaya koymaktadır.
1.1. Problem Cümlesi
Görsel Sanatlar ve Sosyal Bilgiler derslerinin disiplinlerarası bir yaklaşımla
işlenmesinin, öğrencilerin kültür varlıklarını tanıma ve sahip çıkma ile ilgili
bilinçlerinin gerçekleşmesinde ve öğrencilerin bu konuya yönelik tutumları üzerinde
etkisi var mıdır?
1.2. Araştırmanın Amacı
Özellikle küreselleşme ile birlikte günümüzde kaybolan değerler arasında, yok
olan kültür ve tabiat varlıkları da yer almaktadır. Bu araştırmanın amacı, ilköğretim
okullarında kültür varlıklarının tanınması ve sahip çıkma ile ilgili kazanımların
gerçekleşmesi için, Görsel Sanatlar ve Sosyal Bilgiler derslerinin, programlarında yer
alan benzer üniteleri ilişkilendirerek, öğrencilerin konu hakkında daha fazla duyarlı
olmalarını sağlayacak yöntemler geliştirmektir.
Disiplinlerarası ilişkilerin öğrenmeye katkısını belirlemek için Görsel Sanatlar
ve Sosyal Bilgiler derslerinin beraber işlenerek, uygulanan yöntemin konunun
kavranmasına katkı sağlayıp sağlamadığı, derslerin farklı ortamlarda işlenmesinin
öğrencilerdeki anlama ve başarı oranını etkileyip etkilemediği ve ilköğretim yedinci
sınıf öğrencilerinde kültür varlıklarının bire bir gözlem yoluyla tanınmasını sağlayarak
sahip çıkma bilincinin oluşturulmasındaki katkısını belirlemektir.
1.2.1. Alt Problemler
1. Görsel Sanatlar ve Sosyal Bilgiler dersleri disiplinlerarası bir yaklaşımla
ilişkilendirildiğinde, öğrencilerin kültür varlıklarını tanıma ve sahip çıkma ile ilgili
kazanımları gerçekleştirme düzeyleri nasıl etkilenir?
2. Görsel Sanatlar ve Sosyal Bilgiler dersleri disiplinlerarası bir yaklaşımla
ilişkilendirildiğinde, öğrencilerin kültür varlıklarını tanıma ve sahip çıkmaya yönelik
tutumları nasıl etkilenir?
8
1.2.2. Hipotez
1. Görsel Sanatlar ve Sosyal Bilgiler dersleri disiplinlerarası bir yaklaşımla
ilişkilendirilerek işlendiğinde, öğrencilerin kültür varlıklarını tanıma ve sahip çıkma ile
ilgili kazanımlarının gerçekleşme düzeyi artar.
2. Görsel Sanatlar ve Sosyal Bilgiler dersleri disiplinlerarası bir yaklaşımla
ilişkilendirilerek işlendiğinde öğrencilerin kültür varlıklarını tanıma ve sahip çıkmaya
yönelik tutumları olumlu yönde gelişir.
1.3. Araştırmanın Önemi
Klasik eğitim anlayışı içerisinde eğitimin daha çok öğretmen ve kitap merkezli
bir yapıya sahip olup, öğrencilerin yaratıcılık, zihinsel gelişim ve eleştirel yönlerinin
gelişimine katkı sağladığı söylenemez. Yetişkinlerin öğrenciler adına kararlar aldığı ve
uyguladığı bir dünyadan, öğrencilerin kararlar aldığı ve uyguladığı bir dünyaya geçiş
çağdaş eğitime atılan ilk adım olarak değerlendirilebilir. Atılan bu adım öğrencilerin
kendilerini yaşamları süresince etkileyecek karar ve eylemlerin nesnesi olmak yerine,
etkin bir parçası olarak bu süreçte yer almalarını da gerekli kılmaktadır.
Klasik eğitim çerçevesinde öğrenci velileri, çoğunlukla kalıplaşmış bakış
açılarının, mantıksal kurguların ve içerik sıralamaların/diziminin öğrenciler için de
geçerli olduğunu varsayarak hareket etmektedir. Aynı zamanda algılamakta güçlük
çektikleri konuların, olayların ve olguların öğrenciler tarafından da algılanmasının güç
olacağını düşünerek öğrencilerin neyi nasıl öğrenmeleri gerektiğine de karar
vermektedirler. Aslında öğrencilerin “dünyası” ile eğitimcilerin koymuş oldukları kesin
kurallar ve ilkelerden oluşan yetişkinlerin dünyası birbirinden oldukça uzak
gerçeklikleri
yansıtmaktadır.
Bu
durum,
eğitimin
içeriğinin
ve
yönteminin
belirlenmesinde ve eğitimin örgütlenmesinde öğrencilerin katılımının etkin hale
getirilmesini gerektirmektedir (Karip, 2005). Ancak ortaya konulan uygulamalar bu
doğrultuda değildir.
Ülkemizde uygulanan yöntemler açısından bakıldığında, en basit anlamda, gerek
Görsel Sanatlar gerekse Sosyal Bilgiler dersleri bağlamında farklı öğretim
yöntemlerinin kullanılmadığı görülmektedir. Ancak gelişmiş ülkelerin uygulamış
oldukları eğitim ve öğretim programlarına bakıldığında, özellikle tarih öğretimi ve
9
beraberinde sosyal bilgiler öğretiminde sınıf dışı ortamlardan yararlanılmaktadır.
Özellikle öğrencilerde kültürel değerleri ve varlıkları tanıma ve onlara sahip çıkma
bilincinin oluşması bağlamında müzeler, tarihi yerler, ören yerleri, tarihi varlıklar,
arkeolojik kalıntılar eğitimin yapıldığı, yararlanıldığı birer laboratuar olarak
kullanılmaktadır. Yapılan bu çalışmada, yabancı ülkelerde eğitimsel süreç içerisinde
sıkça kullanılan bu tür mekanların eğitim ortamı olarak kullanılmıştır. Görsel Sanatlar
ve Sosyal Bilgiler gibi iki dersin ortak kazanımlarının dikkate alınarak işlenmesi
yöntemlerin kullanılması açısından yenilikler getirmektedir. Çalışma çerçevesinde
öğrencilere kağıt ve kalemle yapılan çalışmaların dışında yaşantı yoluyla bazı fırsatlar
sağlanmaya çalışılması ayrı bir önem taşımaktadır.
Klasik olarak kullanılan yöntemlerde öğrencileri düşündüren, araştırmaya
yönelten etkiler, sunulmamakla birlikte, bilgiyi kullanma, problem çözme, bilgiyi
yeniden yapılandırma fırsatları verilmediği için, öğrenciler ezbere dayalı, yüzeysel
bilgilerle mezun olmaktadırlar. Bunun yarattığı problemler yaşam boyu kişinin üzerinde
kendini göstermektedir. Problem çözme, etkili düşünme biçiminden, yaratıcılıktan ve
araştırma becerilerinden yoksun olan bireyler, yaşamları içerisindeki bazı karmaşık
durumlarla karşı karşıya geldiklerinde büyük bocalamalar yaşamaktadırlar.
Öğrenme sırasında öğrenene öğrendiklerini birleştirme, kararlaştırma, kullanma,
sorgulama vb. birçok fırsat verme imkanının sağlanması, çalışmanın özgünlüğünü ve
önemini artıran unsurlar olarak değerlendirilmektedir.
1.4. Sınırlılıklar
1. Her ne kadar insanların elinden çıkan her nesne kültür varlığı niteliği taşısa da
araştırmada geçen kültür varlıkları tanımlaması 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıkları
Koruma Kanununda geçen tanımlama ile sınırlıdır.
2. Araştırmanın uygulama mekanı, araştırmanın uygulandığı okul ve Malatya Arkeoloji
Müzesi ile sınırlıdır.
3. Araştırma ulusal ve uluslar arası kanun ve yönetmeliklerdeki tanımlamalarda yer alan
tabiat varlıkları ile sınırlıdır.
10
1.5. Terimlerin Tanımlanması
Görsel Sanatlar Eğitimi: Görsel Sanatlar; resim, heykel, mimarlık, grafik
sanatlar, endüstri tasarımı, uygulamalı sanatlar, sinematografi, fotografi, moda tasarımı,
bilgisayar sanatı gibi oldukça geniş bir alanı kapsar. Bu dalların tümüyle ilgili olarak
okul öncesinden yüksek öğrenime kadar her aşamadaki sanat eğitimi ve öğretimiyle
ilgili kuramsal ve uygulamalı çalışmalara Görsel Sanatlar Eğitimi denir (Kırışoğlu,
tarihsiz: 7).
Kültür: Alman Antropoloji alimi Thurn Word’e göre kültür, tavırlardan,
davranış tarzlarından, örf ve adetlerden, düşüncelerden, ifade şekillerinden, kıymet
biçmelerden, tesislerden ve teşkilattan mürekkep öyle bir sistemdir ki, tarihi bir mahsul
olmak üzere teşekkül etmiş, ananeye bağlı bir cemiyet içinde onun medeni teçhizatı ve
vasıtaları ile karşılıklı tesirler neticesinde ahenkli bir bütün haline gelmiştir (Aktaran:
Turhan, 2002: 38).
Kültür Mirası: Belirli bir toplumun düşüncelerini ve yaşam şeklini açıklayan,
düşünsel ve ruhani başarılarını gösteren nesnel ve nesnel olmayan unsurlardan oluşur.
Kültür mirası kavramı, özellikle kültür varlıklarını “koruma” ve “muhafaza etmek”
meselelerinin ele alındığı durumlarda karşımıza çıkmakta; “iade etme” meselesinin ele
alındığı durumlarda ise “kültür varlığı” kavramı etkin olmaktadır. Tek tek objeler kültür
varlığı, kültür mirası ise objeler dışında çok daha geniş bir alanı kapsamaktadır (Özel,
1998: 24).
Sosyal Bilgiler Eğitimi: Hemen her bakımdan değişen ülke ve dünya
koşullarında bilgiye dayalı karar alıp problem çözebilen, eleştiren, sorgulayan etkin
vatandaşlar yetiştirmek amacıyla sosyal ve beşeri bilimlerden aldığı bilgi ve yöntemleri
kaynaştırarak kullanan bir öğretim programıdır (Öztürk, 2006: 24).
Kültür Varlıkları:
2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma
Kanunu’na göre korunması gerekli taşınmaz kültür varlıkları tanımı:
Madde 6 – Korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları şunlardır:
a) Korunması gerekli tabiat varlıkları ile 19’uncu yüzyıl sonuna kadar yapılmış
taşınmazlar,
b) Belirlenen tarihten sonra yapılmış olup önem ve özellikleri bakımından Kültür ve
Turizm Bakanlığınca korunmalarında gerek görülen taşınmazlar,
11
c) Sit alanı içinde bulunan taşınmaz kültür varlıkları,
d) Milli tarihimizdeki önemleri sebebiyle zaman kavramı ve tescil söz konusu
olmaksızın Milli Mücadele ve Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunda büyük tarihi
olaylara sahne olmuş binalar ve tespit edilecek alanlar ile Mustafa Kemal ATATÜRK
tarafından kullanılmış evler. Ancak, Koruma Kurullarınca mimari, tarihi, estetik,
arkeolojik ve diğer önem ve özellikleri bakımından korunması gerekli bulunmadığı
karar altına alınan taşınmazlar, korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı sayılmazlar.
Kaya mezarlıkları, yazılı, resimli ve kabartmalı kayalar, resimli mağaralar, höyükler,
tümülüsler, ören yerleri, akropol ve nekropoller; kale, hisar, burç, sur, tarihi kışla, tabya
ve istihkamlar ile bunlarda bulunan sabit silahlar; harabeler, kervansaraylar, han,
hamam ve medreseler; kümbet, türbe ve kitabeler, köprüler, su kemerleri, su yolları,
sarnıç ve kuyular; tarihi yol kalıntıları, mesafe taşları, eski sınırları belirten delikli
taşlar, dikili taşlar; sunaklar, tersaneler, rıhtımlar; tarihi saraylar, köşkler, evler, yalılar
ve konaklar; camiler, mescitler, musallalar, namazgahlar; çeşme ve sebiller; imarethane,
darphane, şifahane, muvakkithane, simkeşhane, tekke ve zaviyeler; mezarlıklar,
hazireler, arastalar, bedestenler, kapalı çarşılar, sandukalar, steller, sinagoglar,
bazilikalar, kiliseler, manastırlar; külliyeler, eski anıt ve duvar kalıntıları; freskler,
kabartmalar, mozaikler, peri bacaları ve benzeri taşınmazlar; taşınmaz kültür varlığı
örneklerindendir.
Taşınır Kültür ve Tabiat Varlıkları: 2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını
Koruma Kanunu’na göre korunması gerekli taşınır kültür ve tabiat varlıkları:
Madde 23 – Korunması gerekli taşınır kültür ve tabiat varlıkları şunlardır:
a) Jeolojik, tarih öncesi ve tarihi devirlere ait, jeoloji, antropoloji, prehistorya, arkeoloji
ve sanat tarihi açılarından belge değeri taşıyan ve ait oldukları dönemin sosyal, kültürel,
teknik ve ilmi özellikleri ile seviyesini yansıtan her türlü kültür ve tabiat varlıkları; Her
çeşit hayvan ve bitki fosilleri, insan iskeletleri, çakmak taşları (sleks), volkan camları
(obsidyen), kemik veya madeni her türlü aletler, çini, seramik, benzeri kap ve kacaklar,
heykeller, figürinler, tabletler, kesici, koruyucu ve vurucu silahlar, putlar (ikon), cam
eşyalar, süs eşyaları (hülliyat), yüzük taşları, küpeler, iğneler, askılar, mühürler, bilezik
ve benzerleri, maskeler, taçlar (diadem), deri, bez, papirus, parşümen veya maden
üzerine yazılı veya tasvirli belgeler, tartı araçları, sikkeler, damgalı veya yazılı levhalar,
yazma veya tezhipli kitaplar, minyatürler, sanat değerine haiz gravür, yağlıboya veya
suluboya tablolar, muhallefat (religue'ler), nişanlar, madalyalar, çini, toprak, cam, ağaç,
12
kumaş ve benzeri taşınır eşyalar ve bunların parçaları, halkın sosyal heyetini yansıtan,
insan yapısı araç ve gereçler dahil, bilim, din ve mihaniki sanatlarla ilgili etnografik
nitelikteki kültür varlıkları. Osmanlı Padişahlarından Abdülmecit, Abdülaziz, V. Murat,
II. Abdülhamit, V. Mehmet Reşat ve Vahidettin ve aynı çağdaki sikkeler, bu Kanuna
göre
tescile
tabi
olmaksızın
yurt
içinde
alınıp
satılabilirler.
Bu madde kararına girmeyen sikkeler bu Kanunun genel hükümlerine tabidir.
b) Milli tarihimizdeki önemleri sebebiyle, Milli Mücadele ve Türkiye Cumhuriyetinin
kuruluşuna ait tarihi değer taşıyan belge ve eşyalar, Mustafa Kemal ATATÜRK'e ait
zati eşya, evrak, kitap, yazı ve benzeri taşınırlar.
BÖLÜM II
2.1. Kültür
Bizi etkileyen varlıkların, olayların, düşüncelerin tümü yaşanan çevreyi
oluşturmaktadır. Çevremiz yetişmemize ne denli elverişli ise kalıtımla getirdiğimiz
güçler, o denli gelişir. İnsan her ne kadar çok yüksek kalıtsal güçlerle doğmuş olsa da
uygun çevre bulunamadığı zaman bunların çok azı yeterliliklere dönüştürülebilir. Bunun
sonucunda da kişiliğin şekillendirilmesinde çevre şartları oldukça belirleyici olmaktadır.
Aynı yumurta ikizi olan özdeş ikizler bile, ayrı çevre ortamlarında yetiştiklerinde
birbirlerinden çok farklı yeterliliğe sahip olmaktadırlar (Başaran, 2006: 34).
İnsanın parçası olduğu, oluşumuna katkıda bulunmadığı, hazır bulduğu bir
yönüyle yaşamını sürdürmek zorunda kaldığı çevre, doğal çevredir. Doğal çevrenin
doğal bileşenleri canlı ve cansız çevreler olmak üzere iki farklı grubu oluşturmaktadır.
Buna göre, insan, bitki ve hayvan toplulukları canlı;
canlıların yaşamlarını
sürdürebilmeleri için gerekli olan hava, su, toprak ile yerkabuğunu oluşturan katmanlar,
yeraltı kaynakları ise doğal çevrenin cansız öğeleridir (Keleş ve Hamamcı, 2002: 30).
Cansız varlık alanı içerisinde yaşayan ve onun bir parçası olan insan, kendi
doğal çevresini diğer canlı türleriyle paylaşır. Bu cansız varlık alanı doğada bulunan
yaklaşık yüz element ve onların bileşenlerini içeren birçok farklı minerallerden oluşur.
Gerek canlı gerekse cansızlar tabakası doğar, büyür, çoğalır, gelişir ve daha sonra aynı
hızla geriye bir dönüş yaşayarak, yavaş yavaş yok olup yaşam süresini tamamlar
(Güvenç, 2005: 275). Doğal çevre insan elinden çıkmamasına rağmen bu çevrenin bazı
önemli unsurları olan yeşil alanlar, ormanlar, baraj gölleri ya da göletler, insan eliyle
yaratılan doğal çevreyi oluşturmaktadır (Keleş ve Hamamcı, 2002: 30).
Bir fiziksel çevre içerisinde yer alan bireylerin ekonomik, toplumsal, siyasal
sistemler ve yönetimsel tavırları gereği yarattıkları ilişkilerin tümü toplumsal çevreyi
oluşturur. Bu toplumsal çevrenin göstergeleri arasında, en basit komşuluk ilişkileri,
eğitim, iş yaşamı, bireyin bulunduğu toplum içerisindeki yöneten-yönetilen ilişkileri,
hüzünleri, sevinçleri, resmi ya da gayri resmi davranışların tamamını saymak
mümkündür (Keleş ve Hamamcı, 2002: 31).
İnsanların kendi aralarında oluşturdukları toplumsal ya da kültürel çevre ile
yaşamlarını sürdürmelerine yardımcı olan ve hatta yaşamlarının zorunlu bir gereği olan
fiziki çevre birbirlerinin tamamlayıcısıdır. Her fiziksel çevre içerisinde bir toplumsal
14
çevre bulunduğu gibi, fiziksel çevrenin şartlarından etkilenmeyen ve ona göre
şekillenmeyen bir toplumsal çevre de düşünülemez. Kıtalar, ülkeler ve bölgelerarası
kültürel farklılıkları doğuran en önemli etken de bölgeler arasında yaşanan fiziksel
farklılıklardan kaynaklanmaktadır. Bu da bizlere bir kültürel ve toplumsal çevrenin
yapısını belirleyen en önemli etkenin fiziki çevre olduğunu göstermektedir. Aynı husus
fiziki çevrenin oluşumuyla da ilgilidir. Çünkü bir fiziki çevreyi belirleyen en önemli
etken, o fiziki çevre üzerinde yaşayan toplumsal-kültürel yapının koymuş olduğu
kurallar silsilesidir.
Üzerinde hemen hemen her düşünürün önemle durduğu ve kafa yorduğu kültür
kavramı, Latince, bakmak, yetiştirmek, ekin ekmek, özenmek anlamına gelmektedir.
Genel olarak ferdin sosyal ve zihni formasyonu ve şahsiyetinin gıda, zevk, duyarlılık ve
zeka yönünden olgunluğa ermesidir. Bireyi merkeze alan bu açıklamayla daha doğrusu
yönüyle kültür, bir açılma, bir ayıklama anlamına gelir. Uğraşarak bedenin, zihnin,
ruhun ve aklın yetilerini geliştirmesi ve nesnel açıdan ortak düşünme, duyma tarzları;
örf ve adetlerin tamamı, kurumların ve çeşitli alanlarda ortaya konulmuş eserlerin
bütünüdür (Bolay, 1996: 241).
Kültür bir durumdur aslında yani olma durumu. İnformel ya da formel açıdan
eğitim görmüş ve bu eğitimle beğenisi, usavurma ve eleştirme gücü gelişmiş bir kişilik
kazanma durumu olarak, bir toplumun, kendi iç yasalarına göre, biçim kazanması ve
gelişmesidir (Akarsu, tarihsiz: 122).
Fernand Braudel (1996: 27) “Uygarlıkların Grameri” adlı kitabında bazı
kavramların tanımlanmasındaki zorluğa dikkat çekerek şunları söylemektedir: “Keşke
mümkün olsaydı da, bir doğru parçasını, bir üçgeni, kimyasal bir cismi
tanımlayabildiğimiz gibi uygarlık kelimesini de açık ve basit bir şekilde
tanımlayabilseydik. İnsan bilimlerinin kelime hazinesi ne yazık ki, kesin tanımlara hiç
izin vermemektedir. Bu terimlerin hepsi de belirsiz veya oluş halinde değildir; ama çoğu
ebediyen geçerli olarak saptanmış olanın uzağında, bir yazardan diğerine değişmekte ve
hep evrilmektedir.”
Kavramlara kişilerin yükledikleri anlamlar kişisel ve toplumsal arenada
farklılıklar göstermektedir. Levi Strauss, “Kelimeler, her birimizin, niyetlerini açıklama
koşuluyla, istediği şekilde kullanmakta özgür olduğu aletlerdir.” derken aynı zamanda
kelimeleri tespitte kişilerin ne kadar özgür olduklarını da ortaya koymaktadır.
15
İnsan bilimlerinde en basit kelimelerin bile, onları harekete geçiren ve kullanan
düşünceyi izleyerek, çoğu zaman ve zorunlu olarak değiştikleri çok sıkça görülen bir
durum olarak karşımıza çıkmaktadır (Braudel, 1996: 27). A şahsının B şahsına uzatmış
olduğu fizikçe bir bin dolarlık banknot, toplumsal –kültürel- açıdan bir yerde, “bir
borcun ödenmesi demek olabilir”, bir yerde “bir hayır bağışı”, bir yerde “rüşvet”, bir
yerde yatırım, bir yerde “kinayet kışkırtma” vb. tersinde aynı anlamlı bir kültür olgusu,
farklı maddi taşıyıcılar ya da canlı insan etmenleri ile nesnelleştirilebilir ya da
dışlaştırılabilir. Aslında fizik ve biyolojik açıdan baktığımızda insanları beşeri alemde
bir yere oturtan “krallar”, “papalar”, “generaller”, “bilginler”, “işçiler”, “köylüler”,
“tüccarlar”, “mahpuslar”, “suçlular”, “kahramanlar”, “ressamlar”, “ermişler” vb. diye
ayrılan insan organizmaları yoktur. Bütün bu sıfatlar ve tanımlamalar biyolojik
organizmanın üstünde toplumsal- kültürel dünya tarafından ya da yalnızca fizik nesneler
ve biyolojik organizmalar olarak değil, daha çok “düşünce sahibi insan kişilikleri”,
“madde - dışı” anlamların, değerlerin ve kuralların taşıyıcıları, yaratıcıları ve etmenleri
olarak işleyen kimseler ve gruplar tarafından konur. Böylelikle, zihnin ve onun fiziki
veya biyolojik özellikleri üstüne konulan anlamların bir “cisimleşmesi” ya da
“nesneleşmesi” olan herhangi bir olgu, kişilerin toplum içerisindeki statülerini
belirleyen, tanımı gereği bir toplumsal kültürel olgudur (Sorokin, 1997: 231). Maddi
yapıya insanlar tarafından yüklenen anlam, toplumsal ve kültürel yapının, özellikle
tarihsel süreç içerisinde oluşan, kendi normlarına göre şekillenmektedir.
Durkheim’in tanımlamasına göre kültür bir duyuş, düşünüş ve davranış
benzerliğidir. Bir toplumun, bir ulusun öbür toplumlardan değişik olan tarihsel ve
güncel koşullarının etkisiyle oluşur. Bu yönüyle kültür “ulusal” bir yön taşımaktadır.
Ancak şu da vardır ki özellikleri çok başka olan toplumların bile birbirlerine benzeyen
bazı koşullara sahip olması ve çağdaş dünyada bu benzer koşuların hızla artması,
kültürün ulusallığının yanında evrensel bir yönünün de olduğunu ortaya koymaktadır
(Madran ve Önal, 2000: 171).
İnsanın nasıl düşündüğü, duyduğu, yaptığı, istediği; insanın kendine nasıl
baktığı, özünü nasıl gördüğü; değerlerini, ülkülerini, isteklerini nasıl düzenlediği işte
bütün bunlar kültürün öğeleridir. İnsanın kültürü onun ne tür bir yaşama biçemi, ne tür
bir var olma programı, ne tür bir eylem kalıbı benimsediğidir (Uygur, 203: 17). Kültürle
ilgili olarak ünlü şair ve ressamımız Bedri Rahmi Eyüboğlu şunu söylemektedir:
Paris’tesin, açsın… cebinde elli frangın var… Ne yaparsın?
16
“Karnını mı doyurursun? Sinemaya, son günlerin en iyi filmine mi gidersin?
Kitap mı, yoksa küçük bir tıpkıbasım mı alırsın, müzeye mi girersin?” eklerdi sonra:
“İşte o yaptığın senin kültüründür!” Ne yaptığımız değil midir kültürümüzü belirleyen?
(Bektaş, 1997: 99).
İnsanın meydana getirmiş olduğu teknik, ekonomik, hukuk, estetik, bilim,
devlet, yöntem hepsi kültüre girer. Hegel kültüre tinsel varlık demektedir. Bu tinsel
varlık ruhi varlıktan prensipçe farklı bir varlık olarak kültür dünyasını oluşturur. Ruhi
varlıktaki bireycilik prensibinin hüküm sürmesine rağmen, bu prensip tinsel varlıkta
ortadan kalkmaktadır. Geniş anlamda ortak olan tinsel varlık, ruhi olandan özellikle
bireyüstü oluşuyla ayrılır (Tunalı, 1984: 26).
Bu bireyüstü yapı aynı zamanda canlı olarak canlı üstü varlık alanını yaratıyor,
ama aynı varlık alanı da insanı doğduğu günden başlayarak sarıp, kucaklar; kurgulayıp
programlar; belli kalıplara dökerek adeta yeni baştan yaratır.
Kültür demek bakım demektir, onarım demektir. Tarla bakımı, ruh bakımı gibi
hem maddi olanın hem de manevi olanın bakımı. Burada geniş manasıyla aynı zamanda
yapma, farklılaşma olduğu kadar bütünlenme, biçim verme, iyice işleme, iyice
şekillenme,
damgasını
basma,
üslup
verme,
yüksek
bir
üslup
verme,
mükemmelleştirme, geliştirme, derinleştirme demektir (Kaplan, 2005: 88). Bu
değişiklikler yaşanırken insanın var olanlar hakkındaki edindiği bilgiler ve bu bilgilere
dayanılarak ortaya koyduğu eser ve davranışlardır belirleyici olan.
Çoğunlukla kültür ve kültürün üzerinde yansıdığı nesneler birbirine
karıştırılarak ikincisi birincisi gibi aktarılmaktadır. Bizler bir kültürün varlığını ortaya
konulan biraz da kendine has eser ve davranışlardan anlarız. Bu haliyle eser ve
davranışlar kültür değil de kültürün taşıyıcıları olmaktadır. Mesela bir sapan, işlemeli
bir heybe, herhangi bir mimari eser, bir makine, bir kitap birer kültür eserleridir. Bunları
yapan kişiler bu eserlere o toplumun kültürünü aksettirirlerken, o toplumun kültürel
yapısına ait izleri taşıyarak diğer kültürlerden ayrılan ve kendine has olan özgü
kültürünü de oluştururlar. Bir milleti millet yapan, bir toplumu başka topluluklardan
farklı kılan unsur ortaya konulan bu özgü kültürdür. Nasıl fertleri birbirlerinden
“ben”ler ayırıyorsa toplumları da birbirinden özgü kültürler ayırıyor. O halde bir
milletin beni özgü kültürdür (Öner, 1995: 39). Aynı olgu farklı topluluklarda farklı
şekilde tezahür etmektedir. İşte o olguyu topluluklar arasında farklı kılan da özgü
17
kültürdür. Mesela dilimiz, Orta Asya’da konuştuğumuz Türkçe’den; dinimiz, Arap
İslamlığından; teknolojimiz İran ve Irak tarımından; Akdeniz ve Ege bölgelerimiz
Akdeniz’den; Trakyamız Balkanlardan; ekonomimiz ve demokrasimiz üyesi olmaya
çalıştığımız Batı Avrupa örneklerinden farklıdır (Güvenç, 2005: 110). Nitekim aynı
medeniyete dahil olmalarına rağmen Sanayi İnkılabı önce İngiltere’de olduğu halde,
İngiltere’yi takip eden diğer Avrupa memleketleri farklı hüviyetlere sahip olarak
geliştiler. Türkler, Araplar ve Acemler, Pakistanlı ve Endonezyalılar İslam
medeniyetine mensup oldukları halde, hiçbirinin Müslümanlığı bir diğerinin aynı
değildir. Benzer şekilde batının Hıristiyanlığı da her memlekette aynı karakteri
göstermez (Güngör, 1997: 91).
Kültürler, objelerin yorumu ve kavrayışı, toplumların onlara yükledikleri
anlamlar, dünya görüşü, dinsel görüş yönünden birbirlerinden belli karakter
özellikleriyle ayrılırlar. Bu ayrılık birçok alanda olduğu gibi değer yargıları ve estetikte
de kendini göstermektedir. Belli bir kültür çevresinde yetişmiş birisi için başka bir
kültür çevresine ait bir fenomeni, değerlendirmek ve onu anlamak güçtür. Batı kültürü
ile temas kurmamış, onunla ilgili çok fazla bilgi sahibi olmamış ve batının değer
yargıları, estetik anlayışları, onların güzeli ve çirkini belirleme normları hakkında bilgi
sahibi olmamış birisi için, bu kültürün en değerli ürünleri hiç bir şey ifade etmeyebilir.
Örneğin, bir Beethoven müziği böyle bir kimseye gürültüden farklı, Degas’nın resmi
karalamadan öte gelmeyecektir (Tunalı, 1989: 264). Çünkü böyle bir insanda, o müziği
bir sanat yapıtı, bir değer objesi yapan sanat ve kültür faktörleri eksiktir; bu müziğin
onda bıraktığı izlenim, sadece duyulur izlenimler, yani duyumlar olacaktır. Oysa bir
sanat yapıtı duyulur varlığının üzerinde bir estetik ve bir kültür varlığıdır. İşte, bir sanat
yapıtını duyulara dayanan olarak değil de, bir sanat yapıtı olarak kavramak için, o kültür
ile en azından bir temas gerekir. Böyle bir temasın olmadığı yerde sanat yapıtı artık bir
sanat yapıtı değildir, bir heykel, bir heykel değildir, sadece bir taş yığını, sadece
duyumlarla ilgili bir şeydir (Tunalı, 1989: 264). Bunu da şöyle izah etmek gerekir:
Kültürlerin farklılığını belirleyen nedenlerin, toplumsal bütün içinde, teknolojik, sosyal,
politik, ekonomik öğeler içerdiğini, ancak bunların her toplumda farklı biçimde farklı
olan, farklı hiyerarşi ve organizasyon ilişkisi içinde bulunduğunu görmekteyiz. Farklı
öğelerin farklı bileşimleri, farklı kültürleri yaratır (Erkan ve Erkan, 1998: 6). Ancak
şunu da ortaya koymak gerekir ki her ne kadar kullanılan dil aynı olsa da, o dilin
kullanış biçimi bölgeden bölgeye, kuşaktan kuşağa, toplumdan topluma farklılık
18
göstermektedir. Müzik ve ona bağlı olarak ses, yazın içerisinde kullanılan sözcükler
kültür çevresine göre farklılaşacaktır. Aynı feryat Fuzuli’de Mecnun’dan, Goethe’de Dr.
Faust’dan yükselirken karakter farklılığı taşımaktadır. Birinde inleyen Dicle nehri,
öbüründe Elbe sularıdır. Yunus’un güneşi, mabedin içerisinde doğan imanıyla,
Şekspir’in arzın her tarafına ve insanın ruhuna sisler doldurucu şüphesini, suni bir
temenni saymak lazımdır. Pascal’la Akif’in dualarının tabiî ki aynı olması beklenemez,
tabii ki aralarında farklılıklar olacaktır ki bu farklılık bir zafiyet değil tam tersi
dünyamızın kültürel zenginliğinin bir yansımasıdır. İmanına isyan karışamadığı için,
Dede Efendi’ye Beethoven’in nüfuz edemediği ortaya konulmaktadır. İtalyan musikisi,
tabiatın baharını terennüm ederken Alman musikisi insanın iradesiyle mukadderatını
çarpıştırmıştır (Topçu, 1998: 17).
Olayı dinsel açıdan tanımlamaya çalışan T. S. Eliot’a göre; “Kültür aslında
herhangi bir toplumun dininin vücut buluş şeklidir.” Dinlerin yayıldığı coğrafi sahalar
ve aynı dini benimseyen kavimlerin daha önceki dini inanç, örf, adet, yaşayış tarzları da
farklılıklara değinir. Bunun en güzel örneğini İslamiyet’te görmekteyiz. İslamiyet aynı
esaslara dayandığı halde, Müslüman kavimlerin benimsedikleri mezhepler, tarikatlar,
felsefi düşünceler, sanat eserleri, idare ve yaşayış tarzları birbirinden farklıdır. Bu
farklılık başka topluluklardan yararlanmanın bir sonucu olarak da değerlendirilebilir.
Dışa açık olan Türkler, sadece Fars ve Araplardan değil, Hıristiyan kavimlerin
kültürlerinden de yararlanmıştır. Mimari yapıda klasik Türk mimarisinin oluşmasına
kaynaklık eden Ayasofya modeli olmasaydı, Süleymaniye ve Sultan Ahmet de olmazdı
(Kaplan, 2005: 17). Türk kültürü dendiğinde, mimari eserlerimiz, müzik eserlerimiz
halk danslarımız, gelenek ve göreneklerimiz, fikir ve edebiyat eserlerimiz akla gelir.
Aslında bunlar, Türk kültürünü belirten, tanıtan unsurlardır. Asıl önemli olan bunların
temelinde yatan bilgidir. Bunların her biri bir bilginin ifadesidir. Asıl kültür o bilgi
yığınıdır (Öner, 1995: 53).
Bir topluma ve millete mensup olan bir fert o milletin kültürünü, dilini, dinini,
inançlarını, örf ve adetlerini beraberinde taşır. Fertleri aşan fertlere şekil ve yön veren
kültürün Alman filozof Hegel tarafından “maddeleşmiş ruh” olarak adlandırılması onun
maddede şekil bulması, yine öğrenme boyutlu bir yaklaşımdır.
Boydaş (2004: 133) kültürün sanat gibi açık bir kavram olduğu için tanımının da
değişken olduğunu belirtmiştir. Gerek İslam düşünürleri, gerekse Eflatun, Aristo, Hegel,
19
N. Hartman gibi Batılı düşünürler reel varlığı analiz etmeye çalışmışlar ve kültürü reel
varlığın en üst tabakası olarak şekillendirmişlerdir. Başlangıçta metafizik karakterli olan
bu analizler, zamanla daha nesnel bir yapıya dönüşmüş ve çağdaş ontoloji tarafından
aşağıdan-yukarıya, somuttan-soyuta, reelden- irreele ulaşan piramidal bir yapı olarak
açıklanmıştır. Bu piramidal yapı inorganik tabaka (cansız-maddi ve varlığın taşıyıcısı),
organik tabaka (canlı ve ruhi tabakanın taşıyıcısı), ruhi tabaka (tinsel tabakanın taşıcısı)
ve tinsel varlık tabakası şeklinde sıralanmıştır. Tabakaların en üstünde yer alan ve
kültürü oluşturan tinsel varlık tabakası kişisel, objektif ve objektifleşmiş tinden
oluşmakta olup kişisel ve objektif tin canlı ve değişken, objektifleşmiş tin ise cansız ve
değişmezdir. Objektifleşmiş tin dar anlamda sanat denilen evrene ki o da, kültüre işaret
eder. Mesela Mevlana, Goethe ve Tolstoy’un eserlerinde tortulaşan, nesneleşen tinleri
ölümsüzdür (Boydaş, 2004: 134).
Karip’e göre (2002: 216) bir ülkenin ekonomik kalkınma potansiyeli her ne
kadar fiziksel kaynaklar ve insan kaynaklarına bağlı olsa da, en temel belirleyici etken
fiziksel olmaktan daha çok insan kaynaklarıdır. Burada kastedilen insan kaynakları
sadece o ülkenin nüfusu ve bu nüfusun sahip olduğu beceriler değildir. Aynı zamanda
kalkınmada beceriler kadar, bu becerilerin üretim kapasitesini artırmasında önemli olan
kültürel, toplumsal değerlerin ve çalışmaya ve gelişmeye karşı tutumların da önemi
büyüktür.
2.2. Kültür Varlıkları
Kültür
varlığı
dendiğinde
öncelikle
her
iki
kavramın
anlamlarının
açıklanmasında fayda vardır. Varlık; bir şeyin var olma hali, bulunma ya da
mevcudiyeti olarak değerlendirilir. Dünya üzerinde var olan her şey, yaratılmış şeylerin
tamamı; kainat, oluş ve yok oluşun karşıtı olarak, kalıcı olan yani gelip geçici olmayan
var olanın varoluşudur (MEB, 1996: 3049). Kültür ise en basit anlamı ile bir toplumun,
kendi iç yasalarına göre, biçim kazanması ve gelişmesinin sonucu tarihin sürekliliği
içinde insanlar yoluyla ve insanlarda gerçekleşen tinsel biçimlenme sürecidir; insanın
tinsel başarıları ve yaratışlarıdır. Genel anlamda ise tinsel ve törel yaşam olarak; geniş
bir toplumun bütün alanlarında ortak olan dinsel, ahlaksal, estetik, teknik ve bilimsel
nitelikteki toplumsal olayların bütünüdür (Akarsu, tarihsiz: 122).
20
Bolay’a (1996:241) göre ise kültür tabiata ilave edilen her şey olarak, bir
toplumun kendi işleyiş kurallarına göre belli bir özellik ve farklılık kazanmasıdır.
Eğer kültür bir toplumun değerlerinin hayata geçirilmesi ise kültür varlıkları da
bunlarla ilgili her şey demektir. Kısaca insan elinden çıkmış ve onun düşüncesinin bir
sonucu olarak üretilmiş olan her şey, aslında kültür varlığıdır. İnsanların yaşamlarındaki
bütün unsurların bu kapsamda değerlendirildiğinde uyumak için hazırlanan karyolası,
evinde kullanmış olduğu halısı, mutfaktaki kap ve kacakları, işine gitmek için bindiği
otomobili vs. hepsi kültürünün yansıdığı varlıklar olmaktadır.
Değişik kültürlerin bilim, sanat, teknik ve sosyal yaşam açısından izlerini
taşıyan ve korunacak niteliklere sahip yapıtların tümünün kültür varlıkları tanımlaması
içine girdiğini belirtmek çok doğru bir yaklaşım olacaktır. Ancak olay tarihsel bir nitelik
taşıdığı için şu anda kültür varlığı olarak düşünülen yapılar; taşınır durumda olan ve
taşınmaz eski yapılar (anıtlar) tarihsel yapı grupları ve yerleşmeler (sitler), doğal
oluşumlar ve tarihi bahçeler (doğal sitler) kültür varlığı kapsamı içerisinde yer
almaktadır (Eczacıbaşı 3, 1997: 1370).
Kültür varlıkları, geçmiş uygarlıklardan kalan fiziksel kalıntılar olarak mimari,
coğrafi görünüm ve arkeolojik özellikler kadar, geçmişten bu yana gelen, günlük yaşam
için önemi olan unsurlar da, bu kapsamda yer alırlar. İşte bu unsurlar o kadar önem taşır
ki, toplumların bütün yaşam şeklini, değer yargılarını, inanç sistemlerini bu unsurlardan
çıkarmak mümkündür. Önemli tarihsel olay ya da dini ve mitolojik olaylar da, bunların
meydana geldikleri yerlerde tamamen değişmiş ya da geçmişten hiçbir delil kalmamış
olsa da, kültür varlığı olarak kabul edilir (Özgüç, 2003: 76).
Kültür varlıklarına ülke ölçeğinde bakıldığında, önceki nesilden kendisine miras
kalan binalar, eski anıtlar ve başka çeşitli maddi varlıklardır. Kültür varlıkları geçmişin
tarihsel ve kültürel boyutunun günümüze kadar yansımış şekli olarak tarihe ışık tutan
bir aynadır. Her ne kadar çok yakın tarihe ait ve hatta günümüzde üretilen nesnelerde
kültür varlığı olarak değerlendirilebilecek olsa da çalışma kapsamında ele alınan kültür
varlığı eski eser- tarihi eser olarak tanımlanan nesnelerdir. Hal böyle olunca da bir
seçicilik ve tanımlama sorunu ortaya çıkmaktadır.
Gerek nesne ölçeğinde gerekse süre olarak hangi tür nesnelerle hangi döneme ait
eserlerin tanımlanma kapsamına alınacağı bir problem olarak ortaya konulmaktadır.
Bunun sonucunda oluşan evrensel tanımlama güçlüğünün yanında her ülke kendi durum
ve şartlarının gereklerine göre kültür varlığı tanımları yapma zorunluluğu duymuştur.
21
Yapılan tanımlamalar kapsamında da daha çok ülkenin kendi menfaatleri belirleyici
olmuştur. Ancak her şeyden önce bir gruplandırma zorunluluğu ortaya çıkmaktadır.
Kültür varlıkları şöyle bir gruplandırmayla tanımlanabilir:
1) Binalar ya da bina kalıntıları: Büyük malikaneler, sanatçıların konutları,
saraylar, köşkler, kiliseler, kışlalar,
camiler, şatolar, atölyeler, fabrikalar vb. gibi
yapılar. Bu yapılar tek tek olabileceği gibi grup olarak da olabilirler.
2) Tarihi olayların meydana geldiği yerler: Savaşlar, dinsel, siyasal ya da
mitolojik olayların meydana geldikleri yerler-kalıntılar hiç bulunmasa bile- (savaş
meydanları gibi) tarihsel açıdan önem taşırlar.
3) Arkeolojik sitler: İnsanlar tarafından yapılmış, bina şeklinde olmayan anıtlar
ya da diğer inşaatlar (örneğin gömütler, eski tarla sistemleri, dikilmiş taşlar, surlar,
demiryolları, madenler vb.).
4) Çeşitli sit’lerden toplanmış ve başka bir yerde -yani bir tür müzede- araya
toplanmış nesneler. Bu grup içerisine açık hava müzeleri de girer. Örneğin taşıt ya da
sanayi müzeleri, geçmişteki teknolojiyi yansıtan eski araç-gereçlerin başka bir yerde bir
araya toplanmalarıyla oluşurlar (Özgüç, 2003: 150).
Bazı ülkeler kültür varlıklarını teker teker sayarak, bazıları bu varlıkları kendi
içerisinde sınıflandırarak, bazıları kültür varlıklarının bir tarifini yaparak bazıları ise
bunların birkaçını beraber kullanarak tanımlama yapma yoluna gitmektedirler. Ayrıca
ülkelerin kendi tanımlamalarının haricinde bir bütünlük ve birliktelik sağlanması
açısından uluslararası kuruluşlar tarafından da bazı tanımlamalar yapılmıştır. Çalışma
kapsamında uluslararası bu düzenlemelerden 1970 tarihli Kültür Varlıklarının Kanunsuz
İthal, İhraç ve Mülkiyet Transferinin Önlenmesi ve Yasaklanması İçin Alınacak
Tedbirlerle ilgili UNESCO Konvansiyonunun 1. maddesinde belirtilen tanımlamanın
alınmasının yeterli olduğu düşünülmüştür. Buna göre; dinsel nitelikte olsun olmasın, her
devlet tarafından arkeolojik, tarih öncesi, tarih, edebiyat, sanat veya bilim için önemli
olarak gösterilen ve aşağıdaki kategorilere giren değerler kültür varlığı sayılırlar:
a) Az bulunur, zoolojik, botanik, mineraloji ve anatomi örnekleri ile
koleksiyonlar, paleontoloji bakımından değer taşıyan nesneler,
b) Bilim ve teknik tarihi ile askeri ve sosyal tarihi de kapsayan tarihe, ulusların
idare adamlarının, bilginlerinin, düşünür ve sanatçılarının hayatlarına ve önemli olaylara
değin varlıklar,
c) Kanuna uygun veya aykırı olarak yapılan kazı ve arkeolojik bulgu ürünleri,
22
d) Tarih ve sanat değeri taşıyan anıtlar ile arkeolojik sitlerden arta kalan kırık
dağınık parçalar,
e) Yüzyıldan daha eskiye ait sikke, hak edilmiş mühür, kitabe ve benzeri şeyler,
f) Etnolojik gereçler,
g) Sanat değeri bulunan aşağıda gösterilmiş varlıklar:
i) Her türlü satıh üzerine her türlü malzeme ile ve elle yapılmış tablolar,
resimler, desenleri elle süslenmiş imalat ürünleri ile sanayiye değin desenler bunların
dışındadır.
ii) Her türlü malzemeden yapılmış orijinal heykeller, heykelcilik sanatına değin
ürünler,
iii) Orijinal gravürler, baskılar ve taşbasımlar.
h) Az bulunur el yazmaları, 1500’lü yıllardan önce yapılmış baskılar, tarih,
edebiyat ve bilim yönünden özel önem taşıyan eski kitaplar, yayınlar, belgeler,
i) Posta ve damga pulları ile benzer pullar,
j) Arşivler (plak, fotoğraf ve sinema arşivleri dahil),
k) Yüzyılı aşkın döşeme eşyaları ve eski müzik aletleri (Uluslararası Kültürel
Miras Mevzuatı, 2007: 35).
Bu tanımlamada 11 grup, kültür varlığı olarak kabul edilmiş ve ayrıca her
ülkenin önemli olarak gösterdiği nesneler konvansiyon kapsamında yer almıştır. Ayrıca
konvansiyon 4. maddede taraf devletlerin aşağıdaki kategoride yer alan kültür
varlıklarının bu sözleşme gereğince her devletin kendi öz kültür varlığı olduğunu kabul
ettiklerini öngörmüştür. Bunlar:
a) İlgili devletlerin vatandaşlarının tek veya kollektif dehasından doğmuş kültür
varlıkları ile o devletin topraklarında yabancı uyruklu veya vatansız olarak ikamet eden
kimsenin yarattıkları, o devlet için önemli sayılan kültür varlıkları,
b) Ulusal topraklarda bulunmuş kültür varlıkları,
c) Arkeolojik, etnolojik ve tabii bilim misyonlarının, varlıkların esas sahibi olan
ülkenin yetkili mercilerinin muvafakatı ile edindikleri kültür varlıkları,
d) Serbestçe kabul edilmiş mübadelelere konu teşkil etmiş kültür varlıkları,
e) Varlıkların esas sahibi olan ülkenin yetkili mercilerinin muvafakatı ile kanun
yollarından satın alınmış kültür varlıkları (Özel, 1998: 13).
Bütün tanımlamalar içerisinde esas ölçüt olarak “sanatsal, tarihi, bilimsel,
arkeolojik ya da kültürel açıdan önemli bir nesne olma niteliği kültür varlıklarını diğer
sıradan nesnelerden ayıran başlıca özellik olarak dikkat çekmektedir. Birçok açıdan
23
önemli olan bu eserler aynı zamanda maddi açıdan da önem taşımaktadırlar. Buradaki
maddi değeri nesnelliğinden kaynaklanan bir değer olmasından ziyade o nesnelliğe
yüklenen manadan kaynaklanan bir değerdir. Bu tür eserlerin özellikle sayıca az
bulunmaları ve dünya üzerinde tek oluşları değerlerini daha da artırmaktadır. Netice
olarak gerek bir ulus gerekse bir grup için öneme sahip tarihi, sanatsal, arkeolojik,
bilimsel ya da kültürel açıdan önemli görülen nesneler, hem oluşturdukları estetiksel
değerden hem de geçmişe ait taşıdığı izlerden dolayı kültür varlığı olarak tanımlanır
(Özel, 1998: 24).
Ülkemizde nelerin kültür varlıkları olduğu 2863 sayılı Kültür ve Tabiat
Varlıkları Koruma Kanunu (KTVKK) 3. maddede saptanmıştır. Buna göre;
"Kültür varlıkları"; tarih öncesi ve tarihi devirlere ait bilim, kültür, din ve güzel
sanatlarla ilgili bulunan veya tarih öncesi ya da tarihi devirlerde sosyal yaşama konu
olmuş bilimsel ve kültürel açıdan özgün değer taşıyan yer üstünde, yer altında veya su
altındaki bütün taşınır ve taşınmaz varlıklardır. Ayırma yöntemiyle yapılan bu genel
tanımdan sonra kanun, korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarını 6.
maddede belirtmiştir. Buna göre;
Korunması
gerekli
taşınmaz
kültür
ve
tabiat
varlıkları
şunlardır:
a) Korunması gerekli tabiat varlıkları ile 19’uncu yüzyıl sonuna kadar yapılmış
taşınmazlar,
b) Belirlenen tarihten sonra yapılmış olup önem ve özellikleri bakımından Kültür ve
Turizm Bakanlığınca korunmalarına gerek görülen taşınmazlar,
c) Sit alanı içinde bulunan taşınmaz kültür varlıkları,
d) Milli tarihimizdeki önemleri sebebiyle zaman kavramı ve tescil söz konusu
olmaksızın Milli Mücadele ve Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunda büyük tarihi
olaylara sahne olmuş binalar ve tesbit edilecek alanlar ile Mustafa Kemal ATATÜRK
tarafından kullanılmış evler. Ancak,
Koruma Kurullarınca mimari, tarihi, estetik,
arkeolojik ve diğer önem ve özellikleri bakımından korunması gerekli bulunmadığı
karar altına alınan taşınmazlar, korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı sayılmazlar.
Kaya mezarlıkları, yazılı, resimli ve kabartmalı kayalar, resimli mağaralar,
höyükler, tümülüsler, ören yerleri, akropol ve nekropoller; kale, hisar, burç, sur, tarihi
kışla, tabya ve isihkamlar ile bunlarda bulunan sabit silahlar; harabeler, kervansaraylar,
han, hamam ve medreseler; kümbet, türbe ve kitabeler, köprüler, su kemerleri, su
yolları, sarnıç ve kuyular; tarihi yol kalıntıları, mesafe taşları, eski sınırları belirten
delikli taşlar, dikili taşlar; sunaklar, tersaneler, rıhtımlar; tarihi saraylar, köşkler, evler,
24
yalılar ve konaklar; camiler, mescitler, musallalar, namazgahlar; çeşme ve sebiller;
imarethane, darphane, şifahane, muvakkithane, simkeşhane, tekke ve zaviyeler;
mezarlıklar, hazireler, arastalar, bedestenler, kapalı çarşılar, sandukalar, steller,
sinagoglar, bazilikalar, kiliseler, manastırlar; külliyeler, eski anıt ve duvar kalıntıları;
freskler, kabartmalar, mozaikler, peri bacaları ve benzeri taşınmazlar; taşınmaz kültür
varlığı örneklerindendir.
Tarihi mağaralar, kaya sığınakları; özellik gösteren ağaç ve ağaç toplulukları ile
benzerleri; taşınmaz tabiat varlığı örneklerindendir. Kanun ayrıca aynı maddede nelerin
taşınmaz kültür varlığı örneği olduğunu da saymıştır:
Kanun örnekseme yoluyla teker teker nelerin taşınmaz kültür varlığı olduğunu
sıralamış, dolayısıyla kategorilere ayırma yöntemiyle birlikte teker teker sayma yöntemi
kullanılmıştır.
..............
KTVKK 23. maddede korunması gerekli taşınır kültür ve tabiat varlıklarını
belirlemiştir. Bunlar:
a) Jeolojik, tarih öncesi ve tarihi devirlere ait, jeoloji, antropoloji, prehistorya, arkeoloji
ve sanat tarihi açılarından belge değeri taşıyan ve ait oldukları dönemin sosyal, kültürel,
teknik ve ilmi özellikleri ile seviyesini yansıtan her türlü kültür ve tabiat varlıkları;
Her çeşit hayvan ve bitki fosilleri, insan iskeletleri, çakmak taşları (sleks),
volkan camları (obsidyen), kemik veya madeni her türlü aletler, çini, seramik, benzeri
kab ve kacaklar, heykeller, figürinler, tabletler, kesici, koruyucu ve vurucu silahlar,
putlar (ikon), cam eşyalar, süs eşyaları (hülliyat), yüzük taşları, küpeler, iğneler, askılar,
mühürler, bilezik ve benzerleri, maskeler, taçlar (diadem), deri, bez, papirus, parşömen
veya maden üzerine yazılı veya tasvirli belgeler, tartı araçları, sikkeler, damgalı veya
yazılı levhalar, yazma veya tezhipli kitaplar, minyatürler, sanat değerini haiz gravür,
yağlıboya veya suluboya tablolar, muhallefat (religue'ler), nişanlar, madalyalar, çini,
toprak, cam, ağaç, kumaş ve benzeri taşınır eşyalar ve bunların parçaları.
Halkın sosyal hayatını yansıtan, insan yapısı araç ve gereçler dahil, bilim, din ve
mihaniki
sanatlarla
ilgili
etnografik
nitelikteki
kültür
varlıkları.
Osmanlı
Padişahlarından Abdülmecit, Abdülaziz, V. Murat, II. Abdülhamit, V. Mehmet Reşat ve
Vahidettin ve aynı çağdaki sikkeler, bu Kanuna göre tescile tabi olmaksızın yurtiçinde
alınıp satılabilirler.
Bu madde kararına girmeyen sikkeler bu Kanunun genel hükümlerine tabidir.
b) Milli tarihimizdeki önemleri sebebiyle, Milli Mücadele ve Türkiye Cumhuriyetinin
25
kuruluşuna ait tarihi değer taşıyan belge ve eşyalar, Mustafa Kemal ATATÜRK'e ait
zati eşya, evrak, kitap, yazı ve benzeri taşınırlar. Bu tanımlama kapsamında da kanun
genel ifadelerle kültür varlığını tanımladıktan sonra örnekleme yoluyla nelerin taşınır
kültür varlığı olduğunu belirterek, kategorilere ayırma yöntemini teker teker sayma
yöntemiyle takviye etmiştir.
2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu (KTVKK) M. 3’de
tabiat varlığı tanımını şu şekilde yapmıştır:
Tabiat varlıkları jeolojik devirlerle, tarih öncesi ve tarihi devirlere ait olup ender
bulunmaları veya özellikleri ve güzellikleri bakımından korunması gerekli, yer üstünde,
yer altında veya su altında bulunan değerlerdir. Bu kategorilere ayırma yöntemiyle
yapılmış genel bir tanımdır. 1970 tarihli kültür varlıklarının Kanunsuz İthal, İhraç ve
Mülkiyet Transferinin Önlenmesi ve Yasaklanması İçin Alınacak Tedbirlerle İlgili
UNESCO Konvansiyonu 1. maddesinde tabiat varlığı tanımı yapılmıştır. Buna göre;
Az bulunur, zooloji, botanik, mineroloji ve anatomi örnekleri ile koleksiyonlar,
paleontoloji bakımından değer taşıyan nesneler tabiat varlığı olarak tanımlanmıştır
(Kültür Bakanlığı, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu).
2.3. Kültür Mirası
Miras kısaca bir neslin kendinden sonraki nesle bıraktığı kıymetli, manevi değeri
üstün şey olarak tanımlanabilir (MEB 1996: 1990). Miras denilen olgu hem maddi
boyutta (mal, mülk, bina, servet vs.) hem de manevi boyutta (temiz ahlak, dürüstlük,
güven, sadakat vs.) tezahür edebilmektedir. Bir neslin kendinden sonra gelecek olan
torunlarına bırakmış olduğu binalar, anıtlar, kentler gelecek neslin maddi; dürüstlük,
çalışkanlık, adalet gibi değerler ise manevi zenginliğini oluşturacaktır.
Kültür mirası kavramı kültür varlığından daha geniş bir alanı ifade etmektedir.
Eserlerin “koruma” ve “muhafaza etme” hususlarının ele alındığı durumlarda “kültür
mirası” kavramı karşımıza çıkmakta; “iade etme” hususunun ele alındığı durumlarda ise
“kültür varlığı” kavramı etkin olmaktadır.
Kültür varlıkları somut olarak bir nesne oldukları için tek tek objeler olarak
düşünülmesine rağmen, kültür mirası objeler dışında bir yönüyle nesne üstü olma
özelliğinden dolayı, çok daha geniş bir alanı içermektedir. Kültür mirası bir toplumun
düşüncelerini ve yaşam şekillerini açıklayan, düşünsel ve ruhani başarılarını gösteren
26
nesneler ve geleneklerden oluşmaktadır. Kuşkusuz ortada somut bir nesnesi olmayan,
sadece kişilerin hafızalarında yer edinmiş olan ve gelecek için devamlılık arz eden
gelenekler de bir toplumun kültürel mirasını teşkil etmektedir. Söz konusu edilen
nesneler sit alanlarıyla birlikte tarihi nesneleri kapsamaktadır. Doğal alanlar, çeşitli
yaşam izlerinin bulunduğu mağaralar; çok özel nitelikte olduğu düşünülen ağaçlar, özel
öneme sahip olan göller, dağlar, kayalıklar, dini törenlerin yapıldığı yerler, parklar,
binalar, antik şehir kalıntıları ve tarihsel karakteri olan yerler bu kapsamda
değerlendirilmektedir. Sadece taşınmayan eserler değil aynı zamanda taşınabilir
nesneler de kültür mirası kapsamında düşünülmektedir. Örneğin insanoğlu tarafından
yapılmış olan resim, duvar resmi, çeşitli yüzeylere basılmış olan baskılar, duvar
rölyefleri, heykel, seramik, mimari ve mimarinin bir parçası konumda bulunan heykeller
gibi her türlü sanat eseri; kap, kacak, kıyafet,
silah gibi toplumların günlük
yaşamlarında kullandıkları eşyalar; önemli tarihi kişiliklerle ilgili nesneler ve arkeolojik
ve tarih öncesi döneme ait nesneler bu kapsamda değerlendirilmektedir.
Kişiler tarafından büyük bir başarının ürünü olarak ortaya konulmuş olan yeni
hünerler, teknik ve bilgiler kültür mirasının diğer bir yönünü oluşturan kavramlar olarak
karşımıza çıkmakta olup, bunlar maddi olmayan boyuta ait parçalardır. Toplulukların
yaşamları içerisinde önemli yere sahip olan belli bir konuyu kapsayan bilgi ve davranış
modelleri (Japonya’da samuray kılıcı yapımı), seremoniler (Japonya’da çay seremonisi,
Avustralya yerlilerinin savaş dansı) dini ayinler gibi maddi olmayan unsurlar yine kültür
mirası kapsamındadır.
Bizim toplumumuzda bir değer olarak devam eden kına gecesi aynı özelliklere
sahip bir gelenektir. Efsanelerde, destanlarda, şarkılarda ya da şiirlerde yer alan sözlü
tarih, müzik ve dans da bu kapsam dahilindedir. Türk kültürü içerisinde seyirlik oyunlar
(Damat Traşı), Orta Oyunu, Karagöz, Kukla, Cirit, Meddahlık, Tura, Silah Atışları,
Güreş, At Yarışları; Töreler/Törenler olarak Doğum Töreni, Sünnet Töreni, Evlenme
Töreni, Ölüm Töreni; Bayram Törenleri olarak Ramazan Bayramı, Kurban Bayramı,
Nevruz Bayramı vb.; Uğurlama, Karşılama, Ürün ve Kutlama Törenleri olarak Askere
Uğurlama ve Karşılama, Hacı Uğurlama ve Karşılama, Hıdrellez, Koç Katma, Ekme ve
Biçme, Yağmur Duası, Ad Koyma, Tırnak Kesme, Saç Kesme, Diş Hediği, Yürüme,
Kütük Atma vb. etkinlikler zengin kültürel mirasın önemli taşıyıcı ayakları olarak var
olma mücadelesi vermektedirler.
Toplumun belleğinde yüzyıllar boyunca gelişerek varlığını sürdüren ve canlı
organizmalar bütünü olarak değerlendirilen sözlü kültür ürünleri, toplumun ortak malı
27
olarak kültürel mirasın çok önemli taşıyıcıları olarak değerlendirilebilir. Burada sözlü
kültürden kastedilen maksat sadece sözlü üretilen edebiyat olmayıp, insan yaşamının
bütününü kapsayan, toplumun ve toplum içindeki fertlerin kendilerini gerçekleştirme
sürecinin tamamını kapsar (Ersoy, 2004: 91). Mitler, destanlar, halk hikayeleri,
masallar, halk inançları, fıkralar, atasözleri, tekerlemeler, bilmeceler, ilahiler, maniler,
ağıtlar halk yazını olarak önemli yer tutan unsurlardır. Ölüm veya benzeri bir felaket
üzerine yakılan halk türküsü olarak bilinen ağıt; çoğunlukla bir yas yerinin sözlü ifadesi
olarak somut olmayan bir miras olarak geleneksel yapı içerisinde devamlılığını
sürdürmektedir.
Kültürümüzde düğün türkülerinin bir kısmı da ölümle veya bir felaketle
bağlantılı olmadığı halde ağıt olarak adlandırılır ki adına “gelin ağlatma” denir.
Bilginin muhafaza edilmesi de miras kapsamındadır. Mesela kültürümüz
içerisinde yer alan geleneği içinde birer tedavi pratiği olan ve bir oyun şeklinde
uygulanan dalak kesme, aydaşlığı giderme, köstek/duşsak kesme, şişe ve bardak çekme
ve nazarı giderme uygulamaları çerçevesinde kurşun dökme, tütsüleme, tuz çevirme vb.
pratiklerin bulunduğu halk hekimliği bir bilgi muhafazasına dayanır (Sever, 2004: 71).
Bu kapsamda bakıldığında halk hekimliğinin taşıyıcısı olan bitkiler, ilaçlar için önceleri
tek hammadde kaynağı olmuşlardır. Halk ilacı veya geleneksel tıp sistemlerinde ilaç
olarak kullanılan bitkiler üzerinde, kimyanın gelişmesine paralel olarak, kimyasal
araştırmalar yapılmış; etkilerinden sorumlu maddeler elde edilmiş ve elde edilen bu saf
maddeler doğrudan ilaç olarak kullanılmaya başlanmıştır. Bugün hala kullanılan morfin,
kodein, digitoksin gibi maddeler bu dönemin ürünleridir. Daha sonra tabiattan elde
edilen maddeler sentetik olarak çok miktarda üretilmeye başlanmıştır. Bunun en güzel
örneği aspirindir. Aspirinin hammaddesi olan yanmış söğüt kabukları, ateşli
hastalıklarda ateş düşürücü ve ağrı giderici olarak kullanılan bir halk ilacıdır (Sezik,
2003: 85).
Nitekim bir müzik aletinin hangi durumlarda kimin tarafından nasıl
kullanıldığını bilmek, bu müzik aletinin geldiği toplumu daha iyi anlamaya yardımcı
olacaktır (Özel, 1998: 25). Bir Minoan vazosu dikkatlice incelendiğinde Minoan çağının
teknolojisi ve kültürü hakkında bilgi vermektedir (Greenhill- Hooper, 1999: 127).
Miras kavramı, kültür varlıklarını da içine alan bir yapıya sahip olup, kültür
varlıkları bu yapının bir parçasıdır. Kültür mirası kavramı uluslararası düzenlemede ilk
olarak 1972 tarihli “Dünya Kültür ve Doğal Mirası Koruma Hakkındaki UNESCO
(Birleşmiş Milletler Eğitim, Kültür ve Bilim Kurulu) Konvansiyonu’nda yer almıştır.
28
Bu konvansiyon kapsamında kültür mirasları; anıtlar, mimari yapılar ve sitler olarak
belirlenmiştir. Dolayısıyla bu yalnızca taşınmaz kültür varlıklarını içine alan bir
konvansiyondur. Buna göre anıtlar, tarihi, sanatsal veya bilimsel açıdan çok önemli
evrensel değere sahip olan mimari eserler, anıtsal heykel ve resim eserleri, arkeolojik
nitelikteki nesneler ya da yapıtlar, yazıtlar, mağara evleri; bina grupları; mimari
nitelikleri, türdeşlikleri ve manzaralı bir yerde bulunmaları sebebiyle tarihi, sanatsal ya
da bilimsel açıdan çok önemli evrensel değere sahip olan ayrı ayrı veya bitişik bina
grupları; sit alanları; tarihi, estetik, etnolojik ya da antropolojik açıdan çok önemli
evrensel değere sahip olanlar (arkeolojik sitler de dahildir) ve insan eseri ya da insan
veya doğa bileşimi eserler konvansiyon kapsamında “kültür mirası” olarak kabul
edilmiştir (Özel, 1998: 28).
Bu konvansiyon 1978 ve 1983’te 76 ülkenin dünya mirası “sit” alanlarını
belirleme, koruma ve saklamayı kabul eden anlaşmayı imzalamalarıyla yaşama
geçmiştir. Bu anlaşma dahilinde yoksul ülkelerin kendi topraklarındaki kültürel mirasa
ait değerlerini korumalarına yardımcı olmak adına bir de fon oluşturulmuştur. Her
geçen yıl liste gittikçe genişlemekte, giren eser sayısı artmaktadır. Aynı zamanda listede
bulunan ancak daha sonra tahrip olma tehlikesi altına giren yerlere de dikkat çekmeye
başlanmıştır. Listede kültür varlıklarının yanında doğal varlıkların da yer alması olaya
çevre bağlamında bakıldığını ve her ikisinin birbirlerinin tamamlayıcısı olduklarının ve
birinin diğerinin de devamlılığının garantisi olduğunun bir göstergesidir. Çünkü yaşamı
oluşturan doğal ve kültürel çevre bir bütün olarak ele alınmalıdır ve nitekim burada da
öyle yapılmıştır. Galapagos Adaları, Tanzanya’da Ngorongoro koruma alanı, Fildişi
sahilinde Tai Ulusal Parkı, Avustralya Kuzey Topraklarındaki Kakadu Ulusal Parkı,
ABD’de Büyük Kanyon ve Kuzey Kanada’daki Nahanni Ulusal Parkı, Türkiye’de
Göreme Ulusal Parkı doğal miras listesindeki eserlerden bazılarıdır.
Dünyanın doğal, kültürel ve aynı zamanda estetiksel zenginliğinin birer
göstergeleri olan bu zenginlikler, turizm kanalıyla da –çünkü dünya üzerindeki insanlar
karakteristik yapıya sahip olan bu şaheserleri görmek için oldukça yüklü harcamalar
yapmaktalar- sahip olan ülkeye büyük ekonomik kazançlar sağlamaktadır. İngiltere’de
dünyaca tanınmış Windsor, Cambridge, York ve Viking şehri, Norwich kasabaları
yaklaşık 3 milyon; Shakespeare’in doğum yeri Stiatford-Upon-Avon, kaplıcalar şehri ve
Roma İmparatorluk özelliklerinin yer aldığı Bath ve tarihi üniversite şehri Oxford 1-2.5
milyon arasında ziyaretçi alırlar (Özgüç, 2003:149). 1994’te Paris’teki Beaboung Center
8.2 milyon, Eyfel Kulesi ise 5.4 milyon ziyaretçi çekmişlerdir (Özgüç, 2003: 89). Bu
29
ziyaretçilerin yapmış oldukları harcamalar son zamanlarda bu değerlerin korunmasına
yönelik girişimleri artırmış olup kişilerde bir bilinç oluşmasına da katkı sağlamıştır.
2.4. Uluslararası Alanda Kültür Varlıklarının Korunması
Kültür varlıklarının korunması dendiğinde akla ilk gelen bu varlıkların fiziki
yapılarının devamlılığının sağlanmasıdır. Devamlılıklarının sağlanması için de bu
nesnelerin tahribattan, parçalanmadan, yağma ve talandan korunmaları gerekmektedir.
Her topluluk için oldukça önemli bir yere sahip olan bu varlıkların gelecek kuşaklara
aktarılması her şeyden önce bunların çok sağlam bir şekilde korunması ile ilgilidir. Aynı
zamanda fiziksel korunma dendiğinde kastedilen, bu varlıkların doğal koşullar,
şehirleşme, sanayileşme ya da çevre faktörlerinin bu yapılar üzerindeki olumsuz
etkilerini de içerisine almaktadır. Bu anlamda özellikle sanayi devrimi sonrasında
yaşanan hızlı sanayileşme ve şehirleşme büyük bir öneme sahiptir (Özel, 1998: 86).
Kültür varlıklarının doğal koşullardan etkilenmesi açısından bakıldığında,
coğrafi faktörlerin varlıklar üzerindeki etkisinin belirleyici olduğu görülmektedir. Daha
nemli bölgelerdeki taş anıt ve yapıların daha sık restorasyona ihtiyaç duyduklarını,
nemsiz ortamda yer alanların daha az onarıma ihtiyaç duyduklarını yaşanan
tecrübelerden bilinmektedir. Nitekim Mısır’da yağışın biraz daha çok olduğu
Kahire’deki eserlerin, kurak kesimlerdeki esrelere göre daha çok etkilendikleri
görülmektedir. Aynı şekilde ülkemizde de nem oranı yüksek olan bölgelerde eserlerin
zarar görme oranı artmaktadır.
Uzmanların yapmış oldukları araştırmalarda; yakın zamanlarda atmosferdeki
sülfürdioksit miktarındaki artışın yol açtığı hava kirliliğinin iklim farklılığı olmaksızın
meydana geldiği, her ülkede iklimin aşındırıcı etkisini hızlandırdığı ortaya
konulmaktadır. İnsan yaşamını her açıdan olumsuz yönde etkileyen hava kirliliği kültür
varlıklarının da zarar görmesine neden olmaktadır. UNESCO’nun 1975 yılında hava
kirliliğinin yol açtığı zararlara dikkat çekerek, restorasyon ihtiyacını vurgulaması, çevre
kirliliğinin kültür varlıkları üzerindeki olumsuz etkisini belgelemek bağlamında önemli
oluşumlar olarak değerlendirilebilir. Özellikle kalkınma sürecinin yeni yeni görülmeye
başladığı Ortadoğu ve Orta Asya ülkelerinde tarihsel ve kültürel yapılar arasında
görülen en büyük tehdidi, sanayileşme ve atmosferdeki kirlenmenin buralara yayılması
30
oluşturmaktadır. Kültür varlıklarının çevre kapsamında ele alınmasının -hem doğal hem
kültürel çevre olarak- en büyük nedenlerinden bir tanesi de budur. Mesela günde
ortalama 15 bin turistin ziyaret ettiği Taç Mahal’deki mermerlerin çevre kirliliğinden
etkilenerek sararmaya başlaması Hindistan Yüksek Mahkemesi’ni Taç Mahal’in
çevresinin kirlenmesini engellemek için bölgede bulunan 212 fabrika ve atölyenin
kapatılmasına karar vermeye sevk etmiştir (Özgüç, 2003: 77). Birçok ülke elinde var
olan kültürel değerlere sahip çıkıabilmek için yeni yeni önlemler almaya yönelmektedir.
Elbette bir topluluğa değil de insanlığa ait olan bu tür eserlerin bu tür önlemlerle
yaşatılması bir zorunluluk olarak görülmektedir.
Koruma kavramı, ayrıca kültür varlığının illegal dolaşımlarının yani “kanunsuz
ihraç, ithal ve mülkiyet naklinin önlenmesini” de içermektedir. Dünyanın pek çok
yerinde pek çok sanat eseri çalınmaya maruz kaldığı için hırsızlık bu alandaki en önemli
tehditlerden birisidir.
Kültür varlıklarının illegal dolaşımı bahsinde hırsızlık dışında diğer maruz
kalınan hususlardan birisi de kaçak kazılardır (Özel, 1998: 86). Arkeolojik açıdan çok
zengin olan ülkelerin kaçak kazıları takip etme imkanı çok az ve yetersiz olduğu için
kaçak kazılar sonrası elde edilen eserler sahte belgelerle yurt dışına çıkarılmaktadır.
Ülkemiz bu açıdan oldukça acı tecrübelerle doludur. Birçok arkeologun ortak yaklaşımı
şudur ki: Kültür varlıklarının incelenebilmesi, onlardan geçmişe ait bilgilerin
öğrenilmesi ancak onların ait oldukları mekanda kalmasıyla mümkündür. Bu ortak
görüş o kadar ileri gitmiştir ki aynı arkeologlar bir eserin bulunduğu ortamdan başka bir
yere götürülmesi ile o eserin yok olmasını aynı görmektedirler.
Kültür varlıklarının tahrip edilmesindeki en önemli hususlardan birisi de
kuşkusuz sanayileşmedir. Özellikle sanayi devriminin yaşandığı ülkelerde, gerek
şehirleşme bağlamında gerekse tek nesne olarak benzer birçok tahribatın yaşandığı
görülmektedir.
Günümüz İngiltere’sinde önemli tarihsel şehirlerin büyük birçoğu sanayi
devrimi sırasında meydana gelen modern gelişmelerin dışında kalmışlar ve böylece
Ortaçağ’a ait değerlerini koruyabilmişlerdir.
Ülkemizde Mardin, Safranbolu ve Göynük gibi şehirler bulundukları konum
itibariyle sanayinin yolu üzerinde olmamalarından dolayı tarihsel ve kültürel dokularını
koruyabilmişlerdir. Kenarlarda kalan yerleşim yerleri yakın zamana kadar bu yapılarını
31
korumuş olsalar da tarihsel açıdan zengin birçok şehir, şehirleşme olgusunun bozucu,
yıkıcı ve yok edici etkisinden kurtulamamıştır. İngiltere’nin Chester’ini dışarıda bırakan
modern sanayi gelişmesi, şehrin ayakta kalabilmesine de imkan sağlamıştır. Aynı
şekilde Avrupa’nın en güzel şehirlerinden birisi olan Belçika’nın Bruges şehri sanayinin
yarattığı gelişmeden uzak düşmüş ve böylece Ortaçağ dokusuyla birlikte ayakta
kalmıştır. Bu iki tarihsel şehir, diğer benzerleri gibi, sanayileşmemişler ama yüzyıllar
boyunca bazı ekonomik özellikler ve kullanışlar kazanarak çürümeye terk edilmeden,
iyi bakım görerek, durumlarını korumuşlardır.
Yirminci yüzyılın sonunda bu şehirlerin karşısına çıkan en önemli engel gittikçe
yaşlanan yapıları koruma maliyetini karşılayacak ekonomik kullanışları bulmak
olmuştur (Özgüç, 2003: 79). Bunu yaparken de yapıya dönemin şartlarına uygun bir
işlevsellik katma gereği duymuşlardır. Ülkeler ellerinde var olan bu tür eserleri
koruyabilmek için bazı harcamalar yapmak zorunda kalmaktadırlar. Ancak şu da
unutulmamalıdır ki, yok olan kültürel bir varlığı hiçbir maddi güç geri
getirememektedir.
Avrupa’nın en çok turist çeken şehirlerinden biri olan –özellikle tarihi dokusunu
korumasından dolayı- Venedik’te, Grand Canal üzerinde yer alan birçok saray oldukça
iyi bakılmışsa da, diğer yapılar (şehre karakterini veren) bomboştur ve çürümeye
bırakılmıştır. Çökme sorunuyla birlikte taşıma tehlikesi de bakım maliyetlerini artırarak
durumu daha da kötüleştirmektedir. Eski Oxford ve Cambridge Üniversiteleri, birçok
bölgedeki katedral ve kiliseler, Fransa’daki şatolar / İngiltere’deki malikaneler, Batı
Avrupa ülkelerinin çoğundaki tarihsel kır evleri (otel olarak kullanılarak) bu durumun
küçük bazı örnekleridir (Özgüç, 200: 80).
Kültür varlıklarının korunup gelecek kuşaklara aktarılması birçok açıdan büyük
önem arz etmektedir. Çünkü bir ulusun ya da grubun “kültür”ü hayat tarzı, değer
yargıları ve normlarıyla tanımlanabilir; yani, dini, dili, gelenek ve davranışları, sanatı
icra yolları (müzik, dans ve tiyatro) ile siyasal ve toplumsal örgütlenme yollarının
birlikteki bütünlüğünden oluşur.
Tarih boyunca taşınır ve taşınmaz kültür varlıklarının, bu konuya istekli kişi ve
toplumların çabalarının sonucu olarak korunmuş ve onarılmıştır. Bu da daha çok üç
kanalda kendini göstermiştir. Bunların birincisi insanların kendinden daha üstün güçlere
tapınmak amacıyla yaptıkları mabetlere dini amaçla sunulan hediyeler ve kutsal sayılan
32
eşyaların bir araya getirilmesiyle oluşmuştur. İkinci tip koleksiyonculuk devlet
yönetimlerinin ve yerel yönetimlerin, halkın ve devletin geleceğini dikkate alarak
yapmış oldukları koleksiyonculuktur ki buna devlet hazinesi de denilmektedir. Kültür
varlıklarının korunması bağlamında bu eserlerin günümüze ulaşmasını sağlayan üçüncü
kurum ise belirli bir zümre, sınıf, hanedan, aile ve diğer hatırı sayılır zengin kişilerce
toplama, satın alma ve ganimet alma gibi yollarla elde edilen eser ve eşyalardan oluşan
koleksiyonlar ve koleksiyonculuktur (Gerçek, 1999: 77).
Kültür varlıklarının korunması ve onarılmasındaki yapıcı güç, yapıtın
bütünlüğünün bozulmaması ya da işlevinin gerektiği koşullara uydurulabilmesi
olmuştur. “Koruma” etkinliklerinin yapıtın simge, estetik, işlevsel değeri yanında, tarih
ve kültür belgesi olarak saklanmasını hedefleyen bilinçli davranış olarak ortaya çıkması,
insanlık tarihini dikkate alındığında daha yeni olup, henüz 20. yüzyıla özgüdür. Elbette
tarihin bir çok döneminde korumaya yönelik girişimler yaşanmıştır. Ancak 19.
yüzyıldan itibaren bu durum öncelikli bir hal almıştır. Nitekim 1830 – 70 yılları
arasında Fransa’da Ortaçağ yapılarına duyulan ilgi, Gotik mimarlık ürünlerinin ilk
tasarımlarındaki üslup bütünlüğüne ulaşacak biçimde onarılmaları isteğini doğurmuştur.
Ortaya konulan bu onarma üslubunun en önemli mimarı 1840 – 70 yılları arasındaki
onarımlarıyla Viollet le- Duc’tır. Onardığı yapıdaki eksiklikleri ya da değiştirilmiş
bölümleri başka Ortaçağ yapılarının ayrıntılarına benzeterek yeniden yapmakta sakınca
görmeyen Duc’a göre, bir yapıyı restore etmek demek, onu korumak onarmak ya da
yeniden yapmak değil, belirli bir zamanda, hiç var olmadığı biçimiyle tam bitmiş bir
yapı haline getirmek demektir. Tabi bu durum eserin orjinalliğinde büyük tavizler
verilmesi anlamına da gelmektedir. Bu anlayışa göre restorasyon, anıtları Ortaçağdaki
tasarımlarında öngörülen, ancak tarih boyunca yapılan ek ve değişiklikler dolayısıyla
gerçekte hiçbir zaman ulaşılmaz oldukları bir duruma getirmeyi amaçlayan üslup
birliğine ulaştırma işlemiydi. Bu kuram oldukça geniş bir alanda yankı bulmuştur:
Notre–Dame Katedral’i gibi gerek Paris’in gerekse başka bölgelerin ünlü yapıları,
tarihleriyle ilgili bazı özgün öğe ve ayrıntıları yok edilerek yeni kimliklere
büründürülmüştür (Eczacıbaşı, 3, 1997: 1368). Bu girişimle esreler tarihsel
orjinalliklerini kaybetmişlerdir. Ortaya aslında yeni, eskisiyle aynı olmayan yapılar
çıkarılmıştır. Halbu ki önemli olan eserin aslının gelecek kuşaklara aktarılmasıdır.
Bu durumun devam etmesi tabi ki düşünülemezdi. Nitekim koruma ve
onarımdaki üslup birliğine tepki 1827 yılında İngiltere’den gelmiştir. Özellikle Gilbert
33
Scott’un aşırı onarım eğilimine karşı “Romantik Görüş” geliştirilmiştir. Sanat
eleştirmeni Ruskin ve İngiltere’de Arts and Crafts akımının kurucusu W. Morris
kuramın başlıca savunucularıdır. Duc ve G. Scott’un uyguladığı anlamda korumaya
karşı çıkan bu akımın temel felsefesi: anıtlarınıza iyi bakın, o zaman restorasyona gerek
kalmayacaktır. Buna göre anıtın, özgün yapısı zamanın etkilerine dayandığı sürece
yaşamasını öngörmekte, yapı bileşenlerinin yenilenmesi itibar görmemektedir.
Yenilenme yani Batı dillerindeki karşılığıyla restorasyon farklı bir yapı ortaya
koymaktır. Gerçeklerin ortaya olduğu gibi konulmasından dolayı günümüzde oldukça
itibar gören bir yöntemdir romantik görüş. İtalyan Luca Betromi (1854–1933)
tarafından ileri sürülen ve uygulanan “tarihi restorasyon” kuramı, yapıların
onarımlarının tarihi belgelerden sağlanan tanımlamalara ve benzeri verilere dayanılarak
yapılmasını öngörmektedir (Eczacıbaşı, 3, 1997: 1368). Bu yaklaşım eserlerin
orjinalliğinin korunması açısından yenilikler getirmiştir. Büyük çevreler tarafından da
kabul görmüştür.
Onarılacak anıtın ayrıntılı olarak incelenmesi, onunla ilgili yazılı ve çizili tüm
arşiv belgelerinin değerlendirilmesi sonunda müdahaleye girişilmesini öngören “Çağdaş
Restorasyon Kuramı” İtalyan Camillo Boito (1836–1914) tarafından geliştirilmiştir.
Bir eser ait olduğu milletin tarihsel geçmişi açısından önem arz etmektedir.
Ortaya konulan yaklaşımlarda bu dikkate alınmıştır. Kuramın temel ilkeleri şunlardır:
1) Anıtlar mimari özellikleri yönünden olduğu kadar, ulusal tarihleri konusunda da
belge değeri taşırlar. Bundan dolayı onlara saygı gösterilmesi gerekmektedir.
2) Mimari anıtlara müdahale etme zorunluluğu olabilir; ancak sağlamlaştırma
onarımdan, onarımsa restore etmekten daha iyidir. Ek ve yenilemelerden kesinlikle
kaçınılmalıdır. Çünkü yapıya yapılan ekler yapının aslından uzaklaşmasına neden
olmaktadır. Bu durum da eserin üzerindeki büyüyü yok etmektedir.
3) Eğer statik durumu sağlamlığı gibi kaygılarla ya da çok zorlayıcı nedenlerle yapıya
ek yapılması gerekirse, bunlar somut verilere dayandırılmalı, yapının var olan
görünümüne özen gösterilerek, başka malzeme ve özellikte gerçekleştirilmemelidir.
4) İlk tasarımdan sonra, değişik dönemlerde yapılan ekler anıtın bir parçası olarak
kabul edilmeli; başka bir öğeyi koparma ya da bozma gibi zararlı etkileri olmadığı
takdirde korunmalıdır (Eczacıbaşı, 3, 1997: 1369).
34
İnsanların toplumsal örgütlenmedeki farklılıkları, fiziki çevrelere uyum
sağlamadaki dengesizlikleri, farklı yapıya sahip olan geçmişleri, ekonomik, siyasal ve
düşünsel yapıları, kalkınma tarzları, dünya üzerinde farklı farklı kültürlerin oluşmasına
yol açmıştır. Bu farklı bölgelerin her biri bölgenin coğrafi, iklimsel ve tarihsel ve sosyal
geçmişlerinden dolayı kültürel tutum için zengin kaynaklar sunan farklı kültürel gelişme
kalıpları sergilerler.
Her ne kadar kültürel, ekonomik ve siyasi etkenler belli ölçüde devrede olsa da
kültürel varlıklarının korunması eski zamanlarda daha çok dini inanç ve törelere bağlı
olarak gelişmiştir. Dünya uygarlıkları açısından merkez niteliği taşıyan, Eski Mısır,
Mezopotamya, Hint ya da Çin uygarlıklarında anıtların dini ve mucizevi değerlerinin ön
planda olduğu görülmektedir. “The Upanishads” (Brahma Kanunları) (M.Ö. 800-400)
tüm insanoğullarını yaratıcının işi ve yaratıcının kardeşi olarak görmektedir. Eski Hindu
kanunlarında savaş sırasında, hatta askerler içinden geçerken dahi şehirlerin tahrip
edilmesine izin verilmemektedir.
Dini Kararnamelerin ve açıklamaların toplandığı
“Agni Purana”da askerlere tapınakların ve diğer dua yerlerinin tahrip edilmesini
yasaklayan hükümler bulunmaktadır. Yunanistan Şehir Devletleri Döneminde (Antik
Yunan M.Ö. 756-146) Olympus, Delos, Delphi ve Dodone gibi şehirler “Kutsal ve
İhmal Edilmeyecek, Korunacak Şehirler (ieroi kai asuloi) olarak değerlendirilmiş, bu
şehirlere ve duvarlarına saldırılar yasaklanmıştır (Güner, 2009). Böylece zengin tarihsel
ve kültürel miras korunmaya çalışılmıştır. Aslında bunda başarılı da olunmuştur.
Eski Mısır yerleşmelerinin, kutsal yapılar ve çevrelerine gösterdikleri özen ile bu
yapıtları ve bu yapıtları merkez olarak geliştirdikleri yerleşme düzeni, hem yerleşme
planlaması ve hem de yerleşim alanındaki yapıtları çevresiyle birlikte koruma
çabalarının ilk örnekleri olduğu belirtilmektedir.
Çok eskilere kadar giden yerleşim yerlerine sahip olan, bir yere kadar da
medeniyetlerin yeşerdiği bölge olarak kabul edilen Ege ve Akdeniz Bölgesi de
Mezopotamya coğrafyasıyla birlikte ilk koruma örneklerini göstermektedir. Bizim
elimizde bulunan zengin antik çağa ait eserler bu dönemlerden kalmıştır. Nitekim Girit
Adasındaki eski Knossos yerleşmesi (M.Ö. binli yıllar) bu kapsamda değerlendirilebilir.
Ancak Helen öncesi ve sonrasıyla ilgili olarak, yaşanan değişimin özellikle
belirtilmesinde gelişimleri ve değişimleri kavrayabilmek açısından yarar vardır. Çünkü
Helen öncesi dönemde tapınakların; Helen döneminde ise, dini yapılar ve tapınakların
yer aldığı kutsal alanlarla birlikte günlük yaşamda önemli yeri olan kamusal yapı ve
35
mekanların da korunduğu görülmektedir (Kiper, 2004: 24). Ortaya çıkan bu durum
korunan mekanlar ve nesneler açısından bir çeşitliliğin dolayısıyla zenginliğin
yaşanmasına da fırsat hazırlamıştır.
İslam dininin kültür varlıkları ve tarihsel değerlere vermiş olduğu önem ve değer
hakkında Güler (2009) şunları belirtmektedir: İslam dini taşıdığı hoşgörünün bir
yansıması olarak koruma kavramını Hıristiyan ve Yahudi ibadet merkezlerini ve
manastırlarını da kapsayacak şekilde geliştirmiştir. İlk halife ve kanun yapıcı Hz.
Ebubekir (M.S. 632-634.) Suriye ve Irak’ı fethetmeden önce askerlerine şu komutu
vermiştir. “Manastırlarda münzevi bir şekilde yaşayan ve her şeyini Allah’a bırakan
rahibeleri öldürmeyiniz, onları özgür bırakınız ve manastırlarını tahrip etmeyiniz”. Bu
koruma yaklaşımının Türk-Müslüman Devletlerinde de artarak devam ettiği
görülmektedir. Osmanlı Padişahı Fatih Sultan Mehmet’in en güçlü olduğu dönemde
İstanbul’u fethettiği zaman Ayasofya Kilisesi’ni yakıp yıkmaması ve rahiplerini,
rahibelerini dini ibadetlerinde serbest bırakması bu döneme ait verilecek en güzel
örneklerden biridir
Venediklilerin elinde bulunan Girit Adası 1645-1669 yılları arasında süren çetin
savaşlar sonrasında Osmanlılar tarafından fethedildiğinde ada içerisinde 54 tane kilise
ve manastır mevcuttu. Ada, 1897 yılında Yunanlılarla yapılan savaş sonrasında
Osmanlının elinden çıktığında yaklaşık olarak 228 yıl kesintisiz Osmanlı hakimiyetinde
kalmıştır. Bu süre içerisinde ada sınırlarında 105 kilise ve manastır ile 54 tane cami ve
mescit var iken, 1897 yılından günümüze kadar geçen 112 yıllık Yunan hakimiyeti
içerisinde adada sadece bir tane cami kalmıştır ki o da harap durumdadır (Akgündüz,
2006).
Özellikle hukuk alanında büyük bir çığır açan dönemi boyunca çok geniş bir
coğrafyayı hakimiyeti altına alan Romalıların, yaşanılan çevrenin korunmasının gerekli
olduğu bilincine sahip olan ilk topluluk olduğunu söylemek yerinde bir tespit olacaktır.
Nitekim Roma hukukunda, eski eserlerin korunması ile ilgili maddelerin olduğu, şehir
estetiği ve cephe kaplamasına kadar inen bir dizi koruma kuralının getirildiği
bilinmektedir.
Antik dönem kentlerinden Herculanum’da bir duvara asılı M.S. 44 ve 54
yıllarına ait iki bronz kitabede şu ifade edilmektedir: “Bir yapıyı tahrip ederek maddi
kazanç sağlayanların, kazandıklarının iki katını hazineye yatırmak suretiyle
36
cezalandırılacağı” ifade edilmektedir (Kiper, 2004: 25). Bu tavır belki de o zamana
kadar görülen ahlaki kısıtlamaların yanında olaya hukuki bir boyut kazandırması
açısından çok önemlidir. Çünkü artık böyle bir nesneye her ne sebeple zarar veren birisi
bu suçunun cezasını da çekmektedir. Bunda Roma devrinden önceki devirlere ait
yapıların korunmasının bir problem olarak düşünülmesinin de önemli rolü vardır.
Bilindiği üzere Batıda Hıristiyanlığın kabul edilmesinden sonra Helen ve Roma
yapıtları tahrip edilmiştir. Bu yapıtlarınTürkler tarafından tahrip edildiği yönündeki Batı
yaklaşımı aslında gerçekleri çok da yansıtmamaktadır. Bu eserlere zarar verimesinin
nedeni ise bu yapılar Pagan dininin birer simgeleri oldukları için Hıristiyanlığın önünde
büyük birer engel olarak değerlendirilmektedirler. Bu durum 18. yüzyıla kadar devam
etmiştir. 18. yüzyıldan itibaren arkeoloji biliminin doğuşu ve yapılan kazılar sonrasında
ortaya çıkarılan antik döneme ait eserlerin rağbet görmesiyle ve Neoklasik akımın da
önem kazanması ve popüler olmasıyla tekrar Helen ve Roma dönemi önem kazanmıştır.
Danimarka, İsveç, İtalya vb. ülkeler var olan tabloda öncü rolünü
oynamaktadırlar. İtalya’da 1624 yılında papalık kararı ile eski eser-kültür varlığı
dışsatımı yasaklanmıştır. Bu tavrın Avrupa’nın diğer ülkelerinde de kabul gördüğü
anlaşılmaktadır. Danimarka ve İsveç’in saray, kale vb. eski eserlerin korunmasına
yönelik getirmiş oldukları önlemleri Portekiz, Fransa, Almanya, Macaristan ve Mısır
izlemiştir. Geleneksel savaş töreleri ve kurallarına ilk modern uluslararası insancıl
prensipleri ilave eden Prusyalı askeri düşünür-stratejist-teoriysen Carl von Clausewitz
(1780-1831)’tir. Clausewitz’in ortaya koyduğu prensipler bir savaşın yönetilmesi ve
gerçek askeri hedeflere yönelik saldırı ve savaş emirlerinin sınırlanmasını içermektedir
(Güner, 2009). Bu yaklaşım daha sonra ortaya çıkacak olan savaş esnesında kültür
varlıklarının korunmasına yönelik yaklaşımlar açısında önemli bir milat olmaktadır.
Yaşanan bu gelişmelerde elbette önemli kültür varlıklarına sahip olan İngiltere
ve
Fransa’yı
unutmamak
gerekmemektedir.
Nitekim
tarihi
yapıların
(kültür
varlıklarının) korunması çabaları İngiltere’de 1770’li yıllara, Fransa’da 1831 yılına
rastlamaktadır. Fransa’da yapılan devrimden sonra, önemli yapıların aristokrasinin
simgeleri olarak yıkılması olayı, koruma yaklaşımındaki ideolojik boyutun önemi
hakkında çok önemli ipuçları vermektedir. Bu yıkımlara karşı duyulan tepki bir taraftan
da Fransa’da koruma duyarlılığının başlangıcı olmuştur. Bir ülkenin kendi içerisindeki
iç çatışmalar bile aynı topluma ait değerlerin yok edilmesine neden olabilmektedir. Bu
da yıkımların ve bu varlıkların tahribatında yaşanan ideolojik boyutla bağlantılıdır.
37
Fransa’da atılan tohumların etkileri günümüze kadar gelmektedir. Nitekim 1830
yılından bu yana Fransa’da İçişleri Bakanlığı bütçesine koruma çalışmaları için ayrı bir
ödenek konmuştur. Konulan bu ödeneğin hala geçerliliğini koruması alınan kararın
doğruluğunu göstermektedir. Bu tür oluşumların diğer ülkekere de kaynaklık etmesi
gerekmektedir.
19. yüzyılda Avrupa’da gelişen milliyetçilik akımının koruma çabalarına hem
olumsuz hem de olumlu etkileri olmuştur. Olumlu etkileri açısından baktığımızda ulus
devlet olma özelliklerini yeni kazanan Avrupa ülkeleri; tarihi mirası ulusların
kurulmasını meşru kılacak önemli bir destek aracı olarak görmüşlerdir. Çünkü bir ulus;
dili, dini, tarihi, geçmişe ait bağlayıcı unsurları ve geçmişinden kalan ortak kültür
varlıkları ile bir birliktelik sağlayabilir. 1922 yılında ünlü İsviçreli Mimar La Corbusier,
Paris’i dümdüz etmeyi öngören “Vorsin Planı”nı geliştirebilmiştir. Aynı şekilde
Napolyon III. Döneminde, Paris için Baron Haussmann’a çizdirilen planın uygulanması
ile kentin tarihindeki en büyük “temizleme” eylemlerinden biri gerçekleştirilmiştir
(Kiper, 2004: 29).
Kültür varlıkları tarihin her döneminde taşıdıkları önem ve taşıdıkları sanatsal ve
estetiksel değerden dolayı gerek savaş gerekse barış zamanında sürekli el değiştirmek
zorunda kalmıştır. Bu varlıklar bazen farklı kültürlere duyulan öfke yüzünden tahrip
edilmiştir; bazen de yağmalamaların sonucunda taşıdıkları maddi değer ve karşı tarafa
ait olmasından dolayı taşımış olduğu psikolojik güçten dolayı doğduğu mekandan
koparılıp başka coğrafyalara götürülmüştür.
Aslında tarihsel ve kültürel değerler ait eserlerin transferi ta Hititlere kadar
gitmektedir. Hititler, Asurlular ve İranlılar savaşlarda yendikleri milletlerin eserlerini bir
zafer nişanesi olarak götürmüşlerdir (Akurgal, Akt. Kültür Bakanlığı, 2003: 12).
Tarihteki sayısız örnekler içerisinden, başka topluluğa duyulan öfke sonucu zarar gören
kültür varlıklarına belki de en güzel örnek Kartaca’nın başına gelenlerdir. Kartaca,
Roma İmparatorluğu’na korkulu günler yaşatan Annibal’in yenilmesiyle Romalıların
işgaline uğrar. Daha önceki işgallerinde taş üstünde taş bırakmayan Romalılar, bu defa
bununla yetinmezler. Kartaca şehri yıkıntılarının üzerinde saban sürerler. Tıpkı şehrin
kuruluşunda olduğu gibi. Yalnız bir fark vardır: Saban bu defa ters yönde yani soldan
sağa (dıştan içe) doğru sürülmektedir. İşte ancak o zaman Kartaca’nın kökünü
kazıdıklarına, belini doğrultamayacağına kanaat getirir Romalılar (Armağan, 1996: 16).
Bunun en büyük nedeni ise; karşı tarafın en çok değer verdiği nesnelerin görmüş
38
oldukları tahribatın büyüklüğü, tarafların üstünlüklerinin bir nişanesi olarak
değerlendirilmiş ve kültür varlığının yok edilmesi ya da yerinden götürülmesi onur
kaynağı olarak itibar görmüştür.
Savaşan tarafların birbirlerinin kültür varlıklarını yok etmeleri ya da onlara zorla
el koymaları olağan bir davranış olarak süregelmiştir. Kazanan tarafın savaşta elde ettiği
eşya üzerinde hukuki bir hakka sahip olduğundan, yağmalama kültürel değişimin bir
aracı olarak gelmiştir. Şunu da ortaya koymak önem arz etmektedir ki; düşman tarafına
ait olan kültür varlıklarına sahip olma durumu taraflar için bazı avantajları da
beraberinde getirmektedir.
Her şeyden önce kültür varlıklarını ele geçiren taraf, kültürel açıdan büyük
değer taşıyan bu nesnelere sahip olmakla, savaşı kimin kazandığını ispatlamış olmanın
yanında daha sonra yapılacak olan barış görüşmelerinde de politik bir silah olarak
kullanacağı bir koza sahip olmaktadır. Bu varlıklar, aynı zamanda taşıdıkları ekonomik
değerden dolayı, elinde bulunduran taraf açısından önemli bir değişim aracı olarak
işlem görmektedir (Özel, 1998: 90).
Kültür varlıklarının savaş esnasında gördüğü zarara tarihsel dönem içerisinde
ilk tepki Çiçero’dan gelmiştir. Çiçero Sicilya’da çeşitli anıtları yağmalayan
Romaivermes adlı bir generali 45 sestere tazminata mahkum ettirmiştir. 9. yüzyılda
Charlemagre prensip olarak kültür varlığının ait olduğu yere iadesini tanımış ve bu
kültür varlıklarının daimi yerlerinden alınıp, başka yerlere götürülmesine de karşı
çıkmıştır (Özel, 1998: 90). 9. yüzyılda alınan bu kararların günümüzde geçerliliğini hala
koruması, bu kararların doğruluğundaki isabeti de gözler önüne sermektedir.
Tarihte, sanat eserinin - kültür varlıklarının iadesini emreden barış antlaşmaları
ilk kez 17. yy.da gerçekleşmiştir. Bunlar: 1648 tarihli Westphalia Antlaşması ve 1660
tarihli Olivia Antlaşmasıdır. Bu tür antlaşmalara rağmen güçlü olan ülkelerin, hukuku
kendi menfaatleri doğrultusunda kullanmaları, yapılan antlaşmalara rağmen birçok
problemin yaşanmasına neden olmuştur.
1794’te yayımlanan Prusya “Allgemeiner Landrecht” her çeşit eşyanın zapt
edilmesini hukuki olarak kabul edilebilir saymıştır. Napolyon da Prusya hukukuyla
hemfikir olarak, işgal ettiği topraklardaki - özellikle İtalya - kültür varlıklarını Fransa’ya
taşımıştır. Napolyon’un yenilmesinden sonra ise el konulan sanat eserlerinin iadesi
gündeme gelmiş ve Fransa’nın eserler üzerindeki mülkiyet hakkı iptal edilmiştir.
39
Napolyon Bonapart’ın yenilgisiyle toplanan Viyana Kongresi; Avrupa’nın yeni
sınırlarını tartışırken, yağmalanan yapıtların geri verilmesi kurallarını da ilk kez 1815’te
yürürlüğe koymuştur. Napolyon Bonapart 1794’te Belçika’yı daha sonra İtalya’yı işgal
ettiğinde “Belvedere Apollo’su”, “Gladyatörün Ölümü”, “Lacoon” gibi dev yapıtları
Paris’e taşımıştı. Mısır’ı işgale giderken donanmasında amiral ile generalden daha çok
arkeolog, egyptolog (Mısır Bilimci) bulunan Bonapart, Osmanlıların yardımına gelen
İngilizlere yenilince, onun yağmalattırdığı Mısır tarihi bu kez Louvre Müzesi yerine
British Müzesi’ne taşınmıştı (Güner, 2009).
Kültür varlıklarının korunması ile ilgili kuralları uluslararası anlamda
konumlaştırma çabalarından birisi 1874 Brüksel Konferansı’dır. Bu deklarasyonun
getirdiği hükümler hiçbir zaman onaylanmamasına rağmen, 25 yıl sonraki La Haye
Konferansı’na modellik yapması açısından önem taşımaktadır. Çünkü La Haye
Konferansı’nda alınan kararlar Brüksel Konferansı’nın geliştirilmiş halidir. Bu
deklarasyona göre, sanata adanmış müesseseler devlete ait olsun olmasın, özel mülkiyet
olarak nitelendirilmekte ve bu tür müesseselerin zapt ya da tahribatı yetkili mercilerce
cezalandırılmaktadır. Antlaşma ile birlikte özel mülkiyete el konulması ve
yağmalanması yasaklanmıştır. Aynı zamanda sanat eserleri ve toplumların kültürlerine
ait izler taşıyan kültür varlıklarının, savaşın her türlü tahribatından korunması için
gerekli tedbirlerin alınması öngörülmüş; ancak bunun için bu eserlerin bulunduğu
binaların askeri amaçla kullanılmaması gerektiği belirtilmiştir (Özel, 1998: 93).
1899 ve 1907 La Haye Antlaşması’na göre işgal ordularınca kültür varlıklarının
yağma ve talanı yasaklanmış ve işgal edilen ülkelerdeki mevcut kanunlara uyma
zorunluluğu ve özel mülkiyete el konulmama zorunluluğu getirilmiştir. Fakat bu
antlaşmanın I. Dünya Savaşı’nda sıkça sistematik bir şekilde ihlal edildiği gözlenmiş ve
antlaşmaların endişe verici durumlara tam anlamıyla çözüm üretemediği kaygısını
doğurmuştur.
Kültür varlıklarının en çok zarar gördüğü ve el değiştirdiği dönemlerden bir
tanesi de II. Dünya Savaşı sırasında yaşanmıştır. Bu savaş sırasında Nazi Almanyası
Napolyon’dan bu yana en kapsamlı ve sistematik yağma politikasını uygulamıştır.
Avrupa’nın birçok yerindeki galerilerin, kiliselerin ve müzelerin yağmalanmaları
sonrasında eserlerin Almanya’ya götürülmesi, savaş sonrasında hukuki problemlerin
doğmasına neden olmuştur (Özel, 1998: 96).
40
Temel amacı kültür varlıklarının kanun dışı ticaretini engellemek olan ve 1970
UNESCO konvansiyonunda kabul edilen, çoğunlukla ekonomik açıdan fakir ancak
kültür varlıkları açısından zengin olan ülkelerin benimsedikleri milliyetçi görüş; kendi
topraklarından illegal yollarla götürülen eserlerin Avrupa’da yaşanan büyük savaşlarda
çok daha fazla zarar gördüğü ve bu nedenden dolayı da kendilerine iade edilmeleri
gerektiği savunmasını ileri sürmüştür. Çünkü dünyada yaşanan en büyük iki savaş
Avrupa’da yaşanmış olup yalnızca İpek Yoluyla, Berlin’deki Etnografya müzesine
götürülen eşsiz eserler değil, dünya kültürlerine ve hatta Avrupa kültürlerine ait birçok
eserin de II. Dünya savaşında yok olduğunu belirtmektedirler.
İspanyol rahipleri Aztek dinini yok etmek için Aztekçe yazılı eserlerin tümünü
yakmışlardır. Dini eserler altın gibi değerli madenlerden yapıldıkları için büyük bir
açgözlülükle tahrip edilmiş ve bozulmuştur. Yüz yılın başlarında İtalya’da Mussolini
yeniden büyük Roma’yı yaratabilmek için önemli görülen anıtların çevresini yıkarak
boşaltmıştır. Bu esnada birçok önemli eser yok edilmiştir. Bu faşist dönemde İtalya’da
genelde anıtsal yapılar ve Klasik Roma eserleri önemli görüldüğü için bunların dışında
kalan tarihi doku yok edilmiştir. Aynı ideolojinin Almanya yansımasında Hitler,
Varşova’yı programlı bir şekilde neredeyse ortadan kaldırmıştır. Savaş sonrasında
Varşovalılar 40 yaşın üzerindeki Varşovalıların görüşleri ile yapıları tekrar aynı şekliyle
inşa etmişlerdir. Nürnberg ve Leningrad gibi kentlerde de tarihlerinin izlerini taşımak
için şehirleri yeniden inşa etmişlerdir.
Hıristiyan dünyasının Pagan Roma’ya, Kentsoylu darbesinin aristokrat
Fransa’ya, faşist İtalya’nın Klasik Roma dışındaki gelişmelere duyduğu tepki, kendine
simge olarak eski eserleri seçerek, sonraki dönemlerde de yine Avrupa kentsoylusu,
özledikleri daha üstün yaşantının simgelerini klasik dönemin ve Ortaçağın kalıntılarında
bulmuştur. Yalnızca bir dönemin eserlerine değer veren ulusçu ve radikal dinci
politikaların kültür varlıklarına vermiş oldukları zararın en önemlisini II. Dünya Savaşı
döneminde görmekteyiz. Ancak daha sonraki koruma tartışmalarının temelinin atılması
da bu dönemde olmuştur (Kiper, 2004: 30).
Son zamanlarda özellikle de küreselleşmenin de etkisiyle dünya üzerindeki
kültür varlıklarının devamlılığı bağlamında büyük değişimler yaşanmaktadır. Ülkelerin
tarihsel geçmişlerine ait kültür varlıklarını koruma bilinci ve girişimi gelişmenin önünde
bir engel olarak değerlendirilip, tarihsel çevre ve dolayısıyla kültür varlıkları üzerinde
önemli yıkımların yaşanmasına neden olmaktadır.
41
Yakın tarihte Bosna Savaşında yaşananlar aynı tavrın devam ettiğinin
göstergeleri olarak değerlendirilebilir. Bu savaşta İslami kültüre duyulan öfke, pek çok
İslami mimari kültür varlıklarının yok edilmesine neden olmuştur. Kuşkusuz bunlardan
en önemlisi Osmanlı devrinden kalma Mostar Köprüsünün 9 Kasım 1993’te Hırvatlar
tarafından bombalanması ve buna misilleme olarak 1906 tarihli Katolik Papazlar
Sarayının yok edilmesi ve devamında Ortodoks katedralinin dinamitlenmesidir.
Aynı şekilde Latin Amerika’da Maya Uygarlığının yağmalanması ve Kolomb
öncesi anıtların parçalanarak diğer ülkelere (özellikle ABD) götürülmesi dünya
üzerindeki sayısız kültür varlığı yağmalamasına üzücü örnekler olarak gösterilebilir
(Özel, 1998: 89).
Kamboçya’daki tapınaklar, Afganistan’da bulunan Taliban rejiminin Hindukuş
Dağları eteklerindeki Bamijan mağaralarında bulunan iki dev Buda heykelini
dinamitlemesi, Irak müzesinin bilinçli olarak savaş esnasında boşaltılması yakın tarihin
kültür varlığı katliamının popüler örnekleridir. Halbuki kültürel tarihin mirasları olan bu
varlıklar, savaş, deprem gibi felaketler karşısında kendilerini kötü niyetli ve kâr elde
etmek isteyenlere karşı korumak zorundadır.
Yakın tarihte kültür varlıklarının yok olması açısından hala tazeliğini koruyan
örnek ise Irak’ta yaşanmaktadır. Irak müzesinin damlarına havadan görülmesi için
UNESCO yazılmış olmasına rağmen, korumaya yönelik bu tavrın Körfez Savaşı
sırasında müzeleri füzelerden koruyamadığı bilinmektedir. Aynı savaşta Mezopotamya
coğrafyasının en eski ve zengin şehirlerinden birisi olan Ur şehri de diğer arkeolojik
kentler gibi büyük zarar görmüştür. Mezopotamya coğrafyasının merkezi olan ve
binlerce yıllık çok farklı zengin kültürlerin değerlerine sahip olan Irak’ta bugün 10 bin
arkeolojik alan bulunmaktadır. Öyle ki Tell el-Lam’da siperlerin kazılması sırasında
altından tarihi harabeler çıkmıştır. Yaşanan kültür varlığı katliamı çok yönlü olarak
devam etmekte olup, yağmalanan Bağdat Müzesi’nde 15 bin eser kayıptır. Her ne kadar
bunlardan 4 bine yakın parça bulunmuş ve iadesi sağlanmışsa da birçok farklı kültüre ait
o eşsiz değerlerin hala büyük bir çoğunluğu bilinmeyen yerlerde, bilinmeyenlerin
ellerindedir. Ürdün, Suudi Arabistan, Amerika ve İtalya’da pek çok eser yakalanıp
müzeye iade edilmiştir (Erbay, 2005: 56). Ancak şu da bilinmektedir ki, bir de bunun
görünmeyen yönü vardır ki, asıl kayıplar da orada yaşanmaktadır. En büyük değerlerin
kaybı ise hiçbir medya organına yansımamaktadır.
42
Savaşlar dışında kültür varlıklarının kanundışı yollarla el değiştirmesi önemli bir
problem olarak görülmektedir. Nitekim günümüzde işlenen suçlardan uyuşturucu ve
silah kaçakçılığından sonra üçüncü sırayı eski eser yani kültür varlığı kaçakçılığı
almaktadır.
Kültür varlığı kaçakçılığı, ülkenin ekonomik koşullarına, eğitim düzeyine ve
kültürel bakış açısına bağlı olarak, yasadışı yollarla gerçekleştirilmektedir. Dünya
üzerinde kültürel miras açısından oldukça zengin fakat ekonomi ve eğitim açısından az
gelişmiş ülkelerde (Mısır, Türkiye, Yunanistan, Güney Amerika) kültür varlıklarının
tarihsel süreç içerisinde öneminin ve değerinin anlaşılmasından sonra kültür varlığı
kaçakçılığı bir kazanç kaynağı haline gelmiştir (Kültür Bakanlığı, 2003: 12).
Ekonomik açıdan yetersiz, eğitimsel açıdan kültürsüz ve bilinçsiz olan bazı
kişiler, kültür varlığı kaçakçılığını bir meslek haline getirmişler ve tarihsel açıdan çok
önemli olan birçok esere büyük tahribatlar vermişleridir.
Dünyada
kültür
varlıklarının
soygunu
özellikle
üç
mekanda
gerçekleştirilmektedir. Müzeler, tarihi şatolar ve kiliseler. İstatistikçilere göre sadece
İtalya’da her iki saatte bir, özel koleksiyondan eser çalınmakta ve el değiştirmektedir.
Gardner Müzesi’nden çalınan 300 milyon dolar tutarındaki 13 tablo hala
bulunamamıştır (Erbay, 2005: 56).
Oslo Sanat Galerisi’nden çalınan Edward Munch’a ait “Çığlık” adlı eser -70
milyar dolar tutarında- uzun uğraşlar sonrasında bulunmuştur. 1911 yılında 20. yy.’ın
en büyük sanat eseri soygunu Louvre’dan Mona Lisa adlı tablonun çalınması olarak
gösterilmektedir. Bu tablo da daha sonra İtalya’da bulunmuştur. Kültür varlığı
kaçakçılığının Hititler döneminden beri yapıldığı bilinmektedir.
Ülkemizdeki Lidya döneminden kalma tümülüslerde yapılan kazılarda, mezar
odasının tümülüsün merkezinde değil de her tümülüste farklı yerlerde bulunduğu ve
bunun o dönemki mezar soyguncularını engellemek için yapıldığı bilinmektedir.
Romalılar, MÖ 1. yüzyılın ilk yarısında diktatör Sula ve onun arkasından birçok Roma
İmparatoru eliyle, Anadolu ve Yunan yarımadalarından yüzlerce değerli eseri Roma’ya
götürerek tarihin en insafsız kültür varlığı soygunculuğunu yapmışlardır. Aynı şekilde
Akdeniz ve Ege kıyılarında bulunan antik yerleşmelerdeki mimari elemanların birçoğu,
Bizans imparatorları tarafından İstanbul’a getirilmiş ve farklı binalarda devşirme
malzeme olarak kullanılmıştır. Bunun en güzel örneklerinden birisi de Ayasofya’dır.
43
İmparator Jüstinyen tarafından inşa edilmiş olan yapının sütunları, Batı Anadolu’daki
ören yerlerinden birisi olan Efes’ten getirilmiştir (Kültür Bakanlığı, 2003: 13). En çok
sanat eseri - kültür varlığı soygununa maruz kalan ülkeler açısından baktığımızda
İtalya’dan 4200 parçası resim veya ikon olmak üzere 21738 parça eser; 2000 yılında
Çekoslovak Cumhuriyetinde 5300’den fazla eser; Prusya’dan yaklaşık 4400 parça eser
müzelerden çalınmıştır. İsviçre’de her yıl yaklaşık 3100 parça çalıntı eser ele
geçmektedir. Türkiye’den ise her yıl yaklaşık 1700 parça eser çalınmaktadır (Erbay,
2005: 57).
Kültür Varlıklarının Korunması Hakkında Uluslararası Kuruluşlar ve
Antlaşmalar
Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO)
•
Kültür Varlıklarının Kanunsuz İthal, İhraç ve Mülkiyet Transferinin
Önlenmesi ve Yasaklanması İçin Alınacak Tedbirlerle İlgili 1970 UNESCO
Antlaşması
•
Silahlı Bir Çatışma Halinde Kültür Varlıklarının Korunmasına Dair
Sözleşme
•
Dünya Kültürel ve Doğal Mirasın Korunması Hakkında 1972 Tarihli
UNESCO Antlaşması
•
Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi
Uluslararası Müzeler Konseyi (ICOM):
Kültür Varlıklarının Korunması ve Restorasyonu Çalışmaları Uluslararası Merkezi
(ICCROM):
Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi (ICOMOS):
1931 Tarihli Atina Konferansı
Anıtların ve Sitlerin Muhafaza ve Restorasyonu Hakkındaki 1964 Venedik Tüzüğü
1975 Tarihli Avrupa Mimari Mirası Tüzüğü
Avrupa Konseyi
Avrupa Konseyi Bünyesinde I. Avrupa Kültür Antlaşması (Avrupa Kültür
Antlaşması)
44
Akdeniz’de Özel Koruma Alanlarına İlişkin 1982 Cenevre Protokolü
Avrupa Arkeolojik Mirasın Korunması Sözleşmesi
Arkeolojik Mirasın Korunmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi- Malta Sözleşmesi
Avrupa Mimari Mirasının Korunması Sözleşmesi – Granada
Arkeolojik Mirasın Korunması Hakkında Avrupa Sözleşmesi
Avrupa Mimari Miras Tüzüğü
Uluslararası Kriminal Polis Örgütü (INTERPOL)
1985 Tarihli Kültür Varlıkları ile İlgili Suçlar Hakkında Avrupa Sözleşmesi
Avrupa Birliği Düzenlemeleri
Kültür Varlıklarının İhracı Hakkında 5 Aralık 1992 Tarihli ve (AET) 3911/92
No.lu Konsey Tüzüğü
Bir Üye Devlet Ülkesinden Kanunsuz Olarak İhraç Edilen Kültür Varlıklarının
İadesi Hakkında 15 Mart 1993 Tarihli 93/7/AET No.lu Konsey Yönergesi
Çalınmış ya da İllegal Olarak İhraç Edilmiş Kültürel Objeler ile İlgili 1995
UNITDROIT Antlaşması
Institut de Droit International Kararı
ABD ile Yapılan İkili Antlaşmalar
İngiliz
Uluslar
Topluluğu
(Common
Wealth)
Ülkelerinde
Kültürel
Mirasın
Korunmasıyla İlgili Proje
2.5. Türkiye’de Kültür Varlıklarının Korunması
2.5.1. Cumhuriyet Öncesi Dönem
Müzecilik ve kültür varlıklarının organize hale getirilmesinin ülkemizde 19.
yüzyılda gerçekleşmesine rağmen kültür varlıklarının muhafaza edilmesinin çok daha
eskilere kadar gittiğini söylemek mümkündür. Çünkü Türk milleti her zaman ecdadına
ait eserlere saygı göstermiştir. İşte gösterilen bu saygının sonucunda da onlara ait
45
eserleri bir şekilde muhafaza ederek atasına gösterdiği değeri her zaman ortaya
koymuştur.
1869 yılında çıkarılan ilk Asar-ı Atika Nizamnamesine (Eski Eserler Kanunu)
kadar eski eserlerin hukuki durumu fıkıh esaslarına göre düzenlenmiştir. Özel’e (1998:
70) göre “fıkıh kitaplarına göre eski eser “malik ve sahibi belli olmayan” taşınabilir
eşyalardır. Taşınmaz eski eserler ise vakıflara, özel kişilere ya da devlete aittir. Böylece
taşınmaz eski eserlerden devlete ya da özel şahıslara ait olanlar yeterli koruma imkanına
sahip olmamış ve malikin tasarruf yetkisi kısıtlanmamıştır.”
Fıkıh hükümlerine göre taşınır eski eserler nerede bulunursa bulunsun, İslami
semboller taşıyıp taşımamasına göre farklı bir değerlendirmeye tabi tutulmaktadır. Buna
göre üstü Kelime-i Şehadet ya da İslami bir başka işaretle süslü eşyalar korunma
hükmündedir. Lukata hükmüne göre eşyayı bulan, “sahibinin adem-i talebesine zan
hasıl oluncaya” kadar durum ilan edilir. Sonuç çıkmazsa ve eşyayı bulan fakir ise, söz
konusu eşya kendisine kalır. Bulan zengin ise, eşyayı ya fakirlere ya da Devlet’e verir.
Üstünde İslam’dan başka dinlere ait işaretler bulunan eşyaların beşte biri Beytülmal’e
verilir. Eğer arazi kimseye tahsis edilmemiş ise, eşyanın beşte biri alındıktan sonra
kalanı onu bulana verilir. Bulan yabancı ise bu haktan yararlanamaz. Bu durumda eşya
devlete kalır.”
Görüldüğü gibi fıkıh hükümlerindeki yaklaşıma göre bir özel kişinin taşınır eski
eser üzerinde mülkiyet edinmesi mümkündür ve devlete kalan pay oldukça azdır. Bu
dönemlerde, belirli bir sınıf ya da toplumsal bilinçle oluşturulmuş koruma
politikalarının varlığından söz etmek mümkün değildir. Bunun aksine koruma
konularında çok duyarsız uygulamaların yapıldığına şahit olmaktayız.
Ülkenin içinde bulunduğu çöküntünün bir sonucu olarak oluşan siyasi ve iktisadi
dışa bağımlılık yönetici kesimin bu eserlerin yurt dışına götürülmesini engelleyici bir
tavır ortaya koyamamalarına neden olmuştur. Özellikle bazı eserlerin yurt dışına
çıkarılmasında bizzat padişah fermanları kolaylık sağlayıcı olmuştur. En basit örnek
olarak Alman diplomatların ve ileri gelenlerin çıkarılan bazı antik döneme ait eserleri
talep ederek dönemin padişahına baskı yapmaları, aynı şekilde Osmanlı Devletinin
borçlarına karşılık olarak İstanbul’da bulunan bazı eserlerin İngiltere’ye götürülmesi
gösterilebilir (Gerçek, 1999).
46
Kültür ve kültür varlığını oluşturan en önemli yapı, kuşkusuz mimari ve kent
dokusunda kendini göstermektedir. Onun için Batılılar kendi kültürel değerlerini
gelecek kuşaklara taşıyabilmek için her şeyden önce mimari yapılarını ve onların
oluşturduğu kent dokusunu korumuşlardır. Çünkü bir toplum, yaşamının içindeki en
etkin kültürel unsur olan mimarisini kaybetti mi, her şey çözülmeye başlar ve büyük bir
değer kaybı yaşanır. Bunun için II. Dünya savaşından sonra taş üstünde taş kalmayan
Prag şehri, belli yaşın üzerindeki insanların tarifleriyle -Savaşta şehirle ilgili hiçbir plan
veya belgenin bırakılmamasından dolayı- yeniden aslına bağlı kalınarak inşa edilmiştir.
Avrupa’da aynı durum Nürnberg ve Petersburg gibi birçok şehirde yaşanmıştır. Nitekim
kültür varlığı ve kültür mirası gibi kavramalar uluslararası hukukta kullanıldığında da
ekseriye mimari yapı daha ağırlık kazanmaktadır. Bu bağlamda ülkemiz kültür varlıkları
ve kültür mirası değerlerini anlayabilmek için eski dönemlerden itibaren mimari
yapıların yaşadığı değişime ve o değişimin yaşanmasına olanak sağlayan siyasi, iktisadi,
düşünsel yapıya göz atmakta fayda vardır.
Ülkemizde tarihi mirasın korunması yönündeki ilk resmi girişim 1846 yılında
Tophane-i Amire Müşiri Ahmet Fethi Paşanın İstanbul Aya İrini Kilisesinde eski
eserleri depolamasıyla başlamıştır. Bundan önce doğrudan eski eserlerin korunmasına
yönelik düzenlemeler olmasa da 1848, 1849 ve 1864 tarihli Ebniye Nizamnameleri eski
yapılara uygulanacak hükümleri de taşımaktaydı. Aya İrini Kilisesi, fethin ardından
imparatorluğun cephaneliğine dönüştürülür, ama bu dönüşümden sonra da yalnızca
kilise mimarisi açısından değil, barındırdığı askeri malzeme ve kutsal emanet
koleksiyonları açısından da simgesel bir değer taşımaya devam eder (Shaw, 2004: 21).
Bir taraftan içerisinde barındırmış olduğu eserlerden dolayı diğer taraftan da yapının
kendine ait olan değer. Yapının günümüzde de değerli bir yapı olarak itibar görmesi
önemi hakkında ipuçları vermektedir.
Britanyalı Seyyah E. D. Clarke Türklerin kenti ele geçirmelerinin yadigarı
olarak asılı duran silahları, kalkanları ve Bizans imparatorlarının savaş aygıtlarını
gördüm
derken
Bizanslardan
kalan
kutsal
emanetlerin
binada
korunduğunu
düşündüğüne işaret etmektedir. Aynı zamanda Osmanlı Askeri Müzesi rehberi 18.
yüzyılda binada eski Kuran ciltlerinin, eski silahların, sakal-ı şerif ve başka kutsal
emanetlerin sergilendiğini anlatır (Shaw, 2004: 24).
Yedi maddeden oluşan ve 1869 tarihinde çıkarılan ilk Asar-ı Atika
Nizamnamesi; Osmanlı topraklarında eser aramak için izin şartı getirmiştir.
47
Avrupalıların, Osmanlı topraklarından Yunan ve Roma uygarlıklarından kalan eski
nesneleri toplamaya 17. yüzyılda başladıklarını düşündüğümüzde bu çıkarılan
nizamnamede ne kadar geç kalındığını söylemek zor olmasa gerek.
Daha önce 1869 yılında çıkarılan nizamnamenin yetersizliği dikkate alınarak
1874 yılında yeni bir nizamname çıkarılmıştır. Buna göre henüz keşfedilmemiş eserler
nerede bulunursa bulunsun devlete aittir. Nizamnamede usulüyle eski eser, arayıp da
bulanlar eserin 3’te birine hak kazanırlar. Bulunan eserin 3’te biri arazi sahibine, kalan
3’te biri ise devlete kalır. Bulanlar arazinin sahibi ise 3’te ikisi onun olur. Çıkarılan bu
nizamname kazılarda bulunan eski eserler üzerinde özel mülkiyete izin vermiştir.
Tarihi eserlerin korunması konusunda devlet görevlilerince uygulanacak
yöntemlere ağırlık veren 1869 tarihli tezkerenin aksine, 1874’te çıkarılan eski eser
nizamnamesi esas olarak yabancılara hitap eder. Kültür varlıklarının tanınması ve takdir
edilmesi Avrupa tarzı bir çerçeve kazandıkça, bu eserlere verilen değer de koruma
bağlamında ifade edilmeye başlar.
Avrupalılar nasıl tarihi eserleri ele geçirme taktiklerini Osmanlıların bu eserleri
ihmal etmesine karşı önlem olarak meşrulaştırdıysa, Osmanlılar da yeni nizamnameyi
Avrupalıların yağmasına önlem olarak meşrulaştırmışlardır. Osmanlılar, Avrupalılar
akın edene kadar eski eserlerin bulunduğu alanları pek düşünmemişlerdi; dolayısıyla
Avrupalılar, arkeolojik olarak önem taşıyan alanların sınırlarını belirleyip kural koyma
fırsatı bulmuş ve bu alanlarda denetim kurmuşlardır. Nizamnamenin yürürlüğe
girmesiyle, Osmanlı yönetimi söz konusu topraklar ve eserler üzerinde yeniden stratejik
denetim kurmayı başaramamış; bütün becerebildiği, Avrupalıların daha önceden seçerek
haritasını çizdiği ve altında yatanları gün ışığına çıkardığı tarihi alanlarda taktik
manevralar yapmaktır (Shaw, 2004: 111).
Yeni çıkarılan 1874 nizamnamesinde eskiden kalan her türlü “eşya” eski eser
olarak nitelenmiş ve ilk defa madeni paralar tarihi eser olarak sayılmış ve para ya da
maden olarak taşıdıkları değer ölçülmek yerine, tarihsel açıdan değerli nesneler olarak
nitelenmişlerdir. 1869 yılında çıkarılan ilk nizamnamedeki eski eserlerin yurt dışına
çıkarılamayacağı şartını dikkate aldığımızda 1874 yılındaki nizamname Osmanlı
açısından bir geriye gidiştir.
1884 yılında bir önceki kanun maddelerindeki zaafları ortadan kaldırmak için
Osman Hamdi Bey’in çabalarıyla çıkarılan Asar-ı Atika Nizamnamesi’ne göre; Osmanlı
48
toprak ve sularında çıkan bütün eserler devlete aittir ve bu eserlerin yabancı ülkelere
ihracı yasaklanmıştır. İzin alarak eser çıkaranlar sadece eserin fotoğrafını ve kalıbını
alabilirler şartı getirilmiştir.
O zamana kadarki en kapsamlı Asar-ı Atika Nizamnamesi olarak bilinen 1906
tarihinde çıkarılan nizamname; yalnızca Türk – İslam çağı öncesi eserleri değil, tüm
kültürlere ait değerleri eski eser olarak tanımlamış ve bununla korunması gerekli
eserlerin çerçevesi genişletilmiş ve evrensel kültür açısından da çok önemli bir adım
atılmıştır.
Osman Hamdi’nin vefatından sonraki gelişmelere bakıldığında, 12 Şubat 1910
tarihinde “İstanbul Asar-ı Atika Muhipler Cemiyeti” (İstanbul Eski Eserler Sevenler
Derneği) kurulmuştur. Kurulan bu dernek ülkemizde kültür varlıklarının sahiplenilmesi
konusundan sivil inisiyatif açısından oldukça önemli rol oynamıştır. Aynı şekilde 31
Temmuz 1912 tarihinde “Muhafaza-i Abidat Hakkında Nizamname” yani Anıtların
Korunması Hakkındaki Tüzük çıkarılmış ve taşınmaz kültür varlıklarıyla ilgili olarak
önemli bir eksiklik giderilmiştir. 1917 yılında İstanbul’da kurulan “Muhafaza-i Asar-ı
Atika Encümeni Dairesinin yanında 25 Haziran 1917 tarihinde kurulan “Asar-ı Nakşiye
Nizamnamesi” de kültür varlıkları açısından önem arz eden girişimlerdir (Gerçek,
1999). Kurulan bu tür dernekler ve yapılan girişimler geç kalan kültürel değerlere sahip
çıkma bilincimize çok az da olsa katkı sağlamıştır. Bu tür girişimler Cumhuriyet’in
ilanında sonra ortaya konulacak olan girişimlere de kaynaklık etmiştir.
2.5.2. Cumhuriyet Dönemi
23 Nisan 1920 Cuma günü TBMM’nin Ankara’da toplanarak yasama ve
yürütme yetkisini üzerine almasından sonra, 2 Mayıs 1920’de “İcra Vekiller Heyeti”
kurulmuştur. Bu heyetteki 11 vekillikten birisi de Maarif Vekilliğidir. Maarif Vekilliği
1971 yılında Kültür Bakanlığı kurulana kadar kültür varlıklarıyla ilgilenen en önemli
kurum olmuştur.
Maarif Vekilliğinin özellikle beş dairesinden birisi olan Hars Müdürlüğü kültür
varlıklarıyla ilgili olarak birinci derecede önemli birim olarak kendini göstermektedir.
Ekim 1922 ve Kasım 1922 tarihlerinde Hars müdürlüğü tarafından vilayetlere
gönderilen iki genelge daha Cumhuriyet ilan edilmeden önce yeni kurulacak Devletin
49
Kültür Varlıklarına yaklaşımı hakkında ipuçları vermektedir. 14 Ağustos 1923
tarihindeki “Birinci Heyeti İlmiye Toplantısı” cumhuriyetin ilanından önceki ilk bilim
kurulu olarak, içerisinde üst düzey bürokratlar, bilim adamları, üniversite profesörleri,
eğitimciler ve diğer yetkilileri barındırmaktadır. Heyetin almış olduğu kararlar arasında
kültür varlıklarının korunması ile ilgili görüşler de mevcuttur.
Cumhuriyetin ilanından sonra 1924’te halifeliğin kaldırılması, 1925’de tekke ve
zaviyelerin kapatılmasıyla bu kurumlara ait kültür varlıkları da müzelere devredilerek
koruma altına alınmıştır. Cumhuriyet’in ilanından sonra kültür varlıklarının korunması
için 1932’de kurulan Halkevleri, 1931’de Türk Tarih Kurumu, 1933’te İstanbul
Üniversitesi (arkeoloji, sanat tarihi ve antropoloji bölümleri) ve 1936’da Dil ve Tarih
Coğrafya Fakültesi gibi kurumlar önemli katkılar sağlamışlardır (Gerçek, 1999). 23
Haziran 1934 tarihinde Müze ve Rasathane Kanunu çıkartılmış olup, bu kanunla müze
örgütü ayrı bir statüye kavuşmuştur.
Cumhuriyetin ilk yıllarında yurdumuzdaki eski eserlere sahip çıkılması,
korunması ve sevdirilmesi amacıyla, Maarif Vekaleti’nce okullara da genelgeler ve
yönergeler gönderilmiştir. Bu kapsamda 27.09.1935 tarihinde “Öğretmenlerimizin
Tarihi Eserleri Toplamaları Hakkında Talimat” başlıklı talimatname çıkartılmıştır. 2
Temmuz 1951 yılında kabul edilen 5805 sayılı “Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar
Yüksek Kurulu Teşkiline ve Vazifelerine Dair Kanun’la Anıtlar Yüksek Kurulu
kurulmuş olup bu kurum ülkemizdeki kültür varlıklarının korunması için oldukça
yararlı katkılarda bulunmuştur. Yurt içindeki bu gelişmeler yaşanırken yurt dışında da
bağlantılar kurulmaya başlanmış ve 1945 yılında imzalanan UNESCO sözleşmesine
Türkiye de imza atmıştır. Ülkemiz ayrıca 1972 yılında UNESCO tarafından hazırlanan
“Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleşmeye,” 1970 Tarihli “
Kültür Varlıklarının Kanunsuz İthal, İhraç ve Mülkiyet Transferinin Önlenmesi ve
Yasaklanması İçin Alınacak Tedbirlerle İlgili Sözleşmeye” imza atmıştır. Ayrıca
1965’te ICOMOS’a (Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi), 1964’te ICCROM’a
(Uluslararası Kültürel Varlıkları Araştırma ve Koruma Merkezi), 1933 tarihli Atina
Şartı’na, 1954 tarihli “Silahlı Bir Çatışma Halinde Kültür Mallarının Korunmasına Dair
Sözleşmesi’ne”, 1964 “Venedik Tüzüğü’ne,” 1985 Granada’da kabul edilen “Avrupa
Mimari Mirasın Korunması Sözleşmesi’ne” 1992 yılında Malta’da kabul edilen
“Avrupa Arkeolojik Mirasının Korunması Sözleşmesi’ne” ve “Akdeniz’de Özel
Koruma Alanlarına İlişkin 1982 Cenevre Protokolü’ne” de ülkemiz taraf olmuştur.
50
Türkiye’de Kültür ve Tabiat Varlıklarının Korunması Hakkında yapılan yasal
düzenlemelere bakıldığında ilk etapta 1982 Anayasasının 56. maddesi dikkat
çekmektedir. Anayasanın bu maddesine göre; “Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede
yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre
kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir.” (Anayasa md. 56).
1982 Anayasası’ndaki bu maddenin bir uzantısı olarak 09. 08. 1983 tarihli
2872 sayılı Çevre Kanunu’nu çıkartılmıştır. Kanun’a göre; bütün vatandaşların ortak
varlığı olan çevrenin korunması, iyileştirilmesi; kırsal ve kentsel alanda arazinin ve
doğal kaynaklarının en uygun şekilde kullanılması ve korunması; su, toprak ve hava
kirlenmesinin önlenmesi; ülkenin bitki ve hayvan varlığı ile doğal ve tarihsel
zenginliklerinin korunarak, bugünkü ve gelecek kuşakların sağlık, uygarlık ve yaşam
düzeyinin geliştirilmesi ve güvence altına alınması için yapılacak düzenlemeleri ve
alınacak önlemleri, ekonomik ve sosyal kalkınma hedefleriyle uyumlu olarak belirli
hukuki ve teknik esaslara göre düzenlemek amacıyla çıkarılmıştır. (md.1)
Kültür ve Tabiat Varlıklarının Korunması Anayasa’nın 63. maddesinde de
sosyal ve ekonomik haklar ve ödevler kısmında “Devlet, tarih, kültür ve tabiat
varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlar, bu amaçla destekleyici ve teşvik edici
tedbirleri alır.” diye belirtilmiştir.
Anayasanın sosyal ve ekonomik haklar ve ödevler kısmında bulunan 43.
maddeyle, “Kıyıların Korunması” ve kontrol altına alınması ile ilgili bir düzenleme
getirilmiştir. Yapılan bu düzenlemeye göre; “Kıyılar, devletin hüküm ve tasarrufu
altındadır. Deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla, deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil
şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir. Kıyılarla sahil şeritlerinin
kullanılış amaçlarına göre derinliği ve kişilerin bu yerlerden yararlanma imkan ve
şartları kanunla düzenlenir.”(Anayasa md. 43)
Anayasada yer alan bu yaklaşımın bir devamı olarak çıkarılan 04. 04. 1990
tarihli 3621 sayılı Kıyı Kanunu, deniz, tabii ve suni göl ve akarsu kıyıları ile bu yerlerin
etkisinde olan ve devamı niteliğinde bulunan sahil şeritlerinin doğal ve kültürel
özelliklerini gözeterek koruma ve toplum yararlanmasına açık, kamu yararına kullanma
esaslarını tespit etmek amacıyla çıkarılmıştır.
Anayasa’da, toprak mülkiyeti başlığı altında düzenlenen 44. maddede “Çiftçiye
toprak sağlanması ormanların küçülmesi sonucunu doğurmaz” denilmek suretiyle
51
ormanlar korunmuş ve 169. maddede
“Devlet, ormanların korunması ve sahaların
genişletilmesi için gerekli kanunları koyar ve tedbirleri alır… Bütün ormanların
gözetimi devlete aittir. Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz (…) Ormanlara
zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemez. Ormanların tahrip
edilmesine yol açan siyasi propaganda yapılamaz; münhasıran orman suçları için genel
ve özel af çıkarılamaz.” (Anayasa md. 169).
Yerleşme hürriyeti ve mülkiyet hakkına getirilen sınırlamalar ve şehir
planlaması ile ilgili olarak 1982 Anayasası”nın kişinin hakları ve ödevleri başlıklı
bölümünde yer alan 23. maddede “Yerleşme hürriyeti, …., sağlıklı ve düzenli
kentleşmeyi gerçekleştirmek ve kamu mallarını korumak, …, amaçlarıyla kanunla
sınırlanabilir.” denilmektedir. (1982 Anayasa md. 23) Anayasanın 57. maddesinde de
devletin şehircilik açısından yükümlülükleri tarif edilmiştir. Buna göre; “Devlet,
şehirlerin özelliklerini ve çevre şartlarını gözeten bir planlama çerçevesinde, konut
ihtiyacını karşılayacak tedbirleri alır, ayrıca toplu konut teşebbüslerini destekler.” (1982
Anayasası md. 57) 35. maddede ise “Mülkiyet ve miras hakları, ancak kamu yararı
amacıyla kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı
olamaz.” ibaresine yer verilmiştir. (1982 Anayasası md. 35)
Ülkemizde Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın dışında, yürürlükteki yasalar
gereğince, doğal – tarihi ve kültürel değerlerin korunması konusunda yetkili ve sorumlu
kurumların sayısının oldukça fazla olduğu görülmektedir. Bu kurumlara kısaca bir göz
atacak olursak; 1978 yılında bir Bakanlar Kurulu kararıyla Başbakanlık Çevre
Müsteşarlığı kurulmuştur. Kurulan bu kurumun amacı “çevrenin korunması,
iyileştirilmesi, kırsal ve kentsel alanda arazinin ve tabii kaynakların en uygun şekilde
kullanılması ve korunması, her türlü çevre kirliliğinin önlenmesi, ülkemizin doğal bitki
ve hayvan varlığı ile tabii ve tarihi zenginliklerinin korunması” olarak özetlenmiştir
(Keleş ve Hamamcı, 2002: 295).
Amacı “çevrenin korunması ve iyileştirilmesi, kırsal ve kentsel alanda arazinin
ve doğal kaynakların en uygun ve verimli şekilde kullanılması ve korunması, ülkenin
doğal bitki ve hayvan varlığı ile doğal zenginliklerinin korunması, geliştirilmesi ve her
türlü çevre kirliliğinin önlenmesi” olan Çevre Bakanlığı 1991 yılında kurulmuştur.
Kurulan bu bakanlık da çevre müsteşarlığı gibi çevrenin kültürel boyutunu oluşturan
kültür varlıklarının korunmasına katkılar sağlamaktadır.
52
1989 yılında Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığı kurulmuştur. Bu kurumun
amacı 383 sayılı kararnamede, özel çevre koruma bölgesindeki çevre değerlerini
korumak, bu alanların koruma ve kullanma ilkelerini belirlemek, imar planlarını
yapmak, her ölçekteki planları ve plan kararlarını yeniden gözden geçirmek ve
doğrudan doğruya onaylamak biçiminde özetlemek mümkündür.
Ülkemizde kültür varlıklarının korunmasında pay sahibi olan kurumlardan ikisi
de Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ile Orman Bakanlığıdır. Orman Bakanlığı, ormanların
korunmasının ve geliştirilmesinin yanı sıra, ulusal park, doğa parkı, doğa anıtı, doğayı
koruma alanı, mesire yeri gibi alanların ayrılması, korunması, işletilmesi av alanlarının
belirlenmesi, av ve yaban yaşamı kaynaklarının korunması, geliştirilmesi, işletilmesi,
erozyonu önleyici önlemlerin alınması, ağaçlandırma gibi alanlarla ilgilenmektedir.
Orman ve doğa hukuku alanında 23.7.1995 tarihli, 4122 sayılı “Milli Ağaçlandırma ve
Erozyon Kontrollü Seferberlik Kanunu” adıyla yeni bir yasal düzenleme yapılmıştır.
Yasa, devlet ormanlarında, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki arazilerde, hazine
arazilerinde “izin, tahsis ve idari ittifak” yollarıyla, ilke olarak Orman Bakanlığı’nın
denetim ve gözetiminde, kamu kuruluşları ve özel kişiler tarafından ağaçlandırma ve
erozyon denetim çalışmaları öngörmektedir (Kaboğlu, 1996: 65)
Ülkemizde kültür varlıkları ile ilgili en önemli iki kuruluş kuşkusuz Kültür ve
Turizm Bakanlığı ile Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kuruludur. Kültür Bakanlığı
1971 yılındaki kuruluşundan itibaren bir çok değişiklikler geçirdikten sonra 16.04.2003
tarih ve 4848 sayılı kanun ile Kültür ve Turizm Bakanlığı adıyla kurulmuş olup; kültürel
değerleri yaşatmak, geliştirmek, yaymak, tanıtmak, değerlendirmek ve benimsetmek,
tarihi ve kültürel varlıkların tahribini ve yok edilmesini önlemek, yurdun turizme
elverişli bütün imkanlarını ülke ekonomisine olumlu katkı sağlayacak şekilde
değerlendirmek, turizmin geliştirilmesi, pazarlanması, teşvik ve desteklenmesi için
gerekli önlemleri almak, kültür ve turizm konularıyla ilgili kamu kurum ve kuruluşlarını
yönlendirmek ve bu kuruluşlarla işbirliğinde bulunmak, yerel yönetimler, sivil toplum
kuruluşları ve özel sektör ile iletişimi geliştirmek ve işbirliği yapmak üzere Kültür ve
Turizm Bakanlığının kurulmasına, teşkilat ve görevlerine ilişkin esasları düzenlemektir.
Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu 2863 sayılı yasayla, “kültür varlığı”, “doğa
varlığı”, “sit” ve “koruma alanı” gibi kavramların tanımını yaptıktan sonra, bunların
korunması yöntemlerini de göstermiştir (Kültür Bakanlığı, Kültür ve Tabiat Varlıklarını
Koruma Kanunu).
53
2863 sayılı bu kanun Anayasa’nın 63. maddesinin bir uzantısı olarak çıkartılmış
olup kültür varlıklarının korunmasına yönelik geçerli olan en önemli kanundur. Kanunla
korunması gerekli taşınır ve taşınmaz kültür ve doğa varlıklarıyla ilgili tanımlar
yapmak, işlem ve etkinlikleri düzenlemek, gerekli ilke ve uygulama kararlarını almak
üzere bir örgüt kurma amaçlanmıştır. Kanunda kültür varlıklarının, doğa varlıklarının,
sit kavramlarının ve koruma alanlarının tanımları yapılmıştır. Bu amaçla, ilgili valilik ve
belediyelere, belli süreler içinde koruma amaçlı imar planı hazırlama zorunluluğu
getirilmiştir.
2873 sayılı 09. 08. 1983 tarihli Milli Parklar Kanunu, yurdumuzdaki milli ve
milletlerarası düzeyde değerlere sahip milli park, tabiat parkı, tabiat anıtı ve tabiat
koruma alanlarının seçilip belirlenmesine, özellik ve karakterleri bozulmadan
korunmasına, geliştirilmesine ve yönetilmesine ilişkin esasları düzenlemek amacıyla
çıkarılmıştır.
18. 11. 1983 tarihli 2960 sayılı Kanun, İstanbul Boğaziçi Alanı’nın kültürel ve
tarihi değerlerini ve doğal güzelliklerini kamu yararı gözetilerek korumak ve
geliştirmek ve bu alandaki nüfus yoğunluğunu artıracak yapılanmayı sınırlamak için
uygulanacak imar mevzuatını belirlemek ve düzenlemek amacıyla çıkarılmıştır.
Belediyeler ve valilikler tarihi–kültürel varlıkların korunması konusundaki yerel
uygulamalardan sorumlu yerel yönetim birimleridir. Özellikle Tarihi Kentler Birliği’nin
etkileriyle belediyelerde bu bilinç artmıştır. Çekül Vakfı, TAY gibi gönüllü kuruluşlar
da gittikçe artmaktadır.
2.6. Kültür Varlıklarının Korunduğu Mekanlar Olarak Müzeler
Çok kısa anlamı ile müze zamanda ve mekanda dağınık bir takım objeleri,
kolaylık olsun diye, bir tek çatı altında toplamak ve bu objeleri inceleme, etüt etme ve
zevk almak amacıyla yetiştirmek için düşünülmüş bir binadır (Allan, 1963: 5). Bu bina
ayrıca bireylerde gözlem, mantık, yaratıcılık hayal gücü ve beğeni duygusunun
oluşmasına ve gelişmesine katkıda bulunabilecek, bu değerleri toplumun yararına
kullandırarak insanların ders çıkarmalarına vesile olacak başlıca yaygın eğitim
kurumlarıdır (Buyurgan ve Mercin, 2005: 30).
54
Kültür varlığı dendiğinde kuşkusuz ilk akla gelen kavramlardan bir tanesi
müzelerdir. Çünkü müzeler insanlığın kültürel değerlerinin toplandığı mekanlardır. En
basit anlamıyla müze, eşya koleksiyonlarını inceleme, etüt etme ve zevk alma amacıyla
yerleştirmek için düşünülmüş bir binadır.
Müze sözcüğü Grekçe “Mouseion” kelimesinden türemiş olup, Yunan
Mitolojisinde Musa’lar (İlham Perileri) adı verilen tanrıçalara adanan tapınak ve
Atina’da Musa’lara ayrılan tepe anlamına gelmektedir. Latinceye “Museum” şeklinde
geçen kelime diğer dünya uluslarının dillerine geçmiştir. İlk defa bilimsel bir amaca
hizmet edecek bir saha teşkil etmekten ziyade, insanların güzel sanatlara ruhen bağlı
olmalarından ve bu bağlılığın bir şekilde sergilenme, başkalarıyla paylaşma ve takdir
görme tezahürüne istinaden doğmuştur (Buyurgan ve Mercin, 2005: 29).
İnsanlar doğası icabı değer verdiği şeyleri tarihin her döneminde saklama gereği
duymuşlardır. Diğer canlılardan farklı olarak önemli gördüğü nesneleri biriktirmeye
özen göstermesi bu saklama güdüsünün ilk çağlardan itibaren insanda var olduğunu
göstermektedir. Müzelerin ortaya çıkış nedenlerinden birisi de insanoğlunun değerli ve
ender bulunan objeleri toplama, biriktirme ve saklama gayreti ve tutkusudur.
İnsanlar, hem doğaya karşı üstünlüğünü ve mücadelesini hem de bilinmeyen
güçler karşısındaki korkusunu ve saygısını ortaya koyan, kendi yaratıcı güçlerini gün
yüzüne çıkaran ve kanıtlayan eserleri korumaya devamlı özen göstermişlerdir. Tarihin
her döneminde insanlar tarafından bu tür eserler ortaya konulmuştur. Dinsel açıdan
önemli saydıkları, tapınaklara ve dinsel törenlerle ilgili kutsal mekanlara hediye
amacıyla bırakılan ve adak olarak kabul edilen çeşitli objeler, daha sonra oluşacak olan
koleksiyonculuğun ve müzeciliğin temelini oluşturmaktadır. Tapınaklarda toplanan,
insanların ürettikleri koleksiyonların ilk örneklerini Mezopotamya, Anadolu, Mısır ve
Yunanistan’da görmekteyiz (Gerçek, 1999: 3).
Müze, insanın dünyanın bütün bölümlerindeki tarihi bizim için canlandırmak,
insanın, içinde yaşadığı çevreyi tanımakta nasıl ilerlediğini, aile hayatını nasıl
teşkilatlandırdığını, sanatların, tekniklerin, kültürün ve uygarlığın nasıl geliştiğini
gösteren halka açık, çalışma, eğitim ve eğlendirme amacıyla koruyan, araştıran, bildiren
ve sunan, kâr amacı gütmeyen, halkın ve halkın gelişiminin hizmetinde olan kurumlar
olarak bir yönüyle tüm insanlığa uygarlık tarihini kronolojik olarak açıklayan bir etüt
merkezidir (Allan, 1963: 5). Müzeyi, geçmişi “geçmiş” haline getiren, daha doğrusu
55
belli bir geçmişin “geçmiş” olarak seçilip algılanmasını sağlayan bir mekan olarak
düşünebiliriz.
Müze, tarih ya da bilim kitaplarında yer alan bilgilerin, nesneler aracılığıyla
canlandırıldığı mekanlardır (Shaw, 2004: 7). Halil Edhem Bey müzeyi şöyle tanımlar:
“İlim, fen ve sanatların her şubesine mahsus eserler ve eşyadan oluşan koleksiyonların
teşhir ve muhafaza edildiği binalara müze denir.” Uluslararası Müzecilik Konseyi
(ICOM)’nin Brezilya’nın başkenti Rio De Janerio’da 1958 yılında yaptığı müze
tanımına göre: “Kültürel değerler taşıyan öğelerden kurulu bir bütünü korumak,
değerlendirmek, halkın, özellikle gençliğin eğitimi, öğretimi, eğlenmesi, dünya
görüşünün yenilenmesi, yapıcı ve yaratıcı yeteneklerin işlenmesi, özgeci ve insancıl
duyguların beslenip güçlenmesi için çeşitli belgelerle daimi sergileme yapan ve
çoğunluğun yararına yönetilen kuruluşlara müze denir.” (Gerçek, 1999: 10). Müze
alanında yaşanan değişikliklere paralel olarak müze tanımlamalarında da değişiklikler
yaşanmıştır. Nitekim Uluslararası Müzecilik Konseyi (ICOM) en son 2002 yılında
yaptığı müze tanımında: “Müzenin; ticari amaçlar dışında kurulmuş, toplum hizmetinde
olan ve toplumun gelişmesine katkıda bulunan, halka açık, insanların çevresindeki
maddi olguları eğitim ve eğlence, araştırma ve eğlence amaçlı olarak toplayan,
muhafaza eden, sergileyen ve açıklayan kuruluş” olduğunu belirtmiştir. Bunun yanı sıra
aşağıdaki kuruluşlar da müze kategorisine dahil edilmiştir.
Doğal, arkeolojik ve etnografik abideler, çevreler ve tarihsel anıtlar,
Canlı türlerinden bitki ve hayvanların canlı olarak sergilendiği koleksiyonları
barındıran kuruluşlar,
Bilimsel merkezler ve astronomi merkezleri,
Ticari amaç dışında kurulmuş, sanat eserlerinin sergilendiği galeriler,
Doğal koruma alanları,
Koruma, araştırma, eğitim ve yetiştirme yanında, belge toplama ve müzecilik ile
ilgili diğer faaliyetler içinde bulunan, ticari amaca yönelik olmayan kuruluş ve
organizasyonlar,
Somut ve somut olmayan kültürel kaynakları yöneten, devamlılığını sağlayan ve
koruma imkanlarına sahip kültür merkezleri ve diğer kuruluşlar (Ekici, 2004: 60).
56
Müze bireylerdeki zevki geliştirmek, tarih bilincini oluşturmak, bilgi üretip
yaymak, farklı sosyal sınıflar için ortak alışkanlıklar yaratmak, farklı grupları aynı
ideoloji çerçevesinde toplamak vs. gibi bir işlevselliğin yanında toplum için sadece
sınırlı ve yerel öneme sahip kuruluşlar değil, özellikle dünyada yaşanan hızlı değişimin
de yansıması olarak küresel bütünleşmeye katkıda bulunan öğelerden biridir (Nalçakan
ve Kandemir, 2005: 25).
Madran’a göre (1999: 6) toplum ve gelişiminin hizmetinde olan, halka açık,
insana ve yaşadığı çevreye dair tanıklık eden, malzemelerin üzerinde araştırma yapan,
toplayan, koruyan, bilgiyi paylaşan ve sonunda inceleme, eğitim ve zevk alma
doğrultusunda sergileyen, kör düşüncesinden bağımsız, sürekliliği olan bir kurumdur
müze.
Müze, geçmişe bakarak insanların kurumsallaşmış bir nostalji yaşamasını
sağlayarak, tarihsel hafıza içerisinde iç görüye varılarak ve öz kimliği buldurarak
geçmiş, bugün ve gelecekle ilgili düşünsel tasavvurlar yetisi oluşmasına katkı sağlar
(De’Haan, 2000: 159). İnsanın bir ayağının geçmişte bir ayağının ise gelecekte olmasını
sağlar. Bu da geçmişin tecrübesinden yola çıkarak geleceği şekillendirmesine kaynaklık
etmektedir.
Atagök’e (1999a: 71) göre müzeler, kültürel birikimi korumakla başlayan temel
amaçlarının, toplumun eğitim ve öğreniminin artırılması, güzel duyu görgüsünün
yerleşmesi, geçmişin, bulunduğumuz anın ve giderek geleceğin açıklanması,
yorumlanması, belgelenmesi, yaratıcılığın desteklenmesine dönüşmesi ile günümüzde
kültürel altyapının gelişiminde rol oynayan etkin kurumlardır.
Müzeler, ortak amaçları olan toplama, koruma, belgeleme, sergileme ve
eğitimin yanında bireyleri eğlendirme gibi bir misyona da sahiptir. Ancak günümüzde
müzeler yalnızca bir ulusa ait sanat ve kültürel değerlerin korunduğu mekanların
dışında, kendini çağa uydurmaya çalışan, gelişmeleri yakından takip eden, geçmişi
tanımanın yanında geleceği de şekillendirme kaygısı taşıyan birey ve toplumun
modernleşmesinin bir aracı haline gelmiştir (Buyurgan ve Mercin, 2005: 55).
Bir taraftan eserlerin bu tür doğal ve yapay durumlara (aydınlatma) rağmen
korunmalarının sağlanması diğer taraftan koleksiyonundaki eserlerin hem kolayca
bulunabilmeleri, hem de kaybolmamalarını sağlamak için yapmış olduğu belgeleme
işlerinin sağlıklı bir şekilde gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Özellikle esrelerin
57
belgelenmesi, bu yapıları tarih bilimine yaklaştırma açısından ayrı bir öneme sahiptir
(Buyurgan ve Mercin, 2005: 58). Müzenin toplumun hem kültürel hem de doğal
mirasını koruyan, depolayan kuruluşlar olarak kalmayıp, çağdaş müzeciliğin işlevleri ile
donatılmış birer kültürel eğitim kurumu olduğu bugün kabul görmüş bir tanımlamadır.
Çünkü müzelerin, geçmişe ait değerlerin korunmasının yanında geleceğe değer
katmaları, geleceği şekillendirme açısından yaptığı katkılar göz önüne alındığında, bir
ayağının geçmişte ve bir ayağının gelecekte olduğu görülmektedir (Özkasım, 1999: 46).
Hatta günümüzde geleceği şekillendirme ve yorumlamada daha fazla ilgi gördüklerini
gözlemlemek mümkündür.
Artık müzeler günümüzde huşu ile gezilen mekanlardan, eğitimin zevkle
eğlenceyle verildiği yaygın eğitim, açık üniversite, kültür ve eğlence merkezlerine
dönüşmüştür. Artık toplama, koruma, belgeleme ve sergileme gibi görevlerinin yanında
toplumu eğlendirerek eğitmeyi de hedefleyerek, koleksiyonları topluma ilgi çekici
kılmaya özen gösteren müzeler, edilgen bir anlayıştan etkin bir müze işletmeciliğine
geçişte, koleksiyonlarındaki yapılara olan sorumluluklarının yanı sıra insana ve topluma
karşı da sorumluluklar yüklendiler. Bu sorumluluk çerçevesinde çokta haberdar
olmayan toplumla müzeler arasındaki ilişkiyi sıklaştırmayı sergiler, sergileme
anlayışları ve tasarımlarıyla artırmayı amaçladılar (Atagök, 1999a: 72). İnsanların bu
mekanlardan yararlanmalrı ve eğitimsel yönlerinin gelişmesi amaçlandı.
Avrupa’da bu kurumların toplum için yararının kavranmasına bizden çok daha
öncelerde başlandı. 18. yüzyıl Avrupa’sında Aydınlanma Dönemi’nin bilgi kaynağı
olarak önemli kurumlar arasında kabul edilen müzeler, dönemin en önemli
gelişmelerinden biri olan araştırmayı destekleyen kurumların kurulması hareketinin
içinde yer almışlardır. Nitekim Caspar F. Neickel tarafından yazılan 1727 tarihli
“Museographia” adlı eserde müzenin ilk kez önemli bir eğitim aracı olarak tanımlandığı
görülmektedir (Tezcan ve Ödekan, 2006: 49). İnsanlar artık gezilip çıkalan bir mekan
olmakdan ziyade, adeta bir derslik gibi eğitim ve öğretim amaçlı kullanmaya
başlamışlardır. Bunun adına okulda denebilir, dersanede fark etmez.
19. yüzyılın başlarında yönetimlerin gücü ve varlıklarının başlıca göstergeleri
olarak birçok yeni müze açılmaya başlamıştır. Özellikle fethedilen topraklardan elde
edilen egzotik materyaller ve değerli hazineler Avrupa’ya kolonilerden akmaya başladı
ve bu eşyaların teşhir sorunu da müzelerin açılmasına kaynaklık eder. Louvre’deki
Napolyon müzesi bunların en önemlilerinden birisi olarak değerlendirilebilir. –
58
Günümüzde Louvre müzesi 7 bölümden oluşmaktadır. Bu bölümlerden üç tanesi Doğu
Sanatları, Mısır Sanatları ve Yunan Sanatları bölümleridir- Yalnız Avrupa değil aynı
zamanda Kuzey Amerika’da da uluslararası yağlıboya koleksiyonlar ve doğal tarihsel
mekanların toplandığı yerler oluşturulmuştur. Dünyanın sayılı müzelerinde birisi olan
Metropolitan Müzesi’nin içerisinde Amerikan dekoratif sanatları, yağlıboyalar ve
heykellerin yanında Antik Yakındoğu Sanatına, Asya Sanatına, Mısır Sanatına, Avrupa
Sanatına, Yunan ve Roma Sanatına, İslam Sanatına ve Afrika- Okyanusya Sanatına ait
eserler de sergilenmektedir.Halka karşı görev ve sorumlulukları olduğunun farkında olan müzeler, adeta bir
eğitim kurumu gibi ziyaretçilere birçok yeni kavram ve yaklaşımlar öğretmektedir.
Bunu yaparken de ziyaretçilerin çok da bilinçli olarak gelmeleri gerekmemektedir.
İnsanın, dünyanın bütün bölümlerindeki tarihini izleyicileri için canlandıran; insanın
içinde
yaşadığı
çevreyi
tanımakta
nasıl
ilerlediğini,
aile
hayatının
nasıl
teşkilatlandırıldığını, sanatların, tekniklerin, kültürlerin, uygarlıkların ve toplumlar
arasındaki değer farklılıklarının nasıl geliştiğini sergileyerek, birbirlerinden ayrılan
unsurların neler olduğu ve gelecekte de nasıl bir seyir alacağı konusunda yol
göstericileridir: müzeler (Allan, 1963: 5).
Batı toplumlarında sanayileşme devri ve sonrasında kendini gösteren kentsel
çevrelerdeki hızlı değişimin sonucu olarak, gelecek kuşakların anlayabilmesi için
geçmişi “kurtarmak” düşüncesi etrafındaki oluşum müzeciliğin en temel dayanağı
olmuştur. Bu yaklaşımın sonunda müzeler genelde edilgen bir topluma tek parça katı bir
geçmişi dayatan otoriter kuruluşlar olmaktan sıyrılıp farklı kesimlerin ihtiyaçlarına
duyarlı, toplumlarla ilişki kuran, bazen de zor ve tartışmalı konuları gün yüzüne çıkaran,
toplumların yararlanması için onların hizmetine sunan kurumlar haline getirilmiştir.
Bunun sonucunda da müzeler artık insanların girmekten çekindiği, korktuğu, kendisi ile
arasına mesafe koyduğu tapınak olmaktan çıkarılarak; onların çok rahat, bir heves ve
şevkle gittikleri cazibe merkezi kurumlar olmuştur (Merriman, 2000: 70).
Atagök’e (1999b: 138) göre müzelerin topluma kazandırdığı değerler şöyledir:
Müzeler insanlığın doğal gelişimini belgeler, sürecin tanınmasına katkı sağlar,
bilgi verir.
Müzeler geçmişi sunar, insana insanlığın heyecanını verirken onun yaratıcılığına
katkıda bulunur, yaratıcı gücü ve düşünceyi kamçılar.
59
Müzeler geleceği yönlendiren-yönlendirebilecek değerlerin yerleşmesini sağlar.
Müzeler yeni toplumsal değerlerin oluşmasını sağlar.
Müzeler insani değerleri geliştirerek bireylerin toplum içerisinde kaynaşmalarını
sağlar.
Müzeler bugünün teknolojik toplumundaki insana insani değerleri sunarak,
yalnızlığınızı giderir, sosyalleştirir, topluma dahil eder, eğlendirir.
Müzeler, toplumun bilimsel ve sanatsal gelişimine katkıda bulunur, insanları
gelişmelerden haberdar eder.
Müzeler, insanın içinde yaşadığı kendi toplumunu tanımasına ve toplumunun
geçmiş değerlerini öğrenmesini sağlar.
Müzeler, toplumların birbirlerini tanımalarına bu tanıma sonrasında da
kültürlerin birbirine yaklaşmasına neden olur.
Çağdaş anlayışla müze, bireye, koleksiyonunda barındırdığı nesnelerin anlamını,
yararını ve değerini kavratarak; bilgisini geliştirme yollarını öğreten bir eğitim kurumu
işlevini üstlenmiştir. Bu bağlamda müze, geçmişten geleceğe aktarılacak nesnelerin
toplanıp, saklanıp, korunup, sergilenmelerinin yanı sıra, onların işlevsel ve sanatsal
açıdan öğrenilmesi ile tarihsel ve toplumsal açıdan değerlendirilmesini sağlayan çok
yönlü bir kurum olarak değerlendirilebilir (Yavuzoğlu-Atasoy, 1999: 147).
Müzeler geçmişin gelecek için korunduğu kurumlar olarak hem bilimsel
kurumlar, hem de bilgi, iletişim, belgeleme ve eğitim merkezleridir. “Amerika Sanat
Müzeleri Birliği Müzesi” eğitsel ya da estetik amaçla profesyonel uzman kadro ile
nesneleri toplayan, koruyan, yorumlayan ve topluma düzenli bir programla sergileyen
kurumlar olarak tanımlanmaktadır (Atagök, 1999c: 144). Bu kurumların sunmuş
oldukları hizmetlerin toplama, araştırma ve belgeleme ile koruma işlevleri kültür
varlıklarına yönelik; sergileme ve eğitim işlevi ise insana yöneliktir (Atagök, 1999b:
141).
Bu Kurumlar bulundukları çevrenin başından geçen olaylara dair eser ve
hatıraları muhafaza etmekle; konuların işlenmesine ve çevre tarihinin incelenmesineöğretilmesine ve gelecek kuşakların onun hakkında yorum yapmasına yardım ederler
(Uluçay, 1958: 7). Özellikle teknolojik gelişmelerle birlikte müzelerde bulunan
tabloların, el yapımı eserlerin ve belgelerden alıntıların sıradan sunumu yerine, birçok
60
duyuya hitap eden bir dizi multimedya sergisine dayalı çok zengin bir düzen ve sunum
şeklinin de kullanılmaya başlandığı görülmektedir. Ayrıca etkileşimli öğrenme
fırsatlarının yanı sıra kurgusal mekânlar, slayt gösterileri, bilgisayar terminalleri, film,
müzik ve ses kayıtları da sunulmaktadır. Etkileşimli yaklaşım ve müzeyi birden çok
farklı yöntemle ve yöntemler arasında kurulan entegrasyonla gezmek hem tek başına,
hem de grup halinde öğrenmeyi kolaylaştırmaktadır (Stradling, 2003: 43). Öğrenciler
eski elbiselerin ve silahların reprodüksiyonunu giyebilir, ilkel aletleri kullanabilirler. 18.
yy’a ait bir kıyafetin kopyasını giyen ve o dönemin mobilyaları arasında gezen bir
öğrenci, iki yüz yıl öncesinin yaşayışının nasıl olduğunu hissedebilir ve geçmişe yönelik
empati kurabilir (Ata, 2002; 103). Bu da yazılı bir materyal ile gerçekleştirilen
öğrenmeden çok daha fazla kalıcı bir öğrenme sağlar.
Baltacıoğlu’na göre müzelerin dikkate değer en önemli özelliği, herhangi bitki,
hayvan gösterilirse gösterilsin; koparıldığı vatanın çevresine bağlı kalmasıdır. Müze
içerisindeki eserler tabii ki çevrenin izlerini taşıyacaktır. Uygarlığa ve insanlığa ait
birçok değerlerin belgesel ürünlerini bulunduran müzeler, toplumun içerisinde
şekillendiği kültür kurumları arasında, yaşamla bağını her zaman canlı ve diri tutmak
zorunda
olanların
başında
gelir.
Onun
için
müzeleri
olmayan
bir
kültür
düşünülemeyeceği gibi, müzesiz kültürün de ayakları yere basmaz, müze birikimleriyle
varlığını dışa vurmayan kültür, evrensel olma hakkını da en baştan kaybetmiş demektir
(Bostancı, 2002: 28).
Uygarlığın gücü, etkisi, sınırları, içeriği ve değerlerinin evrensel karakteri
müzelerin
varlığını
zorunlu
kılmaktadır
(Özsezgin,
2002:
48).
Müzelerin
oluşturulmasını halkın düşüncesinde bir dünya ile ilgili değişme elde edilmesi için en
önemli etken olarak gören çağdaş Türk eğitiminin önemli şahsiyetlerinden İ. H.
Baltacıoğlu müzelerin önemine 20. yüzyılın başında şöyle dikkat çekmektedir:
Müzeler; akıl ve düşünce sahiplerine ziraata, ticarete, sanata… ait şeylere,
şekiller verir… Müzede birbirine zıt eşya vardır. Bir tarafta ölmüş incir diğer
tarafta ham incir görülür. Müzede gelişme ile gerileme, olumlu ile olumsuz
vardır. Bir adamın oraya gidip de yenileşme hakkında bir düşünce almaması
imkansızdır. İnsan müzeye alçak ve adi düşünceleriyle girer, fakat büyük bir
yetenek ve emel ile çıkar. İlerlemiş memleketlerde müzeler, halkın
tutuculuğunu, gelenekçiliğini süzen süzgeçlerdir: Müzeler; nesillerin tarihi
okulları, tarihi evleridir! Müzelerde aynı hayvanın, aynı bitkinin gelişme tarihi,
dönüşme tarihi vardır. İnsan, müzeye girince, her şeyin her varlığın sürekli sabit
olmayıp hareket etmiş ve gelişmiş olduğunu görür anlar, gelişme, dönüşme
düşüncesi alır ki biz Türkler bu düşüncelerden çok mahrumuz! Müze en adi bir
61
organdan, bir tohumdan en yüksek bir binanın, bir organın ortaya çıkmasını
gösterir (Akt., Bostancı, 2002: 26).
Müzeyi ziyaret eden kişi, müze içerisindeki nesneleri tanıma ve onlar hakkında
yeterli bilgiye sahip olmanın yanında, belki de bundan çok daha önemlisi olarak,
toplumun dayattığı doğruları ve kimliği içselleştirir, özümseyerek kavrar ve toplumsal
ritüeller aracılığıyla bunları fiziksel olarak yaşar (Shaw, 2004: 15). Bunun için de
müzelerin, sergileme esnasında kullanılacak olan mekan, mekan rengi, ses düzeni, hangi
sıraya göre gezileceği, vitrin veya platformlar, dil, bilgi panoları, görsel-işitsel ön
tanıtım, dinleme mekanları, ışık vb. gibi ziyaretçilerin rahat algılamalarını sağlayan
unsurlara çok dikkat etmeleri gerekmektedir (Buyurgan ve Mercin, 2005: 60).
Müzede ister doğrudan bilime ve bilgiye, ister duygu ve sezgilere yönelsin, her
iki yönün de gelişmesine katkı sağlayan yaşantısal zenginlikler mevcuttur. Bu ortam
bireye yeni ufuklar açar, yeni algılama alanları sunar ve bütün bunların sonucunda onu
duyuşsal ve bilişsel açıdan daha yaratıcı kılar (Buyurgan ve Mercin, 2005: 62).
Modern çağın müze anlayışı ile eskinin müze anlayışı birbirinden farklı
boyutlara sahiptir. Eskiden müzelerin birincil amacı yeni eserler elde etmek, var olan
eserleri korumak, bazı araştırmalar yaparak bazı sergiler tertip etmekti. Modern çağın
müze anlayışında müzeler, büyük halk yığınlarına sergilenen eserlerin anlam ve
değerini kavratmak gibi çok daha geniş bir anlama sahiptir.
Müzeler sadece sergilediği eserleri ortaya koymakla yetinmezler, aynı zamanda
kitapların ve derslerin açıkça ortaya koyamadığı ya da ortaya koyup da ikna edemediği
eşyalar arasındaki mevcut bağları gösterebilmektedir (Harrison, 1963: 109).
Toplumların yaşam şekillerine yön veren müzeler; zamanlar üzeri değere ulaşabilecek
olan eserlerini, koruma, saklama, en ileri teknolojilerle dokümantasyonu, iletişim ve son
sistem sergileme yöntemlerinden faydalanarak sergileme yoluna gitmektedir. Bütün
bunları gerçekleştiren çağdaş müze, artık tarihi eser korumacılığından farklı, arşiv ve
kütüphane gibi kurumlardan ayrılarak, yeni ve ultra-modern bir nitelik kazanmaktadır
(İnel, 2002: 56).
İnsanlar için en inandırıcı şey, onların, duyduklarından ve okuduklarında ziyade
gördükleridir. Müzelerdeki nesnelerle kişiler arasında görme ağırlıklı bir iletişim
kurulduğundan dolayı beyinlerde hiçbir soru işareti bıraktırmamaktadır. 17. yüzyıl
filozofu Bacon şunu söylemektedir: “İnsan doğanın akışını gerçek ya da düşüncede
ancak gözlemlediği kadar anlayabilir ve yapabilir. Bunun ötesinde ne bir şey bilir, ne de
bir şey yapabilir” (Akt. Calkins, Akt. Greenhill- Hooper, 1999: 46).
62
Günümüz eğitim sistemi içerisinde oldukça önemli bir yere sahip olan ve
modern eğitim-öğretim kuramlarının birçoğunun da temel aldığı “nesneye dayalı
eğitim”in temellerinin 19. yüzyıla kadar dayanmasında müzecilik alanında yaşanan
gelişmelerin de katkısı olmuştur. Yeni yeni müzelerin ard arda açıldığı 19. yüzyılda
nesneyle ders yapmak eğitimin en büyük özelliğiydi. Nesnelerden bizzat öğrenme duyu
algılarını geliştirerek, düşünme ve yargı yetenekleriyle birleşerek, çocuğu, var olan bilgi
ve yeteneklerine dayanan en uygun etkinliğe yönlendirerek onun yalnızca bilgi
edinmesini değil bekli de daha önemlisi olarak bilgi edinme yetilerinin gelişmesi de
sağlanmaktadır.
19. yüzyılda Avrupa ve Kuzey Amerika’daki okullarda uygulanan temel bir
eğitim yöntemi olan “nesne dersleri” insanların nesneyi ve bağlamını keşfederek,
nesneden öğrenebileceği düşüncesi üzerine kurulmuş bir öğretim stratejisiydi. Felsefi
bağlamı pozitivizm ve rasyonalist epistemolojiye dayanan eğitim yönteminin temel
amacı, çocuğun nesneler aracılığıyla nesnel bilgiyi elde etme ve kullanma gücünü
geliştirmek, böylece nesneleri gözlemleyerek evrensel gerçeklere ulaşmasını ve doğal
dünyayı anlayabilmesini sağlamaktır (Greenhill-Hooper, 1996b). Bu yüzyılda
müzelerdeki nesneler gerçek dünyanın bir parçası ve bilgi kaynağı olarak görülmüş,
okullarda nesne incelemesi için, kişisel ya da okula ait koleksiyonlardaki nesnelerin
yanında müzelerdeki tarih, sanat nesneleri ve doğa örnekleri de önemli bir kaynak
olarak kullanılmıştır. Öğretmenler öğrencileriyle birlikte müzelere giderek sergideki
nesneleri incelemelerinin yanında müzelerden ödünç nesneler almışlardır (GreenhillHooper, Akt., Tezcan-Ödekan, 2006: 51).
17. yüzyıl filozofu Comenius öğrenimin, eğer yöntem doğanın akışını izlerse
başarılı olacağını belirtmiştir. O halde öğrenim, şeylerin sözel betimlemesiyle değil
gerçek incelemeyle başlamalıdır. Gerçekten görünen şey belleğe yüz kere yinelenen bir
betimlemeden daha hızlı yerleştiği için çok daha kalıcı olmaktadır (Akt. Greenhill Hooper, 1999: 46) Öğrendiklerimizin büyük bir çoğunluğunun görerek öğrendiğimiz
dikkate alındığında nesnelerin gerçek görüntülerinin incelenmesi çok büyük önem
taşımaktadır.
Bu anlayış çerçevesinde özellikle 20. yüzyıl ortalarında müzecilik, kültür ve
bilimin toplumun tüm kesimine aktarılması olarak gelişmiş, bu nedenle müzecilikle
eğitim, diğer işlevleri olan koruma, arşivleme, sergileme gibi asli unsurlarından birisi
olarak değerlendirilmiştir. Eğitimsel açıdan müze gezisinin sonrasında yapılacak olan
uygulamalar öğrencilerin gelişim aşamalarına katkı sağlayacaktır. Özellikle müze
63
eğitimi programları çerçevesinde uygulanacak atölye çalışmaları, çağdaş eğitimde etkin
rol oynamaktadır.
Müzedeki nesnelere ilişkin, resim, desen çizimi, model-maket yapımı,
kompozisyonla ifade biçiminde gerçekleştirilecek çalışmalarla yaratıcı öğrenme imkanı
sağlanır. Atölye çalışmasıyla birlikte bireylerdeki yaratıcılık geliştirilerek, bireysel ve
aktif eğitim alınması sağlanır. En basit anlamıyla yapılan drama çalışmalarıyla
müzedeki nesnelerle özdeşleşen dönemi ve olayları drama yoluyla canlandırarak
geçmişin yaşanan zamana yorumlanması taşınarak konunun anlaşılmasına kolaylık
sağlar (Yavuzoğlu-Atasoy, 1999: 150).
Buyurgan ve Mercin (2005: 67) göre; günümüzde yaygın bir eğitim kurumu
haline gelen müzeler, halkı eğitmeyi, kültür ve bilimi topluma aktarmayı hedefleyerek,
iletişim ve halkla ilişkileri başlıca yöntemler olarak kullanmaya yönelmişlerdir. Bunu
yaparken de birçok farklı kurumun özelliklerini kullanma gereği ve zorunluluğunu
duymuşlardır. Çünkü müze toplar fakat bir depo değildir; müze korur fakat bir deepfreeze değildir; müze belgeleri toplayıp, sınıflar fakat bir kütüphane ya da arşiv değildir;
müze eğitir fakat bir okul değildir. Ancak bunların hepsini birlikte yapan adeta bir
informel eğitim kurumuna dönüşmüştür. Öyle ki günümüzde müzelerin bu eğitimsel
kısmı diğer yönlerinin önüne geçmiştir.
Özellikle 1950’lere gelindiğinde eğitim bilimleri alanındaki yeni gelişmeler ve
buluşlar, öğrencinin araştırarak kendisinin bulduğu bilgilerin analiz ve sentezi yoluyla
öğrenmenin daha etkili olduğunun tespiti, kütüphanelerin, fabrikaların, parkların,
hayvanat bahçelerinin, bilimsel araştırma merkezlerinin, müzelerin ve laboratuarların
kullanılmasını, kısacası öğrencilerin bire bir olarak etkinliği izlemesi ve incelemesini
gerekli kılmıştır. 1970’li yıllara gelindiğinde ise müzelerin halkla ilişkiler ve eğitim
alanında kullanmak amacıyla gönüllülere kapılarını açmaları, gerçekleştirilen eğitimsel
etkinlikler yanında müzelerin işletilmesi yönünde de olumlu gelişmelerin yaşanmasını
sağlamıştır. Ortaya konulan bu yeni yaklaşım kurumların daha yararlı olmalarına ve
işlevlerini daha rahat yerine getirebilmelerine imkan hazırlamıştır.
19. yüzyıldan itibaren eğitim müzenin ana fonksiyonlarından birisi olmaya
başlamış ve ideal müzeler öğretmenlerin destek aldıkları yerler ve kendi kendine eğitim
veren ileri düzeyde okullar olarak anlaşılmıştır (Greenhill- Hooper, Akt., Hein, 1998:
5). Özellikle modern dünyanın sosyal ve kültürel yapıda yaşadığı değişiklikler
sonrasında müzelerin eğitimsel fonksiyonlarının önemi giderek daha da artmıştır (Hein,
1998: 6).
64
Eğitim aracılığıyla izleyicilerin müze koleksiyonlarına ulaşmalarını sağlamak bu
kurumların en önemli görevleri arasında kabul edilmiş ve “Müze Eğitimi” kavramının
doğmasına neden olmuştur.
Müze eğitimi, izleyici ve müze koleksiyonu arasında
iletişim kurmak amacıyla yapılan çalışmaların tümünü kapsarken günümüzde “yorum,
açıklama ve programla sunarak ya da anılar, duygular ve düşünceler yaratma yoluyla,
izleyenlerin yaşantılarıyla ilişkili anlam çıkarmalarını sağlayarak, koleksiyonlardan
öğrenmelerini sağlama süreci” olarak tanımlanabilir (Moffat and Wollard, Akt., Tezcan
ve Ödekan, 2006: 49). ABD’de başlayan ve daha sonra Avrupa’ya geçen özellikle
İngiltere ve Almanya’da gelişme gösteren son zamanlarda da bütün ülkelerde uygulama
alanı bulan “Müze Pedagojisi” ve “Müzecilik” bağımsız alanlar olarak, eğitiminin
gerekliliğini göstermektedir. Bu eğitimsel gereklilik bireylerde mantık, hayal gücü,
yaratıcılık ve beğeni duygusunun oluşmasına ve gelişmesine katkıda bulunabilecektir
(Atagök, 1999b: 137). Müzenin eğitimdeki rolü çok kompleks bir yapıya sahip olup,
pedagoji ve kültür arasındaki bağlantıyı bir kültürel kurum içerisinde vermektedir
(Jameson, Akt., Greenhill- Hopper, 1999b: 22).
Ekonomik ve teknolojik alanda yaşanan gelişmeler işitsel ve görsel algılamayı
ön plana çıkarırken insanlar üzerindeki yoğun baskılar ve kaybolan değerlere sahip
çıkma kaygısı özellikle görselliğin hakim olduğu müzelere olan ilgiyi artırmıştır. Batı
Avrupa’da müzelerin çoğu okullarla iş birliği içindedir. Örneğin Almanya’nın Hamburg
Eyaletinde, eğitimciler ile sıklıkla özel “Müze görüşmeleri” düzenlenmektedir.
Hanover’deki Tarih Müzesinde, 1977 yılında “Müzede Bir Olay Var” adlı bir arama
oyununda 2000 çocuk “dedektif” rolüne girerek eser araştırması oyunu oynamışlardır.
Bu oyun sayesinde çocuklar eğlenmişler, tarihle ilgili pek çok şey öğrenmişler ve
müzenin resmî bir yer olmadığını, aksine burada heyecan verici, yeni fikirler uyandırıcı
olayların da meydana gelebileceğini anlamışlardır (Özsoy, 2003b: 1).
Aslında müzelerle okulların ilişkisi müzelere yapılan okul gezileri ve müzelerin
okullara ödünç nesne vermeleri ile başlamıştır. 1820’lerin başında Norwich’de kurulan
sistematik müzeye okul gezilerinin gerçekleştirildiği, Scarbaratcy Felsefe Topluluğu
tarafından kurulan müzenin 1846’da okullara parasız olarak açıldığı, bugün Victoria ve
Albert Müzesi olarak bildiğimiz Güney Kensington Müzesi’nin okullara ödünç nesne
verdiği ve taşra kentlerine hizmet vermek üzere merkezi müzenin her bölümünü temsil
eden bir gezici müze oluşturduğu bilinmektedir (Greenhill- Hooper, Akt., Tezcan ve
Ödekan, 2006: 50).
65
19. yüzyılda Avrupa ve Amerika’da eğitim sisteminin ve öğretim programlarının
sorgulanmaya başlanması ile öğrenmede birincil kaynakların ve araştırmanın önemine
dikkat çekilmesi, müze ve okul ilişkisinin gelişmesini sağlamıştır. Edilgen bir
sistemden, araştırarak öğrencinin kendisinin bulduğu, analiz ve sentez yolu ile daha
yaratıcı bir sonuca ulaşılan eğitim sistemlerine geçiş, okulların kütüphane ve
laboratuarların yanında müzelere gitmesine neden olmuştur (Atagök, Akt., Teczan ve
Ödekan, 2006: 51). Örneğin İngiltere’de 1870’te İlköğretim Yasası ile öğretim
programları ve yöntemlerinin tartışma ve inceleme konusu olması sonrasında, eğitim
yetkilileri tarafından müzelerin okulların eğitim çalışmalarını destekleyebileceklerinin
dile getirilmeye başlanmasıyla okullar müzelere daha fazla ilgi göstermiştir (GreenhillHooper, Akt., Teczan ve Ödekan, 2006: 51). Ayrıca bu dönemde hem okul programları,
hem de eğitim ilkeleriyle ilgili yazılarda nesne derslerinin öneminin vurgulanması da
okulların müzelere özel bir önem vermesini de sağlamıştır.
Özellikle 1960’lı yıllardan sonra, müzelerin toplumun dışında “fildişi kuleler”
olarak algılanmasına neden olan klasik müzecilik anlayışı, sosyo-kültürel hareketlerle;
yoğunlaşan iletişim ortamı, ekonomik dengelerin oynaklığı, siyasi güç dengesindeki
kayma, toplumların kültürel kimlik ve birikimleri üzerinde sorgulamalar sonucunda
değişim göstermiş, toplumla ilgili sorumluluklarını tartışmaya başlamışlardır (Özkasım,
1999: 46). Müzelerdeki öğrenmede sıkılıkla odak noktasını oluşturan nesneler, benzer
çalışmalar ve yöntemlerin ilişkilendirilmesinin öğrenimiyle ilgili olarak uyarıcı
olabilmektedir (Greenhill- Hooper, 1999b: 21).
Öğrenme ve öğretimde müzelerin kullanımıyla ilgili olarak birçok faydalı
yöntem kullanılmış olup bu yöntemler zamana ve yaşanan her türlü gelişmelere göre de
çeşitlilik
göstermektedir.
koleksiyonların
Galerilerdeki
tanıtımında
uygulanan
kısa
öyküler,
dramalar,
kullanılan
sanat
yağlıboyalar,
çalışmaları,
bilimsel
deneyimlerden oluşan workshoplar, kostümlerin kullanımıyla oluşturulan basit
gösteriler, saha ve site haritaları, müze personelinin konuşturulması ve müzelerdeki
depolar ve laboratuarlar çok iyi uygulama ve cazibe merkezi olarak kullanılan belli başlı
yöntemler olarak değerlendirilebilir (Greenhill- Hooper, 1999b: 21). Müzeler, özellikle
insanların daha neşeli bir zaman geçirmelerine imkan verirken, aynı zamda öğrenmeye
yönelik heyecanlarını da artırmaktadır.
Son yıllarda çoğu yazarlar müzelerin doğal iletişim yerleri olmaları hususundaki
önemleri üzerinde durmaktadırlar (Lumley, Akt., Greenhill-Hooper, 1999b: 28). Ayrıca
yalnızca bu mekanların koruyucu yönlerini değil aynı zamanda insanların kavramları
66
anlamaları için bir konuşma aygıtı olan mekanlar olduklarını da ortaya koymaktadırlar
(Hodge ve D’souza, Akt., Greenhill- Hooper, 1999b: 28). Etkinlik olarak eğitimsel
programlar ve olaylar özellikle dinleyicilerin ihtiyaçları gözlenerek tasarlanırken,
müzeler ve galerilerdeki sohbetler, konferanslar, turlar, filmler, konserler; yeteneklerin
geliştirilmesi, koleksiyonlarla ilgili bağlantılar, danslar, çizimler, dokümanlar,
konservasyon laboratuarları eğitim amaçlı kullanılabilmektedir (Greenhill-Hooper:
1999b: 41).
Müzelerin eğitim aşamasında en çok yararlanılacağı alanlardan bir tanesi de
sanat eğitimidir. Müzeler ve galeriler yoluyla sanat eğitimi Batı’da daha 19’uncu
yüzyıllarda ortaya çıkmıştır.
Altan’a göre (2002: 21) başlıca işlevi sanat kalitesini geliştirmeye yönelik görgü,
eğitim ve araştırma alanı oluşturmak olan müzeler, şaheserlerin ve avangard’ların
mekanıdır. Sanatsal nesnelerin sergileme yaptığı sanat müzeleri, sanatsal düşüncenin
gerçek bilincini oluşturan ve gelişmesine katkı sağlayan, kültürü bir şekilde depolayan,
bireylerin dünya ve kişisel ve toplumsal çevre ile kurduğu deneyimlerinin ve
ilişkilerinin sanatsal ve estetik pratiklerde yüzleşerek varsıllaşmasını gerçekleştiren,
koruyucu ve tanıtıcı kimliğiyle, sanata sanat olma niteliği veren, saklı tutan ve
tanıtılmasını ve gelecek kuşaklara iletilmesini gerçekleştiren rasyonel alanlardır.
Bir sanat yapıtının temel amacı olan görülme, üzerinde değerlendirme yapılma,
haz alma eylemi, aynı zamanda müzelerin var olma nedenlerinin ilki ve
vazgeçilmezidir. İzleyicilerin aracısız olarak doğrudan doğruya sanat eseri ile bireysel
ilişki kurdukları mekan olma ayrıcalığına sahip olan müzeler, sanatsal yaratıcılıkla yüz
yüze gelerek sanatı kanıtlayan yaşayan arşivlerdir. Sanatı yaşamın bir parçası haline
getirecek ve yaşamla sanatı birleştirecek tasarımlar kurarak gittikçe daha çok kültür
ocakları rolünü oynamaktadır (Giray, 2002: 52). Gelişmiş ülkelerde gerek sınıf, gerekse
sanat öğretmenlerinin günümüzde sıklıkla başvurdukları ve çok yararlandıkları müzeler
ve sanat galerileri, öğrenciler ve halk için özel eğitim programları gerçekleştirirken aynı
zamanda yaşam boyu öğrenmenin de en önemli uygulayıcı alanları olmaktadırlar.
Ülkemizde öğrencileri kapalı sınıf veya sanat odası atmosferinden uzaklaştırarak
daha canlı, yaşayan ve deneyim edindiren bir ortamda sanat (resim) derslerini
gerçekleştirmek, öğretmenler kadar öğrencileri de mutlu edecektir. Nitekim bu ortamı
yaratabilecek kurumların başında müzeler, antik kent kalıntıları, tarihi bir bina,
galeriler, sanatçı atölyeleri ve tasarımcı stüdyoları gelmektedir (Özsoy, 2002).
67
Müzedeki öğrenimde birçok duyuya ait faaliyetlerin aktif olmasından dolayı,
özellikle
yaşatmış
olduğu
gerçekçi
ortam
diğer
öğrenim
yöntemlerini
güçlendirmektedir. Nitekim öğrenme için en geçerli dürtünün çocuğun kendi
motivasyonu olduğu dikkate alındığında, müzeler, kendini öğrenmeye doğru
yönlendiren çocukların kendi ilgilerine göre çalışmalar seçmesini, kendi özgürlüğünün
ve doğallığının farkına varmasını, öğrenmenin keyfini ve heyecanını almasını sağlar (İ.
Aydın, 2006: 62).
Kültür varlıkları konumundaki mekanlar özellikle müzeler, belli bir düzen
içinde, çocukların kendi hızlarına göre öğrenebilecekleri, rekabetin olmadığı bir
atmosfer sunarak, çocuğun bir yetişkin baskısı olmadan kendisini özgür hissettiği ve
kendi dünyasını keşfedip, kendi zihnini ve bedenini geliştirebileceği cazip, farklı alan,
nesne ve bölümlerin olduğu, çocuğun keşfetmesine ve öğrenmesine en üst düzeyde
olanak sağlayan ortamlardır (İ. Aydın, 2006: 64).
Öğrencilerin ilköğretim çağında eserleri doğal ortamında görmeleri, onların
heyecanlarının ve ilgilerinin artmasına neden olmaktadır. Bir müze eğitimi adil, ciddi ve
heyecanlı bir öğrenme ortamı sunarak sergi ve insanlar arasındaki ve sergiler arasındaki
ilişkileri bir bütün olarak sunar.
Bir bilim müzesi içerisindeki bir buhar motoru ya da doğal olaylar, bilimsel
düşünce ve teknolojik buluşlar ve sergiler gibi tarihsel olaylarla birçok farklı disiplinin
ilişkilendirilmesine katkı sağlar. Günümüzde müze ve bilim merkezleri aynı zamanda
örgün eğitim amaçlı olarak kullanılmaktadır. Belki de artık en önemli işlevi de budur.
Müfredat programları çerçevesinde sergiler sınıflara taşınırken, öğrencilerin
müze ziyaretlerine katılmalarına da yeni yeni imkânlar verilmektedir. Pek çok müzeye,
bilgi sistemleri, film ve tiyatro gösterileri ve diğer kaynaklar, derin bir anlayışı
geliştirmeye yardımcı olmak için ilave edilmektedir.
Gerek müzeler gerekse bilim merkezleri okul olmayan eğitim kurumlarıdır.
Kültür varlıkları, müzeler ve sanat galerileri yaşanan kültürel hayatla ve eğitimle ilgili
işlevleriyle örgün ve yaygın eğitimin ilgi alanına girerler (Özsoy, 2003b: 1). Müzeler
bölge dışından gelen ziyaretçiler için eğlenceli bir tecrübe, ekonomik aktivitelerin ve iç
olanaklarının gelişmesi için bir katkı sağlamaktadırlar.
Kültür mirasının korunması, bilim, eğitim, bölgesel kimliğin cesaretlendirilmesi
ve geçmişle gurur duyulmasına da imkanlar vermektedir (Erbay, 1999: 41). Bir kültür
varlığı ve müze içerisindeki yaşantılar ve deneyimler yoluyla öğrencilerde davranış
değişiklikleri meydana getirmek, bu yapıların mimari ortamının estetiğinden
68
etkilenmekten başlayıp, herhangi bir eserle bire bir hesaplaşmaya kadar gitmektedir
(Özsoy, 2002: 153-154).
Çocukların öğretiminde bulundukları çevrelerinde yer alan durumların önemli
olduğunu belirten Montessori’ye göre (Akt. İ. Aydın, 2006: 61); çocuklar büyük bir
zihinsel güce sahiptirler ve yalnızca deneyerek-yaşayarak çevrelerinden bilgi emerler.
Çevrelerindeki her şeyi yeni bir gözle gören ve bu nedenle her şeyi merak eden çocuklar
devamlı buluşlar ve keşifler içerisine girerken aynı zamanda objelere dokunarak ve
uyarılar alarak öğrenmeleri nedeniyle her şeye dokunmak isterler. Çocukların bu
durumda öğrenmeyi sağlayacakları en önemli mekanlardan birisi de kuşkusuz kültürel
yapılar ve müzelerdir. Doğuştan getirdikleri özellikler gereğince etraftaki şeylerin
nereye ait olduğuna ve parçaların bir birlerini nasıl tanımladığına ilişkin yanıtları en iyi
müzelerde ararlar.
Ülkemizde müzeler ile eğitim ve müzeler ile çocuk eğitimi arasındaki ilişki çok
uzun zamanlar ele alınmıştır. Konu ile ilgili uygulamada her ne kadar gecikmeler
yaşansa da düşünsel temellerinin çok daha eskilere gittiğini görmekteyiz. Okullarda
müzelerin oluşturulması gerektiği fikrinin ortaya atılması bu girişimin öncüsü
sayılabilir.
İlk olarak 1868 tarihinde Galatasaray Lisesi’nde (Tarihi Tabiye Müzesi)
kurulması, bizde de müzenin eğitim içerisindeki öneminin çok önceden bilindiğini
göstermektedir. 1909 yılında hazırlanan Maarifi Umumiye kanun tasarısında sadece
“Darülfünun’un tıp ve fünun şubelerinde nebatat bahçeleri ve tarihi tabii müzesi
vesaireleri bulunacaktır.” kanunu yer almış olmasına rağmen, istenilen anlamda bir okul
müzesi ancak 1923 yılında I. Heyeti İlmiye toplantısında gündeme gelmiştir.
I. Heyeti İlmiye toplantısında “mektep müzesi” kavramının her türlü okul
bünyesinde geliştirilmesi yönünde karar alınmıştır. Bu karar sonrasında ilkokul müzesi
ile ilgili müdürlük 1 Mart 1926 yılında 2287 sayılı kanunla resmen kurulmuştur.
Cumhuriyetin ilanıyla bu bilinç çok daha üst bir düzeye çıkmış olup 1923 tarihinde okul
müzelerinin kurulması öngörülmüştür. 1930’da Bursa’da bir ilkokulda ve 1931
tarihinde İstanbul’da bir lisede açılan okul müzeleri müze-eğitim ilişkisinin somut
örnekleri olarak değerlendirilebilir.
II. Dünya Savaşı sırasında müzeler çocuklara eğitim vermede ve sergiler
yoluyla halka önemli fikirlerin ulaştırılmasında önemli rol oynadılar. 1927 yılında okul
müzesi yönetmeliği “Maarif Vekaleti Okul Müzesi Rehberi” adıyla yayınlanmıştır.
Bunda en büyük pay M. Satı Bey’indir. Türk müzeciliği açısından oldukça önemli bir
69
yere sahip olan Satı Bey’le yine müzede sergilenen nesneler sadece “ibret alma”
belgeleri değildir. Bu anlayış giderek eski eserleri eğitim alanında görerek öğrenme,
inceleme, üzerine kurulacak bilginin nesnel tarafını da öğretim olgusuna dahil etme
anlayışına uzanmaktadır.
Satı Bey de İ. H. Baltacıoğlu gibi Avrupa eğitimi içerisinde müzelerin ne kadar
önemli olduğunu bilen birisidir. Kendisi bu konuda o kadar ileri gitmiştir ki çocukların
okula başlamadan önce müzelerde gezdirilmesini önerir. Bunun gerekçesini ise şöyle
açıklar: “Müzeler, mekteplerin ve zaf-i talimiyesini fevkalade teshil eder (kolaylaştırır)
(Öztürk, 2000: 192). 1926 yılında kurulan okul müzesi 1947 yılında çıkan bir yangın
sonucunda içindeki eşyalarla birlikte yanmıştır. O günden itibaren ise okul müzesi
hayata bir daha geçirilememiştir.
1950’li yıllarda hem ortaokul iş bilgisi–el işleri dersinde, hem de lise resim
eğitim programında, yöre müzelerinin gezilmesi ve öğrencilerin kendi arzularıyla
müzelere gitmeleri ve teşvik edilmeleri kavramları yer almıştır. 1961 yılında 7. Milli
Eğitim Şurası’na sunulan Eski Eserler ve Müzeler Komitesi Raporu’nda, müzelerin en
önemli görevlerinden birinin eğitim ve öğretim olduğu vurgulanmıştır (Buyurgan ve
Mercin, 2005: 78).
Eski eser ve müzelerle ilgili faaliyetler, 1965 yılında Kültür Müsteşarlığı’nda
toplandıktan sonra 1971 yılında Kültür Bakanlığı’nın kurulmasıyla görev ve yetki bu
bakanlığa kaydırılmıştır.
1968 yılında Maden Tetkik Arama Enstitüsü (MTA)
bünyesinde tabiat tarihi müzesi ve 1973 yılında İzmir Devlet Resim ve Heykel Müzesi”
kurulmuştur. 1989 yılında ise YTÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müzecilik Yüksek Lisans
Programı başlatılmıştır. 1990 yılında Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi
Güzel Sanatlar Eğitimi Anabilim Dalı’nda bir yüksek lisans dersi olarak “Müze
Pedagojisi” konulmuştur. Bu girişimlerin belki de en önemlisi Güzel Sanatlar Eğitimi
Bölümleri Resim Öğretmenliği programlarına “Müze Eğitimi ve Uygulamaları” adlı
dersin konulmasıdır.
1982 yılında düzenlenen I. Milli Kültür Şurası’nda “müzede eğitim”
vurgulanmış, büyük müzelerde çocuk bölümleri kurulması önerilmiştir. 1986’da Milli
Eğitim Bakanlığı’nın okul müzelerine ilişkin yönergesi yayınlanmıştır.
Millî Eğitim Bakanlığına bağlı her derece ve türdeki eğitim ve öğretim
kurumlarının kendi tarihlerine ve faaliyet konularına uygun olarak bünyelerinde
kurulacak “Okul Müzeleri”nin kuruluş ve işleyişine ilişkin esasları düzenleyen yönerge,
Millî Eğitim Bakanlığına bağlı her derece ve türdeki örgün ve yaygın eğitim
70
kurumlarının bünyelerindeki müzelerin kuruluşu, işleyişi, ilgili personelin görev, yetki
ve sorumluluklarına ait esasları kapsamaktadır (Milli Eğitim Bakanlığı Okul Müzeleri
Yönergesi).
1983 yılında çıkarılan Milli Eğitim Bakanlığı Eğitim Müzesi Yönetmeliği Millî
Eğitim Bakanlığı'na bağlı Eğitim Müzesi'nin kuruluşu ile personelin görev, yetki ve
sorumluluklarına ait esasları kapsamaktadır. Müzenin kuruluş amacı olarak Türk eğitim
sistemini ve eğitim teknolojisini tarihi gelişimi içinde araştırmak; araç, gereç, doküman
ve başka eserleri toplamak, arşivlemek, gelecek nesillere tanıtmak ve benimsetmektir
(Milli Eğitim Bakanlığı Eğitim Müzesi Yönetmeliği).
Ayrıca gençlerimizin ve öğrencilerimizin Türk tarihinde özellikle Cumhuriyet
döneminde eğitim sistemimizde ve uygulamalarında kaydedilen gelişmeleri belgeleri ve
örnekleriyle bir arada görmesini, tarih bilincini geliştirerek, kültür varlıklarını koruma
alışkanlığı kazanmalarını, Cumhuriyetimizin temel ilkelerini daha iyi anlamalarına katkı
sağlayarak, sahip çıkma bilincinin geliştirilmesini, eğitim araç ve gereçlerinde meydana
gelen teknolojik gelişmeleri ve yenilikleri yakından gözlemlemelerini, bazı ders
konularını sınıfın dışına çıkararak eserlere/objelere dokunarak ve gözlemleyerek
uygulamalı işlemelerini, statik müzecilik uygulaması yanında yaşayan müzecilik
anlayışını da görmelerini, Türkiye coğrafyası içindeki tabiat varlıklarının örneklerini
görmelerini sağlamak, yönetmelikte ulaşılması gereken amaçlar olarak belirtilmiştir
(Milli Eğitim Bakanlığı, Müzeler İle İlgili Sorular).
Milli Eğitim Bakanlığının müzelerin eğitim amaçlı kullanımıyla ilgili olarak
yapmış olduğu en önemli girişimlerden birisi hiç şüphesiz 2008 yılında yapmış olduğu
çalışmadır. Bu çalışma kapsamında Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı Şubat 2008
tarihinde İlköğretim Okulu Türkçe, Matematik (Ek.1), Hayat Bilgisi (Ek.1), Sosyal
Bilgiler (Ek.2) ve Fen ve Teknoloji dersi (Ek.3) öğretim programlarının, program
uygulaması ile ilgili açıklamalar bölümüne ve kazanım tablolarındaki “Açıklamalar”
sütununa, “Müze ile Eğitim” eklenerek, 2008- 2009 eğitim öğretim yılında
uygulanmasına karar verilmiştir. Buraya sadece müzeler değil aynı zamanda tabiat ve
kültür varlıkları da dahil edilmiştir.
Uygulama kapsamında bu derslerin bazı üniteleri işlenirken müzeler ile tabiat ve
kültür varlıklarından yararlanılması önerilmekte olup, müzelere hem gerçek hem de
sanal ziyaretler düzenlenecektir. Güler’in (2009: 211) ilköğretimde görev yapan 25
öğretmen üzerinde yaptığı araştırmada, öğretmenlerin %20’si (5 kişi) Hayat Bilgisi, %’
4’ü (1 kişi) Türkçe, %24’ü (6 kişi) Fen Bilgisi, %50’si ise (13 kişi) Sosyal Bilgiler
71
dersinde öğrencilerini müzeye götürdüklerini belirtmişlerdir. Bu sonuç da bakanlığın
hangi derslerin müzelerde işlenmesi gerektiği hususundaki doğru tespitini ortaya
koymaktadır.
Bugün dünyadaki binlerce kültür varlığı ve müzede sanat eserleriyle, etnografik
ve arkeolojik eserlerin yanı sıra, çiftçilikten arabalara, elektrikli araçlardan oyuncaklara
kadar geniş bir yelpazede koleksiyonlar ve çok çeşitli etkinlikler yer almakta olup,
yalnızca sanat alanını değil, bütün alanları kapsayan bir eğitim programı
uygulanmaktadır. Özellikle sanat öğretmenleri için, sıra dışı, gerçek ve özgün sanatsal
çalışmaların
sergilendiği
mekanlar
olarak
müzeler
bu
anlamda,
okullarda
gerçekleştirilmesi mümkün olamayacak estetik yaşantılar ve deneyimler elde etmeye
yönelik imkânlar da sağlamaktadırlar (Özsoy, 2003a: 158).
2.7. Kültür Varlıklarının Tanınması ve Koruma Bilincinin Oluşmasında
Eğitimin Yeri ve Önemi
Biyolojik açıdan diğer canlılardan daha üstün; toplumbilim açısından, başka
canlılara bakarak, kültürel değerler üreten, toplumsal kurallar koyarak toplum içinde
yaşayabilen; psikolojik açıdan, başka canlılardan daha yüksek duygusal, bilişsel,
devimsel güçleri olan; dinsel açıdan; Yaradan’ın istediği üstün nitelikleri kazanarak ona
en çok yaklaşabilen yaratık olarak insan, bir taraftan kalıtsal güçlerle doğan diğer
taraftan da çevreyle etkileşerek bu güçlerini yücelten ve bunlarla yeni değerler üreten
üstün bir canlıdır (Başaran, 2007: 83).
Çevresinde
karşılaştığı
durumlar
sonrasında
bireyin
yapmış
olduğu
davranışların büyük bir çoğunluğu öğrenme ürünüdür (Erözkan, 2007: 260). Bireyin
gelişimini her yönüyle etkileyen fiziksel, zihinsel, psikoseksüel ve psikososyal gelişim
ve ahlak gelişimi bireyin eğitimsel gelişimiyle belli bir düzen içinde gerçekleşir. Nasıl
bu gelişimin boyutları kişinin doğumdan ölümüne kadar devam eden bir süreç halinde
gelişiyorsa, bireyin eğitimi de aynı süreci yaşamaktadır. Kişinin eğitim süreci ta ki
yaşamdan ayrılana kadar devam eder (Küçükahmet, 1997: 1).
Bireylerde toplumsal yaşantı ve kültürlenme sonucu davranış geliştirme, bilgi
ve becerinin yanında kişinin kendini geliştirmesine yardımcı olan eğitim, Tezcan
72
tarafından bireyin toplumsal yeteneğinin ve en elverişli düzeyde kişisel gelişmesinin
elde edilmesi için seçilmiş ve denetimli bir çevreyi içine alan toplumsal bir süreç olarak
düşünülmektedir (Aktaran: Çoban, 2007: 3).
Eğitim, insanları biçimlendirerek toplumdaki yerini, rolünü ve statüsünü
değiştirerek; toplumsallaşmış, kişilik elde etmiş ve genel olarak topluma uyan bireyler
yetiştirir (Öncül, Aktaran: Özsoy, 2003 a: 26). Toplumun şekillenmesinde bu kadar
aktif rol oynamasından dolayı da toplumlar, ekonomik, toplumsal ve kültürel alanda
varlıklarını sürdürebilmek ve uluslararası alanda diğer ülkelerle rekabet edebilmek için
eğitime daha çok yatırım yapmaya yönelirler. Güneydoğu Asya ülkeleri ve Japonya’nın
Amerikan pazarında üstünlüğü ele geçirdiğinde ABD eğitim sisteminin de bazı
reformlara gitmesinin altında da bu gerçekler yatmaktadır (Karip, 2002: 225).
İnsanın kendisi ya da başka biri üzerinde, bilinçli olarak istendik davranış
değişiklikleri yapmak üzere etkide bulunma süreci olarak eğitim; her kuşağa, geçmişin
bilgi ve deneyimini düzenli bir biçimde aktarma işidir aynı zamanda (Oğuzkan, Akt.,
Özsoy, 2003: 25). Karip’e (2002: 226) göre ise eğitim birey ve toplum açısından
vazgeçilmez bir yatırımdır.
Tarihin her döneminde pedagoglar şu iki soruya günün şartlarına göre cevap
aramışlardır: Bunlardan birincisi neyin, ikincisi ise nasıl öğretileceği konularıdır.
Öğretimin uygulanması aşamasında bireylere aktarılması gereken bilgiler hangi yöntem
ve tekniklerle verilirse daha kalıcı ve yararlı olurun hesapları yüzyıllardır yapılmıştır ve
ileride de yapılacaktır. Ancak hiçbir dönem ve devamında aynı yöntem ya da yöntemler
kusursuz olarak görülmemiştir.
Öğrenme içerisinde öğrenci-öğrenci etkileşimi sonunda grup tartışmaları, örnek
olay incelemeleri, problem çözme gibi yöntemleri uygulayan öğretmen, öğrencilerinin
kendi aralarında konuşmalarına, birbirlerinden etkilenmelerine ve birbirlerinden bir
şeyler öğrenmelerine yardımcı olmaktadır ki bu son derece gereklidir (Küçükahmet,
1997: 61). Hiç bir ders için hiçbir yöntem sihirli bir değnek olmadığı gibi, şu derste şu,
bu derste bu yöntem kullanılmalıdır, diye bir kural da olamaz. Öğretmen bulunduğu
çevrenin doğal ve kültürel şartlarını dikkate alarak kendi kişisel çabaları ve
duyarlılığıyla sınıfa en uygun gelen yöntemleri seçecek ve yine sınıftan gelen tepkilere
göre değişikliklere gidecektir (Küçükahmet, 1997: 61).
Tüm dünyada bireysel, toplumsal ve ekonomik alanda yaşanmakta olan değişim
ve gelişimi; ülkemizde de demografik yapıda, ailenin niteliğinde, yaşam biçimlerinde,
üretim ve tüketim kalıplarında, bilimsellik anlayışında, bilgi teknolojisinde, iş ilişkileri
73
ve işgücünün niteliğinde, en çok da küreselleşme süreçlerinde görmek mümkündür.
Bunların sonucunda tüm bu değişim ve gelişmeleri eğitim sistemimize ve programlarına
yansıtmak bir zorunluluk haline gelmiştir. Nitekim MEB tarafından 2004- 2005 eğitimöğretim yılında uygulanan yeni programla eğitime çağdaş bir boyut getirilmiştir (MEB,
2006a: 11).
Yaşam boyu öğrenen, edindiği bilgi ve beceriyi yaşama geçiren bireylerin
yetiştirilmesi için kullanılacak olan öğretim yöntem ve teknikleri, öğretmen merkezli
sınıflardan öğrencinin etkin kılındığı sınıflara doğru yaşanan değişmeler ve gelişmeler
ile beraber öğretmenin öğrenme-öğretme süreçlerindeki rolünde de değişiklikler
yapmıştır.
Klasik öğrenme-öğretme yaklaşımının uygulandığı ortamlara bakıldığında
öğrenmenin ödül, ceza, tekrar vb. etkenlerle gerçekleştirildiği görülmektedir. Her şeyin
öğreten tarafından belirlendiği, sunulduğu ve kontrol edildiği, öğrenenin suya sabuna
dokunmadığı bir ortam yaratılmaktadır (Açıkgöz, 2007: 8). Özellikle Türk Eğitim
Sisteminde bu ortamın oluşmasında öğretmenler kadar anne-baba gibi diğer
yetişkinlerin de önemli role sahip olduğunu söylemek yerinde olacaktır. Çünkü
yetişkinler öğrencilere tam anlamıyla özgür birey olma fırsatını vermemektedir. Karip
(2005) bu konu hakkında şunları belirtmektedir:
Öğrenciler kendileri adına “en iyi”yi ve “en faydalı” olanı düşünemeyeceği için,
yapılması gerekenler öğrenciler adına ve “onlar için”, yetişkinleri tarafından
düşünülmekte ve yine onlar adına yetişkinler tarafından yapılmaya
çalışılmaktadır. Bu öğrenciler beş yaşında okul öncesi ya da 22 yaşında
üniversite eğitimi alıyor olabilirler. Kaç yaşında oldukları çok da önemli
görülmez. Nasıl olsa yetişkinlerin gözünde tüm öğrenciler “çocuktur”.
Yetişkinlerin öğrenciler için istedikleri, arzu ettikleri ve uygun gördükleri; çoğu
zaman kendilerinin çocukluk yıllarında ve çocuklarında gerçekleştiremedikleri
ya da özlemini duyduklarının bir listesi haline gelir….
……………………………………………………………………………………
Öğretmen ve anne babalar bizim öğrencilerin “eleştirel düşünmelerini” ve
“yaratıcı düşünmelerini” istediğimizi söyleyeceklerdir. Uygulamalar ise bu
söylemden oldukça uzaktır, yetişkinlerin hegemonyasında bir dünya ortaya
çıkarmaktadır.
Bu düşünceden hareketle, bugünkü aktif öğrenme modelinin temelinde yer alan
bilginin hazır olarak aktarılmaması, öğrencinin süreçte aktif olması vb. önerilerini de
dile getirmişlerdir. Ancak böyle bir modelin geliştirilip yaşama geçirilmesi
davranışçılıktan bilişselciliğe geçiş sürecinin hızlandığı ve dönüm noktası olarak
adlandırılan 1970’lerden sonra olmuştur.
Öğrenme sürecinin çevresel etkenlerin
74
dolaysız bir ürünü olmadığına, içsel ve bilişsel bir süreç olduğuna inanılan günümüz
anlayışının temeli olan aktif öğrenme modeli, bu tarihten sonra ortaya çıkmıştır
(Açıkgöz, 2007: 8). Öğrencilerin öğretim süreci içerisinde aktif olarak yer almaları
gerektiğinin bir zorunluluk olmasına rağmen, öğrencilerin okullara/programlara
yerleştirilmesinde tercihlerinin olmadığını, anne babanın istekleri ve özlemleri,
öğretmenlerin ve yöneticilerin yargıları, politikacıların ve eğitim yöneticilerinin
çerçevesini çizdiği kuralların belirleyici olduğuna vurgu yapan Karip (2005) şu
önerilerde bulunmaktadır:
Eğitim-öğretim sürecinde günlük işleyiş içinde yer alan ve öğrencilerin
bugününü ve geleceğini biçimlendiren kararlar ve eylemlerde öğrencilerin
katılımının sağlanması gerekir. Anne babaların, öğretmenlerin, okul
yöneticilerinin ve her düzeyde eğitim yöneticilerinin öğrencilerin katılımının
anlamının sorgulaması ve yeniden düşünüp tasarlaması gerekir. Öğrenciler için
“en iyi” olanı yapalım, ama onlar adına değil, onlarla birlikte. Öğrencilerin
içinde olmadığı bir bugünden, onlar için daha iyi bir yarın oluşturulamaz.
Çocuklarımızla birlikte olmayan bir “çocuklarımız için” çocuklarımızdan çok
“bizim için” ve o da “bugün için” olmakla sınırlı kalacaktır.
Kültür varlıklarının gerek tanınması gerekse onlara sahip çıkma bilincinin
oluşmasında elbette en büyük sorumluluk eğitim kurumlarına düşmektedir. Türk milli
eğitiminin genel amaçlarından bir tanesi her hangi bir ders ayrımına bakılmadan, “Türk
milletinin bütün fertlerini; Türk milletinin milli, ahlaki, insani, manevi, ve kültürel
değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren; ailesini, vatanını, milletini seven ve
daima yüceltmeye çalışan… yurttaşlar olarak yetiştirmektir” (MEB, 2006b). Belirlenen
bu amaçla, aslında kültür ve kültür varlıklarının tanınmasının ve onlara sahip
çıkılmasının milli eğitimin ana hedeflerinden birisi olduğu gösterilmiştir.
İlköğretimde verilmekte olan Görsel Sanatlar ve Sosyal Bilgiler derslerinin
amaçlarına bakıldığında da aynı hassasiyetin üzerinde durulduğu görülmektedir. Her iki
dersin amaçları kapsamında kültür ve kültür varlıklarının programlar içerisinde çok
önemli yer kapladığı ve önemsendiği görülmektedir.
Görsel Sanatlar dersinin genel amaçları içerisinde konuyla ilgili şu tür hedefler
belirlenmiştir: Öğrencinin ilgisini, bu alandaki çeşitli kaynaklarla besleyebilmek (müze,
galeri, tarihi eser vb.) ve bu yolla geçmişine sahip çıkma ve geleceğini yapılandırma
bilinci kazandırmak; Geçmişten günümüze miras kalan sanat eserlerinden haz alma ve
onur duyma hassasiyeti kazandırmak; öğrenciye geçmişten günümüze miras kalan sanat
eserlerinden ve doğadan haz alma, onlarla gurur duyma ve onları koruma bilincini
75
kazandırmak; öğrenciye, doğadan seçtiği veya insan eli ile üretilen nesneleri estetik
birikimini kullanarak değerlendirme bilinci kazandırmak (MEB, 2002).
Sosyal Bilgiler dersi öğretim programının da kültür ve kültür varlıkları gibi
konularla ilgili belirlenmiş olan hedefleri mevcuttur. Bu hedefler: Türkiye Cumhuriyeti
vatandaşı olarak, vatanını ve milletini seven, haklarını bilen ve kullanan,
sorumluluklarını yerine getiren, ulusal bilince sahip bir vatandaş olarak yetişir; Türk
kültürünü ve tarihini oluşturan temel öğe ve süreçleri kavrayarak, milli bilincin
oluşmasını sağlayan kültürel mirasın korunması ve geliştirilmesi gerektiğini kabul eder;
yaşadığı çevrenin ve dünyanın coğrafi özelliklerini tanıyarak, insanlar ile doğal çevre
arasındaki etkileşimi açıklar; farklı dönem ve mekanlara ait tarihsel kanıtları
sorgulayarak insanlar, nesneler, olaylar ve olgular arasındaki benzerlik ve farklılıkları
belirler, değişim ve sürekliliğini algılar; farklı dönem ve mekanlardaki toplumlararası
siyasal, sosyal, kültürel ve ekonomik etkileşimi analiz eder (MEB, 2006b).
Derslerin ikisinin de öğrencilerin kültür varlıklarını tanıma ve sahip çıkma
bilincinin oluşması açısından ortak kazanımlara sahip oldukları görülmektedir.
Derslerin konularının ayrı ayrı ya da birbirleriyle ilişkilendirilerek işleneceği derslerde
amaca ulaşmada çok iyi sonuçlar elde edileceği bir gerçektir. Önemli olan öğretmenin
konularla ilgili olarak doğru yöntem ve teknikleri tespit etmesidir. Öğretmenler, her iki
derste de benzer yöntem ve teknikleri kullanarak kültürün, bununla bağlantılı olarak da
kültür varlıklarının tanınması ve sahiplenme bilincinin oluşmasında çok önemli sonuçlar
alabilmektedir. Bu amacı gerçekleştirmek için de çağdaş eğitim anlayışı içerisinde yer
alan; Altı Şapkalı Düşünme, Kavram Haritaları, Gezi, Tarihsel Empati, Örnek Olay
Yöntemi, Gösteri (Demonstrasyon), Deney, Anlatma (Takrir- Düz anlatım) Yöntemi,
Soru-Cevap Yöntemi, Problem Çözme Yöntemi, Tartışma Yöntemi, Drama Yöntemi
vb. birçok öğretimsel yöntemler ve teknikler öğretmenler tarafından kullanılabilir.
Çağdaş eğitimde ortaya konulan yaklaşımlardan hiç şüphesiz en etkin
olanlarından bir tanesi nesnelerin eğitim içerisinde direk olarak kullanıldığı yöntemdir.
Yani nesneye dayalı öğrenme anlayışı. Özellikle Görsel Sanatlar ve Sosyal Bilgiler
derslerinin ele almış oldukları konular nesneye dayalı eğitimi zaten zorunlu kılmaktadır.
Çünkü her iki dersin de içeriğinde konuların derslik dışında yani farklı mekanlarda ya
da nesnelerin dersliğe getirilerek işlendiği konular mevcuttur.
Nesneye dayalı ders yapma anlayışı 19. yüzyıl eğitiminin en büyük özelliğiydi.
Nesne öğretiminin amaçları çocuğa yalnızca bilgi vermek değildir. Çok daha önemlisi
olarak çocuğun bütün bilgi edinme yeteneklerini geliştirilmesidir.
Nesnelerden
76
yararlanılarak öğrenme duyu algılarını geliştirmektedir. Duyu algılarının geliştirilmesi,
çocuğu var olan bilgi ve yeteneklerine dayanan, uygun etkinliğe yönlendirmektedir.
Özellikle kültür varlıkları konumundaki tarihi mekanlar, tarihi binalar ve
müzelerde bulunan nesnelerin eğitim amaçlı kullanılması, tartışma ve araştırma duyusal
verilerle birleştirilerek nesneler çok farklı açılardan incelenebilir. Buluntular ve doğal
nesneler kendi başlarına dikkat odağı, “öğrenme nesnesi” olabilirler. Neye benziyor?,
Kaç parçadan yapılmış”, “Nereden geldi?”, “Kim yapmış?”, “Niçin?”, “Kimin için?, ve
sonra, “O zamandan beri bu nesneye ne oldu?, “Değişikliğe uğramış mı?, “Nesnenin
yapıldığı dönemdeki anlamı ne idi, şimdiki anlamı nedir?. Bu bakış açısıyla nesnenin
kendisi, maddi özellikleri, tarihi ve geldiği yer üzerinde odaklanılır (Greenhill-Hooper,
1999: 128).
Greenhill-Hooper’e göre (1999: 133) bir nesneye dokunma ve elle yoklama
heyecan verebilir ve nesneyi öğrenme güdüsünü artırabilir. Pek çok kişinin, nesneleri
elle yoklamayı, eline almayı, alt tarafına ve içine bakmayı, yıpranma izlerini ya da
yapımcısının markasını bulmak için yapıldığı maddeyi incelemeyi öğrenmeye
gereksinimi vardır. Nitekim Tablo 2.1’de görüldüğü gibi nesneler ve bulundukları
çevreleri bire bir kullanımı öğrenmede ço” “”
“
k kalıcı bir etki yaratacaktır.
Tablo 2 1
Nesneler ve Çevreler
(Greenhill-Hooper, 1999: 132)
77
Nesne öğretimi ilk etapta duyu algılarıyla başlayan ve gözlemleme ve
düşünmeyle devam eden gelişme sayesinde, öğrencinin zihnini, eylemlerle ilgili önemli
olguları ve bunların yazılı sözlü dille ilişkilerini anlamaya hazırlar. Bu fikirler öncelikle
Rousseau, Pestalozzi ve Frobel’in çocuk merkezci ilerici kuramları içerisine yerleştirilir.
Diğer taraftan da bilgiyi ve bilimsel düşünceyi geliştirmek için, alınan görüşten çok
maddesel dünyanın kullanılması gerektiğini vurgulayan 17. yüzyıl filozofları Bacon ve
Comenius’un bağlamına yerleştirilmektedir (Greenhill-Hooper, 1999: 46).
17. yüzyıla kadar Antik Yunan ve Romalılardan Rönesans’a kadar bilim
dünyasında tümdengelim yöntemi hakimdi. Bütünden parçalara doğru giden bir
düşünme şekli olarak, özellikle Akılcılığın (Rasyonalizm) hakim olduğu Orta Çağ’da
çok daha önem kazanmış olan bu yöntem, bir nevi beyin jimnastiği şeklini almıştı.
Aydınlar gözlem ve deneyim ile ilgililerini kesmiş, onların yerine akli ve buna dayanan
tümdengelimi yerleştirmişlerdi.
Francis Bacon’la (1561-1626) birlikte tek tek olgulardan genel önermeler
çıkarmaya, genel ilkeler, yasalar bulmaya dönük bir yöntem olan tümevarım yöntemi
bilim dünyasında kabul görmeye başlamıştır. Bacon pozitivizmin ve ampirizmin öncüsü
olarak “akılcılık” modelini yıkıp onun yerine bilim ve deney yöntemi olarak gözlem ve
deneyin, bilgi kazanmak ve gerçeği keşfetmek için en doğru yol olduğunu ortaya
koymuştur. Yöntem doğanın yakından incelenmesini ve genellemelerin bu gözlem ve
deneyler üzerine inşa edilmesini önermiş, genel yargıların özel gözlemlerden ve
bunların bir araya getirilmesinden, kaynaştırılmasından elde edileceğini ortaya
koymuştur (Kaptan, 1998: 37).
Bilimde gözlem ve deneyin hakim görüş olarak benimsenmesi nesnelerin eğitim
içerisinde kullanılmasına zemin hazırlamıştır. Aslında gerçek dünyadan ve gerçek
nesnelerden öğrenme 17. yüzyıldan önce, Ortaçağda yazan Aquinas tarafından
vurgulanmıştır: “İnsanların duyular yoluyla zekaya ulaşması doğaldır. Çünkü bütün
bilgilerimizin başlangıcı duyulardır.” Ve “ruhsal amaçlar kimi bedensel benzerliklere
bağlanmazlarsa ruhtan kolaylıkla kaçarlar, çünkü insanın anlayışı duyular açısından
daha güçlüdür.” Aquinas’ın “duyular”dan kastı gerçek, somut, maddesel dünyadır.
Düşünür, soyut yerine somut ve maddi olanla daha iyi ve daha temelli öğrenileceğini;
hayat boyunca kişinin bu dünyada var olduğunu hissetmesi ve zihinsel sembollerin ve
soyutlamaların maddi temele oturtulması için nesnelerin zorunluluk olduğunu ortaya
78
koyar. Aquinas’a göre somut kavramların tam olarak anlaşılmaları için maddesel
deneyime dayandırılmaları gerekir (Akt. Greenhill-Hooper, 1999: 47).
Her ne kadar nesne merkezli öğretiminin kurucusu olarak Pestalozzi gösterilse
de, asıl kurucusu Çek asıllı eğitimci Comenius’tur. Comenius bu tezini bütün nesne ve
varlıkları göstererek ve tanıtarak Latince’nin çok daha çabuk öğrenileceği yaklaşımı ile
ortaya koymuştur. Bu anlayışla devam eden yaklaşımları ve daha sonra yazmış
olduklarıyla, müzede nesnelerle öğretim konusunda altı yapı oluşturulmuştur. Ona göre
ilk etapta öğrenilmesi gereken eşyadır, yani maddedir. Öğrenciye dışa dönük gözlem
yaptırılmalıdır. Bunun için önce nesne genel olarak ele alınmalı ve öğrencinin gözünün
önünde bulunmalıdır. Bu nesnelerin öğrenciler tarafından analizleri yapılarak; Nesneye
Nedir?, Nasıldır? Ve Niçindir? gibi sorular sorularak nesne kısım kısım incelenmelidir.
İlk etapta parçaların birbirleriyle bağlantısı ele alındıktan sonra nesne daha sonra bir
bütün olarak ele alınmalıdır. Nesnelerin köklerine, oluş tarzlarına bakılarak, ilk önce
olan şeylerden başlanarak onu izleyen nesneler öğretilmelidir (Ata, 2002: 116 ).
Bir nesneye ilk tepki, bakma, dokunma, hissetme, dinleme, koklama ve tatma
yolları ile uyarılabilir. Nitekim Tablo 2.2’de görüldüğü gibi bir nesneye malzeme,
kullanım, anlam, üretim, desen, ilişkiler ve bir çok farklı açılardan bakılarak nesnelerin
daha ayrıntılı incelenmesine imkan sağlanır.
79
Tablo 2 2
Nesnenin Ayrıntılı İncelenmesi
(Greenhill-Hooper, 1996: 136)
Nesneye karşı gösterilen ön duyusal inceleme, nesne hakkında oldukça fazla
miktarda bilgiyi ortaya çıkarırken aynı zamanda nesneye katılıma yol gösterir. Nesne
üzerinde yapılan tartışma ve soruşturma pek çok soruyu ortaya çıkarırken, gelecekteki
araştırmalar için de pek çok kapı açacaktır (Greenhill-Hooper, 1999: 135). Öğrenim,
nesnelerin sözel betimlemesiyle değil gerçek incelemeyle başlanmalı; çünkü eğer
yöntem doğanın akışını izlerse, nesnellik öğrenme içerisinde etkin bir şekilde
kullanılırsa başarılı olur. İnsan belleğine yüz kere yinelenen bir betimlemeden daha çok
gözle görülen bir nesne veya bir görünüm yerleşir. Çağdaş eğitim yöntemlerinin
80
içerisinde gerçek görünüşün önemsenmesi ve program içinde aktif rol oynamasının
nedeni de budur. Çünkü insan önce duyularını kullanır, sonra belleğini, ardından
anlayışını, en son olarak da yargısını (Greenhill-Hooper, 1999: 46).
Soyuttan önce somut nesnelerle eğitim yapılmasını ileri süren ve Comenius’un
görüşlerine yakın görüşler ortaya koyan Rousseau’ya göre de çocuğun tabiatının
merkeze alınması ve onun iyi tanınarak eğitimin bu tabiata uygun biçimde
düzenlenmesi gerekmektedir. Yazar “Emile” adlı eserinde çocuk ruhuna uygun bir
eğitimin savunuculuğunu yapmıştır. Burada nesne eğitiminin özünün taşındığı çocuğa
çevresindeki eşyanın gösterilmesi gerektiğini ve bizzat inceleme yoluyla öğrenmesi
gerektiğini savunmuştur (Baysal, 2006: 7).
Ünlü eğitimci Pestalozzi (1746- 1827) çocukların doğayla iç içe olmasını ve
doğayla çocuk arasına hiçbir aracının girmemesini ortaya koymuş, çocuğun duyma,
dokunma ve görme duyularını geliştirmek için “nesne dersi” geliştirmiştir. Nesne
öğretimi olarak adlandırılan tarz, çocukların gözledikleri nesnelere ait soruları
cevaplamalarının yanında duyu ve zihinlerini kullanmalarını gerektiren etkili bir yöntem
olarak önceleri Avrupa’da kullanılmış ve daha sonra da 19. yüzyılın ortalarında
Amerikan eğitim sistemini etkilemiştir (Ata, 2002: 116).
Pestalozzi’nin öğrencisi olan Froebel (1782- 1852) çocuklara çocuk bahçesinde
tahta bloklar, silindirler, küp gibi geometrik şekiller, değnek ve metal halkalar gibi
nesneler vererek onların bu çok değişik nesneleri görerek ve dokunarak öğrenmelerine
imkan vermiştir. Ayrıca derste öğrencilere bir topu inceleterek yapısı ve görünümü
hakkında cümleler kurdurarak, birincil elden öğrenmelerini sağlamıştır (Ata, 2002:
116). Buluntular yaşa ya da daha önce onlar hakkındaki bilinenlere bağlı
olmadıklarından, onlara gençler ve yaşlılar tarafından bağımsız anlamlar yüklenebilir ve
her düzeyde güdüleyici olabilirler (Greenhill-Hooper, 1999: 131).
Nesnelerin insanlar üzerinde yarattığı duyular hep aynı olmadığı için, anlam,
olgunlaşma düzeyinden, yaşam deneyiminden, bilgiden beslenerek şekillenmektedir.
Froebel’e göre eğitim çocuğun çevresiyle uyumlu bir birlik içinde yetişmesidir. Biçim,
renk, nokta, çizgi gibi kavramlar çeşitli malzeme ve tekniklerle belirli bir dizge içinde,
oyunvari etkinlikler içinde sürdürülmelidir. Froebel’in oyunu, gelişi güzel bir oyun
olmayıp, özel bir yapı ve sıralama içinde gelişen bir dizi etkinlikler toplamıdır
(Kırışoğlu, 1991: 21). Greenhill -Hooper’e göre (1999: 151) “Öğretimde nesnelerin
kullanılmasının en önemli etkenlerinden biri nesnelerin yol açabileceği tartışmalarıdır.”
81
17. yüzyıl eğitimcilerinden Andreas Reyher “Ağaç ve hayvan gibi çocuklara
hemen gösterilmesi mümkün olmayan nebatları ve hayvanları öğretmen aramalı ve
bulunca münasip zamanlarda öğrencilere göstermeli ve otları, ağaçları, çalıları ve
muhtelif nebatları öğrenciye göstermek ve öğretmek üzere okula yakın bahçelerde
yetiştirmeli ve bazılarını da kurutulmuş olarak göstermeğe çalışmalıdır” derken
nesnenin eğitimde kullanılma zorunluluğuna da işaret etmektedir (Akt., Burger, 1976:
15).
Öğrencilerin herhangi bir döneme ait kültür varlığını incelemeleri, kültür
varlığının türü ona özgü değişik terimler üzerinde durulmasına yol açar. Bu yapı eğer
bir cami ise kitabesi, minare (kaide, şerefe, külah ve alem), kubbe ve süslemeleri,
mihrab, minber, kadınlar mahfilinin; çeşme ise, sebil, künk, depo ya da hazne, lüle ve
musluk, yalak, mermer, kesme taş gibi terimlerin; bir kale ya da hisar ise kapı, kitabe,
burç, mazgal, sarnıç gibi terimlerin incelenmesini ve bu terimlerin öğrenilmesini
sağlayacaktır. Bu yapıların incelenmesi beraberinde bu yapıların kim tarafından, hangi
mimara yaptırıldığı, dönemin sosyal, tarihsel ve ekonomik olaylarının da araştırılmasına
neden olacaktır. Sosyoloji, tarih, ekonomi, kültür, sanat vs. hangi alanla ilgili olursa
olsun eğer, 19. yüzyıl Osmanlı saray hayatına Avrupa yaşam biçiminin etkisinin
araştırılmasında, o döneme ait bir kültür varlığı olan Dolmabahçe Sarayı ya da
Beylerbeyi Sarayı, başvurulması gereken en önemli kaynaklar olacaktır (Ata, 2002:
155).
Nitekim Bruner tüm gelişim süreçlerinde nesnelere fiziksel olarak temas etmenin
önemini vurgular. Bruner birbiri ardına gelen ve bireyin olgunluğuna ve kişiliğine,
sosyal ve kültürel etkilere ve özel durumuna göre kendi bireysel yapılarını muhafaza
edip hakimiyet kuran eylemsel, imgesel ve sembolik adı altında üç çeşit deneyim
modeli olduğuna inanır. Dokunma ve fiziksel temas eden, imgesel model görme ve
görsel deneyimle yapılan eylemsel model, sembolik model olarak soyut işaret sistemidir
(Hınton, 1993: 16).
Nesne merkezli drama etkinliği ile öğrenciler bir veya bir grup nesne ile bu
nesnelerle ilişkili kavram ve konular bağlamında bir rol oynama gerçekleştirebilirler.
Ayrıca müzedeki bilgiyi herkes için anlamlı ve anlaşılabilir kılma yollarından biri
olarak bilgiyi drama aracılığıyla konuşturabilirler. Özellikle müze ortamında nesne
merkezli etkinlikler, drama aracılığıyla, konu ile ilgili bilgilerin yanında duygusal
bağların yaratılmasına katkıda bulunabilirler. Böylelikle beyinin sağ ve sol yönlerinin
ilişkisi de kurularak bütüncül öğrenme gerçekleştirilmiş olur (Tezcan, 2005: 40).
82
İlköğretimin her kademesi ve her dersinde nesne merkezli eğitimden
yararlanılabileceği gibi yedinci sınıf Görsel Sanatlar ve Sosyal Bilgiler derslerindeki
kültür varlıklarını tanıtmaya yönelik konularda da her iki dersin ilişkilendirilmesine
yönelik hazırlanan programın uygulanmasıyla çok etkili bir öğretim yapılabilecektir.
Greenhill-Hooper’e (1999: 132) göre bütüncül öğrenmeyi sağlayan nesneleri çalışmak,
kültür, teknoloji, insanlar, toplumsal yapı, geçmiş, şimdi ve gelecek ile öğrenmenin
gelişmesini sağlayacak ilişkiler kurar.
Görsel Sanatlar dersi “Müze Bilinci” öğrenme alanı yaklaşık olarak on haftalık
bir süreci kapsamaktadır. Bu da iki ay gibi bir süreye denk gelmektedir. Bu öğrenme
alanı tamamen kültür varlıklarının tanıtılmasına ve onların korunmasına yönelik,
öğrencilerde bir bilinç oluşmasının yanında konu hakkında duyarlılıklara sahip bireyler
olarak yetişmeleri gibi bir amacı taşımaktadır. Dolayısıyla bu kapsamda yapılacak olan
çalışmaların tamamı zaten nesne merkezli olacaktır. Çünkü birçok konunun müzelerde
bire bir nesneler üzerinde yapılacak gözlemlerle işlenmesi önerilmektedir. Aynı dersin
“görsel sanatlarda biçimlendirme” ve “görsel sanat kültürü” öğrenme alanlarında da
nesne merkezli öğretim kullanılabilir. Ancak çalışmanın konusu kültür varlıkları olduğu
için bu alanlara değinilmemiştir. “İlköğretim Okullarında Görevli Yöneticilerin ve
Resim-İş Öğretmenlerinin Müze ve Sanat Galerilerinin Görsel Sanatlar (Resim-İş)
Eğitimi Amaçlı Kullanılmasına İlişkin Görüşleri” adlı 48 ilköğretim okulu yönetici ve
yönetici yardımcıları üzerinde yapılan yüksek lisans çalışmasında; araştırmaya
katılanların yarıdan fazlası (%62.5) görsel sanatlar öğretmenlerinin müze ziyaretlerinde
iyi bir müze gezi bilgisine sahip olmadıkları için uygun nesneleri seçmekte başarılı
olamadıkları görüşünü ortaya koymuşlardır. Araştırmaya katılan 40 görsel sanatlar
öğretmeninin yarısı (%52.2) gerekli olduğu halde öğretmenlerin “nesnelerle öğrenme”
ilkesini temel almadıklarını, bundan dolayı görsel sanatlar öğretmenlerinin müze
ziyaretlerine ilgisiz kaldığını belirtmişlerdir. Aynı öğretmenlerin büyük bir kısmı
(%82.5) müzelerin gezici sergiler ve geçici vitrinlerle okullara ve kütüphanelere
taşınabilir hale getirilmesi gerektiğini belirtmişlerdir (Süzen, 2005: 158).
Güler’in (2009) “Programlı ve Etkili Bir Müze Gezisi İçin Geliştirilen Müze
Eğitim Paketinin Etkinliğinin Ölçülmesi (Ankara İli İlköğretim I. Kademe 3. Sınıf Sanat
Etkinlikleri Dersi Örneği)” adlı doktora çalışması da konuyla ilgili olarak örnek teşkil
edecek bir araştırmadır. Araştırma, 38 kişiden oluşan deney ve 37 kişiden oluşan
kontrol grubu toplam 75 öğrenci ile “Sanat Etkinlikleri Dersi” “Müzede Yaşadığım
Duygular” ünitesi kapsamında yapılmıştır. Araştırmada deney grubu ile dersler planlı
83
olarak hazırlanan “müze eğitim paketi” ile, kontrol grubuyla ise geleneksel yöntem
kullanılarak işlenmiştir. Uygulanan program çerçevesinde nesne merkezli öğrenmeye
dayalı olarak geliştirilen “müze eğitim paketi”nin öğrenme üzerinde olumlu etkisinin
olduğu, deney grubu öğrencilerinin başarı ve tutum düzeylerinin kontrol grubuna göre
çok yüksek çıkmasından görülmüştür.
Yedinci sınıf Sosyal Bilgiler dersi içerisinde de kültür varlıklarının tanınmasına
yönelik nesne merkezli öğretimin kullanılıp çok yararlı sonuçlar alınacağı üniteler
bulunmaktadır. Nitekim Anadolu, Ana Yurt; Kuruluş; Osmanlı Devleti Yeni
Başkentinde; Farklı Kültürler Bir Arada Yaşadı; Yolumuz Sivas’a Düştü; Etkiledik,
Etkilendik Ama Nasıl; Seyyahların Gözünde Osmanlı Kültürü; Yenilikler ve Osmanlı
Devleti; Kurultaydan Meclise ve Neden Yaşatmalıyız konuları nesne merkezli olarak
işlenebilecek konulardır.
Ata’nın (2002: 239) “Müzelerle ve Tarihi Mekanlarla Tarih Öğretimi” adlı 83
ilköğretim sosyal bilgiler, 121 lise tarih öğretmeni toplam 204 öğretmen üzerinde
yapmış olduğu doktora çalışmasında öğretmenlerin kültür varlıkları ve müzelerin (nesne
merkezli öğrenme çerçevesinde) öğrenim amaçlı kullanılmasının, ilköğretimde
çalışanların yarısı (%48) “öğretim sürecinin her aşamasında”, yarısı (%46) “hayat boyu
gerekli” olduğunu belirtirken; lisede çalışanların da yarısı (%50) ve yarıya yakını (%39)
oranında cevap verdikleri görülmektedir. Aynı araştırmada tarih öğretmenlerinin
yarıdan fazlası (%63) müzelerin birincil işlevinin müzelik malzemeyi eğitim amaçlı
sunmak olduğunu ve öğretmenlerin yarısı (%49) nesne merkezli öğrenmenin (müze
gezisi) eğitimin her aşamasında gerekli olduğunu, yarıya yakını (%42) ise hayat boyu
gerekli olduğunu, öğretmenlerinin yarısı (%48) üç boyutlu nesnelerin, yarıya yakını
(%38) tarihi yapıların, bir kısmı (%9) tarihi fotoğrafların, çok küçük bir kısmı da (%6)
minyatür ve gravürlerin tarih dersini daha kalıcı yapacağını belirtmişlerdir (Ata, 2002:
250). Bu derslerin işlenmesinde gerek müzelerde bulunan bu dönemlere ait eserlerden
gerekse yine bu dönemlere ait mimari yapılardan yararlanılarak derslerin yapılması çok
yaralı bir öğrenmenin oluşmasına neden olacaktır.
2.8. Disiplinlerarası Öğrenme
Günümüzde bilgi alanında ve bununla bağlantılı olarak da birçok çalışma
ortamlarında dikkate değer bir şekilde gelişme yaşanmakta ve buna paralel olarak alan
odaklı bir uzmanlaşma görülmektedir.
Bilimsel açıdan yaşanan bu hızlı değişimle
84
bağlantılı olarak okullarda alan problemlerinde ve eğitim programlarında her yıl yeni
şartlara uygun programlar ortaya koyma zorunluluğu doğmaktadır (Jacobs, 1989b: 3).
Bilim ve teknolojide yaşanan hızlı değişimler farklı disiplinlerin ve uzmanlık
alanlarının doğmasına neden olurken, yaşanan bu gelişmeler alanlar arasında
koordinasyon bozukluğunu da beraberinde getirmiştir. Bunun sonrasında da farklı
meslek gurupları ve her gurubun içinde ayrı bir dalda ihtisaslaşma, birçok alanla birlikte
ilgilenen yaklaşımın yerini almıştır. Bir meslek dalı içinde bu kadar ihtisaslaşma kimi
durumlarda disiplinlerarası ilişkilerin birbirinden kopmasına da neden olmaktadır.
(Özcan, 2006: 681) Yaşananların bir sonucu olarak günümüz eğitim anlayışı,
öğrencileri bilgiyle doldurulan bir kap olarak görme yerine, kendi öğrenmelerinden
sorumlu tutuldukları ve öğrenme süresinde etkin olarak rol oynadıkları bir anlayışa
sahiptir (Tonbul, 2001; 16).
Eğitim anlayışı içerisinde yaşanan değişimlerin bir sonucu olarak da eğitim
sistemlerinde birçok farklı öğrenme-öğretme yöntem ve teknikleri ortaya çıkmaktadır.
Daha yararlı ve yönlendirici bilgilendirme anlayışı için kullanılan bu yöntem ve
teknikler kapsamında yaşanan en büyük sorun ise insanların bilgiye çok daha kolay
ulaşmaları, ulaşılan bilgiyi daha kalıcı kılma ve bu sonucu doğuracak kuramların
geliştirilmesidir.
Öğretim anlayışı içerisinde kullanılan yöntem ve tekniklerin etkisi öğretimin
amaca ulaşması açısından oldukça önem arz etmektedir. Kullanılacak olan yöntemin
başarıya ulaşması için öğrencilerin bireysel gelişim özelliklerinin öğrencinin öğretmeöğrenme sürecindeki psikolojik durumunun, dış koşulların etkisinin dikkate alınması ve
öğrenci motivasyonunu arttırıcı nitelikte olması gerekmektedir. Kullanılan öğretim
yöntemleri öğrenme-öğretme sürecinde öğrencinin etkin çabasını ve üst düzey
verimliliğini sağlarken, bilgiyi ezberleme değil, nerede ve nasıl bulacağına ve nerelerde
kullanacağına yönelik yaklaşımlara sahip günümüz eğitim-öğretim anlayışı içerisinde
düşünme ve problem çözme ve analiz etme sürecine de katkı sağlamaktadır (Duman ve
Aybek, 2003: 2). Bu tür programların uygulanmasında ise öğretmenlerin, öğretmeöğrenme süreci içerisinde kullanacakları öğretim programında diğer derslerle ortak olan
konuları da göz önünde bulundurarak ders planları hazırlamaları gerekmektedir.
Programın ortaya koymuş olduğu yaklaşımın dışında öğretmenler eğitimöğretim faaliyetleri başlamadan önce bir araya gelerek, günlük plandan, sınıf düzenine
kadar birçok alanda beraber hazırlık yaparak görüş alış-verişinde bulunmalıdırlar.
Öğretmenler arasındaki bu işbirlikçi ve farklı disiplinlerin bir arada ilişkilendirilmesine
85
yönelik ortaya konulan bir yaklaşım kapsamında kaynak dağılımının sağlanması,
olanakların ortak kullanımının belirlenmesi, hedeflerden araçlara kadar bir birliktelik
içerisinde gerçekleştirilmesi esas alınmalıdır.
Disiplinlerarasında kurulacak bir organizasyonda öğretim süreci bir taraftan
belirli disiplinlere ait bilgi ve becerilerin öğrenilmesine katkı sağlarken diğer taraftan da
bu alanların belirli bir anlam dahilinde bir araya getirilerek kullanılmasına yardımcı
olmaktadır.
Genel eğitim sistemi içerisinde disiplinlerarasında ilişkileri bulabilmek,
programlarda bunları yeniden yerleştirmek ve disiplinlerarası ilişkiler için programlara
gereksinimleri ilave ederek dağıtmak gerekmektedir. Nitekim günümüzde ABD ve
Avrupa gibi gelişmiş batılı ülkelerin eğitim sistemlerinde, öğretmen yetiştirme
programlarında, akademik okullarla mesleki okullarda -adeta eğitimin her kademesinde
yer alan bütün okullarda- disiplinlerarası ilişkilendirmenin uygulandığını görmek
mümkündür (The Interdisciplinary Curriculum).
Öğrencilerin sınıf içerisinde birçok konuyu disiplinlerarası bir nitelikte
öğrenmelerine imkân vardır. Konular yalnızca bir disiplin ya da ders içerisinde ele
alındığında öğrenme anlamlı ve etkili olmayabiliyor. Örneğin bazı sosyal konuların
(devrimler, yönetim biçimleri, kıtalar, vatandaşlık gibi) öğretimde tarih, coğrafya,
felsefe, sosyoloji, psikoloji ve vatandaşlık bilgisi gibi derslerin ilişkili olduğu birçok
nokta mevcuttur. Öğrenciler bu disiplinlere ait bilgileri bir araya getirebildiğinde
öğrenme daha anlamlı biçimde öğrenilebilir (Yıldırım, 1996: 90).
Günümüzün eğitim–öğretim anlayışı, bilginin, ezberlenip depolanmasını değil,
bilgiyi nerede nasıl bulup kullanacağına dayalı düşünme ve problem çözme sürecine
yönelik bir anlayışı benimsemektedir. Disiplinlerarası yaklaşım değişim ve gelişmenin
kaçınılmaz olduğu eğitim ortamında, öğrenim-öğretme sürecinde etkinliği ve anlamlılığı
sağlama açısından önemlidir. Bu yaklaşımda öğrencilerin soruları cevaplamaları, doğru
bilgiye ulaşmaları için, öğretmene bağlı olmaktansa sorumluluk alarak bilgiye ulaşma
çabaları söz konusudur (Duman ve Aybek, 2003: 11).
Disiplinlerarası öğrenme farklı disiplinlerin kendi aralarında bağ kurması ile
öğretim uygulama ve alışkanlıklarında gelişmeler yaşanmasına katkı sağlamaktadır.
Temelde birden fazla disiplinin yöntem ve bilgisinden yararlanma programı anlayışı
olarak, öğrenme kavramının farklı disiplinlerle kavramsal bir bütünleşmesinin
sağlanmasıdır (Jacobs, 1989b: 8). Bu yaklaşım öğretimin özünü teşkil eden geleneksel
konu alanlarının belirli kavramlar etrafında anlamlı bir biçimde bir araya getirilmesidir.
86
Bu çerçevede oluşan bütünleştirilmiş öğrenme, çocukların çevrelerine en geniş bakış
açısından bakmalarını, bilgiyi araştırarak keşfetmelerini sağlar.
Farklı bilgi, beceri ve kavramların bütünleştirilmesi olarak disiplinlerarası
model, ayrı disiplin alanlarındaki konuların, genel bir problem tema veya sorun
üzerinde odaklaşarak, çeşitli kavramlar doğrultusunda bütünleştirilen eğitici bir süreç
olarak, farklı disiplinlerdeki bilgi parçalanmalarını önleyerek, öğrencilerin problematik
durumlar karşısında bütüncül ve üst düzey düşünmelerini sağlamaya yönelik bir amaca
sahiptir. Bunun sonucunda da öğrencilere öğrendiklerini daha anlamlı hale
getirebilecekleri birden çok çözüm yolu sunacak ve öğrenme süreci daha zengin hale
gelecektir (Duman ve Aybek, 2003: 7).
İki veya daha fazla konu alanının birbirlerini besleyerek gelişmesi ve bu
alanların bütünleştirilmesi, disiplin perspektiflerini bir araya getirerek, hedef tema, konu
ve problemlerin araştırılmasına olanak sağlamaktadır.
Öğretim kapsamında belirli bir kavram temel alınarak, belirlenen bu kavrama
değişik yönlerden ışık tutabilecek bilgi ve beceriler ilgili alanlardan alınarak
bütünleştirilir. Temel amaç dersin konusunu teşkil eden kavramın incelenmesi olmakla
birlikte, bu süreçte rol alan değişik konu alanlarının kavramla ilgili bilgi ve becerilerinin
öğrenilmesi de önemlidir.
Disiplinlerarası bir ilişkilendirmede yaşanan öğretim süreci, hem belirli
disiplinlere ait bilgi ve becerilerin öğrenilmesine hem de bunların anlamlı bir biçimde
bir araya getirilerek kullanılmasına yardımcı olur (Yıldırım,1996: 90). Pratikte
disiplinlerarası eğitimin sık sık oluşturulması, azimli bir uzmanlaşma için birçok
disipline ait aktif öğrenci katılımlarının bir gereği olarak konu, tema, problem ve
projelerle başlarken, bilginin özümsenmesi ve yeni bir şekilde keşfedilmesi gibi iki ya
da daha çok disiplinin bir sentezini de ortaya koymaktadır.
İ. Aydın’a (2006: 13) göre modern dünyanın sorunları birbiri ile ilişkili ve
onların çözümü de Fuller’in deyimi ile “sinerji” kavramına bağlı olduğundan dolayı,
okullarda disiplinlerarası çalışma atmosferi yaratılmak zorundadır.
İnsanlar dış dünyayı bir bütünsellik içerisinde algılama eğilimine sahiptirler. Günlük
yaşamda karşılaşılan sorunlara sadece bir disiplinden değil birden fazla konu alanlarıyla
birlikte oluşturulan bir sentezleme ile cevap verilmektedir. İnsanların algılama ve
davranış biçimleri genellikle birden fazla konu alanının anlamlı bir örüntüsü biçiminde
ortaya çıkmaktadır (Yıldırım, 1996: 90).
87
Yapılan öğretim uygulamaları, öğretmenlere ve öğrencilere birlikte yaratıcı ve
heyecan verici tecrübeleri öğretip programda yeni yollar keşfedilmesini sağlarken,
öğrencilerin, değişik bakış açılarıyla farklı disiplinler arasında daha derin ilişki
kurmalarını öğretmektedir. Öğrencilerin olaylar, olgular, kavramlar ve fikirler arası
ilişkileri daha açık olarak öğrenmelerine ve bunlar üzerinde yeni ve farklı bilgileri daha
kolay yapılandırmalarına imkân sağlar. Yapılan bu tür ilişkilendirmeler farklı alanların
birleştirilmesinin sonrasında öğrencilerin ilgi duymadıkları ve işlenişine katılmadıkları
derslere de ilgi duymalarına ve katılımına neden olacaktır. Öğrenciler işlenen derslerin
günlük yaşamla arasındaki bağlantı eksikliklerini ortadan kaldırarak derslerin günlük
yaşamın hangi alanında kullanılacağını da tespit eder. En basit anlamda matematiğin
sadece rakamlardan oluşmadığını, Fen ve Sosyal Bilgilerde de kullanılabileceğini,
coğrafyanın aynı zamanda tarihle de ya da edebiyatın görsel sanatlarla bağlantılı
olduğunu anladıklarından, bu onlar için çok daha heyecan verici bir duruma gelecektir
(Duman ve Aybek, 2003: 7).
Disiplinlerarası yaklaşıma olan ilgi ve ihtiyacın yoğunlaşmasında en önemli
etkenlerden birisi de yaratıcı düşünebilen, yaratıcılığı analitik düşünme ile
bütünleştirebilen, gruplar içinde iletişim kurup çalışabilen, yenilik yapabilen, problem
çözebilen, iş gücüne gereksinim duyulması, eğitim kurumlarındaki yenilik ihtiyacının
daha güçlü bir şekilde tetiklenmesidir (Özkök, 2005: 159). Bilgi alanlarındaki yaşanan
değişim ve gelişimin bir sonucu olarak ortaya çıkan bu farklı alanların entegrasyonunu
kapsayan ilişkilendirme kapsamında içeriklerinde uygun ve anlamlı bağlantıların
kurulması önem taşımaktadır. Halbuki birbirinden yüz seksen derece farklı olan
disiplinlerarasında bile bir ilişkilendirmenin olacağı birçok eğitimci tarafından ortaya
konulmuştur (Jacobs, 1989a: 7).
Özkök’e (2005: 160) göre bağlantıyı sağlamak için içerik sınırları ortadan
kaldırılarak öğrencilerin farklı ders konularının hayatlarını nasıl etkilediğinin aynı
zamanda hayatın şekillenmesine nasıl katkı sağladığının ve her disiplinin güçlü
yanlarının diğeriyle bağlantısının etkin biçimde gösterilmesi çok önemlidir. Çünkü
öğrencilerin günümüzde yaygın ilgisi, okulun dışında, onların yaşamında rol oynayan
konulara yönelmiştir. Jacobs (1989a: 4) okulun dışında yaşanan konu alanlarıyla okul
içerisindeki benzer bilgi alanlarının öğrenmede bir bütünlük oluşturarak daha bölünmez
ve bütüncül bir öğrenme sağladığını belirtmektedir. Bu çerçevede zamanın tarihiyle
birlikte Shakspeare’in çalışmalarının öğrenilebileceği gibi bilginin alanları arasında
çeşitli etkinlikler tasarlanabilir. Jacobs’a (1989a: 7) göre çoğu program terminolojisinin
88
yorumunda bilginin entegrasyonunun sağlanmasıyla bilginin doğası hakkında bütünsel
bir tartışma noktası başladığından dolayı disiplinlerin anlaşılması tam olmaktadır.
Çünkü çocukların çevrelerini tanıması yalnız bir alan ya da konuyu değil birçok alanı
ilgilendirir.
Özkök (2005: 160) disiplinlerarası tasarımda öğrencilerin önemli ve güncel konu,
kavram ve problemlere odaklaşmasını sağlayarak, çevresi ve dünyada meydana gelen
olaylardan haberdar olmasını, düşünme ve fikirlerde ayrıntıya inerek yüksek düzeyde
genellemelere (analiz ve sentez) ulaşmasını sağlaması, disiplinlerarası yaklaşımın bilgi
kazanımı için ne kadar gerekli ve öğrenme için bir zorunluluk olduğunu ortaya
koyarken aynı zamanda gerekli sorularla temkinli, konuya özel, açık bir bildirim ve
sorularla dikkat çekilmesi gerektiğini de belirtmektedir. Uygulanan program
aktiviteleriyle öğrenciler, araştırmaya, incelemeye, bilginin değişik stil ve modellerde
kullanımını öğrenmeye yöneltilerek,
yaratıcılıklarını kullanmalarını, sorumluluk
kazanmalarını sağlayarak, gerçek hayattaki problemlerin her zaman tek doğru cevabı
olmadığını kabul ederler.
Disiplinlerarası ilişkilendirme aynı zamanda bilim, matematik ve dil gibi
konularda karşıtlık içindeki çözümleri bir arada bulundurmak için bilişsel, duyuşsal ve
yaratıcı kapasiteyi ön plana çıkarır. Yaklaşım çocuğun kavrayış gücünü göz önünde
tutarak özellikle ilköğretimde ders, konu ya da üniteler çevresinde aynı veya ayrı ayrı
okutulan derslerle ilgili olarak gerekli bağlantıları sağlayarak bir ders adı altında
birleştirme olarak da tanımlanır.
İlköğretim çağının öğrencilerin bilişsel, duyuşsal ve devinişsel yeteneklerinin
gelişmesinde çok önemli rol oynadığı düşünüldüğünde programın ilköğretim
içerisindeki gerekliliği zorunluluk olarak görülmektedir. Çünkü bu dönem; öğrencileri
hayata hazırlayan onlara doğal ve toplumsal çevre hakkında bilgi verici bir eğitim
aşamasıdır (Yavru ve Gürdal.1998; 327).
Kasap’a (2002: 47) göre disiplinlerarası ilişkilendirme, genel olarak iki ya da
daha fazla alanın her bir alandaki öğrenmenin gelişimini sağlamak amacı ile
bütünleştirilen bir eğitim işlemi olarak öğretmenlere, öğrenciler için motive edici
öğrenme deneyimleri oluşturma ve yeni seçenekler bulma olanakları sağlamasının
yanında, her alanın kendi bütünlüğünü (güvenirlik, doğruluk) ve kendine özgünlüğünü
kabul edecek alanlar arasındaki ilginin farkındalığını da geliştirmektedir.
Yıldırım (1996: 90) disiplinlerarası öğretimin bir ders saatinde biraz tarih, biraz
coğrafya, biraz matematik, ya da biraz müzik dersini işlemek olmadığını, öğretimin
89
tamamıyla kavramlar ya da problemler etrafında organize edilmesi ve bu kavramın ya
da
problemin
işlenmesinde
değişik
alanlarda
bilgilerin
etkili
bir
biçimde
bütünleştirilmesi olduğunu belirtmektedir. Örneğin fen; fiziksel, kimyasal ve biyolojik
kavramları içermesinden dolayı fen öğretmenlerinin, konu ile ilgili herhangi bir kavramı
verirken, bu kavramın fizik, kimya ve biyoloji ile ilgili bölümlerini bir bütünlük içinde
vermeleri gerekmektedir. Çünkü bu kavramlar arasında ilişkiler kurmak öğrenmeyi
olumlu yönde etkilediğinden dolayı bütünleştirme gereklidir (Aydın ve Günay, 2005:
152). Ancak böyle bir bütünleştirme ile çok kaliteli bir öğrenim sağlanacaktır.
Disiplinlerarası müfredat programında birbirinden ayrı konuların öğrenim
açısından sorgulanmasında, okuldaki öğrenme ve öğretmenin nasıl olması gerektiği,
tartışmasının merkezinde yer alır. Açıkça matematik, ingilizce, tarih, bilim ve bölünmüş
bilginin hakim olduğu geleneksel disiplinlerin bilginin verildiği yol olarak, teori, üretim,
temel görüş ve becerinin hiyerarşik bir yardımlaşma içerisinde organize edilmesidir
(Moss, Osborn ve Kaufman, 2008: 72). Ata (2002: 159), bir tarihi yapı, koruma
altındaki kentler, eski yerleşim yerleri, savaş alanları ya da yapılar kompleksi olarak
tarihi mekanlara, tarih öğretmenlerinin nasıl bakmaları gerektiği konusunda mimarlık
tarihçileri ve sanat tarihçileri tarafından eğitilmeleri gerektiğini savunurken, aslında
tarih, mimarlık ve sanat tarihi alanları arasında disiplinlerarası bir ilişkinin ne kadar
zorunlu olduğuna da dikkat çekmektedir.
Disiplinlerarası kavramı aynı zamanda çoklu zekâ biçimlerini ve dünyayı çoklu
bilme yollarını temsil eder. Disiplinlerarasılık sanat, matematik, doğa bilimleri ve sosyal
bilimleri bütünleştirerek bilişsel gelişmeyi, soyut düşünmeyi, yaratıcılığı ve problem
çözme becerilerini artırmaktadır (Özkök, 2005:160).
Disipliner yaklaşımın bir tezatı olarak, ilişkilendirmenin öğretmenler ve
öğrenciler için büyük yarar sağladığı yapılan birçok araştırmada ispatlanmıştır. Gürdal,
Şahin ve Bayram (1999) ilköğretim 4.ve 5. sınıflarla yapmış oldukları araştırmada, fen
öğretiminde bütünleştirmenin öğrenci başarılarını geleneksel öğretime göre daha fazla
artırdığı sonucuna varmışlardır (Aydın ve Günay, 2005: 153). Matematik, fizik, biyoloji
ve kimya derslerinin konuları birbiriyle çakışabilir. Bunların hepsi fen bilimlerinin
kendi içerisindeki birçok farklı disiplinin kaynaşımından oluşmaktadır. Bu durumda bu
disiplinlerin bilgi ve yöntemlerinin birlikte kullanılabileceği öğretim sürecinin önemi
ortaya çıkmaktadır.
Aydın ve Günay (2005) tarafından hazırlanan “Yapılandırmacı Yaklaşıma Göre
Modellendirilmiş Disiplinlerarası Uygulama: Enerji Konularının Öğretimi” adlı
90
öğrencilerin 'İş, Güç, Enerji ve Basit Makineler” konularını anlamaları üzerine
yapılandırmacı yaklaşım ile geleneksel yaklaşımın etkilerini ortaya çıkarmaya yönelik
disiplinlerarası bir nitelik taşıyan enerji konularının öğrenilmesinde, yapılandırmacı
yaklaşımın uygulandığı deney grubu ile geleneksel yaklaşımın uygulandığı kontrol
grubu arasında bilişsel ve duyuşsal düzeylerde anlamlı bir fark olup olmadığı
araştırılmıştır. Uygulanan ön testler doğrultusunda, öğrencilerin Fen başarıları ve
tutumları arasında başlangıçta anlamlı bir fark olmadığı, öğretimden sonra ise bilişsel ve
duyuşsal düzeylerde deney grubunun lehine anlamlı farklar olduğunun belirlenmesi,
disiplinlerarası bağlantıların öğrenmeye katkısını ortaya koyması açısından önemlidir.
Disiplinlerarası
ilişkilendirme
yetmişli
yıllardan
sonra
bütün
dillerde
olabildiğince popüler olmuştur. Özellikle fizik, doğa ve sosyal bilimler alanında bu
konu ile ilgili önemli gelişmeler yaşanmıştır. Bunun temel amacı yaşamın ihtiyaç
duyduğu bilgilerin bağlantılarının kurulmasına ve öğrencilerin ayrı bilgilerin sentezine
ulaşmalarına yardım etmesidir (Mathınson ve Freeman, 1997: 1). Program çerçevesinde
her öğretmen diğer öğretmenlerin perspektif ve disiplinlerini, bakış açılarını, değerlerine
dahil edilen vizyonlarını kavrayarak ortaya çıkarır ve sonunda konu uzmanlarından
daha ziyade bağlantı uzmanları olurlar (Mathınson ve Freeman, 1997: 22).
Aslında teknolojik gelişmelerin geniş yayılma alanı böyle bir ayrışmayı zorunlu
hale getirirken disiplinler kendi içinde de farklı alanlara bölünmüştür. Örneğin sosyal
bilimler; politika, bilim, sosyoloji ve ekonomi olmak üzere dört disiplinden
oluşmaktadır. Bu kapsamda mevcut dört alanın birbirleriyle bir entegrasyon
oluşturmalarına imkan hazırlanabilir. Öğrenciler dört disiplinle ilgili bir kitap
okuyabilirler. Birbirlerini izleyen bir yapı içerisinde politik bilim için Machiavelli’nin
“Hükümdar”ı ve Mill’in “Özgürlük”ünü, ekonomi bilimi için Adam Smith’in “Ulusların
Zenginliği” ve Karl Marks’ın “Komünist Manifestosu”nu: psikolojide Freud’un
“Toplumlar ve Onların Memnuniyetsizliği” ve Jean Baker Miler’in “Kadının Yeni
Psikolojisine Doğru’yu”; sosyolojide ise Michael Harrıngton’un “Öteki Amerika”sını
okuyabilirler. Daha sonra öğrencilerin konuyla ilgili olarak tartışmaları başlar: para,
cinsiyet, sınıf, ırk ve etkinlik, küreselleşme, teknoloji gibi konularda tartışmalar
yapılabilir. Öğrenciler yapılan bu tartışmalarla her problemin çözümü için nasıl bir yol
izlenmesi gerektiğini öğrenerek, teorideki konuları kendi kendine öğrenerek
yapılandırabilirler (Peterson, 2002: 7) Öğrencilerin konuları kendi içerisinde inşa ederek
kavramalarına fırsat verilebilir. Bu çerçevede bazı sorular sorularak: örnek olarak,
paraya fikri yaklaşımları açısından Machiavelli, Marx, Smith, Freud, Miller’in nasıl
91
düşündüğü sorulabilir. Aynı kavram hakkında farklı uzmanlık alanlarındaki kişilerin ne
türlü bir yaklaşım getirdikleri hakkında yorum yapmaları beklenebilir. Mesela
Amerikan toplumunda paranın rolünün nasıl olduğuna bir politik değer olarak
bakılabilir. Değişimin bir değer aracı olarak (ekonomik bir değer), cins ve ırk arasında
ailenin gücünün tanınmasındaki etkisinin yanında, sosyal sınıflar üzerindeki etkisini
görmede ve kişiler için paranın alt ya da üst değeri olarak psikolojik etkisinin
görülmesine bakılabilir. Yapılacak olan tartışma ve deneyimler sayesinde öğrenciler
toplumda bu oluşumların nasıl olduğuna ve disiplinlerarasındaki etkileşimin nasıl
olduğuna bakabilirler (Peterson, 2002: 8).
Kasap’a (2002: 47) göre yapılan disiplinlerarası öğrenme çalışmasında alanlar
arasında kavramsal bağlantı kurma, öğretme sırasının kurgulanmasını gerektirirken
uygulanan programlar belirli bir konu ya da fikir merkez alınarak yapılandırılabilir.
Psikoloji gibi bir sosyobilimde Carl Jung, Sigmund Freud, William James’ın çalışmaları
ile kendi içerisinde biçimsel açıdan bir disipliner arayışı içerisine gidilebilir. Oldukça
önem taşıyan disiplinlerarası bir ilişkilendirmede öğrenciler tipik benzer programlardan
biri üzerinde birkaç çalışma yapabilir (Peterson, 2002: 2).
Disiplinlerarası bir program geliştirilirken değişik konu alanlarından kişilerin bu
sürece katılmalarının sağlamasının esas alınmasının en önemli nedeni hazırlanan
programın belirli bir disiplinin etkisi altına girmesini engelleyerek etkili bir
disiplinlerarası ilişkilendirme ortamı hazırlamaktır. Konunun kapsamı çalışmanın
güvenirlik düzeyini önemli bir şekilde etkilediği için ele alınacak konunun seçimi ayrı
bir öneme sahiptir. Üzerine çalışılacak konunun kıta ya da evren gibi çok geniş ya da
hücre zarı gibi çok dar kapsamda olmaması gerekirken öncelikle soyut, kavramsal ve bir
ölçüde değişik konu alanlarını kapsayacak nitelikte olması önem taşımaktadır. Bu
kavramlar demokrasi, enerji, devrim, enflasyon, eşitlik, yönetim, çevre, iklim, kültür,
ulaşım vb. olabilir (Yıldırım, 1996: 91).
