vitaminler ve diş gelişimine etkileri - Diş Hekimliği Fakültesi

advertisement
T.C
Ege Üniversitesi
Diş Hekimliği Fakültesi
Pedodonti Anabilim Dalı
VİTAMİNLER VE DİŞ GELİŞİMİNE ETKİLERİ
BİTİRME TEZİ
Stj. Dişhekimi Şaziye Esra GÖÇOĞLU
Danışman Öğretim Üyesi: Prof. Dr. Ali Rıza ALPÖZ
İZMİR- 2010
T.C
Ege Üniversitesi
Diş Hekimliği Fakültesi
Pedodonti Anabilim Dalı
VİTAMİNLER VE DİŞ GELİŞİMİNE ETKİLERİ
BİTİRME TEZİ
Stj. Dişhekimi Şaziye Esra GÖÇOĞLU
Danışman Öğretim Üyesi: Prof. Dr. Ali Rıza ALPÖZ
İZMİR- 2010
ÖNSÖZ
“Vitaminler ve Diş Gelişimine Etkileri’’ adlı tezimin hazırlanmasında yardımını
esirgemeyen değerli hocam Prof. Dr. Ali Rıza Alpöz’e saygılarımı sunar ve teşekkürü bir borç
bilirim. Ayrıca hayatımın her anında koşulsuz yanımda olan, sevgilerini ve desteğini hep
hissettiğim aileme sonsuz teşekkürler.
İZMİR-2010
Stj. Dt. Şaziye Esra Göçoğlu
İÇİNDEKİLER
GİRİŞ VE AMAÇ ……………………………………………………………………………1
GENEL BİLGİLER…………………………………………………………………………..2
I. Tarihçe……………………………………………………………………………..2
II. Vitamin Nedir?.........................................................................................................3
III. Emilim ve Dolaşım …………………………………………………………...…...3
IV. Depolama ve Atılım ……………………………………………...………………..3
V. Biyoşimik Fonksiyonları…………..…….………………………………………...4
VI. Vitaminlerin Kantitatif Anlatımları……………..…………………………………4
VII. Vitaminlerin Sınıflandırılması………………...…………………………………...5
1.Yağda Eriyen Vitaminler………..……………………………………………..6
1.1. A Vitamini……………………………………………………………….6
1.1.1. Yapı ve Fonksiyonu……...…...………………………………....6
1.1.2. Vitamin Kaynakları…………...…………………………………8
1.1.3. A Vitamini Eksikliği……………...………………………...…...9
1.1.4. A Vitamini Fazlalığı…………...……………………………….10
1.1.5. Günlük Gereksinme……………...…………………………….11
1.1.6. Tedavide Kullanılması……………...………………………….11
1.1.7. Oral Dokulara ve Diş Gelişimine Etkisi……………………….12
1.2. D Vitamini……………………………………………………………..15
1.2.1. Yapı ve Fonksiyonu…………...……………………………….15
1.2.2. Vitamin Kaynakları………………...…………………………..17
1.1.3. D Vitamini Eksikliği………...………………...……………….18
1.2.4. D Vitamini Fazlalığı……………...…………………………….21
1.2.5. Günlük Gereksinme………………...………………………….22
1.2.6. Tedavide Kullanılması…………………………...…………….22
1.2.7. Oral Dokulara ve Diş Gelişimine Etkisi……………………….24
1.3.K Vitamini………………………………………………………………25
1.3.1. Yapı ve Fonksiyonu……………………………………………25
1.3.2. Vitamin Kaynakları…...………………………………………..26
1.3.3. K Vitamini Eksikliği…..……………………………………….27
1.3.4. K Vitamini Fazlalığı…………...……………………………….28
1.3.5. Günlük Gereksinme…………………...……………………….29
1.3.6. Tedavide Kullanılması……………...………………………….29
1.3.7. Oral Dokulara ve Diş Gelişimine Etkisi …….………………...30
1.4. E Vitamini……...………………………………………………………30
7.1.4.1. Yapı ve Fonksiyonu……………………...…………………..30
7.1.4.2. Vitamin Kaynakları……..……………………………….…...32
7.1.4.3. E Vitamini Eksikliği…………………………...……………..32
7.1.4.4. E Vitamini Fazlalığı…………..………………………….......33
7.1.4.5. Günlük Gereksinme……………………………...…………..33
7.1.4.6. Tedavide Kullanılması…………...…………………………..33
7.1.4.7. Oral Dokulara ve Diş Gelişimine Etkisi ….………………....35
2. Suda Eriyen Vitaminler………………………………………………………35
2.1. B1 Vitamini (Tiamin) ...…………...……………………………………35
2.1.1. Yapı ve Fonksiyonu…………...……………………...………..36
2.1.2. Vitamin Kaynakları………...………..………………………....37
2.1.3. B1 Vitamini Eksikliği…………..………………………....……38
2.1.4. B1 Vitamini Fazlalığı…………………….……………...……..41
2.1.5. Günlük Gereksinme…………………...……………………….41
2.1.6. Tedavide Kullanılması………...……………………………….41
2.1.7. Oral Dokulara ve Diş Gelişimine Etkisi ……….………….......42
2.2. B2 Vitamini (Riboflavin)...……………………………………………..42
2.2.1. Yapı ve Fonksiyonu………………...……...…………...……...42
2.2.2. Vitamin Kaynakları…………...…...…………………………...43
2.2.3. B2 Vitamini Eksikliği…..………...………………………….…44
2.2.4. B2 Vitamini Fazlalığı……………..…...………………….……45
2.2.5. Günlük Gereksinme………………..……….………………….45
2.2.6. Tedavide Kullanılması……………...………………………….45
2.2.7. Oral Dokulara ve Diş Gelişimine Etkisi ……….……………...46
2.3. Nikotinik asit (Niasin), Nikotinamid (Nikotinik Asit)…………………46
2.3.1. Yapı ve Fonksiyonu……….…...………..……………………..46
2.3.2. Vitamin Kaynakları………………...………...…………….......47
2.3.3. Vitaminin Eksikliği…...………………………………………..48
2.3.4. Vitaminin Fazlalığı………………...…………………………..49
2.3.5. Günlük Gereksinme………...………………………………….50
2.3.6. Tedavide Kullanılması……..……….………………………….50
2.3.7. Oral Dokulara ve Diş Gelişimine Etkisi ……...……………….51
2.4. B6 Vitamini (Piridoksal)………... ……………………………………..51
2.4.1. Yapı ve Fonksiyonu………...……………...…………………..51
2.4.2. Vitamin Kaynakları…………...………………………………..52
2.4.3. Vitaminin Eksikliği…….…………………..…………………..53
2.4.4. Vitaminin Fazlalığı………………………...…………………..54
2.4.5. Günlük Gereksinme…………...……………………………….54
2.4.6. Tedavide Kullanılması……...………………………………….54
2.4.7. Oral Dokulara ve Diş Gelişimine Etkisi ………………….…...55
2.5. Pantotenik Asit...……………………………………………………….55
2.5.1. Yapı ve Fonksiyonu…….……………...……..…………..........55
2.5.2. Vitamin Kaynakları…...………………………………………..56
2.5.3. Vitaminin Eksikliği…………………………………………….56
2.5.4. Vitaminin Fazlalığı…………………………………………….56
2.5.5. Günlük Gereksinme……………………………………………56
2.5.6. Tedavide Kullanılması…………………………………………56
2.5.7. Oral Dokulara ve Diş Gelişimine Etkisi ………………............57
2.6. B12 Vitamini (Siyanokobalamin) ….…………………………...................……...57
2.6.1. Yapı ve Fonksiyonu………….…...……..………………..........57
2.6.2. Vitamin Kaynakları………...…………………………………..59
2.6.3. Vitaminin Eksikliği…………………………………………….59
2.6.4. Vitaminin Fazlalığı…………………………………………….61
2.6.5. Günlük Gereksinme……………………………………………61
2.6.6. Tedavide Kullanılması…………………………………………62
2.6.7. Oral Dokulara ve Diş Gelişimine Etkisi …………………...….62
2.7. Folik Asit (Folat)………...……………………………………………..63
2.7.1. Yapı ve Fonksiyonu……………………..……………..............63
2.7.2. Vitamin Kaynakları………………...…………………………..63
2.7.3. Vitaminin Eksikliği…………………………………………….64
2.7.4. Vitaminin Fazlalığı…………………………………………….65
2.7.5. Günlük Gereksinme……………………………………………65
2.7.6. Tedavide Kullanılması…………………………………………65
2.7.7. Oral Dokulara ve Diş Gelişimine Etkisi……………………….66
2.8. C Vitamini (Askorbik asit)……………………………………………..66
2.8.1. Yapı ve Fonksiyonu……...……………...……………………..66
2.8.2. Vitamin Kaynakları…………...………………………………..68
2.8.3. Vitaminin Eksikliği…………………………………………….69
2.8.4. Vitaminin Fazlalığı…………………………………………….69
2.8.5. Günlük Gereksinme……………………………………………70
2.8.6. Tedavide Kullanılması…………………………………………71
2.8.7. Oral Dokulara ve Diş Gelişimine Etkisi……………………….72
2.9. Biotin (H Vitamini)…………………………………………………….73
2.10. Kolin……..…………………………………………………………...74
2.11. İnozitol ……………………………………………………………….74
2.12. P Vitamini (Bioflavonoidler)……………………...………………….74
2.13. Karnitin……………………………………………………………….74
TARTIŞMA VE SONUÇ………………...………………………………………………….76
KAYNAKLAR………...…………………………………………………………………….77
ÖZGEÇMİŞ…………………………………………………………………………...……..79
GİRİŞ VE AMAÇ
Vitaminler vücut dokularındaki metabolizmalarda önemli rol oynarlar. Vücudumuzun
enerji üretebilmesi, büyüme ve gelişmesi ve düzenli çalışabilmesi için vitaminlere ihtiyacı
vardır. Vitaminlerin eksiklikleri ve fazlalıkları vücudun diğer yerlerinde olduğu gibi dişlerde
ve oral bölgede çeşitli değişikliklere neden olurlar.
Yediğimiz yiyeceklerle aldığımız, sağlığımız için çık önemli rol oynayan vitaminlerin
her birinin vücudumuz için değişik işlevleri vardır. Vitaminler, karbonhidratlar, proteinler ve
lipitler gibi enerji sağlamazlar. Başlıca fonksiyonları, karbonhidrat, protein ve lipitlerin enerji
açığa çıkaran reaksiyonlarda katalizör etki yaparlar. Sağlıklı ve dengeli beslenme, ancak
vücudumuzun bu önemli vitaminleri yeterli miktarda ve doğru zamanlarda alınmasıyla
mümkündür.
Bu tez çalışmasındaki amaç, vitaminlerin genel yapılarını, biyokimyasını, sentezi ile
ilgili genel bilgileri gözden geçirmek ve vitaminlerin vücudumuz için biyokimyasal fizyolojik
önemini değerlendirerek sindirim sistemi, cilt ve özellikle oral dokular ve dişler üzerindeki
etkilerinin değerlendirilmesidir. Tüm bilgi ve yaklaşımların aktarılmasıyla diş hekimliğinde
ve sağlıkta vitaminler konusunda gerekli bilincin oluşturulmasına katkıda bulunmak
hedeflenmiştir.
GENEL BİLGİLER
TARİHÇE
Kimi besinlerin, kimi hastalıklarla ilgisi ve iyi etkisi pek eski zamanlardan beri bilinirdi.
Hipokrat karaciğer yemenin gece körlüğüne iyi geldiğini biliyordu. Yine balık yağı daha
sekizinci asırda çocukların kemik hastalıklarına (raşitizme) ilaç olarak kullanılıyordu. On
sekizinci asırda skorbüt hastalığına taze yemiş suları ve daha sonraları limonun iyi geldiği
denenmişti. On dokuzuncu asrın başlarında yalnız mısırla beslenme pellegra arasındaki ilgi
dikkati çekmişti.
On dokuzuncu asrın sonlarında beriberi hastalığında cilalanmış pirinci azaltıp yerine et,
süt ve sebzeler konmasının iyi geldiği gösterilmişti. Gerçekten bir süre sonra cilalanmış
pirinçle
beslenmiş
tavuklarda
beriberiye
benzer
bir
hastalık
tablosu
geliştiği,
cilalanmamışlarla beslenenlerde ise, bu tablonun gelişmediği gösterildi(Eijkman) (1). Bir
besin faktörü yokluğu nedeni ile Uzak Şarkta Java'da yaşayan yerlilerde beriberi hastalığının
meydana geldiği gözlemini yapan ilk araştırıcı Hollandalı hekim Grijns (1901) olmuştur.
Besinler içerisinde bulunmaması halinde Beriberi hastalığının meydana gelmesine sebep olan
besin faktörünün Tiamin olduğunu bulan araştırıcı 1912 yılında pirinç kabuğundan bu
vitamini izole etmeyi başaran Polonyalı kimyager Casimir Funk olmuştur (2,3). Pirinçten elde
ettiği ve beri-beriye karşı etki eden bu ekstrat amin içerdiğinden ve hayata çok gerekli
olduğundan buna hayat amini anlamına gelen vitamin adını verdi (1).
Daha sonraları vitamin listesine pek çokları katıldı, bunların çoğunun aminlikle ilgisi
yoktu, fakat önemli bir kısmı gerçekten hayat için gerekliydi. Bu nedenle bu tarihsel ad
korundu (1).
2
VİTAMİN NEDİR?
Vitaminler doğal olarak besinler içerisinde yer alan, büyük çoğunluğu ile dış kaynaklı,
büyüme, çoğalma ve sağlığın devamı için gerekli az miktarları ile etki yapan organik
bileşiklerdir. Vitaminler yapı taşı veya enerji kaynağı olarak kullanılmazlar. Genellikle ısıya
dayanıklı maddelerdir. Parenteral yoldan veya sindirim kanalı ile vücuda dahil olabilirler (2).
Vitaminlerin öbür besin maddelerinden farkı, onlara göre çok daha az miktarların
gereksinmeyi kapaması ve bu ufak miktarların sağlanamaması halinde çok belirgin ve büyük
eksiklik belirtilerinin ve tablolarının ortaya gelebilmesidir (1).
Bir kısım vitaminler besinlerde aktif şekilde, bazıları ise provitamin olarak bulunurlar.
Provitaminler vücutta aktif vitamine dönüşür.
EMİLİM VE DOLAŞIM
Yağda eriyen vitaminler olarak sınıflandırılan A, D, E, K vitaminleri yağlarla birlikte
emilir, taşınır ve atılırlar. Yağların sindirimini, emilimini ve kullanımını etkileyen faktörler
yağda eriyen vitaminler üzerine de etkilidir. Diyette yağ miktarının yetersiz olması, safra ve
pankreas salgılarının eksikliğine bağlı sindirim bozuklukları, barsaktan emilimi engelleyen
anatomik veya fonksiyonel bozukluklar (örneğin ince barsak mukozası harabiyeti, intestinal
hipermobilite, vb.) yağda eriyen vitaminlerin eksikliğine yol açar.
Suda eriyen vitaminlerin emilimi ve taşınması yağlara bağımlı değildir.
DEPOLAMA VE ATILIM
Yağda eriyen vitaminlerin fazlası idrarla atılmaz, depolanır. En önemli depolama yeri
karaciğerdir. Vitamin E dışında yağda eriyen vitaminlerin (A, D, K) uzun süre gereğinden
fazla miktarda alınması toksik etkilere yol açar. Vitaminlerin uygun dozlara dikkat edilmeden
gelişigüzel alınması, hekimlerin bu konuyu yeterince önemsememesi, besinlerin aşırı
3
miktarda vitaminlerle zenginleştirilmesi hipervitaminozlara neden olabilir. Suda eriyen
vitaminler vücutta depolanmaz, fazlası idrarla atılır. Bu nedenle yağda eriyen vitaminlere göre
eksikliklerine bağlı semptomlara daha çok rastlanır. Ancak B12 bu duruma uymaz ve yıllarca
yetecek miktarda karaciğerde depolanabilir. Uzun süre B12 ’den yoksun diyetle beslenmede
bile bu vitamin eksikliği görülmez.
BİYOŞİMİK FONKSİYONLARI
Vitaminler vücuttaki bileşiklerin bir parçası olmaktan çok, düzenleyici fonksiyon
görürler. Hormonlar gibi vitaminler de metabolik olaylarda katalizör rolü oynarlar. Koenzim
şeklinde davranırlar ve enzimlerin aktif şeklini meydana getirmek üzere özel enzim
proteinlerine bağlanırlar (3).
VİTAMİNLERİN KANTİTATİF ANLATIMLARI
Vitaminlerin etkilerini kantitatif bir şekilde ifade edebilmek için, henüz yapıları
bilinmezken vitamin üniteleri kullanılmıştı. Bu üniteler, belirli bir biyolojik etkiyle tayin
edilirdi; filan biyolojik bozukluğu kaldıran miktar şu kadar ünitedir, denilirdi.
Artık saf bir vitaminin belirli bir miktarı 1 internasyonel ünite (= İU) olarak alınır (1).
Tablo 1. Vitaminlerin IU eşit miktarları
Vitaminler
A
B1
Biotin
C
D
E
1 İU ve eşit miktarları
0,6 γ β-Karoten
3 γ tiyamin hidroklorür
0,18 γ Biotin
50 γ L-Askorbik asid
0,025 γ ergokalsiferol
1 mg. D,L-α Tokoferol
4
VİTAMİNLERİN SINIFLANDIRILMASI
Genelde vitaminler erime özelliklerine göre iki grupta toplanır (Tablo2). Vitaminlerin
eriyebilirliği absorbsiyon, dolaşım, depolanma ve atılım özellikleri ile ilişkilidir. Suda eriyen
vitaminlerin bir bölümü vücutta koenzim olarak iş görür. Bir bölümü ise membranların
bütünlüğü için gereklidir.
Suda eriyen vitaminler toksik değildir ve idrar yolu ile atılırlar. Molekül ağırlıkları
büyüktür. Organizmada depolanmaları az olduğu için gereksinim fazladır. Bu grupta C ve B
grubu vitaminler bulunur. Yağda eriyen A, E, D, K vitaminleri depolanabilirler, toksik
olabilirler ve küçük molekül ağırlığındadırlar. Bazı dokuların bu vitaminlere özel
gereksinimleri vardır (3).
Tablo 2. Vitaminlerin Sınıflandırılması ve Başlıca Fonksiyonları
ADI
BİLİMSEL ADI
Ι.Yağda Eriyen Vitaminler:
A
Akseroftol
D
Kalsiferol
E
Tokoferol
K
Fillokinon
ΙΙ.Suda Eriyen Vitaminler:
B1
Tiyamin (Anörin)
Riboflavin (Vitamin G)
B2
Niyasin (Niyasin amid)
―
Pantotenik asit
―
B6
Piridoksal, adermin
Folik asit
―
B12
Siyanokobalamin
H
Biotin
P-amino benzoik asit
―
C
Askorbik asit
5
BAŞLICA FONKSİYONU
Antikseroftalmik, epitelyum
Antiraşitik
Antisterilite
Antihemorajik
Antinöritik
Bir büyüme faktörü
Pellegradan koruyucu
Antidermatit faktör(tavuk)
Antidermatit faktör
―
Antianemik,antipernisiyöz
Koenzim, R, Büyüme
―
Antiskorbütik
I.YAĞDA ERİYEN VİTAMİNLER
Lipid solubl (yağda çözünen) vitaminler hepsi izopropen türevleri olan hidrofobik
moleküllerdir. Vücut tarafından yeterli miktarlarda sentez edilemezler, bundan ötürüde
besinler ile sağlanmalıdırlar. Verimli bir şekilde emilebilmeleri için normal yağ emilimine
gereksinimleri vardır. Bir kez emildikten sonra kanda lipoproteinler veya spesifik bağlayıcı
proteinlerin içeriğinde, diğer herhangi bir apolar lipid gibi aktarılmak zorundadırlar. Lipid
solubl vitaminlerin çeşitli fonksiyonları vardır; örneğin vitamin A’nın görme, vitamin D’nin
kalsiyum ve fosfat metabolizması, vitamin E’nin antioksidan, vitamin K’nın kanın
pıhtılaşması ile ilgili fonksiyonları gibi.
