Word`e Aktar

advertisement
ŞEHADETİNİN 48. YILINDA
ŞEHADETİNİN 48. YILINDA
Malcolm X
Malik el-Shabaz
(19 Mayıs 1925 - 21 Şubat 1965)
Dr Sami GÖREN (Hukukçu)
En güzel öğüt örnek olmaktır. MALCOM X
Malcolm X (Malcolm Little ve daha sonrasında El Hac Malik el-Şahbaz) (Omaha,
19 Mayıs 1925 – New York, 21 Şubat 1965), ABDli siyaset adamı, mücahid ve
siyah hakları savunucusudur.
İblis”ten “El Hac MAlik El-ŞahbAz”a, serserilikten Amerikalı Siyah
Müslümanların Liderliğine... Ve çok daha ötelere: Şehadete! Bataklıklardan
şahikalara yükselen bir hayat...
MALCOLM, 19 Mayıs 1925’te Omaha’da dünyaya geldi. Babası bir Baptist
Hıristiyan vaizdi. Malcolm “korkak bir zenci değildi babam, o bir doksan
boyunda, iriyarı ve kapkara bir adamdı...” der. Babası da, Marcus Garvey gibi
Amerikalı siyahların hiçbir zaman gerçek özgürlüğe, bağımsızlığa ve itibara
kavuşmayacağına inanmaktaydı. Bu yüzden de Amerika’yı bırakıp, kendi
vatanlarına, Afrika’ya dönmeliydi siyahlar.
Babası vaazlarında bunu hep belirtiyordu, beyazlar bundan rahatsız olmalıydılar.
ki; Malcolm’un doğumuna yakın bir zamanda, babası yokken bir gece evin
yanına bir gurup insan gelmiş ve annesine kocasının nerede olduğunu
sormuşlar. Annesi de:kocasının evde olmadığını, üç çocuğuyla evde yalnız
olduğunu söyleyince, adamlar evin bütün camlarını tuz buz ettikten sonra, Rahip
Earl Little’nin, Marcus Garvey’in görüşlerini vaazlarında işleyen, ve gerisin geri
Afrika’ya dönüş projesi olan, Omaha’nın zencileri arasında hızla yayılan ve
başlarına dert olan vaazlarına daha fazla tahammül edemeyeceklerini hatırlatıp
ortadan kaybolmuşlar.
Malcolm orada dünyaya geldikten sonra Babası evi Milwauke’ye taşıdı. Burada
fazla durmadan Lansing’e taşınıp bir ev aldılar. Babası adeti olduğu üzere orada
da Baptist kiliselerini dolaşıp, Hıristiyanlığın esaslarını anlatmaktaydı..
1929 yılında Malcolm 4 yaşındayken hayatının ilk canlı hatırasını şöyle anlatıyor:
“Bir gece yarısı kendimizi tabanca seslerinin, çığlıkların, duman ve alevlerin
ortasında bulduk kendimizi. Korkumuzdan neye uğradığımızı şaşırmıştık. Babam
evimizi kundakladıktan sonra kaçmaya çalışan beyazların arkasından ateş
açmaya çalışıyordu...Alevler içinde yanan ev üstümüze çökecekti,Annem
kucağında yeni doğmuş bebeğiyle kendisini henüz dışarı atmıştı ki;ev etrafa
kıvılcımlar saçarak,büyük bir gürültüyle çöktü. Gecenin yarısında don-gömlek
dışarıda kalışımızı, feryatlar içinde dövünmemizi hiç unutamıyorum. Olay yerine
gelen Polis ve İtfaiyeciler de etrafımıza dizilip evimizin sonuna kadar yanıp kül
olmasını bizimle birlikte seyrettiler.”
Hayat uçurumda başlar, bütün insanlar için; ancak bu uçurumun boyutları
Malcolm için herkesinkinden daha engin ve daha engebeliydi zannedersem..
Bu olaydan sonra doğu Lansing’de kenar mahallelerden birine taşındılar, burada
da rahat olamadılar.Bir gece babası ve annesi tartıştıktan sonra, babası evi terk
edip gitti, Annesi arkasından seslenmiş ancak babası onu dinlememişti. Babası o
gece bir suikasta uğramış, adamlar ölünceye kadar dövdükten sonra, gelip
geçen arabalar ezsin diye yolun ortasına atmışlar, polisler gece yarısı evden
gelip annesini almışlar ve babasının vücudunu yarısı ezik, bazı kemikleri
kırılmış, ölü vaziyette bulmuşlardı.
Artık sekiz kardeşle ortada kalmışlardı. Babasının hayat sigortasından kalan
parayı aldılar ki, bu beş yüz dolar civarındaydı ve cenaze masraflarıyla bu da
tükenmişti. Böylece Ailede maddi çöküntüyle birlikte psikolojik çöküntü de
meydana geliyordu.
Malcolm’un Annesi batı Indiana’da dünyaya geldiğinden renk olarak beyaz
kadınlarla hiç farkı yoktu. Kasabaya gidip ne iş bulursa yapıyordu, bir gün
kardeşlerinden biri Annesine bir şey söylemek için çalıştığı eve gitmiş, işveren
çocuğun siyah olduğunu görünce annesini işten kovmuştu. Sekiz çocuğun
hayatını devam ettirmekle yükümlü bir annenin duygularını hissetmek için, bu
duyguyu yaşamak lazım..
Kardeşlerinin en büyüğü geçimlerine yardım için çalışıyordu, annesi de temizlik
v.s... gibi işlerde çalışıyordu. Hayat şartları hiç de kolay değildi, bazen beş
kuruşlarını olmadığı zamanlar olurdu hiç bir şey alamazlardı, annesi bir tencere
dolusu hindiba ağacı yaprağı kaynatırdı onu yerlerdi, Malcolm’un dediğine göre,
bunu duyan arkadaşları: “pişmiş ot yiyorlar” diye onları kızdırırlardı.
Bazen de çocuklardan birkaçı Lansing’e bir fırına gidip, beş sente bir çuval
dolusu bayat ekmek ve çörekleri aldıktan sonra çuvalı omuzlayıp, iki mil yol
teptikten sonra evlerine dönerlerdi. Malcolm bu günlerini şöyle anlatıyor:
“Annemiz bu bayat ekmeklerle çok değişik şeyler yapabiliyordu. Domatesle
ekmek karıştırılıp kaynatılınca bize yemek oluyordu örneğin.Yumurtamız varsa
pide balığı gibi şeyler yapardı bize annem. Ekmek tatlısı yapardı sonra, içine
kuru üzüm de koyardı bazen. Ekmeği etinden kat kat fazla olsa da hamburger
yediğimiz bile olurdu.Zaten çoğu ekmekten yapılmış olan bu yemekleri bir
solukta silip süpürürdük”
Yardım kurumundan çeşitli paketler de gelirdi, bunların üzerinde parayla
satılmaz ibaresi vardı. Malcolm ve kardeşleri bunu marka zannedecek değildi
elbet, bunu yardım alanlar aldığını satmasın diye yazıyorlardı.
Bir ara annesi siyah bir adamla evlenmeye kalkışmış; ancak adam bundan
vazgeçmişti. nedeni kendisini evde bekleyen sekiz boğazın yükümlülüğünü
üstlenmekten korkmuş olmasıydı şüphesiz.! Annesi bu olaydan sonra daha da
çöküntüye uğramış, artık kendi kendine konuşmaya bile başlamıştı. Bu arada
Malcolm artık 10 yaşındaydı. Kardeşleriyle babasında kalma 22’lik kalibrelik
tüfekle tavşan avlayıp yoldan gelip geçenlere satıyorlardı, Bazıları bunu sırf
yardım olsun diye alıyordu.