Konu seçiminde basitten veya daha somut kavramlardan örneğin; iklim ve
hayvanlardan, daha soyut kavramlara örneğin; değişim, değişme miktarı gibi bir geçiş
sağlanabilir. Bir alana ait bilgi ve beceriyi diğer alanlara ait bilgi ve beceriye bağlayarak
veya bir kavramı diğerleriyle birleştirerek bağlantılar yapılabilir. Bir alandaki fikirlerle
bağlantılar kurma öğrencilere, fikirleri yavaş yavaş gözden geçirme, tekrar
kavramsallaştırma, düzenleme ve özümleme için izin verir ve transferi kolaylaştırabilir
(Kasap, 2002: 50).
92
Her şeyden önce ele alınacak olan konunun, öğrencilerin hem güncel hem de
gelecekteki ihtiyaçlarının, ilgilerinin ve becerilerinin önemine temel oluşturacak şekilde
olmasının yanında öğrencilerin de konunun önemi ve gerekliliği hakkında bir
kabullenmişliğe sahip olması gerekmektedir. Eğer öğrencilerde bununla ilgili bir bilinç
yok ise gerekli açıklamalar yapılmalıdır. Hazırlanacak olan program öğrenmeye aktif
fırsat vermeli ve teorikten daha çok pratiğe uygun olmalıdır (Yıldırım, 1996: 93).
Disiplinlerarası bir ilişkilendirme kapsamında ayrıca şunlara da dikkat edilmesi
gerekmektedir:
Kavramlar disiplinlerarası ilişkilendirmeye uygun olmalı ve çok geniş ve çok dar
olmamalıdır.
Disiplinlerarası öğretim bir disipline dayalı yapılacak olan öğretime göre daha
etkili olmalıdır.
Farklı disiplinlerden gelen katkıların, belirlenen disiplinlerarası konunun
öğretilmesinde önemli olması gerekir.
Disiplinlerarası program kapsamında yapılacak olan öğretimin, yalnızca ilgili
konunun öğrenilmesinin ötesinde öğrenciye bir takım katkılarının olması gerekir.
Disiplinlerarası yaklaşımın hazırlanması için Jacobs ve Borland tarafından dört
aşamalı bir model önerilmiştir:
Önerilen bu modelin ilk etabında öğrenciye uygun, güncel bir konunun seçilmesi
ve programda izlenecek olan sıra, kapsam ve yolların belirlenmesi gerekmektedir.
Seçilen konuyla ilgili olan alt konular ve bu konuların ilişkili olabileceği
disiplinlerin belirlenmeli ve içeriğe ait bilgiler toplanarak, disiplinlerarası öğretim
model ya da modellerine karar verilmelidir.
Belirlenen konular ve disiplinlerin birbirleriyle ilişkilendirilerek sistematik bir
yapı oluşturulmalı ve belirli aktiviteler içeren yaratıcı ders planları, araç-gereç,
materyaller, donanımlar ve organizasyona karar verilmelidir.
Öğrencilerin öğrendiklerinin nasıl değerlendirileceğine karar vererek geliştirilen
sorulara göre programın hazırlanması gerekmektedir (Jacobs ve Borland, Akt., Jacobs,
1989, Duman ve Aybek, 2003: 11).
Kültür konusunda disiplinlerarası ilişkilendirme ile işlenen bir program
kapsamında şu şekilde bir planlama ve ilişkilendirme kurulabilir.
Program hazırlanmadan önce öğretmen aşağıdaki soruları öğrencilere
yöneltebilir (Özkök, 2005: 160):
93
1- Öğrencilere öğreteceğim konudaki düşünceler, onun için ne kadar önemlidir?
Konuların öğrencilere öğretilmesi bir zorunluluk arz etmekte midir?
2- Öğrenciler, konuları daha iyi ne dereceye kadar öğrenebilirdi (eğer konu onlara
bağlantısız olarak öğretilmişse) ?
3- Çalışmada uygulanacak olan takvimin belirlenmesinde ne kadar bir süre
düşünülmektedir?
4- Ortak planlama veya öğretim esnasında diğer öğretmenler ile iletişim için ne kadar
zaman gereklidir?
5- Uygulamanın sağlıklı bir şekilde sonuçlanabilmesi için hangi malzemeleri
kullanmalıyım? Ne kadarlık bir bütçe programın gelişmesini destekler?
Daha sonra ise şöyle bir süreç izlenebilir.
1- Kültür nedir? Kavramın tanımlanması ve açıklamasının yapılması.
2- Kültür kavramının hangi disiplinlerle ilişkilendirileceğinin belirlenmesi:
Matematik dersi ile yapılacak ilişkilendirmede kültürler arasındaki bütçe farklılıklarının
neler olduğunun hesaplanması yapılabilir.
Türkçe dersi kapsamında farklı kültürlerin kullanmış oldukları dillerin yapısında süreç
içerisinde yaşanan gelişmeler ve değişmelerin tespit edilmesinin yanında dillerin
oluşumu ve şekillenmesinde kültürler arasındaki farklılıkların etkisi…
Fen bilgisi dersi için yapılacak olan ilişkilendirme çerçevesinde farklı bölgelerde yaşam
mücadelesi veren farklı kültürlerin yaşamlarını devam ettirebilmeleri için ne gibi araçlar
kullandıklarının belirlenmesi…
Görsel sanatlar dersinde farklı kültürlerin görsel sanatlara bakış açısı ve ortaya koymuş
oldukları uygulamalara kültürel farklılıkların yansıması…
Beden eğitimi dersi içerisinde yaşadıkları coğrafya ile bağlantılı olarak farklı kültürlerin
spor faaliyetlerinin doğuş ve gelişimini sağlayan unsurların belirlenmesi…
Sağlık alanı içerisinde kültürel farklılıkların bireylerin fizyolojik yapıları üzerindeki
etkilerinin belirlenmesi…
İş Eğitiminde kültürel unsurların çalışma alanı üzerinde etkilerinin tespiti…
3- Konunun araştırılmasında kullanılacak olan araç-gereçlerin tespit edilmesi.
Kültürel farklılıkları ve değişimleri gösteren fotoğraflar, kültürlerin şekillenmesini
belirleyen etkenlerle ilgili grafikler, farklı kültürlere ait nesneler, gerek dünya
üzerinde gerekse bölgesel ölçekte kültürel farklılıkları gösteren görseller,
kültürlerin ortak ve aykırı yönlerini belirleyen unsurlarla ilgili görseller.
94
4- Konunun ilişkilendirilmesinde ne tür öğretim yöntem ve tekniklerinin
kullanılacağının belirlenmesi ve yöntemlerin uygulanması. Bu yöntemler:
anlatım, görsel imge oluşturma, proje, problem çözme, drama, soru-cevap,
tartışma yöntemleri.
5- Kültür kavramının disiplinlerarası bağlantısının kurulup gerekli açıklamaların
yapılıp konu ile ilgili olarak öğrenciler arasında bir tartışma ortamının
oluşturulmasıyla konuya farklı bakış açılarından bakılması.
6- Uygulanan
öğrenme-öğretme
sürecinde
düşünülen
kazanımlara
ulaşılma
derecesini belirlemeye yönelik değerlendirme. Yapılan çalışmayla belirlenen
hedeflerin gerçekleşip gerçekleşmediği konusunda gerekli tespitin yapılması
(Duman ve Aybek, 2003: 11 uyarlanmıştır).
Yıldırım (1996: 93) disiplinlerarası bir yaklaşımla enflasyon konusunun ele
alındığı bir çalışma kapsamında birçok disiplininin konuyu ele alış biçimi ile ilgili
olarak şöyle bir ilişkilendirmeye gitmiştir: Sosyolojide enflasyonun toplum üzerinde
etkileri, toplumun yaşamsal unsurlarına etkileri, toplumun değişik kesimlerinin
enflasyona tepkisi ve enflasyonun çalışma hayatı üzerindeki etkisi; psikolojide
enflasyonun
birey
üzerindeki
etkileri
(algı,
stres,
iletişim);
tarih
açısından
enflasyonunun tarihi ve enflasyona bağlı olan tarihi olaylar; dil ve edebiyatta enflasyon
üzerine yapılan konuşmaların analizi; ekonomide enflasyon ve ekonomik göstergeler,
toptan ve perakende eşya fiyat endeksleri, enflasyonun kaynakları ve sonuçları; sanat
alanında enflasyonun resmi; felsefede enflasyonun etik açıdan incelenmesi ve neden
enflasyona ihtiyaç olduğu; matematikte ise enflasyon hesapları ve faiz hesapları ele
alınabilir.
95
Tablo 2 3
Disiplinlerarası Yaklaşıma Göre Hazırlanan Enflasyon Ünitesinin Kavramsal Temeli
(Kaynak: Yıldırım, 1996: 92)
Disiplinlerarası yaklaşım günlük yaşamı yansıtarak öğrenme için motivasyon
sağlarken okul programlarında öğrenilen konuların yaşam içerisinde ne kadar yer
bulduğunun da farkına varır (Mathson ve Freeman, 1997: 21).
Kasap (2002: 47) program kapsamında yapılan uygulamaların dil, müzik,
mantık-matematiksel, çevresel-dokumsal, kinestetik, iç ve dış etkileşim alanlarına
yönelik çoklu zekânın gelişimini olumlu yönde etkilediği ve çocukların, potansiyel ve
fonksiyonlarını tam olarak aktive edebileceklerini belirtilmektedir.
Çoklu zeka kuramı bilişsel, bilim, gelişimsel psikoloji ve nörobilimden
yararlanarak her bireyin zeka düzeyinin özerk güçler ya da yetenekler tarafından
oluştuğunu ve sekiz zeka gücünün var olduğunu savunmaktadır. Tespit edilen bu sekiz
zeka kendi aralarında bir entegrasyona sahip olup, çok karmaşık ve kompleks bir yapı
içerisinde her zaman birlikte çalışırlar. Futbol oynayan bir oyuncu yapmış olduğu
eylemde bahsedilen bu zekaların tamamını kullanır. Bunu yaparken oyuncu bedensel
zekayı koşar, yakalar ve vururken; uzamsal zekayı sahayı ve görevini tanımlarken; dil
ve sosyal zekayı oyun kurallarını öğrenirken ve takımıyla tartışırken, paylaşırken; öze
96
dönük zekayı kendini değerlendirirken kullanmaktadır (Armstrong, 1994: 3, Akt.,
Demirel,2007: 206).
Sönmez (2007: 360) aynı durumu bir yüzücü için şu şekilde ifade etmektedir:
Yüzen bir kişi bedensel zekayı el, kol, vücut hareketlerini yaparken; görsel uzamsal
zekayı mesafeyi, derinliği hesaplarken, kestirirken; dilsel zekayı yüzmeyle ilgili
kuralları öğretirken; toplumsal zekayı yüzmeyle ilgili gelenek ve göreneklere uygun
davranırken; öze dönük zekayı kendi yüzüşünü değerlendirirken; mantık ve
matematiksel zekayı yüzme süresini hesaplarken; müzikal zekayı yüzme sırasında
duyduğu seslerin ritmini yakalarken; doğal zekayı denizle, suyla etkileşime girerken
kullanmaktadır. Günlük yaşamda ortaya konulan bu durum eğitimde de aynı öneme
sahiptir.
Kalıcı bir öğrenmenin sağlanması için öğrencilerin zekâ alanlarını ortaya
çıkarmak ve eğitimde faydalanmak amacıyla tüm disiplinlerden yararlanmak oldukça
önemli bulunmaktadır (Demirel, 2007: 209). Çoklu zeka kuramı kurucusu olan Gardner,
ilk ve orta dereceli okulların bireyselleştirilmiş programla çıraklık fırsatları sunularak
yürütülmesini savunmaktadır. Bu kapsamda bir öğrenci üç farklı çıraklık grubuna dahil
olmaktadır. Örneğin birinde sanat ve zanaat alanında diğerinde akademik alanda
üçüncüsünde ise dans ve spor gibi fiziksel alanda eğitim almaktadır. Çağdaş eğitim
içerisinde eğitimcilerin oldukça önemsedikleri çoklu zekâ kuramının program
geliştirmede kullanımının en iyi yolu öğretilecek konunun bir zekâdan diğerine nasıl
uyarlanabileceğinin düşünülmesidir. Yani disiplinlerarasında bir entegrasyonun
sağlanmasıdır. Asıl sorun dildeki sembol sisteminin resim, beden, müzik, mantık, sosyal
ve öze dönük zekâlarla bağlantılarının nasıl kurulacağıdır (Demirel, 2007: 210).
Yapılması gereken asıl nokta belirlenen konunun bu farklı zeka alanlarında nasıl bir
ilişkilendirme içerisinde ele alınacağıdır.
Klasik eğitim anlayışı içerisinde daha çok dil ve matematik zekâya ağırlık
verilmektedir. Hâlbuki çoklu zekâ kuramı öğrencilerde bulunan tüm güç ve becerilerin
tanınması ve öğretilmesini esas almaktadır. Burada en büyük görev öğretmenlere
düşmektedir. Öğretmenler bütün zekâlara aynı ölçüde önem vermelidirler.
Sönmez (2007: 362) öğretmenlerin ders içerisinde şöyle bir yöntem
izleyebileceklerini belirtmektedir: Öğretmen, sınıf içerisinde sunulan bir görsel üzerinde
öğrencilerini konuşturuyorsa, dil zekasını; bu görseldeki ilkeleri bulup, nedenlerini
açıklatıyorsa, mantık-matematiksel zekayı; buldukları ilkeleri sınıf ortamında dramatize
edip oynattırıyorsa, bedensel zekayı; görseli onlara yeniden resimlettirip yaptırıyorsa,
97
görsel-uzamsal zekayı; buldukları ilkelerle ilgili şarkı yazdırıp besteleyip söylemelerini
sağlıyorsa, müzikal zekayı; bu ilkeleri doğayı korumada nasıl kullanacağını öğrencilere
buldurup uygulattırıyorsa, doğacı zekayı; bu etkinlikleri yaparken diğer arkadaşlarıyla
sağlıklı ilişkiler kuruyorlarsa, onların liderlik yapmalarına izin veriyorsa, toplumsal
zekayı; kendi yaptıklarını eleştirip yeni bir etkinlik düzenleniyorsa, öze dönük zekayı
başarıyla uygulamış olabilir. Uygulanan böyle bir çalışma içinde tüm zekâ türleri vardır.
Program geliştirmede tespit edilen herhangi bir konunun disiplinlerarası
işlenmesine
imkânlar
verilerek
ilgili
olan
disiplinlerin
bir
araya
getirilip
bütünleştirilmesi gerekmektedir. Burada asıl unsurun disiplinler değil ele alınan konu
olduğu dikkate alınarak programın amaçları, içeriği, uygulama ve yapılacak olan
uygulamanın değerlendirme yöntemleri belirlenir. Daha kalıcı bir öğrenmenin
sağlanması için kullanılacak öğretim tekniklerine mümkün olduğu kadar çeşitlilik
verilmeli ve aynı zamanda öğrencilerin bağımsız çalışmalarına imkân verilmelidir
(Yıldırım, 1996: 93).
Seçilen ve inşa edilen kişisel anlamlar, çevresel öğrenmenin değerli bileşenleri
gibi kabul edilir. Disiplinlerarası modellerdeki bilgi kapalı örtülü, gizli bir bilgi görüşü
değildir; fakat çok boyutlu, yüksek kişisel şemalara sahip, yaratıcı olarak kullanılan,
genelleştirilmiş benzeşimli, açıklamalı ve bağlantılı bir bilgidir. Özellikle ilköğretim
ikinci kademe seviyesinde kullanılan disiplinlerarası yaklaşım öğrenime sağlamış
olduğu katkılardan dolayı şiddetle savunulmaktadır (Mathıson ve Freeman, 1997: 17).
Kurulan böyle bir ilişkilendirmeyle öğrenmede yaşanan gelişme, insan
beynindeki kaynaklardan daha iyi yararlanılarak, 21. yüzyılın ihtiyaçlarına ilişkin daha
olumlu gelişmelerin yaşanmasını sağlar (Mathıson ve Freeman, 1997: 21). Dressel
(1958: 3-25) ilişkilendirmeyi ‘alanlardaki konuların ötesinde yeni bağlantılar yaparak
dünyayı anlamak için yeni modeller yaratmak’ olarak tanımlamaktadır (The
Interdisciplinary Curriculum).
Hazırlanacak disiplinlerarası müfredat üniteleri için şunlar düşünülmelidir;
•
Öğrencilerin düşünceleri ve fikirlerinin merkeze alındığı ne tür değerler vardır?
•
Yaratıcı ve eleştirel düşünme açısından müfredat programı içerisindeki
yaklaşımların öğrencinin gelişimine katkısı ne derecededir?
•
Ayrı ayrı dersler ilişkilendirildiğinde öğrenmek için kullanılacak kavramların
daha iyi algılanmasında ne tür yaklaşımlar etkili olur?
•
Müfredatın programının geliştirilmesi açısından gerekli olan zaman ne kadardır?
98
•
Okullar arasında, sınıf düzeyinde ve ders saatleri arasında yapılacak olan ortak
planlamanın yanında öğretmenler arasındaki iletişim için ne kadar zamana ihtiyaç
var?
•
Yapılacak
olan
disiplinlerarası
öğrenme
planlamasına
nelerden
destek
sağlanabilir?
•
Bölge içinde ne tür uzmanlıklar vardır?
•
Çalışma kapsamında ne tür malzemeler kullanılabilir?
•
Müfredat geliştirme, personel desteği ve malzeme satın almak için oluşturulması
gereken bütçe ne kadar olmalıdır?
•
Disiplinlerarası müfredatta toplum, bölge, okul ve felsefi yönü ve öğretmenlerin
çoğunluğunu nasıl yansıtır?
•
Öğretmen ve yöneticilerin daha sağlıklı bir çalışma oluşturulması için müfredat
programının organizesinde ne tür katkıları olur?
•
Okul kurulu müfredat sürecine bilgi katkısı olarak nasıl katılır?
•
Kişisel kaygıların bir disiplinlerarası müfredat tasarımı ve uygulaması için ilgisi
ve etkisi var mı?
•
Alan dışından kişisel destek ve grupların desteği hangi hususta olur? Halkla
ilişkiler kapsamında ne tür yöntemler kullanılır? (Interdisciplinary Curriculum
Units)
İnterdisipliner yaklaşımlar arasında en önemlilerden birisi de korelasyondur.
Genel olarak bakıldığında korelasyon, okullarda bir disipline ait bilgilerin diğer
disiplinlerin bilgileri ile ilişkili hale getirilmesi olarak değerlendirilir.
Ata’ya (2000, 153-165) göre korelasyon ele alınış biçimi açısından tesadüfi
korelasyon ya da sistematik korelasyon olarak iki farklı türde olurken yeni bir konu
alanı planı oluşturmadan daha ziyade farklı disiplinlerarasındaki izolasyonu veya
kompartımanlaşmayı gidermeye yönelik bir çaba olarak değerlendirilebilir.
Borg (1981: 156) bunu hem tahmini (tesadüfi) çalışmalar olarak hem de
birleştirilmiş (planlı) çalışmalar olarak sınıflandırmaktadır. Nitekim tarih öğretmeninin
1930’lar dünya ekonomik krizini ve devletçiliğe geçişi işlerken, edebiyat öğretmeninin
diğer konuyla bir şekilde bağlantı kuracak şekilde Steinbeck’in “Gazap Üzümleri”ni
okutması uygulanabilecek bir korelasyon olarak değerlendirilebilir (Ata, 2000: 153165).
99
Korelasyonun ortak etmeni değişik konu alanlarının birleştirilmesindeki
derecelere karar vermek için iki farklı alanla ilgili karşılıklı ölçülendirmenin
kullanılmasıdır. Korelasyon araştırılmaları temelde nedensel kıyaslamaların birçok yolu
olarak görülebilir. Aslında korelasyon ortak eylemi nedensel kıyaslama çalışmalarının
toplanması ve birleştirilmesine tanıklık eden hesaplamalar olarak kullanır. Nedensel
kıyaslamalarda genel olarak benzer iki bireyin iki grubunu seçmesi önem taşımaktadır
(Borg, 1981: 156).
Bunun sonucunda yazın çalışmalarında, bir problem yaklaşımında, matematiksel
bir çalışmada ya da bir tarihsel kronoloji yaklaşımındaki sosyal çalışmalar
meşguliyetlere bağlı olarak organize edilebilir. Tarihsel kronoloji yaklaşımları
izlendiğinde, İngilizce sınıfındaki öğrenciler, Amerikan devrimi periyodunu çalışırken
aynı zamanda Jefferson’un “Seçkin Gelişimi” ya da Franklin’in “Otobiyografisi” gibi
materyalleri okur veya inceleyebilir. Benzer olarak, yine öğrenciler, tarih sınıfında sivil
savaş periyodunu incelerken, Lincon’un “Seçkin Konuşma Yeteneği” ya da Crane’ın
“Kırmızı Cesaret Nişanı”nı okuyabilir (Tanner ve Tanner, 1980: 469). Nihayet
korelasyon metodolojik bir çalışma ile birkaç değişik alanın birleştirilmesine ve
alanların araştırılmasına izin verir (Borg, 1981: 156).
Yazında gelişmiş tarihsel konular, müzikteki geniş temalar ve sanat ile
ilişkilendirilebilir. Besteci Vırgil Thomsan yıllar önce şöyle bir öneride bulunmuştur:
Nazım ve müzik sesle ifadenin iki türüdür. Nazım söz söyleme, belagat; müzik ise ses
sanatıdır. Bu iki alan kendi içerisinde bir korelasyona tabi olduğu gibi fizik bilimi ile
matematik iki konu alanları arasındaki konular açısından bir köprü görevi yerine
getirirler. Aynı şekilde coğrafya ve tarih gibi birbirinden farklı alandaki konular
arasında korelasyon geliştirilebilir.
Önemi açıkça belirtilmemiş iki konu alanı ya da çok farklı kavramlar kendi
aralarında
disiplinlerin
ilişkilendirilmesinde
çok
ilişkilendirilmesine
farklı
öğrenme
kalkışabilir.
düzenlemeleri
Farklı
vardır.
konuların
Müfredattaki
ilişkilendirme arayışlarında coğrafya ve tarih gibi başka bir konu alanına bağlı alanlara
eğilen ve yönelen bir öğretmen olabilir. Ya da günün farklı zamanlarında aynı
öğrencileri iki öğretmen konu alanlarında ya da farklı konularda ilişkilendirmeye
kalkışabilir. Çoğu konular bağlı olduğu gelişmeler için korelasyon üretirken yeni bir
konunun içinde ona bağlı konular görülebilir. Örneğin, fizik bilimi ve coğrafya çalışma
alanları olarak yer bilimi ile alakalı değillerdir. Dünya tarihinin tek konusu içinde olan
değişik tarih kombinasyonu, gösterilebilecek diğer bir örnektir.
100
Çok yaygın farklı birleşme konuları ya da iki konu alanının karıştırılıp birbirine
dahil edilmesi aynı konu alanları içinde anlaşılacak biçimde değerlendirilebilir. Özel
eğitim için geleneksel konu alanları genel eğitim için yeni müfredat programları
tasarımlarına ihtiyaç duyulduğu noktadır. Whitehead, 1912’de yaptığı öneride
matematik ile modern tarihin birleşiminde korelasyon terimini kullanmıştır (Tanner ve
Tanner, 1980: 471).
Korelasyon tasarımı eğitimde ve diğer sosyal bilimlerde çalışma problemleri
için oldukça yararlı sonuçlar vermektedir. Eğitimde ve sosyal bilimlerde, davranışların
özellikle bir örneğe etkisi birkaç değişik durumla sık sık karşılaştırılır. Korelasyon
tasarımları hem tek hem de karşılaştırılmalı olarak, davranışların örnekleme etkisiyle
ilgili değişikliklerinin nasıl analiz edildiği hakkında bilgi verir. Aynı zamanda
çalışmada başlayan değişiklikler arasındaki ilişkilerin derecesiyle ilgili de bilgi verir. Bu
da sebep-karşılaştırma tasarımları üzerinde bir avantajdır (Gall, Gall ve Borg, 2007:
336). Fizik, tarih, sosyoloji özel bilgi alanları farklı disiplinler olarak değerlendirilse de
geçmiş dönemlerde hepsi bir birinin içerisinde kaynamış durumda idi. Nitekim bağımsız
bir disiplin olan tarih, aslında edebiyatın bir biçimi olarak başladı. Tarih ile edebiyat
arasındaki birliktelik, ya da zorunlu korelasyon, ünlü Amerikalı eğitimci John Dewey,
Herbart ve Rousseau’dan çok farklı olarak çocuğu tarihe ilişkin edebiyat ürünleri yerine
doğrudan tarihi eserlerle karşılaştırmanın önemini vurgularken, bir çok disiplin arasında
bir korelasyonu da ortaya koymaktadır. Deweye’e göre Robinson Crusoe’yu okutmak
yerine çocukların düzeyinde yazılmış tarih öncesi çağlara ilişkin olarak insanların nasıl
ilerlediğini gerçek hayattan yola çıkarak göstermek daha anlamlıdır. Ahmet Hamdi
Tanpınar’ın kendisine tarih bilincini, bir tarih öğretmeninin değil de, Yahya Kemal’in
verdiğini söylemesi disiplinler arasında kurulan korelasyonun bir göstergesi olarak
değerlendirilebilir (Ata, 2000: 153-165).
2.8.1. Görsel Sanatlar Eğitiminde Disiplinlerarası İlişki
20. yüzyılın sonu ve 21. yüzyılın başlarında yaşanan eğitimsel gelişmelere
paralel olarak, yaşanan değişimlerde ‘standartların oluşması’ ve ‘öğretim uygulama ve
alışkanlıklarındaki gelişmeler’ ön plana çıkmıştır. Benimsenen her iki yaklaşımda da
disiplinlerarası programın önemsendiği ve araştırıldığı görülmektedir (Wiesman ve
Hanes, 2002:170–178).
101
Sanatın yalnızca bir emek ve işçilik işi olmadığına yönelik yaklaşım her ne
kadar çok önceleri fark edilmiş olsa da, bu görüşün uygulanması ve hayata geçirilmesi
çok uzun zaman almıştır. 1760’lı yıllarda J. Reynold geçmişte yapılan ve çağdaş sanat
yapıtlarıyla ilişki kurmanın sanatta yapıcı, geliştirici ve eğitici özelliğine dikkat
çekmiştir. Hem geçmiş hem de çağdaş sanat yapıtlarıyla zenginleşmiş bir zihnin bu
bilgiler toplandığında ve çok sağlıklı bir şekilde özümsenildiğinde çok verimli ve
yaratıcı sonuçlar alacağını belirtmiştir (Kırışoğlu, 1991: 122).
Görselliğin önemli bir boyutu olmasının yanında bir kültür varlığı olarak da
sanat ve onun planlı eğitimi, karışıklıktan ahenk yaratma faaliyetidir; sanat kolayca
anlaşılmayan niceliği, çokluğu, kolayca anlaşılabilecek bir birliğe dönüştürür (Boydaş,
2004: 5). Nitelikli sanat programı alan öğrencilerin yalnızca görsel, sanatsal ve
plastiksel yönleri gelişmez, aynı zamanda kendi kültürlerine ait temel yapıyı kavrama
açısından duyarlılıkları da gelişir (Boydaş, 2004: 9).
Herkesin sanatsal yaşantı ve deneyimlere katılması sanatsal hazzı yaşayan, kendi
ile barışık, ruhsal sağlığı yerinde bireylerin yetişmesine imkan sağlar. Kültürel mirası
gelecek kuşaklara aktarma görevine sahip olan okullar, çağdaş dünyamızda hayatı
başarmada ihtiyaç duyduğumuz insani süreç ve işlemleri geliştirmek ve beynin sağ ve
sol yarım küreleri ile yeteneklerimizin gelişmesi arasında denge kurmaktadır (Özsoy,
2003a: 49). Sanatı eleştirel bir gözle algılayıp değerlendirmeyi öğrenen çocuk, bu
yapıtların tarihsel süreç içerisindeki yeri ve önemini kavramanın yanında, her çağın, her
ülkenin ve her toplumun sanatına ve kültürüne ve kültür varlıklarına daha geniş bir
perspektiften ve daha insancıl bakar. Bununla sanat tarihi öğrenirken, gerçek yapıt
görmek için müzelere gitme alışkanlıkları kazanır (Kırışoğlu, 1991: 58).
Victor Lowenfeld’ın “yaratıcı öz-anlatım” diye belirtebileceğimiz düşünce ve
uygulamaları çevresinde biçimlenen bir sanat eğitimi 1940 ve 50‘lerde bu alanın en
belirgin özelliği olmuştur. 1960 ve 70’lere gelindiğinde bu anlayış ve uygulamaların
dışında yeni arayışları sanat eğitimcilerinin yeni bir nefes alışı olarak ve farklı yollarla
uygulamak üzere geliştirmeye başladıkları görünür.
Jerome Bruner’ın, ABD’lerinde 1959 yılında düzenlenen bir konferansta
sunduğu daha sonra “Eğitim Süreci” adlı bir kitap olarak yayınlanan rapordaki
‘disiplinler’ (alanlar) düşüncesi tüm ders alanlarıyla birlikte, görsel sanatlar eğitimini de
etkilemiştir. Bu rapor okullarda, yapı oluşturmada disiplinlerin rolünün anlaşılmasına,
kavramsal içeriğin oluşturulmasına ve ders öğretim programı yapmaya yönelik
araştırma modellerinin kurulmasına yardımcı olmuştur. 1965 yılında Pennsylvania
102
Eyalet Üniversitesi’nin düzenlediği bir seminerde, görsel sanatlar eğitimcileri yapısal,
disipliner, düzenli yaklaşımın değerini tartışmışlardır (Özsoy, 2003: 166).
1960’lı yıllarda genel program reformları sırasında büyük değişimler yaşandı
ve sanat eğitimine yeni bir bakış açısı getirilirken ilk kez sanatın öğretiminden söz
edilmeye başlanır. Bu bilişsel yaklaşım daha sonra sanat eğitiminde disiplin-merkezli
programları gündeme getirir. Eisner (1972) sanatın bir bilişsel gelişim olduğunu
savunur. Disiplin merkezli sanat eğitimi 20 yılı aşkın bir süre içinde bütün dünyada
yaygınlık kazanır.
Edmund Feldman (1970), sanat eğitimine tanımlama, çözümleme, yorum, yargı
olarak aşamalar içeren, araştırıcı sanat eleştirisi olarak bilinen bir eleştirel düşünce
sistemi getirir. Bu kuramı, Louis Lankford (1992) dört belli başlı sanat kuramı ile
ilişkili estetik araştırmalar yönünde geliştirir. Michael Parsons (1987) estetik görüş
aşamalarını Mary Erickson (1983) sanat tarihsel yaklaşım aşamalarını saptar.’’
(Stokrocki ve Kırışoğlu, 1996: 9).
Yaşanan değişim ve gelişmeler beraberinde sanat eğitimine farklı bir bakış açısı
getirir. Bu bakış açısıyla sanatın eğitiminin önemi ve gerekliliğinden çok yoğun bir
şekilde söz edilmeye başlanır. Programlardaki çağdaş kriterlerin getirmiş olduğu
yenilikler
sonrasında
sanat
eğitimindeki
disiplinlerarası
oryantasyon
akımı
uygulanmaya başlanır. Ortaya konulan bu yaklaşım o zamana kadar benimsenen
disiplin merkezli ya da içerik merkezli ciddi programların dışında bir noktadır (Clark,
Day ve Greer, 1987: 131).
Bilimsel açıdan yaşanan değişimin daha sonra sanat eğitiminde disiplin-odaklı
programları gündeme getirmesi olağan olarak karşılanmaktadır. Bu programlar sanat
eğitiminde disiplinlerarası ilişkilendirme anlayışıyla estetik, sanat tarihi, sanat eleştirisi
ve uygulama çalışmalarını bir arada öğretmeyi hedefleyen çok daha geniş bir alanı
kapsayacak şekilde gelişir.
1960’larda ülkemizin de içinde bulunduğu birçok ülkede sanat eğitimi alanında
disiplinlerarası bir ilişkilendirme etkin bir şekilde tartışılmaya başlanır. Özellikle Victor
Lowenfeld’in ve öğrencilerinin araştırmalarıyla önemli yenilikler getirilmiş ve çocuk
merkezli eğitim ve öğretim anlayışı baskın olmuştur.
ABD’de J.Paul Getty Trust’un tasarladığı Sanat Eğitimi İçin Getty Merkezi
genel olarak okullarda disipline dayalı sanat programlarının tanıtımlarıyla keşfedildi.
Bunun devamında Görsel Sanatlarda Eğitimciler İçin Enstitü adlı oluşum da 1984’de
tanınır. GETTY Center’in yöneticisi Leilani Laftin Duke (1983) bütün çocukların
103
eğitimde karşılaşacakları tüm konuların sanatsal çalışmalarla vurgulanabileceğini
belirtir. (Greer ve Rush, 1985: 24)
J. Paul Getty Vakfı, görsel sanatlar eğitimi yoluyla paylaşılan, iletişimi
sağlanan, düşüncelerin ve değerlerin, her çocuğun eğitiminin önemli bir parçası olması
gerektiği inancıyla kurulmuştur. Konu ile ilgili ilk makale 1984 yılında Greer
tarafından kaleme alınan “Disipline Dayalı Eğitim” makalesidir. Bunu 1987 yılında
Clark ve Day gibi yazarların monografileri izlenir. Bu monografi ve onun arkasında yer
alan yayınlama çalışmaları okullarda disipline dayalı sanat eğitimini, Getty Center’in
ortaya koyduğu yaklaşımı destekler. Getty Center kahramanlığı konferans ve seminer
gibi etkinliklerle desteklendi. Program hakkında çok şey yazılır ve sanat eğitiminin
toplum tarafından anlaşıldığı, sosyal teoriler yaygınlaşır.
Bütün bu gelişmeler genel eğitim içerisinde sanat eğitiminin değerini Amerikan
toplumunun gözünde artırır. Daha sonrasında kişisel kitaplardaki değişimde ve
gelişmelerde disipliner sonuçlarla ilgilenir. 1988’de Bromner’in Sanat Tarihi’nin
keşfiyle diğer sanat disiplinlerinin fikirleri içerisine yeni materyaller ilave edilir.
1991’de Hurtwız ve Day’ın, Çocuklar ve Onların Sanatı adlı çalışması, disiplinler
arasındaki dengeyi gözden geçirir (Greer, 1993: 93).
Genel eğitim içerisinde sanatın, merkezi bir konuma sahip olmasını savunan
kuramın asıl amacı, disipline dayalı sanat eğitimi kanalıyla resmi okullardaki görsel
sanatların statüsünü ve kalitesini arttırmaktır. Bu yaklaşım öğrencilerin sanatı anlama,
uygulama ve yorumlama fırsatına sahip olmalarının yanında onlarda eleştirel düşünme,
meleke ve becerisini geliştirmeye ve geniş bir alana yayılmış olan deneyimlerini
anlamaya da teşvik etmeye niyetlenmişti (Özsoy, 2003: 168). Enstitü bünyesindeki
görevli uzman sanat eğitimcilere başkanlık yapan W. Dwaine Greer, yaklaşımın isim
babası olarak, çalışmalarını ‘Disipline Dayalı Sanat Eğitimi’ olarak adlandırmıştır.
Bunu ise şöyle tanımlamıştır: İnsanların deneyimlerinin gelişmesinde sanatın çok
önemli bir yeri olduğundan hareketle, disipline dayalı sanat eğitiminin odak noktası,
estetik eğitiminin kaynağı içinde ve genel eğitimin içinde sanat eğitimi; estetik, stüdyo
çalışması, sanat tarihi ve sanat eleştirisi gibi dört disipline dayalıdır (Hausman, 1987:
57).
Greer’e (1993: 97) göre ilk etapta disipline dayalı yaklaşım müzik, dans, drama
öğretmenleri tarafından onların kendi sanatsal formları içerisinde kullanılmaya başlar.
1991’de
Dregon
Portland
Enstitüsünde
tiyatro
eğitiminde
disiplinlerarası
ilişkilendirmeye gidildi ve 1989’da Tannessee Üniversitesindeki tanınmış bir enstitüde
104
müzik eğitiminde disiplinlerarası eğitim verilir. Görsel sanatlardaki başarı, diğer
disiplinlerden sağlanan benzer yapıların kullanılması yoluyla bir disiplin olarak sanatın
yapısını yansıtan ifadeleri ve anlamları kullandıkça güçlenmektedir (Greer, 1993: 12).
Hiçbir alan sınırlaması yapılmadan bütün öğrencilerin görsel sanatları
anlamaları ve geliştirmeleri amacı doğrultusunda, bu anlamanın politika bilimine,
matematik ve diğer bilimlere ait benzer konuların eğitiminde umduklarını bulmalarına
da katkı sağlar (Clark, Day ve Greer, 1987: 138). Zaten sanat, kendi içerisinde bir
entegrasyon olarak düşünüldüğünde görsel sanatlar çalışmalarının (uygulamalar) diğer
deneyimli alanlara bağlılığı da ortaya çıkmaktadır. Sanat tarihi, örneğin sosyal bilim
alanına, tarihe ve estetiğe katılabildiği gibi estetik çalışması felsefi, moral, tarihsel,
sosyal ve insani etkinliklerin birçok alanlarına katılabilir. Özellikle çaba gösteren
öğretmenler okul programındaki diğer konular ile sanat konuları arasında bağlantılı
yaklaşımlar yapabilirler (Clark, Day ve Greer, 1987: 145). Bu yaklaşımlar sayesinde
sanat eğitiminin kendi içerisindeki disiplinlerarası ilişkilendirilmesinin dışında birçok
alanla ilişkiler kurulabilir.
Disipline dayalı sanat eğitimde dört alan bir arada ilişkilendirilmektedir. Bu
alanlar Sanat Tarihi, Sanat Eleştirisi, Estetik ve Uygulamalardır.
Disipline dayalı sanat eğitimindeki bu dört alanın birleştirilmesi, aslında bir
bütünü oluşturmak için bağlantılar kurma işlemi olarak disiplinlerarası öğrenme akışına
katkı sağlar. Disiplinlerarasındaki birleştirme işlemi tema, konu, kavram ya da
öğrencilerin gelişim evrelerine göre (ilgileri, dönüştürme yetenekleri ve yansıtma
becerileri ) yapılır.
Sanat eğitimi yalnızca el becerisi değil, aynı zamanda derin düşünmeyi de
gerektiren bir alan olduğu için salt gerçeklere ve kuramsal bilgilere ya da salt
uygulamalı çalışmalara ağırlık verdiği zaman eksik kalacaktır (Stokrocki ve Kırışoğlu,
1996: 4). Çok geniş anlamda, deneyim ve bilginin oluşturduğu bir bütün olarak sanat
eğitimi dört sanat disiplinini anlamlı ve öğretici bir biçimde birleştirmektedir. Bu
birleştirme, içerik, denge, öğrencinin düzeyi, kapsam ve önem sırasına göre yapılırken,
kimi etkinliklerde sanat tarihi, kimilerinde ise uygulamalı çalışmalar merkeze alınarak
aynı olguya farklı pespektiflerden bakılabilmektedir.
Birçok farklı alanlara ilişkin eğitim konu ve faaliyetleri, birbirleriyle anlamlı bir
biçimde ilişkilendirilmesiyle ve çocukların etkin bir şekilde yapılan program içerisinde
yer almasıyla çok daha yararlı bir öğrenme gerçekleşecek ve program içerisinde yer
alan çocuk aktif bir role sahip olacaktır. Ele alınan temalar, bir taraftan öğretmen diğer
105
taraftan da öğrencinin, kendilerini çevreleyen dünyaya yeni ve daha farklı bir bakış
açısıyla bakmalarını sağlarken, diğer taraftan da özel disiplinlerin öğretilmesinin
yanında, farklı disiplinlerin birbiriyle ilişkilendirildiği öğrenme ortamının yaratılarak
öğrencilerin okula olan ilgilerinin artırılmasına da katkı sağlanacaktır. Öğrencilere
sıradan olan konular ile ilgili etkinlikler yapma imkânı veren disiplinlerarası öğretim,
çok geniş kapsamlı yaklaşımla ‘Tarih’ ve ‘Güzel Sanatlar’ a ilişkin disiplinlerarası
öğretimi önermektedir. Yapılan böyle bir programla güzel sanatlar, yalnız kendi
değerleri için öğretilmekle kalmayacak, öğrencilerin uygun temalar ile yerinde
ilişkilendirme ve karşılaştırmalar yapması sağlanacaktır (İşler, 2004: 2). Sanat eğitimi
öyle bir alandır ki bir taraftan Sosyal Bilgiler ve Tarih gibi farklı alanların bütünleyicisi
olma özelliğinin yanında, disiplinlerarası bir programı destekleme ve yönlendirme
özelliğine de sahiptir (Fowler ve McMullan, 1991: 109-112).
Barkan çok alanlı sanat eğitiminin öğrencilerin deneyimlerini sanatla ilgilenen
profesyonel bireylerin ve ressamların deneyimine benzer hale getirdiğini belirtmektedir.
Yaratıcılığa, anlamaya, düşünmeye, sanat beğenisine, sanatsal ilerlemeye, sanatçılara,
sanatın, kültür ve toplum üzerindeki etkilerine katkıda bulunan çok alanlı sanat eğitimi
Yansıtmacı, Anlatımcı, Biçimci ve İşlevselci Kuram gibi dört estetik yargı kuramını
benimsemiştir (Gökay, 2005: 76)
Öğrenci deneysel-yaşantısal ilgisini, alıştığı çevreden somut nesneler çizerek
geliştirirken, doğaya ilişkin bu nasıl büyümüş (?), parçalar aralarında nasıl birleşmişler
(?), bunu nasıl çizip tam olarak canlandırabilirim(?), gibi sorular sorarak, doğayla
ilişkili kurgusal anlamlandırmanın yanında, disiplinlerarası bir ilişkilendirmeye de gider
(San, 1983: 61).
Kırışoğlu’na göre (1991: 121) yalnızca ürüne yönelik yapılan yaratıcı
çalışmalar, sanat yapıtlarındaki değerleri görmeye, simgeleri estetik ve anlatımsal
nitelikleriyle algılamaya yeterli olmadığı gibi, salt sanat yapıtlarına eleştirel olarak
yaklaşmak da sanatı yapmaya yeterli, değer birikimini ve beceriyi sağlamamaktadır.
Çok daha etkili bir sanat eğitiminin sağlanması disiplinlerarasında ilişkilendirme
kapsamında, dört alanla ilgili yeterli bilgi ve becerinin kazanılması gerekliliğinin en
önemli zorunluluklarından birisi de, üretilenle zihinde oluşanın entegrasyonunun
sağlıklı bir şekilde sağlanamadığında, çok sağlıklı bir öğrenmenin oluşamamasıdır.
Okullarda yapılan en önemli hatalardan birisi kuşkusuz sanat eğitiminin tek boyutlu bir
etkinlik olarak ele alınması ve sanatın us dışı bileşenlerle ilişki kurularak yalnızca bir el
uğraşı olarak kabul edilmesidir. Elbette bir sanat yapıtı incelenirken, kişinin göstermiş
106
olduğu görsel, zihinsel ve pratik sonuç ve kazanmış olduğu deneyim ile sanat tarihini
öğrenirken ortaya koyduğu davranışın aynı olmaması, alanlar arasında entegrasyonu
zorunlu kılmaktadır.
Manuel Barkan ‘Sanat Yoluyla Yaratıcılığa Doğru’ adlı kitabında sanatın
öğretimiyle ilgili olarak bilişsel bir yaklaşımla sanat eğitiminde disiplin odaklı
programı gündeme getirirken herhangi bir anaokulunda ya da ilköğretim okulundaki bir
sınıf öğretmeninin görsel sanatları da daha iyi öğrenebileceğini belirtirken sanatsal
oluşumların geliştirilebileceği hakkında da ipuçları vermektedir. Bundan dolayı görsel
sanatların öğretilmesinin bir disiplin anlayışı çerçevesinde gerekli olduğunu söyleyen
Barkan, ilköğretim temel basamakta ve ortaöğretim düzeyinde görsel sanatların
öğretimi için, sanatın doğası hakkında özel bir arka plan ve bilginin esas olduğunu
söylemiştir (Özsoy, 2003a: 166). Dobbs’a göre disiplinlere dayalı sanat eğitimi başta ilk
ve ortaöğretim öğrencileri için aynı zamanda yetişkin eğitiminde, yaşam boyu eğitimde
ve sanat eğitiminde kullanmak için formüle edilen görsel sanatlarda kapsamlı bir
öğrenme ve öğretme yaklaşımıdır (Akt., Özsoy, 2003a: 168).
Kırışoğlu, (1991: 123) bütün öğrencilerin eğitimin hemen hemen bütün
kademelerinde yapılacak olan etkinliklere katılımlarının sağlanması gerektiğine dikkat
çekerken aynı zamanda sanatın öğrenilmesinin; ne salt kırgısal boyutta sanat üretmek,
ne salt yapıt inceleyerek eleştirel davranış kazanmak, ne de estetiksel duyarlılığa sahip
olmak ve de salt tarihi öğrenmek olmadığını vurgulamaktadır. Asıl önemli olan bu
alanların hepsinin birbiriyle bağlantılı olarak müfredat programı içerisine dahil edilerek
programda var olan durumun uygulamaya geçilmesidir.
Sanat eğitimi, matematik ya da okuma türünden diğer konu alanları gibi
öğretilemez. Disipline dayalı sanat eğitimi, konu merkezli bir yaklaşım olarak, stüdyo
çalışmalarının derlenmesi-toplanabilmesi, yaratıcılık ve kendi ifade edebilecekleri
deneysel değerlerden daha çok birbirleriyle bağlantılı yapılarla yaygın bir konu alanı
olarak insan tepkisinin farklı bir çeşidini meydana çıkarır. Sanat yapıldığında diğer
alanlarda olmayan bir yapıya sahip olarak, çocuklara mutluluk, neşe veren, yapılan
uygulamalardaki buluşlarla onlara şans-fırsat veren, sosyal bağlamda sanat çalışmaları
yapıldığında öğrencilerin estetik objenin moral gücüne değer vermesini sağlayan bir
disiplindir (Hamblen, 1985: 44).
Fowler ve McMullan (1991: 109-112) sanat odaklı disiplinlerarası programın
uygulandığı ABD’deki bazı pilot okullarda sanat öğretimine ilişkin başlıca üç temel
yöntemi benimsedikleri görüşünü ortaya koymaktadırlar. Bunları
107
a) Öteki dersler kadar önemli ayrı disiplin olarak
b) Öteki dersleri öğretmeye yardımcı olan tamamlayıcı bir araç olarak
c) Öteki dersleri tamamlar nitelikte öğretilen tematik programın esasları olarak
belirlemektedir.
İlk yöntem olarak sanatlar, öteki derslerle eşit öneme sahip ayrı disiplinlere özgü
kavram ve yetenekler ile farklı bir disiplin olarak öğretilmektedir. İkincisinde sanat
disiplinlerarası bir nitelikle öteki konu alanlarına ilişkin bilgiler ile birleştirilmektedir.
Sanat yoluyla öğrenme olarak da tanımlanan yöntem çerçevesinde çocukların bir çiçeği
meydana getiren parçaların görsel açıklamaları kapsamında resim çizdikleri bir ders,
öteki konu alanlarındaki bilgileri daha iyi öğretmek ya da öğrenilen bilgi hacmini
genişletmek için, sanatın kullanıldığı bir ders olmaktadır. Bu özellikteki dersler
öğrencilere sanatsal araç gereçleri kullanarak öteki konu alanlarına ilişkin kavram ve
düşünceleri ifade edebildikleri görsel ve uzamsal semboller oluşturma imkanı
vermektedir.
Görsel sanatların disiplinlerarası için standart oluşturması, diğer disiplinler ile
görsel sanatlar arasında ilişkilendirme yapmaktadır. Birçok farklı kademenin
kullanıldığı disiplinlerarası gelişmede, sanat sınıfındaki yaygın standartları kullanmaya
yönelik yaklaşımda öğrenciler ayrıntılı bir sanat çalışmasından etkilenir ve yaratıcı olur.
Dil sanatları ve görsel sanatlar arasında bir disiplinlerarası yaklaşım kritik, yaratıcılık ve
analiz anlamında birbirini kapsamaktadır. Bilim, matematik ve sanat, Leonardo da
Vinci, büyük piramit, altın oran, sanat, mimari ve matematik, M.C.Escher ve matematik
arasında doğal bağlantılar kurulabilir (Suraco, 2006: 15).
Buyurgan’a (1996: 22) göre sanat eğitimi, “çocuklar arasında dayanışma,
işbirliği, birleşme, bütünleşmede etkili rol oynarken; çocuğa yaşantı zenginliği,
deneyimler, kişiliğinin gelişmesi, güzeli, iyiyi arama, çevreyi değerlendirme, çok yönlü
ve açık fikirli yetişme, çağına uyum sağlama ve disiplinlerarası etkileşimi fark etme
imkanları sağlamaktadır.”
Disipline dayalı sanat programı içerisinde estetik (insan deneyimlerinde estetiğin
rolü ve sanatın doğası), eleştiri, sanat tarihi (tarihsel bağlantılar ve kültürde sanatın
çalışmalarını anlama) ve üretim olarak sanat yapıtı, genel eğitimin içerisinde de önemli
bir yere sahip olmuştur. Çünkü onun hedefi matematik disiplinindeki ya da tarih
eğitimindeki gibi bilgi yollarında sanatın metotlarını becerilerini fikirlerini kullanmaktır
(Greer ve Rush, 1985: 24).
108
Disiplinlerarası üniteler kapsamında seçilen konular çocukların gelişim süreç ve
alanlarının-toplumsal, bedensel, zihinsel, duygusal ve fiziksel-tamamını kapsamlı ve
çoklu zeka kuramında yer alan zeka çeşitlerinin hepsi ile ilişkilendirilmelidir. İlgi çekici
temaların seçimi çocuğa anlamlı bir genel durumda çevrelerini inceleme, keşfetme ve
öğrenme fırsatı veren bir araç olabilmelidir. Zengin bir içeriğe sahip ve farklı program
ya da gelişim alanlarına genişletilebilir bir temanın tespit edilmesi önemli bir noktadır.
Temanın ana düşüncesi farklı bilgi alanlarını birbirine bağlayan bir mecaz ya da
tamamını kapsayan bir soru biçiminde ifade edilebilmelidir (İşler, 2004: 6).
2.8.2. Sosyal Bilgiler Dersindeki Disiplinlerarası İlişki
İnsanın kendisini ve diğerlerini daha iyi tanımaya yardımcı olan Sosyal Bilgiler
dersi temelde insanları ve yaşamları konu olarak alır. Ders, disiplinlerarası ve çok
disiplinli bir alan olmasından dolayı coğrafya ya da tarih gibi bir disiplini
tanımlamaktan çok daha zor bir tanımlamaya sahip olması yönüyle bir taraftan da
önemi konusunda bazı ipuçları vermektedir. Bunun yanında vatandaşlık yeterliliklerini
kazandırmayı hedefleyişi ve bütüncül, disiplinlerarası bir alan oluşu onun iki temel
ayırıcı özelliğidir (Doğanay, 2003: 16).
Çok geniş bir alan olarak Sosyal Bilgiler, başta tarih olmak üzere birçok farklı
sosyal bilimlerden elde edilmiş çalışmaların bir bütünü olarak sosyal konularda
vatandaşlık becerilerinin uygulanması amacıyla, sosyal ve beşeri bilimler kavramlarının
disiplinlerarası bir yaklaşımla kaynaştırılmasıdır (Barth, 1991: 7, Aktaran, Öztürk,
2006: 23).
Okul programları içerisinde Sosyal Bilgiler, antropoloji, arkeoloji, ekonomi,
coğrafya, tarih, hukuk, felsefe, siyaset bilimi, psikoloji, din ve sosyolojinin yanı sıra
beşeri bilimler, matematik ve doğa bilimlerinden kendine mal ettiği içerik üzerinde
sistematik ve eşgüdümlü bir çalışma sağlamasından dolayı kendi içerisinde tamamen
disiplinlerarasında bir entegrasyona dayanmaktadır.
Öğretim programı olarak Sosyal Bilgiler, hemen hemen her bakımdan ülke ve
dünya koşullarında bilgiye dayalı karar alıp problem çözebilen, eleştirel bir anlayışla
analiz edebilen ve etkin vatandaşlar yetiştirmeyi amaçlarken, diğer yandan birçok alanla
ilişkilendirme içerisinde bulunmaktadır. Bunu yaparken de sosyal ve beşeri bilimlerden
almış olduğu bilgi ve yöntemleri kaynaştırarak bir senteze gider (Öztürk, 2006: 24).
109
İlköğretim Sosyal Bilgiler Dersi 6. Sınıf Öğretim Programı ve Kılavuzunda
(2006b: 7) dersin aynı zamanda kişiliğin oluşması bağlamında, birçok farklı disiplinleri
kendi içerisinde toplulaştırılmış olarak ele alarak etkili ve sorumlu bir Türkiye
Cumhuriyeti Vatandaşı yetiştirmeyi amaç edinirken, öğretmene bu konuyla ilgili olarak
birçok görev yüklediği belirtilmektedir. Nitekim ders öğretmeni konuları tarih ünitesi,
coğrafya ünitesi, insan hakları ve vatandaşlık ünitesi diye ayırarak değil, çok yönlü ele
alarak konunun çok daha anlaşılır ve bir entegrasyon içerisinde şekillenmesini sağlar.
Örneğin Türkiye’nin coğrafi bölgelerini ele alırken, coğrafya ile tarih arasında bir
ilişkilendirmeye giderek, Milli Mücadele yıllarında bu bölgedeki faaliyetlere yer
vererek, coğrafya, tarih, insan hakları ve vatandaşlık konuları ilişkilendirilerek milli
bilinç, insan hakları ve tarih duyarlılığı oluşturulmaya çalışılır. Benzer şekilde edebi
ürünler ve yazılı materyallerden (efsaneler, destanlar, masallar, atasözleri, halk
hikâyeleri, türküler ve şiirler vb.) yararlanılarak Sosyal Bilgiler, Türkçe dersleriyle
kaynaştırılır, öğrencilere vatan sevgisi kazandırılır.
Türk milli eğitiminin genel amaçları ve temel ilkeleri doğrultusunda uygun çıkış
noktaları, uyarıcı ve pekiştireç unsurlarını kullanarak çerçevesi belirlenmiş olan içeriğe
bağlı oluşturacağı alt başlıklar etrafında hareket edilir. İçeriğini sosyal ve beşeri
bilimlerden alan Sosyal Bilgiler, üzerinde çalışılan kavram, sorun ya da tema ile ilgili
olarak çok farklı disiplinlere ait unsurları kendi içerisinde eriterek, kendisini oluşturan
öğelerin hangi disiplinden geldiğini kolayca ayırt edilemeyecek şekilde kaynaştırıp
bütünleştirir. Bu şekilde yapılandırılan içerik sayesinde öğrenciler bir konunun birden
fazla disiplini ilgilendiren boyutunu aynı anda görme olanağını bulur.
Sosyal Bilgiler dersi içerisindeki disiplinlerarası bütünleştirme ile ilgili olarak
NCSS (ABD’de Sosyal Bilgiler Ulusal Konseyi) 1994 yılında on tema etrafında bir
bütünleştirmenin yapılmasını önermiştir. Bunlar:
1) Kültür
2) Zaman, devamlılık ve değişim
3) İnsan, yerler ve çevreler
4) Bireysel gelişme ve kimlik
5) Bireyler, gruplar ve kurumlar
6) Güç, otorite ve yönetim
7) Üretim, dağıtım ve tüketim
8) Bilim teknoloji ve toplum
9) Küresel bağlantılar
110
10) Vatandaşlık idealleri ve uygulamalar (Öztürk, 2006: 34).
Sosyal Bilgilerdeki disiplinlerarası ilişkilendirmeye yönelik hazırlanan program
anlayışı, 20. yüzyılın başlarında vatandaşlık eğitiminde bir devrim olarak ABD’de
doğmuş ve daha sonra Türkiye ve başka birçok ülke eğitim programı içerisinde
uygulanmaya başlanmıştır.
Eğitim ve öğretim alanında dünyada meydana gelen değişimlerle paralel olarak
Türkiye’de 2005 yılında MEB tarafından yürürlüğe konan Sosyal Bilgiler öğretim
programında da içerik, disiplinlerarası bir yaklaşımla, NCSS’nin belirlediği temaları
esas alan “öğrenme alanları” etrafında yapılandırılmıştır. Program çerçevesinde
disiplinlerarası ilişkilendirilme ve bütünleşme gibi Sosyal Bilgiler programının çok
önemli iki değişmez unsuruna vurgu yapılarak söz konusu öğrenme alanlarından farklı
disiplinlere ait hangi kavramların geliştirilmesinin hedeflendiği de belirtilmiştir (Öztürk,
2006: 34).
Program kapsamında üniteler arası ilişkilendirme, dersler arası ilişkilendirme ve
ara disiplinlerarası ilişkilendirme olmak üzere üç türlü bir ilişkilendirmeye gidilerek,
öğrencilerin disiplinlere ait yapısal kavramları öğrenmelerine dikkat edilmektedir. Okul
içinde ve dışındaki olaylardan yararlanarak, öğrenciler; sık sık gerçek hayat problemleri
ve çelişkili durumlarla karşılaştırılırken ve karşılaştıkları sosyal problemler üzerine
yansıtıcı düşünmelerine imkanlar sağlanırken; aynı zamanda diğer branş öğretmenleri
ile yapılan programlar çerçevesinde başka program yaklaşımlarına ait, tek disiplinli ve
çok
disiplinli
programlara
ait
konular
da
sosyal
bilgiler
dersi
ile
yapılandırılabilinmektedir.
Tek disiplinli program yaklaşımına göre konular dayandıkları disiplinlere göre
tarih, coğrafya ve ekonomi gibi adlar altında ayrı dersler olarak yapılandırılır. Birçok
ülkedeki çeşitli öğretim kademelerinde uygulanan tek disiplinli yaklaşım ile
disiplinlerarası yaklaşım arasında, bir üçüncü olarak çok disiplinli program yaklaşımı
bulunmaktadır. İçeriği bu doğrultuda hazırlanan Sosyal Bilgiler dersinde, üniteler,
konunun dayandığı sosyal bilimlere göre yapılandırılırken, konunun tarihi, coğrafi,
ekonomik, politik, sosyokültürel vs. boyutları vurgulanır ve bunlar arasında ilişkiler
belirtilir. Bu program dahilinde ele alınan ünitelerin hangi disiplinlere ait olduğu
kolayca görülür. Türkiye’de 2005 yılına kadar uzun bir süre uygulanan Sosyal Bilgiler
öğretimi programının bazı üniteleri disiplinlerarası yaklaşıma göre oluşturulurken,
111
bazıları -özellikle 6. 7. sınıftaki üniteler- çok disiplinli yaklaşımdan etkilenmiştir
(Öztürk, 2006: 35).
İlköğretim Sosyal Bilgiler Dersi 6. Sınıf Öğretim Programı ve Kılavuzunda
(2006b: 26) Sosyal Bilgiler, “bireyin toplumsal var oluşumunu gerçekleştirebilmesine
yardımcı olması amacıyla; tarih, coğrafya, ekonomi, sosyoloji, antropoloji, psikoloji,
felsefe, siyaset bilimi ve hukuk gibi sosyal bilimleri ve vatandaşlık bilgisi konularını
yansıtan; öğrenme alanlarının bir ünite ya da tema altında birleştirilmesini içeren;
insanın sosyal ve fiziki çevresiyle etkileşimini geçmiş, bugün ve gelecek bağlamında
incelediği; toplu öğretim anlayışından hareketle oluşturulmuş bir ilköğretim dersi”
olarak tanımlanmıştır. Ders disiplinlerarası ve çok disiplinli program yaklaşımlı bir ders
olarak Türkiye’de ilk defa 1960’lı yıllarda benimsenmiştir.
Cumhuriyet döneminde 1926, 1930, 1936 ve 1948 programlarında da, tek
disiplinli program dersine uygun tarih, coğrafya ve yurttaşlık bilgisi derslerine yer
verilmiştir (Öztürk ve Dilek, 2003: 73). İlk defa 1962 ilkokul program taslağında tarih,
coğrafya, yurttaşlık dersleri, “Toplum ve Ülke İncelemeleri” adı altında birleştirilmiş ve
1968 yılı programında ise dersin adı “Sosyal Bilgiler” olmuştur (Sönmez, 1998: 63).
Aslında Türkiye’de disiplinlerarası ve bütünleşmiş bir vatandaşlık eğitim
programının gelişimine yönelik ilk çalışmalar 1960’lı yıllarda başlamıştır. Bu bağlamda
Tarih, Coğrafya ve Vatandaşlık dersleri, 1962’de yayınlanan İlkokul Program
Taslağı’nda “Toplum ve Ülke İncelemeleri” adı altında birleştirilmiştir. 1980’li yıllarda
başlayan tek disiplinli “Milli Tarih” ve “Milli Coğrafya” dersleri, 1998 yılında
bırakılarak bunların yerine ilköğretim 4.-7. sınıfları kapsayacak şekilde Sosyal Bilgiler
dersi eklenmiştir. 2005 yılından itibaren uygulanan programda geniş kapsamlı bir
değişime gidilerek tematik öğrenme, problem çözme ve işbirlikçi öğrenmeye vurgu
yapan sosyal yapılandırmacılık esas alınmıştır (Öztürk, 2006: 47). Sosyal Bilgiler
dersinin genel amaçları içerisinde kültür, kültür varlığı (tarihi eser) ya da kültür mirası
açısından önemli olarak gösterilen 4 amaç bulunmaktadır:
Amaç 2. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak, vatanını ve milletini seven, haklarını
bilen ve kullanan, sorumluluklarını yerine getiren, ulusal bilince sahip bir vatandaş
olarak yetişir.
Amaç 5. Türk kültürünü ve tarihini oluşturan temel öğe ve süreçleri kavrayarak, milli
bilincin oluşmasını sağlayan kültürel mirasın korunması ve geliştirilmesi gerektiğini
kabul eder.
112
Amaç 10. Farklı dönem ve mekânlara ait tarihsel kanıtları sorgulayarak insanlar,
nesneler, olaylar ve olgular arasındaki benzerlik ve farklılıkları belirler, değişim ve
sürekliliği algılar.
Amaç 16. Farklı dönem ve mekânlardaki toplumlar arası siyasal, sosyal, kültürel ve
ekonomik etkileşimi analiz eder.
(MEB, 2006 b: 6).
2.9. Görsel Sanatlar Dersi Öğretim Programı
Sanat birçok alanı içerisine aldığı için üzerinde en çok tanımlama yapılan
kavramlardan da birisidir. Her düşünür, yazar, edebiyatçı, ressam vs. kendi çapında bir
sanat tanımı yapmıştır. Sanat ilk çağ düşünürlerinden Platon’a göre, bilgidir; ama aklın
sağladığı, doğruluğu içeren bir bilgi olmayıp, aldatıcı, belirsiz, duyusal bir bilgidir
(Tunalı, 1989: 31). Sanatın bu aldatıcı, belirsiz ve duyusal yapısı, Platon’un ideal devlet
anlayışının dışına atılmasına neden olmuştur. Çünkü Platon sanatın, insanları hayal
alemine götürüp gerçeklerden uzaklaştırdığı için değersiz olduğunu ileri sürmüştür.
Dönemin diğer ünlü filozofu Aristotales’in sanat tanımında ise sanatın gerçeği olduğu
gibi, mümkün olanı da tasvir etmesi onu önemli bir konuma getirmiştir.
Tunalı’ya (1989: 83) göre; sanat, bir tesadüfi realiteye katılma biçimidir. Bu
realite aslında, sanat alanında özel bir gerçekliğe dönüşür. Bu teoriye göre gerçeklik
önde gelir, onun yansıması, onun taklidi ise bundan sonra (Tunalı, 1989: 192). Sanat
kimi zaman düzen arayışının sonucunda ortaya çıkan bir olgu olarak değerlendirilmiştir.
Nitekim Boydaş (2004: 6) bunu şu şekilde açıklamaktadır: Sanat düzensiz olana düzeni
getirmekle bilim ve felsefenin de temeli olmuştur. Artistik yaratmanın etkisiyle, daha
önce düzensiz, dağınık görünen bir evren, seçme, ayıklama ve toplama yardımıyla,
organize, düzenli bir mikrokosmoza dönüştürülür.
Eflatun ve Aristo’ya göre bir imitasyon, G. Flaubert, Walter Pater ile bir takım
empresyonist okullar için kendinden başka gayesi olmayan, Tolstoy, H. İbsen ve B.
Shaw’a göre ahlaki birtakım amaçlar gütmediği sürece eksik, güdük kabul edilen, M.
İkbal’e göre hayat ve toplumla ilişkisi olan, Santayana’ya göre objektivasyon yoluyla
zevk veren, Freud’a göre hem sanatçıyı hem de izleyiciyi geriliminden kurtarmayı
amaçlayan bir olgudur.
Sanatın her dönemde geçerliliğini koruyan en önemli tanımlamalarından birisi
kuşkusuz onun bir yansıtma, benzetme ya da taklid olarak görülmesidir. Bu da
113
Platon’un mimessis olarak ortaya koyduğu yapıdır. Buna göre sanat eserinde
gördüğümüz, doğadır, insandır, hayattır ve sanatçı eserinde bize bunları yansıtır, bir
ayna tutar (Moran, 1991: 15). Aristoteles sanatı -burada zanaat (tekhice)- doğru bir akıl
yürütmeye dayanan ve insanın bir yaratış ortaya koymasını sağlayabilen bir yetenek
olarak görmektedir.
Aydınlanma filozofları Kant ve Hegel’in konu ile ilgili yaklaşımları kuşkusuz
ayrı bir önem taşımaktadır. Kant’a göre “Bir insan becerisi olarak sanat, bilimden,
pratik yeti kuramsal yetiden ne denli farklıysa, o denli farklıdır...” Sanat, zanaattan da
farklıdır. Çünkü sanatın özgür, zanaatın paraya bağlı olduğunu söyler. Hegel ise sanatı,
dünyada dışlaşan Tin’in ilk uğrağı olarak ele almış ve sanat bilgisinin, duygusal bilgi ile
tinsel bilgi arasında bulunduğunu öne sürmüştür (Bozkurt, 1995: 18).
Bireysel açıdan duyguların, düşüncelerin, hayallerin, yaratıcı çabaların ve
insanın kendini gerçekleştirmesinin kendi iç cevherini keşfetmesinin bir aracı;
toplumları yüceltmede ve kaynaştırmada, bütünleyici yönü ile önemli bir toplumsal
kültür dinamiğidir (MEB, 2006d: 4). Tolstoy’a göre (1996: 5) sıkıntı sürecinde
olgunlaşan, düşünceyle yoğunlaşan, emekle hazırlanan ve en iyiyi vermeyi amaçlayan
faaliyete sanat denir.
Sanat, küçük yaştan beri alınan sanat eğitiminin kazandırdığı estetik duyarlılık
süzgecinden geçerek, yaşam biçimimizde, bireysel ve toplumsal ilişkilerimizde, olaylara
bakışımızdaki tutum ve davranışlarımızda somutlaşır (Abacı, 2000: 7). İlk insanların
ataları için söyledikleri ilk şarkılardan, kutlamalarda yaptıkları danslardan, ölüm ve
doğum törenlerinde yapmış oldukları ayinlerden, avladıkları avlarının resimlerini
mağara duvarlarına resimlemelerinden; anne ve babaların çocukları için ilk kahramanlık
hikayelerini anlatmaya başlamalarından bu yana sanat, insan yaşamının betimlenmesini,
anlatılmasını ve kökleştirilmesini sağlamıştır (Özsoy, 2003: 19).
Yansıtmacı Kurama göre; sanatı sanat yapan özellikler, eserin dış dünya ile olan
ilişkilerinde yatar. Sanat eseri, insanı, yaşamı, toplumu, gerçekliği yansıtan bir aynadır.
Anlatımcı Kurama göre; sanatın sırrı sanatçıdadır. Sanat duyguların anlatımıdır.
Duygusal Etki Kuramına göre; bir sanat olayında ön planda olan öğe, sanat
tüketicisidir. Sanatın özü, tüketicide uyanan estetik beğeni ya da coşkuda aranmalıdır.
Biçimci Kurama göre; sanatın özü, doğrudan doğruya sanat ürününün kendinde
aranmalıdır. Sanat eserini diğer başka yapıtlardan ayıran özellik, sanat eserine özgü
yapılarıdır (San, 2004: 38).
114
Herbert Read’e göre sanatın en basit anlamı hoşa giden biçimler yaratma
çabasıdır. Yaratılmaya çalışılan bu biçimler bizim güzellik duygumuzu okşar ve bizlere
haz verir. Verilen bu hazın yanında sanat aynı zamanda bir bilgi tarzıdır ve sanat
dünyası, bilim ya da felsefe dünyasındaki bilgiler kadar önemli ve değerli olmasının
yanında bunlara kaynaklık yapmaktadır (Akt., Buyurgan ve Buyurgan, 2007: 16).
Herbert Read “Sanatın Anlamı” adlı yapıtında sanat kelimesini dar anlamıyla daha çok
“plastik” veya “görsel” dediğimiz sanatlara bağlayarak, edebiyat ve musikî sanatlarının
da içine alınması gerektiğini belirtmiş; sanatta güzelliğin olması şartının yanlışlığını;
Benedetto Croce’ye dayanan bir estetik teori ile onun sezgiye dayandığını ifade ederek
sanatı aynı zamanda sanatçının plastik bir biçim verebildiği herhangi bir idealin ifadesi
olarak belirtmiştir (Read, 1960: 27). Sanatların başlıca özelliği onların soyut olmaları
olarak değerlendirilmiş ve sanat bir kaostan kaçış, sayılarla ifade edilen bir hareket,
ölçüyle sınırlanan kütle ve hayatın ahengini arayan bir madde kararsızlığı olarak
gösterilmiştir (Read, 1960: 46).
Sanatın esas yapısı, yalnızca güncel gereksinimlere yarayan eşya üretimi ya da
dini, felsefi ülkülerde ifadesini bulmamaktadır. Sanat, diyalektik bir aktivitedir, bu
tanımlama ise tek yönlü bir teze karşıdır. Bu nedenledir ki, sanat, antiteziyle birlikte
oluşan bir imajinasyondur (Read, 1981: 2).
Bağımsız bir faaliyet olarak sanatın siyasetle, dinle ve bizim insan kaderimizde
karşımıza
çıkan
bütün
öteki
olaylarla
kaçınılmaz
ilişkileri
vardır.
İcrası,
değerlendirilmesi bireysel olarak sanat; bireyin yalnız başına yaptığı bir faaliyet olarak;
uygarlık ya da kültür adını verdiğimiz bir bütünleşme süreci içinde bir reaksiyon biçimi
olarak kendine göre farklılığı ve ağırlığı olan bir yapıdır (Read, 1981: 3). Ernest
Boyer’e göre de sanat, insanların çok mükemmel, çok evrensel dilidir (Hurtwizh ve
Day, 1995: 37). Aynı konuda değişik düşünür ve yazarların farklı görüşleri vardır.
İnsanların zihninde oluşan düşüncelerin somutlaşmış hali olarak yazı, nasıl vazgeçilmez
bir önem taşıyorsa sanat biçimleri de düşünceyi tüm ruhsal ve duyarlıksal içerikleri ile
somutlaştırmaktadır (Tansuğ, 1988: 14).
Sanat herkes için yararları dokunan ve her bireyin hakkında bilgi sahibi olması
gereken bir anlatım aracıdır. O halde bu anlatım aracının yaygın ve örgün eğitim
kanalıyla bireylere aktarılması gerekmektedir. Bu sanatın disiplinli bir şekilde kişilere
anlatılması genel anlamda “sanat eğitimi” kanalıyla gerçekleşir.
Sanat eğitimi, bir çerçeve içerisinde, bireylerin yeteneklerinin işletilip, yaratıcı,
kendine güvenli, üretken, estetik duyguları geliştirilmiş bireyler olmalarını amaçlarken,
115
genelde aynı niteliklere sahip, uygar bir toplum yaratma düşünü de gerçekleştireceği
gerçeğini bilmemiz gerekmektedir. Özellikle günümüzde monotonlaşan bir yaşam şekli
ve bunun devamında ortaya çıkan hızlı hayat biçimi, insanların yerine makinelerin
egemenliğinin hakim olduğu ve insanların onların esiri olduğu, bireylerin ruhsal açıdan
boşalma imkanları bulamadığı v.b. gibi nedenlerle, modern toplumlarda sanat
eğitiminin öneminin daha da arttığını görmemiz mümkündür (Türkdoğan, 1984: 16).
Sanat eğitiminin artan bu önemini belki de en iyi şekilde ortaya koyan ünlü düşünür
Fisher’in şu sözüdür: “İnsanın ilk toplu yaşama dönemlerinde doğanın gizli gücüne
karşı gene insanın en büyük yardımcısı ve silahı sanat olmuştur “ (Akt., Türkdoğan,
1984: 17).
Bir çocuğun gelişiminde matematik ve fen bilimlerinin önemi kadar sanat
eğitimi de aynı oranda değer taşımaktadır. Son zamanlarda tıp alanında yapılan
araştırmalar vücudun en önemli organlarında birisi olan beynin biraz daha tanınmasına
imkan hazırlamış ve beynin sağ ve sol yarımkürelerinin çeşitli özellikler taşıdıkları
ortaya konmuştur. Buna göre beynin sol yarımküresi sözel, çözümsel, sayısal doğrusal,
mantıksal, akılcı, soyut, simgesel düşünme biçimlerini geliştirirken; sağ yarımküre sözel
olmayan, somut, geçici olmayan, benzer, uzaysal, sezgisel, bütüncül düşünme
biçimlerine yöneliktir.
Bu bilgiler doğrultusunda bakıldığında hazırlanan bir eğitim programı tek yönlü
oluşturulursa çocuğun gelişimi yarım kalacaktır. Çocuk hangi alana yönelirse yönelsin
her şekilde çocuğun beyninin sağ yarımküresinin gelişmesine yönelik dersler olması
gerekir. Beynin her iki yarımküresinin bütünsel oluşu da zaten bunu zorunlu
kılmaktadır. Eğitim sistemi içerisinde çocuğun alacağı nitelikli bir sanat eğitimi, hangi
alanda olursa olsun gelişimine artılar katacaktır (Buyurgan ve Buyurgan, 2007: 17).
Çocuğun gelişmesinde tek yönlü eğitime ağırlık verilmesi kısa vadede başarıları
belki getirebilir, ama uzun vadede birçok eksikliklere hatta telafi edilemeyecek
kayıplara yol açar. İyi bir sanat eğitimi almış bir bireyin sanatsal, estetiksel ve toplumsal
açıdan vatana ve millete çok daha fazla faydası dokunacaktır. Özellikle eğitimcilerin
bunu dikkate alarak bir tavır geliştirmeleri gerekmektedir. Buyurgan ve Buyurgan
(2007: 18) bunun önemini şu şekilde ifade etmektedir: “Görsel sanatlarla ilgi
deneyimler, çoğunlukla beyinde sağ yarım kürede olduğundan bu tür deneyimler
büyümede, yetişmede, gelişimde ve bireyin eğitiminde bir dengeyi sağlamakta, bunlara
okul müfredat programında oldukça fazla ihtiyaç duyulmaktadır”.
116
Bireyin sanat yoluyla eğitimi olan yani bir yerde bireyin estetiksel açıdan
eğitimini sağlayan sanat eğitimi yalnızca yeteneklilerin eğitimi için bir lüks değil,
genelde kişilerin algı, kavrama, ifade edebilme, yorum getirebilme, yaratabilme ve
bunların sonucunda da bir kişilik kazanabilme eğitimidir. Çocuğun gelişmesini geniş
anlamda içeren bu eğitimde çocuk kendi temposu paralelinde, doğal eğilimlerini ortaya
koyarak, kendi deneyimlerini uygular. Çevresini algılayıp onu biçimlendirmeye yönelik
olarak kişilerin görmesini, işitmesini, dokunmasını, tat almasını öğreterek sanat eğitimi,
yalnızca bakmayı değil, “görmeyi”, yalnızca duymayı değil “işitmeyi”, yalnızca elle
yoklamayı değil “dokunulanı duymayı” ve yaratıcılığı gerçekleştirmek için gerekli ilk
aşamadır. Sanat eğitimi ile birlikte çocuk ile çevresi arasındaki yani kültürü ile çocuk
arasındaki değerler bütünleşmesi, daha güçlü bir iletişimin oluşmasını sağlayacaktır.
Sanat eğitimi, temelde sanatsal etkinlikler yoluyla bireylerin ve toplumun içinde
yetişmiş oldukları çevreye karşı daha duyarlı olmalarını sağlamaya, çevresi ile sağlıklı
ve yararlı iletişim içerisine girebilmelerine, bireyin günlük yaşam içerisinde karşılaşmış
olduğu estetiksel ihtiyaçlarını karşılamaya, ürün ortaya koyabilme ve yorumlama
güdülerini doyurmaya, yaşantılarını daha anlamlı hale getirebilmelerine imkan vermeye
yönelik düşüncededir (Buyurgan ve Buyurgan, 2007: 22). Sanat eğitiminin temelleri;
eğitimin temellerini ve araştırmalarını taşımak için, toplumun değerlerini, yetişkin ve
çocukların öğrenmelerini kavratmaktır (Hurtwizh ve Day, 1995: 3).
Hangi sanat formu olursa olsun yaratma eylemi anlatılmak isteneni izleyiciye
iletme, birileriyle paylaşma amacını güder (Buyurgan ve Buyurgan, 2007: 22). Zira
üzerinde yorum yapılmayan, hiç kimseye bir şey vermeyen edebi bir eser kağıt yığını;
bir heykel taş yığını olarak kalacaktır. Sanat eğitimi çocukların çok yönlü yetişmelerini
sağlamanın yanında, birçok alan hakkında bilgi sahibi olarak, olaylara farklı bakış
açılarından bakmalarına imkan vererek bireylerin yaşam içerisinde kendi bildiklerinin
ve sevdiklerinin yetersizliğini öğretmeyi de amaçlar. Bunu yaparken de yaratıcı süreç
içerisinde çocuğun özgür düşünmesine fırsat vererek onu özgür çalışmaya yöneltir.
Üreten, seçen, beğenen ve kendini ifade eden çocuk yaşadığı toplumun sağlıklı bir üyesi
ve aynı zamanda geleceğin nitelikli bir temsilcisi olur. Buyurgan ve Buyurgan’a (2007:
23) göre :
“Çağdaş sanat eğitimi,
temelde sanatsal etkinlik ve etkileşimler yoluyla
bireylerin ve toplumun içinde yaşadığı çevreye ve ortama olabildiğince duyarlı
olmalarını sağlamaya, söz konusu çevre ve ortamlarla çok yönlü, kapsamlı ve
yararlı bir etkileşim içine girebilmelerine, estetik gereksinimlerini karşılamaya,
117
beğenileri geliştirmeye, yaratma ve yorumlama güdülerini doyurmaya,
kendilerini sanatsal alanlarda da gerçekleştirmelerini, yaşamlarını daha anlamlı
duruma getirme yolunda sanattan en iyi biçimde yararlanmalarını mümkün
kılmaya yöneliktir.”
Nelson Goodman’a göre; sanat eğitimi tüm eğitimsel yöntemlerin bütünleşmiş
parçaları olarak oldukça gerekli bir faaliyettir (Akt., Hurtwizh ve Day, 1995: 37). Sanat
eğitimi ile bireyler algısal, yorumsal, çözümsel yetilerini geliştirerek, sanat eserlerin
estetiksel niteliklerini kavrayarak, görsel imgelerle anlam bulmayı öğrenir. Bu
anlamlandırma çerçevesinde içinde yaşadığı kültürün önemini kavrar, kültürel
değerlerine, geleneğine, sanatına, tarihine ve tarihsel değerlerine saygı duyan, onu
koruyan ve gelecek nesillere aktarılması için gayret sarfeden, var olan ve geçmiş
kültürün gelecek nesillere taşıyıcıları olurlar.
Kültürel değerlerin korunma ve yaşatılma sorunsalıyla birlikte bilim ve teknikte
yoğun gelişmelerin yaşandığı, teknolojinin günlük hayatın her aşamasına girdiği
günümüzde çocukların ruhsal açıdan dengeli, paylaşımcı yetişebilmeleri içinde sanat
eğitimi zorunluluk arz etmektedir.
Duygu ve düşüncelerini, yeteneklerine uygun bir objektivasyonla gerçekleştiren
çocuk, hem içinde bulunduğu gerilimden kurtulur hem de yaratma arzusunu tatmin
ederek, kendini özgürce ifade edebildiği bir ortam içerisinde, kişiliğinin gelişmesinde,
kendine güvenmesinde sanat eğitiminin faydalarından yararlanır. Aynı zamanda atölye
derslerindeki ortam; paylaşma, sorumluluk, düzen, malzemeyi kullanma, sağlıklı
iletişim kurma, kişilere karşı saygı ve sevgi paylaşımını kavrama ve birçok konularda
bilinçlenerek; özgür, barışçı, insancıl, yaratıcı, toplum ile bütünleşmiş, değişen şartlara
göre kendini yetiştirebilen, geleceğin izlerini yansıtan çocukların yetişmesi için
vazgeçilmez bir dünyadır.
Sanat eğitimi ile soyut düşünce ve duygularını ifade edebilecek, hem sözel hem
de sözel olmayan yöntemleri öğrenen birey, yaratıcı zekasına güvenmeyi, sorun
çözmeyi ve bazı problemlerin birçok farklı çözümü olduğunu görerek, olaylara çok
yönlü bakmasını öğrenir (Buyurgan ve Buyurgan, 2007: 23).
Gözlem ve görselliğin önem kazandığı durumda kuşkusuz temeli görme üzerine
dayalı olan sanat ve sanatın eğitimiyle karşılaşmaktayız. Görselliğin eğitim içerisinde
önem kazanması sanat eğitiminin yalnızca sanatın eğitimine değil, Read’ın da belirttiği
gibi çocuğun genel eğitimine de katkı sağladığı tartışmasız bir gerçek olarak karşımızda
durmaktadır.
118
Görsel sanatlar eğitimi, gerek okul öncesinden üniversite düzeyine kadar
uygulanan örgün; gerekse boş zamanları değerlendirme, bir hobi alanı olarak yaygın
biçimiyle müzelerde, özel ve devlet sanat galerilerinde, ömür boyu sürecek niteliğiyle
geçen yüzyılların olduğu gibi yirmi birinci yüzyılın da önemli eğitim alanlarından biri
olmaya devam edecektir (Özsoy, 2003a: 15). Özellikle bu yüzyılda görsel sanatlar;
ulaşım, iletişim, sosyal kuruluşlar, bilim ve teknolojideki benzer ilerlemeler ve
yeniliklerin hızlı değişimlerin baştanbaşa etkilediği ve etkilendiği bir alan haline
gelmiştir (Hurwitz - Day, 1995: 3).
Ülkemizde gelinen noktadan bakıldığında, giderek düzeysizleşen kültür ortamı,
bütün insanlarda oluşan daha iyi bir çevre özlemi, çocuklarımızın ve gençlerimizin
işlenmeyi bekleyen sanatsal zeka ve yaratıcılıkları sanat eğitiminin çok daha önemli ve
zorunlu bir hale geldiğini göstermektedir (Kirişoğlu, 1991: 5). Görsel sanatlar nasıl
resim, heykel, mimarlık, grafik sanatlar, endüstri tasarımı, uygulamalı sanatlar, moda
tasarımı, sinema gibi çok geniş bir alanı kapsıyorsa; görsel sanatlar eğitimi de
eğitimbilim olarak sanatın, estetiğin, sanat tarihinin eğitim ve öğretimle ilgili bütün
sorunlarını ele alır. Bütün bunların sonucunda şu da bir gerçektir ki; sanat eğitimi
yalnızca yeteneklerin eğitimi için “lüks” değil, herkes için gerekli bir kişilik eğitimidir
(Buyurgan, 1996: 17). Sanat eğitimiyle öğrenciler yağlıboyalar ve diğer gözlenebilir
sanat çalışmaları ile hafıza ve hayal gücünü kullanarak, çevresiyle girmiş olduğu
etkileşimler sonucunda yaratıcı çizimler yapmış olacaktır (Hurwitz - Day, 1995: 41).
Yaşantımıza canlılık veren, bizi hassas yapan ve kim olduğumuza ve neye
inandığımıza ilgi duymamıza yardımcı olan, bazı zamanlar acı verici de olsa kendimizi
ve toplumumuzu aynaya yansıtmamızı sağlayan görsel sanatlar, yapılan araştırma ile
birlikte öğrencilerde hem plastiksel ve estetiksel gelişme hem de tarih öğretiminde daha
iyi sonuçlar alınmasına büyük katkılar sağlamaktadır.
Görsel sanatlar her bireyin aynı zamanda benzersizliğiyle, özgünlüğüyle,
kişilikli birey olmanın yüceliği ile ve yaratıcı hayaller kurmaları ile ilgilenerek onlarda
çirkin, düzensiz ve bayağı olana karşı rahatsızlık duyma ve onu değiştirme bilincinin
oluşmasına da katkı sağlar (Özsoy, 2003a: 41).
Sanat eğitiminin birey yaşamına en önemli katkılarından birisi, çocuğun çok
yönlü düşünmesine ve güzelliği algılama bağlamında kendi bildikleri ve sevdiklerinin
yetersiz olduğunun bilincine varmasına katkı sağlamasıdır (Buyurgan, 1996: 3). Sanat
eğitimi bu bilincin oluşmasının yanında ortaya konulan çizim ile dünyadaki bütün
119
çocukları da içerisine dahil eden doğal ve evrensel bir dil oluşturmaktadır (Hurwitz Day, 1995: 62).
Sanat bize bir şeye dikkatle ve yoğun bir şekilde bakma hareketinin yanı sıra,
yaşayış süreci içerisinde kalitenin etkisini, nitel değeri ortaya çıkaran, çevreye, tarihe ve
geleceğe karşı kişinin duyarlı olmasını sağlama hareketini hatırlatır. Güzel sanatlar
kanalıyla elde edilen deneyim bizlerin nesnelerin kendi aralarındaki ilişkilerini görmeye
teşvik eder. Gerek üretim, gerekse takdir etme, destekleme, sahiplenme olarak olsun bir
sanat alanında edinilen deneyim, farklı öğelerin bir bütün içindeki karşılıklı ilişkilerine
dikkati gerektirir (Özsoy, 2003: 21).
Genel eğitim ve öğretiminin insana dönük, uğraşıları, yöntemleri, amaç ve
ilkelerinin özünde, insan ruhunun yüceltilmesi, psikolojik farklılıkların gözetilerek
bireylerin ruhsal gereksinimlerinin doyurulması, ruh sağlığı açısından, dengeli bir kişi
yaratma çabası güdülür. Bu eylem sürdürülürken, bir yandan da, kişiye zihinsel
birikimlerini kendi kendine anlatıp yorumlayarak bir şeyler yapma, yaratma olanağı
sağlar ki, birey böylece ruhsal boşalmaya, ruhen mutlu olma düzeyine ulaşacak daha
dengeli bir tavır içine girer. Aslında kişiyi bu noktaya getiren uğraşın, bilim dilindeki
adı genelde “sanat eğitimidir” (Türkdoğan, 1984: 15).
Sanat eğitimi çocuğun gelişimini içeren güvenilir bir ortam olarak, onu,
görmeye, aramaya, sormaya, denemeye ve sonuçlandırmaya alıştırmaktadır. Bütün
bunları yaparken onun çok yönlü düşünmesini sağlamayı, kendi bildikleri ve
sevdiklerinin güzelliğinin yetersiz olduğunu öğretmeyi de kendine amaç edinmiştir
(Buyurgan, 1996: 3). Güzel sanatlarla birlikte koruma yeteneği gelişen birey yalnızca
anıtsal olanı değil ayrıca; sıradan bir sonbahar mevsiminde bir yaprağın üzerindeki
yağmur damlasını, erken kış sabahının serin griliğini, eski bir tuğla duvarın yakınına
uzanmış paslı ve kıvrık telefon direği gibi küçük şeylerle birlikte, yaşantının içsel
yönlerini de korumayı geliştirir (Özsoy, 2003: 22). Yani yaşamımızı renklendiren
sıradan görüntüler de birey için bir anlama sahip olur. Güzel sanatlar kendi
yaşantılarımızı, deneyimlerimizi, kurmaya katkıda bulunur, algılamamızı geliştirir ve
ayrıca önceden belirgin olmayan, varlığından haberdar olmadığımız şeylerin farkına
varmamızı ve onlardan haz almamızı sağlar.
20. yüzyılın başından bu yana sanat eğitimi kavramı, kaplamsal ve genel
anlamda, güzel sanatların ve tüm alanların biçimlerini içine alan, okul içi ve okul dışı
yaratıcı sanatsal eğitim olarak tanımlanmaktadır. Dar anlamda ise okullardaki ilgili
120
bölüm ve sınıflarda bu alana ilişkin olarak verilen dersleri tanımlar (San, 1983: 19).
Bütün sanatları ve bu sanatların birbiriyle ilişkisini düşünsel boyutta, sanatçı, izleyici,
toplum, kültür ve eğitim bağlamında inceleyen kuramsal çalışmalara “Güzel Sanatlar
Eğitimi” denir. Görsel sanatlar; resim, heykel, mimarlık, grafik sanatlar, endüstri
tasarımı, uygulamalı sanatlar, sinematografi, fotoğrafi, moda tasarımı, bilgisayar sanatı
gibi oldukça geniş bir alanı kapsar. Bu dalların tümüyle ilgili olarak okul öncesinden
yüksek öğrenime kadar her aşamadaki sanat eğitimi ve öğretimiyle kuramsal ve
uygulamalı çalışmalara görsel sanatlar eğitimi ya da yalnız sanat eğitimi denilmektedir
(Kırışoğlu, 1991: 7). Bazı kaynaklara göre plastik ya da görsel sanatlar eğitimi,
bazılarına göre ise güzel sanatlar ve tasarım eğitimi olarak tanımlanan ve adlandırılan
sanatın eğitimi ve öğretimi olgusuna resim-iş eğitimi yerine görsel sanatlar eğitimi;
resim dersi yerine görsel sanatlar ve resim-iş öğretmeni yerine de görsel sanatlar
öğretmeni denilmektedir.
Dar anlamıyla sanat eğitimi görsel sanatların eğitimi ve öğretimiyle ilgilenir. Bu
öğretimin kapsamı içinde, pratik sanat etkinlikleri, sanat yapıtı inceleme, sanat tarihi ve
estetik yer alır. Dahası, sanat eğitimi, araç, gereç ve işlik donanımı ile müfredat
programları, çalışma düzeni, değerlendirme gibi yöntemsel konuları da içerir. Geniş
anlamıyla görsel sanat eğitimi ise, eğitim biliminin bir dalı olarak sanatın, estetiğin,
sanat tarihinin eğitim ve öğretimle ilgili bütün sorunlarıyla ilgilenir (Kırışoğlu, 1991: 7).
Görsel Sanatlar Dersi ilköğretim birinci sınıftan sekizinci sınıfa kadar verilen,
birinci sınıftan dördüncü sınıfa kadar 2 ders saati ve dördüncü sınıftan sekizinci sınıfa
kadar ise 1 ders saati olarak haftalık ders programında yer alan ve görsel sanatlara
dayalı bir derstir. 2005 yılında her alanda olduğu gibi Milli Eğitim Bakanlığı Görsel
Sanatlar Dersi alanında da yapılandırmacı öğrenmeyi benimsemiştir. Derste içerik
olarak; “Görsel Sanatlarda Biçimlendirme”, “Görsel Sanat Kültürü” ve “Müze Bilinci”
olmak üzere üç öğrenme alanı belirlenmiştir.
Görsel Sanatlarda Biçimlendirme Öğrenme Alanı; çizgi, biçim, doku, leke, yapı,
mekan, renk gibi görsel sanat öğeleri ile denge, vurgu, ahenk, değişiklik, hareket, ritim,
dereceleme, oran-orantı gibi sanatsal düzenleme ilkelerinin, seçilen etkinlik, önerilen
yöntem ve teknikler eşliğinde, duyuşsal ve devinimsel kazanımlara yönelik uygulamalar
içinde sezdirildiği, hissettirildiği ve geliştirildiği ve pekiştirildiği bir öğrenme alanıdır.
Görsel Sanat Kültürü Öğrenme Alanında; öğrencilerin ulaşmaları beklenen
kazanımlar, “estetik”, “sanat eleştirisi”, “sanat tarihi” gibi varlığını sanattan alan diğer
disiplinlerin birbiri içine geçirilerek sarmal olarak verilmesiyle oluşturulmuştur.
121
Böylelikle sanatsal uygulamalar yapan ve sanat yapmaktan zevk alan bireylerin
yetiştirilmesi hedefinin yanı sıra bir sanat eserini çözümleyebilen, sanat eseri niteliğini
içerenle bu niteliği içermeyeni değerlendirebilen, sanatçı ile zanaatçı farkını
algılayabilen ve her ikisinin de toplumda yerini ve önemini kavrayabilen, daha da
önemlisi sanatçı ile sanatçı olmayanı birbirinden ayırt edebilen çağdaş bir nesil
yetiştirilmesi hedeflenmiştir.
Müze Bilinci Öğrenme Alanı; çeşitli kültür varlıklarını tanıtarak, çocuklara o
toplumun bir bireyi olduklarını hissettirerek kişiliklerini ve özgüvenlerini geliştirmeye
yardımcı olmak, müzeleri çocuklara tanıtmak ve müzelerdeki nesnelerle karşılaştırarak
onların sanat anlayışını geliştirmek ve sanata bakış açılarını farklılaştırmak gibi bir
amaca sahiptir. Bu öğrenme alanıyla öğrenciler; görsel sanatların birbirinden farklı
dallarında verilmiş olan, aynı zamanda birer kültür ve tarih mirası sayılan eserleri
tanırlar. Ülkemizin zengin kültürel mirası hakkında bilgi sahibi olurken, Anadolu
medeniyetlerini tanır ve bu değerlere sahip çıkma bilincini edinirler. Yalnız yerel olanı
değil aynı zamanda evrensel olanı da gözlemleyebilirlerken, müzelerin eğitim yoluyla
kişilere sunacağı imkanlar ve tercihli bakış açılarının yanı sıra öğrencilerin yeni
yaratımları ortaya çıkarması ve içinde bulundukları toplumu, coğrafyayı ve farklı
kültürleri kavramaları sağlanır (Görsel Sanatlar Dersi (1-8. Sınıflar) Öğretmen Kılavuz
Kitabı, 2006d: 13).
Görsel Sanatlar Dersi Programı, öğrencilerin bulundukları yaş düzeyinden
başlayarak bütün yaşamları boyunca temel bir kazanım olarak kendilerini ifade etme
yollarını keşfetmeleri ve bunları kullanarak duygusal, bilişsel, kültürel ve toplumsal
yönlerden donanımlı hale gelmeleri, böylece, sağlıklı, dengeli kimlik oluşturmaları ve
nitelikli alışkanlıklar edinmeleri için hazırlanmıştır. Bu programla;
- Toplumların bugününü ve geleceğini oluşturan yaşam anlayışını benimsemiş,
- Bir duyarlık eğitimi olarak, yaşamın bütün dinamiklerine karşı duyarlılık
kazanmış,
- Dünyayı algılama ve yorumlama yeteneği gelişmiş,
- Toplumdaki gelişmelere, doğaya duyarlılıkla yaklaşan,
- Günümüzde iletişim ve etkileşim ortamının ve imkânlarının, hızla değişerek
bireyin ve toplumun yaşam dinamiklerine kattığı yeni etkiler ve açılımlara cevap veren,
- Sorgulama bilincine sahip,
- Bilimsel ve teknolojik değişim ve dönüşümlerin toplumlarda sebep olduğu
olumsuzluklara karşı yeni çözümler üretebilen,
122
- Olumlu niteliklerle donanarak kendini ifade edebilen,
- Sanatın bireylere ve toplumlara onur kazandıran bir değer olduğunun farkında
olabilen,
Bireyler ve bu bireylerden oluşan bir toplum amaçlanmaktadır (MEB, 2006d: 5).
İlköğretimde verilen sanat eğitimi dersinin amacı sanatçı yetiştirmek olmayıp,
bireyin kendisinden hareketle onun geçmiş yaşantıları, deneyimleri, duygu ve
düşüncelerini eğitimde başlangıç noktası olarak kabul etmektir. Sanat eğitimi karmaşık
bir ruh yapısına sahip olan insanın duygularını biçimlendirmesine ve gerçek anlamda
mutlu olması için kendini gerçekleştirmesine ve özgürleşmesine imkan verir.
Program kapsamında öğrencilerin gelişim seviyesine ve öğrenme alanının
özelliğine göre birinci sınıftan sekizinci sınıfa doğru kademeli olarak oluşması beklenen
kazanımlar belirlenmiştir. Bu kazanımlar öğretim sürecinde öğrencilerin edinecekleri
bilgi, beceri ve alışkanlıkları kapsamaktadır. Her öğrenme alanına göre sıralanmış olan
bu kazanımların sıra numaraları önem sırasını göstermektedir. Görsel Sanatlar Dersi
Öğretim Programı’nda yer alan kazanımların hayata geçirilmesi ve hedeflenen bilgi,
beceri, tutum ve alışkanlıkların kazandırılması için çeşitli etkinlik örneklerine yer
verilmiştir. Bu etkinlikler birer tavsiye niteliğindedir ve birden çok kazanıma yönelik
kullanılabilir. Öğretmen, bu etkinlikleri olduğu gibi veya çeşitli değişiklikler yaparak
uygulayabilir; aynı zamanda bir ders saatinde birden fazla etkinliğe de yer verebilir
(MEB, 2006d: 13).
Hem görsel sanatlar dersi 1. sınıftan 8. sınıfa kadar, hem de sosyal bilgiler dersi
4. sınıftan 7. sınıfa kadar kültür, kültür varlığı, kültürel miras vb. konularda benzer ortak
kazanımlara sahip olduklarından dolayı her iki dersin benzer kazanımlara sahip içeriği
kendi aralarında bir ilişkiyi zaten zorunlu hale getirmektedir.
Görsel Sanatlar Dersi amaçları içerisinde kültür, kültür mirası ve tarihselkültürel değerleri tanıma ve sahip çıkma bilinci ile ilgili önemli hedefler ortaya
konulmuştur.
Bireysel ve toplumsal amaçlar kapsamında şu amaçlar belirlenmiştir:
Amaç 5. Öğrencinin ilgisini, bu alandaki çeşitli kaynaklarla besleyebilmek (müze,
galeri, tarihi eser vb.) ve bu yolla geçmişine sahip çıkma ve geleceğini yapılandırma
bilinci kazandırmak.
Amaç 7. Öğrencinin ulusal ve evrensel sanat eserlerini ve sanatçıları tanımasını
sağlamak.
123
Amaç 9. Geçmişten günümüze miras kalan sanat eserlerinden haz alma ve onur duyma
hassasiyetini kazandırmak.
Estetik amaçlar kapsamında:
Amaç 2. Geçmişten günümüze miras kalan sanat eserlerinden ve doğadan haz alma,
onlarla gurur duyma ve onları koruma bilinci kazandırmak.
Görsel sanatlar dersi içerisindeki üç öğrenme alanından birisi olan “müze
bilinci” öğrenme alanı, kazanımlarında görüldüğü gibi özellikle böyle bir disipliner
yaklaşıma sahiptir. Birinci sınıf “müze bilinci” öğrenme alanına ait kazanımlarda
“müze, sanat galerisi, ören yeri, tarihi eser, anıt vb. hakkında fikir sahibi olunması
(Kazanım 1), bunlarla ilgili kartlar, posterler gibi örneklerle müze köşesi oluşturmaları
(Kazanım 2), bunlarla ilgili izlenimlerini paylaşmaları (Kazanım 3) ve bunlardan yola
çıkarak görsel tasarımlar oluşturmaları beklenir (Kazanım 4).”
İkinci sınıf “müze bilinci” öğrenme alanı kazanımları olarak; “Müze, sanat
galerisi, ören yeri, tarihi eser, anıt vb. yerlerin kurallarına uygun davranır (Kazanım 1),
onların önemini kavrar (Kazanım 2), onlarla ilgili görsel tasarımlar yapar (Kazanım 3)
ve ülkemizin sahip olduğu bu tür zenginliklerden gurur duyar (Kazanım 4).
Üçüncü sınıfta hem “müze bilinci” hem de “görsel sanatlarda biçimlendirme”
öğrenme alanında benzer kazanımlar ortaya konulmuştur: “Müzelerdeki eserlerin
korunması (Kazanım 1), tarihi eserlerle ilgili araştırma yapabilmenin yollarının
kavranması (Kazanım 2), müzedeki eserlerle ilgili duygu ve düşüncelerinin görsel
çalışmalarla ifade edilmesi (Kazanım 3), ülkemizin müze, ören yeri, tarihi eser, anıt vb.
zenginliklere sahip olmasından gurur duyulması (Kazanım 4) gibi kazanımlar
belirlenmiştir. Aynı zamanda “görsel sanatlarda biçimlendirme” öğrenme alanı
içerisinde “çeşitli sanat alanlarının şarkı, türkü, şiir, öykü, masal, anı gibi türlerinden
yararlanarak görsel çalışmalar yapar (Kazanım 1)” kazanımı mevcuttur.
Dördüncü sınıf “görsel sanatlar kültürü” ve “müze bilinci” öğrenme alanına ait
kazanımlar da aynı konu odaklıdır. “Görsel sanat kültürü” öğrenme alanı
kazanımlarında “bulunduğu yöreye ait bir el sanatları ürününü ifade, biçim, renk,
özgünlük bakımından inceler (Kazanım 4), yöresel el sanatları ürünlerinin hangi açıdan
önemli olduğunu tespit eder (Kazanım 5) ve bulunduğu yöreye ait bir el sanatı
ürününden yola çıkarak görsel tasarımlar yapar (Kazanım 6)” denilmektedir. “Müze
bilinci öğrenme alanı kazanımlarında ise “yakın ve uzak çevresinde bulunan ören yeri,
tarihi eser, anıt gibi yerlerin özelliği hakkında ön bilgi edinir (Kazanım 4), bunlardan
yola çıkarak iki veya üç boyutlu görsel tasarımlar yapar (Kazanım 3), orijinal eser ile
124
röprodüksiyon arasındaki farkı bilir (Kazanım 4), ülkemizin bunlara sahip olmasından
gurur duyar (Kazanım 5) ve müzelerin içerdiği eserlere göre Resim Müzesi, Arkeoloji
Müzesi, Etnografya Müzesi ve Bilim Müzesi gibi sınıflandırıldığını fark eder (Kazanım
2).”
Beşinci sınıf Görsel Sanatlar Dersi Görsel “sanat kültürü” öğrenme alanı ve
“müze bilinci” öğrenme alanında kültür, kültür varlığı ve müzecilikle ilgili birçok
kazanım mevcuttur. Nitekim “görsel sanat kültürü” öğrenme alanında; beğenilerinin
zaman, eğitim, kültür vb. etkenlere göre değişebileceğini fark eder (Kazanım 3), uzak
ve yakın çevresindeki doğal ve tarihi güzellikleri tanır (Kazanım 4), bu güzelliklerin
özelliklerinin bozulmaması gerektiğini nedenleriyle açıklar (Kazanım 5), doğa ve tarihi
görsel çalışmalarında kaynak olarak kullanır (Kazanım 6). “Müze bilinci” öğrenme
alanında; müze, sanat galerisi, ören yeri, tarihi eser, anıt vb. ziyaretleri yapmaya istek
duyar (Kazanım1), bu yerlerde edindiği bilgileri, gördüğü eserlerin tarihle ilişkisini
arkadaşları ile tartışır (Kazanım 2), bu eserlerden yola çıkarak görsel tasarımlar yapar
(Kazanım 4) ve ülkemizin bu tür zenginliklere sahip olmasından gurur duyar (Kazanım
5).
Altıncı sınıf Görsel Sanatlar Dersi “görsel sanatlar kültürü” ve “müze bilinci”
öğrenme alanı içerisindeki kazanımlar: “Görsel sanat kültürü” öğrenme alanında; ulusal
kültür mirasımızdan örnekler verir (Kazanım 2), ulusal kültürü yansıtan ve tanıtan
(minyatür, hat sanatı, çini, seramik, halı-kilim, yazmacılık) görsel çalışmalar yapar
(Kazanım 4). “Müze bilinci” öğrenme alanı içerisinde; müzedeki eserlerle, bu eserlerin
ait oldukları dönemlerdeki sanat anlayışı arasında ilişki kurar (Kazanım 1), değişik
kültürlere saygı duyar (Kazanım 2), eserler aracılığıyla Anadolu uygarlıklarını tanır
(Kazanım 3), görsel tasarımlarda bu uygarlıklara ait eserlerden yararlanır (Kazanım 4),
müzedeki eserlerden yola çıkarak çeşitli görsel tasarımlar yapmanın kendi kültür
birikimine katkısını tartışır (Kazanım 5), ülkemizin müze, ören yeri, tarihi eser, anıt vb.
zenginliklere sahip olmasından gurur duyar (Kazanım 6).
Sekizinci sınıf Görsel Sanatlar Dersi “müze bilinci” öğrenme alanı içerisinde şu
kazanımlar mevcuttur: Türk müzeciliğinin kurulmasına öncülük eden kişileri araştırarak
bilgi edinir (Kazanım 1), seçtiği herhangi bir eserin müzeye ulaşma sürecini araştırır
(Kazanım 2), internet üzerinden bir müze ziyareti yapar (Kazanım 3), internet üzerinden
araştırdığı müzeye yönelik tanıtıcı görsel çalışmalar yapar (Kazanım 4), kültürel mirasa
sahip çıkmanın önemini pekiştirmede bilişim teknolojilerinden yararlanır (Kazanım 5),
müzedeki eserler, tarihi yapılar, anıtlar vb. den yola çıkarak görsel tasarımlar yapar
125
(Kazanım 6), ülkemizin müze, ören yeri, tarihi eser, anıt vb. zenginliklere sahip
olmasından gurur duyar
(Kazanım 7), tarih, kültür ve görsel sanatlar arasındaki
ilişkilerin farkına varır (Kazanım 8) (MEB, 2008).
Programda yer alan bu kazanımların amacına uygun bir şekilde kalıcı ve yarar
sağlayıcı olarak verilebilmesi için, okul yöneticilerinin, öğretmenlerin, öğrencilerin,
kültür varlıklarıyla görevli olan yöneticileri, müzelerin ve öğrenci velilerinin ortak
hareket etmesi gerekmektedir. Programa katkısı olan unsurlardan birinin ya da bir
kaçının pasif ve etkin olmayan bir yapıya sahip olması kazanımların gerçekleşme
düzeyini düşüreceği gibi birçok başka problemin de yaşanmasına sebebiyet verecektir.
Özellikle tarihi mekanlar, kültür varlıkları ve müzelerin öğrenim içerisinde çok yaygın
bir şekilde kullanılmasıyla mevcut kazanımlar amacına ulaşacaktır. Yapılan araştırmalar
göstermiştir ki gerek okul idarecileri gerekse öğretmenler kullanılacak olan bu
yöntemlerin öğrenim içerisinde çok fazla öneme sahip olduğunun bilincini
taşımaktadırlar.
Süzen’in (2005) yapmış olduğu araştırmada okul yöneticileri kazanımların
gerçekleşmesinin önünde program, öğretmen, kültür varlığı, müze kaynaklı bazı
problemler olduğunu ortaya koymaktadır. Nitekim çalışmaya katılan okul yönetici ve
yönetici yardımcıları, görsel sanatlar öğretmenlerine lisans düzeyinde yeterli düzeyde
müze eğitiminin verilmediğini, müze eğitiminin müfredat programında var olmasına
rağmen uygulaması için herhangi bir zaman olmadığını, müze ziyaretlerinin gereken
sıklık ve verimli düzeyde yapılmadığı için öğrencilerde bir alışkanlık haline
gelmediğini, müzelerin öğretmenlere yönelik seminerler ve eğitim faaliyetleri ile destek
olmasının gerekli olduğunu, müze eğitimi kapsamında MEB tarafından yeterince
materyal geliştirilmediğini belirtmişlerdir.
Aynı araştırmaya katılan 40 Görsel Sanatlar Dersi öğretmeni ise kazanımların
gerçekleşmesinde yaşanan problemler hakkında şu görüşleri ortaya koymuştur. Görsel
sanatlar öğretmenleri müzelerin yeterli dokümanları öğretmenler için sağlamadığını,
müzelerin reklam ve tanıtım yapmada yetersiz olduklarını ve bundan dolayı müze gezisi
yapmadıklarını, müzelerin tanıtım broşürü göndermediğini, eğitim için müzelerde
uygun ortamın olmadığını, müze rehberlerinin ziyaret için gelen öğrenci ve
öğretmenlere gerekli ilgi ve bilgiyi vermediklerini, öğrencilerin müzelerden eğitim
amaçlı yararlanamadıklarını, müze atmosferlerinin öğrenciler için ilgi çekici olmadığını
belirtmişlerdir. Ayn öğretmenler müzelerin sinema, kütüphane ve konferans salonları
bakımından yetersiz olduğunuders saatinin kısalığını, sınıfların kalabalık olmasını,
126
Resim-İş Öğretmenliği A.B.D. verilen müze eğitiminin yetersiz olduğunu, Görsel
Sanatlar Dersi öğretmenlerinin yeterli deneyime sahip olmadığını, velilerin müze
ziyaretine olumsuz baktıklarını, müze ziyareti için bir ön çalışma, müze ziyaret planı
yapmadığını ve müze koleksiyonu hakkında bilgi sahibi olmadığını belirtmişlerdir.
2.10. Sosyal Bilgiler Dersi Öğretim Programı
İlkokul öğrencileri kültür, kültür varlıkları ve müzecilik gibi konular ile ilk defa
Hayat Bilgisi dersinde karşılaşmaktadırlar. Özellikle ilköğretim üçüncü sınıf Hayat
Bilgisi dersindeki üç temadan birisi olan C. Teması; Dün, Bugün, Yarın başlığı altında
“Etnografya Müzesini Geziyoruz” konusu önemli bir role sahiptir. Bu konu kapsamında
kazanım olarak öğrenciler; müzelerden ve tarihi mekanlardan bir eğitim ortamı olarak
yararlanır; nesnelerin müzelerdeki eski hali ile yeni halini karşılaştırarak zaman içindeki
değişimini kavrar. Ayrıca öğrencilerin müze kavramı altında özyönetim (öğrenmeyi
öğrenme) becerisini, bilimin temel kavramlarını tanıma (değişim) becerisini
geliştirmeye yönelik kazanımlar edinmeleri beklenir. Kişisel nitelikler olarak da
vatanseverlik, kültürel değerleri koruma ve geliştirme üzerinde durulur (İlköğretim
Hayat Bilgisi Öğretmen Kılavuz Kitabı-3, 2006 c: 262).
Hayat Bilgisi ve Sosyal Bilgiler dersleri birbirlerinin devamı olarak
düşünülmüştür. Hayat Bilgisi ve Sosyal Bilgiler dersleri ile temel eğitim öğrencileri
formal olarak vatandaşlık eğitimi alırken, içinde yaşadıkları ülkenin, bölgenin ve
dünyanın tarihini, geçmişte ve günümüzde yaşamış ve yaşayan liderlerin yaşamlarını,
demokratik yöntemlerin nasıl olması gerektiğini ve çalışma düzenlerinin nasıl olması
gerektiğini öğrenmektedirler. Ayrıca bireylerin, kendi toplumunda yaygın olarak kabul
edilen değerleri, tutumları ve inançları da öğrenerek ve benimseyerek ülkesinin etkin bir
vatandaşı olmanın sorumluluklarını geliştirmektedir.
Ülkemizdeki Hayat Bilgisi ve Sosyal Bilgiler Programı öğrencileri etkili
vatandaşlar olarak toplumsal yaşama hazırlanmayı hedeflemektedir (Tanrıöğen, 2005:
12). Temel eğitimin ilk üç yılında Hayat Bilgisi, dört, beş, altı ve yedinci sınıflarda
Sosyal Bilgiler ve sekizinci sınıfta ise Vatandaşlık dersleri yürütülmektedir. Hayat
Bilgisi, Sosyal Bilgiler ve Vatandaşlık programı, amaçlarını ülkemizin demokratik
toplumunda yaşayan sorumlu vatandaşların yükümlülüklerinden türeten, içeriğini,
sosyal bilimlerin temel çerçevesinden alan ve yaşam boyu kullanılacak olan vatandaşlık
becerilerinin uygulanmasını yaptıran bir temel eğitim programıdır.
127
Hayat Bilgisi ve Sosyal Bilgilerin temel amacı, çocuklara sorumlu vatandaşlarda
bulunması gereken yükümlülükleri kazandırmaktır. Hayat ve Sosyal Bilgiler
programının içeriği, tarih, coğrafya, sosyoloji, psikoloji, felsefe, antropoloji vb.
disiplinlerin ürettikleri bilgilerden yapılan seçkilerle oluşturulmaktadır (Tanrıöğen,
2005: 13). Sosyal Bilgiler dersinin sağlıklı bir şekilde tanınabilmesi için onun
hazırlayıcısı olan Hayat Bilgisi dersinin iyi bir şekilde tanımlanması gerekmektedir.
Çilenti (1988: 28) Hayat Bilgisi’ni şöyle tanımlamıştır: “Hayat Bilgisi dersi
öğrencilerde kendini ve çevresini tanıma, kendini geliştirerek çevresine uyum gösterme,
çok yönlü ve yaratıcı düşünme, problem çözme gibi özelliklerin temellerinin atıldığı bir
derstir. Hayat Bilgisi insanın yaşamış olduğu çevresi ve yaşamı ile ilgili düşünceleri,
duyguları ve hareketleri geliştirmesini, hayata hazırlanmasını, değerleri kavramasını ve
bireysel bir bakış açısı özgürlüğüne sahip olmasını sağlar.”
Hayat Bilgisi ve Sosyal Bilgiler’in tarihi her ne kadar insanlık kadar eskilere
gitse de, düşünsel temelleri Eflatun’a kadar uzanmakta olup, 17. yüzyıl eğitimcilerinden
Comenius’la birlikte şekillenmeye başlamıştır (Baysal, 2006: 6). Ülkemizde 2005
yılında uygulanan yeni programla Hayat Bilgisi’nde üniteler yerine temalar
oluşturulmuştur. Bu kapsamda birey, toplum ve doğa olmak üzere üç öğrenme alanı
belirlenmiş ve değişim bu öğrenme alanları çerçevesinde düşünülmüştür. Her sınıf için
Okul Heyecanım, Benim Eşsiz Yuvam ve Dün, Bugün, Yarın temaları belirlenmiş olup;
yer alan üç tema isim olarak birbirinin aynısı şeklinde tekrarlanmakla birlikte, sınıf
seviyesi yükseldikçe temaların içerikleri de kapsamlı halde ele alınmıştır.
Sosyal Bilgiler ile Sosyal Bilimler çoğunlukla birbirlerine karıştırılan iki
kavram
olarak
karşımıza
çıkmaktadır.
Her
ne
kadar
birbirlerinden
ayrı
düşünülemeyecek olsalar da çok ince bir noktada ayrılmaktadırlar. Sosyal Bilimler,
bilimsel bir tutumla toplumların incelendiği disiplinlerdir; ilgilendiği esas konu, gruplar
içinde oluşan insan etkinliğidir; amaç beşeri anlayışın gelişmesidir.
Köstüklü’ye (2001: 9) göre Sosyal Bilgiler “Mevzuu doğrudan insan
cemiyetinin teşkilatına ve tekamülüne ve içtimai birliklerin bir uzvu olması dolayısıyla
insana dair bilgiler ise bu Sosyal Bilgilerdir.” Sosyal Bilimler sosyal bilgilerin temel
kaynağıdır. Fen Bilgisi nasıl Fen Bilimlere dayanıyorsa, Sosyal Bilgiler de sosyal
bilimlere dayanmaktadır. Sosyal Bilgiler ile ilgili yapılmış olan bazı tanımlamalar:
Sosyal Bilgiler pedagojik amaçlarla basitleştirilmiş sosyal bilimlerdir.
Sosyal Bilgiler vatandaşlık eğitimi amacıyla sosyal bilimler ve beşeri bilimlerin
kaynaştırılmasıdır.
128
Özellikle vatandaşlık eğitimiyle ilgili olarak sosyal bilgiler, kritik sosyal
konularda vatandaşlık becerilerinin uygulanması amacıyla, sosyal ve beşeri bilimler
kavramlarının disiplinlerarası bir yaklaşımla kaynaştırılmasıdır (Öztürk, 2006: 23).
Sosyal Bilgiler, sosyal ve beşeri bilimleri bireylerin vatandaşlık yeterliliklerini
geliştirmek amacıyla kaynaştıran bir çalışma alanı olarak; toplumun temel kurum, değer
ve inançlarının öğretilerini telkin ederek, mevcut durumun devamının sağlanmasını
amaçlar. Bunu yaparken de kültürel duyarlılığa sahip ve kültürel devamlılığı garanti
edecek yeni nesiller yetiştirmeyi hedefler. Aynı zamanda geçmişi öğrenme, geçmiş ve
geleneklerle gurur duyma, sorumluluk alma, uygun tutum ve davranışlar sergileme ve
otoriteye bağlılık, gerçekleştirilmek istenen hedefler arasında yer alırken topluma karşı
duyarlı bir vatandaş yetiştirme amaçlanır. Dersin içeriğini sosyal bilimciler tarafından
tanımlanan önemli bulgular, bakış açıları ve sorunlar oluşturmaktadır. Bu özellikleri
taşıyan öğrenme-öğretme süreçleri, öğrencilerin karmaşık ve çoğu kez iç içe girmiş
dünyalarında karşılaşacakları sorunlarla başa çıkabilmeleri için gerekli bilgi, beceri ve
değerler ile donanımlarını sağlar (Öztürk, 2006: 15).
Öğrencilerin
bireysel
ve
kavramsal
problemleri
tanımlayıp
analiz
edebilecekleri, farkına varabilecekleri ve bunlara yönelik bilgiye dayalı kararlar
alabilecekleri öğrenme-öğretme süreçlerine ağırlık verirken, onların, problem çözme ve
karar alma becerilerini öğrenip uygulamalarını sağlamayı da amaçlamaktadır (Öztürk,
2006: 26).
Hemen her bakımdan değişen ülke ve dünya koşullarında bilgiye dayalı karar
alıp problem çözebilen etkin vatandaşlar yetiştirmek amacıyla sosyal ve beşeri
bilimlerden aldığı bilgi ve yöntemleri kendi içerisinde kaynaştırarak kullanan bir
öğretim programı olarak, karşılıklı olarak birbirine bağlı bir dünyada, kültürel
farklılıkları olan demokratik bir toplumda, genç insanlara bilgiye dayalı ve mantıklı
karar alabilme yeteneklerini geliştirmede yardımcı olmak da kendine edindiği amaçlar
arasındadır (Öztürk, 2006: 24).
MEB İlköğretim Sosyal Bilgiler Dersi Öğretim Programı ve Kılavuzu’nda
(2006: 26) Sosyal Bilgiler, “İlköğretim programı içerisinde bireyin toplumsal var
oluşunu gerçekleştirebilmesine yardımcı olması amacıyla; tarih, coğrafya, ekonomi,
sosyoloji, arkeoloji, din, sosyoloji, antropoloji, psikoloji, felsefe, siyaset bilimi, hukuk
gibi sosyal bilimlerin yanı sıra vatandaşlık bilgisi konularını yansıtan; beşeri bilimler,
matematik ve doğa bilimlerinden kendine mal ettiği içerik üzerinden sistematik ve
eşgüdümlü bir çalışma yapan; öğrenme alanlarının bir ünite ya da tema altında
129
birleştirilmesini içeren; insanın sosyal ve fiziki çevresiyle etkileşiminin geçmiş, bugün
ve gelecek bağlamında incelendiği; toplu öğretim anlayışından hareketle oluşturulmuş
bir ilköğretim dersi” olarak tanımlanır. Bu ders demokratik değerleri benimsemiş
vatandaş olarak öğrencilerin içinde yaşadığı topluma uyum sağlamalarını ve öğrencilere
bu bilgi birikimini yaşama geçirilebilecek donanımlar kazandırmayı amaçlamaktadır.
Sosyal Bilgiler dersi’nin vizyonu; 21. yüzyılda çağdaş Atatürk İlkeleri ve
İnkılaplarını benimsemiş, Türk tarihini ve kültürünü kavramış, temel demokratik
değerlerle donanmış ve insan haklarına saygılı, yaşadığı çevreye duyarlı, bilgiyi
deneyimlerine göre yorumlayıp sosyal ve kültürel bağlam içinde oluşturan, kullanan ve
düzenleyen (eleştirel düşünen, yaratıcı, doğru karar veren) sosyal katılım becerileri
gelişmiş, sosyal bilimcilerin bilimsel bilgiyi üretirken kullandıkları yöntemleri
kazanmış, sosyal yaşamda etkin, üretken, haklarını ve sorumluluklarını bilen, Türkiye
Cumhuriyeti vatandaşlarını yetiştirmektir (MEB, 2006: 25). Bu çerçevede programının
temel yaklaşımı, bilgiyi üretmek ve kullanmak için gerekli beceri, kavram ve değerlerle
öğrenciyi donatarak etkin bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı yetiştirmektir.
Toplu öğretim anlayışından hareketle oluşturulmuş bir öğretim dersi olarak,
içerisinde yansıtıcı düşünme, sosyal bilimler ve vatandaşlık aktarımı olarak sosyal
bilgiler eğitimi geleneklerini içerisinde yansıtan bir yapıya sahiptir (Ata, 2006: 73).
Sosyal Bilgiler öğretim programı kazanım, öğrenme alanı, beceri, kavram ve
değer öğretimi, etkinlik, ilişkilendirme, ara disiplinler gibi çoğunluğu yeni bir
terminolojiyi gündeme getirmiştir. Oluşturulan öğrenme alanları 4. sınıftan 7. sınıfa
kadar değişik üniteler altında genişleyerek devam etmektedir. Örneğin 5. sınıftaki 1.
ünite olan “Haklarımı Öğreniyorum”, 4. sınıftaki 1. ünite olan “Kendimi Tanıyorum”
ünitesinin bir devamı niteliğinde olup bu yaklaşım 6. sınıf ve 7. sınıflar programında da
sürdürülmektedir. Program kapsamında üniteler ve ünitelerin içerdiği kavram, beceri ve
değerlerin dağılımında yatay ve dikey ilişkiler gözetilmektedir. 4. sınıf ve 5. sınıf
Sosyal Bilgiler dersi öğretim programında sekiz ünite bulunmaktadır.
2005 yılında yürürlüğe giren yeni program insanların faaliyet alanlarını bütüncül
bir yaklaşımla eksiksiz olarak işlemek için psikoloji, tarih, coğrafya, antropoloji vb.
disiplinleri aynı çatı altında birleştirmeyi sağlayarak öğrenme alanı terimini
benimsemiştir. Sosyal Bilgileri oluşturan disiplinler doğrultusunda dokuz tane öğrenme
alanı saptanmıştır. Bu öğrenme alanları; “Birey ve Toplum”, “Kültür ve Miras”,
“İnsanlar, Yerler ve Çevreler”, “Üretim, Tüketim ve Dağıtım”, “Güç, Yönetim ve
130
Toplum”, “Zaman-Süreklilik ve Değişim”, “Bilim, Teknoloji ve Toplum”, “Gruplar,
Kurumlar ve Sosyal Örgütler” ile “Küresel Bağlantılar”’ dır.
Birey ve Toplum öğrenme alanı psikoloji, tarih ve vatandaşlık bilgisini; İnsanlar,
Yerler ve Çevreler öğrenme alanı coğrafya, tarih ve halkbilimini; Zaman-Süreklilik ve
Değişim baskın bir öğrenme alanı olarak alınmamış, her öğrenme alanı ile
eşleştirilmiştir. 4. ve 5. sınıflarda dokuz değil de sekiz ünite vardır. Öğrenme alanları 4.
sınıftan 7. sınıfa kadar genişleyerek devam etmektedir. Öğrenme alanı, birbiri ile ilişkili
beceri, tema, kavram ve değerlerin bir bütün olarak görülebildiği alan olarak öğrenmeyi
organize eden yapıdadır.
Sosyal Bilgiler Programı, Sosyal Bilgileri oluşturan bilim dallarının adlarından
ilköğretim
öğrencilerine
söz
etmeksizin,
yapısal
kavramlarının
öğretimini
vurgulamaktadır. Örneğin, gelir ve gider, emek, pazar, istek ve ihtiyaçlar ekonomi ile
ilgili yapısal kavramlardır. Öte yandan göç, kültür, kentleşme, aile, grup gibi kavramlar
sosyolojinin yapısal kavramları olarak düşünülebilir (MEB, 2006: 45).
7. sınıf Sosyal Bilgiler programında aralarında Anayasa, Barış, Bağımsızlık,
Devlet, Din, Dil, Enerji, Grup, Girişim, Pazar, Ortak Miras, Kültür, Meslek, Hak,
Tören, Teknoloji, Sanat, Yüzyıl, Turizm, Üretim, Yasa, Yasama’nın v.s. bulunduğu 121
tane kavram benimsenmiş olup, bunların kazanımına önem verilmektedir. Kavram
öğretimi giriş, geliştirme ve pekiştirme düzeyleri olarak üç aşamaya ayrılmıştır.
Programda Atatürkçülük konularının 1.ve 8. sınıflar arasında yatay ve dikey
dağılımının, öğrenci düzeyine ve programların konularına göre yapılmaya çalışıldığı
görülmektedir. Atatürk ve Kurtuluş Savaşına ilişkin üniteler ve konular, 29 Ekim
Cumhuriyet Bayramı ve 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın kutlandığı
aylara gelecek şekilde düzenlenmiştir. Programın ünite şemasının en sağ sütunu,
açıklamalar kısmı olup, buradan üniteler arası, dersler arası ve ara disiplinler ile ilgili
ilişkilendirmeler ve ölçme değerlendirme yöntem ve teknikleri yer almaktadır.
Programda Matematik, Türkçe, Fen ve Teknoloji Eğitimi Programları ile yatay
ilişkilendirmeler yapılmıştır.
Ünite şemasının orta sütunu etkinlik örneklerinin listelendiği yerdir. Her bir
ünite için kazanımları gerçekleştirmeye yönelik öğretmene fikir verebilecek etkinlik
örnekleri tasarlanmıştır. Sosyal bilgiler öğretim programında öğrenci merkezli
etkinliklerle ders anlayışı sınıf ortamına taşınmaktadır.
Program kapsamında önerilen etkinlikler, farklı öğrenme biçimlerini dikkate
alma ve öğrencilerde yaratıcılığı ortaya çıkarma amacı göz önüne alınarak
131
tasarlanmıştır. Yapılan etkinlikler sınıf/okul içi etkinlikler ve okul dışı etkinlikler olarak
ikiye ayrılmıştır. Sınıf/okul içi etkinliklerde yaratıcı drama, altı şapkalı düşünme, film,
internet, sanal alan gezisi, grup çalışması, zaman şeridi oluşturma, çalışma kağıdı
doldurma, görsel materyal (minyatür, gravür, temsili resim, fotoğraf, tablo ve grafik vb.)
okuma, mektup yazma ve vb. etkinlikler bu gruba girer. Ayrıca programda film ve
internet ile ilgili olarak benzer şekilde film kontrol listesi ve çalışma kağıtları vardır. Bu
programda efsaneler, destanlar, masallar, atasözleri, türküler, şiirler, bilmeceler, halk
hikayeleri, seyahatnameler gibi Türk halk kültürü unsurlarına da önem verilmektedir.
Okul dışı etkinlikler ile evde ve kütüphanelerde yapılabilecek sözlü tarih, grup
çalışması, aile soyağacı oluşturma, günlük tutma, proje çalışmaları gibi çalışmalar ifade
edilmektedir. Bu tür etkinlikler eğitimi okul duvarlarının dışına taşımak ve okul ile
hayat arasındaki seddi kaldırmak üzere planlanmıştır (Ata, 2006: 80). Program
kapsamında inceleme gezilerine de önem verilmektedir. Bu geziler, pazar yerine, resmi
dairelere, fabrikalara, sergilere, arkeoloji kazı yerlerine, atölyelere, müzelere, tarihi
mekanlara (tarihi yapılar, müze-kentler, savaş alanları) olabilir.
Sosyal Bilgiler Dersi Programının Temel Yaklaşımı
Dünyada yaşanan gelişmelere paralel olarak, öğretim programlarında yeni
yaklaşımlar dikkat çeker duruma gelmiştir. Bu nedenle program, tümüyle davranışçı
yaklaşımlardan öte, bilginin taşıdığı değeri ve bireyin var olan deneyimlerini dikkate
alarak, yaşama etkin katılımını, doğru karar vermesini, sorun çözmesini destekleyici ve
geliştirici bir yaklaşım doğrultusunda yapılandırmayı önemseyen bir gelişim
göstermektedir. Bu yaklaşımla öğrenci merkezli, dolayısıyla etkinlik merkezli, sosyal
bilgiler açısından, bilgi ve beceriyi dengeleyen, öğrencinin kendi yaşantılarını ve
bireysel farklılıklarını dikkate alarak çevreyle iletişimine olanak sağlayan yeni bir
anlayış yaşama geçirilmeye çalışılmaktadır.
Sosyal Bilgiler dersi içerisinde dördüncü sınıftan yedinci sınıfa kadar kültür,
kültür varlığı, kültür mirası vb. ile ilgili şu tür kazanımlar bulunmaktadır:
Dördüncü sınıf “Bilim, Teknoloji ve Toplum” öğrenme alanı içerisinde “İyi ki
Var” ünitesinde
“Kullandığı teknolojik ürünlerin zaman içindeki gelişimini kavrar
(Kazanım 3), teknolojik ürünlerin hayatımızda ve çevremizde yaptığı değişiklikleri
dikkate alarak geçmişle bugünü karşılaştırır (Kazanım 4)” kazanımları yer almaktadır.
Dördüncü
sınıf
“Küresel
Bağlantılar”
öğrenme
alanı
içerisinde
“Uzaktaki
132
Arkadaşlarım” ünitesi içerisinde; “dünya üzerinde çeşitli ülkeler olduğunu fark eder
(Kazanım 1), görsel materyallerden yararlanarak çeşitli toplumların günlük yaşamlarına
ilişkin çıkarımlarda bulunur (Kazanım 2), kendisi ile başka bir toplumdaki yaşıtlarının
günlük yaşamlarını karşılaştırır (Kazanım 3)” kazanımları mevcuttur. Yine dördüncü
sınıf “Kültür ve Miras” öğrenme alanı içerisinde “Geçmişimi Öğreniyorum” ünitesinde
“ailesindeki ve çevresindeki milli kültürü yansıtan öğeleri fark eder (Kazanım 2), tarihte
Türklerin yaygın olarak oynadığı oyunlardan günümüzde de devam edenlere örnek verir
(Kazanım 3), kültür öğelerinin geçmişten bugüne değişerek taşıdığına ilişkin yakın
çevresinden kanıtlar gösterir (Kazanım 4)” kazanımları yer almaktadır.
Sosyal Bilgiler dersi beşinci sınıfta konu ile ilgili olarak benzer kazanımlara
sahiptir. “Kültür ve Miras” öğrenme alanı “Adım Adım Türkiye” ünitesinde
“çevresindeki ve ülkemizin çeşitli yerlerindeki doğal varlıklar ile tarihi mekânları,
nesneleri ve yapıları tanır (Kazanım 1), ülkemizin çeşitli yerlerindeki kültürel
özelliklere örnekler verir (Kazanım 2), ülkemizin çeşitli yerleri ile kendi çevresinin
kültürel özelliklerini benzerlikler ve farklılıklar açısından karşılaştırır (Kazanım 3),
kültürel öğelerin, insanların bir arada yaşamasındaki önemini açıklar (Kazanım 4)”
kazanımları yer almaktadır. “Bilim, Teknoloji ve Toplum” öğrenme alanı “Gerçekleşen
Düşler” ünitesi içerisinde “buluşlarla teknolojik gelişimleri ilişkilendirir (Kazanım 1) ve
buluşların teknolojik ürünlerin toplum hayatımıza etkilerini tartışır (Kazanım 2)”
kazanımları bulunmaktadır. Yine beşinci sınıf “Küresel Bağlantılar” öğrenme alanı
“Hepimizin Dünyası” ünitesi içerisinde “ çeşitli ülkelerde bulunan ortak miras öğelerine
örnekler verir (Kazanım 4), ortak mirasın tanınmasında turizmin yerini fark eder
(Kazanım 5), turizmin uluslararası ilişkilerdeki yeri konusunda bakış açısı geliştirir
(Kazanım 6)” kazanımları bulunur.
Sosyal Bilgiler dersi altıncı sınıf “Kültür ve Mirası” öğrenme alanı “İpek
Yolunda
Türkler”
ünitesinde
kültür
ve
miras
konularıyla ilgili kazanımlar
bulunmaktadır. Bunlar: “Dersten, yazıt ve diğer belgelerden yararlanarak, Orta Asya İlk
Türk Devletlerinin siyasal, ekonomik ve kültürel özelliklerine ilişkin çıkarımlarda
bulunur (Kazanım 1), Orta Asya İlk Türk Devletlerinin kültürel özellikleriyle
yaşadıkları yerlerin coğrafi özelliklerini ilişkilendirir (Kazanım 2), Orta Asya İlk Türk
Devletleri ve Türk-İslam Devletlerinin Türk kültürü, sanat ve estetik anlayışına
katkılarına kanıtlar gösterir (Kazanım 9), dönemin devletlerinin siyasal, sosyal ve
kültürel özelliklerine ilişkin çıkarımlarda bulunur (Kazanım 7)”. “İnsanlar Yerler ve
Çevreler Yer Yüzünde Yaşam” ünitesinde “örnek incelemeler yoluyla tarih öncesi ilk
133
yerleşmelerden günümüze, yerleşmeyi etkileyen faktörler hakkında çıkarımlarda
bulunur (Kazanım 6), Anadolu ve Mezopotamya’da yaşamış ilk uygarlıkların yerleşme
ve ekonomik faaliyetleri ile sosyal yapıları arasındaki etkileşimi fark eder (Kazanım 7)
kazanımları yer almaktadır.
Sosyal Bilgiler dersi yedinci sınıf “Kültür ve Miras” öğrenme alanı “Türk
Tarihinde Yolculuk” ünitesi içerisinde şu kazanımlar mevcuttur: “Türkiye Selçukluları
Döneminde Türklerin siyasal mücadeleleri ve kültürel faaliyetlerinin Anadolu’nun
Türkleşme Sürecine katkılarını değerlendirir (Kazanım 1), kanıtlara dayanarak Osmanlı
Devleti’nin siyasi güç olarak ortaya çıkışını etkileyen faktörleri açıklar (Kazanım 2),
aynı sınıf “Küresel Bağlantılar” öğrenme alanı “Ülkeler Arası Köprüler” ünitesi
içerisinde “düşünce, sanat ve edebiyat ürünlerinin, doğal varlıkların ve tarihi çevrelerin
ortak miras öğesi olarak yaşatılmasında insanlığın sorumluluğunun farkına varır”
(Kazanım 4) kazanımı yer alır. (MEB, 2007)
2.11. İlgili Araştırmalar
2.11.1. Yurt İçinde Yapılan Araştırmalar
Kültür varlılarıyla ilgili tezler incelediğinde konuyla ilgili farklı alanda
hazırlanmış birçok çalışma ile karşılaşılmaktadır. Bu kadar farklı alanda konuyla ilgili
tez hazırlanmasının en büyük nedeni ise konunun tek bir alanı değil de bütün alanları
bağlayan bir yapıya sahip olmasıdır.
Konu ile ilgili yapılan çalışmaların bazıları:
1. Uluslararası Alanda Kültür Varlıklarının Korunması, Sibel Özel, 1997, Doktora Tezi.
Yapılan doktora çalışmasında, öncelikle kültür varlığı ve kültür mirası kavramlarının
tanımlaması yapılmıştır. Daha sonra kültür varlıklarının korunmasına yönelik
uluslararası yaklaşımlar ele alınmış ve uluslararası organizasyonlarla, ulusal faaliyetler
hakkında bilgi verilmiştir. Ayrıca kültür varlıklarının mülkiyet sorunu ve hukuki
yollarla iadesi konusunda da ulusal ve uluslararası hukuki yaklaşımlar hakkında
değerlendirmeler yapılmıştır.
2. Uluslararası İlişkilerde Kültür Varlıklarının Korunması, Neslihan Kürüm, 2005,
Yüksek Lisans Tezi. Yapılan bu çalışmada öncelikle gerek ulusal gerekse uluslararası
134
alanda yapılan kültür varlıkları ve kültür mirası tanımlamalarına yer verildikten sonra
ulusal ve uluslararası arenada kültür varlıkları ve kültür mirası kavramına yaklaşımlar
belirtilmiştir. Ayısa çalışma kapsamında kültür varlıklarının yer değiştirmesi ve kültür
varlığı kaçakçılığının tarihi geçmişine değinilmiştir.
3. Tarih-Kültür Varlıkları Eski Yapıların Korunması, Yeniden Kullanımı ve Turizm
Açısından Önemi Özgün Bir Örnek; Soğuk Çeşme Sokağı ve Evleri, Safiye Özgüven,
1994, Yüksek Lisans Tezi. Çalışmada Osmanlı Türk Evleri ve İstanbul Evlerinin
özellikleri
hakkında
bilgi
verilmiş,
turizm
ile
tarihsel-
kültürel
çevrenin
ilişkilendirilmesine gidilmiş ve bir tarih ve kültür varlığı olan Soğukçeşme Sokağı
Evleri ile ilgili açıklamalarda bulunulmuştur.
4. Yapısal Kültür Varlıklarının Fayda Değeri Analizine Bağlı Bir Yöntemle
Değerlendirilmesi, Ayşe Tütengil, 1995. Doktora Tezi. Çalışma ile koruma kavramı ve
korunacak değerlerin tanımlaması yapılıp, korumanın tarihsel gelişimi hakkında bilgi
verilmiştir. Ayrıca Koruma kavramına diğer ülkelerin bakış açılarının yasal çerçeveler
doğrultusunda incelenmesi yapılıp, kültür varlıklarının gruplandırmalarına gidilmiştir.
5. Kentsel Sit Alanlarında Taşınmaz Kültür Varlıklarının Korunmasına Yönelik 18.
Madde Uygulaması Antalya-Haşim İşcan Mahallesi Örneği, Serpil Süzen, 1998.
Yüksek Lisans Tezi. Çalışmada kentsel sit alanı ve koruma amaçlı imar planı
tanımlamaları yapılmıştır. İmar planının Antalya-Haşim İşcan Mahallesi kentsel sit
alanına uygulanmasına değinilmiştir.
6. Üsküdar Taşınmaz Kültür Varlıklarındaki Onarımların Cami Yapılarında Saptanması,
Ahmet Hamdi Bülbül, 2002, Yüksek Lisans Tezi.
Çalışma kapsamında ilk olarak
taşınmaz kültür varlıklarının maruz kalmış olduğu tehlikelere değinilmiştir. Daha sonra
Üsküdar’daki taşınmaz kültür varlıklarınında onarım adı altında yapılan tahripler ve
kayıplar hakkında bilgi verilmiştir.
7. Türkiye’deki Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu (2863) ile
Macaristan’daki Kültürel Mirasın Korunması Kanunu İncelenmesi, Özlem Sayın, 2004,
Yüksek Lisans Tezi. Çalışmada öncelikle Macaristan ve Türkiye’nin kültür tarihi
açısından önemine değinildikten sonra, ülkemizdeki 2863 sayılı Kültür ve Tabiat
Varlıklarını Koruma Kanunu ile Macaristan’daki Kültürel Mirasın Korunması Kanunu
(LXIV) hakkında bilgi verilmiştir. Daha sonra ise her iki kanunun karşılaştırması
yapılmıştır.
8. Karia Bölgesi Kültür Varlıkları Envanteri: Yayınlar Üzerinden Bir Araştırma, Zeki
Mete Aksan, 2005, Yüksek Lisans Tezi. Bu çalışma kapsamında Karia bölgesi ile ilgili
135
tarihi coğrafya ve kent planlaması hakkında bilgi verildikten sonra, bölgedeki askeri,
kamusal, dinsel, konutlar, mezarlıklar, üretim yerleri ile igili bilgiler verilmiştir.
Kültür varlıklarının korunduğu mekanlar olan müzeler ve tarihi mekanlar konulu
bir çok çalışma yapılmıştır. Burada bazılarına değinilmektedir:
1. Müzelerle ve Tarihi Mekanlarla Tarih Öğretimi: Tarih Öğretmenlerinin “Müze
Eğitimine” İlişkin Görüşleri, Bahri Ata, 2002, Doktora Tezi. Yapılan bu doktora
çalışmasında ilk etapta Türkiye’deki akademik tarihçilik programları ve müzeciliğin
gelişimi hakkında bilgi verilmiştir. Daha sonrasında müze ve tarihi mekanların tanımı,
türleri, işlevleri, Türkiye’de müze eğitiminin gelişimi, müzelerde ve tarihi mekanlarda
tarih öğretimi ile ilgili yöntem ve teknikler hakkında bilgi verilmiştir. Sonrasında ise
204 lise Tarih ve ilköğretim Sosyal Bilgiler dersi öğretmeni üzerinde, tarihi mekanlar ve
müzeler kullanılarak yapılacak olan eğitim-öğretim hakkındaki düşünceleriyle ilgili
olarak bir araştırma yapılmıştır.
2. Resim Dersini Müze Kaynaklı Oluşturmacı Öğrenme Yaklaşımı Etkinliklerine Göre
Uygulamanın Erişiye, Kalıcılığa ve Tutuma Etkisi, Levent Mercin, 2006, Doktora Tezi.
Yapılan bu çalışmada resim dersinin müze kaynaklı öğrenme yaklaşımlarının öğrenciler
üzerindeki erişi, tutum ve kalıcılık etkileri tespit edilmeye çalışılmıştır.
3. Müzelerde Çocuk Eğitiminin Müze Koleksiyonları Bağlamında Değerlendirilmesi ve
Rahmi M. Koç Sanayi Müzesi Örneğinde İrdelenmesi, Arzu Yılmaz, 1996, Yüksek
Lisans Tezi. Yapılan bu çalışmada müze kavramı ve müzelerin gelişimi ve müzelerin
eğitim içerisinde kullanılmasına yönelik detaylı bilgiler verildikten sonra Rahmi M. Koç
Sanayi Müzesi ile ilgili olarak hazırlanan bir program uygulanmıştır.
4. Müzelerin Lise Öğrencilerinin Tarih Dersi Başarıları ve Hatırda Tutma Becerileri
Üzerinde Etkileri, Cengiz İpek, 2004, Yüksek Lisan Tezi. Tez kapsamında öncelikle
müzeciliğin tanıtımına yönelik müze kavramı, türleri, işlevleri, müzeciliğin tarihsel
gelişimi, müzelerdeki öğrenme ve öğretme ortamları, müzelerde tarih öğretimi ile ilgili
olarak kavramsal açıdan açıklamalarda bulunulmuştur. Daha sonra lise öğrencilerinin
tarih öğrenimi ile ilgili olarak hazırlanan bir program uygulanmıştır.
5. Resim-İş Öğretmeni Eğitimine Yönelik Lisansüstü Programlarda Müze Eğitiminin
Yeri ve Önemi, Vedat Özsoy, 2002. Bu çalışmada resim öğretmenlerinin lisansüstü
öğretimde, müze eğitimi kapsamında edinmiş oldukları bilgilerin sanat ve sanat
eğitiminin öğrenimine katkısı araştırılmıştır.
136
6. Tarih Dersi Kapsamında Programlı Bir Müze Ziyareti, Serap Buyurgan, 2007. Bu
bildiride lise öğrencileriyle gerçekleştirilen programlı müze ziyareti sürecinde öğrenci
kazanımları orta konulmaya çalışılmıştır.
7. İlköğretim Okullarında Görevli Yöneticilerin ve Resim-İş Öğretmenlerinin Müze ve
Sanat Galerilerinin Görsel Sanatlar (Resim-İş) Eğitimi Amaçlı Kullanılmasına İlişkin
Görüşleri, Hatice Nilüfer Süzen, 2005, Yüksek Lisans Tezi. Yapılan çalışma
kapsamında ilk etapta müze, müzecilik ve müze eğitimi ile ilgili olarak bilgiler
verilmiştir. Daha sonrasında ise İlköğretim okullarındaki yöneticilerin ve Resim-İş
Öğretmenlerinin
eğitim-öğretim
içerisinde
müzelerin
kullanılmasına
yönelik
görüşlerinin tespitine yönelik bir araştırma yapılmıştır. Yapılan bu araştırma sonrasında
kültür varlıklarının korunduğu ve teşhir edildiği mekanlar olarak müzelerin önemi
ortaya konulmuştur.
8. Başarılı Bir Çocuk ve Gençlik Sanat Müzesi, Vedat Özsoy, 2001. Özsoy’un yapmış
olduğu bu çalışmada, batılı eğitimcilerin sanat ve çocuk müzelerine vermiş oldukları
önem ortaya konulmuştur. Ayrıca müzelerin eğitimsel süreç içerisinde kullanılırken,
öğrenci ve öğretmenlere yardımcı olacak, posterler, videolar, slaytlar ve başka
metaryelleri kullandığına da dikkat çekmiştir.
9. İlköğretim Sosyal Bilgiler Öğretiminde Arkeoloji Müzelerinin Nesne Merkezli
Eğitim Etkinlikleriyle Kullanılması, Kadriye Tezcan Akmehmet, 2005, Doktora Tezi.
Yapılan bu doktora çalışmasında müze ve tarihi mekanlar hakkında bilgiler verildikten
sonra nesne merkezli öğrenme yönteminin gerekliliği ve tarihsel gelişimi anlatılmıştır.
Daha sonrasında ise Sosyal Bilgiler dersinin farklı ünitelerinden yola çıkılarak
hazırlanan ders planları İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde uygulanmıştır.
10. Sosyal Bilgiler Dersinde Tarihi Yerleri Kullanarak Tarih Konularının Öğretimi,
Cemil C. Yeşilbursa, 2006, Yüksek Lisans Tezi. Yapılan bu çalışma kapsamında tarihi
yerlerin tanımı, eğitim-öğretim içerisindeki etkisi, öğretim yöntemleri içerisindeki yeri
ve önemi gibi kuramsal çerçevede bilgiler verildikten sonra, İlköğretim Sosyal Bilgiler
dersi içerisindeki “Osmanlı’nın Kuruluş”u ünitesi için bir ders planı hazırlanıp
uygulanmıştır. Uygulama Kapsamında Söğüt ve Bursa civarındaki Osmanlı esrelerine
gezi düzenlenmiş olup, buradaki eserlerle bire bir bağlantı kurulup Osmanlı Devleti’nin
kuruluşu anlatılmıştır.
11. Müze Eğitimi, Oya Abacı, 1996, Sanatta Yeterlilik Tezi. Yapılan çalışmada aktif
öğretme yöntemleri kapsamında müzelerin ne kadar önemli öğretim mekanları olduğu
ortaya konulmaya çalışılmıştır. Aynı zamanda ülkemizde ve batıdaki müzecilik
137
yaklaşımları karşılaştırılarak, müzelerin eğitim hizmeti, hedef kitlesi ve hizmetlerinin
neler olabileceği ortaya konulmuştur.
12. Programlı ve Etkili Bir Müze Gezisi İçin Geliştirilen Müze Eğitim Paketinin
Etkinliğinin Ölçülmesi, Ayşe Güler, 2009, Doktora Tezi. Yapılan bu doktora
çalışmasında öncelikle müzecilik, müze eğitimi ve müzelere yapılacak olan programlı
ziyaretlerle ilgili olarak kavramsal bilgiler verildikten sonra İlköğretim I. Kademe 3.
sınıf Sanat Etkinlikleri dersi kapsamında deney ve kontrol gruplu bir çalışma
yapılmıştır. Yapılan çalışmada deney grubuna uygulanan programlı bir müze ziyareti
etkinliğinin öğrenci başarısı üzerindeki etkisi test edilmiştir.
13. Görme Engelliler Eğitimi Anabilim Dalı Öğrencilerine Yönelik Programlı Bir Müze
Ziyareti, Serap Buyurgan, 2009. Araştırmada Görme Engelliler Ana Bilim Dalı
öğrencilerine yönelik, öğrenme potansiyeli yüksek programlı bir müze ziyareti
düzenlenmiştir. Aynı sınıfta bulunan total bir kör öğrenci için de ayrıca dokunarak
öğrenmeye yönelik bir program oluşturulmuştur. Çalışma sonrasında öğrenciler,
Anadolu Medeniyetlerine ait yaşam biçimlerini, inanç sistemlerini ve sanatlarını gerçek
objeler karşısında, programlı bir müze ziyareti ile öğrenirler. Çalışma ile öğrenciler
müzede öğrenmenin önemini ve farklılıklarını kavrar; meslek hayatlarında görme
engelli öğrenciler için verimli bir müze ziyaretini nasıl düzenleyebileceklerini öğrenir
ve bu deneyimi yaşarlar.
2.11. 2. Yurt Dışında Yapılan Araştırmalar
Yurt dışında gerek kültür varlıkları ve gerekse onların korunduğu mekanlar olan
müzeler hakkında çalışmalar yapılmıştır. Yapılan bu çalışmalarda toplumlar için öneme
sahip olan bu mekanların eğitimsel yapı içerisinde nasıl kullanılacağı tartışılarak,
konunun daha çok eğitim ve öğretimsel boyutuna değinilmiştir.
Linda Ramey Gassert’in yapmış olduğu “Sınıf Ötesinde Bilim Öğrenimi”(1997)
adlı çalışma informal öğrenme çevrelerinin eğitime katkılarının araştırılması açısından
önem taşımaktadır. Bu çerçevede bilim müzeleri gibi alanların, müfredat hedeflerinin
gerçekleştirilmesinde önemli rol oynadıkları ortaya konulmuştur (Bozdoğan, 2007: 76).
Chadwick’in (1980) “Halk Eğitiminde Müzelerin ve Galerilerin Rolü” adlı
çalışması, toplumların kültürel yapılarının ve dolayısıyla onlara ait kültür varlıklarının
korunabilmesi için müzelerin ve galerilerin önemi hakkında bilgi vermektedir
(Greenhill-Hooper,1999: 9).
138
Hanı Salmi’nin (1993) “Bilim Merkezli Eğitim” çalışması, öğrencilerin gezi
yönteminin uygulanarak gerçekleştirdiği müze ve galeri ziyaretlerinde ki öğrenme
durumlarını incelemiştir. Çalışmada farklı geçmiş birikime ve motivasyona sahip
öğrencilerin farklı öğrenme düzeyine sahip oldukları yargısına varılmıştır. Verilen
bilgilerin öğrencilerin akademik başarılarını üst düzeyde artırdığı da tespit edilmiştir
(Bozdoğan, 2007: 75).
Durant’ın (1992) “Halkın Müzelerle Bilimi Anlaması” adlı çalışması, bilimsel
değişimin halk tarafından gerçeğine yakın bir şekilde anlaşılması için çok önemli bir
role sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Müzeler ya da tarihi yerler, topluma ait
kültürel değerleri taşımalarının yanında informel eğitim kurumlarıdır. Çalışmada halkın
görsel yollarla, nesnelerle bire bir temas kurarak öğrenme sağlaması, en kalıcı
öğrenmelerden birisi olarak değerlendirilmiştir. (Greenhill- Hooper, 1999: 9)
Buyurgan’ın (2004) “Müzede Etkin Öğrenme” adlı çalışması müzelerin eğitim
içerisinde etkin bir şekilde kullanılması açısından önemli görüşler ortaya koymaktadır.
Bu çalışma kapsamında öğretmenin verimli bir müze ziyareti gerçekleştirebilmek için
müze ziyareti öncesinde, müzede ve müze ziyareti sonrasında yapılacak çalışmalar
programlanması gerektiği ortaya konulmuştur. Bu araştırmada, öğrenme potansiyelinin
yüksek olacağı düşünülen bir müze ziyareti programlanmış, uygulanmış ve sonuçları
değerlendirilmiştir (Buyurgan, 2004: 99). Nitekim çalışma kapsamında hazırlanan müze
rehberi sayesinde öğrencilerde etkin bir öğrenmenin sağlandığı görülmüştür.
Araştırmaya katılan öğrenciler daha önce de sınıf öğretmenleri ile başka müzelere
götürülmüşlerdir. Ancak bu ziyaretlerde sınıf öğretmenleri tarafından ön hazırlık
yapılmamış, gidilecek müzelere yönelik rehberler geliştirilmemiştir. Bunun sonunda ise
öğrencilerin bir kısmı gittikleri müzelerin isimlerini bile hatırlayamamışlardır.
Araştırmacının yapmış olduğu Anadolu Medeniyetleri Müzesi ziyaretinde ise, müze
ziyareti öncesinde, müzede ve müze ziyareti sonrasında yapılan çalışmalarla, öğrenme
potansiyeli diğer müze ziyaretlerinden daha yüksek olmuştur. Bu sonuçta hazırlanan
müze rehberinin etkisi yüksek olmuştur (Buyurgan, 2004: 114).
Borun ve Dritsas’ın (1997) yapmış oldukları çalışmada, kültür varlığı olarak
müzelerin aile eğitimine yapacakları katkılar incelemişlerdir. Çalışmada hayata geçirmiş
oldukları proje kapsamında, aile eğitiminin gerçekleşebilmesi için yapılacak olan
sergilemelerde, hangi hususlara dikkat edilmesi gerektiğini ortaya koymuşlardır
(Bozdoğan, 2007: 79).
139
Yarath’ın (1996) “Bilim ve Teknoloji Müzelerinde Öğrenme” adlı çalışması,
eğitimsel açıdan müze mekanlarının adeta derslikler kadar önemli olduğunu ortaya
koymaktadır. Özellikle bilim ve teknolojik açıdan yaşanan değişimlerin arşivlendiği
mekanlar olarak müzeler, aynı zamanda toplumların yaşamış oldukları kültürel
değişimler ve onlardan kalan kültürel değerler açısından da önem arz etmektedir
(Greenhiil-Hooper, 1999: 9).
Gerek Crockett’in (1997) gerekse Griffin ve Symington’un (1997) yapmış
oldukları çalışmalarda, öğretmen ve idarecilerin, informel eğitim ortamlarına
yaklaşımları tespit edilmeye çalışılmıştır. Çalışmalar çerçevesinde yapılacak olan bu tür
ziyaretlerle çok yönlü bir öğrenme ortamı sağlanacağından karar kılınmıştır (Bozdoğan,
2007)
BÖLÜM III
YÖNTEM
3.1. Araştırmanın Modeli
Çalışmada, Görsel Sanatlar ve Sosyal Bilgiler derslerinin disiplinlerarası bir
yaklaşımla işlenmesinin kültür varlıklarını tanıma ve sahip çıkma kazanımlarının
gerçekleşme düzeyi ve öğrencinin bu konudaki tutumları üzerinde etkilerinin
belirlenmesini amaçlayan "ön test-son test kontrol gruplu yarı deneysel desen"
kullanılmıştır.
Araştırmada ön test-son test kontrol gruplu desende, yansız atama ile
oluşturulmuş iki grup bulunmakta olup bunlardan biri deney diğeri kontrol grubudur.
Uygulanan programın ne ölçüde etkili olduğuna karar vermek için her iki grupta da
deney öncesi ve deney sonrası ölçekler yapılır ve birlikte kullanılır (Karasar, 1995: 97).
Bu tür desende iki grupta yer alan deneklerin, uygulama öncesinde bağımlı değişkenle
ilgili ölçümleri alınır, uygulama sürecinde etkisi test edilen deneysel işlem deney
grubuna verilirken kontrol grubuna verilmez. Son olarak gruplardaki deneklerin bağımlı
değişkene ait ölçümleri aynı araç ya da eş formu kullanılarak tekrarlanır ve deneysel
işlemin etkisini görmek için deney ve kontrol gruplarının bağımlı değişkene ait ölçme
sonuçları uygun teknikler kullanılarak karşılaştırılır (Büyüköztürk ve diğerleri 2008:
146). Yapılan çalışmalarda temel amaç değişkenler arasında oluşturulan neden sonuç
ilişkisini test etmek olduğundan, araştırmacı bu amacını gerçekleştirmek için bağımsız
değişkenin düzeyleri olan işlem gruplarına seçkisiz atama yapmak, bağımsız değişkeni
manipüle etmek, dışsal değişkenleri kontrol etmek durumundadır (Büyüköztürk ve
diğerleri 2008: 137).
Hazırlanan tutum ölçeği deney ve kontrol gruplarına yapılacak olan
uygulamadan önce ön test, uygulamadan sonra ise son test olarak verilmiştir. Hazırlanan
bu ölçek, uygulama başlamadan önce her iki grubun kültür varlıklarını tanıma ve sahip
çıkma bilinçlerine yönelik tutumlarının denk olup olmadığını tespit etmek için
kullanılmıştır. Aynı ölçek, yapılan uygulama sonrasında ise deney ve kontrol
gruplarında uygulanan farklı yöntemlerin öğrencilerin kültür varlıklarını tanıma ve
141
sahip çıkma bilinçlerine yönelik tutumlarına etkisini karşılaştırmak ve bazı yargılara
gidebilmek için kullanılmıştır.
Yapılacak olan deneysel uygulamadan önce veri toplama araçları hazırlanmış,
geliştirildikten sonra Görsel Sanatlar ve Sosyal Bilgiler derslerindeki ortak
kazanımlarını içeren öğrenme alanları ve konu kazanımlarına uygun öğretim etkinlikleri
ve ders planları araştırmacı tarafından hazırlanmıştır. 7. sınıf İ ve H şubeleri deney ve
7.sınıf A ve F şubeleri kontrol grubu olarak belirlenmiştir. Çalışmalar sırasında Görsel
Sanatlar dersi haftalık 1 ders saati (40 dakika), Sosyal Bilgiler dersi haftalık 3 ders saati
(120 dakika)dir. Her iki dersin disiplinlerarası ilişkilendirilmesi ile ilgili olarak
hazırlanan programda haftalık ders saatleri müzeye yapılacak ziyaretleri karşılayacak
durumda olmadığı için, müze ziyaretleri öğrencilerin haftalık ders programları dikkate
alınarak öğleden önce gerçekleştirilmiştir (Deney grubu şubelerinin haftalık ders
programı öğleden sonradır). Deney grubu şubelerinde Görsel Sanatlar ve Sosyal Bilgiler
Derslerinin kültür varlıklarını tanıma ve sahip çıkma bilincini ortaya koymaya yönelik
kazanımları dikkate alınarak hazırlanan ders planları ve ders etkinlikleri işlenirken;
kontrol grubunda ise düz anlatım, soru-cevap gibi klasik öğretim yöntemlerinin
uygulandığı dersler işlenmiştir. Deney grubu bağımlı değişken üzerinde etkisi test
edilecek olan işlemi, farklı bir öğretim yöntemi ve farklı ders materyalleri ile alırken,
kontrol grubu her hangi bir işleme tabi tutulmamıştır. Çalışmanın uygulama süresi
olarak belirlenen 6 haftalık dönemde, ilk hafta gerek deney gerekse kontrol gruplarına
ön testler uygulanmıştır. İki haftalık süre içerisinde uygulanan deneysel uygulamalardan
sonra son testler aynı şubelere uygulanmıştır. Deneysel çalışmanın bitiminden dört
hafta sonra aynı gruplara, aynı başarı testi ve tutum ölçeği izleme testi olarak
uygulanmıştır.
3.2. Çalışma Grubu
Araştırma deneysel bir çalışma olduğu için, örneklem seçimi yerine çalışma
grupları alınmıştır. Bu araştırmanın çalışma grubunu, Malatya Merkez Atatürk
İlköğretim Okulu yedinci sınıflar içerisinden random yöntemi ile seçilen dört şube
oluşturmaktadır. Yine random yöntemiyle bu dört şubeden ikisi deney ikisi kontrol
grubu olarak belirlenmiştir. Araştırma, 2008- 2009 eğitim-öğretim yılı ikinci
döneminde, 7A, 7F, 7H ve 7İ şubelerinde okuyan 128 öğrenci (deney grubunda 64,
142
kontrol grubunda 64) üzerinde gerçekleştirilmiştir. Bu çerçevede 7A ve 7F şubeleri
deney grubu, 7H ve 7İ şubeleri ise kontrol grubu olarak belirlenmiştir.
3. 3. Verileri Toplama Araçları
Verilerin toplanmasında iki ayrı ölçme aracı kullanılmıştır.
1. Birinci ölçme aracı, kültür varlıklarını tanıma ve sahip çıkma ile ilgili kazanımların
ne düzeyde gerçekleştiğini belirlemeye yönelik bir başarı- erişi testi (Ek 4).
2. İkinci ölçme aracı kültür varlıklarını tanıma ve sahip çıkma ile ilgili olarak
öğrencilerin tutumlarını belirlemeye yönelik hazırlanan bir tutum ölçeğidir (Ek 5).
Deney Grubuna Uygulanan Ders Planları ve Etkinlikler
Üç bölümden oluşan bu program Buyurgan’ın (2002: 108) “ Programlı Bir
Müze Ziyareti ve Sonrasında Uygulama Örneği” çalışmasından alınmıştır.
1. Kültür Varlığı (Tarihi Eser)-Müze Ziyareti Öncesi Sınıf Etkinliği:
Öğretmen ve öğrenci hazırlığı aşamasında, öğretmen ve öğrenciler ders öncesi
yapmaları gereken hazırlıkları tamamlamışlardır. Araştırmacı tarafından oluşturulan
öğretim yöntem ve teknikleriyle sınıfta konuya ön hazırlık oluşturularak, öğrencilerin
güdülenmesi sağlanmıştır. Bu yapılırken de öğrencilerin mümkün olduğu kadar aktif
tutulmalarına dikkat edilmiştir..
2. Kültür Varlığı (Tarihi Eser)-Müze Ziyareti:
Deney grubu öğrencileri sınıf etkinliğinden sonra müzeye götürülmüştür.
Müzenin tanıtımı yapıldıktan sonra müze içerisinde farklı yöntem ve tekniklerle konu
işlenmiştir. Konunun tanıtımına yönelik araştırmacı tarafından hazırlanmış olan
bağlamsal sanat eleştirisi sorularının öğrenciler tarafından cevaplandırılmaları
sağlanmıştır. Hazırlanan etkinliklerle öğrencilere görsel çalışmalar yaptırılarak, bir
taraftan konunun kavranması sağlanırken diğer taraftan da görsel sanatlardaki ilke ve
143
elemanlarla, görsel sanatlar kültürlerinin gelişimi sağlanmıştır.
3. Kültür Varlığı (Tarihi Eser)-Müze Ziyareti Sonrası Değerlendirme:
Müze ziyaretinden 1 hafta sonra bir önceki hafta yapılan müze ziyareti bilgileri
tekrarlanmıştır. Araştırmacı tarafından hazırlanan değerlendirme sorularıyla gezinin
genel değerlendirilmesi yapılarak, öğrencilerdeki bilgilerin kalıcılığı tespit edilmiştir.
Bununla bütün öğrencilerin katılımı sağlanmıştır. Görsel olarak yapılan çalışma
kapsamında ise bir hafta önce kültür varlığı ve müze ziyareti sonrasında yapılan
uygulamalara devam edilmiştir.
3.3.1. Başarı Testi
Başarı testleriyle elde edilen test puanları, eğitimde performans ve verimliliğin
en yaygın olarak kullanılan göstergesidir (Karip, 2002: 231). Başarı testinde
kullanılmak üzere gerek Görsel Sanatlar Dersi’nin gerekse Sosyal Bilgiler Dersi’nin
çalışma kapsamında ele alınan öğrenme alanlarının kazanımları dikkate alınarak amaç
içerik ilişkisini gösteren belirtke tablosu oluşturulmuştur. Belirte tablosunda hazırlanan
maddelerden yola çıkarak bir madde havuzu oluşturulmuştur. Havuzda oluşturulan
sorulardan uzman görüşleri alınarak deneme ölçekte kullanılacak olan 49 madde tespit
edilmiştir. Testin kapsam geçerliği için uzman görüşüne başvurulmuş ve öneriler
doğrultusunda
gerekli
değişiklikler
yapılarak,
kapsam
geçerliği
sağlanmaya
çalışılmıştır. Testin görünüş geçerliği için de uzman görüşü alınmıştır.
Başarı testini geliştirme aşamasındaki ön uygulamalar, daha önce bu ünitenin
konularını öğrenmiş olan bir üst sınıf öğrencileri üzerinde gerçekleştirilmiştir.
Başlangıçta 49 maddelik olan test, Malatya Merkez Yeşiltepe Ahmet Parlak İlköğretim
Okulu (168 öğrenci) ve Yaşar Öncan İlköğretim Okulu’nda (36 öğrenci) toplam 204
sekizinci sınıf öğrencisine uygulanmıştır. Ön deneme sonucunda testin KR-20
güvenirlik katsayısı 0,57 olarak bulunmuştur. Ön uygulama sonrasında yapılan madde
analizi sonucunda testte yer alan 11 madde (1, 2, 3, 7 10, 12, 16, 20, 28, 31, 48), güçlük
düzeyleri 0,30 ve ayırt edicilik düzeyleri 0,19’un altında olduğu için testten
çıkarılmıştır. (10. ve 20. maddenin güçlük düzeyleri 0,30’un üzerinde olmasına rağmen
ayırt edicilik düzeyleri dikkate alınarak kapsam dışında tutulmuştur.) Güçlük düzeyi
144
0,30’un ve ayırt edicilik düzeyi 0, 19’un üzerinde olan 12 soru (4, 5, 6, 8, 9, 13, 35, 36,
38, 39, 42, 47) gerek madde kökünde gerekse çeldiricilerde yapılan düzenlemelerle teste
dahil edilmiştir. Ön uygulamada yer alan 26 soru (11, 14, 15, 17, 18, 19, 21, 22, 23, 24,
25, 26, 27, 29, 30, 32, 33, 34, 37, 40, 41, 43, 44, 45, 46, 49) güçlük düzeyi 0,40’ın ve
ayırt edicilik düzeyi 0,30’un üzerinde değere sahip oldukları için direk testte yer
almıştır. Ön uygulamadan sonra testten çıkarılan maddeler, testin kapsam geçerliğini
bozacak nitelikte değildir. Testin son hali 35 çoktan seçmeli ve 3 tane eşleştirmeli
maddeden oluşmuştur. Farklı başarı düzeylerini ayırt etmek ve öğrencileri öğrenme
derecelerine göre sıralamak için hazırlanan bir başarı testinin ortalama güçlüğünün 0,50
civarında olması istenir. Bunun nedeni, bu güçlükteki bir testin daha güvenilir ve daha
ayırt edici olmasıdır. Testin ortalama güçlüğü 0,50'den küçükse test öğrencilere güç
gelmiştir; 0,50'den büyükse kolay gelmiştir. Öğrencilerin, 38 sorunun ortalama
19.33'ünü cevaplandırdıkları görülmüş ve soruların cevaplanma yüzdesi yani testin
ortalama güçlüğü 0,50 olarak bulunmuştur. Bu da testin uygulanabilirliğinin göstergesi
olarak değerlendirilebilir.
3.3.2. Tutum Ölçeği
Okulların temel işlevlerinden birisi de bireyin kendisine, arkadaşlarına, ailesine,
çevresine, topluma, okula, öğrenmeye ve gelişmeye yönelik “uygun” tutumlar
kazandırmasıdır (Karip, 2002: 231). Tutumların ölçülmesi için kullanılan en önemli
ölçeklerden bir tanesi Likert tipi tutum ölçeğidir. Bu yöntem tutumları en kolay ve
doğrudan ölçerken deneklerin görüşlerine ve ilgili ifadeye katılım düzeylerine de imkan
tanır. Bu gerekçeler dikkate alınarak “Kültür Varlıklarını Tanıma ve Sahip Çıkma
Bilinci ile İlgili Tutum Ölçeği” Likert yöntemi ile hazırlanmıştır.
Ölçeğin hazırlanması aşamasında İlköğretim yedinci sınıfta öğrenim gören 37
kişilik bir öğrenci grubundan kültür varlıklarını tanıma ve sahip çıkma ile ilgili duygu
ve düşüncelerini anlatan bir kompozisyon yazmaları istenmiştir. Öğrenciler tarafından
yazılan cümleler içerisinden tutum cümleleri olabilecek olanlar tespit edilmiştir. Daha
sonrasında bu cümleler soru maddesi olabilecek şekilde yeniden düzenlenmiştir.
Oluşturulan tutum cümlelerindeki ifadeler olumlu ve olumsuz şekline göre sayıca
eşitlenerek yeniden belirlenmiştir. Oluşturulan bu maddeler dil ve kapsam açısından
uzman kişilerin görüşleri doğrultusunda düzenlenmiş ve 20 olumsuz ve 24 olumlu
toplam 44 maddeden oluşan deneme ölçek için bir madde havuzu oluşturulmuştur.
145
Ölçekte yer alan 44 tutum ifadesinin her birinin altına beş seçenekten oluşan bir
cevaplama çizelgesi yerleştirilmiştir. Hazırlanan ölçek “ hiç katılmıyorum”, “az
katılıyorum”, “orta düzeyde katılıyorum”, “çok katılıyorum” ve
“tamamen
katılıyorum” şeklinde derecelendirilmiş, olumsuz maddeler “hiç katılmıyorum”
seçeneğinden başlayarak 1’den 5’e doğru; olumlu maddeler de “tamamen katılıyorum”
seçeneğinden başlayarak 5’den 1‘e doğru puan sıralamasına konulmuştur. Maddelerin
karşısında yer alan seçenekler ve puan karşılıkları; 1= Hiç Katılmıyorum, 2= Az
Katılıyorum, 3= Orta Düzeyde Katılıyorum, 4= Çok Katılıyorum ve 5= Tamamen
Katılıyorum şeklinde düzenlenmiştir. Deneme ölçekten alınacak en düşük puan 44; en
yüksek puan ise 220 olarak belirlenmiştir.
Hazırlanan deneme formu Şubat 2009 tarihinde Malatya Merkez Yeşiltepe
Ahmet Parlak İlköğretim Okulu’nda (182 öğrenci) ve Yaşar Öncan İlköğretim
Okulu’nda (52 öğrenci) olmak üzere toplam 234 öğrenciye uygulanmıştır. Kendilerine
kompozisyon yazdırılan öğrencilere uygulanmamıştır. Formların tamamı değerlendirme
kapsamına alınmıştır. Deneme ölçeği formu cevapları bilgisayar ortamına aktarılmış ve
olumsuz ifadelerin tersten puan değerleri (1=5, 2=4, 3=3, 4=2, 5=1) olarak girilmiştir.
Ölçeğin yapı geçerliliğini sağlamak ve ölçekte yer alan maddelerin faktör yüklerinin
belirlenerek işlevsel bir boyutlandırmanın elde edilmesi amacıyla faktör analizi
yapılmıştır. Ölçekte yer alan maddelerin benzer davranışları ne ölçüde örneklendirdiğini
belirleme, alınan puanlar ile ölçeğin toplam puanı arasındaki ilişki (madde- test
korelasyonu) hesaplanarak yapılmıştır.
Ön Deneme Sonucunda Madde Seçimi
Beş dereceli Likert tipi “Kültür Varlıklarını Tanıma ve Sahip Çıkma Bilinci ile
İlgili Tutum Ölçeği” deneme formunda kullanılan 44 maddeden hangilerinin işlediğini
belirlemek için, madde toplam test korelasyonuna bakılmıştır. Bunun sonucunda nihai
ölçekte kullanılacak 37 madde tespit edilmiştir.
146
Tablo 3 1
Kültür Varlıklarını Tanıma ve Sahip Çıkma Bilinci ile İlgili Tutum Ölçeği Deneme
Formundan Sonra Belirlenen Soruların Faktör Analizi Sonuçları
1. Faktörü
Oluşturan
Maddeler
22
38
18
26
20
34
15
17
8
33
44
R
2. Faktörü
Oluşturan
Maddeler
R
.691
.644
.613
.604
.588
.575
.541
.497
.492
.456
.455
7
16
21
14
39
43
1
9
6
5
13
.576
.576
.563
.539
.454
.451
.439
.438
.410
.391
.357
3. Faktörü
Oluşturan
Maddeler
R
36
29
30
32
40
27
23
4
.729
.623
.622
.615
.558
.550
.503
.324
4. Faktörü
Oluşturan
Maddeler
R
24
41
19
10
28
3
11
.740
.713
.665
.584
.472
.458
.349
Oluşturulan ölçeğin tümü için madde toplam test korelasyonu Cronbach’s Alpha
değeri .78 olarak belirlenmiştir.(p>.60)
Ölçeğin Güvenirliği
Likert tipi bir tutum ölçeğinde güvenirlik düzeyini saptamak için iç tutarlılığın
bir ölçütü olan, “Cronbach Alpha” katsayısının kullanılması uygun olmaktadır. Deneme
ölçeğinden sonra oluşturulan ölçekte kullanılacak 37 madde üzerindeki Cronbach Alpha
katsayısı 4 faktör olarak ayrı ayrı ele alınmıştır. Maddeler seçildikten sonra, I. Faktörün
Cronbach Alpha katsayısı .80, II. Faktörün .74, III. Faktörün .78 ve IV. faktörünki .69
olarak belirlenmiştir. (değerin güvenirlik açısından p>.60 olması gerekmektedir) Bu
sonuç; ölçeğin güvenilir ölçme yaptığını göstermektedir.
I. Boyutu oluşturan maddeler, kültür varlıkları (tarihi eserlerin) üzerindeki olumsuz
tutumları tespit etmeye yöneliktir. Tarihi eserlerin gerekli olmadığına, korunmalarının
gereksizliğine, öğrencilerin bu eserlerin konu olarak işlendiği derslerin sıkıcılığını
ortaya koymaya yönelik maddelerden oluşmaktadır.
II. Boyutu oluşturan maddeler, kültür varlıkları (tarihi eserlerin) üzerindeki olumlu
tutumları ölçmeye yöneliktir. Boyutta yer alan maddeler bu eserlerin korunması- sahip
çıkılması gerektiği, müzelerin kültür varlıklarının korunduğu mekanlar olarak önemli
olduğu, kültür varlıklarının milli ve evrensel değerlerin tanınması ve saygı duyulmasına
katkı sağladığını ortaya koymaya yönelik maddelerden meydana gelmektedir.
147
III. Boyutu oluşturan maddeler öğrencilerin kültür varlıklarına yönelik olumlu
tutumlarını ölçmeye yönelik maddelerden oluşmaktadır. Bu maddeler öğrencilerin
kültür varlıklarını tanıdıkları-sevdikleri, geçmişi sevmelerine ve saygı duymalarına
katkı sağladıkları, bu eserlerin evrensel bir kaynaşmaya vesile olduğu, her yönüyle
insanlarda gelişmelere kaynaklık ettiğine yöneliktir.
IV. Boyutu oluşturan maddeler kültür varlıklarının bireyin gelişmesi, geleceğin
şekillenmesi, bu eserlerin tanınma ve korunmasının, müzelerin bu eserlerin
korunmasındaki etkisizliğini ve bu eserlerin bireyler üzerindeki yararsızlığını ölçmeye
yönelik olumsuz maddelerden oluşmaktadır.
Tablo 3 2
Kültür Varlıklarını Tanıma ve Sahip Çıkma Bilinci ile İlgili Tutum Ölçeği Deneme
Formundan Sonra Belirlenen Maddelerin Madde Test Korelasyonları
1. Faktörü Madde Test
Oluşturan Korelasyon
Maddeler
u
22
38
18
26
20
34
15
17
8
33
44
2. Faktörü Madde Test 3. Faktörü Madde Test
Oluşturan Korelasyon Oluşturan Korelasyon
Maddeler
u
Maddeler
u
.700
.675
.583
.606
.623
.622
.588
.570
.525
.490
.516
7
16
21
14
39
43
1
9
6
5
13
.625
.570
.600
.618
.477
.589
.515
.523
.447
.465
.490
36
29
30
32
40
27
23
4
.695
.658
.669
.680
.593
.638
.661
.427
4.
Faktörü
Oluşturan
Maddeler
Madde Test
Korelasyon
u
24
41
19
10
28
3
11
.720
.676
.585
.647
.536
.557
.428
Ölçeğin Geçerliği
Ölçeğin kapsam geçerliğini sağladığı madde toplam test korelasyonunun
yüksekliğinden görülmektedir. Ayrıca, ölçeğin yapı geçerliğini sağlamak amacıyla da
faktör analizi yapılmıştır. Faktör analizi yapılmadan önce verilerin faktör analizine
uygunluğu
Kaiser-Mayer-Olkin
(KMO)
ve
Bartlett
testiyle
test
edilmiştir.
Değerlendirmeye alınan 234 adet 44 maddelik deneme ölçeği formu için KMO değeri
.81, Barlett testi sonucu .000 (p< .005) olarak bulunmuştur. Veriler üzerinde faktör
analizi yapılabilmesi için en az KMO değeri .60 olarak önerilmektedir. Bu durumda
148
gözlenen .81’lik KMO değeri önerilen KMO değerinden yüksektir. Ölçeğin deneme
formu verilerinin faktör analizi yapmaya uygun olduğu görülmektedir.
Yapılan faktör analizi sonrasında 7 soru maddesi (2, 12, 25, 31, 35, 37, 42)
düşük faktör yükü ve hiçbir faktör yüklenmediği için ve aynı anda birden fazla faktöre
yüklendiği için ölçekten çıkartılmıştır.
Ölçek Puanlarının Değerlendirilmesi
37 maddeden oluşan; “Kültür Varlıklarını Tanıma ve Sahip Çıkma Bilincine
İlişkin Tutum Ölçeği”nden alınabilecek en yüksek puan 185, en düşük puan ise 37’dir.
Bu hali ile ölçekten alınan toplam puanlar madde sayısına bölünerek, kişilerin elde
ettikleri ortalama puanlarına göre, öğrencilerin Kültür Varlıklarını Tanıma ve Sahip
Çıkma Bilinci ile İlgili Tutumları hakkında bir yargıya varılabilir. Bu durumda; 3’ün
altında ortalama puana sahip kişiler olumsuz, 3’ün üstünde ortalama puana sahip kişiler
olumlu tutuma sahip olarak değerlendirilebilir.
3.4. Verilerin Toplanması
3.4.1. Deney Grubuna Uygulanan Denel İşlemler
Araştırma Malatya Merkez Atatürk İlköğretim Okulu 2008-2009 EğitimÖğretim Yılı Bahar Dönemi’nde uygulanmıştır. Çalışma uygulanmadan önce okul
müdürü ve müdür yardımcıları ile yapılan görüşmeler çerçevesinde çalışma için 7-A, 7F, 7-H ve 7- İ sınıfları tespit edilmiştir. Yapılacak olan uygulama planı, yapılacak olan
etkinlikler, çalışma takvimi, müze ziyaretleri, okul içerisinde kullanılacak mekanlar ve
gerekli olan materyallerle ilgili olarak okul idarecileriyle görüşülüp kararlar alınmıştır.
Okulda ikili öğretim yapıldığı için ve deney gruplarının dersleri öğleden sonra
işlendiğinden, müze ziyareti öncesi ders etkinlikleri ve müze ziyaretleri sabah
gerçekleştirilmiştir. Okul idaresi, müze ziyaretinin yapılacağı günlerde deney grubu
şubeleriyle müze ziyareti öncesi işlenecek bir saat (40 dk.) ders etkinlikleri için okulun
toplantı odasını çalışma mekanı olarak hazırlamıştır
Araştırmaya başlanmadan önce Gazi Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü (Ek
6 ), Malatya Valiliği (Ek 7), İl Milli Eğitim Müdürlüğü (Ek 8, Ek 9, Ek 10 ), Atatürk
İlköğretim Okulu Müdürlüğü (Ek 11), Malatya Arkeoloji Müzesi (Ek 12) ve öğrenci
velilerinden (Ek 13, Ek14) gerekli olan izinler alınmıştır. Sosyal Bilgiler derslerinin her
149
grubuna ayrı öğretmenler girdiği için iki tane veli bilgilendirme dilekçesi kullanılmıştır.
Çalışma kapsamında kullanılan izin ve bilgilendirme dilekçeleri Buyurgan ve
Mercin’den (2005) uyarlanmıştır.
Araştırma kapsamında Görsel Sanatlar ve Sosyal Bilgiler Derslerinin “Kültür
Varlıklarının Tanınması ve Sahip Çıkılmasını” içinde barındıran ortak kazanımlara
sahip öğrenme alanlarını ve konularını ilişkilendirmeye yönelik, araştırmacı tarafından
ders planları hazırlanmıştır. Ders planları hazırlanırken Görsel Sanatlar dersi, Sosyal
Bilgiler dersi, kültür varlıkları, kültür mirası, disiplinlerarası ilişki, müzeler ve müze
eğitimi ile ilgili literatür taraması yapılmış her alanın konu uzmanlarıyla ikili
görüşmelere gidilmiştir. Özellikle İlköğretim Görsel Sanatlar ve Sosyal Bilgiler
öğretmenleriyle uzun süreli çalışmalar yapılmıştır. Hazırlanan ders planlarında
öğrencilerin kültür varlıklarını tanıma ve sahip çıkma ile ilgili tutumlarının gelişmesi
dikkate alınarak etkinlikler oluşturulmaya çalışılmıştır. Görsel Sanatlar Dersi “Müze
Bilinci” öğrenme alanı kültür ürünlerinin geçmişten geleceğe taşındığı müzeler, ulusal
kültür, sanat eseri, tarihi eser, kültürel miras, tarihi eser kaçakçılığı gibi kazanımlara
sahiptir (Ek 15, Ek 16). Sosyal Bilgiler Dersi “Bilim, Teknoloji ve Toplum” öğrenme
alanı “Zaman İçinde Bilim Ünitesi” içerisinde ilk uygarlıklar ve ilk yazı örnekleri ile
ilgili kazanımlara yer verilmektedir (Ek 17). Dolayısıyla her iki dersin kazanımları
kendi içerisinde kültür, kültür varlığı, müze vs. bağlamında disiplinlerarası bir ilişkiyi
zorunlu kılmaktadır. Hazırlanan ders planlarında bu hususlar dikkate alınmıştır.
Planlarda her iki dersin kazanımları doğrultusunda deney gruplarına uygulanmak için
müze ziyaretlerine yer verilirken; aynı zamanda öğrenme ortamları, ders süreleri,
okulun ve müzenin fiziki yapısı, öğrencilerin sosyo-kültürel ve ekonomik yapısı da
yapılacak olan etkinliklerin tespitinde belirleyici olmuştur.
Hazırlanan ders planlarında çalışma alanı, sınıf, süre, dersler, öğrenme alanları,
etkinlikler, kazanımlar, ders hazırlığı, teknik hazırlık, işleniş ve değerlendirme
aşamaları yer almıştır (Ek 18). Planlarda 7. sınıf Görsel Sanatlar ve Sosyal Bilgiler
Derslerinin kazanımlarına bağlı kalınarak etkinlikler geliştirilmeye çalışılmış,
düzenlenecek olan müze ziyareti MEB’in belirlemiş olduğu gezi formatına bağlı
kalınarak geliştirilmeye çalışılmıştır.
İlişkilendirilecek olan derslerin haftalık ders saatleri (Ek 19) dikkate alınarak
araştırmacı tarafından hazırlanan çalışma takvimi (Ek 20) ve ders planları Görsel
Sanatlar ve Sosyal Bilgiler Dersi öğretmenlerine verilmiş, gerekli açıklamalar yapılmış
ve öğretmenlerin zihinlerinde oluşan sorular cevaplandırılmıştır. Çalışma için
150
oluşturulan süreç 25 Mart 2009 tarihinde deney ve kontrol grubu öğrencilerine başarı
testi ve tutum ölçeğinin ön test olarak uygulanmasıyla başlatılmış, 04 Mayıs 2009
tarihinde aynı gruplara aynı ölçeklerle uygulanan izleme testi ile sonlandırılmıştır.
3.4.1.1. I. Ders Planının İşlenmesi
Sosyal Bilgiler dersi öğretmeni kültür varlıklarının korunması ile ilgili bir gazete
haberinden yola çıkarak öğrencilerde konuyla bağlantı kuracakları bir motivasyon
oluşturmaya çalışmıştır. Bu çerçevede öğretmen öğrenci motivasyonunu sağlamak ve
dikkat çekmek için şöyle bir giriş yapmıştır:
Akdeniz coğrafyası ilk uygarlıkların yaşadığı önemli bölgelerden birisidir.
Bölgede ilk çağ uygarlıklarına ait birçok arkeolojik kent kalıntısı görmek mümkündür.
Geçen ay güvenlik güçlerinin yapmış oldukları bir operasyonda Likya dönemine ait bir
mezarda kaçak kazı yapan bir grup yakalanmıştır. Grup üyelerinin sorgulanmasında
çıkarılan eserlerin yurt dışına götürüleceği tespit edilmiştir. Güvenlik güçleri çıkarılan
eserleri bölgenin önemli müzelerinden birisine teslim etmiştir.
Eğer güvenlik güçleri grubu yakalamasaydı ne olurdu?
Ülkemiz açısından ne tür bir kayıp söz konusu olurdu?
İlk uygarlıklara ait bu tür eserler ülkemize ne gibi yararlar sağlar?
Bu sorular öğretmen tarafından sınıfa sorularak tartışma ortamı açılmıştır.
Yapılan tartışmalarda öğrencilerde genel anlamda kültür varlıklarının korunmasıyla
ilgili olumlu bir alt yapının olduğu ortaya çıkmıştır (Ek 21).
Öğretmen tarafından ilk uygarlıkların bilimsel ve teknolojik gelişmeler açısından
yapmış oldukları icatlar hakkında, “İnsanların yaşamını büyük ölçüde değiştiren ilk
uygarlıkların bulmuş oldukları bazı icatlara bakalım”, diyerek öğrencilere bilgi
verilmiştir (Ek 22).
Ders öğretmeni bulunan bir teknolojik icattan yola çıkarak bilimsel ve teknolojik
açıdan insanlık tarihinin yaşadığı değişime dikkat çekerek, önemli bir teknolojik gereç
olan klimayla ilgili olarak “yazın serinleten kışın ise ısıtan klima insanlar tarafından ne
zaman kullanılmaya başlanmıştır?, “klima icat edilmeden önce ilk insanlar ne ile ısınıp
serinliyorlardı?” gibi sorular sorulmuştur.
Öğrenciler tarafından ortaya konulan görüşler sınıfça tartışılmıştır.
151
Daha sonra öğretmen, “İlk uygarlıkların ısınma ve serinleme ve benzeri konularda
yapmış oldukları yaklaşımların günümüze ne derece yansımaları olmuştur.”? sorusunu
sınıfa sormuştur. Verilen cevaplar sınıfça değerlendirildikten sonra öğrencilerin olgular
arasında bağlantı kurmalarına imkan sağlamak için aşağıdaki sorular sınıfa sorulmuştur:
İlk çağlarda klima sisteminin kurulmasının nedeni ne olabilir?
İnsanlar neden böyle bir icat yapmış olabilirler?
Günümüzdeki klima sistemi ile ilk çağlardaki klima sistemi hakkında ne
düşünüyorsunuz?
İklimsel ve coğrafi özellikler buluşları nasıl etkiler?
Sıcak bölgelerdeki buluşlarla soğuk bölgelerdeki buluşlar arasında ne gibi farklılıklar
vardır?
İlk uygarlıklar tarafından bulunan icatlar hangi ihtiyaçları karşılamaya yönelik olarak
ortaya çıkmış olabilir? Konu ile ilgili olarak öğrencilerin fikir yürütmeleri istenmiştir.
Hangi buluş hangi ihtiyaçtan dolayı doğmuş olabilir? Örnekler üzerinde tartışılmıştır.
Geleneksel mimari yapılarının ısı ve serinleme sistemlerinin iklimsel ve coğrafi yapılara
göre şekillenmesi ile günümüz mimari yapılardaki yaklaşımları karşılaştırınız? gibi
sorular öğretmen tarafından sınıfa sorularak cevaplar üzerinde tartışılmıştır.
Aşağıdaki soruların her biri değişik öğrencilere sorulmuş ve doğru yanıtlayanlara
pekiştireç verilmiştir. Yanlış, ya da eksik yanıtlayanlara ipucu, düzeltme vererek doğru
yanıtı bulmaları sağlandıktan sonra klima ile ilgili olarak öğretmen tarafından sınıfa
bilgi verilmiştir (Ek 23).
Bulunan bu icatlar zaman içerisinde nasıl bir gelişim izlemiş olabilir? İlk
uygarlıkların bulmuş oldukları bu icatların günümüzde gelmiş oldukları nokta hakkında
neler söylersiniz? Günümüz baskı teknolojisi, kara, hava ve deniz ulaşımı, silah sanayi,
tıp, eczacılık, kimya, astronomi, tarım teknolojisi, eğitim teknolojisi, iletişim
teknolojisi, inşaat teknolojisi, tekstil sanayi, üretim teknolojisi, sanayileşme, enerji
sektörü ile ilk çağlardaki öncülleri hakkında neler söylersiniz? Bu sektörlerin
gelecekteki gelişmeleri hakkında ne düşünüyorsunuz? gibi sorular öğretmen tarafından
sınıfa sorulduktan sonra alınan cevaplarda, öğrencilerin, yakın dönem hakkında birçok
bilgiye sahip olmalarına rağmen bunların geçmişleri hakkında çok da bilgi sahibi
olmadıkları görülmüştür.
Daha sonra öğretmen, araştırmacı tarafından hazırlanıp ve bir hafta önce
kendisine verilen İlk Uygarlıklar ve Anadolu Uygarlıklarıyla ilgili olarak hazırlanmış
olan sunuyu, projeksiyon cihazı ile sınıfa sunulmuştur. İlk uygarlıklarla ilgili hazırlanan
152
sunuda Mezopotamya Uygarlıklarından, Mısırlar, Sümerler, Asurlar, Akadlar, Babiller;
Akdeniz Uygarlıklarından, Yunanlılar (Girit, Miken, Dor); Persler; Büyük İskender
Dönemi; Roma İmparatorluğu; Uzak Doğu Uygarlıklarından Çin ve Hint Uygarlığı;
Amerika Uygarlıklarından, Maya, Aztek ve İnkalılar’a ait bilgi ve görseller yer almıştır.
Hazırlanan Anadolu Uygarlıkları ile ilgili sunuda Paleotik Dönem, Neolitik Dönem,
Kalkolitik Dönem, Eski Tunç Çağı, Asur Ticaret Kolonileri Çağı, Eski Hitit
İmparatorluğu, Geç Hitit Çağı, Frig Çağı, Urartu Devleti, Arkaik- Klasik Dönem,
Lidyalılar, Hellenistik Dönem, Roma Dönemi, Selçuklu ve Osmanlı Devleti
dönemlerine ait kültür varlığı görselleri ve haritalarla bilgiler yer almıştır.
Öğretmen müzelerde yer alan eserlerin (kültür varlıkları) teşhir biçimlerinin
belirlenmesiyle ilgili olarak bir ön hazırlık yapmak amacıyla, öğrencilerden bir hafta
önce istemiş olduğu eşyalarla “Sınıflandırma” egzersizi yapmıştır. Egzersiz
çerçevesinde
öğretmen
öğrencilerden
getirmiş
oldukları
eşyaları
sıraların
birleştirilmesiyle oluşturulan alan üzerine koymalarını istemiştir. Öğrenciler getirmiş
oldukları malzemeleri sıralarının üzerlerine koymuşlardır. Öğrencilerin sorulan
sorularla bu nesnelerin özelliklerini gözlemlemeleri, betimlemeleri ve incelemeleri
sağlanmıştır. Nesnelerin kullanım amaçları, biçimleri, yapım malzemeleri ile ilgili
öğrencilerin düşünceleri alınmıştır. Bu nesnelerin ne zamandan beri kullanıldığı
sorulmuştur.
Bizlerin şimdi kullandığı bu nesneler ilk çağlarda var mıydı?
O dönemlerde yaşayan insanlar yemek yerken ne tür malzemeler kullanmışlardır?
Ne tür kıyafetler giymiş olabilirler?
Tarımı nasıl yapmışlardır?
Camın günümüzde kullanım alanları nelerdir? Örnekler veriniz.
İlk çağlardaki camın kullanım alanları ile günümüzdeki kullanım alanlarını örneklerlerle
karşılaştırınız.
İlk çağlarda kadınların savaşa giden eşlerinin ardından döktükleri gözyaşlarını
biriktirmek için şişelere koymalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Özel eşyalarınızı ne tür cam kaplarda saklıyorsunuz?
Öğretmen sınıfa bu eserleri nasıl gruplandırabilirsiniz, gruplandırırken nelere dikkat
edersiniz, ne tür kriterler oluşturursunuz, diye sormuştur. Öğretmen tarafından
nesnelerin biçimlerine göre, nesnelerin tipolojisine (tür) göre, yapım malzemelerine
göre ya da yapım yılına göre sınıflandırılabileceği hatırlatılarak ipuçları verilmiştir.
Diğer taraftan da müzelerdeki teşhir biçimlerine ön hazırlık yapılmıştır. Öğrenciler
153
oyuncakları (satranç, dama, tabu (kart oyunu), monopoly (kart oyunu) ayrı, kırtasiye
eşyalarını (cetvel, kalem, pergel, defter, silgi, dosya, farklı boya çeşitleri) ayrı, mutfak
eşyalarını (plastik bardak- tabak, plastik kaşık ve çatallar, metal çay kaşığı ve yemek
kaşığı, cezve, cam bardak, cam tabak, cam sürahi, plastik saklama kabı) ayrı, kıyafetleri
(çorap, şort, penye, mendil, gömlek, kazak) ayrı sınıflandırabileceklerini belirtmişlerdir.
Öğretmen başka nasıl bir gruplandırma yapabileceklerini sormuştur. Bazı öğrenciler
eserleri malzeme türlerine göre gruplandırabileceklerini söyleyip; metalleri ayrı,
kumaşları ayrı, plastikleri ayrı, ahşapları ayrı ayrı gruplandırmışlardır. Bir öğrenci
eserleri hacimlerine göre, başka bir öğrenci kütlelerine göre, bir diğer öğrenci renklerine
göre, diğer bir öğrenci de fiyatlarına ve sayılarına göre, başka bir öğrenci ise şekillerine
göre gruplandırmıştır. Öğretmen öğrencilere gelen malzemeleri getirdikleri mahalle,
cadde ve sokağa göre sınıflandırabilir misiniz? diye sormuştur. Bazı öğrenciler güzel bir
fikir olduğunu söylemişlerdir. Öğretmen bununla müzelerdeki eserlerin geldiği bölgeye
(arkeolojik kent, höyük, sit vs.) göre gruplandırıldığına değinmiştir.
İlk uygarlıklara ait eserlerin nerelerde korunduğu ve sergilendiği sınıfa öğretmen
tarafından sorulmuştur.
Müzelerde cevabı alındıktan sonra bu eserlerin nasıl bir anlayışla sergilendiğinin
sorulmasının ardından müzede bulunan eserleri daha iyi anlayabilmemiz için daha ne
tür bir gruplandırmaya gidersiniz, sorularının cevabı sınıftan alınmıştır.
Ders öğretmeni “biraz önce getirmiş olduğunuz eserler için yapmış olduğunuz
gruplandırmayı müzelerde bulunan bu eserlere uyarlayabilir misiniz” diye sınıfa
sorduktan sonra ortaya konulan görüşler doğrultusunda müzelerdeki teşhir biçimleri
hakkında bilgi verilmiştir.
Öğrencilerin müzeye gitmeden önce var olan bilgileri ve düşüncelerini ölçmek amacıyla
ön anket uygulanmıştır (Ek 24). Sınıfta öğrenciler tarafından cevaplandırılan (Ek 25).
ön anket formu Buyurgan ve Mercin’den (2005: 175) uyarlanmıştır.
Deney gruplarına uygulanan ön ankete verilen cevaplar genellikle benzerlik
göstermiştir. Müzenin tanımı ile ilgili sorulan birinci soruya öğrenciler tarafından
verilen cevaplar dört grupta toplanabilecek şekildedir. Bunlar:
Eski dönmelerden kalan eserlerin ya da kültür varlığı konumundaki eserlerin
sergilendiği ve korunduğu yerdir.
İlk çağlarda yapılmış ya da eski uygarlıkların kültürlerine ait tarihi ve sanatsal eserlerin
korunduğu yerdir.
Tarihi eserlerin sergilendiği ve korunduğu yerlerdir.
154
Müze, tarihsel, sanatsal ve bilimsel eserlerin sergilendiği yerlerdir.
Ön anketteki “ne tür müzeler vardır?” sorusuna verilen cevaplarda da bir birliktelik
görülmektedir. Öğrencilerin nerede ise tamamı üç müze türü olduğunu ve bunların
Arkeoloji, Etnografya ve Açık Hava Müzeleri olduklarını belirtmişlerdir. Bazı
öğrenciler iki tür müze olduğunu belirtmişler ve yazılı üç müzeden birini dışarıda
tutmuşlardır.
Şimdiye kadar hiç müzeye gittin mi? Bunların isimlerini yazar mısın? Bu sorulara
öğrencilerin yaklaşık olarak yüzde yetmişi evet, yüzde otuzu ise hayır cevabını
vermişlerdir. Evet cevabını veren öğrencilerin yüzde altmışı yalnızca Malatya Arkeoloji
Müzesine, yüzde kırkı ise (İstanbul Arkeoloji Müzesi, Anıtkabir, Ankara Etnografya,
Adıyaman Müzesi, Mardin Müzesi, Sivas Müzesi ve Eskişehir Müzesi) farklı müzelere
gitmişlerdir.
Müzelerdeki eserler nereden gelmiştir, sorusuna bazı öğrenciler Malatya Arkeoloji
Müzesini düşünerek Arslantepe’den cevabını vermişlerdir. Ancak öğrencilerin büyük
bir çoğunluğu eski medeniyetler ve eski zamanlardan geldiğini belirtmişlerdir. Bazı
öğrenciler ise geliş biçimini ön plana alarak kazılar sonrasında ve müzenin bulunduğu
bölgede yer altından çıkarılarak müzelere getirilmiştir cevabını vermişlerdir.
Ön anketin son sorusu olan “Müzeler ne işe yararlar?” sorusuna verilen cevaplar da
farklılık göstermiştir. Bu farklılıkları şu şekilde gruplandırmak mümkündür:
Tarihi eserlerin korunmasını, sergilenmesini ve halka tanıtılmasını sağlar.
Geçmişte yaşanmış olan kültürlerin tanınmasını sağlar.
Geçmişle ilgili olarak bilgi toplamamıza yardım ederek tarihi öğretir.
Tarihe ve sanat eserlerimizi sahip çıkarak, koruyan kurumlardır.
Müze öncesi ders etkinliği tamamlandıktan sonra öğrencilerle okulun bahçesinde
toplanılmıştır. Sosyal Bilgiler Dersi öğretmeni, Görsel Sanatlar Dersi öğretmeni ve
araştırmacının nezaretinde ve ikili sıra halinde Malatya Arkeoloji Müzesi’ne hareket
edilmiştir. Sosyal Bilgiler Öğretmeni grubun sonunda Görsel Sanatlar Öğretmeni ve
araştırmacı grubun başında yaklaşık 15 dakika süren yolculuktan sonra planlanan saatte
öğrencilerden istenmiş olunan malzemelerle birlikte müzeye ulaşılmıştır. Müze müdürü,
müze uzmanı, müzede görevli bir arkeolog ve güvenlik görevlileri grubumuzu müze
bahçesinde karşılamışlardır.
Önce öğrencilerle birlikte müzenin bahçesinde toplanılarak, öğrencilerin, kendilerini
rahat hissetmeleri için müzenin bulunduğu çevre, müzenin bahçesi ve içerisiyle ilgili
doğal ihtiyaçlarını (lavabo, büfe vb) karşılamaya yönelik ve diğer konularda (giriş-
155
çıkışlar, danışma vb.) uüze uzmanı tarafından bilgilendirmeler yapılmıştır. Daha sonra
müze uzmanı Malatya Arkeoloji Müzesi (Ek 26), müze, müze türleri ve teşhir
biçimleriyle ilgili olarak bilgi verirken, Sosyal Bilgiler öğretmeni sınıfta yapılan
sınıflandırma etkinliğini hatırlatıp “Bu müzeye daha önce geleniniz var mı?, Varsa
kiminle ne amaçla geldiniz?” ve “İçeride neler görmeyi umuyorsunuz?” gibi sorular
sormuştur. Bu sorulara cevap alınıp tartışıldıktan sonra Müze uzmanı tarafından müzede
uyulması gereken kurallar öğrencilere hatırlatılmıştır:
•
Müzedeki eserlere ve kaidelerine dokunmayınız.
•
Müzede yetkililer tarafından yapılan uyarılara dikkat ediniz.
•
Müze içerisinde gürültü yapmayınız.
•
Merak ettiklerinizi araştırmacıya veya müze yetkililerine sorunuz.
•
Müze içerisinde bir şey yiyip içmeyiniz.
•
Yerlere çöp atmayınız.
•
Müze gezisi esnasında sessiz olunuz.
•
Müzede belirlenen yerlerin dışında fotoğraf çekmeyiniz.
Bu hatırlatmalar yapıldıktan sonra öğrencilerle müze binasına girilmiştir.
Müze uzmanı yardımıyla Malatya Arkeoloji Müzesi detaylı bir şekilde
gezilirken öğrencilere soru sormaları ve düşüncelerini söylemeleri için imkanlar
sunulmuştur (Ek 27). Gezi esnasında öğretmenlerin şu hususlara dikkat ettikleri
gözlenmiştir:
Öğrenci merakını kışkırtan, dikkat ve ilgi çeken eserler üzerinde odaklanılmıştır.
Öğrencilerin birbirlerinden fikir almaları ve yararlanmalarına fırsatlar verilip
birbirleriyle çalışmalarına imkan verilmiştir.
Eserler üzerinde durulurken gerekli zaman ayrılmış ve acele edilmemiştir.
Öğrencilerin yaratıcılığını geliştirmeye yönelik olarak müzenin anlattığından
ziyade onların yoğunlaştığı noktalar üzerinde durulmuştur.
Müze gezisi sırasında, öğrencilerin, hangi terimlerin önem taşıdığını ve hangi
terimlerin konunun anlaşılmasında daha faydalı olacağının kavranmasının sağlanması
için araştırmacı tarafından hazırlanıp Görsel Sanatlar ve Sosyal Bilgiler dersi
öğretmenlerine verilen “Bilgi Notları”nın her biri ayrı bir öğrenciye dağıtılmıştır (Ek
28). Etkinlik kapsamında hangi eser hakkında bilgi veriliyorsa o eser için hazırlanmış
olan bilgi kartları herhangi bir öğrenciye verilmiştir. Bu işlem her panoda yapılan
tanıtımlarda devam etmiştir. Bu kartların bazıları aynı zamanda panoları tanıtan tanıtım
156
kartlarıdır. Örneğin Arslantepe höyüğü yazılı bilgi kartının arkasında höyüğün tanıtım
bilgisi yere almaktadır. Bu bilgi notu Arslantepe höyüğü tanıtılırken bir öğrenciye
verilmiştir. Sınıftaki bütün öğrencilere birer bilgi kartı verilirken bu kartların bir sonraki
derse getirileceği hatırlatılmıştır. Bilgi notlarının dağıtılması öğrencilerin, neleri
öğrenmeleri gerektiğinin farkına varmalarını sağlarken, öğrenci dikkatinin belli
noktalara odaklanması ve bilginin daha kalıcı olması da hedeflenmiştir.
Uygulama kapsamında yapılan “Ad Koyma” etkinliğinde müze gezisi sırasında
öğrencilerden panolarda bulunan eserlere duygularının da katıldığı bir ad koymaları
istenmiştir. Adlandırma yapılırken nesnenin maddesi, fonksiyonu, şekli ve dönemi gibi
özelliklerinin dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Öğrenciler tarafından yapılan
adlandırmalar sınıftaki bir öğrenci tarafından kağıda not alınmıştır. Yapılan
adlandırmalar esnasında çok zevkli ve eğlenceli olaylar yaşanmıştır. Öğrencinin bir
tanesi küçük bir “figürine” “free girl”, bir diğer öğrenci bir heykele “Crazy kral”,
öğrencinin bir tanesi bir yüzük için “Yüzüklerin Efendisi” adlandırmasını yaptığında,
bir diğer öğrenci onun yanında bulunan taşa “Felsefe Taşı” adını vermiştir. Sikkeler
panosunun önünde altın sikkelerin yanında bulunan gümüş sikkelere bir öğrenci,
televizyondaki bir yerli diziye gönderme yaparak, “Arka Sıradakiler” adını vermiştir.
Bu etkinlik sayesinde öğrencilerin bir nesneye bakarak, o nesnenin fiziksel
yapısından yola çıkarak nesne ile duygusal bir bağ kurmaları sağlamıştır. Bu bağ kurma
esnasında öğrencilerin akıcı düşünme, özgün düşünme ve esnek düşünme yönleri hep
beraber gelişerek yaratıcılıklarının ortaya çıkması sağlanmış ve öğrencilerin kendilerini
ifade etmelerine de imkan verilmiştir (Buyurgan ve Mercin, 2005: 138).
Öğretmen öğrencilere müze ile ilgili sorularının olup olmadığını sorduğunda
bazı öğrenciler akıllarına takılan hususlarda sorular sormuş ve bu sorular ders
öğretmenleri ve müze uzmanı tarafından cevaplandırılmıştır.
Arkeoloji Müzesi gezisi bittikten sonra, ilginç olduğundan dolayı öğrenciler
tarafından belirlemiş olan bir eserin önünde sınıfça toplanılmıştır. Yapılan uygulama
kapsamında her iki deney grubu için de ayrı ayrı iki eser ele alınmıştır. Bu eserlerin ikisi
de Caferhöyük’ten çıkarılan eserlerin sergilendiği panoda bulunmaktadır. Bu eserlerden
birisi Neolitik döneme ait ahşap saplı taştan yapılmış bir balta, diğeri ise yine aynı
döneme tarihlenen küçük, çamurdan yapılmış, etekli bir kadın idolidir (Ek 29). Taştan
baltanın bulunduğu panonun önünde sınıfla birlikte toplanıp bir daire oluşturulduktan
sonra öğretmen, “Bir Eser Analizi” etkinliği çerçevesinde öğrencilerle birlikte soru cevap yöntemi kullanarak tanımlama, çözümleme, yorumlama ve yargı aşamalarına ait
157
soruları sınıf geneline sorarak, her öğrencinin katılımının sağlanmasına özellikle dikkat
etmiştir. Bağlamsal sanat eleştirisi soruları öğrencilerin, o dönemleri anlama, bu
günlerle bağlantı kurma ve yaratıcılıklarını kullanarak yeni düşünce şemaları
geliştirmelerini sağlamak için hazırlanmıştır (Ek 30). Bu sorular Buyurgan ve
Mercin’den (2005: 150) uyarlanmıştır. Öğretmen soruları öğrencilere sormuş ve onların
vermiş oldukları cevapları kağıt üzerine yazdırmıştır.
Analizi yapılan balta yaklaşık olarak 15 cm uzunluğunda, 8 cm genişliğinde ve 4
cm kalınlığında olup baltanın ahşap sapı sonradan eklenmiştir. Organik bir yapıya sahip
olan baltanın, pano üzerindeki bilgi notunda yaklaşık olarak MÖ 7000’li yıllarda
yapıldığı belirtilmektedir. Sınıfa yapım amacı sorulduğunda avlanma cevabı alınmıştır.
Ele alınan eserin rengi konusunda baltanın taş kısmının gri ve sap kısmının ise açık sarı
olduğu, aynı zamanda taş kısmının pürüzsüz ve kaygan olmasına rağmen, sap kısmına
pürüzsüzleştirmek için müdahalede bulunulduğu ancak çokta başarılı olunamadığı
belirtilmiştir. Herhangi bir süslemenin olmadığı nesnedeki ton değerlerinde taş
kısmındaki koyu tonla sap kısmındaki açık ton arasında kontrastlık oluşturulduğu ifade
edilmiştir. Öğrencilerden balta ile ilgili olarak istenilen yorumlarda “sarı balta, tipsiz
balta, garip balta, korkunç balta ve kızıldereli baltası” gibi tanımlamalara gidilmiştir.
Üzerinde hiçbir simgenin bulunmadığı bu nesnenin aç bir insan tarafından yapılmış
olabileceği veya acil durumlarda koyun sürüsü için yapılmış olabileceği yorumu
yapılmıştır. Ne tür ses duyuyorsunuz sorusuna “tak tak “diye bir ses; ne tür koku
alıyorsunuz sorusuna “kan kokusu” cevabı verilmiştir. Hiçbir tat alma duygusu
yaşatmadığı ve korku hissettirdiği de ortaya konmuştur. Ne için yapılmış olabilir
sorusuna bir öğrenci tarafından “Bir çocuk babasına kendini ispatlamak için yapmış
olabilir.” cevabı verilmiştir. Analizin yargı kısmında eserin çok önemli bir yapıt olduğu
ortak kararına varılmıştır. Geçmişimizi anlamamıza yardımcı olduğu için önemli olduğu
ve bugünü hazırlayanın dün olduğu belirtilmiştir.
İkinci deney grubunun eser analizinde, öğrencilerin ortak kararıyla tespit edilen,
yine Caferhöyük panosunda bulunan küçük bir kadın heykelciği ele alınmıştır. Pişmiş
topraktan yapılan eser, yaklaşık olarak 10 cm boyunda, 4 cm genişliğinde ve yaklaşık
olarak 5 cm derinliğindedir. Eserin üzerinde motif olarak dairesel ve çizgisel şekiller
mevcuttur. Heykelcikteki kadın geniş bir eteğe sahip, kolları kısa ve açık durumda
şekillendirilmiştir. Pano üzerindeki tarihlendirmede eserin Eski Tunç Çağı’na ait olduğu
belirtilmiştir. Eserin yapım amacı olarak, süs eşyası, oyuncak ya da tapınmak amacıyla
yapılmış olabileceği yorumuna gidilmiştir. Siyah motiflerle süslü olan heykelcik çamur
158
rengini korumuş olup pürüzlü bir yapıya sahiptir. Eserin üzerinde yer alan dairesel
motifler, desen olarak esere bir zenginlik katarken, diğer taraftan da motiflerde
kullanılan siyah renkle heykelin kendi çamur rengi arasında bir ton kontrastlığı
oluşturulmuştur. Kütlesel olarak hafif bir görünüme sahip olan heykelde gözün ilk
etapta dairesel eteğe odaklandığı öğrenciler tarafından ifade edilmiştir. Eserin kadınlara
çok önem verilen bir dönemde yapılmış olabileceği ortaya konulmuş ve anne
egemenliğinin hakim olduğu bir dönemde üretilmiş olabileceği belirtilmiştir. Üzerindeki
süsleme unsurları daha geç dönemde yapılmış olabileceği konusunda ipuçları
vermektedir. Eserin insanda dans ve dini ses uyandırdığı yorumları yapılmıştır.
Özellikle açık eteğinin Mevlana’yı ve semazenleri hatırlattığı yönünde açıklamalar
yapılırken bunun da dinsel bir mesaj etkisi yarattığı ortaya konulmuştur. Üretildiği
dönemde kadınlara önem verildiği, eşitlik ve özgürlüğün hakim olduğu ayrıca belki de
süs eşyası olabileceği belirtilmiştir. Bazı öğrenciler eserden tarihi eser olduğu için ve
geçmişten günümüze yaşanan değişimler hakkında bilgi verdiği için gurur duyduklarını
ve bundan dolayı da çok değerli olduğunu belirtmişlerdir. Aynı zamanda bilgisel açıdan
kendilerine çok şey öğrettiğini de ifade etmişlerdir.
Öğrenciler, bağlamsal sanat eleştirisi kapsamında hazırlanmış olan, eserlerin
nerede, ne zaman, hangi uygarlık döneminde, nasıl, hangi amaçla yapıldığı, sanatçısı ya
da ustalarının kimler olduğu, ne gibi tarihi olayların eserin yapıldığı zamanı etkilediği,
eserin hangi öyküyü ya da simgeleri aktarmaya çalıştığı gibi soruları cevaplayarak
sanat-tarihsel boyut hakkında bilgi sahibi olmuşlardır. Aynı zamanda farklı kültürlerin
benzerlik ve farklılıklarının da ayırt edilerek, öğrencilerin, kültürlerarası çeşitliliği
kavramaları ve ortaya çıkarmaları sağlanmıştır.
Bir tarihi eserin her yönüyle tanınıp analiz edilmesini sağlayan bu etkinlikle
öğrenciler tarafından eserin nesnel olarak görüntüsünün kavranması, görüntüyü
oluşturan plastik unsurların tespiti ve bunlardan yola çıkarak çeşitli yorumlara varıp,
yorumlar sonrasında bir yargıya ulaşılması onların esnek düşünme, akıcı düşünme,
özgün düşünme ve her şeyden önce yaratıcı düşünme yönlerinin gelişmesine katkı
sağlamıştır. Aynı zamanda onların görsel okuma ve estetik bilinç kazanma düzeylerinde
belirli bir gelişme yaşamaları da gerçekleşmiştir.
Daha sonra müzede uygulanan “Müzede Bulunan Bir Eserin Resimlenmesi”
etkinliğinde, Görsel Sanatlar Öğretmeni öğrencilerden getirmiş oldukları 35X50 cm
ebadındaki resim kâğıdına müzede en çok ilgilerini çeken bir eseri önce karakalemle
sonrasında ise getirmiş oldukları boyalar ile ( pastel boya, sulu boya, akrilik, kuru
159
boya, keçeli kalem v.s) resmetmelerini istemiştir (Ek 31). Bu kapsamda öğrencilerin
müzede
bulunan
bu
eseri,
tanımlama,
çözümleme,
yorumlama
ve
yargı
basamaklarında değerlendirerek, onların, anlama, bilgilenme, düşünme ve fikir
üretme boyutlarında yaratıcılıklarının geliştirilmesi amaçlanmıştır. Bu yapılırken de
müzedeki eserlerin değerlendirilmesiyle, öğrenciler, sanat eseri ve tarihi eser ayrımını
yaparak, ortaya estetiksel bir beğeni koymuşlar ve yapmış oldukları bu çalışmayla
tasarım elemanları (çizgi, doku, leke, form,-şekil, boşluk, renk) ve tasarım ilkelerini
(ritim, hareket, denge, vurgu, kontrast, birlik, çeşitlilik) çalışma içerisinde kullanma
fırsatı bulmuşlardır. Yapılan uygulama boyunca Görsel Sanatlar Öğretmeni’nin
öğrencilere rehberliği devam etmiştir.
Öğrencilerin bir tarihi eseri gözlemleyerek onu resimlemeleri onların
kavrama, çözümleme ve ifade etme yönlerinin gelişmesine katkı sağlamaktadır. Aynı
zamanda ifadede gösterecekleri farklı yaklaşımlar özgün düşünme yönlerinin
gelişmesine yarar sağlayacaktır. Bu etkinlikle öğrenciler, tarihi eserler hakkında bilgi
sahibi olmalarının yanında, onların resimsel bir imge olarak kullanılabilecek pitoresk
unsurlar olduklarını da kavramışlardır. Bununla beraber sanat yolu ile kurulan böyle
bir iletişim kanalı ile öğrenciler kendilerini ifade etmişler, gözlem yapmışlar, görsel
okuma özellikleri kazanıp, estetik algının gelişmesi sonucu estetik bilinç
kazanmışlardır.
Müze ziyaretinden sonra öğrencilerden müze ziyareti izlenimleriyle ilgili olarak
hafta içerisinde kompozisyon, şiir ya da müzede en çok beğendikleri eserle ilgili bir
hikaye yazmaları ve bir sonraki derse getirmeleri istenmiştir. Daha sonra araştırmacı
tarafından hazırlanan son anket öğrencilere dağıtılmıştır (Ek 32). Buyurgan ve
Mercin’den (2005: 177) uyarlanan son anket öğrenciler tarafından doldurulmuştur (Ek
25).
Son ankete öğrencilerin vermiş oldukları cevaplardan, onlarda konu ile ilgili
olarak bir birikim oluştuğu gözlemlenmiştir.
“Gezdiğiniz müzenin türü nedir?” sorusuna öğrencilerin tamamı Arkeoloji
Müzesi cevabını vermişlerdir.
“Müzede ne tür eserler vardı?” sorusuna farklı farklı cevaplar verilmiştir. Bu
cevaplar gruplandırıldığında:
Malatya ve çevresinden gelen eserler
Birçok eski uygarlıklardan kalma eserler
160
Takılar, çanak-çömlek, kolyeler, yüzükler, şekerlikler, çivi yazıları, baltalar,
kesici aletler, tabaklar, paralar, gözyaşı şişeleri
Kazılarla ortaya çıkarılan eserler
Arkeolojik eserler
“Müzede sergilenen eserler nereden ve nasıl getirilmiştir?” sorusuna öğrencilerin
büyük bir çoğunluğu Arslantepe ve Caferhöyük’ten cevabını vermişlerdir. Bazı
öğrenciler ise, ilk uygarlıklardan, höyüklerden, kazılar sonucu, eski zamanlardan ve
Pirot, Değirmentepe ve Köşkerbaba höyüklerinden getirildiklerini yazmışlardır.
“Bu müze ziyaretinde ilk defa neleri öğrendin?” sorusuna verilen cevaplar
farklılık göstermektedir. Bunlar:
Geçmişte yaşamış olan insanların ihtiyaçları ve kullandıkları eşyaları gördüm ve
yaşayışları hakkında bilgi edindim.
Eski uygarlıkların kullandıkları eşyaları öğrendim.
Eserlerin tarihini öğrendim.
Bir tarihi esere nasıl bakılması gerektiğini öğrendim.
Bulunduğum bölgenin geçmişini ve bu bölgede yaşayanlara ait eşyaları
öğrendim.
Eski eşyaların yapım şekillerini öğrendim cevabını vermişlerdir.
“Bu müze önemli midir?” sorusuna bütün öğrenciler evet cevabını vermiş olup
farklı gerekçeler ortaya koymuşlardır. Genel ifade; geçmiş hakkında bizlere vermiş
olduğu bilgilerle eski uygarlıklar ve onların yaşam biçimleri hakkında sonuçlar
çıkarmamıza yardımcı olmaktadır. Önemi üzerine hakim olan görüşlerden birisi de
“Tarihimizi yansıtıyor ve bizlere kültürümüzü tanıtıyor” açıklamasıdır.
Çalışmalar bitirildikten sonra müze yetkililerine teşekkür edilerek müzeden
çıkılıp, öğrencilere bir hafta sonraki derste, yapılan bu gezinin değerlendirileceği
söylenmiştir. Yapılan resim çalışmalarını bir hafta sonraki derse getirmeleri ve boyama
işlemi eksik kalanların bu ders içerisinde tamamlayabilecekleri belirtilmiştir.
Malatya Arkeoloji Müzesi ziyareti sonrasındaki derse, Görsel Sanatlar ve Sosyal
Bilgiler dersi öğretmenleri müzelerin önemi, müzenin tarihçesi, müzede sergilenen
eserler, dönemleri, teşhir biçimleri ve özellikleriyle ilgili bilgileri soru cevap yöntemiyle
pekiştirmeye çalışarak birlikte başlamışlardır. Daha sonra müze ziyaretinde dağıtılan
bilgi notları (terimler) teker teker tahtaya yazılmıştır. Bu yapılırken de öğrencilerin
zihinlerindeki kalıcılık düzeyinin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Yazılan terimlerin
tanımının yapılması kartın sahibi dışındaki öğrencilerden istenmiş ve böylece terimlerin
161
tekrarıyla bilgiler biraz daha perçinleştirilmiştir. Tanımı öğrenciler tarafından
verilemeyen terimlerin cevapları kart sahibinden istenmiştir (Ek 33).
Görsel Sanatlar Öğretmeni tarafından öğrencilerin bir hafta önce müzede çizmiş
oldukları resimleri çıkarmaları istenmiş ve resimleri eksik olan öğrencilere eksiklikleri
tamamlamaları için kısa bir süre verilmiştir (Ek 34).
Sosyal Bilgiler öğretmeni tarafından “Görsel İmge Oluşturma” etkinliği için
tahtaya Malatya Arkeoloji Müzesi yazılmıştır. Çıkarılan oklarla müzede bulunan
eserlerin,
gruplandırılarak
yazılması
öğrencilerden
istenmiştir
(Ek
35).
Gruplandırmaların yapılabilmesi için öğrencilere soru cevap yöntemi kullanılarak
ipuçları verilmeye çalışılmıştır. Yapılacak gruplandırmalar ritonlar, obsidyenler, paralar,
kıyafetler, silahlar, takılar, seramik kaplar, mutfak eşyaları, tarım aletleri, dokuma
aletleri vs. şeklinde olmuştur. Öğretmen tarafından oluşturulan grupların altına üçer tane
daire çizilmiş olup öğrencilerden bu dairelerin içine o gruba ait bir ürünün resmini
çizmeleri istenmiştir. Bu etkinlik esnasında bütün öğrencilerin katılımlarının
sağlanmasına özen gösterilmiştir. Mutfak eşyaları grubunun altındaki kutulara bıçak,
kazan, kase, ocak gibi görseller; savaş aletleri grubunun altında bulunan dairelere balta,
kılıç, mızrak, obsidiyen, ok ucu vb. nesnelerin şekilleri; heykeller grubunun altında yer
alan dairelerin içerisine müzede bulunan, tapınmak amacıyla yapılmış olan idoller, oyun
oynamak için yapılmış küçük hayvan figürinleri ve farklı dönemlerde yapılmış çeşitli
heykellerin resimleri çizilmiştir.
Etkinlikle öğrencilerin işlenen konuyu resim ile ifade edebilmelerine fırsat
verilerek nesneleri daha iyi kavramaları sağlanmıştır. Bu yapılırken de, öğrencilerin,
nesnenin görüntüsünü hayal etmeleri sağlanırken onların hayal güçlerinin gelişmesine
de katkı sağlanmıştır. Diğer taraftan, nesneyi ifade ederken ortaya koyacakları özgünlük
ile de özgün düşünme yönlerinin gelişimi sağlanmıştır. Çalışma ile aynı zamanda
oluşturulacak gruplandırmalarla onların düzenleyici düşünme yönlerinin gelişimine de
katkı sağlanmıştır (Buyurgan ve Mercin, 2005: 138).
Bu etkinlik sonrasında ders öğretmeni öğrencilerden Malatya Arkeoloji Müzesi
Gezisi ile ilgili ‘sonuç çıkarmalarını’ istemiştir.
“Sonuç Çıkarma” etkinliği kapsamında öğrencilerin müze gezisinde ulaştıkları
sonuçların belirtilerek tahtaya yazılması sağlanmıştır. Bu yapılırken bütün öğrencilerin
katılımı sağlanarak ortak hareket etmelerine imkan verilmiş ve bilgilenmeleri için zemin
hazırlanmıştır. Ne gibi sonuçların çıkarılacağı öğretmen tarafından sorgulanarak
yönlendirme yapılmıştır. Bu yönlendirmelerde şunlara temas edilmiştir:
162
Tarihsel ve kültürel açıdan çok zengin ya da çok fakiriz.
Malatya ve çevresi tarihsel ve kültürel açıdan yalnız Anadolu uygarlıkları için değil,
dünya medeniyetleri için de çok önemli bir yere sahiptir.
Kültür varlıklarımıza (tarihi eser) yeteri kadar sahip çıkıyoruz / çıkmıyoruz.
Kültür varlıklarımız ulusal ve uluslararası ölçekte çok iyi tanınıyor / tanınmıyor.
Bir eserin gerçeğini görmek fotoğrafından (röprodüksiyon) çok daha etkileyici.
Müze gezileri çok zevkli ya da sıkıcı vs.
Müzelerimiz hak ettiği ilgiyi görüyor / görmüyor.
Müzelerimize gerekli kaynak (ödenek) sağlanıyor / sağlanmıyor.
Öğretmen bir parantez açarak kaynak konusuna yeni bir açılım getirir. Bir kent
içerisinde zamana bağlı olarak birçok hizmet unsurunun değişmek zorunda olduğunu
belirtir. Kentin almış olduğu göçler sonrasında mevcut birçok hizmet alanının gerekli
talebi karşılamakta zorlanabileceği belirtilmiştir. Nitekim Malatya Şehirlerarası Otobüs
Terminali ve belediye binası vs. öğretmen tarafından, öğrencilerin yakın çevresine ait
bir örnek olarak, gündeme getirilmiştir.1970’lerdeki nüfusun durumu ve şartları ile
2008’lerin aynı olmadığı, şehrin büyüdüğü ve nüfusun arttığı için yeni terminale ve
belediye binasına ihtiyaç duyulduğu ve bu ihtiyaç sonrasında yeni terminal ve belediye
binası inşa edildiği ifade edilmiştir. Ancak aynı büyümenin neden müzeye yansımadığı
ve
yeni
daha
büyük
ve
modern
bir
müze
binasının
yapılmadığı
sınıfa
sorulmuştur.1970’li yıllardan beri aynı binanın müze olarak kullanılması ve daha büyük
mekanların neden müze binasına tahsis edilmediği ve bunun gerekçesinin neler
olabileceği tartışılır.
Öğrenilen bir konuda önemli olan en önemli husus hiç kuşkusuz öğrenenlerin
bazı yargıya varmalarıdır. Konu hakkında bir yargıya varamayan ya da sonuç
çıkaramayan bir öğrenci, gerekli öğrenmeyi gerçekleştirmemiş sayılır. İşlenilen konuda
ulaşılacak sonuçların belirlenmesi öğrenenlerin kendilerine olan güvenlerinin artmasının
yanında onların akıcı düşünme ve esnek düşünme yönlerinin gelişmesini sağlarken,
özgün bir yargı ortaya koymalarına da vesile olur. Öğrencilerin konu hakkında özgün
düşünmeleri ve yaratıcı düşünme becerilerinin gelişmesinin yanında karar verme yönleri
de gelişir.
Devam eden süreçte “İstasyon Tekniği” etkinliğinin yapılacağı öğretmen
tarafından sınıfa söylenerek üzerinde çalışılacak konunun saptaması öğrencilerin
görüşleri doğrultusunda yapılmıştır. Seçilecek konu
“Tarihsel ve Kültürel
Varlıklarımız” olarak belirlenip öğretmen tarafından tahtaya yazılmıştır. Daha sonra
163
sınıf içerisinde beş tane istasyon alanı oluşturulmuştur. Bu alanlar oluşturulurken
öğrencilerin rahat çalışabileceği mekanların oluşturulmasına özellikle dikkat edilmiştir.
Öğrenciler, zeka alanlarına, öğrenme stillerine ya da sınıf seviyesine uygun olarak
heterojen gruplara ayrılmıştır. İstasyonlara gidecek kişiler belirlenirken random yöntemi
kullanılmıştır. Sınıf beş istasyona bölünürken aynı zamanda her gruba bir ad verilmiştir.
Bunlar:
7 İ Şubesi grupları
Arılar Grubu, Aslanlar Grubu, Kanaryalar Grubu, Kokarcalar Grubu, ve Karıncalar
Grubu
7 H Şubesi grupları
Kaktüsler Grubu, Leylaklar Grubu, Deve Tabanı Grubu,
Zambaklar Grubu ve
Manolyalar Grubu
Çalışma kapsamında oluşturulan istasyonlar şunlardır:
A. Bilgi aktarımı (Araştırma – İnceleme)
B. Slogan yazma
C. Şiir yazma
D. Olayla ilgili hikaye yazma
E. Afiş hazırlama (kolaj ve renkli resim tekniklerini kullanarak)
Gruplar oluşturulurken hiçbir öğrencinin dışarıda kalmamasına dikkat edilmiş
olup bütün öğrenciler etkinliğe dahil edilmiştir. Öğretmen etkinliği yönetecek kişi
olarak belirlenmiş olup, her beş istasyonda gözlem yapacak birer kişi seçilmiştir.
Seçilen bu kişilere istasyon şefleri oldukları, gruplara kılavuzluk edecekleri ve ürünleri
toplayıp getirecekleri söylenmiştir. Öğretmen her grubu istasyonlara gönderip her
grubun bulunduğu istasyonda on dakika çalışacağını söylemiştir. Gruplar istasyonlara
giderken tren vagonları gibi dizilip tren gibi sesler çıkarmış ve şarkılar söylemişlerdir.
Öğretmen her istasyonda sürenin bittiğini istasyon şefi düdüğüyle haber vereceğini
söylemiştir. Öğretmen 1. grubu araştırma - inceleme yapmaya, 2. grubu slogan
yazmaya, 3. grubu şiir yazmaya, 4. grubu hikaye yazmaya ve 5. grubu ise afiş
hazırlamaya göndermiştir. Her grubun bulunduğu istasyondaki işi yapması sağlanarak
öğretmenin denetimi devam etmiştir. On dakikalık sürenin sonunda öğretmen süre bitti
düdüğünü çalıp öğrencilerin yerlerini değiştirmiştir. 1. grup 2. gruba (slogan yazmaya);
2. grup 3. gruba (şiir yazmaya); 3. grup 4. gruba (hikaye yazmaya); 4. grup 5. gruba
(afiş hazırlamaya); 5. grup 1. gruba (araştırma- incelemeye) gönderilmiştir. Her grubun
bir önceki grubun bıraktığı yerden devam etmesi sağlanırken, önceki grubun bir devamı
164
olduğu gruba hatırlatılıp önceki grubun yazdığı şiire yeni şiirle devam edecekleri,
hikayeyi devam ettirecekleri, yeni slogan ekleyecekleri, yeni afişler hazırlayacakları ve
araştırma- inceleme kapsamında konu ile ilgili olarak bilgi notları verecekleri
söylenmiştir. On dakikalık süreden sonra tekrar grupların yerleri değiştirilmiştir.
Etkinlik, her grup, bütün istasyonlardaki işleri yapıncaya kadar sürmüştür. Bütün
grupların her istasyonda çalışması sağlanırken ürettiklerinin istasyonda kalması
gerektiği belirtilmiştir. Daha sonra ise her istasyon şefi kendi istasyonunda yapılan
çalışmaları öğretmene (başkana) getirmiştir. Etkinlik sürecinin tamamında Sosyal
Bilgiler ve Görsel Sanatlar öğretmenlerinin rehberlikleri devam etmiştir. Gruplar
tarafından hazırlanan bilgi aktarımı istasyonu (araştırma- inceleme), slogan yazma
istasyonu, şiir yazma istasyonu ve hikaye yazma istasyonu ürünleri sınıfta okunup, afiş
hazırlama istasyonunda ortaya çıkarılan çalışmalar ise sınıf tahtasına asılarak öğrenciler
tarafından yorumlanması istenmiştir (Ek 35).
Etkinliğin amacı öğrencilerin işbirlikçi bir öğrenme sağlamalarının yanında
disiplinlerarası bir ilişkilendirme ile olaylara farklı açılardan bakabilme yönlerinin
gelişimidir. Önceki öğrencilerin yaptıklarını devam ettirmekle akıcı ve esnek düşünme
yönlerinin gelişimi sağlanırken, yeni bir şey ortaya koyma endişesi de, öğrencilere,
özgün düşünme alanında kazanımlar sağlamıştır.
Ders sonrasında Sosyal Bilgiler Dersi öğretmeni, bir sonraki derste Malatya
Arkeoloji Müzesi ziyareti gerçekleştirileceğini sınıfa aktardıktan sonra bu ziyaret
kapsamında yapılacak olan “Bir Eserin Müzeye Teslimi” etkinliği için, sınıfı altı gruba
ayırmıştır. Her gruba 2863 sayılı “Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu”nun
bir bölümü verilerek her gruba kendi bölümünün maddelerini gelecek derste
açıklayacakları belirtilmiştir.
Görsel sanatlar dersi öğretmeni aynı derste müze içerisinde Ugarit Alfabesindeki
harfleri kullanarak üzerine bir metin yazılı kil tablet çalışması yapacaklarını belirtmiştir.
Tablet üzerine yazılacak olan metinleri Ugarit Alfabesiyle yazacakları için bütün
öğrencilere bu alfabenin fotokopisi dağıtılmıştır. Bu kapsamda öğretmen kil tablet
üzerine yazılacak olan birkaç kelimeden oluşacak metni öğrencilerden hazır bir şekilde
çizimi yapılmış olarak müzeye getirmelerini istemiştir. Ugarit alfabesinde karşılığı
olmayan bazı Latin alfabesi harflerinin yerine sınıfça alfabedeki harflere benzer şekiller
belirlenmiştir (Ek 36).
165
3.4.1.2. II. Ders Planının İşlenmesi
Malatya Arkeoloji Müzesi Ziyareti Öncesi Ders Etkinliği (40 dk.)
İnsanların doğru iletişim kurmalarıyla ilgili olarak belirlenen bir anı örneği
öğrencilerin motivasyonunu sağlamak için fotokopi halinde bütün öğrencilere
dağıtılmıştır. Daha sonra Sosyal Bilgiler dersi öğretmeni tarafından aynı anı metni sınıfa
okunmuştur (Ek 37).
Metinde yaşanan problemin ne olduğu öğrencilere sorulup, iletişim problemi
olduğu cevabının alınması beklenmiştir. Cevap alındıktan sonra iletişimin insan yaşamı
içerisindeki önemi ortaya konulmaya çalışılmıştır. Yukarıdaki iletişim probleminin
yaşanmaması için neler yapılmalıdır ve yaşamımızda iletişimi nasıl sağlıyoruz, soruları
öğretmen
tarafından
sınıfa
sorulmuştur.
Sonrasında
öğrencilerin
yaklaşımları
değerlendirip düşünceleri üzerinde beyin fırtınası yapılmıştır.
İnsanlarda ilk iletişim materyalleri olan mağara resimleri ve iletişimi sağlayan en
önemli unsurlardan birisi olan yazı ile ilgili olarak araştırmacı tarafından yazı ve alfabe
sunuları hazırlanmıştır. Bu sunular bir hafta önce Sosyal Bilgiler Dersi Öğretmenlerine
verilmiş olup dersin başında öğretmen tarafından sınıfa aktarılmıştır. Hazırlanan yazı
sunusunda; ilk iletişim örnekleri olarak değerlendirilen mağara duvarı resimleri ve
duvar resimleri, yazının günümüzdeki harf yazısına kadar geçirdiği madde yazısı resim yazısı - düşün yazısı - ses yazısı - harf yazısı evreleri, Mısır hiyeroglif yazısı,
Sümer çivi yazısı, mühürler, tabletler, alfabeler ve dünya üzerinde toplulukların
kullandıkları alfabelerle ilgili olarak görseller ve bilgi notları bulunmaktadır (Ek 38) .
İkinci bir sunuda ise Türkler tarafından kullanılan Göktürk, Uygur, Arap, Latin ve Kiril
alfabeleri, Mors alfabesi ve Braille Kabartma yazısı ile ilgili görseller ve bilgi notları
yer almıştır.
İki kişinin görüşmesinde, konuşan kişi kaynak, anlattığı ileti, dinleyen kişi alıcı,
konuşma sesi- ses telleri ve havanın titreşiminin araç olduğu, kitap, gazete, radyo, TV,
sinema filmi, tiyatro ve opera oyunu, resim, yontu, fotoğraf’ın en önemli iletişim
araçları olduğu öğretmen tarafından sınıfa aktarılmıştır. Öğretmen aşağıdaki soruları
kullanarak soru- cevap yöntemiyle öğrencilerin derse katılımlarını sağlamıştır.
İletişim türleri olan sözel, sözsüz, görsel ve dokunsal iletişime örnek veriniz.
TV nasıl bir iletişim aracıdır? Hem sözel, hem görsel hem de sözsüz (işitme engelliler
haber bülteni) iletişim aracı olduğu cevabının alınması sağlanmıştır.
Radyo nasıl bir iletişim aracıdır?
166
Sözel ve işitsel.
Gazete nasıl bir iletişim aracıdır?
Hem söze dayalı hem görsel iletişim aracıdır.
Sinema nasıl bir iletişim aracıdır?
Hem görsel, hem sözel hem de sözsüz iletişim aracı.
Trafik işaretleri, deniz feneri ve uyarı ışıkları nasıl bir iletişim aracıdır?
Görsel iletişim araçları.
Dumanla iletişim nasıl bir iletişim aracıdır?
Hem sözsüz hem de görsel bir iletişim aracı.
Davullu tellalların kurduğu iletişim nasıl bir iletişimdir?
Davul sözsüz bir iletişim olmasına rağmen tellalın söyledikleri sözlü iletişim.
Siren, düdük, korna, kapı zili, çan, çıngırak ne tür iletişim araçlarıdır?
Sözsüz iletişim aracı olmalarının yanında kulağa seslendikleri için aynı zamanda işitsel
iletişim araçları.
Giyim-kuşam biçimleri, saç şekilleri, tuvaletler, takılar ve körlerin okumasını sağlayan
Braille alfabesi ne tür iletişim araçlarıdır?
Dokunsal iletişim araçları.
Sevdiklerinizle nasıl haberleşiyorsunuz?
Telefonla, cep telefonuyla, bilgisayar kanalıyla ya da mektup yazarak
haberleşiyoruz, cevaplarının gelmesi beklenmiştir.
Öğrencilerden bir tanesi telefonu çaldırıp konuşmadan sağlanan iletişimin ne tür
bir iletişim olduğunu sormuştur. Bu soru sınıfta büyük bir kahkaha fırtınasının
kopmasına neden olmuştur.
Yazının bulunmasıyla birlikte ne tür gelişmelerin yaşandığı, buna paralel olarak
alfabelerin ne zamandan itibaren görülmeye başlandığı ayrıntılı bir şekilde
açıklandıktan sonra baskı teknolojisinde yaşanan gelişmeler kronolojik olarak
verilmiştir. Öğretmen yazının insanlık tarihinin en önemli icatlarından birisi olduğunu
sınıfa söyledikten sonra ilk yazı örneklerinin korunduğu ve sergilendiği mekanlar olarak
müzelerin önemine vurgu yapmıştır.
Öğretmen insanlar arasında iletişim ve yazının gelişimiyle ilgili olarak soru cevap
yöntemini kullanarak sınıfa bilgi vermiştir (Ek 39).
Öğretmen sınıfa telgrafın en önemli iletişim araçlarından birisi olduğunu ve
günümüzde kullanılan birçok iletişim aracının da öncülü olduğunu söylemiştir. “Hiç
telgraf çektiniz mi?, Hiç kimseden telgraf aldınız mı?, Her ikisini de yapmadıysanız
167
görsel ve sözel kitle iletişim araçlarında telgraf örneğiyle karşılaştınız mı?, Telgraf nasıl
bir iletişim aracıdır?, Red Kid çizgi filmini hatırlar mısınız? Orada telgrafla ilgili ne tür
diyaloglar yaşanır?” gibi sorular öğretmen tarafından sınıfa sorulmuştur. Daha sonra
öğretmen telgrafın icadı, gelişimi ve teknik olarak nasıl çalıştığı ve nasıl haberleşme
sağladığı hakkında sınıfa bilgi vermiştir (Ek 40).
“Resimle İletişim Kurma” etkinliğinde öğretmen sınıf içerisinde küçük gruplar
oluşturarak, öğrencilerden grup olarak hazırladıkları bir olayı resimlerle sınıf tahtasına
çizmelerini istemiştir. Daha sonra diğer öğrencilerin anlatılmak istenileni bulmaları
istenerek görsel okuma yapılırken kendi aralarında yaptıkları şekillerle birbirleriyle
iletişim kurmaları sağlanmıştır. Bu yapılırken de ilk insanların yazıyı kullanmadan
önceki dönemlerde yaşamış oldukları iletişim problemleri ortaya konularak empati
kurulmuştur. Aynı zamanda gelecekte iletişimin kolaylaşması için daha ne tür buluşların
yapılacağı hakkında öğrencilerin görüşüne başvurularak hayal dünyalarının harekete
geçirilip yeni yaklaşımların ortaya konması ve yaratıcılıklarının gelişmesi sağlanmıştır.
Yapılan bu etkinlik yazıyı kullanmadan nasıl iletişim kurulacağı, hangi
kelimenin yerine hangi simgenin ya da resmin tercih edilmesi gerekeceği konusunda,
öğrencilerin, hem esnek düşünce hem de özgün düşünme yönlerinin gelişimini
sağlamıştır. Öğrencilerin sanat aracılığıyla iletişim kurması sağlanırken, ortaya koymuş
oldukları yaratıcı yaklaşımlarla da kendilerini ifade etme anlayışında gelişmeler
yaşanmış ve görsel okumayla birlikte sosyal katılım becerilerinde de değişim
görülmüştür.
Öğrencilere “İlk insanların kullanmış oldukları iletişim araçları, yazıtlar,
tabletler, kitabeler, v.s. araçları yerinde görmek ister misiniz?” diye sorulmuştur. Evet,
cevabı alındıktan sonra Malatya Arkeoloji Müzesi’ne hareket etmek için okul
bahçesinde toplanılmıştır. Öğrenciler ikişerli sırayla, önde Sosyal Bilgiler Dersi
öğretmeni ve araştırmacı, grubun arkasında ise Görsel Sanatlar Dersi öğretmeni
nezaretinde müzeye gidilmiştir. Müzenin bahçesinde toplanıldıktan sonra müze uzmanı
tarafından bölgede yaşamış olan uygarlıklar ve onların kullanmış oldukları iletişim
araçları, yazıları, tabletleri hakkında genel bir bilgi verildikten sonra bu bölgede
toplanan eserlerin sergilendiği Malatya Müzesi’nde de bu dönemlere ait belgelerin
olduğu belirtilmiştir. Özellikle Asur Ticaret Kolonileri’nin yol güzergahında olduğu için
çivi yazısı ve silindir mühür örneklerinin yeteri kadar olmasa da bulunduğunu ve
bölgede birçok şekil ya da yazının kullanıldığı mühürlerin de olduğunu belirtmiştir.
168
Malatya Arkeoloji Müzesi Ziyareti kapsamında müze binasına girildikten sonra
binada bulunan “yazı” ile ilgili tarihi eserler kronolojik olarak tanıtılmıştır. “Urartu
(İzoli) Yazıtı Betimlemesi” etkinliği çerçevesinde orijinali Karakaya Baraj Gölü altında
kalan ve müzede alçı bir kopyası sergilenen Urartu Yazıtı -İzoli (Kale) Yazıtı olarak da
geçer- önünde bütün sınıf daire oluşturup toplanmıştır. Daha sonra yazıt ayrıntılı bir
şekilde incelemiştir (Ek 41). Müze uzmanı yazıtın Karakaya Baraj Gölü üzerindeki
Büyük Kömürhan Köprüsü yakınında yaklaşık 34 metre suyun altında kalan ve dik bir
kaya üzerine 15-20 cm derinliğinde kaya oyulmak suretiyle ana kayaya kazılarak
yazıldığını belirmiştir. Ayrıca bu yazıtın Urartu kralı III. Sarduri’ye (MÖ 750-733) ait
olduğu ve Urartu ve Aslantepe tarihine önemli ışık tuttuğu da belirtilmiştir (Ek 42).
Yazıt okunduktan sonra öğrencilerin tarihsel empati kurmaları, geçmiş-bugün
arasında bir mukayeseye gitmeleri ve yaşanan süreçte ortaya çıkan değişimleri
görmeleri için çeşitli sorular sorularak katılımları sağlanmıştır. Bu sorular:
Urartu kralı Van’dan Malatya’ya nasıl gelmiştir?
Kömürhan Köprüsü’nün bulunduğu yerden Fırat Nehri’ni nasıl geçmiştir?
O dönemde Malatya’da kimler yaşamakta idi?
Kral Sarduri III bu yazıtı neden yazdırmıştır? (Öğrencilerin görüşleri üzerinde
tartışılmıştır.)
Bizlere ne gibi yararlar sağlamaktadır?
Yazıt dönem hakkında bizlere ne gibi bilgiler vermektedir.?
Yazıt yazılmamış olsa idi bizler için ne gibi eksiklikler olurdu?
Bu yazıt gibi eski dönemlerden günümüze kadar gelen başka yazıtlar biliyor musunuz?
(Orhun Abideleri, Yazılıkaya Anıtı)
Yazıtlarla mimari yapıların üzerlerinde yer alan kitabeler arasında işlevsellik açısından
ne gibi benzerlikler vardır?
Günümüzde ne gibi araçlar bu yazıtla aynı işi görmektedir?
Gelecekte ne gibi araçlar aynı işlevselliği yerine getirebilir?
Sizler gelecek için yakınlarınıza böyle bir yazıt yazacak olsanız neler yazarsınız?
Dumanla haberleşme, güvercinle haberleşme, mektup, kartpostal, telgraf, telefon,
televizyon, cep telefonu, e-mail, msn gibi iletişim kanalları ile Urartu (İzoli) Yazıtı
arasında ne gibi bağlantılar kurarsınız?
Etkinlik kapsamında öğrencilerin bir taraftan ilk çağlarda yazılmış olan bir
yazıttan yola çıkarak dönem hakkında bilgi edinilmesi sağlanırken diğer taraftan da,
iletişimin gelişimi hakkında çıkarımda bulunmaları beklenmiştir. Bu da öğrencilerin
169
esnek düşünme ve özgün düşünme yönlerinin gelişimine katkı sağlarken yordama
yapabilme yetilerinin de gelişimini sağlamıştır. Zamanla yaşanan değişim ve sürekliliği
algılama yetilerinde de gelişmeler yaşanmıştır.
Bulunan “Bir Tarihi Eserin Müzeye Teslim Edilmesi”yle ilgili olarak hazırlanan
etkinlik çerçevesinde bir hafta önce oluşturulan gruplar düzenlenmiştir. Müze salonunda
bir daire oluşturulduktan sonra müzede bulunan Geç Hitit Dönemi’ne ait bir aslan
heykeli grubun ortasındaki masanın üzerine yerleştirilmiştir (EK 41), (Ek 43). Kültür
varlığı konumunda olan bu eserin bulunduktan ya da kazı sonrasında çıkarıldıktan sonra
müzeye teslimiyle ilgili olarak ne gibi bir prosedür izlenmesi gerektiği, belirlenen kanun
çerçevesinde anlatılmaya çalışılmıştır.
Öncelikle 2863 Sayılı Kültür ve Tabiat
Varlıklarını Koruma Kanunu’nun I. bölümünü ele alan grup üyeleri kanun kapsamında
yer alan genel hükümler, amaç, kapsam, tanımlar ve kısaltmalar, tarihi eseri haber
verme zorunluluğu ve devlet malı olma niteliğini sınıfa aktarmışlardır. Etkinlik
çerçevesinde her öğrenci kendi bölümünün ayrı bir maddesini ele almıştır.
Sonrasında II. bölümü ele alan grup üyeleri korunması gerekli taşınmaz kültür
ve tabiat varlıklarıyla ilgili olarak sınıfa açıklama yapmışlardır. Bu kapsamda tespit ve
tescil, koruma alanı ile ilgili karar alma, izinsiz müdahale ve kullanma yasağı, yetki ve
yöntem, hak ve sorumluluk, korunması gerekli taşınmaz kültür varlıklarının onarımına
katkı fonu, devir yasağı, kullanma, kamulaştırma, ruhsatsız yapı yasağı, yapı esasları,
maliklerin izin verme yükümlülüğü, taşınmaz kültür varlıklarının nakli, istisnalar ve
muafiyetler hakkında gerekli açıklamalar grup üyeleri tarafından yapılmıştır. Sınıftaki
eser eğer taşınır değil de taşınmaz bir kültür varlığı olsa idi nelerin yapılması gerektiği
grup üyeleri tarafından ortaya konulmuştur.
2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun III. bölümünü ele
alan grup, korunması gerekli taşınır kültür ve tabiat varlıkları hakkında bilgilendirmede
bulunmuşlardır. Üyeler yönetim ve gözetim, müze, özel müze ve koleksiyonculuk,
kültür varlığı ticareti, ikametgahını ticarethane olarak gösterme yasağı, ticarethane ve
depoların kontrolü, yurt dışına çıkarma yasağı, yurt dışından getirme ve kopya çıkarma
hususunda kanunun belirttiği noktalar hakkında bilgilendirme yapmışlardır. Ele alınan
eserin taşınır kültür varlığı konumunda olduğu düşünülerek kanun çerçevesinde
yapılması gerekenler ortaya konulmuştur.
Eserin kazı sonrasında çıkarılan bir eser olduğu düşünülerek kanuna göre nelerin
yapılması gerektiği hususu, kanunun IV. bölümde yer alan “Araştırma, Sondaj, Kazı ve
Define Arama” başlığı altında açıklanarak ortaya konulmuştur. Bu kapsamda araştırma,
170
sondaj ve kazı izni, maliklerin mülkleri içinde yapılacak kazılar, kazı izninde usul, kazı
izninin devredilmeyeceği, araştırma, sondaj ve kazı izninin hükümsüzlüğü, araştırma,
sondaj ve kazı izninde süre, kazıdan çıkarılan eserlerin müzelere nakli, zarar vermede
tazminat yükümlülüğü, yayım hakkı, giderler, koruma ve çevre düzenleme, araştırma,
kazı ve sondajların geçici olarak veya tamamen durdurulması, tesislerin devri,
araştırma, kazı ve sondajda görevlendirmeler, araştırma, kazı ve sondaj izni yasağı ve
define aramayla ilgili olarak kanunda yer alan hususlar sınıfla paylaşılmıştır.
Beşinci öğrenci grubu kanunun beşinci bölümünde yer alan “Kültür ve Tabiat
Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu” ile “Koruma Kurullarının” görevleri ve çalışma
sistemleri hakkında bilgi vermişlerdir. Alt başlıklarda ise kuruluş, görev, yetki ve
çalışma şekilleri, koruma yüksek kurulu üyeliği, temsilci üyelerin nitelikleri, koruma
yüksek kurulu ve koruma kurulu üyeliğinin sona ermesi, süresi ve huzur hakkı, koruma
kurullarının görev, yetki ve çalışma şekli, koruma kurullarının oluşumu, kurul
üyelerinin yolluk ve gündelikleri ve kurullarla ilgili yönetmelikler hakkında bilgi
verilmiştir.
Diğer bir grup kanunun altıncı bölümüyle ilgili olarak yapılması gerekenler
hakkında açıklamada bulunmuştur. Bu bölümde ikramiyelerin ve cezaların neler olacağı
belirtilmiştir. Bu çerçevede kültür varlıklarını bulanlara verilecek ikramiyeler, cezalar,
usulsüz belge verenler, ilan ve tebligat yapanlar, haber verme sorumluluğu - kültür
varlığı ticaretine ve ikametgahı ticarethane olarak gösterme yasağına aykırı hareket
edenler, yurt dışına çıkma yasağına aykırı hareket edenler, tetkik ve kontrole muhalefet,
özel mülkiyete konu olanlar, kazı, sondaj ve araştırmaya ilişkin hükümlere aykırı
hareket, kamu personeline ilişkin kararlar, özel müze ve koleksiyonlara ilişkin
hükümlere aykırı hareket, izinsiz araştırma, kazı ve sondaj yapanlar ve cezaların
artırılması ile ilgili açıklamalar yapılmıştır.
Yedinci bölümle ilgili açıklama yapan grup diğer hükümler ana başlığında
yürürlükten kaldırılan konular hakkında açıklama yapmışlardır.
Bütün bu aşamalar esnasında müze uzmanları etkinliğin birçok yerinde konu ile
ilgili açılımlarda bulunmuşlar ve yaşanan somut örneklerin aktarımıyla konunun
anlaşılmasına katkı sağlamışlardır.
Etkinlikle öğrenciler, bir kültür varlığının (taşınır-taşınmaz) bulunuşundan
müzeye teslimine kadar yaşanan süreç hakkında bilgi sahibi olmuşlardır.
Kısa bir aradan sonra “Kil Tablet Çalışması” etkinliği yapmak için öğrencilerle
birlikte müzenin bahçesinde hazırlanan eğitim alanına geçilmiştir. Kil plakalar İnönü
171
Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik Bölümünde öğrenim göre iki lisans
öğrencisi tarafından hazır hale getirilmiştir.
Ugarit alfabesiyle ilgili küçük bir bilgi notu öğrencilere verildikten sonra (Ek
44), Görsel Sanatlar Dersi öğretmeni hafta içerisinde öğrencilerin hazırladıkları
metinleri getirilen farklı materyallerle (çivi, plastik çay kaşığı, plastik çatal, tarak vs.)
kil plakaların üzerine işlemelerini istemiştir (Ek 45). Öğrenciler kendi çalışmalarını
oluştururken bir taraftan kil hakkında bilgi edinmişler, diğer taraftan ilk uygarlıkların
malzemeyi kullanma biçimlerini, ele almış olduğu eserin ne zaman, hangi uygarlık
döneminde, hangi amaçla, yapıldığını öğrenmişlerdir. Ayrıca ne gibi tarihi olayların
eserin yapıldığı zamanı etkilediğini, eserin aktardığı öykü ya da simgelerin olup
olmadığını, eserin bugün de öneminin aynı olup olmadığını öğrenerek yaratıcılıklarının
geliştirilmesi amaçlanmıştır. Öğrenciler tasarım elemanları ve tasarım ilkelerini
kullanarak estetik beğenilerini, kendi formlarını ortaya koyarak yaratıcılıklarını ve üç
boyutun farkını keşfederek, farklı açılardan formu doğru görebilme ve çalışmasına
yansıtabilme yetilerini geliştirmişlerdir. Uygulama çalışmaları öğrencilerin tercih
edecekleri malzemelerle yaptırılmış olup, çalışmalara uygun kompozisyon önerileri,
öğrenciler tarafından ön tasarımlar olarak hazırlanmış ve öğretmenle birlikte seçilmiştir.
Çalışmalar yaptırılırken Görsel Sanatlar öğretmeninin ve seramik bölümü öğrencilerinin
rehberliği devam etmiştir. Çalışma esnasında çatal, bıçak ve kesici gereçlerin
kullanımında dikkat edilmiş, öğrencilerin ellerini çizmemeleri, kesmemeleri hususunda
gerekli özen gösterilmiştir. Çalışma bitirildikten sonra, çalışma alanı temizlenip, araçgereçler kontrollü olarak kaldırılıp, sandalye ve masalar düzeltilmiştir.
Etkinlik kapsamında kil ile üç boyutlu çalışmalar yapılırken, öğrencilerin, tarihi
eser ile iletişim kurma yetilerinin gelişmesinin yanında görsel okuma ve gözlem
becerilerinin gelişmesi de amaçlanmıştır.
Atölye çalışması yapıldıktan sonra öğrencilerin yapmış oldukları çalışmaları bir
sonra işlenecek olan derse getirmeleri hatırlatılarak, müze yetkililerine teşekkür edilip
müzeden çıkılmıştır.
Malatya Arkeoloji Müzesi Ziyareti Sonrası Ders Etkinlikleri çerçevesinde
öğrencilerin aktif olarak yer aldığı birçok uygulama yapılmıştır. Örnek olay incelemesi
yapmak için bir hafta öncesinden fotokopileri öğrencilere dağıtılan “Bir Kavak İniltisi”
metni sınıfta okunmuştur (Ek 46).
172
Geri plandaki düşünceleri bulma yöntemiyle, metinle ilgili olaylar analiz
edilerek açıkça ifade edilmemiş düşünceler keşfedilmeye çalışılmıştır. Öğrencilerden
metinde açıkça yer almayan ifadeleri saptamaları istenmiş, soru-cevap yöntemiyle
konunun detaylı bir şekilde analizi yapılmıştır. Dünyada ve ülkemizde yaşanan kültür
mirası ve kültür varlıkları tahribatıyla ilgili olarak, aşağıda yer alan sorularla
öğrencilerin düşüncelerini belirtmeleri istenmiştir.
Kültür varlıkları neden yok oluyor?
Bu yaşanan problemin nedenleri neler olabilir?
Sizler bu konuda neler düşünüyorsunuz?
Dünyada ve ülkemizde böyle bir eserin yok olduğunu duyduğunuzda ne
hissedersiniz?
Ülkemizden bir eski eserin kaçırıldığını duyduğunuzda ne hissediyorsunuz?
Kültürel mirasa ait değerlerin korunması için neler yapılabilir?
Bu sorulara öğrenciler tarafından cevap verilip ve üzerlerinde tartışıldıktan sonra
“Kavram Haritası Oluşturma” etkinliği için sınıf tahtasının üst kısmına “Kültür Varlığı
(Tarihi Eser)” kavramı yazılıp öğrencilerden ilişkili kavramları aşamalı olarak
yazmaları istenmiştir. Ayrıca öğrencilerden müze ve ilk uygarlıklarla ilgili kavramlar
üretmeleri
ve
ürettikleri
kavramları
hazırlanmış
olan
kutucuklara
yazmaları
söylenmiştir. Oluşturulan kavramlar: bilim, tarih, UNESCO, Kültür ve Turizm
Bakanlığı, sanat eseri, taşınır ve taşınmaz kültür varlığı, arkeoloji, etnografya, müze ve
müzecilik gibi kavramlardır (Ek 47). Kavramların oluşturulmasında öğretmen sorularla
öğrencileri yönlendirmeye çalışmış ve mümkün olduğu kadar fazla kavramın oluşmasını
sağlamıştır. Aynı zamanda müze tanımı ve çeşitleri de öğrenciler tarafından
oluşturulmuştur.
Öğretmen tarafından öğrencilere ipucu vermek açısından şu tür sorular sorulmuştur:
Sanatsal, tarihsel, kültürel ve estetiksel açıdan eserlerin sergilendiği mekânlara ne
denir?
Müzeler ne tür eserler sergiler?
Arkeolojik kazılar sonrasında çıkarılan eserlerin sergilendiği müzelere ne ad verilir?
Müzeler eski eserleri ne amaçla toplar?
Eski insanların çamurdan yaptıkları kapların genel adı nedir?
Eserlerin tarihsel dizilimine ne denir?
Hangi müzelere gittiniz?
İlk uygarlıklar hangileridir?
173
Anadolu’da hangi büyük uygarlıklar yaşamıştır?
Mezopotamya coğrafyasında insanlık tarihi açısından hangi önemli uygarlıklar hüküm
sürmüştür?
İlk uygarlıkların tapınmak amaçlı yapmış oldukları heykelciklere ne denir?
Ne tür mutfak eşyaları kullanmışlardır?
Eğitimsel yapı içerisinde yapılan araştırmalar göstermiştir ki; grafiksel özetleme
yapan öğrenciler, diğer öğrencilere göre daha kısa sürede daha kalıcı öğrenmektedirler.
Beynin bilgiyi tek tek almasından ziyade, bilgileri alıp örüntüler üzerinde
şekillendirmesi aynı düzeni bize vermektedir (Açıkgöz, 2007: 113).
Etkinlik kapsamında öğrencilerin araştırma yapma, problem çözme ve karar
verme yetilerinin gelişmesi, diğer taraftan da ilişkilendirilmiş kavramlarla konuyu daha
iyi kavramaları sağlanmıştır.
Öğrencilerde yaratıcılığı ve empati yeteneğini geliştirmek ve üst düzey düşünme
becerilerini kazandırmak için “Altı Şapkalı Düşünme Yöntemi” etkinlik olarak
uygulanmıştır. Bu yöntemde hedef davranışlar uygulama, analiz, sentez ve
değerlendirme basamaklarından oluşmaktadır. Sınıf altı gruba ayrılıp her grubun
bulunduğu alana grubun rengini gösteren şapkalar asılmıştır (Ek 48). Daha sonra
grupların olaya bakışlarıyla ilgili kısa bir bilgi verildikten sonra her grubun kendi
görüşlerini ortaya koyması istenmiştir.
Olaylara objektif olarak yaklaşan Beyaz Şapka (tarafsız şapka) grubuna ait
üyeler ilk uygarlıklara ait eserlerin sergilendiği mekanlar olarak müzeler, kültür mirası,
kültür varlıkları, tarihi eser (eski eser), ören yeri v.b. konular hakkındaki edinmiş
oldukları bilgileri sınıfa sunmuşlardır. Elde etmiş oldukları bilgileri tarafsız olarak,
olabildiğince yansız bir şekilde aktarırken, konu ile ilgili tanımlamalara gidip, sayısal
veriler ortaya koymuşlardır. Türkiye ve dünya ölçeğinde yapılan çalışmalara değinerek
ilk uygarlıklara ait eserlerin muhafaza edildiği ve sergilendiği mekanlar olarak
müzelerin işlevselliklerini, çeşitlerinin neler olduğunu, ülkemizdeki örnekleri ve dünya
ölçeğindeki örneklerinin neler olduğunu ortaya koymuşlardır. Grup üyeleri tarafından
ülkemizde Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın kültür varlıklarımızı koruyan, tanıtan ve
sahip çıkan yegane kurum olduğu, 1983 yılında çıkarılan 2863 sayılı Kültür ve Tabiat
Varlıklarını Koruma Kanunu’nun kültür varlıkları ile ilgili olarak yürürlükte olan kanun
olduğu belirtilmiştir.
Ayrıca uluslararası alanda ise UNESCO, ICOM, ICCROM,
ICOMOS ve IFLA’nın bu alanla ilgilenen en önemli kurumlar olduğu da belirtmiştir.
174
Aynı zamanda kültür varlıklarının kamusal olduğunu ve ekonominin kültür varlıkları
üzerinde olumsuz etki yaptığı da ifade etmiştir.
Olaya duygusal açıdan yaklaşan Kırmızı Şapka (duygusal, kişiselleştiren şapka)
grubu üyeleri konu ile ilgili olarak hikaye yazmışlardır. Ayrıca Malatya Arkeoloji
Müzesi hakkında müzenin sıcak olduğuna, içerisinde yer alan eserlerin güzel ve mağrur
olduklarına yönelik yorumlarda bulunmuşlardır.
Olayların olumsuz ve negatif yönlerine bakan Siyah Şapka (kötümser şapka)
grubu üyeleri bu olgulara karamsar olarak bakarak kültürel miras ve kültür varlıklarının,
eski eserlerin ve müzelerin karşılaştıkları olumsuzlukların neler olduğunu ortaya
koymuşlardır. Üyeler, ekonomik yapıdaki yetersizlikler, eğitimsizlik, bilinç eksikliği,
savaşlar, başka topluluklara duyulan nefret vb. gibi nedenlerin kültür varlıklarının yok
olmasında çok etkin olduğunu belirtmişlerdir.
İyimser, avantaj, yaşatma ve görme gibi kavramlar eşliğinde iyi niyetli
düşüncelere sahip Sarı Şapka (avantajlar şapkası) grubu üyeleri kültür mirası ve kültür
varlıklarının, tarihi yerlerin ve müzelerin sağladığı yararlar konusunda bilgiler
vermişlerdir. Bu olguların toplumun yararına nasıl işlediğini örnekler vererek
açıklamışlardır. En önemli yararları olarak; insanlara millet olma bilinci verdikleri,
tarihin tanınmasına ve geleceğin şekillenmesine, ekonomik açıdan ülke ekonomisine
katkı sağladıkları, milletlerin kimliklerinin birer göstergesi oldukları belirtilmiştir.
Yenilikçi, üretken, girişimci, değişkenliğe açık, alternatif düşünceler ortaya
süren Yeşil Şapka (yaratıcı şapka) grubu üyeleri yenilikçi ve özgün çözümler
üretmişlerdir. Grup kültürel miras ve kültür varlıklarının, müzelerin, tarihi yerlerin,
toplum yararına nasıl kullanılmaları gerektiği konusunda öneriler sunmuşlardır. Kültür
varlıklarının halka tanıtılması, sevdirilmesi ve sahip çıkma bilincinin oluşması açısından
ne gibi faaliyetlerin oluşturulacağına, yönetici konumda bulunan kişiler, eğitimciler ve
vatandaşlar tarafından neler yapılabileceğine yönelik yaklaşımlar ortaya koymuşlardır.
Ülkemizin zengin kültürel mirasının dünyada tanınmamız açısından önemli yararlar
sağlayacağına, aynı zamanda turizm geliri açısından da ekonomimize büyük katkı
sağlayacağına işaret etmişlerdir.
Uygulama kapsamında şu tür öneriler getirilmiştir:
Her vilayette konu ile ilgili dernekler kurulabilir.
Bir okul bünyesinde, il ya da bölgesel ölçekte dergi ve gazeteler çıkarılabilir.
Kamu ve özel şirketler konuya daha hassas yaklaşarak, konu ile ilgili görsellerden
oluşan takvimler bastırılabilir.
175
Milli Eğitim Müdürlüğü, okul, belediye, valilik vb. kurumlar öncülüğünde fotoğraf ve
resim sergileri ve konu ile ilgili yarışmalar düzenlenebilir.
Okulların öğretim programlarına kültür varlığı, kültürel miras, müzecilik ve müze
eğitimi ile ilgili dersler eklenebilir.
Çağın şartlarına uygun yasal düzenlemeler yapılabilir.
“Her Okula Bir Müze” kampanyası başlatılarak, okulun konumu ve şartları
doğrultusunda her okula bir müze bölümü eklenebilir.
İller arası müze sergileri düzenlenebilir.
İllerde veli bilgilendirme seminerleri düzenlenebilir.
Şehrin çeşitli yerlerinde kültür varlıklarıyla ilgili çeşitli görseller kullanılabilir.
Kitle iletişim araçlarının konu ile ilgili yayınlar hazırlamalarına imkan verilebilir ve
ortam hazırlanabilir. Özellikle televizyonlardaki çocuk programlarında konuya önemli
yer verilebilir.
Okullardaki panolara kültür varlıklarıyla ilgili görseller asılabilir.
Müzelerde çeşitli etkinlikler yapılabilir.
Her hafta bir sınıf müze gezisine götürülerek müzeler ile öğrenciler arasında bir
yakınlık sağlanabilir.
Kontrol eden, serinkanlı olan ve durumu analiz ederek sonuçlar bulmaya çalışan Mavi
Şapka (değerlendiren şapka) grubu üyeleri, olaya tüm yönleriyle bakmışlardır. Çok
yönlü
düşünme
çerçevesinde
diğer
şapka
gruplarının
ulaştıkları
sonuçları
değerlendirerek, konuyla ilgili net sonuçlara ulaşmışlardır.
Her gruptaki öğrenci kendi şapkası altında toplandıktan sonra kendi şapkasının
özelliğini dikkate alarak özelliklerini söylemişlerdir. Öğrencilerin söylediklerinin hepsi
sınıf tahtasında her renkte şapkalara ayrılan yerlere sırasıyla yazılmıştır.
Yapılan “Metin Tercümesi Etkinliği” çerçevesinde öğrencilerden bir hafta önce
Malatya Arkeoloji Müzesi’nde kilden yapmış oldukları çalışmaları sıraların üzerlerine
koymaları istenmiştir. Tabletler üzerine yazılan metinlerin ne anlama geldiği yönünde
tüm sınıfla bir etkinlik düzenlenmiştir. Etkinlik kapsamında Ugarit alfabesiyle yazılı
olan kelime grupları öğrenciler tarafından sırayla tahtaya yazılmıştır. Öğrencilere ayrı
ayrı söz verilerek tahtaya yazılan kelimeleri harfleri yerli yerine koyarak Türkçe’ye
çevirmeleri istenmiştir. Bütün öğrencilerin yazmış olduğu kelime ve kelime gruplarının
çevirisi yapılarak tahtaya yazılmıştır (Ek 48).
176
Etkinlik kapsamında başka bir dile ait semboller kullanılarak öğrencilerin
yaratıcılık ve gözlem becerilerinin gelişimi sağlanırken, ayrıca yazılan metin ile
kendilerini ifade etmelerine de imkan verilmiştir.
3.5. Verilerin Analizi
Araştırmada elde edilen verilerin çözümlenmesinde, deney ve kontrol gruplarına
ön test aşamasında uygulanan erişi testi ve tutum ölçeği puanlarının gruplar arası
farklılığını belirlemek için bağımsız gruplar için t-testi uygulanmıştır. Ayrıca deney ve
kontrol gruplarındaki bağımlı gruplar için ise bağımlı t-testi uygulanmıştır.
BÖLÜM IV
BULGULAR VE YORUMLAR
Araştırmanın bu bölümünde araştırmada elde edilen nitel bulgulardan yola
çıkılarak yorumlara gidilmiştir. Araştırmada kullanılan başarı ve tutum ölçeği testlerinin
kullanılmasıyla elde edilen puanların ortalamaları ile ilgili bulgu ve yorumlar aşağıda
verilmiştir.
4. 1. Birinci Alt Probleme İlişkin Elde Edilen Bulgular ve Yorumlar
Araştırmanın birinci alt problemi “Görsel Sanatlar ve Sosyal Bilgiler dersleri
disiplinlerarası bir yaklaşımla ilişkilendirildiğinde, öğrencilerin kültür varlıklarını
tanıma ve sahip çıkma ile ilgili kazanımların gerçekleşme düzeyleri nasıl etkilenir?”
olarak belirlenmiştir. Birinci alt probleme ilişkin bulgular aşağıda verilmiştir.
Tablo 4 1
Kontrol Gruplarının Öntest, Sontest ve İzleme Testi Puanlarının
Betimsel İstatistikleri (n=64)
Test