Lipid, doğalarından ötürü, yağda çözünen vitaminlerin sindirim ve emilimini etkileyen
steatore ve bilier sistemin düzensizlikleri gibi koşulların tümü bunların yetmezliklerine yol
açabilirler.
A VİTAMİNİ
1. Yapı ve Fonksiyonu
A vitamini (retinol), bir ucunda beta iyonon halkası öteki ucunda bir alkol grubu olan
bir hidrokarbon zinciridir. Yağda erir, suda erimez. Bazı suda eriyen türevleri (3
dehidroretinol - A2 vitamini gibi) bulunabilir, bunlar daha az aktiftir. Yiyeceklerde A vitamini yağ asitleri ile esterleşmiş halde bulunabilir. A vitamini saf halde soluk sarı renktedir.
Uzunca süre ışıkta kalırsa harap olur. Pişirmekle pek harap olmaz.
Beta karoten (Şekil 1), karotenoidler denen, doğada yaklaşık 100 türü olan boyalı
maddelerden biridir. Bunlar birçok sebze ve meyvelerin doğal rengini almasında önemli
ölçüde sorumlu olan boyalı maddelerdir. Bunlar arasında en önemlisi olan beta karoten, yeşil
sebzelerde klorofil ile birlikte oldukça yaygın olarak bulunur.
6
Şekil 1. A vitamininin ön maddesi olan beta karoten görülmektedir. Beta karoten
barsaktaki 15.15' - oksijenaz enzimi ile ortadan ikiye ayrılınca iki molekül A
vitamini oluşur. Bitkisel besinler özellikle yapraklı sebzeler, Beta karotenden
zengindir.
Beta-karoten, ince barsak mukozasında da mevcut olan enzimi ile ortadan yarılınca iki
molekül retinol oluşur. Bu açıdan Beta-karoten provitamin A gibi kabul edilebilir. Başka
karotenoidler de vardır. Bunlardan da bir molekül retinol oluşabilir. Dünyanın birçok
yerlerinde hayvansal besinler az yendiği için bitkisel kaynaklı Beta-karoten ve karotenoidler
en önemli A vitamini kaynağıdır. Beta-karotenin ve bundan oluşan A vitamininin emilmesi
bir ölçüde besindeki yağ miktarına bağlıdır. Genellikle bir molekül beta-karotenden iki
molekül A vitamini oluşmakla birlikte biyolojik olarak A vitamini çok daha etkindir. 1
mikrogram A vitamini yerine 6 mikrogram beta-karoten almak gerekir (ortalama bir
eşdeğerlilik olarak). Aradaki fark emilim farkından doğmaktadır. Alım kolaylığı ve ucuzluğu,
her yerde bulunuşu yönünden bitkisel kaynaklı A vitamini halk sağlığı açısından büyük önem
taşımaktadır.
A vitamini yağda eriyen bir vitamin olduğu için yağlarla birlikte emilir. Yağ emiliminin
bozulduğu glüten enteropatisi, tıkanma sanlığı, pankreas yetersizliği gibi hallerde A vitamini
emilimi de bozulur. Retinol barsaktan retinil palmitat halinde şilomikronlarla taşınır ve
karaciğer tarafından tutulur. Karaciğerden retinol halinde salınır ve plazmada özel bir taşıyıcı
proteine bağlanarak taşınır (retinol bağlayan protein - RTBG).
Az ışıkta görebilmek için retinol gereklidir. Retinol eksikliğinde, retinada, bir boyalı
madde olan rodopsin oluşamaz. Bu maddeye ışığın girmesi ayrışmasına ve açığa çıkan
kimyasal enerjinin retina çomakçılarına uyarı vermesine yol açar ve alaca karanlıkta görme bu
şekilde mümkün olur. A vitamini eksikliğinin erken ve önemli belirtisi gece körlüğüdür.
7
2. Vitamin Kaynakları
Yalnız hayvanlarda gözükür ve yağlarındaki sabunlaşmayan kısımdan elde edilir.
Bitkilerde ise bir ön madde halinde bulunur, ki bu karotendir.
Tablo 3. Besinlerde A vitamini
Kaynak
A vitamini miktarı
(100 g’da mikrogram
retinole eşdeğer olarak)
Doğrudan
hazır
A
vitamini
içerenler:
Balık ve balık yağları
Tereyağı
Margarin (vitamin eklenmiş )
Yumurta
Süt
Peynir (yağlı)
Sığır, koyun eti
Dana veya koyun karaciğeri
Karoten içerenler:
Havuç
Yapraklı sebzeler
Domates taze kayısı
Muz
Sarı patates
Şeftali (sarı)
A vitamin içermeyenler:
Normal patates; koyun, sığır, domuz
yağı; mısır dışında tahıllar, beyaz etli
balıklar, bitkisel yağlar, şeker.
cinsinden
45-27.000 (*)
800
900
100
40
300
0-4
5.500-10.000
2000
600-700
100
250
30
600
200
(*) Balıkların ve balık yağlarının A vitamini içeriği çok değişiktir. Okyanus ve Kuzey
Denizi balıklarında miktar çok fazla iken sardalyada 40’a kadar düşer. Beyaz etli balıklarda
ise hemen hiç yoktur.
8
3. A Vitamini Eksikliği
Az ışıkta görebilmek için retinol gereklidir. Retinol eksikliğinde, retinada, bir boyalı
madde olan rodopsin oluşamaz. Bu maddeye ışığın girmesi ayrışmasına ve açığa çıkan
kimyasal enerjinin retina çomakçılarına uyarı vermesine yol açar ve alaca karanlıkta görme bu
şekilde mümkün olur. A vitamini eksikliğinin erken ve önemli belirtisi gece körlüğüdür.
A vitamini eksikliğinde epitelyum hücrelerinin gelişmesi ve farklılaşması bozulur.
Bazal hücreler prolifere olur, ama daha yüzeysel hücreler gelişemez. Deri kepeklenir ve kurur.
Kıl folikülleri kabarık ve belirgin bir hal alır. El derinin üzerinde gezdirilirse kuru, pürtüklü
bir deri hissedilir. Benzer bozukluklar mukozada da görülür. Mukozanın üst tabakalarındaki
kirpiksi ekler (cilia) kalmadığı için özellikle bronş ağacındaki salgılar dışarı atılamaz, birikir,
enfekte olur. Sindirim kanalı mukozası atrofiye uğrar, emilim bozuklukları, ishaller görülür.
A vitamini eksikliğine bağlı ishal A vitamini verilmesi ile 48 saatte düzelir. Kadınlarda
A vitamini eksikliğine bağlı vaginitis hali gelişir. A vitamini eksikliğinde kolaylıkla böbrek
taşı oluşur.
Gözde skleraları örten konjonktiva epiteli bozulur. Üst tabakalardaki hücreler
yassılaşarak birbiri üzerine yığılır, canlılıklarını yitirir. Konjonktiva kurur, parlaklığı azalır.
Buna kseroftalmi denilir. Konjonktivanın genel olarak temporal tarafında yer yer kabarık
lekeler görülür. Buna Bitot lekeleri denir. Bunlar kurumuş ve dökülmüş epitel hücre
birikintileridir. İçlerinde saprofit olduğu kabul edilen bakteriler de bulunabilir. A vitamini
eksikliği uzun sürerse kornea bozulabilir, yumuşayabilir (keratomalasi), üzerine enfeksiyon da
eklenince korneada yaralar açılarak kornea delinebilir ve körlük ortaya çıkar.
Kemiklerde A vitamini osteoklastik aktivite için gereklidir. Eksikliğinde osteoklastik
aktivite durur. Kemiğin rezorpsiyonu azalır. Kemikler kalınlaşır; beyine, kemiklerden geçen
sinirlere, optik sinire ve spinal sinirlere basılar ortaya çıkabilir.
A vitamini eksikliğinde glikolipid ve glikopeptidlerin yapımı bozulur.
9
A vitamini karaciğerde depolanır. Karaciğerdeki depo nedeniyle, daha önce sağlıklı bir
kimsede emilim kusuruna bağlı olarak A vitamini eksikliği oluşması oldukça uzun bir süre
geçmesi gerekir (en az birkaç ay). Kseroftalmiye kadar gitmeyen fakat karanlığa
adaptasyonun azalmasına ve deri belirtilerine yol açabilen hafif eksiklikler belki sanıldığından
da sıktır.
Serumda Vitamin A düzeyi düşük kimselerde kanserin daha sık geliştiği, bu kimselerin
habis tümör oluşmasına yatkın oldukları ve A vitaminin kansere karşı bir dereceye kadar
direnç yarattığı son zamanlarda bazı ciddi araştırma ve yayınlardan anlaşılmaktadır.
Tanı: Klinik olarak en duyarlı test karanlığa adaptasyonun ölçülmesidir. Bunun için
Dow ve Stenen’in 1941‘de Journal of Physiology’de tanımladığı test en kullanışlı
görünmektedir. Kanda retinol düzeyinin ölçülmesi de çok zor değildir. Ancak A vitaminin
eksikliğinin erken dönemlerinde kandaki düzey düşmez, depolar tükenince düşer.
4. A Vitamini Fazlalığı
Karoten ve karotenoidlerden sürekli olarak çok fazla beslenen kimselerde deri portakal
sarısı bir renk alır. Plazma da aynı renktedir. Buna hiperkerotenemi denir. Sarılıktan ayırmak
gerekir, sarılığın aksine burada göz akları sararmaz. Hafif hiperkarotenemi sık bir bulgu
olmakla birlikte, 6 haftada 120 portakal yiyen bir bayanda olduğu gibi aşırı şekilleri seyrek
olarak bildirilmiştir. Aşırı karoten almakla A vitamini fazlalığı oluşmaz, çünkü vücut
gereğinden fazlasını A vitaminine çevirmez. Hipertroidi ve bazen diyabette karotenoidler
yeteri kadar A vitaminine dönüşemediği için deride birikebilir.
A vitaminin fazlası toksiktir. Zehirlenme kendini baş ağrısı, beyin omurilik sıvısının
basıncının artışı ve bilinç bulanması ile belli eder. Daha kronik zehirlenmelerde iştahsızlık,
bulantı, bazen kusmalar, baş ağrısı görme bozuklukları, saçlarda kalınlaşma ve seyrelme,
deride kuru bir kaşıntı görülür. Kemiklerin röntgen filmi alınırsa periostal kalınlaşma fark
10
edilir. Karaciğer büyür, Kupffer hücrelerinin lipidle dolduğu karaciğer biyopsisinde
gösterilebilir. Bu kronik zehirlenmeler vitamin preparatlarına aşırı düşkün ailelerde ve
özellikle bu ailelerin çocuklarında, bazen de deri hastalıkları nedeniyle yüksek dozlarda ve
uzun süreler A vitamini alanlarda görülür. Tedavi için A vitamini kesilir.
5. Günlük Gereksinme
Tablo 4. Günlük A Vitamini Miktarı
Erkekler (+19)
Kadınlar (+19)
Hamileler
Süt veren kadınlarda
A Vitamini miktarı (μg/gün)
900
700
770
1300
Normal pişirme ile retinol ve karoten de pek harap olmaz. Ancak ısı 100°C’nın üstüne
çıkarsa retinol veya karoten bozulabilir, bu durum yağda kızartma sırasında husule gelir.
Güneşte kurutma ile hazırlanan yiyeceklerde bütün A vitamin harap olur. Konserve besinlerde
(besin renksiz camda hazırlanıp uzunca süre güneş ışığına maruz bırakılmamışsa ) karoten
çok sabittir.
6. Tedavide Kullanılması
A vitamini eksikliğine bağlı kseroftalmi veya gece körlüğü varsa, A vitamini günde
100.000 ünite (30 mg ) üç gün arka arkaya verilir. Üç günden sonra doz düşürülür, belirtiler
silininceye kadar günde 9 mg verilir, sonra diyet düzenlenir. A vitamini eksikliği emilim
kusuruna bağlı ise parenteral preparatlar tercih edilir. Yanıklarda, bazı deri hastalıklarında A
11
vitamini kullanılmasının mantıklı açıklaması yoktur. Hipertiroidi ve diyabet gibi sistemik
hastalıklarda A vitamini vermek değil, hastalığın kendisini tedavi etmek ve ayarlamak gerekir.
A vitamini türevi olan retinoik asit güçlü bir keratolitiktir. Yani derinin kornifiye
kısmını tahrip eder. Bu özelliğinden dolayı ekzema, psoriasis ve seborreik dermatitlerde lokal
olarak kullanılmıştır. Oldukça tahriş edicidir. Son zamanlarda ağızdan alınan sentetik bir
retinoik asit türevi ile ağır ve tedaviye dirençli psoriasislerde çok iyi sonuç alındığı
bildirilmektedir. Teratojenik olabilir. Başka yan etkileri de göz önüne alınarak deri
hastalıklarının tedavisinde son çare olarak denenmelidir.
A vitamini eksikliğinden korunma büyük ölçüde eğitime dayanır. O bölgede kolay
yetişen yeşil yapraklı bitkileri uygun şekilde yemesi halka öğretilir. A vitamini eksikliğine
bağlı körlüğün yaygın olduğu yörelerde çocuklara 6 ayda bir tek doz 200.000 ünite (60 mg),
gebelere tek doz gene aynı miktar bir kez verilebilir. Gebelerin diyetini ayarlamak daha iyidir,
çünkü fazla A vitaminin fetusa zararlı olabileceğini düşündüren gözlemler vardır (4).
7. Oral Dokulara ve Diş Gelişimine Etkisi
A vitamini dişler ve dişetleri için önemlidir. Sağlıklı doku oluşumunu destekler. Fazla
miktarda alınması toksik etkilere neden olur. Eksikliğinde; ağız mukozasında keratinizasyon,
dişeti hiperplazisi, ameloblast ve odontoblastlarda patolojik değişiklikler, dişlerin sürme
sırasında değişiklikler, alveol ve çene kemiklerinde hipokalsifikasyonlar ve dudak damak
yarığı gibi konjenital bozukluklar oluşabilir (5). Ayrıca A vitaminin lökoplaki olgularında
kanser gelişme olasılığını azalttığı belirtilmiştir (6).
A vitaminin epitel hücrelerinin diferansiyasyon olayının esas sorumlusu olduğu
kanıtlanmıştır. A vitamini eksikliğinde epitel hücrelerinin diferansiyasyonu bozulmaktadır.
Basal tabakadaki hücreler özgüllüğünü kaybederek keratin üretimiyle stratifiye skuamoz
epitel formuna dönüşmektedir. Yani basit değişikliklerden biri epitelyum hücrelerinin
12
keratinize metaplazisidir. Bu olay, trakenin müköz membranı, konjuktiva ve üreter, tükrük
bezi ve diğer bezler dahil olmak üzere vücudun her yerinde meydana gelmektedir.
Resim 1– ( A) normal fare dili, (B,C) vitamin A eksikliği olan fare dili. Dilin
müköz bezlerinde skuamoz metaplazi ve keratinöz materyalle dolu büyük bir kist
bulunmaktadır (B).
A vitamini eksikliği olan farelerin diş gelişiminde, odontolojik epitelde normal
histodiferansiyasyon ve morfodiferensiasyon farklılaşması başarısız olur ve sonuç farelerde
hücre proliferasyonunun artmasıdır. Ayrıca pulpa dokusunun epitelyal invazyonu A vitamini
eksikliğinde karakteristik bir bulgudur.
13
Resim 2 – A vitamini eksikliği olan farenin maksiler kesicisindeki
deminerilizasyonun sagittal kesitdeki mikrofotoğrafı. Not: Odontojenik epitelin
irregular invajinasyonu ve anormal dentin birikimi. (×90)
Anneleri doğumdan 5 ay önceden A vitamininden yoksun diyetle beslenen farelerde,
hem molarların hem de kesicilerin şekillerindeki deformasyon değişiklerinin oldukça şiddetli
olduğu görülmüştür. Mineyi oluşturacak hücrelerin indüklenmesinden sonra mine matriksi
oluşumu durdurulur ve kalsifikasyon başarısızlıkla meydana gelir ve mine hipoplazisi ile
sonuçlanır. Dentin de, atipik yapıdadır, normal tübüler yapısı bozuktur ve sellüler ve vasküler
bir yapı içerir.
Vitamin A eksikliğinin preerüptif fazda diş gelişiminde etkili olduğu posteruptif
dönemde çürük oluşumunda önemli olduğu belirtilmiştir. (Haris ve Navia) Buna karşı Salley
ve arkadaşları çürüklerin dental değişikliklerden değil tükrük bezlerinin fonksiyonlarında
meydana gelen değişikliklerden olduğunu ileri sürmüşlerdir.
A vitamininden eksik diyetle beslenen hayvanlarda normal hayvanlara göre diş
sürmesinin geciktiği hatta uzun süreli eksikliklerde sürme tamamen durabilmektedir. Alveoler
kemiğin formasyon oranı azalmaktadır. Gingival epitel hiperplastik olur ve uzun süren
14
eksikliklerde keratinizasyon meydana gelir. Bu doku bakteriler tarafından sarılabilir bu
yüzden periodontal hastalıklar ve mikroabseler meydana gelir. Major ve minör tükrük bezleri
tipik keratinize metapilaziye uğrar. Bu A vitamini eksikliğinde tüm epitel hücrelerinde
karakteristiktir. Açıklanan tüm değişiklikler reversibldır (7).
Resim 3– Demineralize fare kesicilerinin kesiti. A. Kontrol grubu B.Vitamin A eksikliği
olan grup. Not: Artmış labial dentinin lingualdekiyle karşılaştırılması. ( ×40)
D VİTAMİNİ
1. Yapı ve Fonksiyonu
Vitamin D steroid bir prohormondur. Başlıca hayvanlarda, fakat bitki ve mayalardada
bulunan bir grup steroid hormon tarafından temsil edilmektedir. Bunlar vücutta uğradıkları
çeşitli değişiklikler sonucunda kalsiyum ve fosfat metabolizmasında rol oynayan kalsitrol
olarak bilinen bir hormon meydana gelmesine neden olurlar (3).
15
Doğada bulunan birçok sterol morötesi (ultraviyole) ışınlarla ışınlanarak aktive edilirse
antiraşitik özellik gösteren aktif steroller elde edilebilir. Bunlarda ikisi beslenme ve tedavi
açısıdan önem taşır: D2 vitamini (ergokalsiferol ) ve D3 vitamini (kolekalsiferol )
D2 vitamini (Ergokalsiferol ):
Bitkisel kaynaklı olan ve en çok maya ve mantarlarda bulunan ergosterolün morötesi
ışınlara maruz kalması sonucu oluşur. D2 vitamini tedavide D3 vitamini gibi etkilidir. Ancak
doğada pek bulunmaz. Bitkilerde de hayvanlarda da pek rastlanmaz. Ergokalsiferol,
kolekalsiferolden 24. karbon atomunda bir metil grubu bulunması ve 22. ve 23. karbon
atomları arasında çift bağ olması ile ayrılır. Organizmaya girdikten sonra aynen
kolekalsiferole benzer tarzda karaciğerde ve böbreklerde hidroksile olur.
D3 vitamini (Kolekalsiferol ):
Hayvansal yağlarda oldukça yaygın olarak bulunan 7-dehidrokolesterolün morötesi
ışınlara maruz kalması ile oluşan doğal bir D vitaminidir ve depolanabilir ancak büyük bir
kısmı karaciğere gider. Ayrıca bağırsaklarda, kemiklerde, kaslarda ve böbreklerde de
depolanır (4).
Besinlerle alınan D vitamini duedonum ve jejenumdan lumendeki lipidlerle birlikte,
lenfatik kanallar yoluyla dolaşıma geçer. Alfa-2 globuline bağlanarak karaciğere gelir.
Karaciğerde depolandıktan sonra birçok aktif şekillere çevrilir. Önce hepati mikrosomlarda
bulunan 25-hidroksilaz, kolekalsiferolü, 25-hidroksikolekalsiferole çevirir. (25-HCC veya 25OH D3). Bu madde “kalsidiol” olarak da bilinir. Kalsidiol yine alfa- 2 globuline bağlanarak
kan yoluyla böbreğe gelir. Böbreklerde tübüler epiteldeki mitokondriyal enzimlerin etkisiyle
1,25 DHCC’e, bir bölümü de 24,25 DHCC’e çevrilir. Gerek 25-DHCC, gerekse 24, 25DHCC, D vitamini aktivitesi gösteren maddelerdir. Ancak vitamini en aktif şekli 1,25DHCC’dir. Bu madde “kalsitriol” olarak da bilinir. D vitamininin bu aktif şekli bugün bir
hormon olarak kabul edilmektedir.