Malcolm okuldan sonra doğru eve gideceğine, iki mil yürüdükten sonra
Lansing’e gidiyordu dolaşmadık dükkan bırakmıyordu ve aşırdığı şeylerle
kendisine güzel bir ziyafet(!) çekiyordu. Kendi deyimleriyle buna “Tilkilik”
diyorlardı. Bunun yanında, geceleri bostanlıklara girip bir sepet çilek toplayıp
satıyordu. Sıkı çalışırsa günde bir dolar kazanabiliyordu. O günlerinden şöyle
bahsediyordu Malcolm “Hızla büyüyüp gelişiyordum; ama bu gelişme kafaca
değildi, bedenceydi daha çok. Ben böyle evden uzak kala kala, konu komşunun
eşiğini aşındıra aşındıra, dükkanlardan ufak tefek şeyler yürüte yürüte,
büyüdükçe, isteklerimi elde etmekte daha da bir saldırgan, daha da bir sabırsız
oluyordum giderek.”
Aile Refah kurumu Malcolm’un ailesine her geldiğinde annesinin çocuklarına
bakamayacağını iyice anladılar ve aileyi dağıtma kararı aldılar. Çocuklar ya
çocuk esirgeme kurumuna ya da evlatlık isteyen aile varsa oralara gideceklerdi.
Malcolm’u durumu iyi bir aile aldı. Malcolm bu aileyi seviyordu ve bu ailenin
oğluyla kardeş gibiydiler. Burada çok iyiydi, fırsatını bulduğunda annesi ve
kardeşlerinin ziyaretine gidiyordu. Çok geçmeden devlet, kardeşlerinin hepsini
evlatlık olarak dağıtmaya karar verdi. Annesi artık iyice çökmüştü, sonunda
bütün kardeşlerini bir yere verdiler. Annesini de Kalamazoo ‘daki akıl
hastanesine yatırdılar.
Malcolm evlatlık olarak verildiği evde çok iyiydi, bu sırada okulu terk etmeyi
kafasına koymuştu. Kendine göre bir iş bulup çalışacaktı; en azından elinde
parası olacaktı. Bir gün okulda sınıfa girerken bilinçli olarak şapkasını
çıkartmadı. Öğretmeni de ceza olarak sınıfın içinde kendisi dur deyinceye kadar
dolaşma cezası verdi. Malcolm da öğretmeni tahtada bir şeyler yazarken,
öğretmenin sandalyesine gizlice bir raptiye koydu, öğretmenin sandalyeye
oturması ve çığlıklarıyla Malcolm dışarıya fırladı. Bu olayla birlikte Malcolm
okuldan atıldı. Ancak olaylar Malcolm’un tasarladığı gibi olmadı. Mahkeme artık
bir ıslah evinde kalmasına karar verdi, ıslah evinden önce bir gözetim evinde
kalması gerekiyordu.
Malcolm Lansing’den on iki mil uzaktaki Mason’a gitti. Burada orta okul ikinci
sınıftan okuluna devam etmeye başladı. Islah evi Malcolm’a çalışması için bir iş
bulmuştu; bir lokantada bulaşıkçılık yapacaktı. Bu onun için fevkalade bir şeydi.
Kendi parası olacaktı, bir şey ısmarladıklarında o da arkadaşlarına artık bir
şeyler ısmarlayabilecekti. Artık yavaş yavaş hayattan zevk almaya başlamıştı.
En azından kendi kendine bir şeyler yapabiliyor, aldığı haftalığıyla kendine bir
iki çift ayakkabı almış ve bir de yeşil elbise diktirmişti.
Okulda ise çok başarılıydı, sınıftaki çalışkan öğrencilerdendi. İngilizce
öğretmenini çok seviyordu; bu öğretmen hayatta başarılı olmanın yollarını ve
kendi tecrübelerinden bahsederdi, bu Malcolm’un çok hoşuna giderdi. Malcolm
sömestrinden sonra sınıf başkanı seçildi, bu onu çok mutlu etmişti. Sınıf
arkadaşları onu çok seviyor, problem olursa Malcolm’la konuşuyorlardı.
Malcolm sınıfta tek siyah öğrenciydi. Bir gün baş başa kaldığında çok sevdiği
İngilizce öğretmeni sormuştu: “Artık büyüyorsun, ne olmak istersin?” demişti.
Malcolm bunu daha önce hiç düşünmemişti. Birden “Avukat olmak istiyorum”
deyince İngilizce öğretmeni iyice şaşırmıştı. Malcolm’a: “Biraz gerçekçi
olmalısın, sen bir zencisin. Bunun için doğru düşünmen lazım. Niçin bir
marangoz olmayı düşünmüyorsun? demişti.
Malcolm kaldığı ıslah evinde de çok seviliyordu; çünkü burada yerleri temizler,
ortalıkta yapılması gereken işlerde görevlilere yardımcı olurdu. Sekizinci
sınıftayken ıslah evi memurlarının aldığı karar gereği ıslah evinden ayrılması
gerekiyordu. Yine bir ailenin yanında kalacaktı. Sene sonu geldiğinde
Boston’daki ablası onu yanına davet etti. Malcolm için Boston hayatında
değişikliklerin başlangıcıydı.
Boston’a geldiği ilk ay içerisinde şehirde dolanıp durdu. Ablası ona bir iş
bulmaya çalışırken kendisi ablasına sürpriz yapmak için iş bulmaya çıkmıştı. Bir
bilardo salonuna girdi,orda Shorty diye biriyle tanıştı. Shorty Lasingliydi,
“hemşehrim” diye Malcolm’a sahip çıktı. Sonra Devlet Bale Salonunda ayakkabı
boyacısının işini bıraktığını, Malcolm’un da onun yerine çalışabileceğini söyledi.
Malcolm hemen kabul edip işe başladı. İşin bütün sırrını öğrenmiş, çok para
kazanmaya başlamıştı. Artık Shortyle ve onun arkadaşlarıyla birlikte takılıyordu.
Malcolm işte her şeye burada başladı:esrara, eroini çekmeye, alkol
kullanmaya... Bu işte çalışmasını ablası hiç istemiyordu, Malcolm’a bir
pastahanede garsonluk işi buldu, o da ayakkabı boyacılığını bırakıp bu işe
girmişti. Bir süre burada çalıştıktan sonra buradan da ayrıldı. Ablası Ella’nın
gittiği kilise cemaatinden birisi Boston-Newyork arasında çalışan trende iş
buldu. Malcolm burada da servis işi yapacaktı. Amerika’da yaşayan zenciler
genelde ayak işlerini yapıyorlardı, bundan dolayı işlerini devamlı değiştirirler,
özellikle devlette çalışmak büyük bir gayret gerektirirdi.
Malcolm X’in gençliği hiç birimizin düşünemediği bir gençlikti. Demir yollarında
çalışırken trenle Newyork’a gidip geliyordu. Newyork’u özellikle de Harlem’i çok
sevmişti. Harlem Newyork’un bizim deyimimizle bir mahallesiydi, burası
zencilerin mekanıydı. Malcolm artık hayatını burada sürdürmeye içten içe karar
vermişti. Malcolm’un hayallerinin şehriydi Harlem..! Güzel giyimli, gösterişsiz,
medeni zencileri hayatında hiçbir zaman bir arada görememişti.
1942 yılında 17 yaşındayken şikayetler üzerine demir yollarındaki işinden atıldı.
Sonra Harlem’de hayran kaldığı bir barda işe başladı. İşini çok seviyordu, hiçbir
zaman işine geç kalmadı. Bu bar onun deyimiyle bir mektepti(!). Burası;
dümencilerin, hırsızların, esrar satıcılarının takıldığı, Harlem’in birkaç barından
birisiydi.