S
Öntest Puanı
27,00
4,72
Sontest Puanı
25,14
7,47
İzleme Puanı
22,65
10,98
Tablo 4.1.’de kontrol gruplarının başarı testindeki öntest, sontest ve izleme testi
puanları incelendiğinde öntest puanlarının =27,00, sontest puanlarının =25,14 ve
izleme testi puanlarının ise =22,65 seviyesinde olduğu görülmektedir. Elde edilen bu
sonuçlara göre Görsel Sanatlar ve Sosyal Bilgiler derslerinin disiplinlerarası bir
ilişkilendirilme yapılmadan, her dersin kazanımlarının bağımsız bir şekilde verildiği
klasik yöntemle işlenen dersler sonrasında, öğrencilerin başarı düzeylerinde bir artışın
olmadığı görülmektedir. Bu sonuçlar da göstermektedir ki klasik yöntemle yapılan
178
derslerde, öğrenme açısından uzun süreli kalıcılık sağlanamamakta ve yapılan dersler
amacına ulaşmamaktadır. Bu da öğrenim içerisinde kullanılacak yöntemlerin tespiti
problemini gündeme getirmektedir.
Kullanılan yöntemler ve öğrenime katılan duyu organlarının çokluğu
öğrenmenin gerçekleşmesinde çok etkin rol oynamaktadır. Öğrenciler yalnızca işittikleri
şeyleri kolayca unutmalarına rağmen, bizzat katıldıkları bir eğitim etkinliği onların
konuyu daha iyi anlamalarına ve kolay kolay unutmamalarına yardım etmektedir.
Yapılan pek çok çalışma, öğrencinin pasif, katılımının olmadığı, sadece dinleyici
konumda olduğu, anlatımı tek yönlü bir iletişime dayanan ve öğreten merkezli
yöntemler olarak da değerlendirilen klasik yöntemlerle öğretim etkinliğinin son derece
düşük olduğunu ortaya koymaktadır.
Tekdüze bilgilerin ve becerilerin üzerinde durulduğu klasik yöntemlerden
ziyade, dikkatin daha çok bireysel ve grup çalışmaları üzerinde yoğunlaştığı, öğrenen
merkezli, öğrencileri yaratıcılığa, problem çözmeye, kendi fikirlerini geliştirmeye ve bu
fikirlerini ortaya koymaya yönlendiren modern-aktif yöntemlerin öğrenim içerisinde
tercih edilmesi öğrenim açısından büyük yararlar sağlayacaktır (Küçükahmet, 1997:
60).
Buyurgan’ın (2004: 99-115) yapmış olduğu “Müze’de Etkin Öğrenme” adlı
çalışmada, araştırmacı, Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ne, müze ziyareti düzenlemiştir.
Araştırmacı, ziyaret esnasında müze ziyareti öncesinde, müzede ve müze ziyareti
sonrasında programlanmış çalışmalarla, geliştirmiş olduğu müze rehberini kullanmıştır.
Çalışma sırasında öğrenciler bire bir eserlerle yüz yüze gelerek öğrenme ortamı
bulmuşlardır.
Bunun
sonucunda
ise
verimli
bir
müze
ziyareti
etkinliği
gerçekleştirilmiştir.
Bir öğrenme etkinliği içerisinde kültür varlıklarının ya da nesnelerin eğitim
amaçlı kullanılması, öğrencilerin farklı duyu organlarını kullanarak, her şeyden önce
yaşayarak öğrenmelerini sağlayacaktır. Böyle bir etkinlik içerisinde herhangi bir kültür
varlığı ya da müzelerdeki nesnelere bakarak öğrendiklerimizin %30’unu hatırlarız.
Fakat nesne ile ilgili bir konuşmaya katılıp, bir sunum yaptığımızda %70’ini, nesne ile
ilişkili bir gösteri veya drama yaptığımızda etkileşimli sergileri kullandığımızda,
nesnelere dokunduğumuzda ve nesneler hakkında konuştuğumuzda ise %90’ını
öğreniriz (Hooper-Grenhill, 1994: 145). Bir Çin atasözü öğrenci katılımının öğrenme
üzerindeki etkisini şöyle ifade etmektedir: İşitirim ve unuturum, görürüm ve hatırlarım,
yaparım ve anlarım (Küçükahmet, 1997: 59).
179
Tablo 4 2
Kontrol Gruplarının Ön Başarı ve Son Başarı Testi Puanlarının
Karşılaştırılması (n=64)
GRUPLAR