16
Kalsitriol sentezi serum Ca ve P düzeylerine bağlı olarak feedback mekanizması ile
düzenlenir. Ca ve P homeostazında böbreklerin,
karaciğerin ve bağırsakların normal
fonksiyon görmeleri yanında; parathormon, kalsitonin salgılarının normal ve diyetle alınan
Ca, P iyonlarının ve D vitamininin yeterli olması rol oynar (3).
1,25(OH)2D’ün genel fonksiyonları şunlardır:
 1,25(OH)2D duodenumdan Ca absorbsiyonu arttırmaktadır.
 1,25(OH)2D, ileumdan P absorbsiyonu arttırmaktadır. D vitamini olmadığında diyetten
kalsiyumun %10-15’i, fosforun %60’ı emilebilmektedir. Vitamin D reseptör aktivasyonu
olduğunda ise kalsiyum emilimi %30-40, fosfor emilimi ise %80 oranında artmaktadır.
 1,25(OH)2D, böbrekten kalsiyum kaybını azaltmaktadır.
 1,25(OH)2D, kemik rezorbsiyonunu arttırmaktadır.
 1,25(OH)2D, paratiroid glandlardan PTH sentezini ve salınımını azaltmaktadır.
 1,25(OH)2D, 200’den fazla geni kontrol etmektedir. Bu genler hücre proliferasyonu,
diferansiasyonu, apoptozis ve anjiogenezisi üzerine odaklanmaktadır.
 1,25(OH)2D, iyi bir immunomodülatördür. Serum 25(OH)D düzeyi >30mg/ml olduğunda
1,25(OH)2D yapımı artmaktadır. 1,25(OH)2D nukleusa giderek kathelisidin salınımını
arttırmakta, kathelisidin ise T lenfositleri aktifleyerek sitokin salınımı ve B lenfositleri
aktifleyerek Ig sentezini arttırmaktadır.
 1,25(OH)2D, insülin yapımını arttırmaktadır.
 1,25(OH)2D, renin sentezini azaltmaktadır.
 1,25(OH)2D, myokardial kontraktiliteyi arttırmaktadır (8).
2. Vitamin Kaynakları
Doğadaki besinlerin çok azı D vitamini içerir. Bunlar arasında yumurta sarısı, süt ve
tereyağı vardır. Hayvanların karaciğerlerinde de D vitamini vardır. D vitamininden en zengin
17
doğal kaynak morina balığı karaciğeridir. Bunun gibi kalkan ve köpek balığı karaciğerleri de
D vitamininden zengindir. Sadece bitkisel besinlerle beslenen vejetaryenler D vitamini
alamaz. D vitamini ticarette margarinlere ve bebekler için hazırlanan süt tozlarına
eklenmektedir.
D vitaminin esas kaynağı güneştir. Birçok insan çok az D vitamini alır. Ama dışarıdan
aldıkları 7-dehidroksikolesterolü de dışarıdan almaya muhtaç değildir, kendi de sentez
edebilir. Demek oluyor ki yeterli güneş ışığı oldukça D vitamini eksikliği oluşmaz. Deride
pigment ne kadar çoksa yani kişi ne kadar esmerse ya da kara derili ise güneş ışığının etkisi o
kadar az olur. Derideki fazla pigment güneş ışığının zararlı etkilerinden korur. Bol güneşe
maruz kalındığı için insanlar yeteri miktar D vitamini sentez ederler. Koyu tenli kimseler
güneş ışığının az olduğu ve insanların soğuk nedeniyle daha kapalı gezdiği Kuzey ülkelerine
göçtüğü zaman kolaylıkla D vitamini eksikliği gelişir.
Eğer anne yeteri kadar D vitamini alıyor veya güneşe maruz kalıyorsa sütünde bebeğini
raşitizmden korumaya yetecek kadar D vitamini bulunur. İnek sütü bu gereksinmeyi
karşılayamaz. Ancak ticarette bebekler için hazırlanan süt tozlarına D vitamini katılmıştır ve
bu bakımdan anne sütünden daha iyi raşitizme karşı korur.
D vitamini ısıya dayanıklıdır. Mutad kaynatmalarla aktivitesini yitirmez.
3. D Vitamini Eksikliği
D vitamini eksikliğinde ilk etkilenen sistem kemiklerdir. Uzun kemiklerin büyümesi
normalde epifiz ile diafizin birleştiği yerdeki epifiz kıkırdağı şeridinde olur. Bu şeridin epifize
bakan tarafında sürekli olarak yeni kıkırdak oluşur. Diafize bakan yüzdeki kıkırdak ise
dejenere olur. Buraya kapillerler ilerler, osteoblastik hücreler belirir. Bu doku artık osteoid
dokudur ve kemik haline gelebilmesi için üzerine kalsiyum oturması gerekir. D vitamini
eksikliğinde ise buraya kalsiyum oturamaz veya pek az oturur. Bunun nedeni başlıca
18
barsaktan kalsiyum emilememesi olmakla birlikte; D vitaminin kemik dokusuna doğrudan
etkisinin yokluğu ve D vitamini eksikliğinde kan kalsiyum düzeyinin düşme eğilimine cevap
olarak oluşan sekonder hiperparatiroidizm de dikkate alınmalıdır. Epifiz ile diafiz arasındaki
şerit genişler, osteoid doku ve kıkırdak dokusu artar, kemiğin kireci ise azalır. Kemiklerin
enine doğru büyümesi de bozulur. Kemiğin dış yüzünü örten periost zarının altındaki
kemikleşme durur. Burada da kıkırdak dokusu ve osteoid doku artar. D vitamini eksikliğinde
kanda kalsiyum ve fosfor düzeyleri düşer. Kalevi fosfataz enziminin düzeyi yükselir. D
vitamini eksikliğinde raşitizm ve osteomalasi denen tablolar oluşur.
Raşitizm: D vitamini eksikliğinin çocuklarda yarattığı tablodur.
Kemiklerle ilgili en erken klinik belirti «kraniotabes» dir. Kafatasında kemikleşmemiş
yuvarlak alanlar oluşur, bu alanlara parmakla bastırılırsa çıtırtılı bir çökme hissi alınır. Başka
bir erken belirti de epifizlerin genişlemesi ile ilgilidir. Radius kemiğinin alt ucundaki epifiz
genişler ve bu genişleme bilekte farkedilir. Kemik kaburgalar ile kıkırdak kaburgaların
birleşme yerlerindeki genişlemeler göğüste iki sıra zincir halinde gözle ve elle farkedilir, buna
raşitizm teşbisi adı verilir. Bu belirti ve kraniotabes, raşitizm bir yaşından önce başlamışsa
ortaya çıkar. Daha geç yaşlarda, örneğin bir buçuk yaşından sonra başlayan raşitizmde frontal
ve parietal kafa kemiklerin «bossing»i, ön bıngıldağın kapanmasının gecikmesi, göğüs
kafesinin yassılması, daralması, kuş göğsü tarzında sternumun öne fırlaması dikkati çeker.
Göğüs kafesinde önden koltuk altına doğru uzanan oluklar ağır vakalarda görülür (Harrison
olukları). Bunlar, raşitik kaburgaların, boğmaca ya da diğer solunum yolu enfeksiyonlarına
bağlı öksürüklerle zorlanması sonucu gelişir.
Raşitizmli çocuk huzursuzdur, başı fazla terler, kasları gevşektir. Kas tonusunun
azalması yüzünden çocuk anormal durumlar alabilir ve bu durumu koruyabilir (akrobat
raşitizmliler). Karın kasları da gevşek olduğu için karın öne doğru şişkin görünür. Diş çıkışı
gecikir, emekleme, ayakta durma ve yürüme de gecikmiştir. İshal kolaylıkla oluşur.
19
Çocuk ayağa kalkıp yürümeye başladığı zaman raşitik ise, femur başları tibia başları
genişlerken, bacaklar çengel gibi kıvrılır. Şişkin dizler ve çengel gibi kıvrılmış bacaklar tipik
bir görünüm verir. D vitamini eksikliği üç yaşı civarında da sürüyorsa, omurga deformiteleri
belirir, önce kifoz sonra belde lordoz gelişir. Pelviste şekil bozukluklarının oluşması ileride
doğumu zorlaştırabilir.
Kanda kalsiyum düzeyinin düşmesi bazen fazla olur ve tetani denen tablo oluşabilir:
ellerde ve ayaklarda spazm ile birlikte, gırtlaktaki ses tellerinde de nöbetler halinde spazm
olabilir. Gırtlak spazmı sırasında bebek ya da çocuk yüksek frekanslı ince tiz bir ses çıkarır.
Bazen bu nöbetler tam bir sara nöbeti tarzında da olabilir.
Uzun süre epilepsi için fenobarbiton veya fenitoin grubu ilaçlarla tedavi gören
çocuklarda raşitizm, erişkinlerde ise osteomalasi oluşabilir. Çünkü bu ilaçlar karaciğer
hücrelerinde mikrozom enzimlerini arttırır, bu enzimler de D vitaminini inaktif
metabolitlerine çevirir. Bu kimselerin D vitamini gereksinmeleri artar.
Tanı: Tam gelişmiş vakada, özellikle o ülkede raşitizm sık ise tanı çok kolaydır. Bebeğin ya da çocuğun beslenme hikâyesine dikkat etmek gerekir. Zamanı geldiği halde
oturmakta, ayakta durmakta güçlük çeken, gevşek, diş çıkarması geciken bebekte raşitizm
akla gelmeli ve iyi bir beslenme ve günlük yaşam hikâyesi alınmalı, gerekli vakalarda kanda
kalsiyum, fosfor, kalevi fosfataz tayinleri yapılıp kemiklerin röntgen filmi alınarak tanı
kesinleştirilmelidir.
Tanıda en faydalı röntgen filmi bileğin filmidir. Bu filmde epifiz şeridinin iyice
kalınlaştığı, eklemin dış kenarlarının vuzuhlaştığı ve bulanık bir hal aldığı görülebilir.
Raşitizmin sık olmadığı ülkelerde kemik lezyonları, osteogenesis imperfecta, akondroplazi
gibi hastalıklardan ayırmak için deney sahibi bir radyologun fikrini almak gerekir.
Raşitizm tedavi edilmezse enfeksiyonlarla, özellikle solunum yolu enfeksiyonları ile
hasta yitirilebilir. Bu artmış enfeksiyon riski dışında hastalık genellikle öldürücü değildir.
20
Çocuğun yaşı ilerledikçe iskelet değişiklikleri kendi kendine düzelebilir. Ağır vakalarda
iskelet değişiklikleri kalıcıdır.
Osteomalasi: D vitamini eksikliği erişkinde olursa osteomalasi denen tablo oluşur.
Genellikle doğurma çağındaki kadınlarda görülmektedir. Çocukluğunda ve ergenliğinde D
vitamini eksikliğinin sınırında yaşayan kadınlar bir kaç doğurma emzirme döneminden sonra
osteomalasiye tutulabilmektedir. Halen, Kuzey Hindistan ve Pakistan'da oldukça yaygındır.
Osteomalasi, yağ emiliminin bozulduğu sindirim sistemi hastalıklarında ve D vitamini
ve kalsiyum fosfor metabolizmasının bozulduğu böbrek hastalıklarında da sıklıkla görülür.
İlk ve önemli klinik belirtisi bel, kalça ve bacak ağrılarıdır. Kas gücü azalır. Merdiven
çıkmakta ve çömeldiği yerden kalkmakta belirgin bir güçlük vardır. Paytak yürüme çok
dikkati çekicidir. Tetani seyrek olarak görülebilir.
Röntgen filmlerinde kemiğin kirecinin azaldığı, simetrik saydam çizgilerin oluştuğu
dikkati çeker. Bu çizgilere «Looser bölgeleri» veya «Milkman'ın yalancı kırıkları» denir.
Skapulaların iç kenarlarında, publisin kollarında, kostalarda, femurun üst bölgelerinde içe
bakan kortekste görülür. Bu yalancı kırıkların görülmesi osteomalasi tanısında kolaylık sağlar.
Raşitizmde olduğu gibi kanda kalsiyum ve fosfor düzeyi düşük, kalevi fosfataz düzeyi
yüksektir. Bu biyokimyasal bulgular erken ve hafif vakalarda tam belirmemiş olabilir.
4. D Vitamini Fazlalığı
D vitamini fazlalığı önemli zararlı sonuçlar doğurur. Uzun süre alınırsa günde 50
mikrogram (2000 ünite) dozlar bile toksik etki gösterir. Daha önce D vitamini depoları dolu
olan kimse, yüksek dozda bir depo D vitamini preparatı alırsa bu fazla gelebilir. D vitamini
fazlalığında kanda kalsiyum düzeyi yükselir ve zararlı etkileri buna bağlı olarak gelişir. İlk
belirtiler: İştahsızlık, bulantı, kusma ve idrarın çoğalması (poliüri), susama hissinin
artmasıdır. Kabızlık tipiktir, ancak kabızlık sırasında zaman zaman ishal nöbetleri olabilir.
21
Hiperkalsemi 12 mg/dl’yi aşabilir ve bilinç bozulabilir. D vitamini fazlalığına bağlı
hiperkalsemide yumuşak dokulara kireç oturması eğilimi vardır (metastatik kalsifikasyon).
Böbrek tubuslarına kalsiyum oturur (nefrokalsinoz). Damarlara, kalbe, akciğere de oturabilir.
Bu kalsiyum oturmaları öldürücü olabilir. Tedavide ağızdan ve parenteral bol sıvı vermek, D
vitaminini hemen kesmek, sonra da D vitamini vermek gerekiyorsa buna uygun dozlarda
vermek gerekir. Ciddi vakalarda glukokortikoitler çabuk sonuç almaya yardım edebilir.
5. Günlük Gereksinme
Günlük alınması gereken D vitamini miktarı kişinin maruz kaldığı güneş ışığı miktarına
göre çok değişir. Tropik bölgelerde bol güneş görerek yaşayan çocuklarda, diyetleri hemen
hemen hiç D vitamini içermediği halde, raşitizm görülmemektedir. Kuzey ülkelerinde
yaşayanlarda ya da tropik bölgede yaşadığı halde yaşam tarzı nedeniyle güneşe yeterli maruz
kalmayanlarda, çocuklar için günde 10 mikrogram, büyük çocuklar ve yetişkinler için günde
2,5 mikrogram (100 IU) D vitamini dışarıdan almak gerekir. D vitamininin sınırda
eksikliklerinde, kemiklerde bir hastalık ortaya çıkmadan, kalın barsak kanserlerine yatkınlığın
arttığı bildirilmiştir (4).
6. Tedavide Kullanılması
Raşitizmin tedavisinde günde 1000 - 5000 IU (25-125 mikrogram) D vitamini verilmesi
uygundur. Bu uygulama belirtiler silininceye kadar devam edilir. D vitamininin fazlası toksik
olduğundan çocuk yakından izlenmeli veya aileye D vitamini zehirlenmesinin belirtileri
öğretilmelidir.
Film normalleşince ve kalevi fosfataz düzeyi normale inince tedavi dozundan korunma
dozuna inilir. 300.000 ünite D vitamini, depo olarak, ağızdan ve kalçadan tek doz vermek çok
öğütlenecek bir yöntem değildir, çünkü D vitamini zehirlenmesi bu şekilde daha sıktır. Ancak
22
kitle halinde tedaviler veya korumalar gerekiyorsa (kıtlık, savaş, doğal afetler gibi) bu yöntem
uygulanabilir. Tedavide, D vitamini yanında kalsiyum alınması da sağlanmalıdır. Bebekler ve
çocuklar için en iyi kalsiyum kaynağı süttür. Raşitik bir çocuk her gün en az yarım litre süt
içmelidir. Ağır vakalarda ağızdan kalsiyum laktat veya diğer kalsiyum preparatları verilebilir.
D vitaminine dirençli denen raşitizm vakaları genellikle böbrek hastalarıdır. Burada ya
tubuluslardan fosfor emilmesinde bir bozukluk (Fanconi tubulopatisi gibi) ve/veya böbrekte D
vitamininin aktif şekle dönüşmesinde yetersizlik vardır. Bu durumlarda ya yüksek doz D
vitamini ve kalsiyum (günde 3 tablet Calcium Sandoz Forte Effervescent ve 3-5 mg yani
120.000 - 200.000 ünite D vitamini) verilir veya D vitamininin asıl aktif şekli (1,25 dihidroksi D vitamini) veya bunun analogları (1 - alfa hidroksi D vitamini) gibi kullanılır.
Hipoparatiroidiye bağlı hipokalsemilerde de tedavi amacıyla D vitamini kullanılır. Bu
amaçla da 1, 25 - dihidroksi D vitamininden daha iyi sonuç alınabilir. Böbrek hastalığına
bağlı renal osteodistrofilerde özellikle 1,25-dihidroksi D vitamini kullanarak daha iyi sonuç
alınabilir.
Osteomalasi tedavisinde kullanılan D vitamini dozları, raşitizm tedavisinde kullanılan
dozların aynısıdır. Eğer emilim bozukluğu varsa (malabsorbsiyon sendromu) ya ilacı
parenteral vermeli ya da ağızdan günde 50.000 ünite gibi yüksek dozlar kullanılmalıdır. Ayrıca osteomalasi vakalarında günde 1 - 2 g kalsiyum laktat verilir. Tedaviye klinik belirtiler
silininceye ve kanda kalevi fosfataz düzeyi normale ininceye kadar devam edilir, sonra
korunma önlemleri alınır.
Raşitizm ve osteomalasiden korunmada güneş ışığından yeterli yararlanma birinci
derecede önem taşır. Bu eğitimle sağlanamıyorsa koruyucu dozda D vitamini almaya
alıştırılmalıdır. Vitaminli margarinleri kullanmak bu açıdan faydalı olabilir. Bebeklerde, süt
tozu ile besleniyorsa ve bu süt tozuna D vitamini katılmışsa, günlük aldığı D vitamini
hesaplanır ve genellikle bu D vitamini raşitizmden korunmaya yeterlidir. Daha büyük
23
çocuklar, yeterli güneş ışığına maruz kalmıyorsa kış aylarında bir çay kaşığı balık yağı
almalıdır. Tadı dolayısıyla çocuk reddediyorsa bir D vitamini preparatı verilebilir. Ilıman
iklimlerde yaşayan çocuklarda (ülkemiz gibi) ilk dört yaş bitene kadar kış aylarında günde
400 ünite (10 mikro-gram) vermek faydalıdır (4).
7. Oral Dokulara ve Diş Gelişimine Etkisi
Sağlıklı dişler ve kemikler için gereklidir. Eksikliğinde kafa hacmi artar,fondeelin
kapanması gecikir,; damak kubbesi derinleşir, mandibula açısı genişler, mandibula korpusu
eğilir (5).
Raşitizmde; dentin ve minenin anormal gelişimi sonucu dişlerde defektler, gecikmiş diş
sürmesi, dişlerin çenelerde uyumsuz dizilimi görülmektedir (7). Mine tabakası nokta ve çizgi
şeklinde girintilerle düzensizlik gösteri (3). Hipofostamik raşitizm, dişlerde ve destek
dokularda belirgin sonuçlara neden olur. Tipik olarak, hipokalsifiye dentinin yaygın globuler
formasyonu ve pulpa boynuzu bölgesinde meydana gelmiş tubuler defektler görülür. Bu pulpa
boynuzları mine dentin sınırına kadar uzamıştır. Röntgenlerde daha belirgin şekilde
görülebilmektedir.
Bu
defektlerin
sebebi,
tubuler
matriksi
yıktığı
kanıtlanamayan
mikroorganizmaların pulpaya invazyonudur. Ayrıca, süt ve daimi dişlerde periapikal
lezyonlar meydana gelir ve bunları takiben multipl gingival fistüller oluşur. Röntgende
anormal sement ve kemik yapısına bağlı olarak lamina dura ya yoktur ya da çok az
görülmektedir (7).
