Avrupa Topluluğu Mahkemesi Kararları Işığında AB Đdare

advertisement
Avrupa Topluluğu Mahkemesi Kararları
Işığında AB Đdare Hukuku’nda
Genel Düzenleyici Đşlemlerde
Hukuk Güvenliği Đlkesi
Taha Ayhan*
Özet: Hukuk Güvenliği Đlkesi Hukuk devleti Đlkesi’nin başta idare hukuku olmak üzere,
tüm hukuk dalarında gerçekleşmesini sağlayan ilkedir. Çalışmamızda Hukuk Güvenliği
Đlkesi’nin AB Đdare Hukuku’nda ki yeri, etkinliği ve tanımı Topluluk Mahkemesi’nin kararları esas alınarak irdelenmiştir.
Anahtar Sözcükler: AB idare hukuku, genel düzenleyici işlemler, Adalet Divanı kararları, hukuk güvenliği ilkesi, hukukun genel ilkeleri.
The Principle of Legal Certainty in Administrative Acts in the Light of Case
Law of the European Court of Justice
Abstract: Legal Certainty is the principle that ensures the realization of the principle of
rule of law, primarily in Administrative Law as well as in all other fields of law. This
article will attempt to analyze the place of the Principle of Legal Certainty in EU Administrative Law with regard to decisions of the European Court of Justice.
Key Words: EU administrative law, regulatory acts, European Court of Justice decisions, legal certainty principle, general principles of law.
GĐRĐŞ
AB hukuku, mahkemenin Van Gend en Loos Davasında belirttiği gibi, yeni
ve sui generis bir hukuk düzenidir. Avrupa Topluluğu Hukuku’nun iki kademeli
yapısı bu hukuk düzeninin başlıca özelliğidir. Bu iki kademeli sistemde üye ülke hukukları Topluluk Hukuku’nun yanı sıra yürürlükte kalmaya devam etmektedirler. Bununla beraber Topluluk’un oluşturduğu hukuk normları da hem üye
ülkelerde hem de topluluk genelinde uygulanmaktadır. Dolayısıyla Avrupa Topluluğunun, üye ülkelerin hukuklarını değiştirme gücü bulunmaktadır. Topluluk
Hukuku’nun kendine özgülüğünü sağlayan diğer bir önemli nokta ise Topluluk
Hukuku’nun oluşturulması safhasında kendini göstermektedir. Topluluk Hukuku her biri kendine has bir işleve sahip, kompozisyonları birbirlerinden çok
farklı olan, tüzel kişilikleri ise AT kurucu antlaşmaları ile belirlenmiş bir grup
*
Galatasaray Üniversitesi Kamu Hukuku Yüksek Lisans Öğrencisi.
Amme Đdaresi Dergisi, Cilt 43 Sayı 3 Eylül 2010, s.153-186.
154 Amme Đdaresi Dergisi, Cilt 43 Sayı 3
kurum1 tarafından oluşturulmaktadır.2 Bununla birlikte hem yasama sürecinde
hem yasaların tatbikatı sırasında hem de yargılama safhasında kurumlar, üye ülke hukuklarından yararlanmakta ve üye ülke hukuklarına atıflarda bulunmaktadır. Dahası hukuk oluşturma sürecini yürüten kurumlarda görev yapanlar, içinden yetiştikleri, hukuk sisteminin özelliklerini önlerindeki meseleye yansıtarak
birçok köklü hukuk sisteminin kaynaştığı yeni bir hukuk sisteminin inşasına
katkıda bulunmaktadırlar.
Topluluk hukuk düzeni mevzuatı nam-ı diğer acquis communataire ise yasama yoluyla değil fakat idari işlemler ve idari kararlar yoluyla oluşturulmuştur
ve oluşturulmaya devam etmektedir. Topluluk Mahkemesi ve pek çok topluluk
dokümanında bu konu hakkında yasama (legislation) (Schwarze, 1992) terimi
kullanılmaktaysa da, klasik idare hukuku ve anayasa hukukunda yer alan şekliyle bir yasama organı ve bir yasama faaliyeti söz konusu değildir.3 Bunun sebebi
öncelikle Avrupa Parlamentosu’nun bir yasama organı olmayışıdır.4 Diğer bir
neden ise topluluk hukukunda yasama olarak adlandırılan faaliyetlerin, anayasa
hukukunca tanımlanan yasama faaliyetiyle örtüşmemesidir. Bununla birlikte
topluluk mevzuatını oluşturan üye ülkeler, topluluk vatandaşları ve topluluk dâhilindeki kişiler, üzerinde bağlayıcı etkisi olan normların yapısı incelendiğinde
bunların (kurucu anlaşmalar hariç) tamamının idari kararlardan oluştuğu görülmektedir. Sonuç olarak topluluk hukukunun ikincil kaynakları idari kararlardan
ibarettir.5 Đlaveten topluluk hukukunun üstüne bina edildiği esas kaynak olan kurucu antlaşmalar da meclis tarafından değil fakat üye ülkeler ve dolayısıyla onlar adına üye ülkelerin yürütme organlarının yetkili temsilcilerince yapılmıştır.
Bu sebeple topluluk hukukunu oluşturan tüm bu normlar bir arada düşünüldüğünde, topluluk hukukunun bir idari işlemler6 bütünü olduğu kanısındayız.
Kurucu antlaşmalarda mahkemenin yargı yetkisini düzenleyen maddelere ve
mahkemenin kuruluş şartına göre mahkeme, kurucu antlaşmaları yorumlamak
ve topluluk hukukunun doğru şekilde uygulanmasını denetlemekle görevlidir.
AB kurucu antlaşmasının 6. maddesine göre, Avrupa Đnsan Hakları Sözleşmesi
ve hukuk devleti ilkesiyle hukukun üstünlüğü ilkesi de topluluk hukukunun
1
Bu kurumlar ulus üstü (supranational) bir karaktere sahiptirler ve yetkileri de birbirleri arasında birbirlerini
denetleyebilecek ve dengeleyebilecek şekilde dağıtılmıştır. Kurucu Anlaşmalarla Tüzel kişilik bağışlanmış
bu kurumlar şunlardır; Parlamento, Adalet Divanı, Komisyon, Konsey ve Merkez Bankası’dır
2
Bkz: Tekinalp, 2000: 191 vd.; Azrak, 1982: 31 vd.; Birkinshaw, 2004: 48 vd.
3
Bununla birlikte kolaylık sağlaması ve mevcut literatürde ki yaygın kullanıma esas teşkil etmesi nedeniyle
çalışmamızda; idari düzenlemelerin yapılması faaliyetini “yasama“ olarak adlandırdık.
4
Bkz: Tekinalp, 2000: 196-201.
5
Đkincil kaynakların AT kurucu antlaşmasında ki dayanak maddesi için bkz AT Kurucu antlaşması 294. md
6
Avrupa Topluluğu Mahkemesi kararları dikkate alınarak terminoloji (nomenclatura) şu şekilde kullanılacaktır; Topluluk ve Birlik anlaşmalarında geçtiği şekliyle “kararlar”, memur yönetmeliklerinde geçtiği şekliyle
“işlemler” ve “kararlar” ile AKÇT anlaşmasında geçtiği şekliyle “kararlar” yerine “idari işlemler” terimi tercih edilecektir. (Schwarze, 1992) Türkçeleştirilirken yaşanacak anlam karışıklığını önlemek açısından idari
işlemler aksine bir açıklama yoksa; “birel nitelikli işlemleri” ve idari kararlar da “genel düzenleyici idari işlemleri” kastetmektedir.
AB Đdare Hukuku’nda Genel Düzenleyici Đşlemlerde Hukuk Güvenliği Đlkesi 155
normları arasındadır.7 Topluluk hukukunun Kurucu Anlaşmalar ve Kurumlarca
yapılan normlara ilaveten diğer bir kısım normunu ise, Kurucu Anlaşmalara göre topluluk hukukunun konuları arasında yer alan konularla ilgili üye ülke hukuklarına ait normlar oluşturur.
Mahkeme söz edilen normlar uyarınca, hukuk güvenliği, hukuk devleti ve
hukukun üstünlüğü gibi doktrinde hukukun genel ilkeleri olarak adlandırılan
hukuk ilkelerini, yine hukukun genel ilkeleri adı altında toplamış, bu isim altında yeni bir norm basamağı ihdas etmiş ve bu basamakta yer alacak her bir ilkeyi
isimlendirmiştir. Mahkeme, kendi adlandırmasıyla genel hukuk ilkelerini a
priori bir kavram olarak kabul etmiş ve kullanmıştır. Avrupa Topluluğu Mahkemesi “Hukukun Genel Đlkeleri” adı altında topladığı bu ilkeleri hukukun kaynakları arasında ve emredici nitelikte saymıştır. Hukuk güvenliği ilkesi ise özellikle Alman, Fransız ve Đngiliz hukuklarında hukukun genel ilkeleri arasında
kendine yer bulmuş, bu sayede Mahkemece topluluk hukukunun kaynakları
arasıda kabul edilmiştir (Schwarze, 1992; Bieber, Salome, - Monjal, 199: 909;
Birkinshaw, 2004: 53). Hukuk güvenliği ilkesi topluluk hukuku normları arasında hukukun genel ilkeleri basamağında kendine yer bulduğu için, topluluk
hukukunun birincil kaynakları arasında olduğu kanısındayız.
Hukuk Güvenliği Đlkesi en temelde hukukun muhatapları açısından anlaşılır,
öngörülebilir ve hesaplanabilir olmasını vazeder (Raitio, 2003: 16) Çalışmamızda bu temel tanımdan yola çıkarak Avrupa Adalet Divanı kararlarında Hukuk Güvenliği Đlkesi’ne ne şekilde yer verildiğini incelemeye gayret ettik. Her
ne kadar Hukuk Güvenliği Đlkesi’nin temel tanımı bu kadar kısa ve anlaşılır olsa
da; görülecektir ki mahkemece ve toplulukça çok geniş bir alanda kullanılmaktadır. Bu da Mahkemenin Hukuk Güvenliği Đlkesi’ne fonksiyonel bir zenginlik
kazandırdığını göstermektedir. Çalışmamızda Hukuk Güvenliği Đlkesi’nin temel
tanımının içtihat içinde aldığı şekli incelemeyi amaçladık. Bu amacımız doğrultusunda da çalışmamızı; ilk olarak AB Hukuku’nda Hukukun Genel Đlkelerinin
Uygulanmasının incelemesiyle başlattık. Đkinci bölümde ise Topluluk Hukuku’nda Hukuk Güvenliği Đlkesi’nin yerini konu ettik. Takip eden başlıkta ise
Üye Ülke Hukukları’nda Hukuk Güvenliği Đlkesi konusunu ele almaya çalıştık.
Genel Düzenleyici Đşlemlerde Hukuk Güvenliği Đlkesi ve Geriye Yürümenin
Hukuk Güvenliği Đlkesiyle ilişkisi başlıklarından sonra ise Sonuç bölümüne yer
verdik. Böylece hem Mahkeme’nin kararlarıyla hukuk güvenliği ilkesini tanımlamasını hem de içtihadında ne şekilde yer verdiğini incelemeye gayret ettik.
AB HUKUKUNDA HUKUKUN GENEL ĐLKELERĐNĐN UYGULANMASI
Hukukun genel ilkeleri, hem Topluluk Hukuku hem de üye ülke hukuklarında kullanılan bir kavram veya bir niteleme olarak karşımıza çıkmaktadır. Huku7
AB kurucu antlaşması, konsolide versiyonu 6. maddesi
156 Amme Đdaresi Dergisi, Cilt 43 Sayı 3
kun genel ilkeleri kavramının8 karşımıza çıktığı hukuklarda, kavram bazen normatif düzeyde isimlendirilmekte bazen de içerik olarak kullanılmakla beraber
bu kullanımda doğrudan pozitif normatif bir dayanak gösterilmemektedir.9
Hukukun genel ilkeleri veya genel esasları kavramı hem Topluluk Hukuku’nda hem de üye ülke hukuklarında kullanılmaktadır. Bu ilkelere Almanya
anayasası 123. maddesinde “hukukun genel prensipleri” adıyla rastlanmakta,
Fransa anayasasında ismen kullanılmamakla beraber Fransız anayasallık bloku10
(bloc de corstitutionalitê) içerisinde tartışmasız bir yere sahip olduğu dile getirilmekte ve Đngiliz hukukunda da “hukuk devleti”, “hukukun üstünlüğü”, “adalet” ve benzeri kavramlar arasında kendine yer bulmaktadır. Ayrıca topluluk kurucu antlaşmaları içerisinde de, 288. maddesinde ismen ve 22011 ile 23012 maddelerinde ise içkin olarak genel ilkelerden bahsedilmektedir. Đlaveten AB kurucu
antlaşmasının 6. maddesinde de hukukun genel ilkeleri ve hukuk devleti ilkeleri
topluluğun üstüne bina edildiği ilkeler olarak kendilerine yer bulmuşlardır.
Yukarıda bahsedilen normatif temellere rağmen hukukun genel ilkeleri genelde pozitif hukuk normları haline getirilmemiştir. Bu hem üye ülke hukukları
hem de Topluluk Hukuku için geçerli olan bir gerçektir. Pozitif hukuka göre ise
Mahkeme kararları hariç, ancak normatif düzenlemeler hukuk olarak uygulanabilir niteliktedir. Buna karşın gerek üye ülke hukuklarındaki hâkimler gerekse
de Topluluk Mahkemesi hâkimleri hukukun genel ilkelerini vardıkları hükmün
dayanağı olarak kullanmaktadırlar. Hatta çoğu kez bu ilkeleri a priori kavramlar
olarak ele alarak bu ilkelere nasıl ulaştıklarını açıklamaktan imtina etmektedirler.
Hukukun genel ilkeleri adı altında toplanan ilkelerin içeriklerine bakıldığında, ortak noktalarının adalet duygusunun tatmini olduğu görülmektedir. Nitekim
hukuk devleti ilkesine dayanan pozitif hukuk sistemlerinin de yöneldikleri yegâne amaç adalet duygusunun tatmini ve buradan hareketle toplumsal ihtiyaçların karşılanmasıdır. Hukukun genel ilkelerinin, pozitif hukukun yöneldiği amaçtan doğuyor oluşu nedeniyle bu ilkeler aslında pozitif hukuk içerisinde yer alan
8
Hukukun genel ilkeleri kavramı doktriner bir tartışma konusudur ve hacmi itibariyle bu çalışmanın kapsamı
dâhilinden uzak tutulmak zorunda kalınmıştır. Bununla birlikte şu kaynaklar konuyla ilgili olarak okunabilir;
Erkut, 1996; Schwarze, 1992; Usher, 1998; Birkinshaw, 2004; Tridimas, 2006; Chalmers, 2007: 8vd.
9
Hukuk güvenliği ilkesi ve hukukun genel ilkelerine karşı görüşler için bkz.: Raitio, 2003: 11-15.
10
Karakaş, 1990: 152; Erkut, 1996: 17-42.
11
AT kurucu antlaşması konsolide versiyonu 220. maddesi şu şekildedir; “The Court of Justice and the Court
of First Instance, each within its jurisdiction, shall ensure that in the interpretation and application of this
Treaty the law is observed.” Bu maddede geçen “law”-hukuk- kavramı kurucu antlaşmalardan daha geniş bir
uygulamayı kastetmektedir ki bu kastın içinde hukukun genel ilkelerinin de mündemiç olduğu kabul edilmelidir.
12
AT kurucu antlaşması 230. maddesi ilgili bölümü şu şekildedir: “…infringement of this Treaty or of any
rule of law relating to its Application.. ” Görüldüğü üzere burada da akit taraflar antlaşmalardan daha geniş
bir hukuk kavramını “hukuk devleti/ hukukun üstünlüğü (rule of law)” mefhumlarıyla alakalı herhangi bir
meselede diyerek kabul ettiklerini göstermişlerdir. Dolayısıyla kastedilen hukuk kavramının içinde hukukun
genel ilkelerinin olduğunun da kabulü gerekir.
AB Đdare Hukuku’nda Genel Düzenleyici Đşlemlerde Hukuk Güvenliği Đlkesi 157
ilkelerdir. Dolayısıyla uygulanabilmeleri için, norm haline getirilmeleri gerekli
değildir. Nitekim hâkim hukukun genel ilkelerini uygularken hukuku keşfetmiş
olacağından kavramı a priori bir kavram olarak ele alma imkânına sahiptir.13
Ayrıca belirtmek gerekir ki hukuk devleti veya hukukun üstünlüğü ilkesi zaten
hukukun genel ilkelerini de içeren bir üst kavram olarak Topluluk Hukuku’nun
üstüne bina edildiği temeli oluşturmaktadır.