Burada çalışırken bir çok şeyi öğrenmişti, kendisi de esrarlı sigara satmaya
başladı. Esrarlı sigara işinden iyi para kazanmaya başlamıştı. Artık paraya para
demiyordu. Gün geçtikçe stoklarını daha da arttırıyor, çok tanındığı için müşteri
bulmakta hiç zorluk çekmiyordu. Narkotik polisleri artık onun da esrar sattığının
farkına varmışlardı. Kanun gereği üzerinizde esrar bulamazlarsa suçlayıp
kimseyi içeri almıyorlardı. Malcolm da, içi boşaltılmış ayakkabı topuklarında,
şapka astarlarının arasında esrar taşımanın arık modası geçtiğinden, esrarı bir
paket yapıp koltuğunun altına sıkıştırıp, geceleri çalıştığı için takip edildiğini
anladığında hemen bir köşeye çekilip paketi koltuğunun altından çaktırmadan
bırakıyordu. Karanlıkta yaptığı bu numarayı kimse çakmıyordu tabi. Polis daha
fazla takip etmeye başlayınca boş bir sigara paketine, ya da Kızıl Haç’ın boş yara
bandı paketlerine koyuyor, parasını aldıktan sonra müşteriye bıraktığı yeri tarif
ediyordu.
Polis onun peşini bırakmamakta kararlıydı, böyle insanlar için polisin çok
yöntemleri vardı. Kalabalık arasında ceplerine esrar koyup delil göstermek, evini
belirleyip gizli bir yere esrarı saklamak...Malcolm bunu bildiği için devamlı ev
değiştirmek zorunda kalıyordu. Polisin kendisini listeye aldığını haber alınca,
Malcolm’un bir arkadaş: ortalık sakinleşinceye kadar biraz seyahat etmesini
önerdi. Malcolm daha önce demir yollarında çalıştığından bedava seyahat etme
kartına sahipti. Aklına yeni bir fikir geldi: Orkestra guruplarının peşinden
gitmek. Orkestra guruplarının çoğunu tanıyordu ve hemen hepsi Malcolm’un
müşterisiydi.Artık seyyar eroin satıcısı olmuştu. Bu şekilde bütün doğu
sahillerini dolaşarak orkestrayla turneye çıkan guruplara esrarlı sigara
satıyordu.O güne kadar kimse seyyar esrar satıcısına rast gelmemişti
Amerika’da!.. Sonra ani bir kararla esrar satma işini de bıraktı.
Bu arada askere çağrılıyordu. Ancak bütün zenciler gibi o da askerlik yapmamak
için her yolu deneyecekti. Akli dengesinin yerinde olmadığını ispatlamak, çeşitli
haplar kullanarak kalbi ya da ciğerleri tahrip edip kendisini çürüğe çıkarmak.
Ancak devlet bu oyunları bildiği için askere gideceklerin yerlerini tespit eder,
ajanlar onları takibe alırdı.Malcolm artık gittiği kalabalık yerlerde askere gitmek
istediğini sağa sola bağıra bağıra söyler oldu. Bunu akli dengesinin yerinde
olmadığını göstermek için yapıyordu tabi.
Askerden gelen cep pusulasını alıp, en acayip zoot elbisesini giyip, saçlarını
kırmızıya boyayıp, bir çalılık gibi kıvırdıktan sonra askeri şubeye gitmiş içeri
dalıp, sıraya falan bakmadan; herkesin önüne geçip: “hadi koçum bitir şu işi de,
ben gidip general olmak istiyorum, kafasının ortasından varacağım o
düşmanları..” demiş sonra onu da sıraya aldılar. Malcolm bu arada yine
sayıklıyordu: gidip en büyük general olacaktı, savaşacaktı!. Adamlar bu halini
görünce Askeri psikiyatri kliniğine sevk ettiler Malcolm’u. Burada psikologa
çeşitli numaralar yaptı: psikolog onu dinlerken, Malcolm ikide bir arkaya
bakıyor, sanki kendisini dinleyen biri varmış gibi, kapıları aralayıp duruyordu.
Sonra psikologun kulağına eğilerek “bak babalık! ben güneye gideceğim,
zencileri örgütleyip, ne kadar beyaz fellah varsa öldüreceğim” demişti. Doktor
bunları duyunca elindeki kalemi düşürmüş, kalemi aldıktan sonra Malcolm
hakkındaki nihai kararını vermiş. Malcolm böylece askerden de yırtmış
oluyordu..
Amerika’da yaşayan zenciler üniversite mezunu ise ancak bir hademe ya da
hastanelerde ve devlette ayak işlerini yapıyorlardı. Hal böyle olunca zencilerin
çoğu kolayından yaşamak, çalışmadan kazanmak, dümen çevirmek işleriyle
meşguldü.
Amerika’da yaşayan bir zencinin yıllık geliri beş bin dolar iken, bir beyazın geliri
en az yirmi beş –otuz bin dolar arasında değişiyordu. Hal böyle olunca büyük
kentlerin zenci mahallelerinde mektep yüzü görmemiş, gitmişse de bitirememiş
on binlerce kişinin aklı fikri bir dümen çevirip de hayatını sürdürmektedir.Bu
ahlaksızlık batağına düşmüş kimselerin ne yaptığını, nereye gittiğini, bu işin
sonunun nereye varacağını düşünmeleri için, bir vicdan muhasebesi
yapabilmeleri için hiç vakitleri yoktu.
Şimdiye kadar dümencilerin esrarcıların, kumarbazların, piyangocuların
arasında büyümüştü Malcolm. Amerika da yaşayan, hele Harlem’de yaşayan
zenciler için erdem ya bir çete kurmak, ya en iyi hırsız olabilmek, ya da bir
düzen kurup öylece kendine göre hayatı geçirip gitmekti... Malcolm da artık
çetesini kurmuş,hırsızlıklara başlamıştı. Bir ara işler kesat gidince piyango
biletleri satmaya başladı. Piyango bileti aldığı kişi ile sorun yaşayınca Boston’a
gitti. Burada hırsızlık çetesi kurdu. Kurduğu bu hırsızlık çetesi üç erkek ve
birkaç tane beyaz kızdan ibaretti. Malcolm özellikle beyazlardan seçmişti ki bu
kızları. Onlar Boston’da oturan zenginlerin evlerine gidiyor, evin planını
çıkarıyor, gösterişe düşkün kadınlar neleri varsa belli ettikleri için, işleri çok
kolay oluyordu. Sonra yaptıkları planı getiriyorlardı, kıymetli eşyaların yerlerini
bile belirtiyordu bu planlar. Geriye eve girip yapılan planın uygulanması
kalıyordu. İşleri çok iyiydi; ancak bu yolun sonunu tahmin etmek herkes için çok
kolay olsa gerek..
Aşırdıkları şeylerden çok hoşlarına giden olursa kendilerine ayırıyordu çete
üyeleri, Malcolm da hoşuna giden bir saati kendisi için ayırmıştı. Saatin küçük
bir tamiri gerekiyordu. Ancak bu saatten Boston’da birkaç tane vardı, saatin
sahibi nasıl bir tamir gerektiğini polise bildirmişti. Malcolm kırık bir taşını
değiştirmek üzere saati tamirciye verdi. Götürdüğü saatçi iki gün sonra gelip
almasını söyledi, iki gün sonra Malcolm saatçiye uğradığında saatçi ilk önce
parayı istedi, Malcolm parayı uzattı, ancak saati alamadan dedektifler Malcolm’u
kelepçeleyip götürdüler karakola. Daha sonra çete üyelerinin dairelerinde bir
sürü delil ele geçirdiler: kürk mantolar, mücevherler, mesleki aletler ve
Malcolm’a ait silahlar.
1946 yılının Şubat ayında arkadaşı Shorty ile birlikte,mahkeme kararıyla,
bileklerine kelepçe vurulduktan sonra, Charlestown eyalet hapishanesine havale
edildiler. Malcolm o zamanlar daha yirmi bir yaşını bile doldurmamıştı.
Hapishaneye girdiği ilk günlerde bedensel olarak çok acı çekiyordu; çünkü
içeriye girer girmez uyuşturucularla birden ilişkisi kesilince, yılan gibi
kıvranacak hallere düşmüştü. Hapishanenin psikiyatrisi ilgilenmeye kalkınca,
Malcolm’dan bütün bildiği küfürleri duymuştu, aynı gazaba bir süre sonra
hapishanenin papazı da uğramıştı.