24
Resim 4 – 8 yaşındaki hipofostatamik
raşitizm hastasında süt ikinci molar dişin
kesitinin mikrofotoğrafında
deminerilazyon sahası
Not: Nekrotik ve geniş çaptaki
interglobuler dentin ile birlikte pulpa
odasına doğru uzanan tubuler defekt
görülmektedir.
Resim 5 – 13 yaşındaki raşitizm
hastasındaki mine hipoplazisi görüntüsü
K VİTAMİNİ
1. Yapı ve Fonksiyonu
K vitamini naftokinondur ve doğada iki biçimde bulunur. K1 vitamini bitkilerde
bulunur, filokinon ve fitomenadion (phyloquinone veya phytomenadione) adları ile adlandırılır. K2 vitamini ise bir grup menakinonlardır ki (menaquinones) bakteriler tarafından üretilir.
Yan zincirleri farklı uzunlukta birçok menakinon vardır (Şekil 2).
25
Menakinon –n (menaquinone –n) K2 vitamini
Şekil 2 - K vitaminin Kimyasal Yapı Örnekleri
K vitamini yağda eriyen bir vitamin olduğundan emilmesi için safra ve pankreas
özsuyuna gereksinme vardır. Yağ sindirimi veya emiliminin bozulduğu malabsorpsiyon
sendromlannda K vitamini emilmesi bozulur. K vitamini kana şilomikronlarla girer ve
karaciğere gelir. K vitamini karaciğerde bazı pıhtılaşma faktörlerinin yapımını sağlar. K
vitamini yardımı ile yapılan pıhtılaşma faktörleri: 1) II. faktör veya protrombin, 2)
VII. faktör, 3) IX. faktör'dür. K vitamini eksikliğinde protrombin zamanı ve yukarıda
sayılan faktörlerin eksikliğine bağlı olarak kanamaya eğilim belirir.
2.Vitamin Kaynakları
K vitamini iki kaynaktan sağlanmaktadır: 1) K, vitamini besinlerden ve özellikle
yeşil sebze ve tahıllardan alınabilir (Tablo 4). 2) K, grubu vitaminler kalın
barsaklarda bakteriler tarafından üretilmektedir. Antibiyotik almakta olduğu için
kalın barsakta bakteri florası bozulmuş kimselerde K vitamini alımı da yeterli değilse
K vitamini eksikliği oluşabilir. Kalın barsakta oluşan K vitamininin kalın
barsaklardan nasıl emildiği belli değildir. Bu araştırılmaya değer bir konudur.
26
Tablo 5. Bazı Besinlerdeki K Vitamini Miktarları
Besin
K Vitamini (μg/100g)
İnek sütü
Peynir
3
35
Tereyağı
35
Yumurta
10
Sığır eti
7
Karaciğer
90
Ayçiçeği yağı ve mısır
0
Sığır eti yağı
15
Prinç
0
Mısır
5
Buğday
15
Ekmek
4
Sebzeler
15-600
Muz
2
Portakal
1
Şeftali
8
Çilek
0
Kahve
38
Çay(normal,siyah)
0
Yeşilçay
700
3. K vitamini Eksikliği
Sırf besinsel alım yetersizliği dolayısıyla K vitamini eksikliği oluşması
seyrektir. Yeni doğanlarda barsaklar steril olduğu için ve ilk besinler de steril
olduğundan K vitamini eksikliği gelişebilir. Anne sütü K vitamininden yoksundur.
İnek sütü ise bu bakımdan zengindir. Genellikle bebeklerdeki K vitamini eksikliği
zamanla, bakteri florası oluştukça düzelir. Zaten ilk günlerde bol K vitamini olsa bile
karaciğerde K vitamini yardımı ile pıhtılaşma faktörlerini yapan mekanizma tam
işlerliğe kavuşmuş değildir.
27
K vitamini eksikliği genellikle safra yolları tıkanmış olanlarda (tıkanma
sarılığı), çölyak hastalığı gibi malabsorbsiyon sendromlarında, barsak florasını
bozacak şekilde geniş spektrumlu antibiyotik alanlarda, tedavi amacıyla K vitamini
antagonisti alanlarda görülür. Karaciğer yetersizliği olanlarda K vitamini eksikliği
bulunmasa dahi pıhtılaşma faktörlerini yapımının yetersiz olabileceğini ve K
vitamini vermekle bu yetersizliğin belki kısmen düzeltilebileceğini unutmamak
gerekir.
Tanı: K vitamini eksikliğine bağlı kanama en erken kendini idrarda belli eder.
İdrar santrifuj edildikten sonra sedimentin mikroskobik muayenesinde eritrositler
görülür ve idrarda kanama idrarın rengini değiştirecek kadar belirgin olabilir.
Bundan sonra deri ve deri altı kanamaları ve iç organ kanamaları görülebilir. K
vitamini eksikliğinin tanısı, böyle bir eksikliğe yol açacak bir nedenin bulunması,
protrombin zamanının uzamış olması ve K vitamini tedavisinden sonra protrombin
zamanının normale dönmesi ile konur.
4. K Vitamini Fazlalığı
K vitaminin fazla verilmesi ile aşırı bir kan pıhtılaşması ve tromboza eğilim
oluştuğu bildirilmemiştir. Fazla K vitamini, bulantı ve bazen kusma yapabilir. Çok
fazla K vitamininin karaciğer fonksiyonlarını bozma olasılığı vardır. Eritrositlerde
glikoz-6-fosfat dehidrogenaz eksikliğinde, birçok başka ilaç ve maddeler gibi, fazla
K vitamin de hemolize yol açabilir. Doğum sırasında anneye veya doğumdan sonra
bebeğe yapılacak yüksek doz K vitamini yenidoğan sarılığını ağırlaştırabilir.
Emniyetli olmak için erişkinde günde 10 mg’dan fazla K vitamini, ciddi durumlar
dışında kullanılmamalıdır (4).
28
5. Günlük Gereksinme
K vitamini vücutta önemli miktarlarda depolanmaz. Günlük gereksinim miktarı
Tablo 5 de verilmiştir (9).
Tablo 6. K Vitamini Günlük Gereksinim Miktarı
K Vitamini (μg/gün)
120
90
90
90
Erkekler(+19)
Kadınlar(+19)
Hamilelerde
Süt veren kadınlarda
6. Tedavide Kullanılması
a) Yenidoğanın kanama yatkınlığında: 1000 yenidoğanın birinde yaşamın 2-5.
günleri arasında kanama görülür. Bu kanamaların önemli bir kısmı doğum travmalarına
ve bebeğin kanı durdurma (hemostaz) mekanizmalarının iyi gelişmemiş olmasına
bağlanmaktadır. Her yeni doğan bebeğe K vitamini yapıp yapmama yöntemi
tartışmalıdır. Gelişmiş ülkelerde her yenidoğana K vitamini yapmak genellikle
gereksiz görülmekte, ancak travmalı doğumlarda ve kanama belirtileri gösteren
bebeklere yapılmaktadır. Bebeğin iyi izlenebileceğinden şüphe varsa doğum
sırasında anneye ve doğumdan sonra bebeğe koruyucu olarak K vitamini yapılabilir.
Bebeğe yapılıyorsa 1 mg kas içine K vitamini yeterlidir.
b) Safra yolları tıkanmaları ve malabsorbsiyon sendromunda: Safra yolları
tıkanmalarında, kronik pankreatit ve pankreas tümörü nedeniyle pankreas öz suyunu
barsağa yeterli akmadığı hallerde ve çölyak hastalığı gibi barsak emilim kusurlarında
belirgin olarak K vitamini eksikliği belirir. Böyle hastalar özellikle cerrahiye
verileceği zaman mutlak K vitamini ile tedavi edilmelidir. Ameliyattan önce en az üç
gün süre ile günde 10-20 mg K 2 vitamini preparatı verilmelidir. Bu tedaviye rağmen
protrombin zamanı normale gelmiyorsa karaciğerde ciddi bir hasar olduğundan şüphe
29
edilmeli,
ameliyat
sırasında
taze
kan
veya
konsantre
pıhtılaşma
faktörleri
kullanılmalıdır.
c)Ağızdan antikoagülan tedavi sırasında: Dikumarol grubu ilaçlarla tedavi
sırasında, yukarıda belirttiğimiz nedenlerle ciddi bir kanama ya da kanam tehdidi
oluştuğunda hemen K vitamini vermek gerekir. Durum ciddi ise suda eriyen K 2
vitamini analogu damardan 10-20 mg verilebilir. Ve bu doz sekiz saat sonra
tekrarlanır. Hafif vakalarda oral antikoagülan kesilir ve gerekirse ağızdan K 2 vitamini
verilebilir (4).
7. Oral Dokulara ve Diş Gelişimine Etkisi
K vitamini koagülasyon vitamini olarak da adlandırılmaktadır. Oral dokularda etkisi
eksikliğinde ortaya çıkmaktadır. K vitamini eksikliğinin en yaygın oral belirtisi dişeti
kanamasıdır. Protrombin seviyesi yüzde 35’in altına indiği zaman diş fırçalamayla, yüzde
20’nin altına indiği zaman da spontan olarak kanama meydana gelebilir (10).
E VİTAMİNİ (TOKOFEROLLER)
1. Yapı ve Fonksiyonu
E vitamini aktivitesi gösteren 8 tokoferol ve tokotrienol (tocopherol, tocotrienol) vardır
(Şekil 3). Tokoferol kelimesi Yunanca tokos : doğurma ve phero: taşımak, gebe olmak
anlamlarına gelen sözcüklerden kurulmuştur. Alfa - tokoferol, tokoferciler içinde en aktif
olanıdır. Isıya dayanıklıdır. Derin dondurucuda dondurmak ve yağda kızartmak E vitaminini
önemli ölçüde tahrip edebilir. En önemli kimyasal özelliklerinden biri oksidasyonları
engellemesidir.
30
Şekil 3 – E Vitamininin Genel Formülü
E vitamini, yağda eriyen vitaminlerdendir. Yağda kolaylıkla eridiği için hücre
zarlarında oldukça bol miktarlarda bulunur. E vitamininin önemli bir kimyasal özelliğinin
oksitlenmeyi önlemesi yani antioksidan olmasıdır. Hücre zarlarında (membranlarda),
hücre içindeki organellerin zarlarında oksitlenmeyi önler ve hücreyi oksitlendirici
süperoksitlerin (O2) , çoklu doymamış yağ asitlerini okside ederek onları enzimatik olmayan
bir yoldan harap etmesini durdurur. Hücrede yağların oksidatif bozulması ile ortaya çıkan
ürünler boyalı maddelerdir. Hücrelerde yaşlılık ya da yıpranma ile ortaya çıkan yaşlılık
pigmenti yani yıpranma pigmenti böyle bir oluşumdur. E vitamininden yoksun bırakılan
hayvanlarda bu pigmentler artar ve erken yaşlarda belirir. Bu bakımdan son zamanlarda bu
vitamine yaşlanmayı, yıpranmayı ve dejeneratif süreçleri önleyici bir vitamin gibi bakılmak
istenmektedir.
31
2. Vitamin Kaynakları
En önemli kaynak bitkisel yağlar yani tohum yağlarıdır. Margarin bu bakımdan iyi bir
kaynaktır. Bir miktar yumurtada da bulunur. Tahıl unlarında da bulunur. Et ve meyvede azdır.
Ortalama bir diyetle günde 5-10 mg E vitamini alınmaktadır.
Tablo 7. Bazı Besinlerde Alfa Tokoferol Miktarı
E vitamini
mg/100 g yağ
Yiyecek
Tereyağı
Margarin
Sıvı yağlar
Tavuk
Yumurta
Koyun. sığır
Fasulye
Tahıl
Meyve, sebze
1.6
10.2
50
1.6
10.7
1.7
9
45
90
3. E Vitamini Eksikliği
Doğada ve besinlerde oldukça yaygın bulunduğu için insanlarda eksikliği seyrek olarak
gösterilmiştir. Prematüre doğan bebeklerde E vitamini eksikliğine bağlı hemolitik anemi
kesin olarak gösterilmiştir. Bunun dışında yağ emiliminin bozulduğu durumlarda E vitamini
eksikliğine bağlı olarak eritrositlerinin yaşam sürelerinin hidrojen peroksit gibi oksidan
maddelere aşırı duyarlı olduğu anlaşılmıştır. Plazma normal E vitamini düzeyi 5-10
mikrogram/dl’dir. Gönüllülerde özel diyetlerle E vitamini eksikliği yaratıp plazma
düzeyini düşürebilmek E vitamini eksik diyete bir yılı aşkın bir süre devam etmek
gerekmiştir.
32
4. E Vitamini Fazlalığı
E vitamini fazlalığının zararlı olduğuna dair açık bir bulgu bildirilmemiş olmakla
birlikte, bazen barsak kramplarına yol açabileceği ve bazı kimselerde hipertansiyon
gelişebileceği tarzında gözlemler vardır (4).
5.Günlük Gereksinme
Tablo 6. E vitamini Günlük Gereksinim Miktarı (11)
E Vitamini (gün)
Erkekler(+19)
15mg (22 IU)
Kadınlar(+19)
15mg (22 IU)
Hamilelerde
15mg (22 IU)
Süt veren kadınlarda
19mg (28 IU)
6. Tedavide Kullanılması
Prematüre bebeklerde hemolitik anemiyi düzeltmek için kullanılması en açık
kullanım alanıdır. Kistik pankreas fibrozu olan çocuklarda E vitamini vermek
faydalıdır ve en azından bu hastalıktaki kas zaafını önler. Yenidoğanın solunum
sıkıntısı sendromunda bronkopülmoner displazi gelişimi önemli bir komplikasyondur
ve
E
vitamini
verilmesinin
oldukça
iyi
geldiği
belirtilmektedir.
Kalıtsal
abetalipoproteinemili hastalarda görülen retinitis pigmentosa durumu, myopati ve
serebellar kusurlar E vitamini verilmesinden yararlanır. Bu hastalara A vitamini de
vermek gerekir. Orak hücreli anemide E vitamininin oraklaşma oranını azalttığı ve
hastalığın prognozunu önemli ölçüde düzelttiği açıkça gösterilmiştir. Akdeniz tipi
33
glukoz -6- fosfat dehidrogenaz eksikliği sürekli kronik hafif hemoliz ve zaman zaman,
özellikle oksidan maddelere maruz kalınca, ortaya çıkan ağır hemoliz krizleri ile
seyreder. Bu haftalara günde 800 IU E vitamini vermekle üç ay içinde hemolizin
azaldığı ve eritrositlerin yasam sürelerinin uzadığı gösterilmiştir. Bir yıllık bir tedavi
ise hastaların kansızlıklarını önemli ölçüde gidermiş ve hastaların krizleri hafif
atlatmalarını sağlamıştır. Prematüre bebeklerin önemli bir komplikasyonu olan
retrolental fibroplaziden korunmada E vitamininin önemli rolü olduğu ve 1500
gramın altında olan bebeklere günde kg başına 100 mg E vitamini vermenin faydalı
olduğu, retrolental flbroplazi gelişse bile derecesinin bu şekilde daha hafif olduğu açıkça
bildirilmiştir
Yaşlanmayı,
hiç
olmazsa
kısmen,
kozmik
ışınlardan,
çevre
kirlerinden,
enfeksiyonlardan veya peroksidatif olayların kalıntılarından kaynaklanan serbest köklerin
hücrelere verdiği zararların birikimine bağlamak isteyenler vardır. E vitamini bu serbest
köklere karşı korur (serbest kök denince eşleşmemiş bir elektronu olan kökler anlaşılır).
Şüphesiz serbest köklerin faydalı etkileri de vardır, özellikle nötrofil lökositlerin fagositoz
yapabilmesi ve iltihap belirtilerinin oluşması serbest kökler sayesinde mümkün olur. Ama
serbest kökler, süperoksit kökler kontrolsüz kalınca hücre bütünlüğünü bozar. Bunları göz
önüne alarak bol E vitamini alıp yaşlılığa gidişi yavaşlatmaya çalışanlar vardır. Bunları haklı
gösterecek bir kanıt yoktur. Çinko, selenyum, bakır ve B2 vitamini de antioksidan etki
gösterir, buna karşılık C vitamini ve demir serbest köklerin oluşmasını arttırır. Ancak C
vitamini ve demir de bu yolla enfeksiyonlarla mücadeleyi kolaylaştırır. C vitamininin etkisi
iki yönlü olabilir, antioksidan etkisi de mevcuttur.
E vitamini şeker hastalığında dejeneratif değişiklikleri önlemek, sporcuların
performansını arttırmak, itiyadi düşükleri tedavi etmek, erkek kısırlığını düzeltmek, prostat
büyümelerini kontrol altında tutmak, katarakt oluşmasını önlemek, bazı deri hastalıklarını
34
hatta kollajen doku hastalıklarını tedavi etmek, progresif muskuler distrofiyi durdurmak
amaçları ile kullanılmıştır. Bunların mantıklı açıklaması yoktur ve bir faydası da görülmemiştir.
Uzun süreli parenteral beslenmelerde (parenteral hiperalimantasyon) E vitamini
unutulmamalıdır ve beslemede ne kadar yüksek oranda çoklu doymamış yağ asidi içeren
yağlar kullanılırsa E vitaminine gereksinmenin o kadar arttığına dikkat edilmelidir (4).
7. Oral Dokular ve Diş Gelişimi Üzerine Etkisi
E vitamini eksikliğinde süt dişlerinin sürme ve düşme zamanları gecikmekte, dişlerde
durum, hacim ve şekil bozuklukları oluşmaktadır (5).
Irving farelerle yaptığı çalışmalarda E vitamini eksikliğinde minede pigment kaybı ve
atrofi gibi dejeneratif değişiklikler tanımlamıştır (10).
2. SUDA ERİYEN VİTAMİNLER
Bu grupta C ve B grubu vitaminler bulunur. Suda eriyen vitaminlerin bir bölümü
vücutta koenzim olarak iş görürken bir kısmı membranların bütünlüğü için gereklidir.
Molekül ağırlıkları büyüktür (3). Suda çözünürlükleri için bu vitaminlerin fazlalıkları idrar ile
atılır, bundan dolayı da nadiran toksik konsantrasyonlarda birikim gösterirler. Aynı nedenle
depolanmaları kısıtlıdır. Bu nedenle düzenli olarak sağlanmalıdırlar (12).
B1 VİTAMİNİ (TİAMİN )
1. Yapı ve Fonksiyonu
Tiamin hidroklorür beyaz bir tozdur (Şekil 4). Suda kolay erir, ısıya pek dayanıklı
değildir. Ancak asit ortamda 120°C a kadar dayanabilir. Pastalara, hamur işlerine ve sebzelere
35
sodyum bikarbonat konursa tiamin büyük ölçüde pişerken harap olur. Tiamin okside edici
maddelerle temasa gelirse tiokroma döner bu da morötesi (ültraviole) ışınlarla kuvvetli
fluoresans verir. Bu reaksiyondan Bı vitamini tayininde yararlanılır. Lactobacillus viriclescens
kullanılarak yapılan mikrobiyolojik tayin yöntemi de vardır. Tiamin hidro-klorür'ün 3
mikrogramı 1 internasyonal ünite (IU) dir. 1 mg tiamin 333 IU olur. Bı vitamini genellikle
ünite ile değil mg olarak ifade edilir.
Şekil 4. Tiamin
Barsak kanalından kolayca emilir. Kalın barsaklardan dahi emilebilir. Vücut depoları
azdır. Dışarıdan alınmaması halinde birkaç gün içinde depolar tükenir. Tiamin karbonhidrat
metabolizmasında önemli rolü olan bir vitamindir. Tiamin eksikliğinde glukozun oksidatif
yıkımı, yani oksijen varlığında karbon dioksit ve suya kadar yanışı bozulur. Glukoz yıkımı
laktat ve pirüvat düzeyinde duraklar; beyinde, çevre sinirlerinde, kanda ve diğer dokularda
laktat ve pirüvat birikir. Dokuların, özellikle beynin oksijen tüketimi azalır. Beyin ve sinirler
enerji gereksinmelerinin hemen tümünü karbonhidratlardan yani gukozdan sağlarlar. Bı
vitamini eksikliğinde bu dokular öncelikle zarar görür.