Topluluk Hukuku doktrinine göre hukukun genel ilkeleri ikiye ayrılarak incelenebilir. Đlk fasıl mahkemenin normatif temelden hareket ederek bir mantık
silsilesi içerisinde varlığını kanıtladığı ilkelerdir. Bu ilkeler Topluluk Hukuku’nun birliği, üstünlüğü, doğrudan uygulanabilirliği ve özerkliği olarak sıralanabilir.14
Topluluk Hukuku’nun birliği ilkesi, Topluluk Hukuku’nun tüm topluluk çapında ve Topluluk Hukuku’nun egemen olduğu her alanda yeknesak uygulanmasını ifade etmektedir. Topluluk hukukunun yeknesak uygulanmasından Komisyon, Komisyonun uygulamaları ile topluluk hukukunun yeknesaklaştırılması
için önemli bir araç olan hukukun yeknesak yorumlanmasından Mahkeme sorumludur.15
Topluluk Hukuku’nun üstünlüğü kavramı ise Topluluk Hukuku’nun düzenlediği konularda tek otorite olmasını ve Topluluk Hukuku’nun düzenlediği alanlarda üye ülke hukuklarınca Topluluk Hukuku’nun tercihleri aleyhine değişiklik
yapılamayacağını ifade etmektedir.16 Üstünlük kavramı aynı zamanda nihailiği
de içermektedir ki nihailik bir üye ülke vatandaşının veya Topluluk hukuku’ndan yararlanması muhtemel bir kişinin başvurabileceği son yargı makamının ve son yargı düzeyinin topluluk hukuku olacağını düzenler. Topluluk hukukunun üstünlüğü ilkesi Topluluk Hukuku’nun üstünde başka bir yargı düzeninin
pozitif hukuk içerisinde kabul edilemeyeceğini de ifade etmektedir.17
13
Hakimin hukuk yapıcısı mı yoksa hukuku keşfeden kişi mi olduğu konusu doktriner bir tartışma olup kapsamının genişliği ve konu dışılığı nedeniyle burada ele alınmayacaktır. Bununla birlikte (Erkut, 1996) kitapta özellikle Fransız idare hukuku ve Türk idare hukukundaki yaklaşımlar ele alınmıştır.
14
Bkz; Emrah Oder’in yazdığı kısım, Tekinalp, 2000.
15
ATM; 15 Temmuz 1964; Flaminio Costa ve E.N.E.L.;Yerel mahkemenin sorusu üzerine- Đtalya; Dava 6/64;
Celex no: 61964J0006 kararı bu konuda ki ilk karar olmakla birlikte aynı zamanda temel doktrinin oluşturulduğu karardır.
16
ATM; 15 Temmuz 1964; Flaminio Costa ve E.N.E.L.;Yerel mahkemenin sorusu üzerine- Đtalya; Dava 6/64;
Celex no: 61964J0006 kararı topluluk hukukunun birliği ilkesinin yanı sıra topluluk hukukunun üstünlüğü
ilkesinin de dile getirildiği ilk karardır ve bu ilkede mahkemece temel doktrinlerine bu kararda kavuşturulmuştur.
17
Topluluk hukukunun nihailiği ilkesi topluluk hukukunda çıkan kararların bir başka hukuk düzenince denetlenmediğini göstermektedir. Halbuki WTO bünyesinde ki uyuşmazlık çözüm makamı, Uluslar arası Ceza
Mahkemesi ya da Uluslararası Adalet Divanı gibi uluslararası yargı düzenleri ve yargı makamları topluluk
hukuku kararlarını değil fakat üye ülke hukuku kararlarını denetleyebilmektedirler. Aynı şekilde insan hakları ihlaliyle ilgili konularda AĐHM de zaman zaman üye ülke hukuklarında ki kararları denetleyebilmektedir. Fakat unutulmamalıdır ki bu yargı düzenleri topluluk hukukunun üstünde değil fakat başka bir düzlemde
onun alternatifi veya üst makamı rolünü üstlenmeksizin görevlerini ifa etmektedirler.
158 Amme Đdaresi Dergisi, Cilt 43 Sayı 3
Topluluk Hukuku’nun doğrudan uygulanabilirliği de yine mahkemece keşfedilmiş bir ilke olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu ilke aynı zamanda uluslararası hukuk düzeninde ve uluslararası örgütlerin yetkilerinde de önemli bir bakış
açısı değişikliğine neden olmuştur. Yerleşik uluslararası hukuk teorisine göre
ancak devletler antlaşmaların tarafı olabilirler ve bu sebeple de ancak devletler
antlaşmalar nedeniyle hak veya borç sahibi olabilirler. Bu hak ve borç akdi bir
ilişkiden doğduğu için de ancak antlaşmanın tarafı devletlerin akdi borcu yerine
getirmeyen diğer tarafa yönelik talep hakkı doğacaktır. Nitekim AT kurucu antlaşmaları da bu manada uluslararası antlaşmalar hükmündedirler. Mahkeme
Devletler Genel Hukukunda hak ve borçların ancak devletler tarafından takip
edilebileceği ilkesine rağmen, bir antlaşmaya taraf olan devlet vatandaşlarının
da, vatandaşlık nedeniyle devletin taraf olduğu antlaşmada kendilerine sağlanan
hakları ileri sürmeye ehliyetleri olduğu yönünde önemli bir karara imza atmıştır.
Böylece üye devlet vatandaşları, uyruğu oldukları devletin taraf oldukları antlaşmalardan kendilerine tanınan hakları mahkemeler önünde haklarını ihlal eden
devlete karşı da ileri sürebilir hale gelmiştir. Mahkeme bu kararıyla; başta kurucu antlaşmalar olmak üzere topluluk normlarına doğrudan uygulanabilirlik niteliğini kazandırmıştır.18
Mahkeme başta Van Gend en Loos davası olmak üzere çeşitli kararlarında
topluluğun kendine has ve yeni bir hukuk düzeni oluşturduğuna hükmetmiştir
(Birkinshaw, 2004: 48). Mahkemenin, topluluk hukukunun üye devlet hukuklarından farklılığını kabul ettiği kararları topluluk hukukunun özerkliği ilkesine
temel olmuştur.
Bu sayılan başlıca ilkelere ilaveten bir de mahkemenin a priori olarak ele aldığı ve kullandığı hukukun genel ilkeleri mevcuttur (Hartley, 2007: 131). Bu ilkeler AB kurucu antlaşması 6. maddede sayılan hukukun üstünlüğü/hukuk devleti kavramında mündemiç olduğu gibi bu kavramdan hemen sonra sayılan hukukun genel ilkeleri adı altında da AT hukukunun bir parçasını oluştururlar. Bu
ilkelerin normlar hiyerarşisinde ki yeri tartışmalıdır.19 Bununla birlikte hukukun
genel ilkelerinin, AB Kurucu Antlaşması 6. maddesinde “AB’nin üzerine bina
edildiği ilkeler” olarak yer almaları nedeniyle Kelsen’in ortaya koyduğu ve
“Grundnorm” (Kelsen, 1967: 201) olarak adlandırdığı, norm basamağı üstünde
yer aldığı düşünülmektedir. Bilindiği üzere “Grundnorm” basamağı pozitif hukuk yasama süreci içinde oluşmamış, birtakım ilkeleri barındırmaktadır. Đçinde
yer aldıkları hukuk sisteminin temel değerlerini konu edinen bu ilkeler, hukukun taraflarına, hukukun ne yönde yorumlanması gerektiğini gösterirler. Bu ilkelerden başlıcaları bu çalışmanın konusunu da oluşturan hukuk güvenliği ilkesi
18
ATM; 5 Şubat 1963; NV Algemene Transport- en Expeditie Onderneming Van Gend - Loos ve Hollanda
Vergi Đdare Mahkemesinin sorusu üzerine; Gümrük komisyonu – Hollanda; Dava 26-62; (ECR 1963/1); B
bölümü (meselenin özü kısmı); Celex no; 61962J0026.
19
AB Kurucu Antlaşması, konsolide versiyonu 6. maddesi.
AB Đdare Hukuku’nda Genel Düzenleyici Đşlemlerde Hukuk Güvenliği Đlkesi 159
(Rechtsicherheit, Securitê Juridiquê, Legal Certainty), yasallık ilkesi, meşruluk
ilkesi, adalet ilkesi, hukuki istikrar ilkesi, idareye güven ilkesi gibi ilkelerdir.
Şüphesiz bu ilkeler adalet ve hukukun üstünlüğü kavramlarını amaçlamaktadırlar ve bu amaçlarının yanı sıra bizzat yine amaçladıkları bu ilkelerden doğmuşturlar. Hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü ilkeleri, dinamik bir içerikle yorumlandığı ve tanımları veya bu ilkelere ulaşma yolunda kullanılan araçlar zamana
bağlı değiştiği için, “henüz keşfedilmemiş” başka ilkelerin olması veya keşfedilmiş bir kısım ilkelerin sıklıkla kullanılmaması da mümkündür. Dahası bu ilkelerin bir kısmının normlaştırılmış olduğu da görülebilir. Bununla birlikte kanaatimizce adalet duygusundan doğan bu ilkeler, gerek keşfedilmiş ve uygulanmakta olsunlar gerekse de henüz keşfedilmemiş olsunlar, amaçları ve temelleri gereği her halükarda pozitif hukukun içinde yer almaktadırlar
TOPLULUK HUKUKU’NDA HUKUK GÜVENLĐĞĐ ĐLKESĐ
Topluluk hukukunun kurucu anlaşmalar dışında ki kısmının idari işlemlerden ibaret olduğu düşünülürse bu idari işlemlerin yetki, şekil, sebep, konu ve
maksat unsurları bakımından bir sınıflandırmaya tabi tutulması gerekecektir.20
Đşte bu nedenle incelememizde Türk idare hukukunda da kabul edilen genel düzenleyici işlem ve birel işlem ayrımını kullanmanın uygun olacağı düşünülmüştür. Nitekim mahkeme, hukuk güvenliği ilkesinin denetiminde bu ayrımdan
faydalanmaktadır.
Topluluk hukukunun ekseriyetini oluşturan genel düzenleyici işlemler normlar hiyerarşisinde ikincil kaynaklardan sonraki ve birel işlemlerden önceki tüm
basamakları kapsamaktadır (Mahkeme kararları doğası gereği bu gruba girmemektedir). Mahkeme aşağıda inceleme konusu yapacağımız kararlarda da görüleceği üzere, tüm idari işlemlerde hukuk güvenliği ilkesine riayet edilmesini şart
koşmaktadır. Nitekim idare, mahkeme kararlarında ısrarla üzerinde durulan hukuk güvenliği ilkesine uyulması gereğine, açıklayıcı nitelikteki işlemlerinde yer
vermektedir.
Hukuk güvenliği ilkesine21 atıf yapılan mahkeme kararları, idari kararlar ve
idari işlemler incelendiğinde, mahkemenin ve idarenin, hukuk güvenliği ilkesini
sınırlayıcı olarak tanımlamaksızın, a priori bir kavram olarak ele aldığı ve işlevsel bir tanım yapmayı tercih ettiği görülmektedir. Bu sebeple hukuk güvenliği ilkesi sınırları kesin olarak tanımlanmış bir ilke değil fakat işlevselliği öne
çıkan bir ilkedir
20
Topluluk hukukundaki normlar hiyerarşisi için bkz; Carty, 2000; Hall, 2001; Pollicino, 2008; Kühling,
2008; Groussot, 2007.
21
“Hukuk güvenliği ilkesi en kapsamlı hukuk ilkesi olarak karşımıza çıkmaktadır ve hukukun kapsadığı tüm
alanlarda etkin olabilen bir ilkedir. Hukuk güvenliği ilkesinin bazı alt başlıkları haklı beklenti, kazanılmış
hak, hukuk istikrarı ve geriye yürümezliktir” (Mifsud-Bonnici).
160 Amme Đdaresi Dergisi, Cilt 43 Sayı 3
Bu bölümde hukuk güvenliği ilkesine atıf yapılan genel düzenleyici işlemler
incelenecektir. Bu inceleme ise ilkenin işlevine göre sınıflandırılmıştır. Genel
düzenleyici işlemlerde hukuk güvenliği ilkesinin yeri iki ayrı başlık altında incelenmiş, öncelik mahkemenin hukuk güvenliği ilkesine getirdiği yorum konusuna verilmiş ardından idarenin genel düzenleyici işlemlerde hukuk güvenliği
ilkesine yaptığı atıflar ele alınmıştır. Alt başlıklar ise ilkenin işlevlerine göre kısımlara ayrılmıştır.
Topluluk Hukukunda Hukuk Güvenliği Đlkesinin Yeri
Avrupa Birliği, devletler tarafından kurulmuş uluslararası bir örgüttür. Bununla birlikte diğer uluslar arası örgütlerden farklı olarak, bir kısım Avrupa
Topluluğu kurumlarının ulusüstü karakteri vardır. Avrupa Topluluğu’nun kendine has bir hukuk sistemi olduğu, mahkemenin Van Gend en Loos davasında22
verdiği kararla somutlaşmıştır. Bu kararda mahkeme “(Topluluk) Devletlerin
kendi egemenlik haklarını sınırladıkları yeni bir uluslararası hukuk düzeni inşa
etmiştir” sözleriyle bu durumu tespit etmiştir
Avrupa Topluluğu Hukuku’nun sui generis olmasının en önemli nedenlerinden biri, hukuklararası iş bölümü prensibidir. Buna göre üye ülke hukuklarının
mevcudiyeti devam etmektedir.23 Topluluk hukukuyla düzenlenen bir konuda,
üye ülke hukuku topluluk hukukuna uygun olmak zorundadır. Böylece topluluk
hukukuyla düzenlenen bir konuda, topluluk hukukunu oluşturan ve uygulayan
topluluk idaresi inhisari ve nihai yetkiye24 sahip olmaktadır. Topluluk idaresinin
üye ülke hukuklarınca düzenlenen bir konuda yapacağı düzenlemenin nihai nitelikte olacağı ve üye ülke hukuklarında o güne değin varolan düzenlemelerin
de topluluk idaresinin yapacağı yeni düzenleme karşısında mülga olacağını
mahkeme bir kararında şöyle tespit etmiştir:
“..üye ülke hukuklarına göre (bir konu hakkındaki düzenleme) ülkeden ülkeye
farklılıklar gösterse de, Konsey (düzenleme) yetkisini kullanarak (ilgili konuyu)
topluluk çapında tek bir düzenlemeye tabi tutabilir. (Topluluk) Đdaresinin takdir
yetkisini kullanması hukuk güvenliği ve haklı beklenti ilkesine aykırı değildir”.25
Alıntılanan kararın bir diğer önemli yönü ise daha sonra inceleme konusu
edilecek olan idari takdir yetkisinin hukuk güvenliği ilkesiyle bağdaşırlığı meselesinin ele alınışıdır. Alıntılanan kararda da mahkemenin tespit ettiği üzere topluluk idaresi üye ülke hukuklarından farklı düzenlemeler yapabilmektedir.
22
ATM; 5 Şubat 1963; NV Algemene Transport- en Expeditie Onderneming van Gend - Loos ve Hollanda
Vergi Đdare Mahkemesinin sorusu üzerine; Gümrük komisyonu – Hollanda; Dava 26-62; (ECR 1963/1); B
bölümü (meselenin özü kısmı); Celex no; 61962J0026.
23
Hukuklar arası işbölümüyle ilgili ayrıntılı bilgi için bkz.: Seerden, 2002.
24
Gerek topluluk idaresinin gerekse de üye ülke idarelerinin kullanacakları takdir yetkisinin hukuk güvenliği
ilkesiyle ne ölçüde bağdaşır olacağı sorunu ancak mahkemece denetlenebilecektir ve mahkeme bunu her
olayın şartları içinde değerlendirmektedir. (Shany, 2005: 16).
25
ATM (beşinci dairesi) ;13 Kasım1990 ; Đngiltere Kraliçesi ve Tarım Bakanlığı; Đngiltere mahkemesinin sorusu; Dava C-331/88; Celex no:61988J0331.
AB Đdare Hukuku’nda Genel Düzenleyici Đşlemlerde Hukuk Güvenliği Đlkesi 161
Hukuklararası işbölümü ilkesi, aşağıda inceleme konusu edeceğimiz topluluk
hukukunun nihailiği ve Topluluk Hukuku’nun üstünlüğü prensipleriyle bir bütün oluşturmaktadır.