S
t
p
2,260
,027
Öntest Puanı
27,00
4,72
Sontest Puanı
25,14
7,47
Kontrol gruplarının ön test ve son test puanlarının karşılaştırılmasında, öğrenim
içerisinde farklı etkinliklerin, öğretim durumlarının ve ilişkilendirilmelerin yapılmadığı
bir çalışmada ne tür sonuçların ortaya çıktığının gösterilmesi açısından çok büyük önem
taşımaktadır. Tablo 4.2’de kontrol gruplarıyla ders işlenmeden önce yapılan öntest
uygulamasında
=25,14’e
=
27,00 puan alınmasına rağmen, aynı grupların sontest puanları
gerilemiştir. Her iki test sonuçlarında son test değil de öntest lehine bir
tablonun oluşması klasik öğretimdeki yöntem sorunları hakkında ipuçları vermektedir.
Uygulanan öğrenme süreçlerinde, öğrencilerin düşünmelerini, araştırmalarını,
sorun çözmelerini ve edindikleri bilgi ve beceriyi yeniden yapılandırıp yaşama
geçirmelerini destekleyen yöntem ve teknikler işe koşulmalıdır. Bir öğrenmede
öğretilenlerin anlaşılması ve kalıcı olması açısından; diğerlerine öğretme-öğrendiklerini
kullanmanın öğrenmede yüzde doksan; yaparak öğrenmenin yüzde yetmiş beş;
öğrenmede tartışmanın yüzde elli; göstermenin yüzde otuz; görsel-işitsel yöntemlerin
yüzde yirmi; okumanın yüzde on ve anlatma yönteminin de yüzde beş oranında etkili
olduğunu düşündüğümüzde farklı öğretim yöntemlerinin kullanılma zorunluluğu
kendiliğinden ortaya çıkmaktadır (MEB, 2006b: 66).
Anlatım gibi tek yönlü iletişime dayanan klasik yöntemler öğretmen ya da
öğreten merkezli (otokratik) yöntemler olarak tanımlanmakta olup, bu ve benzeri
yöntemlerde tekdüze bilgilerin ve becerilerin verilmesi üzerinde durulmaktadır. Ancak
bireysel ve grup çalışmaları üzerinde dikkatin yoğunlaştığı öğrenci merkezli modern
yöntemlerde öğrenciler yaratıcılığa, problem çözmeye, fikirlerini geliştirmeye ve bu
fikirlerini ortaya koymaya güdülendirilmektedirler. Eğitimsel süreç içerisinde etkileşim
o kadar önemli rol oynamaktadır ki bazı modern öğretim yöntemleri öğretmen öğrenci
etkinliklerinin yanında, öğretmenlerin de meslektaşlarıyla bir iletişim ortamı içine
180
girmelerinin gerektiğini savunmaktadır (Küçükahmet, 1997: 60). Çünkü yapılan
çalışmalarda ortaya çıkan sonuçlarda öğretmenlerin etkisi oldukça yüksektir.
Tablo 4 3
Kontrol Gruplarının Ön Başarı ve İzleme Başarı Testi Puanlarının Karşılaştırılması
(n=64)
GRUPLAR