Tiamin genellikle vücutta pirofasfat şeklinde bulunur ve bu haliyle pirüvatı
dekorboksile
eden
enzimin
bir
parçası
olarak
(koenzimi
olarak)
karbonhidrat
metabolizmasında etkin rol alır. Tiamin ayrıca sitrik asit çemberinin dönmesinde; lösin,
izolöslin ve valin gibi bazı amino asitlerin metabolizmasında, glukozun heksoz monofosfat
yolundan kullanılmasında rol oynamaktadır. Tiamin biyokimyasal rolü açıkça ortaya konan
ilk vitamindir ve bu şekilde vitaminlerin biyolojik olaylarda ne şekilde rol oynayabileceği
36
konusunda model oluşturduğu gibi enzimlerin faaliyetlerinin anlaşılmasında da yeni
gelişmelere yol açmıştır.
2. Vitamin Kaynakları
Tablo 8. Bı vitamininin Besinsel Kaynakları
Kaynak
Koyun eti (taze)
İşlenmemiş buğday
Beyaz ekmek
Kepek
Evde hazırlanmış çiğ pirinç
Baklagiller
Taze sebze ve meyveler
Balık eti (taze )
Yumurta
Süt
Kuru bira mayası
Tiamin Miktarı
mg/100g
0.16-0.20
0.4
0.05-0.07
2-4
0.08-0.15
0.4
0.02-0.2
0.01-0.1
0.9
0.04
6-24
Tiamin suda eriyen bir vitamindir. Sebzeler ve et bol su ile haşlanır ve sonra bu su
kullanılmazsa bu yiyecekler B, vitaminlerini büyük ölçüde yitirirler. Alkali ortamda ısıya
dayanıksızdır.
Ekmek mayası ortamı alkali yapmaz.
Ortalama bir pişirme tarzında
yiyecekleri pişirmeye hazırlamak ve pişirmekle husule gelen Bı vitamini kaybının % 25
civarında olduğu tahmin edilmektedir. Dondurarak saklama, konserve yapmak ve suyunu a
kurutma gibi yöntemlerle büyük ölçüde Bı vitamini kaybı olmaz, ancak her yöntem ve bu
yöntemin ürünü ayrı ayrı değerlendirilmeli ve varsa hatalar olumlu önerilerle birlikte halka,
ilgili kurum ve firmalara anlatılmalıdır.
37
3. Bı Vitamini Eksikliği
Tiamin eksikliği genellikle başka vitamin eksiklikleri ve kalori yetersizliği ile
birliktedir. Eskiden olduğu gibi günümüzde de saf tiamin eksikliği görmek hemen hemen
olanaksızdır. Ancak gönüllü kimselerde yapılan denemelerde başka her bakımdan yeterli
yalnız tiamin bakamından eksik diyetler uygulanmıştır. İlk ortaya çıkan belirtiler iştahsızlık
ve anksiyete (gerginlik) haline benzeyen psişik belirtilerdir. Ancak bu belirtilerin ne ölçüde
tiamin eksikliğine ne ölçüde bu özel diyetin yarattığı psişik sıkıntıya bağlı olduğu da belli
değildir. Tiamin eksikliği; 1) Besinsel olarak az Bı vitamini alınmasına, 2) Mide - barsak
kanalından emilimin bozulmasına, 3) Bı vitaminine gereksinmenin artmasına bağlı olabilir.
B1 vitamini eksikliği iki grupta incelenebilir:
a) Belirgin belirti vermeyen hafif B1 vitamini eksikliği,
b) Beriberi
a) Hafif Tiamin Eksikliği:
Daha çok kadınlarda görülür. Geliri iyi olmasına rağmen kilo almamak için bilinçsiz bir
şekilde rejim yapanlarda, gebelik ve emzirme gibi B1vitamini gereksinmesinin arttığı hallerde
rastlanabilir. Makarna haşlamak gibi kolay yemeklere özenen, vaktinin ve paralanın çoğunu
süslenmeye ve oyunlara ayıran hanımlarda iştahsızlık, kuvvetsizlik, öğleden sonra daha da
artan yorgunluk hali, ruhi gerginlik ve sıkıntı, kabızlık gibi şikayetler psikojenik veya değişik
nedenlere bağlı şikayetler olabileceği gibi B1 vitamininin hafif eksikliğine bağlı şikâyetler
olabilir. İyi alınan bir beslenme anamnezi, muayenede tendon reflekslerinin yavaş ve cansız
oluşu ve nihayet baldır kaslarının ağrılı durumu ile tanı konabilir. Belirtiler minimal hipotirodi
ile karışabilir. Böyle durumlarda bir yandan tiroid incelemeleri yapılırken bir yandan da B1
vitaminine hastanın verdiği cevap araştırılabilir. Hafif B1 vitamini yetersizliği düşük gelir
nedeniyle beslenmesi yetersiz olanlarda da görülebilir. Böyle durumlarda kişiler tek tek veya
38
kitle halinde eğitilebilir. Kısıtlı imkanlarla besin maddelerini alanlar, en uygun ve yararlı
olanları seçmeli, örneğin beyaz un yerine esmer unları seçmeli, baklagillere önem vermeli,
sakatat almalı, yemekleri özellikle sebzeleri vitaminlerini en az kaybedecek şekilde pişirmeli
(örnek olarak: önce yıkayıp, sonra ayıklayıp doğramalı, sebzeleri kaynar suda başlamalı,
haşladıktan sonra hiç bir besinin suyunu dökmemelidir) ve çeşitli besinlere yönelmeli,
özellikle gebe ve büyüme çağında olanların beslenmesine aile içinde ayrı bir özen gösterilmelidir.
b) Beriberi: Beriberi hastalığı şu klinik tablolarda toplanabilir:
A.
Bebek beriberisi
B.
Yaş beriberi
C.
Kuru beriberi
D.
Alkolik beriberi:
a)
Alkolik nöropati.
b)
Alkolik kardiomyopati
c)
Wernicke - Korsakoff Sendromu
d)
Ağır laktik asidoz
Bebek beriberisi: Anne sütü ile beslenen 2 -5 aylık bebeklerde görülebilir. Annede
aşikar beriberi olmamakla birlikte B1vitamini eksikliğinin sınırında yaşamaktadır ve sütündeki
tiamin bebek için yetersizdir. Ağır şekilleri ani ve nedensiz kalp yetersizliği ile kendini belli
eder. Bebek huysuzdur, ağlar, vücut şiştir, dudaklar ve uçlar morarır. Tedavi edilmezse bebek
üç gün içinde kaybedilir. Daha hafif ve kronik şekillerinde kas gevşettiği, inatçı kabızlık,
kusmalar, kalp yetersizliği (daha yavaş ve sinsi seyirli) görülür. Günümüzde bebek beriberisi,
bilindiği kadarı ile Burma ve Tayland’da bir sağlık sorunu olmaya devam etmektedir.
Yaş beriberi: Ödem en önde gelen belirtidir. Bacaklar, yüz ve gövde şjştir. Plevra ve
periton boşluğuna sıvı toplanır. Nefes darlığı olabilir. Kalp yetersizliği yapacak başka bir
39
neden ortada yoktur. Baldırlar sıkmakla ağrılıdır. Kalp aşırı büyümüştür. Uçlar soğur ve
morarırsa kalp debisi iyice düşmüş demektir ve ölüm yaklaşmıştır.
Kuru beriberi: Egemen belirti nöropatidir. Hasta, iştahsızlık ve güçsüzlük yanında en
çok bacaklarını zor kaldırmaktan ve zorlukla yürüyebilmekten şikâyet eder. Ayaklarda
karıncalanma ve uyuşma hissi olabilir. Tibia üzerinde yüzeyel duygu kaybı oldukça tipiktir.
Kaslar gittikçe erir.
Ülkemizde ve diğer ülkelerde belirgin belirtiler vermeyen yani beriberiye kadar
varmamış hafif tiamin yetersizlikleri ve alkolik beriberiler görülebilmektedir.
Alkolik beriberi: En sık şekli alkolik nöropatidir. Kuru beriberiye karşılıktır.
Polinöropatiler çok değişik nedenlerle oluşabilmektedir. Alkolik kardiomyopati de yaş
beriberiye karşılıktır. Alkolik kardiyomyopati genellikle iyi beslenmeyen ve haftalarca aşırı
alkol alan bir kimsede ani başlayan kalp yetersizliği belirtileri ile kendini belli eder.
Wernicke - Korsakoff Sendromu: Alkoliklerde uzun zamandan beri tanınmış olan bir
sendromdur. Wernicke bu sendromun nörolojik yönlerini tanımlamıştı. Göz hareketlerinde
felçler, ataksi ve nistagmus dikkati çeker. Tedavide yüksek dozda B1 vitamini kullanılmazsa
hastalık öldürücüdür. Korsakoff ise aynı hastalığın daha çok psikiatrik sayılabilecek
belirtilerini tanımlamıştı. Bu belirtilir arasında öğrenme ve akılda tutma yeteneğinin iyice
azalması ve uydurma (confabulation) vardır. Burada tiamin tedavisine cevap daha yavaştır ve
tam düzelme olmayabilir. Her iki lezyonda da beyinde histolojik değişiklik aynıdır, fakat bu
dejeneratif değişiklikler beynin değişik bölgelerine egemen olmuştur.
B1 vitamini eksikliğinin laboratuar tanısı: Kanda tiamin düzeyi tayin edilebilir. Bir
tanı aracı eritrositlerde transketolaz enzimi aktivitesinin tayinidir ve tiamin pirofosfat (TPP)
eklendikten sonra aktivite % 25 veya daha fazla artarsa bu tiamin eksikliğini gösterir.
40
4. B1 Vitamini Fazlalığı
Suda eriyen bir vitamin olduğu için idrarla atılır, fazlalık durumu gözlenmez. Ancak
bazı kimselerde anafilaktik şoka neden olabilir.
5. Günlük Gereksinme
Diyetteki karbonhidrat miktarı ne kadar fazla ise günlük gereksinme de o kadar
fazladır. Alkol de bu gereksinmeyi önemli ölçüde arttırır. FAO ve WHO gibi yetkili
kuruluşlar (Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım örgütü ve Dünya Sağlık örgütü) 1 günlük
diyettin 1000 kalorisi için 0,4 mg tiamini yeterli görmektedirler. Genellikle, toplam olarak
günde l mg tiamin almanın yeterli olduğu rahatlıkla söylenebilir.
6. Tedavide Kullanılması
Beriberi tedavisinde, Wernicke ansefalopatisinde hayat kurtarıcıdır ve yüksek dozlarda
kullanılır. Minimal Bı vitamini eksikliklerinde, kronik alkoliklerde Bı vitamini vermektense
diyeti düzenlemek, eğitim yapmak daha doğru yoldur. Ancak bazen böyle durumlarda içinde
5 mg kadar da Bı vitamini bulunan bir multivitamin preparatını günde iki kez vermek faydalı
olabilir. Fazla tiaminin idrarla atılıp ziyan olacağı unutulmamalıdır. Beriberi tedavisinde
özellikle yaş beriberide, parenteral yol seçilmeli, hatta ağır kalp yetersizliği varsa Bı vitamini
damardan damla damla perfüze edilmelidir. Böyle durumlarda günlük doz 20mg civarında
olmalıdır. Wernicke sendromunda da parenteral yol seçilmeli ve dozlar daha da yüksek
tutulmalıdır. Gerek beriberide gerek Wernicke ansefalopatisinde ayrıca bir multivitamin
preparatı da tedaviye eklenmelidir. Şüphesiz alkolik beriberinin her formasında B1 vitamini
vermek kadar hatta ondan daha önemli olan alkolün kesilme çabalarıdır. Ameliyatlardan sonra
veya mide - barsağın ağızdan beslenmeyi engelleyen hastalıklarında parenteral beslenme
yaparken bu besi çözeltilerine hemen günde 2 mg kadar tiamin eklemelidir, çünkü daha önce
41
de belirttiğimiz gibi vücutta Bı depoları çok kısıtlıdır. Ayrıca böyle beslenmelerde genellikle
ana kalori kaynağı glukozdur ve bu da tiamine olan gereksinmeyi arttırır.
Başka nedenlerle husule gelen nöropatilerde, periferik fasyal paraliside (Bell paralizisi),
diskopatilerde Bı vitamini kullanmak anlamsızdır, savurganlıktır ve ayrıca Bı vitaminine bağlı
çeşitli tiplerde allerjik reaksiyonların gelişebileceği ve bunlardan anafilaktik tipte olanların
ciddi tehlikeler getirebileceği unutulmamalıdır (4).
7. Oral Dokulara ve Diş Gelişimine Etkisi
Eksikliği çocuklarda büyümede gecikme, adale zayıflaması gibi bulgulara, ağız
mukozası dil ve dişetlerinde herpes benzeri veziküller lezyonlara yol açabilmektedir.
Diş hekimliği bakımından ağrılı aftlarda iyi geldiği ve çürük faktörleri arasında rol
oynayabileceği ileri sürülmektedir (5).
B2 VİTAMİNİ (RİBOFLAVİN)
1. Yapı ve Fonksiyonu
Riboflavin sarı-yeşil renkte ve fluoresans veren bir maddedir. Suda erir, yağda erimez.
Nükleotidlerle
birleşerek,
organizmada
oksidasyon-redüksiyon
zincirlerinin
enzim
sistemlerine koenzim olarak katılır ve bu enzim sistemlerinin işlerliğe kavuşmasını sağlar.
Asit çözeltilede kaynatılmaya çok dayanıklıdır. Alkali ortamda kaynatma ile bozulabilir. ışığa
uzun süre maruz kalma ile bozulabilir. Normal pişirme ile yiyeceklerdeki riboflavin pek az
harap olur. Ancak yiyecekler bol su ile pişirilip sonra o su atılırsa B2 vitamini suya geçerek
kaybolur. Süt renksiz şişelerde ışığa maruz bırakılırsa içinde B2 vitamini azalır.
42
Şekil 5. Riboflavin
2. Vitamin Kaynakları
Karaciğer, süt, yumurta, yeşil yapraklı sebzeler önemli B2 kaynaklandır (tablo.). B2
vitamininin tersine hububatta azdır. Barsakta bakteriler tarafından yapılıp yapılmadığı
tartışmalıdır. Barsaktan kolay emilir.
Tablo 9. B2 Vitamini Kaynakları
Miktar
mg/100g
1.3-4.0
2.0-3.0
0.1-0.2
0.15
0.03
0.1
0.01-0.1
0.1-0.3
0.3-0.4
0.15
0.1-0.3
Besin kaynağı
Bira mayası
Karaciğer, böbrek
Buğday
Mısır
Pirinç
Yeşil sebze
Taze meyve
Et
Balık
Süt
Baklagiller
43
3. B2 Vitamini Eksikliği
Hayvanlarda riboflavin eksikliğinin en göze çarpan, sonucu büyümenin durmasıdır.
Bunun yanında dermatit, konjonktivit, saç dökülmesi ve üreme gücünde azalma görülür.
İnsanda eksiklik belirtilerini tanımlamak daha zordur, çünkü riboflavin eksikliği görmek
zordur. 1949’da Horwitt ve arkadaşları oldukça uzun bir süre gönüllüleri sadece B2 vitamininden eksik bir diyetle besleyerek sonuçları kaydettiler. Bu kimselerde ağız köşelerinde
stomatit hali, burun - dudak oluğunda kepeklenme ve seborreik dermatit, skrotumda deri
lezyonları, gözde korneaya doğru kılcal damarların yürümesi gibi belirtiler dikkati çekti.
Dudak köşelerinde ve skrotumdaki bulgular tabloya egemen olduğundan bu tabloyu «oro genital» sendromlar içine alanlar olmuştur. B2 vitamini eksikliği; 1) az alıma, 2) emilim
bozukluklarına (malabsorbsiyon sendromu, 3) ateş, hipertiroidi, gebelik ve emzirme gibi
gereksinmenin artışına bağlıdır. Ağır eksikliklerde genellikle diğer vitamin eksikliği
belirtileri, özellikle beriberi belirtileri tabloya egemen olur.
Az süt içen veya hiç içmeyen, yetersiz besi alan kimselerde ve özellikle yalnız yaşayan
yaşlılarda, tek yönlü beslenmenin ve açlığa yakın durumların yaygın olduğu yörelerde, kilo
almamak için bilgisizce ve kendi kendine diyet yapan bayanlarda hafif B2 eksikliği oldukça
sıktır. Bu hafif B2 eksikliği kendini dilde ve dudak köşelerinde yanma, gözlerde kaşıntı ve
yanma ve deride kepeklenme ile belli eder. Riboflavin vermekle kolaylıkla düzelir. Bu durum
alkoliklerde de görülmekle birlikte burada B2 eksikliği tabloya egemen olur. Diyabetiklerde,
yaşlılarda, antibiyotik alanlarda ve immünosüpresif tedavi görenlerde monilla gibi mantar
enfeksiyonlarına ve ağzın bakteri florasının değişmesine bağlı stomatitleri B2 vitamini
eksikliği ile karıştırmamak gerekir. Şüpheli durumlarda 3-4 gün günde üç defa 5 mg
riboflavin ağızdan verilir, eğer bu lezyonlar B2 vitamini eksikliğine bağlı ise hemen düzelir.
Tanı: Riboflavin morötesi ışını ile flüoresans verir. Bu özelliğe dayanarak kanda ve
idrarda tayin edilebilir. Mikrobiyolojik tayin yöntemleri de vardır. Eritrositlerde glutation
44
redüktaz enzimi tayin etmek ve flavin adenin dinükleotid (FAD) ekledikten sonra tayini
tekrarlamak, FAD ekledikten sonra enzim aktivitesi önemli ölçüde artıyorsa bunu riboflavin
eksikliği yönünde değerlendirmek en doğru yoldur.
4. B2 Vitamini Fazlalığı
B2 vitaminin fazlasının insanda toksik olduğu gösterilmiş değildir. Suda eriyen bir
vitamin olduğu için fazlası idrarla kolaylıkla itrah edilir.
5. Günlük Gereksinme
Günlük alınan 1000 kalori başına 0.55 mg’ın yeterli olduğu bildirilmektedir (FAO ve
WHO, 1987). Günlük toplam gereksinme 1.5 mg civarında olmaktadır. Son zamanlarda E
vitamini ve bazı madenlerle birlikte riboflavinin de serbest köklere karşı organizmayı
koruduğu ve daha cömertçe alınmasının faydalı olduğu öne sürenler vardır.
6. Tedavide Kullanılması
Yukarıda da söylediğimiz gibi B2 vitamini eksikliğinden olması muhtemel ağrı ve deri
şikayetlerinde günde 9 defa 6 mg riboflavin ağız yolu ile verilir ve sonuç izlenir. Beriberi ve
pellagra gibi vitamin eksikliği hastalıklarında B1 vitamini ya da nikotinamid tedavisine
riboflavin de katılır. Malabsorpsiyon sendromunda diğer vitaminlerle birlikte verilir.
Antibiyotik alanlarda husule gelen ağız, dil ve barsak rahatsızlıkları sindirim kanalındaki
barsak florasının değişmesi, antibiyotiğe dirençli bakterilerin aşırı üremesi ve/veya moniliasis
ile ilgilidir. B2 vitamini vermekle düzelmez. Antibiyotik alanlarda B grubu vitaminleri
antibiyotiklerle birlikte vermenin (hasta normal beslenmesine devam ederken ve kısa süreli
dönemlerde) anlamı yoktur (4).
45
7. Oral Dokulara ve Diş Gelişime Etkisi
Oral dokulara etkisi eksikliğinde meydana gelir. Eksikliğinde vücut direnci düşer, cilt
bozuklukları, dudak çatlakları, anemi, glossit, angular stomatitis ve oral ülserasyonlar görülür
(5). Dilin filiform papillalarında atrofi, dudaklarda epitelin deskuamasyonuna bağlı
kırmızılıklar görülmektedir (10).
Resim 6. B2 vitamini eksikliğine bağlı anguler stomatitis
NİKOTİNİK ASİT (NİASİN) ve NİKOTİNAMİD (PP VİTAMİNİ)
1. Yapı ve Fonksiyonu
Nikotinik asit piridin türevidir. Kimyasal olarak nikotin ile yakınlığı olmakla
birlikte fizyolojik, etkilerinin nikotin ile benzerliği yoktur. Suda eriyen beyaz kristal bir tozdur. Isıya ve ışığa dayanıklıdır. Aşağı yukarı en dayanıklı vitamin
sayılabilir. Sentezi kolaydır. Nikotinik asit vücutta nikotin amid şeklinde bulunur,
nikotinik asite niasin adı da verilir. Nikotinik asit barsak kanalından kolaylıkla
emilir. Vücutta birçok dokularda bulunur, ancak deposu kısıtlıdır.