Yukarıda da izah edildiği üzere hukuklararası işbölümü ilkesi gereği bir kısım konuların düzenlenmesi yetkisi üye ülke hukuklarına bırakılmıştır. Bununla
birlikte hukuklararası işbölümü ilkesinin tamamlayıcı prensipleri olan topluluk
hukukunun nihailiği ve üstünlüğü ilkeleri gereği, topluluk hukukuyla üye ülke
hukukları arasında bir hiyerarşi söz konusudur. Bu hiyerarşide topluluk hukuku,
en üst ve en yetkin basamağı oluşturur. Hukuklararası iş bölümünün ikinci kısmı Topluluk,26 diğer bir kısmı ise yerellik ilkesidir. Yerellik ilkesi ise hiyerarşiden farklı olarak topluluk hukuku ile üye ülke hukuklarının düzenlemeye yetkili
oldukları alanların birbirinden ayrılmasını konu alır.27 Yerellik ilkesi hem bir kısım konuların üye ülke makamlarının inhisârî yetkisine bırakılması hem de
Topluluk Hukuku’nun inhisârî yetkisinde olmayan tüm konuların üye ülke makamlarının yetkisinde bulunduğunun kabulüdür. Yerellik ilkesine göre topluluk
hukukunun düzenleme yapma konusunda inhisari yetkiye sahip olmadığı her
konuda üye ülke hukuklarının düzenleme yapma yetkisi vardır. Her ne kadar
yerellik ilkesi gereği üye ülke hukukları pek çok konuyu düzenleme yetkisine
sahiplerse de, yapacakları düzenlemelerde Topluluk Hukuku’na göre hareket
etmek zorundadırlar. Hukuk güvenliği ilkesi topluluk hukukunun bir parçası olduğundan, düzenleme yapan üye ülkenin uymak zorunda olduğu ilkeler arasında sayılmıştır ki mahkeme bu durumu şöyle özetlemektedir:
“Hukuk güvenliği ilkesi topluluk hukukunun bir parçasıdır ve bu açıdan üye ülke hukuklarında da uygulanmalıdır; bu ilkenin uygulanması ülke idareleri ve ülke
mahkemelerinin görevidir”.28
Hukukulararası iş bölümü prensibi gereği üye ülke hukuklarının ve topluluk
hukukunun düzenleme yapmaya yetkilerinin olduğu konular ayrı ayrı belirlenmiştir. Bununla birlikte hukuklararası iş bölümü ve yetki normları gereği topluluk hukukunun düzenleme yapma yetkisinin olduğu bir konuda ihmalen düzenleme yapmaması, kasten düzenleme yapmaktan imtina etmesi veya düzenleme
yapmakta gecikmesi halinde menfaati zarar gören üye ülkenin ne yapabileceği
sorunu ortaya çıkar. Nitekim üye ülkenin, bir konuda düzenleme olmadığı için
menfaatinin zarar gördüğü gerekçesiyle, yetkisiz olduğu konuda düzenleme
yapması halinde, hukuk belirsiz hale geleceğinden hukuk güvenliği ilkesinin ihlali söz konusu olacaktır. Topluluk hukukunun yetkili olduğu bir alanda düzenleme yapmayışının, düzenleme yapılmaması nedeniyle menfaatleri zarar gören
26
27
28
Bkz: Bu çalışmanın “Hukuk Güvenliği Đlkesine Üye Ülke Hukuklarında Başvurulması” başlığı.
Yerellik ilkesinin AB deki yeri konusunda bkz; Demirci, 2003; Raitio, 2003: 98.
ATM (5.daire); 3 Aralık 1998; Belgocodex SA ve Belçika; üye ülke mahkemesinin sorusu üzerine; Dava C381/97; Celex no: 61997J0381.
162 Amme Đdaresi Dergisi, Cilt 43 Sayı 3
üye ülkeye düzenleme yapma yetkisi kazandırması konusunda mahkeme olumsuz görüş bildirmiştir. Mahkeme bir davada konuya
“Topluluk idaresinin inhisârî yetkisinde bulunan bir konuda, topluluk idaresinin
düzenleme yapmakta gecikmesi üye ülkelere o konuda düzenleme yapma yetkisi
sağlamaz.”
yorumunu getirmiştir.29 Dava konusu olayda üye ülke balıkçılarının birbirlerinin karasularında balıkçılık yapması değerlendirilmiştir. Konuyla ilgili topluluk hukukunun herhangi bir düzenleme yapmaması karşısında, kendi balıkçılarının karasularından daha az faydalanabildiğini ve ülkenin doğal zenginliğinin
diğer üye ülke balıkçılarınca tahrip edildiğini önü süren davacı taraf, davalı üye
ülke balıkçılarına karasularına girme yasağı koymuştur. Mahkeme görüldüğü
üzere topluluk idaresinin düzenleme yapma yetkisine sahip olduğu bir konuda
üye ülke makamlarının düzenleme yapmasının hukuk güvenliği ilkesinin ihlaline neden olacağına hükmetmiştir. Mahkemenin, bir konuda düzenleme yapma
yetkisi olmayan fakat o konu hakkında menfaati bulunan bir idarenin menfaatlerinin zedelendiği gerekçesiyle düzenleme yapmasının hukuk güvenliğini ihlal
edeceğine dair verdiği karar doğrudur. Çünkü düzenleme yapma yetkisinin
inhisari olarak bir idari merciye verilmesi, hukukun bilinilirliğini artırmasından
hareketle hukuk güvenliği ilkesinin bir gereğidir. Hâlbuki yetkisiz idari merciin
konuyla ilgili yaptığı düzenlemeler hukuk güvenliği ilkesini, hukukun anlaşılırlığını, bilinilirliğini ve meşruiyetini ihlal edecektir.
Topluluk Hukuku, yetki alanındaki tüm idari işlemlerin kaynağıdır. Dolayısıyla topluluk hukukunun yetkisine giren bir konuda işlem yapmak isteyen idarenin, topluluk hukukunun ilgili normunu yapacağı işlemin dayanağı olarak
göstermesi zorunludur. Mahkeme idari işlemde hukuki dayanağın gösterilmesini hukuk güvenliği ilkesinin bir gereği olarak görmektedir. Nitekim mahkemenin topluluk hukukunun üstünlüğü ve nihailiği prensiplerine dayanarak verdiği
bir kararında da hukuk güvenliği ilkesine vurgu yapılmaktadır;
“her idari işlemde, topluluk hukukunun bir parçası olan hukuk güvenliği ilkesi
gereği, işlemin topluluk hukukundaki dayanağı belirtilmelidir. Aksi takdirde işlem
hükümsüz olacaktır”.30
Hukuk Güvenliği Đlkesine Üye Ülke Hukuklarında Başvurulması
Hukuk güvenliği ilkesinin bir diğer gereği ise hukukun muhatapları için açık
ve anlaşılır olmasıdır. Topluluk Hukuku’nun önemli bir parçasını üye ülkelerin
topluluk mevzuatını kendi iç hukuklarına kabul etmeleri31 ve bu iktibas işlemin29
ATM; 10 Temmuz 1984; Regina ve Kent Kirk; Đngiltere mahkemesinin sorusu üzerine; Dava 63/83; Celex
no:61983J0063; para.:15
30
ATM; 16 Haziran 1993; Fransa ve AT komisyonu; Dava C-325/91; Celex no:61991J0325.
31
“Kabul” terimi bu çalışmada, bir hukuki düzenlemenin bir başka hukuk düzenlemesine ahzedilmesi
(convert), iktibas edilmesi, veya bir başka hukuk sisteminde normlaştırılması manasında kullanılmıştır.
AB Đdare Hukuku’nda Genel Düzenleyici Đşlemlerde Hukuk Güvenliği Đlkesi 163
de kendilerine tanınmış takdir yetkisini kullanmaları oluşturmaktadır.32 Üye ülkelerin hukuk güvenliği ilkesine uymaları zorunluluğu topluluk hukuk normlarının iç hukuka kabul edilmesi sırasında da devam ettiği için, kabul sürecinde
hukuk güvenliği ilkesinin ihlal edildiği gerekçesiyle zaman zaman Komisyon
üye ülkelere dava açabilmektedir. Kabul sürecinde üye ülkenin hukuk güvenliği
ilkesini ihlal ettiği gerekçesiyle AB Komisyonu ile Đtalya arasında görülen
257/86 No’lu dava (KDV Muafiyetiyle ilgili tebliğin iç hukuklara iktibası sürecinde çeşitli üye ülkelere karşı açılmış seri davalardan birisidir) bu davaalar örnek verilebilir. Bu davada komisyon Đtalya devletinin, Topluluk Hukuku’nda ki
bir KDV düzenlemesinin iç hukuka kabulü sırasında hukuk güvenliği ilkesini
ihlal ettiği iddiasındadır. Mahkeme söz konusu davada hem yerellik ilkesi gereği topluluk hukukuyla düzenlenmesi gereken konularla üye ülke hukuklarının
düzenlemesi gereken konular arasında ayrım yapmış hem de hukuk güvenliği
ilkesinin hukuklararası işbölümünden doğan karmaşıklık nedeniyle zarar görmemesi gerektiğine kararında yer vermiştir. Mahkeme, hukuklararası işbölümünden doğan karmaşık hukuk yapısının hukuk güvenliği ilkesini ihlal edebileceğine yönelik kaygılarını, hukuk güvenliği ilkesinin hukukun açık ve anlaşılır
olması kıstaslarına dayandırmıştır. Mahkemenin değinilen kararında altı çizilmesi gereken kısımlar şöyledir:
“Topluluk Hukuku’nun kapsamına giren konularda üye ülke normları açık ve
anlaşılır olmalıdır ki kişiler hak ve yükümlülüklerini hiçbir muğlâklık olmaksızın
ve açık bir şekilde kavrayabilsinler. Yine mahkemeler de bu hak ve yükümlülüklerin doğru biçimde uygulandığını denetleyebilsinler”.33
Üye ülkeler birbirlerinden farklı usuller izleyerek topluluk normlarını iç hukuklarına kabul ettiklerinden, bir topluluk normunun iç hukuka kabulünün süresi bir devletten diğerine değişiklik göstermektedir. Söz konusu farklılıklar nedeniyle topluluk çapında yeknesak uygulanması arzulanan bir topluluk normunun uygulanmasında devletten devlete farklılıklar görülebilmektedir. Bu durum
yasal kabul süresine uyarak fakat farklı zamanlarda dönüşümü gerçekleştiren iki
üye devlet arasındaki uygulama farklılığı olarak ortaya çıkabileceği gibi, geçiş
dönemine uymamış bir devletle geçiş döneminde ilgili mevzuatı kabul etmiş bir
devlet arasındaki uygulama farklılığı olarak da görülebilmektedir. Bir diğer durum ise bir topluluk normunun iç hukuka kabulüyle ilgili yasal süreyi kaçıran
devletin iç hukukunda hem topluluk normunun geçerli hale gelmesi hem de aynı
konuyu düzenleyen önceden kalma iç hukuk normunun geçerliliğini koruması
halidir. Mahkeme bir kararında hem yerellik ilkesini, hem hukuk güvenliği ilke-
32
33
Üye ülkelerin hukuk sistemlerinde hukuk güvenliği ilkesi, idare hukuku ve hukukun genel ilkeleri ile ilgili
ayrıntılı bilgi için bkz.: Seerden, 2002.
ATM; 21 Haziran 1988; AB komisyonu ve Đtalya; KDV muafiyeti yönetmeliğinin ulusal hukuka iktibası;
Dava 257/86; Celex no: 61986J0257; Grounds kısmı para. 12.
164 Amme Đdaresi Dergisi, Cilt 43 Sayı 3
sine aykırılık oluşturan bu durumu hem de üye ülke idare ve mahkemelerinin
yetkilerini incelemiş ve neticesinde şöyle bir hükme varmıştır.
“Hukuk güvenliği ilkesi topluluk hukukunun bir parçası olduğundan üye ülke
hukuklarınca da uyulması gerekli bir ilkedir. Bu ilkenin üye ülkelerde uygulaması
ise üye ülke idareleri ve mahkemelerinin görevidir. (Bir topluluk normunun) geçiş
dönemi geçtiği halde iç hukuka kabulünün gerçekleştirilmemesi ve neticede normun doğrudan uygulanabilir hale gelmesi durumunda topluluk normunun ilgili ulusal düzenlemeleri geriye dönük olarak ortadan kaldırıp kaldırmayacağının takdiri
ulusal mahkemelere aittir”.34
Mahkeme bu kararıyla yerellik ilkesini öne çıkartırken yerellik ilkesinin yargı erkinde de mevcut olduğunu dile getirmiştir. Bununla birlikte yerellik ilkesi
gereği ulusal mahkemelerin kararlarına, Mahkeme, dosya kendisine gelmeksizin
karışamayacağının da altını çizmektedir
Yukarıda değinilen karardan anlaşılacağı üzere hukuk güvenliği ilkesinin gereklerinden olan anlaşılırlık hem hukukun muhatapları için hem de hukuku uygulayacak makam olan mahkemeler için şarttır. Hukukun açıklığının ve yeknesak yorumunun sağlanabilmesi için topluluk hukukunca geliştirilen araçlardan
biri de ön-yorumdur. Ön-yorum, her hangi bir mahkemenin topluluk hukukuyla
çelişkili olduğunu düşündüğü bir konuda topluluk mahkemesi veya bidayet
mahkemesinden yorum istemesidir. Böylece topluluk mahkemesi önüne dava
olarak gelmemiş bir konuda bağlayıcı bir yorum yapmaktadır ki bu araç hem
usul ekonomisini hem de hukukun yeknesak uygulanmasını sağlamaktadır.
Üye ülkeler, Topluluk Hukuku’ndaki serbestliklere ancak kurucu anlaşmalardaki istisnaların koşulları mevcutsa bir takım kısıtlamalar getirebilmektedirler. Mahkeme topluluk hukukuyla getirilen özgürlüklerin iç hukukta istisnalar
kullanılarak sınırlandırılmasını denetlerken öncelikle hangi istisnaya dayanıldığını, sözedilen istisnanın antlaşmalarda belirtilen nitelikleri taşıyıp taşımadığını
ve son olarak da getirilen kısıtlamanın, kısıtlamayla ve istisnayla amaçlanan
kamu yararına ulaşılmada ölçülü olup olmadığının denetimini yapmaktadır.
Mahkemenin izlediği usul şu kararında görülmektedir:
“Topluluk hukukunun temel taşlarından biri olan sermayenin serbest dolaşımı
ilkesine üye ülkeler asla kısıt getiremezler (meğer ki antlaşmalarda söz edilen istisnalardan birisi mevcut olsun.) Sermayenin serbest dolaşımının istisnalarından birisi
de kamu güvenliğidir. Fakat kamu güvenliği amacı da tek başına sermayenin serbest dolaşımına getirilecek bir kısıtlama için yeterli değildir. Önceden şartları belli
olmayacak ve başvuran kişilere göre değişebilecek şartlarda bir ön izin usulünün
sermaye girişi ve yatırımlar için benimsenmesi, sermayenin serbest dolaşımına ay-
34
ATM(5.daire); 3 Aralık 1998; Belgocodex SA ve Belçika; Yerel Mahkemenin Sorusu üzerine; Dava C381/97; Celex no;61997J0381; Grounds kısmı para.26 ve 27.
AB Đdare Hukuku’nda Genel Düzenleyici Đşlemlerde Hukuk Güvenliği Đlkesi 165
kırıdır. Böylesi bir usul, muhatapları tarafından bilinirliği ve anlaşılırlığı olmadığı
için hukuk güvenliği ilkesine aykırıdır”.35
Kararda görüldüğü üzere mahkeme hukuk güvenliği ilkesine uygunluk için
denetlediği normun açık, anlaşılır ve öngörülebilir olmasını aramaktadır. Bu kararda Mahkemenin açıklık ve anlaşılırlık kıstaslarına bir de öngörülebilirlik
özelliğinin eklendiği görülmektedir. Yine alıntılanan karara göre herkes için genel geçer bir uygulama olması da hukuk güvenliği ilkesinin bir gereğidir.
Mahkemenin kararları incelendiğinde, hukuk güvenliği ilkesine uyulmasına
temel hak ve özgürlüklere getirilen kısıtlamalar konusunda daha çok önem verdiği görülmektedir. Đçtihada göre temel hak ve özgürlüklere getirilecek kısıtlamaların hukuk güvenliği ilkesine uygun olabilmesi için normatif bir temele sahip olması, belli bir kamu yararını amaçlaması, anlaşılır olması ve öngörülebilir
olması gereklidir. Öngörülebilirlik kıstası amaçlanan kamu yararına ulaşmak
için izlenecek yolun muhataplarınca bilinmesini içerir. Dolayısıyla öngörülebilirlik kıstasına uygunluk için idari işlemde öncelikle somut bir kamu yararının
amaçlanması ve sonrasında ise amaçlanan somut kamu yararının gerçekleşmesi
için izlenecek yolun işlemde gösterilmesi gereklidir. Đdare hukukunun temel
prensiplerinden olan idarenin eylem ve işlemlerinde somut bir kamu yararı
gütmesi gerekir ilkesi böylece hukuk güvenliği ilkesinde de kendine yer bulmaktadır. Đdarenin gereksiz veya faydalı olmayan bir işlemde bulunması öngörülebilirliği zedeleyeceğinden hukuk güvenliği ilkesini de ihlal edecektir. Nitekim mahkeme topluluk hukukundaki bir serbestliğe getirilecek bir kısıtlamanın
haklı olabilmesi için, kısıtlamanın getiriliş amacındaki kamu yararının somut bir
şekilde ortaya konulmasını aramıştır.36 Getirilen kısıtlamaya gerekçe olarak gösterilen somut kamu yararının haklı bir gerekçe oluşturup oluşturmadığı ise idari
işlemlerin denetiminde kullanılan orantılılık, ölçülülük ve elverişlilik araçları
kullanılarak denetlenecektir. Đdari işlemin denetlenmesinde kullanılan bu araçların amacı bilindiği üzere idari takdir yetkisinin hukuka aykırı sonuçlar doğuracak şekilde kullanılmasını önlemektir.