Hapishanedeki ilk yılı çok zor geçmişti. Buraya alışmak bütün insanlar için çok
zordu, ancak alıştıktan sonra oranın bir parçası oluverirdiniz. Malcolm ilk yılında
yemek sırasında elinden tepsiyi düşürmek, numarası okunduğunda cevap
vermemek, uyuşturucu krizine girdiğinde hücresindeki her şeyi dışarı
fırlatmasından dolayı devamlı katıksız hücre hapsi yiyordu. Hücreye girdiğinde
avazının çıktığı kadar bağırıp devamlı İncil’e ve Tanrıya küfürler yağdırıyordu.
Bundan dolayı Malcolm’a hapishanedekiler “İblis”demişlerdi.
Hapishanede de Bimbi diye birisi vardı. Çok güzel konuşan ve devamlı kitap
okuyan birisiydi. Malcolm bu sıralarda kendisini sıradan bir dinsizden çok ileri
görüyordu. Bir gün Bimbi’nin dinsizliğe karşı konuşmasından sonra, Malcolm
artık dine, kitaba falan rast gele küfretmez olmuştu.
İslam'la tanışması ve Müslüman oluşu
1948 yılında Malcolm Concord Hapishanesine nakledilmişti. Burası eski yerine
göre daha güzeldi. İşte bu günlerde küçük ağabeyi Philibert’ten bir mektup aldı.
Mektupta: “Siyah adamın doğal dinini keşfettiğini” ve İslam cemaati diye bir
şeye katıldığını yazıyordu kardeşi. Ayrıca kurtuluşa ermesi için Allah’a dua
etmesini istiyordu. Sonra kardeşi Reginald’dan da bir mektup aldı. Bir sürü
havadisle birlikte “Malcolm sakın domuz eti yeme ve sigara içme artık. Hapisten
nasıl kurtulacağını anlatırım sonra sana” diyordu kardeşi...Malcolm bu cümleyi
okuduktan sonra aklına bin bir türlü şeyler geliyordu: domuz eti yemeyince ve
sigara içmeyince insanda hapisten çıkaracak bir hastalık mı beliriyordu, ya da
Newyork askerlik şubesine yaptığı psikolojik numaranın bir benzerimiydi bu...
Kardeşinin dediklerini aynen uygulamaya koydu. Bir gün öyle yemeğinde domuz
eti vardı. Tabağına koymadan karavanayı yanındakine verdi. Sigarayı bırakmak
çok zor değildi onun için, katıksız hücre cezasında günlerce sigarasız kalmaya
alışmıştı. Sabırsızlıkla kardeşi Reginald’ın geleceği günü bekliyor ve bu
numaranın ne anlama geldiğini bir an evvel öğrenmek istiyordu. Sonunda bir
gün çıktı geldi kardeşi Reginald. Ancak, Malcolm’un merak ettiği konuya hemen
girmedi, öylesine sıradan biraz konuştuktan sonra, tasarlanmamış bir konu gibi
Malcolm’a sordu: “Malcolm,bil bakalım akla hayale gelebilecek her şeyi,
bilinebilecek her şeyi bilen insan kim olabilir?” “Herhalde tanrı gibi birisidir” bu
dedi Malcolm. “Her şeyi bilen bir insan var, Tanrı bir insandır,adı da ALLAH’tır”
dedi kardeşi. Reginald anlatmaya devam ediyordu: “Allah’ın 360 derece ilmi
olduğunu, bu ilmin bütün ilimleri kuşattığını, şeytanın ise sadece 33 derece ilmi
olduğunu ve buna da masonluk dendiğini söyledi. Sonra Tanrının Amerika’ya
indiğini, Elijah adındaki bir zata siyah adam suretinde göründüğünden söz
etti.Ayrıca şeytanın da bir insan olduğunu ve bütün beyazların şeytan olduğunu
söyledi.
Malcolm’un kafası allak bullak olmuştu, gözlerinin önünden tanıdığı bütün
beyazlar bir şerit gibi geçti evet kardeşi haklıydı; Newyork’taki Beyazlar,
Polisler, ilk okulda kendisi Avukat olmak istediğin söylediğinde “niçin Marangoz
olmuyorsun?”diyen öğretmeni, hele Masonlar!
Malcolm bu arada Norlfok hapishanesine gelmişti. Burası diğer hapishanelere
nazaran çok daha güzeldi. Bu hapishanede çirkin dedikodular, sapıklıklar, rüşvet
gibi şeyler olmadığı gibi, herkesin kendine ait bir odası vardı. Nefret kusan
gardiyanların yerine eğitimci gardiyanlar vardı. Buranın en güzel yönlerinden bir
tanesi de kütüphanesinin olmasıydı. Zengin bir milyoner bağışlamıştı
kütüphaneyi ve mahkumlar istediği gibi kitap okuyabiliyorlardı.
Aradan birkaç gün geçtikten sonra kardeşi Reginald tekrar geldi ve Malcolm’un
kafasında ilk kez yer bulan ciddi düşünceler bırakarak gitmişti. “Düşünebiliyor
musun kim olduğunu bile bilmiyorsun” demişti Reginald. “Bitip tükenmek
bilmez hazineleri olan, kralları medeniyetleri olan bir ırktan geldiğin halde bunu
bilmiyorsun ne yazık ki. Şeytan beyazlar senden bunu gizliyorlar. Asıl soyadının
ne olduğunu bile bilmiyorsun, bir zamanlar kendi ana dilin olan dilini duysan bir
kelimesini bile anlamazsın. Beyaz şeytan aslınla ilgili bütün bilgileri çekip almış
elinden. Seni katlederek, sana tecavüz ederek, seni atalarının tohumundan,
anayurdunun bağrından koparıp getirdikleri günden bu yana sen bu beyaz
şeytanın bitmek bilmeyen şeytanlıklarının kurbanı durumundasın.”
Amerikalı beyazlar; Zenci dedikleri bu insanlara kendi anavatanları olan
Afrika’yı maymunlar gibi daldan dala atlayan vahşi siyahların, putperestlerin
bulunduğu yer diye tanıttılar. Zencileri kendi öz vatanlarına ve ırklarına düşman
ettiler, kendi dinlerini aşıladılar. Bu din Zenciye siyah olan her şeyin lanetli
olduğunu, siyah olan her şeyden, hatta kendi kişiliğinden nefret ettiriyordu.
Hıristiyan din adamları bu zencilere bir yanağına vurulduğunda diğer yanağını
da çevirmeyi, acı çekerken gülmeyi, acıları sineye çekmeyi, boyun bükmeyi,
alçak gönüllü olmayı öğretmişti. Onlara dualar edip ilahi okumayı, beyaz
şeytanların elinin artığı şeylerle idare etmeyi, gerçek nimetleri öbür dünyadan
beklemeyi, öbür dünya için yalvarıp, ama bu dünya nimetleri için fazla bir şey
istememeyi öğretmişti! Köleci efendi bu dünyada kendi cennetinin tadını
çıkarırken, Zenciye öbür dünya nimetine razı olmayı öğretmişti.
Malcolm, Norlfolk hapishanesinde öğrendi her şeyi.. Burada günde sadece beş
saat uyur ve saatlerce kitap okurdu. Gece “ışıklar kapansın” sesi onun kabusu
olurdu, ancak dışarıdan sızan ışıkla kitap okuyabilirdi. Böyle kitap okuya okuya
gözlerinin görme gücü iyice azalmış ve astigmat olmuştu. Ayrıca hapishanelerde
mahkumlar arasında bir çok münazaralar yapılıyordu, Malcolm bunlara
katılıyordu. Bu münazaralar onu ileride Vekil olduğunda yapacağı konuşmalara
hazırlıyordu.
Kendi deyimiyle: “O sıralar, bir insan için en zor şeyi, fakat en büyük şeyi
yapmak üzereydim; insanın zaten içinde var olan gerçeği, insanı çepeçevre
kuşatan gerçeği kabul etmek üzereydim.” Onun İslamı seçmesi aynı en azından
Amerikalı beyazlara bir tepkiydi; Çünkü Elijah Muhammed daha çok ırkçıydı.