46
Şekil 6. Nikotinik asit ve Nikotinik asit amid
Nikotinamid, NAD (nikotinamid adenin dinükleo-tid) ve NADP (nikotinamid adenin
dinükleotid fosfat - TPN) nin yapılarına girer. Böylece hücrelerin oksijeni kullanabilmesi için
gerekli solunum enzimlerinin işlemesini sağlar. Eksikliğinde deride ve gastrointestinal
traktüste husule gelen değişikliklerin tam mekanizması aydınlatılmış değildir.
2. Vitamin Kaynakları
Tablo 10. Nikotinik asit Besinsel Kaynakları
Besin
Miktar (mg/100 g)
Et (koyun, sığır, domuz)
3- 6
Balık
2- 6
Bira mayası
30 - 50
Yer fıstığı
15
Kepek
25
Buğday
4- 5
Baklagiller
1.5 - 3.0
Fındık, ceviz
1- 2
Pirinç (iyi terbiyeli)
1 - 1.5
Pirinç (az terbiyeli)
2- 4
Kurutulmuş meyve
0.5 - 4
Mısır unu, patates, sebze,
Yumurta, süt
çok az
47
Besinsel kaynaklar Tablo 10'da gösterilmiştir. Ancak nikotinik asit, besinlerde mevcut
triptofan amino asitinden vücutta sentez edilebilir. Yiyeceklerle alınan 60 mg triptofandan 1
mg nikotinik asit sentez edilebilmektedir. Besinlerdeki nikotinik asitin bir kısmı bağlı haldedir
ve biyolojik değeri yoktur.
Mısır'da niasetin şeklinde bağlı olarak bulunan nikotinik asitin, pişirmeden önce, sodalı
su gibi alkalilerle muamele edilmesi halinde serbest duruma geçebileceği ve geleneksel olarak
mısırını bu şekilde pişiren Meksikalılarda pellagra görülmediği gözlemlenmiştir. Mısır, kebap
mısır şeklinde kızgın külde pişirilirse nikotinik asit serbestleşebilir ve mısırı bu şekilde yiyen
Arizona yerlilerinde de, başlıca besin kaynağı mısır olan diğer insan topluluklarına göre
pellagranın az görüldüğü bildirilmiştir. Ortalama bir batı tarzı beslenmede günlük alınan nikotinik asitin en az yarısı proteinlerdeki triptofan amino asitinden gelmektedir.
3. Vitaminin Eksikliği
Nikotinik asit eksikliği, yetersiz beslenme sonucu gelişebileceği gibi; karsinoid tümör,
izoniazit tedavisi, Hartnup hastalığı gibi triptofan metabolizmasını etkileyen durumlar sonucu
sekonder olarak da gelişebilir. Emilimi çok iyi olduğundan malabsorpsiyon sendromlarında
eksikliği en az görülen bir vitamindir.
a)Hafif eksiklikleri: Kolay yorulma, kolay sinirlenme, dilde yanma ve kabızlık gibi atipik
şikâyetlere yol açar. Bu hafif eksikliklerin tanısı, iyi bir anamnez alarak ve nikotinik asit preparatma
hastanın günler içinde vereceği cevabı değerlendirerek konabilir.
b) Pellagra: Belirgin nikotinik asit eksikliği sonucu gelişen tablo pellagra adıyla bilinir.
Nikotinik asit alımının kısıtlı olduğu durumlarda lösin amino asitini fazla içeren besinlerin alınışı da
pellagraya yol açabilir. Çünkü lösin amino asiti hücreye girmek için triptofan ile rekabet edebilir ve
nisbi bir triptofan yetersizliği oluşur. Pellagrada şüphesiz diğer vitamin eksiklikleri de görülebilir.
48
Pellagranın klinik belirtileri üç ana sistemde yoğunlaşır. 1) Deri belirtileri (dermatit), 2)
Gastrointestinal belirtiler (başlıca diare), 3) Sinir sistemi belirtileri (demans). Deride ilk belirtiler; güneş
gören yerlerde güneş yanığı gibi bir eritem belirmesidir. Bu eritem plakları deriden hafifçe kabarık ve
kaşıntılıdır. Ağır vakalarda içi su dolu kabarcıklar (vezikül) ve kabuklar belirir, yaralar açılabilir. Uzun
sürmüş hafif vakalarda bu kırmızı plakların yerini esmer pigmentasyon alır ve bu bölgelerde deri kuru
ve kalındır. Sindirim sistemi belirtileri olarak; Hazımsızlık, ishal sıktır. İshal üç ana belirtiden biri sayılmakla birlikte (dermatit, diare, demans) bazen görülmeyebilir. Dil kırmızı, şiş ve ağrılıdır. Sinir
sisteminde, ellerde tremor ve ruhi depresyon hali, irritasyon ve bazen delirium görülür. Ağır vakalarda
tam bir bunama (demans) tabloya egemen olur.
Sekonder pellagralar: Tüberküloz tedavisinde başlıca ilaçlardan biri olan İNH
(izonlazit - izonikotinik asit hidrazit) verilmesi sırasında nikotinik asit yetersizliği görülebilir.
Özellikle hastaya ek olarak B6 vitamini verilmiyorsa daha kolay belirir.
Alkoliklerde beslenme yetersizliğine bağlı olarak pellagra oldukça sık görülür ve
genellikle diğer vitamin eksiklikleri ile birliktedir. Kronik böbrek yetersizliği olan vakalarda
uzun süre protein kısıtlaması yapılıyor ve ek olarak B grubu vitaminleri verilmesi ihmal
ediliyorsa sıklıkla pellagra görülebilir.
Karsinoid tümörlerde, argentafin hücrelerden oluşan tümör aşın serotonin üretir ve
triptofan büyük ölçüde serotonin üretimine kaydığı için nikotinik asit eksikliği görülebilir.
Hartnup hastalığı denen doğmalık bir hastalıkta barsakta ve böbrek tubulus hücrelerinde
triptofanın taşınmasında bir kusur vardır. Triptofan hem emilemez hem böbrekten kaybedilir.
Pellagra ortaya çıkar ve pellagraya ait belirtiler nikotinik asit tedavisine tam cevap verir.
4. Vitaminin Fazlalığı
Yüksek dozlarda verilirse kanda düşük ve çok düşük densiteli lipoproteinlerin miktarı
azalır. Hiperlipemi hallerinde bu etkisinden yararlanmak umuduyla kullanılabilir.
49
Mide
şikâyetlerine yol açabilir. Karaciğer için zararlı etki gösterebilir. Kanda ürik asit düzeyini
arttırabilir.
5. Günlük Gereksinme
1967'de FAO ve WHO ortak komisyonu günlük diyetin 1000 kalorisi başına 6.6 mg
nikotinik asit veya eşdeğeri triptofan içermesi gerektiğini belirtmiştir. Günlük gereksinmenin
10 -14 mg arasında olduğu ve bunun tümü triptofandan karşılanacaksa 600 mg civarında triptofan alınması gerektiği söylenebilir. Gebelikte triptofandan nikotinik asite dönüşüm artar.
Östrojenler triptofan dioksijenaz enziminin faaliyetini arttırarak kinürenin yolunu hızlandırır.
Ancak bu oranlar bol protein alındığı zaman geçerlidir, kısıtlı protein alımı sırasında az
miktarlarda alman triptofanın organizma içinde hangi amaçlar için kullanıma yöneltileceği
belli olmaz.
6. Tedavide Kullanılması
Primer ve sekonder pellagraların tedavisinde (Hartnup hastalığı dahil) ana tedavi
aracıdır. Nikotinik asit yüksek dozda verilirse geçici damar açıcı etkisinden dolayı yüzde, boyunda, avuç içlerinde yanma ve iğnelenme hissi olabilir. Doğrudan nikotinik asit amid
verilirse bu etki görülmez. Genellikle 1 saatte bir 100 mg’lık tabletlerinden verilir ve pellagra
belirtileri günler içinde silinir. Diğer vitamin eksikliklerinin olması da sıklıkla muhtemel
olduğundan genellikle yanına bir multivitamin katılır, hasta iyileştikten sonra diyeti ile ilgili
düzenlemeler yapılır ve kendisi de eğitilir.
Nikotinik asitin damar açıcı etkisi olduğunu söylemiştik (nikotinik asit amidin yoktur).
Bu nedenle arter yetersizliklerinde kullanılmıştır. Sadece deri damarlarına etkilidir. Bu
bakımdan serebral, koroner ve hatta periferik arter yetersizliklerinde bir faydası beklenemez.
Nikotinik asit (niasin) yağ hücrelerinde lipolizi azaltır, bu hücrelerden kana serbest yağ
asitleri verilişini engeller. Tedaviye günde 4 defa 50 mg ile başlanabilir ve iki, üç hafta içinde
50
doz günde üç defa birer grama yükseltilir. Faydalı etki bu yüksek dozda belirgin olur.
Cholestyramine ile birlikte kullanılınca hiperkolesterolemide oldukça başarılı sonuç alınabilir.
Ancak yan etki sıktır. Biraz önce söylenen deri damarlarını açıcı etki hastaya sıkıntılı anlar
yaşatır. Şizofrenide ve zekâ geriliklerinde de denenmiştir ama hiç bir faydası olmamıştır (4).
7. Oral Dokulara ve Diş Gelişimine Etkisi
Eksikliğinde oral mukozada eritem, dilde papiller atrofi, yanma, hipersalivasyon ve
anguler stomatitis görülür. Diş sistemi üzerine direkt bir etkisi yoktur (10).
Resim7. Dilde papiller atrofi
B6 VİTAMİNİ (PİRİDOKSİN - ADERMİN)
1. Yapı ve Fonksiyonu
Besinlerde B6 vitaminin üç şekli bulunur (Şekil 7). Bu üç şekil vücutta birbirine
dönebilir ve biyolojik olarak eşdeğerdedir.
51
Şekil 7. Besinlerde B6 vitaminin üç şekli
Piyasada B6 vitamini olarak bulunan preparatlarda piridoksin hidroklorür vardır. Vücuttaki asıl aktif şekil pridoksal 5'- fosfat ve pridoksamin 5'- fosfattır. Bu bileşiklere kısaca
PLF denir. PLF birçok enzimlerin (60 kadar) işlemesi için gerekli koenzimdir. Bu enzimlerin
çoğu protein metabolizması ile ilgilidir. Kinüreninaz enziminde de koenzimdir. B6 vitamini
eksikliğinde kinürenin ksantürenik asite döner ve bu şekilde idrarla atılır. Bu maddenin idrarla
tayini B6 eksikliği hakkında fikir verir.
2. ‹–ƒ ‹ƒ›ƒŽƒ”Ç
Bitkilerde ve hayvanlarda yaygın olarak bulunur. Karaciğer, tahıllar, fıstık zengin
kaynaklardır (Tablo 11). Bitkisel ve hayvansal yağlarda, mısır ununda, şekerde, alkollü
içkilerde bulunmaz. Barsak bakterileri tarafından sentez edilip edilmediği belli değildir.
Emilimi kolaydır. En çok jejunumdan emilir. Deriden dahi emilebilir.
52
Tablo 11. B6 vitaminin Besinsel Kaynakları
Besin Maddesi
100 gm
Dana karaciğeri (çiğ)
Dana böbreği
Çiğ dana eti
Domuz eti
Çiğ koyun eti
Çeşitli balıklar
Piliç
Çiğ yumurta (bütün)
Beyaz peynir
Kaşar peyniri
İnek sütü
İnsan sütü
Beyaz ekmek
Esmer ekmek
Makarna
Pirinç (normal)
Bulgur
Sebze ve meyveler (çiğ)
Kavrulmuş fıstık
Bira
Şarap
Pantotenik Asit
miligram
7.7
3.8
0.4 - 0.9
0.5
0.5
0.3 - 0.5
1
1.6
0.2
0.5
0.3
0.2
0.4
0.7
B4 Vitamini
mikrogram
840
360
140-160
800-900
270
200-400
300 - 600
110
80
40
38
20
40
180
0.5
0.7
0.1- 1
2
0.08
0.03
170
244
30 - 500
400
60
40
3. Vitamin Eksikliği
İnsanda eksikliği pek yaygın değildir. 1953 yılında A.B.D.'de bebekler için hazırlanan süt tozuna,
yapımcı firma tarafından B6 eklenmesi unutulmuş ve bu formülle beslenen bebeklerde, B6 vitamini ile
düzelen konvülsiyonlar görülmüştür. Birçok ilaçlar anti - B6 etkisi gösterir. Bunlar arasında İNH
(izoniazit), hidralazin, penisilamin ve östrojenler vardır. Özellikle İNH, B6 vitaminine gereksinmeyi çok
arttırır. Ek olarak B6 vitamini verilmiyorsa piridoksin eksikliğine bağlı periferik nevritler ortaya çıkar.
Bazı bebekler normal beslendikleri halde B6 vitamini tedavisine cevap veren konvansiyon
nöbetleri gösterebilir. Erişkinlerde seyrek olarak, demir depolarının dolu olmasına rağmen
ortaya çıkabilen hipokrom sideroblastik anemi yüksek dozda, hatta oral değil de parenteral
verilen B6 vitamini ile düzelebilir. Böyle durumlarda bazı doku ve hücrelerde B6 vitamini
metabolizmasında bozukluk olduğu ve ancak yüksek dozlarda piridoksinin bu doku ve
hücrelerde etkin olabildiği sanılmaktadır. Oral kontraseptif alan bazı kadınlarda görülen ruhi
53
depresyonun, östrojenin meydana getirdiği B6 vitamini eksikliğine bağlı olduğu ve B6 vitamini tedavisine cevap verdiği bildirilmiştir.
4. Vitamin Fazlalığı
B6 vitamini birçok durumlarda yüksek dozlarda, ilaç firmalarının da teşvikiyle, hekimler
tarafından yazılmaktadır. Bu kullanımların bilimsel desteği yoktur. Günlük 500 mg’dan fazla
alımlarda uykusuzluk, duysal ağır nöropatiler gibi toksik belirtiler görülür.
5. Günlük Gereksinme
Erişkinlerin günlük gereksinmesi 2 - 3 mg arasındadır. Bebeklere ise 0.3 mg a kadar gerekli
olabilir. Sırf anne sütü ise 0.1 mg sağlar. Onun için bebeklere ek olarak vermekte fayda olabilir.
Proteinden zengin beslenme B6 vitaminine olan gereksinmeyi arttırır. Gebelikte de ihtiyaç artar.
Gebelikte en az 4 mg a gereksinme vardır. Oral kontraseptif (gebelikten korunma hapları)
kullananlarda da gereksinme artmış olabilir. Bazı gebelik diyabetlerinin B6 vitamini vermekle
düzelebileceği bildirilmiştir.
6. Tedavide Kullanımı
Kusmayı önlemek için (antiemitik olarak) kullanılmıştır. Bu daha çok temelsiz bazı
sezgi ve hikâyelere dayanmakla birlikte bazen bulantı ve kusmaya gerçekten iyi gelebilir.
Özellikle radyoterapi sırasında veya radyoterapiyi izleyen günlerde görülen bulantılarda
(radyasyon hastalığı) faydalı olabilir. Parkinson hastalığının tedavisinde Levodopa kullanırken
meydana gelen distoniye B6 vitamini iyi gelir, ancak levodopanın faydalı etkisini de ortadan
kaldırabilir. B6 vitamini prolaktin salgılanmasını azalttığı için hiperprolaktinemi ye bağlı
galaktore-amenore sendromunda kullanılmıştır. Bazı ilerlemiş kanser vakalarında B6 vitamini
kısıtlanmış bir diyet uygulayarak ve yanında B6 antagonisti olan 4-deoksipiridoksin
54
kullanarak iyi sonuç alındığı bildirilmiştir. Diyabetik nöropatinin gelişmesinde B6 vitamini
eksikliğinin katkısı olabileceği tarzında desteklenmemiş yayınlar olmakla birlikte diyabetik
nöropatinin tedavisinde B6 vitamininin faydası olduğuna dair kanıt yoktur (4).
7. Oral Dokularda ve Diş Gelişimine Etkisi
Bu vitaminin diş dokularına etkisi yoktur. Oral dokularda eksikliğinde anguler
stomatitis bazen ülserasyonlar görülür (10).
PANTOTENİK ASİT
1. Yapı ve Fonksiyonu
Pantotenik asit adını doğada çok yaygın bulunmasından almıştır (pan-tothen: her yer).
Bütirik asitin dimetil türevinin beta alanine bağlanmış şeklidir. Açık sarı, yağlımsı bir
maddedir, kristal değildir. Kalsiyum tuzu kristal halde olabilir ve kalsiyum tuzu suda
kolaylıkla erir. Piyasada bulunan şekli kalsiyum pantotenattır. Tam nötr çözeltilerde
ısıtılmaya dayanıklı olmakla birlikte hafif asit ya da hafif alkali çözeltilerde ısıyla kolaylıkla
parçalanır.
Adenozin difosfat (ADP) ile birlikte koenzim A’yı oluşturur. Koenzim A ise asetil ve
asil gruplarının alıcısı ya da vericisi olarak pek çok biyokimyasal reaksiyonun oluşmasını
mümkün kılar. Bunlar arasında prüvatin oksidasyonu, yağ asitlerinin oksidasyonu, bazı ilaçların ve kolinin asetilasyonu; yağ asitlerinin, kolesterolün ve steroid hormonların sentezi
sayılabilir.
55
2. Vitamin Kaynakları
Doğada çok yaygındır. Karaciğer, böbrek, yumurta sarısı, mayalar, buğday, kepek ve
bazı sebzeler önemli kaynaklardır. Şeker, tereyağı, mısır nişastası, makarna, margarin, alkollü
içkiler, gazlı içeceklerde yoktur. Et donduktan sonra eritilirken altına damlayan suyu ile
birlikte tüm pantotenik asitini de yitirmektedir. Normal pişirme ile pek bozulmaz, pişirmede
100°C ‘nin üstüne çıkılırsa harap olur.
3. Vitaminin Eksikliği
İnsanda saf eksikliği pek görülmez. Gönüllülerde ya özel diyetle ya da antagonist
omega metil pantotenik asit verilerek husule getirilmiştir. Topuklarda ağrı ve yanmalar,
sindirim şikayetleri, halsizlik ve kişilik değişikliği dikkati çeker.
4. Vitaminin Fazlalığı
Yüksek dozlarda toksik olduğu gösterilmiş değildir, ancak ishal yapabilir.
5. Günlük Gereksinme
Günlük gereksinme için tam bir rakam vermek güçtür. Günlük ihtiyaç 6-10 mg kadar
tahmin edilmektedir. Normal bir besin alma tarzı ile bu miktar kolayca karşılanır. İnsan ve
inek sütünde de yeterli miktarlarda olduğu için bebekler de rahatça alabilir.
6. Tedavide kullanımı
Yaşlanma ile kanda pantotenik asit düzeyi azalır, ancak ek olarak vermenin yaşlanmayı
geciktirdiğine dair bir kanıt yoktur. Alkolik nöropatilerin tedavisine eklenirse daha çabuk
sonuç alınabilir. Ülseroz kolitte ve granülomatöz kolitte barsak mukozasında pantotenik asit,
daha doğrusu koenzim A aktivitesinin düşük olduğu ve pantotenik asit vermenin tedaviye
56
katkıda bulunabileceği ileri sürülmüştür. Yanık tedavisinde pantotenatlı merhemler
öğütlenmiştir. Ancak günümüzün modern yanık tedavisinde yeri yoktur. Paralitik ileus
tedavisinde de bir zamanlar öğütlenmiş olmakla birlikte bu gün paralitik ileusun nedene
yönelik tedavisi içinde pantotenik asitin anlamı kalmamıştır (4).
7. Oral Dokulara ve Diş Gelişimine Etkisi
Oral dokular ve diş gelişim üzerindeki etkisi açık değildir (10).