Genel Düzenleyici Đşlemlerde Hukuk Güvenliği Đlkesi
Hukuk güvenliği ilkesi genel düzenleyici işlemlerde özellikle öngörülebilirlik ilkesi şeklinde kendini göstermektedir. Bu noktaya kadar alıntılanan kararlarda Mahkemenin; açıklık, anlaşılırlık, öngörülebilirlik ve genel geçerlik ilkelerini Hukuk Güvenliği Đlkesinin alt ilkeleri olarak tespit ettiği sonucuna varmıştık. Bu alt ilkelerden öngörülebilirlik ilkesi, bir borcun getireceği külfetin
veya bir hakkın akıbetinin, henüz borç veya hak doğmadan makul bir süre önce
35
36
ATM; 14 Mart 2000; Scientology Kilisesi; Paris ve Fransa Başbakanı; Conseil d'Etat sorusu üzerine- Fransa; Dava C-54/99; Summary kısmı ve Grounds kısmı para. 21, 22 ve 23; Celex no:61999J0054
Topluluk hukukunun tanıdığı özgürlüklere ve insan haklarına kısıtlamalar getirilmesi ile ilgili bkz.:
Birkinshaw, 2004: 371 vd .
166 Amme Đdaresi Dergisi, Cilt 43 Sayı 3
muhatapları tarafından bilinebilmesidir. Dolayısıyla bir işlemdeki öngörülebilirlik, ancak idarenin işlemleri arasındaki tutarlılığı sağlaması ve işlemlerinde ahde vefa ilkesine uymasıyla gerçekleşecektir. Hukuk güvenliği ilkesinin bir görünümü olan öngörülebilirlik ilkesi, her ne kadar tüm idari işlemlerde aranması
gereken bir kıstassa da, Mahkeme, külfet getiren idari işlemlerde öngörülebilirlik ilkesine uyulmasını diğer işlemlerdekine nispetle daha önemli bulmaktadır.
Mahkeme bu tutumunu, külfet getiren idari işlemlerin kişiler üzerinde diğer idari işlemlere göre daha köklü etkilere sahip oldukları gerekçesiyle açıklamaktadır. Mahkeme borç doğuran işlemlerde hukuk güvenliği ilkesine uyulmamasını
bir iptal sebebi sayarken, diğer idari işlemler için, hukuk güvenliği ilkesine
uyulmamasını tek başına bir iptal sebebi kabul etmemektedir. Mahkeme, borç
doğuran düzenleyici işlemler ile diğer işlemler arasındaki bu ayırımı bir kararında şöyle ortaya koymaktadır:
“Topluluk hukuk koyucusunun yapacağı düzenlemeler, muhatapları bakımından
öngörülebilir olmalıdır. Hukuk güvenliği ilkesinin (öngörülebilirlik kıstası) özellikle mali yükler getiren düzenlemeler bakımından daha hassasiyetle dikkate alınmalıdır ki muhataplar bu düzenlemelerle kendilerine getirilen yükleri kesin ve açık bir
şekilde anlayabiliyor olsunlar”.37
Đdari işlemlerin muhatapları tarafından öngörülebilir olması, muhatabın idarenin kanuni yetkilerini kullanarak bir düzenlemeyi yapacağını beklemesidir.
Bu beklentinin oluşması ile düzenlemenin yapılması arasında makul bir süre bulunmalıdır ki kişiler bu düzenlemenin kendilerine getireceği yüklere karşı gerekli önlemleri alabilsinler. Öte yandan bir düzenlemenin öngörülebilir olması o
düzenlemenin yapılmasını gerektirmediği gibi idarenin böylesi bir düzenlemeyi
yapmasının öngörülmesi sebebiyle dava edilmesi de mümkün olmayacaktır. Dolayısıyla idarenin bir işlemi yapacağına dair beklenti oluşması fakat ilgili işlemi
yapmaması halinde, öngörülebilirlik ilkesi ve dolayısıyla hukuk güvenliği ilkesinin ihlali söz konusu olmaz. Bu hallerde duruma göre idarenin hizmet kusuru
veya görevi ihmalinden sorumluluğu gibi idare hukukunun diğer kurumlarına
başvurulması gerekecektir.
Öngörülebilirlik ilkesinin, idarenin işlemleri arasında bir tutarlılık gerektirdiği açıktır. Öngörülebilirlik ilkesi, normlar hiyerarşisi ilkesi gereği, hem hiyerarşik basamaklar arası bir tutarlılığı aramakta hem de hukuk güvenliği ilkesi
gereği aynı basamaktaki aynı konuları düzenleyen normlar arasında da yatay tutarlılık aramaktadır. Yatay tutarlılığın olmaması halinde, birel işlemin hangi ge37
ATM; 15 Aralık1987 ; Đrlanda ve AB Komisyonu ; Dava 325/85; Summary kısmı bent:3 ve grounds kısmı
para.:18; celex no: 61985J0325 ve ATM; 15 Aralık 1987; Almanya ve AB Komisyonu; Dava 332/85 (deniz
balıkçılığı davaları); celex no:61985J0332 ;ayrıca aynı gerekçe için bkz: ATM;15 Aralık 1987; Almanya ve
AB Komisyonu; Dava 332/85(deniz balıkçılığı davaları); celex no; 61985J0332 ayrıca aynı gerekçeli diğer
davalar (346/855) kuzey Đrlanda ve AT komisyonu ve 348/85 [Danimarka ve AT komisyon] Bidayet mahkemesi (4.dairesi); 22 Ocak 1997; Opel Austria GmbH ve AB konseyi; Dava T-115/94; Celex no:
61994A0115.
AB Đdare Hukuku’nda Genel Düzenleyici Đşlemlerde Hukuk Güvenliği Đlkesi 167
nel düzenleyici işleme dayanılarak gerçekleştirileceği veya ne yönde gerçekleştirileceği, işlemin muhatapları veya muhtemel muhatapları açısından öngörülebilir olmadığı için, bu gibi bir halde hukuk güvenliği ilkesinin ihlal edileceği
tartışmasızdır. Mahkeme bir kararında öngörülebilirlik ilkesinin, normlar arası
yatay tutarlılığı gerektirdiğinin ve dikey tutarlılığın hukuk güvenliği ilkesinin
bir gereği olduğunun altını şöyle çizmektedir:
“Birbiriyle çelişen aynı konuyu düzenleyen iki tüzüğün aynı anda var olması;
öngörülebilir ve belirli bir hukukun olmadığı anlamına gelir; bu durum hukuk güvenliği ilkesini ihlal eder”.38
Normlar arasında ki yatay tutarlılıkla hukuk güvenliği ilkesi arasındaki bağın
altının çizildiği bu kararda mahkemenin konusu, aynı anda yürürlükte olan fakat
farklı hükümler getiren ithalata ilişkin iki farklı tüzüğün ele alınmasıydı.
Topluluk hukukunun bir kısmını da şarta bağlı hibeler, yardımlar ve imtiyazlar oluşturmaktadır. Şarta bağlı işlemlerde, işlemin akıbeti bir şartın gerçekleşmesi veya gerçekleşmemesine bağlı olarak inşa edildiklerinden, bu tür işlemlerde öngörülebilir olma şartını taşımaları öne çıkmaktadır. Şarta bağlı bir işlemin
hukuk güvenliği ilkesine uygun olabilmesi için öncelikle öngörülebilir olma şartının gerçekleşmesi gereklidir. Şarta bağlı diğer işlemlerde de hukuk güvenliği
ilkesi gereği öngörülebilirlik şartı aranmaktaysa da özellikle topluluk yardımlarının dağıtımı işlemlerinde öngörülebilirlik şartını taşımak işlemin geçerliliği
açısından aranılan bir özelliktir. Mahkeme idari işlem veya statünün temeli olan
düzenlemede, işlem veya statünün gerektirdiği şartların muhatapları tarafından
öngörülebilir olmasını, hukuk güvenliği ilkesinin bir gereği saymaktadır. Şarta
bağlı işlemlerde öngörülebilirlik şartının taşınması pek çok defa dava konusu
edildiğinden, mahkemenin müstakar bir içtihat oluşturduğu görülmektedir.39
Şarta bağlı işlemlerle ilgili mahkemenin içtihadında, öncelikle işlemin akıbetini etkileyecek şartın işlemin tarafları için öngörülebilir olması aranmaktadır.
Hibeden yararlanmanın bir şartın gerçekleşmesine bağlı olduğu bir işlemin geçerli olabilmesi için, şartın gerçekleşip gerçekleşmeyeceğinin objektif koşullarda makul bir süre öncesinden öngörülebilir olması gereklidir. Gerçekleşmesi
öngörülemeyecek bir şarta bağlı bir hibe veya yardımın söz konusu olması halinde, mahkeme oturmuş içtihadı gereği, bu durumu hukuk güvenliği ilkesine
38
Bidayet mahkemesi (4.dairesi); 22 Ocak 1997; Opel Austria GmbH ve AB konseyi; Dava T-115/94; Celex
no; 61994A0115; Summary kısmı para.14, 15 ve 16 ile grounds kısmı para.:124, 125 ve 132 Atıf yapılan
kısmın kararın ingilize metninde ki hali şöyledir “A regulation which creates a situation in which two
contradictory rules of law co-exist as to the duties imposed on the importation of certain products into the
Community cannot be regarded as Community legislation which is certain and its application foreseeable by
those subject to it; accordingly, it infringes the principle of legal certainty.”
39
ATM; 15 Aralık 1987; Hollanda ve AB Komisyonu; Avlanma kotasıyla ilgili balıkçılık davaları; Dava
237/86; Celex no: 61986J0237; Grounds kısmı para.: 2 ve 19 ayrıca 239/86 nolu Đrlanda ve AB Komisyonu
davasında da aynı gerekçe tekrarlanmıştır. Bu davalarda görülmektedir ki idare, bir olaya yönelik o olay
gerçekleştikten sonra şarta bağlı bir ayrıcalık tanırsa ve fakat bu ayrıcalığın tanınacak olması ya da şart muhataplar tarafından öngörülebilir değilse; hukuk güvenliği ilkesine aykırılık ortaya çıkacaktır.
168 Amme Đdaresi Dergisi, Cilt 43 Sayı 3
aykırı bulmaktadır. Mahkemenin bu içtihatta hukuk güvenliği denetiminde aradığı kıstas öngörülebilirlik kıstası olarak karşımıza çıkmaktadır. Şarta bağlı işlemlerin hukuk güvenliğine uygun olabilmesi için mahkemenin aradığı bir diğer
kıstas ise, şartın muhatap aleyhine değiştirilmemesidir. Bununla birlikte muhatap aleyhine şartta değişiklik yapılmamasının diğer bir yüzü ise, şarta bağlı işlemin gerçekleşmesi için idarenin uhdesindeki bir takım ölçütlerin sonradan şarta uygun hale getirilerek idarenin bir kısım kişilere, topluluk aleyhine çıkar sağlamasıdır. Mahkeme şartın gerçekleşmesi için yapılacak, muhatap aleyhine olmayan fakat topluluk aleyhine olan bu tür değişikliklerin de hukuk güvenliği ilkesine aykırı olacağını içtihat haline getirmiştir. Bu durum özellikle devlet eliyle dağıtılan şarta bağlı topluluk yardım ve hibeleri için önem taşımaktadır.
Hukuk güvenliği ilkesinin bir gereği de, işlemin kanuni dayanağının, işlemde
gösterilmesidir. kanuni dayanağın gösterilmesi, hukuk güvenliği ilkesinin bir
koşulu olan öngörülebilirlik ilkesinin de tatmin edildiğine yönelik ispat aracı
olarak da rol oynar. Mahkeme hukuk güvenliği ilkesinin işlemde kanuni dayanağın gösterilmesini gerektirdiği konusunda istikrarlı bir içtihat geliştirmiş olup,
içtihadını bir kararında şöyle özetlemiştir; “Đdare yaptığı genel düzenleyici işlemlerde hukuki dayanağı belirtmeli, açık, anlaşılır ve öngörülebilir olmalıdır.”40
Mahkeme bu kararını ABD merkezli Alpharma Inc.’in AB Konseyi’nce yürürlüğe konulmuş bir tüzük aleyhine açtığı dava neticesinde vermiştir. Bu kararında davacı Alpahrma’nın tezlerinden birisi olan, kanuni dayanağın tüzükte gösterilmemiş oluşunun, işlemin öngörülebilirliğini dolayısıyla da hukuk güvenliği
ilkesini ihlal ettiği tezini ele alan mahkeme, kanuni dayanağın işlemde gösterilmemesi yönündeki bir ihmalin her zaman işlemin iptaline veya hukuk güvenliği
ilkesinin ihlaline sebebiyet vermeyebileceği kanısına varmıştır. Mahkeme ancak
kanuni dayanağın muhatapları ve mahkemece hiç bilinmemesi veya bulunamaması halinde, hukuk güvenliği ilkesine aykırılığın oluşacağı ve bir iptal sebebi
haline geleceğini de hüküm altına almıştır. Aynı kararda mahkeme ancak, kanuni dayanağın açıkça gösterilmemesi halinde mahkemeler ve işlemin taraflarının, işlemin kanuni dayanağını bulamayacakları durumda, bu eksikliği bir iptal
sebebi olarak sayacağını da dile getirmektedir.
Öngörülebilirlik kıstası, bir işlemin muhatabı için o işlemin tahmin edilebilir,
beklenebilir veya muhtemel olmasıdır. Bu ise muhatabın uzmanlığı ve işlemin
karmaşıklığı gibi kıstaslara bağlı olarak her bir işlem için kendine özgü şekilde
ortaya çıkacaktır. Nitekim böylesi bir durumu konu alan bir davada davacı olan
Archer Daniels Midland (ADM) şirketi, yağ işinde çalışmaktayken sitrik asit pazarına girmiş, girdiği yıl itibariyle davada konu edilen komisyon kararının diğer
beş muhatabıyla birlikte dünya sitrik asit pazarının %60’ını elinde tutar bir konuma gelmiştir. 1995’de kendi ülkesinde yürütülen bir kartel soruşturmasıyla
40
Bidayet Mahkemesi (üçüncü dairesi); 11 Eylül 2002; Alpharma Inc. ve AB Konseyi; Dava T-70/99;
Grounds kısmı para.:111; Celex no: 61999A0070
AB Đdare Hukuku’nda Genel Düzenleyici Đşlemlerde Hukuk Güvenliği Đlkesi 169
ilgili ABD makamlarının komisyona bilgi vermesiyle açılan soruşturma neticesinde 1998’de ADM ve diğer kartel ortakları ile bir kısım bireyler kartel oluşturmaktan bir takım cezalara maruz kalmışlardır. Komisyona yapılan itirazın
onanması üzerine ise ADM komisyon kararının iptaline yönelik dava açmıştır
ve bu iptal davasında komisyon kararının öngörülebilir olmadığından bahisle
hukuk güvenliği ilkesinin ihlal edildiği iddiasını dile getirmiştir. Mahkeme bu
iddiaya şu şekilde hükmetmiştir:
“Bir işlemin veya normun öngörülebilir olup olmadığı, objektif kıstasların yanı
sıra muhatabının niteliğine de bağlı olarak değerlendirilmelidir. O konuyla ilgili profesyonel ticari faaliyetlerde bulunan kişilerin böyle bir idari yaptırımı ve bu yaptırıma bağlı olarak doğabilecek muhtemel riskleri öngörebilmeleri dahası bunun için
gerekli profesyonel danışmanlık desteğinden faydalanmalarının beklenmesi gerektiği düşünülmelidir. Tüm bunlar göz önüne alındığında sonuç olarak öngörülebilirlik
koşulunun gerçekleştiği düşünülmelidir”.41
Hukuk Güvenliği Đlkesinin Mahkemece ortaya konulan diğer bir yüzü ise; genel
düzenleyici işlemlerde, idarenin genel düzenleyici işlemin gereklerini yerine getirirken izleyeceği usulü belirtmesini emrettiğidir. Ayrıca bireylere borç veya
yük getiren düzenlemelerin yürürlüğe girmesi için makul bir geçiş süresinin bireylere tanınması hukuk güvenliği ilkesinin bir gereğidir. Hukuk güvenliği ilkesinin bu iki kıstasını bir arada değerlendiren mahkeme bir kararında şu gerekçeye yer vermektedir:
“Genel düzenleyici işlemler özel hukuk sözleşmelerini kendiliklerinden yürürlükten kaldıramazlar. Aksi yöndeki bir idari uygulama veya idari karar hukuk güvenliği ilkesine zarar verir. Dolayısıyla idari kararlarda ancak olayın öznel niteliklerinin
göz önünde tutularak hareket edilmesi hukuk güvenliğiyle bağdaşacaktır” .42
Hukuk güvenliği ilkesine sadece lâfzen uymak buna karşın maddi hukuk yönünden ihlal etmek de kabul edilemez bir durumdur. Nitekim mahkeme:
“Bir topluluk düzenlemesinin yayın tarihinin resmi gazetede yayınlandığı tarih
olacağı ve geçerlilik tarihinin de bu tarih veya bu tarihten itibaren bir başka tarih
olacağına yönelik bir önkabul vardır. Konseyin, söz konusu düzenlemenin geçerlilik
tarihini geriye almak için düzenlemenin yer aldığı resmi gazetenin yayın tarihini önceki bir tarih olarak yazdırması, konseyin hukuk güvenliğini ihlal etmesidir”.43
yargısına varmıştır.