Müslümanlığı tam anlamıyla bilmiyordu ya da açıklamak istemiyordu. Irkçılık
söz konusu olunca, zenciler tabi ki daha kolay Müslüman oluveriyorlardı.
Hapishanede çok okuma imkanı buluyordu. Bütün doğu ve batı felsefesini
okudu. Bir sözlüğü baştan sona kopya etti, yaklaşık bir milyon kelime...burada
beyazlarla ilgili çeşitli gerçekleri öğrenecekti: Beyaz tüccarların koloniler
kurarak Afrika Asya ülkelerine saldırışını, Haç’a hiçbir zaman İsa dininin ruhuna
uygun olarak, içten pazarlıksız olarak el atmadıklarını;alçakgönüllüce, azizce
insanca sarılmadıklarını..
“Şeytan beyaz adam Şeytani mizacının gereği olarak siyah olan her şeyden
nefret etmeyi öğretti bizlere. Beyaz olmayan bütün toplumları sömürdü. Ayrıca
yeryüzündeki bütün dinler kendi mensuplarına tanıyabilecekleri, hiç değilse
kendi ırklarına benzer bir Tanrı düşüncesi getirirken, beyaz köleci efendiler
Zencilere kendi Hıristiyanlıklarını aşılamışlardı. Bu Hıristiyanlık ise ‘Zenciye tıpkı
köleci efendisi gibi sarı saçlı, soluk benizli, mavi gözlü adeta ecnebi tanrıya
tapmasını salık veriyordu tabi ki.”
Eljah Muhammed siyahtı. Georgia’daki bir çiftlik evinde doğmuştu, ailesiyle
birlikte Detroit’e taşınmıştı. İnsan suretine girmiş tanrı olduğunu iddia eden
birisiyle tanışmıştı. Mr. Wallece D. Fard, Eljah Muhammet’e Allah’ın mesajını
bildirmişti ve bu mesajı ‘Kuzey Amerika da yaşayan, Yitik buluntu İslam cemaati
durumundaki siyah halka iletmesini istemişti Eljah Muhammed’den. Buna
dayanarak kurmuştu Eljah Muhammed İslam cemaatini. İçerdeyken
kardeşleriyle ve Eljah Muhammet’le devamlı mektuplaşıyordu. Eljah Muhammet
ona bir mektup göndermiş içine de bir miktar para koymuştu.
Malcolm hapis cezasının son yılını ilk gittiği Charlestown Hapishanesinde
geçirdi. Norlfolk’taki görevliler, iğne vurulmak istemeyişini ve yer
değiştirmesine itirazını neden olarak gösterdiler!. Charlestown’da eskisi gibi
kitap okuyamasa da, çeşitli tartışmalara katılıyordu. Hafta sonu bir ilahiyatçı
İncil dersi vermeye geliyordu, buna katılmaya karar verdi Malcolm. İlahiyatçı
konuşması bittikten sonra soruları alıyordu. Sonunda bir gün Malcolm da el
kaldırdı ve sordu: “Pavlusun rengi neydi? Siyahtı elbet; çünkü o bir İbrani’ydi ve
esas İbranilerse siyahtı...Öyle değil mi?” İlahiyatçı “evet” dedi. Malcolm tekrar
sordu: “Ya İsa’nın rengi....o da İbrani’ydi değil mi?” Adam neye dayanarak
diretebilirdi ki? “evet İsa esmerdi” dedi. Malcolm “peki kiliselerde çizilen
resimlerde İsa hep beyaz çizilmiş, öyleyse bu resimler gerçeği yansıtıyor mu
sizce?” deyince, İlahiyatçı “Bak bu konuda bir şey söyleyemeyeceğim” deyip
çekip gitmişti.
1952 baharında tahliye kurulunun salıverilme kararıyla hapisten çıktı. Hapisten
çıkınca Harlem ya da Boston yerine doğru Detroit’teki kardeşinin yanına gitti.
Buraya gitmesinin nedeni Eljah Muhammet’in öğretisini daha iyi kavramak
içindi. Hapisten çıkışı için kardeşinin çalıştığı mağazanın sahibi kefil olmuştu.
Hemen burada tezgahtar olarak işe başlamıştı. Kardeşi Wifred yanında
kalmasını istemişti, o da seve seve kabul etti bunu. Kardeşinin evinde tam bir
Müslüman evi havası vardı. Kardeşi ona gusül almayı ve namaz kılmayı öğretti.
Mağazada da namazlarını hiç aksatmadan kılıyorlardı, diğer çalışanlardan
habersiz olarak yapıyorlardı bunu. Malcolm namaz kılmayı çok sevmişti, bütün
din kardeşleriyle birlikte ALLAH’a yöneliyorlardı. Detroitteki Müslümanların
toplandığı bir yer vardı. Burada hafta sonları İmam Lamuel Hasan konferanslar
veriyordu. Buradaki Müslümanları o kadar samimiydiler ki, Malcolm böyle bir
samimiyeti hayatında ilk kez görüyordu. Birbirleriyle karşılaştığında herkes
selamlaşıyordu,ve birbirlerine son derece samimi davranıyordu herkes:
‘Kardeşim’, ‘Bacım..’, Hanımefendi...’, ‘Efendim...’ bu fevkalade bir
şeydi...Malcolm tüm bunlar için diz üstü çöküp ALLAH’a şükür ediyor ve Eljah
Muhammet’i göreceği günü iple çekiyordu.
Bir gün Chicago’daki iki numaralı mabedi ziyarete gitme kararı aldılar. Eljah
Muhammet’in burada bir konuşması vardı. Chicago’da iki numaralı Mabed’de
herkes aynı tip elbiseler giyinmişti. Malcolm bu kadar Müslüman’ı disiplinli temiz
bir şekilde ilk kez görüyordu. Elçi içeri girince selam verdi, herkes ‘ve aleyküm
selam’ diye yanıt verdi. Elçinin başında altın nakışlarla süslenmiş bir de taç
vardı. Malcolm bu sırada dalıp gitmişti: kendisi içerdeyken hiç tanımadığı halde
zaman ayırıp mektup yazan, Zencilere liderlik yapabilmek için nice acılara
katlanmış, hiç özveriden kaçınmamış, zencilere kol kanat gerebilmek için
gözünü budaktan sakınmayan lider..
Eljah Muhammed o gün çektikleri sıkıntılardan ve geçmişinden bahsetti.
Konuşmanın sonuna doğru ismiyle hitap ederek Malcolm’a seslendi:
“yıllardandır hiç ara vermeksizin bana mektup yazmıştır Malcolm kardeş. Elim
değdikçe ben de kendisine yazmışımdır. ‘Zindandayken şeytandan kurtulmuştu
Malcolm kardeş; ama şimdi onun tekrar içkime, kumarıma, esrarıma ve
günahıma çekeceğim diyecektir beyaz şeytan. İşte şimdi temiz kardeşimizin
perdesi kalkmıştır, göreceğiz nasıl bir insan olacağını, inanıyorum ki hep bağlı
kalacaktır Malcolm kardeş imanına” diyordu Eljah Muhammed. Akşam yemeğini
Eljah Muhammet’le birlikte yediler. Bu sırada Malcolm Detroitteki Mabedi nasıl
tıka basa doldurabileceğini düşünüyordu kendi kendine. Bir ara sordu:
Detroitteki mabede kaç kişi toplanabileceğini sordu. Eljah Muhammet
“binlercesini”dedi ve gençlere çok önem verilmesini istedi. Malcolm üye sayısını
arttırmak için İmam Lamuel Hasan’a yardımcı olmaya karar verdi Zenci
mahallelerine gidiyor: “Adamım sana şöyle biraz fıs geçeyim mi?”diyerek
başlıyordu konuşmasına, böylece bir çok kişiyi yanında getirmişti.
Malcolm bu ara soyadı değişikliği için başvuruda bulunmuş ve başvurusu kabul
edilmişti. Eljah Muhammed “X”soyadını kullanmalarını öğütlemişti
onlara..Afrika’dayken ailelerin sahip oldukları soyadlarını simgelemektedir ‘X’.