S
t
p
Öntest Puanı
27,00
4,72
3,31
,002
İzleme Testi Puanı
22,65
10,98
izleme
testi
Tablo
4.3’de
kontrol
gruplarının
öntest
ve
puanlarının
karşılaştırılması yapılmış ve grupların öntest puanları = 27,00 olarak belirlenirken,
aynı grupların ders planlarının uygulanışından bir ay sonra uygulanan izleme testi
puanları = 22,65 olarak tespit edilmiştir. Kontrol gruplarının dersler öncesi puanları =
27,00’dan
=
25,14’e ve bir ay sonraki izleme testinde ise
=
22,65’e düşmesi
geleneksel yöntemlerle işlenen dersler sonrasında öğrenci başarılarında olumlu bir
değişme yaşanmadığını göstermektedir. Ayrıca izleme testi sonuçlarında aynı puanlarda
yaşanan düşüş, uygulanan yöntemin öğrencilerdeki bilgi kalıcılığı açısından da yararlı
olmadığını ortaya koymaktadır.
Elde
edilen
veriler
ışığında;
benzer
kazanımlara
sahip
dersler
ilişkilendirilmeden, gezi-gözlem vb. yöntemlerin kullanılmadığı klasikyaklaşımla düz
anlatıma dayalı öğrenmelerde sağlıklı bir öğrenme gerçekleştirilememekte ve
öğrenilenlerin de kalıcılığı sağlanamamaktadır. Alman filozof J. G. Fichte “İnsanların
mukadderatını kuru bilgi değil, bilgiye göre iş ve hareket tayin eder derken, bizler; kuru
kuruya seyir ve temaşa için değil, hareket etmek için, etkinlikler yapmak için yaşıyoruz
demektedir. Bu bakımdan eğitimin her şeyden önce faaliyet temayülünü geliştirmesi
gerekmektedir (Aktaran, Burger, 1976: 28). Eğitim-öğretim içerisinde uygulanan
yöntem farklılıkları sonrasında, okula kayıt ve devamın sağlanmış olmasına karşın,
ilköğretim öğrencilerinin büyük bir oranının temel becerileri kazanmalarını sağlayacak
nitelikte bir eğitime erişim olanağından yoksun olduklarını görmek mümkündür (Karip,
2007a).
Karip ve Apaydın’ın (2007a) yapmış oldukları çalışmada toplumda iller
arasında girdiler ve öğrenci başarısı açısından çok büyük farklılıklar görülmemekle
181
birlikte, il içinde okullar arasında başarı farklılıkları daha geniş ölçekte görülmektedir.
Araştırma çerçevesinde iller arasında dağılım daha homojen bir yapı göstermekle
birlikte, il içinde kaynak ve başarı dağılımında eşitsizliklerin alarm verir nitelikte
olduğu sonucu, farklılıkların daha çok uygulanan yöntemlerden kaynakladığı konusunda
kanıtlar ortaya koymaktadır. Okullardaki fiziksel alt yapı ve insan kaynaklarında
eşitsizliklerin okullar arasında öğrenci kazanımında farklılıklar ile ilişkili olduğu
görülmektedir.
Tablo 4 4
Kontrol Gruplarının Son Başarı ve İzleme Başarı Testi Puanlarının Karşılaştırılması
(n=64)
GRUPLAR