41
Bidayet Mahkemesi (III. Dairesi); Archer Daniels Midland co. ve AT Komisyonu; 27 Eylül 2006; Dava T59/02; Celex no: 62002A0059 ; Summary kısmı 1. Bölüm para.:4 ve grounds kısmı para.: 44 ayrıca ATM
kararları için bkz: Birleşik Davalar C-189/02 P, C-202/02 P, C-205/02 P C-208/02 P ‘ye kadar ve
C-213/02 P Dansk Rørindustri ve Komisyon [2005] ECR I-5425, para.: 202
42
ATM; 30 Nisan 1986; Lucas Asjes ve diğerleri Tribunal de police de Paris sorusu üzerine – Fransa; Birleşik
davalar 209dan 213/84e kadar; Celex no: 61984J0209; Grounds kısmı para.:64
43
Celex no;61994A0115 ; Bidayet mahkemesi (4.dairesi) ; 22 Ocak 1997 ;Opel Austria GmbH ve AB konseyi
;Dava T-115/94
170 Amme Đdaresi Dergisi, Cilt 43 Sayı 3
Böylece mahkeme hukuk güvenliğinin sadece şeklen ve lâfzen korunmasının
hukuk güvenliği ilkesini korumak manasına gelmediğini fakat maddi olaylar ve
içerik bakımından da uygunluğun denetlenmesi gerektiğine hükmetmiştir. Bu
sayede idarenin elindeki imkânları kullanarak hukuka karşı hile yapmasının da
hukuk güvenliği ilkesini ihlal edici bir nitelik taşıdığını tespit etmektedir.
Mahkemenin genel düzenleyici işlemleri denetlerken, hukuk güvenliği ilkesine uygunluğun değerlendirilmesi sırasında üzerinde en çok durduğu konulardan birisi de normun muhatabı yönünden açık ve anlaşılır olması kıstasıdır. Burada mahkeme açıklığın ve anlaşılırlığın sağlanması için, düzenlemenin kesin
bir anlama sahip olması, muğlaklıktan uzak olması ve muhatapları tarafından
anlaşılabiliyor olmasını aramaktadır. Fakat mahkemeye göre “muhatap” kavramı, vatandaşlar veya kişilerle sınırlı değildir. Đç hukuk mahkemeleri ve topluluktaki tüm idareler de muhatap kavramının içine girmektedirler. Bu sebeple anlaşılırlık kıstası, düzenleme metninin, yapıldığı dildeki en basit kelimeler kullanılarak yapılmasını gerektirmez. Fakat konuyla ilgili muhataplarının anlaması
için yeterli sadelikte kaleme alınması zorunludur. Ayrıca anlaşılırlık koşulundan
beklenen yarar tüm idarelerin ve mahkemelerin hukuku doğru şekilde uygulayarak hak kayıplarının engellemeleridir.44 Mahkemenin anlaşılırlık koşulu hakkındaki görüşleri bir davada şöyle dile getirilmiştir:
”Genel düzenleyici işlemler, muhatabı kişiler tarafından öngörülebilir olmalıdır.
Bu normlar açık ve anlaşılır olmalıdır. Đdare, oluşturduğu normlarda bu prensibi
kendisi çiğnememelidir”.45
Anlaşılırlık kıstasının idareler ve mahkemeler yönünden faydaları böyleyken, düzenlemeyle kendisine bir borç veya yük getirilen muhataplar yönünden
önemi ise, muhatapların kendilerine yönelik getirilen borçlarla yükleri tam olarak bilebilmesi ve kendilerini buna karşı hazırlayabilmeleridir. Ayrıca mahkeme
öngörülebilirlik kıstasının anlaşılırlık koşulu ile birlikte uyguladığında böylesi
mali yüklerin getirilmesi halinde, işlemin muhataplarına, bu düzenlemeyle getirilen borçların muaccel olmadığı fakat hesap edilebilir olduğu bir geçiş döneminin tanınmasının da zorunlu olduğu yargısına varmıştır. Bu geçiş dönemi boyunca muhatap kişilerin, ortaya çıkacak borcu hiçbir muğlaklık olmaksızın tam
olarak hesaplayabilmeleri anlaşılırlık koşulunun yerine getirilmesi için gereklidir.46
Anlaşılırlık koşulunun yerine getirilebilmesi için işlemde birbiriyle çelişen
ifadelere yer verilmemesi gereklidir. Đşlemde çelişkili ifadelere yer verilmesi
44
ATM; 21 Haziran1988; AB Komisyonu ve Đtalya; KDV muafiyeti yönetmeliğinin ulusal hukuka iktibası;
Dava 257/86; Celex no:61986J0257; Grounds kısmı para.:6 ve 12.
45
ATM ; 22 Şubat 1984; Gerda Kloppenburg ve Finanzamt Leer.; Finanzgericht Niedersachsen sorusu üzerine - Almanya; Dava 70/83; Celex no: 61983J0070; Groundss kısmı para.:11.
46
ATM; 26 Mayıs 1982; Almanya ve AB Komisyonu ; Dava 44/81; Celex no: 61981J0044; Summary kısmı
para.: 4 ve grounds kısmı para.:16.
AB Đdare Hukuku’nda Genel Düzenleyici Đşlemlerde Hukuk Güvenliği Đlkesi 171
muğlaklığa sebep olacaktır. Đşlemin muğlak olması ise hukuk güvenliği ilkesine
aykırıdır. Bidayet mahkemesi konuyla ilgili görüşünü şu şekilde dile getirmiştir:
“Genel düzenleyici işlemler açık, anlaşılır ve öngörülebilir olmalıdır. Birbiriyle
çelişkili ifadeler içermemelidir”.47
Topluluk hukukunda genel düzenleyici işlemler, hukuklararası hiyerarşi gereği üye ülkeleri muhatap alarak hazırlanabilecekleri gibi doğrudan topluluk vatandaşlarına yönelik de yapılabilirler. Mahkemenin bu hususu dikkate alan içtihadına göre hem devletleri muhatap alan düzenlemelerde hem de doğrudan topluluk vatandaşlarına yönelik düzenlemelerde hukuk güvenliği ilkesine uyulmalıdır. Öte yandan normun yapıcısı, uygulayıcısı veya denetleyeni arasında bir
fark gözetmeyen mahkeme, tüm bu kişilerin de işlem ve icraatlarında hukuk
güvenliği ilkesine uygun davranmaları gerektiği yolunda yerleşik bir içtihat geliştirmiştir. Bu içtihadın oluşumuna katkıda bulunan bir kararında mahkeme şu
görüşünü ortaya koymuştur:
“Hukuk güvenliği ilkesi bireylere yükümlülükler getiren genel düzenleyici işlemlerin açık ve kesin olmasını gerektirir ki normun muhatapları yükümlülükleri ile
haklarını hiç bir muğlâklık olmaksızın anlayabilsinler ve buna göre hareket etsinler”.48
Bunun yanı sıra bireylere yük getiren idari eylem ve işlemlerde idare, açıklık, anlaşılırlık ve öngörülebilirlik koşullarına daha sıkı bir şekilde uymak zorundadır.49 Bu sebeple idare kişilere yönelik derhal etkili olacak şekilde külfet
yükleyen işlemleri yapamayacaktır. Ayrıca muhataplarına yük getiren işlemlerde idare, işlemin muhataplarının içinde bulunduğu şartları göz önüne alarak
makul bir geçiş sürecini muhataplara tanımak zorundadır. Bu geçiş sürecinde
yüklenecek borcun hesap edilebilir olması yada borcun hesap edilmesinde kullanılacak yöntemin belli olması ve borç doğduğu sırada da bu miktar veya yönteme bağlı kalınması hukuk güvenliği ilkesinin bireylere yönelik mali yükler
getirilmesinde uyulması gereken kıstaslarıdır.
47
Bidayet Mahkemesi (II. dairesi); 12 Aralık 2007; Đtalya ve AT Komisyonu; Dava T-308/05; Celex no:
62005A0308; Summary kısmı para.: 6 ile Grounds kısmı para.: 123 ve 145 ayrıca Birleşik Davalar
T-141/99, T-142/99, T-150/99 ve T-151/99 [2002] ECR II-4547, para.: 391 ATM kararı için : Case C-63/93
Duff and Others [1996] ECR I-569, para.: 20.
48
ATM (3.daire); 9 Temmuz1981; Administration des douanes ve Société anonyme Gondrand Frère; Temyiz
mahkemesinin sorusu üzerine-Fransa ; Dava 169/80; Celex no: 61980J0169; Altılanarak tercüme edilen
kısmın kararın Đngilizcesinde ki aslı şöyledir: “The principle of legal certainty requires that rules imposing
charges on the taxpayer must be clear and precise so that he may know without ambiguity what his rights
and obligations and may take steps accordingly”; Summary kısmı bent:1 ve grounds kısmı para.:17 Ayrıca
aynı konuda bkz: ATM; 22 Şubat 1989; AT Komisyonu ve Fransa, UK, Kuzey Đrlanda; Birleşik Davalar 92
ve 93/87; Celex no: 61987J0092; Grounds kısmı para.: 22.
49
ATM; 13 Mart 1990; AB Komisyonu ve Fransa; VI. KDV yönetmeliği; Dava C-30/89; Celex
no:61989J0030; Grounds kısmı para.: 23.
172 Amme Đdaresi Dergisi, Cilt 43 Sayı 3
Anlaşılırlık, açıklık ve öngörülebilirlik kıstasları külfet yükleyen bir düzenlemenin tüm muhataplarca bilinebileceği şekilde ilan edilmesini emreder.50 Bu
ilan en geç geçiş sürecinin başlangıcında yapılmalıdır. Hukuk güvenliği ilkesi
gereği bu ilan yapıldıktan sonra idare, bu ilandaki şartlarla bağlı kalacaktır ve
düzenlemenin muhatapları aleyhine bir değişikliği ancak yeni bir geçiş sürecinin muhataplara tanınması şartıyla yapabilecektir.51 Şurası açıktır ki ilan, ancak
idarenin aktif bir fiiliyle mümkündür. Dolayısıyla idarenin ilanla ilgili materyali
bastırıp gerekli şekilde dağıtmaması gibi durumlarda ilan şartı gerçekleşmeyeceği gibi idareden bağımsız kişilerin, düzenleme kararlaştırıldıktan önce veya
sonra, düzenlemeyle ilgili kamuoyuna bilgi sunması da ilan şartının yerine getirilmesine sağlanmayacaktır. Hatta bu durumda idareden bir başkası eliyle yapılmış bu bilgilendirmedeki şartların idareyi bağlayıcı bir etkisinin de olmayacağı açıktır.
Öte yandan idarenin özel hukuk kişilerini ve işlemlerini konu alan bir genel
düzenleyici işlem yapması ve bu işlemle idari makamlara bir takım işlem yetkileri verilmesi mümkündür. Bu yetki ve araçların hangi tür kişileri ve özel hukuk
işlemlerini konu aldığına dair bir açıklama ilgili genel düzenleyici işlemde bulunmuyorsa bu durumda hukuk güvenliği ilkesi açıklık ve anlaşılırlık kıstasları
açısından ihlal edilmiş olacaktır. Mahkeme bu meseleyi tartıştığı bir kararında
şu sonuca varmıştır:
“Genel düzenleyici işlemde, hangi özel hukuk anlaşmalarına, ne şekilde etkisi
(olacağına dair bir izahat yoktur.) (Bu izahat eksikliğini giderecek açıklayıcı nitelikteki) gerekli idari düzenleyici işlemler yapılmaksızın idarenin, bu norma dayanarak
bir kısım özel hukuk anlaşmalarının kendiliğinden hükümsüz hale geldiği yönünde
işlem yapması hukuk güvenliği ilkesine aykırıdır”.52
Görüldüğü üzere mahkeme, isabetli olarak idari işlemlerin konusunun işlemde açıkça belirlenmiş ve anlaşılabilir şekilde gösterilmiş olmasını aramaktadır.
Ayrıca dayanak yapılan genel düzenleyici işlemde böylesi bir açıklığın, belirliliğin veya anlaşılırlığın olmaması halinde de, muhataba yönelik işlemi gerçekleştiren idari makamın birel işlemi yapmadan önce dayanak yapılan genel düzenleyici işleme dair izahatta bulunması gerektiğini dile getirmiştir. Bununla
birlikte açıktır ki dayanak yapılan genel düzenleyici işlemin açıklanması yoluyla genel düzenleyici işlemin amacına aykırı veya amacından daha geniş yetkilerin idarece elde edilmesi de hukuk güvenliği ilkesine aykırı olacaktır.
Anlaşılırlık ve öngörülebilirlik koşulu mahkemece değerlendirilirken düzenleyici işlemin teorik ve semantik yapısının irdelenmesinin yanı sıra, düzenleme50
ATM (IV. Dairesi); 6 Mart 2003; AT Komisyonu ve Lüksemburg; Dava C-478/01; Celex no: 62001J0478;
Grounds kısmı para.:20 ayrıca (Case C-306/91 Komisyon ve Đtalya [1993] ECR I-2133, para.: 14 .
51
Bu ilanın idare üzerindeki bağlayıcı etkisi için bkz para.:35.
52
ATM; 6 Nisan 1962; Kledingverkoopbedrijf ... ve Robert Bosch GmbH; Gerechtshof un sorusu üzerine –
Hollanda; Celex no; 61961J0013; Summary kısmı para.:6.
AB Đdare Hukuku’nda Genel Düzenleyici Đşlemlerde Hukuk Güvenliği Đlkesi 173
deki yaptırımın veya yükün ne şekilde uygulanacağına53 ilişkin de öngörülebilir
ve anlaşılır bir açıklamanın varlığı aranmaktadır.54
Đdarenin takdir yetkisinin amacı; idarenin, sorumluluklarını yerine getirirken
sahip olduğu yetkilerini olayın özelliklerini dikkate alarak kullanmasıdır. Takdir
yetkisinin ne yönde kullanılacağı önceden belli olmaz ve olayın özelliklerine
göre zaman içinde ortaya çıkar. Bununla birlikte genel düzenleyici işlemlerde
idarenin takip edeceği usule normun içinde yer verilmesi veya idari işlemlerin
öngörülebilir olması gibi kıstaslar idarenin sahip olduğu takdir yetkisini daraltmaz. Mahkemede idarenin takdir yetkisiyle hukuk güvenliği ilkesinin bağdaşırlığını şu sözleriyle açıklamıştır:
“Đdarenin takdir yetkisini kullanması, hukuk güvenliğine zarar vermez. Đdari takdir, mahkemece ancak, görevi kötüye kullanma veya açık hatanın var olup olmadığı
yönlerinden denetlenebilir. Ayrıca haklı beklentinin zaten oluşmadığı bir durumda
idarenin takdir yetkisini kullanarak haklı beklenti ilkesini ihlal etmesi de mümkün
değildir”.55
Đdari işlem tiplerini sınırlamak, idarenin görev alanının yaygınlığı gereği
mümkün değildir. Yine de her idari işlemin bir sonucunun olması gereklidir.