Şimdiki soyadları: köleler, efendilerinin soyadlarını kullandığından, kendilerine
ait değildi. ‘X’ Matematikte bilinmeyenin simgesidir. Bir gün gelip ALLAH’a
dönünceye değin ve kendi ağzından bize kutsal isim verinceye kadar bu ‘X’i
kullanacaklardı. Artık onun ismi Malcolm X’ti. Malcolm X bu arada bol bol
çalışıyordu. Hafta sonu sohbetlerini hiç bırakmadan takip ediyordu. Cemaate
katılmayı hiç aksatmıyordu. Artık geceleri rahat uyuyabiliyordu. Bu hale onu
ALLAH’tan başka kim getirebilirdi ki. Gün geçtikçe Eljah Muhammet’e daha çok
bağlanıyordu.
Eljah Muhammed, yeterlilik kazandığına inanınca, Malcolm’u Boston’a yolladı,
burada Llyod X adında bir Müslüman oturuyordu. İslam’a az çok ilgisi olanları
evinde topladı. Malcolm onlara bir konuşma yaptı. Malcolm konuşmalarında
daha çok siyahlara yapılan işkencelerden bahsediyordu. Böylece, bir tepki
olarak Malcolm’un konuşmalarına katılım çoğalıyordu. Ancak konuşmalar
sonucunda “kim Eljah Muhammet’in hareketine katılmak ister?” dediğinde
sadece bir kaç el kalkıyordu. Aradan üç aya geçtikten sonra bir teşkilat için
yeterli sayıya ulaştığını anlayınca on bir numaralı Mabedi açtılar Boston’a. Eljah
Muhammet onu 1954 yılının martında Philedelphia’ya gönderdi. Malcolm’un
burada da beyazlara ilişkin gerçekler hakkında yaptığı konuşmalar sonucunda
Philadellphia’daki zenciler daha büyük tepki verdiler ve Mayıs ayının sonunda
On iki numaralı Mabet açıldı. Ertesi yıl başarılarından dolayı Eljah Muhammet
Malcolm X’i Newyork’u teşkilatlandırması için görevlendirdi.
Malcolm X eskiden dümenler çevirdiği, esrar sattığı bu yere, yani buradaki
sokaklara pek yabancı değildi. Eski arkadaşlarını ziyaret etti. Hiç birisi onun bu
denli değiştiğine pek mana veremiyorlardı. Malcolm X bu arada Müslüman bir
hemşire olan ve yine Müslüman teşkilat için çalışan Betty X adında birisiyle,
Eljah Muhammet’ten onay aldıktan sonra evlendi.
Büyük bir kentte, imkanları büsbütün sınırlı bir örgüt, kamuoyunun dikkatlerini
üstüne tam anlamıyla çekebilecek bir olayla karşı karşıya kalmazsa, pratik
hayatta tanınmamaya mahkumdur. İşte bir gün Harlem’de öyle bir olay
meydana geldi. İki beyaz polis zenciler arasında çıkan kavgayı önlemeye
çalışırken Johnson Hinton adındaki bir Müslüman’a coplarla saldırdılar.
Kafasından yaralanıp derisi epeyce soyulan Hinton, bir polis arabasıyla en yakın
karakola götürüldü.
Malcolm X olaydan haberdar edilince 50 kadar Müslüman’la birlikte karakola
gitti. İlk önce Malcolm’a onu göremeyeceklerini söylediler. Malcolm da nöbetçi
amire pencereden dışarı bakmasını söylemiş, adam dışarıdaki Müslümanları
görünce şaşırmıştı. Malcolm kardeşlerini görmeyince orayı terk etmeyeceklerini
söyledi. Nöbetçi amiri göstermeye razı olmuş: Johnson Hinton’u kafası, yüzü,
omuzları kana bulanmış bir vaziyette buldular. Malcolm: “bu adamın yeri
karakol değil hastanedir”diye bağırdı. Hemen bir can kurtaranla onu hastaneye
yolladılar. Hastanede yol boyunca elli Müslüman’la birlikte arabayı takip ettiler.
Harlem’in en büyük caddesinde o güne kadar böyle kalabalık görmeyen zenciler
dükkanlardan, kafelerden fırlayıp, kalabalığın peşine takıldılar.
İslam cemaati Johnson Hinton’un davacı olması için çok çalıştı, davanın
sonunda Johnson Hinton 70 bin dolar tazminat kazandı. Bu olay Amerika da
Müslüman cemaatinin gündeme gelmesine vesile oldu. Artık Amerika’daki
televizyonlar Müslümanların mescitlerini gösteriyorlar, çeşitli belgeseller
düzenliyorlardı .Malcolm X televizyon programlarına katılıyordu. Siyah
Müslümanlar iyice Amerika gündemini meşgul etmeye başladılar...
Eljah Muhammed, Malcolm X’ e. “senin daha çok ünlü olmanı istiyorum. Çünkü
sen ünlendikçe ben daha çok tanınıyorum ve cemaatimize katılım
çoğalıyor.”demişti. Eljah Muhammet’in vekili olarak Malcolm X radyo ve
televizyonlarda, Üniversite kampüslerinde bir çok konuşmalar yaptı. Eljah
Muhammet’in vekili olarak konuştukça, diğer İmamlar onu kıskanmaya
başladılar. Onunla arasını bozmak isteyenlere karşın 1963 yılında bir
konuşmasında Eljah Muhammed: “İşte benim en sadık, en yılmaz vekilim.
Ölünceye dek ayrılmayacaktır izimden” diyordu Malcolm için..
1963 yılında Eljah Muhammet’le ilgili çeşitli haberler çıkmıştı. Malcolm X bu
haberlerden dolayı çok üzülüyordu, böyle bir şeyi düşünmek bile ona çok
edepsizce geliyordu. Gazeteler Eljah Muhammet’in sekreterleriyle çeşitli
ilişkileri olduğunu yazıyordu. Malcolm dayanamayıp hemen Eljah Muhammet’le
Phoenix’te bir araya geldi. İşte burada Eljah Muhammet’in İslam dinini nasıl
bildiğine ve nasıl çarpıttığına şahit olacağız. Malcolm X’e aynen şunları
söylüyordu: “Davud’u okurken, bir başkasının karısına nasıl göz diktiğini
öğrenmişsindir, işte o Davudum ben. Nuh’u okumuşsundur; şu sarhoşu, işte ben
onun ta kendisiyim. Lut’un serüvenini okumuşsundur: şu kendi kızlarıyla aynı
yatağı paylaşanı...bana da bunları yapmak caiz oluyor herhalde” demişti Eljah
Muhammet.(Not: Bunlar tahrif edilmiş Tevrat’ın ayetleri idi ve diğerleri gibi
Malcolm da o zamanlar Kur’an’dan uzaktı.)
22 kasım 1963 yılında Dallas’ta Amerikan başbakanı John F. Kennedy bir suikast
sonucu öldürülmüştü. Eljah Muhammet ne olursa olsun hiçbir vekilin bu suikast
hakkında konuşma yapmaması için bir buyruk göndermişti. Malcolm bu olaydan
sonra Eljah Muhammet’in vekili olarak bir konuşma yaptı. Konuşma bittikten
sonra, sorulu cevaplı bölüme geçildiğinde birisi ona şu soruyu yöneltti: “Başkan
Kennedy’nin ölümü hakkında ne düşünüyorsunuz?” Malcolm da bir temsille
kendi görüşünü açıkladı: “Siz sabah tavuklarınızı bahçeye gönderdiğinizde
akşam komşunuzun kümesine değil de tekrar sizin kümesine gelecektir. Evet
şeytan onu tekrar yanına aldı.”