B12 VİTAMİNİ (SİYANOKOBALAMİN VE DİĞER İLGİLİ BİLEŞİKLER)
1. Yapısı ve Fonksiyonu
Kobalt bir porfirin halkasına oturmakta, bu porfirin halkası da riboz ve fosforik asit
içeren nükleotid'e bağlanmaktadır (Şekil 8). Vücutta 5' – deoksiadenozilkoba-lamin,
metilkobalamin ve hidroksikobalamin şekillerinde bulunur. Hidroksikobalamin, ticarette bulunan şekiller arasında en makbul olan şeklidir. B12 vitamini, ilaç sanayinde, streptomisin
antibiyotiğini elde etmek için yapılan streptomyces griseus kültürlerinden bir yan ürün olarak
elde edildiği için ucuz bir preparattır.
57
Şekil 8. Siyanokobalamin
Jejunum'dan emilmez, ileumun distal kısımlarından emilir ve emilmesi için midenin
parietal hücrelerinden salgılanan özel bir glikoprotein gereklidir. Casttle'ın tahmin ettiği
intrensek faktör bu glikoproteindir. Pernisiöz anemili hastalarda, mide mukozası atrofisine
bağlı olarak, bu glikoprotein salgılanmadığı için B12 emilimi mümkün olmamaktadır Pernisiöz
anemili hastalara ağızdan B12 vermekle hiçbir sonuç alınamaz. Çok yüksek dozlar verilirse
çok az bir miktar emilebilir, bu emilimin basit difüzyonla olduğu sanılmaktadır. Bı2
vitamininin emilimi sırasında serbest kalsiyum iyonunun varlığı gereklidir, bu bakımdan
malabsorpsiyon sendromundaki yağlı ishallerde ortamda kalsiyum iyonu kalmayabilir ve B12
emilimi bozulabilir. Pernisiöz anemide intrensek faktörün salgılanamama nedeni midedeki
salgı hücrelerine karşı otoantikorların oluşması ve bu otoantikorlara bağlı mide mukozası
atrofisidir. Pernisiöz anemi otoimmun bir hastalıktır. Hashimoto tiroiditi gibi başka otoimmun
hastalıklarla birlikte olabilir. B12 vitamini kanda transkobalamin denen taşıyıcı proteinlere
bağlanarak dolaşır ve karaciğerde oldukça yüksek miktarlarda depo edilir.
B12 vitamini vücutta bütün hücreler için gereklidir. Ancak hücreler ne kadar hızlı
çoğalıyorlarsa o kadar fazla B12 isteyen hücrelerdir. Mide - barsak kanalının sık yenilenen
58
hücreleri de B12 vitaminine çok muhtaçtır. Sinir sistemi hücreleri çok yenilenen ve çoğalan
hücrelerden değildir, ancak medulla spinalisteki ve periferik sinirlerdeki sinir lifleri normal
işlevlerini yapabilmek için B12 vitaminine gereksinme gösterir.
DNA sentezi, yani gen yapımı için B12 vitamini gereklidir. Ayrıca metil folatın
hücrelere, en azından eritrositlerin ana hücrelerine girmesi için gene B12 vitamininin yardımı
gerekir. Folik asit eksikliğinde ve B12 vitamini eksikliğinde, görülen kansızlık tabloları
birbirine benzer. Her iki eksiklikte de megaloblastik bir anemi görülür. Ancak pernisiöz
anemide plazma B12 düzeyi düşük folat düzeyi normal, folat eksikliğinde ise plazma folat
düzeyi düşük B12 düzeyi normaldir,
Sinir liflerinde myelinin yapılması ve korunması için B12 vitamini gereklidir.
Eksikliğinde myelin dejenerasyonu meydana gelir.
2. Vitamin Kaynakları
Bitkisel besinlerde bulunmaz, ancak hayvansal kaynaklı besinlerle alınabilir. Bu açıdan
tam vejetaryenlerde eksikliği görülebilecek en önemli vitamindir. Tam vejetariyen olduğu halde B12 eksikliği gelişmeyenlerde, besinlere bulaşan bakteri ve küflerle az miktarda B12 nin
sağlandığı sanılmaktadır. En bol karaciğer, böbrek ve yürek gibi sakatatta bulunur. Ette,
balıkta ve yumurtada da oldukça boldur. Besinlerde çeşitli şekillerde bulunur.
Hidroksikobalamin, metilkobalamin, adenozilkobalamin gibi. Bunlar barsakta birbirine
dönebilir ve hepsinin biyolojik değeri vardır. Pişirmekle önemli bir kayıp olmaz, ancak bir
şekilden öteki şekle dönüşüm olabilir.
3. Vitaminin Eksikliği
Az alıma bağlı eksiklik pek seyrek gibidir. Tam vejetaryen olan, yani süt, süt ürünü ve
yumurta dahi yemeyen bazı Hintlilerin bebeklerinde görülmüştür. Bu bebekler zaten B12 de-
59
poları eksik doğmakta, annelerinin sütünde az B12 olduğu için bu vitamini doğumdan sonra da
yeterli alamamaktadırlar.
Pernisiöz anemi de, daha önce belirttiğimiz gibi, B12 vitamini eksikliği sonucu gelişir.
Ancak burada otoimmun bir hastalık sonucu, mideden salgılanan ve B12 vitamininin emilimini
sağlayan glikoprotein tabiatındaki faktör üretilip salgılanamadığı için B12 emilimi
bozulmuştur. Çok seyrek olarak bu faktör doğmalık bir kusur nedeniyle de salgılanamayabilir
ve gene pernisiöz anemi tablosu oluşur.
Diphyllobothrium latum adı verilen şerit tatlı su balıklarında yaşar. Bu şeriti taşıyan
balık çiğ ya da iyi pişirilmeden yenirse insana yerleşebilir. İnsan barsağına yerleştikten sonra
erişkin şekli 15 metreye kadar varabilir. Bu parazit besinlerdeki B12 vitaminini alarak sindirir
ve konağa bırakmaz. Bu şeritle enfekte bazı insanlarda B12 eksikliğine bağlı pernisiöz anemi
görülmüştür.
Çeşitli barsak hastalıklarında, özellikle ileumun tutan rejional enteritte, barsak
tüberkülozunda ve glüten enteropatisinde B12 emilimi ciddi şekilde bozulur. Total
gastrektomiden sonra da şüphesiz parenteral olarak B12 verilmezse, eksikliği oluşur. Bazı
ilaçlar, Özellikle PAS, biguanidler, kolşisin barsaktan B12 emilimini bozabilir. Alkol de B12
emilimini bozar. Çok seyrek bir durum da intrensek faktörün varlığına rağmen ileumda B12 intrensek faktör kompleksinin tutunacağı reseptör yokluğuna bağlı olarak erken yaşlarda
beliren B12 eksikliğidir.
B12 vitamini eksikliğinin belirtileri ve tanısı: Eksikliğin son ve belirgin tablosu
pernisiöz anemidir. Bu tabloda kansızlık ve sinir sistemi ile ilgili belirtiler ağır basar. Anemi
makrositer bir anemidir, kemik iliğinde megaloblastlar görülür. Eritrositlerin 120 gün olan
normal yaşam süreleri de kısalmıştır. Renk iyice soluktur. Dil kırmızı, papillaları silinmiş ve
bazen ağrılıdır. Maksimal histamin uyarısına rağmen mideden asit salgılanamaz (histamine
60
refrakter asili). Gastroskopi ve biopsi atrofik gastrit bulguları gösterir. Kanser gelişme
olasılığı göz önüne alınarak yılda bir gastroskopi tekrarlanır.
Nörolojik değişiklikler, kuvvetsizlik, spastisite ve taban derisi refleksinin ekstansör cevaplı oluşu (Babinski müspetliği), derin duyu ve diapazon duyusunun kaybı ile belli eder.
Periferik nevritler de oluşur ve buna bağlı olarak uçlarda yanma, karıncalanma, uyuşma
şikayetleri belirir. Aşil refleksi kaybolabilir. Zihni bozukluklar, özellikle depresyon oldukça
sıktır. Kronik ve hafif B12 eksikliklerinde, sinir sistemi belirtileri kansızlık belirtilerinin
önünde gider.
B12 eksikliğinin tanısı laboratuvar bulguları ile kesinleştirilir. En iyi tanı yöntemi kanda
B12 düzeyinin tesbiti olmakla birlikte zor bir tayindir. «Radioimmunoassay» yöntemi ile
kandaki düzeyi 260 - 900 pg/ml arasındadır. 80 pg/ml'nin altındaki değerler Bı2 eksikliğini
kesinlikle gösterir. Laboratuvar olanaklarının kısıtlı olduğu durumlarda, klinik bulgular,
periferik kan muayenesi ve kemik iliğinin muayenesi ile destekleniyorsa, B12 vitamini verilip
retikülosit (genç eritrosit) cevabı araştırılarak tanı kesinleştirilebilir
4. Vitaminin Fazlalığı
Fazlasının toksik olduğu gösterilmiş değildir, ancak B1 vitamininde olduğu gibi B12 ye
karşı da anafilaktik reaksiyonlar gelişebilir (10).
5. Günlük gereksinme
Uzun süreli hafif eksikliklerin ne gibi sonuçlara yol açabileceği henüz belli
olmadığından günlük en az 3 mikrogram alınması öğütlenmelidir.
61
6. Tedavide Kullanılması
Pernisiöz anemi tedavisinde başlangıçta, haftada iki defa 1000 mikrogram
hidroksikobalamin parenteral verilir.. Anemi düzeldikten sonra 6 haftada bir 1000 mikrogram
vermek yeterlidir. Bu tedavi ömür boyu devam etmelidir.
Besinsel ya da malabsorsiyona bağlı B12 eksikliklerinde ek olarak diğer vitaminleri ve
mineralleri vermek, nedene yönelik tedavi önlemleri almak gerekir. Alkoliklerde de B12
vitaminini diğer vitaminlerle vermek ve alkolü kesme programı uygulamak gerekir. Tedavide
genel olarak tercih edilecek preparat hidroksikobalamin olmalıdır. Hidroksikobalamin
(hydroxycobalamine) siyanürü bağlama yeteneğinde olduğundan aşırı tütün içenlerde görülen
tütün ambliyopisinin tedavisinde de yararlı olabilir (4).
7. Oral Dokulara ve Diş Gelişimine Etkisi
Antipernisiöz anemi faktörüdür, ayrıca trigeminal nevraljide de kullanılmıştır (10).
Eksikliğinde glossitis, stomatitis, aftlar görülmektedir (5).
Resim 8. B12 eksikliği sonucu oluşan pernisiöz anemide dilde glossitis
62
FOLİK ASİT (FOLAT )
1. Yapı ve Fonksiyonları
Folik asit (folasin - «folacin» ), para - aminobenzoik asite bağlı bir protein halkasının
bir molekül glutamik asit ile konjuge olmuş şeklidir ve kimyasal adı pteroylglutamik asittir.
(pteroylgutamic acid-PGA). Suda eriyen, kristalize, sarı renkli bir maddedir. Asit çözeltilerde
ısıya dayanıklı olmakla birlikte, alkali ve nötr çözeltilerde ısıya pek dayanıklı değildir.
Kimyasal yapısı folik asite benzeyen birçok maddeler canlılarda bulunmuş ve bunlar folatlar
genel adı altında toplanmıştır. Dokularda indirgenmiş folatlar da bulunabilir.
İnce barsak epitelinde bulunan bir karboksipeptidaz enziminin yardımı ile besinlerde
bulunan poliglutamil şeklindeki folatlar parçalanarak serbest folat ince barsakların üst
kısımlarından emilir. Folik asit emilirken bir yandan tetrahidrofolat'a indirgenir, bir yandan da
metil kökü alır ve kanda metil tetrahidrofolat şeklinde taşınır. Karaciğerde de büyük ölçüde
bu şekilde depolanır. Karaciğerde 5 mg kadar deposu vardır.
Bir karbon atomlu köklerin moleküller arası transferinde önemli rol oynar. Serin, glisin,
histidin gibi aminoasitlerden aldığı kökleri pürin ve pirimidin sentezinde kullanır. DNA’nın
karakteristik, yani RNA’da olmayan nükleotidi timidilatı oluşturmak üzere deoksiüridilik
asite bir metil kökü yerleştirmek işi tetrahidroksilik asitindir. Bu sentetik aşamanın olmayışı
folik asit eksikliğinde görülen megablastik anemiyi açıklar.
2. Vitamin Kaynakları
Genellikle bakteriyolojik yöntemlerle, yani bakterilerin bunları kullanması esasına
dayanarak yapılır. Tablo 12’de bazı besinlerdeki serbest ve total miktarları gösterilmiştir.
Yiyecekler hazırlanırken folatın önemli bir kısmı harap olabilir. Konserve yapılırken,
pişirilirken, yemeği soğuttuktan sonra tekrar ısıtıp kullanırken, et ve sebzeleri haşladıktan
sonra suyunu dökerken önemli folat kayıpları olur. Önceden net kayıp oranlarını söylemek
63
olanaksızdır. Besinlerdeki indirgeyici maddeler, örneğin C vitamini folik asitin tahrip olma
oranını azaltır.
Tablo 12. Bazı Besinlerdeki Folat Miktarları
Folat (100 mg/ gün )
Serbest
Total
Besin
Karaciğer
Böbrek
60
140
80
Pişmiş karaciğer
—
40-80
Sığır eti
4
7
Koyun eti, tavuk eti
3
6
0.2-0.3
0.6
Ispanak
170
200
Marul
20
20
Esmer ekmek
15
50
Beyaz ekmek
8
30
Yumurta
10
20
Kaynamış yumurta
2
5
Patates (taze ve çiğ)
10
13
Portakal
13
24
Muz
10
20
Elma, üzüm
3
6
—
Pişmiş koyun ve sığır eti
3. Vitaminin Eksikliği
Günde 100 mikrogram kadar alanlarda bile folat eksikliği oluşmamaktadır. Gebelikte
gereksinim % 50 kadar artar. Bebeklere anne sütü ile aldıkları miktar (5 mikrogram/100 ml)
yeterli gibi görünmektedir.
Eksikliğinde en göze çarpan belirti megaloblastik anemidir. Tropikal bölgelerde oldukça
sık görülebilmektedir. Daha gelişmiş ülkelerde ise ancak emilim kusurlarında ve gebelikte
görülebilmektedir. Antiepileptik ilaçlar (sarada kullanılan ilaçlar) folat eksikliğine yol
64
açabilir. Oral kontraseptifler, kotrimaksazol (Bactrim v.s.), pirimetamin de folat eksikliği
yapabilir. Alkoliklerde folat eksikliği oldukça sıktır.
Beslenme anamnezi, ilaç ve gebelik hikâyesi tanı koymayı kolaylaştırır. Kanda folat
tayini mikrobiyolojik yöntemlerle veya RIA ile yapılabilir, normal miktar 0.6 - 2 mikrogram/
dl arasındadır.
4. Vitaminin Fazlalığı
Gıdalarla alınan folik asitin zararı yoktur. Suda eridiğinden idrarla atılır. Epilepsisi olan
hastalarda fazlası kasılmaları artırabilir. Günde 1000 μg’dan fazla alınmamalıdır.
5.Günlük Gereksinme
Günlük gereksinme serbest folat üzerinden hesaplanırsa 200, total folat üzerinden
hesaplanırsa 300 mikro gram kadar kabul edilir.
6. Tedavide Kullanılması
Folik asit eksikliğine bağlı megaloblastik aneminin tedavisinde günde 5-10 mg lık folik
asit tabletleri vermek yeterlidir. Çoğu zaman birlikte demir eksikliği de olabileceği ve
tedaviye demir katmak gerekebileceği unutulmamalıdır. Bebeklere koruyucu olarak günde 0.8
mg folik asit verenler vardır. Bebeklerin ve çocukların besinsel anemilerinde folik asit
eksikliğinin rolü sık olmakla birlikte demir ve diğer besi eksikliklerinin rolü de
unutulmamalıdır.
Epilepsi tedavisi görenlerde folat eksikliği gelişebileceğini söylemiştik. Folat eksikliği
hem anemi yapar hem bazı epileptiklerde zaten mevcut zeka geriliğini daha da arttırabilir.
Ancak koruyucu olarak folat verilmesi tavsiye edilemez ve folat verilmesi epilepsi nöbetlerini
arttırabilir. Antiepiteptiklerle tedavi olanlara folat verilecekse birlikte B12 vitamini de veril-
65
melidir. Her antiepileptik alana folat vermektense bu hastalan yakından izlemek (D vitamini
eksikliği bakımından da) ve gerektiği zaman folat vermek (B12 ile birlikte) doğru olan yoldur.
Molekül yapısı folik asite benzeyen bazı bileşikler, organizmada folik asitle rekabete
girerek folik asite antagonist bir etki gösterebilirler ve folik asit eksikliği yaratırlar. Bu
maddelerden bazıları lösemi ve solit tümörlerin tedavisinde kullanılır. En çok kullanılanı
methotrexatetır. Aşırı dozda verildiği zaman ortaya çıkan toksik etkilerini önlemek için folik
asit vermek yetmez, mutlaka indirgenmiş şeklini yani folinik asiti kullanmak gerekir (4).
7. Oral Dokulara ve Diş Gelişimine Etkisi
Eksikliğinde kansızlık, bebeklerde gelişim bozuklukları, angular stomatitis ve dilde
papiller atrofi ortaya çıkabilir (5).
C VİTAMİNİ
1. Yapı ve Fonksiyonu
Askorbik asit, molekül ağırlığı 176 olan basit bir şekerdir. Beyaz kristal bir tozdur. Kuru
iken dayanıklı olmakla birlikte sudaki çözeltisinde kolaylıkla okside olur. Dehidroaskorbik
asite oksidasyonu önemli değildir, kolaylıkla geriye döner. Fakat oksidasyon daha da ileri
giderse C vitamini harap olmuş olur. Isı, ışık, bakır gibi bazı madenlerin varlığı, özellikle
alkali ortamda C vitamininin kolaylıkla okside olmasına yol açar. Sentezi zor değildir.
Bitkiler ve birçok hayvanlar D-glükoz ve D-galaktoz'dan C vitamini sentezi yapabilirler.
66
Şekil 9. Askorbik Asit
Askorbik asit güçlü bir indigeyicidir. Canlılardaki önemli rolü de bu indirgeyici
özelliğinden doğar. B grubu vitaminler gibi belirli enzimlere koenzim görevi almaz. Destek
dokusunun esas maddesi olan kollagen proteini yapımında hidroksiprolin gereklidir.
Askorbik asit eksikliğinde prolinden hidroksi-prolin oluşamaz.
yarattığı elektron nakil bozukluğu,
C vitamini eksikliğinin
sonunda kollagen sentezine yansımış olur. Skorbütün
birçok belirtileri kollagen proteinin kusurlu yapılmasına bağlıdır. Tirozin amino asit'inin
metabolizması ile ilgili önemli bir enzim olan para-hidroksifenilpirüvik oksidaz askorbik asit
ile faaliyete geçer. C vitamini eksikliğinde bu enzim durabilir ve kanda ve dokularda tirozin
birikir. Ağır tirozin birikmeleri kalıcı beyin hasarına yol açabilir. Askorbik asit böbreküstü
bezi korteksinde bol bulunur ve burada steroid hormonların üretilmesi ve salınması sırasında
şiddetle tüketilir. Strese bağlı olarak bu hormonlar normalden birkaç misli fazla salınır ve bu
sırada daha da fazla C vitamini tüketmek gerekir. Askorbik asit barsak kanalında demiri
indirgeyerek emilimini kolaylaştırır. Besinlerdeki folik asitin daha dayanıklı kalmasını sağlar.
C vitamini suda eriyen güçlü bir antioksidan gibi de görülebilir.. Antioksidan etkisinin
nitrit gibi karsinojenlerin yaptığı kanserleri önleyebileceği bildirilmiştir. Nitritler çevreden
gelebilecekleri gibi asilik midede bakteri üremesi sonucu oluşabilir.
İnce barsaklardan kolaylıkla emilir. Kandaki miktarı 0,1 mg/dl nin altına düşünce
kesinlikte skorbüt ortaya çıkar. C vitamini organizmada, başta böbreküstü bezleri olmak üzere
birçok doku ve organlarda yoğun olarak bulunur. Bu organlardaki C vitamini yoğunluğu yaşla
azalır. Askorbik asit idrarla atılır. Ancak günlük alım çok bol olmadıkça ve kandaki düzey 1,4
67
mg/dl’yi aşmadıkça glomerülden süzülen C vitamini tubuluslardan geri emilir, yani böbrek C
vitaminini oldukça iyi korur.