Atipik idari işlemlerin nitelikleri de ancak doğurdukları veya vardıkları sonuçlar
incelenerek ortaya çıkartılır. Atipik işlemler idarenin kendisine mevzuatta olmayan yetkiler sağlamasına yol açabilir. Pek tabidir ki bu durum hukuk güvenliği ilkesine aykırı bir sonuç doğuracaktır. Nitekim mahkeme, bu tür atipik işlemlerin icraî bir nitelik taşımaları halinde, mevzuat içerisindeki icraî nitelikteki
genel düzenleyici işlemler kategorisinde olacaklarını belirtmiştir. Dolayısıyla bu
tür işlemlerin denetimleri karakter olarak en yakın oldukları icraî işlemin tabi
olduğu kategoriye göre yapılacaktır.56
Đdarenin her eylemi ve işlemi bir sonuca yönelik olmalıdır ve bir sonuç doğurmalıdır. Đdare hukukunun bu temel ilkesi açıklayıcı nitelikteki idari işlemler
için de geçerlidir. Mahkeme de açıklayıcı nitelikteki işlemlerinde idare üzerinde
bağlayıcı sonuçlar doğuracağını belirtmiştir. Bu yöndeki yerleşik içtihadın
oluşmasında önemli payı olan bir davada, davacı idarenin açıklayıcı işlem mahiyetinde yayınladığı ve idari işlemde izleyeceği usulü gösteren kılavuzuna gü53
Mahkeme, uygulamanın öngörülebilir olmasını sağlayacak, usulle ilgili gerekli ayrıntıları içeren izahatın da
düzenleyici işlemle birlikte ortaya konulması gerektiğini dile getirmektedir.
54
ATM; 15 Aralık1987; Đrlanda ve AB Komisyonu; Dava 325/85; Celex no: 61985J0325; Grounds kısmı para.: 18 ayrıca aynı gerekçe için bkz: ATM; 15 Aralık 1987; Almanya ve AB Komisyonu; Dava 332/85 (deniz balıkçılığı davaları); Celex no: 61985J0332; Grounds kısmı para.:23 ayrıca aynı gerekçeli diğer davalar;Dava 346/855; Kuzey Đrlanda ve AT Komisyonu ile Dava 348/85; Danimarka ve AT Komisyonu
55
ATM (V. Dairesi); 13 Kasım1990; Đngiltere Kraliçesi ve Đngiltere Tarım Bakanlığı; Đngiltere Temyiz Mahkemesinin sorusu üzerine – Đngiltere; Dava C-331/88; Celex no: 61988J0331; Grounds kısmı para.: 8
56
Karşılaştırma için bkz.: Bidayet Mahkemesi (III. Dairesi) ; 27 Eylül 2006 ; Archer Daniels Midland Co. ve
AB Komisyonu ; Dava T-59/02 ve T329/01; Celex no: 62002A0059; Grounds kısmı para.: 43 ayrıca
ATM”nin içtihadı için; Birleşik Davalar C-189/02 P, C-202/02 P, C-205/02 P dan C-208/02 P ve C213/02ye kadar P Dansk Rørindustri ve AT Komisyon [2005] ECR I-5425; para.: 202.
174 Amme Đdaresi Dergisi, Cilt 43 Sayı 3
ven duyarak hareket ettiğini fakat idarenin bu kılavuzdan bir anda vazgeçmesi
nedeniyle zarara uğradığı iddiasında bulunmuştur. Neticede davacı idarenin kılavuzdaki usulden vazgeçmesinin hukuk güvenliği ilkesine aykırı olacağı iddiasındadır. Buna karşılık idare kılavuzun açıklayıcı nitelikte bir işlemle yapıldığını, icraî nitelik taşımadığını dolayısıyla da idare üzerinde bağlayıcı bir etkisinin
olamayacağı savunmasını yapmıştır. Bidayet mahkemesi iddia ve savunmayı
değerlendirerek konuyla ilgili şu sonuca varmıştır:
“(Đdari kılavuzlar, normlar hiyerarşisinde ve idari düzenleme tiplerini gösteren
düzenlemelerde yer almazlar.) Buna rağmen idarenin böylesi bir atipik işlem yapması ve bu işlemle kendisinin bağlı olacağını açıklaması, bu işlemlerin kanundan
kaynaklanmayan fakat hukuk güvenliği ilkesi gereği doğan bir bağlayıcılığının olmasına yol açar. Bu gibi işlemlerle idare kendi takdir yetkisini nasıl kullanacağı hususunda kamuoyunu bilgilendirerek şeffaflık sağlamaktadır.”57
Mahkemenin kararından idarenin açıklayıcı işlemlerinin ancak idarenin o işlemlerle bağlı olacağına dair bir açıklama yapması halinde bağlayıcı olacağı sonucu da çıkmaktadır. Kanımızca bu tür bir açıklamanın lâfzen yapılması kadar
zımni olarak yapılması da açıklayıcı işlemin idare üzerinde bağlayıcı olmasını
gerektirmelidir. Özellikle de idarenin açıklayıcı işleminin akabinde açıklayıcı
işlemde gösterilen usulleri takip ederek işlemlerde bulunması halinde idarenin
açıklayıcı işlemle bağlı olacağına dair ilanda bulunması gerekliliğinin yerine getirildiği düşünülmelidir.
Geriye Yürüme ve Hukuk Güvenliği Đlkesi
Hukuk güvenliği ilkesinin ilk amacı mevzuat ve uygulamada istikrarı sağlamak, böylece idarede ve yasamada keyfiliği önlemektir. Bu sayede kişilerin hukuka güvenini pekiştirmek ve haklarını korumaktır. Hem hukuk güvenliği ilkesiyle hem de hukukun pek çok başka ilke ve kuralıyla düzenlemelerin geriye
yürümesi yasaklanmıştır. Buna rağmen düzenlemelerin geriye yürümesi hususunda bir takım istisnalara yer verilmiştir. Özellikle idari işlemlerde, işlemin
muhatabı aleyhine geriye yürümesinin yasak olması hukuk güvenliği ilkesiyle
güvence altına alınmıştır. Nitekim mahkeme geriye yürümede işlemin muhatabının bir menfaatinin bulunması halinde, geriye yürümenin mümkün olacağı yolunda ki görüşü çeşitli defalar dile getirmiştir. Bu kararlarından bir tanesinde
şöyle denmekte ve aynı zamanda geriye yürümenin geçerlilik şartları da ortaya
konmaktadır.
“Hukuk güvenliği ilkesi gereğince bir işlemin yayınlanma tarihinden önce yürürlük kazanması mümkün değilse de; istisnai olarak işlemin amacının böyle bir uygu57
Bidayet Mahkemesi (III. Dairesi) ; 27 Eylül 2006 ; Archer Daniels Midland Co. ve AB Komisyonu ; Dava
T-59/02 ve T329/01; Celex no: 62002A0059; Grounds kısmı para.: 43 ayrıca ATM”nin ictihadı için; Birleşik Davalar C-189/02 P, C-202/02 P, C-205/02 P dan C-208/02 P ve C-213/02ye kadar P Dansk Rørindustri
ve AT Komisyon [2005] ECR I-5425; para.: 202.
AB Đdare Hukuku’nda Genel Düzenleyici Đşlemlerde Hukuk Güvenliği Đlkesi 175
lamayı gerektirmesi ve haklı beklentiye sahip olan kişilerin bu beklentilerinin tatmin
edilmesi halinde, işlem yayın tarihinden önce yürürlüğe girebilir”.58
Görüldüğü gibi mahkeme geriye yürümenin hukuk güvenliği ilkesiyle bağdaşabilir olması için sadece muhatapların lehine bir takım menfaatlerin bulunmasını yeterli görmemiştir. Bunun yanı sıra önceki durumdan lehtar olan kişilerin önceki düzenlemeye dayanarak sahip oldukları haklı beklentilerinin de idare
tarafından tatmin edilmesini şart koşmaktadır. Ayrıca mahkemece, işlemin
amacının işlem tarihinden önce yürürlüğe girmeyi gerektirmesi de yerine getirilmesi gerekli bir koşul olarak görülmektedir. Bununla birlikte işlemin yayın
tarihinden önce yürürlüğe girmesi iki şekilde mümkündür. Đlkin işlemin hukuk
koyucu tarafından yapıldığı fakat henüz resmi gazetede yayınlanmadığı sırada
bu yayın şartı aranmaksızın yürürlüğe girmesi ihtimalidir. Đkinci ihtimalse işlem
yayınlandıktan sonra, yayın tarihinin öncesindeki halleri de kapsayacak şekilde
uygulamaya konmasıdır. Açıktır ki ilk durumda ancak işlemden kendi imkânlarıyla haberdar olanlar yararlanabilecektir ve idare ilan şartını yerine getirmemiş
olacaktır. Bu ise hukuk güvenliği ilkesini zedeleyecek bir durumdur ve işlemin
hem geriye yürümesi hem de hukuk güvenliği ile bağdaşabilmesi ancak ikinci
halde mümkün olacaktır.
Öte yandan cezaların ve yük getiren düzenlemelerin geriye yürümesi ceza
hukukunda ki lehe cezanın geriye yürütülmesi kuralı hariç, topluluk hukukunca
kesin olarak yasaklanmıştır. Mahkeme bu durumu bir kararında şöyle özetlemektedir:
“Özellikle idari cezalara ilişkin genel düzenleyici işlemlerde, işlemin öngördüğü
yaptırımın, makabline şamil şekilde uygulanması gerek topluluk hukukuyla gerek de
ulusal hukuklarla bağdaşmaz.”59 Buradan hareketle borç veya yük getiren idari işlemlerin ex-post facto etkilerinin yasaklandığı açıktır.
Bidayet Mahkemesi aldığı şu kararı idari kararlarda geriye yürüme konusunda ki yerleşik içtihadını özetlemektedir;
“Usul hukuku kurallarındaki bir değişiklik o sırada görülmekte olan tüm davalara
uygulanırken; maddi hukuk kurallarıyla ilgili aynı durum geçerli olamaz. Maddi hukuk kurallarındaki değişikliğin kendinden önceki bir duruma uygulanması ancak,
düzenleme metninden açıkça anlaşılabiliyorsa mümkün olur. Her halükarda geriye
yürüme veya yürümemeye ilişkin yapılacak yorumun hukuk güvenliği prensibiyle
ve haklı beklenti ilkesiyle bağdaşacak şekilde yapılması zorunludur. Yine bu yorum
yapılırken hukuk güvenliğinin, kişilerin kendilerine uygulanacak hukuku öngöre-
58
ATM; 25 Ocak1979; A. Racke ve Hauptzollamt Mainz; Bundesfinanzhof sorusu üzerine – Almanya Dava
98/78; Celex no: 61978J0098; Grounds kısmı para.: 20 ayrıca aynı gerekçeyle Dava 99-78. ATM (I. dairesi); 9 Ocak 1990; (SAFA) ve Đtalya Devlet Maliye Đdaresi; Cenova Mahkemesinin sorusu üzerine - Đtalya;
Dava C-337/88; Celex no: 61988J0337; Grounds kısmı para.: 13.
59
ATM; 10 Temmuz 1984; Regina ve Kent Kirk; Đngiltere mahkemesinin sorusu üzerine; Dava 63/83; Celex
no: 61983J0063; Grounds kısmı para.: 21.
176 Amme Đdaresi Dergisi, Cilt 43 Sayı 3
bilmeleri, açık ve kesin şekilde bilebilmeleri kıstasları da tam anlamıyla tatmin
edilmelidir”.60
Görülmektedir ki usul hukukundaki değişikliklerin o sırada karara bağlanmamış tüm işlemlere uygulanabilmesi buna karşın maddi hukuk değişiklikleri
konusunda geriye yürümeye ilişkin ağır koşullar öne sürülmesi gibi bir ayrım
yapılmıştır. Bununla birlikte maddi hukuk kurallarındaki değişikliklerin geriye
yürüyebilmesi için kanun koyucunun bu yönde açık bir irade ortaya koymasını
aramıştır. Ayrıca hukuktaki değişiklik sebebiyle hakları zarar görecek bireylerin
bu hak ve menfaatlerinin hukuk güvenliği ilkesine göre tatmin edilmesi gerektiği de dile getirilmektedir. Mahkemenin bu kararı; birey menfaati ile kamu yararı
arasındaki çatışmada idareye hukuk güvenliği ilkesini koruyarak hareket etmesini emretmektedir.
Đdare sorumluluklarını yerine getirebilmek için kendine tanınan bir takım
yetkilere de sahiptir. Đdare sorumluluklarını yerine getirirken en verimli sonucu
alacak şekilde yetkilerini kullanabilmek takdir yetkisine de sahip olmalıdır. Keza hukuk güvenliği ilkesiyle takdir yetkisinin bir arada bulunabilmesi hem teorik olarak mümkündür hem de mahkeme kararlarında bu durumun mümkün olduğunun altı çizilmektedir. Bununla birlikte idare sahip olduğu yetkileri ve takdir yetkisini haksız amaçları gerçekleştirmekte kullanırsa hukuk güvenliği ilkesi
ihlal edilmiş olacaktır. Ayrıca idarenin takdir yetkisini haksız bir amaç için kullanması sebebiyle ilgili idari işlem hukuka aykırı ve iptal edilebilir olacaktır. Bir
davada Bidayet Mahkemesi idarenin sahip olduğu resmi gazete yayınlama konusundaki takdir yetkisinin kullanılışını irdelemiş ve şu neticeye varmıştır:
“Bir topluluk düzenlemesinin yayın tarihinin resmi gazetede yayınlandığı tarih
olacağı ve geçerlilik tarihinin de bu tarih veya bu tarihten itibaren bir başka tarih
olacağına yönelik bir önkabul vardır. Konseyin, söz konusu düzenlemenin geçerlilik
tarihini geriye almak için düzenlemenin yer aldığı resmi gazetenin yayın tarihini önceki bir tarih olarak yazdırması, konseyin hukuk güvenliğini ihlal etmesidir.”61
Bu kararda yer alan ilan şartının idari kararların geçerlilik şartı olması ve
usulünce yerine getirilmesi zorunluluğu Hukuk Güvenliği Đlkesinin diğer görünümlerindendir.
Takdir yetkisi de idarenin görevi dolayısıyla sahip olduğu yetkileri kullanırken serbestlik içinde hareket etme olanağını idareye vermektedir. Mahkeme de
gerek topluluk idaresinin gerekse de üye ülke idarelerinin takdir yetkisini kabul
etmektedir. Örneğin mahkeme tüzüklerin kabul süreleri geçtiği halde iktibas
60
Bidayet Mahkemesi (V. Daire ,Genişletilmiş Divan); 10 Nisan 2003; Scott SA ve AB Komisyonu; Dava T366/00; Celex no: 62000A0366; Grounds kısmı para.: 51 ve 52 ayrıca ATM kararları için Birleşik Davalar
212/80 - 217/80 Salumi ve diğerleri [1981] ECR 2735, para.: 9 ve 10 ile Birleşik Davalar C-121/91 ve C122/91 CT Control (Rotterdam)& JCT Benelux ve AT Komisyonu [1993] ECR I-3873; para.: 22 ve 23.
61
Bidayet Mahkemesi (IV. Dairesi); 22 Ocak 1997; Opel Austria GmbH ve AT Konseyi; Dava T-115/94;
Celex no: 61994A0115; Grounds kısmı para.:131 ve 132.
AB Đdare Hukuku’nda Genel Düzenleyici Đşlemlerde Hukuk Güvenliği Đlkesi 177
edilmemeleri halinde uygulamanın ne şekilde yapılması gerektiğini, hangi mevzuatın yürürlükte kalacağını ve tüzükle bağışlanmış hakkın hangi andan itibaren
doğacağını ülke idarelerinin ve mahkemelerinin karar vereceği konular arasında
saymaktadır. Bu konudaki bir kararında:
“Hukuk güvenliği ilkesi topluluk hukukunun bir parçasıdır ve bu açıdan üye ülke
hukuklarında da uygulanmalıdır. Bu ilkenin uygulanması ülke idareleri ve ülke
mahkemelerinin görevidir. Özellikle tüzüklerle ilgili olarak ülke hukukundaki gerekli düzenlemenin yapılmadığı durumlarda, geçiş döneminin bitip tüzüklerin doğrudan
uygulanabilirliğinin başladığı durumlarda tüzüklerin, ilgili ulusal düzenlemeleri geriye dönük olarak yürürlükten kaldırıp kaldırmayacağının takdiri ulusal mahkemelere aittir.”62
Görülmektedir ki mahkeme ulusal otoritelerden, geriye yönelik uygulamanın
yorumlanmasında topluluk hukuku ilkelerini dikkate almalarını beklemektedirler. Özellikle tüzüklerle çoğu kez ulusal mevzuatın tanıdığı haklardan daha geniş haklar tanındığı düşünülürse yapılacak yorumun önemi daha da belirginleşmektedir. Üye ülke idaresinin takdir yetkisini tanımakla birlikte mahkemenin
kullanılacak takdir yetkisinin başta hukuk güvenliği olmak üzere topluluk hukukuyla çelişmesi halinde sonradan denetim yapma imkânını elinde tuttuğunun
hatırlanması faydalı olacaktır.