S
t
p
1,868
,066
Sontest Puanı
25,14
7,47
İzleme Testi Puanı
22,65
10,98
Tablo 4.4’de Kontrol gruplarının sontest puanlarının
=
25,14’den, bir ay
sonrasında = 22,65’e düştüğü gösterilmektedir. Bu sonuçlar klasik yöntemlerle verilen
bilgilerin öğrenme içerisinde çok fazla bir kalıcılık sağlamadığını göstermektedir.
Halbuki öğretim içerisinde öğrenciyi aktif kılarak, etkinliklerin gerçekleşmesinde etkin
rol
oynamalarına
imkan
verilerek
olayları
bizzat
deneyerek
uygulamaları
gerekmektedir. Kontrol gruplarındaki öğrenciler böyle bir etkileşime tutulmamışlardır.
Tarihin her döneminde deneme-yanılmanın önemli olduğu ve eğitim sürecinde
her zaman tercih edilmesi gerektiğinin üzerinde durulmuştur. Thorndıke en yaygın
öğrenme süreci olarak deneme-yanılma yoluyla öğrenmeyi göstermektedir (Erözkan,
2007: 265). J. Rousseau’ya göre çocuğun kendi kendine faaliyeti ve kendi kendine
tecrübe kazanması eğitimin en önemli vasıtasıdır. Çocuğun kendi kendine tecrübe
kazanması deneme - yanılmanın eğitim içerisindeki önemini de ortaya koymaktadır.
İnsan deneme - yanılma ile nesnelerle direk bağlantı içerisine girmektedir. Nesne
hakkında kendi kendine kazandığı kavramların, başkalarının öğrettiği kavramlardan çok
daha emin ve aydın olduğu muhakkaktır (Burger, 1976: 17). Ünlü Türk düşünürü İbni
Sina 11. yüzyılda deneye, gözleme, nedenleri araştırmaya dayanan bir eğitim-öğretimi
önermektedir (Akyüz, 2006: 30).
182
Tablo 4 5
Deney Gruplarının Başarı Öntest, Sontest ve İzleme Testi Puanlarının Betimsel
İstatistikleri (n=64)
Test