Bu konuşması üzerine Malcolm X 90 gün hiç konuşmama cezası aldı Eljah
Muhammet’ten. Manşetler“Malcolm X susturuldu” diyordu. MalcolmX, 90 gün
sonra konuşabileceğini düşünüyordu fakat, artık ders verdiği yedi numaralı
mabette de ders vermesi yasaklanmıştı. Biraz kafa dinlemek ve tatil yapmak için
Malcolm X ve eşi o zamanlar yeni yeni İslam cemaatine katılan ve boksör olan
Muhammed Ali’nin evine gittiler. Bu, eşi Bety’nin evlendikten sonra ilk tatili
olacaktı.
Malcolm X artık Eljah Muhammet’in adamları tarafından tehdit edilmeye
başlamıştı, tetiği çekmesi için yedi numaralı Mabedin imamına emir verilmişti
Eljah Muhammet tarafından. Malcolm X bu sırada Hac görevini yerine getirmek
için Mekke’ye gitmeyi düşünüyordu..Bunun için kardeşi Ella’dan borç aldı. İlk
önce Mısır’a gitti. Hacca gitmesi Malcolm X için çok kavramın değişmesinin
başlangıcıydı. Mekke’den hanımına aynen şunları yazıyordu: “İnanamayacaksın
ama; tenleri beyazdan daha beyaz olan insanlarla aynı bardaktan su içtim, ve
aynı tabaktan yemek yedim. Hepimiz bir kardeştik. Ben artık ırkçı bir Müslüman
değilim. Gerçek peygamberimiz olan Hz. Muhammed ırkçılığı yasaklamıştır.”
Burada ismini de bir Müslüman ismiyle değiştirdi. El-hac Malik El-Şahbaz, dı
artık o...
Malcolm X Mekke’de gerçek Müslümanlığı öğrendi. Kral Faysal’la görüştü.
Beyrut’ta bir üniversitede Amerikalı siyahlarla ilgili konferans verdi. Amerika’ya
geri döndüğünde basına ırkçılığı bıraktığını, kendisinin yeni bir örgüt kuracağını,
beyazların bu örgüte katılabileceklerini açıkladı.
Malcolm X’in ırkçılığı bırakması ve artık yeni kurduğu örgüte beyazların da üye
olabileceğini açıklaması, Amerika kamuoyunun dikkatlerini üzerine çekti. İslam
dini, belki de ilk olarak, Amerikan basınında evrensel ve geniş boyutlarda yer
buldu. Irkçılığı bırakması Eljah Muhammed ve çeşitli siyah kuruluşlar tarafından
doğru bulunmadı. Malcolm X artık bir çok tehditler almaya başlamıştı. Yaşadığı
her günü ödünç alıyor gibiydi. Nereye gitse takip ediliyordu. Etrafındaki kişilere
artık kendi sonunun geldiğini söylemekten çekinmiyordu. Ailesi bir yerde,
kendisi de güvenliği için değişik otellerde kalıyordu.
“NASIL YAŞARSANIZ ÖYLE ÖLÜRSÜNÜZ”
Malcolm X hayatını mensubu bulunduğu toplumun haklarını elde etmek, bundan
daha da ötesi bu toplumu gerçek kimliğine kavuşturmaya adamıştı. Belki siyah
toplum olarak bütün eşyalarını, tekrar bir gemiye yükleyip Afrika’ya
dönemezlerdi ama kültürleriyle, dinleriyle, dilleriyle bir de özgürlükleriyle
Afrikalı olabilirlerdi. Tahrip edilmiş Hıristiyanlık dini onlara iki dünyayı da
cehennem yapmıştı ne yazık ki ...En son ve en mükemmel din olan İslamiyet
ancak bu toplumun her iki dünyada saadetini sağlayabilirdi. Malcolm X bu
gerçekleri anlatabilmek için çalıştı. Gece yarısı evine Monoton kokteyli atıp evini
ateşe vermişlerdi ama o saat 4 uçağıyla Chicago’ya gidip Detroit’teki konferansa
yetişmişti. 21 Şubat 1965 Pazar günü bir eğlence salonunda bir konferans
vardı,400 sandalye kurulmuş, salon hazır hale getirilmiş, herkes yerini almıştı.
Malcolm X’in eşi de dört çocuğuyla birlikte en önde yerini almıştı.
Malcolm X takdim edildikten sonra kürsüye doğru yürüdü ve ‘Esselamu aleyküm’
dedi; salondakiler hep birlikte: ‘ve aleyküm selam’ dedikten sonra salonun bir
yerinde bir karışıklık çıktı. Herkes dikkatini tam oraya çevirmişken birkaç kişi
Malcolm’a ateş açtılar. Herkes dışarı kaçmaya çalıştı. Kendisine isabet eden on
altı kurşundan ilkini yer yemez Malcolm X’in dinleyicileri sakinleştirmek için
kalkmış olan sağ eli derhal göğsüne düştü, öteki eli havaya kaktı orta parmağını
bir kurşun uçurup gitti, sakalının arasından kanlar sızıyordu, ve vücudu arkaya
iki sandalyeyi devirerek düştü. Tetikçiler yere düşmüş vücudunu iyice
kurşunladıktan sonra kaçtılar. Dört çocuğunun üzerine kapanan eşi ve
dinleyicilerden bazıları hemen sahneye koştular; ancak kurşunlar tam can alıcı
noktalara isabet etmişti, yakındaki bir hastaneye götürülürken yolda vefat etti.
Hayatını adamış olduğu bu toplum için konferans verirken..
Malcolm’un naaşı cenaze evinde yirmi iki bin kişi ziyaret ettikten sonra,
Amerika’da yaşayan Arabistanlı birisi tarafından İslami şartlarda toprağa
verildi.
Zulüm, kısmak istediği sesi nara yapar! Ve bazı ölüler, yaşayanlardan çok daha
yüksek sesle konuşur...
Malcolm X onlardandı.
Allah (cc) rahmet eylesin, mekanını cennet eylesin…
Malcolm X sonrası ABD’de İslam
MalcolmX, Eljah Muhammed tarafından ihraç edildikten sonra Suudi Arabistan
olmak üzere çeşitli Orta doğu ülkelerine geziler düzenledi. Buralardan
döndükten sonra Eljah Muhammed’in oğlu Wallace D. Muhammet’le birlikte
Amerikan İslam Misyonu adlı örgütü kurdular. Malcolm X’ in ölümünden sonra
W.D.Muhammed liderliğindeki örgüt daha sonraları diğer İslam ülkelerindeki
örgütlerle birleştiler. Kısa sürede Amerika’daki en büyük İslam cemaati haline
geldi. Diplomaları devlet tarafından tanınan okullar açtılar, Kur’an ve Arapça
eğitimi sağladılar. 1985 yılından sonra dünya üzerindeki Müslümanlarla
sağlanması amaçlanan entegrasyonun son aşamasını da yerine getirip Amerikan
İslam Misyonunun kapatıldığını ilan ettiler.
Diğer taraftan Nation of İslam örgütünün başına Eljah Muhammet’in yerine
Louis Farrakhan geçti. Örgüt Milliyetçi çizgisini günümüze dek sürdürmektedir.
Amerika’da bu gün yaklaşık 8 milyon Müslüman yaşamaktadır. 11 Eylül
saldırılarından sonra 2 ay gibi kısa bir sürede 50.000 Amerikan vatandaşı
Müslüman oldu. Daha önceleri ise yılda 25 bin Amerikalı Müslüman oluyordu.
Yapılan araştırmalarda öyle gözüküyor ki bir çok Amerikalı Müslüman olacak;
çünkü Amerikalılar daha gerçek İslamla yüz yüze gelmediler. İslam gündeme
geldikçe ilgi artıyor. Amerikalı Müslümanların çoğunu Orta Doğulu ve Afrikalı
Müslümanlar oluşturmaktadır.
BEYAZ PERDEDE MALCOLM X
Malcolm X'in hayatı yönetmenliğini Spike Lee'nin yaptığı ve kendisini Denzel
Washington'un canlandırdığı 1992 yapımı bir sinema filmine konu olmuştur.