Hukuk güvenliği ilkesi ve onun bir alt başlığı olan haklı beklenti ilkesince
korunmaya değer bulunabilmesi için mahkeme hakkın veya beklentinin doğumunda lehtar kişiden kaynaklanan bir kusurun olmamasını aramaktadır. Mahkemenin aradığı kusurun asgarisi kasti ihmaldir. Dolayısıyla lehtarın kasti ihmalden daha hafif kusurlarını barındıran hak veya beklentilerde haklı beklenti
içerisinde yer alabileceklerdir. Sonraki düzenlemeyle ortadan kaldırılan veya
daraltılan menfaat ile bu tür bir menfaatin doğacağına yönelik haklı beklenti,
idarenin yanıltılması ile ortaya çıkmışsa, hukuk güvenliği ilkesinin sağladığı
hukuki korumadan mahrum kalacaktır.63 Mahkemenin bu yöndeki içtihadını
oluştururken verdiği önemli bir kararında bu görüş dile getirilmektedir:
“Usule göre hatalı yardım bildirilmeliyken (yardımdan yararlanan) kişi ve (yardımı ulaştıran)ülke bu bildirimi yapmamıştır. Yardım yapılıktan sonra komisyonun
geri isteme kararına kişi ve üye ülke itiraz etmişlerdir. Đtirazlarının konusu ise komisyonun yardımın geri istenmesi sırasında geri isteme kararının verildiği tarihteki
normu uygulaması ve yardımın yapıldığı tarihteki düzenlemeyi uygulamamasıdır.
(üye ülke ve kişiden oluşan) Davacı tarafa göre komisyonun yardımın geri alınması
kararının verildiği tarihteki düzenlemeyi uygulaması, yardımın geri alınmayacağına
dair haklı beklentiyi ve düzenlemenin geriye yürümeyeceğine dair hukuk güvenliği
62
63
ATM (V.Daire); 3 Aralık 1998; Belgocodex SA ve Belçika; Yerel mahkemenin sorusu üzerine; Dava C381/97; Celex no: 61997J0381; Grounds kısmı para.:26 ve 27.
Devlet yardımı, yardımın devlete atfedilebilirliği, usulsüz yardımda devletin sorumluluğu ve usulsüz yardımın geri alınması konusunda bkz.: Tekinalp, 2000: 491-530; Rydelski, 2007.
178 Amme Đdaresi Dergisi, Cilt 43 Sayı 3
ilkesini ihlal etmiştir. Davacının bu itirazları davacının hakkın ve beklentinin doğduğu tarihteki yasal usule uymadığı gerekçesiyle geçersizdir”.64
Aynı davada, davacının yardımın uzun süre önce alındığı ve bu süre içerisinde idarenin işlem yapmayarak bir daha işlem yapmayacağına dair bir güven
uyandırdığına dolayısıyla şimdi geri alınmasının hukuk güvenliği ilkesine aykırılık oluşturacağına dair itirazı da, usulsüz olarak sahip olunan bir menfaatin korunacak bir hak olamayacağı gerekçesiyle reddedilmiştir. Mahkemenin hukuk
güvenliğinden yararlanabilmek için koyduğu bu kıstas yerleşik bir içtihat halini
almıştır.
SONUÇ
Hukuk, en az bir muhatabının olduğu bir kurallar65 bütünüdür. Hukukun a
priori mi olduğu yoksa a posteriori bir kavram olarak ihtiyaç neticesinde
emprik şekilde mi ortaya çıktığı başka bir tartışmanın konusudur. Bir kuraldan
beklenen temel fayda ise, o kuralın uygulanacağı ilişkideki taraflara; tarafların
ne şekilde hareket edeceğinin bilgisini sağlamasıdır. Bir ilişkide tarafların ne
şekilde hareket edeceğinin tahmin edilebilmesi ise gerek kuralın tarafları gerekse diğer kişiler için bir istikrar ortamı ve o ilişki bakımından geleceğin öngörülebilir olmasını sağlayacaktır.
Pozitif hukukta ise kurallar yasa koyucunun iradesiyle şekillenmektedir. Yasa koyucu çoğu zaman ya devlet aygıtı ya da devlet aygıtının bir gücü olarak ortaya çıkmaktadır. Đster devletin tamamı, ister devlet gücünün bir kişide toplanması nedeniyle o bir kişi, isterse de devleti oluşturan güçlerden biri olarak karşımıza çıksın, her halükarda yasa koyucu muazzam bir güce sahiptir. Bu güç
sadece hukukun konulmasından ibaret olan bir güç olmadığı aynı zamanda hukukun uygulanmasını sağlayan yürütme gücünü de içerdiğinden, söz konusu
kudretin, tabileri üzerindeki olağanüstü etkisi açıktır.
Hukukun devlet birey ilişkisindeki rolü de, devlet birey ilişkisinde tarafların
hareketlerini birbirleri için öngörülebilir veya tahmin edilebilir hale getirmek bu
sayede istikrar ve güven ortamını sağlamaktır. Bu nedenle devlet birey ilişkisindeki belirlilik ve öngörülebilirlik arttıkça kişiler kendilerini daha güvende hissedecekler, bu ise ülkede istikrar ve huzuru arttıracaktır. Hukukun bir ülkedeki
en temel sosyal işlevi budur.
Kişinin yaşam hakkı onun en temel hakkı yaşam hakkının tam anlamıyla ve
bütün yönleriyle var olabilmesi ve kullanılabilmesiyse devlet gücünün azami
düzeyde tahmin edilebilirliğini gerektirir. Fakat devlet gücünün faaliyetlerinin
64
ATM; 24 Eylül 2002; Falck SpA diğerleri ve AT Komisyonu/Birleşik davalar C-74/00 P ve C-75/00 P;
Celex no: 62000J0074.
65
Burada değindiğimiz şekliyle kural en geniş manasıyla anlaşılmalıdır ki bu durumda teamüller, gelenekler,
örf, adet, anane, yazılı kurallar, yazısız kurallar gibi toplum hayatında kendine yer bulan ve muhatabına öyle
ya da böyle bir hareketi ya da usulü en azından tavsiye her türlü norm kural kavramı içinde anlaşılmalıdır.
AB Đdare Hukuku’nda Genel Düzenleyici Đşlemlerde Hukuk Güvenliği Đlkesi 179
tahmin edilebilirliği yaşam hakkının özgürce ve gerektiği gibi kullanılabilmesine yeterli değildir; devlet gücünün ve faaliyetlerinin muhataplarınca kesin olarak bilinebilir olması da gereklidir.
Açıklık ve tahmin edilebilirliğin artması neticesinde ise, devlet iradesinin
yanlış veya hatalı kullanıldığı haller, vatandaşlar bakımından da bilinir hale gelecektir. Hukuk Devleti ilkesi gereği ise devlet iradesinin hatalı kullanıldığı hallerin düzeltilebilir olması gereklidir. Düzeltilebilirlik aracıyla ise devlet gücünün hak ihlallerine sebep olması büyük ölçüde engellenecekti.
Sonuç olarak Hukuk Güvenliği Đlkesi, hukukun herkes için, açık, anlaşılır ve
adalete uygun şekilde düzenlenmesini emreden bir ilke olarak karşımıza çıkmaktadır. Neticede Hukuk Güvenliği ilkesi yatay olarak, hukukun konu edindiği
ve düzenlediği her alanda uygulanması gereken bir ilke olmanın yanı sıra dikey
olarak da başta devletin yasa koyuculuk sıfatıyla yaptığı işler olmak üzere, devlet-birey arasında ki ilişkiler de dahil her seviyede ki hukuki ilişkide egemen
olan bir ilkedir. Zaten hukuk güvenliği ilkesinin somut bir tanımının yapılmamasının ve hatta somut bir tanım yapılmaktan kaçınılmasının sebebi de hukuk
güvenliği ilkesinin kapsamının geniş olması ve bu kasamı yapılacak sınırlı bir
tanımla daraltmaktan kaçınma eğilimidir.
Mahkeme kararlarını esas alarak Hukuk Güvenliği Đlkesinin işlevlerini ele
aldığımız bu incelememizde sonuç olarak Hukuk Güvenliği ilkesinin hukukta
öngörülebilirlik, açıklık, anlaşılırlık ve sorgulanabilirlik araçlarını kullanarak,
hukuki ilişkide ki güven ve istikrarı sağlamayı amaçladığı sonucuna varmaktayız.
Hukuk Güvenliği Đlkesi’nin amaçlarına bakıldığında, bu amaçların hukukun
asıl amacı olan adalet kurumuyla örtüştüğü açıktır. Öte yandan Hukuk Güvenliği Đlkesi zaten adalet kurumunun bir alt ilkesidir. Adaletten doğan ve adaleti
amaçlayan ilke, bu nedenle adaleti amaçlayan her hukuk sisteminde kendiliğinden varolan bir ilkedir. Dolayısıyla Hukuk Güvenliği Đlkesi pozitif hukuk sisteminde de kendiliğinden varolan bir ilke olduğu kanısındayız. Bu nedenle pozitif
hukukta Hukuk Güvenliği Đlkesinin her hangi başkaca bir özel norma dayanmaksızın, kullanılabilir halde varolduğu kanaatindeyiz.
Hukuk Güvenliği Đlkesinin tanımı ve kullandığı araçları böyleyken, çalışmamızın sonuç kısmında değinmek istediğimiz bir diğer konu ise, Hukuk Güvenliği Đlkesinin koruma altına aldığı hukuki menfaati yani genelde adaleti,
özelde ise hukuki ilişkide ki güven ve istikrarı; korumada ne derece etkili olduğudur. Buraya kadar çıkardığımız sonucun ise ilkenin her türlü hukuki ilişkiye
doğrudan uygulanabilir özellikte olduğudur. Đlke geniş bir uygulama alanına sahip olması nedeniyle, çoğu kez tek başına uygulama bulmaz, bunun yerine çalışmamızda da incelediğimiz mahkeme kararlarında olduğu üzere başka bir takım koruyucu normları destekler mahiyette uygulama alanı bulmaktadır. Bu du-
180 Amme Đdaresi Dergisi, Cilt 43 Sayı 3
rum ilkenin sağladığı korumanın zayıf olmasından ziyade, uyuşmazlık konusu
olan veya başka araçlarla da korunma sağlanması makul olan çeşitli menfaatler
için bir takım özel koruma araçlarının üretilmesinden bunun yanında Hukuk
Güvenliği Đlkesinin sağladığı genel korumadan da faydalanılmak istenmesinden
kaynaklanmaktadır. Bu açıdan, Hukuk Güvenliği Đlkesinin, diğer normlara göre
öne çıkan özelliği, bir konu hakkında herhangi bir norm bulunmaması halinde
bile, ilkeye başvurularak adalete uygun bir sonuca varılabilmesini sağlamasıdır.
Hukuk Güvenliği Đlkesi’nin diğer bir önemli yönü ise; hâkimin, olayda adaletsiz bir sonuca yol açacak bir normu uygulamaktan imtina etmesine imkan tanımasıdır. Zira Hukuk Güvenliği Đlkesi; hakkaniyeti amaçlamaktadır ve amacıyla bir bütün olarak değerlendirilmelidir. Hukuk güvenliği ilkesi hukukun amacının adalet olduğunun kabulünü gerektirir. Buradan hareketle Hukuk Güvenliği
Đlkesi gereği hâkimin contra legem bir sonuca varma imkânı bulunmaktadır.
Fakat bu varılan sonucun semantik manada hukuk dışı bir sonuç olduğu düşünülmemelidir Çünkü hukuk güvenliği ilkesi aslında bu sonuca varılmasında bir
normlar ihtilafı kuralı olarak ve normatif hukukun bir parçası olarak rol almaktadır. Dolayısıyla norm ile hakkaniyetin aleyhine bir sonucun alınacağına hâkimin kanaat getirmesi halinde, norm ile hukuk sisteminin amacı olan hakkaniyet
arasında bir ihtilaf çıkacaktır. Bu ihtilafta ise normlar ihtilafı kuralı olarak iş gören ilke, hukukun hakkaniyet yönünde uygulanmasını emredecektir. Sonuç olarak hakkaniyetli olduğuna hâkimin kanaat getirdiği yol söz konusu meselenin
çözülmesinde uygulanacak yol olacaktır.
Hukuk Güvenliği Đlkesinin etraflı bir tanımını yapma gayretinde olduğumuz
bu sonuç bölümünde, ilkenin kanımızca önem taşıyan bir diğer yönünü de dikkate sunma arzusundayız. Pozitif hukukun bir parçası olarak her türlü ilişkide
adaletle hüküm verme imkânı sağlayan ilkenin, tüm bir hukuk alanına egemen
olduğundan bahisle, hukuk alanında da bir bütün olarak uygulanması gerektiği
kanısındayız. Bu ise Hukuk Güvenliği Đlkesinin emrettiği tahmin edilebilirlik ve
öngörülebilirlik özelliklerinin hukukun bütününde egemen olmasını gerektirmektedir. Topyekün bir istikrarın sağlanabilmesi için ise Hukuk Güvenliği Đlkesi, kendi içinde herhangi bir çelişkisi olmayan Hukukun bir bütün halinde ele
alınması ve keşfedilmesini gerekli kılmaktadır.
Hukukun bir bütün olarak ele alınmasının ilkesel önemi bir yana, pratik faydası; Hukuk Güvenliği Đlkesinin devleti birey lehine disipline etmek konusunda
da önemli bir araç olmasına olanak sağlamasıdır. Disipline etme fonksiyonu sayesinde devletin organları veya makamları arasında bir hukuk istikrarı sağlamakta ve ilave bir hukuki denetim imkânı oluşturmaktadır.
Hukuk güvenliğinin adalet amacıyla doğrudan ilişkisi ve normatif hukukun
adaletin sağlanması uğruna hukuk güvenliği ilkesi aracılığıyla ihmal edilerek
contra legem bir hükme varılması hukuk güvenliği ilkesinin içinde midir değil
AB Đdare Hukuku’nda Genel Düzenleyici Đşlemlerde Hukuk Güvenliği Đlkesi 181
midir tartışması da hukuk güvenliği ilkesi teorisinin önemli ve hayati bir parçasını oluşturmaktadır (Betlem, 2003: 14). Kanımızca hukuk güvenliği ilkesi birey
ile devlet arasında ki dengesizlikte bireyin haklarını adalet lehine devlete karşı
korumakta en etkili araç haline gelebilir.
Radbruch Hukuk güvenliği ilkesini bir kuram olarak dile getirdiği “Beş Dakikada Hukuk Felsefesi” (Radbruch, 2006) adlı çalışmasında, hukuk güvenliği
ilkesini, hukukçunun normatif hukukla vicdani adalet arasında tercih yapma durumunda kalması halinde vicdana ve hakkaniyete uyan seçeneği seçmesinin dayanağı olarak kaleme almıştır. “Berlin Duvarı’nda Kurşuna Dizilmelerle Đlgili
Davada”66 Federal Alman Mahkemesi Radbruch’un hukuk güvenliği ilkesi kuramı ile Kelsen’in pür normatif tavrını karşılaştırmıştır. Federal mahkeme
Radbruch’un hukuk güvenliği ilkesi kuramı uyarınca, pozitif normların kullanılmasıyla hakkaniyete aykırı bir sonuca varıldığının tespiti halinde, normlardan
sapılabileceğini hüküm altına almıştır.67
Her ne kadar hukuk güvenliği ilkesinin devleti, birey lehine disipline etme
fonksiyonu ve devlet faaliyetlerinin denetlenmesi konusunda ilave bir mekanizma oluşturması gibi yararları varsa da hukuk güvenliği ilkesi birey hak ve
menfaatlerini mutlak anlamda koruyan ve savunan bir ilke olarak anlaşılmamalıdır. Tüm bir idare hukukunun veya daha geniş bir açıdan tüm bir hukukun temel işlevi devlet ile birey arasındaki dengedeki aşırı orantısızlığı birey lehine
gidermekse de, bu orantısızlığın mevcudiyeti devletin her idari işleminde bireye
haksızlık yaptığı ön kabulünü gerektirmez. Bilakis hukukun amacı olan adalet
duygusu böyle bir ön kabule en büyük engeldir. Hukuk güvenliği ilkesi de kamu
yararı ile birey menfaati arasındaki bir çatışma durumunda böyle bir ön kabulle
kullanılamayacaktır. Fakat bu gibi bir durumda hukuk güvenliği ilkesinin rolü
zarar gören birey menfaatinin hakkaniyetle tatmin edilmesi ve ancak ondan sonra kamu yararına yönelik faaliyete girişilmesinin teminidir. Bu ise bir hukuk
devleti için vazgeçilmez, göz ardı edilemez ve doğal bir nitelik olmalıdır.