2. Vitamin Kaynakları
Tablo 12. C Vitamini Besinsel Kaynakları
C vitamini
(mg/100g)
Besin
Karafrenk üzümü
Çilek
Limon, portakal, greyfurt suyu
Böğürtlen ve ahududu
Kavun, karpuz
Muz
Şeftali, kayısı
Üzüm, incir, kiraz
Yeşil biber
Soğan
Havuç
Domates, yeşil salata
Maydonoz
Brokoli
Ispanak
Lahana
Patates
Süt
Sığır ve koyun karaciğeri
200
60
50
20
20
10
8
3
100
10
6
15
150
100
50
50
20
2
15
Pişirirken önemli kayıplar olur. Hazırlama ve pişirmeden sonra C vitamininin % 50'si
bile korunmuşsa bu sevindiricidir. Taze sebze, iyice kaynayarak oksijenini yitirmiş suya
birden atılarak haşlanırsa C vitamininin % 50'si korunabilir. Buna karışlık suya konulup
birlikte ısıtılarak kaynatılırsa kayıp daha da fazladır. Bakır kaplarda pişirme ve kabartma
tozları kullanmak kaybı fazlalaştırır. Beklemekle sebze ve meyvelerdeki C vitamini önemli
68
ölçüde harap olur. Konserveler, yapım sırasında diri ve taze sebzeler seçilmiş ve hızlı bir
şekilde hazırlanmışsa, manav rafında beklemiş sebze ve meyvelerden daha fazla C vitamini
içerebilir. Dondurulmuş sebze ve meyveler için de aynı yargı geçerlidir.
3. Vitaminin Eksikliği
C vitamini vücuttaki bütün hücrelerde yaygın olarak bulunan bir vitamindir, ancak
eksikliğinde önde gelen bozukluk destek dokusunun ve hücreler arası maddenin yapımında
görülür. Kılcal damarları döşeyen bazal membran ve damarların iç yüzünü döşeyen endotel
hüorelerini birbirine bağlayan harç maddesi kusurlu hale gelir. Nedbe dokusu da zor oluşur,
kıkırdak, kemik ve dişteki dentin yapımı bozulur. Çünkü osteoblastlar ve kondroblastların
üretip döşediği ve başlıca ara madde ile kollajenden oluşan ve daha sonra üzerine kirecin
oturacağı matriks kusurludur. Bu kusurlu matriks üzerine kireç oturamayınca kemiğin
kalsiyumu azalır, kemik demineralize olur. Bütün bu bozuklukların mekanizması
hidroksiprolin molekülünün oluşamayışı ve bu nedenle kollajenin kusurlu yapılabilmesi ve
pekişmemesidir.
Eksikliğinde
skorbüt
denen
hastalığın
oluştuğunu
söylemiştik.
Ancak
hafif
eksikliklerinde skorbütün bilinen belirtileri ortaya çıkmadan aylarca önce halsizlik, kemik
ağrıları, infeksiyonlara eğilim olabilir ve belirtiler gözden kaçabilir.
Skorbüt zengin belirtilerin oluşturduğu bir klinik tablodur. Deride peteşi ve ekimoz
tarzında kanamalar, diş etlerinde şişme ve kanamalar, idrarda kanama ve mide barsak
kanalında kanamalar en çok dikkati çeken bulgulardır. Deri kaba ve kuru bir hal alır, kalça ve
bacaklarda kıl follikülerinde hiperkeratotik değişiklikler oluşur. Kemiklerin büyümesi durur,
kemik mineralini yitirir, osteoporoz ortaya çıkar. Kendi kendine kırıklar olabilir. Femurun alt
yarısında ve humerusun üst yansında periost ile kemik arasında periostun altında kanamalar
69
olur. Çocuklarda bu subperiostal hemotomlar daha dikkati çekicidir. Çocuklarda C vitamini
eksikliğinde dişlerde dentin oluşamadığı için dentin sünger gibi gözenekli bir hal alır, dişler
dökülür. Hipokrom mikrositer bir anemi sıklıkla görülür, bunun bir nedeni demir emiliminin
azalması bir nedeni de kanamalardır. Ateş olabilir, yaralar iyileşmez, infeksiyonlara eğilim
artmıştır. Lacet testi veya Hess testi denen test ile kapiller frajilitenin arttığı gösterilebilir.
Skorbüt öldürücü bir hastalıktır. Bebek, çocuk ya da erişkin skorbütlüler kanamalar,
araya giren enfeksiyonlar veya ani kalp durmaları ile ölürler.
4. Vitaminin Fazlalığı
C vitaminin çok fazlası böbreklerde kalsiyum okzalat oturmasına yol açabilir. İshal
yapabilir, serum östrojen ve ürik asit düzeylerini yükseltebilir.
5. Günlük Gereksinim
Çeşitli kaynaklarca öğütlenen günlük miktarlar değişmektedir:
Bebekler (1 yaşın altı)
Çocuklar (11 yaşın altı)
Erişkinler
Gebeler
Emzirenler
35 mg/gün
45 mg/gün
60 mg/gün
80 mg/gün
110 mg/gün
Altı aylıktan küçük bebekler anne sütü ile besleniyorsa ve anne de iyi beslenen
bir anne ise anne sütü ile aldığı C vitamini yeterlidir. Süt tozları ile beslenen
bebeklerde iyi bir marka kullanılmasına dikkat edilmeli ve bileşimi incelenmelidir.
70
6. Tedavide Kullanılması
Skorbüt tedavisi acil bir tedavidir, çünkü ani ölümler olabilir. Ama daha iyisi şüphesiz
skorbütten korunmadır. Bu gün oldukça seyrek görülmektedir. Yalnız yaşayan yaşlılarda,
bebeği ile iyi ilgilenmeyen bazı ailelerin bebeklerinde, alkoliklerde, yeterince uygarlaşmamış
ülkelerin hapishanelerinde görülebilmektedir. Ülkemizde rastlanması olağandışıdır. Korunma,
başlıca, kişilerin ve ailelerin eğitimi ile ilgilidir. Yaşlıların beslenmesine sadece C vitamini
açısından değil, diğer açılardan da çocuk gibi dikkat edilmesi gerekir. Yaşlılar gereğinden
fazla kalori almamalı, mevcut bazı hastalıkları kısıtlamaları gerekiyorsa (tuzsuz diyet gibi)
onu uygulamalı, fakat yiyeceğinin değişik besinlerden oluşmasına ve öğünlerinin hakkının
verilmesine özen gösterilmelidir. Korunmada, hazır C vitamini preparatları yerine daima
besinsel kaynaklar tercih edilmelidir.
Skorbüt oluştuktan sonra tedavisi için günde 4 defa 250 mg C vitamininin ağızdan
vermek ve buna bir hafta devam etmek yeterlidir. Bu arada hastanın diyeti düzenlenir, başka
eksiklikler varsa onlar da giderilir. Bebek skorbütünde 50 mg C vitaminini yiyeceklere veya
portakal suyuna karıştırarak günde birkaç defa vermek gerekir. Ağır kanamaları olan vakalarda önce 50 mg C vitamini damardan verilir, sonra ağızdan tedaviye geçilir.
C vitamini eksikliğinde yaraların güç iyileştiğini söylemiştik. Bu açıdan bakarak
ameliyatlardan sonra birkaç gün C vitamini vermek, hastanın ameliyattan önceki beslenmesi
iyi değilse ve vitamin depoları dolu değilse gerçekten faydalı olabilir. Peptik ülseri olan
hastalara modası geçmiş, sıkı ve sıkılığı ölçüsünde de bilimsel temellerden yoksun diyetler
hala uygulanabilmektedir. Bu diyetler sonucu minimal bir C vitamini eksikliği oluşabilir, bu
da ülserin iyileşmesini geciktirebilir. Böyle durumlarda ağızdan günde 100 - 200 mg C
vitamini vermekte fayda vardır. Ülser tedavi ederken cimetidine gibi (Tagamet, Ranitab)
midede asit salgılanmasını hemen tamamen durduran ilaçlar uzun süre kullanılıyorsa asitsiz
71
midede bakteri üremesi ve bunun sonucu karsinojen nitritlerin belirmesi olasılığı vardır. Bu
durumlarda antioksidan olarak C vitamini vermek faydalı gibi görünmektedir.
Soğuk algınlığı, grip ve anjinde 1940'lardan beri C vitamininin soğuk algınliğı ve diğer
viral üst solunum yolu hastalıklardan hatta streptokoksik anjinden koruduğu veya bu
enfeksiyonların hafif geçmesini sağlayabildiği ileri sürülmektedir.
Viral enfeksiyonların ve üst solunum yolu enfeksiyonlarının salgın olduğu zamanlarda
yaşlılara ve enfeksiyonu ağır geçirmesi muhtemel olanlara C vitamini preparatların
verilmesinin faydalı olabilmektedir (4).
7. Oral Dokulara ve Diş Gelişimine Etkisi
Bağ dokusu, kemik, kıkırdak ve dentin dokuları gibi mezenşimal dokular için gereklidir.
Bu önemi kollajen sentezindeki rolünden ileri gelmektedir.
İnsanlarda C vitamini alımı ile çürük arasında bir korelasyon bulunmamaktadır.
Eksikliğinde diş yapısında çok fazla bir değişiklik bulunmamaktadır.
Eksikliğinde dişetlerinde kanama, dişlerde gevşemeve hatta kayıplar görülür (13).
72
Resim 9. C vitamini eksikliğinde dişetleri
BİOTİN (H VİTAMİNİ)
Biotin doğada yaygın olarak bulunan, mayaların ve bakterilerin yaşaması için şart olan,
çok az miktarlarda bile etkisini gösterebilen bir vitamindir. Birçok enzim sistemlerinde
koenzim olarak rol oynar.
Karnıbahar, yumurtanın sarısı, karaciğer, yerfıstığı ve pirinç en zengin kaynaklarıdır.
1942 yılında gönüllü insanlara, diyetin % 30'u yumurta akından oluşacak bir besin
düzenlenmesi ile biotin eksikliği meydana getirilmiştir. Yorgunluk, iştahsızlık, depresyon,
nöropati, hiperkolesterolemi, anemi ve deride pullanma görülmüş, bunlar ancak biotin
verilmesi ile düzelmiştir. Erişkin insanda biotin eksikliği başka tek tük vakalarda da
bildirilmiştir. Anne sütünde biotin, inek sütünün üçte biri kadardır. Anne sütü ile beslenen
bebeklerde, özellikle annenin beslenmesi de iyi değilse, biotin tedavisine cevap veren
kepeklenmeler görülebilir. Bu örnekler dışında, biotin doğada çok yaygın olarak bulunduğu
için ve barsakta bakteriler tarafından da sentez edildiği için eksikliği çok nadir görülür.
Erişkin bireylerin cinsiyet fark etmeksizin günde 30 mikrogram almaları gerekir. Birey
günde 1 adet yumurta tüketirse günlük biotin gereksinimini karşılar (4).
73
Biotin eksiksikliğinde herhangi bir dental ve oral değişiklik görülmemektedir (10).
KOLİN
Kolin, karaciğeri yağlanmaktan koruyan faktör diye bilinir. Deneysel olarak kolin
eksikliği yaratılırsa kolesterol esterleri karaciğerde birikir ve yağlı karaciğer dejenerasyonu
husule gelir. Ancak insanda protein eksikliğinin en belirgin şekli olan ve ağır karaciğer
yağlanması ile seyreden kwashiorkor da plazma fosfatidilkolin düzeyi normal bulunmuştur.
Kolin; yumurta sarısı, sakatat, et, tahıl ve soya fasulyesinde bolca bulunur. Alkoliklerde kolin
metabolizması hızlanmış olduğundan koline olan gereksinme de artar. Kolin eksikliğini genel
protein eksikliğinden ayırmak hemen hemen olanaksız olduğundan insanda eksikliği güç
tanımlanmaktadır. Kolin eksikliğinde herhangi bir oral lezyon tanımlanmamıştır.(10)
Huntington koresinde çok yüksek dozlarda faydalı olduğu söylenmiştir, bu etki kolinin
asetilkolin sentezini arttırması tarzında olabilir (4).
İNOZİTOL
Sıçanda özel kısıtlı diyetle meydana getirilen her çeşit tüy dökülmesi inozitol verilerek
düzeltilebilir. İnsan dokularında yaygın olarak bulunur. İşlevinin ne olduğu henüz tam aydınlanmış
değildir. Hücre kültürlerinde insan hücreleri büyümek ve çoğalmak için inozitole muhtaçtır.
Diyabetiklerde idrarla inozitol itrahı artar, diyabet kontrol altına alınınca itrah azalır (4). Oral
bölgedeki etkileri tam olarak tanımlanmamıştır (10).
P VİTAMİNİ (BiOFLAVONOiDLER)
Bazı durumlarda artmış kılcal damar geçirgenliğini düzelten ve saf halde sarı renkli
olan, doğada yaygın olarak bulunan ve ortak olarak «flavon» kökü taşıyan biyolojik aktif
maddelerdir.
En saf olarak elde edileni hesperidin‘dir. C vitamininin emilimini
74
kolaylaştırdığı, kapiller geçirgenliğin normal sınırlarda kalmasını sağladığı düşünülmüştür.
Daha çok ilaç gibi kullanılmıştır. Bu amaçla itiyadi düşüklerde, göz dibi kanamalarında,
çeşitli nedenlere bağlı kapiller kanamalarında tedavi amacıyla denenmiştir. Faydalı etkileri
gösterilmiş değildir. Aşırı ve anlamsız kullanma hekimleri genellikle bu maddelerden
soğutmuştur. Günümüzde antioksidanların yeniden gündeme gelmesiyle bu maddelere az da
olsa yeniden ilgi doğmuştur. Son zamanlarda katarakt'tan koruduğuna dair haberler gelmektedir.
KARNİTİN
Fraenkel, vitaminler üzerinde araştırmalar yaparken, et kurdunun (Tenebrio molitor)
büyüyüp gelişebilmesi için o zamana kadar bilinmeyen bir faktöre gereksinmesi olduğunu
buldu ve buna BT vitamini dedi. Daha sonra gene aynı araştırıcı bu vitaminin karnitin
olduğunu gösterdi. Böceklerden daha yüksek hayvanlar genellikle karnitini sentez
edebildiklerinden uzun süre karnitine bir vitamin gibi bakılmıştır. Karnitin birçok dokularda,
özellikle kasta yaygın olarak bulunur. En önemli işlevinin yağ amitlerini, özellikle 8 karbon
atomludan daha uzun yağ asiti zincirlerini mitokondriumların zarından içeri sokarak, onları
yakılacağı veya kullanılacağı mitokondrium içi kalıba taşımak olduğu sanılmaktadır. Karnitin
eksikliği, karnitin metabolizması bozukluğu sonucu gelişebilir (eksik yapım, kusurlu yapım,
aşın yıkım gibi). Ailevi hipertrigliseridemilerde (IV. tip hiperlipoproteinemi) karnitin tedavisi
ile oldukça etkili olarak trigliserid düzeylerini düşürmek mümkün olmuştur, kolesterol
düzeyine etkisi yoktur (4).
75
TARTIŞMA VE SONUÇ
Canlıların sağlıklı bir yaşamı devam ettirebilmesi için gerekli olan vitaminlerin önemi
son zamanlarda ancak anlaşılabilmiştir. Sadece karbonhidrat, lipit, protein ve minarallerle
beslenmenin canlılar için yetersiz olduğu anlaşılmıştır.
Vitaminlerin diğer besin maddelerinden farkı dış kaynaklı olmaları ve organizmaya enerji
sağlamamalarıdır.
Vitaminlerin biokimyasal açıdan en önemli görevi, birçok vitaminin enzimatik
reaksiyonlarda kofaktör olarak çok önemli rol oynamalarından ileri gelir.
Vitaminleri kimyasal özellikleri açısından suda çözünen ve yağda çözünen vitaminler
olarak iki grupta topluyoruz. Suda çözünen vitaminler B kompleksi vitaminleri ile C vitamini,
yağda çözünen vitaminler ise, A, D, E, K vitaminleridir.
Bugün herhangi bir vitaminin eksikliğine bağlı anormal durumlar değerlendirilerek,
fonksiyonlarının ne olduğunu ve biyokimyasal olarak hangi mekanizmaları etkilediklerini
bilinmektedir ve tedavi edilmektedir.
Vitaminler diş hekimliği açısından da çok önemlidir. Vitaminlerin eksiklikleri; dişlerde
eksikliklere, şekil ve hacim bozukluklarına, anormal dentin ve mine yapılarına,
diş eti
kanamalarına, stomatitise, aftlara neden olmaktadır. Ayrıca vitaminler diş hekimliğinde
tedavide de kullanılmaktadır. Bu nedenle diş hekimleri vitaminlerin biyokimyasını,
organizmadaki görev ve şekillerini, özelliklerini, kullanım alanlarını iyi bilmek zorundadır.
Bu bilinçle diş hekimleri genel sağlığa katkıda bulunup, koruyucu sağlık açısından yararlı
olma görevlerini yerine getirebilirler.
76
KAYNAKLAR
1. YENSON, M, İnsan Biyokimyası, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Yayınları 1981;
600-603.
2. Prof. Dr. Gazanfer BİNGÖL, Vitaminler ve Enzimler, A.Ü. Ecz. Fak. Yayınları,
No:46, A.Ü. Basımevi, Ankara, 1977; 7-36
3. Prof. Dr. Olcay Neyzi, Prof. Dr. Türkün Ertuğrul, Pediatri Cilt 1, 2.baskı, Nobel tıp
Kitabevleri, Bölüm 7, 1993; 361-362.
4. Prof.Dr. Engin SENCER, Beslenme ve Diyet, İstanbul.1981; 148-172.
5. Güngör K, Amin ve Minerallerin Diş Hekimliğindeki Önemi, G.Ü. Diş Hekimliği
Fakültesi Oral Diagnoz ve Radyoloji Anabilim Dalı, 2003
6. Ivor E, Vitamins A, C, E and β-carotene as Protective Factors for Some Cancers,
Dreosti, PhD, DSc, CSIRO Division of Human Nutrition, Adelaide, SA, Australia , Asia
Pacific J Clin Nutr 1993;2 (1): 21-25
7. Clausen FP, In: Pathology of the Dental Hard Tissues, Copenhagen: J. J. Pindborg,
1970; 207
8. Öngen B, Kabaroğlu C, Parıldar Z, D Vitamini’nin Biyokimyasal ve Laboratuar
Değerlendirmesi- Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, İzmir, Türk Klinik Biyokimya Dergisi 2008;
6(1): 23-31
9. Turner R.E, Facts About Vitamin K. This document is one of a series of the
Department of Family, Youth and Community Sciences, Florida Cooperative Extension
Service, Institute of Food and Agricultural Sciences, University of Florida, Nisan2006.
10. Shafer Wg, Hine MK, Levy BM, A Textbook of Oral Pathology, Philedelphia:
WB Saunders Co; 1983; 638-654.
77
11. Hillan J, Facts About Vitamin E. This document is one of a series of the Department
of Family, Youth and Community Sciences, Florida Cooperative Extension Service, Institute
of Food and Agricultural Sciences, University of Florida, Nisan 2006.
12. Murray R.K, Granner D.K, Mayes P.A, Rodwell V.W. Harper’ın Biyokimyası,
24.Baskı, 1996; 687-713.
13. Öztürk V.Ö, C Vitamini ve Biyokimyası,Bitirme Tezi, Ege Üniversitesi Diş
Hekimliği Fakültesi, 2006; 22.
78
ÖZGEÇMİŞ
1987 yılında Eskşehir’de doğdum. İlk öğrenimimi Kocaeli 50.Yıl İlkokulu’nda, orta
öğrenimimi Erzurum Atatürk İlköğretim Okulu’nda, lise öğrenimimi Karşıyaka Gümüşpala
Lisesi’nde tamamladım. 2005 yılında Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’ni kazandım.
İzmir-2010
Stj.Şaziye Esra Göçoğlu
79
Download