Filmde rol alan sançtılar: Spike Lee, Denzel Washington, Angela Bassett, Delroy
Lindo, Albert Hall, Theresa Randle, Lonette Mckee, Tommy Hollis, Kate Vernon,
Al Freeman Jr.
MALCOLM X’TEN ANLAMLI SÖZLER
* İnsanı küçük bir yaratık olmaktan alıp yetiştirerek, olgun bir insan haline
getiren şeylerden biri de imtihan, tecrübe ve sıkıntılardır. Kar, yağmur ve
fırtınadan geçerek gelirseniz, yapmak istediklerinizi güneş çıkıp her şey
düzeldiğinde daha kolaylıkla yapabilirsiniz.
* En iyi nasihat, iyi örnek olmaktır.
* Oy kurşun gibidir. Bir hedef gözetmediğiniz takdirde kullanmayın. Eğer
hükümet ödediğimiz vergilerle bizi koruyamıyorsa, ödediğimiz vergilerin bir
kısmını silah almak için ayırmaktan çekinmeyeceğiz. Seçenek oy, ya da
kurşundur.
* Irkçılık olmadan kapitalizm olmaz.
* Bu ülke ( ABD) caniler tarafından idare edilen bir ülkedir. Hiç kimse efendisini
hizmetkarından iyi bilemez.
* İster mermi kullansın, ister oy pusulası, insan iyi nişan almalı, kuklayı değil
kuklacıyı vurmalı.
* Beyaz adam savaştı, biz öldük..
Bir belge:
Mekke’den Amerika’ya mektup
Ömrümde, her renkten,
her ırktan insanın birlikte kaynaştığı, İbrahim’e, Muhammed’e ve semavi
kitaplardaki bütün peygamberlere ev sahipliği yapan, şimdi bulunduğum bu
mukaddes topraklardaki kadar, insanlar arasında böylesine coşkulu ve içtenlikli
bir konukseverlik, böylesine yüreklerden taşan gerçek bir kardeşlik hiç
görmedim.
Geçen hafta, çevremde her renkten insanın oluşturduğu asil ve anlatılamaz
ihtişamdan büyülenmiş bir halde konuşmaktan aciz kaldım.
Beni yaratan Allah beni mukaddes Mekke’yi ziyaret etmekle ödüllendirdi.
Kâbe’nin çevresini yedi kere döndüm. İnsanlığın dertlerine deva, İslam’ın kutsal
suyu zemzemden kana kana içtim. Safa ve Merve tepeleri arasında yedi defa
gittim geldim.
Adem’in yurdunda, tarihin en eski kenti Mina’da, Arafat’ta dua ettim.
Dünyanın dört bucağından on binlerce hacı ile birlikteydim. Mavi gözlü
sarışınlardan siyah derili Afrikalıya kadar bütün renkler kaynaşmıştı. Fakat
hepsi insanların birlikteliğini, tek bir ruh halini simgeliyordu. Bu benim
Amerika’da siyah ile beyaz arasında göremediğim, fakat görülmesi kaçınılmaz
ve mümkün olan bir manzaraydı.
Amerika, İslam’ı tanımalı, anlamalı ve bilmelidir. Çünkü sadece bu din,
toplumdaki ırk ve renk ayrımı ile insanlar arasındaki ayırımı kökten
reddetmektedir. İslam ülkelerine yaptığım gezilerde konuştuğum insanlar ve
hatta beraber yemek yediğim beyaz Amerikalılar, kafalarındaki ayırımcılığın
İslam ile tanıştıktan sonra yok olduğunu söylediler.
İnsanların renklerine bakılmaksızın birlikte iç içe oldukları böylesine içtenlikli
ve gerçek bir kardeşlik manzarasını bundan önce hiç görmemiştim.
Bu sözcükleri benden işitmekle belki şaşıracaksınız. Bu hac sırasında gördüğüm
ve yaşadığım bu gerçeklerin benim daha önceden eriştiğim düşünce biçimini
yeniden temellendirmede etkili oldu ve bazı varsayımlarımı terk etmeye karar
verdim.
Bu benim için hiç de zor olmayacak. Sıkı ve kesin kabul ettiğim düşüncelerime
rağmen, ben her zaman gerçeğin arayışı içinde oldum ve karşılaştığım her yeni
gerçeği yeni bir aşama, yeni bir açılım olarak kabul ettim.
Gerçeğin yetenekle aranmasının önemli ve belki de ilk şartı olan beynimi ve
aklımı daima açık tuttum. Bu kutsal yerlerde geçirdiğim 11 gün içinde Müslüman
kardeşlerimle tek ve aynı Allah’a ibadet ve dua ederken onlarla birlikte aynı
tabaktan yedim, aynı bardaktan içtim, aynı kilimin üstünde uyudum. Gözleri
mavilerin en mavisi, saçları sarıların en sarısı ve derileri beyazların en beyazı
idi.
Ve beyaz Müslümanların sözcükleriyle ben Nijerya’dan, Sudan’dan ve Gana’dan
siyah Afrikalı Müslümanlar arasında aynı ve gerçek içtenliği ve duyarlılığı
yaşadım. Biz gerçekten kardeştik. Çünkü inancımız tek Allah’a idi ve aramızda
renkler kalmamış ve beyaz renk, Amerika’da var olan tutum ve davranışlarıyla
düşüncelerimizden sökülüp atılmıştı.
Beyaz Amerikalılar Allah’ın tekliğini kabul ettiklerinde insanın birliği gerçeğini
de kabul edecekler; insanlar arasında antropolojik üstünlük ölçülerine, farklı
renklere farklı muamelede bulunmaya son vereceklerdir.
Amerika’daki ırkçılık, tedavi kabul etmez bir kanser salgınıdır. Beyaz
Amerikalının Hıristiyan kalbinin, böylesine yıkıcı bir hastalığın tedavisinde
kanıtlanmış bir gerçeği kabul etmesi kaçınılmazdır. Irkçılık Almanya’da
Almanları içeriden vurmuş ve
yıkmıştır.
Bu kutsal topraklarda geçen her saat bana Amerika’daki siyah-beyaz
çatışmasına yaklaşımda çok daha güçlü bir iç zenginliği kazandırıyor. Amerikan
zencileri ırkçı kinleri nedeniyle asla suçlanamazlar. Onların tepkileri, Amerikan
beyazlarının 400 senelik bilinçli ırkçı davranışlarına karşı oluşan bir bilinçaltının
doğal sonucudur.
Irkçılık Amerika’yı sarmalayarak bir intihar yolunda götürmektedir.
Gözlemlerime dayanarak çeşitli zaman ve mekanlarda kolej ve üniversitelerde
birlikte olduğum yeni nesil beyaz gençlerin birçoğunun duvarlardaki yazıları
görüp okuduktan sonra Amerika’yı tümden bir yıkıma götürecek ırkçılık
hastalığından kurtaracak tek doğru yolu bulmaları kadar doğal bir şey olamaz.
Hiç de öyle çok yüksek bir saygınlık görmedim ve bunu beklemiyordum da.
Kendimi çok saygıdeğer birisi veya hepten değersiz birisi gibi de hissetmedim!..
Birkaç gece önce Amerika’da, kendisini beyaz olarak gören bir beyaz adam;
Birleşmiş Milletler’de bir diplomat, bir elçi, kralların arkadaşı, bana kendi
dairesini, kendi yatağını verdi.
Amerika’da, böyle bir muamele göreceğim aklımın ucundan geçmesi bir yana, bu
durum rüyalarımda bile olası değildi. Böyle saygınlık ve şerefli bir muamelenin
Amerika’da, değil bir zenciye, bir krala bile yapılması şaşkınlık yaratacak bir
gelişmedir.
Bütün övgüler yerin, yedi kat semanın ve evrenlerin yegane yaratıcısı ve sahibi
Yüce Allah’a aittir.
El Hacc Malik el-Şahbaz
Mekke 1964
KAYNAKÇA:
Malcolm X- Alex Halley- İnsan Yayınları
Tarih: 13.09.2012
www.malatyabasin.com
http://www.malatyabasin.com/
Download