Sonuçta hukuk güvenliği ilkesinin bireye sağladığı koruma hayati bir öneme
sahiptir. Hukuk güvenliği ilkesi adaleti amaçlayan her hukuk sisteminde hâkim
için başkaca herhangi bir norma ihtiyaç duymaksızın kullanılabilir niteliktedir.
Devlet ile birey arasında ki dengenin aşırı orantısızlığı hukuk güvenliği ilkesiyle
önemli ölçüde giderilebilir. Öte yandan Hukuk Güvenliği Đlkesi hem devlet hem
de birey açısından, adalete ulaşılması yolunda önemli bir teminattır.
66
67
The Shootings at the Berlin Wall Case (Ed.:Youngs): 621.
Kelsen, pür normatif bir hukuku benimsemiş ve pozitif hukuk kuramını bugünkü haline getirmiştir. Bununla
birlikte kendisi de pozitif hukukun adalet ilkesine, hakkaniyete veya vicdani kanaatlere aykırı sonuçlara götürebileceğini kabul etmektedir. Önerdiği çare ise demokrasinin ve demokratik değerlerin toplumda daha
yerleşik hale getirilmesidir. Kelsen’e göre demokratik değerlerin gelişmesi ve yerelleşmesiyle pozitif hukuk
mükemmelleşecektir. Bkz.: Kelsen, 1938; Kelsen, 2000a; Kelsen, 2000b.
182 Amme Đdaresi Dergisi, Cilt 43 Sayı 3
KAYNAKÇA
Azrak, Ü. (1982), Avrupa Topluluklarında Đdari Yargının Temel Esasları, Đstanbul, ĐÜ
SBF Yay.
Beaumont, P. L. (2002), Convergence and Divergence in European Public Law, Hart
Publishing.
Betlem, G. - Nollkaemper, A. (2003 ), “Giving Effect to Public International Law and
European Community Law before Domestic Courts: A Comparative Analysis of the
Practice of Consistent Interpretation”, European Journal of International Law, Vol.
14, p. 569.
Bieber, R.- Salome, I., - Monjal, P. (1996), “Hierarchy of Norms in European Law”,
Common Market Law Review, Vol. 33; Issue: 5, p. 907-930.
Birkinshaw, P. (2004), European Public Law, 3rd edition, Butterworths Yay.
Carty, A. (2000), “Convergences and Divergences in European International Law
Traditions”, European Journal of International Law, Vol. 11, No. 3, p. 713-732.
Chalmers, D. - Tomkihs, A. (2007), European Union Public Law: Text and Materials,
Cambridge Uniersity Press.
Demirci, B. (2003), The Principle of Subsidiarity in the EU Context, Ankara: ODTÜ
Sosyal Bilimler Enstitüsü/Yayınlanmamış Yüksek lisans tezi. (Tez Danışmanı: Prof.
Dr. Aksoy, Ş.) erişim için (http://etd.lib.metu.edu.tr/upload/1074673/index.pdf ),
(10/8/2008)
Erkut, C. (1996), Hukuka Uygunluk Bloku, Đstanbul, Kavram Yayınları.
Groussot, X. (2007), “Fundamental Rights in the European Union - Towards higher law
of the Land? A study of the status of fundamental rights in a broader constitutional
setting”, Common Market Law Review, Vol. 5, No. 44, p.1532- 1534.
Hall, S. (2001), “The Persistent Spectre: Natural Law, International Order and the
Limits of Legal Positivism”, European Journal of International Law, Vol. 12, p.
269-307.
Harlow, C. (1998), European Administrative Law And The Global Challenge/Working
Paper RSC No 98/23, European University Institute.
Hartley, T. (2007), The Foundations of European Community Law, Oxford University
Press, USA.
Joerges, C. D. (2002), Good Governance in Europe's Integrated Market, Oxford
University Press, USA.
Karakaş, I. (1990), Anayasal Değerdeki Normlar ve Temel Hakların Korunmasındaki
Đşlevi, Fransız Anayasa Konseyi Raporu, Türk Anayasa Mahkemesi Yayınları.
Kelsen, H. (1938), Demokrasi: Mahiyeti-Kıymeti, (Çev. E. Menemencioğlu), Đstanbul
Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları.
Kelsen, H. (2000a), Peace through Law, Lawbook Exchange.
Kelsen, H. (2000b), “What is Justice?: Justice”, Law and Politics in the Mirror of
Science : Collected Essays, Lawbook Exchange.
AB Đdare Hukuku’nda Genel Düzenleyici Đşlemlerde Hukuk Güvenliği Đlkesi 183
Kelsen, H. (2002), Pure Theory of Law, (Çev. M. Knight, M.), Lawbook Exchange.
Krisch, N. (2006), “The Pluralism of Global Administrative Law”, The European
Journal of International Law, Vol. 17, p.247-278.
Kühling, J. B. (2008), “Article 87 EC And The Communıty Courts: From Revolution
To Evolution”, Common Market Law Review, Vol. 2, No. 45, p. 465-499.
Lauterpacht, H. (1933), Modern Legal Theories / Kelsen's Pure Science of Law,
London, Oxford University Press.
Longle, D. -.James, R (1999), Administrative Justice, London, Cavendish Publishing.
Mifsud-Bonnici, A. L. (t.y.), The Role of the Court of Justice in the Development of the
General Principles of Community Law.
Pollicino, O. (2008), “Conseil d'Etat: Decision No. 287110 of 8 February 2007, Société
Arcelor Atlantique et Lorraine and Others” (kararın değerlendirmesi), Common
Market Law Review, Vol. 5, No. 45, p. 1519-1540.
Radbruch, G. (2006), “Five Minutes of Legal Philosophy (1945)”, Oxford Journal of
Legal Studies, Spring, Vol.13.
Raitio, J. (2003), The Principle of Legal Certainty in EC Law, Springer .
Ruffert, M. (2007), The Transformation of Administrative law in Europe, European Law
Publishers/Eureopean Legal Studies.
Rydelski, M. (2006), The EC State Aid Regime, Cameron May.
Schermers, G. - Waelbroeck, D. (2001), Judicial Protection in the European Union,
Springer .
Schwarze, J. (1992), European Administrative Law, London. Sweet and Maxwell.
Seerden, R. S. (2002), Administrative Law of the European Union, Its Member States
and the United States: A Comparative Analysis, Intersentia Uitgevers N.V.
Shany, Y. (2005), “Toward a General Margin of Appreciation Doctrine in International
Law?”, The European Journal of International Law, Vol. 5, No. 16, p. 907-940.
Spaak, T. (2008), Meta-Ethics and Legal Theory: The Case of Gustav Radbruch
(yayınlanmamış tez), Uppsala University; Law Faculty,
(http://ssrn.com/abstract=923440 ), (24/12/2008).
Tarman, Z. Y. (2008), “Akit Dışı Borç Đlişkilerine Uygulanacak”, Ankara Üniversitesi
Hukuk Fakültesi Dergisi, Sayı 57, s. 193-220.
Tekinalp, Ü. - Tekinalp, G. - Atamer, Y. - Oder, E. B. - Oder, B. - Okutan, G.(2000).
Avrupa Birliği Hukuku, Đstanbul: BETA Yayınları.
The Intergovernmental Conference 1996 and the Hierarchy of Community Acts (1996),
European Law Review, Vol. 4,
(http://www.europarl.europa.eu/igc1996/fiches/fiche7_en.htm )
Tridimas, T. (2006), The General Principles of EC Law, Oxford University Press.
www.mifsudbonnici.com/lexnet/articles/artgenprinc.html (13/12/2008).
Youngs, R. (Ed.) (2002), Sourcebook on German Law, Routledge-Cavendish.
184 Amme Đdaresi Dergisi, Cilt 43 Sayı 3
Atıf Yapılmış AT Mahkemesi Kararları
Dava No, Davacı ve Davalı Taraflar, Karar Tarihi, Celex No
18-57, Nold KG ve AKÇT Đdaresi, 20/3/1959, 61957J0018
42-49/59, S.N.U.P.A.T ve AKÇT Đdaresi, 22/3/1961, 61959J0042
15-60, Gabriel Simon ve AT Mahkemesi, 01/06/1961, 61960J0015
14, 16, 17, 20, 24, 26, 27, 60, 1-61, Meroni Co & diğerleri ve AKÇT Đdaresi, 13/07/1961,
61960J0014
13-61, Kledingverkoopbedrijf ve R. Bosch GmbH, 06/04/1962, 61961J0013
14/61, Hoogovens N.V. ve AKÇT Đdaresi, 12/07/1962, 61961J0014
17&20/61, Klöckner-Werke AG. ve AKÇT Đdaresi, 13/07/1962, 61961J0017
19/61, Mannesmann AG ve AKÇT Đdaresi, 13/07/1962, 61961J0019
26-62, Van Gend & Loos ve Hollanda Vergi Đdaresi, 05/02/1963, 61962J0026
111-63, Lemmerz-Werke GmbH ve AKÇT Đdaresi, 13/07/1965, 61963J0111
06/64, Flaminio Costa ve E.N.E.L, 15/07/1964, 61964J0006
10-69, S.A. Portelange ve S.A. Smith C. M.Int.&diğer., 09/07/1969, 61969J0010
41-69, ACF Chemiefarma ve AT Komisyon, 15/07/1970, 61969J0041
48-69, Imperial Chemichal ve AT Komisyonu, 14/07/1972, 61969J0048
48-69, Imperial Chemical Ind. Ltd. ve AT Komisyonu, 14/07/1972, 61969J0048
49-69, Soda-Fabrik AG ve AT Komisyonu, 14/07/1972, 61969J0049
51-69, Farbenfabriken Bayer AG ve AT Komisyonu, 14/07/1972, 61969J0051
52-69, J. R. Geigy AG ve AT Komisyonu, 14/07/1972, 61969J0052
53-69, Sandoz AG ve AT Komisyonu, 14/07/1972, 61969J0053
54-69, Francolor ve AT Komisyonu, 14/07/1972, 61969J0054
55-69, Cassella Farbwerke M. AG ve AT Komisyonu, 14/07/1972, 61969J0055
56-69, Farbwerke Hoechst AG ve AT Komisyonu, 14/07/1972, 61969J0056
57-69, ACNA S.p.A. ve AT Komisyonu, 14/07/1972, 61969J0057
12-14/71, Günther Henck ve Hauptzollamt Emmerich, 14/07/1971, 61971J0012
78-74, Deutsche Kraftfutter GmbH. ve E.V.G.F, 18/03/1975, 61974J0078
98/78, A. Racke ve Hauptzollamt Mainz, 25/01/1979, 61978J0098
99/78, Weingut Gustav. KG ve Hauptzollamt L, 25/01/1979, 61978J0099
212&217/80, Salumi ve diğerleri, 12/11/1982, 61980J0212
258/80, SpA Metallurgica Rumi ve AT Komisyonu, 16/02/1982, 61980J0258
276/80, Ferriera Padana SpA ve AT Komisyonu, 16/02/1982, 61980J0276
169/80, Administration des douanes ve S.A. Gon. Frère, 09/07/1981, 61980J0169
44/81, Almanya ve AB Komisyonu, 26/05/1982, 61981J0044
235/82, Ferriere San Carlo SpA ve AT Komisyonu, 30/10/1983, 61982J0235
63/83, Regina ve Kent Kirk, 10/07/1984, 61983J0063
70/83, Gerda Kloppenburg ve Finanzamt Leer, 22/02/1984, 61983J0070
209-213/84, Lucas Asjes ve diğerleri, 30/04/1986, 61984J0209
325/85, Đrlanda ve AB Komisyonu, 15/12/1987, 61985J0325
AB Đdare Hukuku’nda Genel Düzenleyici Đşlemlerde Hukuk Güvenliği Đlkesi 185
15/85, C. Cooperative d'Abruzzo ve AT Komisyonu, 26/01/1987, 61985J0015
325/85, Đrlanda ve AT Komisyonu, 15/12/1987, 61985J0325
332/85, Almanya ve AB Komisyonu, 15/12/1987, 61985J0332
332/85, Almanya ve AT Komisyonu, 15/12/1987, 61985J0332
346/85, Đngiltere ile Kuzey Đrlanda ve AT Komisyonu, 15/12/1987, 61985J0346
348/85, Danimarka ve AT Komisyonu, 15/12/1987, 61985J0348
45/86, Komisyon ve Konsey, 26/03/1987, 61986J0045
237/86, Hollanda ve AT Komisyonu, 15/12/1987, 61986J0237
239/86, Đrlanda ve AT Komisyonu, 15/12/1987, 61986J0239
257/86, AT Komisyonu ve Đtalya, 21/06/1988, 61986J0257
92-93/87, AT Komisyonu ve Fransa & K. Đrlanda, 22/02/1989, 61987J0092
C-331/88, Đngiltere Kraliçesi ve Tarım Bakanlığı, 13/11/1990, 61988J0331
C-337/88, S.A.F.A. ve Đtalya Maliye Đdaresi, 09/01/1990, 61988J0337
C-30/89, AB Komisyonu ve Fransa, 13/03/1990, 61989J0030
C-69/89, Nakajima All Precision Co. Ltd ve AT Konseyi, 07/05/1991, 61989J0069
C-172/89, Vandemoortele NV ve AT Komisyonu, 12/12/1990, 61989J0172
Atıf Yapılan AT Bidayet Mahkemesi Kararları
Dava No, Davacı ve Davalı Taraflar, Karar Tarihi, Celex No
T-18/89&T-24/89, Harissios Tagaras ve ATM, 07/02/1991, 61989A0018
T-26/89, Henri De Compte ve AP, 17/11/1991, 61989A0026*
T-115/94, Opel Austria GmbH ve Konsey, 22/01/1997, 61994A0115
T-126&C-127/96, BFM SpA.&EFIM ve AT Komisyonu, 15/09/1998, 61996A0126
T-37/97, Forges de Clabecq SA ve AT Komisyonu, 25/03/1999, 61997A0037
T-45&47/98, Krupp Thyssen GmbH.&Acciai SpA. ve Kom, 13/12/2001, 61998A0045
T-23/99, Løgstør Rør A/S ve AT Komisyonu, 20/03/2002, 61999A0023
T-70/99, Alpharma Inc. ve AB Konseyi, 11/09/2002, 61999A0070
T-141-142&150-151/99, Vela ile Tecnagrind ve Komisyon, 07/11/2002, 61999A0141
T-366/00, Scott SA ve AB Komisyonu, 10/03/2003, 62000A0366
T-220/00, Cheil Jedang Corp. ve AT Komisyonu, 09/07/2003, 62000A0220
T-224/00, Archer Daniels Midland Co. ve AT Komisyonu., 09/07/2003, 62000A0224
T-44/01, T-119/01 ve T-126/01, Eduardo Vieira, SA diğerleri ve AT Komisyonu, 03/04/2003,
62001A0044
T-137/01, Stadtsportverband Neuss eV ve AT Komisyonu, 17/09/2003, 62001A0137
T-43/02, Jungbunzlauer AG ve AT Komisyonu, 27/09/2006, 62002A0043
T-48/02, Brouwerij Haacht ve Komisyon, 06/12/2005, 62002A0048
T-59/02, Archer Daniels Midland Co. ve AT Komisyonu, 27/09/2006, 62002A0059
T-101/05&T_111/05, BASF AG ve AT Komisyonu, 12/12/2007, 62005A0101
186 Amme Đdaresi Dergisi, Cilt 43 Sayı 3
T-216/05, Mebrom NV ve AT Komisyonu, 22/05/2007, 62005A0216
T-308/05, Đtalya ve AT Komisyonu, 12/12/2007, 62005A0308
*Karar 05/11/1997 tarihinde T-26/89 (125) dava numarasıyla 61989A0026(01) belge numarasıyla(celex no) tekrar görüşülmüştür.
Karar atıflarıyla ilgili not: AB topluluklarının tüm resmi dokümanları eur-lex adlı bir
projede bir araya getirilmiş ve tasnif edilmiştir. Bu tasnif işleminin akabinde oluşturulan arşiv sonucu ise her bir doküman topluluk doküman arşivine özgü geliştirilen
celex sistemine göre tayin edilen bir celex no almıştır. Kararları veya bibliyografyada ki topluluk dokümanlarına (http://eur-lex.europa.eu/) adresinde ilgili dokümanın
celex no sunu kullanarak ulaşabilirsiniz. Dava numaralarıyla kararlara ulaşılmak istenmesi halinde 2000 yılından itibaren yıl kısmının arama motoruna dört haneli şekilde girilmesi gerektiği hatırda tutulmalıdır.
Download