S
Öntest Puanı
26,01
5,27
Sontest Puanı
30,03
6,19
İzleme Testi Puanı
29,29
5,98
Tablo 4.5.’de deney grubunun başarı testindeki öntest, sontest ve izleme testi
puanları incelendiğinde, deney grubu öntest puanlarının =26,01, sontest puanlarının
=30,03
ve izleme testi puanlarının ise =29,29 seviyesinde olduğu görülmektedir. Elde
edilen bu sonuçlara göre Görsel Sanatlar ve Sosyal Bilgiler derslerinin disiplinlerarası
bir ilişkilendirilme ile öğrenci merkezli, farklı ders etkinlikleri, nesne merkezli ve müze
ziyaretleriyle işlendiğinde, sağlıklı ve kalıcı bir öğrenme sağlandığını söylemek
mümkündür.
Görsel Sanatlar ve Sosyal Bilgiler dersleri arasında kurulan
disiplinlerarası ilişkilendirme ile işlenen derslerde öğrenci başarılarındaki artışın
nedenleri arasında benzer kazanımların bir bütünlük içerisinde ele alınması da büyük bir
etkendir.
Açıkgöz’e (2007: 113) göre örüntülü bilgiler, dağınık, karmaşık bilgilere göre
daha iyi anlaşılıp, öğrenilip, hatırlanmaktadır. Sağlanacak olan bütünlük içerisinde
öğrenci eğitimin merkezinde yer alarak, sınıfta öğretmenin anlattığını ezberleyen bir
kişi olmaktan çıkarak oyunlarla, tartışmalarla, eleştirel değerlendirmelerle, grafikler,
haritalar yaparak, değişik kaynaklar kullanarak tarih yazarak aktif öğrenmeyi
gerçekleştirecektir.
Şu hiçbir zaman unutulmamalıdır ki; uygulanan program içerisinde öğrencinin
başarısı kendisine öğretileni tekrarlamasından değil, kendisinden beklenen becerileri ve
kapasiteleri kazanması ve çıkarımlarda bulunmasından geçmektedir (Tekeli, 2000; 910). Yapılan araştırmalar eğitim öğretim içerisindeki görevli öğretmenlerin büyük bir
çoğunluğunun zaten bu durumun farkında olduklarını göstermektedir. Süzen’in (2005:
164) kırk görsel sanatlar dersi öğretmeni üzerinde yaptığı araştırmada öğretmenlerin
%92,5’i müze ve sanat galerilerinin ziyaretinin sanat eserleriyle doğrudan etkileşimi
sağlayarak kültürün öğrenilmesinde ve aktarılmasında faydalı olduğunu yine
183
öğretmenlerin %92,5’i müze ve sanat galerilerinin eğitim amaçlı ziyaretlerinin
öğrencilerin yaratıcılığının gelişmesine fayda sağladığını belirtmişlerdir.
Ata’nın (2002: 251) 204 tarih öğretmenlerinin üzerinde yaptığı çalışmada tarih
öğretmenlerinin hemen hemen tamamı; tarih konularını, müzeleri ve tarihi yerleri
gezdirerek öğretmenin, bilgiyi daha kalıcı kıldığını belirtmişlerdir.
Tablo 4 6
Deney Gruplarının Ön Başarı Testi ve Son Başarı Testi Puanlarının
Karşılaştırılması (n=64)
GRUPLAR

S
t
p
6,132
,000
Öntest Puanı
26,01
5,27
Sontest Puanı
30,03
6,19
Tablo 4.6’da deney gruplarının öntest ve sontest puanlarının karşılaştırılması
yapılmıştır. Bu karşılaştırmada Deney gruplarının öntest puanları
=
26,01 iken
sontestte bu puan = 30,03’e çıkmıştır. Bu sonuçlar göstermektedir ki, birçok farklı
etkinlik ve müze ziyaretleri iki dersin ilişkilendirilmesine yönelik olarak hazırlanan ders
planlarında uygulandığında öğrencilerin başarısında anlamlı bir düzeyde artış
yaşanmaktadır. Özellikle öğrencilerin gezi-gözlem yöntemini kullanarak, kendi
aralarında etkileşim sağlayarak derslerin işlenmesi çok etkili olmuştur.
Buyurgan (2007: 729) eserler karşısında yapılan bilgilendirmelerin, sorucevaplarla akıcı, esnek ve özgün düşünmenin, öğrencilerin seviyesine göre eğlendirici
aktivitelerle desteklenerek, öğrenme potansiyelinin yüksek bir düzeye çıkarılabileceğini
vurgularken eğitim içerisinde gezi-gözlemle eser ziyaretlerinin zorunluluğuna da işaret
etmektedir. Dokunabilir objeler sayesinde obje ve öğrenci arasındaki iletişimin
artmasıyla kalıcı bir öğrenme sağlanabilir. Okuldaki öğretim kolayca soyut hale
gelebilir. Öğretmen öğrencilerin hiç rastlamadığı ya da duyularıyla hiç tecrübe etmediği
olgular hakkında konuşur. Nesneyle bire bir ilişki kurulduğunda ise öğrenci görür,
dokunur, koklar, aletleri tutabilir ve araçları kullanabilir (Seidel ve Hudson, 1999: 21,
Aktaran, Süzen: 144). Bu da daha etkili bir öğrenme sağlar.
Gerçek şeylerle çalışmak; karşılaştırma yapmak, anımsamak, ilişki kurmak,
sınıflandırmak, sorgulamak, somut gözlemlerden soyut kavramlara geçmek, bilinenden
184
bilinmeyene uzanmak, belirgin gözlemlerden genellemelere ulaşmak da dahil olmak
üzere her türlü düşünmenin gerçekleşmesini sağlar. Kültür varlığı konumundaki bir
tarihi eser, müze, fabrika ya da galeriler eğitim amaçlı kullanıldığında, kişinin farkında
olmadan duyularının hemen hemen istem dışı olarak kullanılmasıyla bağlantılı olarak
kendiliğinden bir öğrenme gerçekleşmektedir (Greenhill-Hooper, 1999: 133). Nitekim
bir nesnenin direk kendisi ile çalışılmasının en heyecanlı yönlerinden biri kuşkusuz
düşüncenin kendisinin gelişmesine olanak sağlanmasıdır (Delahaye, 1987, Aktaran,
Greenhill-Hooper, 1999: 132).
Buyurgan ve Mercin’e (2005: 63) göre tarihi kalıntılar konumundaki kültür
varlıkları, ören yerleri, güzel sanatlara ait nesneler ve sit alanları sadece bu alana özel
ilgi duyanlar için değil; aynı zamanda çocukların, gençlerin ve yetişkinlerin artistik
duyarlılıklarını ve tasarıma yönelik algılarını geliştirmek için de önemli yerler ve
nesnelerdir. Gerçek şeylerle çalışmak; karşılaştırma yapmak, anımsamak, ilişki kurmak,
sınıflandırmak, sorgulamak, somut gözlemlerden soyut kavramlara geçmek, bilinenden
bilinmeyene uzanmak, belirgin gözlemlerden genellemelere ulaşmak da dahil olmak
üzere her türlü düşüncenin gerçekleşmesini sağlarken, kültür, teknoloji, insanlar,
toplumsal yapı, geçmiş, şimdi ve gelecek ile bütüncül öğrenmenin gelişmesini
sağlayacak ilişkiler de kurar. Nitekim Aquinas’ın da önerdiği gibi soyut yerine somut ve
maddi olanla daha iyi ve daha temelli öğreniriz (Greenhill-Hooper, 1999: 132).
Nesnenin kendisinin bulunamadığı durumlarda hemen hemen her alanda (askeri
harp oyunları, pilotların uçak modelleriyle, şoför adaylarının özel pistte, tıp
öğrencilerinin kadavra üzerinde çalışması) kullanılan, aslının yerine “yapay”ının
kullanıldığı benzetişim tekniği de nesnelerin bire bir kullanılmasına benzeyen, oldukça
faydalı bir teknik olarak öğrenimde kullanılmakta ve daha nasıl geliştirilebilir diye de
üzerinde çalışmalar yapılmaktadır (Küçükahmet, 1997: 100). Kültür varlıkları ya da
müzelerde yer alan nesneler duyu algılarıyla başlayan ve gözlemleme ve düşünmeyle
devam eden gelişme sayesinde öğrencinin zihni şeyleri eylemlerle ilgili önemli olguları
ve bunların yazılı ve sözlü dille ilişkilerini anlamaya hazırlar (Greenhill-Hooper, 1999:
46).
185
Tablo 4 7
Deney Gruplarının Ön Başarı Testi ve İzleme Başarı Testi Puanlarının
Karşılaştırılması (n=64)
GRUPLAR

S
t
p
Öntest Puanı
26,01
5,27
4,603
,000
İzleme Testi Puanı
29,29
5,98
Deney gruplarının Tablo 4.7’de verilen öntest ve izleme testi sonuçlarında
izleme testi lehine anlamlı bir değişim yaşandığını söylemek mümkündür. Uygulama
öncesi deney gruplarının puanları = 26,01 iken yaklaşık altı hafta sonra uygulanan
izleme testinde = 29,29’a çıkmıştır.
Bu sonuçlar ders kapsamında yapılan etkinliklerin, eğitim gezisinin ve öğrenim
yöntemlerinin çok başarılı olduğunu göstermektedir. Uygulanan bu etkinliklerde
öğrencilere çeşitli görevler verilerek öğrencilerin işbirlikçi bir yaklaşımla gruplar
halinde özellikle kültür varlıklarının birebir olarak üç boyutlu yapılarını incelemelerine
imkan verilmiştir. Müzede bulunan kültür varlıklarını inceleyen öğrenciler, sadece bilgi
edinmemişler ayrıca ve daha önemlisi, buradaki eserlerle girdikleri diyalogla bilgi
edinme yeteneklerini de geliştirmişlerdir (Calkins 1880:169, Aktaran Greenhill-Hooper
1999: 46).
Geenhill-Hooper’e (1999: 46) göre müze içerisindeki eserleri öğrencilerin
kullanmasıyla, onların duyu algıları gelişecek, bu da düşünme ve yargılama
yetenekleriyle birleşerek çocuğu var olan bilgi ve yeteneklerine dayanan uygun
etkinliğe
yönlendirecektir.
Comenius’a
göre;
“Öğretmenler
önce
öğrencilerin
dikkatlerini toplamaya, keskinleştirmeye çalışmalı daha sonra hep beraber eşyayı
tanımalı, sonra hafızayı kuvvetlendirmeli ve nihayet dili ve eli işlemelidir.” demektedir
(Burger, 1976: 13).
Küçükahmet’e (1997: 77) göre öğrencilerin derse ait kazanımları nesnelerin
bulunduğu mekanlarda görmelerine fırsat veren geziler, ilk elden tecrübe sağlar, diğer
öğrenme etkinliklerine temel teşkil eder, öğrencinin pek çok duyusuna yönelir. Nitekim
Dewey ve Wetekamp öğretimde çocuğun ilgisi dahilinde olan eşyaya önem verilmesini
ve yaratıcı faaliyetlerden işe başlanmasını talep etmektedir (Aktaran, Burger, 1976:
124).
186
Tablo 4 8
Deney Gruplarının Son Başarı Testi ve İzleme Başarı Testi Puanlarının
Karşılaştırılması (n=64)
GRUPLAR

S
t
p
Sontest Puanı
30,03
6,19
1,150
,255
İzleme Testi Puanı
29,29
5,98
Deney gruplarının yapılan etkinliklerde edindikleri bilgi ve deneyimlerinin
kalıcılığını tespit etmek için yapılan izleme testi ile son test arasındaki puanlar Tablo
4.8’de verilmiştir. Buna göre deney grupları son testte aldıkları = 30,03’lük puanı dört
hafta sonra uygulanan izleme testinde = 29,29’a düşürmüşlerdir. Deney gruplarının
uygulama öncesi öntest puanlarının
=26.01
olduğu dikkate alındığında izleme
testindeki bu küçük düşüş önem taşımamaktadır. Özellikle izleme testi ile son test
arasındaki küçük puan farkı uygulanan programların etkinliğini olumsuz yönde
etkileyecek bir durumda değildir.
Müzelerde yapılan öğrenme sürecinin düşünmeyi geliştiren bir özelliğe sahip
olması ve somuttan soyuta, bilinenden bilinmeyene ve gözlemden genellemeye
ulaştırmaya yönelik imkanlar sunması da var olan başarıyı etkilemiştir (Onur, 2000: 13,
Akt. Süzen, 2005: 114).
Öğrencilerin çalışma ortamı yalnızca derslikler olmayıp, aile, okul, çeşitli
topluluklar, kitaplıklar, müzeler, sergiler vb yerleri kapsar. Öğrencilere bu yerlerde
incelemeler, gezi gözlem ve ilgili kişilerle görüşmelerde yaptırılır (MEB, 1998: 62).
Farklı mekanların ders etkinlikleri için kullanılmasının önemi ile ilgili olarak
Pestalozzi, çocuğun bilgisini kendi etkinliği ile kendisinin çıkarması gerektiğini
söylerken, çevremizde bulunan boş kafaların çokluğunun çocukların aktif olarak
bulundukları etkinliklerden uzaklaştırılıp ve kitaba sürüklenmeleriyle ilişkili olarak
görmektedir (Aktaran, Burger, 1976: 33). Greenhill-Hooper (1999: 127) olumlu etkisini
birçok alanda gösteren yöntemin etkinliğini şöyle ifade etmektedir: ”Doğal numuneleri
ve maddi kültür çalışmak duyuların kullanılması yoluyla beynin çalışmasını gerektirir”.
Sözcüklerle, çizimle, duygularla ya da müzikle verilen herhangi bir tepki ne kadar
küçük olursa olsun bazı çocuklar ve bazı yetişkinler için büyük bir başarıdır (GreenhillHooper, 1999: 129).
187
Kültür varlığın, tarihi mekanlar ve müzelerde çeşitli duyguların kullanıldığı
etkinlikler yapılarak farklı zeka tiplerine ve ilgilere hitap edilebilir. Okul ortamında
pasif olan öğrenmeyi zor bulan bir öğrenci bu tür ortamlarda aktif olabilmektedir. Bazı
öğrenciler sınıf ortamında göstermedikleri yetenek ve becerilerini gösterme şansına
sahip olabilirler.
Bütün çocuklar için yeni bir yere gitmek yeni insanlarla tanışmak bilgi
toplamada yeni yaklaşımları denemek ve gerçek şeylerle karşılaşmak çok güdüleyici ve
uyarıcı olabilir (Greenhill-Hooper, 1999: 175). Okulda öğrenmeyi zor bulan öğrenciler,
birden bire ders dışındaki bu tür ortamlarda daha ilgili olabilirler. Eğitim amaçlı kültür
varlıkları olan mekanlarda ve müzelerde zeka ve duygular tüm yönleriyle kullanılır.
Klasik öğretim biçimi ile zorluklar yaşayan çocukların yaratıcılığı müzelerde
geliştirilebilirken, okul saatleri boyunca normal olarak kullanılmayan çocuk zekasının
çoğu zaman fark edilemeyen yetenekleri de bu tür mekanlarda ortaya çıkabilir (Hein,
1998: 151).
Greenhill-Hooper’e (1999: 175) göre tarihsel mekanlara ve müzelere yapılan
okul ziyaretlerinin en değerli yönlerinden biri, öğrencilerin alternatif öğrenme yolları ile
karşılaşması ve maddi kanıt ile aktif biçimde çalışma fırsatı bulmasıdır. Mekan ya da
nesne ziyaretlerine yönelik uygulanan gezi gözlem, öğretimi kitaba bağımlı kalmaktan
ve sınıf ortamından kurtarmakta ve daha kalıcı yaşantılar sağlamaktadır (Buyurgan ve
Mercin, 2005: 110).
Tablo 4 9
Deney ve Kontrol Gruplarının Ön Başarı Testi Puanlarının Karşılaştırılması
(n=64)
GRUPLAR

S
t
p
26,01
5,27
-1,113
,268
Öntest Kontrol Puanı 27,00
4,72
Öntest Deney Puanı
Deney ve kontrol gruplarının çalışma planları uygulanmadan önceki puanları
Tablo 4.9’da verilmiştir. Buna göre deney gruplarının ön test puanlarının toplamı
=26,01
kontrol gruplarının ön test puanlarının toplamı ise = 27,00’dır. Bu rakamlar
188
ders planları uygulanmadan önce kontrol grubu öğrencilerinin deney grubu
öğrencilerine göre daha başarılı olduklarını göstermektedir.
Tablo 4 10
Deney ve Kontrol Gruplarının Son Başarı Testi Puanlarının Karşılaştırılması
(n=64)
GRUPLAR
S
t
p
Sontest Deney Puanı 30,03
6,19
4,028
,000
Sontest Kontrol Puanı 25,14
7,47

Tablo 4.10’e göre deney gruplarının sontest puanları
gruplarının sontest puanları ise
=
=30,03,
kontrol
25,14’dir. Bu sonuca göre deney ve kontrol
gruplarının sontest puanlarında deney grubu lehine anlamlı bir fark görülmektedir.
Başka bir şekilde ifade etmek gerekirse, Görsel Sanatlar ve Sosyal Bilgiler
derslerinin disiplinlerarası ilişkilendirme ile farklı etkinlikler ve müze ziyaretleri ile
işlenen derslerde öğrencilerin göstermiş oldukları başarı, dersleri ayrı ayrı düz anlatım
yöntemiyle işlenen öğrencilere göre daha başarılı olunduğu ortaya koymuştur. Bu
başarının altında yatan asıl unsur farklı yöntemlerin öğretim içerisinde kullanılmasıdır.
Bahsedilen bu farklı öğretim yöntemleri etkinlikler içerisinde ne kadar çok kullanılırsa o
kadar çok etkin öğretimin sağlanmasına imkan hazırlanmaktadır. Daha yararlı olmayı
amaç edinen bir eğitim sistemi öğrencilerini sınıf içerisinde, içeriğini sadece
öğretmenlerinden öğrendikleri geleneksel anlayışlar yerine, çok daha özgün ve farklı
oluşumlar içerisine girmeye zorlamalıdır. Bu oluşum ise; öğrenciler ve öğretmenlerin
birlikte öğrendiği, ekip çalışmasını başarıyla yürütebildiği, problem çözebilen, öğrenen
ve birlikte araştırmacı rolünü üstlendikleri bir yapıya sahip olmak zorundadır (Başbay,
2007: 67).
Güler’in (2009: 175) İlköğretim I. Kademe 3.sınıf Sanat Etkinlikleri Dersi
kapsamında deney ve kontrol gruplu yapmış olduğu çalışmada, ünitenin kazanımlarına
bağlı kalınarak hazırlanan “müze eğitim paketi” ve bu eğitim paketi içerisinde
geliştirilen öğrenci müze rehberi ile çeşitli etkinliklere göre programlı ve etkili bir müze
ziyareti sonrasında öğrencilerin başarı düzeylerinde büyük bir artış yaşanırken, öğrenme
durumundaki gelişme kalıcılık testinde de kendini göstermiştir.
189
Buyurgan ve Mercin’in (2005: 61) belirttiği gibi artık öğrenme, kitapla veya
okulla sınırlı olmayıp, bireylerin hem duyuşsal, hem devinişsel, hem de bilişsel yönden,
birçok alanın birbiriyle ilişkilendirilmeleri içerisinde eğitilebilmeleri gerekmektedir.
Bunun neticelenebilmesi için de öğrencilerin var olan heyecan ve heveslerinden
yararlanılması gerekmektedir.
Pestalozzi’ye göre kabiliyetleri geliştirmenin en emin yolu onları harekete
geçirmekten ibarettir (Aktaran, Burger, 1976: 4). Öğrencilerin dikkatlerinin çekildiği,
katılımlarının sağlandığı, soyut kavramlardan daha çok görsellerin kullanıldığı
çalışmalarda öğrenci başarılarının arttığı görülmektedir. Akdağ ve Tok (2004)
tarafından 68 lisans öğrencisi üzerinde uygulanan “Geleneksel Öğretim ile Powerpoint
Sunum Destekli Öğretimin Öğrenci Erişisine Etkisi” adlı,
İngilizce dersinin
öğretiminde PowerPoint sunum materyalinin etkiliğinin araştırıldığı çalışmada,
PowerPoint’te hazırlanmış ders materyalleri desteği ile İngilizce dersi işlemenin,
geleneksel öğretime göre öğrenci başarısı üzerinde daha fazla etkili olduğunu ortaya
koymuştur.
Aydın ve Balım (2005) tarafından yapılan “Yapılandırmacı Yaklaşıma Göre
Modellendirilmiş Disiplinlerarası Uygulama: Enerji Konularının Öğrenimi” adlı 68
yedinci sınıf öğrencisi üzerinde yapılan çalışmada, disiplinlerarası bir nitelik taşıyan
enerji konularının öğrenilmesinde, öğrencilerin Fen başarıları ve tutumları arasında
başlangıçta anlamlı bir fark olmadığı, öğretimden sonra ise bilişsel ve duyuşsal düzeyde
deney grubu lehine anlamlı farklar olduğu belirlenmiştir.
Bir öğrenmede beş duyuyu kullanarak, keşfederek, araştırarak bizzat
uygulamalara katılarak daha kalıcı ve etkili öğrenme sağlanabilir. Ayrıca bu eğitim
sistemi ister doğrudan bilime ve bilgiye, ister duygu ve sezgilere yönelsin, bireye kattığı
yaşantısal zenginliklerle ona yeni ufuklar açar, bilişsel ve duyuşsal açıdan onu donatır
ve onu daha yaratıcı bir alana yöneltir (Buyurgan ve Mercin, 2005: 62). Ancak şunu da
ortaya koymak gerekir ki, hiçbir ders için hiçbir yöntem sihirli bir değnek değildir.
Öğretmen kendi kişisel çabaları ve duyarlılığıyla sınıfına en uygun gelen
yöntemleri seçerek ve yine sınıfında aldığı sinyallerle değişikliklere gidecektir
(Küçükahmet,1997: 61). Aynı zamanda etkin bir öğretim için öğretmenin sınıf
atmosferinde tüm iletişimlere açık olması gerekmektedir. Öğretmen-öğretmen,
öğretmen-öğrenci
hazırlamalıdır.
etkileşimi
yanında
öğrenci-öğrenci
etkileşimine
de
imkan
190
Tablo 4 11
Deney ve Kontrol Gruplarının İzleme Testi Puanlarının Karşılaştırılması
(n=64)
GRUPLAR

S
İzleme Testi Deney Puanı 29,29
5,98
İzleme Testi Kontrol Puanı 22,65
10,98
t
p
4,247
,000
Deney gruplarının ve kontrol gruplarının Tablo 4.11’de gösterilen izleme testi
sonuçlarına bakıldığında, deney gruplarının puanı = 29,29, kontrol gruplarının puanı
=
22,65 olarak görülmektedir. Her iki grubun izleme testi sonuçlarında deney grubu
lehine bir anlamlılık vardır. Buradan da Görsel Sanatlar ve Sosyal Bilgiler derslerinin
disiplinlerarası ilişkilendirme, farklı etkinlikler ve müze ziyaretleri ile işlenen dersler
sonrasında, klasik yöntemin işlendiği derslere göre, kazanımların gerçekleşmesinde ve
öğrenmedeki kalıcılığın sağlanmasında çok daha büyük başarı sağladığı görülmektedir.
Güler’in (2009: 173) yaptığı “Programlı ve Etkili Bir Müze Gezisi İçin
Geliştirilen Müze Eğitim Paketinin Etkinliğinin Ölçülmesi” adlı çalışmada I. Kademe 3.
sınıf Sanat Etkinlikleri dersi kapsamında geleneksel yöntemle ders işlenen kontrol
grubu öğrencilerinin ünitenin kazanımlarına yönelik başarılarında kısmen bir artış olsa
da öğrenme durumlarının kalıcılığını tespit etmeye yönelik yapılan kalıcılık testinde
kalıcılık başarı düzeyinin düştüğü görülmektedir.
Öğrenciler klasik eğitim anlayışının da temelini teşkil eden yalnızca işiterek
öğrendikleri bilgileri çok tez unutmaktadırlar. Halbuki onların bizzat katıldıkları bir
eğitim programı konuyu daha iyi anlamalarını sağlamakta ve öğrendikleri bilgileri kolay
kolay unutmamalarına neden olmaktadır. Klasik eğitim anlayışına yönelik yapılan
öğrenme durumlarında kullanılan duyu organlarının sayısı sınırlıdır. Sağlıklı bir
öğrenmede gözleme katılan duyu organlarının fazlalığı, öğrenme yaşantısının
kalıcılığını artırmaktadır (Buyurgan ve Mercin, 2005:110).
Öğrenciler sırf içerisinde pasif bir şekilde durup bir şeylerin kendilerine
öğretilmesini istememektedirler. Klasik öğretim yöntemlerine yapılan eleştirilerin
büyük bir çoğunluğu zaten bu noktada odaklanmaktadır. İşte bu noktada yapılan birçok
araştırma göstermiştir ki klasik yöntemlerle yapılan öğretim etkinliklerinin öğrenci
üzerinde etkisi son derece düşüktür (Küçükahmet, 1997: 60).
191
Klasik yöntemden kastedilen elbette yalnız kullanılan öğretim yöntem ve
teknikleri olmayıp öğrenmeyi etkileyen bütün unsurlar bunun içerisine girmektedir.
Kuşkusuz bu unsurlar içerisindeki en önemli husus da okullar ve sınıflar arasındaki
eşitsizliktir. Nitekim Karip (2007d) ilköğretim düzeyinde okullar ve sınıflar arasında
eşitsizliği
doğuran
unsurları,
eğitime
erişimde
yetersizlikler,
fiziki
kapasite
yetersizlikleri, eğitim alt yapısında yetersizlikler, öğrenci başarısının düşük olması,
ilköğretim programları ve uygulama ile ilgili sorunlar, rehberlik ve yönlendirme
sorunları ve yönetim ve denetim sorunları olarak göstermektedir. O halde yaşanan
probleme bir bütün olarak bakılması gerekmektedir
4.2. İkinci Alt Probleme İlişkin Elde Edilen Bulgular ve Yorumlar
Araştırmanın ikinci alt problemi “Görsel Sanatlar ve Sosyal Bilgiler dersleri
disiplinlerarası bir yaklaşımla ilişkilendirildiğinde, öğrencilerin kültür varlıklarını
tanıma ve sahip çıkmaya yönelik tutumları nasıl etkilenir? olarak belirlenmiştir. İkinci
alt probleme ilişkin bulgular aşağıda verilmiştir.
Tablo 4 12
Kontrol Grubunun Ön Tutum, Son Tutum ve İzleme Tutum Puanlarının
Betimsel İstatistikleri (n=64)
Test
S

Öntest Puanı
84,76
9,63
Sontest Puanı
112,76
15,60
İzleme Testi Puanı
115,68
16,91
Tablo 4.12’deki kontrol gruplarının ön tutum, son tutum ve izleme tutum
puanlarına bakıldığında, ön tutum puanları =84,76, son tutum puanları = 112,76 ve
izleme tutum puanları ise
=115,68
olarak görülmektedir. Bu tutum puanları
incelendiğinde kontrol gruplarının kazanımlarla ilgili dersler öncesindeki tutumları ile
derslerin işlenmesinden sonraki tutumları arasında anlamlı bir fark görülmektedir. Bu
farkın izleme testindeki artışı ise manidar olarak düşünülmektedir.
Kontrol grubuyla dersler düz anlatım gibi klasik yöntemler çerçevesinde
işlenmiştir. Müfredatta belirtilen kazanımları edinmeye yönelik öğrencileri aktif tutacak
192
ve merkeze alacak etkinlikler olmamasına, öğrenciler gezi-gözlem, inceleme, eser
analizi vb etkinliklere iştirak etmemelerine rağmen öğrenci tutumlarında olumlu bir
değişim yaşanmıştır. Hakbuki Güler’in (2009: 178) yapmış olduğu çalışmada; yaptıkları
müze ziyareti herhangi bir ekinlikle desteklenmeyen ve kazanımlar dikkate alınarak
programlanmayan bir müze gezisi sonrasında, ünitenin başlangıcından sürecin bitimine
kadar öğrencilerin tutumlarında duyuşsal anlamda bir değişiklik olmadığı görülmüştür.
Belli bir yönlendirmeden yoksun kültür varlığı-müze ziyaretleri, kültür varlığımüze deneyimi ve müze bilinci kazandırmayan bir etkinlik olarak kalırken,
öğretmenlerin çocukların heyecanlarını harekete geçirecek bir üslup benimsemesi
olumlu gelişmelerin yaşanmasına neden olmaktadır. Eğitimsel süreç içerisinde nesne
merkezli bire bir nesne ile temas ederek öğrenme gibi etkinliklerin kullanılmasının
öğretime katkısı program yapıcılardan okul idarecilerine kadar herkes tarafından kabul
görmesine rağmen bir türlü gerekli ortam oluşturulamamaktadır.
Nitekim Süzen’in (2005:119) yapmış olduğu araştırmada araştırmaya katılan 48
okul yöneticisi ve yönetici yardımcılarının nerede ise tamamına yakını (%85’ü) tarihi
mekan, müze ve sanat galerisi ziyaretlerinin, öğrencilerin, kültürel, sosyal ve görsel
çevreyle ilişkiler kurmalarını ve araştırma güçlerini geliştirileceğini ifadede etmişlerdir.
Buna göre müze ve sanat galerileri ziyaretleri öğrencilerin ufkunun genişletilmesine
yardımcı olacağı biçiminde yorumlanırken öğretmenlerin ders içerisindeki konuya
yaklaşımı, konuya karşı duymuş olduğu heyecan da öğrenciler tarafından çok ciddi bir
şekilde önemsenmektedir.
Kültür varlığı, müze ve sanat galerileri sayesinde, yeni perspektifler oluşturan,
farklı düşünceler arasında ilişkiler kuran, yeni görüş açıları ve deneyimleri kendi
kültürlerine uyarlayan, görünümleri hayat tarzları ve bakış açıları yoluyla bugüne
taşıyan öğrencilere sahip olunabilir (Süzen, 2005: 119).
Tablo 4 13
Kontrol Gruplarının Öntest ve Sontest Tutum Puanlarının Karşılaştırılması
(n=64)
GRUPLAR

S
Öntest Puanı
84,76
9,63
Sontest Puanı
112,76
15,60
t
-15,48
p
,000
193
Tablo 4.13’de kontrol gruplarının öntest ve sontest tutum puanları yer
almaktadır. Kontrol gruplarının kazanımları vermeye yönelik dersler verilmeden önceki
öntest puanları =84,76 iken aynı puan dersler işlendikten sonraki sontestte = 112,76
gibi bir değere yükselmiştir. Bu sonuçla öğrenciler her ne kadar dersleri farklı
etkinliklerin yapılmadığı sınıf ortamında işlemiş olsalar bile kültür varlıklarını tanıma
ve sahip çıkma bağlamında olumlu bir tavır içerisine girebilmektedirler.
Kontrol
gruplarındaki
tutum puanlarının
göstermiş
olduğu
artış
ders
öğretmenlerinin öğrencilerin duyusal yönlerine hitap etmelerindeki başarılarının bir
sonucu olarak düşünülmektedir. Görsel Sanatlar dersi öğretmeni ve her iki Sosyal
Bilgiler dersi öğretmeni kültür varlıklarının tanınma ve sahip çıkma bilincinin oluşması
bağlamında oldukça duyarlı bir yapıya sahiplerdir. Nitekim öğrenci tutumlarının
şekillenmesinde öğretmenler çok önemli bir role sahiplerdir. Çünkü öğrenciler
öğretmenlerini rehber edinirler. Öğretmenlerin ders içerisinde vermek istedikleri
bilgilere karşı duyarlı olmayan bir öğrenci bile duyuşsal açıdan öğretmeninden
etkilenmektedir. Bu da öğretmenin eğitim sistemi içerisindeki yerinin ne kadar önemli
olduğu konusunda ipuçları vermektedir.
Eğitim ve öğretimde hedefler ne kadar iyi belirlenirse belirlensin, dersin içeriği
ne kadar işlevsel seçilip organize edilirse edilsin, o hedefler ve kavrayışlara sahip
öğretmenler tarafından yürütülmedikçe, gerek bilişsel gerekse duyuşsal açıdan, eğitimde
beklenen sonucun alınması mümkün değildir. Bazen öğretmenin yaklaşımı en etkili
öğretim yönteminden bile çok etkili olabilmektedir. Özellikle öğrencilerin duyuşsal
yönlerinin gelişimi açısından öğretmenin tavrı birinci derecede rol oynamaktadır.
Araştırmalarla bir sınıf ortamındaki öğretmen davranışlarının öğrencilerin çeşitli
boyutlardaki davranışları ile yakından ilişkili olduğu ortaya konulmuş olup, öğretmenin
kişisel yöneliminin, öğrenci yöneliminin önemli değişkenlerinde birisi olduğu
görülmektedir. Öğretmen davranışlarının niteliği, eğitim sisteminin amaçlarına
ulaşılabilmesine etki eden önemli değişkenlerden birisi olduğundan hareketle,
öğretmenin öğrenciden olumlu beklentiler içinde olması onların davranışlarını
etkilemekte ve belirlenen hedeflere ulaşmada da kolaylıklar sağlamaktadır (Üstüner,
2006: 110).
Maddi kültür unsurları eğitimsel yapı içerisinde gerek bilişsel gerekse duyuşsal
açıdan beynin çalışmasını sağlamaktadır. Kullanılan yöntemlerin bilişsel açıdan
oluşturduğu olumsuz tavrın aynısı duyuşsal alan için de geçerlidir. Herhangi bir kültür
varlığı konumundaki nesnenin öğretim içerisinde kullanılması öğrencilerin duyuşsal
194
yönünde de değişimler yaşanmasına neden olmaktadır. Kültür varlığı ya da sıradan
nesnelerin sunmuş olduğu maksatlı olmayan mesajlar, bir taraftan kişilerin
yaratıcılığının gelişmesine katkı sağlarken diğer taraftan da bu nesneler üzerinde
duyuşsal bir sahiplenmenin de oluşmasına katkı sağlamaktadır (Greenhill-Hooper,
1999: 129).
18. yüzyıla ait bir kaftan sıcaklık, saygı ve mahremiyet gibi duyuşsal bir mesaj
iletirken, aynı zamanda dönemin teknolojisi, kültürü, sanatı ve birçok unsuru hakkında
da zihinsel açıdan bilgi vermektedir. Nesneler bir yönden kendileri hakkında bilgi
kaynakları olarak incelenebilirken; diğer taraftan da üzerinde daha az durulan öğrenme
sürecinin bir parçasını oluşturabilirler. Bilişsel alanda yaşanan değişim duyuşsal alanda
da yansımasını bularak kendi içerisinde bir entegrasyon oluşturmaktadır. Doğal
numuneleri ve maddi kültürü çalışmak duyuların kullanılması yoluyla beynin
çalışmasını sağlar (Greenhill-Hooper, 1999: 127). Beynin buradaki çalışması, nesnelerin
yorumlarının nadiren sabit olmasından dolayı, zamana, yere, geçmişe, yorumcunun bilgi
düzeyine ve görüşüne göre değişiklik gösterirken, kişilerin farklı anlamlandırmalara
giderek yaratıcı düşüncenin gelişmesine neden olur. Akgün (2002) yapmış olduğu
çalışma sonrasında kontrol grubu öğrencilerinin uygulama öncesi ile sonrası tutumları
arasında anlamlı fark tespit etmiştir.
Tablo 4 14
Kontrol Gruplarının Öntest ve İzleme Tutum Puanlarının Karşılaştırılması
(n=64)
GRUPLAR
Öntest Puanı
İzleme Testi Puanı
S
t
p
84,76
9,63
-14,26
,000
115,68
16,91

Tablo 4.14’de kontrol gruplarının öntest tutum ve izleme tutum puanları
görülmektedir. Buna göre kontrol gruplarının öntest tutum puanları = 84,76 iken,
kazanımları vermeye yönelik derslerin işlenmesinden dört hafta sonraki izleme tutum
puanları = 115,68 olarak görülmektedir. Öğrencilerin ön tutum puanları ile izleme
tutum puanları arasında izleme tutum puanları lehine anlamlı bir fark görülmektedir. Bu
sonuçlardan uygulanan ders etkinlikleri sonrasında öğrenci tutumlarında büyük
değişimler yaşandı gibi yargılara gidilebilir. Ancak öntest tutum puanlarıyla izleme
195
tutum puanları arasındaki bu olumlu değişim öntest tutum ve sontest tutum puanları
arasında da kendini göstermektedir.
Çalışma kapsamındaki kontrol grupları dersler sonrasında deney gruplarının
gittikleri gibi kendilerinin de müze ziyaretine götürülmesini istemişlerdir. Bu talep
sonrasında, kontrol gruplarıyla müze ziyareti gerçekleştirilmiştir. Düzenlenen kültür
varlığı ya da müze ziyaretlerinde yalnızca bilgi edinmeye yönelik bir tavır özellikle
küçük yaş gruplarının sıkılmasına ve kavramların kafalarda netleşmemesine sebep
olmaktadır. Yapılan ziyaretlerde bu hususa önem gösterilip, öğrencilerin duyuşsal
yönleri de dikkate alınarak belli bir planlama doğrultusunda yapılmalıdır. Bu tip
oluşumlar dikkate alınmadığında Güler’in (2009: 174) çalışmasında da gösterildiği gibi
çalışma amacına ulaşamamaktadır.
Tablo 4 15
Kontrol Gruplarının Sontest ve İzleme Tutum Puanlarının Karşılaştırılması
(n=64)
GRUPLAR

S
t
p
-1,27
,207
Sontest Puanı
112,76
15,60
İzleme Testi Puanı
115,68
16,91
Kontrol gruplarının sontest tutum ve izleme tutum puanları Tablo 4.15’de
verilmiştir. Buna göre kontrol gruplarının =112,76 olan sontest tutum puanı izleme
testinde =115,68’e yükselmiştir.
Sontest ve izleme tutum puanları arasında anlamlı olmayacak düzeydeki bu
küçük artışta kontrol gruplarının da müze ziyaretine götürülmesi bir etken olabilir.
Elbette burada kullanılan yöntem faklılıkları aynı zamanda ülkenin genel eğitim
politikasıyla da ilgilidir. Karip (2008a) ilköğretimden yükseköğretime, bir bütün olarak
oluşturduğumuz sistemin ve uygulamalarımızın ne kadar ekonomik, toplumsal ve
siyasal açıdan ne kadar doğru olduğunu sorgulamamız gerektiğini belirtirken eğitimdeki
yöntemlerinde enine boyuna incelenmesi gerektiğine vurgu yapmaktadır.
196
Tablo 4 16
Deney Gruplarının Ön Tutum, Son Tutum ve İzleme Tutum Puanlarının
Betimsel İstatistikleri (n=64)
Test
S

Öntest Puanı
82,56
8,35
Sontest Puanı
114,45
14,73
İzleme Testi Puanı
113,40
13,48
Deney gruplarının ön tutum, son tutum ve izleme tutum puanları Tablo 4.16’da
verilmiştir. Bu tabloya göre =82,56 olan ön tutum puanları son testte =114,45’e
yükselmiştir. İzleme testinde ise = 113,40 olarak görülmektedir. Ön tutum puanlarının
son testte daha yüksek bir değere ulaşması deney gruplarına uygulanan öğrenme
durumlarının öğrenci tutumları üzerinde olumlu etkiler yaptığını göstermektedir.
Dersler içerisinde verilen öğrencileri aktif bir konuma getiren çeşitli etkinlikler,
müze gezi ve incelemeleri ve sonrası ders etkinliklerinde kullanılan yöntem ve teknikler
var olan tutum değişiminin nedenleri olarak değerlendirilmektedir. Her iki testteki
tutum puanlarının izleme testinde de değerini koruması uygulanan yöntem ve
tekniklerin öğrenci tutumlarının kalıcılığı açısından oldukça başarılı olduğunu
göstermektedir. Uygulanan etkinlikler içerisinde sağlanacak olan birliktelik konu
hakkında öğrencilerde oluşan tutumların daha da kalıcı olmasına imkan vermektedir.
Bir öğrenci grubu ile herhangi bir kültür varlığı ya da müzeye düzenlenecek teknik bir
ziyarette,
uygulanacak
olan
etkinliklerin
amaca
uygun
olarak
planlanması
gerekmektedir.
Güler’in (2009: 180) yapmış olduğu çalışmada konu ile ilgili olarak belirlenen
ünitedeki etkinliklerin, geliştirilen müze eğitim paketi ve bu paket içerisinde bulunan
müze rehberi ile gerçekleştirilmiş programlı ve etkili bir müze ziyareti sonucunda;
öğrencilerin müzede yaşadıkları deneyimlerle müzelere karşı tutumlarının önemli
derecede değiştiği ve arttığı görülmüştür. Ders için hazırlanan bu planların da
uygulanabilirliği ayrı bir öneme sahiptir. Özellikle konu uzmanlarının etkinliğe dahil
edilerek beklentilerin artırılması gerekmektedir. Buyurgan (2002: 110) kalabalık bir
öğrenci grubuyla ders öğretmeni ve arkeolog rehberliğinde gerçekleştirilen Anadolu
Medeniyetleri Müzesi gezisinde öğrencilerin öğrenme potansiyellerinin, ilgi ve
heyecanlarının yüksek olduğunu belirtmiştir. İki ya da daha fazla sayıda öğretmen ve
197
diğer ilgilinin öğretim etkinliklerini planlama, sunma ve değerlendirmede anlamlı ve
metodolojik işbirliğine imkan sağlayan yaklaşımlar etkin öğretim yöntemlerinden birisi
olarak kullanılmaktadır. Öğretmen ya da diğer ilgililerin yapmış oldukları “işbirliği”,
“birlikte çalışmaktan” çok daha farklı ve geniş bir anlam taşımaktadır (Küçükahmet,
1997: 106). Yapılan bu çalışmada öğrenciyi aktif kılacak etkinliklerin düzenli bir plan
içerisinde Görsel Sanatlar dersi öğretmeni, Sosyal Bilgiler dersi öğretmeni, araştırmacı
ve müze uzmanları tarafından bir ekip anlayışı ile uygulanması deney gruplarının
puanlarındaki artışların en önemli nedeni olarak değerlendirilebilir.
Tablo 4 17
Deney Gruplarının Ön Tutum ve Son Tutum Puanlarının Karşılaştırılması
(n=64)
GRUPLAR

S
t
p
-17,93
,000
Öntest Puanı
82,56
8,35
Sontest Puanı
114,45
14,73
Deney gruplarının ön tutum ve son tutum puanları Tablo 4.17’de verilmiştir.
Tablodan çıkan sonuca göre deney gruplarının ön tutum puanları = 82,56 iken son
tutumda
=114,45’e
çıkmıştır. Bu sonuca göre son tutum lehine anlamlı bir fark
oluştuğu görülmektedir.
Kazanımlar doğrultusunda farklı etkinlikler ve müze ziyaretleriyle gerçekleşen
dersler sonrasında deney gruplarının puanlarında yaşanan bu değişim uygulanan
programın oldukça etkin olduğunu göstermektedir. Kuşkusuz öğrencileri sıkılacakları
ortamda çok fazla tutmamak gerekmektedir.
Farklı mekan ve ortamların eğitimsel süreç içerisinde kullanılmasının önemini
Özsoy (2002: 153-154) şu şekilde açıklamaktadır: Öğrencileri kapalı atmosferinden
uzaklaştırarak daha canlı, yaşayan ve deneyim edindiren bir ortamda derslerini
gerçekleştirmek, öğretmenler kadar öğrencileri de mutlu edecektir. Kuşkusuz bu ihtiyacı
karşılayabilecek, bu ortamı yaratabilecek kurumların başında kültür varlıkları, tarihi
yapılar, müzeler, galeriler, sanatçı atölyeleri ve tasarımcı stüdyoları gelmektedir.
Öğrenme durumları içerisinde uygulanacak farklı yöntem ve teknikler
öğrencilerin heyecanlarını devamlı canlı tutarken, öğretmenlerin de daha verimli
198
çalışmasını sağlayacaktır. Öğrenciler de zaten derslerin çok farklı mekanlarda ve farklı
etkinlikler çerçevesinde işlenmesi gerektiğini belirtmektedirler. Buyurgan (2007)
tarafında 42 lise öğrencisi üzerinde gerçekleştirilen “Tarih Dersi Kapsamında Programlı
Bir Müze Ziyareti” başlıklı araştırmada öğrencilerin %20’si fizik dersinin, %20’si
biyoloji dersinin % 14’ü kimya dersinin %11’i matematik dersinin %9’u coğrafya
dersinin %5,4’ü tarih dersinin, %5’i ise resim ve edebiyat derslerinin müzelerde
işlenmesi gerektiğini belirtmişlerdir.
Bir öğretmen klasik bir yöntemi, çok sık kullanılan anlatım yöntemini misal
verecek olursak, sürekli bir biçimde uzun bir zaman diliminde kullanmamalıdır, on beş
dakikanın sonunda etkinlik değiştirmelidir ki öğrencilerde monotonluk oluşmasın,
öğrenci devamlı aktif kalabilsin (Küçükahmet, 1997: 60).
Bugün gelişmiş ülkelerde, okullara yönelik uygulanan reform hareketlerinde,
öğretmenler toplumsal kaynakları kullanmaya teşvik edilirken, onların her türlü kültür
varlıklarından, müzelerden ve sanat galerilerinden ve bu kuruluşların özellikle eğitim
amaçlı programlarından yararlanmaları öngörülmektedir. Bundan dolayıdır ki eğitsel
davranışlar açısından bir çeşitlilik gösteren kültür varlıklarının ve müzelerin çocuklar ve
öğrenciler için düzenledikleri özel programlar bugün her zamankinden daha önemli hale
gelmiştir (Özsoy, 2002: 153-154).
Akgün’ün (2002) yapmış olduğu çalışmada deney grubu öğrencilerinin
uygulama öncesi ile sonrası tutumları arasında anlamlı bir farkın olduğu tespit
edilmiştir.
Tablo 4 18
Deney Gruplarının Ön Tutum ve İzleme Tutum Puanlarının Karşılaştırılması
(n=64)
GRUPLAR
Öntest Puanı
İzleme Testi Puanı
S

82,56
8,35
113,40
13,48
t
-17,79
p
,000
Tablo 4.18’de deney gruplarının ön tutum ve izleme tutum puanlarının
karşılaştırılması yapılmıştır. Buna göre Deney gruplarının ön tutum puanları =82,56
iken, izleme tutumda puanlar
=
113,40’a çıkmıştır. Bu sonuç deney gruplarına
199
uygulanan ders planlarının konu ile ilgili olarak öğrenci tutumlarında ne derece bir
kalıcılık sağladığını göstermektedir.
İlköğretim öğrencilerine oyunla ilişkili öğretim etkinlikleri sunmanın çok önemli
olduğundan hareketle, deney gruplarına uygulanan ders planlarında onlar için eğlenceli
bir öğrenme ortamının oluşturulması puanlarda yaşanan değişimde önemli derecede rol
oynadığı düşünülmektedir. Nitekim kültür varlıkları ve müzelerin gerçek öğrenme
potansiyeli, imgelem ve duygular için, aktif, öğrenme yoluyla bilgi ile ilişkili
kavramları eğlenceli biçimde kullanma olanağı sağlanmasındandır (Greenhill-Hooper,
1999: 143).
Tablo 4 19
Deney Gruplarının Son Tutum ve İzleme Tutum Puanlarının Karşılaştırılması
(n=64)
GRUPLAR

S
t
p
-,886
,379
Sontest Puanı
114,45
14,73
İzleme Testi Puanı
113,40
13,48
Tablo 4.19’da deney gruplarının son tutum ve izleme tutum puanlarının
karşılaştırması yapılmıştır. Bu karşılaştırma sonucunda deney grubu öğrencilerinin son
tutum puanları = 114,45’den izleme tutumda = 113,40’a gerilemiştir. Ancak bu
gerileme anlamlı düzeyde değildir. Yaşanan bu küçük değişime rağmen deney
gruplarına uygulanan ders planlarının öğrencilerin tutumlarındaki kalıcılığı sağlama
açısından oldukça yararlı olduğu görülmektedir. Burada görselliğin hakim olduğu
yöntemlerin kullanılması, var olan değişimi sağlayan en önemli etkenlerden birisidir.
Eğitimde sözel ve sembol ağırlıklı öğretimin yerini görsel ve daha çok
yaşantılara dayalı öğretim almaktadır. Sözel unsurların hakim olduğu öğretimde %10
olan hatırlama ve kalıcılık, görselde %30’a, yaşantılara dayalı öğretimde ise %90’a
ulaşmaktadır (Paykoç ve Baykal, 2000: 103). Comenius öğrenimin başarılı olabilmesi
için doğanın akışını izlemesi gerektiğini belirtirken şeylerin sözel betimlemesiyle değil
gerçek incelemeyle başladığını ortaya koymuştur. Gerçekten görünen şey belleğe yüz
kere yinelenen bir betimlemeden daha hızlı yerleşir (Greenhill-Hooper, 1999: 46).
Öğrenim içerisinde kullanılan bu tür uygulamaların öğretmene katkısını Buyurgan ve
Mercin (2005: 91) şöyle ifade etmektedir: “Alan seyahatleri bir öğretmene, öğrencilerin
200
sınıf dışındaki bir ortamda birinin bir başkasına karşı farklı tepki verdikleri için,
çocukların farklı yönlerini gözlemlemesi açısından eşsiz fırsatlar verir. Her alan ziyareti
programı geliştirme fırsatı ve çocukların eğitimi için farklı bir deneyim türüne izin
verme olarak görülmelidir.
Tablo 4 20
Deney ve Kontrol Gruplarının Ön Tutum Puanlarının Karşılaştırılması
(n=64)
GRUPLAR
S
t
p
82,56
8,35
-1,382
,169
Önetst Kontrol Puanı 84,76
9,63

Öntest Deney Puanı
Tablo 4.21’de deney ve kontrol gruplarının belirlenen kazanımların verilmesine
yönelik uygulanacak olan dersler verilmeden önceki tutum puanları karşılaştırılmıştır.
Bu çerçevede deney grubu = 82,56, kontrol grubu ise =84,76 puana sahiptir. Bu puan
farklılıklarından hareketle kontrol grubu öğrencilerinin çalışmalar başlamadan önce, her
ne kadar anlamlı olarak kabul edilmese de, deney grubu öğrencilerine göre “kültür
varlıklarını tanıma ve sahip çıkma bilinci” bağlamında daha duyarlı olduklarını
söylemek mümkündür.
Yaşanan bilişsel ve duyuşsal farklılıklar yöntem ve teknikten ve dolayısıyla
okullar ve sınıflar arasındaki kaynak dağılımından kaynaklanmaktadır. Bir ders
öğretmeninin gezi-gözlem gibi bir etkinliği kullanılabilmesi zamanın yanında kaynakla
da ilgilidir. İlköğretimde okullar arasında kaynak dağılımında ve akademik başarıda
eşitsizlikleri azaltmak ve nasıl daha erdemli, sosyal becerileri gelişmiş insanlar
yetiştirebileceğimize
kafa
yormak
gerekmektedir.
Kaynakların
bu
doğrultuda
kullanılarak eğitim- öğretim içerisinde çok daha yararlı yöntemlerin kullanılmasına
kaynak oluşturmak gerekmektedir (Karip, 2008a).
201
Tablo 4 21
Deney ve Kontrol Gruplarının Son Tutum Puanlarının Karşılaştırılması
(n=64)
GRUPLAR
S
t
p
114,45
14,73
,629
,530
Sontest Kontrol Puanı 112,76
15,60

Sontest Deney Puanı
Tablo 5.3’de deney grupları ile Görsel Sanatlar ve Sosyal Bilgiler derslerini
ilişkilendirerek, kontrol grubuyla ise her disiplini kendi içerisinde bağımsız düşünüp,
var olan program doğrultusunda işlenen dersler sonrasında deney grubu öğrencilerinin
son tutum puanı
=112,76
=
114,45, kontrol grubu öğrencilerinin son tutum puanının ise
olduğu görülmektedir. Buna göre her ne kadar anlamlılık düzeyinde bir
farklılık olmasa da deney gruplarının lehine bir artış olduğunu görmek mümkündür.
Gerek deney gerekse kontrol gruplarının puanlarında ön tutum puanlarına göre bir artış
yaşanmış olsa da her iki grubun son test puanlarındaki yaklaşık değerler, gruplarda
tanıma ve sahip çıkma bilinicinin oluşmasına yönelik olumlu bir değişimin yaşandığını
göstermektedir.
Her iki dersin ilişkilendirilmesi doğrultusunda deney gruplarına uygulanan
dersler çerçevesinde çocuklar eser inceleme yolu ile kendi hayallerini ve tasarımlarını
ortaya koymuşlar ve kendi hayal dünyalarındaki muhteşem düşünceleri ortaya
çıkartarak mutlu bir şekilde öğrenme süreci oluşturmuşlarıdır (Buyurgan ve Mercin,
2005: 94).
Özkartal’ın (2009) yapmış olduğu çalışmada drama yönteminin uygulandığı
deney grubu ile geleneksel yöntemin uygulandığı kontrol grubunun uygulamalar
sonrasındaki son tutum puanlarında anlamlı bir fark görülmemiştir. Yapılan
uygulamalar sonrasında deney ile kontrol grupları arasında, milli değerlere yönelik
tutumlar açısından, anlamlı bir fark yoktur. Aynı çalışma içerisinde deney ve kontrol
gruplarının ilk tutum ile son tutum testi puanlarına göre düzenlenmiş bağımlı gruplar ttesti analizi sonuçlarında da anlamlı bir fark görülmemiştir. Aynı şekilde Altınışık ve
Orhan’ın (2002) araştırmasında çoklu ortamda ders gören öğrencilerle bu ortamda ders
görmeyen öğrencilerin ön tutum ve son tutum puanlarına uygulanan kovaryans analizi
sonucunda iki grubun son tutum puanları arasında anlamlı fark görülmemiştir (Özkaya,
2004).
202
Renaud’un (1997) yapmış olduğu çalışmada da deney grubu öğrencilerinin ilk
tutum puanları ile son tutum puanları arasında herhangi bir anlamlılık mevcut değildir.
Deney grupları için oluşturulan öğrenme süreci öğrencilerin duyuşsal açıdan
birçok kazanım sahibi olmalarına fırsat vermektedir. Kültür varlıkları ve müzeler gibi
mekanların öğrenim içerisinde kullanılması, öğrencilere, bir taraftan insanlık tarihinin
nesnelerini sunarken, diğer yandan da onların yaratıcı düşünceye sahip insanlar olarak
yetişmelerini sağlar (Buyurgan ve Mercin, 2005: 99).
Ancak insanların herhangi bir olay karşısındaki tutumlarının çok etkin bir
şekilde değişebilmesi bir süreç işidir. Deney ve kontrol gruplarının kendi içerisinde ön
ve son tutum puanlarındaki anlamlı tutum değişimlerine karşın aynı grupların son tutum
puanları karşılaştırıldığında anlamlı bir farklılığının çıkmaması uygulanan planların süre
olarak çok uzun bir zaman dilimine sahip olmamasından kaynaklandığı düşünülebilir.
Daha uzun süreli uygulanacak olan planlı etkinlikler sonrasında anlamlı düzeyde
farkların olacağı düşünülmektedir.
Tablo 4 22
Deney ve Kontrol Gruplarının İzleme Tutum Puanlarının Karşılaştırılması
(n=64)
GRUPLAR
S
t
p
İzleme Testi Deney Puanı 113,40
13,48
-,844
,400
İzleme Testi Kontrol Puanı 115,68
16,91

Tablo 4.22’de deney ve kontrol gruplarının izleme tutum puanlarının
karşılaştırmaları yapılmıştır. Bu karşılaştırmalar sonrasında deney gruplarının izleme
tutum puanları = 113,40, kontrol gruplarının izleme tutum puanları ise =115,68 olarak
tespit edilmiştir. Deney gruplarının ön tutum ve son tutum puanları arasındaki artış
izleme tutum puanında çok küçük bir gerileme yaşarken, kontrol grubunun izleme
testindeki puanı son testteki puana nazaran küçük bir artış göstermiştir.
Kontrol gruplarının izleme tutum puanlarının deney gruplarının puanlarından
daha yüksek çıkması manidardır. Ancak deney ve kontrol gruplarına uygulanan ders
planlarından sonra klasik yöntemlerle dersleri işlenen kontrol gruplarındaki öğrenciler
kendilerinin de ısrarla müzeye gitmek istediklerini belirtmişlerdir. Öğrencilerin
203
göstermiş oldukları bu ısrarlı tavır sonrasında her iki kontrol grubu da son tutum
uygulamalarından sonra müzeye götürülmüştür. Kontrol gruplarının izleme tutum
puanlarındaki artışın nedeni olarak müzeye yapılan bu ziyaret düşünülebilir. Nitekim
sözcüklerle, görsellikle, çizimle, duygularla ya da müzikle verilen herhangi bir tepki ne
kadar küçük olursa olsun bazı çocuklar ve bazı yetişkinler için büyük bir başarıdır
(Greenhill-Hooper, 1999: 129).
Yapılan gezi etkinliklerine katılma, görsel olarak eserleri izleme, analiz etme,
burada bulunan nesnelere dokunma ve elle yoklama heyecan verebilirken aynı zamanda
nesneyi öğrenme ve nesne ile ilgili aktarılan bilgilerin kazanılması güdüsünü
arttırabilmektedir. Ancak bu tür ziyaretler eğitme maddi olarak bir külfet getirmektedir.
Ortaya çıkan bu maddi ihtiyaçların gerek öğrenci velileri gerekse okullar tarafından
sağlanması zorunluluk arz etmektedir. Özellikle okullara ve okullar içerisinde de
sınıflara ayrılan kaynak yetersizlikleri okullar ve sınıflar arasında farklı uygulamaların
oluşmasına da neden olmaktadır. Karip’ e (2007b) göre ilköğretime ayrılan kaynaklarda
yetersizlik ve kaynak dağılımında dengesizlikler mevcut olup bu da eğitimsel süreci
olumsuz yönde etkilemektedir. Eğitimsel süreç içerisinde kullanılacak farklı etkinlikler
öğrenci başarısını artırırken diğer taraftan da kaynak sıkıntısı da yaratmaktadır.
BÖLÜM V
SONUÇ VE ÖNERİLER
Araştırmanın bu bölümünde çalışma sonrasında ortaya çıkan sonuçlar ve elde edilen bu
sonuçlar doğrultusunda oluşturulan öneriler yer almaktadır.
5.1. Sonuçlar
Yapılan bu çalışmanın problemi “Görsel Sanatlar ve Sosyal Bilgiler derslerinin
disiplinlerarası bir yaklaşımla işlenmesinin, kültür varlıklarını tanıma ve sahip çıkma ile
ilgili kazanımların gerçekleşmesi ve öğrencilerin bu konuya yönelik tutumları üzerinde
etkileri var mıdır?” olarak ifade edilmiştir.
Çalışma kapsamında Görsel Sanatlar ve Sosyal Bilgiler derslerinin ortak
kazanımlarının dikkate alınıp, disiplinlerarası bir ilişkilendirilme ile işlenerek,
uygulanan
ders
planlarının
etkinliğinin
ölçülmesi
amaçlanmıştır.
Sonrasında
öğrencilerin kültür varlıklarını tanıma ve sahip çıkma bilinçlerinin oluşmasındaki
gelişim ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu çerçevede deney gruplarına uygulanmak için
hazırlanan ders planlarının içeriğini, Görsel Sanatlar dersi “Müze Bilinci” ve “Görsel
Sanatlarda Biçimlendirme” öğrenme alanları ile Sosyal Bilgiler dersi kapsamında
“Bilim, Teknoloji ve Toplum” öğrenme alanı içerisinde yer alan “Buluşların Serüveni”
ve “Söz Uçar, Yazı Kalır” konularının ortak kazanımları doğrultusunda hazırlanan
etkinlikler oluşturmaktadır. Bu planlarda, her iki dersin disiplinlerarası bir
ilişkilendirme ile öğrencilerin “kültür varlıklarını tanıma ve sahip çıkma bilinçlerinin
oluşmasına” yönelik tutumlarının geliştirilmesi için görsel kaynaklar, müze ziyareti
öncesi ders etkinlikleri, müze ziyareti ve müze etkinlikleri ile müze ziyareti sonrası
ders etkinlikleri gibi öğrenen merkezli çalışmalar kullanılmıştır. Bu doğrultuda planlar,
kültür varlıkları, müze ve tarihi yerlerin öğretim içerisinde kullanılmasını merkeze
alarak nesne merkezli öğrenmeyi etkili bir şekilde kullanmaya yönelik hazırlanmıştır.
Bu çerçevede İlköğretim II. Kademe 7. sınıf Görsel Sanatlar ve Sosyal Bilgiler
derslerinin ortak kazanımlarının, yapılan öğrenme durumlarında kullanılan farklı
yöntem ve tekniklerin kullanılmasıyla, çocukların algı ve duyularına bağlı olarak nesne
ile bire bir bağlantı kurarak öğrenmelerinin sağlanması amaçlanmıştır.
205
Çalışmada her iki dersin farklı etkinlikleri uygulanarak, disiplinlerarası bir
ilişkilendirme ile işlendiğinde öğrencilerin, klasik yöntemle işlenen derslere göre
bilişsel ve duyuşsal düzeyde daha başarılı olup olamayacaklarının tespit edilmesi
amaçlanmıştır. Deney gruplarına uygulanan planların temelini oluşturan öğretim
yöntemi ise müze ziyaretidir. Nitekim deney gruplarına uygulanan ders planları, müze
ziyareti öncesi ders etkinlikleri, müze ziyareti ders etkinlikleri ve müze ziyareti sonrası
ders etkinlikleri bölümlerinden oluşmuştur.
Yapılan araştırmalar göstermiştir ki, çok iyi planlanarak gerçekleştirilen gezigözlem yöntemleri, öğretim içerisinde uygulandığında, öğrencilerin kazanmış oldukları
bilgiler ve davranışlar açısından çok kalıcı olmakta ve unutulmamaktadır. Nesne
merkezli öğrenme bunun en güzel örneği olup, öğrenmenin merkezine nesnenin
kendisini almaktadır. Günümüzde tarihsel mekanlar ve müzelerin eğitim işlevinin,
koruma ve sergileme işlevlerinin önüne geçtiği dikkate alındığında ders içeriklerinin bu
tür mekanlardan yeterince yararlanılamadığını göstermektedir. Özellikle gelişmiş batılı
ülkelerin konuya göstermiş oldukları hassasiyet ülkemizde de son zamanlarda eğitimöğretim içerisinde etkisini göstermeye başlamıştır.
Çalışma kapsamında yapılan betimsel araştırmada konu ile ilgili şu tür sonuçlar
elde edilmiştir. Kültür varlıklarının tanınması ve sahip çıkılma bilincinin oluşmasında
en büyük sorumluluk üniversitelere düşmesine rağmen ülkemizde bu açıdan büyük
eksikliklerin yaşandığı görülmektedir. Son yıllarda yaşanan bazı olumlu gelişmeler
olmasına rağmen bu eksikliklerin kısa vadede çözülemeyeceği gerçeği de ortadadır.
Ülkemizin dört bir yanında Anadolu’da yaşamış olan uygarlıklara ait zengin tarihi
eserler ve tarihsel mekanlar bulunmasına ve bu eserler ve mekanların bulunduğu
yörelerde de üniversiteler bulunmasına rağmen, bu üniversitelerde konuya hassasiyetle
yaklaşacak bölüm ya da birimlerin olmaması çıkarılması gereken en önemli sonuçlardan
birisidir.
Kültür
varlıkları
ve
onların
korunmasıyla
ilgili
çalışma
yapan
üniversitelerimizi sayısı bir elin parmakları kadardır.
3-5 Ekim 1996 tarihinde Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Safranbolu Meslek
Yüksek Okulu Restorasyon Programı tarafından düzenlenen kültür varlıklarının
korunması eğitiminin tartışıldığı I. Ulusal Onarım Eğitimi Bilgi Şöleni üniversiteler
düzeyinde yapılmış önemli bir organizasyon olarak değerlendirilebilir. Şölen’de
kapsamında ülkemizde kültür varlıklarının korunmasına yönelik ön lisans, lisans ve
lisansüstü düzeyde nelerin yapılabileceği tartışılmıştır.
206
Hiç kuşkusuz kültür varlıklarının korunması arkeoloji biliminin en önemli
çalışma alanlarını kapsamaktadır. Arkeoloji biliminin konu ile ilgili olarak içerisinde
yer alan eksiklikler önemli problemler olarak görülmektedir. Nitekim Koç Üniversitesi
lisans programında olduğu gibi, üniversitelerin lisans ve yüksek lisans programlarına
Orta
Çağ
Arkeolojisi,
Endüstri
Dönemi
Arkeolojisi
gibi
alanların
girmesi
gerekmektedir. ODTÜ “Yerleşim Arkeolojisi”, yine ODTÜ’de yüksek lisans düzeyinde
“Arkeometri Eğitimi”, İstanbul Üniversitesi lisans programında “Çevresel Arkeoloji”,
İstanbul Üniversitesi, Çanakkale 18 Mart Üniversitesi ve Kadir Has Üniversitesi’nde
“Jeoarkeoloji” bölümleri bulunurken,
“Müzecilik”le ilgili tek lisans ve lisansüstü
öğrenim ise sadece Yıldız Teknik Üniversitesinde bulunmaktadır.
Birçok farklı alan bünyesinde yüksek lisans ve doktora düzeyinde konu ile ilgili
olarak yapılan çalışmalar ülkemizde yaşanan aksaklıklarla ilgili olarak da bazı sonuçlara
ulaşılması açısından bilgiler vermektedir.
Ata’nın (2002) 83 ilköğretim Sosyal Bilgiler, 121 lise tarih toplam 204 öğretmen
üzerinde yapmış olduğu doktora çalışmasında, araştırmaya katılan öğretmenlerin hemen
hemen tamamı (%97’si) kültür varlıkları ve müze eğitimi ile ilgili hizmet içi bir kursa
katılmadıklarını, yarıdan fazlası (%59) üniversite öğrencilik yıllarında müze ziyaretine
gitmediklerini, büyük bir çoğunluğu (%70) bir müze ya da antik kentte öğrencilere
rehberlik yapacak kadar kendilerini yeterli görmediklerini belirtmişlerdir.
Son yıllarda yapılan araştırmalar öğretmenlerin yükseköğretimde aldıkları
eğitimin ve sınıfta yaptıkları çalışmaların niteliğinin öğrenci başarısını olumlu yönde
etkilediğini göstermektedir (Wenglinsky, 2002, Akt. Karip, 2002: 233). Ata’nın (2002)
yaptığı araştırmaya katılan öğretmenlerin yarıya yakını (%34’ü) öğrencilerini kültür
varlığı ve müze gibi yapılara götürmediğini belirtirken götürmeme gerekçeleri olarak
da, haftalık ders programında gezi için boş zamanın olmamasını, sınıfların kalabalık
olmasını ve tarih derslerinin yeterince yoğun olmasını göstermişlerdir. İlköğretimde
Görsel Sanatlar dersi kadar kültür varlıkları, tarihi mekanları ve müzeleri konu alan
Sosyal Bilgiler derslerine giren öğretmenlerin bu düşünceleri ülkemizdeki konu ile ilgili
yetersizliğin düzeyini de gözler önüne sermektedir.
Eğitimsel yapı içerisinde yaşanan bu sorunların sonucunda ortaya çıkan sonuç:
bütün bulgular, öğrencilerimizin ancak %2 civarında bir kısmına “iyi bir eğitim”
verebildiğimizi göstermektedir. Buyurgan’ın (2007) lisede öğrenim gören 42 öğrenci
üzerinde yapmış olduğu “Tarih Dersi Kapsamında Programlı Bir Müze Ziyareti“ adlı
çalışmada öğrencilerin büyük bir çoğunluğu yalnız tarih dersinde değil, gerek fen
207
bilimleri gerekse sosyal bilimlere ait birçok ders kapsamında müze ziyaretlerinin
yapılması gerektiğini belirtmişlerdir. Aynı şekilde Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2008
yılında Hayat Bilgisi, Sosyal Bilgiler, Matematik, Fen ve Teknoloji ve Türkçe
derslerinin de bazı konularının müzelerde işlenmesi gerektiğini belirtmesi müzelerden
eğitimsel açıdan yararlanılması gerektiğini ortaya koymaktadır.
Ancak ilköğretimde belirtilen bu derslerde eğitim veren öğretmenlerin müze ve
müzecilikle ilgili olarak lisans düzeyinde ders almamaları ve konu hakkındaki
bilgisizlikleri önemli problem olarak ortada durmaktadır. Belirtilen bu derslerin
program üzerinde müzelerde ve kültür varlıklarında işlenmesini tavsiye etmekten daha
ziyade bunun uygulanabilmesidir önemli olan. Bu programların uygulanabilmesi için
Eğitim Fakültesindeki Fen Bilgisi Öğretmenliği, Türkçe Öğretmenliği, Sınıf
Öğretmenliği, Sosyal Bilgiler Öğretmenliği ve Matematik Öğretmenliği lisans
programlarına müze ve müzecilikle ilgili ders ya da derslerin konulması gerekmektedir.
Öğretmenler önce kendileri yararlı bir müze ziyaretinde nelerin yapılması gerektiğini
öğreneceklerdir ki, ondan sonra bunu ilköğretimde uygulayabilsinler. Milli Eğitim
Bakanlığı ve YÖK’ün bu konuda ortak bir çalışma yapması gerekmektedir.
Eğitimin mevcut durumunu gösteren veriler bir istatistik olmanın ötesinde, birey
ve toplumun geleceği açısından alarm verir niteliktedir. Eğitimin nitelikli insan
yetiştirme amacını o ülkenin gelişmesinin en önemli şartı olduğunu dikkate aldığımızda
her ferdin en iyi şekilde yetiştirilmesi gerekmektedir. Hiçbir toplum, bir tek insanın bile
ihmal ve israf etmenin maliyetini göze alamaz (Karip, 2007c). O halde eğitimsel süreç
içerisinde her bireyin amaca uygun, yetkin ve topluma yararlı bir şekilde yetiştirilmesi
için gerekli çalışmaların yapılması gerekmektedir.
Görsel Sanatlar ve Sosyal Bilgiler öğretmenlerinin bu sıkıntıları aslında Türk
eğitim sisteminin içerisindeki genel durumu da anlatmaktadır. Karip (2008b) yaşanan
bu sıkıntıları gerek Milli Eğitim sisteminin gerekse daha küçük ölçekte okulların
örgütsel ve yönetsel sorunları olarak görmekte ve acil olarak çözüm beklediğini
belirtirken mevcut paradigmaların bu sorunlara çözüm üretmekten uzak kaldıklarını;
eğitim sistemi ve okulun örgütsel yapısı, planlanması, finansmanı, eğitim öğretim
etkinliklerinin örgütlenmesi ve yönetimi ile ilgili yaklaşımların çoğu zaman bütünü göz
ardı etmekte olduğu ve geleceğe dönük bir vizyondan yoksun olduğunu da ilave
etmektedir.
208
Araştırmanın iki alt problemi bulunmaktadır. Bunlar:
1. Birinci Alt Problem: Görsel Sanatlar ve Sosyal Bilgiler dersleri disiplinlerarası bir
yaklaşımla ilişkilendirildiğinde, öğrencilerin kültür varlıklarını tanıma ve sahip çıkma
ile ilgili kazanımların gerçekleşme düzeyini nasıl etkiler?
Birinci alt probleme ait sonuçlar:
1. İlköğretim II. kademe 7. sınıf Görsel Sanatlar ve Sosyal Bilgiler derslerinin
programda belirtildiği gibi her disiplinin ayrı ayrı, sınıf içerisinde klasik yöntemler
kullanılarak, programda var olan şekliyle dersleri işlenen kontrol grubu öğrencilerinin,
öntest, sontest ve izleme başarı testleri puanları arasında anlamlı bir farkın olmadığı
görülmektedir. Bu sonuçlarda klasik yöntemle, farklı etkinlikler uygulanmadan işlenen
derslerde öğrencilerin başarı düzeylerinde büyük değişim yaşanmamaktadır. Bu da
gerek program açısından, gerek idare, gerekse öğretmenler açısından dikkate alınması
gereken bir sonuçtur.
Kontrol gruplarının öntest ve sontest puanları arasında öntest lehine anlamlı bir
durum ortaya çıkmıştır. Öğrencilerin klasik yöntemle ders işlenmeden önceki puanları
ders işlendikten sonraki puanlarına göre daha yüksektir.
Kontrol gruplarının öntest ve izleme testi puanları arasında yine öntest lehine
anlamlı bir durum yaşanmıştır.
Kontrol gruplarının sontest ve izleme testleri puanları arasında anlamlı bir fark
görülmemektedir.
2. İlköğretim II. kademe 7. sınıf Görsel Sanatlar ve Sosyal Bilgiler derslerinin
disiplinlerarası bir ilişkilendirme ile farklı etkinlikler ve müze ziyaretleri çerçevesinde
işlenen ders planlarının uygulandığı deney grubu öğrencilerinin öntest, sontest ve
izleme testi puanları arasında anlamlı bir fark görülmektedir. Deney grubu
öğrencilerinin öntestteki puanları sontestte anlamlı bir düzeyde artış göstermiştir. Bu
sonuç
da
uygulanan
ders
planlarının
öğretim
içerisindeki
olumlu
etkisini
göstermektedir. O halde ortak kazanımlara sahip olan, Görsel Sanatlar ve Sosyal
Bilgiler derslerini ilişkilendirmeye yönelik hazırlanan planların eğitim öğretimde
kullanılması öğrencilerin başarılarında büyük bir artış yaşanmasına neden olmaktadır.
Sontest puanlarındaki başarının dört hafta sonra uygulanan izleme testinde de kendini
209
göstermesi, ortaya konulan planların öğrenilen bilgilerin kalıcılık düzeyleri hakkında da
olumlu sonuçlar ortaya koymaktadır.
Deney gruplarının öntest ve sontest puanları arasında sontest lehine anlamlı bir
fark vardır.
Deney gruplarının öntest ve izleme testi puanları arasında izleme testi lehine
anlamlı bir fark vardır.
Deney gruplarının sontest ve izleme testi puanları arasında anlamlı bir fark
bulunmamaktadır.
3. İlköğretim II. kademe 7. sınıf Görsel Sanatlar ve Sosyal Bilgiler derslerinin
programda belirtildiği gibi her disiplinin ayrı ayrı, sınıf içerisinde klasik yöntemler
kullanılarak, programda var olan şekliyle dersleri işlenen kontrol grubu öğrencileri ile
derslerin her iki dersin ortak kazanımları dikkate alınarak disiplinlerarası bir
ilişkilendirme ile farklı etkinlikler ve müze ziyaretleri çerçevesinde hazırlanan ders
planlarının uygulandığı deney grubu öğrencilerinin ön başarı testlerindeki puanlarında
anlamlı bir fark bulunmamaktadır. Yani ders planları uygulanmadan önce deney ve
kontrol gruplarının hazırbulunmuşlukları ölçülürken her iki grubun başarı düzeyleri aynı
seviyededir. Uygulanan ders planları sonrasında deney grupları lehine bir sonucun
ortaya çıkması deney grubuna uygulanan planların etkinliğini göstermesi açısından
oldukça önemlidir.
4. İlköğretim II. kademe 7. sınıf Görsel Sanatlar ve Sosyal Bilgiler derslerinin
programda belirtildiği gibi her disiplinin ayrı ayrı, sınıf içerisinde klasik yöntemler
kullanılarak, programda var olan şekliyle dersleri işlenen kontrol grubu öğrencileri ile
derslerin her iki dersin ortak kazanımları dikkate alınarak disiplinlerarası bir
ilişkilendirme ile farklı etkinlikler ve müze ziyaretleri çerçevesinde hazırlanan ders
planlarının uygulandığı deney grubu öğrencilerinin, son başarı testi puanlarında deney
grupları lehine anlamlı bir fark görülmektedir. Hazırlanan farklı etkinlikler ve müze
ziyaretleriyle dersleri işlenen deney gruplarının, klasik yöntemle derslerin işlendiği
kontrol gruplarına göre, puanlarındaki bu artış uygulanan ders planlarının öğretimdeki
başarısını ortaya koymaktadır.
5. İlköğretim II. kademe 7. sınıf Görsel Sanatlar ve Sosyal Bilgiler derslerinin
programda belirtildiği gibi her disiplinin ayrı ayrı, sınıf içerisinde klasik yöntemler
kullanılarak, programda var olan şekliyle dersleri işlenen kontrol grubu öğrencileri ile
210
derslerin her iki dersin ortak kazanımları dikkate alınarak disiplinlerarası bir
ilişkilendirme ile farklı etkinlikler ve müze ziyaretleri çerçevesinde hazırlanan ders
planlarının uygulandığı deney grubu öğrencilerinin, izleme başarı testi puanlarında
deney grubu lehine anlamlı bir fark bulunmaktadır. Her iki grup arasındaki bu fark
deney grubuna uygulanan ders planlarının öğrencilerin edindikleri bilgilerin kalıcılık
düzeylerini de artırdığını ortaya koymuştur. Kontrol grupları içerisinde yer alan
öğrenciler kendilerine düz anlatım yöntemi ile ayrı disiplinler kapsamında verilen
derslerdeki bilgi düzeylerini koruyamamışlardır.
2. İkinci Alt Problem: Görsel Sanatlar ve Sosyal Bilgiler dersleri disiplinlerarası bir
yaklaşımla ilişkilendirildiğinde, öğrencilerin kültür varlıklarını tanıma ve sahip çıkmaya
yönelik tutumları nasıl etkilenir?
İkinci alt probleme ait sonuçlar:
1. İlköğretim II. kademe 7. sınıf Görsel Sanatlar ve Sosyal Bilgiler derslerinin
programda belirtildiği gibi her iki disiplinin ayrı ayrı, sınıf içerisinde klasik yöntemler
kullanılarak, programda var olan şekliyle dersleri işlenen kontrol grubu öğrencilerinin
ön tutum, son tutum ve izleme tutum puanlarında bir artış görülmektedir. Kontrol
gruplarının ön tutumdaki puanları son tutumda anlamlı düzeyde bir artış göstermiştir.
Puanlardaki bu artış izleme tutumda devam etmiş olup, izlemedeki bu artış anlamlı bir
düzeyde değildir. Başka türlü ifade etmek gerekirse kontrol grubu öğrencilerinin “kültür
varlıklarının tanınması ve sahip çıkma bilincinin oluşması“na yönelik tutumlarında,
klasik yöntemler kullanılarak verilen derslerden sonra olumlu bir değişim yaşadıkları
görülmektedir. Ancak deney gruplarıyla müze ziyaretleri ve farklı etkinliklerin
uygulandığı derslerin işlenmesinden sonra, her iki kontrol grubundaki öğrencilerin
kendilerinin de müze ziyaretlerine götürülmesi için talepleri olmuştur. Gerek Görsel
Sanatlar öğretmeni gerekse Sosyal Bilgiler dersi öğretmenleri öğrencilerden ve
devamında idareden gelen bu ısrarlı talep sonrasında kontrol grubu öğrencileriyle de
müze ziyareti yapmak zorunda kalmışlardır. Kontrol gruplarındaki öğrencilerin daha
sonra müze ziyaretlerine götürülmeleri izleme tutum puanlarının son tutum
puanlarından daha yüksek çıkmasının nedeni olarak değerlendirilmektedir. Ancak
kontrol gruplarının izleme tutum puanlarındaki bu farklılık izleme başarı puanlarında
kendini göstermemiştir. Bu da müze ziyaretlerinin öğrencilerin duyuşsal yönlerinin
211
gelişmesine daha fazla katkı sağladığını göstermektedir. Bir öğrenci öğretmeninin
vermiş olduğu bilgiden daha çok, öğretmeninin tutum ve tavrından daha fazla
etkilenmektedir.
Kontrol gruplarının öntest ve sontest tutum puanlarında anlamlı bir fark
görülmektedir. Konu ile ilgili olarak işlenen dersler sonrasında öğrencilerin
tutumlarında anlamlı düzeyde bir değişim yaşanmıştır.
Kontrol gruplarının öntest tutum puanları ile izleme tutum puanları arasında
izleme tutum puanları lehine anlamlı bir fark görülmektedir. Kontrol gruplarının izleme
tutum puanlarındaki artışta müzeye düzenlenen gezinin etkili olduğu düşünülmektedir.
Kontrol gruplarının sontest tutum puanları ile izleme tutum puanları arasında
anlamlı bir fark görülmemektedir.
2. İlköğretim II. kademe 7. sınıf Görsel Sanatlar ve Sosyal Bilgiler derslerinin
disiplinlerarası bir ilişkilendirme ile farklı etkinlikler ve müze ziyaretleri çerçevesinde
işlenen ders planlarının uygulandığı deney grubu öğrencilerinin, ön tutum, son tutum ve
izleme tutum puanlarında anlamlı bir fark görülmektedir. Deney gruplarındaki
öğrencilerin son tutum puanlarında yaşanan gelişmenin nedeni olarak deney gruplarına
uygulanan ders planlarının öğretim içerisindeki etkisi gösterilebilir. Nitekim bu ders
planları çerçevesinde deney grubu öğrencileri, etkinlikler boyunca aktif, işbirlikçi, müze
ziyaretlerine katılıp nesneleri bire bir inceleyen, bu ziyaretler esnasında birçok etkinliğe
iştirak eden, müzelerdeki eserlerden yola çıkarak uygulamalar yapan bireyler olarak
duyuşsal yönden büyük gelişmeler yaşamışlardır. Bu ders planları çerçevesinde
öğrencilere, düşünüş, duyuş ve davranışlarını olumlu yönde etkileyecek, etkinlikler
uygulanmıştır. Ön tutumlarındaki puan ile son tutum puanları arasında son tutum
puanları lehine anlamlı bir fark vardır. Bu durum da öğrencilerin aktif öğrenme
doğrultusunda derslerle öğrenim gördüklerinde, burada edindikleri davranış ve
tutumlarının daha fazla kalıcılık gösterdiğini ortaya koymaktadır.
Deney gruplarının ön tutum puanları ile son tutum puanları arasında son tutum
lehine anlamlı bir fark vardır. Bu da uygulanan ders planlarının öğrencilerin konu ile
ilgili tutumlarında olumlu anlamda değişiklikler yaşanmasına neden olduğunu
göstermektedir.
Deney gruplarının ön tutum ve izleme tutum puanları arasında izleme tutum
lehine anlamlı bir fark vardır.
Deney gruplarının son tutum ve izleme tutum puanlarında anlamlı bir fark
bulunmamaktadır. Son tutum ve izleme tutum puanları arasında anlamlı bir farkın
212
çıkmaması öğrencilerde uygulamalar sonrası oluşan olumlu değişimin kalıcılık
gösterdiğini ortaya koymaktadır.
3. İlköğretim II. kademe 7. sınıf Görsel Sanatlar ve Sosyal Bilgiler derslerinin
programda belirtildiği gibi her disiplinin ayrı ayrı, sınıf içerisinde klasik yöntemler
kullanılarak, programda var olan şekliyle dersleri işlenen kontrol grubu öğrencileri ile
derslerin her iki dersin ortak kazanımları dikkate alınarak disiplinlerarası bir
ilişkilendirme ile farklı etkinlikler ve müze ziyaretleri çerçevesinde hazırlanan ders
planlarının uygulandığı deney grubu öğrencilerinin, ön tutum puanlarında anlamlı bir
fark bulunmamaktadır. Konu ile ilgili kazanımların verildiği dersler uygulanmadan önce
her iki grup arasındaki “kültür varlıklarını tanıma ve sahip çıkma bilincinin oluşması”
ile ilgili tutumlar açısından karşılaştırıldığında her iki grupta bulunan öğrenciler aynı
duyarlılığa sahiptir.
4. İlköğretim II. kademe 7. sınıf Görsel Sanatlar ve Sosyal Bilgiler derslerinin
programda belirtildiği gibi her disiplinin ayrı ayrı, sınıf içerisinde klasik yöntemler
kullanılarak, programda var olan şekliyle dersleri işlenen kontrol grubu öğrencileri ile
derslerin her iki dersin ortak kazanımları dikkate alınarak disiplinlerarası bir
ilişkilendirme ile farklı etkinlikler ve müze ziyaretleri çerçevesinde hazırlanan ders
planlarının uygulandığı deney grubu öğrencilerinin, son tutum puanlarında anlamlı bir
fark görülmemektedir. Deney grubu öğrencilerini aktif kılacak birçok farklı etkiliklerin
yanında, müze ziyaretleri ve müze etkinlikleriyle desteklenen ders planlarının
uygulanmasından sonra öğrenci tutumlarında anlamlı bir değişim yaşanmıştır. Kontrol
gruplarında da son tutum puanlarında bir artış yaşanmış olmasına rağmen deney ve
kontrol grupları arasında anlamlı düzeyde bir farklılık ortaya çıkmamıştır.
5. İlköğretim II. kademe 7. sınıf Görsel Sanatlar ve Sosyal Bilgiler derslerinin
programda belirtildiği gibi her disiplinin ayrı ayrı, sınıf içerisinde klasik yöntemler
kullanılarak, programda var olan şekliyle dersleri işlenen kontrol grubu öğrencileri ile
derslerin her iki dersin ortak kazanımları dikkate alınarak disiplinlerarası bir
ilişkilendirme ile farklı etkinlikler ve müze ziyaretleri çerçevesinde hazırlanan ders
planlarının uygulandığı deney grubu öğrencilerinin, izleme tutum puanlarında anlamlı
bir fark bulunamamıştır. Deney grubu puanlarında çok küçük bir düşüş olmasına
rağmen kontrol grubunda aynı oranda bir artış yaşanmıştır. Ancak her iki değişim de
anlamlı düzeyde değildir. Deney gruplarındaki puanların yüksek çıkmasının gerekçeleri
olarak dersler içerisinde öğrencinin ilgisini artıracak etkinliklerin kullanılmış olması
213
gösterilebilir. Kontrol gruplarındaki öğrencilerin ön tutum ve son tutum puanlarına
göre, izleme tutum puanlarında yaşanan olumlu değişim kontrol gruplarındaki
öğrencilerin, derslerin işlenmesinden sonra öğretmenlerinden kendilerini de müze
ziyaretine götürmeleri için ısrarcı davranmaları ve bu davranışın sonrasında, müze
ziyaretine götürülmeleri olabilir.
5. 2. Öneriler
Dünya üzerindeki kültürel çeşitlilik, insanlığın ortak mirasını oluşturan ve
insanlığın belirleyici niteliklerinden birisi olarak bütün toplumların menfaati için
korunması gereken önemli unsurlardır. Var olan bu kültürel çeşitlilik topluluklar ve
milletler için sürdürülebilir gelişimin ana kaynaklarından birisi olarak insani kapasiteleri
ve değerleri besleyen zengin ve değişken bir dünya yaratmaktadır. Çok farklı kültürler
arasında karşılıklı saygı çerçevesinde gelişen kültürel çeşitlilik yerel, ulusal ve
uluslararası alanda dünya barışı ve güvenliği için vazgeçilmez niteliktedir. Kültürün ve
onun taşıyıcısı konumundaki kültür varlıklarının zaman ve mekan içerisindeki farklılık
yaratan çeşitliliği halkların ve toplumların kimliklerinin yansımasının bir tezahürüdür.
Somut olamayan ve maddi bir zenginlik kaynağı olarak geleneksel bilginin ve özellikle
de yerli halkların bilgi sistemlerinin, bu sistemlerin sürdürülebilir gelişme yaptığı
katkının ve bu sistemler üzerinde yeterli düzeyde koruma ve geliştirme sağlanmasının
taşıdığı önem ortadadır.
Kültür varlıklarının korunması kamu yararına bir eylem olarak, ülke kimliğinin
oluşmasında oldukça önemli bir role sahiptir. Toplumun tarihsel aynası olarak
korunması ve devamlılıklarının sağlanması bir ülkenin tanıtıcı kimliği ile paralel olarak
düşünülebilir. Kültür varlıklarının korunması- onarılması ve sahip çıkma bilincinin
oluşturulmasında asıl amaç bu varlıkların gelecek yeni nesillere aktarılmasıdır. Kültür
varlıklarının tanınması ve sahip çıkma bilincinin oluşması için her şeyden önce bu
varlıkların sağlam bir şekilde muhafaza edilmesi gerekmektedir. Bu da beraberinde
kültür varlıklarının korunma sorununu gündeme getirmektedir. Bu eserler öncelikle
muhafaza edilecek ki ondan sonra tanınıp sahip çıkılabilsin.
Özellikle günümüzde kültür varlıkları açısından zengin fakat ekonomik açıdan
fakir ülkelerden, kültür varlıkları açısından fakir ancak ekonomik açıdan zengin ülkelere
kültür varlığı transferinin yaşandığı gerçeğinden hareket edilerek, ülkeler arasındaki bu
adaletsizlik dikkate alınmalıdır.
Dünyanın fakir güney kesiminden zengin kuzey
214
kesimine doğru yaşanan bu akış dünya üzerindeki illegal kültür varlığı transferinin de
temelini oluşturmaktadır.
Kültür varlıklarının tanıması-korunması ve sahip çıkma bilincinin oluşması için
yapılması gereken birçok eksiklikler bulunmaktadır. Bu eksikliklerin giderilmesinde en
önemli rol ise eğitim kurumlarına düşmektedir.
Eğitim Boyutuna Yönelik Öneriler
İlk ve Orta Öğretim: Kültür, kültürel miras, kültür varlıkları, kültür varlıklarını
tanıma- koruma ve sahip çıkma eğitiminin anaokulundan itibaren başlatılıp ilköğretim
ve ortaöğretimde devam etmesi gerekmektedir. Öğrencilerde eleştirel bakış, sanatsal
vizyon, yaratıcı düşünce, gözlem, mekan algısı, toplumsal dayanışma değerleri ve
bunlarla birlikte eskiye ait olan değerlerden duyulan gurur ve başka kültürlere ve onlara
ait kültürel mirasa saygının desteklenmesi gerekmektedir.
İlköğretim programlarında Görsel Sanatlar ve Sosyal Bilgiler derslerindeki
kültür varlıkları ile ilgili kazanımları gerçekleştirmeye yönelik hazırlanan ders
programlarının nesne merkezli öğrenmenin avantajları dikkate alınarak müze ve tarihi
mekanlarda gerçekleştirilmesi amaca uygun kalıcı bir öğrenme sağlayacaktır. Bundan
dolayı bu eğitim kurumlarında nesne odaklı programlar uygulanmalıdır.
İlköğretim Sosyal Bilgiler dersi programı tarihi mekan- kültür varlığı ve müzeler
gibi yerlere gezilerin düzenlenmesine imkan vermemektedir. İlköğretim derslerinin
öğretim programları oluşturulurken Milli Eğitim Bakanlığı yetkililerinin arkeolog,
eğitimci, müze eğitimcisi ve müze uzmanlarından görüş almaları ve yararlanmaları
gerekmektedir.
Milli Eğitim Bakanlığı 2008 yılında Türkçe, Matematik, Sosyal Bilgiler, Hayat
Bilgisi ile Fen ve Teknoloji dersi öğretim programlarında müze ile eğitim programını
kabul etmiş ve 2009 yılında uygulamaya koymuştur. Bu program çerçevesinde kültür
varlıkları, tarihi eserleri anlama, koruma, değerlendirme ve yorumlama becerisi ile
zaman ve mekan algılama becerisi gelişmiş, kültürel ve kültürlerarası hoşgörü becerisi
kazanmış, kendilerini çevreleyen dünyaya karşı görsel farkındalıkları olan, geçmiş,
bugün ve gelecek arasında bağ kurabilen, arşivleme bilincine sahip, toplumsallaşmış,
bireyler yetiştirilmesi amaçlanmaktadır. Bu çerçevede derslerin bazı konularının
müzelerde işlenmesine yönelik alınmış olunan bu karar çok yerinde olup, teorideki bu
215
olumlu yaklaşımın pratikte de uygulanmasına imkan verilmelidir. Mevcut derslerdeki
öğretmenlerin dersleri müzelerde ve tarihi mekanlarda işlemeye yönelik yeterli plan,
program ve deneyime sahip olmamaları ve aynı zamanda idarecilerin gerekli bilince
sahip olmamalarının yanında gerekli alt yapının oluşturulmamış olması bir çok sorun
olarak ortada durmaktadır. Milli Eğitim Bakanlığı’nın öncelikle öğretmenlere hizmet içi
kurslar vererek işe başlaması gerekmektedir.
Benzer kazanımlara sahip olan dersler disiplinlerarası bir ilişkilendirme ile tarihi
mekanlarda ya da müzelerde işlenerek, öğrencilerin, kültür varlıklarını tanıma ve sahip
çıkma bilinçlerinin artırılması sağlanmalıdır.
İlköğretim ve ortaöğretim kurumlarında tarihi mekan- kültür varlığı ve müzelere
yapılan ziyaretlerin artırılması gerekirken, düzenlenmiş olan bu ziyaretler derslerin
kazanımları
dikkate
alınarak
hazırlanan
plan
ve
program
çerçevesinde
gerçekleştirilmelidir. Gerçekleştirilen ziyaretler kapsamında gidilen mekanda (kültür
varlığı, müze vs.), öğrencilerin heyecanlarını canlı tutacak, devamlı aktif, araştırmacı,
eleştirel, yaratıcı olmalarını sağlayacak farklı öğretim yöntemlerinin kullanılmasında
yarar vardır.
Özellikle ilköğretim öğrencilerine kültür varlıklarını-mekanlarını- ya da
müzeleri gezmeden önce tanıma, koruma ve sahip çıkma kavramlarını içine alan
görsellerin çok olduğu, anlatımının basite indirgendiği tanıtım broşürlerinin okul ya da
müze tarafından hazırlanması ve dağıtılması gerekmektedir.
Öğrencilerin bölgelerinde yapılan arkeolojik kazı alanlarını ziyaret etmeleri ve
kazı çalışmalarına katılmaları sağlanırken aynı zamanda yakın iller ve ülke genelindeki
kültür
varlıklarını
tanıyıp
öğrenmelerine
imkan
tanıyacak
organizasyonlar
düzenlenmelidir.
İlköğretim ve ortaöğretim programlarında öğrencilerin Türk Kültürü’nün yanı
sıra diğer kültür ve uygarlıkları tanımalarına ve onlara saygı duymalarına imkan
tanıyacak düzenlemelerin yapılması gerekir. Bu çerçevede öğrenciler bir taraftan zengin
Anadolu mirasına ait eserleri (Aspendos- Antalya, Çinili Köşk- İstanbul vs.) diğer
taraftan da farklı coğrafyada farklı milletlere ait olan kültür varlıklarını ( Elhamra
Sarayı- İspanya, Kremlin Sarayı- Rusya, Mısır Piramitleri vs.) tanıma ve saygı duyma
fırsatı bulacaktır.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın 1983 tarihli “Milli Eğitim Bakanlığı Eğitim Müzesi
Yönetmeliği” ve 1986 tarihli “Milli Eğitim Bakanlığı Okul Müzesi Yönergesi”
okulların kültür varlıklarını bir araya getirerek, müzeler kurmalarını tavsiye etmektedir.
216
Bu çerçevede okullar, her öğretim yılı eğitim ve öğretim faaliyetlerini tanıtan fotoğrafı,
belge ve eşyalar ile öğrenci ve öğretmen ürünlerinden seçilmiş örnekleri, okulun
kuruluşu ile ilgili faal araç, gereç, doküman ve başka eserleri toplamak, arşivlemek,
gelecek nesillere tanıtmak ve benimsetmek için okul müzeleri kurabilirler.
Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı olarak öğrenim veren Anadolu Otelcilik ve
Turizm Meslek Liseleri’nin öğretmenlerine eğitim aşamasında kültür, kültür varlığı,
kültürel miras, koruma, sahip çıkma ve ulusal mevzuatların yanında uluslararası
mevzuatlarla ilgili de bilgi verilmelidir.
Yüksek Öğretim: Milli Eğitim Bakanlığının 2008 yılında Türkçe, Matematik,
Sosyal Bilgiler, Hayat Bilgisi ile Fen ve Teknoloji dersi öğretim programlarında müze
ile eğitim programını kabul etmesinin ardından, bu branşlara ait öğretmenler için lisans
programlarına, kültür varlığını, tanıma- sahip çıkma, koruma eğitimi, müze eğitimi ve
müzecilik alanlarıyla ilgili ders ya da derslerin konulması gerekmektedir. Konulan bu
ders ya da dersler çerçevesinde tarihi mekanlarda ya da müzelerde staj yapmalarına
imkan verilerek, müze uzmanlarıyla iş birliği yapmaları sağlanmalıdır.
Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümlerinde “Müze Eğitimi ve
Uygulamaları” adlı ders kapsamında, Görsel Sanatlar öğretmeni olarak atanan öğretmen
adayları kültür varlıkları, müzeler ve tarihi mekanlarla ilgili olarak bilgi sahibi
olmaktadırlar. En azından program böyle bir imkan sunmaktadır. Ancak bu ders Resimİş Öğretmenliği programına yeni konulduğu için, ilköğretimde görev yapan görsel
sanatlar dersi öğretmenlerinin büyük bir çoğunluğu bu dersi almamışlardır. Dolayısıyla
ilköğretim Görsel Sanatlar dersinde yer alan üç öğrenme alanından birisi olan “Müze
Bilinci” öğrenme alanı kazanımlarını lisans döneminde kültür varlığı ve müze ile ilgili
olarak hiç ders almamış ve yeterli deneyime sahip olmayan öğretmenler vermektedir.
Bu öğretmenlere en azından hizmet içi kurslarla konunun önemi hakkında gerekli
bilgilendirmelerin yapılması gerekmektedir.
Kültür varlıklarının bir çok öğrenme alanı içerisinde –özellikle Kültür ve Miras
Öğrenme Alanı- konu olarak işlendiği Sosyal Bilgiler dersi öğretmenleri lisans
düzeyinde kültür varlıkları, müzeler ya da tarihi mekanlar ve bunların eğitim amaçlı
kullanımıyla ilgili her hangi bir ders almamaktadırlar. Sosyal Bilgiler Öğretmenliği
lisans programına bu eksikliği gidermek için ders ya da derslerin konulması ve bu
alanlarla ilgili olarak faal bir şekilde çalışılması gerekmektedir.
217
Türkiye’de kültür varlıklarının korunması, onarılması ve sahip çıkılmasıyla ilgili
eğitim yalnız mimarlık fakültelerinde verilmektedir. Halbuki gerekli teknik personelin
ve akademisyenlerin yetiştirilmesi için üniversitelerin ve yüksek okulların teşvik
edilmesi ve bunun yanında yaşanan teknolojik gelişmelere paralel olarak yok olan
geleneksel sanatların da korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması gerekmektedir. Her
ne kadar akademik ortamda bu alanla ilgili çalışmalar yapılsa da, geleneksel sanatlar
alanında (çini, tezhip, halı-kilim gibi) yetişmiş olan ustalar desteklenerek onların
tecrübelerinden yaralanılması ve bu sanat dallarının öğretilmesi gerekmektedir.
Geleneksel sanatlara ait kültür varlıklarının yok olması Türkiye’nin ekonomik, sosyal
ve kültürel gelişmesini engellemektedir.
Öncelikli olarak AB ve diğer uluslararası mevzuatlardan yararlanılarak konu ile
ilgili kurum ve uzmanların katkılarıyla toplumun bütün kesimlerini içerisine alacak
koruma, tanıma ve sahip çıkma bilinci birçok farklı eğitim düzeyinde verilmelidir.
Üniversiteler bünyesinde kültür varlıklarıyla ilgili çalışan uzmanların donanımlı
ve alanında tecrübesi olan kişiler olması gerekmektedir.
Yüksek öğretimin birçok kademesinde uluslararası mevzuatların okutulmasının
yanında bu alanla ilgili öğrenim veren birimlerin bilgisayar mühendisliği ve bilgi
teknolojileri gibi disiplinlerle birlikte çalışması gerekmektedir.
Üniversitelerin İktisat, İşletme ve Kamu Yönetim Bölümlerindeki “Türkiye
Ekonomisi” derslerine, İnşaat Mühendisliği Bölümlerinin “Mühendislik Ekonomisi”
derslerine ve Hukuk Fakültelerinin içerisindeki “Miras Hukuku” ile ilgili derslere kültür
varlıklarının korunması, tanınması ve sahip çıkma bilincinin oluşması ile ilgili konuların
konulması gerekmektedir. İlgili disiplin için verilecek eğitimin yanı sıra “bütünleşik
koruma” “kültürel miras yönetimi” ile doğrudan ve dolaylı ilintisi olan disiplinler için
ortak bir zemin oluşturulması gerekmektedir.
Yaygın Eğitim: Kültür varlıklarının tanınma, korunma ve sahip çıkma bilincinin
oluşması bağlamında eğitimsel açıdan yapılması gerekenlerden birisi kuşkusuz halkın
eğitimidir. Milli Eğitim Bakanlığına bağlı Halk Eğitim Merkezleri, İl Kültür
Müdürlükleri, yerel yönetimler vb. kurumlarla ve alan uzmanlarıyla bağlantılı
çalışmalar yaparak halkın eğitilmesine katkı sağlayabilirler. Halk Eğitim Merkezleri
geleneksel sanatların (halı-kili dokuma, çini, nakış, oya vb.) birçok alanına yönelik
kurslar düzenleyerek kültürel mirasın korunma ve yaşatılmasına katkı sağlarken,
üniversiteler ve başka disiplinlerle çok fazla bir ilişki içerisine girmemektedir. Halbuki
218
üniversitelerin Güzel Sanatlar, Geleneksel Türk Sanatları, Halkbilim bölümleri vs.
alanlarla entegrasyon kurarak çok daha yararlı çalışmalar yapmalarına fırsat verilirken,
diğer taraftan da bu kurumlardaki öğreticilerin yaşanan yeni gelişmeler hakkında bilgi
edinmeleri de sağlanabilir.
219
KAYNAKÇA
Abacı, O. (2000). Okul Öncesi Çocuklarda Görsel Sanat Eğitimi. İstanbul: Morpa
Kültür Yayınları.
Açıkgöz, K. Ü. (2007). Aktif Öğrenme. (9. Baskı). İzmir: Biliş Gelişim Coşkusu.
Akarsu, B. (Tarihsiz). Felsefi Terimler Sözlüğü. (6. Baskı). İstanbul: İnkılap Kitabevi.
Akbağ, M. (2007). Gelişim Psikolojisi Konularına Giriş: Kavramlar, İlkeler, Dönemler.
Deniz, M. E. (Editör). Eğitim Psikolojisi. Ankara: Maya Akademi.
Akdağ, M. ve Tok, H. (2004, 6-9 Temmuz ). Geleneksel Öğretim ile Powerpoint Sunum
Destekli Öğretin Öğrenci Erişisine Etkisi. İnönü Üniversitesi Eğitim Fakültesi XIII.
Ulusal Eğitim Bilimleri Kurultayında sunuldu, Malatya.
Allan, A. D. (1963). Müzenin Rolü. Müzelerin Teşkilatlanması - Pratik Öğütler.
Ankara: T.T.K. Basımevi.
Altan, Ö. (2002). Olmayan Müzenin Başına Gelenler. Türkiye’de Sanat Sayı: 52, s.2123. İstanbul: Asır Matbaası.
Akgündüz, A. (13 Nisan 2006). Bilinmeyen Osmanlı.
http://www.diyalogsitesi.com/Videolar.asp?video=goster&videone=569&katne=37&Sa
yfa=1 adresindan 17. 08. 2009’da alınmıştır.
Akmehmet, K. T. (2005). İlköğretim Sosyal Bilgiler Öğretiminde Arkeoloji Müzelerinin
Nesne Merkezli Eğitim Etkinlikleriyle Kullanılması. Yayımlanmamış Doktora Tezi,
İstanbul Teknik Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul.
Akmehmet, K. T., Ödekan, A. (2006). Müze Eğitiminin Tarihsel Gelişimi. İTÜ Sosyal
Bilimler Dergisi. Cilt: 3. Sayı: 1. İstanbul.
220
Akyüz, Y. (2006). Türk Eğitim Tarihi M.Ö. 1000-M.S. 2006. (10. Baskı). Ankara:
Pegema Yayıncılık.
Armağan, M. (1996). Şehir Asla Unutmaz. İstanbul: İz Yayıncılık.
Artut, Kazım (2001). Sanat Eğitimi Kuramları ve Yöntemleri. (1. Baskı). Ankara: Anı
Yayıncılık.
Ata, B. (2000). Tarih Öğretiminde Bir Araç Olarak; Tarihi Romanlar. Türk Yurdu.
Cilt: 153-154, Sayı: 20. ss. 158-165.
_____________. (2002). Müzelerle ve Tarihi Mekanlarla Tarih Öğretimi: Tarih
Öğretmenlerinin “Müze Eğitimine” İlişkin Görüşleri. Yayımlanmamış Doktora Tezi.
Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Eğitimi Anabilim Dalı, Ankara.
___________. (2006). Sosyal Bilgiler Öğretim Programı. Öztürk, C. (Editör). Hayat
Bilgisi ve Sosyal Bilgiler Öğretimi - Yapılandırmacı Bir Yaklaşım. Ankara: Pegema
Yayıncılık.
Atagök, T. (1999a). Müze Mimarisi. Yeniden Müzeciliği Düşünmek. İstanbul: Yıldız
Teknik Üniversitesi Basım-Yayın Merkezi.
___________. (1996b). Çağdaş Müzeciliğin Anlamı, Müze ve İlişkileri. Yeniden
Müzeciliği Düşünmek. İstanbul: Yıldız Teknik Üniversitesi Basım-Yayın Merkezi.
___________. (1999c). Müze-Toplum İlişkisinde Eğitim. Yeniden Müzeciliği
Düşünmek. İstanbul: Yıldız Teknik Üniversitesi Basım-Yayın Merkezi.
Avrupa Birliği Kültür Mevzuatı. (16. 40). AB Kültürel Miras Mevzuatı ve Türkiye
Projesi,
Cilt: 1 (1. Baskı). (2007). Öz, Ali Kazım ve Güner, Saadet. (Editörler).
İstanbul: Kültürel Mirasın Dostları Derneği (KÜMİD) Yayınları: 1
Aydın, İ. (2006). Alternatif Okullar.(2.Baskı). Ankara: PegemA Yayıncılık.
221
Aydın, D. (2006). Sosyal Öğrenme Kuramı. Deniz, M. E. (Editör). Eğitim Psikolojisi.
Ankara: Maya Akademi.
Aydın, G. Ve Günay, A. B. (2005). Yapılandırmacı Yaklaşıma Göre Modellendirilmiş
Disiplinlerarası Uygulama: Enerji Konularının Öğretimi. Ankara Üniversitesi Eğitim
Bilimleri Fakültesi Dergisi. Cilt: 38. Sayı: 2. ss. 145-166.
Başaran, İ. E. (2006). Türk Eğitim Sistemi ve Okul Yönetimi. Ankara: Siyasal Basın
Yayın Dağıtım.
_____________. (2007). Eğitim Bilimine Giriş. Ankara: Ekinoks Eğt. Danışmanlık.
Bşbay, M. (2007). Proje Tabanlı Öğrenme. Demirel, Ö. (Editör). Eğitimde Yeni
Yönelimler. (2. Baskı). Ankara: Pegema Yayıncılık.
Baysal, N. Z. (2006). Hayat Bilgisi: Toplumsal ve Doğal Yaşama Bütüncül Bir Bakış.
Öztürk, C. (Editör). Hayat Bilgisi ve Sosyal Bilgiler Öğretimi - Yapılandırmacı Bir
Yaklaşım.. Ankara: Pegema Yayıncılık.
_____________. (1997). Kültürel, Güzelduyusal Kirlenme. Baskı, Keleş, R. (Editör).
İnsan Çevre Toplum. 2. Ankara: İmge Kitabevi.
Bolay, S. H. (1996). Felsefi Doktrinler ve Terimler Sözlüğü. (6. Baskı). Ankara: Akçağ
Yayınları.
Borg, R., W. (1981). Applying Educational Research: A Practical Guide for
Teachers, Longman Inc., 1560 Broadway, New York, N. Y. 10036.
Bostancı, K. (2002). İsmail Hakkı’nın (Baltacıoğlu) Bir Konferansı: Vilayet Müzeleri
Nasıl Teşkil Edilir ve Neye Yarar?. Türkiye’de Sanat. Sayı: 53, s.22-29. İstanbul: Asır
Matbaası.
222
Boydaş, N. (2004). Soyut Kültürün Ontolojik Temelleri ve Bir Objektivasyon Modeli.
Somut Olmayan Kültürel Mirasın Müzelenmesi-Sempozyum Bildirileri. Ankara: Gazi
Üniversitesi THBMER Yayını.
Bozdoğan, A.E. (2007). Bilim ve Teknoloji Müzelerinin Fen Öğretimindeki Yeri ve
Önei. Yayımlanmaış Doktora Tezi. Gazi Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü,
Ankara.
Bozkurt, N. (1995). Sanat ve Estetik Kuramları. (2. Baskı). İstanbul: Sarmal Yayınevi.
Braudel, F. (1996). Uygarlıkların Grameri. (Çeviren: M. Ali Kılıçbay) 1.Baskı. Ankara:
İmge Kitabevi..
Burger, E. (1976). İş Pedagojisi. (Çeviren: H. Fikret Kanat) 2. Baskı. Ankara: Milli
Eğitim Basımevi.
Buyurgan, S. (1996). Anadolu Güzel Sanatlar Liseleri Öğrencilerinin Okul Beklentileri
ve Eğitimleri ve Yöneldikleri Meslekler Arasındaki İlişki (Resim Bölümü Son Sınıf
Öğrencileri Üzerine Bir Araştırma). Yayınlanmamış Doktora Tezi. Gazi Üniversitesi
Sosyal Bilimler Enstitüsü Resim-İş Eğitimi Bölümü, Ankara.
______________. (2002, 08-10 Mayıs). Programlı Bir Müze Ziyareti ve Sonrasında
Uygulama Örneği. G.Ü. Eğitim Fakültesi Sanat Eğitimi Sempozyumu içinde sunuldu,
Ankara.
______________. (2004). Effective Learning at the Museum. Journal of Cultural
Research in Art Education. USA: United States Society for Education Through Art
(ESSEA). 22, 99-115.
______________.. (2007, 12-14 Mayıs ). Tarih Dersi Kapsamında Programlı Bir Müze
Ziyareti. Uluslararası Öğretmen Yetiştirme Politikaları ve Sorunları Sempozyumu’nda
sunuldu, Bakü, Azerbaycan.
223
______________. (2009). Görme Engelliler Eğitimi Anabilim Dalı Öğrencilerine
Yönelik Programlı Bir Müze Ziyareti. Milli Eğiti., Sayı: 182, 214-231.
Buyurgan, S. ve Mercin, L. (2005). Görsel Sanatlar Eğitiminde Müze Eğitimi ve
Uygulamaları. (1. Basım). Özsoy, V. (Editör). Ankara: Görsel Sanatlar Eğitimi Derneği
Yayınları.
Buyurgan, S. ve Buyurgan, U. (2007). Sanat Eğitimi ve Öğretimi. (2. Baskı). Ankara:
Pegema Yayıncılık.
Büyüköztürk, Ş., Çakmak, E. K., Akgün, Ö. E., Karadeniz, Ş.,Demirel, F. (2008).
Bilimsel Araştırma Yöntemleri. Ankara: Pegem Akademi.
Clarak, G. A. , Day, M. D. ve Greer, W. D,. (1987). Discipline- Based Art Educatıon:
Becoming Students of Art, Joırnal of Aesthetic.Vol. 21, No. 2, Page :129- 193, Special
Issue: Discipline- Based Art Education.
Çilenti, K. (1988). Özel ÖğretimYöntemleri. Eskişehir: Anadolu Üniversitesi
Açıköğretim Fakültesi Eğitim Önlisans Yayını.
Çoban, A. (2007). Temel Kavramlar. Öğretim İlke ve Yöntemleri. (1. Baskı). Pegema
Yayıncılık, , Ankara.
De’haan, B. R. (2000). Ulusal Müzeler ve Küreselleşme: Alman Tarih Müzelerinde
Yeni Gelişmeler. Müzecilikte Yeni Yaklaşımlar - Küreselleşme Yerelleşme. İstanbul:
Türkiye Ekonomi ve Toplumsal Tarih Vakfı.
Demirel, Ö. (2007). Kuramdan Uygulamaya Eğitimde Program Geliştirme. (10. Baskı).
Ankara: Pegema Yayıncılık.
Doğanay, A. (2003). Sosyal Bilgiler Öğretimi. Öztürk, C. ve Dilek, D. (Editörler).
Hayat Bilgisi ve Sosyal Bilgiler Öğretimi. Ankara: Pegema Yayıncılık, ss.15-46.
224
Duman, B. ve Aybek, B. (2003). Süreç-Temelli ve Disiplinlerarası Öğretim
Yaklaşımlarının Karşılaştırılması. Muğla Üniversitesi SBE Dergisi. Sayı: 11.
Eczacubaşı Sanat Ansiklopedisi 3 (1997). İstanbul: Yem Yayın Yapı-Endüstri Merkezi
Yayınları.
Ekici, M. (2004). Somut Olmayan Kültürel Miras Neden ve Nasıl Korunmalı ve Nasıl
Müzelenmeli: Sorunlar, Çözümler ve Ülkelerden Örnekler. Somut Olmayan Kültürel
Mirasın Müzelenmesi-Sempozyum Bildirileri. Ankara: Gazi Üniversitesi THBMER
Yayını.
Erbay, F. (1999). Uluslararası Düzeyde Devlet Otoritelerinin Müzelerdeki Etkisi.
Yeniden Müzeciliği Düşünmek. İstanbul: Yıldız Teknik Üniversitesi Basım-Yayın
Merkezi.
Erbay, M. (2005, 20-22 Ekim). Müzecilik Alanında Etik Sorunlar. Askeri Müze ve
Kültür Sitesi Komutanlığı 7. Müzecilik Semineri Bildirileri’nde sunuldu. İstanbul.
Erkan, H. ve Erkan, C. (1998). Kültür Politikamızda Yeni Boyutlar. Türkiye’nin
Geleceğe Yönelik Kültür Değerleri ve Politikaları. Ankara: T.C. Kültür Bakanlığı.
Erözkan, A. (2007). Davranışçı Yaklaşımda Öğrenme. Deniz, M. E. (Editör). Eğitim
Psikolojik. (1. Baskı). Ankara: Maya Akademi.
Ersoy, R.(2004). “Performans Teori” Bağlamında Sözlü Kültür Ürünlerinin
Müzelenmesi Sorunu Üzerine Bazı Görüş ve Düşünceler. Somut Olmayan Kültürel
mirasın Müzelenmesi-Sempozyum Bildirileri. Ankara: Gazi Üniversitesi THBMER
Yayını.
Fowler, C. ve Mcmullan, B. J. (1991). “Understanding How the Arts Contrubute the
Excellent Education (Study Summary)”, National Endowment for the Arts, Fall-1991,
ss. 109-112.
225
Gall, M. D., Gall, J. P. ve Borg, W. R., (2007). Educational Research: An Introductio.,
eighth edition, Permissions Department, 75 Arlington Street, Boston
Gençaydın, Z. ( Tarihsiz ). Beğeni ve Kültür Yozlaşması Üstüne. Sanat Yazıları I.
Ankara: Hacettepe Üniversitesi G.S.F. Yay.
Gerçek, F. (1999). Türk Müzeciliği. T.C. Kültür Bakanlığı, Ankara: T.T.K. Basımevi.
Giray, K. (2002). Modern Sanat Müzeleri Bir Gereksinmenin Ötesinde Bir
Zorunluluktur. Türkiye’de Sanat. Sayı: 52, s.52-55. İstanbul: Asır Matbaası.
Gökay, M. (2005). İlköğretim Sanat Eğitimi Kuramları ve Yöntemleri. (1. Basım).
Özsoy, V. (Ed.). Ankara: Görsel Sanatlar Eğitimi Derneği Yayınları.
Greer, W. D. ve Rush, J. C., A (1985) Grand Experiment: The Getty Institutes for
Educators on the Visual Arts. Art Education. Vol. 38, No. 1 , pp. 24-35.
Greer, W. D.(1993).Developments in Discipline- Based Art Education (DBAE): From
Art Education toward Arts Education. Studies in Art Education. Vol. 34, No.2, pp. 91101.
Greenhill- Hooper, E. (1999). Müze ve Galeri Eğitimi. Ankara: Ankara Üniversitesi
Çocuk Kültürü Araştırma ve Uygulama Merkezi Yayınları, Yayına Hazırlayan: Bekir
Onur, Çevirenler: Meltem Örge Evren - Emine Gül Kapçı.
Greenhill- Hooper, E. (1999a). Museum and Their Visitors Rouledge. London.
Greenhill- Hooper, E. (1999 b). The Education Role of the Museum. Second edition
published, 1999, 29 West 35 th Street, New York, NY 10001.
226
Güler, A. (2009). Programlı ve Etkili Bir Müze Gezisi İçin Geliştirilen Müze Eğitim
Paketinin Etkinliğinin Ölçülmesi (Ankara İli İlköğretim I. Kademe 3. Sınıf Sanat
Etkinlikleri Dersi Örneği). Yayınlanmamış Doktora Tezi. Gazi Üniversitesi Eğitim
Bilimleri Enstitüsü Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü Resim-İş Öğretmenliği Anabilim
Dalı, Ankara.
Güner, S. (6 Nisan 2009).
Kültürel Miras Koruması Yaşamın Her Alanında. İnönü
Üniversitesi, Kongre ve Kültür Merkezindeki Konferansta sunuldu. Malatya.
Güngör, E. (1997). Türk Kültürü ve Milliyetçilik. (12. Basım). İstanbul: Ötüken
Yayınları.
Güvenç, B. (2005). İnsan ve Kültür. (11. Basım). İstanbul: Remzi Kitabevi.
Hamblen, K. A., The Issue of Technocratic Rationality in Discipline- Based Art
Education. Studies in Art Education. Vol. 27, No.1 (Autumn, 1985), pp. 43-46
Harrison, M. (1963). Eğitim ve Müzeler. Müzelerin Teşkilatlanması-Pratik Öğütler.
Ankara: T.T.K. Basımevi.
Hausman, J. J.(1987). Another View of Discipline Based Art Education. Art Education.
Vol. 40, No. 1, pp. 56-60.
Hein,
G.
E.
(1998).
Learning
in
the
Museum.
New
York.
Routledge.
http://books.google.com/books?id=Yz4pflj1jMoC&printsec=frontcover&dq=educat
on+in+museum&lr=&hl=tr&source=gbs_similarbooks_r&cad=4_1#PPR7,M1
(21 Temmuz 2009)
Hınton, M. (1993). Handling Collection. A Whole Museum İssue. Journal of Education
in Museums. 14, s. 16.
Hurtwizh, A.L. ve Day, M. (1995). Child and Their Art. Harcourt Brace College Pub.,
Sixth Edit. U.S.A.
227
Interdıscıplınary Currıculum Unıts.
(http:// www.ncrel.org/sdrs/areas/issues/content/cntareas/math/ma4inter.htm).
(15. 05. 2009).
İmamoğlu, O. (1997). Psikolojik Açıdan İnsan-Çevre İlişkileri. Keleş, R. (Editör).
İnsan Çevre Toplum. Ankara: İmge Kitapevi.
İnel, B. (2002). Çağdaş Müze”miz Üzerine Düşünceler. Türkiye’de Sanat. Sayı: 52,
s.56-59. İstanbul: Asır Matbaası.
İşler, A. Ş. (2004). Sanat Eğitiminde Disiplinlerarası-Tematik Yaklaşım. Milli Eğitim
Dergisi. Sayı:163. Ankara.
Jacobs, H. H. (1989 a) Interdisciplinary Curriculum: Design and Implementation.
Alexandria. VA: Association for Supervision and Curriculum Development.
Jacobs, H. H. (1989 b). Desing options for an integrated curriculum, H.H. Jacobs
(Editör). Interdisciplinary Curriculum: Design and Implementation. Alexandria, VA:
ASCD
Kaboğlu, İ. Ö. (1996). Çevre Hakkı. (3. Baskı). Ankara: İmge Kitabevi Yayınevi.
Kaplan, M. (2005). Kültür ve Dil. (18. Baskı). İstanbul: Dergah Yayınları.
Kaptan, S. (1998) Bilimsel Araştırma ve İstatistik Teknikleri. Ankara: Tekışıl Web Ofset
Tesisleri
Karasar, N. (1995). Bilimsel Araştırma Yöntemi. Ankara: Alkım Yayınevi.
Karip, E. (2002). Eğitimin Ekonomik Temelleri. Özden, Y. (Editör). Öğretmenlik
Mesleğine Giriş. Ankara: Pegema Yayıncılık.
Karip, E. (2005). Çocuklarımız İçin (?). Kuram ve Uygulamada Eğitim Yönetimi. Yıl:
2005, Sayı: 44, ss:447-448.
228
Karip, E. ve Apaydın, Ç. (15-17 Kasım 2007a). İlköğretimde Erişim ve Eşitlik. H. Ü.
Eğitim Fakültesi İlköğretim Bölümü I. Ulusal İlköğretim Kongresi’nde sunuldu.
Ankara.
Karip, E. ve Yücel, F. H. (15-17 Kasım 2007b). İlköğretim Öğrencilerinin Ailelerinin
Yaptığı Eğitim Harcamaları. H. Ü. Eğitim Fakültesi İlköğretim Bölümü I. Ulusal
İlköğretim Kongresi’nde sunuldu. Ankara.
Karip, E. (2007c) Eğitimde Verilere Dayalı Çözümler ve Sağduyu. Kuram ve
Uygulamada Eğitim Yönetim Dergisi. Sayı: 52.
Karip, E. (2007d) Ortaöğretime Geçiş ve OKS. Kuram ve Uygulamada Eğitim Yönetimi
Dergisi. Sayı: 49.
Karip, E. (2008a). Eğitimde Sınav Kısır Döngüsü. Kuram ve Uygulamada Eğitim
Yönetimi Dergisi. Sayı: 54, s.s.: 149-150
Karip, E. (2008b). Daha bir III. Eğitim Yönetimi Kongresi. Kuram ve Uygulamada
Eğitim Yönetimi Dergisi. Sayı:53, s.s. 5-6.
Kasap, H. (2002, 25-26 Ekim). Beden Eğitimi Yoluyla Disiplinlerarası Öğretim.
Antalya Mirage Park Resort. 7.Uluslararası Spor Bilimleri Kongresi Seminerleri’nde
sunuldu.
Keleş, R. ve Hamamcı, C. (2002). Çevrebilim. (4. Baskı). Ankara: İmge Kitabevi.
Kırışoğlu, O. T. (1991). Sanatta Eğitim-Görmek, Anlamak, Yaratmak. Ankara.
Kiper, H. P. (2004). Küreselleşme Sürecinde Kentlerin Tarihsel - Kültürel Değerlerinin
Korunması - Türkiye Bodrum Örneği. Yayınlanmamış Doktora Tezi. Ankara
Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi Anabilim Dalı,
Ankara.
229
Köstüklü, N. (2001). Sosyal Bilimler ve Tarih Öğretimi. (3. Baskı). Konya: Günay
Ofset.
Küçükahmet, L. (1997). Eğitim Programları ve Eğitim-Öğretim İlke ve Yöntemleri. (8.
Baskı). Ankara: Gazi Kitabevi.
Küçükahmet, L. ve Külahlıoğlu, Ş. Ö., Çalık, T., Topses, G., Öksüzoğlu, A. F.,
Korkmaz, A, (2004). Bir Meslek Olarak Öğretmenlik. Öğretmenlik Mesleğine Giriş. (5.
Baskı). Ankara: Nobel Yayın Dağıtım.
Kültür Bakanlığı (2003). Yitik Miras’ın Dönüş Öyküsü. Yapı Kredi Kültür Sanat
Yayıncılık.
Kültür
Bakanlığı.
Kültür
Ve
Tabiat
Varlıklarını
Koruma
Kanunu.(1983).
http://kvmgm.kultur.gov.tr/Genel/BelgeGoster.aspx?F6E10F8892433CFF3948C44161
D1F3EAEF915B45BFBDFBEB
Madran, B. (1999). Müze Türleri. Yeniden Müzeciliği Düşünmek. İstanbul: Yıldız
Teknik Üniversitesi Basım-Yayın Merkezi.
Madran, B. ve Önal, Ş. (2000). “Yerellikten Küreselliğe Uzanan Çizgide Tarihin Çok
Paylaşımlı Vitrinleri: Müzeler ve Sunumları. Müzecilikte Yeni YaklaşımlarKüreselleşme Yerelleşme. İstanbul: Türkiye Ekonomi ve Toplumsal Tarih Vakfı.
Mathınson, S. ve Freeman, M.(1997). “The Logic of Interdıscıplınary Studies”.
Presented at the Annual Meetting of the American Education Research Association.
Chicago.
MEB. Milli Eğitim Bakanlığı Okul Müzeleri Yönergesi
http://mevzuat.meb.gov.tr/html/2218_0.html (21. 07. 2009).
MEB. Milli Eğitim Bakanlığı Eğitim Müzesi Yönetmeliği
http://mevzuat.meb.gov.tr/html/18200_0.html (21. 07. 2009)
230
MEB. Müzeler İle İlgili Sorular.http://eaddb.meb.gov.tr/sayfa.php?sayfa=1200
(21. 07. 2009)
MEB. (1996).Örnekleriyle Türkçe Sözlük- 4. Ankara: Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları.
MEB. Sosyal Bilgiler 6-7. Sınıflar Programı ve Kılavuz.,
http://iogm.meb.gov.tr/pages.php?page=program. (21. 07. 2009)
MEB. (2002). Resim-İş Dersi Öğretim Programı. Devlet Kitapları Müdürlüğü, Ankara.
MEB. (2003). Tebliğler Dergisi. Eylül. Sayı: 2552. Cilt:66.Ankara
MEB. (2005). İlköğretim Sosyal Bilgiler Öğretmen Kılavuzu Kitabı 4. A Yayınları.
Ankara.
MEB. (2006). İlköğretim Sosyal Bilgiler Dersi Öğretim Programı ve Kılavuzu. Talim ve
Terbiye Kurulu Başkanlığı, Devlet Kitapları Müdürlüğü, Ankara.
MEB. (2006a). Sosyal Bilgiler Öğretmen Kılavuz Kitabı 5. Saray Matbaacılık, Ankara.
MEB. (2006b). İlköğretim Sosyal Bilgiler Dersi 6. Sınıf Öğretim Programı ve Kılavuzu.
Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı, Devlet Kitapları Müdürlüğü, Ankara.
MEB. (2006c). İlköğretim Hayat Bilgisi Öğretmen Kılavuz Kitabı-3. 2.Baskı, Talim ve
Terbiye Kurulu Başkanlığı, Devlet Kitapları Müdürlüğü, Ankara.
MEB. (2007). İlköğretim Sosyal Bilgiler Dersi Öğretmen Kılavuz Kitabı, İlköğretim 7.
Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı, Devlet Kitapları Müdürlüğü, Ankara.
http://iogm.meb.gov.tr/pages.php?page=program (21. 07. 2009)
MEB. (2006d). Görsel Sanatlar Dersi (1.-8. Sınıflar) Öğretim Programı ve Kılavuzu.
Devlet Kitapları Müdürlüğü, Ankara. http://iogm.meb.gov.tr/pages.php?page=program
(21. 07. 2009).
231
MEB. (2008). Görsel Sanatlar Dersi (1-8. Sınıflar) Öğretmen Kılavuz Kitabı. I. Baskı,
İstanbul: Devlet Kitapları.
Merriman, N. (2000). Müzeler Koleksiyonlar İçin Mi, İnsanlar İçin Mi?
İngiltere’de
Müzelere Ulaşmada Artan Olanaklar Üzerine Son Gelişmeler. Müzecilikte Yeni
Yaklaşımlar - Küreselleşme Yerelleşme. İstanbul: Türkiye Ekonomi ve Toplumsal Tarih
Vakfı.
Moran, Berna (1991). Edebiyat Kuramları ve Eleştiri. (8. Baskı). İstanbul: Cem
Yayınevi.
Moss, D. M., Osborn, T. A., Kaufman, D. (2008). First Published by Routledge. 270
Madison Ave. New York. NY 10016.
Nalçakan, M. ve Kandemir, Ö. (2005, 20-22 Ekim). Çağdaş Müzecilik Yaklaşımı ve
Tarihi Sit Alanları: Pearl Harbour-USS Arizona. Askeri Müze ve Kültür Sitesi
Komutanlığı 7. Müzecilik Semineri Bildirileri’nde sunuldu. İstanbul.
Ocak, G. (2007). Yöntem ve Teknikler. Öğretim İlke ve Yöntemleri. (1. Baskı). Ankara:
Pegema Yayıncılık.
Öner, N. (1995). Felsefe Yolunda Düşünceler. İstanbul: Milli Eğitim Basımevi.
Özcan, Z. (2006). Planlamada Disiplinlerarası İlişkiler ve Kentsel Arkeolojinin Yeri.
Gazi Üniversitesi Mühendislik-Mimarlık Fakültesi Dergisi. Cilt: 21. No: 4. ss. 681-687
Özel, S. (1998). Uluslararası Alanda Kültür Varlıklarının Korunması. İstanbul: Alkım
Yayınları.
Özgüç, N. (2003). Turizm Coğrafyası - Özellikler ve Bölgeler. (4. Baskı). İstanbul:
Çantay Kitabevi.
Özkasım, H. (1999). T.C. Kültür Bakanlığı Müzelerinde Finansal Sorunlar ve Malî
Yapının Biçimlenmesiyle İlişkisi. Yeniden Müzeciliği Düşünmek. İstanbul: Yıldız
Teknik Üniversitesi Basım-Yayın Merkezi.
232
Özkök, A. (2005). Disiplinlerarası Yaklaşıma Dayalı Yaratıcı Problem Çözme Öğretim
Programının Yaratıcı Poblem Çözme Becerisine Etkisi. Hacettepe Üniversitesi Eğitim
Fakültesi Dergisi 28: 159-167.
Özsezgin, K. (2002). Müzelerimiz ve Sorunları. Türkiye’de Sanat. Sayı: 53, s. 48-50.
İstanbul: Asır Matbaası.
Özsoy, V. (2002). Sanat (Resim) Eğitiminde Müze ve Okul İşbirliği ve Müzeye Dayalı
Bazı Öğretim Yöntemleri. Milli Eğitim Dergisi. Sayı: 153-154.
_____________. (2003a). Görsel Sanatlar Eğitimi. Ankara: Gündüz Eğitim ve
Yayıncılık.
____________. (2003 b). İlk ve Ortaöğretim Sanat (Resim) Eğitiminden Müzelerden ve
Sanat Galerilerinden Yararlanma. Milli Eğitim Dergisi. Sayı: 158.
Öztürk, C. (2006). Sosyal Bilgiler: Toplumsal Yaşama Disiplinlerarası Bir Bakış.
Öztürk, C. (Editör).
Hayat Bilgisi ve Sosyal Bilgiler Öğretimi - Yapılandırmacı Bir
Yaklaşım. Ankara: Pegema Yayıncılık.
Öztürk, F. (2000). Türk Eğitim Düşüncesi Tarihinde “Müze” Kavramının Düşünsel
Temelleri Satı Bey ve İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu Örneği. Müzecilikte Yeni Yaklaşımlar Küreselleşme Yerelleşme. İstanbul: Türkiye Ekonomi ve Toplumsal Tarih Vakfı.
Öztürk, C. ve Dilek, D. (2003). Hayat Bilgisi ve Sosyal Bilgiler Programı. Öztürk, C. ve
Dilek, D. (Editör). Hayat Bilgisi ve Sosyal Bilgiler Öğretimi. Ankara: Pegema
Yayıncılık.
Paykoç, F. ve Baykal, S. (2000). Müze Pedagojisi. Kültür, İletişim ve Aktif Öğrenme
Ortamı Olarak Müzelerin Etkinliğine İlişkin Bir Çalışma. Müzecilikte Yeni Yaklaşımlar:
Küreselleşme ve Yerelleşme. İstanbul: Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı..
Numune Matbaası.
233
Peterson, L. S. (2002). İnterdisciplinary Studies as Nexus: Crossing Discipline Borders
into the World. Norwalk Community College 188 Richaeds Are. Norwalk CT 06854.
Read, H. (1960). Sanatın Anlamı. (Çevirenler: Güner İnal - Nuşin Asgari), Ankara:
Türkiye İş Bankası Yayınları.
Read, H. (1981). Sanat ve Toplum. (Çeviren: Selçuk Mülayim) Ankara: Umran
Yayınları.
San, İ. (1983). Sanat Eğitimi Kuramları. Ankara: Tan Kitap Yayın ve Ticaret.
__________.(2004). Sanat ve Eğitim. (3. Baskı) Keser, İ (Editör). Ankara: Ütopya
Yayınevi .
Sever, M. (2004). Müzeler Açısından Halk İlaçları ve Halk Hekimliği Uygulamalarında
Animasyon. Somut Olmayan Kültürel Mirasın Müzelenmesi-Sempozyum Bildirileri.
Ankara: Gazi Üniversitesi THBMER Yayını.
Sezik, E. (2003). Halkbilim Müzeciliği ve Türk Halk İlaçları. Türkiye’de Halkbilimi
Müzeciliği ve Sorunları Sempozyum Bildirileri. Ankara: Gazi Üniversitesi THBMER
Yayını.
Shaw, W. M.K. (2004). Osmanlı Müzeciliği. (1. Baskı). İstanbul: İletişim Yayınları.
Sorokin, P. A.(1997). Bir Bunalım Çağında Toplum Felsefeleri. (Çeviren: Mete
Tunçay). (2. Baskı). İstanbul: Göçebe Yayınları.
Sönmez, Veysel (1998). Sosyal Bilgiler Öğretimi ve Öğretmen Kılavuzu. Ankara: Anı
Yayıncılık.
_____________. (2007). Program Geliştirmede Öğretmen El Kitabı. (13. Baskı).
Anakara: Anı Yayıncılık.
234
Stokrocki, M. ve Kırışoğlu, O. T. (1996) Ortaöğretim Sanat Öğretimi. Deneme Baskı.
Ankara: Milli Eğitimi Geliştirme Projesi Hizmet Öncesi Öğretmen Eğitimi.
Stradling, Carol D. (2003). 20. Yüzyıl Avrupa Tarihi Nasıl Öğretilmeli? Çev. Ayfer
Ünal. İstanbul: Türkiye Ekonomik ve toplumsal Tarih Vakfı.
Suraco, T. L. (2006). An Interdisciplinary Approach in The Art Education Curriculum.
Master of Art Education in the College of Art and Sciences Georgia State Universty.
Süzen, H. N. (2005). İlköğretim Okullarında Görevli Yöneticilerin ve Resim-İş
Öğretmenlerinin Müze ve Sanat Galerilerinin Görsel Sanatlar (Resim-İş) Eğitimi
Amaçlı Kullanılmasına İlişkin Görüşleri. Yayınlanmamış Doktora Tezi Gazi
Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü Resim-İş
Öğretmenliği Anabilim Dalı, , Ankara.
Tanner, D. ve Tanner, L. N.,(1980). Curriculum Development: Theory into Practice.
New York: MacMillan.
Tanrıöğen, A. (2005). Hayat ve Sosyal Bilgiler Öğretimi Etkili Vatandaş Yetiştirme.
Tanrıöğen, A. (Editör). Hayat Bilgisi ve Sosyal Bilgiler Öğretimi. (1. Baskı). İstanbul:
Lisans Yayıncılık.
Tansuğ, S. (1988). Sanatın Görsel Dili. (3. Baskı). İstanbul: Remzi Kitabevi.
Tekeli, İ. (2000). Türkiye Çevre Tarihçiliğine Açılırken.
Türkiye’de
Çevrenin
ve
Çevre Korumanın Tarihi Sempozyumu. İstanbul: Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı.
Tezcan, M. (1997). Kültürel Antropoloji. (1. Baskı). Ankara: Kültür Bakanlığı.
The Interdisciplinary Curriculum.
http://users.rowan.edu/~cone/interdisciplinary.htm (10. 06.2009).
Tolstoy, L. (1996). Sanat Nedir?. (Çeviri: Boran Dural) Ural, A. Ali (Ed.). İstanbul:
Şule Yayınları,
235
Tonbul, C. (2001). İşbirlikli Öğrenmenin İngilizce Dersine İlişkin Doyum, Hatırda
Tutma Üzerindeki Etkileri ve İşbirlikli Öğrenme Uygulamalarıyla İlgili Öğrenci
Görüşleri.
Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Dokuz Eylül Üniversitesi Eğitim
Bilimleri Enstitüsü. İzmir.
Topçu, N. (1998). Kültür ve Medeniyet. (2. Baskı). İstanbul: Dergah Yayınları.
Tunalı, İ. (1984). Sanat Ontolojisi. İstanbul: Sosyal Yayınlar.
Tunalı, İ. (1989). Estetik. İstanbul; Remzi Kitabevi.
Turhan, M. (2002). Kültür Değişmeleri-Sosyal Psikoloji Bakımından Bir Tetkik (4.
Baskı). İstanbul: Çamlıca Yayınları.
Türkdogan, G. (1984). Sanat Eğitimi Yöntemleri (Resim-İş Öğretimi). (2. Baskı).
Ankara: Kadıoğlu Matbaası.
Uluslar arası Kültürel Miras Mevzuatı. AB Kültürel Miras Mevzuatı ve Türkiye Projesi,
Cilt: 2(1. Baskı). (2007). Öz, A. K. ve Güner, S. (Ed.). İstanbul: Kültürel Mirasın
Dostları Derneği (KÜMİD) Yayınları: 1
Uygur, N. (2003). Kültür Kuramı. (3. Baskı). İstanbul: YKY.
Uluçay, Ç.(1958). Çevre İncelemeleri Tarih Öğretimi. İstanbul: Öğretmenler Derneği
Yayınları.
Üstüner, M.(2006). Öğretmenlik Mesleğine Yönelik Tutum Ölçeğinin Geçerlik ve
Güvenirlik Çalışması. Kuram ve Uygulamada Eğitim Yönetimi. Kış 2006, Sayı 45,
ss:109-127.
Weisman, E. ve Hanes, J. M., (2002). ”Thematic Curriculum and Social
Reconstruction”. Gaudelius, Y & Speirs, P. (Editors), Contemprorary Issues in Art
Education, Prentice Hall, New Jersey, s.170-178.
236
Yavru, Ö. ve Gürdal, A.
(1998). İlköğretim Okullarının 4. ve 5. Sınıflarında
Laboratuvar
Öğrencilerin
Deneylerinin
Kavramları Kazanmasına Etkisi.
Mekanik
Konusundaki
Başarısına
ve
M.Ü. Atatürk Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri
Dergisi. 10,. ss.327-338.
Yavuzoğlu, N. A. (1999). Çağdaş Eğitimde Müzenin İşlevi. Yeniden Müzeciliği
Düşünmek. İstanbul: Yıldız Teknik Üniversitesi Basım-Yayın Merkezi.
Yeşilbursa, C. C. (2006). Sosyal Bilgiler Dersinde Tarihi Yerleri Kullanarak Tarih
Konularının Öğretimi. YayımlanmamışYüksek Lisans Tezi, Gazi Üniversitesi Eğitim
Bilimleri Enstitüsü, Ankara.
Yıldırım, A. (1996). Disiplinlerarası Öğretim Kavramı ve Programlar Açısından
Doğurduğu Sonuçlar. Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi 12: 89-94.
237
EK 1
İlköğretim 1-8. Sınıflar Matematik Dersi Öğretim Programı ve Müze ile Eğitim
İlişkilendirmesi
İlköğretim 1-3. Sınıflar Hayat Bilgisi Dersi Öğretim Programı ve “Müze ile
Eğitim” İlişkilendirmesi
238
EK 2
İlköğretim 4-7. Sınıflar Sosyal Bilgiler Dersi Öğretim Programı ve “Müze ile
Eğitim” İlişkilendirilmesi
239
EK 3
İlköğretim 4-8. Fen ve Teknoloji Dersi Öğretim Programı ve “Müze ile Eğitim”
İlişkilendirilmesi
240
EK 4
Ön Test- Son Test ve İzleme Testi Olarak Uygulanan Başarı Testi
Sevgili Öğrenciler;
Bu test bir araştırma için düzenlenmiştir. Sizlerin vereceği cevaplar
araştırmanın şekillenmesi ve konuyla ilgili veri toplanabilmesi açısından çok
önemlidir.
Elde edilecek olan bilgiler “Görsel Sanatlar ve Sosyal Bilgiler Derslerinin
İlişkilendirilmesinin Kültür Varlıklarını Tanıma ve Sahip Çıkma İle İlgili
Kazanımların Gerçekleşmesi ve Öğrenci Tutumları Üzerinde Etkileri” adlı
çalışmada kullanılacaktır.
Yüksel GÖĞEBAKAN
Elinizdeki
test
formlarını
kırk
dakikada
cevaplayabileceğiniz
düşünülmektedir. Doğru seçeneğe (X) işareti koyunuz. İlginize teşekkür ederim.
1.
Aşağıdaki A sütununda, sanatın türleri, B sütununda ise sanatın alt bölümleri
verilmiştir. Hangi alt bölümün hangi sanat türünün içerisinde yer aldığını bulup,
başındaki harfi ilgili sanat türlerinin başındaki boşluğa yazınız.
A. SANATIN TÜRLERİ
( ) Dil Sanatlar
( ) Ses Sanatları
( ) Dramatik Sanatları
B. SANATIN ALT BÖLÜMLERİ
F Yağlıboya
A Mimari
B Tiyatro
C Müzik
D Roman
E Heykel
2. Anadolu’nun zengin bir kültürel mirasa sahip olmasının en önemli nedeni
aşağıdakilerden hangisidir?
A) Coğrafi konumunun farklılığı
B) Üç tarafının denizlerle çevrili olması
C) Önemli birçok farklı medeniyete ev sahipliği yapması
D) İpek yolu üzerinde yer alması
241
3. Bir bölgenin kültürel yapısı hakkında araştırma yapmayı planlayan bir ekibin,
sağlıklı sonuçlara ulaşabilmek için, aşağıdakilerden hangi yaklaşımı detaylı bir
şekilde incelemesi gerekmektedir?
A) Çevrede yer alan fabrikaları B)Çevredeki kültür varlıkları ve müzeleri
C) Çevrenin tahıl ürünlerini
D) Çevrenin ulaşım ağını
4. Anadolu’da hüküm sürmüş uygarlıklar açısından tarihsel (kronolojik) olarak
bir sıralama yapıldığında, boş bırakılan yere aşağıdaki uygarlıklardan hangisinin
gelmesi gerekmektedir?
Roma İmparatorluğu,………….., Selçuklu Devleti, Osmanlı Devleti
A) Memluklüler
B) Urartular
C) Bizanslılar
D) Lidyalılar
5. Sanat ile zanaat nesnelerini birbirinden ayıran en önemli noktalardan bir tanesi, sanat
nesnesinin özgünlüğüne karşın, zanaat nesnesinde benzer biçimlerin tekrarının önemli
rol oynamasıdır.
Buna göre aşağıdakilerden hangisi sanatsal bir içerik taşır?
A) Kuyumculuk
B) Edebiyat
C) Marangozluk
D) Bakırcılık
6. I. Yerleşik hayata geçmişlerdir.
II. Şehirler inşa etmişlerdir.
III. Avcı ve toplayıcı olarak yaşamışlardır.
IV. Dokuma ürünleri üretmeye başlamışlardır.
Yukarıdaki uygarlıklarla ilgili olguların tarihsel (kronolojik) sıralanışı, aşağıdaki
seçeneklerin hangisinde doğru olarak verilmiştir?
A) I, IV, III, II
B) III, I, II, IV
C) III, II, I, IV
D) II, III, IV, I
242
7. İlk uygarlıklara ait eserlerin yok olmasındaki en önemli üç etken
aşağıdakilerden hangisinde birlikte verilmiştir?
A) Savaşlar, Eğitimsizlik, Sanayileşme B) Ekonomi, Nüfus Artışı,Irkçılık
C) Nüfus Artışı, İklim, Ekonomi
D) Terör, Coğrafi Yapı, Irkçılık
8. Aşağıdakilerden hangisi Anadolu’da yaşamış olan uygarlıklardan birisi
değildir?
A) Selçuklular
B) Frigler
C) Romalılar
D) Hintliler
9. Aşağıdakilerden hangisi müze kavramının doğru tanımıdır?
A) Sanatsal, kültürel, tarihsel ya da bilimsel ürünlerin sergilendiği mekanlardır.
B) Eski insanların barındıkları alanlardır.
C) Her türlü eseri depolayan mekanlardır.
D) Bayındırlık işleriyle ilgilenen kurumlardır.
10. Kültürel varlıklar açısından zenginlikleri ve güzellikleri olan bir bölgeye, bir grup
insan yerleşiyor. Zamanla bölge, önemli bir ticaret merkezi oluyor. Bunların sonucunda
bölgede büyük bir sanayileşme yaşanıyor. Yeni binalar ve iş merkezleri inşa edilirken
eski dönemlere ait birçok bina yıkılıyor.
Yukarıdaki durum devam ettiğinde bölgede yaşanacak olası kayıpların hangi
alanda olabileceği söylenebilir?
A) Kültür
B) Eğitim
C) Ticaret
D) Yiyecek
11. Öğretmen, sınıfa müzelerin görevlerinin neler olduğunu sorar.
Öğrenciler söz
alarak müzenin görevlerinin neler olduğunu söylerler. Öğretmen, bir öğrencinin
cevabının doğru olmadığını belirtir. Bu öğrenci nasıl bir cevap vermiş olabilir?
A) Eserleri sergiler.
B) Eserleri korur.
C) Eserleri arşivler.
D) Esreleri satıp para kazanır.
243
12. Görsel sanatlar dersi öğretmeni, öğrencileriyle birlikte Arkeoloji Müzesi’ne bir
gezi düzenler. Bu gezide, öğrenciler aşağıdaki nesnelerin hangisiyle müzede
karşılaşmazlar?
A) Tabletler
B) Seramik kaplar
C) Eski televizyonlar
D) Takılar
13. Yurt dışından gelen bir arkadaşına ulusal kültürümüze ait değerleri tanıtmak isteyen
birisi, aşağıda yer alan alanların hangisini kapsam dışında tutmalıdır?
A) Gösteri Sanatları
B) Tören ve Şölenler
C) El Sanatları
D) Beyaz Eşya Satıcıları
14.
I.Öğrenci: İlk uygarlıkların kullandıkları yazılarla ilgili araştırma yapmam
gerekiyor
II. Öğrenci: Nereden bilgi toplamayı düşünüyorsun?
I. Öğrenci: ……………………………..
II. Öğrenci: Emin misin?
I.Öğrenci: ……………………………
Yukarıdaki konuşmada, boş bırakılan yerlere aşağıdakilerden hangileri gelir?
A) Adliyeden- Sanırım
B) Belediyeden-Elbette
C) Müzeden- Elbette
D) Milli Eğitimden- Evet
15. Aşağıdaki tanımlamalardan hangisi “Tarihi Eser” i en iyi
tanımlayan ifadedir?
A) Günümüzden önceki dönemlere ait bütün eserler.
B) Kanunlarla tespit edilen, eski dönemlerde yaşamış olan uygarlıklara-kültürlere ait
eserlerdir.
C) Ne zaman yapıldığı belli olmayan eserler.
D) Eski dönemlerde sadece sanat eseri olarak yapılmış olan eserlerdir.
244
16. Aşağıdaki tanımlardan hangisi “Sanat Eseri”ni en iyi biçimde ifade eder?
A) İnsanların, duygu ve düşüncelerini herhangi bir yol ile başkalarına aktaran
nesnelerdir.
B) İnsanların, günlük yaşamda kullanmak için inşa ettikleri nesnelerdir.
C) Sadece, kar amacıyla üretilen ürünlerdir.
D) Usta-çırak ilişkisiyle üretilen bütün nesnelerdir.
17. Kentte, tarihsel ve kültürel mirasa ait eserlerin tespiti için bir komisyonun
oluşturulması gerekmektedir. Oluşturulacak olan bu komisyon, kent çevresinde
çıkarılan ya da bulunan eserlerin tarihsel bir nitelik taşıyıp taşımadığı konusunda karar
verecektir.
Komisyonun, bir eserin tarihsel ve kültürel yapıya sahip olup olmadığı kararını
verebilmesi için, aşağıdakilerin hangisi hakkında bilgi sahibi olmasına gerek
yoktur?
A) Bölgenin tarihsel geçmişi hakkında bilgi
B) Eski uygarlıklara ait bilgi
C) Kültür ve kültürel nitelikler hakkında bilgi
D) Sağlık kuruluşları hakkında bilgi
18. Sanat eseri ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
A) Sanat eseri, özgündür.
B) Sanat eseri, insanlarda huzursuzluk yaratır.
C) Sanat eseri, renk, ses, yazı ve birçok dili kullanır.
D) Sanat eseri, duygu aktarımı sağlar.
19. Hangisi tarihi esere ait bir özellik değildir?
A) İnsan elinden çıkmış olması
B) Kültürel bir nitelik taşıması
C) Sadece savaşlarda kullanılmak için yapılması
D) Kazılar sonrasında ortaya çıkarılması
245
20. Tarihi eserler açısından hangisi söylenemez?
A) Tarih hakkında bizlere bilgi verir.
B) Eski uygarlıkları bizlere tanıtır.
C) Bugünü anlamamıza ve geleceği yorumlamamıza yardımcı olur.
D) Sadece insanların yapmış olduğu sanat eserleridir.
21. Bir bölgede bulunan ya da kazılar sonrasında ortaya çıkarılan tarihi eserler, o
bölgede daha önce yaşamış olan uygarlıklardan kalan eserlerdir.
Bu düşünceden hareketle, Türkiye topraklarında hangi uygarlığa ait eser
bulunmaz?
A) İnkalar
B) Urartular
C) Persler
D) Selçuklular
22. Ayasofya Müzesi, İshak Paşa Sarayı, ardından Taç Mahal ve en sonunda da
Dolmabahçe Sarayı’na gezi planlanmıştır.
Bu gezi planında hangi eseri görmek için yurt dışına çıkmak
gereklidir?
A) Ayasofya
B) Taç Mahal
C) Dolmabahçe Sarayı
D) İshak Paşa Sarayı
23. Yazı, ilk defa hangi uygarlık tarafından ne zaman kullanılmıştır?
A) Sümerler- MÖ 3000
B) Mısırlılar- MÖ 2000
C) Hititler – MÖ 1500
D) Çinliler- MÖ 1000
24. Tarihsel değere sahip eserlerimizin gelecek kuşaklara aktarılabilmesi için
aşağıdaki etkinliklerden hangisine daha fazla önem verilmelidir?
A) Tarihi eser kaçakçılığının önlenmesi
B) Tarihi eserlerin satılması
C) Tarihi eserlerin kiralanması
D) Tarihi eserlerin boyanması
246
25. I. Eğitim ve öğretim kurumlarında konu ile ilgili faaliyetlerin artırılması
II. Basında konuya yeteri kadar yer verilmesi
III. Yerel yönetimlerin, bölgelerindeki kültürel mirasa ait eserler hakkında duyarlı
olması
IV. Kültürel mirasa ait eserlerin üzerlerinin kapatılması
Kültürel mirasa ait eserlerin tanınması ve koruma bilincinin oluşması açısından,
yukarıdaki yaklaşımların hangileri önem taşımaktadır?
A) III, II ve IV
B) I, III ve IV
C) I, II ve III
D) IV, II ve III
26. Hangisi görsel sanat tekniklerinden birisi değildir?
A) Suluboya
B) Seramik
C) Roman
D) Yağlıboya
27. I. Geç Hitit İmparatorluğu
II. Bizanslar
III. Persler
IV. Lidyalılar
Yukarıda Anadolu’da yaşamış bazı uygarlıklar bulunmaktadır. Bu uygarlıkların
tarihsellik (kronoloji) sıralanması aşağıdakilerden hangisinde doğru verilmiştir?
A) I, II, III, IV
B) I, IV, III, II
C) II, I, III, IV
D) IV, III, I, II
28. Aşağıda yer alan eserlerden hangisi ilk çağ uygarlıklarından günümüze kalan
bir nesne değildir?
A) Seramik kap
B) Tunç mızrak
C) Küçük heykelcik
D) Radyo
247
29. Bir öğrenci, yaz tatilinde ailesiyle birlikte Sümela Manastırı’nı görmek için
Trabzon’a, Divriği Ulu Cami ve Darüşşifası’nı görmek için Sivas’a, Selimiye
Camisi’ni görmek için Edirne’ye ve Pamukkale’yi (Hierapolis) görmek için ise
Gümüşhane’ye gitmiştir.
Öğrenci ve ailesi, hangi eseri görmek için yanlış şehre gitmiştir?
A) Sümela Manastırı
B) Divriği Ulu Cami
C) Selimiye Cami
D) Pamukkale(Hierapolis)
30.
I.
Beslenme (yemek pişirme, sofra düzeni, bayram- düğün
yemekleri)
II. Geleneksel Giyim- Kuşam (bebek- çocuk giysisi, gelin giysisi,
özel günlere has giysiler)
III. Halk Yazını (destanlar, efsaneler, masallar, atasözleri, ağıtlar,
maniler)
IV. İletişim Teknolojisi (telefon, bilgisayar, internet)
Yukarıdakilerden hangileri ulusal kültürümüze ait değerleri (maddi ve manevi)
içerisinde barındırır?
A) I, II ve III
B) I, IV ve III
C) IV, I ve II
D) III, IV ve I
31. A kişisi, içerisinde müze bulunan bir şehir merkezinde inşaat temeli kazarken
üzerinde çeşitli şekillerin bulunduğu üç tane küp bulur. Bulunan bu eserlerin nereye
götürülmesi gerektiğini muhtara sorar.
Muhtar, kişiye eseri nereye götürmesi gerektiğini söylemiştir?
A) Emniyet Müdürlüğü
B) Müze
C) Jandarma
D) Okul İdarecileri
32. Hafta sonunu Malatya ve çevresindeki tarihi eserleri ziyaret etmeye ayıran ve
çevrenin önemli eserlerini gezen bir kişi.
Bu gezi esnasında aşağıdaki yapılardan hangisini ziyaret etmiş olamaz?
A) Silahtar Mustafa Paşa Kervansarayı B) Arslantepe Höyüğü
C) Somuncubaba Külliyesi
D) Harput Kalesi
248
33. Valilik, ulusal kültürümüzün yaşatılması için bazı çalışmaların yapılması
gerektiğine inanıyor. Özellikle, kültürel mirasa ait unsurların birçok yönden tahribata
uğradığını ve bunun önüne geçilmesi gerektiğini savunuyor. Konuyla ilgili olarak bazı
kurumlarla işbirliği yapılması gerektiği düşünülüyor.
Valilik aşağıdaki kurumların hangileriyle çalışma yapma gereği
duyar?
A)Eğitim-ÖğretimKurumları,Müzeler B)Banka, ÇocukEsirgeme Kurumu
C)Sağlık Kurumları, Yetiştirme Yurdu D)Huzurevi, Türk Hava Kurumu
34.
I. Haz vermesi
II. Duygu ve düşüncelere hitap etmesi
III. Estetik değer taşıması
IV. Kazanç sağlaması
Yukarıdakilerden hangisi sanat eserinin özelliklerinden birisi
değildir?
A) I
B) III
C) IV
D) II
35. Ulusal kültür, birden bire ortaya çıkan bir olgu değildir. Yüzyılların birikimiyle ve
birçok farklı alt unsurlarla şekillenerek oluşur. Türk kültürü de aynı süreci yaşamıştır.
Aşağıdakilerden hangisi şu anki kültürümüzün şekillenmesini belirleyen
unsurlardan biri değildir?
A) Anadolu’da yaşamış olan uygarlıklar
B) Anadolu’nun coğrafi yapısı ve iklimi
C) Orta Asya’dan getirilen kültürel değerler
D) Anadolu’nun yedi coğrafi bölgeye ayrılması
36. Yazının, ilk uygarlıklar tarafından kullanılmasının, hangi alanda yaşanan
gelişmelere katkısı daha az olmuştur?
A) İletişim
B) Savaşlar
C) Bilginin paylaşımı
D) Ticaret
249
EK 5
Ön Test- Son Test ve İzleme Testi Olarak Uygulanan Tutum Ölçeği
Sevgili Öğrenciler;
Bu araştırmanın amacı; İlköğretim yedinci sınıflarda bulunan öğrencilerin
Kültür Varlıklarını (Tarihi Eser) tanıması ve sahip çıkması ile ilgili görüşlerini
almaktır. Sizlerin vereceği samimi cevaplar araştırmanın şekillenmesi ve konuyla
ilgili veri toplanabilmesi açısından çok önemlidir.
Elde edilecek olan bilgiler “Görsel Sanatlar ve Sosyal Bilgiler Derslerinin
İlişkilendirilmesinin Kültür Varlıklarını Tanıma ve Sahip Çıkma İle İlgili
Kazanımların Gerçekleşmesi ve Öğrenci Tutumları Üzerinde Etkileri” adlı
çalışmada kullanılacaktır.
Yüksel GÖĞEBAKAN
Elinizdeki anket formlarını yirmi dakikada cevaplayabileceğiniz düşünülmektedir.
Kendinize en yakın gelen seçeneğe (X) işareti koyunuz. İlginize teşekkür ederim.
TUTUM ÖLÇEĞİ
1. Müzelerdeki eserlerden yola çıkarak dönemlerin kültürleri hakkında bilgi
ediniriz.
Hiç
Az
Orta Düzeyde
Çok
Tamamen
Katılmıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
( )
( )
( )
( )
( )
2. Görsel ve sözel iletişim önemli olduğu için yazılı iletişimin önemli olduğunu
düşünmüyorum.
Hiç
Az
Orta Düzeyde
Çok Tamamen
Katılmıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
( )
( )
( )
( )
( )
3.Çevremdeki tarihi eserleri tanıyorum.
Hiç
Az
Orta Düzeyde
Çok
Tamamen
Katılmıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
( )
( )
( )
( )
( )
4. Açlık, yoksulluk, kuraklık ve doğal afetlerin tarihi eserlerin yok olmasındaki
önemli etkenler olduğunu düşünüyorum.
Hiç
Az
Orta Düzeyde
Çok Tamamen
Katılmıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
( )
( )
( )
( )
( )
5. Zengin bir tarihsel geçmişe sahip olmak bana bir şey ifade etmiyor.
Hiç
Az
Orta Düzeyde
Çok Tamamen
Katılmıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
( )
( )
( )
( )
( )
6. Bulunan bir tarihi eserin götürülmesi gereken yerlerin başında, müzelerin
geldiğini düşünüyorum.
Hiç
Az
Orta Düzeyde
Çok Tamamen
Katılmıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
( )
( )
( )
( )
( )
250
7. Derslerde, konu olarak tarihi eserler işlendiğinde sıkıntı duyarım.
Hiç
Az
Orta Düzeyde
Çok Tamamen
Katılmıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
( )
( )
( )
( )
( )
8. İlk uygarlıklara ait bilgileri, en iyi şekilde o uygarlıklardan kalan yazı
örneklerinden öğreniriz.
Hiç
Az
Orta Düzeyde
Çok Tamamen
Katılmıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
( )
( )
( )
( )
( )
9. Müzelerin, tarihi eserlerin korunmasında önemli bir yere sahip olduklarını
düşünmüyorum.
Hiç
Az
Orta Düzeyde
Çok Tamamen
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılmıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
( )
( )
( )
( )
( )
10. Savaşların, kültür varlıklarının yok olmasına neden olduğunu düşünüyorum.
Hiç
Az
Orta Düzeyde
Çok Tamamen
Katılmıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
( )
( )
( )
( )
( )
11. Eski eserlerin tarihimizi öğrenmemize yardımcı oldukları için korunmaları
gerektiğini düşünüyorum.
Hiç
Az
Orta Düzeyde
Çok Tamamen
Katılmıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
( )
( )
( )
( )
( )
12. Müzeler, geçmişten geleceğe ulusal ve evrensel değerlerin taşınmasına katkı
sağlayan kurumlardır.
Hiç
Az
Orta Düzeyde
Çok
Tamamen
Katılmıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
( )
( )
( )
( )
( )
13. Tarihi eserleri sevmem.
Hiç
Az
Orta Düzeyde
Çok Tamamen
Katılmıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
( )
( )
( )
( )
( )
14. Ulusal kültürümüze sahip çıkılması gerektiğine inanıyorum.
Hiç
Az
Orta Düzeyde
Çok Tamamen
Katılmıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
( )
( )
( )
( )
( )
15. Tarihi eserler, milli kültür duygusunun gelişmesine herhangi bir yarar
sağlamaz.
Hiç
Az
Orta Düzeyde
Çok Tamamen
Katılmıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
( )
( )
( )
( )
( )
16. Tarihi eserlerimizin yok olmasının önemli olmadığı inancındayım.
Hiç
Az
Orta Düzeyde
Çok Tamamen
Katılmıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
( )
( )
( )
( )
( )
17. Yaşadığım çevrenin kültürel özelliklerini bilmemin yararlı olacağına
inanmıyorum.
Hiç
Az
Orta Düzeyde
Çok Tamamen
Katılmıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
( )
( )
( )
( )
( )
251
18. Başka bir şehre gittiğimde oradaki tarihi eserleri gezmek beni sıkar.
Hiç
Az
Orta Düzeyde
Çok Tamamen
Katılmıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
( )
( )
( )
( )
( )
19. Tarihi eserler toplumları yaşadıkları çevreye bağlayarak vatan ve millet
sevgisini aşılar.
Hiç
Az
Orta Düzeyde
Çok Tamamen
Katılmıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
( )
( )
( )
( )
( )
20. Çevremdeki tarihi eserlere birisinin zarar verdiğini gördüğümde hiçbir tepki
göstermem.
Hiç
Az
Orta Düzeyde
Çok Tamamen
Katılmıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
( )
( )
( )
( )
( )
21. Çevremizdeki tarihi mekanları ve nesneleri tanımak hoşuma gider.
Hiç
Az
Orta Düzeyde
Çok
Tamamen
Katılmıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
( )
( )
( )
( )
( )
22. Tarihi değere sahip eserlerin korunması gerektiğini düşünmüyorum.
Hiç
Az
Orta Düzeyde
Çok Tamamen
Katılmıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
( )
( )
( )
( )
( )
23. Benim için bugün önemli… Tarihi eserler, geçmişe ait oldukları için önemli
değil.
Hiç
Az
Orta Düzeyde
Çok Tamamen
Katılmıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
( )
( )
( )
( )
( )
24. Tarihi eserlerin, insanların duygu ve düşünce yapısının gelişmesinde rol
oynadıklarını düşünüyorum.
Hiç
Az
Orta Düzeyde
Çok Tamamen
Katılmıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
( )
( )
( )
( )
( )
25. İlk uygarlıklara ait yazılı tabletlerin bana bir şey vereceğine inanmıyorum.
Hiç
Az
Orta Düzeyde
Çok Tamamen
Katılmıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
( )
( )
( )
( )
( )
26. Bir sanat eserinin, o dönemin kültürünü yansıtan unsurlardan birisi olduğunu
düşünüyorum.
Hiç
Az
Orta Düzeyde
Çok Tamamen
Katılmıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
( )
( )
( )
( )
( )
27. Kültür varlıkları, turizm yönüyle farklı bölge, yöre ve uluslara ait bireylerin
birbirleriyle kaynaşmasına vesile olur.
Hiç
Az
Orta Düzeyde
Çok Tamamen
Katılmıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
( )
( )
( )
( )
( )
28. Geçmiş dönemlere ait bütün nesneler, korunması gereken tarihi eserlerdir.
Hiç
Az
Orta Düzeyde
Çok Tamamen
Katılmıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
( )
( )
( )
( )
( )
252
29. Herhangi bir tarihi eserin yurt dışına kaçırılmasının önemli olmadığını
düşünüyorum.
Hiç
Az
Orta Düzeyde
Çok Tamamen
Katılmıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
( )
( )
( )
( )
( )
30. İlk uygarlıklara ait tarihi eserlerle ilgilenmenin gereksiz olduğunu
düşünüyorum.
Hiç
Az
Orta Düzeyde
Çok Tamamen
Katılmıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
( )
( )
( )
( )
( )
31. Tarihi eserler, kişilerin geçmişiyle gurur duymasını sağlayarak, özgüvenlerini
geliştirir.
Hiç
Az
Orta Düzeyde
Çok Tamamen
Katılmıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
( )
( )
( )
( )
( )
32. Çevremizdeki tarihi eserlerden herhangi birine zarar veren birisini
gördüğümde umursamam.
Hiç
Az
Orta Düzeyde
Çok Tamamen
Katılmıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
( )
( )
( )
( )
( )
33. Günümüzdeki bütün bilimsel ve teknolojik gelişmelerin öncüllerinin müzelerde
sergilenen nesneler olduğunu düşünüyorum.
Hiç
Az
Orta Düzeyde
Çok Tamamen
Katılmıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
( )
( )
( )
( )
( )
34. Görsel sanatlarda kullanılan resim teknikleri, duygu ve düşüncelerimizi
yansıtmamıza imkan sunar.
Hiç
Az
Orta Düzeyde
Çok
Tamamen
Katılmıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
( )
( )
( )
( )
( )
35. Tarihi eserlerin, geleceğin şekillenmesine katkı sağlayacağına inanmıyorum.
Hiç
Az
Orta Düzeyde
Çok Tamamen
Katılmıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
( )
( )
( )
( )
( )
36. İlk uygarlıklara ait eserlerin müzelerde korunmaları gerektiğine inanıyorum.
Hiç
Az
Orta Düzeyde
Çok Tamamen
Katılmıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
( )
( )
( )
( )
( )
37. Kültür varlıkları, insanlığın ortak malı olduğu için, başka ülkelere
götürülmesinin önemi yoktur.
Hiç
Az
Orta Düzeyde
Çok Tamamen
Katılmıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
Katılıyorum
( )
( )
( )
( )
( )
253
EK 6
Enstitü İzin Dilekçesi
254
EK 7
Malatya Valiliği İzin Onayı
255
EK 8
İl Milli Eğitim Müdürlüğü İzin Onayı
256
EK 9
İl Milli Eğitim Müdürlüğü Araştırma Değerlendirme Formu
257
EK 10
İl Milli Eğitim Müdürlüğü İzin Dilekçesi Örneği
MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRLÜĞÜNE
MALATYA
Gazi Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü Güzel Sanatlar Eğitimi Ana Bilim
Dalı’nda doktora yapmaktayım. Doktora tezi olarak “Görsel Sanatlar ve Sosyal Bilgiler
Derslerinin İlişkilendirilmesinin Kültür Varlıklarını Tanıma ve Sahip Çıkma ile İlgili
Kazanımların Gerçekleşmesi ve Öğrenci Tutumları Üzerinde Etkileri” adlı çalışmayı
yapmaktayım. Tez çalışmasıyla ilgili olarak hazırlamış olduğum anketleri (Başarı Testi
ve Tutum Ölçeği) ve ders programlarını Dernek Mah. Sinema Cad. No: 2 adresinde
bulunan Atatürk İlköğretim Okulu’nda uygulamak istiyorum. Gerekli belgeler ekte
sunulmuş olup gereğini saygılarımla arz ederim.
19.02.2009
Yüksel GÖĞEBAKAN
Sivas Cad. Azizler Sok. No:39 Kat: 2
0 505 684 42 81
Malatya
EKLER:
EK-1:
EK-2:
EK-3:
EK-4:
EK-5:
1 Adet Araştırma Takvimi
1 Adet Tez Önerisi
1 Adet Tutum Ölçeği (Ön Test- Son Test)
1 Adet Başarı Testi (Ön Test- Son Test)
1 Adet Uygulanacak Ders Programları
258
EK 11
Okul İzin Dilekçesi Örneği
ATATÜRK İLKÖĞRETİM OKULU MÜDÜRLÜĞÜNE
MALATYA
Gazi Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü Güzel Sanatlar Eğitimi Ana Bilim
Dalı’nda doktora yapmaktayım. Doktora tezi olarak “Görsel Sanatlar ve Sosyal Bilgiler
Derslerinin İlişkilendirilmesinin Kültür Varlıklarını Tanıma ve Sahip Çıkma ile İlgili
Kazanımların Gerçekleşmesi ve Öğrenci Tutumları Üzerinde Etkileri” adlı çalışmayı
yapmaktayım. Tez çalışmasıyla ilgili olarak hazırlamış olduğum anketleri (Başarı Testi
ve Tutum Ölçeği) ve ders programlarını okulunuzda uygulamak istiyorum. Gerekli
belgeler ekte sunulmuş olup gereğini saygılarımla arz ederim.
11.03.2009
Yüksel GÖĞEBAKAN
Sivas Cad. Azizler Sok. No:39 Kat: 2
0 505 684 42 81
Malatya
EKLER:
EK-1: 1 Adet İl Milli Eğitim Müdürlüğü İzin Belgesi
EK-2: 1 Adet Çalışma Takvimi
259
EK 12
Gidilecek Müzenin İdaresini Bilgilendirme Dilekçe Örneği
MALATYA ARKEOLOJİ MÜZESİ MÜDÜRLÜĞÜNE
MALATYA
Atatürk İlköğretim Okulu II. kademe yedinci sınıflarda kültür varlıklarının
tanınması ve sahip çıkma bilincinin oluşması amaçlı bir çalışma yapmaktayız.
Çalışmanın amaçları doğrultusunda aşağıda belirtilen gün ve saatlerde Görsel Sanatlar
Öğretmeni Ayşe ERCAN, Sosyal Bilgiler Öğretmenleri Ayşe ÜNVER, Ali PEPELE ve
öğrencilerle birlikte müzenizde araştırma, inceleme ve bilgilenme ziyareti yapmak
istiyoruz. Ziyaretimizin bir bölümünde müzeyi ve müzede bulunan eserleri daha iyi
tanıyabilmemiz için, sizce de uygun görüldüğü takdirde müze eğitimcilerinden ve müze
uzmanlarının bilgilendirmelerinden istifade etmek ve aynı zamanda müzede uygulama
çalışmaları yapmak istiyoruz. 11. 03. 2009
Gereğini bilgilerinize arz ederim.
Sivas Cad. Azizler Sok. No:39 Kat: 2
0 505 684 42 81
Malatya
27 Mart 2009 (Cuma)
Saat: 10.00- 12.00
Öğrenci Grubu: 35 kişi
31 Mart 2009 (Salı)
Saat: 10.00- 12.00
Öğrenci Grubu: 35 kişi
03 Nisan 2009 (Cuma)
Saat: 10.00- 12.00
Öğrenci Grubu: 35 kişi
07 Nisan 2009 (Salı)
Saat: 10.00- 12.00
Öğrenci Grubu: 35 kişi
Yüksel GÖĞEBAKAN
260
EK 13
Müze Ziyareti İçin Veli Bilgilendirme Dilekçe Örneği
SAYIN VELİ,
Sosyal Bilgiler ve Görsel Sanatlar Dersleri kapsamında aşağıda belirtilen gün ve
saatlerde velisi olduğunuz öğrencinin bulunduğu sınıfı Malatya Arkeoloji Müzesi’ne
götürmek istiyoruz. Müze ziyareti ile ilgili bilgilendirme yazısının altında yer alan izin
dilekçesini doldurarak en geç 20 Mart 2009 tarihine kadar göndermenizi rica ediyorum.
Saygılarımla,
16.03.2009
Okul Müdürü
Özcan KARADAĞ
Sosyal Bilgiler Dersi Öğretmeni
Ayşe ÜNVER
MÜZE ZİYARETİ İLE İLGİLİ BİLGİLENDİRME
Müzeye gidiş tarihleri
: 27 Mart 2009 – 03 Nisan 2009
Gidiş yeri ve saati
: Okulumuz Bahçesi, 10.00
Dönüş yeri ve saati
: Okulumuz Bahçesi, 12.15
Müze ziyaretimizin amacı: Geçmiş uygarlıklara ait bilgileri o dönemlere ait eserler
karşısında görerek, hissederek, yaşayarak öğrenmek, Arkeoloji müzesi kavramını
öğrenerek, müzelerin önemi ve gerekliliği ile ilgili bilinçlenmek.
Müze ziyaretinde öğrencinin yanında bulundurabilecekleri: su, kurşun kalem, çeşitli
boyalar (pastel boya, kuru boya, keçeli kalem), resim kartonu, fotoğraf makinesi.
Siz de müze ziyaretimize katılmak ister misiniz? Evet: ( )
Hayır: ( )
ATATÜRK İLKÖĞRETİM OKULU MÜDÜRLÜĞÜNE
MALATYA
Okulunuz, 7/H Sınıfı …..….. No’lu öğrencisi ……………. ………………..’ın
Malatya Arkeoloji Müzesi gezilerine katılmasını istiyorum.
Gereğini bilgilerinize arz ederim. Saygılarımla,
….. 03. 2009
……………. ………….
261
EK 14
Müze Ziyareti İçin Veli Bilgilendirme Dilekçe Örneği
SAYIN VELİ,
Sosyal Bilgiler ve Görsel Sanatlar Dersleri kapsamında aşağıda belirtilen gün ve
saatlerde velisi olduğunuz öğrencinin bulunduğu sınıfı Malatya Arkeoloji Müzesi’ne
götürmek istiyoruz. Müze ziyareti ile ilgili bilgilendirme yazısının altında yer alan izin
dilekçesini doldurarak en geç 20 Mart 2009 tarihine kadar göndermenizi rica ediyorum.
Saygılarımla,
16.03.2009
Okul Müdürü
Özcan KARADAĞ
Sosyal Bilgiler Dersi Öğretmeni
Ali PEPELE
MÜZE ZİYARETİ İLE İLGİLİ BİLGİLENDİRME
Müzeye gidiş tarihleri
: 31 Mart 2009 – 07 Nisan 2009
Gidiş yeri ve saati
: Okulumuz Bahçesi, 10.00
Dönüş yeri ve saati
: Okulumuz Bahçesi, 12.15
Müze ziyaretimizin amacı: Geçmiş uygarlıklara ait bilgileri o dönemlere ait eserler
karşısında görerek, hissederek, yaşayarak öğrenmek, Arkeoloji müzesi kavramını
öğrenerek, müzelerin önemi ve gerekliliği ile ilgili bilinçlenmek.
Müze ziyaretinde öğrencinin yanında bulundurabilecekleri: su, kurşun kalem, çeşitli
boyalar (pastel boya, kuru boya, keçeli kalem), resim kartonu, fotoğraf makinesi.
Siz de müze ziyaretimize katılmak ister misiniz? Evet: ( )
Hayır: ( )
ATATÜRK İLKÖĞRETİM OKULU MÜDÜRLÜĞÜNE
MALATYA
Okulunuz, 7/H Sınıfı …..….. No’lu öğrencisi ……………. ………………..’ın
Malatya Arkeoloji Müzesi gezilerine katılmasını istiyorum.
Gereğini bilgilerinize arz ederim. Saygılarımla,
….. 03. 2009
……………. ………….
262
EK 15
Görsel Sanatlar Dersi Öğretim Programı 7. Sınıf Kazanım Tablosu
Öğrenme Alanı: Müze Bilinci
263
EK 16
Görsel Sanatlar Dersi Öğretim Programı 7. Sınıf Kazanım Tablosu
Öğrenme Alanı: Görsel Sanatlarda Biçimlendirme/ Görsel Sanat Kültürü
264
EK 17
İlköğretim Sosyal Bilgiler Dersi 7. Sınıf Programı
Öğrenme Alanı: Bilim, Teknoloji ve Toplum
265
EK 18
Deney Gruplarına Uygulamak İçin Görsel Sanatlar ve Sosyal Bilgiler Derslerini
İlişkilendirmeye Yönelik Hazırlanan Ders Planları
DERS PLANI I
Çalışma Alanı:
Malatya Müzesi
Sınıf
7
:
Çalışma Süresi: 160+160 dakika
Dersler:
Görsel Sanatlar
Sosyal Bilgiler
Öğrenme Alanları:
Görsel Sanatlar:
Müze Bilinci, Görsel Sanatlarda Biçimlendirme
Sosyal Bilgiler:
Bilim, Teknoloji ve Toplum
Görsel Sanatlar
Etkinlik: Müze Ziyareti Öncesi Ders Etkinliği
Etkinlik 1: “Sınıflandırma”
Müze Ziyareti Etkinlikleri
Etkinlik I: “Bilgi Notu”
Etkinlik II: “Ad Koyma”
Etkinlik III: “Bir Eser Analizi”
Etkinlik IV: “Müzede Bulunan Bir Eserin Resimlenmesi”
Müze Ziyareti Sonrası Ders Etkinlikleri
Etkinlik I: “Görsel İmge Oluşturma”
Etkinlik II: “Sonuç Çıkarma”
Etkinlik III: “İstasyon Tekniği”
Sosyal Bilgiler:
Konu: Buluşların Serüveni
Kazanımlar:
Görsel Sanatlar Dersi İle İlgili Kazanımlar:
1. Müzelerin, ulusal ve evrensel kültür ürünlerinin geçmişten geleceğe taşındığı
mekânlar olduğunu kavrar.(MB)
2. Ulusal kültürümüze sahip çıkmanın önemini kabul eder. (MB)
3. Tarihi eserlerin ve kültürün taşıyıcısı niteliğindeki sanat eserlerinin kayıt altına
alınmasının gerekliliğini ve önemini fark eder. (MB)
5. Tarihi eserlerin özelliklerini açıklar. (MB)
266
8. Duygu, düşünce ve izlenimlerini çeşitli görsel sanatlar teknikleriyle ifade eder.
(GSB)
Sosyal Bilgiler Dersi Kazanımları:
1. İlk uygarlıkların bilimsel ve teknolojik gelişmelere katkılarına örnekler verir.
Teknikler: Renkli resim teknikleri
Yöntemler: İnceleme, soru-cevap, beyin fırtınası, gezi-gözlem, anlatım.
DERS HAZIRLIĞI
1. Öğretmen Hazırlığı:
İlk uygarlıklar ve onların bilim ve teknolojiyi kullanmalarıyla ilgili farklı kaynaklardan
bilgi toplanır.
İlk uygarlıkların yapmış oldukları icatlarla ilgili araştırma yapılır.
Tarihi eser kavramı ve özellikleri hakkında kaynaklar taranır.
Müze, müze çeşitleri, müzelerin işlevleri ve müzelerdeki teşhir biçimleriyle ilgili bilgi
toplanır.
Malatya Arkeoloji Müzesi’nde bulunan eserler, dönemleri ve müzecilikle ilgili olarak
bilgi kartları oluşturulur.
Ders için seçilen müzik CD’si sınıfa getirilir.
Ders ile ilgili gerekli güvenlik ve sağlık önlemleri alınır.
Bu ders sürecinde kullanılacak olan değerlendirme ölçütleri hazırlanır ve ders öncesinde
öğrencilere bildirilir.
Müze araştırma, inceleme ve bilgilenme ziyareti planı örneği hazırlanır.
Malatya Arkeoloji Müzesi öğretmen tarafından gezilir, hangi eserin nerede bulunduğu
tespit edilir.
Müze müdürü ve müzede görevli uzmanlarla tanışılır. Müze idaresini bilgilendirme
dilekçesi.
Yetkililerle birlikte yapılacak gezi ve incelemenin tarihi, saati, gezinin ne kadar süreceği
ve ne gibi uygulamaların yapılacağı belirlenir. Kurum bilgilendirme dilekçesi hazırlanır.
Öğretmen tarafından yetkililerden gerekli izin alınır, öğrenci velileri bilgilendirilir ve
velilerden gerekli izin alınır. Veli bilgilendirme ve izin dilekçesi.
Müze ile ilgili gerekli bilgi öğretmen tarafından toplanır (Gerek müze binası gerekse
bina içerisinde yer alan eserlerle ve eserlerin teşhiriyle ilgili bilgiler, tuvaletlerin ve
dinlenme yerlerinin belirlenmesi).
267
Malatya Arkeoloji Müzesi’nin araştırma yapılan okula yakınlığından dolayı ulaşım
yürüyerek sağlanır.
Müzede yer alan eserlerle ilgi görsel dokümanlar edinilir.
Gezi ile ilgili olarak bilişsel, psikomotor ve duyuşsal alanla ilgili farklı değerlendirme
ölçekleri hazırlanır.
Malatya Arkeoloji Müzesi ile ilgili ilginç gelebilecek bazı eserlerin özellikleri ve
öyküleri araştırılıp öğrenilir.
Müze ziyaretinden bir hafta önce sınıfa Anadolu Medeniyetler Kronolojisi (Kronolojide
Anadolu’da hüküm sürmüş olan medeniyetlerin dönemleri, bölgeleri ve başkentlerinin
yer almasına dikkat edilir) dağıtılır.
Anadolu Uygarlıklarının yerleşim yerlerini, başkentlerini ve önemli eserlerinin
fotoğraflarını gösteren harita; İlk uygarlıklara ait bölgesel haritalar (Anadolu
Uygarlıkları, Orta Asya, Uzak Doğu, Amerika, Mısır, Yunan, Mezopotamya,
Avrupa); İlk uygarlıklara ait tarihi eser görseller (Çatalhöyük Ana Tanrıça fotoğrafı,
Çatalhöyük duvarını süsleyen boğa resmi fotoğrafı, Alacahöyük Güneş Kursu
fotoğrafı, Alacahöyük’te, Hititlere ait dinsel sancak fotoğrafı, Hasanoğlan Gümüş
Heykelcik fotoğrafı, Boğazköy İkiz Boğalar fotoğrafı, Kadeş Barış Antlaşması
fotoğrafı, Malatya Aslantepe Duvar Kabartmaları fotoğrafı, Malatya Aslantepe Tanrı
Kral fotoğrafı, tunç mızrak fotoğrafları, Kargamış Savaş Arabası Fotoğrafı, İvriz
Kaya Kabartması fotoğrafı, Karatepe Kabartması fotoğrafı, Altıntepe Urartu Kazanı
fotoğrafı) hazırlanır.
Ön anket, son anket ve çalışma kağıtları hazırlanır.
Öğrencilerin uygulama çalışması ve malzemeler konusunda bilgilendirilmesi yapılır.
2. Öğrenci Hazırlığı:
Düşünsel ve Duyuşsal Hazırlık:
Öğrencilerden bir hafta önce ilk uygarlıklarla ilgili bilgi toplamaları istenir.
İlk uygarlıkların bilimsel ve teknolojik açıdan ne gibi icatlar yaptıkları konusunda
araştırma yapmaları ve konu ile ilgili olarak buldukları görselleri getirmeleri istenir.
Öğrencilere bir hafta önceden ilk uygarlıklara ait eserlerin sergilendiği mekanlar olarak
müzeler hakkında (müze tanımı, müze çeşitleri, müzelerin işlevleri, müzelerdeki teşhir
biçimleri, kültür varlığı, kültür mirası) araştırma yaparak gelmeleri istenir. Konularla
ilgili görseller ve yazılı metin bularak sınıfa getirmeleri istenir.
Bulunan görsel dokümanların dosyalanması sağlanır.
Anadolu Uygarlıklar Kronolojisi öğrencilere bir hafta önceden dağıtılır.
268
Öğrencilere bir hafta önceden Malatya Arkeoloji Müzesi’nin ziyaret edileceği söylenir.
Müzelerde sessiz olunması gerektiği, müzedeki eserlere dokunulmaması gerektiği açık
alanlarda birlikte, gruptan kopmadan hareket etmenin çok önemli olduğu hatırlatılır.
Öğrencilerden aile büyüklerinden kalma giysi ya da kullanılan dikiş iğnesi, oyuncak
dikiş makinesi, çatal, kaşık, meyve bıçakları, tava, çeşitli oyuncaklar, metal ve kağıt
paralar, cam eşyalar gibi günlük kullanım eşyalarını getirmeleri istenir. Taşınamayan
eşyaların ise fotoğraflarını getirmeleri söylenir.
Teknik Hazırlık:
Araç ve Gereçler: Su bazlı boyalar (sulu boya, parmak boya, akrilik, guaj boya) veya
pastel boya, fırça, su, su kabı, resim kağıdı, resim kalemleri, renkli kartonlar, makas,
yapıştırıcı, tutkal, resim altlığı, oyuncak arabalar, mumlar, dolma kalem, cam eşyalar
(bardak, tabak, süs eşyaları)
Temizlik Gereçleri: Kullanılmak üzere muşamba örtüler, gazete parçaları, önlük,
peçete v.s.
Diğer Alanlarla İlişkilendirme:
Türkçe Dersi kazanımları
Konuşma kurallarını uygulama kendini ifade etme
Okuduğunu anlama
Yöntem ve tekniklere uygun yazma.
Görsel okuma. Görsel sunu
Aynı zamanda Anadolu Uygarlıklarına ait tarihi olaylarla ilgili (hükümdarların
hayatları, savaşları, sosyal yaşam şekilleri, inanç sistemleri v.s.) niteliklerin
anlatıldığı ilginç yazılar okuma parçası olarak kullanılabilir.
İnsan Hakları ve Vatandaşlık Eğitimi çerçevesindeki ortak miras ürünlerinin
korunması gerektiğini ifade eder.
Müzik dersinde Anadolu’da yaşamış olan uygarlıkların anlatıldığı şarkılar öğretilebilir.
Konunun Örüntüsü
İlk uygarlıklarla ilgili temel kavramlar
İlk uygarlıkların tarihsel dönemleri
İlk uygarlıkların icatları
İlk uygarlıkların bilimsel ve teknolojik gelişmeleri ve günümüze yansımaları
Müze ile ilgili temel kavramlar
Müze türleri
Müzelerin işlevsellikleri
269
Müzelerdeki teşhir biçimleri
Malatya Arkeoloji Müzesi
Görsel sanat tekniklerinin uygulanışı
Ortaya konulan çalışmaların sergilenmesi
Ana Nokta
İlk uygarlıkların yapmış oldukları bilimsel ve teknolojik buluşlar günümüz
gelişmelerinin oluşumunu belirlemiştir. İlk uygarlıkların yapmış oldukları bu buluşlar
teknolojik bir evrim yaşayarak günümüze kadar gelmişlerdir. Gerek bu buluşlara ait
örnekleri gerekse bu uygarlıklara ait eşyaları en iyi şekilde arkeoloji müzelerinde
görmekteyiz.
Yardımcı Noktalar
Günü anlayabilmek ve geleceği şekillendirebilmek için geçmişe ait gelişmeler hakkında
bilgi sahibi olmamız gerekmektedir.
Bir bölgedeki kültürel yapı o bölgede geçmişte yaşamış olan topluluklarla bire bir
ilişkilidir.
Her bireyin geçmiş dönemlere ait tarihsel ve kültürel değerlere sahip çıkması
gerekmektedir.
Anadolu ve komşusu Mezopotamya coğrafyası ilk uygarlıkların doğdukları ve
geliştikleri yerler olması açısından çok önemli alanlardır. Bu bölgelerdeki zengin
tarihsel miras ortaya çıkarılmalıdır.
Hangi döneme ait olursa olsun kültür varlığı konumundaki bütün eserlerin muhafaza
edilmesi gerekmektedir.
İlk uygarlıklar tarafından ortaya konulan buluşların sergilendiği ve korunduğu mekanlar
arkeoloji müzeleridir. Bundan dolayı yeni yeni arkeoloji müzelerinin inşa edilmesi ve
gelecek kuşaklara bu eserlerin aktarılması gerekmektedir. Bu tür müzelerin kurulması
ve yaşatılmasıyla ulusal ve evrensel kültür unsurları hakkında birinci elden bilgi
edinilecektir.
Aynı zamanda kişilerde ulusal bilincin oluşmasında müzelerin önemi büyüktür. Tarihi
eserlerin özelliklerinin neler olduğu, bu eserlerin nerelere, nasıl teslim edilmesi
gerektiği konusunda da müzeler önemli görevler üstlenmektedirler. Müzelerde
sergilenen eserler kişilerin duygu, düşünce ve izlenimlerini görsel sanat teknikleriyle
ifade etmesinde rol oynamaktadır.
270
Eğitimin her kademesinde müzelere geziler düzenlenmeli ve öğrencilerin buralarda
bulunan eserler hakkında bilgi sahibi olmaları sağlanmalıdır.
İlk uygarlıklara ait eserler tarihsel bilgi vermelerinin yanında taşımış olduklara
estetiksel değerlerden dolayı da resimsel bir imge olarak kullanabilmektedirler. Hem
profesyonel düzeyde hem de eğitimsel süreç içerisinde bu eserlerden yola çıkılarak
birçok güzel eserler ortaya konulabilmektedir.
Görsel sanatlar dersi içerisinde yer alan Müze Bilinci Öğrenme Alanı müzelerin
öğrenciler tarafından tanınması açısından çok önemli bir görevi üstlenmektedir.
Öğretmen verimli bir müze ziyaretini üç bölümden oluşturur.
1. Müze ziyareti öncesi ders hazırlığı
2. Müzede sorumluluklar
3. Müze ziyareti sonrasında yapılacak olan etkinlikler.
Müze ziyareti öncesinde öğrenciler fikren hazırlanır, müzede neler görecekleri hakkında
konuşulur. Öğrenciler düşündürülür aynı zamanda fikirlerini söylemeleri konusunda
cesaretlendirilir. Derste öğrencilerin motivasyonu artırılmak amacıyla bazı egzersizler
yaptırılır.
İşleniş
Malatya Arkeoloji Müzesi Ziyareti Öncesi Sınıf Etkinliği (40 dk.)
Motivasyon- Dikkat Çekme
Bilginin Paylaşımı
Etkinlik I: “Sınıflandırma”
Malatya Arkeoloji Müzesi Gezisi (120 dk.)
Etkinlik. I: “Bilgi Notu”
Etkinlik II: “Ad Koyma”
Etkinlik III: “Bir Eser Analizi”
Etkinlik IV: “Müzede Bulunan Bir Eserin Resimlenmesi”
Malatya Arkeoloji Müzesi Gezisi Sonrası Ders Etkinliği (160 dk.)
Etkinlik I: “Görsel İmge Oluşturma”
Etkinlik II: “Sonuç Çıkarma”
Etkinlik III: “İstasyon Tekniği
271
DERS PLANI I I
Çalışma Alanı :
Malatya Müzesi
Sınıf :
7
Çalışma Süresi: 160+160 dakika
Dersler:
Görsel Sanatlar
Sosyal Bilgiler
Öğrenme Alanları:
Görsel Sanatlar: Müze Bilinci, Görsel Sanatlarda Biçimlendirme
Sosyal Bilgiler:
Bilim, Teknoloji ve Toplum
Görsel Sanatlar
Etkinlik: Müze Ziyareti Öncesi Ders Etkinliği
Etkinlik I: “Resimle İletişim Kurma”
Müze Ziyareti Etkinlikleri
Etkinlik I: “Urartu (İzoli) Yazıtı Betimlemesi”
Etkinlik II: “Bir Eseri Müzeye Teslimi”
Etkinlik III: “Kil Tablet Çalışması”
Müze Ziyareti Sonrası Ders Etkinliği
Etkinlik I: “Kavram Haritası Oluşturma”
Etkinlik II: “Altı Şapka Düşünme Yöntemi”
Etkinlik III: “Metin Tercümesi”
Sosyal Bilgiler
Konu: Söz Uçar, Yazı Kalır
Kazanımlar:
Görsel Sanatlar Dersi İle İlgili Kazanımlar:
9. Tarihi eserlerimize sahip çıkılmasının herkes için bir ulusal görev olduğunu
benimser. (MB)
10. Kültürel miras olan eserlerin, kaçakçılığının sonuçlarını tartışır. (MB)
11. Ülkemizin müze, ören yeri, tarihi eser, anıt vb. zenginliklere sahip olmasından
gurur duyar. (MB)
12. Tarihi eserlerin müzelere teslim edilmesi gerektiğinin bilincine ulaşır.(MB)
9. Yaptığı çalışmaları sergilemekten ve çevresindekilerle paylaşmaktan haz alır.
(GSB)
Sosyal Bilgiler Dersi Kazanımları:
272
2. İlk yazı örneklerinden yola çıkarak yazının kullanım alanlarını ve bilgi
aktarımındaki önemini fark eder.
Teknikler: Renkli resim teknikleri
Yöntemler: İnceleme, soru-cevap, beyin fırtınası, gezi-gözlem, anlatım, gösteri,
drama
DERS HAZIRLIĞI
1. Öğretmen Hazırlığı:
Mağara sanatıyla ilgili olarak farklı kaynaklardan bilgi derlenir.
Mağara duvarlarına işlenen resimlerin hangi amaçla resmedildiği konusunda bilgi
edinilir.
Mağara duvarlarına işlenen resimlerle ilgili görseller toplanır. (Lascaux ve Altamira
mağaraları resimleri ve Konya Çatalhöyük duvar resimleri)
İletişim ve iletişim türleriyle ilgili bilgi edinilir.
Çivi yazısı ve hiyeroglif yazı ile ilgili bilgi ve görseller toplanır.
Dünyada kullanılan alfabelerle ilgili bilgi ve görseller toplanır.( Latin alfabesi, Kiril
alfabesi, Mors alfabesi, Arap alfabesi, Çin alfabesi, Göktürk ve Uygur alfabeleri)
Müze araştırma, inceleme ve bilgilenme ziyareti planı örneği hazırlanır.
Müzedeki yetkililerden gerekli izinler alınır.
Okul idaresinden gerekli izin alınır.
Öğrenci velilerinden izin alınır ve bilgilendirme yapılır.
Müze gezi planı hazırlanır. Planlama yapılırken gezi öncesi etkinlikler, gezi esnasındaki
etkinlikler ve gezi sonrası etkinlikler planlanır.
Kültürel miras olan eserlerle ilgili olarak bilgi toplanır.
Kültür varlığı kaçakçılığıyla ilgili bilgi edinilir.
2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kanunu temin edilir.
Malatya Arkeoloji Müzesi ziyaret edilerek, müze içerisindeki yazıt, tablet, mühür, v.b
yazılı eserlerle ilgili bilgi alınır.
Ders için seçilen müzik CD’si sınıfa getirilir.
Ders ile ilgili gerekli güvenlik ve sağlık önlemleri alınır.
Bu ders sürecinde kullanılacak olan değerlendirme ölçütlerini hazırlar ve ders öncesinde
öğrencilere bildirilir.
Yetkililerle birlikte yapılacak gezi ve incelemenin tarihi, saati ve gezinin ne kadar
süreceği ve ne gibi uygulamaların yapılacağı belirlenir.
273
Malatya Arkeoloji Müzesinin araştırma yapılan okula yakınlığından dolayı ulaşım
yürüyerek sağlanacaktır.
Müzede yapılacak olan tabletlerin üzerine yazılacak metinle ilgili olarak Ugarit çivi
yazısı alfabesi, öğrencilere dağıtılmak üzere çoğaltılır.
Türklerin tarih boyunca kullandıkları alfabelerle ilgili bilgi ve görseller toplanır.
2. Öğrenci Hazırlığı:
Düşünsel ve Duyuşsal Hazırlık:
Öğrencilere bir hafta öncede Malatya Arkeoloji Müzesi’nin ziyaret edileceği söylenir.
Öğrencilerden bir hafta önceden Mağara sanatıyla ilgili bilgi toplamaları istenir.
İlk insanların ne tür araçlarla iletişim kurduklarının araştırılması istenir.
Çivi yazı ve hiyeroglif yazıyla ilgili bilgi toplamaları istenir.
2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu çoğaltılarak bir hafta
öncesinden sınıfa dağıtılır. Her öğrencinin kanunu okuması istenir. Ayrıca öğrenciler
arasında oluşturulan gruplara kanunun bölümleri dağıtılır. Müze ziyareti sırasında
bulunan bir tarihi eserin müzeye teslimine kadar geçen süreç içerisinde yaşananların,
öğrenciler tarafından drama yöntemiyle canlandırılacağı söylenir. Bundan dolayı da her
grubun sorumlu olduğu bölümü iyice anlamaları istenir.
Bir yazının düşünce boyutundan insanların eline kitap, gazete, para, dergi, v.s olana
kadar geçirdiği süreçlerle ilgili bilgi edinmeleri istenir.
Dünyada ve Türkiye’de matbaacılığın doğuşu ve gelişimi hakkında bilgi toplamaları
istenir.
Bulunan görsel dokümanların dosyalanması sağlanır.
“Altı Şapkalı Düşünme Yöntemi’yle” ilgili olarak yapılacak olan etkinlikler için her
öğrenci kendi alanıyla ilgili hazırlık yapar.
Teknik Hazırlık:
Araç ve Gereçler: Su bazlı boyalar (sulu boya, parmak boya, akrilik, guaj boya) fırça,
su, su kabı, resim kagıtları, flamester kalemler, resim kalemleri, kil, merdane, toz ve
toprak boya, keskin uçlu ahşap çubuklar, çivi, biz, sivri uçlu kaşık, plastik bıçak, sünger,
modelaj kalemleri maket bıçağı, üzerine kazıyarak yazı yazılacak ahşap, mukavva, metal,
v.b. düz yüzeyli nesneler
Temizlik Gereçleri: Kullanılmak üzere muşamba örtüler, önlük, sıvı sabun, kağıt
havlu v.s.
Diğer Alanlarla İlişkilendirme:
Sosyal Bilgiler ve Görsel Sanatlar derslerinin kendi aralarındaki ilişkilendirmenin dışında
274
Türkçe ile ;
Konuşma kurallarını uygulama kendini ifade etme
Okuduğunu anlama
Yöntem ve tekniklere uygun yazma.
Görsel okuma ve görsel sunu.
İlk uygarlıkların iletişim biçimleri, yazının ortaya çıkması, insanların baskı
teknolojisiyle birlikte yaşamlarında meydana gelen değişmeler, farklı uygarlıkların
oluşturmuş oldukları alfabelerle ilgili metinler okuma parçası olarak okunabilir.
Müzik dersi kapsamında farklı dönemlere ait unsurların dikkate alındığı şarkılar
öğretilebilir.
Rehberlik ve Psikolojik Danışma; Duygu ve düşüncelerini ifade etme yollarını
ilişkilerinde etkili bir biçimde kullanır.
Konunun Örüntüsü
İletişim
İletişim türleri
Yazı ile ilgili temel kavramlar
Yazının gelişim serüveni
Alfabe ve türleri
Tarihi eser ve kültürel mirasla ilgili temel kavramlar
Ülkemizin müze, ören yeri, tarihi eser ve anıt v.b. zenginlikleri bilgisi
Üç boyutlu çalışmanın uygulanışı
Ortaya konulan çalışmalardan yola çıkarak pano oluşturma
Ana Nokta
İletişim insanlar için bir zorunluluktur. İnsanlar yaşamlarını sürdürebilmeleri için birçok
iletişim türünü kullanma gereği duymuşlardır. Bulunan en önemli iletişim kanallarından
bir tanesi de yazılı iletişimdir. Yazı, tarihin her döneminde insanlar arasında iletişimi
sağlayan önemli bir araç olmuştur. İlk çağlarda insanlar kil tabletler üzerine yazılar
yazmışlardır. Bu tabletler şu anda arkeoloji müzelerini süslemektedir.
Yardımcı Noktalar
Yazı icat edilmeden önce insanlar mağara duvarlarına ve sert yüzeylere çizmiş oldukları
resimlerle iletişim sağlıyorlardı. Bununla birlikte birçok farklı iletişim araç ve türleri
kullanıyorlardı. Hem sözsüz, hem de görsel bir araç olan duman bunlardan birisidir.
Afrika’daki kabilelerin tam tamla kurdukları iletişimde davul ve tam tam da sözsüz bir
iletişimdir. Yazı icat edildikten sonra iletişim anlamında büyük bir gelişme yaşanmıştır.
275
Yazının yazıldığı zeminden kaynaklanan farklılıklar doğrultusunda farklı yapılanmalar
ortaya çıkmıştır. Önceleri kil tabletler üzerine yazılan yazılar dana sonra parşömenlere,
deri üzerine ve kumaş üzerine yazılmaya başlamıştır. Kağıt icat edildikten sonra,
kağıdın kullanışlılığından dolayı işler biraz daha kolaylaşmıştır. Baskı teknolojisinde
yaşanan gelişmeler yazının, mesajı daha fazla kişiye, daha masrafsız ve daha kısa
sürede iletme rolünü iyice artırmıştır. Müzeler insanların kullanmış oldukları tabletleri
ve yazıtları sergileyen önemli kurumlardır. Müzelerde bulunan bu eserler bizlere
uygarlıkların gelişimleri hakkında bilgi vermesinin yanında gelecekte yaşanacak
olanlarla ilgili ipuçları vermektedir.
İşleniş
Malatya Arkeoloji Müzesi Ziyareti Öncesi Sınıf Etkinliği (40 dk.)
Motivasyon- Dikkat Çekme:
Bilginin Paylaşımı:
Etkinlik. I: “Resimle İletişim Kurma”
Malatya Arkeoloji Müzesi Gezisi (120 dk.)
Etkinlik I: “Urartu (İzoli) Yazıtı Betimlemesi”
Etkinlik II: “ Bir Eserin Müzeye Teslimi”
Etkinlik III: “Kil Tablet Çalışması”
Malatya Arkeoloji Müzesi Gazisi Sonrası Ders Etkinliği (160 dk.)
Etkinlik I: “Kavram Haritası Oluşturma”
Etkinlik II: “Altı Şapkalı Düşünme Yöntemi”
Etkinlik III: “ Metin Tercümesi”
Değerlendirme
Çalışmanın değerlendirilmesi kapsamında Bilişsel, Psikomotor ve Duyuşsal davranışları
ölçmek için farklı araçlar geliştirilir. Bilişsel davranışları ölçme araçları hazırlanırken
bilişsel alanın bilgi, kavrama, uygulama, analiz, sentez ve değerlendirme aşamalarının
tamamının kullanılmasına dikkat edilir. Bilişsel alanın bilgi basamağını ölçmeye
yönelik ölçme araçlarında eşleştirmeli sorular kullanılır. İki grup halinde verilen ve
birbirleriyle ilgili olan bilgi içeriğinin, belli bir açıklamaya göre eşleştirmesini
gerektirir. Bu tür sorularla; terimlerle tanımları, işaretlerle anlamları, tekniklerle
uygulandığı yerleri, tarihlerle tarihi olayları eşleştirmek mümkündür. Eşleştirmeli
soruların tercih edilmesindeki en önemli neden dört, beş, altı tane çoktan seçmeli
soruyla ölçülebilecek bir bilgiyi bir soruyla ölçebilir, ölçülebilir olunmasıdır.
276
Bilişsel alanın kavrama, uygulama, analiz, sentez ve değerlendirme düzeyindeki
davranışlarını ölçmek için uzun cevaplı- az sorulu testler uygulanır. Bilişsel
davranışların her düzeyini kolayca ölçmesinin yanında, öğrencilerin yazılı anlatım
yeteneklerini geliştirir.
Aynı zamanda söz dağarcığı testi ile bilişsel alanın bilgi
basamağına ait bilgiler ölçülür.
Psikomotor davranışların ölçülmesinde performans testleri kullanılır.
Dersin amaçları arasında bulunan performans ile ilgili davranışlar bilgi testleri
ile ölçülemezler. Bu tür hedeflerin ölçülmesinde performans testleri denilen testler
kullanılır. Bu testler bir taraftan davranış yapılırken (süreç) gözlenir, veya belli işlemler
sonrasında ortaya çıkan ürünün niteliklerine bakılır. Bu değerlendirme yapılırken süreç
üzerinde, ürün üzerinde veya bu ikisinin bileşimi üzerinde durma seçilebilir.
Süreç ölçülürken, işin yapılmasında izlenen yol, seçilen yolun hedeflere
uygunluğu, işin yapılma hızı ölçülür. Ürün (bitirilmiş iş) ölçülürken, işin yapılmasında
izlenen yol ölçülmez, işin kalitesi, önceden saptanan ölçü ve doğruluk standartlarına
uyup uymadığı ölçülür. Bazen ürün süreçten ayrı olarak ölçülmezken, bazı durumlarda
da üründen ayrı olarak süreci ölçmek olanaksızdır. Ürünün ölçülmesinde, nitelikli ürünü
nitelikli olmayan üründen ayırt edecek nitelikler önceden belirlenmelidir. Ürün ve süreç
yönünden öğrencide geliştirilecek özelliklerin ifadesinde bu standartların belirtilmiş
olması gerekir.
Psikomotor davranışların ölçülmesinde kullanılan ölçekler, dereceleme ölçekleri
ve kontrol listeleridir. Dereceleme Ölçekleri; işin veya ürünün yapılış sürecini
gözleyerek ya da bitmiş bir işin (ürünün) kalitesini gözleyecek ölçmeye-puanlamaya
yardımcı ölçeklerdir.
Duyuşsal alana ait davranışların ölçülmesinde, öğrencilerin davranışlarını
gözlemede kullanılabilecek gözlem fişleri kullanılır. Gözlem fişleri dereceleme
ölçekleri gibi kullanılır, ancak daha uzun süreli bir gözlem gerektirir. Bunun için
çalışma kapsamındaki her iki ders planı ve etkinlikler için bir gözlem fişi kullanılır.
Gözlemi yapanların gözlenene karşı duydukları duyguları ve algıları puanlamaya
katmamalarına dikkat edilmelidir. Çalışma kapsamında hazırlanan ve her iki ders
planını içerisine alan gözlem fişinin gözlenecek davranışlarında verimlilik, güvenlik ve
insan ilişkileri dikkate alınır.
277
EK 19
İlköğretim Okulları Haftalık Ders Çizelgesi
278
EK 20
Çalışma Takvimi
25 Mart 2009 hazırlanan Tutum Ölçeği ve Başarı Testinin (Ön Test) çalışma yapılacak
olan sınıflara (7-İ, 7-F, 7-H, 7-A) uygulanması.
27 Mart 2009 (Cuma) saat 09.00 7- H şubesi ile ders etkinliği ve Malatya Arkeoloji
Müzesi ziyareti.
31 Mart 2009 (Salı) saat 09.00 7-İ şubesi ile ders etkinliği ve Malatya Arkeoloji Müzesi
ziyareti.
01 Nisan 2009 (Çarşamba) saat 13.10 7-H şubesi ile ders etkinlikleri.
02 Nisan 2009 (Perşembe)saat 14.10 7-İ şubesi ile ders etkinlikleri.
03 Nisan 2009 (Cuma) 09.00 7-H şubesi ile ders etkinliği ve Malatya Arkeoloji Müzesi
ziyareti.
07 Nisan 2009 (Salı) saat 09.00 7-İ şubesi ile ders etkinliği ve Malatya Arkeoloji
Müzesi ziyareti .
08 Nisan 2009 (Çarşamba) saat 13.10 7-H şubesi ile ders etkinlikleri.
09 Nisan 2009 (Perşembe) saat 14.10 7-İ şubesi ile ders etkinlikleri.
10 Nisan 2009 (Cuma) hazırlanan Tutum Ölçeği ve Başarı Testinin (Son Test) sınıflara
(7-İ, 7-F, 7-H, 7-A) uygulanması.
04 Mayıs 2009 (Pazartesi) hazırlanan Tutum Ölçeği ve Başarı Testinin (İzlemeTesti)
sınıflara (7-İ, 7-F, 7-H, 7-A) uygulanması.
Araştırmanın uygulanacağı sınıflar ve şubeleri:
Kontrol Grubu Sınıfları ve Şubeleri: 7-A, 7-F
Deney Grubu Sınıfları ve Şubeleri: 7-H, 7-İ
Araştırma kapsamında yer alan dersler ve öğretmenleri:
Görsel Sanatlar Eğitimi Öğretmeni Ayşe ERCAN
Sosyal Bilgiler Dersi Öğretmeni Ayşe ÜNVER
Sosyal Bilgiler Dersi Öğretmeni Ali PEPELE
279
EK 21
Deney Grubu Öğrencileri I. Ders Planı
Sosyal Bilgiler Öğretmeni Tarafından Müze Ziyareti Öncesi Öğrencilere Bilgi
Verilirken
280
EK 22
İcatlar
Kaynaklarda farklı farklı tarihlendirmeleri yapılan ateşin M.Ö. 80000 ve M.Ö. 5000
arasında bir dönmede bulunduğu belirtilmektedir.
Konya Çatalhöyük’te M.Ö. 6000’li yıllarda insanlar yerleşik hayata geçtiler.
M.Ö. 6000’de Çatalhöyük’te dokuma ve mülkiyetin belirtisi olan mühürler kullanıldı.
Mısırlılar M.Ö. 4241’li yıllarda ilk hassas takvimi yapmışlardır.
M.Ö. 3000’lerde Malatya Arslantepe’de tunç mızraklar kullanıldı.
Ulaşım ve taşımacılık açısından en önemli buluş olan tekerlek M.Ö. 3200’lerde
Mezopotama’da ve Orta Avrupa’da kullanılmıştır.
İnsanlık tarihinin önemli buluşlarından birisi olan yazı ilk defa M.Ö. 3200’lü yıllarda
bir Mezopotamya uygarlığı olan Sümerler tarafından kullanılmıştır. Resimli yazı olarak
bilinen Hiyeroglif yazı M.Ö. 3000’li yıllarda Mısır’da kullanılmıştır.
Babil’de M.Ö. 3000’lerde ilk ürün toplama makinesi kullanılmıştır.
M.Ö. 700’de Lidya’da ilk para sikkesi kullanılmıştır.
M.Ö. 1300’de Suriye Ugarit’de ilk alfabe kullanılmıştır.
Mürekkep M.Ö. 1300’e doğru Çinliler ve Mısırlılar tarafından kullanılmıştır.
19. yüzyıla kadar başlıca yapay ışık kaynağı olan mum, ilk defa 2000 yıl önce ortaya
çıkmıştır.
Cam ilk defa M.Ö. 3. yüzyılda Mezopotamya’da bulunmuştur.
M.Ö. 540’da Milet’li Thales geometri okulunu kurmuştur.
M.Ö. 450’de Heredot ilk dünya haritasını çizmiştir.
M.Ö. 200’de Yunan’lı Arşimet, kaldıraç kanunlarını keşfetmiştir.
Barut ilk defa Çinliler tarafından bulundu ve 12. yüzyılda bütün Asya kıtasında sonra da
Avrupa’da kullanıldı.
Sorular:
1. İcat nedir?
Cevap: Daha önce bulunmayan bir şeyin insan çabasıyla geliştirilmesidir.
2. İcat ile keşif arasında ne gibi fark vardır?
Cevap: İcat daha önce bulunmayan bir şeyin geliştirmesi iken keşif ise, daha önce var
olmakla birlikte bilinmeyen bir şeyin öğrenilmesidir.
3. İcat ve keşife birer örnek veriniz?
Cevap: Tekerlek bir icat olmasına rağmen telsiz telefonun geliştirilmiş hali olan telsiz
bir keşiftir.
281
4. Tekerlek ilk defa ne zaman ve nerede bulunmuştur?
Cevap: MÖ 3200’lerde Mezopotamya’da ve Orta Avrupa’da kullanıldığı sanılmaktadır.
5. Madeni para ilk defa kimler tarafından, ne zaman, nerede kullanılmıştır?
Cevap: Lidyalılar tarafından MÖ 700 yılında Sardes’te kullanılmıştır.
6. İlk takvim tarihte kimler tarafından, ne zaman, nerede kullanılmıştır?
Cevap: Mısırlılar tarafından MÖ 4241’de Mısır’da kullanılmıştır.
7. Demir madeni ilk defa kimler tarafından ne zaman, nerede kullanılmıştır?
Cevap: Türkler tarafından MÖ 1500’de Orta Asya’da bulunmuştur.
8. Terazi ilk defa kimler tarafından, ne zaman, nerede kullanılmıştır?
Cevap: Mısırlılar tarafından MÖ 3500’li yıllarda Mısır’da bulunmuştur.
9. Kağıt ilk defa kimler tarafından, ne zaman, nerede bulunmuştur?
Cevap: Çinliler tarafından MÖ 90’da Çin’de bulunmuştur.
10. Mürekkep ilk defa kimler tarafından, ne zaman, nerede bulunmuştur?
Cevap: Çinliler ve Mısırlılar tarafından MÖ 1300’lerde Çin ve Mısır’da bulunmuştur.
11. Mum ilk defa ne zaman,?
Cevap: Bundan 2000 yıl önce kullanılmıştır.
12. Saat tarihte ilk defa kimler tarafından, ne zaman, nerede kullanılmıştır?
Cevap: Mısırlılar tarafından MÖ 1000’lerde Mısır’da kullanılmıştır.
13. İlk yelkenli gemiler kimler tarafından, ne zaman, nerede kullanılmıştır?
Cevap: Mısırlılar tarafından MÖ 3000’de Mısır’da kullanılmıştır.
14. Kitap basımı tarihte ilk defa kimler tarafından, ne zaman, nerede bulunmuştur?
Cevap: Çinliler ve Japonlar tarafından MS 400’lerde Çin ve Japonya’da kullanılmıştır.
282
EK 23
En Eski Kent, En Eski Klima
Arkeologlar, Suriye’nin uzak bir köşesinde dünyanın en eski kentini
bulduklarına inanıyorlar. MÖ 6000 tarihli bu kent, bilinen en eski şehirden 2500 yıl
daha eski. Bu dev kent, Fırat ve Dicle nehirlerinin arasında olup tarihte yukarı
Mezopotamya diye adlandırılan bölgede yer alıyor.
750 dönüme yayılan kentte, 25 bin insan yaşıyormuş.
Kentteki en şaşırtıcı buluş ise yazın 40 dereceye varan sıcaklıkla mücadele eden
İlk Çağ insanının, hava akışını sağlamak üzere inşa ettiği çift duvarlı yaşama yerleri,
yani bir çeşit klima sistemi. Yapılan sistemde boşluk içinde dolaşan hava ortamın
serinlemesini sağlamaktadır.
Gaziantep’te şehrin eski kesimlerinde, dar sokaklar, yüksek duvarlar ve taş
yapıların hakim olduğu kısımlarda yazın sıcağında çok serin bir ortam oluşturmaktadır.
Yüksek duvarlar, güneşin vurduğu yüzey alanını azaltmaktadır. Yüksek duvarlı dar
sokakların içine, gün ortası hariç, güneş girmez. Kalın taş ya da kerpiç duvarlar, gündüz
ısıyı ağır ağır emip, gece ağır ağır geri vererek, gündüz ile gece arasındaki büyük ısı
farkını en aza indirir. Ancak günümüz mimari yapıları için aynı şey söylenememektedir.
İnce beton duvarlı evler, güneşin yükselmesiyle birlikte yanmaya başlar. Geniş
caddelerde asfaltın karası, sıcağı tutarak büsbütün artırır. Sıcak ülkelerde böyle birkaç
derecelik bir fark, bir sıcak dalgası geldiği zaman, yaşlılar ve hastalar için ölüm ile
kalım arasındaki fark olabilir. Nitekim, Atina’da 1987 yazında, sıcaktan dolayı ortaya
çıkan 100’den fazla ölüm vakası, şehir içi ısısının bu nedenlerle ve ağaçsızlıktan dolayı
fazla artmasıyla açıklanmıştır.
Aynı şekilde Akdeniz çevresindeki avlulu evler çevre koşullarıyla uyum
içindedir. Yüksekçe duvarların çevrelediği bir avlu az güneş alır. Dolayısıyla yazın serin
olur. Ülkemizin çeşitli yörelerinde ve özellikle Güneydoğu Anadolu’da avluda veya
evin önünde bir “taşlık” bulunur. Sıcak bir günün sonuna doğru taşlık yıkanır, suyun
buharlaşmasıyla çevreden alınan ısı enerjisi, ev civarını serinletir. Saraylarda avluya
döşeli mermerin yıkanmasıyla elde edilen bu etki, mütevazi köy evlerinde de
sıkıştırılmış toprağın üstüne su serperek elde edilir. Osmanlı saray, mimarisinde su ile
serinletme yöntemleri çok geliştirilmiş, estetikle birleştirilmiştir. Şadırvan denilen
havuzlar hemen hemen tüm saray bahçelerinde bulunurdu. Fıskiyeli şadırvanlar, şırıltılı
283
suların sadece huzur ve zevk için aktığı yerler olmayıp, aynı zamanda serinletme
fonksiyonu olan yapılardır.
Aynı şekilde konutun güneş alan yüzeyini büyük ölçüde kaplayacak şekilde
yapılan Arap maşrabiyeleri, gölgelik-soğutucu görevi görmektedir. Bu yapı anlayışı
Şanlıurfa, Gaziantep ve Kahramanmaraş dolaylarında da kullanılmaktadır.
Arap ülkelerinde çok gelişmiş bir geleneksel sistem, hava boşluğu ve
rüzgarlıkların kullanımıyla elde edilen serinletmedir. Evin en fazla rüzgar alan
cephesine, üst kata camsız pencere gibi bir açıklık bırakılır. Buradan giren rüzgar, tüm
binanın içinde bir hava dolaşımı başlatır. Bu da serinletici etki yapar. Bu etkiyi daha da
artırmak için hava boşluğuna, içi su dolu büyük bir çömlek küp de konulabilir. Eve
giren hava, çömlekteki suyun sızıp buharlaşması yoluyla serinler ve nemlenir.
Mimari yapıların ısıtılmasında da fiziksel çevreye uygun tasarımlar yapıldığı
görülmektedir. Güneşin açısı, ısı, nem, yağış, rüzgar yönü gibi fiziksel çevre koşulları
hesaba katılır. Örneğin kışın soğuk rüzgar alan bölgelerde, yerleşim merkezleri nispeten
korunaklı yerlere kurulur. Doğaya uygun ısıtma sistemlerinin tarihçesi, en az serinleme
sistemleri kadar eskiye gider. Anadolu’nun çeşitli yerlerindeki geleneksel mimaride
pencereler güneye bakar. Kış güneşi, gün boyunca güneydedir. Dar bir açı ile geldiği
için evin içini ısıtır. O halde demek ki çok eski dönemlerden itibaren insanların doğanın
şartlarını dikkate alarak uyguladıkları bazı yaklaşımların günümüzde hala yansımalarını
görmemiz mümkündür. Nitekim MÖ 2000 yıllarında Hititler tarafından kullanılan dam
sıvası için çamur ve samanın karıştırılarak cephe yüzeyinde kullanılması günümüz
Anadolu köylerinin büyük bir kısmında hala kullanılmaktadır.
Öğretmen tarafından ilk klimanın yapılışıyla ilgili olarak aşağıdaki bilgi sınıfa verilir.
İlk Klima
Yapay havalandırma ve yapay soğutma sistemleri eski çağlardan beri
kullanılıyor. Eskiden insanlar kapı girişlerine ıslak hasırlar asarak ya da konutlarını
(hava akımlarını, evin içine girmeden önce avludaki fıskiyelerin arasından geçirmek
yoluyla) serinlik sağlayacak şekilde tasarlayarak çözüm arıyorlardı… Willis H. Carrier;
17 Temmuz 1902′de Brooklyn’de Sackett-Wilhelms Lithographing and Publishing adlı
matbaa şirketi için dünyanın ilk klimasının tasarımlarını tamamladı. (matbaa şirketi, ısı
ve nem değişimleri yüzünden kağıdın genleşmesi ve büzüşmesi sonucu baskı sürecinde
renklerin donuklaşması gibi bir sorun yaşıyordu) Klima, matbaanın ısı ve nem oranını
284
hassasiyetle denetleyen 30 tonluk bir makinaydı. Bu sistemde hava, bir fan aracılığıyla
aygıtın içine çekiliyor, püskürtülerek soğutuluyor (ya da ısıtılıyor) ve saflığını bozan her
türlü yabancı maddeden arıtılması için su bir dizi bölmeden geçiyordu; ardından su
yeniden dolaşıma girerken, işlenmiş hava fabrikanın havasını düzenlemek üzere
klimadan dışarı veriliyordu. Konut klimaları üretimine geçmesi içinse, 1920′lerin
sonunu beklemek gerekecekti.
285
EK 24
Öğrencilere Uygulanan Ön Anket
286
EK 25
Müze Ziyareti Öncesi Öğrenciler Tarafından Ön Anket Soruları
Cevaplandırılırken
Müze Ziyareti Sonrasında Son Anket Soruları Cevaplandırılırken
287
EK 26
Malatya Arkeoloji Müzesi
Malatya’da 1967 yılında Millet Parkı içerisindeki bir bina müze olarak
düzenlenmiş, Malatya ve çevresinde derlenen eserler bu binada sergilenerek 1971
yılında ziyarete açılmıştır. Daha sonra yeniden 1979 yılında Kernek Parkı yanındaki
yeni müze binasında müze yeniden açılmıştır. Yapı içerisinde eserler hem çıkarıldıkları
yere göre hem de kendi içerisinde kronolojik olarak sergilenmektedir. Eserlerin
çıkarılmış oldukları höyükler olarak Arslantepe Höyüğü ( Kalkolitik Çağ M.Ö 5000–
3000) eserleri olarak obsidyen ve taş aletler pişmiş topraktan kaplar yer alır. Yine
Arslantepe’de çıkarılan Eski Tunç Çağı (M.Ö. 3000–2000) eserleri olarak bir evin
tabanında bulunan Eski Tunç çağına ait bir mezar ve pişmiş topraktan geometrik motifli
kaplar bulunur. Asur Ticaret Kolonileri Çağın’a (M.Ö. 1950–1650) ait çivi yazılı
silindir mühür ve damga mühürler, içki kapları ve heykelcikler… Caferhöyük’te (M.Ö.
7000) çıkarılan eserlerin sergilendiği panolarda Neolitik Dönem’e ait çanak çömleksiz
yerleşme katına ulaşılmış ve çakmaktaşından orak bıçakları, uç ve yan kazıyıcılar,
kanatlı ok uçları, deliciler, cilalı baltalar v.s sergilenmektedir.
İmamoğlu Höyüğünden (M.Ö.1.y.y) çıkarılan eserlerin sergilendiği panolar.
Değirmentepe Höyüğünden ( Kalkolitik M.Ö. 5000) çıkarılan eserlerin
sergilendiği panolar yer alır. Panolarda boyalı çanak çömlek, uruk tipi kap parçaları,
çorba kâseleri vs yer alır.
Pirot Höyüğünde (Kalkolitikten başlayıp İlk Tunç, Son Tunç, Demir, Roma,
Bizans dönemlerine kadar) çıkarılan eserlerin sergilendiği panolarda silindir biçimli
ağırlıklar, çanak çömlekler, siyah taştan silindir mühür, çark yapımı kaplar, ince
hamurlu testiler, derin kâseler yer alan eserler mevcuttur.
Köşkerbaba Höyüğünde (İlk Tunç Çağı, Demir Çağı, Urartular, Osmanlı
dönemine kadar) çıkarılan sırlı çanak çömlek parçaları, kabartmalı bezeli cam eşyalar,
mataralar yonca ağızlı testiler, tek renkli boyalı bezekli kaplar ve atıklı kule biçimli
ayakları olan çanakların sergilendiği panolar bulunmaktadır.
Müzenin ikinci katında tematik bir şekilde eserlerin sergilendiği bölüm vardır.
Bu bölümde kapı kilit sistemleri, mühür sistemleri, dokuma ile ilgili malzemeler, metal
ve benzeri malzemelerden yapılmış olan eserler sergilenmektedir.
288
EK 27
Öğrencilerle Müze Ziyareti
Müze Gezisi Sırasında Malatya Arkeoloji Müzesi İle İlgili Olarak Müze Uzmanı
Ziya Bey Tarafından Öğrencilere Bilgi Verilirken
289
EK 28
Terimler
Arslantepe: Malatya şehir merkezine 10 km uzakta bulunan ilk yerleşim izlerinin MÖ
5000’lerde görüldüğü Geç Hititlerin önemli bir merkezi olan höyük.
Obsidiyen: Siyah, yeşil, gri ya da mor renkli saf doğal cam. Tarihöncesi çağlarda
yapılan ilk aletlerin malzemesi olarak bilinir.
Fibula: Pelerini omuzdan tutturmak için kullanılan özel iğne ya da broş.
Neolitik: Taş devrinin son çağına verilen ad. MÖ 7000’lerde başlar.
Nekropol: Antikite’de bir kentin hemen dışında yer alan mezarlık alan.
Riton: Hayvan başlı kaplar.
Seramik: Hammaddesi kil olup elde, kalıpta ya da tornada biçimlendirilmiş ve
fırınlanmış her türlü eşyanın genel adı.
Yazıt: Anımsatma amacıyla veya anı değeri taşıyan bir metnin bir taş ya da metal vs.
bir yüzey üzerine yazılmasıyla oluşan küçük anıt. Bir yapının tarihini, yaptıranı veya
tasarımcısını belirten ve bu yapının üzerine yerleştirilen metin. Kitabe.
Sikke: Herhangi bir makinede üretilmeyip el araçlarıyla basılmış metal para.
Arkeoloji: Tarih öncesi ve eski çağlardan kalma eserleri toprak altından çıkararak, tarih
ve sanat bakımından inceleyen bilim dalı.
Tunç: Bakır, çinko ve kalay karışımı olan ve pirince benzeyen sarı bir alaşım. MÖ
3000’lere denk gelen tarihi çağ (Eski Tunç Çağı)
Ağırşak: Elle yün eğirirken kullanılan ve ucuna eğrilecek yünün takıldığı ağırlık.
Heykel: Hacim sanatı. Estetik yaşantı oluşturması amaçlanan üç boyutlu nesne, yapıt.
Yontu.
Mermer: Birleşiminde yüzde 75’ten fazla kalsiyum karbonat bulunan, beyaz, fakat
renkli ve damarlısı da olan cilalanmaya elverişli, billurlaşmış sert kaya; billurlaşmış
kireç taşı.
Tablet: Eski Mezopotamya ve Hitit uygarlıklarından kalma, üzerinde yazılar, resim ya
da çizimler bulunan, pişmiş topraktan yapılmış küçük levha.
Höyük: Altında arkeolojik bir sit barındıran yapay tepe.
Sit: Doğanın, insanın ya da her ikisinin eseri olan ve korunmalarında kamu yararı
bulunan bir kentsel ve kırsal çevre sit sayılır. Örenyeri.
Geç Hitit: İç Anadolu’da hüküm süren Hititlerin MÖ 1200‘li yıllardan sonra
Anadolu’nun güneyine inerek kurdukları devlet.
290
Silindir Mühür: MÖ 1950’li yıllarda bir Mezopotamya uygarlığı olan Asurların
Anadolu’ya getirmiş oldukları silindirik mühür.
Mühür: Üzerinde bir kimsenin bir kuruluşun adının veya ünvanının kazılı bulunduğu
maden, plastik, lastik gibi şeylerden yapılmış alet, damga. Kaşe.
Değirmentepe: Malatya bölgesinde, ilk yerleşim izlerinin MÖ 5000’lere (Kalkolitik
Çağ) kadar gittiği görülen bir höyük.
Bulla: Antik Roma’da boyuna asılan bir tür tılsım. Madenden yapılmış olup daire
biçimindedir.
Pirot: Malatya bölgesinde ilk yerleşim izlerinin MÖ 5000’lere kadar gittiği bir höyük.
Kalkolitik: MÖ 5000 ile MÖ 3000’li yıllar arasını kapsayan bakır-taş çağı
Köşkerbaba: İlk Tunç Çağ’ından itibaren yerleşim yeri olarak kullanılan Malatya
bölgesi’nde bir höyük.
Stel: Küçük dikilitaş. Antik Yunan mezar taşlarına mezar steli denirdi.
Gözyaşı Şişesi: Antikite’de mezarlara yerleştirilen ve içine gözyaşı doldurulan küçük
şişe ya da pişmiş topraktan yapılmış küçük testi.
Metalurji: Metal ilmi, madenleri filizden ayırma, arı olarak elde etme, işleme bilgi ve
tekniği.
Biz: Sivri demirden alet.
Ahşap: Ağaçtan elde edilmiş malzemeyle yapılmış her tür ürünü niteler.
Bezeme: Mimarlık ürünü üzerinde ve her türden kullanım eşyası üzerinde süslemeye
yönelik olarak yapılan çalışmaların tümü.
Buluntu: Arkeolojik kazı ya da yüzey araştırması sonucunda ortaya çıkarılan her türden
eski eşya, yapı, yapı kalıntısı, mezar, para vs.
Cephe: Bir yapının dıştan görülen yüzeyi.
Çanak-Çömlek: Her tür kabaca biçimlenmiş, pişmiş toprak kullanım eşyasının genel
adı. Tarihöncesi çağlarda yapılmış keramik objelerin genel adı.
Milidya: Malatya şehrinin Urartu belgelerinde geçen adı.
Lahit: İçine ölünün yerleştirildiği özel sanduka.
Urartu: MÖ 1000’li yıllarda doğu Anadolu Bölgesi’nde hakimiyet kurmuş bir uygarlık.
İdol: Çok tanrılı dinlerde küçük tanrı ya da tanrıça heykelciği.
Figürin: Genellikle canlı varlıkları betimleyen, kolayca taşınabilir nitelikte üç boyutlu
küçük sanat yapıtı. Taş, ahşap, metal, pişmiş toprak vs.
Etnografya: Toplumların kültürlerini inceleyen bilim dalı.
Sergi: Taşınabilir boyuttaki sanat yapıtlarının bir mekanda topluca kamuya sunulması.
291
Sarkofaj: Lahit.
Ortostat: Eski Mezopotamya ve Hitit mimarlıklarında yapının zemin nivosunun
üstünde kalan ve alışılmışın üstünde boyutlara sahip, bezeli duvar kaplama taşı.
Onarım: Her tür nesne ve strüktür üzerindeki yıpranma izlerinin giderilerek, yeniden
kullanılabilir duruma getirilmesi işlemi.
Niş: Duvar içine oyulmuş, genellikle, üstü kemer ya da mukarnas ile örtülü girinti ya da
hücre.
Murç: Taş işçiliğinde kullanılan sivri uçlu oyma kalemi.
Mozaik: Küçük boyutlu renkli parçacıkların bir düzlem üzerinde birbirine bitişik olarak
yerleştirilmesiyle oluşturulan bezeli yüzey.
Motif: Bezeme ve süslemede bütünü oluşturan parçalardan her birine verilen ad.
Mitoloji: Çoktanrılı dinlerde tanrı ve yarı tanrıların eylemleri ile onların insanlarla ve
diğer yaratıklarla ilişkileri konusundaki efsaneler, öyküler, inançlar bütünü.
Mezartaşı: Ölünün gömülü olduğu yeri belirleyen taş.
Süsleme: Bir yüzeyi estetik açıdan daha etkileyici kılmak amacıyla üzerinde yapılan her
türlü çalışma.
Sütun: Kare, çokgen ya da daire planlı, taştan ya da mermerden yapılmış düşey taşıyıcı
öğe.
Üslup: Bir toplumun ve çağın tüm sanat yapıtlarında ortak olan biçimlendirme, tasarım
ilke ve anlayışları bütünü.
Tümülüs: Bir yer altı mezar odasıyla onun üzerine yığılmış bir toprak yığınından
oluşan yapay gömüt tepesi.
Torna: Ekseni etrafında sabit hızla döndürülen bir milden oluşan araç.
Tandır: Özel biçimli bir mangal ile onun üstüne yerleştirilen bir sehba ve en üstte de
bir yorgandan oluşan ısınma aracı.
292
EK 29
Öğrencilerin Analiz İçin Ele Almış Oldukları Eserler
“Müzede Bulunan Bir Eserin Analizi Etkinliği” Kapsamında Müzede Ele Alınıp
Öğrencilerle Soru-Cevap Yöntemi Kullanılarak Analizi Yapılan Eserler
293
EK 30
Bağlamsal Sanat Eleştirisi Soruları
Tanımlama
1. Gördüğün eser nedir? (heykel, seramik, mimari, resim)
2. Eserin yapım malzemesi nedir? (çamur, taş, ahşap, metal, beton cam v.s)
3. Eserin boyutları nasıldır? Ne tür bir ölçülendirme yaparsınız?
4. Hangi şekiller (geometrik, organik) eserde etkin görünüyor?
5. Eserde neler görüyorsunuz?
6. Eser ne zaman yapılmıştır?
7. Eserin adı nedir?
8. Eser ne amaçla yapılmıştır? Günümüzde ne amaçla kullanılıyor?
Çözümleme
1. Eserin rengi nedir? Renkli mi renksiz mi?
2. Eserde pürüzlü ve dokulu yüzeyler var mı?
3. Eserde ne tür süslemeler kullanılmıştır?
4. Eserde ritim, armoni, birliktelik, oran ve tekrar nasıl dengelenmiş?
5. Çalışmadaki renk ve ton kontrastlığı nasıl verilmiş?
6. Tasarım elemanlarının birlikte nasıl ilişkilendirildiğini tartışınız?
7. Eserde gözünüz önce nereye odaklanıyor, daha sonra nereye hareket ediyor, neden?
8. Eser hafif mi yoksa ağır bir görünüme mi sahiptir?
9. Eserde kullanılan süsleme unsurları nelerdir? ( mozaik, çini, alçı rölyef, taş kabartma,
ahşap oyma, metal, v.s)
10. Eserde kullanılan süslemelerde ne tür motifler kullanılmıştır? ( hayvan motifleri,
bitki motifleri, geometriksel motifler v.s.)
Yorumlama
1. Eseri nasıl adlandırırsınız?
2. Eserde kullanılan simgeler var mı?
3. Eser hangi sosyal kültürel koşullarda yapılmış olabilir?
4. Eserde nasıl bir ses duyuyorsunuz? Nasıl bir koku alıyorsunuz? Nasıl bir tat
alıyorsunuz?
5. Eser sizde ne hissettiriyor? Neden?
294
6. Sence nasıl yapılmıştır? Ne tür teknoloji kullanılmış olabilir?
7. Eser sizi nasıl bir duyguya yönlendiriyor? Heyecanlandınız mı, eğlenceli mi
buldunuz, çok ağır ve vakur mu, tevazulu mu, kızdınız mı, küstünüz mü, gurur mu
duydunuz, mutlu ya da mutsuz mu oldunuz neden?
8. Eser o dönemde( yapıldığı) ne amaçla yapılmış ve kullanılıyor olabilir?
9. Sence günümüzde inşa edilen eserlere benziyor mu? Benziyorsa ne gibi benzerliklere
sahiptir?
10. Eser inşa edildiği dönemin kültürü ile ilgili neler söylüyor?
11. Eser çok sıcak ya da çok soğuk bir yapıya sahip mi?
Yargı
1. Eser önemli mi? Neden?
2. Esere baktığında yabancılık hissediyor musun? Neden?
3. Sence eser değerli midir? Değerini nasıl ifade edersin?
4. Eser bilgini artırdı mı?
5. Müzedeki eserleri seçenler, nasıl seçiyorlar? Ne düşünüyorsunuz?
6. Bu eserin değeri sizce ne kadardır?
7. Bu eser ne kadar eskidir?
Günümüz hakkında geleceğe (100 yıl sonra) bilgi vermek için bir eseri seçmeniz
istense hangi eseri seçersin? Neden?
295
EK 31
Öğrenciler Görsel Sanatlar Dersi Öğretmeninin Kontrolünde Müzedeki Bir Eseri
Resimlerken
296
Öğrencilerin Müzedeki Bir Eseri Resimlemeleri
297
Öğrencilerin Müzedeki Bir Eseri Resimlemeleri
298
EK 32
Müze Ziyareti Sonrasında Öğrencilere Uygulanan Son Anket
299
EK 33
Müze Ziyareti Sonrasındaki Ders Etkinlikleri
Müze Gezisi Sırasında Dağıtılan Bilgi Notlarında Yer Alan Kavramların Tahtaya
Yazılarak Sınıfça Tanımlamalarının Yapılması
300
EK 34
Öğrencilerinin Müzede Yapmış Oldukları Uygulama Örnekleri
301
Öğrencilerinin Müzede Yapmış Oldukları Uygulama Örnekleri
302
EK 35
Müze Ziyareti Sonrasında Öğrencilerin Ders Etkinlikleri
Müzede Yer Alan Eserlerin Desenlerinin Öğrenciler Tarafından Sınıf Tahtasına
Çizilerek “Görsel İmge Oluşturma” Yönteminin Uygulanması
303
Müze Ziyareti Sonrasında Öğrencilerin Ders Etkinlikleri
Müzede Yer Alan Eserlerin Desenlerinin Öğrenciler Tarafından Sınıf Tahtasına
Çizilerek “Görsel İmge Oluşturma” Yönteminin Uygulanması
304
Müze Ziyareti Sonrasında Öğrencilerin Ders Etkinlikleri
Öğrenciler Müze Ziyareti İle İlgili Çıkarımlarını Hazırlarken
Öğrenciler Müze Ziyareti İle İlgili Çıkarımlarını Sınıfla Paylaşırlarken
305
Müze Ziyareti Sonrası Öğrencilerin Ders Etkinlikleri
İstasyon Tekniği Etkinliği İçin İstasyonların Oluşturulması
İstasyon Tekniği Etkinliği Kapsamında Grupların İstasyonlardaki Faaliyetlerini
Gerçekleştirmeleri
İstasyon Tekniği Etkinliği Kapsamında Hazırlanan Afişlerin Sınıf Tahtasına
Asılarak Eleştirilerinin Yapılması
306
Müze Ziyareti Sonrasında Öğrencilerin Ders Etkinlikleri
İstasyon Tekniği Etkinliği Kapsamında Grupların İstasyonlardaki Faaliyetlerini
Öğretmenler Denetiminde Gerçekleştirmeleri
307
Müze Ziyareti Sonrasında Öğrencilerin Ders Etkinlikleri
İstasyon Tekniği Etkinliği Kapsamında Oluşturulan Bilgi Aktarma İstasyonunda
Grupların Yazdıkları
308
Müze Ziyareti Sonrasında Öğrencilerin Ders Etkinlikleri
İstasyon Tekniği Etkinliği Kapsamında Oluşturulan Bilgi Aktarma İstasyonunda
Grupların Yazdıkları
309
Müze Ziyareti Sonrasında Öğrencilerin Ders Etkinlikleri
İstasyon Tekniği Etkinliği Kapsamında Oluşturulan Bilgi Aktarma İstasyonunda
Grupların Yazdıkları
310
Müze Ziyareti Sonrasında Öğrencilerin Ders Etkinlikleri
İstasyon Tekniği Etkinliği Kapsamında Oluşturulan “Slogan Yazma
İstasyonu’nda” Grupların Müze ve Kültür Varlığı (Tarihi Eser) İle İlgili Yazmış
Oldukları Sloganlar
311
Müze Ziyareti Sonrasında Öğrencilerin Ders Etkinlikleri
İstasyon Tekniği Etkinliği Kapsamında Oluşturulan Slogan Yazma İstasyonunda
Grupların Yazdıkları
312
Müze Ziyareti Sonrasında Öğrencilerin Ders Etkinlikleri
İstasyon Tekniği Etkinliği Kapsamında Grupların Şiir İstasyonunda Yazdıkları
313
Müze Ziyareti Sonrasında Öğrencilerin Ders Etkinlikleri
İstasyon Tekniği Etkinliği Kapsamında Oluşturulan Şiir Yazma İstasyonunda
Grupların Yazdıkları
314
Müze Ziyareti Sonrasında Öğrencilerin Ders Etkinlikleri
İstasyon Tekniği Etkinliği Kapsamında Oluşturulan Hikaye Yazma İstasyonunda
Grupların Yazdıkları
315
Müze Ziyareti Sonrasında Öğrencilerin Ders Etkinlikleri
İstasyon Tekniği Etkinliği Kapsamında Oluşturulan Hikaye Yazma İstasyonunda
Grupların Yazdıkları
316
Müze Ziyareti Sonrasında Öğrencilerin Ders Etkinlikleri
İstasyon Tekniği Etkinliği Kapsamında Öğrencilerin Yapmış Oldukları Afiş
Çalışmaları
317
Müze Ziyareti Sonrasında Öğrencilerin Ders Etkinlikleri
İstasyon Tekniği Etkinliği Kapsamında Öğrencilerin Yapmış Oldukları Afiş
Çalışmaları
318
Müze Ziyareti Sonrasında Öğrencilerin Ders Etkinlikleri
İstasyon Tekniği Etkinliği Kapsamında Öğrencilerin Yapmış Oldukları Afiş
Çalışmaları
319
Müze Ziyareti Sonrasında Öğrencilerin Ders Etkinlikleri
İstasyon Tekniği Etkinliği Kapsamında Öğrencilerin Yapmış Oldukları Afiş
Çalışmaları
320
EK 36
Deney Grubu Öğrencileri II. Ders Planı
Kil Tablet Çalışmasında Kullanılan Ugarit Alfabesi
321
EK 37
Bir Anı
Kırıkkale’de görevliyken, bir arkadaşı Edirne’den teğmeni ziyarete gelmiş.
Teğmen postayı (görevli er) çağırarak, “iki Fruko” getirmesini söylemiş.
Asker, “ baş üstüne Komutanım,” diyerek oradan ayrılmış.
Beş dakikada gelmesi gereken posta, aradan 10 dakika geçmiş gelmemiş, 15
dakika geçmiş gelmemiş. Teğmen merak etmeye başlamış. Ne olduğunu öğrenmek için
kantine telefon etmiş ve postanın kantine geldiğini söylemişler. Anısının geri kalanını
teğmenin kendi ağzından dinleyelim:
<<Hem şaşırmış hem de biraz kızmıştım. Beni ziyarete gelen sınıf arkadaşımdı
ve iyi bir askerdir. Benim postanın en basit bir görevi yerine getiremeyişi beni mahcup
duruma düşürmüştü. Aklıma türlü olasılıklar geliyordu: Asker ya firar etti ya da yolda
başına bir kaza geldi. Biraz daha bekledikten sonra başka bir eri, postayı aramakla
görevlendirdim. Merakım gittikçe artmıştı, çünkü posta son derce güvenilecek, temiz ve
dürüst bir köy delikanlısıydı. Bir süre sonra yorgun, bitkin ter içinde posta geldi.
Kucağında ağır bir yük taşıyordu. Güçlükle soluk alıp veriyordu; esas durumda tekmil
verip, durumu anlattı:
“Komutanım, ikisini birden getiremedim. Garajdan vermiyorlardı, garaj
çavuşuna çıktım güçlükle nihayet razı oldular. Onun için geciktim.”
Kendisine sordum: Sen ne istedin, garajdan?
“İki kriko komutanım. Küçükleri yokmuş, onun için cemse(GMC) krikosu
verdiler!”>>
Doğan Cüceloğlu
Yeniden İnsan İnsana
322
EK 38
Yazının Gelişimi
Madde yazısı: Anlatılmak istenen şeyin, çevrede bulunan çeşitli maddelere,
simgelere başvurularak belirtilmek istenmesi. Örneğin dolmen ya da menhir denen
dikili taşlar mezar anlamına gelmektedir. Yere değişik biçimde dikilen sopalar, bunlara
ya da dallara sarılan değişik renk ve biçimdeki iplikler, bezler de madde yazısı
sayılmaktadır.
Resim yazısı (pictographie): İnsanlar istenilen şeyi anlatmak amacıyla kayalar
üzerine belirli işaretler yapmaya başlamışlardır. Daha sonra kazımakla başlayan bu yazı
türü, giderek anlatılmak istenen nesnenin resmini yapmaya dönüşmüştür. Resim yazısı
ilk kez Mezopotamya‘da daha sonra da Mısır`da bulunmuştur.
Düşün yazısı (ideographie): Düşüncelerin belirli simgelerle anlatılması demek
olan bu tür, resim yazısının gelişmesi sonucunda bulunmuştur. Sümer Çivi Yazısı ile
Mısır Hiyeroglif`i bunun en belirgin örnekleridir.
Hece (ses) yazısı (phonographie): Şekil yazısından seslerin, hecelerin belirtildiği
yazıya geçiş, yazı tarihinde ikinci büyük gelişmeyi yansıtmaktadır.
Harf yazısı, abece (alfabe): Hece yazısında tek heceli sözcüklerin zamanla
“sesli” elemanlarını yitirip “tek ses” işareti haline gelmeleri ya da şekil yazısındaki
işaretlerin stilize edilip belirli bir sesi belirten simgelere dönüştürülmesi, yazının
gelişmesinde son aşamayı oluşturmaktadır. Bu simgeler dizisinde ilk işaretlere
Yunanca`da alfa, beta, Arapça`da elif, be denildiği için tüm dizgenin adı Arapça`da
elifba olmuştur. Dilimize önceleri bu biçimde geçen ad, Türkçe`deki ses uyumunun
etkisiyle “alfabe“ ye dönüşmüştür. Bu, harflerin adlarının sıralanmasından oluşan bir ad
olduğundan ötürü de Türkçe`nin özleştirilmesine paralel olarak alfabe yerine “abece“
denilmeye başlanmıştır.
İlk insanların mağara duvarlarına yapmış oldukları resimler iletişim olgusunun
on binlerce yıl öncesine kadar gittiğini gösterir. Kalem biçimine yakın şekillere
getirilmiş toprak veya taş çubuklarla yapılmış oldukları bu resimlerin temelinde bir
olguyu paylaşma yatmaktadır. Aslında bu resimler daha sonra ortaya çıkacak olan farklı
yazı türlerinin de öncülleri sayılırlar.
Yazının asıl doğup geliştiği bölge Ortadoğu olup, alfabenin tarihi bu yörenin
eski tarihi ile iç içedir. Mezopotamya‘da Sümer dünyasında başlayan piktografi denen
resim yazısı, çivi ve hiyeroglif diye iki karakterde gelişmiştir. Sümer çivi yazısı Akad
323
ve Elam dönemlerinden geçerek Anadolu`ya ulaşmıştır. Anadolu`da ilkyazı örnekleri
M.Ö. 2000 başlarında ortaya çıkmaktadır. Resim yazısı ile başlayan bu tür, sonradan bir
hece yazısına dönüşmüştür. Hititlerin kullandığı bu yazı türü onlardan Urartular`a da
geçerek M.Ö. VI. yüzyıla kadar varlığını sürdürmüştür. Sümer erken resim yazısından
etkilenen ikinci kol, Mısır Hiyeroglif yazısı ise, bugünkü alfabenin bulunmasını
sağlayan kaynak olmuştur. Yazının tarihsel gelişiminde asıl büyük aşama resim
yazısından heceye geçişte olmuş, bu da Ortadoğu`da Fenikeliler tarafından
gerçekleştirilmiştir. Fenike hece yazısından sonraki atılım harflere geçiş olmuştur.
Ortadoğu’da Yunan ve Arami alfabeleri olarak iki yönde başlayan gelişmeler,
bugün yeryüzünde kullanılan alfabenin çok büyük bir kısmını meydana getirmiştir.
Yunan alfabesinden çıkartılan Latin ve Slav alfabeleri, Avrupa ve Amerika kıtalarını
kapladıktan sonra öteki kıtalara da yayılmaya başlamıştır. Arami kolundaki değişme ve
gelişmeler de İbrani, Sogd, Ermeni ve Arap alfabelerini doğurarak daha çok
Ortadoğu`da yaygınlık kazanmış ve Afrika`yı etkileyebilmiştir. Uzakdoğu ülkelerinde
Çin`de ve Japonya`da kullanılan resim - hece yazılarının Mezopotamya`dan
kaynaklanmadığı, bunların bağımsız bir gelişme olduğu kabul edilmektedir
324
EK 39
İletişim ve Yazının Gelişimiyle İlgili Hazırlanan Soru ve Cevaplar
Mağara duvarlarına işlenen resimler hangi amaçla çizilmişlerdir?
Cevap: Bu resimler belirli bir görev ve işlevleri olan büyüsel amaçlı nesnelerdir. Çeşitli
hayvan şekilleri (çoğunlukla av sahneleri) bir sanat gösterisinden daha çok,
egemenlikleri altına almak istedikleri vahşi hayvanlara karşı duyulan kuvvetli bir ilgi ve
tepkinin belirtisi olarak kabul edilmelidir. İlkel insanın bu hayvan tasvirlerini yaparak
onlar üzerinde bir güç elde ettiği ve yiyecek sağlamak için başarılı bir avında böylelikle
mümkün olabileceği konusunda bir inanç taşıdığı kabul edilir.
Dünyada en eski mağara duvarı resimleri nerede bulunmaktadır?
Fransa Lascaux ve İspanya Altamira Mağarası
Bu resimler ne zaman yapılmıştır?
Tahmini olarak Lascaux resimleri MÖ 25000 ve 30000 arası; Altamira resimleri MÖ
15000 yıllarında resimlenmiştir.
Mağara duvarlarına işlenen resimlerde ne tür konular işlenmiştir?
Resimlerde boğa, geyik, yaban öküzü, at, mamut, yaban domuzu gibi hayvanlar
resmedilmiştir.
Yazı ilk defa nerede kimler tarafından ne zaman kullanılmıştır?
Cevap: MÖ 3500’lü yıllarda Mezopotamya’da Sümerliler tarafından kullanılmıştır
Yazı ilk olarak hangi ihtiyaçtan doğmuştur?
Cevap: Hesap kayıtları sözlü olarak tutulamadığı için yazıya ihtiyaç duyulmuştur. İlk
yazılı göstergeler ziraat hesaplarından oluşmaktadır.
Kullanılan bu ilkyazı ne tür bir yazıdır?
Cevap: Kelimelerin resimlerle gösterildiği Piktoğrafik bir yazıdır.
Çivi yazısı ilk defa ne zaman ve kimler tarafından kullanılmıştır?
Cevap: MÖ 3000’li yıllarda Sümerliler, Asurlular ve Babilliler tarafından kullanılmıştır.
Belirli şekillerin belirli sözcükleri, heceleri ya da sesleri simgeleyen yazı türü
hangisidir?
Cevap: Hiyeroglif
Kağıt bulunana kadar yazı daha çok hangi malzeme üzerine yazılıyordu?
Cevap: Papirüs
Tarihte ilk alfabe ne zaman ve nerede kullanılmıştır?
Cevap: MÖ 1300’de Suriye’de kullanılan Ugarit alfabesi olup, her harf bir sesi
simgeliyordu ve bu harflerin bir araya gelmesiyle de sözcükler oluşuyordu.
325
Bu alfabe Avrupa alfabesini nasıl etkiledi?
Cevap: MÖ 1000’li yıllarda Yunanlılar Ugarit alfabesini Doğu Yunanistan ve Batı
Yunanistan alfabeleri olmak üzere ikiye ayırıp kendilerine uyarladılar. MÖ 400’lü
yıllarda İtalya’da Etrüskler, Batı Yunanistan alfabesini kendilerine uyarladılar ve bu
günümüzdeki Latin alfabesine kaynaklık etti.
Tarihsel süreç içerisinde yazı yazmak için ne tür aletler kullanılmıştır?
Cevap: MÖ 4000’li yıllarda Mısırlılar ucu sivriltilmiş kamışları kalem, suyla
karıştırılmış kurumu mürekkep olarak kullanarak yazı yazmışlar ve MÖ 3500’lü
yıllarda papirüsü kağıt olarak kullanmışlardır. Sümer’de kullanılan piktoğramlardan
sonra Çin’de piktoğramlardan ideogramlara ve fonogramlara geçilir. MÖ 3000’de
Hindistan’da buna koşut olarak bakır tablet üzerine ilkyazı biçimleri ortaya çıkar. MÖ
3000-2500 arasında Nil kıyılarında “Tanrıların Yazısı” hiyeroglif ortaya çıkar. MÖ
1300’lü yıllarda Yunanlılar ucu sivriltilmiş bronzu ya da kemik parçasını balmumuna
batırarak yazı yazmışlardır. MÖ 1000-700’de Fenike alfabesinden Yunanca ve çağdaş
Yunan alfabesi doğar. Doğuya doğru yayılan Aramlılar, İbrani ve Arap yazılarının
öncüsü olurlar. MÖ 600’lerde Latince ilk kez ortaya çıkar. Ortaçağ’da Avrupa’nın doğu
kesiminde Yunancadan doğan Kiril alfabesi ortaya çıkar. Ucu sivriltilmiş kuş tüyleri
MÖ 500’de Avrupa’da ve Ortadoğu’da kalem olarak kullanılmaya başlandı ve yaklaşık
olarak bin yıl yazı yazma aracı olarak kullanıldı. 1565 yılında ilk kurşun kalem, 1884
‘de ilk dolmakalem, 1808 yılında ilk daktilo ve 1874 yılında ise ilk modern daktilo
üretildi.
Tarihte ilk matbaacılık ne zaman görülmüştür?
Cevap: Matbaacılık, Çin’de MÖ 1300’lü yıllarda taştan yapılmış damgaları belgeleri
mühürlemek amacıyla kullanılmıştır.
İlk kitap ne zaman nerede basılmıştır?
Cevap: 868 yılında The Diamond Sutra adlı Çin kitabı basılmış ilk kitaptır.
İlk baskı makinesi ne zaman ve kim tarafından üretilmiştir?
Cevap: 1450 yılında Johannes Gutenberg adlı Alman tarafından üretilmiştir.
Türkler hangi alfabeleri kullanmışlardır?
Cevap: 7-9.yüzyıllar Göktürk alfabesi, 8-18. yüzyıllar Uygur alfabesi, 11- 20.yüzyıllar
Arap alfabesi, 20. yüzyıl başlarından itibaren Latin alfabesi, 20. yüzyıl başlarından
itibaren Kiril alfabesi
Mısır hiyeroglif yazısı ne zaman kim tarafından çözülmüştür?
Cevap: 1824 yılında Champollion isimli bir Fransız tarafından çözülmüştür.
326
Çivi yazısı ilk defa ne zaman kim tarafından çözülmüştür?
Cevap: 1851 yılında bir İngiliz olan doğubilimci ve tuğgeneral olan Henry Creswicke
Rawlinson tarafından çözülmüştür.
Günümüzde dünyada Amerika kıtasının tamamında, Afrika’nın güneyinde,
Avrupa’nın tamamında, Endenozya, Malezya, Türkiye ve Avustralya’da Latin yazısı;
Rusya ve ona bağlı Cumhuriyetler ve Türk Cumhuriyetlerinde Kiril yazısı; Orta Doğu
ve Magrib bölgesinde Arap yazısı; Hindistan ve Tayvan, Nepal, Laos ve civarında Hint
yazısı; Çin bölgesinde Çin yazısı; Moğolistan bölgecinde Moğol yazısı; Japonya
bölgesinde Japon yazısı ve Kore bölgesinde ise Kore yazısı kullanılmaktadır.
327
EK 40
Telgrafın Tarihçesi:
Telgraf elektrik akımını kullanan ilk haberleşme aracı olması ile önem kazanır.
O zamanlarda, haberleşmek için telgrafa alternatif sadece mektuptu.
1830’lu yıllarda elektrikle haberleşme sistemi için gerekli tüm öğeler hazırdı:
Elektrik akımı, manyetizma ve elektromanyetizma. Şimdi tüm bunları birilerinin
birleştirip, haberleşmeyi sağlayacak sistemi geliştirmesi gerekiyordu.
1830 yılında Amerikalı Joseph Henry (1797-1878), elektrik akımını teller
vasıtasıyla uzaklara taşıyıp, oradaki bir zili çalıştırdı. Zil bir elektromıknatısa bağlıydı.
Bu elektrikli telgrafın doğuşuydu. 1835 yılında Amerikalı ressam Samuel Morse (17911872), ilk elektromıknatıslı telgrafını yaptı. O telgrafta bulunan elektromıknatısa başlı
bir kalem vardı. Bu kalem kağıt bir şerit üzerine elektro mıknatıstan aldığı hareketle zig
zag çizgiler çiziyordu. Bu sistem pek başarılı değildi. Daha sonra Morse ve yardımcısı
Vail bunu geliştirdiler. Nokta ve çizgilerden oluşan bir kodlama sistemi ortaya
çıkardılar. Bu kodlama sistemi, daha sonra tüm dünyada kabul gören Mors alfabesiydi.
O yıllarda telgraf en popüler iletişim aracı oldu. İlk telgraf hattı ise 1843 yılında
Washington, D.C. ile Baltimore, Maryland arasına çekildi.
Nasıl Çalışır?
Elektrikli telgraflar, bir verici, bir alıcı ve ikisi arasına çekilmiş elektrik
hattından meydana gelir. Vericiye maniple denir. Maniple, telgraf şebekesindeki
elektrik akımını açıp kapayan anahtarlardır. Manipleye basınca devre tamamlanır ve
telgraf şebekesinden akım geçer. Karşı tarafta ise alıcılar vardır. Alıcılar, elektro
mıknatıs bobinlerden yapılmışlardır. Elektro mıknatısın karşısında ileri geri hareket
edebilen madeni bir çubuk vardır. Bu çubuk elektro mıknatıstan akım geçtiği zaman
hareket eder. Çubuğun ucundaki mürekkepli kalem bir kağıt şerit üzerine nokta (.) veya
çizgi (-) şeklinde şekiller çizer. Sesle çalışan alıcılar da vardır. Bunlar kağıt bir şeride
yazı yazmak yerine, sert bir cisme vurarak tıkırtı çıkarırlar. Tecrübeli telgraf
operatörleri, bu tıkırtıları dinleyerek mesajı çözerler. Burada kısa tıkırtı nokta (.), uzun
tıkırtı çizgi (-) anlamına gelmektedir.
Samuel Morse' un geliştirdiği alfabe günümüzde de halen kullanılmaktadır.
Telgrafla iletişim geride kalsa bile, telsiz operatörleri hala mors alfabesini
kullanmaktadırlar.
328
EK 41
Öğrencilerle Müze Ziyareti
Urartu (İzoli) Yazıtı Betimlemesi
Müzede Gerçekleştirilen “Bir Eserin Müzeye Teslimi” Etkinliği
329
EK 42
İzoli Yazıtı
“ Tanrı Haldi ilerledi, onun silahları öldürücüdür. Sahu’nun oğlu Hilarua’da Maliti
(Malatya Alhililer’in ülkesinin kralı, Argisti’nin oğlu, Sarduri’nin önünde baş eğdi.
Haldi güçlüdür. Haldi’nin silahları güçlüdür. Argüsti’nin oğlu Sardure ilerledi. Sardure
şöyle der; Fırat pürüzsüzdü (durgundu), oradan karşıya geçen hiçbir kral yoktur. Ben
Tanrı Haldi’ye dua ettim. Urartu Tanrıları Teişeba’ya, Şivini’ye dua ettim. İstekte
bulundum. Tanrılar beni dinlediler. Bana yol açtılar. Tümeiski önünde askerlerimin
arasında karşıya geçtim. Aynı günde ülkeye doğru ilerledim. Kawala’nın güneyindeki
toprakları aldım. Kuzeyindeki dağlık yer olan (Malatya’nın kuzeyi anlatılmak
istenmektedir) Melita’nın kuzeyi Karnişi’ye kadar vardım. Zaba’nın gerilerindeki
Müşaniye dek gittim. 14 kale, 70 kenti bir günde ele geçirdim. Savaştan dönerken
tahkim edilmiş olan Hilaruda’nın kenti Sasi’yi kuşattım. Savaşla aldım. Eşya, kadın ve
erkekler, oradan alıp ülkeme getirdim.”
Sarduri şöyle der; “İçeri girip emrettim. Melita muhasara edilsin, Hilaruda da geldi,
önümde ayaklarıma kapandı. Altın gümüş eşyayı ganimet olarak Urartu’ya götürdüm.
Kendisini affettirmek istedi, merhamet gösterdim. Onu vergiye bağladım. Dokuz kaleyi
de ülkeden ayırıp, kendi topraklarıma kattım. Bunlardan Huzani, Maniini (maniini),
Aruşi, Gülbi, Taruni, Taşe, Gürera’nın Ta-şesi, Meliani, Haldi’ninyüceliği ile Argisti
oğlu güçlü bir kraldır. Yücedir, Urartu’nun kralıdır. Tuşba (Van) şehrinin prensidir.”
330
EK 43
Öğrencilerle Müze Etkinlikleri
Müzede Gerçekleştirilen “Bir Eserin Müzeye Teslimi” Etkinliği
331
EK 44
Ugarit Dili
Suriye sahilindeki Ugarit'de (Ras Şamra) yapılan kazılar sonucunda, yaklaşık
M.Ö. 14. yy.'a tarihlenen ve sayıları 1000'i aşan kil tabletler bulundu. Sümer-Babil çivi
yazısına dış görünüşleriyle benzeyen, fakat kesinlikle alfabetik olan bu yazıda sadece 30
işaret vardır ve bir de kelime ayracı kullanılmıştır. Bu işaretler daha geç dönemlerde
ortaya çıkan, ibrani ve Fenike Semitik alfabelerinde olduğu gibi, sadece sessiz harflerle
ifade edilen harfleri yansıtırlar, ancak Ugarit alfabesinde 3 tane de sesli harf
kullanılmıştır. Her ne kadar işaretler, çivi yazısına benzerlik gösterse de, soldan sağa ve
stylutfla kil üzerine yazılmalarından başka hiç bir ortak yanları yoktur. Ugarit'de Ugarit
dili ve Babilce yazılmış ekonomik içerikli belgelerin yanısıra bulunan mitolojik
metinler, teoloji çalışmalarına da kaynaklık etmiştir
332
EK 45
Müze Bahçesinde Öğrencilerin Kil Tablet Çalışması
Öğrenciler Hazırlamış Oldukları Kelime ve Kelime Gruplarını Müzede
Oluşturdukları Kil Tablet Üzerine Ugarit Alfabesi İle Yazarlarken
333
Öğrenciler Hazırlamış Oldukları Kelime ve Kelime Gruplarını Müzede
Oluşturdukları Kil Tablet Üzerine Ugarit Alfabesi İle Yazarlarken
334
Öğrenciler Hazırlamış Oldukları Kelime ve Kelime Gruplarını Müzede
Oluşturdukları Kil Tablet Üzerine Ugarit Alfabesi İle Yazarlarken
335
EK 46
Bir Kavak İniltisi
Günlerden bir gün “görgü ve bilgi” artırmak “incelemelerde bulunmak”
maksadıyla gezindiğim Akdeniz kıyılarında yolum “turistik” bir tesise düştü; tesisin iç
avlusu Akdeniz ikliminin aşinası tropik ağaçlarla bir cennet bahçesine benziyordu;
manolyalar, palmiyeler, envai renkte çiçekler dökerek salınan sarmaşıklar, nar incir,
limon gibi ağabeylerinin yanında hürmette kusur olmasın diye yer hizasında
menevişlenen baygın rayihalı çiçekler, 1300 rakımlı bir yaylayı mekan tutmuş biri
olarak tabiatın bu cömertliğini sadece bana sunulmuş özel bir gösteri gibi algılayıp
layıkıyla mukabelede bulunamadığım için suçlanmaya başlamıştım ki onu gördüm:
Onca fiyakalı, nazenin ve alengirli nebat arasında bizim yerli kavak, kimbilir hangi
bahçevan dikkatsizliğinin suç delili olarak bir köşede unutulmuş, sessiz sedasız boy
atmış ve belki de kesilirken diğer ağaçlara zara verir endişesiyle vasati ömrünün
ötesinde yaşlanmaya fırsat bulabilmişti. Dallarının çoğu kurumuş, yaprakları kelleşmiş,
ak gövdesine iri kırçıl hastalık benekleri yapışmıştı ama hala ayaktaydı.
Onu gurbet ellerde bir hemşehriyle karşılaşmanın sevinci ve heyecanıyla
selamladım; o mutantan bahçe içinde çürük bir diş gibi varlığından utanırcasına
dikilmesi gücüme gitti; bizden biriydi o,bulunduğu yere ait değildi; doğrusunu
söylemek gerekirse ben de kendimi öyle hissediyordum. Yanına gittim, gövdesini
okşadım; musafahalaştık.
“Nasılsın” dedim, “sorma be hemşehrim” dedi. “Ayaklarım olsa pılımı pırtımı
toplar, Toros yaylalarına kadar dişimi sıkar, karşılaştığım ilk çobanın önünde yere
devrilirdim. Gençken bir yayla damında tavan kirişi olmayı hayal ederdim; bilmiyorsun;
gövdem çürüdü benim; içim bomboş. Bu kalleş iklim, bu sersemletici sıcak, kavurucu
deniz rüzğarları tez vakitte iflahımı kesti, gayrı benden ne tavan kirişi olur ne hamur
teknesi; yayla çobanlarını gece soğuğunda ısıtmak için çalı çırpı niyetine yanmaya,
sobalığa bile razıyım; lakin yad elde ayakta ölmek ağrıma gidiyor”
Ne diyeceğimi bilemedim; böyle bir halde ne söylenebilirdi ki; başımı öne eğip
sustum (….)
“Boşver be hemşehrim halime bakıp üzülme.” diye devam etti, “Başa gelen
çekilir.”
“Yahu sen nasıl oldu da buralara düştün; buralarda üç dilden alışverişi bilmeyeni
adamdan saymıyorlar?..”
336
İçini çekti, “Şu bina inşaat halindeyken geldim buraya.” dedi, “Aslen Konya
tarafından olurum. İnşaatta amelelik eden Hasan diye bir delikanlı vardı; iki yıl inşaat
barakasında yatıp gurbet bekledi; kanıma ekmek doğrayan odur, beni o dikti buraya,
rasladıkça ‘nasılsın aslan hemşehrim’ diye seslenir, hasret dağıtırdı. ‘Şu yapraklarının
rüzgarda hışılaması yok mu memleket türküsü gibi geliyor inan olsun’ derdi. İnşaat
bitince çekti gitti, ben burada kaldım. Gerisi bildiğin gibi…”
Gerisi bildiğim gibiydi; gerisini biliyordum, “Hoşça kal ben gidiyorum.” dedim.
“Bir diyeceğin var mı?” “Yaylaya selam söyle benden” dedi.
Ahmet Turan Alkan
Yatağına Kırgın Irmaklar
337
EK 47
Müze Ziyareti Sonrasında Öğrencilerin Ders Etkinlikleri
Kültür Varlığı (Tarihi Eser) İle İlgili Sınıf Tahtasında Kavram Haritası
Oluşturma
338
EK 48
Müze Ziyareti Sonrasında Öğrencilerin Ders Etkinlikleri
Altı Şapka Düşünme Yöntemi İçin Grupların Oluşturulması
Altı Şapka Düşünme Yöntemi Kapsamında Grupların Konu İle İlgili Görüşlerini
Ortaya Koymaları
339
Müze Ziyareti Sonrasında Öğrencilerin Ders Etkinlikleri
Altı Şapka Düşünme Yöntemi Kapsamında Grupların Varmış Oldukları
Sonuçların Sınıf Tahtasına Yazılması
340
Müze Ziyareti Sonrası Ders Etkinliği
Müzede Hazırlanan Kil Tablet Çalışmaları Örnekleri
341
Müze Ziyareti Sonrası Ders Etkinliği
Müzede Yapılan Kil Tablet Çalışması Örneği
Müzede Oluşturulan Kil Tabletler Üzerindeki Metinlerin Sınıf Tahtasına
Yazılarak Harf Harf Sınıfça Tercümesinin Yapılması
Download